
276
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Reha Özcan'ın çok kişili dünyası
Bu çalışma, yaşamı oyunculuk sanatı olan, tiyatro, sinema, televizyon alanında uğraşı veren ve ödüller alan Reha Özcan'ın profesyonel tiyatro ile tanıştığı 1987 yılından, tek kişilik oyunu Ruki'ye kadarki önemli ve sanatsal değeri olan anları konu edinmektedir. Çocukluğu, anne ve babası, tiyatroyla tanışması, lise ve üniversite hayatı, en iyi arkadaşı, evliliği ve çocukları, aktörlük yaşamı ve tiyatro alanındaki düşünceleri, tek kişilik oyunu Ruki ve onun hakkındaki düşünceleri, kısacası Reha Özcan'ın hayatını bu belgesel gün ışığına çıkarmıştır.
Begonvil
Masal, gündelik hayatın monotonluğundan ve toplum baskısından bunalmış bir kadındır. Bu nedenle kendisi ile yüzleşmesi için bulunduğu ortamı terk etmesi gerekmektedir. İçinde bulunduğu durumdan uzaklaşmak adına kendisini, kurmuş olduğu düşlerin içerisinde bulur. Yaşamış olduğu şehrin gürültüsünden uzaklaşmanın tek yolu kurmuş olduğu düşlerde kaybolmaktır. Bulunduğu ortamı terk ederek arınmak ve içsel yolculuğunda kaybolmak istemektedir. Uykudan yeni uyanmış bir şekilde artık olmak istediği yerdedir. Kendisini en yalın hissettiği yer olan doğadadır. Doğa kendini en rahat ifade edebildiği ve kendisini en özgür hissedebildiği tek yerdir. Onun düşüncesinde her zaman toplum yargılar, doğa ise kucaklar. Bu nedenle onu ormanın derinliklerinde kaybolmuş şaşkın ve meraklı bir ifade ile ormanın içinde dolaşırken izleriz. Bu filmde Masal'ın ani ruh değişimleri ve kendisini sorgulama süreci ise aynanın karşısında gerçekleşmektedir. Yüzleşme ormanın derinliklerinde görmüş olduğu bir aynanın karşısında başlayacak ve kendisini artık daha da özgür hissettiğine inandığı an bulunduğu o ortamı da terk etmesiyle devam edecektir. Masal bir düşün içinde midir? Yoksa düş ile gerçek birbiri ile iç içe mi geçmiştir?
B planı çıkmaz sokak
Rıfat, Ziya ve Atalay üniversitede sosyoloji son sınıf öğrencisi, Müge ise fotoğrafçılık mezunudur. Dört arkadaş İstanbul sokaklarında gizlice sosyolojik deneyler yapan bir şirket adına çalışmaktadır. Son deneylerinde işler ters gider ve Rıfat açığa çıkar. B planına geçen ekip olay yerinden uzaklaşmak üzereyken, mahalle sakinlerinden Sadık bey olaya dahil olur. Dört arkadaş Sadık beyden kurtulmak için ellerinden geleni yaparlar ancak bu hiç kolay olmaz.
Kaybolan mahalle kültüründe eski İstanbul kahvehaneleri
Bu çalışmada amacım; her geçen gün değişen İstanbul'da, artık ömürlerini tamamlamak üzere olan kahvehaneleri anlatmaktır. Ömürlerini tamamlamak üzere olmasının çeşitli nedenleri vardır elbette, bu nedenlerin en önde geleni mahalle kültürünün de artık İstanbul'da kaybolmasıdır. Tarihsel süreç göz önüne alındığında, sözünü ettiğimiz yapılar sürekli değişime uğramıştır. Bu bakımdan ilgi çekici olan bu değişimin hem mahalle üzerindeki etkisi hem de birbirini besleyen, organik bir bağ ile birbirlerine bağlanmış kahvehanelerin serüvenidir. Bu noktada kaybolan mahalle kültürü içerisinde kahvehane kültürünün de silikleştiğini, yaşadığımız hızlı tüketim çağında; insanların yeni tercihleri doğrultusunda, artık atıl bir hal aldığı gerçeğini göstermektir.
Evre
Çoğu zaman geleceğe uzanabilmek için önce geçmişi yakalaman gerekir. Hayat adeta uzun bir maraton gibi… Koşarken takıldığımız taşların başında, neden bu taşa takıldık diye düşünmüyoruz. Önce biraz sekerek yürüyoruz, yavaşlıyoruz ama sonra tekrar koşmaya devam ediyoruz. Hayattaki engellerin de koşarken takıldığımız taşlardan farkı yok. Film, izleyicinin geçmiş hatalarından dolayı kendini suçlamayı bırakmasını, daha fazla zaman kaybetmeden geçmişten ders çıkararak yarınını inşa etmesi için farkındalık yaratmayı amaçlar.
Usta - mekanlara dokunan hayatlar
Bu belgeselde toplum ve meslek arasındaki ilişkiler, bir zanaat dalı olan kuyumculuğun toplum ile olan etkileşimi buradan hareketle görmüş olduğu değişim ve gelişim görsel olarak sunulmuştur. Bu bağlamda, kuyumculuk zanaatinde belirli bir noktaya gelmeyi başarmış Süleyman Köşger'in mesleki deneyimleri ele alınmış, onun ve onunla birlikte bu işi sürdüren Fikret Akpınar ve Hasan Şahin'in de deneyimleri üzerinden görüşlerine başvurulmuştur.
Türk sinemasında Haydarpaşa garı
Bu belgesel filmde, Haydarpaşa garı özelinde Türk sinemasında İstanbul'un zaman ve mekan olarak yeri değerlendirilmekte ve Haydarpaşa garının sinemadaki temsilinin belleklerde edindiği yer ele alınmaktadır. Genellikle cumhuriyet döneminde İstanbul'a göçlerin, buluşmaların ve ayrılıkların Türk sinemasına konu oluşu çerçevesinde, göç eden Anadolu insanının ilk karşılaştığı yer olan Haydarpaşa garının, İstanbul'dan ayrılış sırasında da yer aldığı aktarılmaktadır. Bu tezde şimdiye kadar sinemada doğal dekor olarak pek çok yönüyle temsil edilen İstanbul'un, Haydarpaşa garı bağlamında her dönem Türk sinemasında mekan olarak konumlanışı araştırılmıştır.
