
298
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Olumsuz değerlendirilme korkusu ile sosyal anksiyete belirtileri arasındaki ilişkide bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın amacı olumsuz değerlendirilme korkusu ile sosyal anksiyete düzeyi arasındaki ilişkiyi incelemenin yanı sıra bu ilişkide bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin (kendini suçlama, kabul etme, düşünceye odaklanma, pozitif tekrar odaklanma, plana tekrar odaklanma, pozitif yeniden gözden geçirme, bakış açısına yerleştirmek, yıkım ve diğerlerini suçlama) aracı rolünü araştırmaktır. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili ve çevresindeki ilçe ve köylerde yaşayan, yaşları 18-45 arasında değişen 549 kadın ve 67 erkek olmak üzere 616 kişiden oluşturmaktadır. Araştırmada "Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği, Sosyo-Demografik Bilgi Formu ve Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların olumsuz değerlendirilme korkuları sosyal anksiyete düzeyleri ve bilişsel duygu düzenleme stratejileri arasında anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bununla beraber, olumsuz değerlendirilme korkusunun sosyal anksiyete düzeyi üzerindeki etkisinde bilişsel duygu düzenleme stratejilerinden kendini suçlama, düşünceye odaklanma, pozitif tekrar odaklanma, plana tekrar odaklanma, pozitif yeniden gözden geçirme ve yıkım stratejilerinin kısmi aracı rolü olduğu belirlenmiştir.
Ailesinde kanser tanısı almış üniversite öğrencileriyle ailesinde kanser tanısı almamış üniversite öğrencilerinin depresyon ve sürekli kaygı durumlarının karşılaştırılması
Kanser kişilerin ruhsal ve bedensel olarak etkilendikleri ciddi bir hastalıktır. Kanserin hastalar kadar hasta yakınları üzerinde de dolaylı etkileri bulunmaktadır. Bu etkilerin hasta yakınlarının psikolojik sağlıklarında gözlenmektedir. Bu çalışmada ailesinde kanser tanısı alan ve almayan üniversite öğrencilerinin yaşam kalitesi, depresyon ve sürekli kaygı düzeyleri incelenmiştir. Bu amaçla yapılan çalışmaya 122 kadın ve 78 erkek olmak üzere 200 kişi katılmıştır. Katılımcılara demografik veri formu, Yaşam Kalitesi Ölçeği-Kısa Form, Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği uygulanmıştır. Ailesinde kanser öyküsü olan katılımcıların yaşam kalitesi puanları düşükken depresyon ve anksiyete düzeylerinin anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca ailesinde kanser öyküsü olan katılımcılarda yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete puanları arasındaki ilişki daha anlamlı bulunmuştur. Yapılan analizlerde cinsiyet, yaş, psikolojik sorun varlığı, sigara-alkol-madde kullanımı ve intihar girişimi değişkenlerine göre katılımcıların puan ortalamaları anlamlı şekilde farklılaşmaktadır. Ailede kanser tanısı olması yakınların yaşam kalitelerini ve psikolojik iyilik hallerini önemli ölçüde etkileyen bir parametredir.
Üniversite öğrencilerinde fonksiyonel olmayan tutumların yaygın anksiyete eğilimleri üzerindeki etkisinde bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü
Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinde fonksiyonel olmayan tutumların, yaygın anksiyete eğilimleri üzerinde herhangi bir yordama gücünün olup olmadığını incelemek ve bu yordamada bilişsel duygu düzenleme stratejilerin aracı rolünün olup olmadığını saptamaktır. Araştırmanın örneklemi İstanbul Kent Üniversitesi; İnsan ve Toplum Bilimleri, Sağlık Bilimleri, Sanat ve Tasarım, Diş Hekimliği Fakülteleri ve Sosyal Bilimler Enstitüsü öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmaya 369 kadın ve 105 erkek olmak üzere toplam 474 öğrenci katılmıştır. Bu araştırmada veriler, "Sosyo-Demografik Bilgi Formu", "Fonksiyonel Olmayan Tutumlar Ölçeği Kısa Formu (FOTÖ- 17)", "Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği", "Yaygın Anksiyete Bozuklu-7 (YAB-7) Ölçeği" ve "Beck Anksiyete Ölçeği" ile elde edilmiştir. Araştırmada, fonksiyonel olmayan tutumlar, bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve yaygın anksiyete arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, Fonkisyonel olmayan tutumların yaygın anksiyete üzerindeki bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin kısmi aracı rolü olduğu belirlenmiştir.
