716
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Evde çalışanlar
02.OZET Çalışmada ilk olarak evde istihdam tanımlanarak, evde çalışama yapılan alanların gerçekleştiği ortamın koşulları incelendi ve evde çalışmaya iten faktörler ele alındı. Ayrıca, evde çalışanların ne tür sosyal, kültürel ve hukuki ihtiyaçlarının olduğu anlatılmaya çalışıldı. Birinci bölümde, evde istihdamın tanımı yapılarak, evde çalışanlar hakkında genel bilgiler verildi. Birinci bölümün diğer konularında ise enformel ekonominin tanımı yapılarak, evde çalışmanın enformel ekonomi içindeki yeri incelendi. Ayrıca, hane halkının kayıt dışı çalışmasının evde çalışanlara etkisi anlatılmaya çalışıldı. İkinci bölümde, evde çalışamaya iten faktörler ele alındı. Bu bölümde, evde çalışmaya iten faktör olarak, ekonomik kriterler, teknoloji ve ailevi nedenler ele alındı. Üçüncü bölümde, ekonomik, hukuki ve sosyal açıdan evde çalışanlar incelendi. Bu bölümde, ilk önce, evde çalışanların hukuki yapıları ele alındı. Daha sonra ise, evde çalışanların ekonomik yapıları incelendi. Üçüncü bölümün diğer konusunu ise, evde çalışanların sosyal ihtiyaçları oluşturmaktadır. Burada, evde çalışanların sosyal ihtiyaçları incelenerek, evde çalışanların içinde bulunduğu mevcut koşullar dahilindeki sosyal ihtiyaçları anlatılmaya çalışıldı. Dördüncü bölümde, Türkiye'de evde çalışma incelendi. Bu bölümde, evde çalışanlar, cinsiyet ve yaş gruplarına göre, iktisadi faaliyet kollarına göre, meslek grubuna göre ve işteki durumlarına göre dağılımları istatistiksel olarak incelendi. Bu bölümde ayrıca, evde çalışanların kentlere ve kırsal alanlara göre dağılımı istatistiksel olarak verildi. Beşinci bölümde, kırsal alanda evde çalışanlar incelendi. Bu bölümde, evde çalışanlar, tarımsal alanlarda evde çalışanlar ve taran dışı işlerde evde çalışanlar olarak ayrı ayrı incelendi. Ayrıca, Türkiye'de tarım politikasının evde çalışanlar üzerindeki etkileri incelendi. Bu bölümün son konusunu ise, kırsal turizm alamnda evde çalışanlar vnoluşturmaktadır. Bu bölümde, kırsal turizmin evde çalışanlara getirmiş olduğu etkiler anlatılarak, kırsal turizmin gelişmesinde evde çalışmanın önemi anlatıldı. DQK0BIAimSYON vra
Sigorta sektöründe lider üye etkileşiminin çalışan performansı ve iş tatmini üzerindeki etkisi
Lider üye etkileşimi teorisi; lider ve üyeler arasında oluşan etkileşim sonucunda üyelerin davranışlarında farklılık görülen bir etkileşim kuramıdır. Bu etkileşim çalışanların performansı ve iş tatminleri etki etmektedir. Bu etkileşimler olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilmektedir. Bu durumun gerek iş tatmini gerekse de çalışan performansı üzerinde bir rolü olacağı bilinmektedir. Bu doğrultuda literatürde araştırmalar yaygın olsa da sigorta sektöründe pek yaygın değildir. Bu araştırmanın amacı lider-üye etkileşiminin, çalışanların performansı ve iş tatmini üzerindeki etkisini sigorta sektöründe incelemektir. Diğer bir ifade ile araştırma sonucunda lider-üye etkileşiminin ve alt boyutlarının iş tatmini ile çalışan performansı üzerindeki etkilerinin kapsamlı incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modeliyle yapılmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul'da bulunan sigorta sektöründe görev yapan lider ve çalışanlar, örneklemini ise kolayda örnekleme yöntemi ile belirlenen 241 katılımcı oluşturmuştur. Araştırma verileri, Lider Üye Etkileşimi Ölçeği (LMX-MDX 12), Çalışan Performansı Ölçeği ve Minnesota İş Tatmini Ölçeği ile toplanmıştır. Yapılan hiyerarşik regresyon analizleri sonucunda, sigorta sektöründe lider-üye etkileşiminin iş tatminini ve çalışan performansını pozitif yönde etkilediği anlaşılmıştır. Ek olarak, lider-üye etkileşiminin alt boyutları olan etki, katkı, sadakat ve profesyonel saygının iş tatminini pozitif yönde etkilediği bulunmuştur. Ancak sigorta sektöründe katkı ve sadakat boyutunun çalışan performansını negatif yönde etkilediği neticesine varılmıştır. Bu yönüyle araştırma bulgularının literatüre katkı ve yeni araştırma fikirleri kattığı ifade edilebilir.
Sosyal belediyecilik bağlamında meslek edindirme kursları: İSMEK örneği
1990'lı yıllardan itibaren gecekondulaşma, kentsel yoksulluk ve işsizlik gibi insan hayatının yaşayış biçimini etkileyen birçok sorunun çözümünde yerel yönetimleri yeni bir bakış açısı ile yönetim anlayışlarını değiştirmeye yönlendirmiştir. Sosyal Belediyecilik anlayışı ile birlikte belediyeler var olan belediyecilik anlayışlarının ötesine geçerek yaşayanların hayat kalitesini artıracak, kent kültürünü ön plana çıkaracak aktif belediyecilik uygulamalarına yöneltmiştir. Bunun yanı sıra hızla değişim gösteren ve gelişen bilim ve teknoloji, kişilerin günün koşullarına uygun daha sistemli ve bilime ayak uydurur biçimde eğitim almalarını mecbur bırakmıştır. Gelişen bilim ve teknolojinin etkisi ile ortaya çıkan yeni meslek grupları, geçmişten günümüze var olan işlerin yapısının değişim göstermesi vasıflı insan ihtiyacına olan artışı göz önüne getirmiştir. Teknolojik ve ekonomik kalkınmanın sağlanabilmesi ve ülkenin rekabet edebilir seviyelere gelebilmesi ve nitelikli işgücünün yetiştirilmesi için meslek eğitim programlarına gerek duyulmaktadır. Yerel yönetimler açmış oldukları kurslar ile kentte yaşayan her yaştan ve her düzeyden insanın vasıflı hale gelmesi ve kişilerin kent kültürüne ayak uydurabilmelerini sağlamaya çalışan eğitimler vermektedirler. Bu çalışmanın amacı, İSMEK tarafından uygulanan meslek ve beceri kazandırma kurslarının niteliğini ortaya koymaktır. Eğitim alan katılımcılara almış oldukları eğitimin katkıları ve sağlamış olduğu faydayı ortaya çıkarmaktır. Bu kapsamda kurumdan (3) yönetici ile görüşülmüş, (2080) kursiyere anket uygulanmış ve 13 kişi ile telefonda mülakat görüşmesi gerçekleştirilmiştir. İSMEK kursiyerlerinin almış oldukları eğitimler çerçevesinde almış oldukları eğitimin kişiye faydası durumunu ölçmek amacıyla İSMEK eğitimi almış olan bireylere anket uygulanmıştır. Anketin uygulanmasında pandemi koşullarından dolayı kullanılan Bilgisayar Destekli İnternet Anketi (CAWI) yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında elde edilen veriler SPSS 23.0 programı yardımı ile gerçekleştirilmiştir. Daha sonra toplanan veriler ışığında kurslardan eğitim almış kişilere ulaşılmış ve bu kişilerle yarı yapılandırılmış mülakat formu ile görüşme sağlanmıştır. Anket ve yapılan mülakatlar sonrasında edinilen bilgiler ışığında, alınan eğitimler kursiyerlere fayda sağlamakta fakat yüzeysel kalmakta olduğu belirlenmiştir.
Pandemi sürecinin evden çalışan kadınların ev ve iş yaşamı üzerindeki etkileri
2019 yılında Çin'de başlayıp bütün dünyayı etkisi altına alan covid-19 pandemisi hayatın birçok noktasına dokunmuştur. 2022 yılı itibariyle etkisini sürdüren salgınının Dünya'daki ve Türkiye'deki etkileri hala devam etmektedir. Covid-19 pandemisi ekonomi, sosyal hayat, insan psikolojisi ve sağlık alanında derin izler bırakmıştır. Şüphesiz çalışma hayatına karşın en büyük etkisi ofis ortamının eve taşınması olmuştur. Birçok sektörün darbe aldığı bu süreçte çalışma hayatı da sancılı bir dönemden geçmektedir. Etkilerin azaltılması adına işletmeler ve şirketler evden çalışmaya hızla yönelmeye başlamışlardır. İş düzenleri değişime uğrayan çalışanlar yeni bir çalışma sistemine adapte olmaya çalışmışlardır. Evden çalışma hayatlarımızı tek çatı altında toplamıştır. Ev ve iş yaşamındaki sorumluluklarda bir çatışma içerisine girmiştir. Bu çalışmanın amacı pandemi sürecinde evden çalışmış olan kadınlarımızın katılımlarıyla evden çalışmanın ev ve iş yaşamı üzerindeki etkilerini ölçmektir. Katılımcıların evden çalıştıkları süreçte yaşadıkları olumlu ve olumsuz olayların açıklanması ve sisteme karşı yöneltilen eleştirilerin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Ayrıca farklı sektörlerde çalışan katılımcıların evden çalışmadaki farklılıkları ortaya konulmaya çalışılmıştır. Pandemi döneminde evden çalışmış olan 35 kadın katılımcı ile gerçekleştirilen mülakat çalışmasından elde edilen veriler yorumlanarak içerik analizleri yapılmıştır. Elde edilen veriler sonucunda evden çalışmanın zamandan tasarruf, kıyafet rahatlığı, işe hazırlanma telaşının olmaması ve trafik stresinin yaşanmaması yönüyle avantajları olarak görmektedirler. Evli ve çocuk sahibi olan kadınların medeni durumları gereğince evden çalışmalarının daha cazip olduğu belirtilen görüşler arasındadır. 0-3 yaş arasında çocuk sahibi olan katılımcılar çocuklarının anne desteğine daha fazla ihtiyacı olduğu için evden çalışmayı daha avantajlı görmektedirler. Ev içi emekte ve çocuk bakımında eşlerinin destek oldukça fazla olduğu sonucuna varılmıştır. Dezavantaj olarak ev içinde harcanılan emeğin arttığı ve bundan dolayı işe odaklanmada problemler yaşandığı kanısına varılmıştır. Ayrıca sürekli evden çalışmanın zaman içerisinde çalışma motivasyonunu düşürdüğü belirtilmiştir Katılımcıların çoğunluğu hibrit çalışma sistemini desteklemektedir. Evli ve çocuk sahibi katılımcılar bekâr veya çocuksuz katılımcılara kıyasla pandemi sürecini daha stresli atlatmışlardır.
Bir esneklik biçimi olarak uzaktan çalışmanın refah bağlamında değerlendirilmesi
Araştırmanın nihai amacı esnek çalışmanın çalışma refahı ile ilişkisini ortaya koymaktır. Araştırmada, esnek çalışmanın ve çalışan refahının kavramsal çerçevesi, tarihsel gelişimi, esnek çalışma ve çalışma refahını etkileyen faktörler ve iş yaşamındaki anlamı ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Esnek çalışma ve çalışma refahı ilişkisi bilgi iletişim teknolojilerini sıklıkla kullanan ve esnek çalışma uygulamalarına ulaşmada avantaj sağlayabilecek bilgi çalışanları bağlamında incelenmiştir. Ayrıca esnek çalışmaya ve çalışan refahına dair beklentiler açıklanmıştır. Bu araştırma hem esnek çalışmanın hem de refah anlayışının kavramsal çerçevesini detaylı şekilde ele aldığından literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Araştırma esnek çalışmaya dair beklentileri ülkeler ve sektörler açısından derlemiştir ve ayrıca esnek çalışmanın yaygınlaşma dinamiklerini grafiklerle ayrıntılı ve anlaşılır şekilde sunmaya çalışmıştır. Ek olarak bu araştırmada esnek çalışmayı etkileyecek birden fazla unsura (psikolojik, sosyolojik, teknolojik) yer verilmiştir. Ele alınan konu bütüncül şekliyle değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırma yapılırken konu ile ilgili görgül araştırmaların bulguları derlenmeye ve betimlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda araştırmada kullanılan yöntem literatür taramasıdır. Araştırma sonuçları çalışan refahı ve uzaktan çalışma arasında ilişkiye dair kesin ve geçerli sonuçlara ulaşamamıştır. Çünkü araştırma konusuyla ilgili literatürde eksiklikler hala mevcuttur ve esnek çalışmayı da çalışma refahını aynı anda etkileyen birden fazla faktör olması, bu faktörlerin yaş, cinsiyet, sektör, ülke, teknolojik gelişmişlik gibi başka değişkenlerden etkilenmesi kesin ve geçerli sonuçlara gidilmesini engellemektedir.
Obezite ayrımcılığı: Çalışanlar üzerine bir örnek olay incelemesi
Obezite son yıllarda yaygınlaşan bir sağlık bir problemidir. Obezite ile mücadele birçok politika uygulanmaktadır. Obezite ile mücadelede başlıca aktörler: hükümetler, sağlık kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, okullar, perakendeciler, medya ve işverenlerdir. Kişilerin iş yerlerinde daha çok zaman geçirmesi ve beden kitle indeksinin çalışma verimliliğine olumsuz etkisi dolayısıyla, obezite ile mücadelede işverenlerin uyguladıkları işyeri uygulamaları ön plana çıkmaktadır. Bu tez çalışmasında, fazla kilolu kişilerin işyerinde ayrımcılığa uğrayıp uğramadıkları, obezitenin işçi verimliliğine olan etkisi, işyerinde obeziteyi önlemeye yönelik kilo yönetim programlarından hangi teşviklerin etkili olabileceği ve obezite ile mücadelede işverenlerin etkili bir faktör olarak yer alıp alamayacağının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaca ulaşabilmek için örnek olay analizi yapılmıştır. Örnek olay analiz birimi ağır emek gücünün yoğun olarak kullanıldığı, üretimde metal iş kolu seçilmiştir. Çalışmada karma yöntem araştırma desenlerinden açıklayıcı ardışık desen yöntemi uygulanmıştır. Nicel çalışmada 526 kişi araştırmaya katılmıştır. Nitel çalışmada aynı örneklem üzerinden seçilen özellikle obez ve morbid obez olarak tanımlanan 15 kişi ile yüz yüze yarı yapılandırılmış mülakat yapılmıştır. Mülakat analizinde çalışanların verdikleri cevaplar ile anket sorularına verilen cevaplar tutarlı olduğu için çalışmanın geçerliliği yüksektir. Araştırmanın sonuçlarına göre çalışanların işe alım/terfi/işten çıkarma/ücret artışı gibi iş süreçlerinde kiloya dayalı ayrımcılık (obezite ayrımcılığı) yaşamadıkları görülmektedir. Bununla beraber, çalışanların kilolarından ötürü verimlilik kayıpları yaşadıkları ve meydana gelebilecek iş kazalarına daha açık oldukları tespit edilmiştir. Çalışanların işyerinde özellikle sağlıklı yemek sunumunun motivelerini artırdığı tespit edilmiştir. İşverenler obezite ile mücadele önemli bir aktör olarak görülse de diğer aktörlerle birlikte bakıldığında işverenlerin yeterince etkili bir aktör olarak görülmediği tespit edilmiştir. Çalışanlar için ücretsiz spor salonu üyeliği, tatil ve kaybedilen kilo başına prim en çok tercih edilen ilk üç işyeri uygulaması olarak görülmektedir. Çalışanların işyeri hekimliği tarafından uygulanacak eğitimlere ve kilo yönetim programına katılmaya istekli oldukları görülmüştür. İşverenin işyerinde uygulayacağı kilo yönetim programları ile obezite ile mücadelede etkin bir rol alabileceği gözlemlenmiştir. Çalışanların işyeri uygulamalarına bakış açısını yaş grubu, iş tecrübesi ve eğitim durumu etkilemektedir. Yaş grubu ile ilgili değişkenlere bakıldığında çalışanların 25-34 yaş grubunda olanların diğer yaş grubunda bulunanlara göre kilo kontrolü konusunda parasal teşvikin çalışma isteklerini daha fazla arttıracağı tespit edilmiştir. Yaş grubu değişkeni ile paralel olarak iş tecrübesi 15 yıl ve üzeri olanların iş yerinde sağlıklı yaşam için sunulan olanakları daha az kullandığı tespit edilmiştir. Eğitim durumu değişkeni ile yapılan analiz sonuçlarına göre eğitim durumu arttıkça devletin obezite ile etkili mücadele ettiğine yönelik algının azaldığı tespit edilmiştir.