Allah'ın Kara Helali
Toplumsal gerçeğe dayalı olan bu kısa film, İran'ın birçok ailesinde mevcut olan boşanma konusunu ele alır. Aile kurumu, insan toplumlarının oluşumunda önemli bir unsurdur. Fakat bu kurumun ayrıca tarihsel bir gerçekliği vardır. Zaman ve coğrafyalar üzerinde çeşitli biçimlerde görülmüş, değişimleri sosyologların ilgisini çekmiştir. İran'da aile özel bir öneme sahiptir. Ancak geçtiğimiz on yıl içinde meydana gelen değişiklikler, bu kurumun statüsünü ve işleyişini gözden geçirmeyi gerektirmiştir. Aileyi etkileyen hassasiyetler, insanları aile değişimlerine karşı duyarlı hale getirir. Ailenin dönüşümü, insanoğlunu "yaşam yolu" ve "biyolojik deneyime" dönüştürmüştür. Aile dönüşümü, herkesin kaderinin dönüşümü anlamına gelir.
Gülen gözler matinesi
Yeşilçam filmleri, birlik, beraberlik ve dayanışmanın kutsandığı, iyiliğin her daim kazandığı hikayeler anlatır. Buna karşın Yeni Türkiye Sineması'nın hikayelerinde ise günümüz yaşamının gerçekliğiyle örtüşen bireysellik, kötülük ve kötücüllük kavramları ön plandadır. Günümüz sinema izleyicisinin Yeşilçam filmlerini her seferinde sıkılmadan, yine ve yeniden izlemesinin nedeni: hayatın acımasızlığı karşında ezilen bireyler için bu nostaljik filmlerin birer onarıcı işlev üstleniyor olmasıdır. Yeşilçam; hayatın ve onun bir temsili olarak Yeni Türkiye Sineması'nın acımasız gerçekliğiyle yüzleşmek istemeyen izleyiciler için bir illüzyona, bir gündüz rüyasına dönüşmüştür. Ertem Eğilmez ve Zeki Demirkubuz filmografileri temel alınarak, Türk sinemasının iki farklı dönemi olan Yeşilçam ve Yeni Türkiye Sineması'nın biçimsel ve içeriksel ayrışmaları, ülkemiz sinemasının zaman içerisinde geçirdiği değişim ve bu iki dönem sinemasıyla izleyici olarak kurulan ilişki, post-modern bir anlatı yapısı oluşturularak kurgulanmış sahnelerle anlatılmıştır.
O mu? bu mu? şu mu?
Hayallerimizin, ideolojilerimizin, inançlarımızın, felsefelerimizin, hayatı algılayış biçimimizin şimdimizi yaşama şeklimizde önemli bir rolü vardır. Tümden gelim yoluyla şu anki davranışlarımıza neden olurlar ve stratejilerimizi yüksek oranda etkilerler. Bu tez kapsamında ve filmde "savaşların bir gün bitebilmesi" konusunda optimist ve pesimist düşünceler karşılaştırılarak, farklı bakış açılarına sahip bireylerin stratejik kararlar almaktaki farklı yöntemlerine vurgu yapılmıştır. Filmde şarkı yarışmasına katılıp birinci olmak isteyen hayalperest Şuda ile kendisine şarkı sözü yazarken yardım eden realist Okan'ın beyin fırtınası süreci müzikal bir metotla anlatılmaktadır.
Gül
Genç Sadık, evli bir ressamdır, ama geçimini sağlamak için, kendini iç dekorasyon ve inşaat işleri alanına yönlendirmiştir. Otellere, evlere., lokantalara duvar resimleri çalışmaktadır. Sipariş almayalı uzun zaman olmuştur. Bu yüzden maddi açıdan sıkıntı yaşamaktadır. Eski model arabasıyla korsan taksicilik yaparak evinin sadece ekmek parasını kazanmaktadır. Bir sabah evden çıkınca arabanın çalındığını far keder. Hayatta geçimini sağladığı tek şey çalındıktan sonra yasal olan tüm kazanç yolları kapanır. Eşiyle arasındaki sevgi maddi şartlardan dolayı zedelenir. Artık hırsızlık yapmaktan başka çaresi kalmamıştır. Bir araba çalmaya teşebbüs eder.
Kültür, sanat ve şehir: Bask
Bu belgesel filmde İspanya'nın kuzeyine, çok turistik olmayan Bask bölgesine ve Pablo Picasso'nun İspanya İç Savaşı'nı resme yansıttığı "Guernica" tablosunun ismini aldığı "Guernica" kasabasına olan yolculuğum aktarılmıştır. Bask bölgesine ve bölgedeki "Bilbao" ve "San Sebastian" şehirlerine olan kültürel keşif yolculuğum, gastronomi ve sinema ekseniyle harmanlanarak bu seyahat belgeselinde ortaya konmuştur. Şehirlerde bulunan sanat eserleri ve kültürel ikonlar da filmde anlatılmıştır.
Silüet
Bu çalışma, insanların yaptıkları eylemler ile tanımlanmasını ve bireyin hayatının anlamını yaptığı seçimlerle belirlediğini işlemektedir. Seçmediğimiz bir hayatta seçimler yapma zorunluluğu varoluşçu temalar üzerinden verilirken, yalnızlık, yabancılaşma ve terkedilmişlik kavramları çerçevesinde, insanın yazgısını değiştiremeyeceği var ve yok arasındaki gerçeklikle ince bir çizgide anlatılmak istenmiştir. Yarının bilinmezliği bu hikâyenin her yerinde çeşitli metaforlarla görsel olarak ifade edilmiştir. Bir fotoğraf albümüyle Muammer'in içsel yolcuğuna yönelerek geçmişi ile mutlak zamandaki yaşadığı olaylar karşısındaki seçimlerini anlatırken, izleyicide katarsis oluşturmayı hedeflemektedir.
Menam Distopyası (Kısa film)
"Menam distopyası" yakın bir gelecekte, kent-bellek ilişkisini mercek altına alan distopik anlatı türüne ait kısa metraj bir filmdir. Filme konu olan, kent mimarisinin fütürist yapılarla çevrelendiği bu dönüşüm, kent hafıza enstitüsü adlı hayali bir merkez tarafında yürütülmektedir. Şehir sakinlerinin yeni döneme kolay bir şekilde adapte olmalarını sağlamak amacı ile geçmiş dönemle bağlarını kopartmayı seçen merkez, kolektif hafızayı yok etmek üzeredir. İnsan yaşamını anlamlı kılan bu kent-bellek bağının yok olmasına razı gelmeyen enstitü çalışanı Derin, kentin bir önceki döneme ait son görsel bellek kaydını kent hafıza enstitüsünden çalar. Fütürist yapılar ile yıkık dökük mekânların kontrastında geçen bu kovalamaca, bizi hiç beklenmedik bir sona götürür. Şehrin tarihsel belleğinin silinmekte olduğu bu evre, insanların bellek kayıtlarının yok edilmesi ile tamamlanacaktır. Sanatta yeterlik bitirme kısa filmi olan bu çalışma, Türk sinemasında örneğine az rastladığımız distopik bir atmosferi barındırır. Geçmiş, şimdi ve gelecek tasavvurunun iç içe geçtiği; dolayısıyla çizgisel olmayan bir kurgusal zaman anlayışına sahip çalışmada, yer yer bilimkurgu öğelerini de içinde barındıran yeni ve deneysel sinematografik anlatım ortaya konmuştur.