Zekâ düzeyi normal ve normalüstü olan 10-12 yaş çocukların kaygı düzeyi ve ebeveyn tutumlarına göre karşılaştırmalı analizi
Bu araştırmada, zekâ düzeyi normal ve normal üstü kabul edilen çocukların kaygı düzeyi ve ebeveyn tutumlarına göre karşılaştırmalı analizi yapılmıştır. Çalışma örneklemini İstanbul ili Beşiktaş ilçesinde bulunan çeşitli özel okullardan katılım sağlamış 10 – 12 yaş aralığında 64 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışmada öz bildirim anketleri aracılığı ile veriler toplanmıştır. R. B. Cattell 2A Zeka Testi, Spence Çocuklar için Kaygı Ölçeği ve Anne – Baba Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Pandemi koşullarından dolayı hedeflenen örneklem sayısına ulaşılmadığı için bu araştırma bir ön çalışma olarak kabul edilmiştir. Araştırma Sonuçları; Anne baba tutum ölçeği ve Spence Çocuklar için Kaygı Ölçeği için yapılan doğrulayıcı faktör analizi bu örneklem için yeterli olmamıştır. Örneklem sayısı ne kadar artarsa aynı oranda model uyum iyiliği de istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde artacağı KMO, RMSEA, SRMR, CFI, NNFI ve GFI indeks değerlerine göre öngörülmektedir. Normal üstü zekâya sahip olan çocukların kaygı seviyeleri ile normal zekâ düzeyine sahip çocukların kaygı seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ebeveyn tutumu ile çocuğun kaygı seviyesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Sonuç olarak, bu araştırma bir ön çalışma niteliği taşıdığından pandemi koşulları dışında normal şartlar altında yapılacak testlerin sonuçları etkileyeceği düşünülmektedir.
Deniz ticareti sigortaları ve dünya ticareti açısından önemleri
Günümüz dünyasında dünya üzerindeki ticaretinin konusunu oluşturan ürünlerin çok büyük bir kısmı deniz yolu vasıtasıyla taşınmakta ve ilgilerine ulaşmaktadır. Ancak başta denizin kendine has yapısı ve barındırdığı doğal tehlikeler olmak üzere, deniz taşımacılığı sürecine dahil olan tacirler gerçekleşmesi halinde kendilerini iflas ettirebilecek çok büyük risklerle karşı karşıya kalmaktadırlar. Dolayısıyla ticaretin sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde ilerleyebilmesi bakımından gerek taşımayı gerçekleştiren kişiler, gerekse de taşınan yüklerin ilgilileri deniz taşımasında karşılaşacakları risklere karşı güvenceye ihtiyaç duymaktadır ve deniz sigortaları ile bu ihtiyaç sağlanmaktadır. Bu çalışmada oynadığı bu rol ile büyük öneme sahip olan deniz sigortaları ortaya çıkışı, tarihçesi, mevcut uygulamaları ve sağladığı teminatlar ele alınmıştır. Kimlere ve hangi rizikolara teminat sağladığı üzerinden yapılan değerlendirmeler ile deniz sigortalarının ticaret hayatı önemi açısından konumu açıklanmaya çalışılmıştır.
