
376
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
İç ve dış tehditler kapsamında ulusal güvenlik politikası oluşumu: Türkiye örneği
Bu çalışmada "İç ve Dış Tehditler Kapsamında Ulusal Güvenlik Politikası Oluşumu" konusu, "Türkiye Örneği" bağlamında araştırılmaktadır. Ulusal güvenlik kavramı, bütün devletlerin politikaları açısından referans olarak görülen üst düzey bir politika olmaktadır. Bu çerçevede devletlerin güvenlik politikalarıyla dış politikalarını belirlemede önemli bir etken olan iç ve dış tehditler ile ulusal çıkarlar yakın bir ilişki içindedir. Bir devletin iç ve dış güvenliğini uluslararası kapsamda sağlayabilmesi ve muhafaza edebilmesi için hem yurt içinde hem de yurtdışında güvenlikle ilgili faaliyetlerini etkin bir şekilde yürütmesi gerekmektedir. Ulusal güvenlik, bir ülkede, bağımsızlığı, egemenliği ve toprak bütünlüğünü kapsayan askeri tedbirleri gerektiren faaliyetleri içine almaktadır. Neoliberal küreselleşmenin hakimiyetinin söz konusu olduğu günümüz dünyasında ise ulusal güvenlik, daha geniş bir kapsama alanına sahiptir. Ulusal güvenlik artık sadece askeri boyut dışında ülkelerin ekonomik, siyasi, çevresel ve toplumsal güvenliğini tanımlayan bir kavram haline gelmiştir. Türkiye soğuk savaş dönemlerinde ulusal güvenliğini NATO ve NATO'ya bağlı örgütler aracılığıyla sağlamak durumunda kalmıştır. Türkiye'nin ülkelerarası konumu itibariyle güvenlik konusunda en iyi noktada olması gerekmektedir. Dolayısıyla böylesi önemli bir konuda bilimsel çalışmaların yapılması ile ülke güvenliğine önemli katkılar sağlanabileceği düşüncesi, bu çalışmanın yapılmasına teşvik edici en önemli sebeplerden birisi olmuştur. Neo-liberal küreselleşme sürecinin gelişmesiyle birlikte Türkiye geleneksel ulusal güvenlik politikalarından uzaklaşarak, yeni güvenlik politikalarını izleme durumunda kalmıştır. Bu çalışmada, ulusal güvenlik politikalarının oluşmasında küreselleşmenin etkilerinin neler olduğu ve Türkiye'nin ulusal politikalar oluştururken dikkate aldığı hususlar analiz edilmiştir.
Hedonik ve faydacı tüketim eğilimi ile tüketicilerin algıladığı kıtlığın plansız satın alma davranışı üzerindeki etkileri
Günümüzde tüketiciler alışverişlerini sadece rasyonel faydalar elde etmek için değil aynı zamanda alışverişten haz almak, mutlu olmak ve duygusal anlamda tatmin olmak isteme gibi nedenlerle de yapmaktadırlar. Tüketiciler diğer insanlardan farklı olmak ister. Şirketler ise bilinçli olarak tüketicilerde kıtlık algısı oluşturarak tüketicilerin ani satın alma kararı vermelerini amaçlar. Bu çalışma tüketicilerin plansız satın alma kararı vermelerinde hangi nedenlerin (hedonik, faydacı, kıtlık algısı) etkisi olduğunu araştırarak literatüre bu konuda katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, tüketim kavramı, tüketici davranışları ve tüketici davranışlarını etkileyen faktörler araştırılmıştır. İkinci bölümde hedonik ve faydacı tüketim, kıtlık algısı ve plansız satın alma kavramları ile yapılan çalışmalardan bahsedilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise, araştırmanın amacı ve literatür taraması ile birlikte araştırma modeli geliştirilmiştir. Geliştirilen modeli test edebilmek için 2021-2022 yılları arasında Marmara Bölgesi'nde kartopu örnekleme modeli ile seçilen yüz yüze ve çevrimiçi olarak dağıtılan 441 adet tüketiciden toplanan anketlerden, 403 adet anket değerlendirmeye alınmıştır. Toplanan veriler, SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda hedonik tüketim ve kıtlık algısının plansız satın alma davranışının ani karar verme ve duygusal tutum boyutlarının her ikisi üzerinde pozitif etkili olduğu bulunmuştur.