Toplumsal dayanışmanın sanal boyutu ve sivil toplum kuruluşları: Göçmen kadınlar platformu üzerine bir araştırma
21. yüzyılda yaşanan teknolojik gelişmeler ve internetin yaygınlaşması sonucunda her alanda olduğu gibi sivil toplum kuruluşları ve toplumsal dayanışmada da bir dijital dönüşüm yaşanmaktadır. Bu bağlamda bireylerin örgütlenmelerinde ve sorunlarını çözmek için dayanışma ağı oluşturmalarında yeni araçların ortaya çıktığı görülmektedir. Günümüz ağ toplumunda uluslararası olarak kullanılabilen Facebook, Twitter, Instagram ve YouTube gibi popüler sosyal medya ortamları, sivil toplumun iletişiminde, örgütlenmesinde, sosyal sorunların çözümünde ve toplumsal dayanışmanın sağlanmasında önemli bir araç haline gelmiştir. Yasal bir dayanağı olmasa da bireyler, sosyal medyada kurulan platformlar aracılığıyla seslerini duyurmaya ve tek başlarına gerçekleştiremeyecekleri ihtiyaç ve isteklerini gerçekleştirmek için örgütlenmeye çalışmaktadır. Sosyal sorunlar kapsamındaki dezavantajlı gruplardan biri olan göçmenler de sosyal medya platformları üzerinden bir araya gelmektedir. Göçmen platformları sorunlarının çözümü, iletişim sağlamak ve dayanışma ağı oluşturmak amacıyla farklı sosyal medya kanalları üzerinden örgütlenmektedir. Bu kapsamda tezin amacı göçmelerin toplumsal dayanışması ve sorunlarının çözümünde sosyal medya üzerinden kurulan platformların etkisinin ortaya konmasıdır. Bu amaç çerçevesinde üye sayısı açısından zengin ve aktif bir platform olan "Göçmen Kadınlar Platformu" üzerinden nitel bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Bu platforma üye olarak bir dayanışma ağı oluşturan 36 kadından, yapılandırılmış bir görüşme formu ile derinlemesine bilgiler alınmıştır. Elde edilen veriler NVivo 20 programı yardımıyla içerik analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda platformların, göçmenlerin sorunlarının çözümünde önemli katkılar sağladığı ve etkin bir dayanışma alanı oluşturduğu tespit edilmiştir. Her geçen gün sosyal sorunların çözümündeki katkıları ve sanal ortama taşınan toplumsal dayanışmadaki yeri daha da artan bu platformların yasal bir dayanağının olması ve hukuki düzenlemeler yapılması gerektiği kanısına varılmıştır.
Türk iş hukukunda evde çalışma
İşçinin iş görme borcunun işverenin ana işyeri dışında, işçinin evinde ya da belirleyeceği başka bir yerde ifa edilmesi olan evde çalışma ile ilgili 4857 sayılı İş Kanunu'nda doğrudan bir düzenleme bulunmamaktadır. Evde çalışma Türk Borçlar Kanunu'nda Evde Hizmet Sözleşmesi başlığı altında düzenlenmiştir. Tezin konusu olarak evde çalışma, evde bağımsız yapılan çalışmaları değil, bir işverene bağımlı şekilde ücret karşılığında yapılan çalışmaları kapsamaktadır. ILO'nun 177 sayılı Evde Çalışma Hakkında Sözleşme ve 184 sayılı Evde Çalışma Hakkında Tavsiye Kararı'nda madde 1/a'ya göre, evde çalışma; evde çalışan olarak adlandırılabilecek, ulusal mevzuat ve mahkeme kararlarınca bağımsız çalışma için gerekli olan özerklik ve ekonomik bağımsızlığa sahip olmayan kişi tarafından, kendi evinde yahut ana işyeri dışında olmak şartıyla kendisi tarafından seçilen diğer yerlerde, ücret karşılığında, malzeme, ekipman ve diğer giderlerin, kendisi, işveren veya aracı durumdaki kişi tarafından sağlanmasına bakılmadan, işveren tarafından belirlenmiş mal veya hizmetin üretimi amacıyla çalışmadır. Türk İş Hukukunda esnek çalışma uygulamalarına yer verilmiş olsa da genel olarak klasik iş ilişkisine yönelik düzenlemeler bulunmaktadır. Evde çalışma ile ilgili doğrudan düzenleme olmadığından bu tezde, klasik iş ilişkisine yönelik düzenlemeler içinde evde çalışma uygulamasında zorluk oluşturan durumlar ortaya konulmaya çalışılmıştır. Evde çalışma modeli ile ilgili literatür taraması sonucunda iş hukuku içinde öneriler ortaya konulmaya çalışılmıştır
BİT tabanlı mobil çalışanların iş yaşam dengesi ve motivasyonlarının yazılım sektöründe analizi
Bu araştırmanın amacı, BİT Tabanlı Mobil çalışanların uzaktan çalışma, iş-yaşam dengesi ve motivasyon arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Bu amaca yönelik BİT tabanlı mobil çalışanların iş yaşam dengelerini durumlarının motivasyonları ile ilişkili olup olmadıklarını tespit etmek temel hedefler arasındadır. 1970'ler fordizmin krize girdiği ve yerini postfordist döneme bıraktığı yıllardır. Bu dönemde neoliberal politikaların hayata geçirilmesiyle beraber işgücü piyasaları değişmeye başlamıştır. Özellikle dijitalleşme, işgücü piyasalarında esnekleşme, küresel rekabet ve kadınların artan istihdama katılımı gibi nedenlerle yeni istihdam biçimleri ortaya çıkmıştır. Eğreti, atipik, güvencesiz veya esnek istihdam şeklinde kavramsallaştırılan bu istihdam türlerinden bir tanesi de tele çalışma ve bilgi iletişim teknolojileri (BİT) tabanlı mobil çalışmadır (TBİTM). TBİTM, çalışanların ağlar, dizüstü bilgisayarlar, cep telefonları ve internet gibi dijital teknolojileri kullanarak en azından işverenin şirketinden farklı bir yerde çalıştığı düzenlemedir. Günümüz koşullarında teknolojinin ilerlemesi ile bit tabanlı mobil çalışanların sayısı artmıştır ve çalışanların iş yaşam dengesi ve motivasyon kavramları ücretliler ve işverenler için önem arz eden bir unsur haline gelmiştir. Bu çalışmada saha araştırması yapılmıştır. Veri toplamak için nicel yöntemler kullanılmıştır. Veriler anket yardımıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25.0 paket programında analiz edilmiştir. Araştırma örneklemi için yazılım sektöründe çalışan 400 kişiye ulaşılmış olup araştırma sorularına uygun şekilde yanıt veren 395 kişi için analizler gerçekleşmiştir. Araştırmanın sonucunda bit tabanlı mobil çalışmanın iş yaşam dengesinin yüksek olduğu, içsel ve dışsal motivasyonlarının anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişkinin söz konusu olduğu sonucuna varılmıştır. İş yaşam dengesi ve motivasyonların cinsiyet, medeni durumu, yaş, öğrenim durumu, çocuk sayısı, bakmakla yükümlü olduğu kişi sayısı, uzaktan çalışma sıklığı, günlük çalışma saati ve kıdem derecelerine göre anlamlı farklılık olup olmadığı detaylı olarak incelenmiş sonuçlar iş yaşam dengesi ve motivasyon için farklı şekillerde anlamlılıklarının olduğu sonucuna varılmıştır. İş yaşam dengesi ve motivasyon arasındaki ilişkinin anlamlılığı regresyon ve korelasyon analizleri ile incelenmiş, iş yaşam dengesinin içsel motivasyon ve dışsal motivasyon ile anlamlı ve pozitif olarak bir ilişkinin varlığına ulaşılmıştır.
İş sağlığı ve güvenliği bağlamında güvenlik kültürü: Sakarya ili otomotiv yan sanayi araştırması
Bu çalışmada, güvenlik kültürü kapsamında oluşturulan bir ölçekle, Türkiye'de iş sağlığı ve güvenliği (İSG) alanındaki problemleri tespit etmek amaçlanmıştır. Bu tercihin sebebi; İSG'deki sorunların, yasal düzenlemelerin ötesinde genellikle güvenlik kültürü ile yakın ilişkili olmasıdır. Çalışmada hem böyle bir ölçeğin hazırlanması hem de tespit edilen sorun alanlarının detaylandırılması amacıyla karma araştırma yöntemi seçilmiştir. Alt tür bağlamında ise açımlayıcı sıralı karma yöntem tasarımı tercih edilmiştir. Bu bağlamda literatür taraması ve uzmanların görüşleriyle kapsam genişletilmiş ve ölçeğin geliştirilmesi aşamasında ise sektör temsilcileri, uzmanlar ve danışmanların görüşlerinden yararlanılmıştır. Sonuçta 81 ifadenin yer aldığı, 11 boyutlu bütüncül güvenlik kültürü ölçeği oluşturulmuştur. Ölçekte yer alan 11 boyut; proaktif yaklaşım, İSG eğitimi, İSG farkındalığı, İSG iletişimi, raporlama kültürü, İSG katılımı, İSG kural ve prosedürleri, İSG denetimi, işyeri dışı güvenlik tedbirlerine uyum, yönetimin İSG adaleti ve güvenlik liderliğidir. Ölçek, Sakarya ili otomotiv yan sanayi kapsamında 34 işyerinde 696 çalışana başarıyla uygulanmıştır. Ayrıca 8 işyerinde iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi, diğer sağlık personeli ve işverenlerden oluşan 42 kişiyle mülakat yapılmıştır. Sonuç olarak; literatür taramasıyla İSG'nin etkili olarak uygulanmasında güvenlik kültürünün bütüncül boyutlarla oluşturulmasının önemli bir yeri olduğu ve İSG ile güvenlik kültürü arasında yakın bir ilişki bulunduğu görülmüştür. Ayrıca otomotiv yan sanayi kapsamında Sakarya ili örneğinde ölçeğin test edilmesiyle çalıştığı tespit edilmiştir. Ölçek kapsamında çalışanların bakış açısıyla İSG eğitimi, İSG iletişimi, İSG katılımı ve işyeri dışı güvenlik tedbirlerine uyum faktörlerine ait ifadelerde sorunlar tespit edilmiştir. Tespit edilen sorun alanları, işverenler ve İSG profesyonellerinin bakış açısıyla detaylandırılmıştır.
Kalite Yönetim Sistemi (ISO9001) altyapısına uygun insan kaynakları yönetimi model önerisi: Sakarya Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ) Örneği
İnsan kaynakları yönetimiyle ilgili yapılacak çalışmaların kamu ya da özel sektör farkı olmadan hepsini kapsayacak şekilde belirli standartlarda tasarlanması, uygulanması, sürdürebilir olması ve bireylerden bağımsız bir şekilde sürekli iyileştirmeyle ayakta durabilmesi için Kalite Yönetim Sistemi (ISO 9001) ile desteklenmesi büyük önem arz etmektedir. Bu bakış açısıyla çalışmada, hem insan kaynakları hem de kalite yönetim sistemi ihtiyaçlarını temel düzeyde karşılayabilecek, saha çalışmalarından optimum düzeyde bilgi edinilmesini sağlayacak ve böylelikle işletmelerin bu altyapıyı kullanarak kendine özgü dinamik bir insan kaynakları yönetimi modeli geliştirmelerine imkan sağlayacak bir yapı tasarlanması amaçlanmıştır. Üç bölüm içeren bu çalışmanın birinci bölümünde İnsan Kaynakları ve Kalite Yönetim Sisteminde yer alan bileşenlere dair tanımlamalara yer verilmiştir. İkinci bölümde, bir karşılaştırma tablosu yapılarak her iki yönetim sisteminde yer alan bileşenlerin birbiriyle uyumu ve model altyapısında kullanılacak alanların tespiti yapılmıştır. İnsan Kaynakları Yönetimi temel fonksiyonlarını öncelikleyerek çalışılacak formun minimum hangi düzeyde yapılandırılması gerektiği ortaya koyulmuştur. Üçüncü bölümde, her iki yönetim sistemine hizmet eden altyapı bileşenlerinin ihtiyaç duyduğu verilerin sahadan toplanması ve derlenmesi esnasında karşılaşılan zorluklara ve çözüm önerilerine dair bilgilere yer verilmiştir. Keşfedici sıralı karma yöntem kullanılarak gerçekleştirilen araştırmada sonucunda elde edilen parametrelerin "Kalite Yönetim Sistemi Altyapısına Uygun Bütünleşik İnsan Kaynakları Yönetimi Formu" adıyla bilgi formuna dönüşmesi sağlanmıştır. Bu form aracılığıyla yapılacak saha uygulaması ile zamandan, işgücünden ve maliyetlerden ciddi anlamda tasarruf sağlanabileceği görülmüş ve İnsan Kaynakları Yönetimini bu form üzerinden yapılandıran bir kuruluşun ISO9001 Kalite Yönetim Sistemine dair veri ihtiyaçlarını %78,2 oranında karşıladığı görülmüştür. Sonuçta, çalışmanın amacına uygun olarak belirli standartlarda, sürdürülebilir, iyileştirilebilir bir model altyapısı oluşturulmuştur.
Sağlık ve sosyal hizmet kolunda sendika faaliyetlerinin sendikal bağlılık üzerine etkisi (Sivas ili örneği)
Çalışmanın amacı, sendikaların çeşitli faaliyetleri ile üyelerin sendikal bağlılıkları arasında ilişkinin var olup olmadığı; varsa etkisinin nasıl olduğunu ortaya çıkarmaktır. Çalışma sağlık ve sosyal hizmet kolundaki kamu çalışanları sendikalarına üyeler arasında Sivas ilinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma teorik olarak dört bölümden ve bir de uygulama bölümünden oluşmaktadır. Birinci bölümde Kamunun tanımlaması yapılmaya çalışılmıştır. Bu bölümde devlet ve kamu kavramları, devletin unsurları ve devletin tarihsel süreçte geçirdiği siyasal dönüşüm açıklanmaya çalışılmıştır. Kamunun faaliyetlerinin tanımlaması kamu hizmeti tanımlaması ile bu faaliyetleri yerine getirirken araç olarak kullandığı kamu görevlilerinin kavramsal tanımlaması yapılmıştır. İkinci Bölümde Sağlık ve sosyal hizmet koluna ilişkin teşkilatlanma ve kurumsal bilgiler de dahil olmak üzere personel ve sendikal istatistikler sunulmuştur. Bu bölümde en son olarak çalışmanın alanı olan hizmet koluna ait Sivas İlindeki personel ve sendika istatistikleri sunulmuştur. Üçüncü bölümde sendikal faaliyetlerin hukuksal boyutuna ve sendikal faaliyet türlerine değinilmiştir. Dördüncü bölümde sendikal bağlılık kavramı öncelikle örgütsel bağlılık kavramının tanımlaması ile sendikal bağlılığa yönelik araştırmalar, boyutları, etkileyen unsurlar ve sonuçları ile açıklanmaya çalışılmıştır. Son olarak beşinci bölümde sendikal faaliyetlerle bağlılık arasındaki ilişkinin incelendiği uygulama yapılmıştır. Yöntem olarak nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Öncelikle üyelerle yapılan yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığı ile gerçekleştirilen mülakatlar deşifre edilmiştir. Ortaya çıkan deşifreler MAXQDA2020 programı ile analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda ortaya çıkan veriler yorumlanarak çeşitli bulgulara ulaşılmıştır. Çalışmanın sonunda demografik faktörlere göre sendikal faaliyetlere katılımı ve sendikal faaliyetlerin türüne göre üyelerin yaklaşımları da farklılık göstermektedir, sendikaların faaliyetleri üyelerin bağlılıklarında etkili olmaktadır, sendikalar üyeleri ile iletişimlerini arttırmalıdırlar gibi sonuçlara ulaşılmıştır. Çalışmada sonuç olarak sendikal bağlılık ile sendikal faaliyetlere katılım arasında olumlu bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sendikal faaliyet türleri ile ilgili olarak üyelerin görüşleri incelendiğinde hukuksal faaliyetler yeterli, toplu sözleşme faaliyetleri ve ekonomik faaliyetler yetersiz olarak tanımlanmaktadır. Üyelerin sendikalarından beklentileri incelenirken üyelerin ciddi bir oranda dayanışma beklentisi olduğu gözlemlenmektedir. Üyelerin sendika üyeliğinin ortaya çıkmasında en önemli faktörün arkadaş hatırı olduğu ortaya çıkmaktadır. Sendika siyaset ilişkisi konusunda sendikaların siyasi partilerle ilişkili olduğu üyelerin ortak görüşüdür.