Maryam'ın Gözleri
Maryam'ın Gözleri adlı bu kısa belgesel filminde; Beyoğlu'nda -İstiklal Caddesi'nde- çeşitli dükkânlarda stüdyo fotoğrafçılığı yapmış olan ve Türkiye'nin ilk kadın stüdyo fotoğrafçısı kabul edilen Maryam Şahinyan'ın hayat hikâyesi ve 200 bin imajdan oluşan arşivinin kurtarılış süreci anlattım. Maryam Şahinyan, kendi fotoğraf stüdyosunda bir kadın müşterisinin fotoğrafını çekmektedir. Foto Galatasaray adlı bu stüdyo Maryam Şahinyan'a babasından kalmıştır ve 1937-1986 yılları arasında Maryam Şahinyan bu stüdyoyu işletmiştir. 1986 yılında stüdyosunu devrettikten sonra stüdyonun arşivi Yetvart Tomasyan'a kalışmıştır. Arşivdeki tüm negatifler Tayfun Serttaş ve ekibi tarafından temizlenip tasnif edildikten sonra Foto Galatasaray adlı kitapta toplanmıştır.
Bir Varmış Biri Yokmuş
Sinemanın başlangıcından itibaren günümüze kadar uzanan bu süreçte, sinema tarihine bakıldığında birçok sanat dalının "psikoloji" konusundan etkilendiği görülür. Sinema, karmaşık insan davranışlarını bütün olarak perdeye aktarabilen bir sanat dalı olduğu gibi psikolojiden etkilenmiştir. Bir Varmış Biri Yokmuş kısa filmi, bir erkeğin yalnızlığını, kadın erkek ilişkilerindeki rolleri, bu durumun oluşturduğu psikolojik bozuklukları ve kişilik bozukluklarını konu edinmektedir. Sadık karakteri şizoid ve şizotipal kişilik bozukluğu örüntüleri göstermektedir. Aynı zaman sosyal anksiyetesi olan bu karakter eski sevgilisi Arzu ile biten ilişkilerinin ardından kendine yeni bir Arzu yaratmıştır.
Unutulmaz Anlar (Kısa film)
Bu kısa film, yaşama yeniden başlayabilme cesaretinin önemine vurgu yapmaktadır. Ailesini kaybettikten sonra hayatının anlamsız olduğunu hisseden Kerim, sürekli onların öldürüldükleri anın kabusunu görerek yaşamaktadır. Fakat zaman ilerledikçe, hayatına girecek olan Samet ve Aslı ile hayatına yeniden anlam katmaya başlayacaktır. Samet, babalık duygusunun nasıl bir şey olduğunu, ona tekrar hatırlatacaktır. Aslı ise, gönlündeki kayıp acısını giderecek ve ona yeni bir yaşam için fırsat verecektir.
İstanbul'un doğaçlayan tiyatroları(Belgesel film)
Bu belgesel filminde; İstanbul'da doğaçlama yapan tiyatro ekiplerinin bu tiyatro formunu tercih sebepleri; gelişim, yaratım ve prova süreçleri; doğaçlama – birey ilişkisi ve doğaçlama tiyatronun maddi – manevi getirileri oyuncular tarafından anlatılmaktadır.
Üsküdar İskelesi(Kısa film)
Bu filmde demans hastası Necla teyzenin bir günü canlandırılmıştır. Kocasını iki sene önce kaybeden Necla, hala onun yaşadığını zannederek hayatını sürdürür. Ölen kocasının son sözleri "Necla beni Üsküdar iskelede bekle" olmuştur. Necla hastalığının da vermiş olduğu yanılgıyla, her fırsatta iskeleye gitmek isteyeceği bir döngünün içine girmiştir. Duyarlı ve yardımsever bir genç olan Kadir, kız arkadaşıyla buluşmak üzere otobüs durağına giderken Necla teyzeyle karşılaşarak kendini bu döngünün içinde bulur. Yaşlı kadına yardım ederek iskeleye kadar eşlik eden Kadir sonunda onu şaşkına çevirecek bir sürprizle karşılaşır.
Kafkasya Günlüğü 1918-1923
1918 yılında bağımsızlığını ilan eden Azerbaycan Halk Cumhuriyeti, 1920 yılında Kızıl Ordunun işgaline uğrayarak Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin kurulmasına dek iki yıl boyunca dünya sahnesinde yer almıştır. İki yıl süren bağımsızlık boyunca verilen mücadele, kendisinden sonra gelen nesillere ilham kaynağı olmuştur. Bugünkü Azerbaycan Cumhuriyeti, kuruluş tarihini 1918'e dayandırmakta ve Müslüman coğrafyada kurulan ilk demokratik devlet olarak tarihte yer almaktadır. Bu çalışmada Azerbaycan Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşu, kuruluşunun ardından meydana gelen olaylar ve Cumhuriyet'in son bulması ele alınmıştır.
Veda
Bu tez kapsamında ve kısa filmde mutsuz bir evliliği olan çiftin yaşadığı sorunlar ve hırsların sonucunda ortaya çıkan olay örgüsü ele alınmıştır. Aslı, büyük bir yayınevinin sahibi, çok zengin ve yalnız bir kadındır. Harun ise ilk kitabında büyük bir başarı yakalayan, sonrasında ise düşüşe geçen, Aslı'nın sahibi olduğu yayınevine bağlı çalışan yazarlardan biridir. Çok kısa bir sürede tanışıp evliliğe adım atan bu çift, evliliklerinin ilk yılından sonra, karakter yapıları ve farklı yaşam tarzlarından dolayı birbirlerinden uzaklaşmaya başlarlar. Aslı için evlilik kabusa dönüşür. Harun ise eşinin kendisine sağladığı kolay yaşam tarzını benimseyerek durumu idare etme yoluna gider. Aslı ve Harun, evliliklerine biraz renk katmak adına bir dans okuluna kaydolurlar. Çiftin okulda tanıştıkları dans eğitmeni Carlos'la aralarında bir samimiyet oluşur. Carlos ile Aslı arasındaki samimiyet, yasak bir ilişkiye dönüşür. Aslı, Carlos'un yoğun ilgisi karşısında büyük mutluluk duymakta, aklı karışmakta ve artık Harun'dan boşanmak istemektedir. Bir gün, boşanma konusunu son kez konuşmak ve anlaşmak adına, Aslı'nın evinde baş başa bir akşam yemeğinde buluşmaya karar verirler. Buluşma günü geldiğinde ilişkilerini son bir kez masaya yatıran çift, birbirlerinden habersiz bazı planlar içindedirler. Konuşmaları sonuçsuz kalınca, ikisi de kendi planlarını devreye sokarlar. Gecenin sonunda Aslı Harun'u zehirleyerek öldürmeye çalışırken, Harun ters köşe bir hareketle Aslı'yı öldürür. Aynı zamanda Harun'un Carlos ile olan biseksüel ilişkisi ve asıl niyeti ortaya çıkmıştır.
