İskenderun Technical University
Enstitü

Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü

İskenderun Technical University

304

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Arşivlenen Tez

10 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kağıt dielektrik bazlı esnek antenler

daha sonra doldurulacaktır

AntenDielektriklerMikroşerit antenler
Sevim Sökmen
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı polietilen glikol (PEG-300) konsantrasyonlarına sahip nötron zırhı malzemelerin üretimi ve nötron soğurma özelliklerinin incelenmesi

İyonlaştırıcı radyasyonun çevre ve insan yaşamı için zararlı etkileri olduğu bilinmektedir. İyonlaştırıcı radyasyonun bu zararlı etkilerinden korunmak için radyasyon zırhı malzemeler en iyi seçim olabilir ve radyasyon zırhı malzemelerin kullanım amacı gelen radyasyon şiddetinin daha güvenilir seviyeye ulaştırılmasıdır. Ağır beton, çelik ve alüminyum nükleer teknolojide kullanılan zırh malzemeleridir ve zamanla oluşan mikro-çatlaklar, korozyon ve düşük termal dayanım gibi bazı dezavantajlara sahiptir. Özellikle, yaygın olarak kullanılan zırh malzemeleri yüksek maliyet ve toksik etkilerinden dolayı uygun değildir. Son yıllarda, nötron soğurucu malzeme olarak yeni nesil polimer kompozit malzemeler üstün mekanik ve termal özelliklerinden dolayı dikkat çekmektedir. Bu çalışmada ilk olarak nötron etkileşimlerinin karmaşıklığından dolayı, farklı PEG-300 konsantrasyonlarına sahip poliüretan köpüklerin nötron soğurma özellikleri incelenmiştir.

Polietilen glikollerPolimer kompozitlerSoğurma
Erhan Emre Erdoğmuş
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kompozit betonarme kirişlerin deneysel ve teorik olarakincelenmesi

Yeni nesil kompozit malzemeler, diğer sektörlerde kullanıldığı gibi inşaat sektöründe de kullanması günden güne artmaktadır. Kompozit malzemeler, yüksek mukavemet/ağırlık oranı, aşındırıcı olmayan yapısı, hafifliği, düzgün yüzeyli yapısı vb gibi etkin özelliklere sahiptir. Beton çeşitli avantajlara sahip olduğundan inşaatlarda en çok kullanılan yapı malzemelerden biridir. Geleneksel beton güçlü basınç dayanımına sahip olmasına karşın zayıf çekme dayanıma sahiptir. Çekme dayanımındaki bu zayıflığı ortadan kaldırmak ve bunun yanı sıra betonun sünekliğini iyileştirmek için geleneksel betonda makro sentetik fiber kullanılmıştır. Çalışma kapsamında slump testi, basınç testi, yarma testi, eğilme testi, küp ultrasonic beton testi ve Schmidt çekiç testi yapıp makro sentetik fiberlerin kullanılması ile betonun mekanik özellikleri araştırılmıştır. Çeliğin korozyona uğraması inşaatta en öne çıkan problemlerden biri olarak bilinmektedir. Günümüzde korozyon dayanımı yüksek, çeliğe göre daha hafif ve yüksek dayanımlı GFRP (Cam Fiber Tekviyeli Plastik) donatıları kullanılmaktadır. Çalışmanın ikinci kısmında betonarme kirişler üzerinde dört noktalı eğilme deneyi yapılmıştır. Dikdörtgen kesitli hibrit (çelik-GFRP-lif) donatılı kirişler tasarlanmıştır. Sunulan çalışmanın kesiti 0.20x0.15m ve boyu 1.24m olarak seçilmiştir. Bu deneysel çalışmada, toplam 15 adet betonarme kiriş üretilmiştir. Bu çalışmanın parametreleri, hacimce %0.4 ve %0.8 oranında makro sentetik lif, çelik donatı ve GFRP donatıdan oluşmaktadır. Bu kirişlerden 6 tanesi CFRP (Karbon Fiber Tekviyeli polimer) ile güçlendirilmiştir. Deney sonuçları sonlu elemanlar modeli Abaqus programından elde edilen sonuçlarla karşılaştırılmıştır.

