
63
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Enderunlu Vâsıf Divanı'nda İstanbul ve İstanbul yaşantısı
Mahallileşme ve sosyal hayat, Enderunlu Vâsıf'ın sanatkârlığına ilham kaynağı olan bir konudur. Vâsıf, mahallileşme üslubunun tesirinde kalıp bu minvalde hacimli bir divan vücuda getirmiştir. Bu tez çalışmasında İstanbul'unVâsıf'ın şiirindeki yeri ve işlevi, hangi açılardan şiire konu edildiği ve nasıl yansıdığı araştırılmıştır. İstanbul yaşantısının Vâsıf'ın şiirinde hangi özellikleriyle yer aldığı, İstanbul yaşantısına dair unsurlar, ilişkilendirilen unsurlar örnek şiir ve beyitler yoluyla ortaya konmaya çalışılmıştır. Şairin şiirinde yerli unsurlara sıklıkla yer vererek divan şiirinin klasik çizginin dışına çıkıp değişime dair ipuçları sunduğu ayrıca dikkate alınmıştır. Osmanlıya beş yüz yıl kadar payitahtlık yapan İstanbul'un gezinti ve eğlence yerleri, zevk ve aşkları, halkın günlük yaşantısına ışık tutan mahalli öğeler çalışmada işlenen başlıca konulardır. Bununla birlikte Osmanlı toplum hayatında var olan âdet-gelenek ve inanışlar, sanat erbâbı ve çeşitli meslekler, yeme-içme kültürü, giyim-kuşam, bayındırlık faaliyetleri gibi unsurların mahallileşme ile olan ilişkisi de değerlendirilmiştir. Böylece bu çalışmayla, İstanbul yaşantısının XVIII. yüzyıl divan şiirindeki yeri Enderunlu Vâsıf Divanı örneğinden hareketle tespit edilerek konuya açıklık getirilmeye çalışılmıştır.
Kuantum biliminin getirdiği yenilikler ışığında ruhsal zekânın edebiyat eğitiminde kullanılması
Bu çalışmanın temel amacı, günümüzde önemli bir kavram olan ruhsal zekâyı bilimsel yönleriyle ele almak ve edebiyat eğitimindeki yerini belirlemektir. Bu nedenle öncelikle zekâ kavramı ve bu alandaki farklı yaklaşımlar incelenmiş; beynin çalışma biçiminden yola çıkılarak üç temel zekâ kavramı (akıl, duygusal ve ruhsal zekâ) açıklanmıştır. Daha sonra kuantum biliminin verilerinden hareketle ruhsal zekânın dil ve edebiyat ile olan bağı kurulmuştur.Araştırma grubu, Ankara il merkezinden bulunan ortaöğretim okullarındaki 540 10. sınıf öğrencisini ve bu öğrencilerin derslerine giren 31 Türk Dili ve Edebiyatı dersi öğretmenini kapsamaktadır. Öğrencilerin ruhsal zekâyı kullanma (bütünü görme) becerilerini ölçmek amacıyla farklı türde metinlerine dayalı sorular sorulmuştur. Aynı zamanda örneklem grubundaki öğrencilere öğretmenlerinin belirtilen davranış ve teknikleri sergileyip sergilemedikleri sorularak öğretmenlerinin bu konudaki davranışlarının tutarlılığı test edilmiştir. Toplanan veriler SPSS 11.5 (Statistic Package For Social Science) programı kullanılarak değerlendirilmiştir.Araştırma sonuçlarına göre öğretmenlerin Özel Beceri Anketindeki sorulara verdikleri cevaplar ile aynı konuda öğrenci görüşleri arasında anlamlı düzeyde farklılık görülmüştür. Bu sonuç, öğretmenlerin belirtilen davranış ve teknikleri uyguladıklarını veya bunların uygulanması gerektiğini düşündüklerini; ancak, öğrencilerin öğretmenlerini bu konuda eksik veya yetersiz gördükleri şeklinde yorumlanmaktadır.Araştırma grubu sınırlı olmasına rağmen fikir vermesi açısından aynı metin uygulamasını yaptığımız İtalyan öğrencilerin de ruhsal zekâyı kullanma becerilerinin düşük seviyede olduğu görülmüştür.Anahtar Kelimeler: zekâ, ruhsal zekâ, kuantum fiziği, bütüncül (holistik) mantık, derin yapı, edebiyat eğitimi.
Türk edebiyatında didaktik eğilim
Öğretme ve öğrenme insanoğlunun dünyaya adımını attığı andan itibaren onun hayatına önce eylemsel, sonra da kavramsal olarak girmiştir. Zaman geçtikçe bu eylemlerin değeri artmış, insanlar onlar hakkında düşünmeye başlamışlardır. İnsanoğlu nasıl öğreniyor ve öğretiyor? Bu işler en iyi nasıl yapılıyor? Nelere dikkat edersek daha iyi öğrenir ve öğretiriz?İşte, insanoğlunun bu sorunsalına ?Türk Edebiyatında Didaktik Eğilim? adlı çalışmada edebiyat penceresinden bakılmaya çalışılmıştır. Edebiyat; bilgi alışverişinde, kültüre ait sosyal ve siyâsal birikimlerin ve bilgilerin aktarımında nasıl bir görev üstlenmiştir ve bu görevi nasıl ifâ etmiştir?Hepimizin de bildiği gibi eğitim ve öğretim okul denilen mekânı sınır kabul etmez. Şartlarına uygun her şeyi kendine vasıta edebilir. Bu noktada edebiyatın eğitim ve öğretime vasıtalığı kabul etmesi, didaktik edebiyatı doğurmuştur. Didaktik edebiyat ise çeşitli öğretim yöntem ve tekniklerini bünyesinde özümseyerek insanların eğitim ve öğretimlerine katkıda bulunmuştur.Bu çalışmada; Türk edebiyatındaki didaktik eserlerin hangi yöntem ve teknikleri benimseyerek, hangi amaçları güderek, nasıl bir strüktür ve sistematikle, kimleri hedef alarak oluşturulmuş olduğu incelenmiş ve didaktik eserlerimizin eğitim ve öğretime olan katkısı izah edilmeye çalışılmıştır.Danışman: Yrd.Doç.Dr. M.Kayahan ÖZGÜLSayfa Sayısı: 389Anahtar Kelimeler: Didaktik, Didaktik Edebiyat, Didaktik Analiz.ÖZETORTA ÖĞRETİM SOSYAL ALANLAR EĞİTİMİ ANA BİLİM DALITÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENLİĞİ BİLİM DALITÜRK EDEBİYATINDA DİDAKTİK EĞİLİMFeyza GÜRBÜZYüksek Lisans TeziÖğretme ve öğrenme insanoğlunun dünyaya adımını attığı andan itibaren onun hayatına önce eylemsel, sonra da kavramsal olarak girmiştir. Zaman geçtikçe bu eylemlerin değeri artmış, insanlar onlar hakkında düşünmeye başlamışlardır. İnsanoğlu nasıl öğreniyor ve öğretiyor? Bu işler en iyi nasıl yapılıyor? Nelere dikkat edersek daha iyi öğrenir ve öğretiriz?İşte, insanoğlunun bu sorunsalına ?Türk Edebiyatında Didaktik Eğilim? adlı çalışmada edebiyat penceresinden bakılmaya çalışılmıştır. Edebiyat; bilgi alışverişinde, kültüre ait sosyal ve siyâsal birikimlerin ve bilgilerin aktarımında nasıl bir görev üstlenmiştir ve bu görevi nasıl ifâ etmiştir?Hepimizin de bildiği gibi eğitim ve öğretim okul denilen mekânı sınır kabul etmez. Şartlarına uygun her şeyi kendine vasıta edebilir. Bu noktada edebiyatın eğitim ve öğretime vasıtalığı kabul etmesi, didaktik edebiyatı doğurmuştur. Didaktik edebiyat ise çeşitli öğretim yöntem ve tekniklerini bünyesinde özümseyerek insanların eğitim ve öğretimlerine katkıda bulunmuştur.Bu çalışmada; Türk edebiyatındaki didaktik eserlerin hangi yöntem ve teknikleri benimseyerek, hangi amaçları güderek, nasıl bir strüktür ve sistematikle, kimleri hedef alarak oluşturulmuş olduğu incelenmiş ve didaktik eserlerimizin eğitim ve öğretime olan katkısı izah edilmeye çalışılmıştır.Danışman: Yrd.Doç.Dr. M.Kayahan ÖZGÜLSayfa Sayısı: 389Anahtar Kelimeler: Didaktik, Didaktik Edebiyat, Didaktik Analiz.ÖZETORTA ÖĞRETİM SOSYAL ALANLAR EĞİTİMİ ANA BİLİM DALITÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENLİĞİ BİLİM DALITÜRK EDEBİYATINDA DİDAKTİK EĞİLİMFeyza GÜRBÜZYüksek Lisans TeziÖğretme ve öğrenme insanoğlunun dünyaya adımını attığı andan itibaren onun hayatına önce eylemsel, sonra da kavramsal olarak girmiştir. Zaman geçtikçe bu eylemlerin değeri artmış, insanlar onlar hakkında düşünmeye başlamışlardır. İnsanoğlu nasıl öğreniyor ve öğretiyor? Bu işler en iyi nasıl yapılıyor? Nelere dikkat edersek daha iyi öğrenir ve öğretiriz?İşte, insanoğlunun bu sorunsalına ?Türk Edebiyatında Didaktik Eğilim? adlı çalışmada edebiyat penceresinden bakılmaya çalışılmıştır. Edebiyat; bilgi alışverişinde, kültüre ait sosyal ve siyâsal birikimlerin ve bilgilerin aktarımında nasıl bir görev üstlenmiştir ve bu görevi nasıl ifâ etmiştir?Hepimizin de bildiği gibi eğitim ve öğretim okul denilen mekânı sınır kabul etmez. Şartlarına uygun her şeyi kendine vasıta edebilir. Bu noktada edebiyatın eğitim ve öğretime vasıtalığı kabul etmesi, didaktik edebiyatı doğurmuştur. Didaktik edebiyat ise çeşitli öğretim yöntem ve tekniklerini bünyesinde özümseyerek insanların eğitim ve öğretimlerine katkıda bulunmuştur.Bu çalışmada; Türk edebiyatındaki didaktik eserlerin hangi yöntem ve teknikleri benimseyerek, hangi amaçları güderek, nasıl bir strüktür ve sistematikle, kimleri hedef alarak oluşturulmuş olduğu incelenmiş ve didaktik eserlerimizin eğitim ve öğretime olan katkısı izah edilmeye çalışılmıştır.Danışman: Yrd.Doç.Dr. M.Kayahan ÖZGÜLSayfa Sayısı: 389Anahtar Kelimeler: Didaktik, Didaktik Edebiyat, Didaktik Analiz.ÖZETORTA ÖĞRETİM SOSYAL ALANLAR EĞİTİMİ ANA BİLİM DALITÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETMENLİĞİ BİLİM DALITÜRK EDEBİYATINDA DİDAKTİK EĞİLİMFeyza GÜRBÜZYüksek Lisans TeziÖğretme ve öğrenme insanoğlunun dünyaya adımını attığı andan itibaren onun hayatına önce eylemsel, sonra da kavramsal olarak girmiştir. Zaman geçtikçe bu eylemlerin değeri artmış, insanlar onlar hakkında düşünmeye başlamışlardır. İnsanoğlu nasıl öğreniyor ve öğretiyor? Bu işler en iyi nasıl yapılıyor? Nelere dikkat edersek daha iyi öğrenir ve öğretiriz?İşte, insanoğlunun bu sorunsalına ?Türk Edebiyatında Didaktik Eğilim? adlı çalışmada edebiyat penceresinden bakılmaya çalışılmıştır. Edebiyat; bilgi alışverişinde, kültüre ait sosyal ve siyâsal birikimlerin ve bilgilerin aktarımında nasıl bir görev üstlenmiştir ve bu görevi nasıl ifâ etmiştir?Hepimizin de bildiği gibi eğitim ve öğretim okul denilen mekânı sınır kabul etmez. Şartlarına uygun her şeyi kendine vasıta edebilir. Bu noktada edebiyatın eğitim ve öğretime vasıtalığı kabul etmesi, didaktik edebiyatı doğurmuştur. Didaktik edebiyat ise çeşitli öğretim yöntem ve tekniklerini bünyesinde özümseyerek insanların eğitim ve öğretimlerine katkıda bulunmuştur.Bu çalışmada; Türk edebiyatındaki didaktik eserlerin hangi yöntem ve teknikleri benimseyerek, hangi amaçları güderek, nasıl bir strüktür ve sistematikle, kimleri hedef alarak oluşturulmuş olduğu incelenmiş ve didaktik eserlerimizin eğitim ve öğretime olan katkısı izah edilmeye çalışılmıştır.Danışman: Yrd.Doç.Dr. M.Kayahan ÖZGÜLSayfa Sayısı: 389Anahtar Kelimeler: Didaktik, Didaktik Edebiyat, Didaktik Analiz.
