166
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Periferik vertigolu yetişkin hastalarda V-HIT test sonuçlarının kalorik test sonuçları ile karşılaştırılması
Yapılan bu yüksek lisans tez çalışmasının amacı kalorik test sonuçları ile V-HIT testi sonuçlarının birbiri ile karşılaştırılmasıdır. Bu kullanılan iki test de aynı refleksi farklı uygulama şekillerinde değerlendirmektedir. Kalorik test çok uzun V-HIT testi çok kısa sürmektedir bu nedenle bu iki testi karşılaştırarak birbirlerinin yerine kullanılıp kullanılamayacağı araştırılmıştır. Bu nedenle, vertigo (baş dönmesi) veya dizziness (sersemlik hissi) ile Doç.Dr.Kemal Keseroğlu Kliniğine başvuran hastalar arasından çalışmaya uygun görülen ve bilgilendirilmiş gönüllü olur formunu imzalayan 52 kadın ve 48 erkek arasında bu çalışma yürütülmüştür. Toplamda 100 kişi çalışmaya dahil edilerek sonuçlar 200 kulak ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan hastalara Doç.Dr.Kemal Keseroğlu tarafından ayrıntılı kulak-burun-boğaz muayenesi yapılmıştır ve muayene sonuçları ve radyolojik görüntüleme sonuçları normal bulunmuştur. Böylece santral herhangi bir patolojiyi düşündürebilecek durumlar çalışma dışı bırakılmıştır. Muayene sonrasında hastaya yapılan odyovestibüler testlerde BPPV (Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo) ve santral patolojiyi düşündüren hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Hastalara sırasıyla V-HIT testi ve kalorik test Odyolog Elif İlkay Tezcan tarafından uygulanmıştır. Test verileri değerlendirildiğinde 200 kulak arasında 105 kulak her iki testte de normal çıkarak 95 kulakta iki testten birinde veya ikisinde de patolojik elde edilmiştir. Bu 95 patolojik kulağın 32 tanesinde sadece V-HITte patoloji, 33 tanesinde sadece kalorikte patoloji ve 30 tanesinde her iki testte de patoloji saptanmıştır. İki testinde normal ve patolojik olarak yani uyumlu olarak sınıfladığı kulak sayısı 135 (%67,5) olarak hesaplanmıştır. Geriye kalan 65 (%32,5) kulak uyumsuz (yani normal ve patolojik değerlendirmeler ters olarak gerçekleşmiştir) olarak değerlendirilmiştir. Özetle yaklaşık değerlendirmelerin 2/3'ü uyumlu 1/3'ü ise uyumsuzdur. Sonuç olarak, çalışma sonucu elde edilen uyumun düşük çıkması her 3 kişiden 1 kişide patolojinin atlanma riskini içerir. Böylece iki testi birbirinin yerine kullanmak yerine, birbirlerinin tamamlayıcısı olarak kullanmak daha doğru ve daha güvenirdir.
Odyologların göçmen işitme sağlığı hakkında farkındalığı ve bakış açısı
Göç olgusu, insanları yüzyıllardır farklı coğrafyalara yönlendirmekte olup günümüzde ekonomik, sosyal ve siyasi nedenlerle devam etmektedir. Türkiye'nin coğrafi konumu, göçmen ve mülteci sayısının artmasına neden olmaktadır ve bu durum sağlık hizmetlerinde iletişim zorluklarına yol açmaktadır. Özellikle Suriyeli sığınmacıların sayısının Türkiye'de önemli bir seviyeye ulaştığı ve sağlık hizmetlerinden yararlanırken iletişim sorunları yaşadıkları belirtilmektedir. Sağlık iletişiminin önemi ve sağlık personeli ile hasta arasındaki iletişimin kalitesinin sağlık hizmetlerini artırdığı vurgulanmakta, işitme kaybı gibi sağlık sorunlarında odyologların rolü ve iletişimin önemi üzerinde durulmaktadır. Ancak, göçmen ve mültecilerin sağlık hizmetlerinden yeterince faydalanamadıkları ve sağlık iletişiminin bu gruplara uygun şekilde yapılmadığı belirtilmektedir. Bu bağlamda, tez çalışması, odyologların göçmen işitme sağlığı hakkındaki farkındalıklarını ve bakış açılarını anlamayı amaçlamaktadır. Mezun odyologlar, "Odyologların Göçmen İşitme Sağlığı Hakkındaki Farkındalıkları ve Bakış Açıları" adlı ankete katılarak göçmen sağlığıyla ilgili soruları yanıtlayacaklardır. Ankette katılımcıların cinsiyet, yaş ve meslekte deneyim yılı gibi demografik bilgileri de yer alacaktır. Katılımcılar, anketi klinikteki bir bilgisayarda veya evde (bilgisayar veya telefondan) doldurma seçeneğine sahip olacaklardır. Ankette yer alan ölçekler, odyologların mülteci işitme sağlığı konusundaki farkındalıkları ve bakış açılarıyla ilgili olacaktır. Sonuç olarak, bu çalışma, odyologların demografik özelliklerinin mültecilerin işitme sağlığına yönelik farkındalık ve tutumlarını etkilediğini göstermektedir. Özellikle daha önce işitme problemi olan mültecilerle karşılaşan odyologların daha önce işitme problemi olan mültecilerle karşılaşmayan odyologlardan konuya daha fazla farkındalığa sahip olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, odyologların mesleki gelişim programlarının ve eğitimlerinin demografik özelliklere göre düzenlenmesi gerektiğini öne sürmektedir.
Türkiye'de faaliyet gösteren işitme cihazı satış ve uygulama merkezlerindeki odyolojik uygulamaların değerlendirilmesi
İşitsel süreç, sesin kulaklar aracılığıyla algılanmasıyla başlar ve beynin temporal korteks kısmında sona erer. Sesin algılanmasından beyine ulaşıncaya kadar herhangi bir bölgede sorun meydana gelmesi, işitme kaybına yol açmaktadır. İşitme kaybı, çevredeki sesleri eksik ya da hiç duymama durumudur. İşitme kaybı doğuştan olabileceği gibi sonradan da ortaya çıkabilir. İşitme kaybının duyusal bir yapıda (iç kulak) veya sinirde (işitsel sinir) meydana gelmesi durumunda, tıbbi veya cerrahi yöntemlerle tedavi edilmesi pek mümkün değildir. Tedavi imkânının bulunmadığı durumlarda işitme cihazı kullanımı gerekmektedir. İşitme cihazları, ortamdaki sesleri toplayıp güçlendirir ve bir tüp ile kulak kalıbı aracılığıyla kulak kanalına ileterek işitmeyi destekler. Bu çalışmanın yapılmasındaki amaç, Türkiye'deki işitme cihazı merkezlerinde çalışan odyolog ve odyometristlerin, hastaya cihazlandırma sürecinde yaptıkları odyolojik tetkiklerin ve kullandıkları odyolojik ekipmanların incelenmesidir. Çalışmaya, Türkiye'de bulunan işitme cihazı satış ve uygulama merkezlerinde çalışan 277'si kadın 92'si erkek olmak üzere toplam 369 kişi katılmıştır. Veriler, katılımcılardan Google Forms üzerinden toplanmıştır. Anket 20 adet sorudan oluşmaktadır. Ankete katılan bireylerin yaşı, yaşadığı şehir, çalıştığı kurum ve kurumda kaç yıldır çalıştığı gibi bilgiler istenmiştir. Ayrıca çalıştığı merkezdeki odyolojik ekipmanlar ve cihazlandırma sürecinde yaptığı odyolojik değerlendirmeler hakkında sorular sorulmuştur. Sonuç olarak elde ettiğimiz verilere göre, odyometre cihazı daha çok merkezde bulunmaktadır. Ardından sırasıyla sessiz kabin, timpanometre ve serbest alan sistemi gelmektedir. Merkezlerin ekipman açısından daha donanımlı hale gelmesi, hastanelerdeki ilgili birimlerin yoğunluğunun azaltılmasında önemli bir rol oynayabilir. Bu çalışma, farklı bölgelerde bulunan işitme cihazı satış ve uygulama merkezlerindeki odyolojik ekipmanlar ve yapılan odyolojik uygulamalar hakkında literatüre bir katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: İşitme, işitme kaybı, işitme cihazı, işitme cihaz satış ve uygulama merkezi
İşitme cihazı kullanıcılarında geleneksel yöntem ile üretilen kulak kalıbı ile 3D modelleme ile üretilen kulak kalıbının memnuniyet değerlendirmesi
İşitme güçlüğü yaşayan bireylerin yaşam kalitelerini ve sosyal hayata katılımlarını sağlamak için işitme cihazı kullanmaları kaçınılmazdır. Doğru bir odyolojik değerlendirme, uygun bir işitme cihazı seçimi ve uygulamasının yanı sıra işitme cihazlarında kullanılan kulak kalıplarının da kullanıcı üzerindeki etkisi çok büyüktür. Bu çalışmada, manuel olarak el işçiliği ile üretilen kulak kalıbı ve kanal içi işitme cihazı kabukları ile dijital modelleme yapılarak 3D yazıcı ile üretilen kulak kalıbı ve kabukların hasta memnuniyeti üzerindeki etkisini araştırılmıştır. Bu çalışma, kulak kalıbı ve kanal içi işitme cihazı kabuğu üretim laboratuvarı olan bir İşitme Cihazları Satış ve Uygulama Merkezinde yürütülmüştür. Çalışma grubu dijital modelleme ve 3D baskı yöntemi ile üretilmiş kulak kalıbı ve kanal içi işitme cihazı kullanıcıları ve manuel olarak el işçiliği ile üretilmiş kulak kalıbı, kanal içi işitme cihazı kullanıcılarından oluşmaktadır. Bu çalışma sonucunda ortaya çıkacak olan veriler ışığında, manuel yöntem ile üretilen kulak kalıbı ve kulak içi işitme cihazının kullanım rahatlığı ile 3D yazıcı ile üretilen kulak kalıbı ve kulak içi işitme cihazının rahatlığı karşılaştırılmıştır. Kulak ölçüsü alan klinisyenlerin hasta sağlığı açısından daha verimli kulak kalıpları ve kulak içi işitme cihazı kabuğu üretiminde daha etkili olması, seçilen uyulama yönteminin işitme cihazı kullanıcılarının konforunu arttırıp arttırmayacağı, ilk defa işitme cihazı kullanacak olan kişilerin cihaza adaptasyonunun kolaylaşması ve hatta kullanıp kullanmama konusunda etkili olacağı düşünülmüştür. Aştırmamızda yaşları 29 ile 90 arasında değişen 18'i kadın, 32'si erkek toplam 50 katılımcı ile değerlendirme yapılmıştır. Katılımcılara uygulanan anket sonuçlarının istatistiksel analiz sonuçları değerlendirilmiş ve rahatlık derecesi, işitme cihazı kullanımında kulağın tıkanması, kullanım kolaylığı, ses kalitesi değerlendirmesi, şahsi ses kalitesi, işitme cihazı memnuniyeti, kulak kalıbı rahatlığı toplam puanlarına göre 3D cihaz kullananlar ile geleneksel cihaz kullananlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Geri bildirim derecesi puanlarına göre 3D cihaz kullananlar ile geleneksel cihaz kullananlar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). 3D kulak kalıbı kullananlarda yaş ile Rahatlık derecesi puanları arasında, yaş ile kullanım kolaylığı arasında, yaş ile kulak kalıbı rahatlığı toplam puanı arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardır. Yaş arttıkça rahatlık derecesi, kullanım kolaylığı, kulak kalıbı rahatlığı puanları azalmaktadır. Geleneksel kulak kalıbı kullananlarda cihaz kullanım süresi ile kullanım kolaylığı arasında pozitif yönde orta düzeyde (r=0.495) istatistiksel olarak anlamlı ilişki vardır (p=0.014). Cihaz kullanım süresi arttıkça kullanım kolaylığı puanları artacaktır. Her iki kalıpta da cihaz kullanım süresi ile kullanım kolaylığı arasında ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Kulak Kalıbı, 3D kalıp, İşitme Cihazı, 3D modelleme
Otizm spektrum bozukluğu tanısı alan bireylerin ABR testi iledeğerlendirilmesi
Otizm spektrum bozukluğu (OSB) uzun zaman boyunca tanımlanamamış nörogelişimsel bir bozukluktur. Otizm tanısı çok erken dönemde konulabilir. Hastanın sözel ve sözel olmayan iletişiminde; akranlarıyla ve özellikle birebir olan etkileşimlerinde problem vardır. Hayal gücünde eksiklikle beraber sosyal hayata katılımda geri plandadırlar. Soyut kavramları anlama ve kullanma becerileri gelişmemiştir. Otizmin etiyolojisi tam olarak bilinmemekle beraber etken olabilecek birkaç unsur sıralanabilir. Bunları çevresel etkenler, genetik etkenler ve nörolojik etkenler olarak kabaca sınıflandırılabiliriz. DSM-5' e göre 3 seviyesi vardır. Birinci seviyedeki bireylerin desteğe ihtiyacı vardır; 2. seviyedeki bireylerin önemli derecede desteğe ihtiyaçları vardır; 3. seviyedeki bireylerin ise çok önemli derecede desteğe ihtiyacı vardır. Bir kaynaktan yayılan ses dalgalarının kulak kepçesi tarafından toparlanıp sonrasında dış kulak yolu ile timpanik membrana iletilir. İletilen bu mekanik ses dalgaları burada titreşim ile iç kulaktaki reseptörlere ulaşır. Bu titreşimler iç kulakta önce biyokimyasal enerjiye sonrada etkileşimle elektriksel bir enerjiye dönüşür. Bu enerji nöral kodlama ile farklı yerlere iletilir. İşitsel yollarla işitme korteksinde anlamlandırılmasına işitme denir. İşitme testleri objektif ve sübjektif olarak iki kısımdan oluşur. İşitsel beyin sapı cevapları (Auditory Brainstem Response-ABR) testi objektif testler arasından en çok kullanılan testlerden biridir. Bu test sübjektif testlerden gerçek sonuç almanın zor olduğu hastaların; bebekler, oyun odyometrisine uyum sağlayamayan küçük çocuklar, zihinsel engelli hastalar, down sendromlular, OSB hastaları ve fonksiyonel işitme kaybı olan hastalarda işitme eşiği belirlemek için kullanılır. Aynı zamanda işitme eşiğini bulmanın yanında bazı işitme siniri hastalıkları ve sinir iletim hızının ölçülmesi gereken durumlar için kullanılabilir. Test yapılırken hasta kas tonusunu sıfırlayacak şekilde uyur pozisyonda olur. Kafasında belli yerlere elektrot takılır kulağına insert veya supra-aural kulaklık takılır ve ölçümler yapılır. ABR testinde dalga I akustik sinirde, dalga II koklear nükleusta, dalga III pons içinde süperior olivary nükleuslarda, dalga IV lateral lemniskusta ve dalga V orta beyindeki inferior kolikulusta üretilir. OSB olan hastalarda iletişim güçlüğü olması çevre tarafından işitme kaybının var olup olmadığını anlaşılmasını zorlaştırmaktadır. Çoğu dil kazanımının geç yaşlarda başlaması da bu şüpheleri arttırmaktadır. Fakat hasta katılımı gerektiren saf ses odyometrisi gibi testlerle güvenilir bir işitme eşiği belirlemek hastanın sosyal ve zihinsel durumu açısından pek mümkün değildir. Bu durumda objektif olan işitsel beyin sapı testinden (ABR) yararlanılmaktadır. ABR'de her bir dalga beyin sapında farklı bölgelerden kaynaklanır. Bu durum bize bu kökenlerde oluşabilecek problemler için bir yol gösterici olur. Normal işitmeye sahip bireylerde dahi dalgaların oluşum latansları veya dalgalar arası interpik latans farkları, morfoloji ve hatta amplitüdler bize işitsel yollardaki sorunlar hakkında bilgi verir. Çalışmamızda OSB hastalarında bu yollar üzerindeki anormalliklerin değerlendirmesi amaçlandı. Literatüre uygun olarak OSB hastaları ile kontrol grubu arasında farklılıklar elde edildi. Nörogelişimsel bir bozukluk olan otizm yine beyin sapı testi olan ABR'de farklılıklara yol açmaktadır. Yapılan çalışmalarda OSB hastalarının I, III, V dalgalarının latanslarında uzama mevcuttur. Bunun yanında I-V, I-III, III-V interpik latanslarda uzama farkedilmiştir. Bu bulgular beyin sapı disfonksiyonu olduğunu göstermektedir. Çalışmamızda normal işiten bir kontrol grubu ve işitme kaybı olmayan OSB hastaları ele alındı. Hastalarda 20 dB'de elde edilen dalgaların III ve V dalgalarının latansları, III-V interpik latans ve amplitüdleri karşılaştırıldı. 20 dB'de oluşan dalgalar ile yapılan bu çalışmada otizmli bireylerde uzama elde edilmiştir. Aynı zamanda 20 dB amplitüdleri de kontrol grubunda yüksek elde edildi. Ancak bu değerler istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05). Anahtar kelime: odyoloji, işitme, işitme kaybı, işitsel yollar, işitsel beyin sapı testi (ABR), otizm spektrum bozukluğu