Çocukluk çağı travmasının erken dönem uyumsuz şemalar ve stresle başa çıkma tarzına etkisi
Bu araştırmada, çocukluk çağı travmalarının erken dönem uyumsuz şemalar ve stresle başa çıkma tarzlarına etkisi incelenmiştir. Ek olarak, erken dönem uyumsuz şema alanları ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişki de ortaya konmuştur. Çalışma örneklemini 18-61 yaş aralığında (Mode=18-28 yaş) İstanbul ilinde ikamet eden 430 (330 kadın, 100 erkek) katılımcı oluşturmaktadır. Öz bildirim anketleri aracılığıyla veriler toplanmıştır. Çocukluk Çağı Travması Ölçeği (Şar ve diğerleri, 2012), Young Şema Kısa Form-3 (Soygüt, Karaosmanoğlu ve Çakır, 2009), Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (Şahin ve Durak, 1995) kullanılmıştır. Araştırma sonuçları, çocukluk çağı travmasının erken dönem uyumsuz şemaları etkilediğini göstermiştir. Ancak çocukluk çağı travmasının stresle başa çıkma tarzları üzerindeki etkisine bakıldığında etkinin sınırlı olduğu saptanmıştır. Ayrıca, bu çalışmada erken dönem uyumsuz şemalar ve stresle başa çıkma tarzı arasında da ilişki olduğu belirtilmiştir. Bu bulgular ışığında, sonuçlar alternatif açıklamalar göz önüne alınarak tartışılmıştır. Çalışmanın bulguları tartışılmış ve literatürdeki ilgili çalışmalar ışığında alternatif açıklamalar yapılmıştır. Ayrıca klinik uygulamalar, sınırlılıklar ve daha ileri araştırmalar için öneriler sunulmuştur.
Hastane çalışanlarının demografik özellikleri ve örgütsel bağlılık ilişkisi üzerine bir araştırma
Örgütsel bağlılık çalışanların kendilerini sadece örgütlerine bağlı olarak hissetmeleri değil aynı zamanda örgütlerinin devamlılığı için çaba sarf etmeleri ile gerçekleşir. Örgütsel bağlılığı yüksek olan kurumların personel devir hızının düştüğünü, çalışan memnuniyetinin arttığını görmekteyiz. Elbette bunların sonucu olarak, mal ve hizmet kalitesinin de arttığını söyleyebiliriz. Örgütsel bağlılığı yüksek olan bir çalışan kendisinden beklenen görevlerini yerine getirmenin yanı sıra, kurumuna daha çok fayda sağlayabilmenin yollarını da arayacaktır. Bu da kurumun tamamına yayılan bir sinerji etkisi yaratacaktır. Böylesine önemli olan bir konunun da demografik özellikler ile ilişkisi araştırmaya değer bir konudur. Bu çalışmanın birinci bölümünde örgüt ve örgüt kültürü kavramı incelenirken ikinci bölümde ise örgütsel bağlılık süreci incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise hastane çalışanlarıyla yapılan anketler ile hastanelerde çalışan personelin demografik özelliklerinin örgütsel bağlılık ile ilişkisi incelenmiştir.
Sivil havacılıkta yolcu memnuniyet düzeyi ve yolcu sadakati arasındaki ilişkinin belirlenmesine yönelik bir araştırma
Küreselleşmenin ve teknolojik değişimlerin etkisi ile havayolu taşımacılığının sivil ayağı hem yolcu taşımacılığında hem de kargo taşımacılığında önemli bir sektör haline gelmiştir. Sivil havacılık artık, rekabet düzeyi yüksek bir sektör halindedir ve bu sektörde sürdürülebilirliklerini ve kârlılıklarını korumak zorunda olan havayolu şirketleri açısında, yolcular artık bir müşteri niteliğindedir. Müşterilerinin memnuniyet düzeylerini arttırmak ve bu vasıta ile sadık müşteriler yaratarak, takip eden uçuşlarda havayolu şirketlerinin tercih edilmesini sağlayarak devamlılıklarını koruma amacında olan havayolu şirketleri bu amaçlar doğrultusunda birçok pazarlama stratejisi uygulamaktadır. Yürütülen bu çalışmada, sivil havacılık sektöründe, yolcu sıfatı ile yer alan ve havayolu hizmeti alan bireylerin müşteri memnuniyeti ile müşteri sadakati arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, anket yöntemi ile sivil havayolu şirketlerin ürün ve hizmet satın alan yolcuların müşteri memnuniyet düzeyleri ve müşteri sadakat düzeylerinin belirlenmesine yönelik veri toplanmıştır. SPSS 22.0 programı ile analiz edilen veriler kapsamında varılan temel sonuç, sivil havacılıkta yolcu memnuniyet düzeyi ile yolcu sadakati arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğudur. Anahtar Kelimeler: Müşteri Memnuniyeti, Müşteri Sadakati, Sivil Havacılık