Çalışma hayatı sonrası yaşlılık döneminde yaşam kalitesi
Araştırmada, çalışma hayatı ve yaşlılığın kavramsal çerçevesi, yaşam kalitesi, yaşlılara yönelik sosyal politikalar ve yaşlıların emeklilik hakları ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Emeklilik öncesi çalışma hayatı ile emeklilik dönemi yaşam kalitesi ilişkisi sahip oldukları meslek ve sosyal güvence bağlamında incelenmiştir. Ayrıca emeklilik dönemine ve emekli bireylerin yaşam kalitelerine dair beklentiler açıklanmıştır. Bu araştırma hem yaşlılık hem de yaşam kalitesi kavramının kavramsal çerçevesini detaylı şekilde ele aldığından literatüre katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Araştırmada, çalışma hayatının emeklilik dönemi yaşam kalitesine etkisi, sahip oldukları sosyal güvence bağlamında yarı yapılandırılmış mülakat yöntemiyle 60 yaşlı emekli bireyin katılımıyla derlenmiştir. Ele alınan konu bütüncül şekliyle değerlendirilmeye çalışılmıştır. Araştırmanın nihai amacı yaşlı bireylerin emeklilik öncesi çalışma hayatı ile emeklilik dönemi sahip oldukları sosyal güvence bağlamında yaşam kalitelerine etkisini ortaya koymaktadır. Araştırma yapılırken yarı yapılandırılmış mülakat yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları emekli olmadan önceki çalışma hayatı ve emeklilik dönemi yaşam kalitesine etkisi arasında ilişkiye dair kesin ve geçerli sonuçlara ulaşamamıştır. Çünkü araştırma konusuyla ilgili yapılan mülakatta verilen yanıtlar kişiden kişiye farklılık gösterebilmektedir ve emeklilik dönemi yaşam kalitesini aynı anda etkileyen birden fazla faktör olması, bu faktörlerin yaş, cinsiyet, sektör, ülke, teknolojik gelişmişlik gibi başka değişkenlerden etkilenmesi kesin ve geçerli sonuçlara gidilmesini engellemektedir.
Bir engelli istihdam yöntemi olarak engelli girişimciliği (Nitel bir çalışma)
21.yy'da dünyada yaşanan gelişmeler küresel rekabeti artırırken meydana gelen ekonomik krizler üretim alanlarını daraltmaktadır. Üretimin sanayi sektöründen hizmetler sektörüne kayması, esnek çalışmanın yaygınlaşması, bilişim teknolojilerine ilginin artması vb. gelişmeler istihdam imkanlarının artık girişimcilikten doğan fırsatlarda aranmasına neden olmaktadır. Özellikle dezavantajlı grupların istihdamında girişimcilik daha geçerli olmaktadır. Engelliler dünyada istihdam sorunu yaşayan gruplardandır. Mevcut yöntemler yetersiz kalırken; artan işsizlik nedeniyle engelliler yoksullaşmakta ve toplumdan dışlanmaktadır. Oysa işsizlik ve oluşturduğu sorunlarının çözümü için engellilerde girişimcilik bir kariyer tercihi olabilir. Girişimciliğin engel durumuyla çalışma hayatı arasında daha iyi denge kurduğu, engellilere esnek çalışma saatleri, aile ile çalışabilme gibi kolaylıklar sağladığı görülmektedir. Bu doğrultuda son yıllarda dünyada engellilerde girişimciliği destekleyen istihdam politikaları geliştirilmektedir. Türkiye'de ise İŞKUR ve KOSGEB bu konuda çeşitli faaliyetler gerçekleştirmektedir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de engelli istihdamı sorununa alternatif bir çözüm olarak girişimcilik yöntemini incelemektir. Çalışmada çeşitli desteklerden yararlanarak işini kurmuş 20 engelli girişimciyle yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Engellilerin girişimcilik algıları, engelleriyle girişimciliği bağdaştırma şekilleri, girişimciliğin kolaylık ve zorlukları ile verilen destekler incelenmiştir. Nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması yoluyla toplanan veriler MAXQDA 2020 programıyla analiz edilmiştir. Edinilen bulgulara göre, Türkiye'de engelli istihdam yöntemleri içinde girişimciliğe verilen önem artırılmalıdır. Engelli katılımcılar girişimciliği istihdam tercihi olarak görmekte ancak sermaye bulma, bankaların tutumları, refah tuzağı vb. zorluklar yaşamaktadır. Bu zorlukların aşılması çeşitli desteklerle mümkündür. Finansal destek önemlidir, ancak beşerî ve sosyal destek olmadan geçici çözüm sağlayacaktır. Dolayısıyla engellilerde temel eğitimden başlayan planlı girişimcilik eğitimleri gerekmektedir. Daha da önemlisi engelli girişimciliğine yönelik İŞKUR, KOSGEB vb. kurumların bireysel destekleri yerine tüm paydaşlar tarafından ulusal ölçekte çalışmalar yapılmalıdır.
Türk iş hukukunda grevin sona ermesinin sonuçları
Bu çalışmada grevin sona erme halleri ve grevin sona ermesinin sonuçları ele alınmıştır. Kanundaki ve literatürdeki tüm sona erme halleri çalışmanın kapsamına dahil edilmiş, grevin sona ermesiyle grev olgusunda ve grevin sona ermesinden ortaya çıkan sonuçlar ayrı ayrı incelenmiştir. Grevin sona erme halleri literatürde her yazar tarafından farklı bir sınıflandırma yapılarak açılandığı ve tartışmalı bazı sona erme hallerinin birbirinden ayrı kaynaklarda yer aldığının görülmesi ve doktrinde grevin sona ermesinin tüm yanlarıyla ele alındığı derli toplu bir çalışma ortaya koyma ihtiyacına binaen gerçekleştirilmiştir. Grevin sona erme hali olarak kanunda sayılanlarla birlikte grev yasağı veya grev engeli olarak tanımlanan bazı durumlar da kapsam dahilinde tutulmuştur. Grevin sona ermesinin sonuçları, grevin, taraflarının ve uyuşmazlığın sonucu olarak ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Buna göre grevin ne zaman ve nasıl sona ereceği, uyuşmazlık tarafları için hangi sonuçların doğacağı, uyuşmazlık çözümünün nasıl olacağı incelenmiştir. Çalışmada, literatürde grev yasağı olarak kabul görmüş ancak sona erme hali olduğunu düşündüğümüz grev ertelemesi, grev oylaması ve grevin durdurulması sona erme hali olarak incelenmiştir. Kanunda açıkça belirtilmemiş, üye kaybı sebebiyle grevin mahkeme kararıyla sona erdirilmesinde yetki belgesinin geçerliliği tüm yönleriyle ele alınmıştır. Kanunda açıkça düzenlenmediğinden doktrinde ve Yargıtay'da açık boşluk veya bilinçli boşluk olduğu tartışılmıştır. Çalışmada, boşluk ayrımı ve uyuşmazlığın çözümü, kanunun sistematiği göz önünde bulundurularak değerlendirilmiştir. Çalışmanın sonucunda grevin sona erme hallerine ilişkin doğacak sonuçlardan en dikkat çekeninin, üye kaybı nedeniyle grevin sona erdirilmesinde yetki belgesinin düşmesi veya geçerliliğini sürdürmesine doğrudan karar verilmemesi gerektiği, grevin sona ermesiyle birlikte lokavt kararının veya uygulamasının varlığına göre yetki belgesinin de geçerliliğini sürdürmesi gerektiğine ulaşılmıştır. Diğer sona erme hallerinin sonuçları bakımından da tartışmalı hususlar ele alınmıştır.
Dijital emek platformlarında çalışanların psikolojik iyi oluşlarının sosyal ve iş yaşamı ile ilişkisinin incelenmesi
Psikolojik iyi oluş, insan hayatının ve örgütlerin de önemli bir parçasıdır. Çalışanların psikolojik iyi oluşlarını anlamak, iş davranışlarını, tutumlarını, verimliliklerini, iş yaşamının kalitesini ve örgütlerin sürdürülebilirliğini etkileyen dinamiklerin ortaya konulması açısından gereklidir. Yeni istihdam biçimlerinden olan dijital emek platformlarında çalışanların psikolojik iyi oluşlarının incelenmesi hem teorik hem de ampirik çalışmalara katkı sağlaması bakımından öneme sahiptir. Bu araştırmada, dijital emek platformlarında çalışanların psikolojik iyi oluş düzeyleri ve alt boyutları olan işte kişilerarası uyum, işte gelişebilme, işte yetkinlik hissi, işte algılanan tanınma ve işte kararlara katılım isteği ile yaşam ve iş tatminleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma nicel yöntemle gerçekleştirilmiş, veriler anket yoluyla toplanmıştır. Çalışmada uluslararası literatürde geliştirilmiş olan İşte Psikolojik İyi Oluş ölçeğinin Türkçe'ye uyarlanarak kullanılmıştır. Araştırmaya Türkiye'de ikamet eden, 18 yaşını doldurmuş, web tabanlı platformlarda en az 6 ay süreyle çalışan 394 kişi katılmıştır. Veriler, korelasyon ve regresyon analizleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular, işte psikolojik iyi oluş ve alt boyutlarının, yaşam ve iş tatmini ile pozitif ilişkili olduğunu göstermektedir. Çoklu regresyon analizine göre; yaşam tatminini en güçlü şekilde etkileyen alt boyutlar işte gelişebilme, işte yetkinlik ve işte algılanan tanınma arzusudur. İş tatminini en güçlü şekilde etkileyen alt boyutlar ise işte kişilerarası uyum ve işte algılanan tanınma arzusudur. Sonuç olarak araştırmanın bulguları farklı örneklemlerde yapılan araştırmaların bulgularını desteklemekte ve çalışanların psikolojik iyi oluş düzeylerinin iş ve sosyal yaşam için oldukça önemli olduğunu göstermektedir. Ayrıca çalışanların çaba ve başarılarının takdir edilmesine yönelik bir ihtiyaç olarak görülen işte tanınma arzusu, bireylerin değerli ve anlamlı hissetmelerini sağlayarak hem yaşam hem iş tatmini için kritik önem taşıdığı görülmektedir.
Yükseköğretim mezunu işsiz bireylerin iş arama davranışlarının sosyal bilişsel kariyer teorisi çerçevesinde incelenmesi: Malatya ili örneği
Yükseköğretim mezunu bireyler için işsizlik, bireysel, sosyal ve ekonomik açılardan önemli bir sorundur. İstihdam süreciyle bağlantılı olarak değerlendirilen bu sorun, birçok farklı boyut ve değişkenle ilişkilidir ve oldukça karmaşıktır. Bu karmaşıklığın üstesinden gelmek, iş arama davranışının doğru planlanması ve yönetilmesine bağlıdır. Bu bağlamda, iş arama davranışını çeşitli boyutlardan ele alan ve II. Nesil Davranışsal İktisat perspektifini yansıtan modeller, özellikle Bandura'nın Sosyal Bilişsel Teorisi'nden esinlenen Lent, Brown ve Hacket (1994) tarafından geliştirilen Sosyal Bilişsel Kariyer Teorisi (SBKT) gibi yaklaşımlar önem kazanmaktadır. SBKT, önceki teorilerin kavramlarını bütüncül bir bakış açısıyla birleştirerek iş arama sürecini daha kapsamlı bir şekilde açıklamayı amaçlamaktadır. Bu araştırmanın amacı, İŞKUR'a kayıtlı yükseköğretim mezunu işsiz bireylerin iş arama davranışını SBKT çerçevesinde Malatya ili bağlamında analiz etmektir. Bu doğrultuda, bireylerin demografik özellikleri, psikolojik durumları ve çevresel faktörler arasındaki ilişkiler SBKT modeli ile incelenmiştir. Araştırmada, söz konusu modele, kişilik envanteri, finansal stres ve temel öz değerlendirme gibi eklemeler yapılarak oluşturulan SBKT temelli İş Arama Davranışı Modeli, "Türkiye (Malatya) dinamikleri" ile "iş arama davranışı" ve "yükseköğretim mezunları" bağlamında analiz edilmiştir. Araştırma nicel paradigmayla yürütülmüş ve SBKT esas alınarak oluşturulan model, yapısal eşitlik yöntemiyle test edilmiştir. Ayrıca demografik verilerin analizinde betimsel ve tanımlayıcı istatistiki teknikler kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre araştırmada test edilen model, yükseköğretim mezunu işsiz bireylerin iş arama davranışlarını, eklenen yeni değişkenler ve Türkiye (Malatya) dinamikleri bağlamında kısmen açıklamaktadır. Bu model iş arama davranışının başarılı bir şekilde tamamlanması için psikolojik, bilişsel, sosyal ve ekonomik değişkenlerin göz önünde bulundurulması gerektiğini göstermektedir. Bu bağlamda, bireysel ve toplumsal düzeyde politika geliştirme ve uygulama önerileri sunulmuştur.
İmalat sektöründe örgütsel adalet algısının işten ayrılma niyetine etkisi
Örgütlerin insan kaynakları stratejilerini belirlerken çalışan psikolojisini göz önünde bulundurmaları elzemdir. Çalışanlarda oluşan işten ayrılma niyeti ve alternatif işler karşısında yaşanabilecek personel devri, örgütlerin hedeflerine ulaşmasında büyük engel teşkil etmektedir. Literatürde yapılan çalışmalar da göstermektedir ki çalışanların düşük adalet algıları, işten ayrılma niyetlerinin belirleyicisi konumundadır. Çalışanların örgütsel adalet algıları ve işten ayrılma niyetlerinin özellikle örgütteki pozisyonları başta olmak üzere demografik özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığına odaklanan bu çalışma, Sakarya'da 5 adet imalat sanayi firmasında gerçekleştirilen anket çalışması ile yapılandırılmıştır. Anket ile çalışanlardan demografik özelliklerine ait bilgilerle birlikte örgütsel adalet algılarına ilişkin 20 soruya, işten ayrılma niyetlerine ilişkin 4 soruya cevap vermeleri istenmiştir. Anketlerin değerlendirilmesi sonucunda toplam katılımcı sayısı 309 olarak kabul edilmiş, toplanan veriler IBM SPSS v.29 programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada elde edilen bulgular örgütsel adalet ve işten ayrılma niyeti arasında negatif yönlü ancak düşük düzeyde bir ilişkinin varlığını göstermektedir (r:0,38 ve p<0,05). İşten ayrılma niyeti üzerinde örgütsel adaletin alt boyutlarından yalnız dağıtımsal adalet (ß:0,34 ve p<0,05) ve prosedürel adalet (ß:0,16 ve p<0,05) boyutlarının anlamlı bir etkiye sahip olduğu, etkileşimsel adaletin ise anlamlı bir etkisinin olmadığı tespit edilmiştir. Çalışanların örgütsel adalet algılarının cinsiyet, medeni durum, gelir düzeyi ve örgütteki pozisyonlarına göre farklılaştığı; işten ayrılma niyetlerinin ise cinsiyet, eğitim düzeyi ve örgütteki pozisyonlarına göre farklılaştığı görülmüştür. Örgüt içerisinde görevleri nedeniyle mavi yaka olarak nitelendirilen çalışanların beyaz yaka çalışanlara göre daha yüksek örgütsel adalet algılarının olduğu ve işten ayrılma niyetlerinin daha düşük olduğu ortaya konulmuştur.
Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye'den Amerika Birleşik Devletleri'ne emek göçünün niteliksel dönüşümü: Kalıcılık ve beyin israfı üzerine araştırma
Bu çalışmada geçmişten günümüze Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye'den ABD'ye emek göçünün nitelik düzeyinin dönüşümü ve göçmen işgücünün sahip olduğu beşeri sermaye özelliklerinin ABD işgücü piyasalarında kalıcılığı ve beyin israfı üzerine etkisi incelenmektedir. Bu kapsamda ilk bölümde 19. yüzyıldan günümüze Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye'den ABD'ye emek göçünün nedenleri ve göçmen işgücünün nitelik düzeyindeki dönüşüm ortaya koyulmaktadır. Çalışmanın ikinci ve üçüncü bölümü ampirik analizlere ayrılmıştır. İkinci bölümde 1900 ve 1910 ABD Nüfus Sayımı verileri kullanılarak Osmanlı İmparatorluğu'ndan ABD'ye emek göçünün beşeri sermaye düzeyi ve işgücü piyasalarında kalıcılığı incelenmektedir. İlgili kısımda çoklu regresyon analizi yapılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre etnik gruplar arası farklılıklara rağmen Osmanlı İmparatorluğu'ndan ABD'ye göç eden kişilerin büyük çoğunluğunu vasıfsız meslek sahipleri oluşturmakta ve bu durumun neticesinde düşük ücret sorunu ile karşılaşılmaktadır. Buna karşın, vasıf düzeyi ve okuryazarlık oranı arttıkça Osmanlı İmparatorluğu göçmenlerinin ücretleri ve kalıcılık olasılığı yükselmektedir. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise 2000 ve 2019 yılları arası Amerikan Toplum Araştırması verileri kullanılarak Türkiye'den ABD'ye göç eden işgücünün beşeri sermaye düzeyinin beyin israfı üzerine etkisi incelenmektedir. Bu kısımda öncelikle Türk göçmenlerin beyin israfı durumlarının belirlenebilmesi için İş Analizi Yöntemi ve Gerçekleşen Eşleşmeler Yöntemi kullanılmıştır. Sonrasında Türk göçmenlerin sahip oldukları beşeri sermaye özelliklerinin beyin israfına maruz kalma olasılığı üzerine etkisinin ortaya koyulması için logit model tercih edilmiştir. Çalışmanın bulgularına göre, Türk göçmen işgücünün eğitim düzeyi yükseldikçe ABD işgücü piyasalarında beyin israfına maruz kalma olasılığı artarken İngilizce konuşma kabiliyeti yükseldikçe ABD işgücü piyasalarında beyin israfına maruz kalma olasılığı azalmaktadır. Buna karşın, beklenilenin aksine, Türk göçmen işgücünün ABD'de ikamet süresi artıkça ABD işgücü piyasalarında beyin israfına maruz kalma olasılığı da artmaktadır.
Evden çalışmanın evlilik doyumu, ebeveyn tükenmişliği ve iyi oluş üzerine etkisi
Pandemi döneminde, yürürlükteki yasaklar nedeniyle mecburi olarak uygulama alanı genişleyen uzaktan çalışma uygulamalarının, pandemi sonrasında iş hayatında kendine yer bulmaya devam ettiği görülmektedir. Verimlilik, maliyet azaltımı, çalışan ihtiyaç ve talepleri vb sebeplerin bahse konu hususta önemli bir rol oynadığı değerlendirilmektedir. Yapılan çalışmalar evden çalışma süreç/uygulamalarının tüm çalışanlar üzerinde aynı etkiye sahip olmadığını göstermektedir. Klasik çalışma düzeni dışında ofis harici yerlerden ve çoğunlukla bireylerin evlerinden yürüttükleri çalışma düzenlerinin çalışanları mental ve fiziksel yönden etkilediği, ancak bu etkilerin olumlu ya da olumsuz olması hususunda ortak bir görüş birliği olmadığı tespit edilmiştir. Günümüzde yaşanan evden çalışma süreçlerine istinaden, iş-aile sınırlarının iç içe geçmesi, iş-aile talep ve ihtiyaçlarının farklılık göstermesi durumları göz önüne alındığında, evden çalışanlar dahilinde "Mental İyi Oluş"- "Evlilik Doyumu"- "Ebeveyn Tükenmişliği" ilişkilerinin gözlemlenmesinin, ilave olarak kişilerin demografik belirleyicilerinin bahse konu faktörler üzerindeki etkilerinin incelenmesinin faydalı olacağı değerlendirilmiştir. Bu maksatla, 412 kişilik örneklem dahilinde internet ortamında bir anket çalışması yürütülmüştür. Yapılan anket çalışmalarında demografik belirleyici soruların hitamında geçerlilik ve güvenilirlikleri daha önceki çalışmalar ile kabul edilmiş "Evlilik Doyumu" ölçeği (Tezer, 1996), "Ebeveyn Tükenmişliği" ölçeği (Roskam, 2018) ve "Mental İyi Oluş Ölçeği" (Tenant vd., 2017) kullanılmıştır. Elde edilen verilere istinaden genel olarak evden çalışan kişilerde, evlilik doyumu, iyi oluş arasında pozitif yönde bir bağlantının olduğu ve ebeveyn tükenmişliği ile evlilik doyumu- mental iyi oluş arasında olumsuz bir ilişkinin olduğu görülmüş, evli ve evden çalışan ebeveynler özelinde ise evlilik doyumu ile ebeveyn tükenmişliği arasında negatif yönde, evlilik doyumu ile mental iyi oluş arasında pozitif yönde, ebeveyn tükenmişliği ve alt boyutları ile mental iyi oluş seviyeleri arasında negatif yönde bir ilişkinin bulunduğu tespit edilmiştir. Demografik değişkenlerin araştırma konusu seçili faktörler üzerine ilişkisi hususunda ise ilişkiselliğin seçilen demografik değişken özelinde farklılaştığı tespit edilmiştir. Diğer bir ifadeyle; demografik değişkenlerin tümünün araştırma konusu faktörler üzerinde etkisinin olduğu tespit edilememiş, ancak cinsiyet değişkeninin özellikle ebeveyn tükenmişliği hususunda farklılaşma yaratabileceği gözlemlenmiştir.
Bireysel iş uyuşmazlıklarının çözümünde istinaf mahkemelerinin rolü
Bilindiği üzere işçi ve işveren arasındaki iş ilişkisinin kurulması ile birlikte birbirlerine karşı talep edebilecekleri hak ve borçları doğmaktadır. Nitekim hak ve borçların temel dayanağı kanunlar olup hak ve borçlara dayalı olarak kanunun uygulanmaması, eksik uygulanması, süregelen iş yeri uygulamalarının işçi için yarattığı kayıplar uyuşmazlıkları kaçınılmaz kılmaktadır. Bireysel iş uyuşmazlıkların büyük çoğunluğunu feshe bağlı olan işçilik alacaklarından kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücret alacağı gibi işçilik alacakları oluştururken, feshe bağlı olamayan işçilik alacaklarından fazla mesai ücreti, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil alacağı uyuşmazlıkların temel konularıdır. Uygulamada ise kıdem tazminatı ile fazla mesai ücreti yargılamayı en çok meşgul eden sorunlardır. Yargının bu sorunların çözüm arayışı içinde bulunması, ağır iş yükü ile uzun yargılama süreleri işçi ve işveren tarafını ekonomik ve psikolojik anlamda yıprattığı gibi makul sürede yargılama hakkının da ihlali sonucunu doğurmuştur. Bu durum aynı zamanda içtihat oluşturma ve hukuki denetim yapma görevine sahip Yargıtay'ın da bu işlevini yerine getirmez duruma getirmiştir. İlk derece mahkemelerinde yargılama ihlallerini azaltma ve Yargıtay'ın içtihat geliştirme görevini sağlıklı yapabilmesini için ara bir denetime zamanla ihtiyaç doğmuş ve sonunda istinaf yargısı hukuk sistemimize girmiştir. Bireysel iş uyuşmazlıkları ve istinaf yargısının geliştirdiği çözüm yöntemi ve uygulamaya olan katkısı çalışmanın temelini oluşturmaktadır. İş Kanunu ve İş Mahkemeleri Kanunu hükümlerinden yararlanmak suretiyle uyuşmazlıklar üzerinde durularak ilişkinin yarattığı sorunlar ve ilişkiye istinaf yargısının geliştirdiği çözüm yöntemleri örnek kararlarla anlatılacaktır. Her biri ayrı bir çalışmanın konusunu oluşturacak iş uyuşmazlıkları için literatür taraması sonucu ana hatlarıyla incelenmiş olup bir takım eleştiri ve önerilerde bulunulmuştur.
İlaç firması temsilcilerinin yaşadıkları tükenmişlik sendromu ile örgütsel sessizlik düzeyleri arasındaki ilişki
Geçmişten günümüze çalışma hayatında rekabet ortamın hızlı bir şekilde gelişmesi ve dönüşmesi işletmeler açısından çalışanları önemli unsurların birisi durumuna getirmiştir. Çalışanların etkin, verimli ve kaliteli bir şekilde mal ve hizmet üretmesi için çalışma koşullarının genel durumu önemlidir. Çalışma koşulları iyi olan çalışanlar işletmelerine daha çok değer katmaktadır. Bu bağlamda çalışma koşulları açısından çalışanların içinde bulunduğu sosyal ve psikolojik durumların iyileştirilmesine önem verilmelidir. Bu çalışmanın amacı ilaç firması temsilcilerinin tükenmişlik düzeyi ile örgütsel sessizlik düzeylerini hem genel hem de alt boyutu ile incelemek ve her iki kavram arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Literatürrde tükenmişlik sendromu ve örgütsel sessizlik üzerine farklı çalışmalar olmasına rağmen ilaç firması temsilcileri üzerine çalışma tespit edilmemiştir. Bu çalışma ilaç firmalarının temsilcilerine yönelik çalışma koşullarının iyileştirilmesi amaçlı üretecekleri politikalarda kılavuzluk etmesi ve literatürde ilaç firması temsilcilerine yönelik çalışma olması bakımından önem taşımaktadır. Çalışmada nicel araştırma metotlarından anket yöntemi uygulanmıştır. Çalışmanın örneklem boyutunu Kocaeli İlinde çalışan 623 ilaç firması temsilcisi oluşturmaktadır. Çalışmada katılımcılardan veriler geçerlilik ve güvenilirliği önceden kanıtlanmış Tükenmişlik Sendromu Ölçeği ve Örgütsel Sessizlik Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 20 programında analiz edilerek değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda ilaç firması temsilcilerinde orta düzeyde tükenmişlik sendromu ve örgütsel sessizlik düzeyi tespit edilmiştir. Çalışmada aynı zamanda İlaç firması temsilcilerinin tükenmişlik ve örgütsel sessizlik alt boyutları arasında ilişki bulunmuştur.
Türkiye'de işgücü piyasasının sklerizasyon sorunu: 1990 sonrası dönem
Sklerizasyon kavramı tıp literatüründe fibröz dokunun aşırı büyümesinden veya interstisyel dokudaki artıştan dolayı dokunun patolojik sertleşmesini ve sertleşme sonucu oluşan tıkanıkları ifade etmek amacıyla kullanılmaktadır. Kavram, işgücü piyasasının sağlıklı ve etkin işlemesinin önündeki kronikleşen tıkanıklıkları ifade etmek amacı ile benzetme yaklaşımıyla çalışma ekonomisi literatüründe de kullanılmaktadır. İşgücü piyasalarının etkin işlememesi ekonomik ve toplumsal yapıyı olumsuz etkilemektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı işgücü piyasasının etkin işlemesine engel olan kronikleşmiş sorun alanlarının tespiti ve çözümüne ilişkin öneriler sunmaktır. Çalışma, literatürde (makale, yüksek lisans tezleri, doktora tezleri) ve ulusal gazetelerde işlenen/yer alan işgücü piyasası sorunlarını ve işgücü piyasası aktörlerinin kronikleşmiş işgücü piyasası sorunlarına ilişkin görüşlerini kapsamaktadır. Çalışma, işgücü piyasası sorunlarının Pareto ilkesi %80/20 kuralı çerçevesinde %20'lik core/yoğun alanı tespit etme çabasından dolayı önemlidir. Bu sayede en core/yoğun %20'lik alan tespit edildiğinde geri kalan %80'lik kısmın çözümünün görece kolaylaşacağı varsayılmıştır. Çalışma, iki aşamalı gerçekleştirilmiştir. İlk aşama detaylı literatür taramasını içermektedir. Bu kapsamda, 1990'dan beri yazılmış akademik makaleler, yüksek lisans ve doktora tezleri ve 22 ulusal gazete önceden belirlenmiş işgücü piyasası anahtar kavramları çerçevesinde taranmıştır. Tespit edilen sorunlar en yoğun sorun alanlarına göre sınıflandırılmış ve alan araştırması için bir taban oluşturulmuştur. Çalışmanın ikinci aşaması, alan araştırmasını içermektedir. Alan araştırması kapsamında bir önceki çaba çerçevesinde sınıflandırılan sorun alanlarına ilişkin nicel ve nitel içerikli karma soru formu hazırlanmış ve çalışanlara, işsizlere, insan kaynakları uzmanlarına, akademisyenlere, işçi ve işveren sendikalarına/konfederasyonlarına, SGK'da konu hakkında çalışan görevlilere, İŞKUR iş ve meslek danışmanlarına ve gazetecilere uygulanmıştır. Elde edilen veriler IBM Statistic SPSS 22.0 programı kullanılarak frekans analizi ve MAXQDA Analytics Pro 2024 programı kullanılarak içerik analizi ile analiz edilmiştir. Çalışmada ulusal gazetelerde ve literatürde yer alan sorunların mevcut işgücü piyasası sorunlarından ayrışmadığı ve paralellik gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların, işgücü piyasasının genel durumunu, dezavantajlı grupların istihdam edilebilirlik düzeyini, eğitim- istihdam ilişki düzeyini, teşviklerin istihdam oranına etki düzeyini, kurumların işgücü piyasasındaki etkinliğini ve çalışma mevzuatının işgücü piyasasının ihtiyaçlarını karşılama düzeyini 'Yeterince İyi' düzeyde gördükleri sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada, tüm katılımcı grupların 'son derece önemli sorun' olarak belirttikleri sorun alanlarının aritmetik ortalamaları alınarak core/yoğun alanlar tespit edilmiştir. Genel sorunlar kapsamında; eğitimli işsizlik (%76,06), işsizlik (%68,02), yeterli niteliğe sahip olunmasına rağmen düşük ücretle çalıştırılma (%61,2), dezavantajlı gruplara ilişkin sorunlar kapsamında; çalışma hayatında mobbing (yıldırma) (%60,4), kadınların düşük ücret ile çalışması (%59,9), çocukların kayıt dışı istihdam edilmesi (%59,76), kadın çalışanların yeterince işgücüne katılmaması/düşük işgücüne katılım (%52,1), cinsiyet ayrımcılığı/ kadınların istihdam edilmesine ilişkin ön yargı (%49,97), kadın işsizliği (%47,45), nitelik/eğitim sorunları kapsamında; eğitim sistemi ile işgücü piyasaları arasındaki uyumsuzluk (%70,02), nitelikli mavi yakalı çalışan (ara eleman) bulmada zorlanma (%58,95), mesleki eğitim yetersizliği (%57,37), teşvik-destek ve finansal yüklere ilişkin sorunlar kapsamında; enerji maliyetlerinin yüksek olması (%64,78), ulaştırma maliyetlerinin yüksek olması (% 63,56), hammadde ve işleme maliyetlerinin yüksek olması (%56), beslenme maliyetlerinin yükselmesi (%53,11), kurumsal sorunlar kapsamında; genel olarak kurumsal yapının yetersiz olması (%53,02) sorunları core/yoğun alan olarak tespit edilmiştir. Mevzuattan kaynaklanan sorunlar başlığında tüm katılımcı grup için 'son derece önemli sorun' alanı belirtilmemiştir. Sıralanan sorunların çözüme ulaştırılması ile etkin işleyen işgücü piyasasına ulaşması hedeflenmektedir.