DonatıKaplamaKarbon lifler+3
Mohammad Bılal Jalalı
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geniş bant haberleşme uygulamaları için fotonik entegre devrelerde kullanılabilecek nano ışık kaynaklarının manyetik purcell etkisi ile tasarımı

Yıllar içerisinde iletişim ve haberleşme teknolojileri hızla gelişmiş ve günümüzde de halen bu gelişimini sürdürmektedir. Bu gelişim sonucunda ise verimli ve yüksek hızlı veri aktarımı zorunlu hale gelmiştir. Dünyanın önde gelen elektronik bileşen üreticileri de yüksek hız ve enerji verimini amaçlayan yeni teknolojilerin gelişimini destekleyip bu doğrultuda çalışmalar yürütmektedirler. Bahsedilen bu çalışmalara duyulan ihtiyaçların temelinde ise yarı iletken tabanlı işlemcilerde ısı üretimi ve buna bağlı olarak sistemlerin çalışma hızının sınırlı olması gibi nedenler yatmaktadır. Bu problemlerin üstesinden gelebilmenin potansiyel bir çözümü olarak bilgi işleme cihazlarında elektrik sinyalleri yerine ışığın esas bilgi taşıyıcı olarak görev aldığı optik bilgi işleme teknolojileri söz konusu hale gelmiştir. Optik bilgi işlemede gelecek vadeden önemli uygulamalardan biri de nanofotonik teknolojisidir. Bu teknoloji metamalzeme düşüncesi temelinde dalga boyundan daha küçük boyutlarda yapıların tasarlanması ile optik özelliklerin esnek bir şekilde ayarlanabilmesinin önünü açmaktadır. Söz konusu bu uygulamalardan biri olan plazmonikler uzun yıllar boyunca nanofotonik çalışmalarının öncüsü olmuştur. Ancak optik frekanslarda metallerin elektronik bant yapısı ile ilişkili kayıplar nedeniyle plazmonik yapıların kullanıldığı nanofotonik cihazlarda verim sorunu yaşanmaktadır. Son zamanlarda düşük kayıp ve yüksek verim vadeden yüksek kırılma indisine sahip nano yapılar, yüksek saçılma verimi sağlamaları nedeniyle plazmoniklere alternatif olarak değerlendirilmektedir. Bu bağlamda, bu tez kapsamında nanofotonik cihazların iç ve dış haberleşmesi için gerekli, yüksek hızda anahtarlama yapabilen nano ışık kaynakları tamamen dielektrik yüksek kırılma indisli nano rezonatörlerin manyetik Purcell etkisinden yararlanılarak tasarlanmıştır. Çalışmanın içeriğinde üç farklı nano rezonatör tasarımı yer almaktadır. Sunulan ilk iki tasarımda silikon malzemenin optik özelliğinden yararlanıldığı nano rezonatörlerin ışık-madde etkileşimi görünür tayf aralığı olan 400-700 nm arasında incelenmiştir. Son aşamada sunulan germanyum malzemeden meydana gelen nano rezonatörün ışık-madde etkileşimi ise yakın kızılötesi tayf aralığı olan 1000-2500 nm arasında ele alınmıştır. Nano rezonatörlerin saçılma karakteristikleri, yakın alan özellikleri ve manyetik Purcell etkileri zaman domeninde sonlu farklar yönteminin kullanıldığı simülasyon yazılımı aracılığıyla analiz edilmiştir.