Alexandrıa Troas'ın sütunları (Belgesel film)
Bu belgesel projesinde Antik Yunan Kenti Alexandria Troas'ın ve ihraç edilmek için hazırlanan fakat ihraç edilemeyen, günümüze bozulmadan ulaşmış uzunlukları 11 metreyi bulan 2000 yıllık yekpare dev granit sütunların tanıtılması amaçlanmıştır. Troas graniti Roma İmparatorluğu döneminde "Troas Mermeri" olarak isimlendirilmiştir. Bölgedeki ocakların en yaygın kullanımı Roma İmparatorluğu zamanında olmuştur. Bu ocaklarda üretilen yekpare granit sütunlar Vatikan'dan Palmira'ya kadar 350 den fazla kente antik limandan ihraç edilmiştir. Alexandria Troas'ın içinde bulunduğu Çığrı Dağı çevresinden antik limana kadar ocaklar içerisinde, tarlalarda, yollarda ve denizin içinde terk edilmiş granit sütunlar bulunmaktadır. Bu sütunların Roma İmparatorluğu'nun ekonomik çöküşünden sonra azalan talep yüzünden bırakıldığı düşünülmektedir. İncil'de Aziz Paulus'un Hıristiyanlığı Anadolu ve Yunanistan'da tanıtması için ikinci ve üçüncü misyonerlik sırasında antik kenti ziyaret ettiği anlatılır. Bu da yabancı turistlerin ilgisini çekmektedir.
Takım Elbise
Bu çalışmada, bireyin üniversite mezuniyetinden sonraki değişimi ve bu değişimin birey üzerindeki etkisi konu almıştır. Filmde, üniversiteden mezun olduktan sonra düşülen boşluğun, işe girdikten sonra dolmadığı anlatılmak istenmiş ve bu huzursuzluğun paradoks içinde, karmaşık bir sorun olduğu hikayenin kahramanı üzerinden işlenmiştir.
Her Ölüm Erken Ölüm
Bu çalışma, günlük yaşamda bilinç düzeyine çıkmayan olayların, rüyaya yansımasından oluşur. Dile getirilemeyen bastırılmış duygular bilinçaltında yer eder. Varoluş ve ölüm bir gerçekliktir. Ama ölüm hiçbir zaman kabul edilmez ve yüzleşilmek istenmez. Hakan'ın babasını kaybetmesini rüyasında görmesi gibi. Bazen rüyalar, olay örgüsü yoluyla gerçekleşirken, bazen de bir takım imgeler yoluyla aktarılır. Her Ölüm Erken Ölüm filminde babasını kaybetme korkusu olan Hakan'ın babasının ölüm şeklini öğrendikten sonra tişörtünü yırtması, annesinin babasının ölümünden sonra dua okuması, doğum günü pastası ve babanın doğum günü kutlarken elinde çakmak tutup sanki pastanın mumlarını kendisi yakıyormuş gibi gösterilmesi ve ona doğum gününde sonsuza dek veda edişi gibi bir takım imgeler gösterilmiştir.
Alarm
Alarm adlı kısa filmde, eşi tarafından aldatıldığını düşünen bir adamın eşini suçüstü yakalamak için eve geç geleceği bir akşam yaptığı plan anlatılmaktadır. Film, filmdeki gizemi derinleştirmek adına siyah beyaz, aldatılan kişinin psikolojisini daha gerçekçi kılabilmek adına da plan sekans olarak çekilmiştir.
Benim çift başlı kartalım
Bu belgesel çalışmada Türkiye ve Arnavutluk içinde bölünen geniş bir ailenin (sülale) hikayesi anlatılmak istenmiştir. Zaman içinde birbirinden ayrı düşen aile üyeleri her biri kendi yaşam koşullarını oluşturmuştur. Ancak birbirlerine duydukları özlem her zaman saklı kalmıştır. Bu belgesel tarihi bir kişilik olan Arnavutluk kralı Ahmet Zogu temel alınarak bu insanları hikaye etmektedir.
Moloz
Bu çalışma, insanın sosyo-psikolojik tutumunu ele almıştır. Kaderin insanı zorlaması ve insanın kaçış noktasını işlemektedir. İntihar ve cinnet arasındaki ince çizgi ya da toplu intiharın ahlaki değerini işlemiştir. Bireyin tutumu kadar, Muhsin'i buna sürükleyen etmenlerin de suçlu olduğuna değinmiştir. Bir nevi insanın içindeki yıkımın, zamanla moloz yığınına dönüştüğünü anlatır.
Kalbim Ayvalıkta Kaldı
Bu belgesel Ege'nin görünümüyle kendine hayran bırakan taş evleri, köklü tarihinin izlerini bulabileceğiniz sokakları ile tanınan Ayvalık'ta yaşayan ve Ayvalık'ı yakından tanıyanlarla yapılmış görsel bir yolculuktur. Taş evler, atölyeler, eski kiliseler, eski sokaklar, kahvehaneler kendine özgü güzellikleriyle görsel ve sözlü açıklamalı olarak aktarılmıştır. Tarihin babası Heredot'un ''Yaşadıkları şehri en güzel masmavi gökyüzünün altına inşa ettiler.'' cümlesi "Kalbim Ayvalık'ta Kaldı" projesine kaynak olmuştur. Ayvalık'ta yapılan görsel yolculukta; eski Türk filmlerinin geçtiği mekânlardan biri olan Şeytan'ın kahvesi, pencerelerden sarkan sardunyalar, restore edilmiş tarihi Rum evleriyle süslü sokaklar, bir zamanlar zeytinyağı üreten fabrikalar, camiye dönüşen kiliseler bu kentte mahalle kültürünün halen devam ettiğini bize ispat etmektedir.
Teşekkürler Süpermen
Kapitalizm, toplumların ve bireylerin tek tek hayatına müdahale eden bir olgu olarak ele alınabilir. Her dönemde kendi çıkarları doğrultusunda farklı yollar izleyerek para ve buna paralel olarak artan güç sahiplerinin fikirlerini topluma empoze ettiği gözlemlenmiştir. Fikirlerin propaganda filmleri ise reklam filmleri olarak düşünülebilir. Günümüzde ise artan medya kaynakları ile reklamlar hayatımızın her alanına sızabilmektedir. Kısaca, reklam dünyasının günümüzde hayatımızı ele geçirmesi ve herkese zarar verebileceği düşüncesinden yola çıkarak "Teşekkürler Süpermen" filmi hazırlanmıştır.
Kırk beş saniye
Bu belgesel film projesi, 1999 Gölcük depreminin ardından maddi kazanç veya menfaat uğruna yapılan ihmalleri, yaşanan yıkımları, günümüze dek eksilmeden süren acıları hatırlatmak ve aslında hiç unutulmamasını sağlamak amacıyla filme alınmıştır. Olay anı görüntüleri ve depremin tanıkları Emine Cebeci ve Nilgün Karamert ile yapılan röportajlar, depremin hayat boyu sürecek bir arayışa ve çaresizliğe sebebiyet verdiğini gözler önüne sermiştir. Türkiye'nin deprem kuşağı üzerinde bulunan bir ülke olduğu gerçeğini kabul ederek depremin değil, ihmallerin felaketlere yol açtığına dikkat çekmek ve farkındalığı artırmak hedeflenmiştir. Bu proje ile birlikte, aileler depremin sebebiyet verdiği, yaşadıkları acı durumları paylaşarak, gelecekte Türkiye'de olması beklenen büyük İstanbul depremine veya yaşanacak başka doğal afetlere karşı önlem alınmadığı durumda, karşımıza çıkabilecek olan gerçekleri ve tehlikeleri dile getirmiştir. Türkiye bir deprem ülkesidir ve bu durum göz ardı edilir, gerekli önlemler alınmaz ise, yaşanılacak olan büyük bir depremde, yüz binlerce insanın ölümü, milyonlarca insanın yaralanması ve binlerce kayıp ailesinin oluşması söz konusudur.
Çizgi
Bu çalışmayı ortaya çıkartmadan önce hedefim, eserin toplumsal bir olayı göz önüne çıkartmasıydı. Bu nedenle her gün, her an televizyonlar da, sokağımız da, günlük yaşantımızda sürekli olarak karşılaştığımız ve maalesef tepkisiz kaldığımız, kadına şiddet ve aile içi şiddet temasını eserimde kullanmayı uygun buldum. Bu temayı en iyi şekilde ele alabilmek için senaryoyu daha önce ana haberlerde ve ya sabah kuşaklarındaki programlarda gördüğümüz gerçek olaylardan esinlenerek ortaya çıkarttım.Çalışmanın ikinci yarısında şiddet dozunu arttırarak ve mahalle sakinin tepkisizliğini göstererek, izleyicinin huzursuzluk duymasını amaçladım. Anahtar Kelimeler: Toplum, Cinsiyet, Şiddet
Siyah Şemsiyeli Ölüler
Bu tez çalışmasının ana hedefi aşk ve bağlılıktır. Çünkü; tarihin başlangıcından beri aşkın tanımı yapılmaya çalışılmış olsa da kişiden kişiye değişen bir duygu, bir tutku hali olduğu için; kesin bir anlatımı ya da "aşk nedir?" diye sorulduğunda çözüme ulaştıran net bir cevabı yoktur. İnsanlar hayatları boyunca aşkı tarif etmeye, tanımlamaya çalışırlar. Edebiyat ve sanat tarihinin başından beri de aşk; şiirlere, romanlara, senaryolara bitmeyen bir kaynak ve konu olmuştur. Cemal Süreyya, Balzamin adlı eserinde; aşkın hem çocuksu yönünü hem de bitmeyen bir arayış olduğunu aşağıdaki dizeleriyle anlatmaktadır. Psikanalitik kuramı üzerine çalışan Sigmund Freud; "Aşk yoktur, libido vardır" diyerek, aşkı cinsel içgüdünün bir türevi olarak tanımlamıştır. Jacques Lacan ise; "Aşk, sende olmayan bir şeyi onu talep etmeyen birine vermektir." sözleriyle aşkı tanımlamaktadır. Aşk bugüne kadar birçok filmin ana konusu olmuştur. Aşk üzerine romanlar, şiirler yazılmış; aşk ile birlikte insanın yaşadığı tüm güzel duyguların yanında ayrılık, üzüntü ve keder duygularına da yer verilmiştir. Aşk söz konusu olunca elbette akla bağlılık gelmektedir. Tarih boyunca insanlar sevmiş, âşık olmuş, böylece aşkta bağlılık aramıştır. Bu kısa filmde de Sevinç, erkek arkadaşı Suat tarafından aldatılmıştır. Genç bir kadın olan Sevinç, büyük bir yanılgıyla tüm erkeklerin aynı olduğuna karar vermiştir. Bir erkeğin yaptığı haksızlığın öcünü tüm erkelerden çıkartmaya başlamıştır. Sevinç, erkeklere yaşattığı aşk ve ayrılık acısını, öldürme olarak nitelemektedir. Aslında çoğu zaman terk edilmek bir ön-ölümdür. Aşkta haksızlığa uğramak da zaten ön-ölümdür. Bu ön-ölüm, bu filmde siyah şemsiye metaforuyla anlatılmıştır. Aşk ve aldatma konusu insanlığın bir sorunudur, ancak bu filmde olay bireysel yaşantılara indirgenmiştir. Sevinç, çılgınca âşık olduğu Suat tarafından aldatılınca, bir aldatan aşk kasabı, intikam makinesi haline dönüşmüştür. Anahtar Kelimeler : Şemsiye, Ölüm, İntikam, Aşk
Tozlu Ekmek
Belgesel, gerçek olanı ele alır. Bu gerçeğin içine her konu sığabilir. Hatta bir hedef koyup onu araştırmak gerekir. İnsan emeği çalışma hayatının temelini oluşturmaktadır. İnsan emeğinin olmadığı bir dönem yoktur. Bu belgesel projesinde işçilerin ortaya koyduğu emek gücü anlatılmıştır. Belgesel, Çanakkale ilinde bulunan Gelibolu-Eceabat hattı üzerinde inşaatı devam etmekte olan taşıt tünelinde çekilmiştir. Yol, işçi ve emek arasında kurulan bağın aralarındaki ilişkileri ele alınmıştır. Şartlar ne olursa olsun işçilerin tünel yapımında ortaya koydukları şey emektir. İşçilerin tüneli tamamlayabilmek için el birliğiyle ortaya koydukları süreçte aynı zamanlarda farklı işleri yaparak emek gücüyle yol yapımını sağlarlar. Gelişen teknolojiyle beraber işsizlik sorunu olsa da yol işçilerine her zaman ihtiyaç vardır. Çünkü tünel yapımında her ne kadar teknolojiden yararlanılsa da insan gücüne ihtiyaç duyulmaktadır. Günümüzdeki çalışma şartlarına bakıldığı zaman da tünel yapımı işçiliği çalışma zorluğu itibariyle diğer işçiliklere göre daha ağır ve zor şartları içinde bulundurur. Gerçekleşmesi istenmeyen ihtimallerin fazla olduğu çalışma şartları vardır. Tünel yapımı işçiliği diğer mesleklerle karşılaştırıldığında emek gücünden daha çok yararlanıldığı görülmektedir. Bu da daha çok özen, önlem ve disiplin duyulması gerektiren bir iş halini alır.
Dijital oyun & sinema: Recontact film örneği
Dijital oyun ve sinemanın harmanlanmasını amaçlayan film örneği ''Recontact Istanbul: Eyes of Sky'', geleneksel sinema dili ve sinematografisiyle, dijital oyun sanatının interaktif uzantılarını birleştirmiştir. 360 derece video kameralar gibi yenilikçi kayıt teknolojileri de anlatıya dahil edilmiş ve senaryo için izleyicinin tercihleriyle tamamlanabilir bir metod kullanılmıştır. Hikayesiyle dijital çağda geleceğin suçlarını irdeleyen bir polisiye olarak, gerçek ve dijital dünya arasındaki ikilem deneysel bir biçimde sorgulanmıştır. i
Kıyısız
Sigmund Freud'un 'Tekinsiz' makalesinin Sürrealistler tarafından benimsenmesinden sonra ortaya çıkan tekinsiz eserler, daha çok vitrin mankenleri, süperimpoze tekniği ile fotoğraflarda çoğaltılan yüzler, insan benzeri robotlar, deforme edilmiş heykeller şeklinde yorumlanır. Breton'un ölümü ve Sürrealist akımın son bulmasından sonra dahi tekinsiz tanımı sanat formları arasında, toplumsal ve politik olayları yansıtma aracı olarak varlığını sürdürür. Soğuk savaş döneminde yaşanan paranoya, insanların tıpatıp benzeri uzaylılar ile yer değiştirilmesini konu alan 'Uzaylıların İstilası' filmi çekilir ve izleyicide tekinsiz bir his bırakmak amaçlanır. Amerika'da siyahi halkın hak arayışı ile ortaya çıkan gerilimden sonra Zombi janrı oluşur ve 'Yaşayan Ölülerin Gecesi' filmi tekinsiz ilkeleri çerçevesinde çekilir. Günümüzde teknolojinin gelişmesi ile ise ortaya yeni bir kavram olan 'dijital tekinsizlik' çıkar. Dijital tekinsizlik, insanların alışkanlıkları, hobileri hakkında bilgi toplayan sitelerin, uygulamaların, insanların hareketlerini tahmin edebilecek düzeye gelmesi, insan benzeri yapay yüz yaratabilmesi ve internet ortamı üzerinde, insandan ayırt edilemeyecek düzeyde cümleler kurabilmesiyle oluşan tekinsizlik hissine verilen addır. 'Kıyısız' isimli kısa film, dijital tekinsizlik hissinin insanlar üzerinde bıraktığı etkiyi yansıtmak üzere, bu amaca uygun olarak tasarlanmıştır.
Şehrin öteki sesi: Sokağın müziği
Bu sanatta yeterlik çalışması şehrin bir sesi olan sokak müziğinin, kentsel akustik mekân içerisindeki yeri ve toplumla olan ilişkisinin yapılan çekimler vasıtasıyla belgesel film formatında izleyiciye sunulmasından oluşmaktadır. Çekimler sırasında yöntem olarak Cinéma Vérité biçimi kullanılmıştır. Bu çekim biçiminin kullanılması ile amaçlanan; izleyicinin objektif bir bakış açısı çerçevesinde toplumsal değişimleri, tarafsız bir şekilde kendi düşünsel-izleme sürecine sunarak izleyiciyi düşünsel açıdan kışkırtmaktır. Böylece izleyicinin belgeselde ortaya konan durumlarla ilgili kendi düşünsel eleştirisini yapabilmesine imkân tanınmaktadır. Sokak müziği ile sokakta müzik yapma eyleminin ne olduğuna dair kavramlar uzman, öğretim üyeleri ve sokak müzisyenleri ile birlikte tartışılarak sokak müziğinin şehirdeki ve toplum içerisindeki yeri ve konumu belirlenmektedir. Bu sayede çoğu defa önünden geçip gittiğimiz bu temsil tarzının toplum ile olan ilişkisi üzerinde durularak bu ilişkinin görünmeyen tarafları bu belgesel çalışmasında işlenmektedir.
İkinci evliliklerin çocuk üzerindeki etkisi- kesit
Toplumun temel taşını oluşturan aile kavramında, herhangi bir sebepten dolayı dağılmalar meydana gelebilir. Bu dağılmalar anlaşmazlık ya da ölüm sebebiyle olabilir. Bu durumda kalan çocuklu aileler eski aile sıcaklığına ulaşabilme nedeniyle, ikinci bir evlilik yapma arzusuna sahip olabilirler. Çocuklar içgüdüsel olarak anne ve babayla bir bağ kurar. Bu bağ farklı etmenlerden dolayı bozulduğunda ebeveynlerden birine güçlü bir sahiplenme duygusu hissederler. Yabancıların ailesine girmesini kabul etmeleri zor olur. Psikolojik olarak, ebeveynlerinden birinin yoksunluğunu çeken bir çocuğun yabancılara gösterdiği tepkiler, yapılan araştırmalar sonucu, olumsuz yönde ilerleyebilir. Ölüm ya da boşanma sebebiyle fark etmeksizin yaşanılan bu aile dağılmasında çocuk kendini suçlu ya da terkedilmiş hisseder. Yeni birinin hayatlarına girme düşüncesi saldırganlık, içine kapanma, yüksek tepkiler göstermeye sebep olabilir. Tezin çerçevesinde gerçekleştirilen "Kesit" adlı kısa filmde, annesiyle yaşayan bir erkek çocuğunun, annesinin hayatına girmek isteyen bir adama gösterdiği tepki, annesinin kaldığı durum, adamın yaklaşımına yer verilmiştir. Filmin sonunda, çocuğun yabancı bir tehdit olarak algıladığı adamı kabul edişiyle sonlandırılmıştır.
Otostop
Bu tez çalışmasının ana hedefi; Günümüzde hasta olduğu bilinmeden, davranışları neticesiyle dışlanan birçok insanın içinde yaşamış olduğu sorunların dışa vurumudur. Yalnızlıktan bunalmış ve kendini dışlamış bir insanın aklının ona oynadığı oyunların bir parçası ve yaşamış olduğu gerçekliklerin yansıması olarak ele alınmıştır. Bu kısa filmde ele alınan konu bir insanı zalim yapan şey kendi zihni ve fikirleri değil sosyal çevresidir. Toplumda içine kapanık, kendini ifade edemeyen ve bir gün bunun bir patlamasının yaşanacağını aklına kazıyan bireylerin toplumda yer edinememesi ve görünmez olması ele alınmıştır. Karakterler şehrin hareketli yaşantısından uzaklaşmış gibi gözükse de aslında o hayatın dışlanmışları olarak yollarına devam etmektedirler. Birbirini hiç tanımayan iki insanın bir tesadüf sonucu bir araya gelmesi ve ana karakterin hastalığı sebebiyle aslında öyle birinin olmadığının anlaşılması hikâyenin çarpıcı yönüdür. Kısa filmde anlatılan hikâyede izleyicinin kendini sorgulaması, etrafında tanıdığı insanlar üzerinden örnekler düşünmesi ve en önemlisi kendisinin bu konuda nasıl bir davranış sergilediğinin farkındalığı amaçlanmıştır. Psikolojide derin bir yere sahip olan şizofreninin her kişide farklı yaşanması, topluma göre şekillenmesi ve kişinin düşüncelerinin artışı göz önüne getirilmiştir.
Rüya'nın kabus gecesi
Bu çalışma, korku kültürünün günümüz modern toplumunun çeşitli dinamiklerinden güç alarak hayal gücü ile girdiği savaşı ve düşünme eyleminin bu savaşta verdiği mücadeleyi, korku-gerilim janrının külliyatı ve trüklerinden beslenerek anlatan, alegorik bir fikir savunması öyküsünü konu almaktadır.
Adımlamak şehirde yaşayan insanların yürüme eylemine olan yaklaşımının değişimi
Bu yüksek lisans tez çalışmasında insanın yürüme eylemi ele alınmıştır. Şehir hayatı, modernleşme, yürüme eylemi arasında kimi bağlantılar kurulmuştur. İnsanın yaşadığı alanı anlamlandırmak istemesi, şehrin biçimlenişinde yol gösterici olmuştur. Dolayısıyla da şehirler günlük hayat pratiklerine uygun bir şekilde planlanmıştır. Bu da şehirlerin yürümeye uygun olacak biçimde planlamasını sağlamıştır. Tarih boyunca yapılan keşiflerde; yürüme, yer değiştirme belirleyicidir. Antik Yunanda felsefe etkinliğinin yürüyerek yapılması, yürümenin önemini ortaya koyar. Modern şehirlerin kurulmasıyla flanörler, yani şehri yürüyerek keşfe çıkan kişiler ortaya çıkmıştır. Şehir ortamından bunalan insan, doğa yürüyüşlerine yönelip, doğayı yeniden keşfetmeye başlamıştır. Adımlamak başlıklı bu kısa belgesel filmi de modern şehirlerin insanın yürüme eylemine olan etkisini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Bu nedenle antik yollar, efsaneler, Karia Yolu yürüyüş rotası keşif yolculuğu içine alınmıştır.
Üçüncü şahsın hikâyesi (kısa film)
Bu tez çalışmasının temel amacı; toplumsal bir sorun olan kadına şiddetin sinema diliyle anlatımıdır. Toplumsal sorunların sinema aracılığıyla, edebiyat ve şiirin katkılarıyla bir anlatısını oluşturmak, seyirci karşına çıkartmak, izleyiciyi bu konu üzerine düşünmeye sevk etmek ve daha önemlisi her yıl binlerce kadının öldürüldüğü ülkemizde, konuyla ilgili bir farkındalık yaratmaktır.
Yadigâr (Kısa Film)
Yadigâr isimli bu yüksek lisans tezi, uzun bir süre cinsel ilişkiden uzak kalmış ve entelektüel gelişimlerini tamamlamamış bireylerin cinsellik merkezli kararlarının bireyleri sokabileceği zor durumları temel alan bir kısa film olarak planlanmıştır. Ana karakterimiz Yadigâr ve arkadaşları entelektüel gelişimleri tamamlamamış ve bunun farkında olmayan kişilerdir. Karakterlerimiz, günden güne artan ve bir türlü tatmin edilemeyen cinsel açlıkları karşısında kadınları sadece bir cinsel obje olarak görmektedirler. Bu nedenle, kadınlardan gelen davetleri, bir cinsel münasebet yaşamak umuduyla sorgulamaksızın kabul etmektedirler. Bu kısa film, karakterlerimizin çekici bir kızın tarafından diskoteğe davet edilmesi ile başlayan ve mafyanın eline düşmelerine kadar uzanan bir dizi olayı sinema dilinin absürd komedi türünü kullanarak seyirciye yansıtmaktadır.
Kahar
Kahar isimli belgesel filmde son yıllarda hızla artan mülteci olgusu Afgan Kahar'ın hayatı üzerinden ele alınmıştır. Bu bağlamda Afganistan'dan Türkiye'ye göç eden Kahar'ın Türkiye'de sürdüğü hayat belgelenerek, Türkiye'ye gelmeden önce Afganistan'daki durumu, orayı terk etme nedenleri, göç yolculuğu ve Türkiye'deki hayatına gözlemcilik yapılmıştır.
Afganistanbul
Afganistanbul isimli belgeselde son zamanlarda savaşın da etkisiyle ülkemize gelen Afgan göçmenlerin Türkiye'de bulunma nedenleri incelenmiştir. Bunların içinde; barınma, yaşam standartları ve çalışma koşulları araştırılıp, çobanlık mesleğini icra etmelerinin sebeplerini, iş bulmak konusunda yaşadıkları zorlukları aynı zamanda kolaylıkları incelenmiştir. Ayrıca katılımcılarla yapılan röportajlarla ve görsel belgelerle de desteklenmiştir.
