
72
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Emzirilen ve biberonla beslenen sıfır-yedi aylık bebeklerin büyüme ve gelişimlerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada, anne sütünün biberonla ve emzirilerek verilmesinin bebeklerin büyüme ve gelişimlerini nasıl etkilediği ve annelerin biberon tercih etmelerinin nedenleri araştırıldı. Materyal ve Metot: Çalışmaya, sadece anne sütü ile beslenen 121 bebek dâhil edildi. Anne bebek bağlanma durumunu ölçmek amacıyla 'Anne-Bebek Bağlanma Ölçeği (ABBÖ)' ve annenin emzirmeye karşı tutumunu değerlendirmek amacıyla 'Bebek Beslenmesi Tutum Ölçeği (IOWA)' kullanıldı. Her iki grup yaş, cinsiyet, büyüme ve gelişim, anne yaşı, anne eğitim durumu, annenin çalışma durumu, ailenin gelir durumu, ABBÖ ve IOWA ölçek skoru yönünden karşılaştırıldı. Bulgular: Gruplar arasında bebeğin yaşı, cinsiyeti, büyüme ve gelişimi, ABBÖ skoru, annelerin eğitim durumu ve ailelerin gelir durumu arasında anlamlı bir fark yoktu. Emzirilen grupta, ortalama anne yaşı anlamlı bir şekilde daha yüksek bulundu. Anne sütünü biberonla alan grupta, çalışan anne sayısı ve IOWA ölçek skoru anlamlı bir şekilde daha yüksek bulundu. Sonuç: Çalışmamızda IOWA ölçek skoru yüksek olan ve ev dışında çalışan anneler biberonla besleme açısından daha riskli bulundu. Anne yaşı ilerledikçe annelerin bebeklerini emzirerek besleme tercihinin de arttığı görüldü. Bebeklerin büyüme ve gelişiminde, anne sütünün biberonla veya emzirilerek verilmesi arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Anahtar Kelimeler: Anne sütü, biberonla beslenme, IOWA, ABBÖ, Çocuklarda büyüme ve gelişim
Lise öğrencilerinin sosyal destekleri ile stresle başa çıkmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma lise öğrencilerinin sosyal destekleri ile stresle başa çıkmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma 2020-2021 eğitim-öğretim yılında Eskişehir ilinde lise öğrenimine devam eden 423 öğrenci (%69.3 (n=293) kız; %30.7 (n=130) erkek) ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Çocuk ve Ergenler için Sosyal Destek Ölçeği(ÇESDÖ) ve Stresle Başa Çıkma Ölçeği kullanılmıştır. Nicel bir araştırma tekniği olan tarama modeli kullanılarak yapılan çalışmanın istatistiksel analizinde SPSS 26.0 programı kullanılmıştır. Öğrencilerin Stresle Başa Çıkma Ölçeği ve Çocuk Ergen Sosyal Destek Ölçeği (ÇESDÖ) alt boyutları ve toplam puanları arasındaki ilişkiler korelasyon analizi ile test edilmiştir. Analizlerin tamamında p≤.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmanın bulgularına göre öğrencilerin stresle başa çıkmaları ve sosyal destekleri; yaşa, cinsiyete, kardeş sayısına, anne eğitim düzeyine ve baba eğitim düzeyine göre anlamlı farklılıklar göstermektedir. Öğrencilerin stresle başa çıkmalarıyla sosyal destek düzeyleri arasındaki ilişkinin analiz sonuçlarına göre ise stresle başa çıkmanın bazı alt boyutlarıyla (problem çözme, sosyal destek arama, dini başa çıkma, kendini soyutlama, profesyonel destek arama ve kaçınma) sosyal destek ölçeğinin tüm boyutları arasında anlamlı farklılıklar meydana gelmiştir. Aynı zamanda stresle başa çıkmanın toplam puanlarıyla sosyal destek ölçeğinin toplam puanları arasında da anlamlı ilişki bulunmuştur. Sonuç: Araştırmanın sonucunda stresle başa çıkma ölçeği toplam puanları ile ölçeğin alt boyutları arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde anlamlı ilişkiler meydana geldiği tespit edilirken diğer değişkenler ve puanlar arasında pozitif yönlü zayıf ve orta düzeyde anlamlı ilişkiler meydana geldiği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Lise öğrencileri, sosyal destek, stres, stresle başa çıkma
Annelere yönelik hazırlanan duyusal gelişim destek programının otizmli çocuklarının duyusal ve sosyal gelişimlerine olan etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma annelere yönelik hazırlanan duyusal gelişim destek programının otizmli çocuklarının duyusal ve sosyal gelişimleri üzerindeki etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Materyal ve Metot: Araştırma öntest, sontest ve kalıcılık testi kontrol gruplu deneysel desen olarak Şubat 2020-Haziran 2021 tarihleri arasında Batman il merkezinde yer alan otizm tanısı almış çocukların eğitim aldığı otizm sınıfı olan ilkokullarda ve Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezlerinde yürütüldü. Araştırma 7-11 yaş arası otizmli çocuğa sahip olan 26 anne (11 deney, 15 kontrol) ile tamamlandı. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Otizmli Çocuklar İçin Duyusal Değerlendirme Formu ve Otizm Sosyal Beceri Profili-Türkçe Formu kullanılarak toplandı. Deney grubunda yer alan annelere 12 oturumluk Duyusal Gelişim Destek Programı uygulandı, kontrol grubundaki annelerle herhangi bir uygulama yapılmadı. Verilerin analizinde betimsel istatistikler (sayı, ortalama, standart sapma, yüzde) ile normallik varsayımı için çarpıklık ve basıklık değeri ve homojenlik varsayımı için Levene testi sonrasında verilerin analizi için de ki kare, t testi, ANOVA kullanıldı. Bulgular: Deney grubunda yer alan otizmli çocukların duyusal değerlendirme puanlarına (Deneysonets-öntets=-21.81 < Kontrolsonets-öntets=1.27) ve sosyal beceri puanlarına (Deneysonets-öntets=5.09 > Kontrolsonets-öntets=-4.40) ait ortalama puanlardaki değişim dikkate alındığında Duyusal Gelişim Destek Programının uygulanmasından sonra deney ve kontrol grubunda yer alan çocukların duyusal değerlendirme puanları ve sosyal beceri puanları üzerindeki ortak etkilerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu sonucuna ulaşıldı (p<0.05). Sonuç: Annelere uygulanan duyusal gelişim destek programının otizmli çocuklarının duyusal ve sosyal gelişimleri üzerinde etkili olduğu belirlendi. Anahtar Kelimler: Otizm, Duyu, Duyusal Gelişim, Sosyal Gelişim
Gelişimsel geriliği olan çocukların annelerinin anksiyete ve tükenmişlik düzeylerinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma gelişimsel geriliğe sahip çocukların annelerinin anksiyete ve tükenmişlik düzeylerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metod: Araştırma 2020 yılının Şubat-Temmuz ayları arasında Diyarbakır Çocuk Hastalıkları Hastanesine başvuru yapan 223 gelişimsel geriliğe sahip çocukların anneleri ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, BAÖ ve MTÖ kullanılmıştır. Bu çalışma nicel araştırma metotlarından ilişkisel tarama modeli kullanılarak yapılmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizi için SPSS 22.0 programı kullanılmıştır. Annelerin BAÖ, MTÖ ile alt boyutları puanları ve toplam puanları korelasyon analizi ile incelenmiştir. Analizlerin tamamında p≤.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmanın bulgularına bakıldığında annelerin orta ve yüksek düzeyde anksiyete yaşadıkları görülmüştür. Annelerin anksiye düzeyleri annelerin yaşı, eğitim düzeyi ve gelir düzeyi değişkenlerine göre anlamlı farklılık göstermektedir. Annelerin tükenmişlik düzeyleri gelir düzeyi ve eğitim seviyesi değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar göstermektedir. MTÖ'nün alt boyutu olan Duygusal Tükenmişlik ile eğitim seviyesi arasında, gelir düzeyi ile MTÖ ve alt boyutları arasında anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir. Anelerin MTÖ puanları ile annelerin BAÖ puaları arasında da anlamlı ilişki bulunmuştur. Sonuç: BAÖ toplam puanları ile MTÖ ve alt ölçekleri toplam puanları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkiler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Anksiyete, anne, gelişimsel gerilik, tükenmişlik.
Çocuklarda dijital bağımlılığın öncülleri ve ardılları: Bir metasentez çalışması
Amaç:Bu araştırmada dijital bağımlılığa etki eden faktörler ve dijital bağımlılığın ardıllarıdaha önce yapılmış araştırma sonuçlarına dayalı olarak tematik şekilde ortaya koymak amaçlanmıştır. Materyal ve Metot:Dijital bağımlılığın öncüllerini ve ardıllarını ele alan bu araştırmada metasentez yöntemi kullanılmıştır. YÖK Ulusal Tez Merkezi, Google Akademik ve DergiPark veri tabanlarında tarama yapılarak dijital bağımlılıkla ilgili daha önce yapılmış çalışmalara ulaşılmıştır. Tarama yapılırken dijital bağımlılık, akıllı telefon bağımlılığı, internet bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı, dijital oyun bağımlılığı, televizyon bağımlılığı anahtar kelimeleri kullanılmıştır. Tarama sonucunda 230 yüksek lisans tezi, doktora tezi ve 249 makale olmak üzere toplam 479 çalışmaya ulaşılmıştır. Dahil etme ve hariç tutma kriterleri çerçevesinde yapılan değerlendirme sonucunda ölçütleri karşılayan178 tez ve 80 makale olmak üzere toplam 258 çalışma araştırmaya dahil edilmiştir. Bulgular:Yapılan bu çalışmada çocukları dijital bağımlılığa iten öncüller aile, çevre, kişisel faktöler, kullanım amacı ve şekli, okul değişkeni, diğer bağımlılıklar, dijital cihazlar, dijital uygulamalar, ev ortamı, sosyal ağ, farklıaktivitelere zaman ayırma olarak belirlenirken; çocuklarda dijital bağımlılığın sonuçları ise çevre ve aile ile ilişkiler, sağlık, psikolojik faktörler, okul yaşantısı, dijital araç ve ağlara erişim sıklığı ve siber zorbalık olarak bulgulanmıştır. Sonuç:Dijital bağımlılığın öncülleri aile, çevre, kişisel, kullanım amacı ve şekli, okul değişkeni, diğer bağımlılıklar, dijital cihazlar, dijital uygulamalar, ev ortamı, sosyal ağ, farklı aktivitelere zaman ayırma temaları altında toplandığı; dijital bağımlılığın ardılları ise çevre ve aile ile ilişkiler, sağlık, psikolojik faktörler, okul yaşantısı, dijital araç ve ağlara erişim sıklığı ve siber zorbalık temaları altında toplandığı sonucuna ulaşılmıştır.
Okul öncesi eğitim gören 36-71 aylık çocukların sosyal yetkinlik ve oyun davranışlarının incelenmesi
Bu araştırmada, okul öncesi eğitime devam eden 36-71 aylık çocukların sosyal yetkinlik becerileri ile oyun davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmaktadır. Araştırma 01.01.2020/31.12.2020 tarihleri arasında Sivas İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı anaokuluna devam eden 323 Çocuk ile tamamlanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme-30 Ölçeği" ve "36-71 Aylık Çocuklar İçin Oyun Davranış Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kurul onayı ile kurum izinleri alınmıştır. Toplanan veriler SPSS istatistik programı ile değerlendirilmiştir. Öğrencilerin Sosyal Yetkinlik Davranış Değerlendirme Ölçeği ve Oyun Davranış Ölçeği alt boyutları ve toplam puanları arasındaki ilişkiler korelasyon analizi ile test edilmiştir. Analizlerin tamamında p≤.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre 36-71 aylık çocukların oyun davranışları ve sosyal yetkinlik düzeyleri; yaşa, cinsiyete, kardeş sayısına, doğum sırasına, anne ve baba eğitim düzeyine, anne-baba birlikteliğine ve hayatta olup olmama durumuna, yaşanılan evin durumuna göre anlamlı farklılıklar göstermektedir. Çocukların oyun davranışları ile sosyal yetkinlik düzeyleri arasındaki ilişkinin analiz sonuçlarına göre ise sosyal yetkinliğin alt boyutlarıyla oyun davranışının alt boyutları arasında anlamlı farklılıklar meydana gelmiştir. Sosyal yetkinlik ölçeğinin toplam puanlarıyla oyun davranış ölçeğinin toplam puanları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur.