DielektriklerGeniş bantlı şebekelerIşık kaynakları+1
Şuanur Kaba
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Referans buharlaşma miktarının bulanık SMRGT, ANFİS ve çoklu doğrusal regresyon yöntemleri ile tahmini

Evapotranspirasyon tahmininin doğru bir şekilde yapılması, su kaynaklarını geliştirmek, kontrol etmek ve yönetmek için son derece kritik bir öneme sahiptir. Su kaynaklarının gün geçtikçe azaldığı düşünüldüğünde buharlaşmadan kaynaklanan kayıpların da artan bir önemi bulunmaktadır. Bu çalışmada günlük evapotranspirasyon tahmini yapılmıştır. Çalışmada kullanılacak veriler Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) tarafından işletilmekte olan 17351 numaralı Adana Bölge istasyonundan elde edilmiştir. Veriler 2015-2021 yılları arasındaki günlük ortalama sıcaklık (TM), bağıl nem (RH), rüzgâr hızı (U) ve solar radyasyon (SR) değerlerini kapsamaktadır. Toplam 1966 günlük veri kullanılmış olup bu verilerin %75'i (1476 günlük veri) eğitim aşamasında %25'i (490 günlük veri) test aşamasında kullanılmıştır. Meteorolojik veriler ile farklı kombinasyonlar oluşturulmuştur. Bu kombinasyonlar girdi parametresi olarak düzenlenmiştir. Evapotranspirasyon tahmini için Penman Monteith yöntemi referans olarak kabul edilmiştir. (ET_0) Günlük evapotranspirasyon miktarı Basit Üyelik Fonksiyonları ve Bulanık Kural Oluşturma Tekniği (Bulanık SMRGT) ile Adaptif Sinirsel Bulanık Çıkarım sistemi (ANFİS) yöntemleri kullanılarak tahmin edilmiştir. Elde edilen sonuçlar klasik Çoklu Doğrusal Regresyon (ÇDR) yöntem sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Tüm analizlerde göz önüne alınan ölçütler olan determinasyon katsayısı (R²) ve hata oranlarına (MOH, KKOH) dayanarak, ANFİS modelinin SMRGT ve ÇDR modellerine kıyasla evapotranspirasyon tahminlerinde daha üstün sonuçlar sunduğu gözlemlenmiştir. ANFİS modeli, daha yüksek bir determinasyon katsayısı (0.9988) ve daha düşük hata oranı (MOH: 0.046mm, KKOH: 0.067 mm) değerlerine sahip olmasıyla daha iyi bir performans sergilemiştir.

Serkan Demirel
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğal afetlerin ikincil etkileri ve kbrn afetlerine dönüşümü arasındaki ilişkinin incelenmesi

Doğa kaynaklı afetler insanları sadece direkt etkileri ile değil aynı zamanda neden oldukları ikincil afetlerin yarattığı tehditlere bağlı olarak da etkilemektedir. Özellikle yıkıcı etkilere sahip doğa kaynaklı afetler KBRN risklerini tetikleyebilmektedir. Seller sonrasında çeşitli kimyasallar sel sularına karışabilmekte, bulaşıcı hastalıklar açığa çıkabilmektedir. Özellikle depremlerden sonra KBRN maddelerini bünyesinde barındıran endüstriyel tesisler ve nükleer santraller hasar görerek insanlar ve çevre açısından zararlı olabilecek maddelerin yayılmasına neden olabilmektedir. Tüm bu durumlar göz önünde bulundurularak bu çalışma kapsamında 1992-2022 yılı aralığında Asya, Avrupa ve Amerika kıtalarında meydana gelmiş doğa kaynaklı afetlerin, afet türlerine göre oransal dağılımının araştırılması, söz konusu kıtalarda meydana gelmiş endüstriyel tesis kazalarının afet alt türüne göre afet sayısı, ölü sayısı ve etkilenen kişi sayısı açısından oransal dağılımının araştırılması, aynı zamanda doğa kaynaklı afetlerin ve endüstriyel tesis kazalarının en fazla yaşandığı ilk 15 ülkenin saptanması hedeflenmiştir. Çalışmanın evrenini 1992-2022 yılları arasında EM-DAT veri tabanına kayıtlı bulunan Asya, Avrupa ve Amerika kıtasında yaşanmış doğa kaynaklı afetler ve endüstriyel tesis kazaları oluşturmuştur. Veriler EM-DAT veri tabanından çekilerek Excel olarak alınmış ve SPSS 25.0 programına aktarılarak basit frekans analizi gerçekleştirilmiştir. Veri tabanından elde edilen bilgilere göre doğa kaynaklı afetlerin en çok yaşandığı ilk 15 ülke ile endüstriyel kazaların en çok yaşandığı ilk 15 ülke karşılaştırıldığında Çin, Rusya, Endonezya, ABD, İran, Kolombiya, Pakistan, Vietnam, Meksika ve Türkiye'nin yer aldığı 10 ülkenin hem doğa kaynaklı afetler bakımından hem de endüstriyel kazalar bakımından ilk 15 sıra içerisinde yer aldığı tespit edilmiştir. Bunlara ek olarak Asya, Avrupa ve Amerika kıtasında en fazla meydana gelen doğa kaynaklı afetlerde ilk iki sırayı deprem ve sellerin oluşturduğu, endüstriyel kazalar için yapılan analizde ise her üç kıtada da patlamaların ilk sırada yer aldığı Asya kıtasında gaz sızıntılarının, Avrupa ve Amerika kıtasında kimyasal dökülmelerin ikinci sırada yer aldığı saptanmıştır. Özellikle doğa kaynaklı afetlerin en fazla görüldüğü ilk 15 ülke ile endüstriyel tesis kazasının en fazla yaşandığı ilk 15 ülkenin kesişim kümesinde yer alan ülkelerin ikincil afetler bağlamında önleyici tedbirler almasının büyük öneme sahip olduğu görülmüştür.