Çöpçü
Yakın gelecekte geçen hikâyenin kahramanı "Çöpçü" görevi sokakları temizlemek olan bir robottur. Onun temizlik yaptığı bir yerde futbol oynayan çocuklar ile karşılaşması, şarjının bitmesi her şeyi değiştirir. Ancak işini aksattığı için görevliler tarafından merkeze götürülerek yaptığı anlaşma hatırlatılır. Çöpçü gerçekte oldukça yaşlı, ölümü bekleyen bir insanken kendisine ölümsüzlüğü vaat edenlerle anlaşma imzalamıştır ve bunun da sonuçları mutlaka olacaktır. Özetle bu film distopik bir gelecekte, robot-insan karışımı "cyborg" kavramı üzerinden emeğinin her zaman sömürüleceği, modern çağ köleliğinin bitmeyeceğini anlatmaya çalışır.
Yansımalar
Filmde, kurmaca sinemada bir anı/günce'nin ele alınarak mekân ekseninde tutarlı bir durum senaryosuna dönüştürülüp sahneye taşınması ve bu yapılırken de anlatının Tarkovski'nin şiirsel sinemasına paralel lirik bir yapı üzerine kurulması tasarlanmıştır. Sinema sanatının kendinden önceki sanatlarla etkileşimi üzerinde durulmuş, özellikle mimari, renk, müzik, doğa ve kurgulanmış görsel bir zenginliğin izleyiciye sunulması hedeflenmiştir. Kadraj ve dekupajın estetik üzerindeki etkilerinin tayini ve kamera-objektif seçimindeki teknik detayların sinematografi üzerindeki estetik neticesi açıklanmaya çalışılmıştır.
İstanbul'da bir öteki
Bu belgesel film, diyasporada hayatını sürdürmek zorunda kalan ve doğal olarak mülteci/öteki olarak tanımlanan bir kişinin yaşamı üzerinden, İstanbul gibi bir metropolde öteki/mülteciyi olmayı ve kişinin zorluklara karşın tutunma çabasını anlatmaktadır. Belgesel filmde ölümden kaçan ve yaşam hakları için çaresizce başka ülkelere sığınan bu insanlar/mülteci gerçeğine birden çok açıdan bakılmış, yaşanan gerçekliğin arkasındaki nedenler ve ortaya çıkan sonuçlar gösterilmeye çalışılmıştır. Diğer yanda bu belgesel ile, öteki/mülteci hakkında bildiklerimizi gözden geçirerek önyargılar ve sosyal medya aracılığıyla bilinçsizce edindiğimiz bilgilerin gerçekliği sorgulanmaya çalışılmıştır.
Şahmeran
En eski anlatılar olan mitler, insan deneyiminin temel kurguları olarak her devirde yeni formlarla ortaya çıkmaktadır. "Şahmeran" adlı bu film yaratılırken mitin bize aktarılan son versiyonları olan mesnevilerden, bilinen en eski versiyonları olan Sümer kaynaklarına kadar uzanan kültürel derinliği ve coğrafyanın çağlar boyu süregelen kozmik tasavvuru irdelenmiştir. Yapılan literatür taramaları neticesinde bütün bu birikimden ilham alarak film olayları kurulmuş, görsel ve sözel imalarla da metinler arası bağlar inşa edilmiştir. Böylelikle bir halk masalının kuru bir tekrarı olmanın ötesinde, kültürel derinliğe ve alt anlatılara sahip, klasik edebiyattaki yapıların hem plot hem söz oyunları hem de tasvirler bakımından sentezlendiği bir film üretilmiştir. Filmin fantastik, mistik evrenini kurmak için yapımında 2D cut-out animasyon tekniği tercih edilmiştir.
Sirkadiyen(Kısa film)
Bu tez çalışmasının temel amacı; gelişmiş toplumlarda bireyin yalnızlaşmasının ve sosyal medyanın etkilerinin sinema diliyle, kısa film aracılığıyla anlatımıdır. Gelişmiş toplumlarda sosyal medyanın aktif olarak kullanılmasına bağlı olarak bireylerin üzerindeki etkileri sinema aracılığıyla seyirciye aktarılacak ve izleyicinin bu konu üzerinde düşünmesi sağlanarak bir anlatı oluşturulacaktır. Ali ve ailesinin zamanla bir yerlere dağıldıktan sonra yeniden bir araya gelmesi; günümüz teknolojisinin ve sosyal medyanın etkilerini sorgulamasını sağlayacaktır.
Atlar ve insan (Belgesel Film)
Anadolu içinde barındırdığı insanları, canlıları, doğal güzellikleri, mirasları ve turizmi ile yaşaması elverişli ülkelerden biridir. Ülkenin batıdan doğuya, kuzeyden güneye birçok kesiminde çeşitli yaşam şekilleri vardır. Bu yaşam hareketliliği geçmişin de getirileriyle farklı gelenekler ve kültürlerle görülebilmektedir. Anadolu'nun üç tarafının denizlerle çevrili oluşu, Afrika ve Avrupa arasında karadan, denizden kolayca bağlantı kurulabilmesi bu topraklarda medeniyetler kurulabilmesinde büyük rol oynamaktadır. Yunan, Mısır ve Ege medeniyetlerine yakın olması bu medeniyetlerden etkilenmesine neden olmuştur. Göç ve istila amaçlı gelen uygarlıklar kendi kültürlerini de Anadolu topraklarına taşımıştır. Kültürle birlikte Anadolu'da bulunmayan birçok canlı türü de Anadolu topraklarıyla tanışmıştır. Türkiye barındırdığı canlı nüfusu açısından zengin bir ülkedir. Özellikle içinde barındırdığı hayvan nüfusu bakımından en önemli hayvan at olmuştur. Atlar eski Türklerin en önemli ve en saygı değer hayvanlarıdır. Geçmişte at sırtlarında hayatlarını sürdüren Türkler, at sırtlarında doğmuş, savaşmış ve ölmüşlerdir. Bu belgesel filmde atların günümüz Türkiye'sinde insanlarla olan ilişkisi, bu ilişkiyle oluşan değerin nasıl devam ettiği ele alınmıştır. Filmde katılımcı olacak bilirkişi ve at sahiplerinin, atları meslek ve hobi olarak kullanması konu edilmiştir. Böylelikle belgesel, katılımcı olarak katılan insanların kendi atları ile günümüzde kullanım alanlarının ve insanlarla olan ilişkilerinin önemini vurgulamaktadır. Atların yaşam alanları, kişilerin özel çiftliklerine ve hipodroma gidilerek aşamalarıyla izleyiciye aktarılmaktadır. Bu belgesel film ile geçmiş yıllardan beri hayatımıza dahil olmuş bu canlıların değerinin nasıl korunduğunu ve hangi yönlerden korunamadığını katılımcı konuşmacıların deneyimleri ele alınarak izleyiciye aktarması amaçlanmıştır.