İşitme cihazı ve koklear implant kullanan çocukların dil gelişimi ile ebeveyn kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında amaç, işitme cihazı (İC) ve koklear implant (Kİ) kullanan çocukların dil gelişimi ile ebeveynlerinin kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda, çocukların işitsel algı (İA) - alıcı dil (AD) ve ifade edici dil (İED) puanlarını değerlendirmek adına Okul Öncesi Dil Ölçeği-5 (Preschool Language Scale-5/PLS-5) testi ve ebeveynlerin kişilik özelliklerini değerlendirmek adına Büyük Beş-50 Kişilik Testi (B5KT-50-Tr) uygulanmıştır. Araştırmaya 0-7 yaş 11 aylık aralığında, 20 bilateral İC kullanıcısı ve 20 bilateral Kİ kullanıcısı olmak üzere 40 çocuk ile 80 anne-baba dahil edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, bilateral İC ve Kİ kullanan çocukların dil gelişimleri üzerinde, annelerin kişilik özelliklerinin etkili olduğu fakat babaların kişilik özelliklerinin etkili olmadığı görülmüştür. Bununla birlikte, işitme kaybı tanı yaşı, cihazlanma yaşı, rehabilitasyon eğitimi süresi ve kardeşler arasındaki doğum sırası gibi değişkenlerinde çocukların dil gelişimleri üzerinde etkisi olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: İşitme cihazı, koklear implant, işitsel algı, alıcı dil, ifade edici dil, Okul Öncesi Dil Ölçeği-5, Preschool Language Scale-5/PLS-5, Büyük Beş-50 Kişilik Testi
0-12 yaş aralığındaki çift taraflı koklear implant kullanıcısı çocukların iletişim becerilerinin değerlendirilmesi ve ebeveynlerinin yaşam kalitesinin ölçülmesi
Koklear implant, bireylerin sesleri duymalarını, ayırt etmelerini ve anlamalarını mümkün kılar, böylece dış dünya ile iletişim kurma becerilerini geliştirir. Koklear implant kullanıcıları, implant sayesinde iletişim becerilerini geliştirebilirler. Özellikle çocuklar için, erken yaşta uygulanan koklear implantlar, dil ve konuşma gelişiminde kritik bir rol oynar. Çocuklar, çevrelerinden aldıkları sesleri anlamaya başlar ve bu da onların sosyal etkileşimlerini artırır. Aileler, çocuklarının iletişim becerilerini geliştirdikçe, sosyal ortamlarda daha aktif olmalarını ve akranlarıyla daha iyi ilişkiler kurmalarını gözlemleyebilir. Bununla birlikte, implantın verimliliği bireyler arasında değişiklik gösterebilir. Bazı çocuklar, koklear implant ameliyatından kısa bir süre sonra sesleri anlamaya başlarken, bazıları daha uzun bir adaptasyon süreci geçirebilir. Bu durum, bireysel farklılıklardan kaynaklanmakta ve her çocuğun öğrenme sürecinin benzersiz olduğunu göstermektedir. Bu araştırmada, çift taraflı koklear implant kullanan çocukların ebeveynlerine ve normal işitmeye sahip çocukların ebeveynlerine iki ayrı anket uygulanmıştır. Bu anketler, çocukların iletişim becerilerini ve ebeveynlerinin genel yaşam kalitelerini değerlendirmek amacı taşımaktadır. Koklear implantın sağladığı faydalar yalnızca kullanıcılarıyla sınırlı değildir; aileler de bu süreçten önemli ölçüde etkilenir. Ebeveynler, çocuklarının implant sayesinde iletişim becerilerinde yaşanan ilerlemeyi gözlemleyerek, onların sosyal hayata daha aktif katılmalarını sağlamakta önemli bir rol oynarlar. Çocuklarının sesleri duymaya başlaması, ebeveynlerin yaşam kalitesinde de olumlu değişikliklere yol açar. Aileler, çocuklarıyla daha etkili bir şekilde iletişim kurdukça, aile bağları güçlenir ve ev ortamındaki genel mutluluk artar. Koklear implant, işitme kaybı yaşayan bireyler için bir dönüm noktasıdır. Hem bireysel hem de sosyal yaşamda sağladığı faydalar, implant kullanıcılarının yaşam kalitelerini önemli ölçüde artırır. Ancak, koklear implant uygulaması ve sonrasındaki adaptasyon süreci, bireyden bireye değişiklik gösterir. Bu nedenle, her kullanıcının ihtiyaçlarına göre özelleştirilmiş rehabilitasyon programları oluşturulması büyük önem taşır. Sonuç olarak, koklear implant sadece işitme kaybı olan bireyler için değil, aynı zamanda onların aileleri için de önemli bir gelişim fırsatı sunar. İletişim becerilerinin gelişimi ve yaşam kalitesinin artırılması, koklear implantlar sayesinde mümkün hale gelmektedir.
Vestibüler semptomların bireyin yaşam kalitesi ve psikolojisi üzerine etkisi
Vestibüler sistem, vücudun dengeyi ve uzaysal yönelimi sağlama işlevini üstlenen hayati bir mekanizmadır. Bu sistem, hem iç kulaktan gelen sinyaller hem de görsel ve proprioseptif ipuçları gibi çevresel bilgilerle birlikte çalışarak bireylerin dengede kalmasını sağlar. Ancak vestibüler sistemde meydana gelen bozukluklar, bireylerde baş dönmesi, dengesizlik ve diğer vestibüler semptomlara yol açabilir. Bu semptomlar, bireylerin günlük yaşam aktivitelerini zorlaştırmakta, iş gücü kayıplarına neden olmakta ve ruh sağlığını olumsuz etkileyebilmektedir. Özellikle uzun süreli semptomlar, bireylerde anksiyete ve depresyon gibi psikolojik rahatsızlıkların gelişmesine zemin hazırlayabilir. Bu çalışma, baş dönmesi ve dengesizlik şikâyetleriyle sağlık kuruluşlarına başvuran ve başvurmayan bireylerin yaşam kalitelerini ve psikolojik durumlarını değerlendirmeyi amaçlamıştır. Değerlendirme sürecinde, Dizziness Handikap Envanteri, Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği ve Psikolojik İyi Oluş Ölçeği gibi genel geçerliliği kabul edilmiş ölçüm araçları kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlar, bireylerin değerlendirme süreçlerinde sadece fiziksel semptomların değil, psikolojik durumlarının da ele alınması gerektiğini ortaya koymuştur. Bu yaklaşım, bireylerin şikâyetlerinin daha kapsamlı ve doğru bir şekilde anlaşılmasını sağlamakla birlikte, tanı ve tedavi süreçlerinde multidisipliner bir çalışmanın önemini de vurgulamıştır.
Odyoloji bölümü lisans öğrencileri ile diğer bölümlerde öğrenim gören öğrencilerin gürültüye karşı tutum ölçeği ve Weinstein Gürültü Hassasiyet Ölçeği (WGHÖ) arasındaki ilişkinin değerlendirilip işitme sağlığı bilincinin karşılaştırılarak araştırılması
Çalışmamızda, odyoloji bölümü lisans öğrencileri ile diğer bölümlerde öğrenim gören öğrencilerin Gürültüye Karşı Tutum Ölçeği ve Weinstein Gürültü Hassasiyet Ölçeği (WGHÖ) arasındaki ilişkinin değerlendirilip, İşitme Sağlığı Bilincinin karşılaştırılarak araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya yüz elli (150) kişi Odyoloji lisans bölümünden, yüz elli (150) kişi diğer lisans bölümlerden olmak üzere üç yüz (300) kişi katılmıştır. Katılımcıların gürültü maruziyetindeki tutumlarını, hassasiyetlerini ve bilinçlerini değerlendirebilmek için Gençlerin Gürültüye Karşı Tutum Ölçeği ve Weinstein Gürültü Hassasiyet Ölçeği ve işitme sağlığı bilinci soruları, anket yoluyla uygulanarak, veriler toplanmıştır. Çalışmamız sonucunda, odyoloji lisans bölümünde öğrenim gören öğrencileri gürültüye karşı tutum ölçekleri ve işitme sağlığı bilinci sorularında, anlamlı olarak farklılık göstermiş, hipotez ile uyumlu sonuçlanmıştır. Aynı grupta korelasyon değerlendirmelerine baktığımızda, Weinstein Gürültü Hassaasiyet Ölçeği ve işitme sağlığı bilinci sorularında anlamlı bir korelasyon çıkmıştır. Çalışmamızın sonucunun önemi, odyoloji eğitimini alan bireylerin, almayan bireylere göre gürültüye karşı tutumlarını olumlu yönde etkilemiş olduğunu göstermesi ve işitme sağlığı bilinç seviyelerinin daha yüksek olduğunu göstermesidir. Dolayısıyla kamu sağlığını korumak için toplumsal eğitimler ve bilinçlendirmeler yapılması olası gürültüye bağlı işitme kaybının engellenmesinde ve korunmasında önemli olacaktır.
Epilepsi hastalarında eferent işitme sisteminin ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, yetişkin epilepsi hastalarında eferent işitme sistemi fonksiyonlarının ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Araştırmada, epilepsi hastalarının sağ kulak otoakustik emisyon (OAE) ve supresyon ölçümleri değerlendirilmiş; bu işitsel parametrelerin, hastalığın süresi, nöbet sıklığı ve kullanılan antiepileptik ilaçlarla olan ilişkisi istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Ayrıca, katılımcıların yaşam kalitesi QOLIE-31 (Quality of Life in Epilepsy Inventory-31) ölçeği ile ölçülerek işitsel bulgularla korelasyonları incelenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, uzun süreli epilepsi varlığı ve antiepileptik ilaç kullanımı, işitsel sistemin eferent yollarında zayıflamaya yol açmakta ve hastaların emosyonel ve bilişsel durumları üzerinde etkiler yaratmaktadır. 2000 Hz ve 4000 Hz frekanslarındaki OAE değerleri ile bilişsel fonksiyon, enerji/yorgunluk ve genel yaşam kalitesi boyutları arasında anlamlı negatif korelasyonlar saptanmıştır. Elde edilen bulgular, epilepsi sürecinin sadece merkezi sinir sistemini değil, işitsel yolları da etkilediği ve bireyin yaşam kalitesini etkileyebileceğini göstermektedir. Çalışma, epilepsi hastalarında işitsel değerlendirmelerin rutin klinik izleme dahil edilmesi gerektiğini ve işitsel bozuklukların yaşam kalitesi üzerindeki etkilerinin göz ardı edilmemesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca multidisipliner bir yaklaşım ile epilepsi yönetiminde işitsel rehabilitasyon ve psikososyal destek unsurlarının da değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Epilepsi, eferent işitme sistemi, medial olivokoklear refleks, supresyon, emisyon, QOLIE-31
Efüzyonlu otitis media tanısı alan çocukların takip sürecinde muayene bulgularındaki değişikliklerin geniş bant timpanometri ile belirlenmesi
Efüzyonlu otitis media (EOM) çocukluk çağında yaygın olarak görülen hastalıklardan biridir. EOM tanısı ve takibinde otoskopi ve/veya pnömatik otoskopiye ek olarak timpanometri kullanılması tavsiye edilmektedir. EOM tanısında orta kulağı değerlendirme yöntemlerinden biri olan geniş bant timpanometri (GBT) kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bu çalışmada EOM tanısı almış çocukların, üç aylık takip sürecinde yapılan aylık kontrollerdeki otoskopi ve pnömatik otoskopi ile elde edilen muayene bulgularındaki değişim ve GBT bulgularının ilişkisi incelenmiştir. Çalışmada EOM tanısı almış 2-5 yaş arası 26 bireyin 48 kulağı değerlendirilmiştir. Bireylere ilk değerlendirmede, birinci, ikinci ve üçüncü ay kontrollerinde otoskopi, pnömatik otoskopi, 226 Hz timpanometri ve GBT ölçümleri yapılmıştır. Çalışmada, ilk değerlendirme ve birinci ay kontrolü arasında hem otoskopi hem de pnömatik otoskopi ile gözlenen değişimin 226 Hz timpanometri ile yeterince belirlenemediği ancak GBT'de 2520 Hz ve 3175 Hz'deki absorbans miktarındaki değişimin muayene bulguları ile orta düzeyde ilişkili olduğu görülmüştür. Ancak birinci ve ikinci kontrol arasındaki değişimin GBT'de bu frekanslar yerine 226 Hz-630 Hz arasında anlamlı olduğu, ikinci ve üçüncü ay arasındaki değişimin ise 226 Hz-4000 Hz arası frekanslarda anlamlı olduğu görülmüştür. Çalışmada elde edilen bulgular, 226 Hz timpanometrinin muayene bulgularındaki değişimi yansıtmada yetersiz kalabileceğini, GBT'nin ise EOM tanısının yanı sıra takip sürecinde de muayene bulgularını desteklemede daha detaylı bilgiler verebileceğini göstermektedir.
