
107
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Kentsel ve kırsal hafızada çadır
Çadır öğesi insanlık tarihinin başlangıcından bu yana bireyin doğa ile kurduğu dolaylı ya da dolaysız ilişkiler bağlamında barınma ve korunmaya duyduğu gereksinime bulduğu çözümlerden biridir. Her ne kadar gününüze gelindiğinde, teknolojik gelişmelerin de sonucunda, çadırın kullanım amaçları, malzemesi ve yöntemleri değişim göstermiş olsa da çadırın temel var oluş sebebi olan doğada barınma gereksinimi hala çadırı tanımlayan temel bileşenlerden birini oluşturmaktadır. Bu araştırmanın amacı çadır öznesini odağına alarak, kentsel ve kırsal bireyin hafızasındaki çadır algısını ve buna bağlı olarak doğa ile kurduğu ilişkinin doğallığını veya yapaylığını anlamak, analiz etmektir. Fenomenolojik-hermeneutik bir çözümlemeyle mekan, hafıza, ketsel ve kırsal hafıza kavramları genel literatür çerçevesinde tartışılmıştır. Söz konusu kuramsal tartışmalara ek olarak kentsel ve kırsal hafıza başlıkları altında oluşturulan iki farklı örneklem (case study) konunun daha derinlemesine çözümlenebilmesini, sağlamıştır. Kentsel hafıza kapsamında profesyonel-amatör dağcı gruplarıyla; kırsal hafıza kapsamında ise mevsimlik tarım işçileriyle derinlemesine mülakat, sözlü tarih ve katılımlı gözlem teknikleri ile çalışılarak veri toplanmıştır. Araştırma sonucunda, yer-zeminle, doğa ile kurulan ilişki bağlamında deneyimlenen, bir mekan olarak çadır öğesi, profesyonel dağcı gruplarının diğer örneklem gruplarına görece doğal, dolaysız ve gerçek ilişkiler içerisinde olduğu, amatör dağcıların daha sterilize, plastik ve dolaylı ancak keyifli ilişkiler içerisinde olduğu, mevsimlik tarım işçilerinin mecburiyetlerden hareketle dolaylı ve hoşnutsuz ilişkiler içerisinde olduğu saptanmıştır . Anahtar kelimeler: Hafıza, Tasarım, Mekan, Çadır, Yer
Geleneksel Urfa konutunun konukevine dönüşümü: Hacı Abo Evi
Tarihi yapılar toplumların geçmişlerine tanıklık etmektedir. Bu kapsamda, bulundukları bölgenin tarihini, mimarisini, kültürünü, yaşam tarzını yansıtan yapılar içerisinde önemli bir yere sahip olan geleneksel Urfa konutları bu çalışmanın konusunu oluşturmuştur. Bölgede yaşamış medeniyetler, dini inanışlar, coğrafik etkenler, iklim, geleneksel Urfa konutlarının biçimlenmesinde önemli rol oynamıştır. Geleneksel Urfa konutlarının, mekansal değerlendirmeleri, mimari ve iç mekan bağlamında, çevresel, iklimsel, konum, planimetrik, cephe ve yapısal açıdan irdelendiğinde, özgün işlevini yer yer kaybettiği anlaşılmıştır. Toplumsal değişimlere bağlı olarak, tarihi konutların özgün işlevlerinin geçerliliğinin yitirilmesi Urfa'da olduğu gibi, ülkemizde de genel bir problem olarak ortaya çıkmaktadır. İlerleyen süreçte tarihi yapıların korunması açısından, yeniden işlevlendirmeye ihtiyaç duyulmaktadır. Geleneksel Urfa konutlarının konukevi olarak yeniden işlevlendirilmeleri kapsamında, bu konutların yapısal olduğu kadar, özellikle iç mekana yönelik değerlendirmeleri bu çalışmanın odak noktasını oluşturmuştur. Farklı örnekler ışığında geleneksel Urfa konutlarının özgün ve yeni işlevleri mekansal olarak incelenerek çalışma Hacı Abo Evi örneği ile detaylandırılmıştır. Bu çalışmada, tarihi ve kültürel özellikleri ile bir turizm kenti olan Urfa'da, konaklama tesislerine ihtiyaç olabileceği düşünülerek, tarihi konutlardaki iç mekan niteliklerinin önemi, bölgedeki geleneksel konutlara verilecek yeni işlevlerin özgün yapıyla uyumunun ve iç mekanın tarihi konutları koruyarak yaşatmada önemli unsurlar olduğu vurgulanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hacı Abo, yeniden işlevlendirme, konukevi, Urfa konutları, restorasyon, koruma
Ofis iç mekânlarının dönüşümü: Autoban mimarlık ofisi örneği
Yapılar tarihsel süreçte, toplumsal ve fiziksel koşullardaki değişimlere paralel olarak dönüşüm geçirmiştir. Günümüzde ofisler, insanların büyük bir kısmını barındıran yaşam alanları olarak, bu dönüşüm süreçlerinin önemli bir parçasını oluşturmuştur. Ofis iç mekânları, mekân, kullanıcı ve değişen ihtiyaçlar arasındaki uyum doğrultusunda sürekli bir evrim içerisindedir. Bu çalışmanın amacı, ofis iç mekânlarının zaman içerisindeki dönüşümünü incelemektir. Özellikle, ofislerin hangi etmenlerden etkilendiği ve nasıl bir dönüşüm süreci geçirdiği araştırılmıştır. Çalışma, ofis yapılarını kullanıcı ihtiyaçlarına göre şekillendiren tasarım kriterlerini, zamanla değişen tasarım anlayışlarını ve uyumlu tasarımların önemini vurgulamayı hedeflemiştir. Gerçek dünyadaki yansımalarını anlamak amacıyla, dönüşüm geçiren bir mimarlık ofisi örneği olarak Autoban Mimarlık Ofisi seçilmiştir. Ofisin iç mekânlarındaki dönüşüm süreçleri, teorik bulgularla karşılaştırılarak incelenmiş ve işlevsel değişimlerin çalışan verimliliği üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Çalışma, kapsamlı bir literatür taraması ve Autoban Mimarlık Ofisi üzerinde yapılan nitel gözlem ve görüşmeler ile derinleştirilmiştir. Bu yöntemler, ofis iç mekânlarındaki değişim süreçlerini analiz etmek ve kullanıcı memnuniyetini arttıracak stratejiler geliştirmek için kullanılmıştır. Ofis iç mekânların algısal değişkenlere göre tasarlanmasının önemi vurgulanmış ve öneriler sunulmuştur.
Açık ofislerde aydınlatma tasarımının incelenmesi: Örnek bir çalışma
Bu çalışma, açık ofislerde çalışanların görsel konforunu ve ofis alanlarının enerji verimliliğini ve çevresel sürdürülebilirliğini arttırmayı hedefleyen bir aydınlatma tasarımı geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla Vadi İstanbul Bilişim Vadisi'nde bulunan örnek bir yazılım ofisinin açık ofis bölümü ele alınmıştır. Çalışmanın kapsamında, seçilen örnek ofis projesi özelinde aydınlatma firmasının uygulamış olduğu aydınlatma tasarımı üzerinden iyileştirmeler yapılarak uluslararası ve ulusal aydınlatma standartlarına uygun, gün ışığı ve yapay aydınlatma kaynaklarının bir arada etkin şekilde kullanıldığı bir tasarım süreci ele alınmıştır. Tasarım süreci boyunca Dialux evo 12.0 yazılımı kullanılarak örnek açık ofis üzerinden çeşitli simülasyonlar gerçekleştirilmiştir. Bu simülasyonlar örnek mevcut ofis üzerinden iyileştirmeleri içeren senaryoları test etmiştir. Senaryolar kapsamında, açık ofiste gün ışığı, yapay aydınlatma ve her iki faktörün kombine edildiği durumlar simülasyonun parametrelerini oluşturmaktadır. Gün ışığı faktörünün incelenmesi için, yılın belli günleri ve günün belli saatleri simülasyon parametrelerine dahil edilmiştir. Yön faktörünün, doğal aydınlatmadan faydalanmadaki etkisini test edebilmek amacıyla, binanın mevcut yönüne ek olarak yeni bir yön önerisinde bulunulmuş, binanın mevcut ve yeni önerilen yönleri de bu senaryolara ek olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Yapay aydınlatma senaryoları oluşturulurken ise Litpa isimli aydınlatma firmasının aydınlatma armatürleri kullanılmıştır. Bu sayede, çalışanlar için standartlar tarafından belirlenen görsel performans kriterlerine uygun olan, optimum değere ulaştıran yeni aydınlatma tasarımı önerisi değerlendirilmiştir. Sonuçlar, gün ışığının iç mekâna entegrasyonunun standartlarca verilen değerler çerçevesinde kontrolü ve yapay aydınlatmanın uluslararası ve ulusal aydınlatma standartlarına uygun şekilde düzenlenmesi ile standartların öngördüğü şekilde çalışanların görsel konforunu ve görsel performansını arttıracak yönde olmuştur. Bu çalışma ile aynı zamanda, gün ışığının psikolojik etkisinden faydalanma ve doğal ve yapay aydınlatmanın standart verilerine uygun entegrasyonu sonucu optimal görsel konfor koşullarının sağlanması ile açık bir ofiste insan odaklı aydınlatma tasarımı sağlamanın yöntemi ortaya konmuştur. Bu değerlendirmeler, daha ileriki çalışmalarda aydınlatma kaynaklı enerji tüketimlerinin azaltılmasını değerlendirmek amacıyla da kullanılabilir. Çalışma kapsamında, gün ışığından faydalanıldığı zamanlarda yapay aydınlatmanın kısılarak, anahtarlama sistemi yapılarak veya gölgeleme elemanları kullanarak kısmi kullanımları önerilmiştir. Bu da aydınlatma armatürlerinden kaynaklanan enerji tüketimlerinin azaltılmasını sağlayacaktır. Çalışma açık ofisin, belirlenen oranlarda gün ışığı almasını ve bu ışığın yapay aydınlatma ile dengeli bir şekilde entegre edilmesini içermektedir. Böylece hem görsel konfor gereksinimleri sağlanmakta hem de yapay kaynakların verimli kullanımını teşvik edilmektedir. Böylece çalışma çevresel sürdürülebilirlik açısından da katkı sağlamaktadır. Bu tez, açık ofislerde, kullanıcıların ihtiyaçlarına ve mekânsal gerekliliklere uygun çözümler geliştirerek sürdürülebilir ve insan odaklı aydınlatma tasarımları oluşturmak için bir rehber niteliği taşımaktadır.
Erişilebilirliğin modern sanat müzeleri üzerinden incelenmesi: İstanbul modern Sanat Müzesi örneği
Erişilebilirlik, çağdaş mimarlık ve kent planlamasında yalnızca teknik bir tasarım ilkesi değil, aynı zamanda toplumsal eşitliğin ve mekânsal adaletin temel unsurlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Bu tez, modern sanat müzelerinde erişilebilirliği fiziksel, görsel, işitsel ve dijital boyutlarıyla ele almış ve İstanbul Modern Sanat Müzesi örneği üzerinden kapsamlı bir değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır. Araştırma, literatür taraması, sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirilen görüşmeler ve saha gözlemlerinden elde edilen veriler üzerine temellendirilmiştir. Çalışmada, erişilebilirlik unsurları literatürden ve kullanıcı deneyimlerinden hareketle bir araya getirilmiş; oluşturulan tablolar aracılığıyla değerlendirilmiştir. Bu tablolar, akademik bilgi ile pratik kullanıcı deneyimini kesiştirerek çalışmanın özgün değerini oluşturmaktadır. Örnek çalışma alanı olarak İstanbul Modern Sanat Müzesi ele alınmış; yapının çevresel ulaşılabilirliği, iç mekânsal organizasyonu, ortak kullanım alanları, bilgilendirme ve yönlendirme sistemleri gibi çeşitli başlıklar altında değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma erişilebilirliği bütüncül bir yaklaşımla ele alarak hem teorik hem pratik düzeyde modern sanat müzeleri için yol gösterici bir kaynak ve toplumsal katkı sunmaktadır.
Üst yüzey kaplamaları özelinde iç mekân yapısal detayları üzerine bir sınıflandırma önerisi
Bu çalışma; iç mimarlık eğitiminde ve meslek pratiğinde önemli bir yere sahip olan iç mekân detayları hakkında yeterli Türkçe literatür bulunmaması nedeniyle oluşan boşluğun doldurulması hedeflenerek yapılmıştır. Bu amaca yönelik olarak tez kapsamında iki çalışma yer almaktadır. Öncelikle iç mekân detayları hem teknik hem de görsel anlatımlar ile tanıtılmakta ve iç mekân detayları özgün bir yöntem ile sınıflandırılarak sunulmaktadır. Sonrasında İstanbul Memorial Bahçelievler Hastanesi binasında tespit edilen döşeme, duvar, tavan ve donatıların oluşturduğu detay çözümlemeleri tez kapsamında ele alınan sınıflandırma özelinde incelenmektedir. Çalışmanın her iki bölümünde de iç mekân bileşenlerinin hem kendi içlerinde hem de birbirleriyle yaptıkları birleşimlerin çözümlerine yönelik geliştirilmiş olan detaylar derlenmiştir. Çalışmanın temel amacı güncel veriler ile iç mekân yapısal detaylarının tanımlanması ve sınıflandırılmasıdır. Keşfedici araştırma türü olan çalışma; literatür taraması, başlık belirleme, alan çalışması, yerinde tespit, proje incelemesi, uzmanlar ve uygulamacılar ile görüşme ve sınıflandırma yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Bulgular, irdelemeler ve sonuçlar bölümünde çalışma verileri yorumlanmış ve çalışmada önerilen sistemin devamlılığının sağlanması durumunda detay çözümü konusunda öğrencilere ve uygulamacılara sağlayacağı faydalar değerlendirilmiştir. Bu çalışmada, uygulama sürecinde karşılaşılması muhtemel olan detay türleri hakkında farkındalık sağlanmış ve sistematik bilgi sunulmuştur.