Erken çocuklukta dijital oyun bağımlılığının yordayıcıları olarak; dijital ebeveynlik, aile içi ilişkiler ve sosyal yeterlilik
Amaç: Bu araştırmada erken çocuklukta dijital oyun bağımlılığı, dijital ebeveynlik, aile içi ilişkiler ve sosyal yeterliliğin birbirleriyle olan ilişkilerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve metot: Araştırmanın evrenini Türkiye'de yaşayan yaşları 48-72 ay arası olan okul öncesi eğitim çağındaki çocukların ebeveynleri oluşturmaktadır. Araştırmada seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Erken çocuklukta; dijital ebeveyn farkındalığı, dijital oyun bağımlılığı, çocuklarda sosyal yeterlilik, ebeveynler arası ilişkiler ve ebeveyn-çocuk arasındaki iletişimi açıklamak için nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Verilerin analizinde ise YEM analizi yapılmıştır. Bulgular: Araştırma bulgularına göre dijital ebeveynlik farkındalığı; anne baba çocuk ilişkisini, çocuklarda sosyal yeterliliği pozitif yönde, dijital oyun bağımlılığını ise negatif yönde anlamlı düzeyde, doğrudan ve dolaylı, evlilik yaşamını ise pozitif yönde anlamlı düzeyde doğrudan etkilediği belirlenmiştir. Evlilik yaşamı; anne baba çocuk ilişkisini pozitif yönde, dijital oyun bağımlılığını ise negatif yönde anlamlı düzeyde doğrudan, sosyal yeterliliği ise pozitif yönde anlamlı düzeyde dolaylı etkilediği saptanmıştır. Anne baba çocuk ilişkisi; çocuklarda sosyal yeterliliği pozitif yönde anlamlı düzeyde doğrudan, dijital oyun bağımlılığını negatif yönde anlamlı düzeyde, dolaylı etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Son olarak çocuklarda sosyal yeterlilik dijital oyun bağımlılığını negatif yönde anlamlı düzeyde, doğrudan etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç: Erken çocuklukta; dijital oyun bağımlılığı, dijital ebeveynlik, aile içi ilişkiler ve sosyal yeterliliğin birbirleriyle doğrudan ve/veya dolaylı aracı etkilerinin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimler: Aile ilişkileri, Bağımlılık, Dijital, Ebeveyn, Erken Çocukluk, Oyun, Sosyal
Dijital bağımlılık eğilimi olan ortaokul öğrencilerinin profilinin çıkarılması
Amaç: Bu araştırmada, ortaokul öğrencilerinin sosyo-demografik özellikleri ve dijital araçları kullanım alışkanlıklarına göre dijital bağımlılık profil özelliklerini ortaya çıkarmak, aynı zamanda dijital bağımlılık, duygusal ve davranışsal sorunlar ve yalnızlık arasındaki ilişkileri ortaya koymak amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Araştırmada, karma araştırma yöntemlerinden açıklayıcı sıralı desen modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2021-2022 güz döneminde Bingöl il merkezindeki 1313 ortaokul öğrencisi oluşturmaktadır. Öğrencilere Çocuklar için Dijital Bağımlılık Ölçeği, Güçler ve Güçlükler Anketi, Çocuklar için Yalnızlık Ölçekleri uygulanmıştır. Araştırmanın nitel bölümünün çalışma grubunu 17 öğrenci oluşturmaktadır ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Gruplar arası farkları belirlemek için t testi ve tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Değişkenler arası ilişkiyi test etmek için Pearson korelasyon analizi ve bağımlı değişkenlerin bağımsız değişkenler üzerindeki etkisini hesaplamak için doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Nitel verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Bulgular: Çocuklar için Dijital Bağımlılık Ölçeğinin içe dönük faktörler ve kişiler arası ilişkiler alt boyutlarının duygusal sorunları, davranış sorunlarını, dikkat eksikliği ve aşırı hareketliliği anlamlı bir şekilde yordadığı; kişiler arası ilişkilerin sosyal davranışları, akran sorunları ve yalnızlığı anlamlı bir şekilde yordadığı görülmüştür. Duygusal sorunların, davranış sorunlarının, sosyal davranışların, akran sorunlarının yalnızlığı anlamlı bir şekilde yordadığı görülmüştür. Araştırmanın nitel bulgularına göre katılımcıların dijital araçlarla daha fazla vakit geçirmek için kullandıkları yöntemler, bağımlılıkla başa çıkma stratejileri, dijital bağımlılığın olumlu- olumsuz etkileri, dijital yoksunluğun etkileri temalarına ulaşılmıştır. Sonuç: Sonuç olarak, araştırmanın nitel bulgularının nicel bulguları desteklediği görülmüş, dijital bağımlılık eğilimi olan öğrencilerin profil özellikleri ortaya konmuştur. Anahtar Kelimler: Bağımlılık, Davranışsal Sorunlar, Yalnızlık, Ergenler, Demografik Faktörler
Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda etkileşimli sanat etkinliği programının tekrarlayan davranışlara, sosyal becerilere ve ebeveynlerin duygularına etkisinin incelenmesi
Amaç: Araştırma, otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda etkileşimli sanat etkinliği programının tekrarlayan davranışlara, sosyal becerilere ve ebeveynlerin duygularına etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Materyal ve metot: Araştırma, Eylül 2021-Mart 2022 tarihleri arasında Batman il merkezinde yer alan otizm tanısı almış çocukların, gittikleri otizm sınıfları ve özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde yürütülmüştür. Araştırma, 28 OSB'li çocuk (5-17 yaş arası) ve anneleri ile sonlandırılmıştır (13 deney, 15 kontrol). Veriler Kişisel Bilgi Formu, OSBP-T Formu, Otizmde Yaşam Kalitesi Anketi- Ebeveyn Sürümü ve Otizm Olan Çocuklarda Tekrarlayan Davranışlar Ölçeğinin Sosyal Etki Formu kullanılarak toplandı. Analizde ise, Uygulama grubunda ön test, son test, kalıcılık verilerinin karşılaştırılmasında verilerin normal dağılıma uygun olması durumunda Tekrarlı Ölçümler ANOVA, uygun olmaması durumunda ise Friedman analizi kullanılmıştır. Kontrol grubunda verilerinin karşılaştırılmasında verilerin normal dağılıma uygun olması durumunda Paired T test, uygun olmaması durumunda Wilcoxon test kullanılmıştır. Bulgular: Eğitim sonrası deney grubundaki çocukların ve annelerin Sosyal Beceri, Tekrarlayan Davranışlar ve Yaşam kaliteleri üzerinde anlamlı farklılık olduğu p<0.05, kontrol grubunda ise genel olarak herhangi bir anlamlı farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç: Otizmli çocuklarda etkileşimli sanat etkinliği programının tekrarlayan davranışlara, sosyal becerilere ve ebeveynlerin duygularına olumlu yönde etkisi olduğu saptandı. Anahtar Kelimeler: Otizm, Sanat, Sosyal Gelişim, Tekrarlayan Davranış, Yaşam Kalitesi.
Adölesan annelerin annelik algıları ile prenatal ve postnatal dönem ihtiyaçlarının belirlenmesi
Amaç: Bu çalışma adölesan annelerin annelik algıları ile prenatal ve postnatal dönemlerdeki ihtiyaçlarının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metod: Araştırma 2022 yılının Ocak-Mayıs ayları arasında ve Iğdır ilinde ikamet eden ve araştırmanın dahil edilme kriterlerine uyan 30 adölesan anne ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Demografik ve Kişisel Bilgi Formu ile araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış Adölesan Anne Görüşme Formu kullanılmıştır. Bu çalışma nitel bir araştırma olarak yapılmış ve yarı yapılandırılmış görüşmeler aracılığı ile elde edilen veriler betimsel olarak analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmanın bulgularına bakıldığında, çalışmaya katılan adölesan annelerin yaş ortalamasının 19.8 olduğu, katılımcıların kendilerini anneliğe hazır hissetmedikleri, gebelik süreci, bebek bakımı, sağlığı ve beslenmesi gibi konularda yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve desteklenmeye ihtiyaç duydukları, bununla ilişkili olarak da annelik konusunda kendilerini tam olarak yeterli bulmadıkları tespit edilmiştir. Sonuç: Adölesan annelerin büyük ölçüde anneliği olumlu algıladığı ve prenatal ve postnatal dönemlerde pek çok konudaki bilgi-becerilerinin eksik olmasına bağlı olarak destek almaya ihtiyaç duyduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Adölesan, Adölesan anne, Annelik ihtiyaçları.
Doğum öncesi dönemde algılanan sosyal desteğin baba bebek bağlanmasına etkisinin incelenmesi
Amaç: Araştırma, doğum öncesi dönemde babaların algılandığı sosyal desteğin baba bebek bağlanmasına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve metot: Araştırma, nicel ve nitel araştırma verilerinin bir arada kullanıldığı karma yöntem araştırması olarak tasarlanmıştır. Verilerin analiz edilmesinde ilişkisel araştırma yöntemi kullanılarak değişkenler arası ilişkiler modellenmiştir. Nitel olarak toplanan verilerden elde edilen kelimelerin ise sıklık sayımları yapılarak kelime bulutu elde edilmiştir. Araştırmanın nicel verileri için 380 baba ve nitel verileri için ise 30 baba ile görüşmeler yapılmıştır. Veriler "Rahim İçi Baba Bağlanma Ölçeği", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği", "Demografik Bilgi Formu", "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak elde edilmiştir. Araştırma kapsamındaki verilerin analizleri SPSS 25.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Ölçek puanlarının değişkenler açısından karşılaştırılmasında Independent Samples T test ve One Way ANOVA analizi kullanılmıştır. Ölçek puanlarının arasındaki ilişkinin yönünün incelenmesinde Pearson Korelasyon analizi kullanılırken, algılanan sosyal desteğin baba fetüs bağlanma üzerindeki etkisinin incelenmesinde Çoklu Doğrusal Regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Babaların doğum öncesi dönemde algıladıkları sosyal desteğin ve bebekleriyle bağlanma düzeylerinin orta seviyede olduğu, algıladıkları sosyal destek düzeyi arttıkça bebekleriyle bağlanma düzeyinin de arttığı belirlenmiştir. Sonuç: Doğum öncesi dönemde babaların algıladıkları sosyal desteğin bağlanmayı olumlu yönde etkilediği sonucuna varılmıştır. . Anahtar Kelimeler: Baba-Bebek, Baba-Bebek Bağlanma, Bağlanma, Sosyal Destek
Okul öncesi dönemdeki çocukların problem çözme becerileri ile ebeveynlerin bilişsel esneklikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma okul öncesi dönemdeki çocukların problem çözme becerileri ile ebeveynlerin bilişsel esneklikleri arasındaki etkinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Materyal ve Metot: Bu araştırma 01.01.2021- 30.0.2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini okul öncesi döneminde olan 4-6 yaş aralığındaki 302 öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplanmasında, kişisel bilgi formu, Çocuklar İçin Problem Çözme Becerisi Ölçeği ve anne ve babalara uygulanan Bilişsel Esneklik Envanteri kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, frekans ve yüzde dağılımı, Kolmogorov-Smirnov testi, Shapiro-Wilks testi, Anova testi, Tukey testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmada kontrol anne puanı ile Problem Çözme Becerisi Ölçme (PÖÇ) puanı arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki görülmektedir. (r=0,712; p<0,05). Kontrol anne puanı arttıkça Problem Çözme Becerisi Ölçme (PÖÇ) puanıda artmaktadır. Alternatif alt boyutlarda yer alan maddelerde kontrol anne puanı ile Problem Çözme Becerisi Ölçme (PÖÇ) puanı arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki görülmektedir. (r=0.709;p<0.05). Bu bağlamda alternatif alt boyuttaki anne puanı arttıkça Problem Çözme Becerisi Ölçme (PÖÇ) puanıda artmaktadır. Kontrol baba puanı ile Problem Çözme Becerisi Ölçeği (PÖÇ) puanı arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki görülmektedir. (r=0.723;p<0.05). Kontrol baba puanı arttıkça Problem Çözme Becerisi Ölçeği (PÖÇ) puanıda artmaktadır. Yine alternatif alt boyutlarda yer alan maddelerde baba puanı ile Problem Çözme Becerisi Ölçme (PÖÇ) puanı arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki görülmektedir. (r=0.740;p<0.05). Bu bağlamda alternatif alt boyutta baba puanı arttıkça Problem Çözme Becerisi Ölçme (PÖÇ) puanıda artmaktadır. Sonuç: Araştırmada çocukların problem çözme becerilerinin anne ve babaların bilişsel esneklik düzeyleri kontrol, alternatif alt boyutunlarına göre incelendiğinde olumlu bir ilişki bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Esneklik, Okul Öncesi, Problem Çözme Becerisi.
Ortaokul öğrencilerinde dijital oyun bağımlılığı ve internet bağımlılığının sosyal problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmada ortaokul öğrencilerinde dijital oyun bağımlılığının ve internet bağımlılığının sosyal problem çözme becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Araştırmada betimsel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Malatya ili Battalgazi ve Yeşilyurt ilçelerinde Milli Eğitime bağlı ortaokullara devam eden 5, 6, 7 ve 8. Sınıfa devam eden toplam 418 çocuk oluşturmaktadır. Nicel verilerin toplanması aşamasında; çocukların internet bağımlılığını ölçmek amacıyla Taş tarafından geliştirilen Çocuklar İçin İnternet Bağımlılığı Ölçeği, çocukların dijital oyun bağımlılığı düzeylerini ölçmek amacıyla Hazar ve Hazar tarafından geliştirilen Çocuklarda Dijital Oyun Bağımlılığı Ölçeği, çocukların problem çözme becerisi düzeylerini ölçme amacıyla Serin, Serin ve Saygılı tarafından geliştirilen İlköğretim Düzeyindeki Çocuklar İçin Problem Çözme Envanteri (ÇPÇE) ve Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Bulgular: Örneklem grubunun internet bağımlılık düzeyleri, dijital oyun bağımlılığı düzeyleri orta seviyenin altında bulunurken sosyal problem çözme becerilerinin orta seviyede olduğu tespit edilmiştir. Cinsiyet faktörüne bakıldığında internet bağımlılığı ve sosyal problem çözme becerisinde anlamlı bir farklılık bulunmazken dijital oyun bağımlılığında erkek öğrencilerin bağımlılık seviyelerinin kız öğrencilere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin eğitim durumları ve çalışma durumlarına bakıldığında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Sonuç: İnternet kullanım süresi arttıkça internet bağımlılığı ve dijital oyun bağımlılığının arttığı bunun sonucunda ise sosyal problem çözme becerisinin anlamlı düzeyde etkilendiği bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Dijital Oyun Bağımlılığı, Ergenlik Dönemi, İnternet Bağımlılığı, Sosyal Problem Çözme Becerisi
Annelere yönelik hazırlanan davranış düzenleme programının okul öncesi dönemde problemli davranışlar sergileyen çocuklar üzerindeki etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışma; 3-6 yaş aralığı okul öncesi dönemde çocuğu olan annelere yönelik hazırlanan davranış düzenleme programının okul öncesi dönemde problemli davranışlar sergileyen çocuklar üzerindeki etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma ön test, son test ve kalıcılık testi kontrol gruplu deneysel desen olarak 2021-2022 eğitim öğretim yılı Mardin ili Artuklu ilçesi Milli Eğitim Bakanlığına bağlı anaokulu ve anasınıflarında yürütülmüştür. 3-6 yaş aralığı okul öncesi dönemde çocuğu olan annelere yönelik ''Problemli Davranış Yaklaşım Ölçeği-Anne Formu'' geliştirilip annelere Davranış Düzenleme Programı uygulanmıştır. Veriler için tanımlayıcı istatistiksel yöntemler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma) kullanılmıştır. Bağımsız gruplarda kategorik değişkenlerin oranları arasındaki farklar Ki-Kare ve Fisher exact testleri ile iki bağımsız grup arasında verilerin karşılaştırılmasında anova, t-testi kullanılmıştır. Bulgular: Problemli Davranış Yaklaşım Ölçeği genel son test ve genel kalıcılık testi ölçümündeki artış anlamlıdır. Davranış Düzenleme Programının uygulanmasından sonra deney grubunda yer alan anneler üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç: Annelere yönelik hazırlanan Davranış Düzenleme Programının okul öncesi dönemde problemli davranışlar sergileyen çocuklar üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Anne eğitimi, Davranış problemleri, Duygusal problemler, Ebeveyn tutumu.