Tolga Savaş
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

İskenderun ve Mersin körfezlerinden avlananhas kefal (Mugil cephalus) ve levrek (Dicentrarchus labrax)'te mikroplastik miktarı ve bisfenol a birikimi

Plastik atıklar denizel ekosistemlere ulaşarak, bu ortamlarda bulunan canlıları ve dolaylı olarak tüm ekosistemi olumsuz etkilemektedir. Bu olumsuz etkilerin başında atık plastiklerin parçalanarak mikroplastiklere dönüşmesi ve plastik bileşiminde bulunan katkı maddelerinin doğada çözünmesi gelmektedir. Plastik atıkların içerdiği katkı maddelerinden biri de endokrin bozucu ve kanserojen olduğu bilinen Bisfenol-A (BFA)'dır. Bu çalışma ile önemli miktarda plastik atık yüküne maruz kalan İskenderun ve Mersin körfezlerinde bulunan Asi, Deliçay, Ceyhan ve Seyhan nehirlerinin denize döküldüğü bölgelerin yakınlarından, yaz (Ağustos) ve kış (Şubat) mevsimlerinde örneklenen has kefal (Mugil cephalus) ve levrek (Dicentrarchus labrax) bireylerindeki mikroplastik varlığı ve BFA düzeyleri belirlenmeye çalışılmıştır. Örneklenen kefal ve levreklerin %88'inde mikroplastiğe rastlanılmış olup, toplamda 1340 adet mikroplastik tespit edilmiştir. Baskın mikroplastik tipinin fiber (%87), baskın rengin ise siyah (%35) olduğu gözlemlenmiştir. En düşük mikroplastik miktarının II (Dörtyol) no'lu istasyondan örneklenen balıklarda toplam 116 adet, en yüksek ise I (Samandağ) no'lu istasyondan örneklenen balıklarda toplam 576 adet olduğu tespit edilmiştir. Türlere göre tespit edilen mikroplastik miktarı ise; kefalde 1057 adet (%78) ve levrekte 283 adet (%21) olarak belirlenmiştir. Örneklenen balıklardaki BFA birikim düzeylerinin; kefallerin kas dokusunda 0,057±0,045 ng/g ile 1,076±0,151 ng/g aralığında, karaciğer dokusunda 0,056±0,440 ng/g ile 1,008±0,556 ng/g aralığında, levreklerin kas dokusunda 0,154±0,048 ng/g ile 0,961±0,469 ng/g aralığında, karaciğer dokusunda ise 0,056±0,440 ng/g ile 0,787±0,431 ng/g aralığında olduğu tespit edilmiştir. Her iki balık türünde de en düşük BFA birikimi I no'lu istasyon (Samandağ)'dan, en yüksek ise IV no'lu istasyon (Mersin)'dan örneklenen balıklarda saptanmıştır.