Koklear implant kullanıcısı işlem öncesi dönem çocuklarında öğrenme stilleri ve dil gelişimi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada koklear implant kullanan işlem öncesi dönem çocuklarında dil gelişimini değerlendirmek ve öğrenmede hangi stili kullandığını belirlemek ve aralarındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Çalışmamızda 5 yaş ve 6 yaş 11 ay arasında olan, koklear implant kullanan, ek engeli bulunmayan 32 çocuk katılımcı (16 erkek, 16 kız) yer almıştır. Katılımcılara "Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL)" ve "Çocuklar İçin Öğrenme Stilleri İndeksi (ÇİÖSİ)" uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen normatif verilere göre çalışma sonucunda koklear implantlı çocuklar dil gelişimlerinde akranlarına kıyasla daha düşük performans sergilemişlerdir. Normatif verilerde görsel ve aktif öğrenme stili tercih edilirken çalışmamızda koklear implantlı çocuklarda işitsel ve aktif öğrenme stili en çok tercih edilen öğrenme stili olarak belirlenmiştir. Öğrenme stillerinin bazı alt alanlarında TODİL ile anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Koklear implant kullanmaya başlama yaşı ve rehabilitasyona başlama yaşları ile dil gelişimi arasında ilişki gözlemlenmiştir. Sonuçlar bize koklear implantlı çocuklarda öğrenme stilini belirlemenin daha etkili bir rehabilitasyon süreci ve dil gelişimi açısından olumlu etkiler alınabileceğini göstermektedir.
Dil ve konuşma güçlüğü tanısı almış okul öncesiçocuklarda fonem farkındalığı ve işitsel sözel becerilerin değerlendirilmesi
Bu çalışmada Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Araştırma Merkezleri bünyesinde dil ve konuşma güçlüğü tanısı almış okul öncesi çocukların dinleme ve konuşma seslerini tanıma performanslarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Gelişimsel gecikme problemi olan bütün çocuklarda olduğu gibi konuşma gecikmesi nedeniyle ilgili merkezlere başvuran çocuklara da multidisipliner bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu değerlendirmeler sırasında konuşma gelişimi için gerekli ön koşullardan biri olan işitsel-sözel becerileri de içermelidir. İyi bir alıcı dile sahip olmayan çocukların yaşına uygun bir ifade edici dil geliştirme ihtimalleri oldukça düşüktür. Çalışmamıza 6,0 ve 6,11 ay arasında dil gelişimi dışında gelişimsel problemi olmayan 30 katılımcı dahil edilmiştir. Çocuklar Konuşma Seslerini Tanıma Testi (KSTT) ve Türkçe Okul Çağı Dil Gelişimi Testi (TODİL)'nin alt testleriyle değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonucunda elde ettiğimiz sonuçlar hipotezlerimizi büyük ölçüde doğrular nitelikte olmuştur. Çocuklar Resim Sözcük Tanıma, Cümle Anlama, Fonemik Analiz ve Sözcük Ayırt Etme gibi dinleme becerilerinin değerlendirildiği testlerde büyük oranda ortalama altı performans göstermiştir. Bu sonuçlar dil konuşma gecikmesi olan çocukların dinleme becerilerinin değerlendirilmesi ve bu becerilere yönelik eğitim programlarının planlanması gerektiği öngörümüzü desteklemektedir. Ayrıca elde ettiğimiz veriler bu grupta dinleme becerilerinin önemini vurgulamak için farklı değerlendirme yöntemleriyle yapılacak çalışmalara ihtiyaç olduğunu ortaya koymuştur.
Yaşa bağlı dinleme dikkatinin incelenmesi
Sınırlı sayıda algısal kaynak mevcut olduğunda gürültülü ortamlarda dinlemenin sağlanabilmesi için işitsel dikkat gerekmektedir. İşitsel performans ve kognitif becerilerle ilişkisini araştıran birçok çalışma genel kognitif beceriler üzerine odaklanmıştır. Yaşlanmayla birlikte işitsel ve bilişsel süreçler etkilenmektedir. Bu çalışmada işitsel dikkat ve zorlu dinleme koşullarında yaşa bağlı değişimlerin incelenmesi hedeflenmiştir. Çalışmaya toplam 91 birey katılmıştır. Normal işitmeye sahip 18-40 yaş arasındaki genç 34 birey çalışma grubu I olarak ve 40-60 yaş aralığındaki 36 birey çalışma grubu II olarak toplam 70 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara bireylerin bilişsel becerileri değerlendirmek için Raven Standart Progresif Matrisler Testi ve İşaretleme Testi testleri; gürültüde konuşmayı anlama testlerinden biri olan Türkçe Matris Testi ve işitsel dikkati değerlendirmek için geliştirilen Dinlemede Dikkat Testi uygulanmıştır. Testlerin sonuçları iki grup arasında karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda Dinlemede Dikkat Testi sonuçlarında genç bireyler ve orta yaşlı bireyler arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<.05). Türkçe Matris Testi sonuçlarında genç bireyler ve yaşlı bireyler arasında anlamlı farklılık bulunamamıştır (p>.05). Bilişsel testlerin tamamında, genc ve orta yaşlı bireyler arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Bu çalışmada genç ve orta yaş grubunda bulunan bireyler karşılaştırıldığında, orta yaş grubun dinleme sırasındaki dikkat görevlerinde tepki sürelerinin uzadığı gözlenmiştir. Yaşla birlikte işitsel dikkat performansında ve bilişsel becerilerde düşme gözlenmiştir. Elde edilen bulgular işitsel dikkat performansının orta yaş döneminden itibaren düşmeye başladığını göstermektedir. Bu çalışma ile elde edilen bulgular sonucunda yaşla birlikte işitsel dikkat performansının kötüleştiği bulunmuştur. Bu çalışma bildiğimiz kadarıyla işitsel dikkat performansı ve gürültüde konuşmayı anlama becerisini bir arada inceleyerek, 40 yaş ve üzeri orta yaş yetişkin grubunun işitsel dikkat performansını değerlendiren ilk çalışmadır.
Normal işiten ve işitme kayıplı yetişkinlerde zamansal incelikli yapı bilgisi ve lokalizasyon becerisinin araştırılması
Tek taraflı total işitme kayıplı bireyler ve tek taraflı koklear implant kullanan bireylerde, işitsel uyaranın tek taraflı iletilmesi ile beyinde asimetrik bir kodlama söz konusudur. Mevcut çalışma ile tek taraflı işitme sağlayan bireylerde akustik temporal incelikli yapı bilgisi ipucunun işlemlenmesinin bir bütünlük içinde incelenmesi amaçlanmıştır. Tek taraflı koklear implant kullanan 17 birey, tek taraflı total işitme kaybı bulunan 16 birey ve bilateral normal işitme tanılanmış 18 birey çalışmaya dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara Harmonik Entonasyon/Harmonik Olmayan Entonasyon testleri, Azimut Lokalizasyon Testi ve Gürültüde Anlama Testi uygulanmıştır. Testlerin sonuçları üç grup arasında karşılaştırılmıştır. Tüm testlerde gruplar arası üçlü karşılaştırmalarda anlamlı farklılık gözlenmiştir (p<0.001). İkili karşılaştırmalarda, tek taraflı koklear implant kullanan bireyler tüm testlerde her iki grup ile anlamlı farklılık göstermiştir (pa<0.016). Tek taraflı total işitme kaybı bulunan bireyler ile bilateral normal işiten bireyler arasında Harmonik Entonasyon/Harmonik Olmayan testleri arasında anlamlı fark gözlenmezken (pa>0.016), Azimut Lokalizasyon Testi ve Gürültüde Anlama Testi'nde anlamlı fark gözlenmiştir (pa<0.016). Tek taraflı total işitme kaybı varlığında akustik zamansal incelikli yapı işlemlenme kapasitesinin işitsel girdinin asimetrik işlemlenmesinden etkilenmemesine rağmen, lokalizasyon ve gürültüde konuşmayı anlama performanslarının normal işitenlere göre kötüleştiği sonucuna varılmıştır. Tek taraflı koklear implant kullanan bireylerin her iki gruptan daha zayıf performans göstermesi, koklear implant sistemlerindeki performans zayıflığını ortaya koymuştur. Bu çalışma bildiğimiz kadarıyla, tek taraflı total işitme kaybı bulunan bireyler ve tek taraflı koklear implant kullanıcısı bireylerin, zamansal incelikli yapı bilgisini ve ilişkili olduğu durumları bir arada inceleyerek, günlük yaşam ortamına en yakın performanslarını ortaya koyan ilk çalışmadır.
Sanal gerçeklik ortamında uzamsal öğrenme ve hafıza görevlerinin gürültülü ortamlarda çalışan yetişkinlerde araştırılması
Bu çalışmanın amacı, günlük çalışma ortamında maruz kalınan gürültünün neden olabileceği fonksiyonel bozuklukların uzamsal öğrenme ve hafıza becerilerine olası etkilerini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda çalışmaya 18-40 yaş aralığında gürültülü ortamda çalışıp işitme kaybı olmayan, gürültülü ortamda çalışıp gürültüye bağlı işitme kaybı olan, işitme kaybı gürültüye bağlı olmayan ve gürültü maruziyeti ve işitme kaybı olmayan bireylerden oluşan toplam 4 grup dahil edilmiştir. Her grupta 15'er birey bulunmaktadır. Bireylerin uzamsal öğrenme ve hafıza becerilerini değerlendirmek için sanal gerçeklik gözlüğü tabanlı sanal Morris su labirenti testi kullanılmıştır. Toplam 4 bloktan oluşan test düzeneğinde, grupların hedefe ulaşma süreleri (latans) ve katettikleri mesafe değerlendirilmiş olup, gruplar arasında fark gözlenmemiştir (latans blok1 p=0,636; blok2 p=0,171 blok3 p=0,435; blok4 p=0,729, katedilen mesafe blok1 p=0,970; blok2 p=0,897; blok3 p=0,116; blok4 p=0,577). Ayrıca, uzamsal hafıza becerisinin değerlendirildiği aşamada havuzun doğru çeyrekliğinde harcanan zaman açısından gruplar arasında fark gözlenmemiştir (p=0,730). Bu sonuçlar, günlük çalışma ortamında gürültüye maruz kalan bireylerin uzamsal öğrenme ve hafıza becerileri değerlendirilirken yalnızca davranışsal testlerin kullanılması yerine görüntüleme yöntemleriyle sonuçların desteklenmesinin faydalı olabileceğini göstermektedir. Ayrıca günlük çalışma ortamında gürültüye maruz kalan bireylerin uygun müdahale/koruma programlarının geliştirilmesi ve erken dönemde uygulanması ile sağlıklı yaşlanma süreci için önemli olan işitsel ve vestibüler sistem kontrollerinin düzenli yapılması gerekmektedir.
Normal işiten bireylerde sentetik olarak bozulmuş konuşma uyaranının dinleme çabası üzerine etkisi
Dinleme çabası, dinleme görevi sırasında, dinleme performansı gerektiren durumlarda işitsel uyarana özel olarak kullanılması gereken mental kaynakların paylaşılması olarak ifade edilebilir. Gelen sesin kalitesinin azalması konuşmayı anlamak için gereken dinleme çabasını artırabileceği düşünülür. Koklear implant aracılığıyla gelen konuşma sinyali, normal işitme ile karşılaştırıldığında hem spektral hem de zamansal boyutlarda akustik-fonetik ayrıntılarının daha az olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı koklear implant simülasyonunda işitsel spektral çözünürlüğün dinleme çabasına etkisini değerlendirmektir. Çalışmaya 24-25 yaş aralığında normal işitmeye sahip 21 yetişkin birey dahil edilmiştir. Çalışmada birincil görev işitsel sunulan uyaranların tekrarlanması ve ikincil görev görsel sunulan tek heceleri kelimeler arasında uyak bulma testi olan çift görev paradigması kullanılmıştır. Dinleme çabası normal konuşma (NK), koklear implant uyaranına benzer 12, 8, 6 ve 4 kanallı spektral olarak bozulmuş toplamda beş farklı durumda, cevap süresi ve pupil boyutları ölçülerek değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda cevap süresi ölçümlerinde NK-6 kanal, NK-4 kanal, 12-6 kanal, 12-4 kanal, 8-6 kanal, 8-4 kanal ve 6-4 kanallar arasında, pupil boyutları ölçümlerinde ise NK-12 kanal, NK-8 kanal, NK-6 kanal, NK-4 kanal, 12-4 kanal, 8-4 kanal ve 6-4 kanal durumları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Kanal sayısı azaldıkça cevap süresinde ve pupil boyutlarında artış gözlenmiştir. Sonuç olarak kanal sayısı azaldıkça cevap süresinin ve pupil boyutunun artması spektral çözünürlüğün dinleme çabasına etkisi olarak yorumlanmıştır.
Farklı işitsel implant kullanan çocuklarda duyusal işlemleme ve dil becerilerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, koklear implant ve işitsel beyin sapı implantı kullanan çocukların duyusal işlemleme becerilerinin dil gelişimi üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda; 5 yaş ile 9 yaş arasında, ek engeli olmayan işitsel beyin sapı implantı (Auditory Brainstem Implant, ABI) kullanan 20 çocuk, koklear implant (Cochlear Implant, CI) kullanan 20 çocuk ve işitme kaybı olmayan 20 sağlıklı çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Çocukların tümüne duyusal işlemleme becerilerini değerlendirmek için 'Duyu Profili', dil becerileri değerlendirmek için 'Türkçe Okul Çağı Dil Gelişim Testi' (TODİL) uygulanmıştır. Çalışma sonucunda TODİL'in ilişkili sözcük dağarcığı, sözcük betimleme, cümle tekrar etme ve biçimbirim tamamlama alt testlerinin ölçekli puanları, fonemik analiz ve artikülasyon ek testlerinin ham puanları ve dinleme, konuşma, sözlü dil ve organize etme bileşke performansların indeks puanları CI kullanan çocuklarda, ABI kullanan çocuklara göre daha yüksektir ve istatistiksel olarak anlamlı şekilde farklılık saptanmıştır (p<0,05). Duyu profili'nin duyma, görme, vestibüler ve oral duyusal işlem ortalama puanları sağlıklı grupta ve CI kullanan grupta, ABI kullanan gruba göre daha yüksektir ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Modülasyon, davranış-duygusal cevaplar bölümlerinin ortalama puanları sağlıklı grupta, CI kullanan ve ABI kullanan gruba göre daha yüksektir ve istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). ABI kullanan çocuklarda görme işlemi ve duyusal uyaranlara karşı arayış davranışı ile TODİL bileşke performanslar arasında; CI kullanan çocuklarda ise endurans ve tonusla ilgili duyusal işlem, duygusal-sosyal cevaplar ve kayıt davranışları ile TODİL bileşke performanslar arasında istatistiksel olarak ilişki olduğu tespit edilmiştir. İşitsel implant kullanan çocuklarda duyusal işlemleme becerilerinin dil gelişimi üzerine etkisinin araştırılmasının, çocukların dil gelişiminde, öğrenmeyi ve akademik başarıyı geliştirmede yaşadıkları gecikmelerin açıklanmasına ve uygulanacak işitsel rehabilitasyon programında en etkili müdahale stratejilerini belirlenmesine faydalı olacağı düşünülmektedir.
Unilateral koklear implant kullanıcısı çocukların video head impulse test (VHIT) ile değerlendirilmesi
İç kulakta meydana gelen değişiklikler hem koklea hem de vestibülü etkilemektedir. Bu etkilerin koklear implant cerrahisi sonrasında da görüldüğü literatürde yer almaktadır. Bu doğrultuda çalışmamızın amacı, unilateral koklear implant kullanımının 7-18 yaş aralığındaki çocuklarda vestibülo-oküler refleks (VOR) üzerine etkisini değerlendirmektir. VOR'u değerlendirmek için VHIT kullanılmış ve tek taraflı koklear implant kullanıcıların sonuçları, aynı yaş grubundaki kontrol grubu bireylerle karşılaştırılmıştır. Çalışmaya en az bir senedir tek taraflı koklear implant kullanan 7-18 yaş arası 29 birey çalışma grubu olarak, işitme kaybı şikayeti olmayan aynı yaş aralığında 32 birey kontrol grubu olarak dahil edilmiştir. Çalışma grubuna koklear implant ses işlemcisi açık (Kİ-A), koklear implant ses işlemcisi kapalı (Kİ-K) olarak iki ayrı durumda değerlendirmeler yapılmıştır. Yapılan değerlendirmelerde elde edilen veriler çalışma grubunda koklear implantlı kulak ile koklear implantsız kulak arasında Kİ-A ile Kİ-K durumları arasında ve çalışma grubu ile kullanmayan kontrol grubu arasında karşılaştırılmıştır. Çalışma grubunu kendi içerisinde Kİ-A ve Kİ-K durumları karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık elde edilmemiştir (p> 0.05). Benzer olarak implantlı kulak ile implantsız kulak arasında da anlamlı farklılık elde edilmemiştir (p> 0.05) Ayrıca çalışma grubu ve kontrol grubu arasında yapılan karşılaştırmalarda anlamlı farklılık bulunmamıştır (p> 0.05). Çalışmamızdan elde edilen veriler 7-18 yaş arasındaki bireylerde koklear implant kullanımının VHIT sonuçları üzerinde anlamlı bir farklılığa yol açmadığı gösterilmiştir.
Benign paroksismal pozisyonel vertigoda vestibüler uyarılmış myojenik potansiyel (VEMP) ve video head ımpuls (VHIT)test bulguları
BPPV en yaygın periferik vestibüler sistem hastalığıdır. Kanalolitiazis ve kupulolitiasiz kabul edilen iki teoridir. BPPV'de vestibüler testlerin klinik önemi bilinmektedir. Çalışmamızda posterior kanal BPPV'de cVEMP, oVEMP ve vHIT bulguları incelenmiş ve Epley manevrasının bu testlerde oluşturduğu değişiklikler değerlendirilmiştir. Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim Araştırma Hastanesi KBB Kliniği'nde, yürütülen çalışmaya Dix-Hallpike testi (DHT) ile posterior kanal BPPV tanılı 36 hasta alındı. Otolojik ve nörootolojik hastalık hikâyesi olmayan 42 gönüllüden kontrol grubu oluşturuldu. Çalışma ve kontrol grubuna tedavi öncesi cVEMP, oVEMP ve vHIT'leri yapıldı. Testlerden sonra hasta gruba Epley manevrası uygulandı. Manevra sonrası iyileşme gözlenen hastalara testler tekrar edildi. cVEMP testinde; P1 ve N1 dalgaların latansları, P1-N1 amplitüdleri ve iki kulak arasındaki asimetri oranları analiz edildi. oVEMP testinde N1 ve P1 dalgaların latans ve amplitüdleri değerlendirildi. vHIT'de ise; infrared kamera kullanılarak etkilenen posterior kanaldaki kazançlar, tedavi sonrası ve normatif veriler ile karşılaştırıldı. cVEMP testinde tedavi öncesi ile sonrasındaki değerler kontrol grubuna göre karşılaştırıldığında P1ve N1 latanslarında anlamlı farklılık bulunmadı. Tedavi öncesi 84,75 μV ve sonrası 89,64 μV olan P1-N1 amplitüdü kontrol grubundaki 110,39 μV olan P1-N1amplitüdüne göre anlamlı şekilde düşük bulundu. (p<0.05). oVEMP testinde; tedavi öncesi ile tedavi sonrasında N1 latansı, N1P1 amplitüd ve asimetri değerleri kontrol grubuna göre farklılık göstermemesine rağmen, 14,59 ms olan tedavi öncesi P1 latansına göre 15,11ms olan tedavi sonrası P1 latansında anlamlı uzama görüldü (p<0.05). vHİT'de ise; tedavi öncesi ve sonrası kazanç değerlerinde hasta ve kontrol grupları arasında istatistiksel farklılık elde edilemedi. Vestibüler rehabilitasyon başarısını ölçmede VEMP yardımcı bir yöntem olarak kullanılabilir, ancak vHIT'te BPPV'nin tanı ve takibinde destek sağlayacak ek bilgi elde edilememiştir. Anahtar Kelimeler: BPPV, cVEMP, oVEMP, vHIT
Tek taraflı ve bilateral sensörinöral işitme kaybı olan yetişkin hastalarda vestibüler fonksiyonların araştırılması
Tek Taraflı ve Bilateral Sensörinöral İşitme Kaybı OlanYetişkin Hastalarda Vestibüler Fonksiyonların Araştırılması Koklea ve işitme sinirinde meydana gelen bozulmalar vestibüler sistemi de etkileyebilmektedir. Çalışmamızda amacımız sensörinöral işitme kaybı olan yetişkin bireylerde vestibüler fonksiyonların değerlendirilmesidir. Çalışmaya 19-50 yaş aralığında tek taraflı S/N işitme kaybı olan 20 kişi, bilateral S/N tip işitme kaybı olan 20 kişi ve normal işitmeye sahip 20 kişi olmak üzere toplam 60 gönüllü birey katılmıştır.Sağ ve sol servikal VEMP ve oküler VEMP latanslarında ve servikal VEMP sağ-sol P1-N1 amplitüd farkında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür (P>0.05). oVEMP testinde sol P1-N1 amplitüd farkında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). VHIT lateral semisirküler ortalama kazanç değerlerinde ve asimetri oranlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farka rastlanmamıştır (P>0.05). Sağ ve sol anterior ve posterior semisirküler kanal ortalama kazanç değerleri ve anterior semisirküler kanal asimetri oranlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur (P>0.05). Sağ ve sol posterior kanal asimetri oranlarında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p<0.05). Sakkad testte sol gözde sağa ve sola bakışta doğruluk yüzdesinde, pursuit testte 0.2 Hz'de sağa bakışta asimetri oranında ve optokinetik testte sağ gözde sağa bakışta kazançta gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir (p<0.05). Kalorik testte kanal parezisinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiştir (P<0.05). BDEA'da gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark elde edilmemiştir (p>0.05). Kısa form 36 (KF-36) da genel sağlık parametresinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmiş (P<0.05), diğer parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Çalışmamızda, S/N işitme kayıplı bazı yetişkinlerde vestibüler sistem fonksiyonlarının etkilendiği saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Baş dönmesi engellilik anketi, Kısa Form 36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Sensörinöral İşitme Kaybı, Vestibüler Fonksiyon, Vestibüler Uyarılmış Kas Potansiyelleri, Videonistagmografi, Video Baş İtme Testi.
Relapsing remitting multiple skleroz hastalarinda odyo-vestibüler bulgular
Multiple skleroz, işitme ve denge sistemlerini olumsuz etkileyebilmektedir. Amacımız, relapsing remitting multiple skleroz (RRMS) hastalarında lezyon tutulumuna göre odyo- vestibüler bulguların araştırılmasıdır. 25 RRMS hastası (10 supratentorial ve 15 supratentorial+infratentorial lezyonlu-50 kulak) ve 30 sağlıklı birey (60 kulak) çalışmaya alınmıştır. Tüm bireylere Baş Dönmesi Engellilik Anketi (BDEA), Genişletilmiş Özürlülük Durum Ölçeği, Odyometrik, İmmitansmetrik Değerlendirme, Distortion Product (DPOAE) ve Transient Otoakustik Emisyon (TEOAE), İşitsel Beyin Sapı Cevabı (İBC), Vestibüler Uyarılmış Kas Potansiyelleri (VEMP) ve Videonistagmografi testleri uygulanmıştır. Hava yolu (250-6000 Hz ve 12500-16000 Hz) ve kemik yolu işitme eşikleri ve akustik refleks decay görülme sıklığı RRMS'li olgularda (500,1000, 2000 Hz) kontrol grubundan anlamlı şekilde yüksek elde edilmiştir (p>001). Bazı frekanslarda TEOAE ve DPOAE cevabı ve SNR oranında gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). İBC'de I, III, V. dalga mutlak latansları ve I-III, I-V, III-V dalgalar arası latanslarında supratentorial+infratentorial grupta anlamlı şekilde uzama saptanmıştır (p<0,01). sVEMP'de P1 ve P1-N1 latansında RRMS hastalarında anlamlı uzama elde edilmiştir (p<0,05). VNG'de; sakkad, pursuit, pozisyonel ve kalorik testte supratentorial+infratentorial grupta anormallikler saptanmıştır. BDEA fonksiyonel alt skorunun supratentorial+infratentorial grupta en yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). RRMS hastalarında kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, santral etkilenimi destekleyen işitsel ve vestibüler bulgular elde edilmiştir.. Anahtar Kelimeler: İnfratentorial, işitme, relapsing remitting multiple skleroz, supratentorial, vestibüler,
Subjektif tinnituslu yetişkin bireylerde kinesio tape tedavisinin etkinliğinin araştırılması
Tinnitus en yaygın otolojik semptomlardan biridir ve yaşam kalitesi üzerinde ciddi bir etkisi vardır. Tinnitusun patofizyolojisi tam olarak bilinmemektedir ve tinnitusta etkin bir tedavi yöntemi konusunda fikir birliği sağlanamamıştır. Çalışmamızın amacı, Kinesiotape (KT) yönteminin subjektif tinnitus tedavisindeki etkinliğini değerlendirmektir. Subjektif tinnitusu ve normal işitmesi olan 34 birey çalışmaya dahil edildi. Tüm bireylere tinnitus ölçümleri frekans, şiddet, Minimal Maskeleme Seviyesi (MMS), Rezidüel İnhibisyon (Rİ), Tinnitus Engellilik Anketi (TEA), Vizüel Analog Skalası (VAS), SF-36 ve Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulandı. Çalışma grubuna (n=17) tinnitus konusunda bilgilendirme ve 4 hafta süreyle KT uygulaması yapıldı, kontrol grubuna (n=17) sadece tinnitus konusunda bilgilendirme yapıldı. Tüm değerlendirmeler 4 hafta sonunda tekrarlandı. Tinnitus şiddeti ve frekansında çalışma grubunda KT sonrasında istatistiksel olarak anlamlı azalma bulunurken (p0.05), kontrol grubunda ilk ve son değerlendirme arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edilmedi (p0.05). MMS ve Rİ skorlarında ilk ve son değerlendirme arasında her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı(p0.05). Her iki grupta da VAS ile çınlamanın şiddeti, çınlamadan rahatsızlık derecesi, çınlamanın yaşam kalitesine etkisi ve yüksek sesten rahatsızlık skorlarında, TEA'nın katastrofik ve toplam skorlarunda ilk ve son değerlendirme arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (p0.05). Çalışma grubunda kontrol grubundan farklı olarak VAS ile işitme kaybı ve TEA'nın emosyonel skorunda KT ile anlamlı iyileşme elde edildi(p<0.05). Çalışma grubunda BDÖ skorlarında KT sonrasında istatistiksel olarak anlamlı iyileşme elde edildi. (p<0.05). Kontrol grubunda ilk ve son değerlendirmeler arasında BDÖ skorlarında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmadı (p>0.05). Sonuç olarak KT ile tinnituslu bireylerde hem odyolojik hem algısal değerlendirmeler ile; tinnitus şiddeti, tinnitustan rahatsızlık düzeyi, yaşam kalitesi ve depresyon algısında anlamlı iyileşme elde edilmiştir.
Hemodiyaliz hastalarında tinnitus bulguları
Tinnitus, dışarıdan bir ses olmamasına rağmen kulaklarda veya kafada algılanan ses olarak tanımlanmaktadır. Subjektif ve objektif olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Subjektif tinnitus, sadece hasta tarafından duyulabilir ve genellikle bilinmemektedir. Tinnitusa neden olan patoloji, dış kulak yolundan işitme merkezine kadar herhangi bir yerde ortaya çıkabilir. Objektif tinnitus, hastayı rahatsız eden seslerin diğer kişiler tarafından duyulabilmesidir. Kronik böbrek yetmezliği dünya çapında oldukça yaygın görülen hastalıklardan bir tanesidir. Hastalık böbreğin fonksiyonlarını yerine getirememesi ile ortaya çıkmaktadır. Hemodiyaliz ise, böbrek yetmezliği için uygulanan yöntemlerden biridir. Hastadan alınan kanın, bir makina ve pompa yardımıyla diyalizör adı verilen bir süzgeçten geçirilirken sıvı ve solüt içeriğini düzenleyerek hastaya geri verilmesine verilen addır. Genelde haftada 3 kez 4 saat süren seanslar şeklinde uygulanır. Yapılan bazı çalışmalar iç kulak ve böbrek benzerliğini göstermektedir. Burdan yola çıkarak; çalışmamızın amacı, hemodiyaliz hastalarının diyaliz öncesi ve diyaliz sonrası tinnitus bulgularını araştırmaktır. Çalışmaya 213 hemodiyaliz hastası katılmıştır. Katılımcılara Tinnitus Handikap Envanteri ve Görsel Analog Ölçeği uygulanmıştır.
Meniere, migren ve vestibüler migren hastalarının oküler vestibüler uyarılmış miyojenik potansiyeller testi ile değerlendirilmesi
Amaç: Utrikül ve superior vestibüler sinirin fonksiyonunu değerlendiren, ekstraoküler kaslardan kayıtlanan potansiyellere "Oküler Vestibüler Uyarılmış Miyojenik Potansiyeller" (oVEMP) denir. Çalışmanın amacı, Ménière, migren ve vestibüler migren ayırıcı tanısında oVEMP'in klinik değerlendirme bataryasında yer alacak düzeyde tanı değerine sahip olup olmadığının değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya; 31 Ménière, 30 migren, 31 vestibüler migren olgusu ile 45 sağlıklı olgu dahil edildi. KBB muayenesini takiben 137 olguya odyolojik değerlendirmeler ve 500 Hz tonal uyaran ile oVEMP yapıldı. Olguların eşik şiddeti, N1-P1 oVEMP latans ve amplitüd değerleri ve interpik amplitüd değerleri iki kulakta kaydedildi. Bulgular: Ménière grubunda 8 hastada unilateral, 15 hastada da bilateral oVEMP yanıtı elde edilmedi. Kontrol grubu oVEMP eşik değeri Ménière ve vestibüler migren gruplarından anlamlı derecede düşüktü. P1 latansı kontrol grubunda migren grubuna göre anlamlı derecede uzundu. Kontrol grubunda N1 ve P1 dalga amplitüdleri ve interpik amplitüdlerin Meniere grubuna göre anlamlı derecede yüksek olduğu gözlendi. Vestibüler migren ve Ménière gruplarındaki oVEMP bulguları benzerlik göstermekteydi. Sonuç: Baş dönmesi atakları ile seyreden ve klinik bulguları birbiriyle benzerlik gösteren üç patoloji Ménière hastalığı, migren ve vestibüler migrenin ayırıcı tanısında zorluklar yaşanmaktadır. Baş ağrısı ve/veya baş dönmesi yakınmalı hastaların ayırıcı tanısında; oVEMP odyovestibüler değerlendirme bataryasının bir parçası olabilir. Anahtar sözcükler: oVEMP, Ménière hastalığı, Migren, Vestibüler migren
Kadınlarda vücut kitle indeksine göre işitsel beyinsapı cevapları
İşitme kaybına neden olan birçok etken bulunmaktadır. Yakın zamanda bunların arasına bir yenisi eklendi; Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) beslenme durumunun işitme kaybı etiyolojisi ile ilişkili olduğunu açıkladı. Besin ögelerinin vücudun gereksinimini ne düzeyde karşılanabildiğini tarif eden beslenme durumunun önemli bir göstergesi Vücut Kitle İndeksidir (VKİ). Bu tez çalışmasının amacı farklı VKİ'ye sahip bireylerin İşitsel Beyinsapı Cevaplarını (İBC) farklı uyaranlar kullanarak farklı şiddet seviyelerinde incelemektir. Çalışmaya işitmesi normal olan 18-40 yaş aralığında üç farklı VKİ kategorisinde 60 kadın birey (n=120 kulak) dâhil edilmiştir. İmmitansmetrik inceleme, saf ses odyometrisi ve İBC ölçümleri yapılmıştır. Çalışma kapsamında, İBC ölçümlerinde 80-60 dB nHL şiddet seviyesinde Click ve CE-Chirp uyaran kullanılarak I. III. V. dalga mutlak latansları ve dalgalar arası latansları, sağ kulak-sol kulak bulguları değerlendirilmiştir. Yapılan değerlendirmelerde her iki uyaranda da VKİ'ye göre oluşturulan gruplar arasında anlamlı farklar bulunmuştur (p<0.05). Click 80 dB nHL 'de kilolu grupta V. dalga latansında anlamlı derecede uzama, Click 60 dB nHL 'de V. dalga latansında ve I-V dalgalar arası latanslarda anlamlı derecede uzama görülmüştür. (p<0.05). CE-Chirp 60dB nHL'de zayıf grubun I.ve V. dalga mutlak latansları ve I-V dalgalar arası latansları anlamlı derecede kısa elde edilmiştir (p<0.05). Gruplarda Click uyarana kıyasla CE-Chirp uyaran ile elde edilen ölçümler arasında anlamlı farklılıklar elde edilmiştir (p<0.05). Kulaklar arası analizde Click uyaranda anlamlu farklılık saptanmamıştır. Diğer yandan 60dB nHL CE-Chirp uyaranda kilolu olanlarda sağ kulak I. dalga latansında uzama, zayıf grupta sağ kulak III-V dalgalar arası latansta uzama, kilolu grupta sol kulakta I-V dalgalar arası latansta uzama saptanmıştır (p<0.05). Bu çalışmanın sonucunda pek çok diğer faktörden etkilenen İBC ölçümlerinin, VKİ ile de doğrudan ilişkili olduğu ortaya konmuştur. Yetişkinlerde İBC ölçümlerinde normatif veri oluştururken ve/veya tanılamada İBC kullanırken VKİ' nin de göz önüne alınmasının önemi vurgulanmıştır.
Tinnitusun eşlik ettiği benign paroksismal pozisyonel vertigoda tinnitus ve işitsel beyinsapı cevaplarının değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı, tinnitusun eşlik ettiği benign paroksismal pozisyonel vertigolu (BPPV) bireylerde tinnitus özelliklerinin ve işitsel beyinsapı cevabı (ABR) bulgularının araştırılmasıdır. Çalışmaya 90 birey dahil edilmiştir. Bireyler, BPPV tanısı alan ve tinnitus şikayeti olan (n=30), BPPV tanısı alan hastalar (n=30) ve kontrol grubu (n=30) olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Tüm bireylere; terapatik manevralar öncesinde düşük ve yüksek rate'de ABR testi ve BPPV'li bireylere Baş Dönmesi Engellilik Anketi (BDA) uygulanmıştır. Tinnitusu olan BPPV'li bireylerde, tinnitusun şiddeti ve frekansı değerlendirilmiş, tinnitus engellilik ölçeği (TEÖ) ve görsel analog skalası (GAS) uygulanmıştır. BPPV ile birlikte tinnitus şikayeti bildiren I. grup bireylerde tinnitusun, BPPV'den etkilenen kulakta lokalize olduğu, tinnitusun ortalama şiddetinin 32 dB, ortalama frekansının 4,5 kHz elde edildiği ve aralıklı olarak hissedildiği saptanmıştır. Tinnitusu olan 30 bireyin 7'si hariç tümünde terapatik menavralar sonrasında tinnitusun kaybolduğu saptanmıştır. Her iki grupta da (Grup I ve II) BPPV'li bireylerin etkilenen kulaklarında, düşük (9,1/sn) rate ile karşılaştırıldığında yüksek (49,1/sn) rate'de ABR'de V. dalga mutlak latansında anlamlı uzama elde edilmiştir. Yüksek (49,1/sn) rate'de ABR ile tüm BPPV'li bireylerin etkilenen kulaklarında III. dalga mutlak latansının, kontrol grubundan anlamlı derecede uzamış olduğu saptanmıştır. (p<0,05) Tinnitusu olan ve olmayan BPPV'li bireyler arasında BDEA bulguları açısından istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır. (p>0,05). Sonuç olarak BPPV'li bireylerde yüksek rate'de yapılan ABR, işitsel yollardaki bir iskeminin, BPPV'nin oluşumundaki etkisi konusunda bilgi sağlayabilir. Anahtar kelimeler: Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo, Tinnitus, İşitsel Beyinsapı Cevapları, Baş Dönmesi, İskemi
Periferik nöropatisi olan ve olmayan genç-erişkin tip 1 diayabetes mellitus hastalarında işitsel fonksiyonların değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı; Tip 1 DM tanısı almış periferik nöropatisi olan genç - yetişkin bireylerin fonksiyonlarını değerlendirmektir. Çalışmaya 19-45 yaş arası 50 birey alındı ve bireyler üç gruba ayrıldı. Hasta gruptan birincisi; Tip 1 DM tanısı almış ve periferik nöropatisi bulunan normal işitmeye sahip 15 birey Grup PN+ den, ikincisi; Tip 1 DM tanısı almış ve periferik nöropatisi bulunmayan normal işitmeye sahip 15 birey Grup PN- den oluşturuldu. Üçüncü grup; normal işitmeye sahip 20 sağlıklı bireyden oluşturuldu. Tüm bireylere saf ses odyometri, konuşma odyometrisi, yüksek frekans (YF) odyometri, immitansmetrik değerlendirme, otoakustik emisyon (OAE), işitsel beyin sapı cevabı (ABR) testi ve kısa form- SF 36 uygulandı. PN- ve PN+ gruplardaki bireylerin YF işitme eşikleri sağlıklı bireylerden yüksek elde edildi (p<0.05). Her frekans için DPOAE testini geçme yüzdeleri PN- ve PN + gruplardaki bireylerde, sağlıklı bireylerden düşük elde edildi. TEOAE ve DPOAE amplitüdleri göz önüne alındığında üç grup için anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). TEOAE ve DPOAE testinde PN+ ve PN- gruplarda bireylerin 2 kHz'de SNR değeri, sağlıklı bireylerden düşük elde edildi (p<0,05). ABR'de mutlak latans, interlatans ve V/I amplitüd oranında gruplar arasında anlamlı fark elde edilmedi (p>0,05). Kısa form SF -36 anket sonucuna göre; fiziksel fonksiyon, fiziksel rol güçlüğü, ağrı, genel sağlık, vitalite, emosyonel rol güçlüğü ve mental sağlık puan ortalamalarının PN+ grubunda ki bireylerde düşük olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç olarak, PN olan ve olmayan DM'li bireylerde YF işitme eşiklerinde, TEOAE ve DPOAE testinde 2kHz'de SNR'de etkilenim saptanmakla birlikte ABR bulgularının etkilenmediği gözlendi. DM'li bireyler arasında PN varlığının işitsel değerlendirmelerde fark yaratmadığı, sadece yaşam kalitesini olumsuz etkilediği bulundu. Anahtar Kelimeler: İşitme, periferik nöropati, tip 1 diyabetes mellitus, yaşam kalitesi
Tek taraflı ve bilateral işitme kayıplı bireylerde işitme cihazı mikrofon yönselliğinin lokalizasyon ve işitme kalitesi üzerine etkisi
İşitme cihazı kullanan bireylerin lokalizayon ve lateralizasyon becerileri normal işiten bireylere göre farklı olabilmektedir. İşitme kalitesi ve konuşmayı anlama performansı da işitme cihazı uygulamalarında önemli parametrelerdir. Bu çalışmanın amacı, işitme cihazlarında kullanılan mikrofon yönselliğinin bireylerin lokalizasyon, lateralizasyon ve işitme kalitesine etkisini değerlendirmektir. Çalışmaya tek taraflı işitme kayıplı olup işitme cihazı kullanan bireyler, çift taraflı kaybı olup işitme cihazı kullanan bireyler ve normal işiten bireyler 3 grup halinde katılmıştır. İşitme cihazlarının mikrofon yönsellik ayarları için 2 aşamalı uyarlama gerçekleştirilmiştir. Ayar öncesi ve sonrası lateralizasyon bulguları (weber testi ile), konuşma algısı, uzaysal algı ve işitme kalitesi bulguları (KUİK ölçeği ile) ve lokalizasyon bulguları (İşitsel Lokalizasyon Ölçeği ile) değerlendirilmiştir. KUİK toplam skorları, her iki ölçümde de kontrol grubunda en yüksek (8,58 ± 0,28), unilateral grupta orta düzeyde (6,36 ± 0,53) ve bilateral grupta en düşük (5,56 ± 1,02) seviyededir. İki ölçüm arasındaki değişim bilateral grupta daha anlamlıdır (p<0,0001). Lokalizasyon toplam skoru, ilk ölçümde bilateral grupta en yüksek (49,68 ± 2,83), kontrol grubunda en düşük (47,4 ± 1,4) bulunmuştur (p<0,0001). KUİK iletişim alt boyutunda, bilateral grupta tek yönlü mikrofon kullanımına geçilmesiyle anlamlı bir gelişme olmuştur (4,82 ± 1,62 → 5,32 ± 1,35; p=0,001). Unilateral grupta, lokalizasyon dış mekan alt boyutu ile KUİK iletişim değişim skoru arasında orta düzeyde negatif korelasyon gözlenmiştir (r=-0,466, p=0,010). Bu çalışma, özellikle bilateral işitme cihazı kullanan bireylerde tek yönlü mikrofon ayarının, konuşma anlaşılırlığı ve uzaysal işitme becerileri üzerinde olumlu etkiler yarattığını göstermiştir. Unilateral kullanıcılar da yönsellikten sınırlı düzeyde fayda sağlamıştır. Ancak, performanslar genellikle normal işitmeden daha düşüktür. Sonuçlar, mikrofon yönselliği ayarlarının bireyselleştirilmiş fitting sürecinde dikkate alınmasının önemini ortaya koymaktadır.
Yetişkin koklear implant kullanıcılarında gürültüde konuşmayı ayırt etme becerisinin spektral çözünürlük, zamansal çözünürlük ve melodik kontur tanıma becerileri ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Koklear implant kullanıcılarında gürültüde konuşmayı anlama ile ilişkili olan işitsel becerilerdeki eksiklikliklerin hangilerinin gürültüde konuşmayı anlama performansları ile daha ilişkili olduğu netlik kazanmamıştır. Bu çalışmada koklear implant kullanıcılarının gürültüde konuşmayı ayırt etme performansları ile zamansal çözünürlük, spektral çözünürlük ve melodik kontur tanıma becerileri ilişkilendirilmiştir ve kullanıcılar gürültüde konuşmayı ayırt etme başarılarına göre iki gruba ayrılarak grupların bu becerilerde gösterdikleri farklılıklar araştırılmıştır. Bu amaçla çalışmaya 18-55 yaş aralığında tek taraflı koklear implant kullanıcısı olan 24 yetişkin birey katılmıştır. İlk olarak, katılımcılara sessiz ortamda kelime tanıma ve Türkçe Matrix Test uygulanmıştır. Adaptif Matrix konuşmayı alma eşiğine göre gruplara ayrılan katılımcılara Spektral-Temporal Modüle Dalgalanma Testi (spektral çözünürlük için), Aralık Tespit Etme (zamansal çözünürlük için), Melodik Kontur Tanıma (işitsel düzenlilikleri ve perde konturlarının değişim yönünü takip edebilme için) testleri uygulanmıştır. Çalışmanın sonucunda günlük hayatta maruz kalındığı kabul edilen +8 dB SGO ile değerlendirilen konuşmayı anlama performansı ile hem zamansal çözünürlüğün hem de spektral çözünürlüğün ilişkili olduğu görülmüştür. Matrix adaptif değerlendirme performansı ile ilişkili olan becerinin ise spektral çözünürlük olduğu görülmüştür. Gürültüde konuşmayı ayırt etme üst ve alt performans grupları tüm konuşma testlerinde ve spektral çözünürlük becerisinde birbirleri arasında anlamlı olarak farklılık göstermişlerdir. Bulgular gürültüde konuşmayı ayırt etme ile ilişkili olan becerilerin en başta spektral çözünürlük ikinci olarak da zamansal çözünürlük olduğunu göstermiştir. Bulgular önceki çalışmalarla karşılaştırılmış, sonraki çalışmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: gürültüde konuşmayı ayırt etme, koklear implant, melodik kontur tanıma, spektral çözünürlük, zamansal çözünürlük
Farklı kaygı düzeylerinin postüral stabilite üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı; farklı kaygı düzeylerine sahip olan bireylerin postüral stabilite etkilenimlerinin araştırılmasıdır. Çalışmaya 18 yaş üstü baş dönmesi/denge bozukluğu şikayeti olmayan Yaygın Anksiyete Bozukluğu Ölçeği (YAB-7) ile anksiyete düzeyi hafif olan (5-9 puan aralığı) 20 birey çalışma grubu I'e, orta olan (10-14 puan aralığı) olan 20 birey çalışma grubu II'ye, 5 puanın altında olan 20 birey ise kontrol grubuna tek kör yöntemi ile dahil edildi. Denge değerlendirmesinde, Modifiye Denge Duyu İnteraksiyonu Klinik Testi, Stabilite Sınırları Testi, Düz Yürüme Testi, Tandem Yürüyüş Testi yapıldı. Ayrıca subjektif denge değerlendirmesi için Denge/Baş Dönmesi Engel Ölçeği (DEÖ), kaygı değerlendirmesi için Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği kullanıldı. Çalışmada gruplar arasında Stabilite sınırları testi parametrelerden sol lateral ve sol anterior hareket hızı parametrelerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark elde edildi (p<0,05). Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği'ne göre düzenlenen gruplarda ise anterior reaksiyon zamanı, sağ posterior ulaşılan son nokta ve posterior hareket hızı parametrelerinde gruplar arasında istatistilsel olarak anlamlı fark elde edildi (p<0,05). Post-Hoc testlerde kaygı düzeyinin artışının hafif kaygı düzeyinden orta kaygı düzeyine geçildiğinde sol anterior ve sol laterale doğru olan hareketlerde hareket hızını azalttığını, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeğine göre düzenlenen kontrol grubu ile yüksek kaygı grubu arasındaki değerlere bakıldığında anterior yönünde reaksiyon zamanının azaldığını ve sağ posterior yönünde ulaşılan son nokta parametresinde azalma olduğu gözlendi. Sonuçlar dengenin Stabilite Sınırları Testinde hareket hızı, reaksiyon zamanı ve ulaşılan son nokta parametrelerinin farklı kaygı düzeyine bağlı olarak etkilenebileceğini desteklemektedir. Denge ve anksiyete çok faktörlü ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Yaygın Anksiyete Bozukluğu, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçekleri bireylerin farklı anksiyete durumlarını yansıtmaktadır. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, anksiyete ve denge etkileniminin belirlenmesinde planlanacak çalışmalarda kaygı düzeyinin belirlenmesinde Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği değerlerinin kullanılmasının Yaygın Anksiyete Ölçeği değerlerine göre daha etkili olacağı sonucuna varılmıştır.
Distal renal tübüler asidozda odyolojik bulgular
Distal renal tübüler asidoz (dRTA), H+ iyonlarının distal renal tübüllerden atılımının bozulması ile karakterize bir hastalıktır. dRTA'nın otozomal resesif formuna neden olan farklı gen mutasyonlarında farklı tip ve derecelerde işitme kaybı görülebilmektedir. Bu çalışmada, dRTA'lı bireylerde görülen işitme kaybının gen mutasyonları ile ilişkisini incelemek, bu hastalığa sahip bireylerin odyolojik açıdan karakteristik bulgularını tespit etmek ve bu bireylerde odyolojik takibin önemine vurgu yapmak amaçlanmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda 21 dRTA'lı birey çalışmaya dahil edilmiş ve bireylere Kulak Burun Boğaz muayenesi, davranışsal testler, immitansmetrik değerlendirme, otoakustik emisyon ölçümleri ve işitsel uyarılmış beyin sapı cevaplarının ölçümünün dahil olduğu bir odyolojik test bataryası uygulanmıştır. Odyololojik değerledirmeler sonucunda, çalışmaya katılan 21 bireyden, ATP6V1B1 mutasyonu bulunan 7 bireyin tümünde, ATP6V0A4 mutasyonu bulunan 6 bireyin 1'inde, SLC4A2 mutasyonu bulunan 1 bireyde ve gen mutasyonu belli olmayan 6 bireyin 4'ünde işitme kaybı tespit edilmiştir. WDR72 mutasyonu bulunan bir bireyde ise işitme normal sınırlarda bulunmuştur. ATP6V1B1 mutasyonu bulunan bireylerde saf ses ortalamaları ATP6V0A4 mutasyonu bulunan bireylere göre anlamlı olarak daha yüksek elde edilmiştir. İşitme kaybı tipleri, bireylerin 9'unda sensörinöral tip, 3'ünde mikst tip ve 1'inde iletim tipi şeklinde bulunmuştur. Bireylerin işitme kaybı tanı yaşları, 5 bireyde 0-6 ay arasında, 6 bireyde 6 ay-4 yaş arasında, 2 bireyde ise 4 yaş sonrasındadır. Çalışmada radyolojik görüntüleme sonuçlarına ulaşılan 8 bireyin 6'sında Geniş Vestibüler Kanal Sendromu (GVKS) tespit edilmiştir. Sonuçlar, dRTA'da görülen işitme kaybının farklı gen mutasyonlarında başlangıç yaşı, tip ve derece açısından büyük bir değişkenliğe sahip olduğunu göstermekte ve bu bireylerde düzenli odyolojik takibin işitme kaybının zamanında tanısı ve etkin yönetimi açısından önemini ortaya koymaktadır. Sonuçlar ayrıca, dRTA'lı bireylerde takip sürecinde GVKS olasılığının göz önünde bulundurulması gerektiğini ve bireylerin GVKS yönünden de değerlendirilmesinin faydalı olacağını göstermektedir.
İmplantasyon yaşının ve binaural işitmenin çalışma belleği, dikkat ve dil becerileri üzerine etkisi
Bu çalışmada, bilateral veya unilateral koklear implant kullanıcısı olan çocukların koklear implant olma yaşının ve binaural işitmenin dil gelişimi, sözel çalışma belleği ve seçici dikkat gibi bilişsel beceriler üzerine etkilerinin değerlendirilip, koklear implantlı çocuklarda bu bilişsel becerilerin karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmaya 6 yaş ila 8 yaş 11 ay aralığında; unilateral erken implantlı 21 birey, unilateral geç implantlı 18 birey ve bilateral implantlı 19 birey olmak üzere toplam 58 katılımcı dahil olmuştur. Dil becerilerinin değerlendirilmesi için TODİL testi, çalışma belleğinin değerlendirilmesi için GISD-B testi ve seçici dikkat becerisinin değerlendirilmesi için Stroop testi kullanılmıştır. Araştırmalardan elde edilen bulgulara göre, unilateral erken ve unilateral geç implantlı bireyler arasında dil, çalışma belleği ve dikkat becerilerinde anlamlı farlılık gözlenirken, unilateral erken ve bilateral implantlı bireyler arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Dil, çalışma belleği ve dikkat becerileri grup içinde incelendiğinde ise, bu bilişsel becerilerin birbirleriyle ilişkisinde yüksek korelasyon katsayıları bulunduğu gözlenmiştir.
Farklı maske gürültülerinin ve gürültüde ayırt etmenin işitsel kortikal N1 cevabı üzerindeki etkisi
Arka plan gürültüsü varlığında konuşmayı anlamada güçlük yaygın olarak bildirilen bir sorundur. Gürültünün varlığına bağlı olarak üst düzey nöral fonksiyonlarda değişiklikler meydana gelirken, artan gürültü ile nöral tepkiler de zayıflar. Yapılan bu çalışmanın amacı; gürültüde konuşmayı ayırt etme becerisi farklı olan normal işitmeye sahip bireylerde ses başlangıç ve ses değişimleri ile oluşan kortikal N1 cevabının, farklı sinyal gürültü oranlarında ve farklı gürültü türlerinden etkilenimlerini karşılaştırmaktır. Çalışmaya normal işitmeye sahip 18- 30 yaş arası 15 erkek, 15 kadın toplam 30 birey katılmıştır. Katılımcılar gürültüde konuşmayı ayırt etme testinden aldıkları puanlara göre medyan değerinin üstü (grup-1) ve altı (grup2) olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Elektrofizyolojik değerlendirmelerde /ui/ uyaranı sessiz ortam, +5 dB ve +10 dB sinyal gürültü oranında beyaz gürültü ve International Collegium for Rehabilitative Audiology (ICRA) gürültüsünde sunulmuştur. Ses başlangıç ve ses değişim N1 latans ve N1- P2 tepeden tepeye amplitüdleri koşullar arasında ve gruplar arasında karşılaştırılmıştır. Ses başlangıç N1 latansları tüm gürültü tipleri ve sinyal gürültü oranlarında sessiz koşula göre latansta uzama gösterirken, N1- P2 tepeden tepeye amplitüdleri ise her iki sinyal gürültü oranında ICRA gürültüsünde sessiz koşula göre düşük bulunmuştur. Aynı sinyal gürültü oranında ICRA gürültüsünde elde edilen latans ve amplitüdler beyaz gürültüye göre sırasıyla daha geç ve daha düşük olarak elde edilmiştir. Ses değişim N1 latansları ise ICRA gürültüsü +10 dB ve beyaz gürültü +5 dB sinyal gürültü oranında sessiz koşula göre daha yüksek elde edilirken, N1- P2 tepeden tepeye amplitüdleri ICRA +5, +10 dB ve beyaz gürültü +5 dB sinyal gürültü koşulunda sessiz koşula göre daha düşük olmuştur. Sinyal gürültü oranının ses başlangıç ve ses değişim cevapları üzerinde etkisi gözlenmemiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda ise sadece beyaz gürültü +5 dB sinyal gürültü oranında grup-2'nin ses başlangıç N1- P2 amplitüdleri grup-1'e göre daha yüksek olmuş, gürültüde konuşmayı ayırt etme skorları ile kortikal cevaplar arasında ilişki bulunamamıştır. Sonuç olarak gürültü varlığı ses başlangıç ve ses değişim N1 cevaplarını değiştirmektedir, gürültü tipinin etkisi uyarılan cevaba göre değişiklik göstermektedir. Gürültüde konuşmayı ayırt etme becerisi farklılık gösteren daha geniş popülasyonlarda, gürültüde konuşmayı ayırt etme problemi olan bireylerde kortikal cevapların karşılaştırılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Gürültüde konuşmayı ayırt etme, kortikal N1 cevabı, sabit gürültü, değişken gürültü.
Endüstriyel gürültüye maruz kalan işçilerde işitme kaybı ve gürültü hassasiyetinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, endüstriyel gürültüye maruz kalan işçilerde işitme düzeylerini ve bireysel gürültü hassasiyetini değerlendirmektir. Artan sanayileşme ile birlikte üretim tesislerinde çalışan bireylerin yüksek düzeyde gürültüye maruz kalması hem işitme kayıplarına hem de psikolojik ve fizyolojik rahatsızlıklara neden olabilmektedir. Bu kapsamda çalışmaya yaşları 18 ile 70 arasında değişen, biri işçi diğeri kontrol grubundan oluşan 50 katılımcı dahil edilmiştir. İşitme değerlendirmeleri saf ses odyometrisi, konuşma odyometrisi ve gürültü hassasiyetinin ölçülmesine yönelik Weinstein Gürültü Hassasiyet Ölçeği ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, işçi grubundaki bireylerin özellikle yüksek frekanslardaki işitme eşiklerinde kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde bozulmalar gözlemlenmiştir. Ayrıca, yaşla birlikte işitme eşiklerinin yükseldiği ve gürültüye bağlı işitme kayıplarının arttığı belirlenmiştir. Bununla birlikte, Weinstein puanları ile işitme düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Çalışmanın bulguları, endüstriyel gürültünün işitme sağlığı üzerindeki etkilerini ortaya koymakta ve iş sağlığı politikalarının oluşturulmasında rehberlik edecek önemli veriler sunmaktadır.
Yaşlı yetişkinlerde işitme bozukluğu için yardım arayışını ve işitme cihazı kullanımını etkileyen faktörler
İşitme bozuklukları, yaşlıları etkileyen en yaygın sağlık sorunları arasındadır, ancak birçok kişi yardım aramayı geciktirmekte veya bundan kaçınmakta, bu da yaşam kalitesinin azalmasına, sosyal izolasyona ve bilişsel gerilemeye yol açmaktadır. İşitme cihazı teknolojisindeki ilerlemelere rağmen, yaşlı yetişkinler arasında benimsenme ve tutarlı kullanım yetersiz kalmaktadır. Bu çalışma, yaşlı yetişkinlerde işitme bozuklukları için yardım arama davranışını ve ardından işitme cihazı kullanımını etkileyen çok yönlü faktörleri araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma, yardım arama ve cihazın benimsenmesinin önündeki engelleri ve kolaylaştırıcıları belirlemek için nicel anketleri nitel görüşmelerle birleştiren karma bir yöntem yaklaşımı kullanacaktır. Demografik özellikler, sosyoekonomik durum, damgalanma, sağlık okuryazarlığı, sağlık hizmetlerine erişim ve işitme kaybı ve cihaz etkinliği algıları gibi faktörler analiz edilecektir. Çalışma ayrıca aile desteğinin, kültürel inançların ve sağlık hizmeti sağlayıcı etkileşimlerinin bu davranışları şekillendirmedeki rolünü de araştıracaktır.
İşitme cihazlarının yaşlılarda bilişsel işlevler ve depresif belirtiler üzerindeki etkileri
daha sonra doldurulacaktır
Diyabetes mellitus'lu bireylerde işitme kaybı ilişkinin değerlendirilmesi
11-80 yaş aralığındaki D.M. hastaları 11-80 yaş aralığındaki kontrol grubuyla karşılaştırıldığında D.M. hastalarının işitmesinin daha kötü olduğunu gösteren bulgular elde edildi. Yaş gruplarına göre incelediğimizde Tip 1 D.M.'li hasta grubunda 8000 Hz'in üzerindeki yüksek frekanslardaki işitme değerleri aynı yaştaki kontrol grubunun işitmesinden anlamlı derecede farklıydı. Literatürden edindiğimiz bilgilere göre bu durum işitme kaybının erken belirtilerini vermektedir. Tip 1 DM'de ayrıca yüksek frekansları etkileyen işitme kaybı da bulundu. Çoklu tekrarlar ve K.A.S. 30-40 yaşlarında. İşitme kaybı önemli olmakla birlikte yaşlanma ve KAS belirtileri de önemlidir. Tüm frekanslarda işitme kaybı görülür. Düşüyor. Bu nedenle D.M. Hastaların işitmelerini korumak için erken yaşlardan itibaren önlemler almaları gerekiyor. DM'den bağımsız olarak 65 yaş üstü tüm olgularda işitme kaybı gözlendi. Olur ya da olmaz. Burada yaşlanmanın getirdiği dejenerasyon sürecinin etkili olduğu düşünülmektedir. Diyabetin süresi, tedavi şekli, nöropati, hipertansiyon ve makroanjiyopatik bulguların varlığı ve şiddetinin işitme kaybı ile ilişkili olduğu saptandı. Ancak retinopati ile nefropati ve işitme kaybı arasında bir ilişki bulunamamıştır.
Koklear implantlı ve işitme cihazlı bireylerin dinleme ve anlama becerilerinin cinsiyete göre değerlendirilmesi
İşitme kaybı, en önemli duyularımızdan biri olan işitme yeteneğinin kaybıdır. İşitme kaybının farklı seviyede dereceleri olup, bu dereceler değerlendirilip işitme yeteneğinin yeniden kazandırılması için koklear implant, işitme cihazı ve benzeri teknolojik cihazlar üretilip uygulanmaktadır. Bu cihazlarla birlikte işitme kaybına uğramış bireylerin işitsel yetenekleri ve dinleme-anlama becerileri gibi birçok çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, koklear implantlı bireylerle işitme cihazlı bireylerin karşılaştırılması ile başlayıp dinleme ve anlama becerilerinin öncelikle yaşa ve cinsiyete göre, daha sonra ise cihaz kullanım deneyimi, cihaz kullanım yönü, koklear implant markası gibi değişkenlerle ilişkili olup olmadığı incelemektir. Bu amaç doğrultusunda Ears test bataryası ile koklear implant ve işitme cihazlı bireylerin dinleme ve anlama yetenekleri değerlendirilmiştir. Araştırmaya 60 koklear implant ve 60 işitme cihazlı olmak üzere toplam 120 birey dahil edilmiştir. Araştırmanın sonucunda başta cinsiyet olmak üzere yaş, cihaz kullanım yönü, koklear implant markası gibi değişkenler ile arasında anlamlı bir fark olmadığı elde edilirken, cihaz kullanım deneyimi ve süresiyle ilgili anlamlı bir fark elde edilmiştir. Bu sonuç doğrultusunda işitme kaybına uğrayan bireylerin erken yaşta cihazlanıp eğitim almaya başlayarak işitsel yeteneklerinin geliştirilmesi gereklidir.
Koklear implantlı ve işitme cihazlı bireylerin dinleme ve anlama becerilerinin cinsiyete göre değerlendirilmesi
İşitme kaybı, en önemli duyularımızdan biri olan işitme yeteneğinin kaybıdır. İşitme kaybının farklı seviyede dereceleri olup, bu dereceler değerlendirilip işitme yeteneğinin yeniden kazandırılması için koklear implant, işitme cihazı ve benzeri teknolojik cihazlar üretilip uygulanmaktadır. Bu cihazlarla birlikte işitme kaybına uğramış bireylerin işitsel yetenekleri ve dinleme-anlama becerileri gibi birçok çalışma yapılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, koklear implantlı bireylerle işitme cihazlı bireylerin karşılaştırılması ile başlayıp dinleme ve anlama becerilerinin öncelikle yaşa ve cinsiyete göre, daha sonra ise cihaz kullanım deneyimi, cihaz kullanım yönü, koklear implant markası gibi değişkenlerle ilişkili olup olmadığı incelemektir. Bu amaç doğrultusunda Ears test bataryası ile koklear implant ve işitme cihazlı bireylerin dinleme ve anlama yetenekleri değerlendirilmiştir. Araştırmaya 60 koklear implant ve 60 işitme cihazlı olmak üzere toplam 120 birey dahil edilmiştir. Araştırmanın sonucunda başta cinsiyet olmak üzere yaş, cihaz kullanım yönü, koklear implant markası gibi değişkenler ile arasında anlamlı bir fark olmadığı elde edilirken, cihaz kullanım deneyimi ve süresiyle ilgili anlamlı bir fark elde edilmiştir. Bu sonuç doğrultusunda işitme kaybına uğrayan bireylerin erken yaşta cihazlanıp eğitim almaya başlayarak işitsel yeteneklerinin geliştirilmesi gereklidir.
İşitme cihazlı ve koklear implantlı bireylerin konuşma,uzaysal algı ve işitme kalitesi ölçeği ile incelenmesi
İnsan kulağı ve işitme sınırları bireye sosyal yaşam kazandıran ve toplumda sosyal yapıda önemli ölçüde kalmasını sağlayan çok önemli bir duyudur. İnsan işitmesi hem objektif aynı zamanda hem de sübjektif testler ile ölçülebilir. En önemli ölçü yöntemi konuşma uzay algısı ve de işitme kalitesi olarak adlandırılan ve kullanılan KUIK ölçeğidir. Araştırmamızda 60 hasta üzerinde yapılmıştır. Toplam hasta sayımız 60'tır. Bunlardan 36 adet kadın hasta 24 adet erkek hasta sayısıdır. Ayrıca işitme cihazı takan 53 (27k 26e) toplamda 113 hasta üzerinde çalışma yapılmıştır. Bu testte gerekli analizler yapıldıktan sonra koklear implant takan hastaların analizleri ve işitme cihazı takan hastaların ses durum düzeyi karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, koklear implantlı katılımcılardan elde edilen skorların ortalama değerleri şu şekildedir: Genel KUİK puanı 8,1 (standart sapma = 1,1), KA puanı 7,8 (standart sapma = 1,4), UA puanı 7,8 (standart sapma = 1,3) ve İK puanı 8,5 (standart sapma = 1,0). Koklear implant takan ve işitme cihazı kullanan katılımcıların KUİK skorları arasında, koklear implant kullananların faydasına olacak şekilde istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir. Bununla birlikte, cihaz kullanan katılımcılar arasında, işitme kaybı derecesi yüksek olanların, düşük derecelilere kıyasla ve bilateral işitme kaybı olanların unilateral işitme kaybı olanlara göre daha düşük KUİK skorlarına sahip olduğu belirlenmiştir.
Görme engelli bireylerin odyolojik olarak işitmesinin değerlendirilmesi
Türkçe Özet : Çalışmamızda, göremeyen ve tipik görme yeteneğine sahip olan bireylerden oluşan iki farklı grup arasındaki işitme korteksi ve bu bölge ile ilişkili aktiviteler, orta latanslı davranış testi yoluyla işitsel uyarılmış potansiyeller (AEP) kullanılarak incelenmiştir. Bu analizler, görme bozukluğunun işitme duyusunu daha da geliştirip geliştirmediğini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma, iki farklı grup içeren bir araştırmayı kapsamaktadır. İlk grup, 15 kişiden oluşmakta ve bu kişiler tam anlamıyla görme engellilerdir,. İkinci grup ise 18 kişilik bir normal gören gruptan oluşmaktadır. Tüm gruplar 18 ila 30 yaş arasındadır. Hiç görmeyen ve normal gören iki grup karşılaştırılmış; latans farkı gözlemlediğimiz grupların kulak sayısı, Po-Pa ve Na-Nb latans ortalama değerleri, standart sapmaları verilmiştir. Her iki grubun verilerine baktığımız da Pa latans değeri istatiksel olarak anlamlı bulunmuş diğer değerlerde anlamlılık gözlemlenmemiştir. Her iki grubun verilerine baktığımız da Nb latans değeri istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır ve Nb dalga latans ortalaması en uzun olan hiç görmeyen grup olarak bulunmuştur. Kulaklara ait latans amplitüd bilgileri ayrı ayrı kıyaslanmış (independent samples Ttest) H.G-N.G arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Cinsiyet açısından bakıldığında ise istatiksel olarak anlamlı fark gözlenmiş. Verteks kaydında Nb latans ortalaması kadınların 41.2125 msn, erkeklerin ise 44.1858 msn' olarak bulunmuştur. Sonuçlar bize göstermiştir ki kadınların latans ortalaması erkeklerinden daha erkendir. Yine verteks kaydında Na-Pa amplitüt ortalaması kadınların -2.9837 µV, erkeklerin -1,7441 µV olarak bulunmuştur. Buradaki sonuçlar da kadınların amplitüd değerlerinin erkeklerinden daha yüksek gözlemlendiğini göstermiştir. Frontal kayıtta ise Pb dalga latans ortalaması kadınların 52.8184 msn, erkeklerin 55.8519msn buda bize göstermiştir ki yine bayanların ortalama değerleri erkeklerin ortalamasından daha kısadır.
Görme engelli bireylerin odyolojik olarak işitmesinin değerlendirilmesi
Türkçe Özet : Çalışmamızda, göremeyen ve tipik görme yeteneğine sahip olan bireylerden oluşan iki farklı grup arasındaki işitme korteksi ve bu bölge ile ilişkili aktiviteler, orta latanslı davranış testi yoluyla işitsel uyarılmış potansiyeller (AEP) kullanılarak incelenmiştir. Bu analizler, görme bozukluğunun işitme duyusunu daha da geliştirip geliştirmediğini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma, iki farklı grup içeren bir araştırmayı kapsamaktadır. İlk grup, 15 kişiden oluşmakta ve bu kişiler tam anlamıyla görme engellilerdir,. İkinci grup ise 18 kişilik bir normal gören gruptan oluşmaktadır. Tüm gruplar 18 ila 30 yaş arasındadır. Hiç görmeyen ve normal gören iki grup karşılaştırılmış; latans farkı gözlemlediğimiz grupların kulak sayısı, Po-Pa ve Na-Nb latans ortalama değerleri, standart sapmaları verilmiştir. Her iki grubun verilerine baktığımız da Pa latans değeri istatiksel olarak anlamlı bulunmuş diğer değerlerde anlamlılık gözlemlenmemiştir. Her iki grubun verilerine baktığımız da Nb latans değeri istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır ve Nb dalga latans ortalaması en uzun olan hiç görmeyen grup olarak bulunmuştur. Kulaklara ait latans amplitüd bilgileri ayrı ayrı kıyaslanmış (independent samples Ttest) H.G-N.G arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Cinsiyet açısından bakıldığında ise istatiksel olarak anlamlı fark gözlenmiş. Verteks kaydında Nb latans ortalaması kadınların 41.2125 msn, erkeklerin ise 44.1858 msn' olarak bulunmuştur. Sonuçlar bize göstermiştir ki kadınların latans ortalaması erkeklerinden daha erkendir. Yine verteks kaydında Na-Pa amplitüt ortalaması kadınların -2.9837 µV, erkeklerin -1,7441 µV olarak bulunmuştur. Buradaki sonuçlar da kadınların amplitüd değerlerinin erkeklerinden daha yüksek gözlemlendiğini göstermiştir. Frontal kayıtta ise Pb dalga latans ortalaması kadınların 52.8184 msn, erkeklerin 55.8519msn buda bize göstermiştir ki yine bayanların ortalama değerleri erkeklerin ortalamasından daha kısadır.
İşitme cihazlı ve koklear implantlı bireylerin konuşma,uzaysal algı ve işitme kalitesi ölçeği ile incelenmesi
İnsan kulağı ve işitme sınırları bireye sosyal yaşam kazandıran ve toplumda sosyal yapıda önemli ölçüde kalmasını sağlayan çok önemli bir duyudur. İnsan işitmesi hem objektif aynı zamanda hem de sübjektif testler ile ölçülebilir. En önemli ölçü yöntemi konuşma uzay algısı ve de işitme kalitesi olarak adlandırılan ve kullanılan KUIK ölçeğidir. Araştırmamızda 60 hasta üzerinde yapılmıştır. Toplam hasta sayımız 60'tır. Bunlardan 36 adet kadın hasta 24 adet erkek hasta sayısıdır. Ayrıca işitme cihazı takan 53 (27k 26e) toplamda 113 hasta üzerinde çalışma yapılmıştır. Bu testte gerekli analizler yapıldıktan sonra koklear implant takan hastaların analizleri ve işitme cihazı takan hastaların ses durum düzeyi karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, koklear implantlı katılımcılardan elde edilen skorların ortalama değerleri şu şekildedir: Genel KUİK puanı 8,1 (standart sapma = 1,1), KA puanı 7,8 (standart sapma = 1,4), UA puanı 7,8 (standart sapma = 1,3) ve İK puanı 8,5 (standart sapma = 1,0). Koklear implant takan ve işitme cihazı kullanan katılımcıların KUİK skorları arasında, koklear implant kullananların faydasına olacak şekilde istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmiştir. Bununla birlikte, cihaz kullanan katılımcılar arasında, işitme kaybı derecesi yüksek olanların, düşük derecelilere kıyasla ve bilateral işitme kaybı olanların unilateral işitme kaybı olanlara göre daha düşük KUİK skorlarına sahip olduğu belirlenmiştir.
Kuru iğnelemenin dizzinesa etkisinin incelenmesi
Giriş ve Amaç: Dizziness, bireylerin kafasında hissettikleri boşluk, dönme hissi olarak ifade edilen semptomdur. Periferik veya santral kökenli vestibüler sistem bozukluklarında, farklı sistemik hastalıklarda ve kas iskelet sistemi sorunlarında dizziness şikayeti görülebilir. Son yıllarda vestibüler migren kaynaklı dizziness şikayetleri için botulinum toksin uygulamaları yapılmaktadır. Kuru iğneleme ise kas iskelet sistemi kaynaklı dizziness tedavisinde kullanılan yöntemlerden biridir; ancak bununla ilgili yeterince çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı farklı vestibüler hastalıklardan kaynaklanan dizziness için kuru iğneleme tekniğinin etkisinin araştırılmasıdır. Yöntem: Dizziness şikayeti ile başvuran ve dışlanma kriterlerine sahip olmayan 31 birey çalışmaya dahil edildi. Katılımcılardan öncelikle değerlendirme formunu doldurması istendi. Değerlendirme formunda katılımcıların tedavi öncesi boyun eklem hareket açıklığı, baş boyun kaslarında tetik nokta varlığı, statik tek ayak üzerindeki denge skorları belirlendi. Dizziness şiddeti ve sıklığının belirlenmesi için Vizüel Analog Skala (VAS), katılımcıların emosyonel, fiziksel ve fonksiyonel etkileniminin belirlenmesi için Baş Dönmesi Engellilik Envanteri(BDEE) kullanıldı. Kontrol grubu 4 hafta boyunca her gün, haftada bir değişen egzersizleri uyguladı. Deney grubuna kontrol grubuna ek olarak ilgili kaslara haftada bir seans kuru iğneleme fast in fast out tekniği ile uygulandı. Dört hafta sonra katılımcıların boyun eklem hareket açıklığı, tetik nokta varlığı, statik tek ayak üzerinde denge skorları ölçüldü. Katılımcılardan BDEE ve VAS'ı tekrar doldurmaları istendi. Son test sonuçları ön test sonuçları ile karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dizziness şikayeti olan 31 birey dahil edildi. Cinsiyet dağılımları %41,9 erkek % 58.1 kadın şeklindeydi. Gruplar arasında dizziness şiddetinde anlamlı düzeyde düşüş gözlendi (p=0,014). Deney ve kontrol grubuna ait dizziness sıklıklarındaki azalma istatistiksel olarak anlamlıydı(sırasıyla p=0,001 ve p=0004). Olguların BDEE skorlarında her iki için de ön test ve son test sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma bulundu ( p<0,001 ve p=0,001). Gruplar arasında BDEE alt ölçeklerinden duygusal engellilik skorlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p=0.030). Sonuç ve Öneriler:. Kuru iğneleme uygulandığı bölgede kan dolaşımını arttırır, tetik noktaların inaktif olmasını sağlar ve kasa propriyoseptif bilgi verir. İnvaziv bir yöntem olmasına rağmen, dizziness tedavisinde kullanılabilecek güvenli bir yöntem olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada birçok kas grubuna kuru iğneleme uyguladığımızdan bir kasa yalnızca bir iğne kullanılmıştır. Klinik uygulamalarda kasın büyüklüğü ve kas içerisindeki tetik nokta varlığına göre aynı kasa bir seansta birden çok iğneleme uygulanması daha kısa sürede sonuç alınmasını sağlayabilir. Dizziness yaşayan hastaların çoğunda panik atak, yaygın anksiyete bozukluğunun da eşlik ettiği bilinmektedir. Bu yüzden hastalara güven verilmesini ve bundan sonraki araştırmalarda hastaların bu açıdan da değerlendirilmesinin, değerlendirilme ve müdehale aşamalarında önemli yer tutacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dizziness, Kuru İğneleme, Vestibüler Rehabilitasyon
Kuru iğnelemenin dizzinesa etkisinin incelenmesi
Giriş ve Amaç: Dizziness, bireylerin kafasında hissettikleri boşluk, dönme hissi olarak ifade edilen semptomdur. Periferik veya santral kökenli vestibüler sistem bozukluklarında, farklı sistemik hastalıklarda ve kas iskelet sistemi sorunlarında dizziness şikayeti görülebilir. Son yıllarda vestibüler migren kaynaklı dizziness şikayetleri için botulinum toksin uygulamaları yapılmaktadır. Kuru iğneleme ise kas iskelet sistemi kaynaklı dizziness tedavisinde kullanılan yöntemlerden biridir; ancak bununla ilgili yeterince çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı farklı vestibüler hastalıklardan kaynaklanan dizziness için kuru iğneleme tekniğinin etkisinin araştırılmasıdır. Yöntem: Dizziness şikayeti ile başvuran ve dışlanma kriterlerine sahip olmayan 31 birey çalışmaya dahil edildi. Katılımcılardan öncelikle değerlendirme formunu doldurması istendi. Değerlendirme formunda katılımcıların tedavi öncesi boyun eklem hareket açıklığı, baş boyun kaslarında tetik nokta varlığı, statik tek ayak üzerindeki denge skorları belirlendi. Dizziness şiddeti ve sıklığının belirlenmesi için Vizüel Analog Skala (VAS), katılımcıların emosyonel, fiziksel ve fonksiyonel etkileniminin belirlenmesi için Baş Dönmesi Engellilik Envanteri(BDEE) kullanıldı. Kontrol grubu 4 hafta boyunca her gün, haftada bir değişen egzersizleri uyguladı. Deney grubuna kontrol grubuna ek olarak ilgili kaslara haftada bir seans kuru iğneleme fast in fast out tekniği ile uygulandı. Dört hafta sonra katılımcıların boyun eklem hareket açıklığı, tetik nokta varlığı, statik tek ayak üzerinde denge skorları ölçüldü. Katılımcılardan BDEE ve VAS'ı tekrar doldurmaları istendi. Son test sonuçları ön test sonuçları ile karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dizziness şikayeti olan 31 birey dahil edildi. Cinsiyet dağılımları %41,9 erkek % 58.1 kadın şeklindeydi. Gruplar arasında dizziness şiddetinde anlamlı düzeyde düşüş gözlendi (p=0,014). Deney ve kontrol grubuna ait dizziness sıklıklarındaki azalma istatistiksel olarak anlamlıydı(sırasıyla p=0,001 ve p=0004). Olguların BDEE skorlarında her iki için de ön test ve son test sonuçlarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azalma bulundu ( p<0,001 ve p=0,001). Gruplar arasında BDEE alt ölçeklerinden duygusal engellilik skorlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p=0.030). Sonuç ve Öneriler:. Kuru iğneleme uygulandığı bölgede kan dolaşımını arttırır, tetik noktaların inaktif olmasını sağlar ve kasa propriyoseptif bilgi verir. İnvaziv bir yöntem olmasına rağmen, dizziness tedavisinde kullanılabilecek güvenli bir yöntem olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada birçok kas grubuna kuru iğneleme uyguladığımızdan bir kasa yalnızca bir iğne kullanılmıştır. Klinik uygulamalarda kasın büyüklüğü ve kas içerisindeki tetik nokta varlığına göre aynı kasa bir seansta birden çok iğneleme uygulanması daha kısa sürede sonuç alınmasını sağlayabilir. Dizziness yaşayan hastaların çoğunda panik atak, yaygın anksiyete bozukluğunun da eşlik ettiği bilinmektedir. Bu yüzden hastalara güven verilmesini ve bundan sonraki araştırmalarda hastaların bu açıdan da değerlendirilmesinin, değerlendirilme ve müdehale aşamalarında önemli yer tutacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dizziness, Kuru İğneleme, Vestibüler Rehabilitasyon
Periferik vertigolu yetişkin hastalarda V-HIT test sonuçlarının kalorik test sonuçları ile karşılaştırılması
Yapılan bu yüksek lisans tez çalışmasının amacı kalorik test sonuçları ile V-HIT testi sonuçlarının birbiri ile karşılaştırılmasıdır. Bu kullanılan iki test de aynı refleksi farklı uygulama şekillerinde değerlendirmektedir. Kalorik test çok uzun V-HIT testi çok kısa sürmektedir bu nedenle bu iki testi karşılaştırarak birbirlerinin yerine kullanılıp kullanılamayacağı araştırılmıştır. Bu nedenle, vertigo (baş dönmesi) veya dizziness (sersemlik hissi) ile Doç.Dr.Kemal Keseroğlu Kliniğine başvuran hastalar arasından çalışmaya uygun görülen ve bilgilendirilmiş gönüllü olur formunu imzalayan 52 kadın ve 48 erkek arasında bu çalışma yürütülmüştür. Toplamda 100 kişi çalışmaya dahil edilerek sonuçlar 200 kulak ile değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan hastalara Doç.Dr.Kemal Keseroğlu tarafından ayrıntılı kulak-burun-boğaz muayenesi yapılmıştır ve muayene sonuçları ve radyolojik görüntüleme sonuçları normal bulunmuştur. Böylece santral herhangi bir patolojiyi düşündürebilecek durumlar çalışma dışı bırakılmıştır. Muayene sonrasında hastaya yapılan odyovestibüler testlerde BPPV (Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo) ve santral patolojiyi düşündüren hastalar çalışma dışı bırakılmıştır. Hastalara sırasıyla V-HIT testi ve kalorik test Odyolog Elif İlkay Tezcan tarafından uygulanmıştır. Test verileri değerlendirildiğinde 200 kulak arasında 105 kulak her iki testte de normal çıkarak 95 kulakta iki testten birinde veya ikisinde de patolojik elde edilmiştir. Bu 95 patolojik kulağın 32 tanesinde sadece V-HITte patoloji, 33 tanesinde sadece kalorikte patoloji ve 30 tanesinde her iki testte de patoloji saptanmıştır. İki testinde normal ve patolojik olarak yani uyumlu olarak sınıfladığı kulak sayısı 135 (%67,5) olarak hesaplanmıştır. Geriye kalan 65 (%32,5) kulak uyumsuz (yani normal ve patolojik değerlendirmeler ters olarak gerçekleşmiştir) olarak değerlendirilmiştir. Özetle yaklaşık değerlendirmelerin 2/3'ü uyumlu 1/3'ü ise uyumsuzdur. Sonuç olarak, çalışma sonucu elde edilen uyumun düşük çıkması her 3 kişiden 1 kişide patolojinin atlanma riskini içerir. Böylece iki testi birbirinin yerine kullanmak yerine, birbirlerinin tamamlayıcısı olarak kullanmak daha doğru ve daha güvenirdir.
Tinnitusu olan bireylerin eşik dengeleme gürültüsü-TEN testi ile değerlendirilmesi
Bir semptom olan ve etiyopatogenezi tam olarak açıklanamayan tinnitus, işitme yapılarının periferik ve santral yollarında oluşan patolojilere bağlı olabildiği gibi metabolik, psikojenik veya kardiyovasküler kaynaklı olabilmektedir. Ancak yapılan araştırmalar tinnitus oluşabilmesi için işitme yapılarında bir dejenerasyon olması gerektiğini bildirmişlerdir. Genellikle kokleanın bazal kısmında başlayan bu dejenerasyon, her zaman odyograma yansımamaktadır. Bu çalışmanın amacı işitme kayıplı ve normal işitmeye sahip tinnituslu bireylerde kokleada ölü bölgeleri değelendiren TEN testi ile OAE testleri uygulanarak koklear fonksiyonları değerlendirmektir. Çalışmada 3 grup yer almaktadır; işitme kaybı ve tinnitus olan bireyler (ÇG1), işitmesi normal olan tinnituslu bireyler (ÇG2) ve işitme kaybı ve tinnitusu olmayan bireyler (KG). Tüm bireylere odyolojik testler ile birlikte TEN testi ve TEOAE, DPOAE testleri yapılarak tinnituslu bireylere Tİnnitus Engellilik Anketi (TEA) uygulanmıştır. İşitme kayıplı grupta TEN testinde iki hastada ölü bölge bulunmuş (%3.8) ve genel eşiklerinde diğer iki gruba göre anlamlı derecede artış gözlenmiştir (p<0.05). Bu grupta emisyonlar elde edilememiş veya minimal düzeyde gözlenmiştir. Normal işiten tinnitus grubunda ise TEN testi ve TEOAE testlerinde sağlıklı bireylerden farklı olmadığı (p>0.05), ancak DPOAE testinde 6 ve 8 kHz'de emisyon amplitüdlerinde anlamlı düşüşler olduğu gözlenmiştir (p<0.05). TEA düzeylerinde iki grup (ÇG1 ve ÇG2) arasında anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p<0.05). Sonuç olarak işitme kaybı ve tinnitus yaratan patolojilerin yalnızca tinnitusa neden olan patolojilere göre tüy hücrelerine verdiği zararın daha fazla olduğu gözlenmiştir. Normal odyograma sahip tinnituslu bireylerde ise bazal disfonksiyon olabileceği düşünülmüştür. TEA sonuçlarına göre ise tinnitusun bireylerin yaşam kalitesinde neden olduğu olumsuz etkinin işitme kaybından bağımsız olduğu düşünülmüştür
Pediatrik koklear implant kullanıcılarında konuşmayı ayırt etme becerisinin video görsel pekiştireç odyometrisi ile değerlendirilmesi
Konuşma algısı değerlendirmesi, prelinguistik dönemde işitme kaybının araştırılması ve uygun amplifikasyon seçeneklerinin belirlenmesi için odyolojik test bataryasında önemli bir yere sahiptir. Bebeklerde konuşma algısının değerlendirilmesi için objektif sonuçlar veren test bataryası kullanılması gereklidir. Bebeklerde konuşmayı ayırt etme becerisini değerlendirmede en sık kullanılan test tekniği Visual Reinforcement Infant Speech Discrimination (VRISD) yöntemidir. Bu çalışmada, koklear implant grubuna 12-36 aylık koklear implant kullanıcısı 15 bebek ve normal işitme grubuna ise 6 - 13 aylık normal iştmeye sahip 12 bebek dahil edilmiştir. VRISD test protokolünde /a/ ile /i/ ve /ba/ ile /da/ konuşma uyaranları eşleştirilerek test uyaranları oluşturulmuştur. Bu uyaran çiftleri biri hedef ses, diğeri arkaplan ses olacak şekilde sıralanmış olup tekrarlı ses dizini oluşturularak sessiz kabinde hoparlör aracılığı ile 70 dB'de sunulmuştur. Görsel pekiştireç olarak ise bebeğin ilgisini çeken animasyonlu video kullanılmıştır. Çalışmamızda normal işitme grubundaki bebeklerin VRISD test sonuçlarının ortalaması /a-i/ uyaranı ve /ba-da/ uyaranı için sırasıyla 3,66 ve 1,09 olarak bulunmuştur. Koklear implant grubundaki bebeklerin VRISD test sonuçlarının ortalaması ise /a-i/ uyaranı ve /ba-da/ uyaranı için sırasıyla 4,53 ve 0,6 olarak bulunmuştur. Her iki grubun VRISD test sonuçları arasında anlamlı fark elde edilmemiştir (p>,05). Koklear implant grubunun Infant-Toddler Meaningful Auditory Integration (IT-MAIS) skorları ile VRISD test sonuçları arasında pozitif yönlü yüksek korelasyon elde edilmiştir (p<,05). VRISD testinin koklear implant kullanıcısı bebeklerde konuşma algısı gelişimini değerlendirmek için güvenle kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Görsel pekiştireç odyometrisi, koklear implant,konuşma odyometrisi, bebeklerde konuşma algısı, video görsel pekiştireç odyometrisi
Çocuklar için gürültüde konuşmayı anlama testi'nin Türkçe yaşa özgü normlarının belirlenmesi
Günlük iletişim süreçlerinde çoğunlukla arka plan gürültüsü yer aldığı için gürültüde işitmenin değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Yetişkinler için gürültüde konuşmayı anlama becerilerini değerlendiren Türkçe testler bulunmakla birlikte, çocuklara yönelik bu özelliklerde test bulunmamaktadır. Bu çalışmada Çocuklar İçin Gürültüde Konuşmayı Anlama Testi'nin geliştirilmesi ve çocuklar için yaşa özgü normların belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda öncelikle yetişkinler için Gürültüde Konuşmayı Anlama Testi'ndeki cümlelerden 5 yaşındaki çocuklar tarafından optimal dinleme koşullarında tekrarlanabilir olanlar seçilmiş ve 10 cümle içeren 12 liste oluşturulmuştur. Daha sonra 6 yaş (8 kız, 8 erkek), 8 yaş (7 kız, 8 erkek), 10 yaş (12 kız, 4 erkek) ve 18-30 yaş aralığında normal işiten yetişkin grubu (6 kadın, 4 erkek) olmak üzere toplamda 57 birey değerlendirilmiştir. Çocuklar için yaşa özgü ortalama konuşmayı anlama eşiği (KAE) değerleri belirlenmiş ve her yaş grubundaki performans ile yetişkin performansının karşılaştırılmasıyla da 6-12 yaş aralığı için düzeltme faktörleri hesaplanmıştır. Düzeltme faktörleri 6 yaş için Gön: 3,44, Gsağ: 5,9, Gsol: 5,32; 8 yaş için Gön: 2,1, Gsağ: 5,2, Gsol: 4,09; 10 yaş için ise Gön: 1,62, Gsağ: 4,53, Gsol: 3,86 dB SGO şeklinde belirlenmiştir. Tüm test koşulları için yetişkin benzeri performansa 13 yaş ve sonrasında ulaşılabileceği düşünülmüştür. İstatistiksel analizler, KAE değerlerinin ve mekânsal ayrılma avantajının yaşla birlikte iyileştiğini göstermektedir. Sessiz koşul dışındaki tüm test koşulları için 6-12 yaş aralığında ve normal işiten bir çocuğun performansını tahmin etmek için kullanılabilecek düzeltme faktörleri elde edilmiştir. Bu çalışmanın bulguları, diğer dillerde görülen gelişimsel eğilimlere paralel olmakla birlikte özellikle gürültüde konuşmayı anlama açısından yaş ile birlikte artan performansı bildiren literatürle de uyumludur. Anahtar Kelimeler: HINT, gürültü, gürültüde konuşmayı anlama, konuşmayı anlama eşiği