Hizmet sektöründe hibrit çalışanların iş aile yaşam dengesi ve motivasyon düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Hibrit çalışma, hem ev hem ofisten çalışan bireylerin uyguladığı bir çalışma stilidir. İş-aile-yaşam dengesi, hibrit çalışan bireylerin motivasyon düzeyleri üzerinde oldukça etkilidir. Bu çalışmada, hizmet sektöründe hibrit çalışan bireyler kapsamında iş-aile-yaşam dengesi ve motivasyon düzeyleri birlikte değerlendirilmiştir. Analizlerde ampirik model kullanılmıştır. Araştırma on sekiz yaş ve üzeri yetişkin bireylere belirli ölçekler aracılığıyla çevrimiçi anket formu şeklinde uygulanarak yapılmıştır. Araştırma evrenini 102 kadın (%50,5), 100 erkek (%49,5) olmak üzere 202 adet hizmet sektöründe hibrit çalışan kişiler oluşturmaktadır. Çalışmada, "İş-Aile-Yaşam Dengesi Ölçeği", "Yetişkin Motivasyon Ölçeği", ve demografik form kullanılmıştır. Araştırmanın değişkenleri arasında bir ilişki bulunmazken işin aileye olumsuz etkisi ile ailenin işe olumsuz etkisi arasında düşük orta düzeyde pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur.
Toksik liderliğin örgütsel itaat aracılığıyla üretkenlik karşıtı iş davranışı ve işten ayrılma niyeti üzerine etkileri
Bu çalışmada toksik liderliğin örgütsel itaat aracılığıyla üretkenlik karşıtı iş davranışı ve işten ayrılma niyeti üzerine etkileri anket yöntemi ile analiz edilmiştir. Ankette İstanbul ilinde hizmet sektöründe yer alan ve idari çalışan, orta düzey yönetici, üst düzey yönetici ve işletme sahibi statüsünde bulunan toplam 501 çalışana toksik liderlik, örgütsel itaat, üretkenlik karşıtı iş davranışı ve işten ayrılma niyeti başlıkları altında sorular sorulmuştur. Elde edilen verileri analiz etmek üzere korelasyonu analizi, regresyon analiz ve yorumlanması yapılarak araştırma hakkında somut bilgiler açıklanmıştır. Bu amaçla toplanan veriler analiz edilmiş ve ilgili literatüre bazı katkılarda bulunulmuştur. Çalışmanın bulguları incelendiğinde, toksik liderliğin kısmi olarak işten ayrılma niyetini etkilediği; örgütsel itaatin, işten ayrılma niyeti üzerinde kısmi etkisinin olduğu ve yönetimin kötü davranış biçiminin örgüt üyelerinin işten ayrılma niyeti üzerinde bir etkiye sahip olduğu görülmektedir.
Örgütsel iletişimin ve algılanan örgütsel desteğin örgütsel değişime direnç üzerindeki etkisi
Piyasalardaki rekabetin artması örgütlerin değişimler yapmasına neden olmaktadır. Bu değişimler bazen küçük bazen de büyük değişiklikler olmaktadır. Değişimin boyutu her ne olursa olsun, değişime karşı dirençler oluşabilmektedir. Çalışanların değişime direnç göstermesini engellemek için yapılan araştırmalar örgütlerde iletişimi önemli bir faktör olarak sunmaktadır. Bu araştırma kapsamında örgütlerde örgütsel iletişimin değişime dirence etkisini ve bu etkide algılanan örgütsel desteğin aracılık rolünün tespit edilmesi amaçlanmaktadır. Araştırma sonucunda çalışanların değişime dirençlerini etkileyen faktörlerin tespit edilmesi yönünden önemli bulgulara ulaşılması beklenmektedir. Araştırmanın örneklemi, İstanbul ilindeki bir Vakıf Yükseköğretim kurumunda görev yapan 560 akademik ve idari personelden oluşmaktadır. Araştırmanın örnekleminin belirlenmesinde basit tesadüfi örnekleme tekniği kullanılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında anket formları kullanılmıştır. Veriler SPSS 25 Paket Programı ve SPSS Process 2.16 makrosu vasıtasıyla analiz edilmiştir. Analizlerde faktör analizi, güvenilirlik analizi, tanımlayıcı istatistikler, korelasyon ve aracılık analizi uygulanmıştır. Çalışma sonucunda örgütsel iletişimin algılanan örgütsel desteği pozitif yönde etkilediği ve örgütsel iletişimin değişime direnci azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. Örgütsel desteğin değişime dirence etkisi ise anlamlı değildir. Araştırmanın sonucuna göre örgütsel iletişimin değişime dirence etkisinde örgütsel desteğin anlamlı bir etkisi bulunmamaktadır. Araştırma sonunda bulgular yorumlanarak gelecek araştırmacılara öneriler sunulmuştur.