Alper Yanar
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sondaj çamurlarında grafitin kullanılabilirliğinin araştırılması

Bu tez çalışmasında, sondaj çamuruna grafit katılmasının sondaj çamurunun reolojik özelliklerine olan etkisi incelenmiştir. Bu amaçla bentonit, kostik, su karışımından oluşturulmuş su bazlı sondaj çamuruna farklı konsantrasyonlarda (%0,1-%2) toz haldeki grafit eklenerek hazırlanmış sondaj çamurunun; PV, AV, YP, jel mukavemeti, filtrasyon kaybı, kek kalınlığı, pH ve yoğunluk analizleri Amerikan Petrol Enstitüsü (API) standartlarına göre analiz edilmiştir. Çalışmanın sonunda temel haldeki sondaj çamurunun görünür viskozitesi 38 saniye plastik viskozitesi 10 cP, kopma noktası 13, jel mukavemeti 11, filtrasyon kaybı (100bar/ 7,5 dakika) 30 ml, kek kalınlığı (100bar/ 7,5 dakika) 1mm, pH 13, tanecik boyutu 0,1 mm olarak ölçülmüştür. %0.1 ile %2 oran aralığında hazırlanmış sondaj çamurunun reolojik özellikleri incelendiğinde ise pH'ın sabit olarak 13 olduğu, görünür viskozitenin %0,1'den %1,2'ye kadar 38 saniye olduğu, %1,2'den %1,8'e kadar 39 saniye olduğu, %1,8 ile %2 aralığında ise görünür viskozitenin 40 saniye olduğu ölçülmüştür. %0,1 ile %2 oran aralığında toz grafit eklenmiş sondaj çamurunun plastik viskozitesi 10 cP ölçülmüştür. %0,1 ile %2 oran aralığında toz grafit eklenmiş sondaj çamurunda YP, %0,1 ile %1,3 aralığında 13, %1,3 ile %1,8 aralığında 14, %1,8 ile %2 aralığında 15 olarak ölçülmüştür. %0,1 ile %2 oran aralığında toz grafit eklenmiş sondaj çamurunun filtrasyon kaybı(100bar/ 7,5 dakika), 30 ml olarak ölçülmüştür. %0,1 ile %2 oranında toz grafit eklenmiş sondaj çamurunun kek kalınlığı (100bar/ 7,5 dakika) 1mm olarak ölçülmüştür. %0,1-%2 oranında toz grafit eklenmiş sondaj çamurunun tanecik boyutu 0,1 mm olarak ölçülmüştür. %0,1-%2 aralığında yoğunluğa ölçülebilir etkisi tespit edilmemiştir. Yapılan deney sonuçları birbirleriyle benzer sonuçlar vermektedir. Buna göre, görünür viskoziteyi artırması, plastik viskoziteyi arttırması, YP'yi ve jel mukavemeti değerlerini yükseltici etkisi bakımından pozitif etkisi olmaktadır.

Bilal Yeşil
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Derinlik kamerası ile derin öğrenme tabanlı nesne tespiti