Özel eğitim sınıflarının iç mekân yeterliliğinin değerlendirilmesi: Trabzon örneği
Eğitim; bireyin yaşantısı için gerekli olan bilgi, beceri ve davranış temellerinin atılmasına yardımcı olan, insanların meydana getirdiği toplumun geleceğini zenginleştirip şekillendiren süreçtir. Toplumdaki her birey gibi özel ihtiyaçları olan bireylerin de eğitim hakkı bulunmaktadır. Özel eğitime ihtiyaç duyan bireyler onların engel durumuna yönelik özel olarak düzenlenmiş ayrı okullarda eğitim görebilecekleri gibi genel eğitim kurumlarında kendi akranları ile birlikte de öğrenim görebilmektedirler. Birlikte eğitim görebilecekleri özel eğitim uygulamalarından biri de okul bünyesinde onlar için mevcut olan özel eğitim sınıflarıdır. Bu tür sınıflarda, özel eğitime ihtiyacı olan bireylerin problemlerini doğru bir şekilde tespit ederek bu problemlerin doğurduğu ihtiyaçlar doğrultusunda düzenlemeler yapılması önemlidir. Bu çalışma özel eğitim sınıflarının iç mekân yeterliliğini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Öncelikle özel eğitim kavramı ile özel eğitim sınıflarının tanımlaması ve özel eğitim sınıflarının sahip olması gereken temel gereksinimlerin tespiti için literatür taraması yapılmıştır. Çalışmanın devamında uygulamalı sonuçlara ulaşabilmek ve gerekli bilgileri edinebilmek adına Trabzon Ortahisar'da yer alan genel eğitim ilkokullarının özel eğitim sınıflarında yerinde inceleme ve gözlem yapılarak bu gereksinimlerin yeterliliği tespit edilmiştir. Belirlenen ilkokullarda yer alan özel eğitim sınıflarında eğitim görmekte olan öğrencilerin kendi istek ve beklentilerini ifade edemeyecekleri öngörüldüğünden öğretmenler ile anket çalışması yürütülmüştür. Elde edilen veriler incelendiğinde; özel eğitimden faydalanan öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayacak, aktivitelerini gerçekleştirecek sınıf düzenlerinin ve alanlarının mevcut olmadığı, öğrencilerin eğitim mekânlarında ihtiyaç duyduğu fiziksel gereksinimlerin yeterli düzeyde karşılanmadığı tespit edilmiştir.
Yaşlılık, yerinde yaşlanma ve konut
Konut, yaşlı bireyler için sadece güvenli ve rahat bir yaşam alanı değil, aynı zamanda fizyolojik, psikolojik, sosyal, kültürel ve fiziksel boyutları bünyesinde barındıran bir olgudur. Yaşlılık döneminde bireyler kendilerini rahat ve güvende hissettikleri evlerinde, alışkın oldukları çevrede yaşamak isterler. Yaşlı bireylerin evlerinde yaşlanması yerinde yaşlanma olarak tanımlanmaktadır. Yaşlı bireylerin yaşlılık dönemlerinde yerinde yaşlanmalarını sağlamaya yönelik olarak konutların taşıması gereken özellikleri ortaya koymayı amaçlayan bu çalışmada, bireylerin konuta ilişkin gereksinim, istek ve tercihlerinin neler olduğunun tespitini hedeflenmektedir. İlk bölümde yaşlılık dönemi, barınma modelleri ve yaşlılıkla ilgili güncel kavramlara dair literatürden bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, deneysel çalışmaya ilişkin bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde, görüşme ve yerinde tespitlerden elde edilen bulgular verilmiştir. Dördüncü bölümde, verilerin analiz sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer verilmektedir. Beşinci bölümde çalışmanın genel sonuçları verilmiştir. Altıncı bölümde, kullanıcıların gerek mevcut konutlarında yapılacak yeni düzenlemelerde, gerekse kullanıcılara yönelik tasarlanacak konut projelerinde uyulması gereken tasarım prensipleri ortaya konarak öneriler sunulmuştur. Çalışmanın sonucunda kullanıcıların konut kullanımında mekân büyüklüğü, donatı özellikleri ve organizasyonunun önemli olduğu görülmüştür.Bu çalışma Karadeniz Teknik Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje numarası: FYL-2020-8518
Pandemi/afet durumu ve sonrasında mimarlık, planlama ve tasarım eğitiminde bologna program yeterlilikleri üzerinden dijital staj kurgusunun gelişmesi
Küresel ölçekte yaşanmakta olan COVID-19 salgını dolayısıyla, Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi olarak ilan edilen olağanüstü durum karşısında Yükseköğretim Kurulu kararı ile 2019-2020 Eğitim ve Öğretim Yılı Bahar Dönemi sonlandırılmış ve online eğitim başlatılmıştır. Bu süreç mimarlık, planlama ve tasarım eğitim modelini de dönüştürme sürecini beraberinde getirmiş olup yaz stajlarına yönelik tedbirler ve arayışlar başlamıştır. Çalışmada, yükseköğretimin en kritik tamamlayıcılarından biri olan staj eğitimi; Bologna süreciyle ilişkili olarak beceri ve kazanımlar ile tanımlanarak, uzaktan eğitime dayalı dinamik bir model sunulmaktadır. Böylece Mimarlık ve Tasarım Eğitimi Dijital Staj (MİTEDİS) olarak adlandırılan model ile staj olanağı sunulması ve öğrenci kazanımına yönelik verim ve kalitenin arttırılmasına bir çözüm önerisi sunmak amaçlanmaktadır. Çalışmanın analiz aşamasında; katılımcı odaklı değerlendirme yaklaşımı, değerlendirme aşamasında SWOT tekniği; süreçte ise yardımcı yöntem ve teknikler kullanılmıştır. Katılımcı odaklı değerlendirme sürecinde, akademik mentörler ile dijital staj kapsamında öğrenci becerileri ve kazanımları 3 arama konferansıyla belirlenmiş; staj kurulu mentör grubu ile gerçekleştirilen 3 arama konferansıyla dijital stajın değerlendirme sürecine yönelik gereksinimler, değerlendirme cetvelinin oluşturulması, puanlanması ve görev kategorileri ortaya konmuştur. Bulgularda ise tüm analiz verileri ışığında MİTEDİS yazılımı ortaya konmuştur. Öğrenci, paydaşlar ve staj komisyonunu tek platformda birleştiren MİTEDİS modeli Altınbaş Üniversitesi bünyesinde 39 tane İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı Bölümü öğrencisi ile denenmiştir. Ayrıca MİTEDİS'in içeriğine yönelik beceriler ve kazanımlar öğrenciler ve akademik mentörler ile; MİTEDİS yazılımının kullanımı ise öğrenciler ile gerçekleştirilen iki SWOT çalışmasıyla değerlendirilerek zayıf ve güçlü yönleri ile fırsatlar ve tehditler ortaya konmuştur. Böylelikle; bologna program yeterlilikleri dikkate alınarak beceri ve kazanımlar üzerinden yeni bir staj kurgusu önerilmiştir.
İlköğretim yapılarında serbest zaman etkinliği ve iç mekan tasarımı
Çocuğun en çok vakit geçirdiği eğitim mekanlarından biri olan sınıf, ders içi ve ders dışı kullanılan mekan olarak çocuğun eğitim yaşamının merkezinde yer almaktadır. İlköğretim yapılarında sınıfların akademik bilginin verildiği ortam olmalarının yanı sıra çocuğun serbest zaman etkinlikleri için uygun koşulları sağlaması beklenmektedir. Bu noktadan yola çıkılarak çalışmada çocukların sınıflardaki serbest zaman davranışlarının ve sınıf mekânının bu davranışları destekleme durumunun tespiti amaçlanmıştır. Sınıflarda serbest zaman etkinlikleri ile ilgili çok boyutlu bilgiye ulaşabilmede mekanın kullanıcısı olan öğrenci ve eğitimcilerin düşünceleri belirleyici olmaktadır. Araştırmada Artvin il merkezinde eğitim gören 154 3.ve 4. sınıf öğrencisi ve 18 eğitimci ile çalışılmıştır. Öğrencilere anket ve resim uygulaması, eğitimcilere yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Elde edilen formlar nitel araştırma desenlerinden içerik analizine tabi tutulmuş, elde edilen veriler tema, alt tema ve kodlar şeklinde analiz edilmiştir. Analizler araştırmacı tarafından 3 ay sonra tekrar edilip, kodlamalar 3 uzman tarafından da incelenerek güvenilirliği test edilmiştir. Yapılan bu çalışmada öğrencilerin teneffüste sınıfı aktif olarak kullandıkları, sınıflarda en çok oyun oynama, dinlenme, sohbet etme, kitap okuma ve resim yapma davranışları sergilerken, sınıflarda farklı etkinliklere olanak tanıyan etkinlik köşelerinin olmasını ve sınıflarında ev ortamı rahatlığı aradıkları sonucuna ulaşılmıştır. Yerinde yapılan incelemeler sonucunda mevcut sınıfların öğrencilerin davranışlarını ve isteklerini karşılayacak donanımdan uzak olduğu görülmüştür. Çalışma sonucunda okullarda serbest zamanın programlanmasına yönelik tasarım kriterleri elde edilmiştir.
Konut iç mekânlarının pandemi özelinde değerlendirilmesi: Trabzon örneği
Konut yapıları, dünyaya geldiğimiz andan itibaren hayatımızda önemli bir yere sahip yapı grupları arasındadır. Geçmişten günümüze barınma mekânı olarak karşımıza çıkan konut süreç içerisinde değişim geçirmiştir. Toplumsal olaylar olarak nitelendirdiğimiz salgın hastalıklar konutların değişimine neden olan etkenlerden biridir. 2019'un sonlarında ortaya çıkan COVID-19 salgını tarihteki son pandemidir. Pandeminin ilanıyla birlikte birçok ülkede sokağa çıkma yasakları ve sosyal mesafe kuralları uygulanmıştır. Bu süreçte konut kullanımı ve konutun önemi artmıştır. Bu çalışma kapsamında mevcut konut yapılarının pandemi öncesindeki ve pandemi sürecindeki kullanımı ortaya konularak konutların memnuniyetini ve yeterliliğini tespit etmek amaçlanmaktadır. Bu bağlamda Trabzon'da seçilen farklı büyüklük ve oda sayısına sahip iki konut sitesinde anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışmasının değerlendirilmesinde SPSS programı kullanılmıştır. Çalışmanın sonucunda metrekaresi büyük olan ve oda sayısı fazla olan konutlardaki kullanıcıların pandemi sürecindeki memnuniyet oranının yüksek olduğu sonucuna varılmıştır. Bununla beraber mekânların yaşam boyunca karşılaşılabilecek yeni ek işlevlere imkân verebilecek esneklikte; mobilyaların da birden fazla işlev için kullanılabilecek işlevsellikte olmasının önemi vurgulanmıştır.
Konut yaşam alanlarında gün ışığının etkin kullanımı ve iç mekan gölgeleme elemanlarının etkisi
Konutlar her geçen dönem değişimin ve gelişimin öncüsü olmaktadır. Gelişen teknolojik olanaklar ile konut tasarımlarında özgür ve yenilikçi yaklaşımlar ortaya çıkmaktadır. Bu yaklaşımlardan biri konut cephelerinde yer alan açıklıklar ile kapalı yüzeyler arasındaki oranının giderek artmasıdır. İç mekana gün ışığının ulaşmasını sağlayan açıklıklar arttıkça, gün ışığından kaynaklı sorunların çözümü de zorlaşmaktadır. Bu nedenle iç mekan tasarımı aşamasında gün ışığının kullanımı ve gün ışığından kaynaklı sorunların (kamaşma, parıltı ve aydınlık düzeyi) engellenmesi, kullanıcıların bilişsel ve fizyolojik gereksinmelerini karşılamada tasarımcılara fayda sağlamakla birlikte enerji etkin gün ışığı kullanımı ile maksimum verim sağlanmalıdır. İç mekan gölgeleme elemanları bir diğer adıyla perdeler, model, kumaş türü, kumaş kalınlığı, hareket yönü ve ışık geçirgenliği özellikleri, iç mekanda gün ışığı kullanımına yönelik tasarım kararlarını belirlemektedir. Bu çalışma kapsamında, konut yaşama alanlarında uygulanan iç mekan gölgeleme sistemlerinin gün ışığından kaynaklı sorunları önlemede ve gün ışığını kullanmada etkisini ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu bağlamda tez çalışmasının ilk aşamasında inşaat mimarlık ofisleri ve iç mekan gölgeleme elemanı uygulamaları yapan firmalar ile yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile görüşmeler yapılmıştır. İkinci aşamada ise birinci aşamadan elde edilen verilerle tarama modeli tekniği uygulanarak simülasyon modeli oluşturulmuş ve model üzerinde gün ışığı analizleri yapılmıştır. Gün ışığı analizleri, 21 Haziran ve 21 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilen iki farklı senaryodan oluşmaktadır. Bu bağlamda hem o tarihlerde hem de aylara ilişkin gün ışığı faktörü ve aydınlık düzeylerine ulaşılmıştır. Çalışmanın sonucunda; Rustik, balon ve roma perde modellerinin kamaşmayı önlemediği; kruvaze, rustik, balon ve roma perde modellerinin ise mekanın derinlerine ışığı iletemediği tespit edilmiştir.
Kırsal konutlarda günümüz kullanıcı gereksinmelerinin karşılanmasına yönelik müdahalelerin tespiti ve öneriler geliştirilmesi: Çamlıhemşin Konaklar mahallesi örneği
Doğu Karadeniz kırsal mimarisi sahip olduğu değerler ve özgün özellikleri ile önemli bir kırsal mimari miras niteliği taşımaktadır. Ancak, Doğu Karadeniz kırsal yerleşmelerindeki mimari doku hızla yok olmaya başlamıştır. Bu durumun en önemli sebepleri kırsal yerleşmelerden kentlere doğru yaşanan göçlerle ıssızlaşan yerleşimlerde atıl kalan konutların zaman içinde yok olması ya da kullanılan konutların yapılan niteliksiz ek ve müdahalelerle özgün özelliklerini kaybetmeleridir. Çalışmanın amacı Çamlıhemşin ilçesinde yer alan Konaklar Mahallesi kırsal konutlarının özgün özelliklerini yitirmeden günümüz kullanıcı gereksinmelerini karşılayabilmesine yönelik müdahale önerilerinin geliştirilmesidir. Çalışmanın diğer amacı ise Konaklar Mahallesi kırsal konutlarının belgelenerek gelecek nesillere aktarılmasıdır. Çalışmanın birinci bölümünde kavramsal çerçevenin ortaya konması amacıyla kırsal mimari, kırsal mimari miras, konut, kırsal konut ve kullanıcı gereksinmeleri kavramları açıklanmıştır. İkinci bölümde yerinde tespit çalışması ve yarı yapılandırılmış görüşmelere ilişkin bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde yerinde tespit çalışmaları ile konut kullanıcılarıyla yapılan görüşmelerden elde edilen veriler aktarılmaktadır. Bu kapsamda yerleşime ilişkin doku analiz haritaları, konutlara ilişkin envanter fişleri, konutlarda yapılan müdahalelere ilişkin analizler ve konut kullanıcıları ile yapılan görüşmelere ilişkin betimsel analizlere yer verilmiştir. Dördüncü bölümde çalışmanın sonuçları ortaya koyulmuştur. Beşinci bölümde yöre konutlarının kullanıcı gereksinmelerini karşılamasına yönelik müdahale önerileri ve araştırmacılara öneriler sunulmuştur. Bu çalışma Karadeniz Teknik Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje numarası: FYL-2021-9406
Avangard kuramı, modern sanat ve mimarlık ilişkisi
Mimarlık sosyal-kültürel değişimlere, ekonomik verilere ve teknolojik ilerlemeye bağlı olan bir sanattır. 20. yüzyılın erken dönemlerinde sanat alanında kendini gösteren avangard düşünce, mimari ürün tasarımı sürecinde yeni düşüncelerin oluşmasında ve gelişmesinde etkili olmuştur. Avangard düşüncenin ve mimari ürün tasarımına kattığı kavramlar bağlamında yapılan bu çalışma dört bölümden oluşmaktadır;Birinci bölümde, giriş ve konuya yaklaşım, sorunun belirlenmesi ve çalışmanın amacı belirtilmiş, kuramsal açıdan avangard kuramı ve avangard kuramının tarihsel süreç içerisinde geçirdiği evreler üzerinde durulmuştur. Kullanılan yöntem ve teknikler açıklanmıştır.İkinci bölümde, 20. yüzyıl modern sanat ve mimarlık akımları bağlamında avangard düşüncenin sanat ve mimarlık üzerindeki etkisi kavramsal açıdan analiz edilmiştir.Üçüncü bölüm, analizler sonucu elde edilen ve avangard düşüncenin başlıca ilkeleri olan yenilik, şok, montaj, simgesellik, anlamsızlık, aykırılık, devrim, zaman üstü ve özerklik kavramları incelenmiştir. Bu kavramların yakın dönemde mimarlık literatürüne girmiş ikişer örnekle güncel tanımları yapılmıştır. Mimarlık ortamına kattığı değerler ve bu değerlerin alımlayıcı üzerindeki etkisi gözler önüne serilmiştir.Dördüncü bölüm varılan sonuçları; beşinci bölüm ise, konu ile ilgili gelecekteki çalışmalara yol gösterecek önerileri içermektedir.