Babadağlı İbrahim Efendi ve Terceme-i Gülistan adlı eseri (İnceleme-metin-dizin)
İranlı meşhur müellif Sa'dî-i Şîrâzî'nin Gülistân adlı eserini tercüme eden mütercimlerden biri Babadağî İbrâhîm b. Abdullâh'tır. Mütercimin Terceme-i Gülistân adını verdiği bu eserini 18. yüzyılın başında kaleme almıştır. Tercüme usulü olarak meâlen tercüme yöntemini seçen Babadağî İbrâhîm Efendi, Gülistân'ın tamamını tercüme etmiştir. Bu çalışma, "Giriş" haricinde beş bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde tercüme hakkında bazı bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde, Sa'dî-i Şîrâzî'nin hayatı, eserleri, sanatı, Gülistân'ı ve Türk edebiyatında Gülistân tercümeleri hakkında bilgiler verilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde Babadağî İbrâhîm b. Abdullâh'ın hayatı ve eserleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde Terceme-i Gülistân'ın nüshası, sebeb-i telifi ve tercüme usulü üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde metin kurulurken dikkat edilen hususlar yazıldıktan sonra Terceme-i Gülistân'ın hafif transkripsiyonlu metni verilmiştir.
Genel liselerin ikinci sınıflarında okutulan edebiyat ders kitaplarının semantik boyutu üzerine bir inceleme
Arastırmada lise 2. sınıf edebiyat kitaplarında yer alan metinler semantik açısından degerlendirilmistir. Amaç Türk dilinin ögretiminde metinler yoluyla Türkçenin anlam boyutuna dikkat çekmektir. Ders kitaplarından rasgele seçilmis metinlerdeki belirgin anlam özellikleri, kelimeler arası anlam iliskileri, anlama dayalı edebî sanatlar gösterilmistir. Geleneksel anlambilim çalısmaları genellikle kelime düzleminde gelismistir. Bu çalısmada metinler öncelikle kelime anlamı açısından incelenmistir. Farklı dönemlere ve sanatçılara ait metinlerdeki anlam özellikleri, dil ögretiminde önem kazanmaktadır. Arastırma sonucunda 1) Lise 2. sınıf edebiyat ders kitaplarından seçilmis metinlerin anlam özellikleri ortaya konmaya çalısılmıstır. 2) Dil ögretiminde, dil adını verdigimiz büyük yapının iç özelliklerinin, anlam boyutunun önemi gösterilmeye çalısılmıstır. 3) Ülkemizde Batı'ya göre daha az çalısma alanı bulan anlam konusunun Türk dili ve edebiyatı ögretiminde daha genis yer tutması gerekliligine dikkat çekilmistir. 4) Metnin kavranması ve dil ögretimi açısından ders kitabından sonra en önemli araç olarak gördügümüz sözlüklere dikkat çekilmistir. Ögretmen ve ögrenci açısından sözlük kullanma alıskanlıgının önemi belirtilmistir.
Medeniyet, kültür, Türk Dili Edebiyatı ve estetik eğitimcisi olarak Nihad Sâmi Banarlı
Nihad Sâmi Banarlı; edebiyat tarihçisi, yazar, şâir ve edebiyat öğretmenidir. (1907- 1974) Banarlı, öğretmen olarak okullarda kültürlü ve sağlam karakterli gençler yetiştirmiş, öğretmenlik deneyimleri sonucunda Türk çocuğuna edebiyatını, dilini, millî kimliğini benimsetip sevdirmiştir. O, öğrenciler ve Türk gençleri için kaleme aldığı ilmî, millî, pedagojik ve estetik bir anlayışın ürünü olan edebiyat ders kitapları ile gençlere millî şuur kazandırmıştır. Eğitim faaliyetleriyle kültürel, toplumsal, sosyal ve ahlâkî değerlere sahip nesiller yetiştirmek istenir. Edebiyat eğitimi, bir toplumun kullandığı dili ve bu dilin oluşturduğu kültürü vererek millî şuurun oluşmasında katkı sağlamaktadır. Edebî birikimimizi güzel örneklerle tanıtmak ve onun karakteristik özelliklerini, tarafsız bir yaklaşımla değerlendirmek gençlerin estetik eğitimi bakımından da önem taşır. Eğitim ve kültür birbiriyle doğrudan ilişkili iki alandır. Kültür, bir toplumun meydana getirdiği maddî ve mânevî birikimdir. Kültürü meydana getiren ögeler arasında edebiyat, mîmârî, mûsıkî vb. sanat dalları da yer alır. Millî kültür ise; bir millete kimlik kazandıran, diğer milletlerle arasındaki farkı belirlemeye yarayan, tarih boyunca meydana getirilen o millete ait maddî ve manevî değerlerin uyumlu bir bütünüdür. Kültürün unsurları arasında yer alan sosyal terbiye, insanların sosyal adâp ve terbiye doğrultusunda eğitilip yetiştirilmesi; insanlara toplumun en güzel edep ölçülerinin ve toplumsal sorumluluk duygusunun kazandırılmasıdır. Banarlı da, yazılarıyla sosyal terbiye konusuna dikkat çekmiş; bazı sosyal sorunlar için çözüm önerileri sunmuştur. Bu çalışmada, Banarlı'nın görüşlerinden yola çıkılarak kültür-medeniyet, sosyal terbiye, Türk dili edebiyatı ve estetik eğitiminden iyi bir sonuç elde etmek için nelerin yapılması gerektiği konusu üzerinde durulmuştur. Sonuç olarak; Banarlı'nın, kültür-medeniyet ve millî kültürün eğitimle ilişkisine bununla birlikte Türk dili edebiyatı ve estetik eğitimine dâir görüşlerinin eğitimdeki yeri ve önemi nedir? sorusuna cevap aranmıştır.
İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi TY. 3510 numaralı şiir mecmuası (1a-49b) (İnceleme-metin ve MESTAP'a göre tasnifi)
Tez çalışmasında, İstanbul Üniversitesi Nadir Eserler Kütüphanesi TY. 3510 numara ile kayıtlı mecmuanın transkripsiyonlu metni oluşturulmuş ve Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi (MESTAP)'a göre tasnifi yapılmıştır. Diğer mecmulardan farklı olarak bir mersiye dışındaki tüm şiirler Koca Ragıb Paşa'ya aittir. Altmış sekiz varaktan oluşan mecmuanın 1a ve 49b varakları tezin konusunu oluşturmuş, 50a-68a varakları atasözü ve deyimlerden oluştuğu için teze dahil edilmemiştir. Mecmuada Koca Ragıb Paşa'ya ait bir telhisat ve Es-Seyid Âta'ya ait daha önce yayımlanmamış bir mektuba da yer verilmiştir. Mecmuada yer alan ve daha önce yayımlanmamış mektup, muhteva açısından değerlendirilmiş ve yine daha önce herhangi bir yerde yayımlanmamış iki şiirin şerhine de yer verilmiştir. Mecmuada 204 şiir yer almaktadır. Bu şiirlerin on dört tanesi Farsça yazılmış, Farsça yazılan bu şiirler latinize edilerek teze dahil edilmiştir. Ekseriyetle gazel nazım şekli kullanılmıştır. Bunun yanında kaside, mersiye, muhammes, tahmis, kıt'a ve matla nazım şekilleri de kullanılmıştır. Bu çalışma, giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Girişte, mecmuanın tanımı, sınıflandırılması ve tarihsel süreçteki oluşumu ve gelişimine değinilmiştir. Birinci bölümde, tez konusu olan mecmuanın şekli, muhtevası, daha önce yayımlanmamış mektup ve iki şiirin değerlendirmesi; ikinci bölümde mecmuada şiirleri bulunan şairlerin kısa biyografik bilgilerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde transkripsiyonlu metin; dördüncü bölümde ise Mecmuların Sistematik Tasnif Projesi (MESTAP) tablosu ve sonuç yer almaktadır." ANAHTAR KELİMELER: mecmua, Koca Ragıp Paşa, gazel, MESTAP
Liselerde eleştirel düşünme eğitimi
Liselerde Eleştirel Düşünme EğitimiAbdulkerim KARADEN ZÖZETAraştırmamızın amaçları; Türkiye'de eleştirel düşünme eğitiminin ne düzeydeolduğunu tespit etmek, öğretmen tutumlarının öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerineetkisini ortaya koymak ve eleştirel düşünme eğitiminin liselerde nasıl gerçekleştirilebileceğinedair yeni tekliflerde bulunmaktır.Bu amaçla öncelikle eleştirel düşünmenin tanımı yapılmış, eleştirel düşünmenin altbasamakları diye nitelendirebileceğimiz eleştirel okuma ve eleştirel dinleme kavramlarıüzerinde durulmuş, eleştirel düşünme ile diğer düşünme sistemleri mukayese edilmiş veliselerde eleştirel düşünme eğitiminin nasıl olması gerektiğine dair yeni tekliflerdebulunulmuştur. Ayrıca eleştirel düşünmenin öğrencinin eğitimindeki yeri belirlenmeyeçalışılmıştır.Araştırmanın temelini teşkil eden anket çalışması, 2005-2006 öğretim yılında,Kırşehir ilinde yer alan Kırşehir Lisesi, Yusuf Sıdık Demir Anadolu Lisesi ve Hacı FatmaErdemir Anadolu Lisesi'nde görev yapan 100 öğretmenden elde edilen verilerlegerçekleştirilmiştir.Eğitimde, öğrencilere eleştirel düşünme becerisinin kazandırılmasında öğretmenlerebüyük bir görev düşmektedir. Eleştirel düşünebilen bireylerin yetiştirilebilmesi için eğitimsisteminin öğrencilerin eleştirel düşünme becerilerini geliştirecek şekilde düzenlenmesi veöğretmenlerin eleştirel düşünme eğitimi ile ilgili yeterli bilgi ve beceriye sahip olmalarıgerekmektedir. Bu nedenle araştırmamızda, öncelikle, eğitim sistemimizin eleştirel düşünmeeğitimi için yeterli olup olmadığını tespit etmek ve öğretmenlerin öğrencilere eleştireldüşünmeyi kazandırmaya yönelik tutum ve görüşlerini ortaya koymak amaçlanmıştır.