Determination of adhd profile in EARLY childhood: Example of Malatya province
Aim: Research, in determining the ADHD profile in early childhood; early diagnosis was made to investigate the relationship between family attitudes (democratic, authoritarian and protective/demanding attitude sub-dimensions) and ADHD findings. Material and Method:This research was conducted as a relational survey model, one of the survey models.The universe of the research; It consists of registered students in public and private kindergartens in the city center of Malatya in the 2021-2022 academic year.The sample of the study consisted of the parents of the students who attended kindergartens and agreed to participate in the research voluntarily, and preschool teachers.It was learned from Malatya Provincial Directorate of National Education that the number of registered students before starting the research was 5277, and as a result of the interviews with the school principals, the form was distributed to 2768 continuing students, and 1942 of them were collected.Data; Personal Information Form, Vanderbit ADHD teacher rating scale, and Parental Attitude Scale were used.The research data were collected by sending the forms to the teachers and parents by hand. Percentage, frequency, chi-square analysis, Independent Samples T test, One Way ANOVA analysis were used in the analysis of the data collected in the study. Results: It was found that the data on the sub-dimensions and total scores of the Vanderbilt ADHD Teacher Evaluation Scale and the democratic attitude sub-dimension of the parent attitude scale were highly reliable, while the data on the other sub-dimensions and the total score of the parent attitude scale were found to be sufficiently reliable for analysis. Conclusion: In the sample of 1942 students attending pre-school education institutions, ADHD criteria were determined in 388 children, according to the condition of accepting the presence of symptoms if they got sufficient points from the teacher and parent forms who filled the Vanderbilt ADHD teacher evaluation scale and parent attitude scales for the same student. Keywords:Attention Deficit, Hyperactivity, Preschool
Oyun temelli dil destek programının 12-24 aylık bebeklerin gelişimi üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı Oyun Temelli Dil Destek Programının 12-24 aylık bebeklerin gelişimine etkisinin incelenmesidir. Materyal ve Metot: Araştırma öntest, sontest ve kalıcılık testi kontrol gruplu deneysel desen olarak Mart 2022-Haziran 2022 tarihleri arasında Bingöl il merkezinde yaşayan 12-24 aylık bebeğe sahip annelerle yürütüldü. Araştırma 12-24 ay arası bebeğe sahip 46 anne (21 uygulama, 25 kontrol) ile tamamlandı. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE), Türkçe İletişim Gelişim Envanteri (TİGE I-II) ve Doğum Sonrası Bağlanma Ölçeği kullanılarak toplandı. Uygulama grubunda yer alan annelere 12 oturumluk Oyun Temelli Dil Destek Programı uygulandı, kontrol grubundaki annelere herhangi bir uygulama yapılmadı. Verilerin analizinde uygulama ve kontrol gruplarının ön test ölçümlerinin karşılaştırılmasında Mann Whitney U test kullanılırken, uygulama grubunun kendi içinde ön test-son test-kalıcılık testi ölçümleri arasındaki farklılıkların incelenmesinde Freidman Test kullanılmıştır. Testler arasında farklılık olması durumunda, farklılıkların hangi testler arasında olduğunun belirlenmesi amacıyla Wilcoxon test kullanılmıştır. Kontrol grubunda ise ön test ve son test arasındaki değişimlerin karşılaştırılmasında Wilcoxon Test kullanılmıştır. Araştırmaya katılanlar ve ailelerinin demografik bilgilerinin dağılımlarının belirlenmesinde frekans analizi kullanılırken, bu dağılımların gruplar arasındaki farklılığını incelemek amacıyla Ki-Kare analizi kullanılmıştır. Bulgular: Oyun temelli dil destek eğitimin sonrasında uygulama grubundaki bebeklerin AGTE, TİGE I-II toplam puanlarında anlamlı farklılık olduğu p<0.05; Doğum Sonrası Bağlanma Ölçeğinde anlamlı farklılığın olmadığı p>0.05; kontrol grubunda ise AGTE, TİGE I-II ve Doğum Sonrası Bağlanma Ölçeğinde anlamlı farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Sonuç: Bu araştırma Oyun Temelli Dil Destek Programının 12-24 aylık bebeklerin gelişimine olumlu yönde etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: Anne Eğitimi, Bebeklik Dönemi, Dil Gelişimi, Oyun, Oyun Temelli Destek
Proje yaklaşımı temelli fen eğitimi programının anasınıfına devam eden çocukların problem çözme becerilerine etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı proje yaklaşımı temelli fen eğitim programının anasınıfına devam eden çocukların problem çözme becerilerine etkisini incelemektir. Materyal ve Metot: Araştırma ön test, son test ve kalıcılık testi kontrol gruplu yarı deneysel desen olarak Eylül 2022 – Ocak 2023 tarihleri arasında Muş il merkezinde bulunan Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı bağımsız bir anaokulunda yürütüldü. 5-6 yaş arası anasınıfına devam eden çocuklarla yapılacak araştırmanın örneklem büyüklüğü yapılan güç analizi ile 58 çocuk (29 deney, 29 kontrol) olarak belirlenmiş olup araştırma 70 çocuk (35 deney, 35 kontrol) ile tamamlandı. Veriler kişisel bilgi formu ve problem çözme becerileri ölçeği (PÇBÖ) kullanılarak toplandı. Deney grubunda yer alan anasınıflarında eğitim gören çocuklara on hafta boyunca 28 oturumluk Proje Yaklaşımı Temelli Fen Eğitim Programı uygulanırken, kontrol grubunda yer alan sınıflarda eğitim gören çocuklara herhangi bir uygulama yapılmadı. Verilerin analizinde uygun analiz programı kullanılarak verilere yapılan normallik testi sonucunda verilerin normal dağılım gösterdiği belirlendi bu nedenle parametrik testlerden olan bağımsız gruplar t testi ile veriler analiz edildi. Bulgular: Okul öncesi eğitime devam eden çocuklara uygulanan proje yaklaşımı temelli fen eğitimi programı sonrasında çocukların problem çözme becerileri ölçeğinden aldıkları puanlar arasında deney grubu lehinde anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Eğitim programının kalıcılığına ilişkin yapılan kalıcılık testinde eğitim programının etkisinin devam ettiği belirlenmiştir (p>.05). Sonuç: Proje yaklaşımı temelli fen eğitimi programının anasınıfına devam eden çocukların problem çözme becerilerini olumlu yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Anasınıfı, Çocuk, Fen, Problem çözme, Proje yaklaşımı.
Dijital okuryazarlık programının bebeklerde dijital bağımlılık eğilimine ve ebeveynlerde dijital tükenmişliğe etkisi
Amaç: Bu çalışmada, Dijital Okuryazarlık Programının bebeklerde dijital bağımlılık eğilimine ve ebeveynlerde dijital tükenmişliğe etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Karma desen olarak tasarlanan araştırmanın nicel boyutunu; ön test, son test ve kalıcılık testi kontrol gruplu deneysel desen oluşturmaktadır. Araştırmanın nitel boyutunda ise, ebeveynlere yönelik hazırlanan "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" uygulanarak ebeveyn görüşleri incelenmiştir. Çalışma, 6-36 aylık bebeği olan 40 ebeveyn (15 deney grubu, 25 kontrol grubu) ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu, bebekler için dijital bağımlılık eğilimi ölçeği ve dijital tükenmişlik ölçeği kullanılmıştır. Deney grubunda yer alan ebeveynlere 12 oturumluk Dijital okuryazarlık eğitimi uygulanırken, kontrol grubunda yer alan ebeveynlere herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Deneysel işlemin etkisinin belirlenmesi amacıyla öntest ve sontestler arasında grupiçi, gruplararası ve ortak etkiyi beraber ele alabilen karışık desenler için iki faktörlü ANOVA yöntemi kullanılmıştır. BİDBEÖ ile DTÖ ölçekleri ve DTÖ ölçeğinin alt boyutlarına ait öntest puanlarının deney ve kontrol gruplarına göre farklılığının incelenmesi amacıyla T testi uygulanmıştır. Deneysel işlemin kalıcılığını incelemek amacıyla ise sadece deney grubunda öntest, sontest ve kalıcılık puanlarının değişimi tekrarlı ölçümler için ANOVA testi ile incelenmiştir. Bulgular: Dijital okuryazarlık eğitim programı uygulamasından sonra deney grubunda yer alan ebeveynlerin dijital tükenmişlik düzeylerinde ve bebeklerin dijital bağımlılık eğiliminde anlamlı bir şekilde farklılık olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Dijital okuryazarlık programının bebeklerde dijital bağımlılık eğilimine ve ebeveynlerde dijital tükenmişliğe olumlu yönde etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Anne babası boşanma aşamasında olan çocukların algıladıkları anne baba tutumları ile boşanma sürecine uyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Anne Babası Boşanma Aşamasında Olan Çocukların Algıladıkları Anne Baba Tutumları ile Boşanma Sürecine Uyumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi Amaç: Anne babası boşanma aşamasında olan çocukların algıladıkları anne baba tutumları ile boşanmaya uyumları arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Materyal ve Metot: Çalışma, anne babasının boşanma davası süren 10, 11, 12 yaşındaki 70 çocuk ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak demografik bilgi formu, Çocuklar İçin Boşanmaya Uyum Ölçeği ve Anne Baba Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Veriler, Student t, Mann Whitney u, ANOVA, LSD, Kruskal Wallis ve All Pairwise testleri kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Anne baba tutum değişkenine göre boşanma uyum ölçeği puan ortalamaları arasında istatiksel açıdan anlamlı fark bulunamamıştır. Çocukların yaş, cinsiyet, doğum sırası, kardeş sayısı, annesinin eğitim düzeyi, babasının eğitim düzeyine göre algıladıkları anne baba tutumlarının farklılaşmadığı; annesiyle veya babasıyla yaşama değişkenine göre ve annesini görme sıklığına göre boşanma uyumlarının farklılaştığı tespit edilmiştir. Sonuç: Anne baba tutumlarının çocuğun boşanmaya uyumunda temel belirleyici olmadığı, algıladıkları anne baba tutumlarının cinsiyet yaş vb. özelliklerine göre değişmediği, annesiyle veya babasıyla yaşamanın, annesini sık görmenin çocuğun boşanma uyumunu artırdığı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Boşanma, çocuğun boşanmaya uyumu, çocuk, ebeveyn tutumu.
5-6 yaş çocukların resimlerine akran ilişkilerinin yansıması
Amaç: 5-6 yaş grubu çocukların resimlerine yansıyan akran ilişkilerinin incelenmesidir. Materyal ve Metot: Malatya il merkezinde bulunan 2018-2019 eğitim öğretim yılı içerisinde okul öncesi eğitim kurumlarındaki 5-6 yaş 180 çocukla yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", Gülay-Ogelman tarafından uyarlaması yapılan "Ladd ve Profilet Çocuk Davranış Ölçeği" ve ÇDÖ puan sıralamasında ilk 30 çocuğun resimleri kullanılmıştır. Araştırmada Karma Araştırma Yöntemi kullanıldı. Nicel verilerin analizinde NCSS programı kullanıldı. Verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk testi ve grafiksel incelemelerle sınanmıştır. Normal dağılım gösteren nicel değişkenlerin iki grup arası karşılaştırmalarında Bağımsız gruplar t testi kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen nicel değişkenlerin ikiden fazla grup arası karşılaştırmalarında Kruskal-Wallis test ve Dunn-Bonferroni test kullanıldı. Nitel veriler için İçerik Analiz kullanıldı. Bulgular: ÇDÖ toplam puan sıralamasında cinsiyet ve yaşa göre anlamlı farklılık olmadığı, kardeş sayısına, kaçıncı çocuk olduğuna, ailesinin ekonomik düzeyine göre etkilendiği görüldü. ÇDÖ puan sıralamasında ilk 30 çocuğun prososyal davranışları öne çıkan çocukların resimlerinde akranları tarafından sevildiği bunu da resimlerinde çeşitli figür ve konumlarla yansıttığı, saldırgan davranışlar gösteren ve dolayısıyla dışlanan, kaygı/korkusu olan çocuklarınsa yalnız kaldığı resimlerinde ve keskin hat çizim ve figürlerede yansıttığı görülmüştür. Hiperaktif çocuklarınsa aceleyle çizip yarım bıraktığı veya çizimin dışına taşırdığı görülmüştür. Eldeki nitel verilerin nicel verilerle örtüşmektedir. Sonuç: Resimlere yansıyan akran ilişkileri genel olarak ölçekle ve yapılan alan çalışmalarıyla uyum göstermektedir. Prososyal alanda yüksek puan alan çocukların kendilerini yalnız çizmediği, figür çeşitliliği kullanmak istediği; saldırgan, dışlanan, kaygı/korku ve hiperaktif çocukların çizimindeyse baskın, keskin kalem vuruşları veya kâğıdı dik kullandığı ve kendini resimde çizmediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: akran ilişkisi, erken çocukluk, resim.