Aktif çalışma yaşamı olan psikolojik danışmanların duygusal emek düzeyleri ve tükenmişlik seviyeleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, psikolojik danışmanların duygusal emek stratejileri ile tükenmişlik ve alt boyutları arasındaki ilişki incelenmiştir. Çalışma İstanbul ilinde aktif çalışma yaşamı olan 294 psikolojik danışmanın katılımıyla gerçekleşmiştir. Araştırmanın verileri Demografik Bilgi Formu, Duygusal Emek Ölçeği ve Psikolojik Danışman Tükenmişlik Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre, yüzeysel rol yapma ile psikolojik danışman tükenmişliği ve alt boyutları arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Doğal duyguların ise psikolojik danışman tükenmişliği ve alt boyutları ile arasında anlamlı ve negatif yönde bir ilişkiye sahip olduğu ortaya konmuştur. Ayrıca, derin rol yapma ile psikolojik danışman tükenmişliğinin yetersizlik alt boyutu arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Buna karşın, derin rol yapma ile psikolojik danışman tükenmişliği ve diğer alt boyutları arasında anlamlı bir ilişkinin bulunmadığı araştırmanın sonuçları arasındadır.
Bağlanma Stilleri ve Benlik Saygısının Obsesif Kompulsif Özellikler ile İlişkisi
Bu çalışmanın amacı yetişkin bağlanma stilleri, benlik saygısı ve obsesif kompulsif semptomlar arasındaki ilişkileri Türk örnekleminde incelemektir. 444 katılımcı ile yapılan çalışmada benlik saygısı, obsesif kompulsif semptomlar ve yetişkinlerde bağlanma stilleri sırasıyla Rosenberg Benlik Saygısı Envanteri, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi ve Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II uygulanarak ölçülmüştür. Ek olarak katılımcılara demografik sorular ve Beck Depresyon Envanteri de uygulanmıştır. Araştırma beş varsayım üzerine yürütülmüştür. Birincisi obsesif kompulsif semptomlar arttıkça benlik saygısının azalacağıdır. İkinci varsayım güvensiz bağlanma stili olan bireylerde düşük benlik saygısının daha çok gözlemleneceğidir. Üçüncü varsayım güvensiz bağlanma stillerinde obsesif kompulsif semptomların daha sık görüleceğidir. Dördüncü varsayım ise benlik saygısının bağlanma ve obsesif kompulsif semptomlar arasında aracı değişken rolü göreceğidir. Beşinci varsayım güvensiz bağlanmanın obsesif kompulsif semptomları ve benlik saygısını yordayacağıdır. Çalışmalardan elde edilen verilerle yapılan korelasyon analizinde kaygılı bağlanma ve korkulu bağlanma arttıkça obsesif kompulsif semptomların da arttığı sonucuna ulaşılmıştır. Ek olarak kaygılı bağlanma ve obsesif kompulsif semptomlar arttıkça benlik saygısının düştüğü gözlemlenmiştir. Kaçınmacı bağlanmayla obsesif kompulsif semptomlar ve benlik saygısı arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ayrıca, yapılan regresyon analizi sonucunda, güvensiz bağlanmanın obsesif kompulsif semptomları ve benlik saygısını yordadığı sonucu elde edilmiştir. Benlik saygısının bağlanma stilleri ve obsesif kompulsif semptomlar arasındaki ilişkide aracı değişken olup olmadığını araştırmak için yapılan çoklu regresyon analizi sonucunda benlik saygısının aracı rolü gözlemlenmemiştir. Araştırmadan elde edilen bulguların ışığında ve literatürdeki araştırmalar dikkate alınarak obsesif kompulsif semptomlar, yetişkinlikte bağlanma stilleri ve benlik saygısı arasındaki olası ilişkiler tartışılmış, bu bulguların kuramsal ve uygulamadaki katkıları değerlendirilmiş, araştırmanın sınırlılıkları belirtilmiş ve geleceğe yönelik çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur.