
114
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Çocuk mobilyası tasarımında sürdürülebilirlik yaklaşımı
Sürdürülebilirlik, son yıllarda önemi iyice artmakta olan bir konu olup yaşamın her alanında sürekliliği sağlamaktadır. Tasarım alanında sürdürülebilirlik ürünün tüm yaşam döngüsünü kapsamakla birlikte kullanıcı ihtyaçlarının daha sürdürülebilir bir şekilde karşılanmasına imkan vermektedir. Kullanıcının çocuk olması durumunda tasarım daha dikkatli şekilendirilmeli ve çocuk mobilyası tasarlanırken, doğru fiziksel çevrenin çocuğun fiziksel, bilişsel ve psikolojik açıdan olumlu gelişmesini desteklediği göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle çocuk mobilyası tasarımı ürün değerini artırmak, daha verimli kullanımı sağlamak, çocuk için sağlıklı bir çevre oluşturmak, ürünün çevresel etkilerini en aza indirmek için sürdürülebilirlik açısından ele alınması gereken bir konudur. Bu çalışmada, çocuk mobilyası tasarımında sürdürülebilirlik yaklaşımlarının ortaya konulması amaçlanmıştır ve çalışma kapsamında 0-12 yaş arası çocuk mobilyaları analiz edilmiştir. Çalışma; kavramların saptanması sürdürülebilir çocuk mobilyalarının analizi olarak iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Kavramsal çalışmada anket tekniğiyle bebek, çocuk, mobilya ve sürdürülebilir mobilya kavramları saptanarak bebek ve çocuk kavramlarının mobilya tasarımına nasıl yansıtılabileceği belirlenmiş ve kavramlara bağlı mobilya tasarım kriterleri ortaya konmuştur. Sürdürülebilir çocuk mobilyalarını analizi kapsamında kavramsal çalışmadan faydalanılarak saptanan 120 adet mobilyanın kimlik kartları oluşturulmuştur. Kavramsal çalışmada ve litaratür çalışmasında ortaya konulan sürdürülebilir tasarım kriterlerine göre analizleri yapılmıştır. Mobilyaların tamamının yer aldığı tablolar üzerinden incelemeler yapılarak sonuçlara ulaşılmıştır. Kavramsal çalışma bulgularında işlevsel kavramların ön planda olduğu ortaya çıkmıştır. Sürdürülebilir tasarım kriterlerinden dağıtım ve atık yönetimi ile ilgili kavramlara kavramsal çalışmada ulaşılmamıştır. Çocuk mobilyalarının sürdürülebilir tasarım kriterlerine göre mobilyaların analiz edilmesi sonucunda çocuk mobilyasında sürdürülebilirlik yaklaşımının mobilyanın tasarım aşamasından başlayarak tüm yaşam döngüsünde ele alınması gerektiği ve mobilyanın sürdürülebilir olmasının çevre için tehdit oluşturmamasının yanı sıra çocuğun fiziksel, zihinsel ve psikolojik gelişimine de katkı sağlayabileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Çocuklarda mekansal algı ve tercihler: İlkokul derslikleri örneği
İlk kademe eğitim yapılarındaki derslikler; çocukların uzun süreler vakit geçirdikleri, algılarında yer eden mekanlardır. Bu nedenle derslik mekanlarının fiziksel özellikleri; çocukların algısal-bilişsel gelişimlerine katkı sağlayıp mekânsal algılarını geliştirecek ve öğrenme verimliliğini arttıracak nitelikte olmalıdır. Bu çalışma; ilk kademe eğitim yapılarındaki dersliklerde, çocukların algısında öne çıkan fiziksel öğeleri (form, doku, renk, ışık ve ölçek) ve çocukların derslik mekanına ilişkin tercih ve isteklerini belirlemeyi amaçlamaktadır. İlk bölümde algı kavramı, çocuğun gelişimi, çocukta mekan algısı ile eğitim yapılarında derslikler konularına değinilmiştir. İkinci bölümde; çalışmanın amacı, çalışmanın adımları ve çalışmada kullanılan yerinde tespit, planlı görüşme, görsel anket ve resim çizdirme etkinliklerine ilişkin bilgiler aktarılmıştır. Üçüncü bölümde; çalışma kapsamında incelenen ilkokula dair yerinde tespit çalışması bulguları, öğrenciyle gerçekleştirilen yüz yüze görüşme ve görsel anket bulguları ile çocukların kendi sınıf resimlerine ait bulgulara yer verilmiştir. Dördüncü bölümde; farklı veri gruplarının değerlendirmeleri yapılarak, beşinci bölümde çalışma bulgularının irdelenmesiyle ulaşılan öğrencilerin eğitim yapılarında/dersliklerde algılarında en çok yer eden fiziksel faktörler ile mekan öğelerine, dersliklerinin mevcut durumuna ilişkin değerlendirmelerine, dersliklerindeki fiziksel özelliklere ilişkin tercih ve isteklerine yönelik sonuçlar aktarılmıştır. Altıncı ve son bölümde; elde edilen sonuçlar ışığında bundan sonra gerçekleştirilecek ilkokul projelerinde derslik mekanı tasarımına ilişkin önerilere yer verilmiştir.
Evrenselden yerele, yerelden evrensele: avrupa yılın müzesi ödülleri ışığında Türkiye'deki müze tasarımlarına yönelik bir değerlendirme
Ödüller, kurumların başarılarını görünür kılan, ulusal ve uluslararası ölçekte tanınırlıklarını artıran önemli araçlardır. Müzecilik alanında verilen ödüller, yenilikçi uygulamaların teşviki, toplumsal etkileşimin geliştirilmesi ve kurumsal vizyonun değerlendirilmesi açısından belirleyici rol oynamaktadır. Bu bağlamda Avrupa Yılın Müzesi Ödülü (EMYA), 1977 yılından bu yana çağdaş müzeciliğin gelişimini yönlendiren, prestijli ve çok katmanlı bir değerlendirme sistemi sunmaktadır. Ödül, European Museum Forum (EMF) tarafından her yıl çeşitli kategorilerde verilmektedir: EMYA Büyük Ödülü, Kenneth Hudson, Silletto, Avrupa Konseyi Ödülü, Meyvaert ve Özel Takdir Ödülü. Bu çalışmada, her kategoriye ait son beş yılın kazananları üzerinden EMYA'nın ilkeleri ve değerler sistemi analiz edilmiş; elde edilen veriler doğrultusunda Türkiye'den ödül almış müzelerin tasarımları ve kurumsal yaklaşımları incelenmiştir. EMYA'nın öne çıkan ilkeleri ve değerleri temel alınarak Masumiyet Müzesi, Baksı Müzesi, Kenan Yavuz Etnografya Müzesi, Troya Müzesi, Odunpazarı Modern Müze (OMM) ve 23,5 Hrant Dink Hafıza Mekânı analiz edilerek değerlendirilmiştir. Araştırma, bu müzeler aracılığıyla çağdaş müzecilik anlayışını tartışmaya açmakta ve gelecekte geliştirilecek olası müze projeleri için çağdaş bir yaklaşım biçimi önermeyi hedeflemektedir.
Çağdaş eğitim yapılarının temel tasarım prensipleri kapsamında incelenmesi
Bu çalışmanın amacı teoride öğretilen temel tasarım kavramlarının pratikte nasıl kullanıldığı ve etkilediğini göstermektir. Tasarım eğitimi alan öğrencilere, eğitmenlere, tasarımcılara ve ilgili kitleye yeni kaynak sağlamaktır. Bu sayede öğrencilerin yaratıcı düşüncelerini geliştirebilmek amaçlanmaktadır. İçerikte ise temel tasarım kavramları, uygulama çözümleri ve yaşamda kullanılması ele alınarak teorik-pratik ilişkisi analiz edilmektedir. Nitekim "temel tasarım eğitiminde öğretilen kavramlar, mekân tasarımlarında nasıl kullanılmıştır/kullanılmalıdır." sorusuna bir nevi cevap niteliğindedir. Bu bağlamda temel tasarım prensipleri doğrultusunda tasarlanan ve sürdürülebilirlik, yeşil bina ve son teknolojiler kullanılarak inşa edilen çağdaş eğitim yapılarından iki rol model okul seçilerek analizler yapılmıştır. Çalışma sırasında yöntem olarak doküman/derleme çalışması, fotoğraf çekimi ve konferans dinletisi gibi veriler toplanmıştır. Tez sürecinde tasarım kavramı, onun disiplinlerarası olan yaklaşımı ve eğitimi üzerinde durulmuş, sonrasında temel tasarım kavramları ve tasarım ilkeleri başlıklar halinde ele alınıp örneklerle analiz edilmiştir. Bölüm sonunda ise analiz edilen bu eğitim yapılarını, tasarım ilkeleriyle ilişkilendirmek suretiyle yeni değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışma sonunda da temel tasarım kavramlarının soyut bir halde kalmadığı, esas amaçla daima ilintili olduğunun önemi üzerinde durulmuştur.
Geçmişten günümüze sağlık yapısı olarak kullanılan tarihi yapıların mekansal değişimi Zeynep Kamil Hastanesi örneği
Hazırlanan proje çalışmasında tarihi Zeynep Kamil Hastanesinin mimari üslup, konumu ve tarihi açısından, değere sahip olan tarihi yapısı korunarak gelecek nesillere kullanım değerinin sürdürülebilmesi incelenmiş. Türkiye ve Dünya çapında hastane, binalarıyla karşılaştırılması temeline dayanır. Birinci bölümde giriş, amaç, kapsam ve yöntem projenin konusuna giriş yapılarak, kısa bilgiler açıklanmıştır. İkinci bölümde, tarih yapı kavramı başlığı altında tarihi yapıların tanımı, tarihi yapıların sahip olduğu değer kavramları açıklanmıştır, tarihi yapıların mevzuat kapsamında korunma kavramları açıklanmıştır. Üçüncü bölümde, Hastane kavramının tanımı yapılarak, sınıflandırılması ve planlanması anlatılmıştır. Bu bölüm hastane yapılarındaki mimari elemanların standardizasyonun kapsamında irdelenmiştir. Dördüncü bölümde, Mimari açıdan değerlendirilmesi yapılarak, çağdaş restorasyon kuramları anlatılmış, restorasyon teknikleri örnekler verilerek açıklamaları yapılmıştır. Bu bölümde uluslararası mevzuatlar ile ulusal mevzuatlar tanımlamaları yapılarak açıklanmıştır. Beşinci bölümde, Zeynep Kamil Hastanesinin restorasyonu için gereken müdahale türlerinin saptanması, binanın orijinal durumunda bilinmeyen için en uygun seçenek belirlenmeye çalışılmıştır. Binanın restorasyon öncesi, restorasyon sonrası yapıya etkileri irdelenmiştir. Altıncı bölüm ise tez çalışmasının sonuç bölümüdür.
Yenilenen tarihi yapılarda mekansal kimliğin, kurumsal kimlik üzerinden incelenmesi
Tüketim kavramı ile birlikte ortaya çıkan kurumsal kimlik, giderek kapsamını artırarak kurum kültürü, kurum felsefesi, mekansal ve görsel kimlik tanımları ile kurumların hizmet ve sunum anlayışlarına farklı boyutlar kazandıran bir kavram haline gelmiştir. Kurumsal görünüm ve bunun kullanıcılar üzerindeki etkileri tüm pazarlama stratejilerinin de temelini oluşturmaktadır. Kurumsal mekanların mekan kimliklerinin belirlenmesinde bu algı unsurları kullanılmakta, mekanlar tüketicinin belleğinde bu yöntem ile marka ile özdeşleştirilmektedir. Yeni yapılar içinde yer alan yeni tasarımlar ile yaratılan kurumsal mekanların yanı sıra, tarihi binalar içine yerleşen kurumsal kimliklerin binaların özgün kimliği ile özdeşleşerek karma bir kimlik yaratılmaktadır. Bu iki kimliğin tüketici belleğinde nostaljik bir süreçle algılanması ve bu farklı bir deneyim üzerinden tüketicinin mekanla ve markayla olan ilişkisi şekillendirilmektedir. Bu çalışma, hizmet sektörüne yönelik bir anlayışla tarihi yapıların dönüşümünde mekânsal kimliğin kurumsal kimlik kavramı üzerinden yenilenmesini konu almaktadır. Bu kapsamda incelenen konu "The House Cafe ve Hotel" yapılarının irdelenmesi ile örneklendirilmeye çalışılmıştır. Çalışmada elde edilen bilgiler tarihi yapıların iç mekan açısından korunarak kullanılmasına dikkat çekmektedir. Yeniden işlevlendirilen tarihi yapıların kurumsal kimlik üzerinden mekânsal kimlik oluşumunda eklektik unsurlar tasarıma katkı sağlamaktadır.
İlkokul yapılarında iç mekan tasarımı ve öğrenci ilişkisi:Mareşal Fevzi Çakmak Pakmaya İlkokulu örneği
Bu çalışmada; İstanbul ili, şişli ilçesi sınırları dahilinde bir ilkokul örnek olarak seçilmiş, bu okulun mimari yapısı renk ve ergonomi kapsamında incelenmiş ve son aşamasında okulda öğrenim gören öğrencilerle anket çalışması yapılmıştır. Eğitim mekanları olan okulların fiziksel özeliklerinin öğrencilerin görsel ve zihinsel algılarını geliştirmekte ne kadar etkili olabileceğini gösteren bir tez çalışması amaçlanmıştır. Eğitim yapılarının asgari tasarım standartları iç mekan bağlamında incelenmiş, yurt dışından farklı örnekler sunulmuştur. Sonrasında 7 – 11 yaş arası çocuklarda mekan algısı ve özelikle renk ve ergonominin çocuklarda mekan algısına olan etkisi incelenmiştir. Bunların yanı sıra tez çalışması kapsamında Türkiye'de ilköğretim yapılarının son yıllardaki değişimleri ve seçilen ilkokulun tarihçesi hakkında bilgi toplanmıştır. Okulun 3 ve 4. Sınıflarında öğrenim gören öğrencileriyle yüz yüze görüşme tekniğe dayanarak anket çalışması yapılmıştır. Bu anket çalışmasında okulun iç mekan öğeleriyle ilgili öğrencilerin fikir ve talepleri ortaya konmuş ve elde edilen verilerle birlikte son bölümde anket sonuçlarının değerlendirmesi yapılmıştır.
Kentsel iç mekanların iç-dış bağlamında değerlendirilmesi–Esma Sultan yalısı ve çevresi
Kentsel iç mekanlar, binalar arasında kalan, "iç"in "dış"a uzantısı olan boşluklardır. İç mekanlarda mekanı duvarlar sınırlarken, kentsel iç mekanlarda binaların cepheleri mekanı çevrelemektedir. Kentsel iç mekan denilen bu boşluklar tasarım aşamasında düşünülmesi gereken önemli alanlardır. Mekanın ait olduğu "yer" ile ilişkisi, "iç"in "dış" ile kesiştiği ara yüzler olan duvarlar, pencereler, girişler gibi elemanlar aracılığıyla gerçekleşir. Özelden kamusala doğru geçişi sağlayan bu elemanların açıldığı binalar arasındaki boşluklar, kent yaşamı içinde insanlar ile çevreleri arasındaki ilişkiye dayalı, çeşitli fonksiyonlara hizmet eden toplumsal etkileşimin sağlandığı mekanlardır. Yürüyüş yapma, oturma, seyir, konuşma, dinlenme, yeme-içme, oyun ve egzersiz gibi olanaklar, kapalı çalışma ortamlarında yoğun iş temposuyla çalışanlar, özellikle çocuk ve yaşlılar için yaşam kalitesini arttırmaya yönelik eylemlerdir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, kent içinde binalar arasındaki boşlukların önemi ortaya çıkmaktadır. Kentsel iç mekanların fiziksel ve fonksiyonel planlamasının ihtiyaca uygun olarak ve kullanıcı algısına hitap edecek şekilde yapılması, kent ve toplum sağlığını olumlu yönde etkileyecektir.
Konut iç mekan tasarımında çağdaş ve teknolojik çözümler
Bu çalışmada, insanların kişisel barınma eylemini gerçekleştirdiği konutun tarih boyunca teknolojik gelişmelerle biçimlenişi ve bu biçimlenişine etki eden faktörlerin tasarıma nasıl yansıdığı incelenmiştir. Konutun tarihsel açıdan gelişim süreci, konut iç mekân tasarımında çözüm süreçleri ve teknolojik gelişmelerin iç mekân ile etkileşimi başlıkları altında, günümüz teknolojisinde bir konut iç mekânı incelenmiştir. Yeni üretim teknolojilerinin iç mekân tasarımı ile etkileşimi, mekân çözümlerinin günümüze kadar gelen sürede değişimi, tasarımcı gereklilikleri ve müşteri ihtiyaçları konuları ele alınmıştır. Teknolojik gelişmelerin takibinin güçleştiği bir dönemi yaşadığımız göz önünde alınarak, teknolojinin günümüz konut iç mekânına yansıması ve bu yansımanın tasarım odaklı düşünmeye etkisi, gelişimi ve çağdaşlaşma incelenecektir. Tüm başlıklarda yapılan çalışmalar ışığında Trump Tower projesi ergonomik, psikolojik, estetik ve teknolojik açılardan ele alınarak incelenmiştir. Teknolojinin gelişimi ile iç mekân tasarımları ele alınarak teknolojinin sağladığı imkânlar eşliğinde günümüze kadar ki değişimi ortaya konulacaktır.
İç mekan tasarımında metafor uygulamaları - Büyükçekmece Sancaklar Camii örneği
İç mimaride, ''metafor'' ve ana tema kapsamı içinde kullanılan tasarımlardan yola çıkılarak, yerli örneklerimizden olan Sancaklar camii projesini geniş kapsamlı araştırmış bulunmaktayız. İç mimaride bağlam sorgusu çerçevesinde, kullanılan metafor ve tematik yaklaşımlar irdelenmeye çalışılmıştır. İç mimaride metaforik tasarım olarak, yerin, kültürel ve fiziksel kaynaklarının değerlendirilmesiyle beraberinde, mekanı kullanan kişilerin ve tasarımcıların düşünce doğrultuları ile tasarımsal gerçekliktir. Metaforik tasarım ile tematik tasarımları iç mimariye yansıtılmış olan biçimselliği değerlendirilmiş ve tarihi süreç içerisinde günden güne gelişmiş duruma gelmiştir. İç mimarlık tarihi boyunca, tartışılan mekânsal tasarım kapsamında, metaforik tasarımlar sadece semboller ve analojik değerlendirmeler üzerinde olmadığı görülmüş dinsel metafor düşünce kapsamıyla da somut olmasa da yapılara metafor aktarımının söz konusu olduğu irdelenmesi sağlanmıştır. Metaforik kapsamda, günümüz mimar ve iç mimarları kendi tasarımsal gerçekliklerinde bir referans olarak kullanılmaktadır. Metaforik kapsamda tasarım; içeriği sebebi ile yer ve iç mimari nesne, düşünsellik, obje, soyut bir yola çıkış teması ile arasındaki ilişkiyi anlamada onu başka bir duruma aktarmada, orijinal, kolay ve anlaşılır bir yol sağlar. Yeni durum ve model ilişkileri öne sürmesi, yeni yorum kategori ortaya koyması bakımından iç mimaride metaforik kapsamlı yadsınamaz bir öneme sahiptir.
Yeniden işlevlendirilen bir tarihi yapının Uğur Han üzerinden değerlendirilmesi
Tarih boyu insanların ihtiyaçlarının değişmesiyle mekanların bu durumdan etkilendiği gözlemlenmiştir. Özgün işlevini kaybetmiş tarihi yapılara yeni işlevler verilerek hayatlarını devam ettirebilmeleri sağlanmaktadır. Yaşayan ama herhangi bir işlevi olmayan yapıların, kullanım değerinin sürdürülebilmesi için yeniden işlevlendirilmesi gerekmektedir. Birinci bölümde; çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi yer almaktadır. İkinci bölümde; han yapılarının tarihçesi, mimarisi ve İstanbul hanları incelenmiştir. Üçüncü bölümde; turizm ve otel kavramı incelenmiştir. Turizm kavramı başlığı altında, turizmin bölgeye etkileri, ekonomik yönü ve çeşitleri araştırılmıştır. Otel kavramı başlığı altında ise, otellerin sınıflandırılması, otel tasarımı, otel tasarımında dikkat edilecek faktörler ve otel işlevinin tarihi binanın restorasyonuna etkileri araştırılmıştır. Dördüncü bölümde; yeniden işlevlendirme kavramı, yeniden işlevlendirmeyi gerektiren sebepler ve yeniden işlevlendirmede kullanılan teknikler başlıklar halinde açıklanmıştır.Beşinci bölümde ise; yeniden işlevlendirme yönteminin akış şeması anlatılacaktır. Altıncı bölümde ise; İstanbul Karaköy bölgesinde bulunan tarihi han yapılarının konumları harita üzerinde belirtilmiştir. Seçilen tarihi han yapısının cephesi ve iç mekanları mimari özellikleri bakımından incelenmiştir. Yeniden işlevlendirme aşaması fotoğraflar ve planlar ile desteklenerek, yapı üzerindeki tamiratlar, eklentiler gibi değişiklikler irdelenmiştir. Turizmciler, günümüzde han yapılarını satın alarak, bu yapıları otele dönüştürmektedirler. Tarihi yapılar turizm işlevi için yeniden işlevlendirildiğinde hem tarihi yapının yaşatılmasına hem de ekonomiye katkı sağlamaktadır. Yanlış teknikler veya gereksiz müdahaleler sonucu tarihi yapılar, özgün halini koruyamamakta ve mekansal zorlamalardan dolayı zarar görmektedirler. Yönetmeliklerde belirtilen şekilde yapılan restorasyonlarda, tarihi yapılar yaşatılmakta ve korunmaktadır.
Sanat ve mekan ilişkisi üzerinden endüstri mirası yapılarda mekansal belleğin korunması
Sanat ve mekân, içinde tasarım barındıran yaratıcı bir ifade ve iletişim biçimidir. Sanat ve mekân ilişkisi; insanlığın en temel gereksinimi olan barınma ihtiyacı ile başlamış ve barındığı mekânı mükemmelleştirme çabasıyla sanatı mekanla buluşturmuştur. Sanatın gelişimi insanlık tarihinin en büyük göstergesidir. 20. yy. başlarında Marcel Duchamp'ın sanatın içeriğinden çok düşüncenin önemli olduğunu belirtmesiyle çağdaş sanat anlayışı ön plana çıkmıştır. Çağdaş sanat ile hazır nesne kullanımı, teknolojinin sanatla birlikteliğinin başladığını göstermektedir. Aynı zamanda sanat ve mekân disiplinlerarası etkileşim ile çağdaş sanatın da bir yansımasıdır. Geçmişin izlerini taşıyan endüstri mirası yapılarının oluşturduğu, mekân algısının meydana getirdiği mekânsal bellek kavramı göstergeler okunarak anlaşılmaktadır. Tarihi ve kültürel yapının korunması ve sürekliliği için gerekli olan mekânsal belleğin göstergeler aracılığı ile koruma altına alındığı ve sürdürülebilirlik açısından da önemli bir kavramdır. Endüstri mirası yapılarda göstergelerin doğru kullanımı, yeniden işlevlendirilmesi sonrası yeni anlam ve çağrışımların oluşmasına da büyük katkı sağlamaktadır. Tüm dünyada endüstriyel üretim ve buna bağlı gelişmeler toplumların yaşamında önemli yer tutmaktadır. İşlevini yitirmiş endüstri yapıları zamanla önemini yitirip terkedilerek bulundukları çevrelerde görüntü kirliliği oluşturmaktadır. Artan rant baskılarının etkisiyle yıkılmaları dahi söz konusu olabilmektedir. Kentlerin içinde ya da hemen çeperinde yer alan, değişen teknolojik, çevresel, ekonomik veya sosyal sebeplerle kullanılmayan endüstri yapıları belgelenerek koruma altına alınmaktadır. Uluslararası koruma örgütleri ve UNESCO'nun desteklediği, sergileme ve müze alanı olarak yeniden işlevlendirilen eski endüstri yapıları göstergeler yardımıyla okunarak geçmiş kültürü gelecek nesillere aktarmaktadır. Bu konuda en iyi örneklerden biri, Almanya'da bulunan tarihinin en önemli endüstri yapılarından Völklingen Demir İşletmesi'dir. Kömür, çelik ve demir 250 yıldır Almanya'nın Saarland endüstri bölgesinin ekonomik & kültürel yapısını şekillendirmiş ve yeniden işlevlendirme konusunda arge çalışmaları da yürüten, yenilikler deneyen bir alan olarak her zaman ön plandadır. Bu çalışmada, bir endüstri şehrinden ve yapısından, bir sanat ve kültür merkezine, müzesine dönüşmenin en başarılı örneği ve aynı zamanda UNESCO Endüstri Miras Alanı olan Völklingen Demir İşletmesi ele alınmıştır. Yeniden işlevlendirme vurgusu yapılırken, mekânsal bellek, kimlik değerleri ve sanatsal mekanlar olarak kültürel sürdürülebilirliğe katkısına odaklanılmıştır.
Pandemi sonrası değişen konut işlevinin mekân algısına bağlı adaptasyonu üzerine bir inceleme
2020 yılı itibari ile pandemi halini alan Covid-19 salgını, yalnızca sağlık açısından yarattığı tehdit ile değil, insanların alışık olduğu yaşam formunun ortadan kaldırılması adına da önemli tehditler ortaya çıkarmıştır. En önemlisi, Covid-19 dönemi, insanların yaşamında, sürdürülebilir olduğu düşünülen yaşam unsurlarının da değişimine sebebiyet vermiştir. Bu noktada, spesifik bir örnek olarak değerlendirilebilecek olan yaşam alanları ve mekânın değişimi ve dönüşümü, son derece önemli bir farklılığa işaret etmektedir. Pandemi ile birlikte bireyler, içerisinde bulundukları alanın değişimi açısından farklı düşünce tarzları benimsemeye başlamışlardır. Mekânın dönüşümü açısından, alışık oldukları alan tasarımının ve mimarinin dışına çıkan bireyler, bu şekilde, kendilerine, özellikle fayda sağlayacak türden bir değişimi amaçlamışlardır. Bireyler, pandeminin yaratmış olduğu yaşamsal düşünce değişimi ve yenilik arayışları ile birlikte psikolojik etmenlerin ekseninde, konutlarında değişim gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Çalışmanın birinci, ikinci ve üçüncü bölümünde literatür araştırması yapılmıştır. Dördüncü bölümünde ise İstanbul'un Kağıthane ilçesinde bulunan bir sitede anket çalışması yapılmıştır. Sitenin mimari kat planları yeniden çizilerek çalışmaya eklenmiştir. Daha sonra elde edilen anket sonuçları hazırlanan grafikler ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise elde edilen sonuçlara göre bir konut önerisi ve farklı kullanım tipleri sunulmuştur.
Kavramsal bağlamda kurumsal kimlik ve iç mekan tasarımı ilişkisi: Örnek mağaza incelemeleri
Geçmişten günümüze gelişmekte olan teknoloji, ticaret ve sanayileşmeyle birlikte bireyler, zaman içinde toplumlar, kendilerini tanımlamak ve diğerlerinden ayrışmak amacıyla kimliklerini oluşturmuşlardır. Endüstrileşmeyle birlikte, günümüzde kurumlar, kurumsal renk, özgün logo ve amblemleri ile kimliklerini oluşturmuş, rekabet dünyasında ön plana çıkma gayreti göstermişlerdir. Perakende sektöründe sayıları artan giyim mağazalarının birbirlerinden ayrışma çabaları kurumsal kimlik çalışmalarına önem göstermelerine yol açmıştır. Bu oluşumlar, sektörde başarılı olmak adına yeni strateji yöntemleri geliştirmiş, kurumsal kimliklerini marka imajlarıyla birlikte mağaza iç mekan tasarımlarına yansıtarak müşteri sadakati ve güvenini kazanmaya çalışmışlardır. Bu anlamda mağazaların iç mekan tasarım unsurları olan estetik, teknik, duyusal unsurlar gibi soyut veya somut unsurlar kurumsal kimliği aktarmada aracı olmuşlardır. Bu tez kapsamında, imajlarını koruma ve geliştirme çabasında olan hedef kitlesi ve gelir düzeyi farklı müşteri profiline hitap eden zincir giyim mağazalarında, kurumsal kimlik ve iç mekan tasarımı ilişkisi incelenip, örnekler üzerinden değerlendirilmiştir. Tez kapsamında kurumsal kimlik ve mağaza kavramları ile ilgili yapılan literatür araştırması, seçilen mağazalar için mekan analizi ve kişisel görüşmeler ışığında oluşturulan özgün mağaza bilgi formları ile bu mağazalar hakkında bilgiler toplanmıştır. Mağaza inceleri için kapsam giyim mağazaları ile sınırlandırılmış ve kurumsal kimlikleri oturmuş, kuruluşları 30 yılı aşkın global firmalar arasından örnek mağazalar seçilmiştir. Seçilen örnek mağazalar, formlar aracılığıyla toplanılan bilgiler, mekan analizi ve kişisel görüşmeler ile Kurumsal Kimlik ve İç Mekan Tasarımı İlişkisi' ni irdeleyen başlıklara ayrılmış karşılaştırma tabloları oluşturulmuştur. Karşılaştırma tabloları aracılığı ile seçilen mağazalar karşılaştırmalı olarak irdelenmiş ve elde edilen veriler doğrultusunda bulgulara ulaşılmıştır. Bulgulara ışığında, yapılan analiz ve değerlendirmelere göre, marka değeri oluşmuş mağazalarda, kurumsal kimlikten mağaza iç mekan tasarımına kadar uzanan bütüncül tasarım anlayışı hedeflendiği görülmüştür.
Gerçek ve sanal gerçeklik ortamında mekân algısının deneyimlenmesi
Yaşanılabilir iç mekanlar tasarlamak, öncelikle insan ve mekân ilişkisi, algı ve deneyim konularıyla bütünleşmiş konulardır. Mekân, insanın ihtiyaçlarına ve beklentilerine cevap verdiği gibi tasarlanan iç mekanların bireylerin davranışlarını, psikolojisini ve fizyolojisini etkilediği görülmektedir. Bireylerin iç mekân içerisinde kendilerini nasıl hissettikleri ve yaşamlarında bunun ne ifade ettiği konusu ele alındığında, iç mekânı oluşturan bileşenler algılanma kriterleri kapsamında büyük önem taşımaktadır. Algı, bireyin zihninde oluşturduğu deneyimlerdir. Bu bağlamda mekânsal algı, kişisel deneyimlerimiz doğrultusunda oluşur. İnsan ve mekân bir bütün olarak algılanmalıdır. Birçok öğenin bir araya gelmesiyle oluşan iç mekân tasarımları, kullanıcı ya da tasarımcı tarafından yalnızca fonksiyonel veya yalnızca estetik bir şekilde düzenlenmemelidir. Bu sebeple mevcut iç mekânda yaşayacak olan insanların mekân tasarımları yapılırken, algısal tepkilerinin ölçülmesi veya algısal farklılıkların göz önüne alınması gerekmektedir. Yapılacak olan tasarımlarda, biçim, renk, malzeme, doku veya aydınlatma gibi unsurların doğru kullanımının, iç mekanların anlamlandırılması ve algılanması konusunda büyük bir rol oynadığı görülmektedir. Bu çalışmada algısal farklılıkları test etmek adına günümüz teknolojilerinden biri olan sanal gerçeklik (VR) teknolojisiyle kullanılmıştır. Biçim, renk, malzeme, doku ve aydınlatma gibi kullanıcının algısını ve mekân tasarımını etkileyen faktörler, sanal bir iç mekân kurgusu oluşturularak test edilip oluşan algısal farklılıklar tespit edilmiştir. İç mekânların algısal değişkenlere göre tasarlanmasının önemi vurgulanmıştır
İstanbul Atatürk Kültür Merkezi Kütüphanesi iç mekân yüzey kaplama malzemelerinin sürdürebilirlik kriterleri bakımından incelenmesi
Atatürk Kültür Merkezi mimari açıdan belleksel, estetik ve fonksiyonel özellikleriyle simge yapılardan biridir. Kültür, sanat, toplum adına edindiği misyonunu yerine getirmeye devam etmesi adına yeniden inşa edilerek 29 Ekim 2021 tarihinde açılışı yapılmıştır. Günümüzde teknolojik ve bilimsel gelişmelerin tüketici ve kullanıcı alışkanlıklarını değiştirdiği bilinmektedir. Değişen tüketim alışkanlıkları birçok sorunu da berberinde getirir. Özellikle Endüstri Devrimi sonrası ilerleyen teknoloji; sanayinin gelişmesini, nüfusun büyük şehirlerde yoğunlaşmasını ve tüketimin artmasına neden olur. Bu bağlamda doğal çevre ve tabi kaynakların gittikçe azalması, kimyasal atıkların çevreyi kirletmesi, kısaca doğaya insan elinin müdahalesi ile yaşadığımız ekosistemin dengesinin bozulmakta, yaşayan tüm canlıların hayatı olumsuz yönde etkilenmekte ve giderek global bir tehdit haline dönüşmektedir. Çalışmanın temel amacı; günümüzün önemli konularından biri olan sürdürülebilirlik kavramının birçok sektörü ilgilendirdiği gibi inşaat endüstrisi ve mimarlık alanlarında da önem kazandığına dikkat çekmektir. Günümüz yapılarında geniş kullanım alanı bulan yapı malzemelerinin çeşitliliği ile çevre ve insan kavramının ilişkisi sürdürülebilirlik faktörlerini gündeme getirir. Bu yapı malzemeleri yapılarda kullanılırken insan ve çevre için zararlı içeriğe sahip olmaması, üretiminden, taşıma ve tedarik sürecine, uygulama sonrası kalan atıkların çevre açısından tehdit oluşturmamasına kadar birçok kritere göre değerlendirilir. Bu bağlamda, Atatürk Kültür Merkezi bünyesinde inşa edilmiş AKM Kütüphane birimi iç mekân yüzey kaplama malzemeleri üzerinden sürdürebilirlik incelenmiştir. Sürdürülebilir yapıların artması global kapsamda sürdürülebilirliğe katlı sağlaması adına önem taşır. Bu nedenle sürdürülebilir yapı anlayışı bakımından tez çalışmasının bir örnek olması hedeflenmiştir.
Mekânların kullanıcılar üzerinde bıraktığı etki: Mersin ili Starbucks kafe örneği üzerinden mimari tasarımın incelenmesi
Bu çalışmada, mekânların kullanıcılar üzerinde bıraktığı psikolojik etki ile ilgili literatür taraması yapılması ve Mersin ilinin, Yenişehir ilçesinde yer alan 3 adet Starbucks kafelerinin mimari tasarım açısından iç mekânlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda İstanbul, Ankara, İzmir gibi metropoller dışında kentlerin incelenmediği tespit edilmiş; dolayısıyla hem geleneksel dokusunu ve kent dinamiklerini koruyan hem de günümüz mekân kullanımlarını da gözlemleyebildiğimiz Mersin kenti araştırma evreni olarak seçilmiştir. Mersin kentinin seçiminde; Mersin'in Yenişehir ilçesinde yer alan 3 AVM'nin de Mersinde açılan ilk Alışveriş merkezleri (AVM) arasında olması ve 2009 yılı itibariyle her 3 AVM'nin Avrupa'nın en iyisi seçilmiş olup aynı zamanda Mersin Forum AVM'nin de Uluslararası Gayrimenkul Perakende Konseyi(İnternational Real Estate Council (MAPIC EG) ve Uluslararası Alışveriş Merkezleri Konseyi(İnternational Council of Shopping Centers (ICSC) ödülleri alarak; Mersin kenti için büyük bir öneme sahip olması etkili olmuştur. Araştırma Mersin kentinde sayıları gittikçe artan 3 adet Starbucks Kafelenin iç mekanlarında gerçekleşmiştir. Ve kullanıcıların tercih etme sebeplerini ölçmek için anket çalışması hazırlanmıştır. Anket verileri SPSS 22.0 paket programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada genel tarama modellerinden biri olan betimsel nitelikte ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde mekân kavramı değerlendirilmiştir. İkinci bölümünde ise mekân ve kullanıcı deneyimi kavramı ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Starbucks kafe alan araştırması yapılmıştır. Literatür taramasında Starbucks kafelerin en yoğun Starbucks'ın en yoğun tüketici grubunun gençler ve üniversite öğrencileri olduğu bilgisine ulaşılmasına rağmen, Mersin'deki alan araştırmasında alan araştırmasında bu bilgi doğrulanmamıştır. Neticede kullanıcıların Sturbucks kafeyi tercih etmesinde psikolojik unsurların yanı sıra markanın imaj ve iç mekân tasarımının (vitrin tasarımı, aydınlatma, donatı elemanları) etkili olduğu görülmüştür. Ayrıca bilişsel ve duyusal anlamda kullanıcıları etkilemesinin de mekânın tercih edilmesinde önemli faktörler olduğu sonucu elde edilmiştir.
İç mekânda esnek tasarım: Ev-ofis kavramına güncel yaklaşımlar
Zamanla değişen şartlar ve ihtiyaçlar iç mekânları da şekillendirmektedir. Kullanıcıların değişen ve gelişen ihtiyaçlarını pratik ve hızlı şekilde karşılayabilmek, mekâna işlevsellik kazandırabilmek, esnek tasarımlar ile sağlanabilmektedir. Yaşamın en fazla zaman geçirildiği mekânlardan olan ofisler ve konutlar, özellikle son dönemlerde birleşmeye başlamış, ev-ofis kavramı daha popüler hale gelmiştir. Bu çalışmanın amacı; ev-ofis çalışanların evden çalışma için gerekli donatı, donanım gibi nesnel ihtiyaçlarını incelemenin haricinde, çalışanın ev-ofisten diğer beklentilerini belirlemek, çalışma koşullarının iyileştirilebilmesi için gerekli bütün incelemeleri yapmak, esnek tasarım çözümlerinin çalışanın iş verimi, motivasyonu vb. etmenler üzerindeki etkilerini incelemektir. Esnek tasarlanmış ev-ofis çözümlerinin, çalışanların evden çalışmaya devam etme düzeyi ve nedenlerini incelemek de çalışmanın kapsamında tutulmuş, ev-ofislerin gelecekteki konumu da öngörülmeye çalışılmıştır. Belirlenen bu amaç ve kapsamlara yönelik olarak, evden çalışan 50 kişi ile anket çalışması yapılmış, toplanan veriler SPSS programında işlenmiştir. Çalışmanın sonunda elde edilen bulgulara ek olarak, saptanan sorunlara çözüm önerileri sunulmaya çalışılmıştır.