Yapay aydınlatma - vitrin işlevi ilişkisi; giyim mağazaları örneği
Ateşin icadıyla başlayan yapay aydınlatma günümüzde gelişimini hızla sürdürmektedir. Bu gelişim süreci içerinde aydınlatma bir gereklilik olmasının ötesinde, insanların algı dünyasını görsel yolla etkileyerek iç mekânlarda farklı duyulanmalara yol açan bir kavram haline gelmiştir.Mekanın atmosferini etkisi altına alan aydınlatma, işlevleri destekler şekilde algı alanları oluşturmaktadır. Mağazalar insan gereksinmeleri sebebiyle yaşanılan çevrenin içerisinde büyük yer tutar. Bu sebeple bu çalışmada insanların uzun süre vakit geçirdikleri içerisinde birçok birimi barındırarak çeşitli ihtiyaçların karşılandığı yer olan alışveriş merkezlerindeki zincir mağazalar konu alınmıştır. Bu bağlamda çalışma dört aşamadan meydana gelmektedir.Giriş aşamasında problemin belirlenmesine bağlı olarak çalışmanın amacı ve sınırları vurgulanmıştır. Aydınlatma kavramı, doğal ve yapay aydınlatma konuları irdelenmiş, aydınlatmanın mekan kavramı ile ilişkisi üzerinde durulmuştur. İç mekanda aydınlatma tasarımı, aydınlatmanın işleyişine ve algılanan atmosfere etkisi konuları ayrıca ele alınmıştır.Yapılan çalışmalar aşamasında araştırma yöntemi araştırma alanı tanımlanmıştır. Mekan işlevinin belirlenmesi ile mağazalar üzerinde kapsamlı bir şekilde durulmuştur. Mağazaların işlev alanları belirlenmiş ve aydınlatma gereksinimlerinden bahsedilmiştir. Bu çalışma kapsamında mağazaların dış algı alanları (vitrinler) ele alınmış, mağaza örnekleri belirlenen kriterlere göre seçilmiş, yapılan görsel, yazılı çalışmalar ve anket çalışması sonucunda değerlendirme tabloları oluşturulmuştur. Değerlendirme tabloları, yapısal (morfolojik), işlevsel ve psikolojik analiz tablolarından oluşmaktadır.Bulgular ve irdeleme aşamasında yapılan araştırmalar sonucunda elde edilen veriler yer almaktadır.Son bölümde sonuçlar ve önerilere değinilmektedir.Anahtar Kelimeler: Aydınlatma, Vitrin, Mağaza, Mekan
Bruno Taut'un mimarlık anlayışının Trabzon Lisesi özelinde incelenmesi
Türkiye'de erken cumhuriyet dönemi her alanda yeniliklerin yaşandığı bir dönem olmuştur. Eğitimden güzel sanatlara kadar çeşitli alanlarda yeni projeler gerçekleştirilmiş ve toplumun hizmetine sunulmuştur. Bu çalışmalara hem yerli hem de yabancı birçok uzman katkı sağlamış ve ülkemizin modernleşmesinde ve çağdaşlaşmasında eserleriyle öncü olmuşlardır.Bruno Taut Türkiye'ye önemli mimari eserler kazandırmıştır. Bu eserler Türkiye mimarlığında halen önemlerini korumaktadırlar. Özellikle eğitim yapıları özelinde katkılar sağlayan Bruno Taut'un mimarlık anlayışını yapılarını inceleyerek, analiz ederek açıklamak mümkündür. Buradan yola çıkarak Bruno Taut'un tasarlamış olduğu ve ülkeye eğitim alanında önemli katkılar sağlayan bir eğitim kurumu olan Trabzon Lisesi'nin mimari analizi önemli görülmektedir.Çalışma dört ana başlıktan oluşmaktadır.Birinci bölümde çalışmanın tanıtıldığı giriş bölümü ile çalışmanın amacı yer almaktadır.İkinci bölümde Erken Cumhuriyet Dönemi mimari çalışmaları ve bu dönemdeki yabancı mimarların bu çalışmalara olan katkıları, Bruno Taut'un hayatı, mimarlığı ve yapıtları ele alınmış, özellikle Türkiye mimarisi üzerindeki etkisi incelenmiş ve son olarak Bruno Taut'un Türkiye'de ki en önemli eğitim yapılarından biri olan Trabzon Lisesi ele alınmış ve mimari analizi yapılmıştır.Çalışmanın üç ve dördüncü bölümlerinde yapı analizleri değerlendirilmiş ve sonuçlara yer verilmiştir.
Poliklinik oturma elemanı kullanıcı tercihleri: Trabzon kent hastaneleri örneği
Kişinin yaşamını sürdürdüğü çeşitli ortamlar, farklı yapılar vardır. Oturma ile ilişkin bir eylemin bulunmadığı herhangi bir yapı yok gibidir. Bu yapılardan biri de stresli bir halde sağlığımızı geri kazanmak için gittiğimiz hastanelerdir. Kullanıcıların uzun müddet sıra beklemek durumunda kalması neticesinde hastanelerde poliklinik bekleme alanlarında yer alan oturma elemanları yoğun şekilde kullanılmaktadır. Kullanıcılar uzun müddet kullandıkları oturma elemanının kaliteli olmasını beklemektedirler. Bu kaliteyi sağlamak için tasarımcıların kullanıcıların isteklerini bilmesi, hangi kalite kriterlerine önem verdiklerini öğrenmesi ve tasarımlarını ona göre şekillendirmesi gerekir.Çalışmaya sorunun belirlenmesi ve çalışmanın amacı ile başlanmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde sağlık kavramı ve sağlık hizmetlerinin tanımı, hastanenin tanımı ve tarihsel süreci, hastanelerin sınıflandırılması ve bölümleri, poliklinik bekleme holleri ile ilgili çalışmalara yer verilmiştir. Oturma eylemi ve oturma elemanının tanımı, kalite kavramı ve oturma elemanında kalite ve kalite kriterlerinden bahsedilmiştir.İkinci bölümde Trabzon'da yer alan hastaneler ve hastanelerde yer alan oturma elemanlarıyla ilişkili bilgiler tablolarla sunulmuştur. Belirlenen hastanelerdekullanıcılara uygulanan anket çalışmasıyla ilgili bilgiler verilmiştir.Üçüncü bölümde bulgular ve irdelemede anket çalışmasının sonuçları değerlendirilmiş, tablolar ve şekillerle sunulmuştur.Son bölümde ise sonuçlar ve önerilere değinilmektedir.
Çağdaş müzecilik bağlamında Başkent Üniversitesi Müzesi model önerisi
Bilindiği gibi üniversitemiz bilimsel üretim ve öğrenmeyi de mükemmelleştiren hedefleri benimseyerek farklı ve farkında çağdaş eğitim kurumu olmayı hedeflemektedir. Başkent Üniversitesinde Kampüs Müzesi Model Önerisi "herkese bilim", "herkese sanat" ve "herkese uzmanlık" çalışması ile toplumun gereksinimlerine cevap vermek üzere kurgulanmıştır. Bu tez çalışmasında geliştirilen öneri üniversite ve çağdaş müze anlayışının ortak bir platformda buluşturulmasını hedefleyen bir çalışmadır. Günümüzde toplumların gelişim göstergesinin nitelikli insan gücü olduğu yadsınamaz bir gerçek olarak kabul edilmekte olup nitelik artırmaya yönelik faaliyetlere eğitimin en üst kurumu olan üniversiteler desteğiyle ulaşılması beklenmektedir. Bilindiği gibi çağdaş toplumların gelişim lokomotifleri sanat ile bilim alanları aynı platformda ele alınırken dün, bugün ve yarın arasında iletim ve bağları kuran bellekler olarak çağdaş bilimsel kurumlarda bu anlamda bir müze kurumunun yer alması arzu edilmektedir. Günümüz müze anlayışı ile yorumlanan ilk örnek Oxford Üniversitesi bünyesinde 1683 yılında kurulan Ashmolean Müzesidir. Ülkemizde ilk üniversite müze uygulaması 1960 yılında yapılmış ve günümüzde ise; üniversite müzesi sayısı ancak 30 olduğu saptanmıştır. Ülkemizde üniversite kütüphanelerinin bile toplum tarafından sınırlı kullanıldığı düşünüldüğünde, üniversite müzesi model önerisi, üniversite ile toplum bağlarını sağlamlaştıran doğru bir adım niteliğinde değerlendirilmelidir. Anahtar Kelimeler: müze planlama, tematik müzecilik, müze fizibilitesi, Başkent Üniversitesi.
Güneş enerjisi kullanılan motor yatlar ile fosil yakıt kullanılan motor yatların ürün-mekan ilişkisi bağlamında karşılaştırmalı bir yaklaşım önerisi
Doğal kaynaklar içerisinde enerji üretim konusunda günümüzde en çok kullanılan doğal kaynaklardan bir güneş enerjisidir. Günümüzde gelinen noktada, bir yandan fosil enerji rezervlerinin tükenmesi ve küresel ısınma söylemi gibi popüler çevre sorunları üzerine iddiaların artması, diğer yandan yükselen bilince sahip insanların gezegenle uyum içinde yaşama yönünde gösterdikleri irade yeşil enerjiye yönelimi arttırmaktadır. Güneş enerjisi; Güneş'ten gelen ışınların, özel teknolojiler kullanılarak, elektrik enerjisine dönüştürülmesidir. Güneş enerjisi hem çevre dostu olması hem de kolay elde edilmesi açısından önemli enerji kaynaklarından biridir. Teknolojinin sağladığı gelişmeyle birlikte güneş pillerinin kullanımı artmakta ve birçok endüstride yaygınlaşması sağlanmaktadır. Denizcilik endüstrisinde de ihtiyaç duyulan enerjilerin güneş enerji sistemleri ile karşılanması için çalışmalar yapılmaktadır. Aynı zamanda yatlarda güneş enerjisi kullanımı gibi alternatif enerji kullanımları, sektörde yeni yatırım alanları oluşturmaktadır. Bu çalışmada yenilenebilir enerji kaynaklarının neler olduğundan, tercih edilme sebeplerinden, nasıl oluştuklarından bahsedilmektedir. Ayrıca çalışmanın asıl amacı olan yatlarda güneş enerjisinin avantajları ve dezavantajları ele alınmış ve tasarıma, çevreye ve kullanıcıya olan etkileri değerlendirilmiştir. Yat tasarımı kavramına farklı bir açıdan yaklaşılarak, yakıt kullanımının iç mekan tasarımı üzerine etkileri incelenmiştir. Yat tasarımında ergonomi, sürdürülebilirlik gibi kavramlar incelenmiştir. Mekan içinde kullanılan donatılar ile yat tasarımında kullanılması gereken kuralların tasarım prensiplerinin oluşmasındaki etkileri belirlenerek, iç mimarlık alanına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Yat tasarımındaki yakıt tercihinin çevresel etkileri, iç mekan üzerindeki etkisi ve ihtiyaçlara uygunluğundaki eksiklikler gibi konuları tartışmak üzere yeni yaklaşımlar incelenmiştir. Bunun yanı sıra bu çalışma sektördeki bilgiyi arttırmak ve sektöre yeni bir vizyon katmak amacı da taşımaktadır. Son yıllarda Türkiye yat üretim sektöründe dünya sıralamasında en üst seviyelere gelmiştir. Birçok yerli ve yabancı müşteri yat siparişi vermek için yerli üreticileri tercih etmektedir. Bunun en önemli nedeni ülkemizde sunulan kaliteli ve ucuz işçiliktir. Yatlar; gezi, eğlence ve dinlence gibi keyfi amaçlarla kullanılan deniz araçlarıdır ve kendi aralarında sınıflara ayrılmaktadırlar. Bu sınıflandırma öncelikle deniz araçlarının hareketini sağlayan donanımı üzerinden; yelkenli yatlar ve motor yatlar şeklinde yapılmaktadır. Ayrıca yatlar, yelkenli yatlar ve motor yatlar olarak iki ana sınıf altında toplanmakla birlikte, boyutlarına, yapım malzemelerine ve gövde yapım yöntemlerine göre de sınıflandırılabilmektedirler. Bu yatlarda kullanıcısının istekleri doğrultusunda konforlu ve fonksiyonel mekanlar yaratmak iç mekan tasarımcısının görevidir. Ancak bu tasarım sürecinin sağlıklı bir şekilde ilerleyip sonlandırılabilmesi için tasarımcı, fiziksel şartları, teknede yer alan tüm sistemlerin çalışma prensiplerini, ilgili denetim kuruluşlarının koyduğu kuralları kavramış olmalıdır. Bütün deniz araçlarında olduğu gibi yat sınıfı deniz araçlarının da yapımında kullanılan yöntemler ve malzemeler gelişen teknolojilerin paralelinde bir ilerleme göstermiştir. Bu bağlamda, suda ilerleyen ve su üzerinde yaşam olanağı sunan yatların kullanılan enerji çeşitleri, tasarım aşamasında geçirdiği süreçler, süreci etkileyen sistem ve kriterler tanımlanarak iç mimarın bu süreçteki rolü ve diğer disiplinlerle olan ilişkisi incelenmiştir.