Türkiye Türkçesi ve Kırgız Türkçesinin kelime grupları bakımından karşılaştırılması
Türkçenin uzun bir tarihî geçmişe sahip olması ve çok geniş bir coğrafyaya yayılması, çeşitli tarihî, siyasî ve iktisadî gelişmeler, onun birçok kola ayrılmasına sebep olmuştur. Bu ayrılmalar, genel olarak lehçe ve şive seviyesindedir. Uzun yıllar hem coğrafî, hem de siyasî olarak Türkiye Türkçesinden uzak kalmak zorunda bırakılan diğer Türk lehçelerini konuşanlar, son on yıldaki gelişmeler sonucunda birbirleriyle karşılaşmak, birbirlerini anlamak imkânına kavuşmuştur. Bu noktada, karşılıklı olarak lehçeleri araştırma, benzerlik ve farklılıkları belirleme ihtiyacı da ortaya çıkmıştır. Bu ihtiyaçtan yola çıkılarak yapılan bu çalışmada, Türkiye Türkçesi ile Kırgız Türkçesi kelime grupları bakımından karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma yapılırken, iki lehçenin gramer kitaplarından faydalanılmış, benzerlik ve farklılıklar edebî metinlerden seçilmiş örnek kelime grubu ve cümlelere dayandırılmıştır. Karşılaştırma sonucunda, ikisi de Türkçenin birer lehçesi olan Türkiye Türkçesi ile Kırgız Türkçesi arasında, kelime grupları seviyesinde şu sonuçlar ortaya çıkmıştır : 1. Türkiye Türkçesi ile Kırgız Türkçesi, Türkçenin kelime dizilişinde en eski dönemlerden beri devam eden "Yardımcı unsur başta, asıl unsur sonda bulunur." ve "Yardımcı unsur tâbi olan, asıl unsur ise tâbi olunandır." şeklindeki değişmez kuralları korumuşlardır. 2. Türkiye Türkçesi ile Kırgız Türkçesi kelime gruplarının yapısı bakımından, birkaç özellik dışmda, farklılık göstermezken, Türkiye gramerciliği ile Kırgızistan gramerciliği arasında, kelime grubu anlayışı ve kelime gruplarını inceleme yöntemleri açısından farklılıklar bulunmaktadır. Her iki lehçe arasındaki anlayış ve yöntem farklılıkları arasında, birbirlerini tamamlayacak nitelikte olanları da vardır.
Türkiye Türkçesinde çekim edatları ve çekim edatı olarak kullanılan isimler
Türkiye Kumukları ağzı ses ve şekil bilgisi
Mustafa İbni Muhammed Ankaravi Yasin suresi tefsiri
Hatiboğlu'nun Bahrü`l-Hakayık'ı (Transkripsiyon)
Yunus Emre Divanı (inceleme-metin) (2 cilt)
Eyyühe'l-Veled tercümesi
İmam Gazali tarafından kaleme alındıktan sonra tüm İslam coğrafyasında haklı bir şöhret kazanan, pek çok nüshası bulunan, başka dillere tercüme edilen Eyyühe'l-Veled adlı eser, Türkler arasında da çok sevilmiş, bu yüzden de Arapça bilmeyenler rahatça okuyup anlasın diye Türkçeye tercüme edilmiştir. Biz bu çalışmamızda, İmam Gazali'nin hayatını, eserlerini ve eserler üzerinde yapılmış çalışmaları ortaya koyduk. Eserin transkripsiyonlu (çeviri-yazı) metnini yazıp sözlük-dizin kısmını da oluşturduktan sonra, edindiğimiz bu bilgiler ışığında da eserin imla özelliklerini tespit ettik ve eserin ruhuna uygun olan emir-istek kipli cümleleri metindeki sırasına göre yazdık.
Atatürk Kitaplığı Muallim Cevdet Yazmaları O.0103 numarada kayıtlı şiir mecmuası (inceleme-metin)
Mecmualar eski Türk edebiyatının temel taşlarından biridir. Bu denli öneme sahip olan mecmualardan biri olan Atatürk Kitaplığı Muallim Cevdet Yazmaları O.0103 numarada kayıtlı olan şiir mecmuası, çalışmamızda incelenmiştir. Mecmuada yer alan 33 şairin çoğunluğu 16. yüzyılda yaşamıştır. Toplam 320 şiirin yer aldığı mecmuada en çok şiiri bulunan şairler; Ümîdî, Sāʽî, ʽAzîzî ve Misālî'dir. Mecmuanın orta kısmı genel olarak gazel ağırlıklı olmakla birlikte kaside, tarih ve müfret gibi diğer nazım biçimleri de kullanılmıştır. Mecmuanın derkenar (haşiye) kısmında ise çoğunlukla kasideler bulunmaktadır. Mecmuada orta kısım ve derkenar müstakil olarak kendi içinde bir bütün oluşturmaktadır. Bu nedenle mecmuanın metin kısmı hazırlanırken öncelikle orta kısım tamamen okunduktan sonra derkenarda yer alan şiirlere yer verilmiştir. Bu çalışmada yer alan ve divanı bulunan şairlerin hem divanında hem de mecmuada bulunan ortak şiirler karşılaştırılmış tespit edilen farklılıklar dipnotta belirtilmiştir. Ayrıca yine mecmuada olup divanı olmayan şairler veya şairlerin divanında bulunmayan şiirler makale, tez gibi akademik içerikli diğer çalışmalarda taranarak bulunan farklılıklar yine dipnotta belirtilmiştir. Şairlere, şiirlere, vezinlere ve nazım biçimlerine yer verilen tablolar, grafikler hazırlanmıştır.
Azerbaycan Türkçesinde isim cümleleri
Azerbaycan Türkçesinde isim cümlelerinin incelendiği bu çalışmada isim cümlelerinin yapısının ve kullanım sıklığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla Azerbaycan edebiyatı yazarlarından olan Elçin Efendiyev'in Ağ Dävä (Ak Deve) adlı romanındaki isim cümleleri taranarak yüklemin zamanına, türüne, anlamına ve yerine göre cümleler tasnif edilmiştir. Ayrıca romandaki bazı isim cümlelerinin, cümledeki zamanından, tür ve anlamından farklı olarak Türkiye Türkçesine aktarılması gerektiği tespit edilmiş ve tasnifte belirtilmiştir. Çalışmada Azerbaycan Türkçesi ve Türkiye Türkçesinde isim cümlesi, ek-fiil konularıyla ilgili literatür taraması yapılarak araştırmacıların görüşlerine yer verilmiştir. Eserdeki isim cümleleri önce transkribe edilip sonrasında Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Belirlenen tasnife göre cümleler yerleştirilip çalışmanın sonunda cümlelerin metin içindeki kullanım sıklığı tablolar halinde verilmiştir. Böylece isim cümlelerinin Ağ Dävä romanı esasında Azerbaycan Türkçesindeki kullanım özellikleri ve sıklığı belirlenmiştir. Bu çalışma "Birinci Bölüm", "İkinci Bölüm" ve "Sonuç" tan oluşmaktadır. Çalışmanın sonunda da "Kaynakça" yer almaktadır.
Orhan Kemal'in "Bereketli Topraklar Üzerinde" adlı eserindeki birleşik yapılı cümleler üzerine bir inceleme
Dil, ortak kurallar oluşturarak milli kültürün taşıyıcısı rolünü üstlenir. Bir dilin fonetik, morfolojik ve sentaktik hususiyetlerinin tespiti, mevcut dilin kurallarının belirlenmesinde ve gelecek kuşaklara sağlıklı bir biçimde aktarılmasında önem arz eder. Mevcut dilin gelişim sahasında ortaya koyulan edebî eserler, önemli bir veri kaynağıdır. Bu noktadan hareketle araştırmanın örneklemi olarak Bereketli Topraklar Üzerinde adlı eser belirlenmiş ve sentaktik özellikleri açısından incelemeye tâbi tutulmuştur. Eser, içerik bakımından olduğu gibi dil ve üslup bakımından da dikkate değerdir. Yapılan literatür taraması sonucunda, Bereketli Topraklar Üzerinde başlıklı romandaki birleşik yapılı cümleler hakkında yapılmış bir sentaktik çalışma tespit edilememiştir. Bu nedenle, bu eser üzerine yapılacak çalışmanın alandaki mevcut bir boşluğu doldurması hedeflenmektedir. Çalışmanın amacı, Orhan Kemal'in adı geçen romanındaki birleşik cümleleri tespit etmek ve öğeleri bakımından incelemektir. Bunun yanında çalışma; başlıca gramer kaynaklarından hareketle Türk gramerinde cümlenin ne olduğu, yapı bakımından cümle tasniflerinin nasıl yapıldığı, birleşik cümlenin nasıl tanımlandığı ve birleşik cümlelerin nasıl tasnif edildiği hususlarını ve Orhan Kemal'in eserinde kullanılan birleşik yapılı cümlelerin incelemesini kapsamaktadır. Bu çalışma, dört ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Orhan Kemal'in hayatı, edebi kişiliği ve eserleri tanıtılmıştır. Bereketli Topraklar Üzerinde isimli eserin özeti verilmiş ve eser üzerine çeşitli görüşlere değinilmiştir. İkinci bölümde başlıca Türkçe gramer kitaplarındaki cümle tanımları ve yapı bakımından cümle tasnifleri tespit edilip aktarılmıştır. Üçüncü bölümde genel olarak dil bilimcilerin görüşlerine göre birleşik cümlenin ne olduğu, tasnifinin nasıl yapıldığı, tasnifinde birleştikleri ve ayrıldıkları noktaların neler olduğu üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde ise eserde tespit edilen birleşik yapılı cümleler, "iç içe birleşik cümle, ki'li birleşik cümle ve şartlı birleşik cümle" olmak üzere üç kısımda tasnif edilmiş; bu cümleler öğeleri ve öğe dizilişleri bakımından incelenmiştir.
Abdullah Zühdü'nün Sara romanı üzerine bir inceleme
Abdullah Zühdü'nün Sara romanı, 1900 yılında Sabah gazetesinin 3643-3720 yılları arasında yetmiş tefrika halinde yayımlanmıştır. Yaptığımız araştırmalara göre, Abdullah Zühdü'nün Sara romanı bu zamana kadar kitap hâline getirilmemiştir. Bu çalışma, Sara romanı üzerine yapılan ilk incelemedir. Bu tezin amacı, Sabah gazetesinde tefrika hâlinde yayımlanan Sara romanını Türk edebiyatı tarihine kazandırmaktır. Özyeğin Üniversitesi tarafından yürütülen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen "Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi" (1831-1928) adlı proje, Sara romanının tespitinde faydalanılan temel kaynaktır. Bu tezde Sara romanı metni için "Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi" (1831-1928) adlı projenin Özyeğin Üniversitesi'ne ait dijital arşivinden ve Beyazıt Devlet Kütüphanesi'ndeki Sabah gazetesi koleksiyonundan faydalanılmıştır. Bu çalışmada, Sara romanı tematik açıdan incelenmiştir. Sara romanında aile, eğitim, evlilik, yasak aşk, para, müsriflik, zaaflar, aldanmak ve pişmanlık temaları tespit edilmiştir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm "Abdullah Zühdü'nün Hayatı ve Eserleri", ikinci bölüm "Sara Romanının Tematik Açıdan İncelenmesi"dir.
Âşık Mah Turna'nın hayatı, edebi kişiliği ve şiirleri
?Âşık Mah Turna'nın Hayatı, Edebi Kişiliği ve Şiirleri? adlı bu çalışma bir giriş ve 3 bölümden oluşturuldu.Çalışmanın giriş bölümünde, Âşık Mah Turna'nın âşıklık geleneğindeki yerinin tespitini kolaylaştırmak amacıyla önce ?Türk halk şiiri ve âşıklık geleneği? ardından da ?Alevi-Bektaşi şiiri ve âşıklık geleneğindeki yeri? hakkında önemli bilgiler verildi.1. bölümde; Mah Turna'nın hayatı, âşıklığa başlaması, gezip gördüğü yerler ve karşılaştığı âşıklar hakkında tespitlerde bulunuldu. Yine bu bölümde edebi kişiliği başlığı adı altında şiirlerin iç ve dış yapısı değerlendirilerek özellikle onunla benzerlik gösteren saz şairleri ve âşıkların şiirleriyle karşılaştırma yoluna gidilip yorumlara yer verildi.2. bölümde; şiirlerde geçen halk edebiyatı motifleri ve dini-tasavvufi unsurlar tespit edilerek incelendi. Halk edebiyatı motifleri başlığı altında şiirlerde geçen halk hikâyesi kahramanları, bade içme ve rüya motifi, formel sayılar, kalıp sözler ve hayvanlar ayrıntılı bir biçimde Mah Turna'nın dörtlüklerinde geçen kullanımlarıyla örneklenerek anlatıldı. Alevi-Bektaşi geleneğinden yetişen ve bu geleneğin izlerini şiirlerinde büyük ölçüde taşıyan Mah Turna'nın şiirlerindeki dini-tasavvufi unsurlar tespit edilirken Alevi-Bektaşi inancında yer alan özel adlar ve kavramlar ele alındı.3. bölümde; Âşık Mah Turna'nın bugüne kadar yazmış olduğu 317 şiirine yer verildi. Bu şiirler, hece ölçüsüne göre sıralanırken 1 ve 2. bölümde yapılan incelemelerde gösterilen örnek dizelerin kolay bulunabilmesi için numaralandırma yapılarak çalışmada istatistiksel bir yöntem kullanıldı. Çalışmanın sonunda ise Türk edebiyatına bilimsel katkılarını ifade eden bir sonuç bölümü ile kaynakça ve dizine yer verildi.Anahtar Sözcükler: Âşık Mah Turna, Motif, Alevi-Bektaşi Geleneği, Âşıklık Geleneği.
Ortaöğretim Türk edebiyatı ders kitaplarında yer alan halk edebiyatı metinlerinin Türk edebiyatı öğretim programındaki kazanımlar açısından değerlendirilmesi
Araştırmanın amacı, ortaöğretim Türk edebiyatı ders kitaplarında yer alan halk edebiyatı metinlerinin, metinlere ait hazırlık ve metin altı sorularının, etkinlik çalışmalarının programda belirtilen kazanımlarla uygunluğunun ne düzeyde olduğunu saptamaktır.Çalışmanın giriş bölümünde, problemin durumu, araştırmanın amacı, araştırmanın önemi ve araştırmanın sınırlılıkları yer almıştır.Çalışmanın birinci bölümünü kavramsal çerçeve oluşturmaktadır. Bu bölümde, halk edebiyatının öğretim programındaki yeri programın hareket noktası, seçilecek metinlerin tür ve nitelikleri bakımından değerlendirilmiştir.Çalışmanın ikinci bölümünde, araştırmada kullanılan yöntem hakkında bilgi verilmiştir. Araştırmanın modeli, evren ve örneklem, veri toplama tekniği ve verilerin analizine yer verilerek çalışmanın yöntemi açıklanmıştır.Üçüncü bölümde, örneklem olarak seçilen ders kitaplarında tespit edilen halk edebiyatı metinlerinin, metinlere ait hazırlık ve metin altı soruları ile etkinlik çalışmalarının programdaki kazanımlarla uygunluğunun ne düzeyde olduğu saptanmaya çalışılmıştır.Son olarak bulgu ve yorumlardan hareketle çalışmanın sonucu ve önerilere yer verilmiş, zengin bir kaynakça sunulmuştur.
Salman Bey ile Dürratel Hanım hikayesi; üzerinde bir inceleme
Mekteb dergisi (1.cilt, 1891,1892) (tasnif, inceleme ve değerlendirme)
Rayımbek Batır (Dil incelemesi, sözlük; Harf çevirimi, Türkiye Türkçesine aktarımı cilt. 1-2
Bugün Kazakların çoğunluğu Kazakistan Cumhuriyetinde yaşamaktadır. Çinde, yenibağımsız olan Türk cumhuriyetlerinde ve Türkiyede yoğun olarak İstanbul'un Zeytinburnusemtinde yaşamaktadırlar.Kazakistanın nüfus sayısı yaklaşık onaltı milyondur. Kiril alfabesi kullanılmaktadır.Devlet memurluğu sınavlarında Kazakça sınavını geçmek ön şarttır. Kazakça; Kırgızca veTatarca gibi Türk lehçeleri Kıpçak Türkçesi grubu içerisinde yer alır. Bu lehçelerin dilözellikleri bir birine yakındır.Yüzde 47'si Müslüman, yüzde 44'ü Ortadoks, yüzde ikisi Protestan, diğerleri deyüzde yedidir. Kişi başna olan yıllık gelir 1999 yılı verilerine göre 1077 dolardır. Tahminenihracat on milyon dolar, ithalat ise yedi buçuk milyon dolardır. Para birimi Tenge (11 Nisan2001'de 1$=145,58 Tenge )'dir. 10 Aralık 1997'den itibaren başkent Akmola-Astana'dır. Yüzölçümü 2724900 km2'dir. Başlıca şehirleri; Almatı, Karaganda, Çimkent, Semipalatinsk,Pavlodar, Petropavlovsk, Cambul, Türkistan'dır. Limanları; Aktav ( Şevçenko ), Atırav (Guryev ), Öskeman ( Ust-Kamenogorsk ), Pavlodar, Semey'dir.Türkiye Türkçesi: Kazak Türkçesi Sesbilgisi Karşılaştırılması1. ş: s; Başta: Şeytan, saytan ; İçte: Yaşa-, jasa- ; Sonda: Aş, as. 2. ç: ş; Başta: Çadır,şatır; İçte: Açık, aşıq; Sonda: Ağaç, ağaş. 3. #y: #j; Başta: Yıl, jıl ; yine, jaña ; yukarı, joğarı. 4.#g: #k; Başta: Gir-, kir- ; göz, köz ; gülme-, külme-. 5. #d: #t; Başta: Dil, til ; diri, tiri ; dört, tört; dirsek, tisek. 6. Vğ: Vw; Sonda: Ağır, awır ; bağ, baw ; dağ, taw. 7. v, (#Ã): b, (/p/); Başta:Var-, bar- ; ol, bol- `olmak'. İçte: Kavuş-, qabıs-. 8. VpV: VbV; İçte: ipi, jibi ; sapı, sabı; tepiş-,tebis- ; tepe, töbe. 9. f: p ~ (#b); Başta: Fakir, paqır; İçte: Kefil, kepil. 10. Ã: ğ
Trabzon ili geleneksel giyim-kuşam kültürü üzerine bir inceleme
?Trabzon İli Geleneksel Giyim-Kuşam Kültürü Üzerine Bir İnceleme? adlı bu çalışmamızda Trabzon ilindeki geleneksek giyim-kuşam unsurları derlenmiş, sınıflandırılmış ve değerlendirilmiştir.Giriş bölümünde giyim-kuşam ile ilgili literatür bilgileri yer almakta ve giyim-kuşamın kültürel ve tarihsel gelişim süreci ile ilgili bilgi verilmektedir.Birinci bölümde, baş bölgesiyle; ikinci bölümde, bedenin üst kısmıyla; üçüncü bölümde, bedenin alt kısmıyla ve dördüncü bölümde, bedenin tümüyle ilgili giyim-kuşam unsurları ele alınmıştır.Bu değerlendirmeler yapılırken giyim-kuşam unsurlarında var olan motifler, çeşitli kataloglarda taranarak, daha önce nerelerde kullanıldığı ve daha önceki kültürlerle bağlantı taşıyıp taşımadığı tespit edilmeye çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Giysi, motif, yöresel
Sabahattin Ali'nin roman ve hikayelerinde kadın ve kadın eğitimi
Sabahattin Ali, Çağdaş Türk Edebiyatı için özgün bir isim; ?toplum için sanat? anlayışını benimsemiş, halkla bütünleşebilmiş bir yazar; gerçekçiliği, toplumcu eleştirici gerçekçiliğe taşımasından dolayı önemli bir aşamadır. İnsanları sınıfsal özellikleriyle ele alan Sabahattin Ali, toplumdaki haksızlıkları ve ezen-ezilen ilişkisini eserlerine aksettirebilmiş, masallarında ütopik bir dünya çizmiştir. Toplumdaki sorunları irdeleyen Sabahattin Ali, Türk Edebiyatı'nda köy ve kasaba hikâyecisi olarak yerini almıştır.Olması gerekeni değil, olanı anlatan Sabahattin Ali, Anadolu'yu mekân seçtiği eserlerinde kadını yoksulluğu, eğitimsizliği ve ezilmişliği ile ele alır. Kent yaşamının içinde ele aldığı kadın karakterleri ise olabildiğince kendini yetiştirmiş ve özgürdürler. Bu kadınlar eğitimlidirler, yaşamdaki seçimlerini kendileri yapabilirler.Sabahattin Ali, bir konferansında Anadolu'da kızların eğitiminin ihmal edilmiş olduğunu, küçük bir kesim olan aydın kadınların konumlarını yalnız kendilerine borçlu olduklarını, eğitimi her şeyden önce kadının istemesi gerektiğini vurgular.Eserlerinde kızların erken evlendirilmesi, eğitimsiz olmaları ya da eğitimi iyi bir koca için referans olarak görmeleri gibi konulara eğilir. Romanlarındaki kentli kadın karakterleri ile çağdaş bir kadın yaratmaya çalışır. Kadınları içinde bulundukları çevreyle birlikte ele alarak çevrenin karakter üzerindeki etkisini ortaya koyar. Maria karakteriyle tam anlamıyla feminist bir kadın çizer.Sabahattin Ali'nin hikâyelerine bakıldığında düşmüş kadınların toplumdaki konumlarını, yoksul Anadolu kadını ve kız çocuklarının yoksulluk yüzünden çektikleri acıyı, geleneklerin kadınların yaşamları üzerindeki belirleyici etkisini, maddiyatın kadını insancıllıktan uzaklaştırdığını toplumsal gerçeklerle birlikte ele aldığı görülür. Bunu yaparken okuyucuya da eleştirel bir bakış açısı kazandırır.Sabahattin Ali'nin eserleri okunduğunda eğitimin kadını daha özgür kıldığı sonucuna varılabilir. Bu, Sabahattin Ali'nin incelemesini gerektiren nedenlerden biridir. Yazar, güçlü ve zayıf, paraya düşkün, onuruna düşkün gibi karşıt karakterler ortaya koyarak kadın sorunsalı üstünde düşünmemizi sağlamıştır.
Peyami Safa'nın romanlarında kadın ve kadın eğitimi
ÖZETEdebiyatla yakından ilgilenen bir ailede dünyaya gelen Peyami Safa, edebiyat ve basın tarihimizde önemli bir yere sahiptir. Yaşadıkları, okudukları ve gözlemleri onun romanlarına çok boyutluluk katar. Bu da Peyami Safa'nın eserlerini hem içerik hem de yapı bakımından zengin kılar.Özel hayatında kadınlar tarafından çok beğenilen bir yazar olan Peyami Safa'nın kadınlara bakışı romanlarına yansır. Gazete ve dergi yazılarında kadın okuyucularından aldığı telefon ve mektuplardan sıkça bahseden Peyami Safa, gerçek hayatta karşılaştığı bu kadınları eserlerinde canlandırır.İncelediğimiz on dört romanda kadınların hayat görüşleri, toplumdaki rolleri, evlilik ve eğitim hakkındaki görüşleri, eğitim durumları, dış görünüş ve yaşadıkları mekânlar öne çıkmaktadır. Yazar da olsa erkek gözüyle kadınları anlatan Peyami Safa'nın düşüncelerinin yanında, romanlarda yer alan erkek kişilerin de kadınlar hakkındaki görüşlerine yer verdik.Berna Moran, Peyami Safa'nın Romanlarında İdeolojik Yapı başlıklı makalesinde şöyle bir yargıda bulunur: ?Tanzimat'tan bu yana yazarlarımız kadın konusunda kendi dönemlerindeki görüşleri aşmış ve yerleşmiş bazı inançları, âdetleri yıkmaya çalışmışlardı. Peyami Safa ise kadının toplumdaki yeri, görevi ve hakları konusunda tutucudur.? (Moran, 1998: 174) Moran, Bir Tereddüdün Romanı'ndan örnek vererek yargılarını sürdürür: ?Yazarın Vildan'a söylediklerinden olsun, bütün romanlarından olsun çıkan sonuç şu: Kadın erkekten aşağıdır; onun yeri evidir, görevi de ana ve iyi eş olmak.? (Moran, 1998: 174)Berna Moran'ın bu görüşünü desteklemek mümkün değil. Moran, düşüncelerine dayanak olarak, kadın kişilerin maddî özgürlüklerinin olmamasını gösterir. Oysa biliyoruz ki Peyami Safa, kadınların eğitimli olmalarını, her zaman bilgi peşinde koşmalarını ister. Kadın-Aşk-Aile adlı eserinde toplanan fıkralarında dedikoducu, eğlenceden başka bir şey düşünmeyen, özenti kadınları yerden yere vurur. Tabiî yazar, evliliği hizmetçilik olarak gören zihniyete de karşı çıkarak kızlara evliliğin de emek isteyen bir iş olduğunu söyler. Peyami Safa'nın üzerinde durduğu en önemli şey, ahlâktır. Kadınlar ahlâklarını koruyarak her türlü işin üstesinden gelebilirler.Peyami Safa, kadınları toplumun geleceği olarak görür. Toplumu ayakta tutan ve şekillendiren bireyleri kadın yetiştirdiğine göre kadınların eğitimine önem verilmelidir. Yazarın eğitimden kastı sadece yüksekokullar, üniversiteler bitirmek değildir. İyi bir ev hanımı, iyi bir anne olmak da eğitimli olmak demektir. Kadının görevi çocuklarına ahlakı ve gelenekleri öğretmektir. Aileyi ayakta tutan kadınlar toplumları göğe yükseltebileceği gibi yerin dibine de batırabilir.Sinem BEREKETLİ ERDOĞANMayıs, 2011
Makedonya'dan Türkiye'ye göç eden Türklerin geçmişten günümüze taşınmış olan kültürel unsurları
Osmanlı Devletinin yüzyıllarca hâkimiyeti altında bulundurduğu, uyguladığı iskân politikası ile Türk nüfusunun giderek artış gösterdiği Balkanlar ve bazı Balkan devletleri Osmanlı Devletinin ikinci Viyana kuşatmasıyla beraber başlayan yıkılma sürecinde büyük göçlere ve gelişmelere sahne olmuştur. Balkanlardan göç etmek zorunda kalan bir ailenin çocuğu olarak Osmanlı'nın yitik kültürünü ve gizli arka bahçesini gözler önüne seren bu kültür üzerine yazdığım tezimde yer alan derlemeler, resimler ve bu kültürü taşıyan kelimelerden oluşan sözlüğümle ortaya konulmaya çalışmıştır. Tezimin birinci bölümünde göç olgusunun getirmiş olduğu çokkültürlülük, etnik köken, aidiyet ve çifte vatandaşlık gibi unsurlara değinilmektedir. İkinci bölümde Balkan yarım adası tarihi, coğrafyası, göçlerin tarihi oluş şekilleri ve sebepleri hakkında bilgiler yer almaktadır. Üçüncü bölümde Makodanyalı göçmenlerin yaşamları, kültürü ve gelenek görenekleri hakkında detaylı araştırmalar sonucunda elde edilen resimler bulunmaktadır. Son bölüm ise konu ile ilgili değerlendirmelerin yapıldığı ve çeşitli derlemelere ve gözlemlere yer verilmektedir.
Elif şafak'ın romanlarında kadın ve eğitim
Türkiye Türkçesinde tasviri fiiller ve fonksiyonları
Nebire Gıymatdinova'nın hikayeleri ve hikayelerdeki eğitimle ilgili unsurlar
Bu çalışma, bugünkü Türk lehçeleri içinde Tatar Türkçesinin günümüzdeki temsilcilerinden biri olan yazar Nebire Gıymatdinova'nın 1993 yılında Kazan'da yayımlanan ?Sihérçé? adlı eserindeki hikâyeleri esas alınarak hazırlanmıştır. Sovyet döneminde doğmuş, ilk eserlerini vermiş ve hâlen yazarlığa devam eden Nebire Gıymatdinova vasıtasıyla, büyük sosyal değişiklikler ve ideolojik arayış dönemi yaşayan Modern Tatar Edebiyatının genel özellikleri, geçirdiği değişim tespit edilmeye çalışılmış, Tatar edebiyatında ?kadın? meselesine değinilmiş ve halk eğitimine çok önem veren yazarın hikâyelerindeki eğitimle ilgili unsurlar belirlenmiştir. Eserlerinin toplandığı on iki kitabın yazarı, aynı zamanda Tataristan'da çıkan İdil dergisinin başyazarı olan, ele aldığı kalıcı temalar ve onları işleyiş tarzıyla halk arasında ün kazanan Nebire Gıymatdinova'nın Türkiye'de tanınması amaçlanmıştır. Üç temel bölümden oluşan tezin birinci bölümünde yazarın hayatı, yazarı hazırlayan sosyal ve edebî çevre, yazar hakkında yapılmış çalışmalar ve XX. yüzyıl Tatar edebiyatının genel özellikleri çeşitli kaynaklara dayanılarak değerlendirilmiş, metinlerin dil özellikleri incelenmiştir. İkinci bölüm 9 hikâyenin Tatar Türkçesi ve Türkiye Türkçesi metinlerinden oluşmaktadır. Üçüncü bölümde ise hikâyeleri oluşturan 3120 kelimelik bir metin sözlüğü yer almaktadır
Nevres-i Kadim Divanı ve indeks
Vasfi Divanı'nın tahlili
XVI. Asır nazire mecmualarında şiirlerine sık sık rastlanılan Vasfı, tezkirecüer tarafından övülmeye lâyık bir şâir olarak tanıtılmaktadır. Ancak kaynaklarda şâirin hayati hakkında verilen bilgiler oldukça azdır. Çalışmamızın konusuna Vasfî Dîvâns'nın tahlili oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Mehmed Çavuşoğlu'nun "Vasfı Dîvân -Tenkidli Basım-, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1980" adlı eseri esas alınmıştır. Vasfî Dîvânı "Din-Tasawuf", "Cemiyet", "İnsan", "Tabiat" adları altonda dört ana bölümde incelenmiş, şâirin şiirlerinde kullandığı unsurlar ve bu unsurları nerelerde, nasıl, hangi anlamlarda ve hangi ilişkiler içinde kullandığı tesbit edilmeye çalışılmıştır. Dîvân, bu dört ana başlık altında incelenmeden önce, şâirin hayatı, sanatı, dîvânda kullandığı atasözleri, deyimler, veciz ifadeler ve vezinler hakkında bilgi verilmiştir.