Restorasyon sonrası yeniden işlevlendirilen konaklama yapılarında yapay aydınlatma ve "Akaretler W İstanbul Otel" örneği
Yapay aydınlatma, uzun yıllardır insanoğlunun ihtiyaçlarının başında gelen "görme" kavramının gerçekleşmesi için sağlanan bir sistem olarak düşünülebilir. Bu sistem günümüzde teknolojinin de gelişmesiyle birlikte "aydınlatma tasarımı" kavramının var olmasına olanak sağlamıştır. Mimar ve elektrik mühendislerinin ilgi alanına giren bir meslek haline gelmiştir. Bu mesleği icra edebilmek için "ışık" kavramının teknik yöntemlerinin iyi bilinmesi gerektiği gibi, sanatsal bakış açısına da ihtiyaç vardır. Dolayısıyla aydınlatma tasarımı, sadece nesneleri görünür kılmayı değil, nesnelere veya yapılara anlam yüklemeyi de hedeflemektedir. Günümüzde, mekanlarda yapay aydınlatmanın önemli bir yeri olduğu gerçektir. Bu gerçeklik tarihi yapılarda ayrı bir önem taşımaktadır. Yapıların yeniden işlev kazandırılması ise günümüzde gereklilik olarak görebilmekteyiz. Tarihi mekanlar açısından zengin olan ülkemizde, bu yapıların karakteristik özelliklerini vurgulamak önemlidir. Mekanın bu özelliklerini görsel algılama yoluyla anlarız. Işık görsel algılamamızı yani mekanı anlamamızı sağlayan en önemli faktörlerden biridir. Bu tez çalışmasında, öncelikle yapay aydınlatma çeşitleri ve bu çeşitlere göre teknik yöntemler anlatılmıştır. Mimarlıkta ve turizm de önemli yere sahip konaklama yapılarının, her biriminin, aydınlatma sistemine dair teknik bilgilere yer verilmiştir. Sonrasında, restorasyon ve yeniden işlevlendirme kavramları açıklanmış, "Akaretler Sıraevler" tarihi ve mimari açıdan incelenmiştir. Bu bağlamda, Akaretler yapı grubunun içinde barındırdığı "W İstanbul Otel" in yapay aydınlatmasında ne gibi sorunlarla ve farklılıklarla karşılaşıldığı, hangi yöntemlere başvurulduğu "aydınlatma tasarımı" kavramıyla birlikte incelenip yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yapay Aydınlatma, Aydınlatma Tasarımı, Akaretler, Konaklama Yapıları, Yeniden İşlevlendirme
Kentsel ve kırsal hafızada çadır
Çadır öğesi insanlık tarihinin başlangıcından bu yana bireyin doğa ile kurduğu dolaylı ya da dolaysız ilişkiler bağlamında barınma ve korunmaya duyduğu gereksinime bulduğu çözümlerden biridir. Her ne kadar gününüze gelindiğinde, teknolojik gelişmelerin de sonucunda, çadırın kullanım amaçları, malzemesi ve yöntemleri değişim göstermiş olsa da çadırın temel var oluş sebebi olan doğada barınma gereksinimi hala çadırı tanımlayan temel bileşenlerden birini oluşturmaktadır. Bu araştırmanın amacı çadır öznesini odağına alarak, kentsel ve kırsal bireyin hafızasındaki çadır algısını ve buna bağlı olarak doğa ile kurduğu ilişkinin doğallığını veya yapaylığını anlamak, analiz etmektir. Fenomenolojik-hermeneutik bir çözümlemeyle mekan, hafıza, ketsel ve kırsal hafıza kavramları genel literatür çerçevesinde tartışılmıştır. Söz konusu kuramsal tartışmalara ek olarak kentsel ve kırsal hafıza başlıkları altında oluşturulan iki farklı örneklem (case study) konunun daha derinlemesine çözümlenebilmesini, sağlamıştır. Kentsel hafıza kapsamında profesyonel-amatör dağcı gruplarıyla; kırsal hafıza kapsamında ise mevsimlik tarım işçileriyle derinlemesine mülakat, sözlü tarih ve katılımlı gözlem teknikleri ile çalışılarak veri toplanmıştır. Araştırma sonucunda, yer-zeminle, doğa ile kurulan ilişki bağlamında deneyimlenen, bir mekan olarak çadır öğesi, profesyonel dağcı gruplarının diğer örneklem gruplarına görece doğal, dolaysız ve gerçek ilişkiler içerisinde olduğu, amatör dağcıların daha sterilize, plastik ve dolaylı ancak keyifli ilişkiler içerisinde olduğu, mevsimlik tarım işçilerinin mecburiyetlerden hareketle dolaylı ve hoşnutsuz ilişkiler içerisinde olduğu saptanmıştır . Anahtar kelimeler: Hafıza, Tasarım, Mekan, Çadır, Yer
Geleneksel Urfa konutunun konukevine dönüşümü: Hacı Abo Evi
Tarihi yapılar toplumların geçmişlerine tanıklık etmektedir. Bu kapsamda, bulundukları bölgenin tarihini, mimarisini, kültürünü, yaşam tarzını yansıtan yapılar içerisinde önemli bir yere sahip olan geleneksel Urfa konutları bu çalışmanın konusunu oluşturmuştur. Bölgede yaşamış medeniyetler, dini inanışlar, coğrafik etkenler, iklim, geleneksel Urfa konutlarının biçimlenmesinde önemli rol oynamıştır. Geleneksel Urfa konutlarının, mekansal değerlendirmeleri, mimari ve iç mekan bağlamında, çevresel, iklimsel, konum, planimetrik, cephe ve yapısal açıdan irdelendiğinde, özgün işlevini yer yer kaybettiği anlaşılmıştır. Toplumsal değişimlere bağlı olarak, tarihi konutların özgün işlevlerinin geçerliliğinin yitirilmesi Urfa'da olduğu gibi, ülkemizde de genel bir problem olarak ortaya çıkmaktadır. İlerleyen süreçte tarihi yapıların korunması açısından, yeniden işlevlendirmeye ihtiyaç duyulmaktadır. Geleneksel Urfa konutlarının konukevi olarak yeniden işlevlendirilmeleri kapsamında, bu konutların yapısal olduğu kadar, özellikle iç mekana yönelik değerlendirmeleri bu çalışmanın odak noktasını oluşturmuştur. Farklı örnekler ışığında geleneksel Urfa konutlarının özgün ve yeni işlevleri mekansal olarak incelenerek çalışma Hacı Abo Evi örneği ile detaylandırılmıştır. Bu çalışmada, tarihi ve kültürel özellikleri ile bir turizm kenti olan Urfa'da, konaklama tesislerine ihtiyaç olabileceği düşünülerek, tarihi konutlardaki iç mekan niteliklerinin önemi, bölgedeki geleneksel konutlara verilecek yeni işlevlerin özgün yapıyla uyumunun ve iç mekanın tarihi konutları koruyarak yaşatmada önemli unsurlar olduğu vurgulanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hacı Abo, yeniden işlevlendirme, konukevi, Urfa konutları, restorasyon, koruma
Kapalı çocuk oyun alanlarında doğa odaklı bir tasarım yaklaşımı
Çocuk oyun alanlarının çocuğun fiziksel ve zihinsel gelişimi üzerindeki etkileri tartışılmaz derecede önem taşımaktadır. Bu sebeple oyun alanlarında tasarım kurgusunda, estetik, işlev ve doğa ile etkileşim ve eğlence olgularının göz önünde bulundurulması gerekir. Kurgulanan alan, çocuğun oyun kurma gücünü ve psikolojisini doğrudan etkileyecektir. Mekânda kullanılacak malzemelerin çocukların sağlığı açısından uygun olması dikkat edilmesi gereken bir diğer tasarım faktörüdür. Yaş Aralığı 6-10 olan çocukların bulundukları mekânlarda aynı zamanda güvenlik de önem taşımaktadır, bu sebeple tasarlanan oyun elemanları ve seçilen malzemelerin bu yönde incelenmesi gerekmektedir.
Mekanın sinematografik okunması
Bu Tez çalışmasında mekan ve sinemanın ortak yönleri ele alınmaktadır. Sinemanın duygu yaratmak için kullandığı yöntemler, mimari mekan tasarımında çok önceden beri var olan yöntemlerdir. Bu durum, sinema öncesi mekan örnekleriyle vurgulanmıştır. Aynı zamanda sinemada mimari üslubun baskın olduğu örnekler veya sinemadan etkilenen mimari yapıtlar, tezin kapsamı dışındadır. Bu yüzden iki disiplinin ortaklığı, etkileşimde bulunmayan örnekleri üzerinden ifade edilmiştir. Tezde, sinema ve mekan tasarım teknikleri arasındaki farklılık gösteren öğeler irdelenmiş ve iki disiplinin kendi içindeki yöntem ortaklığının altı çizilmeye çalışılmıştır. Sinema ve mimarlık, farklı terimlerle, aynı ifade biçimini kullanır. Tez, bu ortaklığı vurgulamaya çalışmaktadır.
İslam mimarisi 16. yy Osmanlı Dönemi cami ve türbelerinin iç mimarisindeki desenlerin incelenmesi
Osmanlı sanatı, İslam sanatı içinde başlı başına bir kategori oluşturur. Osmanlı sanatı mimarlık ana sanat dalında da kendine has bir karaktere sahiptir. Bu tez çalışmasında, 16.yy Osmanlı Cami ve türbelerinin iç mimari süslemelerinde kullanılan desenler ele alınmıştır. Bunun için ilk önce İslam sanatı incelenmiştir. İncelemede İslam sanatının kaynağı ve İslam mimarisi süslemelerinin özellikleri açıklanmıştır. Sonrasında Osmanlı mimarisi süsleme özellikleri incelenmiştir. Burada 16.yy Osmanlı mimarisinin en büyük yaratıcısı ve yönlendiricisi olan Sinan'ın mimarisinin süsleme özellikleri üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise 16.yy Cami ve türbelein süslemelerinde kullanılan desenler irdelenmiştir. Malzeme ve teknik olarak tanımlanan desenlerin, kuruluş şekillerinin yanı sıra motif çeşitleri ve kaynaklarının belirlenmesi amaçlanmıştır.
Tarihi yapılarda mekansal bellek ve iç mekan ilişkisinin irdelenmesi
İnsanlığın barınma ihtiyacı ile birlikte ortaya çıkan mekan algısı zaman içerisinde kültürel birikimler ve teknoloji doğrultusunda gelişmiştir. Bu gelişim sürecinde kimlik ve aidiyet kavramı oluşan bu mekanlarda yer (locus) kavramı da oluşmaya başlamıştır. Mekanlar bulundukları yer üzerinden anlam kazanmaya başlamıştır. Mekan algısının oluşturduğu mekansal bellek kavramı, göstergeler üzerinden okunarak ortaya çıkar. Göstergelerin korunması mekansal bellek için önemli olduğu kadar yapıların tarihsel ve kültürel süreklilikleri için de gereklidir. Bu bakımdan tarihi yapılara değer katan göstergelerin restorasyon, onarım ve dönüşüm sürecinde korunması gerekir. Tez çalışması kapsamında ortaya çıkarılan mekansal bellek göstergelerinin korunmasına ilişkin tasarım parametrelerine vurgu yapılarak tarihi yapılarda değer taşıyan unsurların sürekliliğinin sağlanması hedeflenmiştir. Bu düşünceler ışığında yeniden işlevlendirilen SEKA Kağıt Müzesi ve Bilim Merkezi tarihi yapılarda mekansal bellek göstergeleri ve iç mekan ilişkisi kapsamında irdelenmiştir. Bu irdelemeler sonucu elde edilen bulguların tarihi yapıların korunmasına ilişkin önemli ipuçları taşıyacağı düşünülerek, bu konularda çalışan uzmanlara ışık tutacaktır Anahtar Kelimeler: Tarihi yapı, koruma, yeniden işlevlendirme, yeniden kullanım, İç mekan, mekan, mekansal bellek, gösterge, SEKA Kağıt Müzesi ve Bilim Merkezi
Sürdürülebilir bir hastane modeli için iç mekan tasarım kriterleri
Ülkemizde sağlık sektörü binalarının çevresel etkisine ilişkin bir rapor ya da açıklanmış bir veri bulunmamaktadır. Hasta sağlığı ve güvenliği bu güne kadar sağlık sektörünün tek araştırma ve uygulama alanı olmuştur. Sağlık sektörünün sürdürülebilir hastane konusunda verdiği tepki bir kaç tane özel hastanenin popülerleşen 'sürdürülebilir mimari' uygulamalarının sonucu olarak inşa ettikleri binaları 'Leed Sertifikalı' olarak hayata geçirmeleri olmuştur. ABD Çevre Koruma Vakfı verilerine göre sağlık yapıları, gıda sektöründen sonra ikinci en yüksek enerji yoğun ticari bina tipidir. Hastane yapıları normal binalara göre iki kat enerji tüketirken, bina kaynaklı karbon salınımın yaklaşık yüzde 30'unu oluşturmaktadır. Ayrıca 7 gün 24 saat faaliyet halinde olan bu binalar insan dolaşımının yoğunluğu nedeni ile kullanıcı sağlığı, gereksinimi, konforu gibi konuların hassasiyeti sonucu, sağlık sektöründe yeni hastane planlaması ve kriterlerini gündeme taşımıştır. Bugün sürdürülebilir, ekolojik, yeşil, çevre dostu gibi pek çok isim altında karşılaştığımız doğayla uyumlu yapılar; yapının arazi seçiminden başlayarak yaşam döngüsü çevresinde değerlendirildiği, bütüncül bir sosyal ve çevresel sorumluluk anlayışıyla tasarlandığı, iklim verileri ve o bölgenin koşullarına uygun, ihtiyacı kadar tüketen, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmiş, doğal ve atık üretmeyen malzemelerin kullanıldığı, işbirliğini teşvik eden, ekosistemlere duyarlı yapılar olarak tarif edilebilir. Oldukça hassas bir konu olan kompleks bina tasarımı ve uygulanması, yanlış politikalar sonucu, insan konforu ve bina enerji etkinliği dikkate alınmadan tasarlanmaktadır. Bunun sonucu olarak da, mekânsal olarak yetersiz ve niteliksiz, kasvetli çalışma ortamlarının yanı sıra kullanıcı psikolojisini de olumsuz etkileyen hastane yapıları ortaya çıkmaktadır. Çalışmada, enerji etkinliği ve kullanıcı (hasta, çalışan, ziyaretçi) gereksinimi ve konforu sağlanmış iç mekanlardan oluşan bir hastane modeli için sürdürülebilir iç mekan tasarım kriterleri saptanmış ve ölçülebilen bir değer haline getirilmiştir. Sürdürülebilir bina, sürdürülebilir mimarlık alanına bütüncül bir yaklaşım, aynı zaman da sürdürülebilir iç mimarlık alanını da kapsayan bir çalışma ortaya konulmuştur. İnsanın fiziksel ve psikolojik gereksinim ve konforunu etkileyen unsurlar yapının dış mekânları kadar iç mekâna ait elemanları ile de ilintilidir. Hastane yapıları iç mekanlarının kullanıcı gereksinimlerini gösteren bir ihtiyaç programının belirlenmesi, hastane binasının konumlandığı bölgenin fiziksel ve sosyal verilerinin analizi, iç mekân konforunu sağlayan ve sürdürülebilir tasarım kriterlerini kapsayan bir şablon hazırlanması, oluşturulan şablona göre Türkiye'den ve dünyadan seçilmiş hastane örnekleri üzerinden yeterliliklerini analiz edilmesi, tezin kavramsal izlediği yolu göstermektedir. Sonuç olarak amaç; kullanıcı gereksinim ve konforu bağlamında, sürdürülebilir bir hastane modeli için tasarım kriterleri demeti oluşturmak ve geleceğin hastaneleri için sürdürülebilir iç mekan tasarım kararları ile tasarımcılara eko-tasarım rehberi sunmaktır. Anahtar kelimeler: Çevre Dostu, sürdürülebilir hastane, ekolojik tasarım, , ekolojik iç mimarlık, yeşil iç mimarlık.
İstanbul kapalı sarnıçlarının işlevsel dönüşümünün mekansal bağlamda irdelenmesi
Sosyal, kültürel ve mimari açıdan değere sahip tarihi yapıların korunarak gelecek nesillere aktarılması toplumların geçmişine sahip çıkılması açısından önemli bir konudur. Yeniden işlevlendirme doğru kararlar içerdiği takdirde tarihi yapıların korunmaları açısından önemli bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Yapısal olarak ayakta ancak işlevsel olarak kullanılamayan yapıların, kullanım değerinin sürdürülebilmesi için yeniden işlevlendirilmesi gerekebilir. İstanbul'daki sarnıçlar korunması gereken tarihi yapılar arasında, değerli ve önemli bir yapı stoğu oluşturmaktadır. İşlevini tamamen yitirmiş bir yapı grubu olan sarnıçlar, su depolama alanı iken; bilinçli bir yaklaşımla, yeniden işlevlendirilmeleriyle mekânsal açıdan kullanım değeri kazandırılarak koruma altına alınmış olurlar. Tarihsel süreç içinde; iplik atölyesi, meyve-sebze deposu, araç tamirhanesi, çöp depolama alanı olarak bilinçsizce kullanımlarının yanı sıra, günümüzde sirkülasyonun yoğun olduğu biçimde restoran, organizasyon alanı, müze gibi işlevlerle kullanıldıkları görülmektedir. Bu işlevsel çeşitlilik; kültürel, ticari, dini ve diğer işlevlerle kullanılmak üzere sınıflandırılabilir. Bu kullanımlar sarnıçların korunması açısından kimi zaman olumlu kimi zaman ise olumsuz sonuçlara yol açmıştır. Kültürel işlevle kullanılan sarnıçlar incelendiğinde; toplum yararına olan bu kullanımın mekânsal ve yapısal açıdan doğru sonuçlar oluşturduğu anlaşılmıştır. Buradaki koruma yaklaşımının doğruluğu, yapının özel ya da kamu mülkü olmasından değil, kültürel işlev seçiminin yüksek bilinç düzeyine sahip olmayı gerektirmesinden kaynaklanmaktadır. Bu durumun aksine ticari işlevle kullanılan sarnıçların yeniden işlevlendirilmesinde uygun işlev seçiminin ekonomik beklentilerin koruma değerinin önüne geçtiğini göstermiştir. Bugün sadece Kambur Mustafa Paşa Cami altındaki sarnıçta karşılaşılan dini işlevle kullanım, kapalı sarnıçlarda bilinçsiz mekân kullanımı sonucunda, özgün mekânsal değerlerin göz ardı edilebileceğini göstermektedir. Bunların dışında tipolojik açıdan özel bir işlev türü oluşturmasa da farklı amaçlarla kullanılan diğer sarnıçlar, bilinçsiz kullanıldıklarında değer kaybına uğrayabilmektedir. Sonuç olarak; yeniden işlevlendirmenin kapalı sarnıçların korunmasında doğru bir yaklaşım olabilmesi için işlev seçimi önemli bir unsurdur. Aksi takdirde, sarnıç yapıları uyumsuz işlev nedeniyle, gerek yapısal gerekse mekânsal zorlamalarla zarar görebilir. Bundan dolayı doğru işlev seçimi bilinçli bir koruma yaklaşımı ile birlikte gerçekleştirildiğinde, tarihi yapılar kullanılarak korunmuş olacaktır.
Sinasos'daki konutlarda işlev ve mekan ilişkisi
Kapadokya bölgesinde yerleşimler tarih boyunca farklı kültürlere ev sahipliği yapmıştır. Başlangıçta Ortodoks kesimin barınma ihtiyacını karşılamak için kayalara oyulma suretiyle ortaya çıkan yerleşimler zamanla gelişen yapılaşma imkanları ile değişim göstermiştir. Bölgede yer alan konutların bugünkü kullanımlar açısından mekânsal adaptasyonunu konu alan bu çalışma eski adıyla Sinasos, bugünkü adıyla Mustafapaşa yerleşimindeki yapıların incelenmesi kapsamında ele alınmıştır. Bu kapsamda örnekler konut işlevini sürdüren yapılar ve yoğunlukla otel işlevi kazandırılan konutlardan belirlenmiştir. Çalışmada bilgi üretmeye yönelik yöntem olarak; literatür araştırmalarının yanı sıra, bölgedeki gözlem, inceleme ve sözlü görüşmelerden yararlanılmıştır. Çalışmaya ilişkin temel kavramların yer aldığı giriş bölümünün ardından, Kapadokya bölgesi ve yerleşim alanları tarihi çevre kapsamında incelenmiştir. Daha sonra Kapadokya ve Sinasos bölgelerindeki tarihi yapılar korunması gerekli değerler ve yapım sistemleri açısından irdelenmiştir. Bu bilgiler ışığında, Sinasos'taki konutlarda sıklıkla görüldüğü gibi, özgün işlevini sürdüren veya otel olarak kullanılan örnekler mekânsal açıdan analiz edilerek bölgedeki yapılarda değer kaybı oluşturan unsurlar ortaya çıkarılmıştır. Sinasos'un yerel kimliğini yansıtan tarihi konutlar özgün işlevin sürdüğü durumlarda bilinçli ya da bilinçsiz olarak mekânsal müdahalelere maruz kalabilmektedir. Şüphesiz bu müdahaleler yörede konuttan otele dönüşümün yoğun bir eğilimle ortaya çıktığı durumlarda daha dikkat çekicidir. Bölgenin mimari dokusunun korunması açısından konutlardaki müdahalelerin kontrol altında tutulması önemlidir. Zira kültür turizmi açısından bölgeye duyulan ilginin gün geçtikçe artmasında tarihi konutların katkısı büyüktür. Anahtar Kelime: Kapadokya, Sinasos, Mustafapaşa, konut, otel, iç mekan, işlev, yeniden işlevlendirme.
İstanbul'da çok katlı ofis binalarının sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi
Binalar çevresel, ekonomik ve sosyal etkileri ile sürdürülebilir gelişmenin en önemli paçalarıdır. Bu sebepten dolayı yeşil binalar şehirlerin sürdürülebilir olarak gelişmelerinde önemli bir paya sahiptir. Sürdürülebilir yapılar, yaşam döngüsü çerçevesinde değerlendirildiği, sosyal ve çevresel sorumlulukların göz önünde bulundurularak tasarlandığı, bölgenin iklim ve yerel koşullarına uygun olması, doğal ve atık malzemelerin kullanıldığı, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelen, ekosisteme karşı duyarlı yapılar olarak tanımlanabilir. Sürdürülebilir yapıları diğer yapılardan ayıran, kentsel yaşama değer katan avantajları bulunmaktadır. İnşaat alanında çevre tahribatını en aza indirgemeleri, hafriyat ile ortaya çıkan atık malzemelerin geri dönüştürülüp tekrar kullanılması, yenilenebilir enerji kullanmaları, doğal ışıktan yararlanıp enerji tasarrufu sağlamaları, izolasyon uygulamaları ile ısıtma-soğutma maliyetlerinin azaltılması, kullanıcılara daha verimli, sağlıklı ve rahat bir ortam sunmaları sürdürülebilir yapıların avantajlarıdır. Bu tez çalışmasının amacı, ofis yapılarının incelenerek, sürdürülebilirlik kriterleri açısından değerlendirilmesi ve bu kriterlerin İstanbul'da bulunan üç ofis binası üzerinde irdelenerek sürdürülebilir mimarlık ilkelerinin ortaya konmasıdır. Çalışma kapsamında, ekolojik çevre ile ilgili yapılan araştırmalarla birlikte sürdürülebilirliğin özellikleri belirlemiş, ofis yapılarının tanımı, tarihsel, fonksiyonel, strüktürel gelişimi, biçimleri hakkında bilgi verilmiş ve sürdürülebilirlik açısından gerekli olan ana kriterler ele alınmıştır.
Mobilyanın yeniden kullanımının sürdürülebilirlik bağlamında incelenmesi
Bu tezin amacı, mobilyanın sürdürülebilirlik bağlamında incelenmesidir. Bu çalışma sürdürebilirlik ve geri dönüşüm kavramına dikkat çekmek, gereken duyarlılığı sağlamak ve bilgilendirmeyi hedeflemektedir. Sürdürülebilir malzeme ve geri dönüşüm konusunda mimarlara, içmimarlara, endüstri ürünü tasarımcılarına ve toplum geneline önemli derecede sorumluluklar düşmektedir. Çevremiz ve kaynaklarımızın bozulması günümüzden büyük problemlerden biridir. Bu nedenle, tasarımcılar ve kullanıcılar, günlük yaşamımızı sarmalayan, her an kullanımımızda olan mobilyanın sürdürülebilir malzeme ile tasarlanma süreçlerini anlamak ve aydınlatmak önem kazanmıştır. Sürdürülebilirlik bağlamında, ürün yaşam döngüsü kavramı süreçleriyle birlikte titizlikle incelenmelidir. Ürünün oluşum sürecinde, çevresel duyarlılık sadece ürünle tasarımcı ilişkisi aşamasında önemsenmemeli, aynı zamanda tüm kullanıcılar ve bu sürece dahil olanlar tarafından da desteklenmelidir. Ele alınan konu tüketim toplumuna karşı bir tavrı desteklemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın içerdiği bölümler aşağıda görülmektedir: 1. Bölüm (Giriş) tezin temelini ve çalışmanın amacını açıklamaktadır. Ayrıca araştırmanın özeti şeklinde genel bir içerik anlatımı bulunmaktadır. 2. Bölümde sürdürülebilirlik kavramı tanımı, geçmişten geleceğe sürdürülebilirlikte kalkınma anlayışının tarihçesi yapılan çalışmalar ve bunların tasarım bağlamında incelenmesidir. 3. Bölümde (Çevreye duyarlı tasarım; ürün tasarımı - sürdürülebilirlik, tüketim kültürü ilişkisi) temel çevreye duyarlı tasarımlar yapmak için geçirilen süreçler ve tasarımcının bu tüketim kültüründeki rolüne değinilmiştir. 4. Bölümünde ise mobilyanın tanımı, kökeni ve tasarımla bağlantısının sürdürülebilirlik açısından değerlendirilmesidir. Sürdürülebilirlik kavramına değinip sürdürülebilir mobilyanın tanımı ve özelliklerinden bahsedilecektir. Çevresel kriterler de sürecin bir parçası olduğundan örneklerle desteklenecektir. Yeni tasarımlara yol göstermesi sürdürülebilirlik temasına katkıda bulunması amacıyla mobilya imalatında sürdürülebilir malzeme kullanıldığında veya kullanılmadığında nelerin beklendiği irdelenecektir. Mobilyanın çevreyle ilişkileri ömrü sürdürülebilir olması gibi etkenler tasarımın bileşenlerinin incelenmesiyle tezim sonlanacaktır. Sürdürülebilir mobilyalar ve hedefler yaratmak için çok önemli olan bazı özellikler vardır. Bu tam olarak, bu çalışmada kabul edilir. 5. Sonuç Bölümünde ise mobilyanın tasarımla bağlantısının sürdürülebilirlik açısından değerlendirilmesidir. Mobilyanın çevreyle ilişkileri ömrü sürdürülebilir olması gibi etkenler tasarımın bileşenlerinin incelenmesiyle tezim sonlanacaktır. Sürdürülebilir mobilyalar ve hedefler yaratmak için çok önemli olan bazı özellikler vardır. Bu tam olarak, bu çalışmada kabul edilir. Çevresel faktörler hava kirliliği su kirliliği, atık ürünler analiziyle sürdürülebilirlik önemi anlatılacaktır. Sadece mobilya malzeme sektöründe değil tüm sektörlerde önemsenmesi gerektiği ve bu faktörlerin birbirleriyle ilişkileri sürdürülebilirlik ilişkileri incelenecektir. Tasarım süreci, malzeme kullanımı, seçimi bilgilendirme ışığında sürdürülebilirlik geri dönüşüm kavramının önemi anlaşılması sağlanır. Ürün tasarlanırken uzun ömürlü, teknoloji yönü, moda stil ve çevreye minimum zarar zamana bağlı olarak değişebilir. Tüm bu kriterler göz önünde bulundurularak ele alınarak atık madde ve malzeme miktarı azaltılması amaçlanır. Tüketici yararı ve çevre yararı hedefte tutulur.
Dönüştürülen tarihi yapilarda iç mimari müdahalelerin bina kimliği üzerindeki rolü
Bu tezin amacı restorasyonda bina kimliği kaybının önlenmesi için bilinmesi gereken kimlik özellikleri konusunu açıklığa kavuşturmaktır.Böylelikle bina restorasyonları yapan ekiplerin yararlanabileceği bir bilgi kümesi sunmak hedeflenmiştir. Bir binanın kimlik özellikleri yerden, tarzdan ve mimarından kökünü alır.Tez bu temalar altında kimlik özelliklerini incelermiş kentsel restorasyonlarda daha çok karşılaşılan tarzlar konusunu özellikle vurgulamıştır.Ve sonuç olarak tez bu anlamda tarihi yapıların korunmasına hizmet etmiştir. Ayrıca restorasyon bölümlerinde teknik derslerin yanı sıra sanat ve mimarlık tarihi derslerinin ayrıntılı bir biçimde okutulmasını tavsiye etmektedir.
Güncel dijital teknolojilerin mobilya tasarım ve üretim aşamasına etkileri
Bu tezin ana hedefi olarak, 21.YY sonrasında bilim ve teknoloji alanında yaşanan ilerlemelerin sonucunda geliştirilen dijital teknolojilerle yapılan mobilya üretiminin, 21.YY öncesinde kullanılan üretim tekniklerinden sonra oluşturulan mobilyaların nasıl bir gelişme gösterdiğinin örneklerle ve çeşitli kaynaklarla desteklenerek incelenmiştir. Mobilya tasarımlarının ve üretim tekniklerinin geçmişten günümüze kadar olan süreç içerisindeki gelişimler gösterilmiştir. Teknolojinin getirdiği faydalardan yararlanılarak, kusursuz tasarımlarda, karmaşık formların kolayca üretilebildiği, sağlam ve yeni nesil malzemelerle oluşturulan mobilyaların hızlı bir şekilde üretimi yapmak mümkün hale gelmiştir. Bu durumun sonucunda tasarımcı ve üretici için 21. YY öncesine göre çok daha avantajlı bir durum oluşmuştur. Tezin 1. bölümünde, tezin amacı, kapsamı ve yöntemi belirtilmiştir. 2. Bölümde, mobilyanın genel tanımı yapıldıktan sonra 20. YY öncesindeki dönemden 21.YY'a kadar olan zaman aralığındaki mobilya tasarımlarının ve üretimlerinin gösterdiği gelişmeler örneklerle ve kaynak gösterilerek açıklanmıştır. 3. bölümde, 21.YY'da kullanılan dijital teknolojilerin mobilya tasarım aşamasına etkilerine değinilirken, 4. Bölümde mobilya üretim aşamasına etkilerine değinilmiştir. 5. Bölümde ise 21.YY'da kullanılan dijital teknolojilerin, önceki dönemlerdeki geleneksel mobilya üretim yöntemlerinin kullanıldığı dönemden sonraki yarattığı farklar ve gösterdiği gelişmeler belirtilerek tez sonlanmıştır.
Rekonstrüksiyon uygulamaları kapsamında Boğaziçi yalılarının otele dönüşümü
Rekonstrüksiyon ve yeniden işlevlendirme tarihi yapıları kullanarak korumak için başvurulan yöntemlerdendir. Birçok tarihi yapıda olduğu gibi İstanbul'da Boğaziçi Yalılarının korunması için de bu uygulamalar söz konusu olmaktadır. Bu çalışma, rekonstrüksiyon uygulamaları kapsamında Boğaziçi yalılarının otele dönüşümünü incelemek ve iç mekandaki etkilerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Buradan yola çıkarak ortaya çıkan sorunların koruma kapsamında ele alınması çalışmanın hedefini oluşturmaktadır. Bu bağlamda seçilen iki Boğaziçi yalısının özgün mimari yapısı incelenerek, rekonstrüksiyon sonrası mekânsal yapıları karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Çalışma altı bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemine ilişkin bilgiler giriş bölümünde yer almaktadır. "Tarihi Yapılarda Koruma Kavramı" başlığı altında ilk olarak koruma yöntemlerine değinilmiş, bunlardan "Yeniden İşlevlendirme" ve "Rekonstrüksiyon" kavramları ayrı alt başlıklar altında incelenmiştir. "Tarihi Yapılarda Koruma Sorunları" ve "Koruma ile İlgili Yasa ve Yönetmelikler" ikinci bölümün diğer alt başlıklarıdır. Üçüncü bölümde "Konaklama Yapıları" başlığı altında kavramsal araştırmaların yanı sıra otellerin mekânsal açıdan değerlendirilmesi yer almaktadır. Dördüncü bölümde İstanbul Boğaziçi Yalılarının tarihçesi, mimarisi ve işlevsel açıdan analizi yapılmıştır. Çalışma konusunun örneklerle incelendiği beşinci bölümde Debreli İsmail Paşa ve Rasim Paşa Yalılarının rekonstrüksiyon uygulaması kapsamında otele dönüşümü incelenmiştir. Bu bölümde örnek yapıların yalı ve otel olarak kullanımları mekânsal açıdan kendi içinde ve karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın altıncı ve sonuç bölümünde örnekler ışığında otel olarak yenden işlevlendirilen Boğaziçi Yalılarının rekonstrüksiyon uygulamaları kapsamında mekânsal açıdan irdelenmesine ilişkin saptamalar yapılmaya çalışılmıştır.
İç mimarlıkta mobilyanın ürün yönetimi süreçleri açısından değerlendirilmesi
Mobilya, insan yaşamının vazgeçilmez bir parçasını oluşturmaktadır. İnsan, günlük yaşamdaki gereksinimleri ve bu gereksinimlere bağlı olarak gerçekleştirdiği tüm aktiviteleri mobilya aracılığıyla gerçekleştirir. Mobilyanın varlığı, insanın mekânlar içerisinde yaşamaya başlamasına paralel olarak ortaya çıkmış ve geçmişten günümüze ekonomik, sosyal, kültürel ve teknolojik gelişmelere bağlı olarak sürekli gelişip çeşitlenmiştir. Günlük yaşamın, hemen her alanında kullanım gereksinimi duyulan mobilyaların tasarlanabilmesi için öncelikle bir gereksinimin oluşması ve oluşan gereksinimin türüne bağlı olarak da mobilyanın işlevlendirilmesi gerekmektedir. Mobilyanın, işlevini beklenilen şekilde yerine getirebilmesi antropometriden diğer bir ifadeyle, kullanıcının vücut ölçülerinden yararlanarak tasarlanmasıyla mümkün olmaktadır. Bu doğrultularda tasarlanan mobilya, "ergonomik mobilya" olarak ifade edilir ve kullanıcıya hem fizyolojik hem de psikolojik rahatlık sağlar. Mobilya, mekân içerisinde insan gereksinimlerini karşılamakla beraber, mekânda belli bir algıda yaratmaktadır. Dolayısıyla mobilya mekânın türünü, kimliğini oluşturup mekâna; işlev, konfor, estetik vb. değerler kattığı da görülmektedir. Mekân ise mobilyanın türünü, işlevini, formunu, rengini, malzemesini vb. özelliklerini etkilemektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde; mekânın mobilyayı, mobilyanın da mekânı etkileme ve biçimlendirme gücü olduğu söylenebilmektedir. Bu çalışmada mobilya üretimi, bir "yönetim sistemi" olarak ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Mobilyanın bir ürün olması sebebiyle, "ürün yönetimi sisteminin" mobilya üretimine bir uyarlanması yapılmıştır. Bu sistem, "mobilya ürün yönetimi" sistemi olarak adlandırılmış ve ürün yönetimi sistemin tüm adımları, mobilya üretim sistemine aynen uyarlanmıştır. Ancak, alt süreçlerin tüm ürünlerde olduğu gibi mobilyada da, değişik alt süreçleri yaratabildiği görülmüştür. Mobilya ürün yönetimi adımları; mobilyanın üretim sistemi, uygulama sitemi, kullanım sistemi ve kullanım sonrası sistemi olarak kurgulanmıştır. Bu sistem, mobilyanın üretim süreçlerinin net tanımlanmasını sağlar ve bu tanımlamalar doğrultusunda üretilen mobilya, üreticinin veya kullanıcının kendisinden beklentisini en yüksek düzeyde karşılar.
Yeniden işlevlendirilen İstanbul medreselerinde işlev-mekan ilişkisinin irdelenmesi
Tarihi yapılar sosyal, kültürel ve mimari değerler taşımaktadırlar bu nedenle korunarak kullanılması kültürel sürekliliğinin devamlılığı açısından önemlidir. Yeniden işlevlendirme; yapı, mekan ve işlev bakımından uygun kararlar doğrultusunda yapıldığında, tarihi yapıların korunması için bir fırsat olarak görülebilir. Seçilen yeni işlev ile mekanın uyumlu olması hem yapı için hem de yeni işlevin işleyiş programı için önemlidir. Uygun olmayan işlev seçimi hem yapıyı yapısal ve mekânsal anlamda zorlayacak hem de yeni işlevden verim alınamamasına neden olacaktır. İnşa edildikleri dönemin eğitim kurumları olan medreseler; eğitim anlayışının değişmesiyle birlikte işlevsel geçerliliğini kaybetmiş olup, fiziksel ömürlerini tamamlamadıklarından dolayı yeniden işlevlendirilmeye uygun yapı grubu olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Tarihsel süreç içinde medreselerin; mehterhane, sağlık ocağı, depo, dispanser gibi farklı pek çok işlevle kullanıldıkları görülmektedir. Bu işlevsel çeşitlilik; eğitim, sağlık, kültür ve turizm, ticaret ve diğer işlevlerle kullanılmak üzere sınıflandırılabilir. Bu kullanımlar alanları, medreselerin korunması bakımından kimi zaman olumlu kimi zamansa olumsuz sonuçlara neden olmuştur. Eğitim ve kültür & turizm alanında kullanıma açılan medreseler incelendiğinde; toplum yararına olan bu kullanımların, mekân-işlev ilişkisi bakımından doğru sonuçlar oluşturduğu görülmüştür. Buradaki koruma yaklaşımının doğruluğu, yeni işlevin yapının özgün işlevi ile uyumlu olmasından kaynaklanmaktadır. Sağlık ve ticaret alanlarında kullanıma açılan Medreseler incelendiğinde; mekan-işlev ilişkisinin sağlanamadığı ve yeni işlevin eylemsel ihtiyaçları karşılamak için mekânsal potansiyelin zorlanması nedeniyle koruma bakımından uygun olmayan sonuçlar ortaya çıkardığı görülmüştür. Sonuç olarak; yeniden işlevlendirmenin medreselerin korunmasında doğru bir yaklaşım olabilmesi için mekan-işlev ilişkisinin sağlanması gerekmektedir. Doğru işlev seçimi bilinçli bir koruma yaklaşımı ve mekan-işlev ilişkisi gözetilerek gerçekleştirildiğinde, tarihi yapılar kullanılarak korunmuş olacaktır.
Resim ve mekan: Salvador Dali çalışmaları üzerine bir inceleme
Her sanat yapıtı, sanatçısının yaratıcı hayal gücünün bir ürünüdür. Sanatçı öznel bir yaşantıyı yine kendisine özel bir bakış açısı ve yaşam deneyimleri ile yoğurarak sanatsal araçlar yoluyla kalıcı olarak kavranılabilen bir gerçeklik haline getirir.Görsel bir sanat olarak resimde, nesne ve mekan ele alındığında, kütle-boşluk kavramları ortaya çıkar. Ressam boşluğu betimler, görünür kılar.Resim sanatının var oluşundan bu yana geçirdiği evreler boyunca, Dali resimleri resim sanatında ayrıcalıklı yerini korumuştur.Dali sanatında mekan kavramı; bir resmi oluşturan tüm elemanların içerisinde yaşam bulduğu alandır. Bir sanat eserinin oluşum sürecinde görsel elemanlar, belirli ilkeler çerçevesinde düzenlenerek, eserin mekansal yapısını kurgularlar. Bu örgütlenme, bir eserin sanatsal nitelik kazanması açısından zorunluluk ifade eder.Bu çalışmanın amacı, Dali resimlerinde önemli bir yeri olan mekan kavramına açıklık getirmek; önemini vurgulamaktır.Çalışma kapsamında, resim sanat tarihi içerisinde olan mekan kavramının değişimleri resim sanatındaki görsel elemanlar ve resimsel öğelerin evrimi ve Dali resimlerini etkileyen nesne ve mekanın kavram olarak açıklamaları ele alınmıştır.Bu konulara yanıt aranırken literatür taramasına ek olarak, konunun çözümlenmesinde yardımcı olacak sanatçının resimleri de mekan kurgusu açısından analiz edilmiştir.
Alışveriş merkezlerindeki yapay aydınlatmanın niceliksel ve niteliksel özelliklerinin değerlendirilmesi: Trabzon örneği
Günümüz teknolojisinin getirdiği yeniliklerin, çok kısa zamanda hayatımızda yerini alması ve sürekli gelişmeye açık olmanın gerektirdiği yenilenme kavramının, sadece insanla sınırlı olmadığı, mekan olgusuna da önemli ölçüde etki ettiği görülmektedir. Mekan kurgularında daha etkili olduğunu gördüğümüz bu yenilenme ile mekanlar iç içe geçerek yeni yaşam kültürleri oluşmasına da etken olmaktadır. Sosyo-kültürel mekanların alışveriş merkezleri ile buluşması, bu mekansal bütünleşmenin bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kompleks yapılarda zaman gözetilmeksizin alışveriş eylemine süreklilik kazandırılması ise ticari boyut dışında, mekana karakter kazandırmak adına zaman-mekan olgusunu unutturmaya yönelik yapılmaktadır. Buna bağlı aydınlatma tasarımları, tasarım bütününü etkilemeyecek şekilde çözülmelidir. Günümüz alışveriş merkezi yapılarında mekan kalitesinde önemli bir etken olarak yapay aydınlatmanın, kullanıcıya saat kavramını unutturmanın yanı sıra kullanıcı üzerinde fiziksel rahatsızlık yaratmayacak nitelikte tasarlanması gerekmektedir. Bu çalışma kapsamında ise yapay aydınlatmanın kullanıcı üzerindeki etkileri aydınlığın niceliksel ve niteliksel özellikleri ile alışveriş merkezleri örneğinde incelenmektedir. Çalışmanın amacı; alışveriş merkezlerinde sosyal etkileşimin yüksek olduğu, yemek yeme katlarında gerekli görsel konfor koşullarını sağlayacak aydınlatma kriterlerini belirlemek ve belirli alışveriş merkezlerini bu kriterler doğrultusunda inceleyip değerlendirmektir. Bu kapsamda; Birinci bölümde; konunun belirlenmesi, problemin tanıtılması, çalışmanın amacı açıklanmakta ve konu ile ilgili literatür araştırılması yer almaktadır. Algı kavramı ve çalışma konusunu birinci dereceden etkileyen görme konusu alt başlıkları ile incelenmektedir. Mekan kavramı açıklanmış, mekan kalitesini belirleyen etkenler, çalışma konusu kapsamında incelenerek, konfor kriterlerinden olan görsel konfor koşulları anlatılmıştır. Aydınlatma kavramı, mekan-aydınlatma ilişkisi bakımından açıklanmıştır. Alışveriş kavramı ise, tarihsel gelişimi, alışveriş mekanları ve alışveriş merkezlerinin aydınlatma özellikleri hakkında genel bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; araştırma yöntem ve teknikleri açıklanmakta ve araştırmanın yürütülmesine dair bilgiler verilmektedir. Üçüncü ve dördüncü bölümler; çalışmalar sonucu ortaya çıkan nitel ve nicel bulguları ve irdelemeleri kapsamaktadır. Beşinci bölümde sonuçlar açıklanmakta ve altıncı bölüm ise önerileri içermektedir.
Otel iç mekânlarında enerji kullanımı açısından sürdürülebilirlik: Antalya örneği
Sürdürülebilirlik geleceğimiz açısından uygulanması ve dikkat edilmesi gereken önemli bir konudur. İnşaat sektöründe kullanıcıların ihtiyaçlarına göre, kullanıcıların sağlık ve yaşam kalitesini en üst seviyede tutarken çevresine en az zarar veren yapılar olarak karşımıza çıkan bu terimin yapı dünyasının kendine göre şekillendirdiği alt başlıkları vardır. Bu başlıklardan bir tanesi olan enerji kullanımı, yapılarda enerji kullanımını en aza indirirken kullanılan enerjinin de çevreye duyarlı bir biçimde tüketilmesini hedeflemektedir. Ülkeler turizm sayesinde hem kendi kültürlerini tanıtırlar; hem de ülke ekonomisi açısından önemli miktarlarda gelir elde ederler. Muhteşem doğası ve kültürel zenginlikleriyle ülkemizde de turizm sektörü oldukça önemli bir yere sahiptir. Ülkemiz turizminin devamı ve gelecek nesillere aktarımı açısından turizm sektöründe sürdürülebilir çözümlere gidilmeli; turizm yapılarında özellikle de turistlerin en fazla zaman geçirdikleri mekânlar olan otellerde sürdürülebilirlik konusundan taviz verilmemelidir. Bu bağlamda sürdürülebilirlik, binalarda enerji kullanımı ve otellerle ilişkilli bir literatür çalışması yapılmış; sürdürülebilirlik ve enerji kullanımlarıyla ilgili otellere yönelik bir değerlendirme modeli oluşturulmuştur. Daha sonra ülkemizin en önemli turizm merkezi olan Antalya?nın belirlenen otellerinde sürdürülebilirlik ve enerji kullanımı tercihleri bu model ile karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Sürdürülebilirlik, Enerji, Turizm Yapıları, Otel Yapıları, Turizm, Enerji Kullanımı, Antalya
Gerçeklik ve mekan: Melez mekan mimarlığı
Genel anlamda melez mekan mimarlığının literatürdeki yerini anlamak için, öncelikle gerçeklik kavramlarının açılımı ve gerçeklik kavramı ile ilişkili olan mekan kavramları bir süreç içerisinde anlatılmıştır. Melez mekan kavramının ortaya çıkışı, var oluşu ve diğer mimarlık alanlarıyla olan ilişki yukarıda bahsedilen sürecin temel kavramlarını oluşturulmuştur. Bu kavramların işlevsel yönlerinin ortaya konulması sonucunda mimari yaklaşımlarına işaret edilmiştir. Melez mekan mimarlığı farklı kullanım alanlarında ki örneklerle anlatılmaya çalışılmıştır. Daha sonra farklı kişiler tarafından anlatılan ve tarifi yapılan kavramların, eşleştiği, çakıştığı ya da çeliştiği durumlardan bahsedilerek sistematik sınıflandırma yapılmıştır. Bu sınıflandırma gerçeklik, mekan ve mimari yaklaşımlar olarak üç ana grup şeklinde ele alınmıştır. Yapılan araştırmada ise gerçeklik ve mekan kavramlarının farklı bakış açılarına göre değerlendirilmesi sonucunda ortaya çıkan aynı anlamı taşıyan farklı terminolojilerin karşılaştırma tablosu oluşturulmuştur. Araştırmanın ikinci aşamasında, melez mekanlar, mekan örgütlenmesinin paradigmalarından olan işlevsel yönü olumlu yönde etkiler varsayımının sınanması örnekler üzerinde tartışılmıştır. Melez mekan mimarlığının tasarımlar üzerindeki etkilerinin tartışılabilmesi için işlev alanı belirlenmiştir. Seçilen örnekler üzerinden, melez mekan mimarlığının faydaları yönündeki öngörüyü ortaya koyabilmek için elde edilen bulgular sunulmuştur.
Açık ofis tasarımlarında performatif kişisel mekan örgütlenmesi
Çalışma mekanı ihtiyacından doğmuş olan ofisler, teknoloji, ekonomi ve insan faktörünün etkisi ile zamanla değişimlere uğramıştır. Bu süreçte pek çok farklı çözümler oluşmuştur. Aranan çözümlere etken olarak, mobilya sektörü de paralel bağlamda değişmiş ve gelişmiştir. Çalışma şartlarının değişmesi açık ofis çalışma sistemlerinin oluşumuna ve bu mekanlarda kullanılan çalışma ünitelerinin fonksiyonel anlamda değişimine sebep olmuştur. Açık ofis mekanlarının kalabalık çalışma alanları olması sebebi ile çalışanlar bu mekan içerisinde kendilerini ait hissettikleri kişisel alanlar oluşturmak istemektedirler. Çalışma kapsamında, açık ofis mekan kavramları, mekan- ürün- kullanıcı faktörleri ve etkileri doğrultusunda belirlenmiş ve tanımlanmıştır. Mekana mimari oluşum ve imaj kazandırılırken, açık ofis sistemindeki çalışma alanlarında, aidiyet hissi uyandıracak, kişisel sınırları kuran bir organizasyon oluşumunu sağlayacak öğelerin mekânsal kavramları analiz edilmiştir. Oluşturulan açık ofis çalışma alanlarındaki mekansal organizasyon kavramlarının kullanılan mekan elemanları ile kişisel alan oluşturulurken nasıl verimlilik kazanabileceği araştırılmıştır. Oluşturulan kavramlar doğrultusunda, geçmişten günümüze açık ofis mekanları ve mekan elemanlarının tasarım stratejileri incelenmiş, tasarım sürecinde mekanın formunu, karakterini oluşturan etkenlerin ve bu etkenlere bağlı tasarımcıların yaklaşımları tarihsel süreçte belli parametreler doğrultusunda detaylandırılmıştır. Açık ofis mekanlarının oluşumu ve tarihsel gelişim süreçleri, ofislerin gelişmesi ile beraber mobilya sektöründeki değişikliklerin ofis mekanlarını etkilemesi sebebi ile ofis mobilyalarının tarihsel gelişim süreçleri incelenmiş, detaylandırılmıştır. Açık ofis mekan elemanlarının mekan- ürün- kullanıcı etkileri fonksiyonellik, esneklik, ergonomi gibi kavramlar doğrultusunda sorgulanarak, modeller tasarımcı yaklaşımları ile irdelenmiştir. Tasarlanan mekan elemanlarının formu, fonksiyonelli, malzeme tercihi, mekanda oluşturduğu mimari karakteri mekan ve tasarım faktörleri doğrultusunda algısal ve işlevsel yönden incelenmiştir. Mimari tasarımda değerlendirme ölçütlerinin tasarım koşullarına uygunluğu, planlama, uygulama aşamaları parametrik yöntemlerle belirlenmiştir. Tüm kavramsal tartışmaların ışığında, aynı mekan içerisinde üç farklı ofis tipini barındırması sebebiyle karşılaştırmalı analiz yapmak üzere alan çalışmasında tercih edilmiş olan bir basın- yayın şirketinin açık ofis çalışma mekanında incelemeler yapılmıştır. Bu incelemeler mekansal, donatı ve kullanıcı odaklı karşılaştırmalı yaklaşımlarda bulunularak gözlemler ve anket çalışmasıyla performatif kişisel mekan örgütlenmelerinin belirleyiciliğini nitelendirmektedir. Açık ofis mekanlarının, mekan elemanları ile bir sistem olarak projelendirilmesi, kullanıcıların ve mekanın verimlilik kalitesini arttırmaya yönelik yaklaşımların ortaya konmasını sağlayacak; kullanıcıların beklentileri ve iş işleyişine uygun beklentiler doğrultusunda mekan örgütlenmelerinin nasıl kişiselleştirilebileceği incelenmiştir. Sonuç olarak, açık ofis çalışma mekanlarında hangi parametrelerin mekanı ve kullanıcıyı nasıl etkilediği araştırmalar, gözlemler ve anket sonuçları doğrultusunda anlatılmaktadır. Tasarımla kişiselleştirilmiş açık ofis çalışma mekanlarının kullanıcı ve mekan etkileri görülmüştür. Açık ofis çalışma mekanlarında, mekânsal, kullanıcı ve donatı odaklı faktörler doğrultusunda belirlenen parametrelerin mekan ve kullanıcı etkileri hakkında bilgi vermektedir. Performatif kişisel mekan örgütlenmelerinin, açık ofis çalışma mekanlarında nasıl sağlanabileceği hakkında yönlendirmelerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Açık Ofis Mekan Örgütlenmesi, Kişisel Mekan, Tasarım Odaklı Performatif Mekan
Eminönü Hanlarının yeniden işlevlendirilmesi kapsamında değerlendirilmesi: IV. Vakıfhan
Eminönü, İstanbul'un ticari anlamda çekirdeğini oluşturmaktadır. Geçmişinde binlerce yıl farklı yaşamlara evsahipliği yapmıştır. Ayrıca günümüzde de aktif olarak kullanılan bir ticaret merkezidir. I.Derece Koruma Bölgesi içinde olan ve Fatih Belediyesi sınırları içerisinde kalan Eminönü Bölgesi; Beyazıd (Kapalıçarşı), Unkapanı, Eminönü semtlerini kapsayan geniş bir alana sahiptir. Bu bahsi geçen geniş alanda birçok tescilli yapı bulunmasından dolayı Tarihi Yarımada Bölgesi olarak adlandırılmaktadır. XIX.yüzyılda Osmanlı Devleti'nin ekonomisinin kötüleşmesi üzerine, batılılaşma hareketleri kapsamında bazı reformlar yapılmıştır. Bu reform hareketleri Osmanlı Devleti'nin gerek idari gerekse ekonomik yapısının yanı sıra mimaride de birçok değişikliklere yol açmıştır. Ayrıca zaman içinde ticaret yollarının ve üretim şeklinin değişmesine bağlı olarak hanlar da eski önemlerini kaybetmeye başlamıştır. Hanların kullanılmamaya başlamasıyla birlikte; fizyolojik bozulmalara, kişilerin yapıyı özgün şekilleri dışında kullanmasına, uygunsuz ilavelerin yapılmasına, bazı bölümlerinin depo olarak kullanılmasına, hanların özgün mimari özelliklerinin ve şehrin dokusu içindeki özelliklerinin kaybolmaya başlamasına sebep olmuştur. Tarihi dokunun bozulmasını engellemek için, eskiden aktif olarak kullanılan hanların bazıları korunarak, bazılarına da bölgenin ihtiyacı doğrultusunda yeni işlevler kazandırmak amacıyla yasalar ve koruma kararları hazırlanmıştır. Alınan kararlar zaman içerisinde eksik ve yetersiz olduğundan iptal edilmiş ya da bu kararlarda birtakım değişiklikler yapılmıştır. Bu kapsamda Eminönü Hanları'nın tarihi doku içindeki konumu, mimarisi ve özellikleri, kullanılan malzemelerine göre korunmaya başlanmıştır. Bu çalışmada koruma kapsamaları doğrultusunda alınmış olan kararların Eminönü Hanlarının iç mekan açısı üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Eminönü Hanları, Büro Hanları, IV. Vakıfhan ve İç mekan
Ofis iç mekânlarının dönüşümü: Autoban mimarlık ofisi örneği
Yapılar tarihsel süreçte, toplumsal ve fiziksel koşullardaki değişimlere paralel olarak dönüşüm geçirmiştir. Günümüzde ofisler, insanların büyük bir kısmını barındıran yaşam alanları olarak, bu dönüşüm süreçlerinin önemli bir parçasını oluşturmuştur. Ofis iç mekânları, mekân, kullanıcı ve değişen ihtiyaçlar arasındaki uyum doğrultusunda sürekli bir evrim içerisindedir. Bu çalışmanın amacı, ofis iç mekânlarının zaman içerisindeki dönüşümünü incelemektir. Özellikle, ofislerin hangi etmenlerden etkilendiği ve nasıl bir dönüşüm süreci geçirdiği araştırılmıştır. Çalışma, ofis yapılarını kullanıcı ihtiyaçlarına göre şekillendiren tasarım kriterlerini, zamanla değişen tasarım anlayışlarını ve uyumlu tasarımların önemini vurgulamayı hedeflemiştir. Gerçek dünyadaki yansımalarını anlamak amacıyla, dönüşüm geçiren bir mimarlık ofisi örneği olarak Autoban Mimarlık Ofisi seçilmiştir. Ofisin iç mekânlarındaki dönüşüm süreçleri, teorik bulgularla karşılaştırılarak incelenmiş ve işlevsel değişimlerin çalışan verimliliği üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Çalışma, kapsamlı bir literatür taraması ve Autoban Mimarlık Ofisi üzerinde yapılan nitel gözlem ve görüşmeler ile derinleştirilmiştir. Bu yöntemler, ofis iç mekânlarındaki değişim süreçlerini analiz etmek ve kullanıcı memnuniyetini arttıracak stratejiler geliştirmek için kullanılmıştır. Ofis iç mekânların algısal değişkenlere göre tasarlanmasının önemi vurgulanmış ve öneriler sunulmuştur.
Açık ofislerde aydınlatma tasarımının incelenmesi: Örnek bir çalışma
Bu çalışma, açık ofislerde çalışanların görsel konforunu ve ofis alanlarının enerji verimliliğini ve çevresel sürdürülebilirliğini arttırmayı hedefleyen bir aydınlatma tasarımı geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla Vadi İstanbul Bilişim Vadisi'nde bulunan örnek bir yazılım ofisinin açık ofis bölümü ele alınmıştır. Çalışmanın kapsamında, seçilen örnek ofis projesi özelinde aydınlatma firmasının uygulamış olduğu aydınlatma tasarımı üzerinden iyileştirmeler yapılarak uluslararası ve ulusal aydınlatma standartlarına uygun, gün ışığı ve yapay aydınlatma kaynaklarının bir arada etkin şekilde kullanıldığı bir tasarım süreci ele alınmıştır. Tasarım süreci boyunca Dialux evo 12.0 yazılımı kullanılarak örnek açık ofis üzerinden çeşitli simülasyonlar gerçekleştirilmiştir. Bu simülasyonlar örnek mevcut ofis üzerinden iyileştirmeleri içeren senaryoları test etmiştir. Senaryolar kapsamında, açık ofiste gün ışığı, yapay aydınlatma ve her iki faktörün kombine edildiği durumlar simülasyonun parametrelerini oluşturmaktadır. Gün ışığı faktörünün incelenmesi için, yılın belli günleri ve günün belli saatleri simülasyon parametrelerine dahil edilmiştir. Yön faktörünün, doğal aydınlatmadan faydalanmadaki etkisini test edebilmek amacıyla, binanın mevcut yönüne ek olarak yeni bir yön önerisinde bulunulmuş, binanın mevcut ve yeni önerilen yönleri de bu senaryolara ek olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Yapay aydınlatma senaryoları oluşturulurken ise Litpa isimli aydınlatma firmasının aydınlatma armatürleri kullanılmıştır. Bu sayede, çalışanlar için standartlar tarafından belirlenen görsel performans kriterlerine uygun olan, optimum değere ulaştıran yeni aydınlatma tasarımı önerisi değerlendirilmiştir. Sonuçlar, gün ışığının iç mekâna entegrasyonunun standartlarca verilen değerler çerçevesinde kontrolü ve yapay aydınlatmanın uluslararası ve ulusal aydınlatma standartlarına uygun şekilde düzenlenmesi ile standartların öngördüğü şekilde çalışanların görsel konforunu ve görsel performansını arttıracak yönde olmuştur. Bu çalışma ile aynı zamanda, gün ışığının psikolojik etkisinden faydalanma ve doğal ve yapay aydınlatmanın standart verilerine uygun entegrasyonu sonucu optimal görsel konfor koşullarının sağlanması ile açık bir ofiste insan odaklı aydınlatma tasarımı sağlamanın yöntemi ortaya konmuştur. Bu değerlendirmeler, daha ileriki çalışmalarda aydınlatma kaynaklı enerji tüketimlerinin azaltılmasını değerlendirmek amacıyla da kullanılabilir. Çalışma kapsamında, gün ışığından faydalanıldığı zamanlarda yapay aydınlatmanın kısılarak, anahtarlama sistemi yapılarak veya gölgeleme elemanları kullanarak kısmi kullanımları önerilmiştir. Bu da aydınlatma armatürlerinden kaynaklanan enerji tüketimlerinin azaltılmasını sağlayacaktır. Çalışma açık ofisin, belirlenen oranlarda gün ışığı almasını ve bu ışığın yapay aydınlatma ile dengeli bir şekilde entegre edilmesini içermektedir. Böylece hem görsel konfor gereksinimleri sağlanmakta hem de yapay kaynakların verimli kullanımını teşvik edilmektedir. Böylece çalışma çevresel sürdürülebilirlik açısından da katkı sağlamaktadır. Bu tez, açık ofislerde, kullanıcıların ihtiyaçlarına ve mekânsal gerekliliklere uygun çözümler geliştirerek sürdürülebilir ve insan odaklı aydınlatma tasarımları oluşturmak için bir rehber niteliği taşımaktadır.
Erişilebilirliğin modern sanat müzeleri üzerinden incelenmesi: İstanbul modern Sanat Müzesi örneği
Erişilebilirlik, çağdaş mimarlık ve kent planlamasında yalnızca teknik bir tasarım ilkesi değil, aynı zamanda toplumsal eşitliğin ve mekânsal adaletin temel unsurlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Bu tez, modern sanat müzelerinde erişilebilirliği fiziksel, görsel, işitsel ve dijital boyutlarıyla ele almış ve İstanbul Modern Sanat Müzesi örneği üzerinden kapsamlı bir değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır. Araştırma, literatür taraması, sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirilen görüşmeler ve saha gözlemlerinden elde edilen veriler üzerine temellendirilmiştir. Çalışmada, erişilebilirlik unsurları literatürden ve kullanıcı deneyimlerinden hareketle bir araya getirilmiş; oluşturulan tablolar aracılığıyla değerlendirilmiştir. Bu tablolar, akademik bilgi ile pratik kullanıcı deneyimini kesiştirerek çalışmanın özgün değerini oluşturmaktadır. Örnek çalışma alanı olarak İstanbul Modern Sanat Müzesi ele alınmış; yapının çevresel ulaşılabilirliği, iç mekânsal organizasyonu, ortak kullanım alanları, bilgilendirme ve yönlendirme sistemleri gibi çeşitli başlıklar altında değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma erişilebilirliği bütüncül bir yaklaşımla ele alarak hem teorik hem pratik düzeyde modern sanat müzeleri için yol gösterici bir kaynak ve toplumsal katkı sunmaktadır.
Üst yüzey kaplamaları özelinde iç mekân yapısal detayları üzerine bir sınıflandırma önerisi
Bu çalışma; iç mimarlık eğitiminde ve meslek pratiğinde önemli bir yere sahip olan iç mekân detayları hakkında yeterli Türkçe literatür bulunmaması nedeniyle oluşan boşluğun doldurulması hedeflenerek yapılmıştır. Bu amaca yönelik olarak tez kapsamında iki çalışma yer almaktadır. Öncelikle iç mekân detayları hem teknik hem de görsel anlatımlar ile tanıtılmakta ve iç mekân detayları özgün bir yöntem ile sınıflandırılarak sunulmaktadır. Sonrasında İstanbul Memorial Bahçelievler Hastanesi binasında tespit edilen döşeme, duvar, tavan ve donatıların oluşturduğu detay çözümlemeleri tez kapsamında ele alınan sınıflandırma özelinde incelenmektedir. Çalışmanın her iki bölümünde de iç mekân bileşenlerinin hem kendi içlerinde hem de birbirleriyle yaptıkları birleşimlerin çözümlerine yönelik geliştirilmiş olan detaylar derlenmiştir. Çalışmanın temel amacı güncel veriler ile iç mekân yapısal detaylarının tanımlanması ve sınıflandırılmasıdır. Keşfedici araştırma türü olan çalışma; literatür taraması, başlık belirleme, alan çalışması, yerinde tespit, proje incelemesi, uzmanlar ve uygulamacılar ile görüşme ve sınıflandırma yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular, irdelemeler ve sonuçlar bölümünde çalışma verileri yorumlanmış ve çalışmada önerilen sistemin devamlılığının sağlanması durumunda detay çözümü konusunda öğrencilere ve uygulamacılara sağlayacağı faydalar değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, uygulama sürecinde karşılaşılması muhtemel olan detay türleri hakkında farkındalık sağlanmış ve sistematik bilgi sunulmuştur.
Özel eğitim sınıflarının iç mekân yeterliliğinin değerlendirilmesi: Trabzon örneği
Eğitim; bireyin yaşantısı için gerekli olan bilgi, beceri ve davranış temellerinin atılmasına yardımcı olan, insanların meydana getirdiği toplumun geleceğini zenginleştirip şekillendiren süreçtir. Toplumdaki her birey gibi özel ihtiyaçları olan bireylerin de eğitim hakkı bulunmaktadır. Özel eğitime ihtiyaç duyan bireyler onların engel durumuna yönelik özel olarak düzenlenmiş ayrı okullarda eğitim görebilecekleri gibi genel eğitim kurumlarında kendi akranları ile birlikte de öğrenim görebilmektedirler. Birlikte eğitim görebilecekleri özel eğitim uygulamalarından biri de okul bünyesinde onlar için mevcut olan özel eğitim sınıflarıdır. Bu tür sınıflarda, özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin problemlerini doğru bir şekilde tespit ederek bu problemlerin doğurduğu ihtiyaçlar doğrultusunda düzenlemeler yapılması önemlidir. Bu çalışma özel eğitim sınıflarının iç mekân yeterliliğini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Öncelikle özel eğitim kavramı ile özel eğitim sınıflarının tanımlaması ve özel eğitim sınıflarının sahip olması gereken temel gereksinimlerin tespiti için literatür taraması yapılmıştır. Çalışmanın devamında uygulamalı sonuçlara ulaşabilmek ve gerekli bilgileri edinebilmek adına Trabzon Ortahisar'da yer alan genel eğitim ilkokullarının özel eğitim sınıflarında yerinde inceleme ve gözlem yapılarak bu gereksinimlerin yeterliliği tespit edilmiştir. Belirlenen ilkokullarda yer alan özel eğitim sınıflarında eğitim görmekte olan öğrencilerin kendi istek ve beklentilerini ifade edemeyecekleri öngörüldüğünden öğretmenler ile anket çalışması yürütülmüştür. Elde edilen veriler incelendiğinde; özel eğitimden faydalanan öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayacak, aktivitelerini gerçekleştirecek sınıf düzenlerinin ve alanlarının mevcut olmadığı, öğrencilerin eğitim mekânlarında ihtiyaç duyduğu fiziksel gereksinimlerin yeterli düzeyde karşılanmadığı tespit edilmiştir.
Yaşlılık, yerinde yaşlanma ve konut
Konut, yaşlı bireyler için sadece güvenli ve rahat bir yaşam alanı değil, aynı zamanda fizyolojik, psikolojik, sosyal, kültürel ve fiziksel boyutları bünyesinde barındıran bir olgudur. Yaşlılık döneminde bireyler kendilerini rahat ve güvende hissettikleri evlerinde, alışkın oldukları çevrede yaşamak isterler. Yaşlı bireylerin evlerinde yaşlanması yerinde yaşlanma olarak tanımlanmaktadır. Yaşlı bireylerin yaşlılık dönemlerinde yerinde yaşlanmalarını sağlamaya yönelik olarak konutların taşıması gereken özellikleri ortaya koymayı amaçlayan bu çalışmada, bireylerin konuta ilişkin gereksinim, istek ve tercihlerinin neler olduğunun tespitini hedeflenmektedir. İlk bölümde yaşlılık dönemi, barınma modelleri ve yaşlılıkla ilgili güncel kavramlara dair literatürden bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, deneysel çalışmaya ilişkin bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde, görüşme ve yerinde tespitlerden elde edilen bulgular verilmiştir. Dördüncü bölümde, verilerin analiz sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer verilmektedir. Beşinci bölümde çalışmanın genel sonuçları verilmiştir. Altıncı bölümde, kullanıcıların gerek mevcut konutlarında yapılacak yeni düzenlemelerde, gerekse kullanıcılara yönelik tasarlanacak konut projelerinde uyulması gereken tasarım prensipleri ortaya konarak öneriler sunulmuştur. Çalışmanın sonucunda kullanıcıların konut kullanımında mekân büyüklüğü, donatı özellikleri ve organizasyonunun önemli olduğu görülmüştür.Bu çalışma Karadeniz Teknik Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje numarası: FYL-2020-8518
Pandemi/afet durumu ve sonrasında mimarlık, planlama ve tasarım eğitiminde bologna program yeterlilikleri üzerinden dijital staj kurgusunun gelişmesi
Küresel ölçekte yaşanmakta olan COVID-19 salgını dolayısıyla, Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilen olağanüstü durum karşısında Yükseköğretim Kurulu kararı ile 2019-2020 Eğitim ve Öğretim Yılı Bahar Dönemi sonlandırılmış ve online eğitim başlatılmıştır. Bu süreç mimarlık, planlama ve tasarım eğitim modelini de dönüştürme sürecini beraberinde getirmiş olup yaz stajlarına yönelik tedbirler ve arayışlar başlamıştır. Çalışmada, yükseköğretimin en kritik tamamlayıcılarından biri olan staj eğitimi; Bologna süreciyle ilişkili olarak beceri ve kazanımlar ile tanımlanarak, uzaktan eğitime dayalı dinamik bir model sunulmaktadır. Böylece Mimarlık ve Tasarım Eğitimi Dijital Staj (MİTEDİS) olarak adlandırılan model ile staj olanağı sunulması ve öğrenci kazanımına yönelik verim ve kalitenin arttırılmasına bir çözüm önerisi sunmak amaçlanmaktadır. Çalışmanın analiz aşamasında; katılımcı odaklı değerlendirme yaklaşımı, değerlendirme aşamasında SWOT tekniği; süreçte ise yardımcı yöntem ve teknikler kullanılmıştır. Katılımcı odaklı değerlendirme sürecinde, akademik mentörler ile dijital staj kapsamında öğrenci becerileri ve kazanımları 3 arama konferansıyla belirlenmiş; staj kurulu mentör grubu ile gerçekleştirilen 3 arama konferansıyla dijital stajın değerlendirme sürecine yönelik gereksinimler, değerlendirme cetvelinin oluşturulması, puanlanması ve görev kategorileri ortaya konmuştur. Bulgularda ise tüm analiz verileri ışığında MİTEDİS yazılımı ortaya konmuştur. Öğrenci, paydaşlar ve staj komisyonunu tek platformda birleştiren MİTEDİS modeli Altınbaş Üniversitesi bünyesinde 39 tane İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü öğrencisi ile denenmiştir. Ayrıca MİTEDİS'in içeriğine yönelik beceriler ve kazanımlar öğrenciler ve akademik mentörler ile; MİTEDİS yazılımının kullanımı ise öğrenciler ile gerçekleştirilen iki SWOT çalışmasıyla değerlendirilerek zayıf ve güçlü yönleri ile fırsatlar ve tehditler ortaya konmuştur. Böylelikle; bologna program yeterlilikleri dikkate alınarak beceri ve kazanımlar üzerinden yeni bir staj kurgusu önerilmiştir.
İlköğretim yapılarında serbest zaman etkinliği ve iç mekan tasarımı
Çocuğun en çok vakit geçirdiği eğitim mekanlarından biri olan sınıf, ders içi ve ders dışı kullanılan mekan olarak çocuğun eğitim yaşamının merkezinde yer almaktadır. İlköğretim yapılarında sınıfların akademik bilginin verildiği ortam olmalarının yanı sıra çocuğun serbest zaman etkinlikleri için uygun koşulları sağlaması beklenmektedir. Bu noktadan yola çıkılarak çalışmada çocukların sınıflardaki serbest zaman davranışlarının ve sınıf mekânının bu davranışları destekleme durumunun tespiti amaçlanmıştır. Sınıflarda serbest zaman etkinlikleri ile ilgili çok boyutlu bilgiye ulaşabilmede mekanın kullanıcısı olan öğrenci ve eğitimcilerin düşünceleri belirleyici olmaktadır. Araştırmada Artvin il merkezinde eğitim gören 154 3.ve 4. sınıf öğrencisi ve 18 eğitimci ile çalışılmıştır. Öğrencilere anket ve resim uygulaması, eğitimcilere yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Elde edilen formlar nitel araştırma desenlerinden içerik analizine tabi tutulmuş, elde edilen veriler tema, alt tema ve kodlar şeklinde analiz edilmiştir. Analizler araştırmacı tarafından 3 ay sonra tekrar edilip, kodlamalar 3 uzman tarafından da incelenerek güvenilirliği test edilmiştir. Yapılan bu çalışmada öğrencilerin teneffüste sınıfı aktif olarak kullandıkları, sınıflarda en çok oyun oynama, dinlenme, sohbet etme, kitap okuma ve resim yapma davranışları sergilerken, sınıflarda farklı etkinliklere olanak tanıyan etkinlik köşelerinin olmasını ve sınıflarında ev ortamı rahatlığı aradıkları sonucuna ulaşılmıştır. Yerinde yapılan incelemeler sonucunda mevcut sınıfların öğrencilerin davranışlarını ve isteklerini karşılayacak donanımdan uzak olduğu görülmüştür. Çalışma sonucunda okullarda serbest zamanın programlanmasına yönelik tasarım kriterleri elde edilmiştir.
Konut iç mekânlarının pandemi özelinde değerlendirilmesi: Trabzon örneği
Konut yapıları, dünyaya geldiğimiz andan itibaren hayatımızda önemli bir yere sahip yapı grupları arasındadır. Geçmişten günümüze barınma mekânı olarak karşımıza çıkan konut süreç içerisinde değişim geçirmiştir. Toplumsal olaylar olarak nitelendirdiğimiz salgın hastalıklar konutların değişimine neden olan etkenlerden biridir. 2019'un sonlarında ortaya çıkan COVID-19 salgını tarihteki son pandemidir. Pandeminin ilanıyla birlikte birçok ülkede sokağa çıkma yasakları ve sosyal mesafe kuralları uygulanmıştır. Bu süreçte konut kullanımı ve konutun önemi artmıştır. Bu çalışma kapsamında mevcut konut yapılarının pandemi öncesindeki ve pandemi sürecindeki kullanımı ortaya konularak konutların memnuniyetini ve yeterliliğini tespit etmek amaçlanmaktadır. Bu bağlamda Trabzon'da seçilen farklı büyüklük ve oda sayısına sahip iki konut sitesinde anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışmasının değerlendirilmesinde SPSS programı kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda metrekaresi büyük olan ve oda sayısı fazla olan konutlardaki kullanıcıların pandemi sürecindeki memnuniyet oranının yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Bununla beraber mekânların yaşam boyunca karşılaşılabilecek yeni ek işlevlere imkân verebilecek esneklikte; mobilyaların da birden fazla işlev için kullanılabilecek işlevsellikte olmasının önemi vurgulanmıştır.