Ergenlerde internet bağımlılığının öz-yeterliğe etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmada ergenlerde internet bağımlılığının öz-yeterliğe etkisinin incelenmesi amacıyla planlanmıştır. Materyal ve Metot: Bu araştırma 10.05.2018-08.06.2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini 15-18 yaş aralığındaki 202 ergen oluşturmaktadır. Veri toplanmasında, kişisel bilgi formu, Çocuklar İçin Öz-yeterlik Ölçeği ve İnternet Bağımlılığı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, frekans ve yüzde dağılımı, Kolmogorov-Smirnov testi, Shapiro-Wilks testi, Anova testi, Tukey testi, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis testi, ve korelasyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Öğrencilerin %63,4'ü kız, %36,6'sının erkek, %57,4'ünün evinde internet varken, %42,6'sının evinde internet olmadığı, %68,3'ünün akıllı telefonu olduğunu %31,7'sinin ise olmadığı belirlenmiştir. Öğrencilerin okul türü, cinsiyeti, yaşları, devam ettikleri okul, interneti olup olmama, akıllı telefonu olup olmama, kendisine ait bir bilgisayarı olup olmama, Facebook hesabı olup olmama durumları ile öz-yeterlik ve öz-yeterliğin akademik, sosyal ve duygusal alt boyut ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Öğrencilerin cinsiyeti ve Twitter hesabı olanlar ve olmayanlar ile duygusal puanı arasında, İnstagram hesabı olanlar ile olmayanlar arasında sosyal alt boyut arasında, istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Sonuç: İnternet bağımlılığı ile öz-yeterlik arasında istatistiksel olarak bir ilişki saptanmazken, internet bağımlılığı ile kontrol kaybı ve daha fazla online kalma isteği, sosyal ilişkilerde olumsuzluk alt boyutları arasında pozitif yönlü ve çok kuvvetli bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Ergen, Öz-yeterlik, İnternet Bağımlılığı
Diyalojik okumanın beş-altı yaş çocukların erken okuryazarlık becerilerine etkisinin incelenmesi
Diyalojik Okumanın Beş-Altı Yaş Çocukların Erken Okuryazarlık Becerilerine Etkisinin İncelenmesi Amaç: Bu araştırmada, diyalojik okumanın, beş-altı yaş çocukların erken okuryazarlık becerileri üzerindeki etkisinin ölçülmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Araştırmanın çalışma grubunu, Malatya İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı bir anaokulu'na 2018-2019 eğitim öğretim yılında devam etmekte olan, yirmisisi deney, yirmisisi kontrol grubunda olmak üzere toplam kırk çocuk oluşturmaktadır. Başlangıçta her iki gruba da Kargın, Büyüköztürk, Ergül ve Güldenoğlu tarafından geliştirilmiş, geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları 2015 yılında yapılmış "Erken Okuryazarlık Becerileri Testi (EROT)" uygulanmıştır ve araştırmacı tarafından geliştirilmiş olan "Aile ve Çocuk Tanıma Formu" ile her iki grubun bilgileri alınmıştır. Araştırma kapsamında öncelikli olarak deney grubundaki çocukların ebeveynlerine (çalışmayı yürütecek olan anne ya da baba) diyalojik okuma yöntemi, model oluşturulacak biçimde, okul bünyesinde gerçekleştirilen iki günlük bir seminer çalışması ile sunulmuştur. Daha sonra deney grubundaki çocuklara, belirli kriterlere göre seçilmiş yetmiş adet resimli çocuk kitabı kullanılarak on hafta süre ile diyalojik okuma çalışması yaptırılmıştır. Kontrol grubu ile ise ayrıca bir çalışma yapılmamıştır. On haftanın sonunda araştırmanın bağımlı değişkeni olan "erken okuryazarlık becerileri" tekrar ölçülmüştür. Bulgular: Hem deney grubunda hem de kontrol grubunda tüm alt testlerin puanlarında ve genel test puanında son ölçümde anlamlı bir artış olduğu görülmektedir. Sonuç: Diyalojik okuma programına tabi tutulan, deney grubundaki çocukların, sözcük bilgisi, ses bilgisel farkındalık, harf bilgisi, dinlediğini anlama ve erken okuryazarlık becerileri puan ortalamalarına göre t değerleri tüm bu alt becerilerde ve toplam test puanları kapsamında, kontrol grubuna göre çok daha yüksek oranlarda artış göstermiştir. Anahtar Kelimeler: diyalojik okuma, erken okuryazarlık becerileri, resimli çocuk kitabı, okuma, yazma.
Ortaöğretim öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeyleri ile internet ve oyun bağımlılığı ilişkisi
Amaç: Bu araştırma ortaöğretim öğrencilerinin fiziksel aktivite düzeyleri ile internet ve oyun bağımlılığı ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Meteryal ve Metot: Araştırma Bingöl il merkezinde beş farklı lise türünde öğrenim hayatına devam eden 409 öğrenci (%50,4 erkek - %49,6 kız) ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Bilişsel Davranışçı Fiziksel Aktivite Ölçeği (BDFAÖ), Ergenler İçin Oyun Bağımlılığı Ölçeği (EOBÖ), İnternet Bağımlılığı Ölçeği (İBÖ) ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Bir nicel araştırma tekniği olan tarama modeli kullanılarak yapılan çalışmanın istatistiksel analizleri SPSS 20.0 (IBM Inc, Chicago, IL, USA) programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ölçekler arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi için Spearman's Rho korelasyon analizi uygulanılmıştır. Analizlerin tamamında p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Öğrencilerin fiziksel aktivite puan ortalaması cinsiyete, okul türüne, sınıf düzeyine, boş zamanlarını değerlendirme şekillerine, ailenin gelir düzeyine göre anlamlı fark gösterirken; aile tipine, kardeş sayısına, annenin eğitimine ve mesleğine, babanın eğitimine ve mesleğine göre anlamlı fark göstermediği tespit edilmiştir. İnternet bağımlılığı ortalama puanında, okul türü, sınıf düzeyi, boş zamanlarını değerlendirme şekli, ailenin gelir düzeyi, babanın eğitim durumu açısından anlamlı farklılık izlenirken; cinsiyet, aile tipi, kardeş sayısı, babanın mesleği, annenin eğitimi ve mesleği açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Oyun bağımlılığında cinsiyete, boş zamanlarını değerlendirme şekline göre anlamlı fark görülürken, okul türüne, sınıf düzeyine, aile tipine, kardeş sayısına, ailenin gelir düzeyine, annenin eğitimine ve mesleğine, babanın eğitimine ve mesleğine göre anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sonuç: Araştırmada internet bağımlılığı ile oyun bağımlılığı arasında pozitif yönlü, yüksek düzeyde anlamlı ilişki tespit edilirken, fiziksel aktivite ile internet ve oyun bağımlılığı arasında bir ilişki olmadığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: İnternet, oyun, bağımlılık, fiziksel aktivite.
Ortaokul öğrencilerinin kaygı ve otomatik düşünceleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı Malatya ilinde ortaokula devam eden öğrencilerin kaygı ve otomatik düşünceleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Materyal ve Metot: Bu araştırma, Malatya il merkezinde Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı ortaokullarda 2018-2019 eğitim-öğretim yılı bahar ve güz döneminde ortaokula devam eden 1279 öğrenci ile yürütüldü. Araştırmada veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından hazırlanan "Demografik Bilgi Formu", "Çocuklar için Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri" ve "Çocukların Otomatik Düşünceleri Ölçeği" kullanıldı. Normal dağılım gösteren nicel verilerin iki grup karşılaştırmalarında t Test, normal dağılım göstermeyen verilerin iki grup karşılaştırmalarında ise, Mann Whitney U testi kullanıldı. Normal dağılım gösteren üç ve üzeri grupların karşılaştırmalarında One-way Anova Test ve ikili karşılaştırmalarında Bonferroni test; normal dağılım göstermeyen üç ve üzeri grupların karşılaştırmalarında ise Kruskal Wallis test ve ikili karşılaştırmalarında Bonferroni-Dunn test kullanıldı. Değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde normal dağılım göstermeyen değişkenlerde Spearman's Korelasyon Analizi kullanıldı. Bulgular: Cinsiyet, yaş ve sınıf değişkenlerine göre kaygı ve otomatik düşünceleri puan ortalamaları arasında farklılık bulundu. Ailenin aylık gelir değişkenine göre kaygı ve otomatik düşünceleri puanları arasında farklılık bulunmadı. Yaşadığı yerler değişkenine göre kaygı puanları arasında farklılık bulunmadı. Fakat otomatik düşünceleri puanları arasında farklılık bulundu. Sonuç: Öğrencilerin otomatik düşünceleri ölçeği toplam puanları ile durumluk ve sürekli kaygı puanları arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı orta düzeyde ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: çocuk, durumluk kaygı, sürekli kaygı, otomatik düşünceler
Erken çocukluk döneminde iki dilliliğin çocukların alıcı ve ifade edici dil gelişimine etkisinin incelenmesi
Amaç:Bu araştırmada erken çocukluk döneminde iki dilliliğin çocukların alıcı ve ifade edici dil gelişimine etkisinin incelenmesi hedeflenmiştir. MateryalveMetot:Bu araştırma 26.06.2018-15.04.2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Adıyaman ili merkez ve bağlı köylerinde yaşayan 2-7 yaş aralığındaki iki dilli (n=60) ve tek dilli (n=60) 120 çocuk oluşturmaktadır. Veri toplamada, kişisel bilgi formu ve Türkçe Erken Dil Gelişim Testi (TEDİL) kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi için uygun istatistik program kullanılmış, elde edilen veriler Kolmogorov-Smirnov testi, t testi, Tukey, ANOVA ve Ki-kare testi kullanılarak analiz edilip değerlendirilmiştir. Bulgular:Araştırmaya katılan çocukların sosyo-demografik özellikleri incelendiğinde kızların %45.5'i tek dil, %54.5'i ise iki dil; erkeklerin %55.6'sı tek dil, %44.4'ü ise iki dil kullanmaktadır. Tek dil kullananların %13.3ü 24-36 ay, %20.0'si 36-48 ay, %20.0'si 48-60 ay, %33.3'ü 60-72 ay, %13.3'ü 72-84 ay grubunda; iki dil kullananların %11.7'si 24-36 ay, %6.7'si 36-48 ay, %23.3'ü 48-60 ay, %35.0'i 60-72 ay ve %23.3'ü 72-84 ay grubunda yer aldığı belirlenmiştir. Çocukların yaş, cinsiyet, baba eğitim düzeyi, kardeş sayısı, kardeşler arasındaki sıra sayısı, okul durumu, kitap okuma sıklığı, ekran kullanım süresi açısından anlamlı fark bulunmazken, çocukların yaşadığı yer, anne eğitim durumu, anne ve baba mesleği, aile yapısı, çocukla kitap okuma sıklığı, ekran kullanma yaşı ve ekranı kiminle kullandığı değişkenleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Sonuç: Araştırma sonucunda; iki dilli ve tek dilli çocukların alıcı dil ve ifade edici dil becerileri karşılaştırılmış ve iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Iki Dillilik, Dil Gelişimi, Alıcı Dil, İfade Edici Dil
Lise son sınıf öğrencilerinin sınav kaygısı ile algılanan stres düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı; lise son sınıf öğrencilerinin sınav kaygısı ile algılanan stres düzeyleri arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Materyal ve Metot: Araştırmanın çalışma grubunu 2017-2018 eğitim-öğretim yılı Kahramanmaraş ili Afşin ilçesinde 5 tür lisede son sınıfta öğrenim görmekte olan 17-19 yaş arası 389 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın verileri "Sınav Kaygısı Envanteri" ve "Algılanan Stres Ölçeği" aracılığı ile toplanmıştır. Bu araştırma mevcut olan bir durumu tanımlamaya ve açıklamaya çalıştığı için nicel araştırmada ilişkisel tarama modelindedir. Araştırmada elde edilen veriler SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma verilerinin analizinde, t-Testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Bonferroni-Dunn testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Bulgular: Cinsiyet değişkenine göre sınav kaygısı ve algılanan stres ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark tespit edilmiştir (p<0.05). Yaş, bölüm, ebeveyn yaşı, ebeveyn eğitim durumu, gelir durumu değişkenlerine göre kaygı ve stres puan ortalamaları arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Anne babanın birlikte yaşama değişkeninde kaygı puanında fark bulunurken (p=0,024, p<0.05), stres puanları arasında fark saptanmamıştır (p>0,05). Lise türü değişkenine göre kaygı puanları arasında farklılık bulunmazken, stres puanları arasında farklılık bulunmuştur. Öğrencilerin yeni sınav sistemine yönelik kaygı ve algılanan stres düzeyleri arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı ilişki saptanmıştır (r:0.287, p<0.01). Sonuç: Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, lise son sınıfa devam eden öğrencilerin sınav kaygısı envanteri toplam puanları ile algılanan stres puanları arasında pozitif yönlü istatiksel olarak anlamlı düşük düzeyde ilişki bulunmuştur.