Cahit Zarifoğlu'nun şiirlerinde insan ve toplum
Cahit Zarifoğlu, şiirlerini zarifçe yazar. Onun şiirleri kendi iç dünyasını yansıtır. İnsana ve topluma bakış açısı da şairin düşünce felsefesi gibidir. İslamcı yapısı şiirinde örtülü bir şekilde tezahür eder. İnsanı iyi ya da kötü diye gruplandırırken bu yapıyı temel alır. Şairin çocuklara karşı ayrı bir duyarlılığı vardır. Çünkü o, çocukları toplumun geleceği olarak görür. Tüm çocuklar saf ve masumdur. Toplumun en küçük parçası olan çocukların yaradılışta Müslüman olduklarına inanır. Onları ebeveynleri bir kalıba sokar. Dünyanın herhangi bir ülkesinde zulüm gören çocukların feryadını şiirlerinden duyurur. Özellikle Müslüman çocukların gördüğü acıya tüm dünyanın seyirci kalıp susmasını kınar. Çocuklar; doğayla iç içe, analı-babalı, dedeli-nineli, oyun oynayarak, hayal kurarak yetiştiklerinde mutlu olurlar. Şair çocukların mutluluğunu oldukça önemser. Şiirlerinde çocukları gruplandırırken bunu kriter alır. Zarifoğlu'nun hayatında annesi çok önemli bir yere sahiptir. Şiirlerinde de anne olarak kadın ayrı bir değer görür. Olumlayarak anlattığı kadınlar, annedir ya da eştir. Sevgiliyken erkeğe acı veren kadın ancak erkeğinin yanındayken toplum içinde bir yer edinir. Onun şiirlerinde kadın tek başına bir öneme sahip değildir. Kadının misyonu; destekçisi olarak kocasının bir adım gerisinde bulunmak ve çocuklarına annelik yapmaktır. Modern hayattaki çalışan kadın imajını benimsemeyen şair, çalışan kadınların aile içindeki görevlerini yerine getiremeyeceğini savunur. Ataerkil aile düzenini benimseyen şairin şiirlerinde erkek, evin reisidir. Güçlü, kuvvetli, değerleri için savaşan, yüreği iman dolu, ailesini gözetip koruyandır. Hem fiziken hem ruhen sarsılmaz olarak anlattığı erkek tiplerinin olumsuz yönleri de vardır. Dünyayı karşısına alan erkek, onun şiirinde kadının aşkı karşısında eziktir. Şairin ince ruhu erkek tiplerine de yansır. Kadına şiddet uygulayan cani erkek tipini küçümseyerek anlatır. Bir erkeğin kadının naif ruhundan anlaması gerektiğini düşünür. Temelde çocuk, kadın ve erkekten oluşan toplum onun şiirinde genelde olumsuz bir çizgide yer alır. Çünkü toplum şaire göre İslami değerlerinden uzaklaştıkça yozlaşır. Modern hayatın toplumu dejenere ettiğini düşünür. Olumlayarak anlattığı toplum yapısı İslami kurallara göre, gelenekçi bir yaşam tarzıyla hayatını sürdürür. Bu çalışmamızın amacı insan ve toplumun Zarifoğlu'nun şiirlerine nasıl yansıdığını ortaya çıkarmaktır. Tümevarım yöntemini kullanarak çocuktan ebeveyne oradan da topluma doğru bir yol izledik. Genelde kapalı bir anlatıma sahip olan şair, hiçbir akıma dâhil olmadığından kendi kitaplarını okuyarak şiirlerini yorumladık. Çalışmamızı üç ana bölümde tamamladık. İlk bölümde Zarifoğlu'nun hayatı ve sanatına yer verdik. İkinci bölümde şiirlerine insanın nasıl yansıdığını irdeledik. Son bölümde de toplumun şiirlerinde nasıl yer aldığına değindik. Anahtar Kelimeler: Cahit Zarifoğlu, insan, Ģiir, toplum.
Şereflikoçhisar masallarının propp metoduna göre incelenmesi
Çağımızda teknolojinin hızlı bir şekilde ilerlemesi bizi biz yapan milli kültür unsurlarının saklanıp korunmasını güçleştirmektedir. Halk edebiyatı mahsulleri bu teknolojik gelişmeler sebebiyle kaybolmaya yüz tutmaktadır. Ankara‟nın uzak bir ilçesi olan Şereflikoçhisar, günümüzde halk kültürünün yaşatılmaya çalışıldığı bir bölgedir. Halk Edebiyatı sözlü mahsullerinden olan masal anlatma geleneği bölgede eskiden yoğun bir şekilde varlığını gösterirken günümüzde unutulmaya yüz tutmuştur. Dünya üzerinde masallar hakkında birçok çalışma yapılmıştır. Rus araştırmacı Vladimir Propp Masalın Biçimbilimi adlı çalışmasıyla olağanüstü masalların yapısını belirlemeye çalışmıştır. Peri masallarında bulduğu 31 fonksiyonu 100 kadar masala tatbik eden Propp, yeryüzündeki tüm masalların ortak bir yapıya sahip olacağını savunmuştur. Çalışmamızda bölgeden derleme yöntemi ile tespit ettiğimiz masalları Rus araştırmacı Viladimir Propp‟un Masalın Biçimbilimi adlı çalışmasıyla ortaya koyduğu Yapısalcı Kuram veya kendi adı ile anılan Propp Metoduna göre inceledik. Çalışmamızda Propp‟un 1985 yılında dilimize çevrilen Masalın Biçimbilimi adlı kitabını ve Propp Metodu‟nun Türk masallarına ilk uygulandığı çalışma olması sebebi ile Prof. Dr. Umay GÜNAY‟ın "Elazığ Masalları ve Propp Metodu" adlı doktora tezini esas aldık. Çalışmamızda Şereflikoçhisar‟daki masal anlatma geleneği ve oradan derlenenen masalların Vladimir Propp Metodu‟na göre incelenmesine yer verilmiştir.
Murat Menteş'in romancılığı
Murat Menteş, Çağdaş Türk Edebiyatında son zamanlarda önemli bir yer kazanan, bilenler tarafından kitapları çokça okunan bilmeyenler tarafından ise kitabevi raflarındaki kitap kapaklarına getirdiği yeni tarz ile ilgi çeken bir yazardır. Giriş kısmı ve altı ana bölümden meydana gelen bu çalışma Menteş'in eserleri üzerine yapılan ilk çalışmalardan olması itibariyle gelecekte yapılacak çalışmalara bir basamak olmayı amaçlar. Çalışmanın sınırlarını yazarın üç romanı oluşturur. Yedi adet kitabı bulunan Murat Menteş'in bu çalışmaya dâhil edilmeyen ikisi eseri şiir kitabı ve iki eseri de yazarın deneme kitaplarıdır. Bu çalışma; giriş, altı ana bölüm, sonuç, kaynakça ve röportajdan oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırmanın daha iyi olacağı düşünülerek araştırmanın kuramsal bir çerçevesi oluşturulduktan sonra ikinci bölümde yazarın hayatı, edebi kişiliği ve eserleri tanıtılmaktadır. Üçüncü bölümde romanlarında yapı derinlemesine incelerek yazarın roman tarzı hakkında bir fikir edinilmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde Murat Menteş'in romanlarını oluşturan temalar açıklanmaya çalışılarak beşinci bölümde yazarın romanlarında yer alan postmodern unsurlar incelenmiştir. Altıncı bölümde ise yazarın romanlarındaki dil kurgusu işlenerek yazarı dili üzerinde durulmuştur. Çalışmanın ek kısmında yazar ile yapılan röportaja yer verilmiştir. Çalışmanın sonunda yazar ile yapılan röportajda kendisinin üslubu, ilk yazıları, şiir kitapları ve romanları hakkındaki sorulara verdiği cevaplara yer verilmiştir.
Cumhuriyet sonrası kadın şairlerde deniz algısı
Bu çalışmada, Türk edebiyatının Cumhuriyet sonrasındaki evresinde yazın hayatını sürdüren, edebî kimliklerini kabul ettirme mücadelesi veren beş kadın şairin, Didem Madak, Lale Müldür, Gülten Akın, Nilgün Marmara, Birhan Keskin'in yaşamı, sanat anlayışı ve seçili şiirleri ele alınmış, kavram ve imge olarak "deniz" ile ilgili kullanımları değerlendirilmiştir. Birinci Bölüm olan Giriş kısmında, şairlerin şiir anlayışlarını besleyen kadın kimliği hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci Bölüm'de, denizin kavram alanına, mitolojideki yerine ve insan için önemine değinilmiştir. Üçüncü Bölüm'de kadın şairlerin hayatına ve şiir evrenine dair bilgiler aktarılmıştır. Dördüncü Bölüm'de ise kadın şairlerin "deniz" imgesi içeren şiirlerinin tahlili, deniz algısı üzerinden yapılmıştır. Tezin Sonuç kısmında deniz algısının şairlerdeki ortaklıklarına ve farklılıklarına değinilmiş, genel değerlendirmelerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Türk kadın şairler, şiir, deniz, imge.
Mecmu'atü'l-Eş'âr Süleymaniye Kütüphanesi Galata Mevlevîhânesi koleksiyonu 170 numaralı mecmua (143-217) inceleme-karşılaştırmalı metin
Bu tez çalışması Süleymaniye Kütüphanesi Galata Mevlevîhânesi Koleksiyonu 170 numara ile kayıtlı mecmuanın (s.143-217) incelenmesi ve transkripsiyonlu metninin hazırlanmasından oluşmaktadır. Metin hazırlanırken Mecmuaların Sistematik Tasnifi Projesi'nin (MESTAP) kurallarına dikkat edilmiş ve tablolar buna göre oluşturulmuştur. Çalışmamızda ilk olarak mecmua tanıtılıp burada yer alan şairlerin biyografilerine yer verilmiş; daha sonra ise şiirlerin transkripsiyonlu metni oluşturulmuştur. Bu şiirler akademik çalışmalarla karşılaştırılmış ve varsa bulunan farklar ortaya konulmuştur. Mecmuaya bakıldığında müstensihin şair seçimi 2 olup 15. yüzyıl ve 17-18. yüzyıllara ait 179 şiir bulunmaktadır. Çalışmamızın son kısmını ise sonuç bölümü, kaynakça, tıpkıbasım ve özgeçmiş oluşturmaktadır.
Sözcük anlam bilimi bibliyografyası
Bu çalışmanın konusu Türkiye'de sözcük anlam bilim alanında yayınlanmış makalelerin tespiti ve sözcük anlam bilimin konu başlıklarından hareketle anahtar kelimeleri açısından sınıflandırılmasıdır. Kapsamı bakımından özel, süre bakımından ise sistematik olarak hazırlanan bu çalışma literatür tarama ve doküman incelemesi yöntemi kullanılarak hazırlanmıştır. Literatür taramasında kullanılacak olan anahtar kelimelerin hiyerarşik yapısının düzenlenmesinde Doğan Aksan'ın "Anlambilim" adlı eserinden yararlanılmıştır. Eserin "Sözcük Anlambilimi" bölümdeki başlıklar ve başlıklar altında italik olarak vurgulanmış olan terimler literatür taramasında ana anahtar kelimeler olarak kullanılmıştır. Ana anahtar kelimelere göre tarama yapılırken tespit edilen eserlerde yer verilen diğer anahtar kelimeler de göz önünde bulundurularak ikincil anahtar kelimeler kapsamında çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırma 1971-2021 döneminde yayınlanan ve DergiPark üzerinden ulaşılabilir olan makaleleri kapsamaktadır. Bu çalışmayla sözcük anlam bilimi alanında Türkiye'de yayınlanmış olan makalelerin bir bütün olarak sistemli ve düzenli şekilde ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu çalışmayla sözcük anlam bilim alanında yapılmış çalışmaların bir araya getirilmesiyle araştırmacıların ilgilendikleri konu hakkında daha önce yapılmış yayınlara doğrudan ve zaman kaybetmeden ulaşabilecekleri ön görülmektedir. Çalışmanın bir diğer önemi de bu çalışmayla Türkiye'de yapılan sözcük anlam bilimi ile ilgili araştırmaların yoğunlaştığı alanların ortaya konulması, üzerinde çalışma yapılmamış ya da az sayıda çalışma yapılmış alanların belirlenmesi ve Türk sözcük anlam bilimi alanında çalışma yapılma ihtiyacı duyulan konuları belirlemektir. Böylelikle araştırma sonuçlarından Türk sözcük anlam bilimi üzerine yapılacak olan sonraki çalışmalarda yararlanılması beklenmektedir.