Öğretmenlerin çalışma hayatı kalitesi: Sakarya ilinde devlet okullarına yönelik bir alan araştırması
Çalışma hayatı kalitesi (ÇHK) günümüzde pek çok uluslararası kurumun gündeminde olan ve bu kurumların yaptıkları periyodik ölçümlerin sonuçlarına göre çalışma hayatına dair politikaların oluşturulduğu dinamik bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Birleşmiş Milletler Avrupa Ekonomik Komisyonu (UNECE) bu konuda küresel anlamda faaliyet gösteren iki örnektir. Ulusal seviyede ise sendika konfederasyonları, sendikalar ve araştırmacılar tarafından bu ölçümler gerçekleştirilmektedir. Türkiye'de bu tür araştırmalar akademisyenler, turizm sektörü, sağlık sektörü ve metal sektörüne yönelik olarak araştırmacılar tarafından ele alınmıştır. Bu araştırma, Sakarya'da devlet okullarında çalışmakta olan öğretmenlerin ÇHK'sini ölçmeyi ve ilgili literatüre ampirik katkı sağlamayı amaçlamaktadır. Bu amaç altında üç hedef belirlenmiştir. İlk hedef, kullanılacak ölçeğin tespit edilmesi ve uzman görüşü alınarak uyarlanmasıdır. İkinci hedef devlet okullarında faaliyet gösteren öğretmenlere ölçeğin uygulanarak veri toplanmasıdır. Son hedef ise verilerin analiz edilmesi ve raporlanmasıdır. Araştırma, Türkiye'de ILO sözleşme ve tavsiye kararları temelinde geliştirilen ÇHK ölçeğini öğretmenler üzerinde test etmesi nedeniyle önemlidir. Araştırmanın kapsamı Sakarya'da devlet okullarında faaliyet gösteren öğretmenlerle sınırlı tutulmuştur. Bu kısıtın temel nedeni ise özel okulların yönetimlerinden araştırma için gerekli izinlerin alınamamasıdır. Araştırmada kantitatif (nicel) araştırma metodolojisi benimsenmiştir. Kantitatif metodolojinin genel tarama deseniyle araştırma yürütülmüştür. Durmuşkaya (2020) tarafından geliştirilen Çalışma Hayatı Kalitesi Ölçeği uzman görüşü sonrası uyarlanmıştır. Araştırmada olasılıklı örnekleme tekniklerinden kümeli örnekleme tekniği benimsenmiştir. Araştırmanın örneklemi, Sakarya ilindeki nüfus yoğunluğu ve öğretmen yoğunluğuna göre Adapazarı ve Serdivan ilçelerindeki devlet okullarında faaliyet gösteren öğretmenlerden (336 katılımcı) oluşmaktadır. Kullanılan ölçeğe göre 5 (çok iyi), 1 (çok kötü) durumunu ifade etmektedir. Bulgularımıza göre öğretmenlerin ÇHK ortalaması faktörlere göre değerlendirildiğinde; eşit muamele (4.2), iş sağlığı ve güvenliği (3.3), iş yaşam dengesi (3.7), endüstri ilişkileri ve sosyal diyalog (4.3), yetenek geliştirme ve eğitim (3.6), iş motivasyonu (3.4), iş yeri ilişkileri (4.1), izin hakları (4.1), genel ÇHK (3,5) olarak gerçekleşmiştir. Buna göre, Sakarya ilinde devlet okullarında çalışan öğretmenlerin çalışma hayatı kalitesinin 'iyi' düzeyde olduğu belirlenmiştir.
Kayıt dışı istihdamla mücadelede denetimlerin etkinliği: Ankara örneği
Kayıt dışı istihdam ülkemizin önde gelen sorunlarından biri olmakla beraber yıllar itibariyle kayıt dışı istihdam oranlarının azaldığı resmi verilerde görülmektedir. Kayıt dışı istihdamla mücadelede farklı uygulamalar geliştirilmekte, işverenleri ve sigortalıları bilgilendirici rehberlik faaliyetleri ön planda tutulmaktadır. Kayıt dışı istihdamla mücadelede en etkili yöntem denetimdir. Çalışmada kayıt dışı istihdam oranlarının düşürülebilmesi amacıyla, kayıt dışı istihdamla mücadelede sahada denetim görevi icra eden Sosyal Güvenlik Denetmenlerinin düşünceleri, görüş ve önerilerine başvurulmuştur. Denetimlerin etkinliği hususunda yapılabilecek çalışmalar, düzenlemeler, yöntemlerle ilgili idari ve akademik çevrelere yol gösterici sonuçlar ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde kayıt dışı ekonomi, kayıt dışı istihdam konularına teorik olarak değinilmiş, ikinci bölümde kayıt dışı istihdamla mücadele yöntemleri anlatılmış, yıllar itibariyle kayıt dışı istihdam oranları paylaşılarak değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde Ankara Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü bünyesinde denetim görevi icra eden 10 Sosyal Güvenlik Denetmeniyle görüşme gerçekleştirilmiş, elde edilen veriler ışığında analiz gerçekleştirilmiş ve değerlendirilmelerde bulunulmuştur. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışma deseni temel alınmıştır. Çalışmada veriler, nitel araştırma yöntemlerinde sık tercih edilen doküman inceleme ve görüşme aracılığıyla toplanmıştır. Görüşmelerin incelenmesinde içerik analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Kayıt dışı istihdamla mücadelede denetimlerin etkinliği konusuyla ilgili olarak katılımcı Sosyal Güvenlik Denetmenlerinin vermiş oldukları cevaplar analiz edilmiş, mevcut durumun iyileştirilmesine katkı sağlayacak birçok öneri, fikir, veri ortaya çıkmış ve sonuç bölümünde detaylıca değerlendirilmiştir. Netice itibariyle kayıt dışı istihdamla mücadelede denetimlerin etkin olduğu ancak yeterli olmadığı sonucuna varılmıştır.
Gelir ve mesleki statünün risk alma ve güven üzerindeki etkisi: Davranışsal iktisat çerçevesinde deneysel bir çalışma
Bu çalışma, davranışsal iktisadın tarihsel gelişimi, kullanılan mevcut yöntemleri ve gelecekteki potansiyel dönüşümüne yönelik genel bir çerçeve çizerek, bireylerin ekonomik ilişkilerindeki risk ve sosyal tercih unsurlarını güven, iş birliği ve fayda maksimizasyonu teorileri ışığında mesleki statü ve gelir etkisi üzerinden ampirik olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışma, Türkiye'de oldukça kısıtlı olan davranışsal ve deneysel iktisat literatürüne doğal deney yöntemiyle yeni ampirik kanıtlar sunması ve literatürü çeşitlendirmesi açısından önem arz etmektedir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, davranışsal iktisadın kavramsal ve felsefesi tartışması yapılmıştır. Bununla birlikte, 1950'lerden itibaren insan davranışlarının ekonomik sonuçlarını açıklamada yetersiz kalan klasik iktisat anlayışında yaşanan dönüşüm ile davranışsal iktisat kavramının doğuşu, gelişim süreci ve mevcut durumu değerlendirilmiştir. Ayrıca, davranışsal iktisat alanında karar ve risk alma tercihleri ile güven, iş birliği, karşılıklılık ve adillik davranışı gibi sosyal tercihler ele alınmıştır. İkinci bölüm, davranışsal iktisatta metodolojik olarak kullanılan oyunlar ve deneysel yöntemlere odaklanmaktadır. Bu kapsamda ilk olarak, saha, laboratuvar, çevrimiçi ve doğal deney türlerine yönelik detaylı bilgiler verilmiş ve bu deney türlerinde sıkça kullanılan ültimatom, diktatör, kamu malı ve güven oyunu gibi yaklaşımlar ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde, gelir ve mesleki statü gibi bireysel farklılıkların risk alma ve güven üzerindeki ekonomik etkilerinin, doğal deney yöntemiyle test edilmesini amaçlayan bir ampirik çalışma gerçekleştirilmiştir. Yapılan deneysel çalışmada, 2013 yılında Türkiye'de yayınlanan "Güven Bana" adlı TV yarışma programının ilk sezonundaki 40 bölümde karşılıklı yarışan farklı gelir ve mesleki statüye sahip yarışmacılardan elde edilen veriler kullanılmıştır. Yarışma sırasında oyuncuların güven ve risk alma davranışları, butona basma stratejisi ve toplam kazanç gibi yarışmadan elde edilecek ekonomik çıktılara doğrudan etkisi olan faktörler bağlamında ekonometrik yöntemlerle incelenmiştir. Yarışmacıların butona basma kararlarının analizi lojistik regresyon tekniği kullanılarak, elde edilen kazanç miktarı ise doğrusal regresyon tekniği kullanılarak analiz edilmiştir. Her iki modelde de başta ana bağımsız değişken olan mesleki statü ve kontrol değişkenleri olarak, yaş ve cinsiyet demografik değişkenleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgular, kadın yarışmacıların erkeklere göre daha az risk aldığını, ödül hedeflerinin ve yapılan hata sayısının oyun stratejilerini etkilediğini, ayrıca mesleki statü farklılıklarının ekonomik kazanç üzerinde belirleyici olduğunu göstermiştir.
Sakarya'da tarıma dayalı sanayiye yönelik bir model önerisi
Ham maddenin tarımdan sağlanması nedeniyle tarıma dayalı sanayinin gelişimi Türkiye'nin ekonomik gelişimi açısından önemli bir role sahiptir. Ülkemizde tarıma dayalı sanayi işletmelerinin en yaygın sorunları hammadde yetersizliği, finansman eksikliği ve pazarlama problemidir. Bu durum işletmelerin kapasitelerinin altında çalışmalarına sebep olmaktadır.Bu çalışmada Sakarya'da tarıma dayalı sanayinin genel durumu incelenerek yeni bir model önerisi getirilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda çalışmanın ilk bölümünde Sakarya'nın tarıma dayalı sanayi durumu hakkında bilgi verilmiş, ikinci bölümde sektörün profili ve sorunları açıklanmaya çalışılmıştır. Son bölümde araştırmalara dayalı bir metot yürütülerek ilçelerdeki üretilen tarımsal ürünler ve fabrikalar araştırılmıştır.
Demokratikleşme sürecinde dijital kamusal alan ve E Parti: Türkiye örneği
Antropolojik bulgular ve epistemolojik araştırmalar insanların tarih boyunca hep toplum halinde yaşadıklarını ortaya koymaktadır. Toplumsal bir varlık olan insanoğlu kendisi ve içerisinde yaşadığı toplum için tarihin her döneminde en ideal yönetim biçimini aramış ve tartışmıştır. Bu arayış ve tartışmalar arasında bir yönetim biçimi olarak demokrasi, oligarşi, monarşi ve sosyalizm gibi yönetim biçimlerini geride bırakarak günümüzde dünya toplumları tarafından benimsenen ve yaygın olarak kullanılan yönetim biçimi olmuştur. Siyasi düşüncüler tarihinde dünyanın küresel bir toplum haline geldiği gerçeği, bir yönetim biçimi olarak demokrasi kurumunun yenidünya düzenindeki yerini doğru tartışmayı önemli kılmaktadır. Bu bağlamda demokrasinin hangi bilimsel aklın ürünü ve hangi mekânlara bağlı olarak doğduğunu teorik açıdan tartışarak demokrasinin tarihsel gelişimi ve evreleri ele alınmıştır. Bir siyasi ve ekonomik proje olarak küreselleşmenin toplumsal yaşamın her alanında etki ve sonuçları bağlamında yaratmış olduğu değişim ve dönüşümden en çok etkilenen kurumların başında siyaset kurumu ve siyaset kurumunun baş aktörlerinden medya ve siyasal partiler gel-mektedir. Kitle iletişim teknolojisinin devasa gelişimi, internet ve yazılım alanındaki ilerlemeler toplumsal yaşamın bireyselleşmesini ve bireysel yaşamında küreselleşmesi gerçeğini ortaya çıkardığı görülmektedir. Bu gerçeklik medya kurumunun ve siyasal alanın her geçen gün daha güçlü iç içe geçmesine yol açmıştır. Değişim ve dönüşümün kaçınılmaz olduğu bu süreç karşı-sında siyasal partilerin ve geleneksel medyanın kendisini yenidünya düzeninin yeni olgularına zorunlu olarak uyarladığı görülmektedir. Bu tezde demokrasinin baş aktörlerinden olan siyasal partilerin ve geleneksel medyanın değişen yapısı göz önünde bulundurarak, küreselleşen dünya gerçeğinde kamusal alan, siyasal partiler ve siyasal iletişimin baş aktörü olan medyanın neye uyarlandıkları ile gelecekleri tartışılacaktır. Bir siyasi parti tipolojisi olarak E-Partiétipolojisi ele alınacaktır. Geleneksel medyaya karşı alternatif medya olarak ortaya çıkan internet ve onun türevi olan sosyal medyanın kamusal alan ile siyasal partilerin değişimi üzerindeki etkisi ele alınacaktır. Siyasal katılım, siyasal iletişim ve siyasal reklamcılık gibi alanların değişen yapısı tartışılacaktır.
Endüstri 4.0 ekseninde işletmelerde yüksek potansiyelli verimliliğin sağlanmasında insan kaynakları yönetimlerinin rolü
Yapılan araştırma yüksek potansiyelli verimliliğin sağlanmasında insan kaynakları yönetiminin rolünün incelenmesi yönünden yeni bir çalışma niteliğindedir. Son yıllarda Endüstri 4.0 daha önemli bir hale gelmiş ve gündemde olan bir konudur. Endüstri 4.0 ile birlikte değişen iş dünyası yapısı, bu süreçte karşılaşılan zorluklar, teorik bilgilerden sonra araştırmanın uygulama aşamasında ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın amacı Endüstri 4.0 devrimi ile işletmelerde oluşan yüksek potansiyelli verimliliğin sağlanmasında insan kaynakları yönetiminin rolüne dikkat çekmektir. Konunun Türk akademik literatüründe hiç ele alınmamış olması çalışmayı önemli kılmaktadır. Bu araştırmanın örneklemini, farklı sektörlerde insan kaynakları birimi ve dijitalleşmeden sorumlu yönetim kademelerinde çalışan 7 kişi oluşturmaktadır. Araştırmadaki genellemeler aşağıdaki gibidir: G1A: Endüstriyel gelişimi içselleştiren İnsan Kaynakları Yönetimleri yüksek potansiyelli verimliliğin artmasında daha etkilidir. G1B: Endüstriyel gelişimi içselleştiren İnsan Kaynakları Yönetimleri yüksek potansiyelli verimliliğin artmasında etkili değildir. G2A: Teknolojik Kullanımlar ile İnsan Kaynakları Fonksiyonlarında hedeflere ulaşma arasında uyum vardır. G2B: Teknolojik Kullanımlar ile İnsan Kaynakları Fonksiyonlarında hedeflere ulaşma arasında uyum yoktur. 'Endüstri 4.0 Ekseninde İşletmelerde Yüksek Potansiyelli Verimliliğin Sağlanmasında İnsan Kaynakları Yönetiminin Rolü' araştırması sonucunda G1A ve G2A genellemesi kabul edilmiş, G1B ve G2B genellemesi reddedilmiştir.
Vardiyalı çalışmanın kadın çalışanların iş-yaşam dengesi üzerine etkisi: Sakarya ili güvenlik sektöründe bir araştırma
Rekabetin uluslararası bir boyuta taşındığı günümüz iş dünyasında, 08:00-17:00 mesai saatleri arasında çalışma süreleri oldukça değişmiştir. Özellikle sanayi ve hizmet sektörlerinde sürekliliği sağlamak amacıyla yirmi dört saat esasına dayalı çalışmalar gündeme gelmiştir. Bu sistemin bir sonucu olarak da vardiyalı çalışma sistemi ortaya çıkmıştır. Güvenlik görevlileri, sağlık çalışanları, fabrika işçileri, çağrı merkezlerinde çalışan bireyler, ulaşım ve eğlence gibi pek çok sektörde çalışanlar vardiyalı çalışmak zorundadırlar. Ancak insanoğlunun ruhsal, fiziksel, sosyal, psikolojik, biyolojik yapısı vardiyalı çalışma sistemine uyum sağlayamamakta ve vardiyalı çalışma sistemi birçok olumsuzluğu da beraberinde getirmektedir. Vardiyalı çalışma sistemine bağlı olarak çalışan kadınların da iş-yaşam dengesi kurması giderek zorlaşmaktadır. Bireyler, iş hayatlarını ve özel hayatlarını etkileyen sorunların üstesinden gelmek amacıyla, iş ile yaşam arasında bir denge kurmak zorundadırlar. Kadının ve erkeğin, aile ve iş hayatındaki sorumluluklarını tam olarak yerine getirmek istemelerinden dolayı iş-yaşam dengesinin kurulması zorunlu bir hale gelmiştir. Bazı meslek gruplarında kadın iş gücü eksikliği bulunmaktadır. Bu meslek gruplarından biri de güvenlik sektörüdür. Bu çalışma; vardiyalı çalışan kadınların hem iş hayatlarını hem de kendilerine ait özel hayattaki görev ve sorumluluklarını nasıl ve ne şekilde yerine getirdiklerine vurgu yapmaktadır. Bu problemi ele almak için bu araştırmanın amacı; vardiyalı çalışma sisteminin kadın çalışanların iş-yaşam dengesine etkisini incelemektir. Konu hakkında ayrıntılı bilgi edinmek amacıyla nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada Sakarya ilinde güvenlik sektöründe vardiyalı olarak çalışan yirmi kadın ile yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakat yöntemi kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Veriler toplandıktan sonra, mülakatların çözümlemeleri Nvivo programının 12. Sürümünde yapılmış ve analiz edilmiştir. Bu veriler doğrultusunda; vardiyalı çalışan kadın güvenlik görevlilerinin iş-yaşam dengelerine ait olumlu ve olumsuz olmak üzere iki genel temaya ulaşılmıştır. Olumlu ve olumsuz temalar da kendi arasında, araştırmanın konusuyla ilişkili olarak alt temalara bölünmüştür. Bu temalar; vardiyalı çalışma sisteminin kadın çalışanların iş hayatlarının, özel hayatlarının ve aile hayatlarının nasıl etkilendiğini anlamalarında faydalı olacaktır.
Sigara kullanımının çalışanların verimlilikleri üzerine etkisi: Sakarya ilinde bir araştırma
Sigara kullanımı, Dünya Sağlık Örgütü tarafından, dünyanın şimdiye kadar karşılaştığı en tehlikeli halk sağlığı tehditlerinden biri olarak tanımlanmakta ve Türkiye'de her yıl 100 bin civarı insan sigaraya bağlı hastalıklardan dolayı yaşamını kaybetmektedir. Sigaranın sağlık üzerine olan olumsuz etkileri uzun yıllar boyunca çeşitli araştırmacılar tarafından incelenmiş olup başta akciğer ve lariks kanseri olmak üzere koroner kalp rahatsızlığı, felç, kronik obstrüktif akciğer hastalıkları, bronşit ve çeşitli solunum yolu hastalıklarına sebebiyet verdiği açıkça ortaya konmuştur. Sigara kullanımına bağlı sorunlar sadece sağlık açısından değil ekonomik ve toplumsal açıdan da ele alınması gereken önemli sorunları beraberinde getirmektedir. Bu çalışmada bu sağlık problemlerinden ve sigara bağımlılığının yarattığı yoksunluk durumlarından dolayı çalışanların motivasyonları, performansları ve verimlilikleri arasında ilişki kurulmaktadır. Ayrıca işyerlerinde sigara kullanımının pasif içiciler üzerine hem sağlık hem de psikolojik olarak etkilerine de yer verilerek çalışma hayatı kapsamında değerlendirmeler yapılmaktadır. Alışveriş merkezi çalışanlarının sigara kullanım alışkanlıklarının işgücü verimliliği, işletme kârlılığı, hizmet kalitesi ve sürdürülebilirlikleri gibi kurumsal hedeflerini gerçekleştirmedeki etkisi incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın uygulama kısmında çalışanlar hakkında derinlemesine bilgi edinmek amacıyla nitel araştırma yöntemi kullanılmaktadır. Çalışmanın örneklemini ise Sakarya ilinde bulunan bir AVM oluşturmaktadır. Yirmi iki katılımcı ile yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılarak görüşmeler yapılmış ayrıca bu görüşmeler gözlemler ile desteklenmektedir. Katılımcılar ile olan mülakatların değerlendirilmesi Nvivo programının 12. sürümünde analiz edilmiştir. Bu veriler doğrultusunda iki genel temaya ulaşılmıştır. İlk tema da genel olarak çalışma ilişkilerine etkisi, diğerinde ise işletme verimliliğine olan etkisinin bilinmesinde anlamlı olacaktır. Sonuç olarak, bu araştırmada sigara alışkanlığının çalışanların verimlilikleri ve verimliliği oluşturan dinamikler üzerinde olumsuz etkiler yarattığı ortaya konmuştur. Araştırma kapsamındaki işletmelere gerekli önlemleri almaları, çalışanları bilgilendirmeleri ve sigara kullanımını azaltmalarına yönelik öneriler yapılmıştır.
İşçi sendikalarının örgütlenme sorunları: Sivas, Kayseri ve Tokat bölgesinde araştırma
İşçi sınıfı, elverişsiz koşullarda çalıştırılması ve emeğinin karşılığını alamaması sonucu haklarını alabilmek için bir araya gelmiş ve işçi sendikalarını kurmuştur. Bu yapılar engellenmeye çalışılsa da başarılı olunamamış ve işçi sendikaları zamanla gelişmiştir. Ancak çalışma ilişkilerinin farklılaşması ve özellikle 1980 yılından sonra küreselleşme adıyla ifade edilen ekonomik, sosyal ve siyasal alanda yaşanan değişimlerden olumsuz şekilde etkilenerek güç kaybetmeye başlamıştır. Bu çalışmada, işçi sendikalarının örgütlenme sorunlarının ortaya konulması amacıyla, "kolayda örnekleme yöntemi" kullanılarak belirlenen Sivas, Kayseri ve Tokat illerinde faaliyet gösteren Türk-İş, Hak-İş ve DİSK'e bağlı sendikaların il/bölge yöneticileri ile görüşme yapılmıştır. Yöntem olarak ise "yarı yapılandırılmış görüşme" yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışma sonucunda işçi sendikalarının örgütlenme sorunlarının; işgücünün yapısında ve istihdamın sektörel dağılımında yaşanan dönüşümler, standart dışı ve kayıt dışı istihdam, işsizlik, ekonomik istikrarsızlık, durgunluk ve krizler, özelleştirme uygulamaları, işverenlerin sendika karşıtı faaliyetleri, işçi sendikalarından kaynaklanan sorunlar, işçilerden kaynaklanan sorunlar, siyasilerin müdahaleleri kaynaklı olduğu görülmektedir.
Liderlik tiplerinin insan kaynakları yönetimini algılamaya etkisi: Yerel yönetimlerde insan kaynakları yöneticileri üzerine bir araştırma
1980'li yıllardan itibaren genel olarak kamu yönetiminde ve özelde yerel yönetimlerde personel yönetiminden insan kaynakları yönetimine (İKY) geçiş söz konusudur. Türkiye'de 2004-2005 yıllarında gerçekleştirilen yerel yönetimler reformu ile birlikte, bu tezin odaklandığı büyükşehir belediyelerinde İKY fonksiyonları hayata geçirilmiştir. Bu tezin amacı Türkiye'deki büyükşehir belediyelerinde insan kaynakları (İK) yöneticilerinin liderlik tipinin, İKY algısını ve uygulamada İKY'ye geçişi nasıl etkilediğini ortaya koyarak hangi İKY fonksiyonlarının etkili bir şekilde kullanıldığını incelemektir. Bu doğrultuda liderlik teorileri arasında giderek önemi artan işlemsel liderlik ve dönüştürücü liderlik tipolojisi kullanılmaktadır. Araştırma amacının karmaşıklığı nedeniyle bu çalışmada nicel ve nitel verilerin birlikte kullanılmasına dayanan "karma yöntem" (mixed methods research) tercih edilmiştir. Araştırma süreci "açıklayıcı sıralı karma desene" uygun olarak iki aşamalı şekilde tasarlanmıştır. Birinci aşamada (nicel) İK yöneticilerinin hangi liderlik tipine uygun düştüğünü anlamak için büyükşehir belediyelerinin İK yöneticilerine ve çalışanlarına "Çok Faktörlü Liderlik Anketi" (MLQ) uygulanmıştır. İkinci aşamada ise İK yöneticilerinin İKY'ye ilişkin algılarını belirlemek, kendi kurumlarında İKY'ye geçiş süreci hakkındaki görüşlerini almak ve İKY fonksiyonlarının ne düzeyde uygulandığını tespit etmek amacıyla nitel bir araştırma tasarlanmıştır. Bu aşamada, açık uçlu sorulardan oluşan bir soru formu geliştirilmiş ve elde edilen nitel veriler niteliksel içerik analizi yöntemiyle değerlendirilmiştir. Bu tezde, temel olarak, büyükşehir belediyelerinde dönüştürücü liderliğin, İK yöneticilerinin İKY algısı üzerinde etkisinin bulunduğu ve kurumlarının İKY'ye geçişinde kolaylaştırıcı bir faktör olarak önemli bir role sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Fakat karşılaşılan istisnai durumlar nedeniyle bu durumun bir örüntü oluşturmadığı, belediyelerde İKY'ye geçiş ve İKY uygulamalarının yaygın olarak kullanılması konusunda belediyelerin siyasi kurumlar olması, mevzuat yetersizlikleri ve geleneksel yönetim anlayışının devam etmesi gibi başkaca faktörlerin de etkili olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle büyükşehir belediyelerinde İK yöneticilerinin İKY algılarını geliştirmek ve kurumlarının İKY'ye geçişi için işlemsel liderliğin de kullanılabileceği belirlenmiştir. Bu bağlamda, belediyeler için politika önerileri geliştirilerek tez sona ermektedir.
Türkiye'de yaşlı politikaları ve yaşlı ihmal ve istismarına yönelik uygulamalar
Türkiye, gelişmekte olan bir ülke olduğundan yaşlı nüfus giderek artmaktadır. Ailenin güçlendirilmesine ve yaşlıların kaliteli bir hayat sürdürmesine dair üretilecek sosyal politikalar önem arz etmektedir. Bu araştırmanın amacı, değişim geçiren modern dünyada yalnızlaşan ve muhtaç durumda olan Türkiye'deki yaşlılara yönelik sosyal politikaların incelemesi, eleştirilmesi ve sosyal refaha ilişkin yaşlılara yönelik yeni politikaların önerilmesidir. Türkiye'de yaşlılara yönelik üretilmiş olan sosyal politikalar, kurum bakımı ve maddi yardım olarak incelenmektedir. Mevzuat ve uygulama çerçevesinde ailenin güçlendirilmesinden ziyade, günü kurtarmaya yönelik yapılan maddi yardımlar veya kurum bakım hizmeti, yaşlı ihmali ve istismarı sorununa kalıcı bir çözüm getirmemekte, sorunların devam etmesine yol açmaktadır. Yaşlı bireylerde, doğup büyüdükleri evden, ait oldukları sosyal çevreden uzaklaşma korkuları vardır. Aileleriyle birlikte yaşayan çoğu yaşlı, ihmal ve istismara maruz kalsa dahi huzurevine gitmeyi reddedebilmektedir. Huzurevleri, yaşlılar için, itilmişlik, istenmemişlik ve terk edilmişlik psikolojisine bürünmelerine yol açmaktadır. Bu gibi sebeplerden yaşlıların; evsizlik, bakıma muhtaçlık, maddi yoksunluk gibi zaruri şartlar olmadıkça yalnız yaşamayı veya aile yanında yaşamayı huzurevine tercih edebildikleri varsayılmıştır. Sonuç olarak Türkiye'de yaşlı ihmali ve istismarının nedenleri ve önlenmesine ilişkin yapılan literatür taramaları ışığında, yaşlı ihmali ve istismarının önüne geçilmesi amacıyla, aile bilincinin güçlendirilerek yaşlı evde bakımının geliştirilmesi, kurum bakımı şartlarının iyileştirilmesi, Yaşlı Gündüz Bakım Evleri oluşturulması vb. sosyal politikalar önerileri geliştirilmiştir.
Amerika Birleşik Devletlerine Türkiye'den göç eden işgücünün analizi: New Jersey paterson bölgesi araştırması
Bu çalışmanın amacı, Tarihsel süreç içerisinde Türkiye'den ABD'ye göç eden Türk göçmenlerinin işgücü piyasasınındaki konumunu ve sorunları tespit etmektir. Çalışma, ABD'nin New Jersey Eyaleti'nin Paterson Bölgesi'nde yaşayan Türk göçmenlerine, internet üzerinden veya birebir olmak üzere 142 kişiye uygulanmıştır. Araştırmada nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu yöntemle, Türklerin ABD'deki işgücü piyasasındaki rolünü ve sorunlarını tespit etmek için bölgenin yapısına uygun işgücü parametreleri ve demografik parametreler belirlenmiştir. Bu parametreler ışığında hazırlanan orijinal anket yöntemi ile veriler toplanmış, elde edilen veriler SPSS versiyon 24 programında analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda, Türkiye'den ABD'ye göç edenlerin ağırlıklı olarak Marmara ve İçanadolu Bölgesi'nden göç ettiği tespit edilmiş ve orta yaş grubunun daha çoğunlukta olduğu gözlenmiştir. Ülkeye gelenlerin genelde lise ve üniversite mezunu olduğu, büyük çoğunluğunun ekonomik amaçlı göç ettiği belirlenmiştir. Türklerin bölgede aşçı, satış elemanı, mühendis, marangoz, garson gibi genelde düşük nitelikli işlerde çalıştığı tespit edilmiştir. ABD'ye göç eden Türklerin yaşadığı bölgede birbirleriyle ilişki ağının zayıf olduğu tespit edilmiştir. Çalışmada Türklerin gelecek yıllarda Türkiye'ye dönme eğilimi içinde olduğu gözlenmiştir. İşgücü piyasası açısından değerlendirildiğinde, araştırmaya katılan katılımcıların, sosyal güvenlik haklarından yararlandığı, fakat sendikal faliyetlerinin çok düşük seviyede olduğu gözlenmiştir. Türklerin yaşadıkları bölgede işisz kalma kaygılarının orta seviyede olduğu, çoğunluğunu 45 saat ve üzeri çalıştığı, yaptığı işten dolayı toplumda saygınlık gördüğü tespit edilmiştir. Analizde, Türklerin diğer göçmenlerle genelde aynı seviyede ücret aldığı fakat ABD vatandaşına göre daha düşük bir ücrete sahip olduğu tespiti yapılmıştır. Araştırmada, Türklerin aldıkları eğitimle yaptıkları mesleğin uyumsuz olduğu ortaya çıkmıştır. Bununla birlikte Türklerin iş bulma sürecinde ayrımcılığa uğradığı, işverenlerin eşit fırsatlar sunmadığı, iş bumla sürecinde ABD istihdam kurumlarının yeterince yardımcı olmadığı yapılan analiz sonucunda ortaya çıkmıştır.