Mülteci çocukların resimlerinin mülteci olmayan çocukların resimleriyle karşılaştırılarak çeşitli değişkenler açısından incelenmesi
Amaç: Bu araştırma mülteci çocukların ve mülteci olmayan çocukların aile resimlerinin ve serbest konulu resimlerinin karşılaştırılmalı olarak incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Bu çalışma 20.01.2019-25.06.2019 tarihleri arasında Gaziantep ili merkezde yaşayan ilkokul birinci kademeye devam eden mülteci (n: 60) ve mülteci olmayan (n:60) 120 çocuk ile ikamet yerlerinde uygun fiziki ortamlarda yapılmıştır. Veri toplamak için Çocuk Bilgi Formu kullanılmıştır. Çocukların yaptıkları aile resimlerini değelrlendirmek amacıyla Aile Çiz Testi Değerlendirme Formu, serbest resimleri değerlendirmek amacıyla Serbest Resim Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler, iki ya da daha çok bağımsız grup arasında fark olup olmadığını tespit etmek için kullanılan Ki-kare (Chi-square) testi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çocukların serbest resimlerindeki bulgulara göre her iki grupta da insan figürü tercih etme oranının yüksek olduğu ve çizimlerin gelişimsel sıraya uygun olduğu elde edilmiştir. Aile resimlerindeki bulgulara göre her iki grupta da ilk çizilen figürün yüksek oranda anne ya da baba olduğu, yakın çizilen figürün kardeş olduğu elde edilmiştir. Sonuç: Çocukların çizdikleri serbest resimlerin figür, çizim, renk, konu ve kağıttaki konum özellikleri açısından gruplar arasında anlamlı farklılık olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Çocukların çizdikleri aile resimlerinin çizilen kişilerin dizimi, çizimde mırıldanma davranışı, anormal çizilen kişi, çizilmeyen kişi, resimde kullanılan belirgin renk özelliklerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık olmadığı; çocuğun kendisine yakın çizdiği kişi, uzak çizdiği kişi, ilk çizdiği kişi, son çizdiği kişi, anormal çizdiği kişi ve özenle çizdiği kişi özelliklerinde ise istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mülteci Çocuk, Aile Resmi, Serbest Resim
Yenidoğan işitme tarama programının gelişim alanlarına etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı Yenidoğan İşitme Tarama Programı kapsamında işitme kaybı tanısı alan ve normal işiten 0-6 yaş çocukların gelişimsel değerlendirmelerinin yapılarak çeşitli değişkenlerin gelişime etkisini saptamaktır. Materyal ve Metot: Araştırma grubu, 2018-2020 yılları içinde Malatya ve Kahramanmaraş ilinde ikamet eden 50 işitme kayıplı ve 51 işitme kaybı bulunmayan 101 bebek/çocuk ve ailesi araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. DGTT, AGTE ile Genel Bilgi Formu uygulanmıştır. İstatistiksel analizler için NCSS 2007 programı, tanımlayıcı istatistik metotları, Pearson ki-kare, Fisher's Exact, Fisher Freeman, Halton testi kullanıldı. Uyumun değerlendirilmesinde Mc Nemar test ve Kappa uyum düzeyi kullanılmıştır. Bulgular: Tüm olguların AGTE genel sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). İşitme kaybı olması durumuna göre olguların DGTT sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p=0,031; p<0,05). İşitme kaybı olan olguların DGTT sonucunun normal olması oranı, işitme kaybı olmayan olgulara göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır. İşitme kaybı olması durumuna göre olguların DGTT "DG" sonuçları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmazken (p=0,052; p>0,05), işitme kaybı olan olguların DG'nin normal olması oranı, işitme kaybı olmayan olgulara göre dikkat çekici düzeyde düşük saptanmıştır. AGTE "İMG" sonucu normal olan olguların tanı yaşları, test sonucu normal olmayan olan olgulara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,040; p<0,05). İşitme kaybı tanısı erken konan, erken cihazlanan ve erken özel eğitime başlayan çocuklarda AGTE ve DGTT sonuçları arasında anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Annenin gebelikte risk faktörü taşıma durumu ise işitme kaybı olgularında anlamlı düzeyde yüksek oranda saptanmıştır (p<0,01). İşitme kaybı gruplarına göre anne ve babanın yaş, eğitim, çalışma ve gelir durumları arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sonuç: YİTP işitme kayıplı çocukların erken tespit edilmesini sağlarken erken müdahalede hedeflenen düzeye ulaşılamadığını ve gelişimde kritik evrelerin kaçırılabileceğini göstermiştir. Ayrıca Sağlık Bakanlığı tarafında topuk kanı, görme tarama, işitme tarama gibi rutin programlara gelişim tarama programının eklenmesi de önemlidir. Anahtar Kelimeler: Gelişim, erken müdahale, Yenidoğan İşitme Tarama Programı.
Dört- altı yaş çocukların sosyal ve oyun davranışları ile ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, 4-6 yaş arası çocukların sosyal ve oyun davranışları ile ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Materyal ve Metot: Bu çalışmanın örneklemini Mersin il merkezinde 2018-2019 eğitim-öğretim yılı dönemi '4-6 yaş arası, okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 100 çocuğun anneleri ve öğretmenleri' oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Demografik Bilgi Formu", "Ebeveyn Tutum Ölçeği", "Sosyal Davranış Öğretmen Değerlendirmesi Ölçeği" ve "Penn Etkileşimli Akran Oyun Ölçeği Öğretmen Formu" kullanılmıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden korelasyonel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizleri için SPSS 22.0, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman‟s Rho Korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Bulgular: Anne tutumlarının eğitim düzeyi, çalışma durumu, hane geliri ve sahip oldukları çocuk sayısından etkilendiği saptanmıştır. Demokratik tutumdaki annelerin çocuklarında oyun etkileşimi ve prososyal davranışların arttığı, otoriter tutum ve izin verici tutumdaki annelerin çocuklarında oyunun bozulması, oyundan kopma, utangaç ve saldırgan davranışların arttığı, aşırı koruyucu tutumdaki annelerin çocuklarında ise utangaç davranışların arttığı saptanmıştır. Sonuç: Ebeveyn Tutum Ölçeği toplam puanları ile oyun etkileşimi alt ölçeği puanları arasında pozitif, oyunun bozulması ve oyundan kopma alt ölçeği puanları arasında negatif yönde anlamlı orta düzeyde bir ilişki, saldırgan alt ölçeği puanları arasında negatif yönde zayıf bir ilişki, prososyal alt ölçeği puanları arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki bulunmuş, utangaç alt ölçeği puanları arasında ise anlamlı ilişki bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Anne baba tutumu, oyun davranışı, sosyal davranış.
Ebeveynin bağlanma biçimi ile ebeveyn tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi
Ebeveynin Bağlanma Biçimi ile Ebeveyn Tutumu Arasındaki İlişkinin İncelenmesi Amaç: Bu araştırma 2-6 yaş arası çocuğa sahip anne ve babaların kendi ebeveynlerine bağlanma biçimi ile kendi çocuklarına sergiledikleri ebeveynlik tutumları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma, Gaziantep il merkezinde Sağlık Bakanlığı'na bağlı Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Gelişimi Birimine yönlendirilen 2-6 yaş çocuğa sahip 187 anne ve 112 baba ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Aile Bilgi Formu, Ana-Babaya Bağlanma Ölçeği (ABBÖ) ve Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) kullanılmıştır. Bir nicel araştırma tekniği olan tarama modeli kullanılarak yapılan çalışmanın istatistiksel analizleri SPSS 20.0 programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde; t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Pearson Korelasyon Testi kullanılmıştır. Bulgular: 2-6 yaş çocuğa sahip annelerin gebelik durumunun (planlı-plansız), hamilelikte sorun yaşama durumunun, çocuk ile ilgilenen kişinin, emzirme süresinin ve ekonomik durumunun ebeveynin bağlanma stiline ve sergiledikleri ebeveyn tutumuna göre anlamlı fark göstermediği tespit edilmiştir. Ebeveynlerin sahip oldukları çocuğun cinsiyetinin, ebeveynin eğitim düzeyinin, mesleğinin, medeni durumun ve gelir düzeyinin ise ebeveynin bağlanma biçimini ve sergiledikleri ebeveyn tutumunu anlamlı bir şekilde etkilediği belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmada 2-6 yaş çocuğa sahip anne babaların ebeveynine bağlanma şeklinin ve çocuğuna karşı sergilediği ebeveynlik tutumu arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Kendi anne ve babasına olumlu bağlanan ebeveynlerin çocuklarına karşı daha çok demokratik tutum sergilediği, olumsuz olarak algılayan annelerin ise otoriter ve izin verici tutum sergiledikleri ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma, ana babaya bağlanma, ebeveyn tutumu.
Hastanede yatan çocukların annelerinin anksiyete ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Hastanede Yatan Çocukların Annelerinin Anksiyete ve Depresyon Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi Amaç: Bu araştırma hastanede yatan çocukların annelerinin anksiyete ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Materyal ve Metot: Araştırma, Gaziantep il merkezinde Sağlık Bakanlığı'na bağlı Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi çocuk servislerinde çocuğu yatan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 160 anne ile gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Aile Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) ve Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ) kullanılmıştır. Bir nicel araştırma tekniği olan tarama modeli kullanılarak yapılan çalışmanın istatistiksel analizleri SPSS programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde; Pearson Korelasyon analizi, Student t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Hastanede yatan çocuğa sahip annelerin yaşının, çocukların doğum sırasının ve ekonomik durumunun anskiyeteyi etkilemediği, hamilelik döneminde sorun yaşama durumunun depresyonu etkilemediği ve hastanede yatan çocuğun cinsiyetinin depresyon ve anksiyete üzerinde etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Gebeliği planlı olan annelerin anksiyete ve depresyon düzeylerinin düşük, hamilelikte sorun yaşayan annelerin sadece anksiyete düzeyinin düşük olduğu belirlenmiştir. Çocukların hastanede kalma süresi arttıkça annenin yaşadığı depresyon ve anksiyete düzeylerinin arttığı ve ekonomik düzey düştükçe depresyon düzeyinin arttığı belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmada hastanede yatan çocuğa sahip annelerin depresyon ve anksiyete puanları arasında oldukça önemli düzeyde pozitif yönlü ilişki olduğu tespit edilmiştir. Depresyon düzeyi arttıkça anksiyete düzeyinin de arttığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Hastane, çocuk, anne, depresyon, anksiyete.
Lise öğrencilerinin bağımlılık yapan maddelere karşı tutumları ile sosyal dışlanma durumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Lise Öğrencilerinin Bağımlılık Yapan Maddelere Karşı Tutumları ile Sosyal Dışlanma Durumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi Amaç: Bu araştırma lise öğrencilerinin bağımlılık yapan maddelere karşı tutumları ile sosyal dışlanma durumları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma Elazığ il merkezinde beş farklı lisede öğrenim hayatına devam eden toplam 385 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Nicel araştırma teknikleri kullanılarak yapılan çalışmanın istatistiksel analizleri SPSS 15.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Veri datasının faktör analizine uygun olup olmadığını belirlemek amacıyla Normallik Testi, Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) Testi ile Bartlett Küresellik Testi (Bartlett test of Sphericity) yapılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi için Pearson Çarpım Momentler Korelasyon Katsayısı analizi ve Regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin bağımlılık yapan maddelere karşı tutum ölçeğinde cinsiyet, yaş ve sınıf düzeyine göre anlamlı fark gösterirken; kardeş sayısı, ailenin kaçıncı çocuk olma durumu, anne ve babanın hayatta olup olmama durumu, anne-babanın birliktelik durumu, çocuğun kimin yanında kaldığı, aile tipine, anne ve baba eğitim durumu değişikliğine göre anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sosyal dışlanma ölçeği ile ölçeğin alt boyutları olan dışlanma ve önemsenmemede; cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, kardeş sayısı, ailenin kaçıncı çocuk olma durumu, anne ve babanın hayatta olup olmama durumu, anne-babanın birliktelik durumu, çocuğun kimin yanında kaldığı ve babanın eğitim durumu değişikliğine göre anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Sosyal dışlanma ölçeğinin dışlanma alt boyutunda aile tipine, önemsenmeme alt boyutunda annenin eğitim durumuna göre anlamlı bir farklılık göstermektedir. Yapılan regresyon analizi sonucunda ise; gençlerin akranları arasında yaşadıkları dışlanma ve önemsenmeme duyguları ile sosyal dışlanma durumları arasında pozitif bir ilişki olduğu saptanmıştır. Sonuç: Araştırmada öğrencilerin bağımlılık yapan maddelere karşı negatif bir tutum içinde oldukları ve bağımlılıktan akranları tarafından kısmen de olsa sosyal dışlanmışlık duygusunu yaşayabilecekleri için bağımlılığı olumlamadıkları söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Bağımlılık, madde bağımlılığı, sosyal dışlanma.