Yapısal olmayan elemanlara yönelik proje risk puanları ile öğrencilerin bilgi ve farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi: Akdeniz Üniversitesi örneği
Günümüzde doğal afetler arasında en yaygın ve etkin olan deprem, bir çok farklı alanda olduğu gibi iç mimarlık alanında da birçok etkisi bulunmaktadır. İç mimarlık disiplininin doğrudan ilgi alanında olan yapısal olmayan elemanların deprem de oluşturabileceği birçok tehlike ve risk bulunmaktadır. Çalışma, "Deprem Sürecinde Yapısal Olmayan Elemanların Neden Olduğu Risk Ve Tehlikeler İçin Ölçülebilir Bir Yöntem Ve Eğitim Programı İle İç Mimarlık Öğrencilerinin Bilgi Ve Farkındalıklarının Geliştirilmesi" başlıklı 127K927 numaralı TÜBİTAK projesi kapsamında gerçekleşmiş olup deprem riskine yönelik uniçDEF yazılımı kullanılarak hem öğrencilerin iç mimari projelerine ait proje risk puanı hem de öğrenci projelerinin raporları elde edilmiştir. Böylelikle öğrencilerin hem demografik özellikleri, hem de deprem konusundaki deneyim ve bilgileri ile proje risk puanı arasındaki ilişkisi irdelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda çalışmanın yönteminde nicel ve nitel veri analizleri kullanılmıştır. Öğrenci projelerinin değerlendirmeleri sonucunda elde edilen "Proje Risk Puanı" verisi; demografik bilgileri, başarı test sonuçlarıyla ilişkilendirilerek bağımlı ve bağımsız örneklemler (gruplar) t-testi, korelasyon ve/veya ANOVA ile ile analiz edilmiştir. Bununla birlikte derinlemesine öğrenci görüşlerini almak için mülakat yapılmıştır. Elde edilen veriler ise içerik analizine tabi tutulmuştur. Böylece Akdeniz Üniversitesinde "Deprem Sürecinde İç Mekanda Yapısal Olmayan Elemanlar" dersi kapsamında verilen eğitimlerin öğrencilerin hem bilgi ve farkındalıklarına hem de başarı düzeyine ortaya konmuştur.
Deprem sonrası kullanılan geçici barınma ünitelerindeki gereksinimlerin sınıflandırılması ve tasarıma etkisi
Depremler, insan hayatı ve kentlerdeki yerleşimler açısından önemli tehditler oluşturan fenomenlerdir. Depremlerin ardından yerinden edilmiş nüfus için sığınak ve yeniden yaşamın simgesi olan deprem sonrası barınakların sağlanması hayati öneme sahiptir. Acil, geçici ve kalıcı olarak sınıflandırılabilen bu barınma türleri, deprem sonrasında sadece fizyolojik ihtiyaçları karşılamakla kalmayıp aynı zamanda depremden etkilenen nüfusun psikolojik, sosyal ve kültürel ihtiyaçlarını da karşılayarak bütünsel bir iyileşme sürecine katkı sağlamaktadır. Bu tez, son 25 yılda meydana gelen altı büyük depremi analiz ederek deprem sonrası barınakların deprem etkilenen nüfusun ihtiyaçları doğrultusunda etkinliğini ve yeterliliğini araştırmaktadır. Çalışma kapsamında analiz etmek üzere; Sichuan (2008), Haiti (2010), Keşmir (2005), Marmara (1999), Van (2011) ve Kahramanmaraş (2023) depremleri seçilmiştir. Bu depremlerin sonrasında kullanılan barınma birimlerini inceleyerek deprem sonrası barınakların Maslow'un hiyerarşisinde özetlenen temel insan ihtiyaçlarını nasıl karşıladığını anlamak amaçlanmıştır. Bu kapsamda, insani yardım kuruluşları, devlet organizasyonları, kamu kuruluşları ve sivil toplum örgütleri gibi deprem sonrası müdahale süreçlerinde etkin rol oynayan unsurların yayınladıkları kaynaklar incelenerek depremin ardından etkilenen nüfusun barınma ihtiyaçlarına yönelik temel kriterler belirlenmiştir. Belirlenen kriterler, Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi piramidinde yer alan ihtiyaçlarla entegre edilerek sınıflandırılmıştır. Elde edilen değerlendirme kriterleriyle Dünya'da ve Türkiye'de son 25 yılda meydana gelen yıkıcı depremler incelenmiş ve bu depremlerin ardından gerçekleştirilen barınma çözümlerinin, kullanıcıların ihtiyaçlarını ne kadar karşılayabildiği detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Bu çalışma, deprem sonrası barınma konusunda uluslararası standartların ve temel ihtiyaçların göz önünde bulundurularak daha etkili ve kullanıcı odaklı çözümlerin geliştirilmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Kazı evlerinin mekansal özellikleri ve donatı elemanları bakımından incelenmesi: Muğla ili örneği
Arkeoloji ilk olarak 16. Yüzyıl Aydınlanma Çağında bir bilim olarak kabul edilmiş ve her geçen gün tüm dünyada itibar gören bir meslek olmaya devam etmektedir. Arkeolojik kazılar da bu süreç içerisinde başlamış olup gelişimini sürdürmektedir. Ülkemizde bu gelişimin sonucu olarak arkeolojik kazı sayısı hızla artmaktadır. Kazı sayılarındaki artışın yanı sıra bazı kazıların süresinin 3 aydan 12 aya çıkarılması kazılarda çalışan ekipler için farklı bir barınma ve çalışma ihtiyacına sebep olmuştur. Artan bilimsel çalışmalar ve arazi çalışmaları sonucunda uzman ekibin konaklama ve çalışma ihtiyacını karşılayan kazı evleri sezonluk konaklama olmaktan çıkıp kalıcı bir meskene dönüşmüştür. Geçmişten günümüze birçok farklı mekân kazı evi olarak kullanılmıştır. Bunlar çadır, prefabrik gibi geçici yapılar olabileceği gibi eski kamu binaları, tarihi evler ve yerel evler gibi restore edilerek yeniden işlev kazandırılan ve sürdürülebilirliği sağlanmış yapılardır. Bu yapılar yeniden işlevlendirilirken ya da yeni geçici yapılar yapılırken kazıda çalışan uzman ekibinin ihtiyaç listesini çoğu zaman karşılamaktan çok uzaktır. Bu çalışmada arkeolojik kazıların görünmez ama en önemli mekânlarından biri olan kazı evleri yapı çeşitliliklerine göre sınıflandırılmıştır. Arkeolojik kazı sayısının en fazla olduğu illerden biri olan Muğla'da bulunan arkeolojik kazılar tespit edilmiş ve yapılan sınıflandırma doğrultusunda 6 adet antik kent seçilerek bu kentlerdeki mevcut kazı evleri incelenmiştir. İnceleme yapılırken kazı evlerinin tipolojisi, mekân bölümleri, oda tipleri, depo ve laboratuvarları da fotoğraflanarak mekân analizi yapılmış ve içerisinde bulunan temel donatılar belirlenmiştir. Ülkemizde kazı evleri ile ilgili çalışma bulunmamasından dolayı, barınma ve çalışmanın aynı mekânda bulunduğu yapılar açısından özgün bir çalışma olduğu düşünülmektedir. Ayrıca çalışmanın arkeoloji bilimine mekân çözümlemesi ve donatı gerekliliklerinin belirlenmesi açısından katkı sağlaması ve ileride yapılacak yeni kazı evleri veya yenilenecek kazı evleri için önemli bir altlık oluşturması beklenmektedir.
Yeniden işlevlendirmede mekân adaptasyonu Cemil Meriç Kütüphanesi örneği
Yapılar ve mekanlar belirli bir işleve hizmet etmek üzere tasarlanır ve inşa edilir.Fakat bazı yapı ve mekanlar zamanla gelişen çevre koşullarına, kentleşmeye, teknolojiye, kültürel değişime veya artan ihtiyaca uyum sağlayamaz ve bu parametrelere cevap veremez. Artık ihtiyaçlara cevap veremeyen ve yeni koşullara adapte olamayan yapılar; kullanılamaz hale gelir, terk edilir veya başka bir bina yapmak için yıkılabilir. Ancak, tarihi değeri olan yapıların sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda yeniden işlevlendirilerek kullanımı tercih edilmektedir. Bu tür mekanların yeniden işlevlendirilmesi zor ve zahmetli bir süreçtir. Süreç öncesi, sonrası veya süreç sırasında çeşitli problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu problemlerin önüne geçmek veya oluşabilecek problemleri en aza indirmek amacıyla mekanın yeni verilecek olan işlevine olan adaptasyonunu düşünmek ve sağlamak önemli bir konu haline gelmektedir. Yeniden işlevlendirme, iç mimarlığın temel kavramlarından biri olarak öne çıkar. Ancak bu süreçte, eski yapının konumu, büyüklüğü ve çevresiyle olan ilişkisi gibi tüm özellikleri dikkate alınarak hareket edilmelidir. Yeni işlev verilen yapı veya mekanın sürekliliğinin sağlanması için, verilen yeni işlevine uyumlu ve adapte edilebilir olması önemlidir. Bu hususlar dikkate alınmadan yenileme yapılırsa, yapı yeniden ihtiyacı karşılayamayabilir ve yeniden işlevlendirilmesi gerekir. Bu durum ekonomik ve çevresel zararlara neden olabilmektedir. Bu nedenle yeniden işlevlendirme süreci hem ekonomik hem de çevresel açıdan büyük önem taşımaktadır. Yeniden işlevlendirme yapılırken dikkat edilmesi gereken en önemli konu doğru işlev belirlemek ve yeni verilecek işleve uygun tasarımdır. Bu aşamada tasarım için belirlenen bazı kurallar yol gösterici olmaktadır. Bu çalışma, yeniden işlevlendirilmiş mekanlarda yeni işleve adaptasyon sürecini ve bu süreçte dikkat edilmesi gereken unsurları kütüphane yapıları bağlamında ele almaktadır. İnceleme materyali olarak, Antalya'da tarihi bir endüstri binası olan ve daha önce dokuma iplik fabrikasının trafosu olarak kullanılan yapı seçilmiştir. 2004 yılında kapatılan fabrika alanı, zaman içinde işlevini yitirerek harabe bir alana dönüşmüş ve kullanılmayan bir çevre haline gelmiştir. Dolayısıyla alan içinde bulunan daha önce fabrikanın lojmanı, trafosu, üretim alanı gibi çeşitli fonksiyonlara sahip binalar atıl ve kullanım dışı kalmıştır. Şehir merkezine yakın konumda bulunan bu alan, gittikçe kalabalıklaşan ve büyüyen Antalya için şüphesiz büyük önem taşımaktadır. Fakat bu endüstriyel tarihi alan elbette ki sıradan mekanlar gibi değerlendirilmesi imkansız bir alandır. Bir tarihi çevrenin dokusunu korumak, halkın fayda sağlayabileceği bir yer haline getirmek elbette hiç kolay olmamıştır. Bu konudaki büyük özveri ile alan, çeşitli işlevler verilerek; müze, kütüphane, galeri, park, sergi alanı, gibi mekanlara dönüştürülmüş, kamu için ulaşılabilir, rahatlatıcı bir çevre oluşturulmuştur. Bu araştırmada, seçilen örnek üzerinden yeniden işlevlendirme kavramı ele alınmış ve kütüphane işlevi verilen yapının yeni işlevine uyumu incelenmiştir. Yapının yeni işlevine adaptasyonu; yapısal adaptasyon, fizyolojik adaptasyon ve davranışsal adaptasyon olmak üzere üç başlık altında değerlendirilmiştir. Bu başlıklar doğrultusunda oluşturulan değerlendirme kriterleri üzerinden kütüphane kullanıcılarının görüşleri alınmış ve elde edilen veriler ışığında yapının yeni işleve adaptasyon süreci incelenmiştir. Yapıya verilen kütüphane işlevi nedeniyle, tasarım kriterleri kütüphaneler özelinde incelenmiş ve kütüphane türüne bağlı olarak ihtiyaçların farklılık gösterebileceği ortaya konulmuştur. Bu doğrultuda, kütüphane türlerini belirlemeye yönelik bir şema geliştirilmiştir. Bu çalışmanın, yeniden işlevlendirme projelerinde dikkat edilmesi gereken noktaları ortaya koyarak, gelecekteki uygulamalara rehberlik etmesi ve böylece ekonomik ve çevresel zararların önüne geçilmesine katkı sağlaması beklenmektedir. Bunun yanında, kütüphane tasarımı gereksinimlerini kapsamlı şekilde ele alarak mimarlık ve iç mimarlık alanındaki öğrenciler ile araştırmacılar için faydalı bir kaynak oluşturmayı hedeflemektedir.
İç mekanlarda tasarımcıların bitirme malzemesi seçim etmenleri
This study aims to explore the different considerations contributing to the material selection process in interior architecture discipline and understand designers' finishing material preferences for interior surfaces, namely floors, walls, and ceilings. Also, designers' prioritizations when selecting materials for these surfaces are examined. The study was conducted through interviews and questionnaires with 30 interior architects/ architects professionally working. In the study, designers' material selection considerations were analyzed in general and then entrance areas of interior residential projects were focused on. The findings of the study show that a wide range of considerations is made before selecting a material. The determinants of these considerations are mainly material related, project related and designer related. Designers have different considerations for each material and consequently, for each surface. Their prioritization mostly focuses on the materials' sensorial properties and walls are the surfaces that these properties are the highest. Technical properties are prioritized at a secondary degree for each surface. Moreover, materials' intangible properties are more prior than manufacturing properties in walls and less prior in floor and ceiling surfaces. Lastly, materials' ecological properties are prioritized the lowest by designers for each surface. This study helps to improve material knowledge in interior architecture and to disseminate material education. Also, it has implications for designers while selecting materials, and for material manufacturers while designing finishing materials.
Camın hotel iç mekan tasarımlarında temel tasarım ilkeleri açısından incelenmesi
Paleolitik çağda keşfedilmiş olan cam günümüze kadar çok farklı kullanımlarıyla insanoğlunun hayatında farklı şekillerde her zaman yer almıştır. Mimaride ilk olarak pencerede kullanılan cam teknolojinin gelişmesiyle, özellikle 19.yy'dan sonra vazgeçilmez bir mimari bileşen olmuştur. Cam ve çeliği birleştirmenin yapısal ve tektonik anlayışı camın bina cephelerinde kullanımını hızla artırmıştır. Dış mekandaki cam kullanımında görülen bu hızlı artış iç mekanda emniyetli olmadığı için aynı oranda artış görülmemiştir. 1950'li yıllardan sonra birçok alanda olduğu gibi cam esaslı malzemelerde de teknolojik gelişmeler yaşanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda camın saydamlık özelliği nedeniyle iç mekanda gün ışığından en iyi şekilde faydalanma amacıyla genellikle bölücü eleman özelliği, iç mimarlar tarafından tasarımlarında tercih edilmiştir. 2000'li yıllara gelindiğinde teknolojik gelişmeler doğrultusunda camın kırılganlığının en aza indirilmesi, tasarımcıların dikkatini çekmiş ve diğer yapı malzemeleri gibi camı da iç mekan tasarımında dikey ve yatay bileşen olarak farklı alan ve formlarda kullanımı hızla artmıştır. Bu çalışmanın amacı, camın geçmişten günümüze teknolojik olarak gelişiminin ve üretiminin incelenerek bu gelişmelere paralel olarak tasarımdaki yerini tespit etmektir. Çalışma materyali olarak Türkiye'den 6 dünyadan dört hotel iç mekanında kullanılan cam tasarımları temel tasarım ilkeleri, renk, şeffaflık, eğrilik, alan ve aydınlatma açısından incelenerek sınıflandırılmıştır. Bu çalışmayla birlikte iç mekanda cam kullanımına sıcak bakan fakat bazı güvenlik endişeleri olan tasarımcıların bu önyargısını kırmak hedeflenmiştir.
Yerleşimin devam ettiği arkeolojik alanlardaki verilerin koruma ve sergilenmesinde mekansal tasarım kriterlerinin irdelenmesi: Antalya Kaleiçi örneği
Arkeolojik buluntular, geçmiş uygarlıkların yaşam biçimleri, ekonomik ve sosyokültürel özellikleri hakkında bilgiler veren birer belge niteliğindedir ve geçmiş ile günümüz arasındaki bağı güçlendiren gelecek nesiller için mutlaka korumamız gereken kültür varlıklarıdır. Arkeolojik belirli yasalar kapsamında alınmış koruma kararları ile geleceğe taşınması bu kültürel varlıklar için önemli bir gerekliliktir. Arkeolojik değer taşıyan buluntular, taşınabilir olduklarında müzelerde hem sergilenip hem de koruma altına alınmaktadır. Ancak her buluntu (özellikle mimari olanlar) taşınabilir durumda olmamaktadır. Bu durumda arkeolojik mirasın in-situ olarak korunma zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Tarihsel süreci boyunca farklı uygarlıklara ev sahipliği yapmış aynı coğrafi bölgede üst üste inşa edilmiş bazı kentlerde yer altında ve yer üstünde birçok kültür varlığı bulunmaktadır. Bu tür kent merkezlerinde bulunan yer üstündeki kalıntılar modern yaşam ile bütünleşmektedirler. Ancak yer altındaki kültür varlıkları ise gün ışığına çıkmayı beklemektedirler. Kentsel ve III. Derece Arkeolojik Sit Alanı'nda yer alan Antalya Kaleiçi, geleneksel kent dokusunun ve arkeolojik mirasın bir arada bulunduğu bu tür yerleşim yerlerinden biridir. Çok katmanlı bir kent olan Kaleiçi'nde günümüze ulaşmış sur duvarları ve burçlar yer almaktadır. Ayrıca kontrollü yapılaşma sırasında arkeolojik buluntular da ortaya çıkmaktadır. Bu alanlarda toprak altında bulunması olası arkeolojik değerlerin gün yüzüne çıkması ve korunması amaçlanmaktadır. Üzerinde yapılaşmaya izin verilen arkeolojik buluntular hem kültür varlığına ulaşılması hem de alanın anlam kazanması açısından önemlidir. Kentlerde yapılaşma sırasında açığa çıkartılan arkeolojik mimari kalıntıların bir üst örtü sistemiyle ya da bir mekan içerisine alınarak korunması gerekmektedir. Bu çalışmada, arkeolojik buluntuların ve sur duvarlarının mekanı şekillendirmesindeki etkileri incelenmiştir. Bu amaçla, Antalya Kaleiçi'nde toplam on dört adet arkeolojik buluntu ve sur duvarları ile ilişkili yapı seçilerek tespit çalışmaları yapılmış ve mekan analizleri gerçekleştirilmiştir. Çalışma, arkeolojik mekan tanımı ve kapsamı, arkeolojik buluntuların ve sur duvarlarının arkeolojik mekanlara dönüşümünde tasarım sürecine teorik ve pratik yönlerden önemli katkılar sağlayacaktır.
Sağlık hizmetleri kapsamında yer alan eczanelerin mekan düzenlemelerinde kimlik kavramı
İnsan sağlığı ile doğrudan ilgilenen eczacılık, insanlık tarihi kadar eski ve geçmişten bugüne satış alanında faaliyet gösteren, günümüzde birinci basamak sağlık hizmeti olarak sınıflandırılmaktadır. İlaç ve ilaç dışı sağlık ürünlerinin temin, tedarik, üretim ve depolama işlemlerinin yapıldığı eczaneler, sağlık kuruluşu olarak hizmet vermesi yönüyle perakende satış alanlarından tasarım ve kimlik ölçeğinde ayrılmaktadır. Bu ayrım, eczanelerin iç ve dış mekan tasarımlarına yansımış ve bunun sonucu olarak mekan kimliklerini de etkilemiştir. Günümüzde, insan sağlığı ve yaşamında önemli bir rol oynayan olan eczanelerin, iç mimarlık ve tasarım anlamında incelendiği detaylı bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu nedenle çalışmanın amacı eczaneleri, cadde veya semt üzerinde bulunan eczaneler, sağlık kuruluşuna yakın konumlanan eczaneler ve alışveriş merkezlerinde bulunan eczaneler olmak üzere konumlarına göre gruplandırarak; dış, iç mekan kabuk, iç mekan yerleşim ve kullanıcı unsurlarından oluşan kimlik unsurlarına göre eczane tasarımını oluşturan mekan kimliğine ait parametreler ile ortaya koymaktır. Bu kapsamda benzer metrekarelere sahip konumlarına göre üç eczane; eczaneler özelinde yasal olarak belirlenen Eczacılar ve Eczaneler Hakkında Yönetmelik göz önünde bulundurularak, eczane tasarımı ve mekan kimliğini oluşturan etkenler, detaylarıyla incelenmiş, konumlarına göre kimlik unsurları karşılaştırılmıştır. Sonuç olarak incelenen örneklerden elde edilen veriler ışığında kimlik unsurlarının her birini tanımlayan mekan kimliği parametreleri belirlenmiştir.
İç mekanlarda ferahlık algılaması ve değerlendirmesi
Han and Bui It-Environment studies have increased rapidly in recent years» leading to a better understanding and examination of the effects of different architectural variables on the assessment of interior spaces. The aim of this thesis is to analyze the effects of some of these factors, namely ? room geometry, color, lighting, window, and furniture on the perception and evaluation of spaciousness. These have been studied in the context of man-environment interactions, based on the studies of well-known researchers of the field. In addition, two case-studies have been conducted to study the effects of furniture organisation and lighting arrangements on the iiiassessment of interior spaces in terms of spaciousness. Keywords: Environmental behavior. Built environment, Spatial perception, Openness, Enclosedness, Spaciousness.
Mekânın disiplinlerarası değerlendirilmesi: Tim Burton ve Wes Anderson'ın Roald Dahl uyarlamaları
İnsan elleriyle alet, zihniyle kurgu üretebilmesi ile evrimsel süreçte diğer canlılardan ayrılmaktadır. İlk barınma mekânları olan mağaralarda bulunan resim ve heykeller insanın soyut düşünme yeteneğinin ne kadar eskiye dayandığıyla beraber, bulundukları mekânı mesajlarını iletmek için nasıl kullandıklarıyla ilgili de ipuçları verir. Mekânın nasıl algılandığı ve anlam iletmek üzere nasıl kullanıldığı o günden günümüze gelişim göstermeye devam eden dinamik bir konu başlığıdır. Mekân tasarımının anlam ve işlev tartışmaları üzerinde gidip gelen dengeleri tarih boyunca okunabilmektedir ve bu insanın düşünce tarihiyle paralel giden bir süreçtir. İnsan için mekân tasarlayan bir disiplin olarak mimarlık da aynı zihin süreçlerinin sonucu ortaya çıkan bir anlatım biçimi olmakla beraber mekânı bir araç olarak üreten diğer disiplinlerin alanlarına kaçınılmaz olarak dahil olmaktadır. Bu çalışma, mekânı ve nasıl algılandığını teorik olarak bütünsel bir yerden açıklamaya çalışırken, anlamın mekân aracılığıyla nasıl iletildiğini mimarlık, edebiyat ve sinema üçgeninde bir pratikle incelemeyi amaçlamaktadır. Teorik okuma mekân kavramı ile ilgili paradigmaları değiştiren önemli yol ayrımlarına yer verebilmek açısından disiplinlerarası bir literatür üzerinden yapılacaktır. Pratik değerlendirme de yine bu disiplinlerarası yapıyı ortak bir zemine taşıyabilmek amacıyla eleştirel çözümleme yöntemlerinin kılavuzluğunda ilerleyecektir. Bu amaçla anlatısının mekânlarını birer karakter gibi yapılandıran Roald Dahl'ın mekân açısından önemli iki hikayesi Charlie'nin Çikolata Fabrikası ve Yaman Tilki'nin auteur olarak nitelendirilen yönetmenler Tim Burton ve Wes Anderson tarafından yönetilen uyarlamaları seçilmiştir. Edebi anlatıdaki mekânların nasıl algılandığı ve belirgin bir görsel üsluba sahip bu iki yönetmen tarafından ekrana nasıl taşındıkları tartışmaya açılarak mekânın disiplinlerarası yolculuğunun ve algı sürecinin bu yolculuktaki rolünün deşifresi hedeflenmektedir.
Renk ve malzeme çiftlerinin sıcaklık algısıyla ilişkisi
Warmth perception is physical, emotional, semantic, and sensorial bond between people and their environments. Warmth is a prominent characteristic of interior architecture and is related to colours and materials. Although the effects of single colours and single materials on warmth have been explored, colours and materials rarely appear alone in interiors and there has been no research on how paired colours and paired materials affect warmth perception in interiors. Therefore, the main aim of this study is to investigate their effects through a seven-point semantic differential scale and open ended questions.192 different participants assessed three different colours (red, white, and green), and their pairs or three different materials (fabric, timber, and plasterboard), and their pairs under controlled conditions. Findings demonstrated that single colours and paired colours both affect warmth perception in interiors. The effects of single colours in interiors are subtle in warmth perception: red is perceived warmer than green and green is perceived warmer than white. All single colours have a moderate level of warmth in interiors as pairs, consequently red (warm colour) appears to increase and white (achromatic colour) appears to decrease the warmth perception of their pairs. Furthermore, as single materials timber and fabric have the same level of warmth and are warmer than plasterboard whereas there is not any difference between pairs. Findings indicated that natural materials are perceived warmer than artificial one. Keywords: Colour, Interior Architecture, Material, Warmth Perception.
COVID-19 döneminde Akdeniz Üniversitesi iç mimarlık temel tasarım dersinin yaratıcılık açısından geri bildirimler üzerinden değerlendirilmesi
COVID-19 salgını her alanda olduğu gibi eğitim sektörünü de etkisi altına almış; Yüksek Öğretim Kurulu kararı ile 2020-2021 eğitim-öğretim yılı güz ve bahar dönemi uzaktan eğitim yoluyla yürütülmüştür. Bu durum özellikle uygulamaya dayalı eğitim programlarında derslerin işleyiş sürecinde değişikliklere neden olmuştur. Bu derslerden biri de birinci sınıf mimarlık, iç mimarlık ve tasarım tabanlı bölümlerin başlıca derslerinden biri olan temel tasarım dersidir. Yüz yüze iletişimin ve etkileşimin baskın olduğu temel tasarım dersinde uzaktan eğitime geçiş sürecinde yaşanan değişiklikler hem öğretim elemanlarını hem de öğrenciler açısından farklı deneyimleri de beraberinde getirmiştir. Çalışmada temel tasarım eğitiminin en önemli unsuru olan yaratıcılığa odaklanılmıştır. Bu doğrultuda Wallas'ın (1926) 4P modelinden yararlanılmış ve pandemi ile birlikte temel tasarım eğitiminden etkilenen kişi, çevre, ürün ve sürecin yaratıcılığa etkisi ele alınmıştır. Çalışmanın ana amacı olarak, pandemi nedeniyle zorunlu olarak ve planlanmamış çevrimiçi ders sürecini deneyimleyen öğretim elemanları ile öğrenci geri bildirimleri kullanılarak süreç ve çevre açısından uzaktan temel tasarım eğitiminin öğrencilerin yaratıcılığına ve öğrenme çıktılarına (ürünlere) etkisinin değerlendirilmesidir. Farklı geri bildirimler üzerine kurulu çalışma, iki aşamalı olarak tasarlanmıştır. İlk geri bildirim süreci deneyimleyen öğretim elemanlarının geri bildirimleri iken; diğer geri bildirim dersi alan 70 öğrenci üzerinden içeriklere yönelik geri bildirimlerdir. Bu kapsamda öğrencilerden, temel tasarım dersi kapsamında öğrenmesi beklenen değerler değişmediğinden kişi faktörü ele alınmamış; çevre, süreç ve ürünler ele alınmıştır. Çevre faktöründe atölye ortamı, online ortam, öğrenci-öğretim elemanı etkileşimi, öğrenci-öğrenci etkileşimi; süreç faktöründe, online süreç, ödev takibi ve eleştirileri, ders akışı; ürün faktöründe ise malzeme temini ve üç boyutlu çalışmalar açısından değişimlerin yaşandığı tespit edilmiştir. Bu faktörler tespit edilirken de ders takibi, dijital ortam, teknik açıdan kolaylık, adaptasyon süreci, farklı bakış açısı, uyum sağlama, sorunları bireysel çözme, yaratıcılık gibi kavramlara ulaşılmış ve bu kavramlar üzerinden çevre, süreç, ürün unsurları değerlendirilmiştir. Sonuç olarak uzaktan temel tasarım eğitiminde çevre, süreç ve ürün faktörlerinden yaratıcılığa 3 faktör için de olumlu etki eden kavrama ulaşılamamıştır. Çevre, süreç ve ürün faktörlerinin üçünü de olumsuz etkileyen kavramlar; soyut düşünme, iletişim problemi ve devamsızlık problemi olmuştur. Bu kapsamda süreç ve çevre açısından uzaktan temel tasarım eğitiminin 2020-2021 eğitim-öğretim yılı güz ve bahar dönemi Akdeniz Üniversitesi iç mimarlık temel tasarım öğrencilerinin yaratıcılığına ve öğrenme çıktılarına (ürünlere) etkisi ortaya konmuştur.
Yaşlı gündüz sosyalleşme mekânlarının tasarım kriterleri açısından incelenmesi: Antalya ili örneği
Günümüzde modern yaşamın ve tıp teknolojilerinin gelişmesinin en belirgin sonuçlarından biri de yaşam süresinin uzaması ve bunun sonucunda da yaşlı nüfusun artmasıdır. Yaşlı nüfusun artışıyla birlikte yaşlı, yaşlanma ve yaşlılık gibi kavramlar hayatımıza girmiştir. 65 yaş ve üzeri kesim yaşlı olarak tanımlanırken, yaşlanmanın bir süreç ve yaşlılığın ise bir dönemi ifade ettiği vurgulanmaktadır. Nüfusun yaşlanması durumuyla karşı karşıya kalan toplumlar ve yönetimler zamanla yaşlı nüfus için çeşitli sosyal politikalar ve bakım modelleri geliştirmeye başlamışlardır. Geliştirilen modeller doğrultusunda da bakım çoğu toplumda kurumsal ve evde bakım olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Kurumda veya evde bakıma ihtiyacı olmayan bağımsız yaşlı kesim için ise topluma yeniden katılımlarını teşvik etmek amacıyla belirli sosyalleşme alanları yaratılarak gündüz bakım veren kurum ve kuruluş modelleri geliştirilmiştir. Gündüz bakım veren bu kuruluşların sayısı ülkemizde de yerel ve özel yönetimlerin girişimleriyle sayıca artmaya başlamıştır. Yaşlı evleri, yaşlı kreşleri, emekli kahveleri, aktif yaşlı merkezleri, yaşlı lokalleri, yaşlı destek ve dayanışma merkezleri, yaşlı kulüpleri ve aktif yaşam merkezleri ülkemizde yaşlılara gündüz hizmet sunan birimlerden bazılarıdır. Çalışma kapsamında çok çeşitli isimlerle yayılan bu birimler yaşlı gündüz sosyalleşme mekanları olarak tek bir başlık altında tanımlanmıştır. Bu çalışmanın amacı yaşlı gündüz sosyalleşme mekanlarının çalışma kapsamında geliştirilen yaşlı gündüz sosyalleşme mekanlarının tasarım kriterleri doğrultusunda incelenmesi, yapıların yaşlı kullanıcıların fiziksel, psikolojik, kültürel ve sosyal beklentilerini karşılama durumlarını tespit etmektir. Çalışma materyali olarak Antalya İl'indeki dokuz yaşlı gündüz sosyalleşme mekânı belirlenerek yaşlı gündüz sosyalleşme mekanları tasarım kriterleri açısından değerlendirilmiştir. Bu çalışmayla birlikte yaşlıların sosyalleşme mekanları olarak nitelenebilecek yapıların yaygınlaştırılması ve yaşlıların beklentilerine göre bu mekanların yeniden düzenlemelerinin yapılmasının gerekliliği konusunda farkındalık oluşturulması hedeflenmiştir.
Biyofili kavramının yabancılaşma ve aidiyet problemleri kapsamında mekan tasarıma etkisi: Biyoaidiyet
İnsanlar sosyal varlıklar olarak aidiyet duygusuna sahiptir, bu da başka insanlarla bağlantı kurmayı amaçlar ve son derece kuvvetli bir arzudur. Aidiyet, bir insana, topluma ya da bir gruba olabileceği gibi bir mekana karşı bağlılık, sorumluluk şeklinde de karşımıza çıkabilir. İnsanlar kendilerine tanıdık gelen mekanlarda kendilerini daha güvende hissederler ve bu koşul gerçekleştikten sonra da aidiyet duygusu geliştirirler. Sanayi Devrimi, teknolojideki hızlı gelişimle birlikte insanoğlunun yaşamında önemli bir dönüm noktasıdır. Özellikle Sanayi Devrimi sonrasında ortaya çıkan yabancılaşma kavramı ise, insanların kendilerini bir yere, bir topluma ya da herhangi bir şeye ait hissedememeleri olarak düşünülebilir. Sanayi Devrimi ile birlikte üretkenlik artarken, insanların doğayla olan bağı çoğunlukla kopmuştur ve kendine özgü bir hayat tarzı olan insan, endüstriyel çalışmanın bir parçası haline gelmiştir. Bu durum da insanların kendilerine ve diğer insanlara karşı duyarsızlaşmasına sebep olmuştur. Yabancılaşma kavramına çözüm arayışları günümüzde de devam etmektedir ve çözüm önerisi olarak, pek çok doğa temelli tasarım yaklaşımı ortaya çıkmıştır. Bunlardan birisi olan ve Eric Fromm tarafından 196o'lı yıllarda ortaya atılan "biyofili" kavramıdır ve bu kavram insanların doğal ortamları tercih etmesine neden olan içgüdüsel bir dürtüdür. Ayrıca, biyofili teorisi insanlar ve diğer canlı organizmalar arasında psikolojik bağların da olduğunu savunur. Biyofilik tasarım ise doğa ile mekanlar arasında bir bağ kurarak insanların refah düzeyinin artmasını hedefleyen bir tasarım yaklaşımıdır. Biyoaidiyet ise biyofilik tasarım ilkeleri ve mekan aidiyet unsurlarının bir kesişimi sonucunda oluşmuş yeni bir kavramdır. Bu çalışmanın amacı; hangi biyofilik tasarım ilkelerinin mekan aidiyetine etki ettiğini araştırmak ve biyoaidiyet unsurlarının yabancılaşma problemine bir çözüm olup olmadığını analiz etmektir. Bu çalışmada yabancılaşmanın daha az olduğu ve mekan aidiyetinin yüksek olduğu geleneksel yapılardan modernizmin de etkilendiği iki önemli geleneksel yapı olan Geleneksel Türk evleri ve Geleneksel Japon evleri örneklem yerleri olarak belirlenmiştir ve bu yapılarda biyoaidiyet unsurlarının aranması bu çalışmanın yöntemini oluşturmuştur.
Deprem sürecinde yapısal olmayan elemanların neden olduğu tehlike ve risklere yönelik eğitim modelinin önerilmesi
Depremler; can ve mal kaybına neden olma, yaralanmalara yol açma, devam eden faaliyetleri durdurma, yangın tehlikesi oluşturma gibi çeşitli tehlike ve risklere neden olabilmektedir. Depremin neden olduğu tehlike ve risklerin çoğu yapısal elemanlardan kaynaklansa da, yapısal olmayan elemanların etkisi de oldukça fazladır. Tehlike ve riskler karşısında toplum tarafından alınabilecek önlemler kadar yapı tasarımı, üretimi ve denetiminde rol alan mimar ve iç mimarların alacağı önlemler de oldukça önemlidir. Dolayısıyla mimarlık ve iç mimarlık eğitiminde depremin yeri önemli bir konudur. Dünyada ve Türkiye'de mimarlık ve iç mimarlık eğitiminin verildiği programlar incelendiğinde; üniversitelerin çoğunun yapısal sorunlar, strüktür ve malzeme üzerine bilgi verdiği, ancak yapısal olmayan elemanlara yönelik bir eğitim programı ve modelinin bulunmadığı gözlemlenmiştir. Çalışmanın temel amacı; deprem sırasında yapısal olmayan elemanların oluşturduğu tehlike ve risklere yönelik iç mimarlık öğrencilerinin bilgi ve farkındalıklarının geliştirilmesi adına bir eğitim modeli önerilmesidir. Bu doğrultuda çalışma kapsamında; 11 modülden oluşan, tehlike-risk-önlem ve öğrenci kazanımları ilişkileri üzerine bir eğitim kod haritası oluşturulmuştur. Çalışmanın araştırma modeli; analiz ve tasarım olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. İlk aşama olan analizde; literatür taraması ve uzman gruplarla yapılan 1. arama konferansıyla ihtiyaç analizi yapılarak, eğitim modüllerinin ve hedeflerinin belirlenmesi tamamlanmıştır. İkinci aşama olan tasarımda ise; uzman gruplarla yapılan 2. arama konferansıyla öğrenci gereklilikleri, kazanımlar ve modüllere bağlı tehlike-risk-önlemler belirlenmiştir. Tasarımın son aşamasında ise tehlike-risk-önlem ve öğrenci kazanımlarının ilişkileri üzerine bir eğitim kod haritası oluşturularak eğitim modelinin içeriği tamamlanmıştır.
Dönüşümsel planlama kapsamında atıl kalan ofis binalarının üniversite olarak yeniden kullanılması
Ülkemizde bir yanda yerleşke ölçeğinde yeterli binaya sahip devlet üniversiteleri, diğer yanda yeni kurulmuş bina sıkıntısı çeken vakıf üniversiteleri yer almaktadır. Her geçen yıl yüksek öğretime ilginin artması ile üniversite ve öğrenci sayısı artmaktadır. Bunun sonucunda üniversiteler mekânsal açıdan yetersiz kalmakta ve özellikle arazilerin çok pahalı olduğu büyük şehirlerde, yeni bina inşa etmek yerine, mevcut binaları dönüştürmektedir. Son yıllarda değişen çalışma alışkanlıkları ve ofis binalarının yüksek kira bedeli nedeniyle ofis binaları atıl kalmaktadır. Ofis binalarının atıl oluşları, merkezi konumları ve çağdaş bina olmaları sebebiyle üniversiteler tarafından tercih edilmektedir. Tez kapsamında İstanbul'da mevcut ofis yapısından dönüştürülmüş dört vakıf üniversitesi seçilmiş ve tasarımcıları ile görüşülmüştür. Tasarımcılara; üniversiteye dönüşüm sürecinde ne tür sorunlar ile karşılaştıkları, ne gibi değişiklikler yaptıkları sorulmuştur. Tasarımcıların verdiği cevaplar, tasarımcılardan toplanan çizimler ve yerinde çekilen fotoğraflarla beraber, mevcut yapılara ilişkin bütün veriler toplanmıştır. İlk bölümde irdelenen literatür taramasında belirlenen kriterler üzerinden, seçilen üniversite binaların sosyal, fiziksel, işlevsel, mekânsal, teknik ve güvenlik özellikleri detaylı olarak incelenmiştir. Mevcut durumları, tasarımcıların aldığı ortak kararlar ve yapılan tüm müdahaleler belirlenmiştir. Binaların tasarımcılar açısından olumlu ve olumsuz yönleri ortaya koyulmuştur. İncelenen örnekler üzerinden; ofis yapılarının üniversite kullanımı açısından uygunlukları ortaya koyularak, atıl kalan ofis yapılarını yeniden işlevlendirmeyi düşünen üniversiteler için önerilerde bulunulmuştur.
İç mekan ve mobilya tasarımı kapsamında akıllı malzemelerin incelenmesi
Akıllı malzemeler doğal özellikleri sayesinde çevresindeki en az bir uyaranı algılayıp tepki verebilen, uyaran ortadan kalktığında eski haline dönebilen ve uyaran-tepki ilişkisini sürekli tekrarlayabilen malzemelerdir. Bu malzemelerin genel tanımı, özellikleri ve sınıflandırılması yapılmasına rağmen tasarımda ve mimaride yeni ortaya çıkan ve yüksek performansa sahip malzeme türlerinden farkı ve 'akıllı' kavramındaki yeri henüz tam olarak anlaşılmadığı ve karıştırıldığı gözlenmiştir. Çalışmada, akıllı malzemeler hakkındaki bu karmaşıklığı gidermek amacıyla iki adımdan oluşan bir araştırma yapılmıştır. İlk adımda karşılaştırma yöntemiyle tasarımda ve mimaride kullanılan akıllı malzemelerin yüksek performansa sahip diğer malzeme türlerinden farkı, akıllı kavramındaki ve uyarlamalı mimarideki yeri sorgulanmıştır. Bununla beraber akıllı malzemelerin özelikleri, sınıflandırılması, uygulama yöntemleri ve problemleri incelenmiştir. İkinci adımda ise iç mekan ve mobilya tasarımı kapsamında akıllı malzemelerin uygulanma yöntemi, kullanım amacı ve kullanım alanı kimlik kartları ve analiz tabloları oluşturularak incelenip irdelenmiştir. Sonuç olarak akıllı malzemeler görme ve dokunma duyularımızla etkileşime ve iletişime geçerek interaktif mimariyi, bulunduğu ortamdaki değişime farklı özelliklerle cevap vermesi bakımından uyarlamalı mimariyi, kullanıcı konforu ve enerji verimliliği sağlayarak sürdürülebilir mimariyi etkilediği tespit edilmiştir. Akıllı malzemeler farklı kullanım biçimlerinde geleneksel malzemelere eklenerek kompozit bir malzeme olarak, ham halde veya led gibi bir aygıt içerisinde kullanılmıştır. Bu malzemeler iç mekanda ve mobilya tasarımında kullanıcıyla veya çevresiyle iletişim ve etkileşim sağlaması amacıyla uygulanırken, iç mekanda hava kirliliğini azalmak, iç mekan ısısını kontrol etmek, gizlilik sağlamak, gün ışığı kontrolü ve temizleme maliyetlerini azalmak için işlevsel amaçla da kullanıldığı görülmüştür.
Bilinç akışı tekniği ve mimarlık: Bernard Tschumi örneği
Modern edebiyatta bir anlatım yöntemi olan bilinç akışı tekniği, psikoloji ile ilişkisini Sigmund Freud'un "Psikanaliz Kuramı" ve "Serbest Çağrışım Metodu" ile kurmaktadır. Çalışmanın temel amacı, bilinç akışı tekniğinin mimarlıktaki varlığını ortaya koymaktır. Bu anlamda tekniğin kökenini; bireyin düşüncesinin zaman içerisinde nasıl şekillendiğini felsefe tarihinde, düşüncesiyle var olan bireyin zihinsel ve bedensel değişimini psikoloji tarihinde, sanatçının değişen psikolojisinin üretkenliğini tetiklemesiyle yaratma ediminde bulunma nedenlerini sanat tarihinde olmak üzere üç ayrı alanda incelemektedir. "Yapılan Çalışmalar-I" bölümünde, bilinç akışı tekniğinin felsefe ve psikolojideki bilinç etkinlikleri araştırılarak; edebiyat, müzik, heykel, resim ve mimarlık alanlarında incelenen örneklerle sanatta bilinç akışı tekniğinin izi sürülmüştür. "Yapılan Çalışmalar-II" bölümünde, Bernard Tschumi'nin söylemleri ve çalışmaları ile mimarlıkta bilinç akışı tekniğinin araştırması içinde olunmuştur. Çalışmanın "Bulgular" bölümünde; felsefe, psikoloji, sanat ve Bernard Tschumi bağlamında incelenen örneklerin genel analizi ve değerlendirilmesi yapılmıştır. Çalışmanın sonuç bölümünde ise bilinç akışının tekniğinin mimarlıkta var olduğu söylemi ortaya koyularak, tartışmaya açılmıştır.
Mekânda devinim: Mobil mikro konutlar
Devinebilir olma, devinim veya devingenlik; insanlara ve mekânsal gereksinmelere cevap veren, taşınabilen veya durum değiştirilebilen; durağanlığın aksine hareketin ve yer değişiminin karşılığı olan bir kavramdır. Mimari üründe veya mekânda devinebilir olma dünyada giderek daha da yaygınlaşmaktadır. Devinebilen mimari ürünlerden birisi olan mobil mikro konutlar, konumunu değiştirerek içerisinde yaşamın devam ettirildiği devingen mekânlardandır. Diğer taraftan mobil mikro konutlarda devinimi sağlayan mekân bileşen ve öğeleri ile mekân örgütlenmesi çeşitlenmekte ve mekândaki olanaklılık artmaktadır. Bu doğrultu da tez çalışmasının temel amacı, mekândaki bileşenler ve öğeler aracılığıyla devinim sürecinin değerlendirilmesi ve mekândaki devinim etkisini ortaya koymaktadır. Mobil mikro konutlardaki mekân bileşenleri ve öğelerinde oluşan devinimin hareket, değişim, geçicilik ve boşluk kavramlarıyla mekân üzerindeki etkisinin ortaya konulması, mekândaki devinimin süreci ve mekânında devinime tepkileri çalışma çerçevesinde ele alınmıştır. Yapılan literatür taramaları sonucunda devinim kavramına dair tanımlamaların neler olduğu, mimaride ve mobil mikro konutta devimin nasıl ele alındığı incelenerek, bu doğrultuda "mekândaki devinim" modeli oluşturulmuştur. 'Mekândaki devinim' modeline bağlı olarak belirlenen 20 mobil mikro konut analiz edilmiştir. Mobil mikro konuttaki devinimle 5 temel sorunun cevabı aranmıştır. Sonuç olarak mekândaki devinimin; mekân örgütlenmesini etkilediği ve devinebilen her şeyin tasarımı doğru yapıldığında standart konutta bulunan eylem alanların karşılanabildiği görülmektedir. Mekândaki devinim sürecinde, devinim eylemleriyle konuta olanaklar sağlanabildiği gibi bazı devinim eylemleriyle konutta kısıtlılıklar oluşturduğu da görülmektedir. Konut mekânda oluşan devinime ise işlevsel, görsel ve boyutsal olarak farklı tepkiler göstermektedir. Tüm etkiler, süreç ve tepkiler incelendiğinde mekân tasarlanırken mekândaki devinimin göz önünde bulundurularak uygulandığında mekândaki yaşanabilirliğin ve kullanışlılığın artacağı düşünülmektedir.
Geleneksel konutlarda mekan ve donatı kurgusu açısından depolama birimlerinin tipoloji araştırması: Akseki, İlvat köyleri örneği
Geleneksel dokuda yerel mimarinin rolü ve önemi büyüktür. Yerel mimari içeresindeki geleneksel konutlar; o yörede yaşayan insanların aile yapısı, din, kültür, sosyal ilişkileri, iklim ve topoğrafyanın etkisiyle şekillenmektedir. Geleneksel konutlarda önemli bir hizmet eylemini tanımlayan depolama kavramı da mekan ve donatı kurgusu açısından hem sosyo-kültürel hem de doğal çevreden ilham alan yöresel bir yaklaşıma sahiptir. Günlük yaşantının önemli bir göstergesi olan konut yapılarında depolama birimlerinin işlevi, yapım tekniği, malzeme, süsleme vb. niteliklerin diğer araştırmalara kaynak oluşturması için tespit edilmesi ve bunlara ait tipoloji araştırması çalışmanın ana amacını oluşturmaktadır. Bu bağlamda araştırma 6 aşamadan meydana gelmektedir. Birinci bölümde; çalışmanın problemi, amacı ve kapsamının anlatıldığı bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde; depolama kavramı, tarihsel gelişimi, mekan-eylem ilişkisinde depolama oluşumu, geleneksel Anadolu konutu iç mekanı ve depolama birimleri, Akseki Bölgesi ve geleneksel konutu hakkında bilgiler incelenmiştir. Üçüncü bölümde; Akseki İlvat Bölgesi, araştırma yöntemi hakkında bilgiler verilmiştir. Sonrasında geleneksel konutlara ait kimlik kartları oluşturularak çalışma alanına ait veriler toplanmıştır. Dördüncü bölümde, elde edinilen bilgiler ışığında konutların iç mekan depolama birimleri; işlevsel, donatı, yapım tekniği, malzeme ve süsleme özellikleri açısından analiz edilmiştir. Beşinci bölümde; depolama birimleri mekan ve donatı kurgusu açısından sınıflandırılmış ve bu birimlere ait tipoloji incelenmiştir. Son bölümde ise yapılan literatür ve alan çalışmasının genel sonuçları yapılmakta ve önerilere değinilmektedir. Yapılan envanter çalışmaları ışığında, Akseki, İlvat Köyleri geleneksel konutlarında bulunan mekan ve donatı kurgusu açısından depolama birimlerinin tipolojileri ortaya konmuş ve donatı açısından depolama birimlerinin rolünün daha nitelikli olduğu görülmüştür.
Özel eğitim mekanlarının Down sendromlu bireyler için yapı biyolojisi kapsamında değerlendirilmesi
Dünya nüfusunun yüzde 10'u engelli olarak tanımlanan bireylerden oluştuğu düşünülmektedir. Engelli nüfusunun olduğundan az gözükmesinin sebebi sağlıklı olarak nitelenen grubun engellileri ötekileştirmesi ve sosyal hayata katılmasının önüne koyulan engellerdir. Tasarımcılar herkesin kullanabileceği mekanlar tasarladığı sürece bu bireylerin önündeki engeller kalkacak ve toplumdaki yerlerini alacaklardır. Ülkelerin gelişmesinin ve nitelikli bir toplum inşa etmenin yolu bireylerin eğitiminin sonucudur. Eğitim hakkı her bireye eşit bir şekilde verilmiş bir haktır. Dolayısıyla engelli bireylerin de eğitim alması için gerekli altyapıyı oluşturmak bir gerekliliktir. Engelli bireylerin ihtiyaçlarına göre inşa edilmeyen veya yeniden işlevlendirme sonucu eğitim yapısına dönüştürülmüş çağ dışı mekanlarda eğitim verilmesi bu bireyleri ayırmak ve eğitim almalarını güçleştirmektir. Engellilere yönelik eğitim yapıları tasarlanırken engellilerin özellikleri, gereksinimleri göz önünde bulundurulmalıdır. Engellilerin mevcut eğitim yapılarında karşılaştığı zorluklar saptanmalıdır. Engel türüne göre de ihtiyaçlar ve tasarım prensipleri değişir. Bu çalışma kapsamında engelli kavramı ve down sendromu, eğitim kavramı ve eğitim mekanları, yapı biyolojisi kavramları literatürden araştırılmıştır. Daha sonra, eğitim mekanlarının down sendromlu bireyler için yapı biyolojisi açısından kriterleri oluşturulmuştur. Bu kriterler literatürdeki down sendromlu bireylerin özelliklerinin ve ihtiyaçlarının mekâna yansıması sonucu ortaya konmuştur. Alan araştırmasında bu kriterlere göre eğitim yapıları yerinde incelenerek kriterleri karşılayıp karşılamadığı tespit edilmiştir. Alan araştırması için Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı birçok özel eğitim okulları yerinde incelenmiştir. Bu okulların içerisinden Gülseren Özdemir Özel Eğitim Uygulama Okulu (Okul 1) ve Türkiye Spastik Çocuklar Vakfı Metin Sabancı Özel Eğitim Okulları (Okul 2) seçilmiştir. Bu iki okulun seçilmesinin sebebi diğer kurumlara göre fiziksel altyapılarının nitelikli olmasıdır. Çalışmanın amacı psikolojik ve fizyolojik ihtiyaçlara göre eğitim mekânlarının yapılandırılması ve bu mekanların down sendromlu bireylerin sağlığıyla olan ilişkisini araştırmaktır. Sonuç olarak tasarım tercihlerinde insan sağlığının göz önünde bulundurulması konusundaki tutumların artması gerektiği ortaya çıkmıştır. Mekân tasarımının asıl amacı kullanıcısına konforlu ve sağlıklı ortamlar sağlamak olmalıdır. Literatür taramasında, yaşanan mekanların kullanıcının hayat kalitesine ve başarısına doğrudan etki ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Boyutsal anlamda evrensel tasarım bir zorunluluk haline gelmiştir. Biçimsel olarak bakıldığında esnek, güvenli, dikkat dağıtmayan, birden fazla duyuya hitap edebilen mekan ve donatılar down sendromlu bireyler için önerilmektedir. Doğal aydınlatmadan en yüksek seviyede yararlanmak gerekliyken yapay aydınlatmaların renk ve şiddet ayarının yapılabilir olması tercih edilmelidir. Mekan genelinde rengin görsel bir ipucu olarak kullanılmasının beraberinde kontrast renklerin uyarıcı niteliğinde kullanılması neticesine varılmıştır. Down sendromlu bireyler sağlıklı bireylerden daha hassas olduklarından termal ve akustik konfor konularında daha fazla etkilenmektedirler. Akustik konforu sağlama noktasında yapı inşa sürecinde birtakım yalıtım malzemelerine ek olarak mekanın yüzey malzemelerinde ses emici ve gürültüyü obsorbe edici özelliklerin bulunması önerilmektedir.
Mobilya ve iç mekan tasarımında atık malzeme kullanımı
Dünya kaynaklarının hızla tükendiği düşünüldüğünde tüketicilerin yaşam şeklini değiştirmesi ve buna bağlı olarak tasarımcıların teşvik edilmesi gerekmektedir. Sürdürülebilir bir yaşam kapsamında tükenmeye yüz tutmuş malzemelerin yeniden kullanılması ve geri kazandırılması için duyarlı ortam oluşturulması önemi giderek artmaktadır. Geri dönüştürülebilir atık malzemelerin, kullanım değeri üzerine çalışmalar yapılarak biriktirilmesi, ve farklı yöntemler kullanılarak tekrar kazandırılması kaçınılmazdır.Tez kapsamında çevreye, topluma duyarlı tasarım anlayışı ve sürdürülebilirlik kavramının tasarım disiplinindeki yerine dair dünya'dan ve Türkiye'den örnekler ele alınmıştır.Bu bağlamda, sürdürülebilirlik ''günümüzün ihtiyaçlarını karşılarken , gelecek nesillerin gereksinimlerini yerine getirmesinden taviz vermemek'' şeklinde tanımlanabilmektedir. Sürdürülebilir bir sistemin oluşması için atık malzemelerin birbirinden ayrıştırılması gerekmektedir. Bu atıkların tekrar sisteme dahil edilmesi ile yeni malzemeye olan ihtiyaç oranı düşürülüp ve bunun sonucunda oluşan çevre sorunları azaltılarak yeni kaynağa olan ihtiyaç minimum seviyeye getirilecektir. Atık ayrımının yapılmaması ve atıkların çöpe atılması durumunda, geri dönüşebilir atık kirlenmekte, geri dönüşebilme kabiliyeti ve verimi azalmaktadır. Bu çalışmanın amacı; atık malzemenin yada kullanılmayan atık objenin hem yeniden kullanım (reuse) , hem de geri dönüşüm (recycle) kapsamında değerlendirilerek özellikle mobilya ve iç mekan tasarımı üzerinden, dünyadan ve ülkemizden özel, yaratıcı yönlerini gösterirken, tasarım eğitiminin de bu konudaki katkısı araştırmaktır. Anahtar Sözcükler: Sürdürülebilirlik, Geri Dönüşüm, Yeniden Kullanım, Atık Malzeme, Mobilya Tasarımı.
Okul öncesi eğitim kurumlarında tuvalet iç mekanı tasarım kriterleri ve kullanıcı odaklı bir yaklaşım: 36-72 aylık çocuklar üzerine bir araştırma
Çocukluk çağı, doğumdan 18 yaşına kadar geçen süre olarak gösterilmektedir. Bu süre, gelişim süreçlerini de içermektedir. Gelişim, çok yönlü karmaşık bir süreçtir ve bu sürecin sağlıklı olarak devam etmesini sağlamak için gelişimin bütün yönlerinin ve gelişimi etkileyen mekansal faktörlerin bilinmesi gerekmektedir. Çocukların kullanıcı olduğu mekanların bu doğrultuda oluşturulması önemlidir. Kullanıcı olarak çocukların yoğunlukta olduğu mekanlara bakıldığı zaman okul öncesi eğitim kurumları önemli bir veri kaynağıdır. Okul öncesi eğitim kurumlarına devam edilen süreç içerisinde gerçekleşen eğitim süreçlerinden bir tanesi de tuvalet eğitimidir. Bu eğitimin sorunsuz şekilde gerçekleştirilebilmesi için mekansal ihtiyaçların sağlanması gerekmektedir. Bu çalışma kapsamında, 36-72 aylık çocukların tuvalet kullanım tercihlerini göz önünde bulundurarak okul öncesi eğitim kurumlarındaki tuvaletlerin tasarım kriterleri doğrultusunda kullanıcı odaklı bir yaklaşımla incelenmiştir. Okul öncesi eğitim kurumlarına ilişkin mevzuat incelenmiş ve saha gezileri yapılarak mevcut yapı hakkında veri toplanmıştır. Araştırma için gereksinim duyulan veriler mozaik yaklaşımla toplanmıştır. Bu kapsamda, çocuklarla yarı yapılandırılmış görüşme ve resim yapma tekniğiyle veriler toplanmıştır. Uzmanlarla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Toplanan mevcut yapılardan elde edilen veriler, çocuklardan toplanan veriler ve uzmanlardan elde edilen veriler birlikte incelenmiştir. Sonuç olarak, okul öncesi eğitim kurumlarında yer alan mevcut tuvalet alanlarının kullanıcı olarak 36-72 ay grubu çocukların mekansal ihtiyaçlarının ve beklentilerinin değişim gösterdiği tespit edilmiştir. Gelecek hayatlarında ve eğitimlerine katkı sağlayabilmek için okul öncesi eğitim kurumlarında yer alan tuvalet alanlarının kullanıcı ihtiyaçlarının ve mekansal beklentilerinin oluşturulması bu çalışmanın ana çerçevesini belirlemiştir.
Afet konutlarında esneklik ve değişebilirlik kavramları
Bu çalışmanın amacı afet konutlarında, kullanıcı yaşam alışkanlıkları çeşitliliğini göz önünde bulundurarak, afet konutlarında kullanıcı odaklı esneklik, değişebilirlik kavramlarının irdelenmesi ve bu kavramların mekanın tasarımı aşamasında, sürecin bir parçası olarak ele alınmasını sağlayacak, kullanılabilir bir sistem önerisi getiren kaynak oluşturmaktır. Bu kapsamda afet konutlarında, sadece üretim sürecini ele alan bir tasarım yaklaşımının yerine, hızlı ve ekonomik üretimin önemini göz ardı etmeden, kullanım döneminde konutların kullanıcılarının farklılık gösteren yaşam biçim ve alışkanlıklarına hizmet edebilme becerisini göstermesini sağlayacak bir model oluşturulması hedeflenmektedir. Bu bağlamda kullanıcının konutu kendisiyle özdeşleştirebilmesi ve "evi" haline getirebilmesi adına, yaşadığı mekanı kendi yaşam biçimine uygun hale getirebilmesine olanak sağlayan ve kullanıcının müdahalesine olanak veren bir sistem geliştirilmeye amaçlanmıştır. Birinci bölümde, afet ve afetle ilgili terminoloji oluşturulmuş, Türkiye'de yaşanabilecek afetlerin sonucunda karşılaşılabilecek durumlar ve sonrasında oluşan yeniden yapılanma ve barınma ihtiyacı ele alınmıştır. İnşa edilmiş afet konutlarının Türkiye ve yurt dışındaki elde edilme süreçleri incelenip mevcut durum ortaya konulmuştur. İkinci bölümde, afet konutlarının iç mekan tasarımında esneklik ve değişebilirlik kavramlarının önemi irdelenmiştir. Günümüzde inşaat sektöründe uygulanan kullanıcının yaşadığı mekanda yapabileceği değişikliklere zemin hazırlayan projeler incelenip tasarım yaklaşımları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, afet konutlarında iç mekan bölücü elemanlarına ilişkin yaklaşımlara değinilmiş; kullanıcıların afet konutlarında oluşturabilecekleri esneklik ve değişebilirlik özelliklerini hangi yöntemlerle sağlayabilecekleri ile ilgili saptamalar yapılmıştır. Dördüncü bölümde, Türkiye'de ve yurt dışında üretilen afet konutlarının esneklik ve değişebilirlik kavramları göz önüne alındığında kullanıcı ihtiyaçlarına uygunluğunun analizi yapılmıştır. Bu kapsamda Türkiye ve yurt dışından örneklerin ortak noktaları ve farkları ortaya konulmuştur. Beşinci bölüm, yapılan analizlerin değerlendirilmesi sonucu afet konutlarının esnekliği ve değişebilirliğinin sağlanması için kavramsal bir tasarım sistemi önerisi getirilmiştir.