Vergi kanunları ile yürütme organına tanınan vergi oranına ilişkin yetkilerin Anayasa karşısındaki durumu
Çağdaş hukuk devletlerinin en önemli amaçlarından biri, devletin kamusal gücünün anayasalara uygun bir biçimde kullanılmalarını sağlayacak düzenin oluşturulmasıdır. Bu nazarla, yasama erkinin de anayasaya uygun biçimde kullanılması, aksi halde, yasama işlemlerinin muhtelif müeyyidelere tabi tutularak anayasaya uygunluğun sağlanması gerektiği açıktır. Bu hâl, yasama organının en mühim yetkilerinin başında gelen "vergilendirme yetkisi" söz konusu olduğunda daha da önemli duruma gelmektedir. Çünkü vergiler, çağdaş hukuk ilkelerini benimsemiş devletlerde, amme hizmetlerinin finansmanında başvurulan asli ve en kıymetli kaynaktır. "Hukuk devleti ilkesinin" gereği olarak; mükelleflerin pek çok temel hakkına doğrudan dokunabilen verginin temel unsurlarıyla ilgili tensikatın, anayasal bir kural olan "verginin kanuniliği ilkesi" gereği mutlak suretle yasalarla yapılması gerekmektedir. Söz konusu kanunların temel hak ve özgürlüklerin garantisi olan anayasaya uygunluğunun sağlanması gerekir. Bu çalışmada vergi kanunları ile yürütme organına tanınan vergi oranına ilişkin yetkilerin anayasa karşısındaki durumunu, vergi tarihini, anayasal sistemde verginin rolünü irdeleyeceğiz.
Makine öğrenmesi yöntemleri ile diyabet hastalığı tahminleme
Günümüzde pek çok alanda yaygın olarak kullanılan yapay zeka, insanların karmaşık sorunları daha kolay ve hızlı çözümlemelerine yardımcı oluyor. Yapay zeka, insan zekasını taklit ederek, topladığı veriler aracılığıyla öğrenip, kendini geliştirebiliyor ve yenilik yapabiliyor. Sağlıkta alanında da yaygın olarak kullanılan makine öğrenimi teknikleri, erken teşhis ve yerinde teşhis sağlayarak, kolaylıklar sunmaktadır. Bu çalışma kapsamında, Spyder aracı üzerinde Python programlama dili kullanılarak, Logistic Regression, XGBoost, Naive Bayes, En Yakın Komşu, Destek Vektör Makineleri, Karar Ağacı gibi yaygın makine öğrenmesi teknikleri Diyabet verisine uygulanmış ve şeker hastalığı tespiti yapılmıştır. Diyabet hastalığı tespiti için makine öğrenimi yöntemleri uygulanıp, karşılaştırılarak, erken teşhis ve gelecekte teşhis öngörüsü için en etkili yöntemler belirlenmiştir. Bu çalışmanın amacı, toplam 768 hastadan toplanan verilere yapay zeka algoritmalarını uygulayarak, bu tekniklerden elde edilen sonuçlar kıyaslanmış, diyabet teşhisini en yüksek doğruluk oranında sağlayan algoritmanın bulunmasını kapsamaktadır. Bu tezde kullanılan yapay zeka algoritmaları Lojistik Regresyon, KNN, XGBoost, Naive Bayes, Rastgele Orman, Destek Vektör Makineleri, Karar Ağacı'dır. Algoritmalardan elde edilen sonuçlar kıyaslandığında en yüksek doğruluk oranı %96 ile Rastgele Orman ve KNN algoritması ile elde edilmiştir.