Çocuk gelişimi birimine getirilen adli vakalardaki ergenlerin umutsuzluk ve duygu düzenleme durumlarının incelenmesi
Çocuk Gelişimi Birimine Getirilen Adli Vakalardaki Ergenlerin Umutsuzluk ve Duygu Düzenleme Durumlarının İncelenmesi Amaç: Bu araştırma adli vakalardaki ergenlerin umutsuzluk düzeyleri ve duygu düzenleme durumlarının incelenmesini amaçlar. Materyal ve Metot: Araştırma Siverek Devlet Hastanesi Çocuk Gelişimi birimine getirilen 76 adli vaka ergen ile (%94,7 erkek- % 5,3 kız) gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ), Ergenler İçin Duygu Düzenleme Ölçeği (EİDDÖ) ve Kişisel Veri Formu (KVF) kullanılmıştır. Nicel araştırma teknikleri kullanılarak yapılan çalışmanın istatistiksel analizleri SPSS 20.0 (IBM Inc, Chicago, IL, USA) programı ile gerçekleştirilmiştir. Ölçek puanları arasındaki ilişkilerin tespit edilmesi için Pearson Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Çalışmanın tamamında tip-I hata değeri %5 alınarak p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Ergenlerin umutsuzluk puanlarının, ergenin eğitim düzeyine göre anlamlı farklılık gösterirken; ergenin cinsiyetine, doğum yerine, akademik başarısına, işlediği iddia edilen suçun türüne, işlediği iddia edilen suçta yalnız olup olmamasına, daha önce suça karışıp karışmadığına, aile birliğinin olup olmamasına, anne ve babanın eğitim düzeyine ve ailede suç işleyen birinin olup olmamasına göre anlamlı farklılık göstermediği belirlenmiştir. Ergenlerin genel duygu düzenleme puanlarının, ergenin cinsiyetine, doğum yerine ve ergenin annesinin eğitim düzeyine göre anlamlı farklılık gösterirken; ergenin eğitim düzeyine, akademik başarısına, işlediği iddia edilen suçun türüne, işlediği iddia edilen suçta yalnız olup olmamasına, daha önce suça karışıp karışmadığına, aile birliğinin olup olmamasına, ergenin ba basının eğitim düzeyine, aile bireylerinde suç işleyen birinin olup olmamasına göre anlamlı bir farklılık göstermediği belirlenmiştir. Sonuç: Araştırmada duygu düzenleme genel puanı ve umutsuzluk puanı arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Adli vaka, duygu düzenleme, ergen, umutsuzluk.
Ergenlerde akıllı telefon bayğımlılığının sosyal dışlanma (Ostrasizm) ile ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmada liseye devam eden öğrencilerin akıllı telefon bağımlılığının sosyal dışlanma ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Araştırmamızın çalışma grubunu 2019-2020 eğitim- öğretim yılı Diyarbakır il merkezi ve Çınar ilçesinde bulunan toplam 10 lisede öğrenim görmekte olan 502 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmanın verileri ''Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği'' ve ''Ergenler İçin Ostrasizm (Sosyal Dışlanma) Ölçeği'' aracılığı ile toplanmıştır. Araştırma nicel bir araştırma olup, genel tarama modeli türlerinden olan ilişkisel tarama modeline uygun olarak desenlenmiştir. Araştırmada elde edilen veriler SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırma verilerinin analizinde iki bağımsız grup için Mann-Whitney U, çoklu grup karşılaştırmaları için Kruskal-Wallis, kategorik değişkenler arasındaki ilişkilerin analizi için Ki-kare analizi ve Spearman's Rho korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışmanın tamamında p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Sosyal dışlanma ile akıllı telefon bağımlılığı arasındaki korelasyon katsayısı Rho=0,049 (p=0,451) anlamlı bulunmamıştır. Ergenlerin akıllı telefon kullanım süresi arttıkça sosyal ilişki geliştirmeleri artmaktadır (X2=35,26; p<0,001). Kırsal kesimde yaşayan ergenlerin akıllı telefon bağımlısı olma olasılığı kentte yaşayan ergenlere göre daha yüksek bulunmuştur (p=0,035). Aşırı kullanım ve dayanma puanları ile sosyal dışlanma arasında düşük düzeyde ve negatif yönlü ilişki tespit edildi (R=-0,297; p=0,030 ve R=-0,344; p=0,003 sırasıyla). Çevresi tarafında önemsenmeyen ergenin akıllı telefon bağımlısı olma riski yüksek bulunmuştur (R=0,456; p<0,001). Sonuç: Araştırmada elde edilen sonuçlara göre ergenlerde akıllı telefon bağımlılığının sosyal dışlanmayla ilişkisi bulunmamıştır. Ancak yaşanılan yer, eğitim seviyesi ve başarı durumuna göre bağımlılık düzeylerinde farklılıklar görülmüştür. ATBÖ ile SDÖ alt boyutları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Bağımlılık, Akıllı telefon bağımlılığı, Sosyal dışlanma, Ergen.
Özel öğrenme güçlüğü olan ortaokul öğrencilerinin benlik saygısı ve motor yeterliliklerinin tipik gelişen akranları ile karşılaştırılarak incelenmesi
Yapılan çalışmanın amacı özel öğrenme güçlüğü olan ortaokul öğrencilerinin benlik saygısı ve motor yeterliliklerinin tipik gelişen akranları arasında anlamlı farklılık olup olmadığını incelemektir. Çocukların benlik saygılarını belirlemek için Piers Harris benlik saygısı ölçeği, motor becerilerini ölçmek için ise BOT-2 motor yeterlilik testi kullanılmıştır. Çalışmaya 10-14 yaş aralığında olan tipik ve ÖÖG sahip olan kız ve erkek ortaokul öğrencileri dâhil edilmiştir. Her grupta 90 olmak üzere araştırmaya toplam 181 kişi dâhil edilmiştir. 90 ÖÖG ve 91 tipik gelişen ortaokul öğrencileri araştırmaya dâhil edilmiştir. Değerlendirme öncesinde katılımcıların ebeveynlerine çalışma hakkında bilgi verilerek katılımcıların demografik verileri kaydedilmiştir. Yapılan çalışma Bursa İl Milli Eğitim Bakanlığına bağlı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ve Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ortaokullarda yapılmıştır. Araştırma sonucunda 181 katılımcıdan elde edilen verilerin analizi IBM SPSS Statistics 22 (SPSS Inc., Chicago, IL) programı kullanılmıştır. Araştırmada çocukların kişisel bilgi formu, Bruininks-Oseretsky Motor Yeterlik Testi 2 Kısa Formuna yer verilmiştir. Ölçek puanlarının çarpıklık ve basıklık değerleri incelenmiş ve normallik koşullarını sağladığı tespit edilmiş ve bu nedenle ölçek puanlarıyla ilgili karşılaştırmalarda parametrik yöntemler kullanılmıştır. Verilerin analizinde; tanımlayıcı kategorik verileri sayı (n) ve yüzde (%), nicel verileri ise ortalama ve standart sapma değerleri, çarpıklık, basıklık, minimum ve maksimum değerleri gösterilmiştir. İki bağımsız grubun ortalamalarının karşılaştırılması için Independent Sample T testi, ikiden fazla grubun ortalamasını karşılaştırmak için One Way ANOVA kullanılmıştır. Puanlar arasındaki nicel tipteki değişkenlerin ilişkisinin incelenmesi için Pearson Korelasyon analizi uygulanmıştır. Anlamlılık değeri p<0.05 olarak temel alınmıştır. Araştırma sonuç olarak özel öğrenme güçlüğüne sahip olan çocukların tipik gelişim gösteren akranları ile karşılaştırıldıklarında motor yeterlilik (kuvvet, denge, koşu ve çeviklik, bilateral koordinasyon) yönünden yetersiz olduklarını ortaya koymaktadır. Bu sonuçlara göre özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde çocukların motor beceri yönünden ek destek almaları gerektiği söylenebilir
6 yaş çocuğu olan annelerin çocuk yetiştirme tutumları ile dijital ebeveynlik farkındalıkları arasındaki ilişkide baba katılımının aracı rolü
Araştırma kapsamında annelerin çocuk yetiştirme tutumları ile dijital ebeveynlik farkındalıkları arasındaki ilişkide baba katılımının aracı rolü ele alınmıştır. Çalışmaya 6 yaşında çocuğu olan 386 ebeveyn katılmıştır. Araştırma verilerinin toplanması için dört bölümden oluşan bir form kullanılmıştır. Birinci bölümde demografik bilgiler, ikinci bölümde Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ), üçüncü bölümde Baba Katılımı Ölçeği (BAKÖ), dördüncü bölümde ise Dijital Ebeveynlik Tutum Ölçeği (DETÖ) yer almıştır. Araştırma sonucunda açıklayıcı otoriter tutum ile dijital ebeveynlik farkındalığı arasındaki ilişkide baba katılımının kısmi aracılık rolü saptanmıştır. Yürütülmesi planlanan çalışmalarda baba katılımının daha farklı değişenlerle çalışılması önerilmektedir.
6 yaş çocuğu olan babaların çocuk yetiştirme tutumları ile dijital ebeveynlik farkındalıkları arasındaki ilişkide anne bekçiliğinin aracı rolü
Araştırma kapsamında babaların çocuk yetiştirme tutumları ile dijital ebeveynlik farkındalıkları arasındaki ilişkide anne bekçiliğinin aracı rolü ele alınmıştır. Çalışmaya 6 yaşında çocuğu olan 267 ebeveyn katılmıştır. Araştırma verilerinin toplanması için 115 soru ve dört bölümden oluşan bir form kullanılmıştır. Birinci bölümde demografik bilgiler, ikinci bölümde Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ), üçüncü bölümde Dijital Ebeveynlik Tutum Ölçeği (DETÖ), dördüncü bölümde ise Anne Bekçiliği Ölçeği Baba Formu (ABÖ-B) yer almıştır. Araştırmanın sonucunda aşırı koruyucu ebeveyn tutumu sergileyen babalar ile dijital ebeveynlik farkındalığı arasındaki ilişkide anne bekçiliğinin kısmi aracı olarak değişken rolü saptanmıştır. Yürütülmesi planlanan çalışmalarda ebeveynlerin anne bekçiliği davranışlarının daha farklı değişkenlerle birlikte çalışılması önerilmektedir.
Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların ebeveynlerinin özgecilik ve yaşam doyumlarının çocukları ile iletişimleri üzerindeki etkisi
Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) olan bir çocuğa sahip olmak anne babaların özgecilik ve yaşam doyumlarını etkilemektedir. Özgecilik, bireyin başkalarının iyiliği için kendini feda etmesi ve yardım etme eğilimde bulunmasını ifade ederken, aile yaşam doyumu bireyin ailesi ile olan yaşamından memnuniyet duyması ve genel yaşam kalitesini ifade etmektedir. Ebeveynlerin özgecilik ve yaşam doyumu çocukları ile olan iletişimlerinde önemlidir. Bu araştırma da, OSB çocuğu olan ebeveynlerin özgecilik ve yaşam doyum düzeylerinin OSB çocukları ile iletişimleri üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla, araştırmaya katılmayı kabul eden 0-11 yaş aralığında OSB tanısı alan çocukların ebeveynlerine "Aile Demografik Bilgi Formu", "Özgecilik Ölçeği", "Yaşam Doyum Ölçeği" ve "Ebeveynin Çocuğuyla İletişimi Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırmaya toplam 301 kişi katılmıştır; bunların 167'si anne ve 134'ü babadır. Toplanan verileri analiz etmek için betimsel analizler, korelasyon analizi ve regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırmanın sonucunda, ebeveynlerin daha yüksek düzeyde özgecilik ve yaşam doyumuna sahip olmalarının çocukları ile daha iyi iletişim kurmalarında pozitif yönde etkisi olduğu bulunmuştur. Özgecilik ve yaşam doyumu yüksek olan ebeveynlerin çocukları ile daha olumlu ve etkili iletişim davranışları sergiledikleri belirlenmiştir. Analizler, özgecilik ve yaşam doyumu düzeyleri ile ebeveyn-çocuk iletişimi arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Bu sonuçlar dikkate alındığında, OSB çocuğu olan ebeveynlere yönelik özgecilik ve yaşam doyumunu artıran eğitim programlarının ve psikolojik destek hizmetlerinin artırılması önerilmektedir. Bu tür müdahaleler, ebeveynler ve çocukları arasındaki iletişim kalitesini iyileştirebilir ve OSB'li çocukların daha iyi gelişimsel sonuçlar elde etmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Theraplay oyun terapisinin bebek ve çocuklardaki mizaç ve erken dönem olumlu sosyal davranış üzerindeki etkisi
Bu araştırma kapsamında Theraplay oyun terapisinin bebek ve çocuklardaki erken dönem olumlu sosyal davranış ve mizaç üzerindeki kısa dönemli etkileri incelenmiştir. Çalışmanın örneklemini 18-34 ay aralığında değişen toplamda 30 bakım veren- çocuk ikilisi oluşturmuştur. Uygulama süresince 8 hafta boyunca bebek ve çocuklara haftanın bir günü olmak üzere toplam olarak 8 seans Theraplay grup terapisi uygulanmıştır. Çalışmada veri toplama araçları olarak 18-36 ay aralığında bebek ve çocuklar için Erken Çocukluk Davranış Anketi kullanılmıştır. Verilerin değerlendirmesinde ilk olarak deney ve kontrol grubundaki çocukların Erken Çocukluk Davranış Anketi öntest puanları Mann Whitney U testi ile karşılaştırılmıştır. Ardından deney ve kontrol grubundaki çocukların grup içi sontest – öntest puanları arasındaki farklılıklar Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ile test edilmiştir. Son olarak deney ve kontrol grubundaki çocukların Erken Çocukluk Davranış Anketi sontest puanları Mann Whitney U testi ile karşılaştırılmıştır. 8 hafta boyunca yürütülen bağlanma temelli oyun terapisi olan Theraplay uygulamasının, erken çocukluk dönemindeki çocukların davranışsal ve duygusal gelişimlerine olumlu katkılar sağladığını ortaya koymuştur. Çalışma grubunda yapılan değerlendirmeler sonucunda Theraplay'in olumsuz mizaç özellikleri olan korku, hayal kırıklığı, üzüntü ve utangaçlık düzeylerinde terapi sonrasında anlamlı azalmalar gözlenmiştir ve Theraplay uygulamasının, çocukların dikkat süreçlerini geliştirdiğini ve odaklanma becerilerini artırdığını, çocukların sarılma davranışlarını artırdığı, duygusal ifadelerde ve fiziksel temas gerektiren davranışlarda bir gelişme olduğunu göstermektedir.