Mekandaki etkileşimli teknolojilerin çocuk kullanıcı üzerindeki etkisi
Bu çalışmada mekânlarda kullanılan etkileşimli teknolojilerin, çocuğun gelişimi üzerine etkisinin ortaya konularak, mekânların bu etkiyi göz önünde bulundurarak tasarlanmasına ve teknoloji kullanımına dikkat çekmek amaçlanmıştır. Çalışmanın temel ilgi alanı, mekân çocuk ve teknoloji kavramları çerçevesinde, etkileşim temelinde ele alınarak bir araştırma problemi yaklaşımı ortaya konmuştur. Buna bağlı olarak 6 soruya cevap aranmıştır. Bu sorularla teknolojinin mekânsal kullanımı ve çocuk gelişimi üzerindeki etkisinin ortaya konulması hedeflenmiştir. Bu bağlamda, 17 nitelikli örnek seçilmiştir. Çalışma kapsamında ele alınan örnekler, etkileşimli ögenin tanıtılıp etkileşim türünün belirlenmesi ve çocuk gelişimine etkisi olarak iki bölüm halinde tablo üzerinde analiz edilmiştir. Bu değerlendirmeler sonucunda, bilişsel gelişim dönemlerine bağlı olarak, çocuklara mekânda sunulabilecek etkileşimli teknolojiler ile ilgili veri elde edilmiştir. Çocukların yaş gruplarına göre, etkileşimli ögelerin ilgi çekici formlarda tasarlanarak farklı duyulara hitap etmesi, sosyalleşmelerini sağlaması ve etkileşimi bittikten sonra da mekânsal bütünlüğü sağlayacak şekilde kullanılmasına yönelik, tasarım kriteri oluşturulmuştur.
İç mimarlık lisans eğitiminde sayısal tasarım derslerinin mevcut durumunun tespiti ve akademisyen görüşlerinin belirlenmesi
İç mimarlık teknik ve yaratıcı birçok disiplinle ilişkili, bilim ve sanat arakesitinde yer alan mekânın fonksiyonel ve estetik ölçütler gözetilerek tasarlandığı uzmanlık alanıdır. İç mimarlık eğitiminde bu bağlamda çağın getirilerini ve ihtiyaçlarını benimseyerek, iç mimarın sahip olması gereken bütün donanımların aktarılması hedeflenmektedir. Dijital devrimin getirileri hem iç mimarlık pratiğinin hem de eğitiminin kapsamını geliştirmekte ve değiştirmektedir. Tasarımcı adaylarının tabii oldukları müfredatın, dönemin gerekliliklerine yönelik uygunluğunun kontrol edilmesi ve tespit edilen eksikliklerin giderilerek güncellenmesi eşit donanıma sahip tasarımcıların yetiştirilmesi adına önem taşımaktadır. Çalışmanın üniversite (devlet / vakıf) ve bölüm (iç mimarlık / iç mimarlık ve çevre tasarımı) türüne bağlı olarak sayısal tasarım dersi dağılımlarının saptanması ve sayısal tasarım derslerini veren akademisyenlerin görüş ve beklentilerinin tespit edilmesi olmak üzere 2 temel amacı bulunmaktadır. Sayısal tasarım dersleri içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiş ve SPSS programında istatistiksel verilere dönüştürülmüştür. Ders yürütücülerinin anket yöntemi ile elde edilen sayısal tasarım derslerine yönelik görüşleri de SPSS programında analiz edilmiştir. İçerik analizi ve anket yöntemi ile elde edilen ortak bulgular ders içeriği, materyal, yöntem ve beklentiler başlıklarında irdelendiğinde üniversite ve bölüm türüne bağlı olarak müfredatlarda sayısal tasarım derslerinin zorunlu veya seçmeli ders olma durumları, verildikleri yarıyıllar, kredi ağırlıkları, ders içerikleri, kullanılan araçlar bağlamında belirli farklılıkların olduğu tespit edilmiştir. Ders yürütücülerinin yazılım, programlama dili ve sayısal fabrikasyon derslerine ve bu derslerde kullanılan araçlara yönelik farklı görüş ve beklentilere sahip oldukları ancak sayısal tasarım derslerinin iç mimarlık lisans eğitimine yönelik etkisini olumlu buldukları sonuçları elde edilmiştir.
İç mekânda dijital deneyim tasarımı: Sanat-mimarlık ara kesitinde hibrit mekânlar
Yaşamımızın her alanına yansıyan dijital kültür; sanat ve mimarlık disiplinlerini de doğrudan etkilemiştir. Dijitalleşmenin bu disiplinlerde gündeme getirdiği gelişmeler, kullanıcıya dijital bir mekânsal deneyim sunan hibrit mekânların oluşumunun önünü açmıştır. Fiziksel ve dijital gerçeklikler arasında köprü kuran bu mekân türünün tasarım süreci merak konusu olmuş ve araştırmanın çıkış noktasını oluşturmuştur. Amaç, hibrit mekânların tasarım sürecinin ve gelecek potansiyellerinin, ortaya çıkarabileceği olumlu ve olumsuz sonuçların araştırılması; tasarımcılara öngörü oluşturarak bu alanda literatürdeki boşluğun doldurulmasıdır. Multidisipliner bir tasarım süreci sonunda yaratılan hibrit mekânların mimari tasarım bağlamında ele alınmasının gerekliliği yapılan araştırmada yönlendirici olmuştur. Bu doğrultuda, dört aşamada yürütülen araştırmanın hazırlık aşamasında, literatür incelemesi yapılarak araştırmanın kuramsal çerçevesi oluşturulmuştur. Veri toplama aşamasında, proje örneklerinin analizi, tasarım stüdyoları ile görüşmeler ve yerinde tespit çalışması olmak üzere üç farklı kaynaktan veri elde edilmiştir. Veri analizi aşamasında; elde edilen veriler öncelikle ayrı ayrı analiz edilmiş, ardından bir bütün olarak ele alınmış ve irdelenmiştir. Araştırma sonucunda; hibrit mekân tasarım sürecinin mimari tasarım süreci ile benzerlikler taşıdığı ile birlikte; teknoloji hakimiyetinde sürdürülmesi, birçok farklı alandan uzmanın bir arada çalışmasını gerektirmesi, kullanılan araç ve yöntemlerin çeşitliliği ve niteliği bakımından farklılaştığı tespit edilmiştir. İlgili mekân türünün yaygınlaşma potansiyelinin yüksek olduğu ve birçok farklı işleve yönelik tasarlanabileceği sonucuna ulaşılmış; bu bağlamda ortaya çıkabilecek olanakların ve risklerin neler olduğu sorgulanarak tasarımcı ve araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur. Bu çalışma Karadeniz Teknik Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir. Proje numarası: FYL-2022-10153
Eğitim yapılarındaki spor salonlarının mekânsal yeterliliğinin değerlendirilmesi: Trabzon örneği
Spor, çocukların fiziksel yetkinliklerinin geliştirilmesinde, hareket yeteneklerinin ve bilişsel becerilerinin arttırılmasında, sosyal ilişkilerin geliştirilmesinde önemli rol oynamaktadır. Spor yapan çocukların egzersiz yaptıktan sonra endofrin salınımı yükseltmekte ve bu artış başarıyı arttırmakta etkili olmaktadır. Spor bireyin bilişsel, bedensel ve duyuşsal gelişimine yardım eder. Günümüzde çarpık kentleşmenin de etkisiyle yetersiz oyun ve spor alanlarına sahip olan çocuklar için hareket ihtiyaçlarını karşılayabilecek, enerji boşaltmak ve sosyal bağlar kurabilmek için ihtiyaç duydukları spor salonları, daha da önem kazanmaktadır. Bu çalışma eğitim yapılarında spor salonlarının mekânsal yeterliliğini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Öncelikle spor salonlarının eğitim yapılarındaki tarihsel süreç içindeki gelişimi, spor salonlarının tanımlaması ve spor salonlarının sahip olması gereken ana gereksinimleri tespit etmek için literatür taraması yapılmıştır. Çalışmanın sonraki aşamasında Trabzon'un Ortahisar ilçesinde yer alan seçilen 4 lise yapısının spor salonlarında yerinde inceleme ve gözlemler yapılarak Beden Eğitimi derslerinde kullanılan spor salonların gereksinimlerinin yeterliliği üzerine alan çalışması yapılmıştır. Belirlenen 4 eğitim yapısında spor salonlarının mevcut durumlarına ilişkin öğretmenlerle yarı yapılandırılmış anket ve görüşme, öğrencilerle ise anket çalışması yürütülmüştür. Eğitim yapılarında yer alan spor salonlarının fiziksel gereksinmeleri değerlendirilerek çalışma sonucunda elde edilen veriler incelendiğinde; spor salonlarının öğrencilerin ihtiyaçlarını karşılayacak ve istenilen aktiviteleri yeterli düzeyde gerçekleştirecek salon düzenlemelerinin olmadığı, fiziksel gereksinimlerin yeterli düzeyde karşılanamadığı tespit edilmiştir.
Kafe mekanlarında grafik tasarım uygulama ve yaklaşımları
Grafik tasarımı bir düşünceyi, mesajı iletmek ve bunun üzerinden görselleştirme ile tasarımın uygulamaya geçirilmesidir. Grafik tasarım, temelde bulunduğu ortamın estetik açıdan görünüme katkı sağlarken mesajların daha etkili bir şekilde iletilmesine yardımcı olmaktadır. İç mimari tasarım ile grafik tasarımın birleşimi, mekanların daha akılda kalıcı ve etkileyici hale gelmesinde önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle iç mekan tasarımında grafik tasarımdan yararlanılması, mekan-kullanıcı arasındaki iletişimin arttırılarak daha etkin ve başarılı bir mekan örgütlenmesi gerçekleştirilmesine yardımcı olmaktadır. Çalışmada amaçlanan iç mekanda grafik tasarım ögelerinin mekandaki kurgusu, yarattığı etkilerin ve kullanıcıların mekansal tercihlerindeki etkisinin ortaya koyulmasıdır. Çalışmada, grafik tasarımın en yoğun uygulandığı alanlardan biri olan ve kullanıcıların sıklıkla bulunduğu iç mekanların en başında gelen kafe mekanları çalışmanın kapsamını oluşturmaktadır. Çalışmanın ilk aşamasında konu kapsamında başlıklar belirlenip, konu ile ilişkili literatür taraması gerçekleştirilmiştir. İkinci aşamada kafe mekanlarının yoğun olduğu İstanbul Karaköy çalışma alanı olarak belirlenerek, saha üzerinde inceleme yapılmıştır. Grafik tasarımının kullanıldığı 5 kafe mekanı çalışma kapsamına alınmıştır. Üçüncü aşamada kullanıcı ile mekan arasında grafik tasarımının önem ve etkilerini sorgulamak amacıyla nicel araştırma yöntemi olan anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın son aşamasında belirlenen mekanlar üzerinde grafiğin uygulama türleri, uygulanan yüzeyler ve mekanda ki işlevleri üzerinden analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucunda grafik tasarımının iç mekanda hem tasarım anlamında hem de işlevsel açıdan önemli etkilere sahip olduğu sonucuna varılmıştır.
İç mimarlık eğitiminde informal yaklaşımlarda verimlilik: Workshop örneği
İç mimarlık eğitiminin amacı; tasarım, teknik, teknoloji konularında yetkin, bilgi edinme yeteneğine sahip ve sürekli gelişim gösteren iç mimarlar yetiştirmektir. Bu hedef, eğitim sürecinin kapsamlı ve çok yönlü bir şekilde yürütülmesini zorunlu kılar. Bunun devamında eğitim sistemi informal yöntemlere ihtiyaç duyar. Özellikle workshoplar, belirli zaman dilimleri ve kriterler çerçevesinde tasarımcının yaratıcılığını ön plana çıkarmayı amaçlayan, karşılıklı etkileşim içeren etkinliklerdir. Bu noktada sınırlı süre ve etkenlere bağlı olarak gerçekleşen bu etkinliklerin verimliliği önemlidir. Bu çalışmada workshopların etkileri veya etkinlikleri değil, verimlilikleri irdelenmiştir. Literatür aşamasında workshopların verimliliğini etkileyen parametreler araştırılmış ve bu bileşenler oluşturulmuş; öğrencilerle yapılan anket çalışması üzerinden bu bileşenlerin etki düzeylerinin sayısal analizi yapılmıştır. Bileşenlerinin etki değerleriyle etkinliğin verimlilik ilişkisi incelenmiş ve workshop etkinliklerinin eğitimdeki gücünü artıracak yeni yaklaşımlar ortaya koymak hedeflenmiştir. Sonuç olarak, workshop etkinliklerinin katılımcı tarafından verimliliği etkileyen en önemli bileşenin konu olduğu ortaya konmuştur. Workshop etkinliği düzenlerken seçilen konunun, öğrencinin ilgi alanından olması ve öğrenciye uygun kapsamda sunulması dikkat çeken başlıklar arasında yer almıştır. Konu seçimi ve diğer bileşenler bir bütün olarak değerlendirildiğinde workshopların verimliliği etkilenmektedir.
Çocuklara yönelik duyu dostu mobilyaların tasarım statejilerinin belirlenmesi
Çocuk mobilyası, duyusal uyarıcılar içererek duyu gelişimini desteklediğinde, duyu dostu özellikler kazanmaktadır. Çocuk gelişiminin temeli olan duyusal sistem gelişiminin desteklenmesi için, çocuk kullanıcıya çok yönlü katkı sağlayacak, duyu dostu tasarımlar sunmak önemlidir. Duyu dostu özellikler, tasarımlara doğru şekilde dahil edildiğinde duyu bütünleme sürecinin olumlu ilerlemesini sağlayarak çocuğun duyusal, duygusal, bilişsel ve sosyal gelişimlerine katkıda bulunmaktadır. Çalışma, çocuk, mobilya ve duyu bütünleme kavramlarını merkez alarak, duyusal sistemlerin gelişimi temelinde şekillendirilmiştir. Çalışmada, tasarımcılara rehber olabilecek, kullanıcı grubu çocuk olan duyu dostu mobilya tasarım stratejileri geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda, 12 nitelikli mobilya örneği seçilmiş ve bu mobilyaların duyu dostu tasarım yaklaşımları analiz edilmiştir. Sonuç olarak, mobilyalarda sunulabilecek duyu dostu özellikler ve bunların çocuk gelişimine etkileri belirlenmiş, elde edilen veriler ışığında çocuklara yönelik duyu dostu mobilya tasarım stratejileri geliştirilmiştir.