Dünya nüfusundaki artış, tarımsal üretimin bu artışı karşılaması açısından yeni teknolojilere ihtiyaç oluşturmaktadır. Bu kapsamda tarımsal üretimin hasat kısmında gerekli işçi gücünün bulunması ve verimli hasat işlemleri açısından sıkıntılar yaşanmakta olduğu tüm dünyada aşikâr bir gerçekliktir. Bu konuda otonom hasat robotlarının geliştirilmesi ve aktif olarak sahalarda kullanılması bu sorunun çözümü olarak sunulmaktadır. Dünya genelinde birçok ürün özelinde otonom hasat robotları geliştirme çalışmaları yapılmaktadır. Bu çalışmalar açısından özellikle bilgisayarlı görü çalışmalarında yaşanan gelişmeler, nesne tespiti ve sınıflandırılmasında kullanılan derin öğrenme algoritmalarında alınan başarılı sonuçlar otonom hasat robotlarının tarım sahalarında aktif kullanılmasını mümkün hale getirmiştir. Yazılımsal olarak yaşanan bu gelişmelerin yanı sıra donanımsal olarak bu algoritmaların üzerinde çalışacağı kartların gelişmesi ile otonom hasat robotlarının işlem hızları artmakta ve hasat süreleri azalmaktadır. Otonom hasat robotlarının gelişimi ile tarımsal alanda yaşanan işçi gücü problemi, insan kaynaklı hatalar ve iş kazalarının yaşanması sorunlarına çözüm geliştirilmektedir. Bu tez çalışmasında, kamkat meyvesi otonom hasadında kullanılmak üzere derin öğrenme tabanlı nesne tespiti çalışması yapılmıştır. Bu kapsamda otonom hasat robotlarının görü sisteminde ihtiyaç duyduğu gerçek zamanlı nesne tespitini yapmak için YOLO algoritmasının dört farklı mimarisi ile eğitimler yapılarak en uygun model tespiti gerçekleştirilmiştir. Nesne tespitinden sonra kamkat meyvesinin hasadı için ihtiyaç duyulan toplama noktasının tespiti işlemi gerçekleştirilmiştir. Toplama noktası tespiti ile otonom hasat işleminde problem oluşturacak yaprak ve dal gibi problemlerin önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Yapılan test işlemleri sonucunda en başarılı sonuçlar YOLOv7 modelinde %93 genel doğruluk ve 35 FPS (Saniyedeki Kare Sayısı) oranı ile elde edilmiştir.

Taner Gündüz
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

pH'ın zebra(Danino rerio) balıklarında cinsiyet oranı, gonadal gelişim, büyüme ve yaşama oranı üzerine etkisi

Bu tezde, suyun faklı pH düzeylerinin Zebra balıklarında (Danino rerio) cinsiyet oranı, gonadal gelişme, büyüme ve yaşama oranları üzerine etkileri araştırılmıştır. Araştımanın birincil amacı zebra balıklarında monosex popülasyonlar üretmek amacıyla çevre ile dost bir uygulamanın geliştirilmesidir. Yumurtadan henüz çıkmış larvalar 3 ay süresince farklı pH düzeylerine (6; 6,5; 7; 8; 8,5 ve 9) sahip sulara banyo yöntemine tabii tutulmuşlardır. Deneme boyutları 22x18x9cm olan 18 adet akvaryumyumda üç tekerrür ve 6 grup olarak uygulanmıştır. Su sıcaklığı bütün uygulama gruplarında, 28±0.33°C' de sabit tutulmuştur. Yeni çalışmada, kullanılan su pH düzeyleri içerisinde erkekleştirmede en etkili olan grubun pH düzeyinin 9 olduğu ve maksimum erkek oranının %100 olarak (p<0,001), bu gruptan elde edildiği görülmüştür. Cinsiyet oranının beklenen 1E:1D oranından (p<0,05) farklı olduğu ve su pH düzeylerinin 6 ve 8,5 olan gruplarda sırasıyla %25 ve %82,35 olarak kaydedilmiştir. Histolojik incelemeler su pH düzeylerinin düşük olduğu gruplarda, su pH düzeylerinin yüksek olduğu gruplara göre balık gametlerinin daha erken olgunlaşma aşamasına girdiklerini göstermiştir. Düşük pH gruplarının gonadlarında bazı anomaliler kaydedilmiştir. Su pH seviyesinin 8 olduğu gruplarda en iyi büyüme, gonadal gelişme ve yaşama oranı kaydilmiştir. En düşük yaşama oranı su pH seviyesinin 9 olduğu gruplarda ölçülmüştür. Çalışmada zebra balıklarında monosex popülasyonların üretimi için düşük pH düzeylerinde dişileştirme (dişi üretimi) ve/veya yüksek pH düzeylerinde ise erkekleştirme önerilmiştir (erkek üretimi). Maksimum büyüme, gonadal gelişim ve yaşama oranı için su pH düzeyinin 8 olması gerektiği önerilmiştir.

Süleyman Demirhan
İskenderun Technical University · Mühendislik ve Fen Bilimleri Enstitüsü
2023
00