Hamhullah Hamdi'nin Yûsuf u Züleyhâ mesnevisinde arketipsel sembolizm açısından aşkın kemâle ulaşması
Konusunu Kur'ân'da geçen bir sureden alan Yûsuf u Züleyhâ mesnevileri, İslamî edebiyatta oldukça sevilmiş ve birçok şair tarafından yüzyıllarca kesintisiz bir şekilde tekrar tekrar yazılmıştır. Kur'ân'da nefsine yenik düşen Züleyhâ'nın Hz. Yûsuf'u elde etmek için giriştiği entrikaları ve Hz. Yûsuf'un bu entrikalar karşısındaki ahlaklı duruşunu anlatan bu kıssa, Müslüman şairler tarafından tasavvufî aşkın ve bu aşkın evrelerinin anlatıldığı, aşk ve güzellik yoluyla Allah'a ulaşma sürecinin işlendiği bir hikâye olarak ele alınmıştır. Tasavvufun nihai amacı olan insan-ı kâmil olma sürecinin konu alındığı bu mesnevilerdeki temel motifler ve süreçlerin, Jung psikolojisinin nihai hedefi olan bireyleşim süreciyle örtüşen hususlar barındırır. Tasavvufta, salikin Allah'a ulaşmak amacıyla yaptığı içsel yolculuk ile bireyin bireyleşim yolunda karşılaştığı engeller ve sınavlar; Campbell'ın, mit ve destanlarda sistemleştirdiği arketipler ile amaç ve kapsam bakımından uyuşan özelliklere sahiptir. Çalışmada Carl Gustav Jung'un Analitik Psikolojisi bireyin ben olma, bireyleşim yolunda ilerlemesi amaçlı çalışmasının temel noktalarından olan arketipler aracılığıyla, arketipsel sembolizm bağlamında Hamdullah Hamdî'nin Yûsuf u Züleyhâ mesnevisi incelenmiş, Campbell ve Jung'un uyguladığı uygulamalardan yola çıkarak arketipsel olarak 'ayrılma, sınanma, dönüşüm' disipliniyle ele alınmıştır.
Adnan Binyazar'ın hayatı, sanatı ve eserleri
Çağdaş Türk edebiyatının üretken yazarlarından biri olan Adnan Binyazar, 1965'ten bu yana deneme, roman, öykü, çocuk edebiyatı ve araştırma-inceleme sahasında birçok eser vermiştir. Ancak bu üretkenliği ölçüsünde bir tanınırlığa sahip değildir. Binyazar'ın, Türk edebiyatına kazandırdığı otuzdan fazla eserle kapsamlı bir incelemeyi gerektiren nitelikli yazarlardan biri olduğunu söylemek gerekir. Yaşantısını sanatının odağına yerleştiren Binyazar, yazarlık kariyerine 1965 yılında "Tohum" adlı öyküyle başlar. Yayımladığı romanların ve aldığı çeşitli edebiyat ödüllerinin ardından bir nebze de olsa adından söz ettiren Binyazar, kurgu ve gerçek arasında ilerleyen bir sanat anlayışına sahiptir. Kurmacayı otobiyografik öğelerle harmanlayan yazarın eserlerinde, ben dilinin kullanımı ekseninde özyaşamöyküsel olay ve durumların sıklıkla işlendiği görülür. Genellikle sıradan insanların hayatlarına odaklanan roman ve öykülerinde, bireyin toplum içindeki yeri, beklentileri, duygu ve düşünceleri ile karşılaştığı sorunlar konu edinilmiştir. Buna bağlı olarak eserlerinde yoksulluk, ölüm, aşk, çocukluk, yalnızlık, karamsarlık ve sevgi gibi ortak temalar toplumsal ve bireysel ölçekte eleştirel bir tutumla işlenmiştir. Kurgusal metinlerin temel yapısını oluşturan olay örgüsü, zaman, mekân ve şahıs kadrosu gibi unsurlar, Binyazar'ın eserlerinde organik bir düzene ve bütünlüğe sahiptir. Çalışmada, çocuk edebiyatı sahasında kaleme aldığı üç roman, bir biyografi, masal ve hikâye kitapları ise kurgu, olay örgüsü, kişiler, iletiler, tema, dil ve anlatım ile temel eğitim ilkeleri başlıkları altında incelenmiştir. Hayatı, sanatı ve eserleri bağlamında yapılan bu inceleme sonucunda Adnan Binyazar'ın Türk edebiyatı içindeki yeri saptanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Adnan Binyazar, çocuk edebiyatı, deneme, masal, otobiyografi, öykü, roman.
Refet Avni ve Süleyman Bahri'nin resimli Müntehabât-ı Edebiyye adlı antolojisinin çeviriyazı ve incelemesi
Antoloji kelimesinin kökeni ve anlamı hakkındaki görüşlere bakıldığında kaynakların üzerinde birleştiği izah; şiir veya nesir parçalarının derlenerek bir araya getirildiği bir tür kaynak eser şeklindedir. Bu eserler; Eski çağlardaki edebiyatın, bilimin ve sanatın günümüze kadar ulaşması açısından bir aktarım görevi üstlenmiş kütüphane niteliğindeki kaynaklardır. Bu değerli türlerden biri de Refet AVNİ ve Süleyman BAHRİ tarafından hazırlanan Resimli Müntehabât-ı Edebiyye adlı antolojidir. Tanzimat ve Servet-i Fünûn Dönemi yazarlarını bir araya toplayan bu eser resimli olması yönüyle diğer antolojilerden ayrılmaktadır. 1911 yılında hazırlanan bu antolojik eser; Tanzimat ve Servet-i Fünûn Devri'nde yaşayan toplam yirmi üç şair ve yazarın biyografik bilgileri, edebi ve siyasi kişilikleri, aile ve eğitim bilgileri, bulunmuş oldukları devlet yönetimindeki görevleri, etkilendikleri şair ve yazarları, dil ve üslup özellikleri ile yabancı dil bilgileri hakkında bilgileri ihtiva etmektedir. Şinasi ile başlayıp Celal Sahir ile biten bu eserimizde konu alınan yazar ve şaire ait olmak üzere doksan üç şiir türünde, on iki roman-hikâye türünde, on tiyatro türünde, dokuz mektup-hatırat türünde, on beş mensur şiir türünde, altı gezi yazısı türünde ve yirmi iki makale-deneme türünde olmak üzere toplamda yüz altmış yedi örnek edebi parça yer almaktadır.
Derleme Sözlüğü'ndeki tarımla ilgili sözcüklerin sınıflandırılması
Derleme Sözlüğü'ndeki Tarımla İlgili Sözcüklerin Sınıflandırılması" adlı çalışmamızda Derleme Sözlüğü'nde bulunan tarımla ilgili sözcükler bulunarak, kendi içinde dört bölüme ayrıldı. Birinci bölüm tarımla ilgili fiiller, kendi içinde fiiller ve birleşik fiiller olmak üzere sınıflandırılıp kullanım yöreleri gösterildi. İkinci bölümde tarımla ilgili isimler, kendi içinde sınıflandırılıp kullanım yöreleri gösterildi. Üçüncü bölümde tarımla ilgili fiilimsiler, kendi içinde sınıflandırılıp kullanım yöreleri gösterildi. Dördüncü bölümde ise yazılışları ve anlamları aynı olan tarımla ilgili yabancı sözcüklerin hangi dilden dilimize geldiği ve kulanım yöreleri gösterildi. Sonuç bölümünde elde edilen veriler sayısallaştırılarak çıkarımlarda bulunuldu.
Mitik tefekkür açısından Orhun Abideleri'nde mekânlar
Türklerin bilinen ilk yazılı kaynağı olarak kabul edilen eser Orhun Abideleri'dir. Orhun Abideleri adı ile bilinen Kül Tigin, Bilge Kağan ve Tonyukuk abideleri bu tez altında incelenmiştir. Çalışmada mitik tefekkür açısından incelenen Orhun Abideleri'nde mekânlar ele alınmıştır. Bu çalışma için Muharrem Ergin'in "Orhun Abideleri" adlı eserinin 45. baskısı esas alınmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde II. Köktürk dönemi ve Orhun Abideleri hakkında bilgiler verildikten sonra ikinci bölümünde Türklerde var olan mitik tefekkür düşüncesinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde abidelerde tespit edilmiş olan deniz, nehir, göl, dağ, orman, ova, vadi, ülke adları, şehir adları ve diğer mekânlar olarak tasnif edilen mekânlar mitik tefekkür düşüncesi açısından analiz edilmiş ve bölümsel sonuçlara yer verilmiştir. Dördüncü bölümde ise analiz edilen mekânların genel olarak mitik tefekkür bağlamında karşılaştırmalı olarak değerlendirmesi yapılmıştır. Bu çalışma neticesinde abidelerde yer alan mekân unsurlarının tespiti, günümüzdeki konumu ve mitik tefekkür açısından atalarımızın bize bıraktığı anlam boyutu irdelenmiş ve ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu çalışma ile Türk kültür hazinesine bir katkıda bulunulmak istenmiş ve Türk düşünce sisteminin kültür ve medeniyet dairemizde hâlâ devam ettiği gerçeğine dikkat çekilmek istenmiştir.
Türk mutfak kültüründe çorba
Türkler Orta Asya'dan Anadolu topraklarına gelirken kendi yemek alışkanlıklarını da beraberinde getirmişlerdir. Anadolu'ya gelirken göç yolları üzerinde karşılaştıkları değişik kültürlerin yeme-içme unsurlarını da kendi bünyelerine uyarlamışlardır. Bununla birlikte Anadolu'nun tarihi süreç içinde edinmiş olduğu zengin mutfak kültürü Türklerin yeme-içme alışkanlıklarına etki etmiştir. Gerek coğrafi konum, gerek iklim, gerekse bitki çeşitliliği Türklerin yeme-içme alışkanlıkları üzerinde ister istemez Orta Asya bozkır yaşantılarındaki yeme-içme alışkanlıklarına farklılaşarak değişime neden olmuştur.Osmanlı ve Anadolu beyliklerinin yerleşik düzen kurdukları topraklarda tarih öncesinde yaşayan insan toplukları dünya mutfak kültürünün ortaya çıkmasındaki ilk ürünlerini ortaya koymuşlardır. Günümüz anlayışına göre ilkel sayılsa da Osmanlı döneminden binlerce yıl öncesi Anadolu'da insanlığın ?yeme-içme? ile ilgili ilk deneyim ve tecrübeleri edinilmeye başlamıştı. Bu deneyim ve tecrübeler Osmanlı mutfak kültürünün zenginleşmesine katkı sağlamıştır.Türk mutfağında olduğu kadar dünya mutfaklarında da çorbaların önemli yeri olduğunu görüyoruz. Özellikle Türk mutfak kültürü açısından bakacak olursak ?çorba? diğer mutfak kültürlerinden farklı olarak Osmanlılarda egemenlik imgesi olması yönüyle ayrı bir önem arz etmektedir. Orta Asya Türk yeme-içme alışkanlıkları arasında bulunan Toyga aşının, yani yoğurtlu yarma çorbasının günümüzde de tüketiliyor olması Türk mutfak kültürünün kökü Orta Asya'ya dayanan güçlü bir geleneğe bağlı olduğunun kanıtıdır.Çorba, Türk mutfak kültürünün en önemli besin maddesi olmasının ötesinde Türk siyasi tarihinde yüklendiği işlev bakımından önemini ortaya koymaktadır. Öyle ki; Orta Asya Türklerinde eski bir adet olan ?potlaç?, ?yağma? geleneğinin işlevi Osmanlılarda yeniçeri ocaklarında ?çorba içme? adetlerinde kendini göstermektedir. Bu bakımdan çorba Türk tarihinde bir egemenlik, bir meşrutiyet, bir statü imgesi olmuştur. ?Çorba? da ortaya çıkan köklü bir mutfak kültürünün var olması Fransız entelektüeli olan Revel'in Fransız mutfağı haricindeki mutfakların Fransız mutfağının marjinal sapması olduğu savını derinden sarsmaktadır.Günümüzde de bilhassa Anadolu'nun birçok yöresinde çorba, sosyal hayatın bir parçası olmaya devam etmektedir. Hemen hemen tüm Anadolu köylerinde kışa hazırlık olarak tarhana yapılır. Tarhana yapımı köylerde kadınlar arasında hem bir dayanışma hem de bir sosyal iletişim aracı olarak kendini göstermektedir. Bu bağlamda ?çorba? nın sosyal hayatta oynadığı rol mideye hitap etmesinden öte insan ilişkilerinde kaynaştırıcı bir işlev görmektedir. Hızlı kentleşme ve küreselleşmeyle birlikte insanların yaşam biçimlerin değişmesi alışkanlıklarının da değişmesini beraberinde getirmektedir. Bu değişim kuşkusuz halk içinde geleneksel çorbaların yapım süreçlerinin unutulması bakımından olumsuzluk oluşturmaktadır.
Sınırları aşmak: Türk modernleşmesi bağlamında kadın karakterlerin kocalarını aldattığı romanlar üzerine bir inceleme
Bu çalışmada Osmanlı-Türk edebiyatında Müslüman kadın karakterlerin kocalarını aldatmalarının merkezî bir yer tuttuğu romanlar incelenmiştir. Tezde evlilik cinsel birleşmenin yalnızca eşler arasında gerçekleşeceğini güvence altına alan bir sözleşme ve aldatma, bu sözleşmenin belirlediği sınır(lar)ı aşma anlamında ele alınmıştır. Buna göre tezin odağında Halit Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu (1900), Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Sevda Peşinde (1910), Ercüment Ekrem Talu'nun Sabir Efendi'nin Gelini (1921), Salâhaddin Enis Atabeyoğlu'nun Zaniyeler (1924) ve Adalet Ağaoğlu'nun Ölmeye Yatmak (1973) romanları yer almaktadır. Tezde farklı tarihsel koşullarda yazılan bu romanlar, kocasını aldatan kadın karaktere yöneltilen tutum, aldatmanın nedenleri ve sonuçları açısından ele alınmış ve modernleşme süreçlerine koşut olarak bunların bir romandan ötekine farklılık gösterip göstermediği tartışılmıştır. Tezin ilk bölümünde Halit Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu ve Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Sevda Peşinde romanları irdelenmiştir. Romancılık anlayışı bakımından birbirlerinden farklı tutumlar benimseyen bu iki yazarın, kadın aldatmasını benzer bir yaklaşımla ele aldıkları gösterilmiştir. Buna göre, her iki romanda kadın karakter karşısında değişken bir tutum söz konusudur. Başlangıçta kadın karakterlerin kocalarını aldatmalarının haklı gerekçeleri olduğunu gösterme, dolayısıyla onlara karşı bir anlayış uyandırma çabası dikkati çekerken, aldatmanın gerçekleşmesinden sonra kadın karakterlerin olumsuzlandığı görülür. Romanın sonunda cezalandırmanın gerçekleşmesiyle bu olumsuz tutum sona erer ve kadın karakterler "kader kurbanları" olarak konumlandırılır. Tezin ikinci bölümüde Ercüment Ekrem Talu'nun Sabir Efendi'nin Gelini, Salâhaddin Enis Atabeyoğlu'nun Zaniyeler ve Adalet Ağaoğlu'nun Ölmeye Yatmak romanları irdelenmiştir. Tezin ilk bölümünde incelenen romanlarda aldatmanın insan doğasına atfedilen gerekçelerle ilişkilendirilmesine karşılık, bu bölümde incelenen romanlarda kültürel gerekçelerle ilişkilendirildiği gösterilmiştir. Böylece imparatorluktan modern-ulus devlete geçişte, kadın aldatmasının ele alınış biçiminde bir dönüşüm olduğu vurgulanmıştır. Tezin üçüncü bölümünde, aldatma üçgeninde yer alan erkek karakterler üzerinde durulmuştur. Kocasını aldatan kadın karakterlerin değişen konumlarına karşılık, aldatılan koca imgesinde bir sürekliliğin olduğu saptanmıştır. Buna göre tezde ele alınan romanlarda aldatılan kocalar, daima karılarının kendilerini aldatmalarına yol açacak bir zafiyet içinde kurgulanmaktadırlar. Karılarının birlikte olduğu öteki erkekler ise onların bu zafiyetlerini, olumsuz yönlerini daha da görünür kılmaya aracılık ederler. Bu bağlamda aldatılan koca ve öteki erkek imgeleri, R. W. Connell'in "hegemonik erkeklik" kavramı çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Edirneli Nazmî'nin şiirlerinde mekân
Mekân, edebiyatın en önemli ögelerindendir. Yazarlar, şairler duygu ve düşüncelerini okuyucuya aktarırken mekândan yararlanmak zorundadır. Bu çalışmada 16. yüzyıl klâsik Türk edebiyatı şairlerinden Edirneli Nazmî'nin Dîvân'ındaki mekânlar belirlenmiş, şairin belirlenen bu mekânları şiirlerinde kullanma amaçları saptanmış ve mekânların şairin şiirlerine olan etkisi incelenmiştir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde mekânın tanımı yapılarak mekân çeşitlerinin ortaya çıkış sürecine ve mekân-edebiyat ilişkisine değinilmiştir. İkinci bölümde şairin, şiirlerinde kullandığı mekânlar ve bu mekânları kullanma amaçları açıklanmıştır. Edirneli Nazmî, dünya hayatının geçiciliği vurgulamak, fikirlerini ve hislerini somutlaştırmak, soyut kavramları somutlaştırmak veya kullandığı söz sanatlarını zenginleştirmek için mekânlardan faydalanmıştır. Mekânların, şairin duygu ve düşüncelerini okuyucuya iletme hususunda etkin rol oynadığı görülmüştür.
Mecmûa'-i İrfan Paşa
Bu çalışma, 19. yüzyılda yaşamış Osmanlı Devlet adamlarından İrfan Paşa'nın tek eseri olan Mecmû`a-i İrfan Paşa'nın incelenmesi ve transkripsiyonunu içermektedir. 19. yüzyıl, Osmanlı Devleti'nin sosyal, siyasal ve kültürel anlamda büyük değişim yaşadığı bir dönemdir. İrfan Paşa ve eseriyle ilgili herhangi bir araştırma yapılmaması, bizi bu çalışmayı yapmaya sevk etti.Üzerinde çalıştığımız eserin matbu bir nüshasını Millet Kütüphanesinden temin ettik. Yaptığımız araştırmada, elimizde bulunan matbu nüshadan başka herhangi bir yazma nüshaya rastlamadık. Çalışmamız, devir-şahsiyet-eser ekseninde ele alınmıştır. İrfan Paşanın hayatını, devlet adamlığını, edebi kişiliğini ve Mecmû`a-i İrfan Paşa adlı eserini tanıtmaya çalıştık. Şekil ve içerik yönünden manzumelerin üzerinde durmayı uygun gördük. İrfan Paşa'nın şiirlerinin yanı sıra devrin ileri gelen devlet adamlarına yazmış olduğu mektupları da transkripsiyon alfabesiyle yeniden yazdık. Çalışmamızın son bölümüne de eserin tıpkıbasımı eklenmiştir.
Yaşar Kemal'in Tek Kanatlı Bir Kuş adlı eserinde söz dizimi
Dil, bireylerin düşünce dünyalarını anlamlandırmalarını ve duygularını başkalarıyla paylaşmalarını mümkün kılan temel bir toplumsal olgudur. Bu olgu aracılığıyla insanlar, içinde yer aldıkları toplumun kültürel kodlarını, tarihsel deneyimlerini ve ortak hafızasını süreklilik içinde sonraki kuşaklara aktarırlar. Bu aktarımın gerçekleştiği en işlevsel dilsel birimlerden biri cümledir. Cümle bilgisi, dil bilgisinin ana konularından biri olarak, bir dilin anlam örgüsünü ve anlatım gücünü doğrudan etkiler. Bu çalışmada Türkçenin cümle yapısına katkı sağlamak amacıyla, Yaşar Kemal'in Tek Kanatlı Bir Kuş adlı romanı söz dizimi bakımından incelenmiştir. Türkçeyi son derece yaratıcı, zengin ve canlı bir biçimde kullanan, Anadolu insanının sesi olarak kabul edilen Yaşar Kemal; halk söyleyişlerini evrensel bir üslupla birleştirerek kendine özgü bir anlatım tarzı geliştirmiştir. Bu yönüyle yazarın dili, hem ulusal hem de evrensel ölçekte dikkat çekici bir anlatım gücüne sahiptir. Tezde yazarın söz konusu romandaki cümle kuruluşları, cümle türleri ve anlatım biçimleri çözümlenmiş; dil ve üslup özellikleri ortaya konmuştur. Çalışma giriş, cümle ve cümle türleri, cümle tahlilleri, sonuç ve değerlendirme olmak üzere dört bölümden meydana gelmektedir. Giriş bölümünde Yaşar Kemal'in hayatı, edebî kişiliği ve eserlerine, birinci bölümde cümle ve cümle türlerine, ikinci bölümde cümle tahlillerine, üçüncü bölümde ise sonuç ve değerlendirmeye yer verilmiştir.Her başlıkta dilcilerin konuyla ilgili görüşlerine değinilmiştir. Konuyla ilgili görüş ve değerlendirmeler sonuç ve değerlendirme kısmında belirtilmiş ve elde edilen sayısal verilerle grafikler de bu bölüme eklenmiştir. Çalışma boyunca yararlanılan kaynaklara son bölümde "Kaynaklar" kısmında yer verilmiştir. Tek Kanatlı Bir Kuş'un cümle bilgisi yönünden incelendiği bu çalışma, Yaşar Kemal'in dil işçiliğini ve Türkçenin anlatım gücünü ortaya koyarken yazarın kullandığı cümle türleri hakkındaki değerlendirmeleri içermektedir.
Ahmet Ümit romancılığı
Tezin amacı, Ahmet Ümit'in bütün romanlarını belirli bir bakış açısı ve yöntemle ayrıntılı bir şekilde ortaya koymaktır. Tez, giriş ve sonuç bölümleri hariç üç bölümden oluşur. Tezin birinci bölümünde Ahmet Ümit'in hayatı, edebi kişiliği ve eserleri ile ilgili genel bilgiler sunulmuştur. Yaşayan, genç kuşak yazarlardan olan Ahmet Ümit, polisiye roman türünün başarılı, üretken yazarlarındandır. Tezin ikinci bölümü, ana bölümü oluşturur. Burada, Ümit'in on iki romanı, Şerif Aktaş'ın Roman İncelemesi 'ne Giriş adlı eserinde önerdiği roman çözümleme yöntemine göre, ayrıntılı bir şekilde tahlil edilmiştir. Tezin üçüncü bölümü, on iki romanın benzerlik ve farklılıkları ortaya koyan bir sonuç bölümü niteliğindedir.