Özel gereksinimli çocuğu olan ailelerin dijital oyunlara yönelik görüşlerinin belirlenmesi
Dijital oyunlar; video, oyun konsolu ve mobil oyunların tümünü içeren 1980'li yıllardan itibaren hayatımızda olan oyunlardır (Bozkurt, 2014). İnternetin bulunmasıyla beraber araçlara olan ilgi artmıştır. Bunlar; telefon, tablet, bilgisayar ve oyun konsollarıdır (Gökçeaslan ve Günbatar, 2012; Güler vd., 2017). Yapılan araştırmanın amacı, özel gereksinimli çocukları olan ailelerin dijital oyunlara yönelik görüşlerinin belirlenmesidir. Araştırma da nitel araştırma yöntemlerinden olan fenomenoloji (olgu bilimi) ile desenlemiş içerik analizi kullanılarak veriler oluşturulmuş, çıkan verilerle analiz edilmiştir. Araştırmada yarı yapılandırılmış görüşme formu ve demografik bilgileri içeren soru formu kullanılmıştır. Araştırmada tanı almış 6-13 yaş arasındaki çocuklarla yapılmıştır. Araştırmaya çocuğu özel gereksinimli tanılı 36 çocuğun yakınları katılmıştır. Ortaya çıkan veriler sonucu, kodlar oluşturulmuş bunların sonucunda da tema ve alt temalara ulaşılmıştır. Araştırma İstanbul Sultangazi'de bulunan bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde yapılmıştır. Araştırmada dijital oyun teması ve alt temalarına ulaşılmıştır. Sonuç olarak, özel gereksinimli çocukların en çok savaş oyunlarını tercih ettikleri sonucuna ulaşılmıştır. Oyun oynama amaçlarının eğlence olduğu, en çok cep telefonu tercih ettikleri, günde en az 2 saat oyun oynadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Dijital oyunların olumsuz etkileri ise özel gereksinimli çocukların derslerine zaman ayıramaması, tüm vaktini dijital oyunlarda harcaması olduğu söylenebilir. Dijital oyunların olumlu katkıları ise özel gereksinimli çocukların eğitim süreçlerine, beceri ve gelişimlerine katkı sağladığı bulgularına ulaşılmıştır.
Özel gereksinimli çocuğa sahip olan ebeveynlerin depresyon ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynlerin depresyon ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma, Maltepe ilçesinde yer alan rehabilitasyon merkezlerine kayıtlı özel gereksinimli çocuğa sahip ebeveynler ile yapılmıştır. Özel gereksinimli çocukların ebeveynleri arasında özellikle annelerin psikolojik sağlık durumlarının daha fazla etkilenebileceği literatürde sıklıkla vurgulanmaktadır. Çalışma kapsamında, Beck Anksiyete Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği kullanılarak ebeveynlerin kaygı ve depresyon düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma sonuçları, özel gereksinimli çocuğa sahip annelerin depresyon ve kaygı düzeylerinin genellikle yüksek olduğunu ve bu durumun ebeveynlik yükleri, çocuğun gelişimsel zorluklarına dair algılar ve sosyal destek eksikliği gibi faktörlerle ilişkili olabileceğini göstermektedir. Çalışmada, erkek katılımcıların kaygı düzeylerinin daha tutarlı ancak daha yüksek olduğu bulunmuştur. Bu bulgu, annelerin yaşadıkları psikolojik baskının farklı dinamikler içerdiğini düşündürmektedir. Özel gereksinimli çocuğa sahip annelerin ruh sağlığı üzerindeki bu olumsuz etkiler, daha kapsamlı psikososyal destek programları geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Ebeveynlere yönelik bireysel ve aile temelli müdahale programlarının oluşturulması, özellikle annelerin yaşam kalitesini artırmaya yönelik önemli bir adım olarak değerlendirilmektedir. Bu bulgular, aile dinamiklerinin daha geniş bir perspektiften ele alınması ve sağlık hizmetlerinde bütüncül yaklaşımların benimsenmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Özel Gereksinimli Çocuğa Sahip Olan Ebeveyn, Depresyon, Kaygı, Düzeyleri.
Çocukların oyun becerileri ile sosyal becerileri arasındaki ilişki
Oyun, gelişimin bütün alanlarına(bilişsel, sosyal, duygusal, dil, fiziksel, kişilik ve ahlak gelişimi) hitap eder, becerilere pozitif anlamda katkı sağlar. 'Gelişim ve oyun' birbirine paralel şekilde etkilidir. Oyun çocuklara duygusal ve sosyal anlamda alışveriş imkanı sağlar(Christie vd.,2006;Tuğrul,2012). Okul öncesi sınıf düzeninde yer alan öğrenme merkezleri ile çocukların etkin bir şekilde eğlenerek katıldıkları, akademik inceleme ve öğrenme tecrübesi kazandığı yerdir. Akranları ile aynı ortamda olan çocuk, başka kişilerle işbirliği yapma, sosyal davranış sergileme, hayali oyunlar desteği ile akranlarına karşı olumlu iletişim kurma ve öz düzenleme becerileri desteklenmektedir. Sosyal becerilerini geliştirme konusunda zorluk yaşayan çocukların bu ortamlar vasıtasıyla öğretmenin hazırladığı faaliyetlere katılarak, akranlarını taklit ederek, sosyal anlamda kendisini daha çok geliştirme fırsatı yakalar. Çocukluk döneminde edinilen sosyal gelişim becerileri gelecek dönemlerde benimsenerek sosyal davranışların zeminini oluşturmaktadır (Çubukçu ve Gültekin, 2006).Bir anlamda oyun çocuğun fiziksel ve bilişsel becerilerini geliştirirken, öteki taraftan da onun nesnelerle bağlantı kurmasını, özgür olmasını ve bireyselliği yaşamasını sağlayan daha sonra da toplumsallaşmasına etki eden önemli bir faaliyettir(Gürün, 1984, Uluğ, 1999; Akt: Ayan, 2009: 8). Oyun kavramı çocuğun hayatın da önemli bir yeri kaplar, çevre ile köprü kurmasına destek olurken, duygu ve düşüncelerini aktarmak için de ayna görevinde olabilmektedir (Aral vd., 2000: 15). Grup halinde yapılan bazı oyun ve etkinliklerde çocuklar bir arada olarak ve birlik içerisinde oynayarak, sosyal anlamda becerilerini geliştirme konusunda yaşayarak ve dahil olarak öğrenme tekniğini gerçekleştirmiş olurlar. Buradan hareketle okul öncesi dönem çocukların oyun becerileri ile sosyal becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi araştırmanın ana problemini oluşturmaktadır.
Türkçe alternatif ve destekleyici iletişim sistemi (TADİS) programının özel gereksinimli çocukların dil gelişimi üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu çalışmada, Türkçe Alternatif ve Destekleyici İletişim Sistemi (TADİS) özel gereksinimli çocukların dil becerileri üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırma ön test – son test kontrol gruplu deneysel desenli bir araştırmadır. Araştırmanın çalışma grubunu 15-22 yaş aralığındaki orta-ağır düzeydeki otizm spektrum bozukluğu ve zihin engelli olan toplam 30 birey oluşturmuştur. Araştırmanın bağımsız değişkeni TADİS programı, bağımlı değişkeni ise dil becerileridir. Araştırmada veri toplama aracı olarak Türkçe İletişim Gelişimi Envanteri I (TİGE I) (Fenson ve ark., 1993), kullanılmıştır. Uygulama haftada 2 ders saati olmak üzere 10 hafta devam etmiştir. Sonuçlar grup içi testlerde Wilcoxon testi ile gruplar arası ölçümlerde ise Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda ise TADİS uygulanan deney grubunun kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksek dil puanları aldıkları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dil gelişimi, tadis, engelli bireyler
Lise öğrencilerinin psikolojik iyi oluş düzeylerine göre akran ilişkileri ve denetim odağı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, lise öğrencilerinin psikolojik iyi oluş düzeylerine göre akran ilişkileri ve denetim odağı arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlamaktadır. Çalışma, ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, 2023-2024 ve 2024-2025 eğitim-öğretim yıllarında İstanbul, İzmir ve Balıkesir illerinde öğrenim gören toplam 189 lise öğrencisi oluşturmaktadır. Veri toplama araçları arasında "Kişisel Bilgi Formu", "EPOCH Psikolojik İyi Oluş Ölçeği", "Akran İlişkileri Ölçeği" ve "İç-Dış Denetim Odağı Ölçeği" yer almaktadır. Ölçekler katılımcılara hem yüz yüze hem de çevrim içi olarak uygulanmıştır. Toplanan veriler, normallik testine göre uygun istatistiksel yöntemlerle; normal dağılan veriler için Bağımsız Örneklem t-Testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), normal dağılmayan veriler için Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılarak analiz edilmiştir. Ayrıca korelasyon ve regresyon analizleriyle değişkenler arası ilişkiler değerlendirilmiştir. Bulgular, lise öğrencilerinin psikolojik iyi oluş düzeyleri ile akran ilişkileri ve içsel denetim odağı arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Bunun yanında, dışsal denetim odağı ile psikolojik iyi oluş arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Psikolojik iyi oluş düzeyi, cinsiyet ve sosyoekonomik düzey gibi demografik değişkenlere göre anlamlı farklılıklar göstermektedir. Ayrıca akran ilişkileri ile denetim odağı arasında da anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir.
Felsefe temelli etkinliklerin (P4C) çocukların eleştirel düşünme ve bakış açısı alma becerilerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, okul öncesi dönem çocuklarına yönelik olarak hazırlanan felsefe temelli eğitim programının (P4C) çocukların eleştirel düşünme ve bakış açısı alma becerilerine etkisini incelemektir. Araştırmada karma yöntem kullanılmış ve bu yöntemlerden açıklayıcı ardışık desen tercih edilmiştir. Çalışma grubunu, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında İstanbul ili Ataşehir ve Bahçelievler ilçelerinde Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı altı anaokulunda öğrenim gören 60-72 aylık toplam 48 çocuk oluşturmuştur. Örneklem seçiminde amaçlı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu doğrultuda, seçilen okulların sosyoekonomik düzeylerinin benzer olmasına dikkat edilmiştir. Her iki ilçede yer alan okullar, orta sosyoekonomik düzeydeki mahallelerde konumlanmış olup, ailelerin gelir düzeyleri dikkate alınarak homojenlik sağlanmıştır. Araştırma yarı deneysel desenle yürütülmüş; deney grubundaki 24 çocuk 12 hafta boyunca haftada bir gün olmak üzere toplam 12 felsefe (P4C) oturumuna katılmış, kontrol grubundaki 24 çocuk ise mevcut müfredata devam etmiştir. Oturumlar görsel materyal ve hikâye temelli içeriklerle, uzman rehberliğinde yapılandırılmıştır. Veri toplama araçları olarak; demografik bilgiler için araştırmacı tarafından geliştirilen Kişisel Bilgi Formu, Karadağ ve arkadaşları (2017) tarafından geliştirilen "5-6 Yaş Çocuklar İçin Felsefi Sorgulama Yoluyla Eleştirel Düşünmenin Değerlendirilmesi Ölçeği" ve Aslan ve Köksal-Akyol (2016) tarafından geliştirilen "Çocuklar İçin Bakış Açısı Alma Testi" kullanılmıştır. Nitel veriler, öğretmenlerle yapılan yapılandırılmış görüşmeler aracılığıyla toplanmıştır. Veri analizi SPSS 25.0 programı ile gerçekleştirilmiş; normallik Kolmogorov-Smirnov testi ile değerlendirilmiş, Spearman Korelasyon Analizi, Pearson Ki-Kare ve Fisher's Exact Testleri kullanılmıştır. Açıklayıcı ardışık desen kapsamında, nicel veriler ile elde edilen bulgulara öğretmen görüşleri yoluyla açıklayıcı bağlam kazandırılmıştır. Araştırma sonucunda, deney grubunda uygulanan felsefe temelli eğitim programının çocukların eleştirel düşünme ve özellikle bilişsel-duygusal bakış açısı becerilerinde anlamlı gelişme sağladığı saptanmıştır. Felsefi sorgulama, dil ve bilişsel beceriler ile eleştirel düşünme arasında deney grubunda güçlü ilişkiler gözlemlenmiştir. Nitel bulgular da bu gelişmelerin öğretmenler tarafından olumlu olarak değerlendirildiğini ortaya koymuştur.