Makine öğrenmesi yöntemi ile eğitim başarısının tahmini modeli
Günümüzde makine öğrenmesi yöntemleri etkin bir biçimde kullanılarak pek çok alanda yüksek performanslar göstermiştir. Çeşitli sektörlerde son yıllarda daha da yaygınlaşmaya başlamıştır. Makine öğrenmesini modellerinden elde edilebilecek başarılarla birçok sorun öngörülüp çözüme ulaştırılabilir. Bu çalışmadaki amaçta, ortaokul öğrencileriyle yapılan anketten toplanan verilerle eğitim başarısının tahminini yapacak bir makine öğrenmesi modeli ortaya koymak ve öğrenciyi etkileyebilecek faktörlerinin önüne geçebilmektir. Anket soruları, öğrencinin başarısına tesir edebilecek etkenler araştırılarak oluşturulmuştur. Çalışma kapsamında, çeşitli ortaokullarda eğitim gören 520 farklı öğrenciden kişisel verilerin korunması kanunu kapsamında 13 sorudan oluşan anket aracılığıyla veri toplanmıştır. Bu veriler hiçbir kurumla paylaşılmamış olup, gizliliği korunmuştur. Veri seti incelenerek bazı manipülasyon, ön işleme, görselleştirme işlemlerinden geçirilmiş , K-Nearest Neighbor (K-NN) , Random Forest (RF) , Lineer Regresyon, Bagged Trees, Gradient Boosting Regressor (GBM)ve Karar Ağaçları (DT) algoritmaları kullanılmıştır. Aralarından model başarısı en yüksek olan Random Forest (RF) algoritması seçilmiştir. Çalışmada, veri manipülasyon işlemleri gerçekleştirildikten sonra model kurularak öğrencinin Türkçe notu üzerinden eğitim başarısının tahmini yapılmıştır. Türkçe dersi bağımlı değişken olarak seçilmiştir. Çalışmadaki ders seçiminin belirlenmesi, ana dilin Türkçe olması ve eğitim hayatından itibaren her dönem Türkçe dersi ile karşılaşılmasından dolayıdır. Çalışma neticesinde, algoritmanın performansı 0.88 ve R-squared değeri 0.98 olarak belirlenmiştir. Yeni girdilerle test edilen model Türkçe notu üretmiştir. Öğrencinin eğitim durumunu etkileyen en önemli faktörler Türkçe notuna bağlı olarak aralarındaki korelasyon ile aile geliri ve ders çalışma saati olarak belirlenmiştir. Etkenler seçilirken model çeşitli senaryolarla defalarca test edilmiştir ve korelasyon ilişkisi hesaplanmıştır.
Yetişkin bireylerde kişilerarası ilişkiler ile ilgili bilişsel çarpıtmalar ve ebeveynleşme olgusu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada; yetişkin bireylerde, kişilerarası ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ve ebeveynleşme olgusu arasındaki ilişki ve bu değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılaşmaları incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini kardeşe sahip 515 yetişkin birey oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplamak amacıyla; Demografik Bilgi Formu, İlişkilerle İlgili Bilişsel Çarpıtmalar Ölçeği ve Ebeveynleşme Envanteri kullanılmış olup, araştırma modeli olarak ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Katılımcılardan elde edilen veriler SPSS 21.0 istatistik programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde Bağımsız Örneklem T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırmanın bulguları incelendiğinde, ilişkilerle ilgili bilişsel çarpıtmalar ve ebeveynleşme arasında orta düzey, pozitif yönlü korelasyon olduğu görülmüştür. Değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılaşmaları incelenmiştir. Elde edilen bulgular literatür çerçevesinde tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.
İpoteğin paraya çevrilmesi
Söz konusu çalışmamız, giriş, üç ana bölüm ve sonuç olmak üzere toplam beş bölümünden oluşmaktadır. Birinci bölümde çalışmamız açısından temel kavram olan ipotek ve ipoteğe ilişkin genel bilgiler verilmiştir. İpoteğin tanımı, konusu ve kapsamı ile özellikleri açıklanmıştır. Ayrıca ipoteğin kurulma koşulları ile türleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, önce rehne müracaat kuralı ve lex commissoria yasağı ele alınmıştır. Yasak kapsamına giren ve girmeyen ipotekli taşınmaz devirleri örneklerle açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise ipoteğin İcra ve İflas Kanunu kapsamında paraya çevrilmesine ilişkin bilgiler verilmiştir. Ayrıca paraya çevirme sırasında karşılaşılan sorunlara yönelik çözüm önerileri sunulmuştur. Çalışmamızın ikinci ve üçüncü bölümünde konuya ilişkin örnek Yargıtay kararlarından fazlaca yararlanılmıştır. Sonuç kısmında ise, çalışmamızdaki incelemelere bağlı olarak varılan sonuçlar ve çözüm önerileri ana hatları ile belirtilmiştir.