Dijital oyun oynama davranışlarının çocukların sosyal yetkinlik ve davranışsal gelişimleri ile ilişkisi
Dijital oyun oynama davranışlarının çocukların sosyal yetkinlik ve davranışsal gelişimleri ile ilişkisini belirlemeyi amaçlayan bu araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma 2024-2025 eğitim-öğretim yılında İstanbul'da özel ve devlet kurumlarına devam eden, 3-7 yaş arasındaki çocukların ebeveynleriyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 324 ebeveyn gönüllü olarak katılmıştır. İlişkisel tarama modeline dayanan bu çalışma, dijital oyun oynama davranışlarının çocukların sosyal yetkinlik ve davranışsal gelişimleri ile ilişkisini incelemek için demografik bilgiler, Erken Yaşlarda Dijital Oyunların Etkileri Ölçeği ve Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme-30 Ölçeği veri toplama araçlarından yararlanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS for Windows programı kullanılarak çözümlenmiştir. Verilerin değerlendirmesinde ilk olarak veri dağılımı incelenmiş ve normal dağılım gösterdiği saptanmıştır. Ardından çalışma grubundaki çocukların bir günde dijital oyun oynama süreleri ve dijital ortamda oynadıkları oyun türlerine ilişkin frekans ve yüzdelik analiz yapılmıştır. Dijital oyun oynama davranışlarının çocukların sosyal yetkinlik ve davranışsal gelişimleri ile ilişkisi Pearson korelasyon analizi ile test edilmiştir. Çocukların dijital oyunların etkilerinin ve sosyal yetkinliklerinin cinsiyet değişkenine göre farklılaşıp farklılaşmadığının saptanması için bağımsız gruplar t testi kullanılmıştır. Çocukların yaş grubu, kardeş sayısı, ebeveyn yaş grubu, ebeveyn öğrenim durumu, ailenin gelir düzeyi ve çocukların dijital oyun oynama süresi değişkenlerine ilişkin farklılık olup olmadığının sınanması amacıyla tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Varyans analizine göre gruplar arasında anlamlı farklılık olduğu değişkenler için farklılığın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek amacıyla homojen dağılım sağlama durumuna göre seçilen Tukey ve Tamhane Testleri yapılmıştır. Tüm araştırmada istatistiksel önemlilik düzeyi 0,05 olarak kabul edilmiştir. Çocukların Erken Yaşlarda Dijital Oyunların Etkileri Ölçeği puan ortalamalarının ebeveynlerin öğrenim düzeyi özelliğinin farklı olup olmadığı analiz edilmiştir ve ebeveyn öğrenim düzeylerinin değişkeninin anlamlı bir farklılık olduğu saptanmıştır. Ebeveynin öğrenim düzeyine göre dijital oyunların sosyal yetkinlik ve davranışları incelendiğinde ilkokul mezunu ailelerin çocuklarının puan ortalamalarının, lise, lisans ve lisansüstü mezunu ailelerin çocuklarına göre belirgin şekilde daha düşük olduğu ortaya çıkmıştır. Ortaokul mezunu olan ailelerin çocuklarının puan ortalamasının, lise ve lisans mezunu olan ailelerin çocukların puan ortalamalarına göre belirgin bir şekilde daha düşük olduğu ortaya çıkmıştır. Bu sonuç ailenin eğitim seviyesi arttıkça çocuklara olan yaklaşımını da etkilemektedir. Dijital oyun oynama davranışlarının çocukların sosyal yetkinlik ve davranışsal gelişimleri çocukların yaş, cinsiyet, kardeş bulunma durumu gibi değişkenlere göre farklılıkları incelendiğinde 6 yaş grubundaki çocukların 4-5 yaş grubuna kıyasla fiziksel alt boyutlarda daha yüksek puanlar aldığını göstermektedir. Ayrıca, iki kardeşi olan çocukların eğlenme ve öğrenme alt boyutlarında daha düşük, ancak fiziksel, sosyal ve duygusal boyutlarda daha yüksek puanlar aldıkları belirlenmiştir. Cinsiyet açısından, kız çocuklarının öğrenme alt boyutunda erkeklerden daha yüksek puanlar alırken, erkek çocuklarının fiziksel, sosyal ve duygusal boyutlarda daha yüksek puanlar aldığı gözlemlenmiştir. Sosyal Yetkinlik ve Davranış Değerlendirme-30 Ölçeğinde ise, kardeş sayısı ve cinsiyetin sosyal yetkinlik, kızgınlık-saldırganlık ve anksiyete-içe dönüklük gibi davranışsal ve duygusal gelişim üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Bu araştırma, dijital oyun oynama davranışlarının çocukların sosyal yetkinlik ve davranışsal gelişimleri ile ilişkisinin nasıl sonuçlara ulaştığını gösteren önemli bulgular ortaya koymaktadır. Çocukların oyun süreleri takip edilerek sağlıklı, uygun şartlarda teknoloji kullanımına teşvik etmek, dijital oyunların aşırı ve yoğun kullanımı, olumsuz etkileri, oyun tercihleri ve sosyal becerilerinin gelişimlerine katkı sağlanması önerilmektedir. Bu öneriler eğitim kurumları ve ebeveynlerin, eğitimciler tarafından bilinçlendirilerek rehberlik sağlanabilir. Gelecekte alana yapılacak çalışmalar için, farklı yaş grubunda çocuklar ve daha fazla ebeveyne ulaşılması, farklı demografik özelliklerin araştırılarak araştırmanın kapsamı genişletilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Okul Öncesi Dönem, Dijital Oyun, Sosyal Yetkinlik, Çocuk, Davranış
Cinsel istismara ilişkin bilgi ve farkındalık düzeyi ölçeği-çocuk formu'nun(7-9 yaş) geliştirilmesi
Cinsel istismar çağımızda görünmez bir çığ gibi büyümekte olup bu konuda en savunmasız kitleyi okul öncesi ve okul çağı çocukları oluşturmaktadır. Ülkemizde cinsel istismara yönelik çalışmalar incelendiğinde bu konuda sıklıkla okul öncesi dönem ve ergenlik dönemi çocukları ile çalışmalar yürütülmüştür. Okul çağı çocukları ile ilgili istismar konusunda yapılmış çalışmaların sınırlı olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmada, 7–9 yaş grubu çocukların cinsel istismara ilişkin bilgi ve farkındalık düzeylerini ölçmek amacıyla, görsel ve hikâye temelli bir "Cinsel İstismara İlişkin Bilgi ve Farkındalık Düzeyi Ölçeği – Çocuk Formu" geliştirilmiştir. Araştırma, 2024–2025 eğitim-öğretim yılında iki farklı devlet okulunda öğrenim gören 369 çocuğun katılımıyla nicel genel tarama modeline göre tasarlanmıştır. Ölçek geliştirme sürecinde, alan uzmanlarıyla yapılan görüşmeler sonucunda kapsam geçerlilik indeksi .86 olarak hesaplanmış; açıklayıcı faktör analizi tek faktörlü yapı ve %36 varyans açıklaması ile yapı geçerliğini göstermiştir. İç tutarlılık için KR-20 katsayısı .60, test–tekrar test güvenirliği .46 olarak bulunmuştur; bu değerler çocuk örneklemine göre kabul edilebilir düzeydedir. Demografik analizler, yaş, sosyo-ekonomik düzey ve ebeveyn öğrenim durumu değişkenlerinin farkındalık puanlarını anlamlı düzeyde etkilediğini; cinsiyet ve kardeş sayısının ise anlamlı bir farklılık oluşturmadığını ortaya koymuştur. Elde edilen bulgular, geliştirilmiş ölçeğin hem akademik araştırmalarda hem de okul öncesi ve ilkokul düzeyinde koruyucu-önleyici eğitim programlarının etkililiğini değerlendirmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir araç olduğunu göstermektedir.
Okul öncesi eğitim kurumlarında çatışma yönetim stratejilerinin incelenmesi: Çalışanlar üzerinde bir araştırma
Bu araştırmanın amacı, okul öncesi eğitim kurumlarında görev yapan çalışanların çatışma yönetimi stratejilerini incelemek ve bu stratejilerin çeşitli demografik değişkenler (cinsiyet, yaş, medeni durum ve mesleki deneyim süresi) açısından farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymaktır. Araştırma, nicel araştırma yaklaşımı temelinde betimsel tarama modeli ile desenlenmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, farklı okul öncesi eğitim kurumlarında görev yapan toplam 148 çalışan oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, kişisel bilgi formuna ek olarak Thomas–Kilmann Çatışma Yönetimi Stilleri Ölçeği kullanılmış; elde edilen veriler uygun istatistiksel testler aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırma bulgularına göre, okul öncesi eğitim kurumu çalışanlarının çatışma yönetiminde en çok iş birliği ve uzlaşma stratejilerini tercih ettikleri, buna karşın rekabet ve kaçınma stratejilerini daha düşük düzeyde kullandıkları saptanmıştır. Cinsiyet değişkeni açısından bakıldığında, kadın çalışanların iş birliği ve uyma boyutlarında erkek çalışanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek puan aldığı belirlenmiştir. Medeni durum değişkenine göre, evli çalışanların uzlaşma stratejisini bekar çalışanlara oranla daha fazla benimsedikleri görülmüştür. Yaş ve mesleki deneyim süresi arttıkça iş birliği stratejisinin kullanımının arttığı, rekabetçi stratejilerin ise azaldığı ve bu durumun deneyim ve mesleki olgunluğun çatışma çözme sürecine olumlu yansıdığını gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Genel olarak çalışma, okul öncesi eğitim kurumlarında çatışma yönetimi kültürünün büyük ölçüde yapıcı, iş birliğine dayalı ve çözüm odaklı bir yapı sergilediğini ortaya koymaktadır. Bu sonuç, özellikle okul öncesi dönemde çocuklara rol model olan öğretmen ve diğer çalışanların çatışmaları yönetirken karşılıklı anlayış, empati ve ortak akla dayalı iv stratejileri tercih ettiklerini göstermektedir. Araştırma bulguları doğrultusunda, başta mesleğe yeni başlayan öğretmenler olmak üzere tüm çalışanlara yönelik çatışma yönetimi ve etkili iletişim temalı hizmet içi eğitim programlarının geliştirilmesi ve kurumlarda iş birliğini güçlendiren bir örgüt ikliminin desteklenmesi önerilmektedir.
Yönetici ve öğretmen görüşlerine göre okul öncesi dönemde kaynaştırma eğitimi uygulamalarına yönelik tutumların incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, okul öncesi öğretmenleri ile yöneticilerinin okul öncesinde kaynaştırma eğitimine yönelik tutumlarını ve bu tutumları etkileyen faktörleri ortaya koymaktır. Çalışmaya, Kırklareli il merkezinde görev yapan okul öncesi öğretmenler ile anaokulu yöneticileri ve okulunda anasınıfı olan okulların yöneticilerinden oluşan toplam 100 (28 erkek, 72 kadın) öğretmen ve yönetici katılmıştır. Veri toplama aracı olarak, genel bilgi formu ile üç boyut (bilişsel, duyuşsal ve davranışsal) ve toplam 30 maddeden oluşan okul öncesi kaynaştırmaya karşı tutum ölçeği kullanılmıştır. 2017-2018 öğretim yılı bahar döneminde toplanan verilerin analizinde bağımsız gruplar t-test, Kruskall Wallis H testi ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Ölçekten alınacak maksimum toplam kaynaştırma puanı 150, minimum toplam kaynaştırma puanı ise 30'dur. Tablo 6-14'de elde edilen verilere göre soruların puan ortalaması 81,15 olarak bulunmuştur. Bu sonuç öğretmen ve yöneticilerin kaynaştırmaya yönelik bilişsel, duyuşsal ve davranışsal boyutlardaki tutumlarının orta düzeyde olduğunu göstermektedir. Bilişsel boyuttaki tutumların pozisyon (öğretmen – yönetici) ve eğitim durumu açısından; duyuşsal boyuttaki tutumların okul öncesinde kaynaştırma konusunda bilgi edinmek isteme durumu açısından ve davranışsal boyuttaki tutumlarının özel eğitim gerektiren çocuklarla çalışmış olma durumu, kaynaştırma konusunda bilgi edinmek isteme ve sınıflarında özel eğitim gerektiren çocukların kaynaştırmasını isteme durumu açısından istatistiki olarak anlamlı bir şekilde farklılaştığı görülmüştür.
Bireysel ve işbirlikli dijital öyküleme uygulamalarının üstün zekalı öğrencilerin yazma performansına ve dil gelişimine etkisi
Bu çalışmanın amacı üstün zekalı öğrencilerin yazma performansında ve dil gelişiminde bireysel ve işbirlikli dijital öyküleme uygulamalarının etkisini ortaya koymaktır. Çalışmada 'öntest sontest kontrol gruplu desen' uygulanmıştır. Çalışmaya Kırklareli ili Bilim ve Sanat Merkezi'ndeki ilkokul 4. sınıf düzeyinde deney 1 grubunu oluşturan 7, deney 2 grubunu oluşturan 6 ve kontrol grubunu oluşturan 5 öğrenci olmak üzere, toplam 18 öğrenci katılmıştır. Uygulama deney 1 grubunda bireysel dijital öyküleme uygulamaları kullanılarak, deney 2 grubunda işbirlikli dijital öyküleme uygulamaları kullanılarak, kontrol grubunda ise geleneksel yazma çalışmaları yapılarak yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak 'Yazma Performansı Değerlendirme Ölçeği' ve 'Peabody Resim Kelime Testi' kullanılmıştır. 2018-2019 eğitim-öğretim yılında toplanan verilerin analizinde Kruskall Wallis Testi ve Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Araştırmanın birinci hipotezi kapsamında ortaya çıkan bulgularda deney 1 ve kontrol grubunu oluşturan öğrencilerin yazma performansı arasında deney 1 grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Araştırmanın ikinci hipotezi kapsamında elde edilen bulgularda deney 2 ve kontrol grubunu oluşturan öğrencilerin yazma performansı açısından deney 2 grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Araştırmanın üçüncü hipotezi kapsamında elde edilen bulgularda deney 2 ve deney 1 grubunu oluşturan öğrencilerin yazma performansları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Araştırmanın dördüncü hipotezi kapsamında elde edilen bulgularda deney1 ve kontrol grubunu oluşturan öğrencilerin dil gelişimi puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Araştırmanın beşinci hipotezi kapsamında elde edilen bulgularda deney 2 ve kontrol grubunu oluşturan öğrencilerin dil gelişim puanları açısından deney 2 grubu lehine istatistiksel olarak anlamlı fark görülmüştür. Araştırmanın altıncı hipotezi kapsamında elde edilen bulgularda deney 2 ve deney 1 gruplarını oluşturan öğrencilerin dil gelişim puanları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Araştırma sonucunda bireysel dijital öyküleme uygulamalarının geleneksel öykü yazma uygulamalarına göre yazma performansı açısından etkili olduğu, işbirlikli dijital öyküleme uygulamalarının geleneksel öykü yazma uygulamalarına göre yazma performansı açısından etkili olduğu görülmüştür. Dil gelişim düzeyi açısından işbirlikli dijital öyküleme uygulamalarının geleneksel öykü yazma uygulamalarına göre etkili olduğu görülmüştür. Bireysel dijital öyküleme uygulamaları dil gelişimi açısından geleneksel öykü yazma uygulamalarıyla kıyaslandığında etkili olmamıştır. Anahtar Kelimeler: Üstün Zeka, Dijital Öyküleme, Yazma Performansı, Dil Gelişimi, İlkokul