İş güvenliği kültürü ve güvenli davranış arasındaki ilişki: Gemi inşa sanayinde bir araştırma
Çalışmanın en kötü sonucu kuşkusuz iş kazasıdır. İş kazalarını tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmasa da, yapılan bazı düzenleme ve iyileştirmeler sayesinde asgari düzeye indirgemek ise literatürel çalışmalara göre mümkündür. İş kazalarını azaltmak adına güvenli çalışma koşul ve şartlarının oluşturulması organizasyonların temel işlevi olarak kabul görmektedir. Aynı zamanda iş kazalarının temel nedeni olarak çalışanın güvensiz davranışları gösterilmektedir. Davranış ile ilişkin olduğu iddia edilen güvenlik kültürünü geliştirerek, güvensiz davranışları güvenli davranışa dönüştürmek beklenmektedir. Bu nedenle çalışma ortamındaki teknik iyileştirmelere verilen önemin yanında, güvenlik kültürünü de organizasyon içinde desteklemek gerekmektedir. Sonuçta hayatın her alanında güvenli davranışı alışkanlık haline getirebilmek kültürel bir meseledir. Bu çalışmada güvenlik kültürünün güvenli davranış üzerine olan etkisi, gemi inşa sanayinde uygulamalı olarak sorgulanmaya çalışılmaktadır. Araştırma da dokuz ana hipotez belirlenmiştir. Belirlenen ana hipotezlere katkı sağlaması açısından alt hipotezler kurgulanmıştır. Bu hipotezlerle güvenlik kültürü ve güvenli davranış arasındaki ilişkinin bireysel ve örgütsel değişkenler açısından sınanması sağlanmaya çalışılmıştır. Bu çalışmada nitel ve nicel veriler birlikte değerlendirilmiştir. 600 çalışana güvenlik kültürü anketi uygulanmış, bunlardan 505 tanesi geçerli olarak kabul edilmiştir. SPSS 23.0 versiyonu kullanılarak veriler bulgulanmaya çalışılmıştır. Araştırmanın temel sorunsalı olan güvenlik kültürü ve güvenli davranış arasındaki ilişkinin var olup olmadığı bulgulanmaya çalışılmıştır. Aynı sektörde çalışan sekiz iş sağlığı ve güvenliği uzmanı ile temel hipotezler çerçevesinde yarı yapılandırılmış odak grup görüşme sağlanmıştır. Yapılan görüşme, ana hipotezlere destek sağlamak amaçlanmış ve sektörel tavsiyeler değerlendirilmiştir. Sonuç olarak güvenlik kültürü ve güvenli davranış arasında ilişki olduğu bulgular arasında yer almaktadır, bu olgu iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarınca da desteklenmektedir.
Kadına yönelik ekonomik şiddet: İzmir ili örneği
Ekonomik şiddet her kesimden kadını tehdit eden ve yıkıcı etkileri olan bir şiddet türüdür. Aile üyeleri, eş, patron, partner veya çalışma arkadaşları tarafından gerçekleşebilir fakat diğer şiddet türleri kadar bilinir ve görünür değildir. Toplumsal yapı ve şiddet kavramının fiziksel, cinsel ve psikolojik şiddet olarak algılanması, ekonomik şiddet davranışlarını normalleştirme, ekonomik şiddet kavramının az bilinmesine sebep olmaktadır. Bu çalışmanın amacı; eğitimli ve çalışan kadınların ekonomik şiddeti nasıl tanımladıklarını tespit etmek ve kadınların sosyo-ekonomik durumları ile ekonomik şiddet ilişkisini incelemektir. Bu çalışmanın kapsamı İzmir ilinde yaşayan eğitimli ve çalışan kadınlar olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada nitel araştırma metodolojisi kullanılmış olup 30 eğitimli ve çalışan kadınla yarı yapılandırılmış mülakat tekniği kullanılmıştır. Elde edilen veriler Nvivo 12 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada elde edilen bulgulara göre katılımcılar ekonomik şiddeti ekonomik kontrol davranışlarıyla nitelendirmekte ve 30 katılımcıdan 9'u ekonomik kontrole maruz kalırken 7 katılımcı ekonomik sömürüye maruz kalmaktadır. Anahtar Kelimeler: Şiddet, Ekonomik Şiddet, Çalışma Hayatında Ekonomik Şiddet
Örgütsel adalet ile örgütsel bağlılık arasındaki ilişki: Gıda sektöründe bir araştırma
Günümüzde artan rekabet koşulları karşısında rekabet üstünlüğü elde edebilmek, örgütlerin sahip oldukları maddi kaynakları ve insan kaynağını en etkili ve verimli bir şekilde kullanmasına bağlıdır. Yetkin çalışanların istihdam edilmesi ve çalışanların örgüte olan bağlılıklarının artırılması, örgütlerin başarısını doğrudan etkilemektedir. Çalışanların işe ve işletmeye olan bağlılıklarının artırılmasını sağlamak için pek çok değişken bulunmaktadır. En önemli değişkenlerden biri örgüt içinde örgütsel adaletin sağlanmasıdır. Örgütsel kazanımların adil dağıtılması, çalışanlara değerli olduklarının hissettirilmesi onların örgüte olan güvenlerini pekiştirecek ve örgüte olan bağlılıklarını arttırması kaçınılmaz olacaktır. Bu çalışmada, örgüt bireylerinin algıladıkları örgütsel adalet algısı ile örgütsel bağlılık düzeyi arasındaki ilişki alt boyutları ile birlikte ortaya konulması, çıkan sonucun çalışanların demografik yapılarına göre etkisi araştırılmıştır. Çalışmanın uygulama kısmı, yurt içinde faaliyet gösteren bir organizasyonun, Sakarya ilinde bulunan gıda üretim işletmelerindeki çalışanları üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında örgütte, dört yüz anket dağıtılmış, üç yüz seksen iki anket geri toplanabilmiş, boş ve eksik doldurulmuş anketler çıkartıldıktan sonra, üç yüz atmış beş anket, çalışma analizinde kullanılmıştır. Bu verilerin değerlendirilmesi SPSS 22.0 programında yapılmıştır Araştırma sonucunda çalışanların örgütsel adalet algıları ile örgütsel bağlılık düzeyleri arasında anlamlı ilişkiler tespit edilmiş ve alt boyutlar çerçevesinde analiz edilmiştir. Yine katılımcıların bazı demografik özelliklerinin örgütsel adalet algıları ile örgütsel bağlılık düzeylerini etkilediği ortaya çıkmıştır.
4857 Sayılı İş Kanununda işçinin haklı nedenle fesih hakkı ve sonuçları
Sanayi devrimi dünyada üretim sistemi ve çalışma hayatının aktörlerini etkileyen ve değiştiren bir sürecin başlangıcı olmuştur. Sanayi devrimi ile birlikte iki sınıflı bağımlı çalışma ilişkileri ortaya çıkmıştır. Sanayi devriminin ilk yıllarında işçi ve işveren sınıfından oluşan aktörlerin iş ilişkilerinin kurulması ve iş ilişkisinin sonuçları tamamen tarafların özgür hür iradelerine göre şekillenmekteydi. Bu serbesti işçiler açısından olumsuz sonuçlar vermesi nedeniyle ilerleyen yıllarda iş hukuku ve iş hukukuna ilişkin kurallar çalışma hayatının merkezinde yer almaya başlamıştır. Günümüzde çalışma hayatının, iş ilişkilerinin başlangıcında iş sözleşmesi yer alır. İş sözleşmesinin kurulması ile birlikte, sigorta, asgari ücret, çalışma süresi, dinleneme süresi, iş sağlığı ve güvenliği gibi pek çok hukuki sonuçları ortaya çıkar. İş sözleşmesi ile kurulan iş ilişkileri de sonsuza kadar devam eden bir ilişki değildir. Belirli nedenler in gerçekleşmesine göre iş sözleşmesi sona erer. Hukuk sistemi iş sözleşmesinin kurulmasında olduğu gibi sona erme noktasında da bir takım hukuki sonuçlar bağlamaktadır. Ancak sona ermeyle ortaya çıkacak sonuçlar bu sözleşmeyi sona erdiren tarafın durumuna göre farklı olacaktır. Eğer sözleşmeyi işveren sona erdirirse farklı, işçi sona erdirirse farklı olacaktır. Türk iş mevzuatında iş sözleşmesinin sona ermesine bağlanan en önemli sonuç kıdem tazminatıdır. Ancak ülkedeki ekonomik gelişmeler, sosyal gelişmeler ve kültürel değişim ve dönüşümler de bu iş sözleşmesinin sona erme gerekçelerini, nedenlerini ve sona ermeye bağlanana hukuki sonuçları etkilemektedir. Günümüzde iş sözleşmesinin sona ermesi ile birlikte, işsizlik sigortası, iş güvencesi, rekabet yasağı, telif, gibi pek çok hukuki sonuçlar gündeme gelmektedir. Bu çalışmada işçi tarafından yapılan haklı nedenli feshe bağlanmış olan hukuki sonuçlar ve gerekçeleri incelenecektir. Çünkü ş sözleşmesini işçinin normal feshi ile haklı nedenli feshi arasında ortaya çıkan sonuçlar açısından farklılıklar bulunmaktadır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde iş ilişkisinde sanayi devrimiyle yaşanan dönüşümler ve bu kapsamda Türk çalışma mevzuatının gelişimi ışığında iş sözleşmesinin hukuki konumu incelenecektir. İkinci bölümde ise iş sözleşmesinin sona erme gerekçeleri bu gerekçeler açısından işçinin haklı nedenli feshi hakkı incelenecektir. Son bölümde ise işçinin haklı nedenli fesih hakkına bağlanan hukuki sonuçlar hakkında bilgi verilecektir.
Kamuda performans yönetimi ve performans değerlemesinin yansıması: Mersin Büyükşehir Belediyesi örneği
Kamu sektörü dünyanın en eski ve köklü sektörüdür. Yerel yönetimler ise kamu sektörünün hizmet sunumu açısından insanlara en yakın olan birimleridir. Daha önceleri özel sektörde yoğun olarak kullanılan performans ölçümü 2005 yılında 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nun yürürlüğe girmesi ile birlikte kamu sektöründe de kullanılmaya başlanmıştır. Yerel yönetim performansı, vatandaş ihtiyaçlarının tam olarak karşılanması açısından büyük öneme sahip olmaktadır. Bu çalışmada kamuda uygulanan performans değerlendirme yöntemlerinin öneminin incelenmesi, olumlu, olumsuz yönlerinin ortaya konulması, bu yöntemlerin Belediyeler açısından yansımasının değerlendirilmesi ve bu kapsamda Mersin Büyükşehir Belediyesi'nde uygulanan Performans Değerlendirme Sisteminin personel algısının incelenmesi amaçlanmıştır. Anket yöntemi kullanılan çalışmada sorular Kurumsal İç İletişim Boyutu, Performans Değerlendirme Süreci Boyutu, Kurumsal Performansa Katkı Boyutu ve Vatandaş Memnuniyetine Katkı Boyutu şeklinde sınıflandırılarak hazırlanmıştır. Yapılan anketlerin değerlendirmesi sonucunda Kurumsal İç İletişim Boyutunda yaşa göre göre anlamlı derecede farklılık tespit edilmiştir. 18-33 ve 34-58 yaş aralığındaki katılımcıların iç iletişim algısında anlamlı fark görülmüştür. Bu farklılık yaş grupları arasındaki geleneksel ve yeni yaklaşımlar yani teknoloji kullanımındaki yatkınlık olarak değerlendirilmiştir.
Lise öğrencilerinin kariyer kaygısı üzerine bir araştırma: Antalya ili örneği
Kariyer, bireylerin yaşamları boyunca yaptıkları işler ve bu işlerde gösterdikleri ilerlemelerdir. Kaygı, geleceğe yönelik duyulan endişe ve korku halidir. Kariyer kaygısı ise, bireyin kariyerine yönelik duyduğu belirsizlik, endişe, korku halleridir. Bireyler yaşamlarının büyük bir kısmını çalışarak geçirdikleri için, kariyer planı yapmak bireyler için önemli bir olgudur. Lise dönemi de kariyer planlarının ilk basamağı olan en kritik yıllardır. Bu yılların önemi ise öğrenciler üzerinde baskı oluşturabilir. Ayrıca ailenin meslek seçimi konusundaki etkileri ve meslek seçimine yönelik öğrencinin yaşadığı belirsizlikler kariyer kaygısı yaşamasına neden olabilmektedir. Bu araştırma ile Anadolu lisesinde, meslek lisesinde ve özel liselerde eğitim gören 11. ve 12. sınıf öğrencilerin aile etkisine ve meslek seçimine yönelik kariyer kaygılarının sosyo-demografik değişkenlere göre incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma üç ana bölümden oluşmaktadır. Bunlar; teorik kısım olan birinci ve ikinci bölüm ile uygulama kısmı olan üçüncü bölüm şeklindedir. Bu araştırmanın evreni 2018-2019 eğitim-öğretim yılında Antalya ilindeki Anadolu, meslek ve özel liselerinde eğitimini sürdüren 11. ve 12. sınıf öğrencileridir. Örneklem grubu ise bu öğrenciler arasından seçilen 990 öğrencidir. Araştırmada anket tekniği kullanılarak öğrencilerin kariyer kaygılarını belirlemek için kariyer kaygısı ölçeği, demografik değişkenler için de kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiş ve yorumlanmıştır. Araştırmada demografik değişkenlerin yüzde ve frekansları çıkartılmıştır. Öğrencilerin aile etkisine ve meslek seçimine yönelik kariyer kaygılarının demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığının analizi yapılmış ve meslek seçimi kaygısı ile aile etkisi kaygısı arasındaki ilişki incelenmiştir. Bulguların analizinde betimsel istatistiksel metotlar, t testi, Anova ve korelasyon analizi kullanılmıştır Araştırma bulgularına göre öğrencilerin meslek seçimine yönelik kariyer kaygılarının okul türüne, cinsiyete, anne-babanın çocuğa karşı olan tutumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Öğrencilerin aile etkisine yönelik kariyer kaygılarının ise anne eğitim durumuna, ailenin aylık gelir düzeyine ve anne-babanın çocuğa karşı olan tutumuna göre anlamlı farklılık gösterdiği görülmüştür. Meslek seçimine yönelik kariyer kaygısı ile aile etkisine yönelik kariyer kaygısı arasında pozitif yönlü ilişki olduğu saptanmıştır. Elde edilen bulgulara göre 11. ve 12. sınıf lise öğrencilerinin genel kariyer kaygıları ve aile etkisine yönelik kariyer kaygıları düşük, meslek seçimine yönelik kariyer kaygıları ise orta düzeyde olduğu belirlenmiştir.
İş aile yaşam çatışması: Sakarya Üniversitesi akademisyenleri üzerine bir araştırma
Bireylerin yaşamının önemli bir bölümünü iş ve aile yaşamı oluşturmaktadır. Günümüz çalışma yaşamının önemli sorunlarından birini çalışanların iş ve aile yaşamları arasında yaşadıkları çatışma oluşturmaktadır. Bireylerin iş ve aile hayatlarında üstlendiği roller, talep ve ihtiyaçların aynı anda ortaya çıkmasından dolayı uyumsuz olmakta ve genellikle roller arasında çatışma yaşandığı görülmektedir. İş aile yaşam çatışması, iş yaşamının aileye, aile yaşamının etkilerinin işe yansımasından kaynaklanan çatışmaları ifade etmektedir. Akademisyenlerin de yaşadıkları sorunlar arasında iş aile yaşam çatışması yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı, akademisyenlerin iş aile yaşam çatışması sorununu incelemektir. Bu kapsamda Sakarya Üniversitende görev yapmakta olan 320 akademisyen ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Anketler SPSS 24.0 ile analiz edilmiştir. Analizler sonucunda, Araştırmaya katılan akademisyenlerin iş aile yaşam çatışması düzeyi çatışmanın alt boyutlarına göre farklılık gösterip, işten aileye yönelik çatışma düzeyinin aileden işe yönelik çatışma düzeyinden yüksek olduğu tespit edilmiştir. Akademisyenlerin iş aile yaşam çatışması düzeyinin cinsiyet, yaş, medeni durum, eşin çalışma durumu, çocuk sayısı gibi demografik değişkenlerle; fakülte, unvan, ekonomik sıkıntı yaşama algısı, kıdem, haftalık ortalama çalışma saati ve akademik çalışmaya ayrılan zaman algısı gibi iş ile ilgili faktörlere göre anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır. Aylık hane geliri, idari görev varlığı, evde işle ilgili ortalama çalışma saati ve haftalık ders yükü gibi işle ilgili diğer faktörlerle iş aile yaşam çatışması arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır.
ILO temel sosyal güvenlik standartları kapsamında aile yardımlarının Türk sosyal güvenlik sistemine entegrasyonu: Avrupa Birliği karşılaştırmalı öneriler
Küreselleşme ve teknoloji çağı ile birlikte ortaya çıkan demografik değişim gelişmiş ülkelerde doğum oranlarının azalmasına ve yaşlı nüfusun çoğalmasına sebep olmaktadır. Yaşlanan toplumun ülke finansmanında ve sosyal güvenlik giderlerinde oldukça olumsuz etkilere sebep olmaktadır. Çalışma hayatındaki kadınları desteklemek ve çocuk sahibi olma konusunda teşvik etmek, bunun sonucunda da tekrar genç bir nüfusa kavuşmak amacıyla ailelere bazı yardımlar yapılmaktadır. Yalnız nüfusa bağlı değil, bununla birlikte gelir dağılımının dengesiz olduğu ülkelerde de aile yardımları çocuk yoksulluğunun önlenmesinde oldukça etkilidir. Aile yardımlarının yerine getirilme tarzı, ülkelerin sistemlerine göre çeşitliliklere sahip olmaktadır. Kimi ülkeler primler ve devlet katkısı ile finanse ederken çeşitli ülkeler de vergilerle finansman sağlamaktadır. Ülkemizde hali hazırda bu konu kapsamında bazı yardımlar uygulanmakta, fakat geçerli ve yeterli sayılabilecek bir aile sigortası yer almamaktadır. Bu araştırmada öncelikle ILO sosyal güvenlik standartları çerçevesinde aile yardımları kavram ve kapsamı değerlendirilmiştir. Orta Avrupa, Güney Avrupa ve İskandinav ülkelerindeki aile yardımları uygulamaları literatür taraması ile ortaya konulmaya çalışılmıştır. Ülkemizde aile yardımı niteliğinde olduğu düşünülen yardımlara değinilmiş ve bu yardımlar hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Sonrasında ise ülkemiz sosyo-ekonomik koşulları göz önünde bulundurularak aile yardımları konusunda bir model önerisi sunulmuştur. Çalışma neticesinde, Avrupa Birliği ülkelerinde ILO standartları kapsamında uygulanan aile yardımları değerlendirilmiş ve ülkemiz adına uygun olabilecek bir model sunulmuştur. Ülkemizde çeşitli kurumlar tarafından yerine getirilen yardımların tek bir çatı altında toplanması ve kapsamının genişletilmesi önem arz etmektedir. Aile yardımlarını devlet stratejisi olarak gören toplumlar gelişen, aydınlık bir geleceğin temellerini atmaktadırlar.
Makine imalat sanayi iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının analizi Sakarya makine imalatçıları örneği
İş sağlığı ve güvenliği dünyagenelinde tüm çalışanları ilgilendiren önemli bir sorundur. Her yıl çok sayıda çalışan, gerekli tedbirler alınmadığı veya alınan tedbirlere uyulmadığı için iş kazasına uğramaktadır. İş kazaları, çalışanları fiziki ve psikolojik zarara uğratırken ülke ekonomisine de önemli zararlar vermektedir. Bu çalışmanın amacı, makine imalat sanayinde iş sağlığı ve güvenliğini uygulamalarının analizi ve Sakarya ili örneği çerçevesinde uygulama sorunlarını tespit etmektir. Türkiye geneli ve Sakarya ili özelinde, makine imalat sektörünü içeren kapsam analizi ardından Sakarya ilinde faaliyet gösteren 60 adet makine imalat firmasındaiş sağlığı ve güvenliği uygulamalarına yönelik araştırma yapılmıştır. Nicel yönlü gerçekleştirilen analizde, yapılandırılmış anket tekniği kullanılmıştır. Anketler ilgili firmalarda,ulaşılan yetkili kişilere uygulanmıştır.
Romanlar'da çocuk yoksulluğu: Kocaeli Tavşantepe mahallesi örneği
Yoksulluk, bireyin hayatını idame ettirebilmesi için gerekli olan maddi kaynaklara kısıtlı erişmesi veya hiç erişememesi durumudur. Yoksulluk birçok alanda karşılaşılan bir olgudur ve bu sebeple birçok alanda ayrıca incelenmektedir. Yaşlı, engelli, kadın, göçmen yoksulluğu gibi başlıklar altında ayrıca incelenen yoksulluk kavramına daha pek çok konu ve alanda rastlanmaktadır. Bunlardan biri de çocuk yoksulluğu olarak özellikle incelenen bir yoksulluk türüdür. Çocuk yoksulluğu, ailenin yoksulluğu ile bağlantılı olup ailenin içinde bulunduğu yoksul durumdan çocuğun birçok alanda mahrumiyet ve yoksunluk yaşaması halidir. Etnik ve kültürel özelliklerden kaynaklı yaşanan bir başka yoksulluk türü de vardır. Roman yoksulluğu bu türden bir yoksulluktur. Roman çocukların içinde bulunduğu bu yoksul durum ise ayrıca Roman çocuk yoksulluğu olarak incelenmektedir. Bu çalışma, Kocaeli ili, Tavşantepe Mahallesinde bulunan Roman kesiminin içinde bulunduğu yoksulluk ve bu yoksulluk karşısında direnç göstererek büyümeye çalışan Roman çocukların maruz kaldığı yoksunluk durumunun nedenlerini ve sonuçlarını araştırmak amacı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sahasındaki yoksulluğun bireysel nedenlere mi yoksa toplumsal nedenlere mi bağlı olduğu incelenmiştir. Bu inceleme sonucunda, temelinde ailenin yoksulluğu olan çocuk yoksulluğunun nedenleri ve buna bağlı olarak meydana gelen sonuçları araştırmak amaçlanmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda "Yoksulluk, Çocuk Yoksulluğu, Roman Yoksulluğu, Roman, Çingene" anahtar kelimeleri kullanılarak literatür taraması yapılmış ve önceden gerçekleştirilmiş çalışmalar incelenmiştir. Saha araştırması mülakat görüşmeleri ile ve araştırma analizinde NVIVO12 nitel veri analizi yönteminden faydalanılmıştır. Araştırmanın evreni; Kocaeli'de bulunan İzmit İlçesi'nin bir Roman Mahallesi olan Tavşantepe Mahallesidir. Örneklem; bu mahallede ikamet eden Roman etnik ve kültüründen olan ve 7- 18 yaş arası okul çağındaki çocuk veya çocuklara sahip olan hanelerdir. Araştırma sonucunda; Roman çocuk yoksulluğunun nedeninin hem bireysel hem de toplumsal nedenlerden kaynaklandığı anlaşılmıştır. Bireysel nedenlerde en etkili olan nedenin, sahip olunan etnik ve kültürel özellikler olduğu aslında diğer sebeplerinde buna bağlı olduğu sonucuna varılmıştır. Bireysel sebeplerin dışında olan, bireylerin ellerinde olmayan nedenlerden ötürü gerçekleşen toplumsal olaylar neticesinde yoksul kalmaları durumu ise daha çok kapitalizm ve küreselleşme sebebi ile sahip oldukları mesleklerin yok olması sonucundan ötürü kaynaklanmaktadır.
Gelenekten moderniteye Sakarya'da esnaf kültürünün değişimi
Kültür; sosyal yaşamı oluşturan, insanlar arasındaki tutum ve davranışları şekillendiren, nesilden nesle aktarılarak toplum içindeki fertlerin iletişim kurma yollarını, öğrenme şekillerini belirleyen bir araçtır. Kültür aynı zamanda toplumdaki her bir bireyin kişiliğini etkileyebildiği ve hayatı kavrayış şeklini belirlediği için toplumun karakteristik yapısını da belirlemede önemli bir oluşumdur. Kültür kavramı, Üst Kültür, Alt Kültür, Kültürleme, Kültürleşme, Kültürel Yayılma, Kültürel Gecikme, Kültürel Şok, Kültür Emperyalizmi, Kültürel Asimilasyon, Kültürel Yozlaşma, Kökleşmiş Kültür, Görenek, Adet, Örf, Gelenek, Kültürel Merkeziyetçilik, Kültürel Katılma, Sosyalleşme gibi alt kavramlara sahiptir. Bu kapsamda; Evrensel Kültür, Yöresel (Bölgesel/Ulusal) Kültür, Milli Kültür (Dışsal Etkileriyle), Siyasal Kültür, Teolojik Kültür, Bireysel/Davranışsal Kültür, Maddi ve Manevi Kültür, İdeolojik Kültür, Mesleki Kültür, Çalışma Kültürü, Tüketim Kültürü, Teknoloji Kültürü ve Kent Kültürü gibi türlerden bahsedilebilir. Ekonomik ve sosyal hayat içinde önemli yeri olan esnaflık ilk çağlardan bu yana kültürel bir etkileşim içindedir. Özellikle Ahilik ve Lonca teşkilatları 13. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar halkın meslek ve sanat alanında yetişmesini aynı zamanda ahlaklı, olgun insan olmasını esas alan bir örgütlenme olarak önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmanın amacı Sakarya Esnaf'ının geleneksel kültürü ile modern kültür arasındaki değişimin gözlemlenmesidir. Geleneksel kültür kapsamına Ahilik ve Lonca kuralları dahil edilmiştir. Modern kültür çerçevesine ise mevcut uygulamalar dahil edilmiştir. Nicel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmanın araştırma alanını çalışanları 10 kişiye kadar olan Sakarya Esnafları oluşturmaktadır. Fütüvvetnamelerdeki ve teorideki yazılı kayaklardaki değişkenlerle ilgili araştırma anket için temel teşkil etmektedir. Geleneksel esnaf kültürünün bağımlı değişkenlerini ahilik ve lonca sisteminden bu yana süregelen kurallar manzumesi oluşturmaktadır. Bağımsız değişkenler ise günümüz esnafının tutum ve davranışlarıdır. Sonuç olarak araştırmanın ilk ana boyutu olan Esnafların Mesleki Hayata Yönelik bulguların puan ortalaması 3,23'dür. 5'ten 1,77'lık yani geleneksel yapıda %35,4'lük bir farklılaşma söz konusudur. Araştırmanın ikinci ana Toplumsal ve Bireysel Hayata Yönelik bulguların puan ortalaması 3,62'dir. 5'ten 1,38'lik yani geleneksel yapıdan %27,6'lık bir farklılaşma söz konusudur.
Lise öğretmenlerinde iş etiği ve iş tatmini algısının karşılaştırmalı analizi: İstanbul ili Pendik ilçesi
Küreselleşmenin getirdiği değişim ve dönüşüm rüzgârları iş dünyasının her alanını etkilediği gibi eğitim sistemini de etkilemiştir. Kişileri ahlaki, sosyal, psikolojik ve ruhsal olarak topluma kazandırma amacı olan eğitim ve öğretim hizmetlerinde iş etiğinin benimsenmesi önem arz etmektedir. Bu düşünceden hareketle bu araştırma ile, lise öğretmenlerinin iş etiği algısının yüksek olmasının iş tatminini artıracağı hipotezinin kanıtlaması ve buna bağlı olarak lise öğretmenlerinin iş etiği algısının iş tatmini açısından önemi vurgulanmaya çalışılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde etik, iş etiği, iş tatmini kavramları, bunların alt faktörleri ile kavramlara ait temel teorilere ve iş etiğinin tarihsel gelişimi, ilahi dinlerle ilişkisi, etkileri konuları ve bunların alt başlıklarına yer verilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise eğitim-öğretim hizmetlerinde iş etiği ve iş tatmininin önemi, etkileyen değişkenleri, sonuçları, Dünya'da ve Türkiye'de eğitimde etik kodlar, iş etiği kuralları ve konuyla ilgili yasal düzenlemeler ile alt başlıklarına değinilmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise, İstanbul ili Pendik İlçesi Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı resmi ve özel liselerde görev yapan 403 öğretmene uygulanan likert ölçekli anket sonuçlarına yer verilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", araştırmacı tarafından geliştirilmiş olan "İş Etiği Ölçeği" ve "Minessota İş Tatmini Ölçeği" kullanılmıştır. Yapılan regresyon ve korelasyon analizleri sonucu lise öğretmenlerinin iş etiği ve iş tatmini algısı arasında pozitif anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Lise öğretmenlerinin iş etiği ve iş tatmini algısı arasında tespit edilen bu bağ, iş tatminini artırıcı etki yapmaktadır. Ayrıca araştırma kapsamında iş etiği alt boyutları ile iş tatmini alt boyutları arasındaki ilişki durumları da ortaya konulmuştur. Yine araştırmada bazı demografık değişkenlere göre iş etiği ve iş tatmini düzeylerinin farklılaştığı tespit edilmiştir.
Türkiye'de medya endüstrisinde serbest (Freelance) gazetecilerin işgücü piyasası analizi
Bu çalışmanın amacı; Türkiye'de medya sektöründe freelance gazetecilerin işgücü piyasasını analiz etmektir. Son yıllarda, başta Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) olmak üzere Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) ve Avrupa Gazeteciler Federasyonu ( EFJ) tarafından yayımlanan raporlarda, medyada işin doğasının değiştiği ve güvencesiz çalışmanın arttığı vurgulanmaktadır. Sektörde esnek çalışma biçimlerinin yaygınlaşmasıyla iş gücü piyasası ve iş organizasyonu yapısında değişimler meydana gelmektedir. Medya sektörünün belirsiz sözleşmelerle ve esnek çalışma ile karakterize güvensiz bir çalışma geleneği bulunmasına rağmen, son yıllarda medya endüstrisinin liberalizasyonu ve dijital teknolojilerin etkisiyle ortaya çıkan yeni iş modelleri ve istihdam biçimleri, sektörde güvencesizliğin normalleşmesine yol açmaktadır. Özellikle freelance gazeteciliğin geleneksel kimliği, hızlı değişim geçiren endüstri tarafından yeniden şekillendirilmekte ve freelance çalışma, yeni bir prekarizasyon sürecinin parçası haline gelmektedir. Bu süreç, haberin kalitesini aşındırarak demokrasi kültürüne ve dolayısıyla demokratik toplum yapısına da zarar vermektedir.Bu çalışmada veri toplama tekniği olarak açıklayıcı-sıralı karma yöntem deseni kullanılmıştır. Bu yöntem, Türkiye'de freelance gazeteciliğin profesyonel gerçekliğini ortaya koymada tek başına niceliksel ve niteliksel yöntemlerin yeterli olmadığı düşünüldüğü için tercih edilmiştir. Elde edilen bulgular, freelance gazetecilerin medya endüstrisindeki rollerinin değiştiğini, medya endüstrisindeki dijital gelişmelerin freelance gazeteciler açısından yeni iş ve freelance gazetecilerin kariyerlerinde yeni beceriler geliştirme şansı yarattığını; fakat aynı zamanda sektörde güvencesiz çalışmanın yaygınlaştığını ortaya koymuştur.
ILO düzgün iş kriterleri çerçevesinde Sakarya ili gıda sektörü firma çalışanları üzerine bir alan araştırması
Çalışmanın amacı düzgün iş bileşenleri çerçevesinde reel sonuçların gözlemlendiği mikro ölçekte bir analiz yapmaktır. Düzgün iş kapsamında yapılan çalışmaların çoğunlukla makro ölçekte ele alınması, mikro düzeyde yapılan bu çalışmayı önemli kılmakta ve diğer çalışmalardan ayrıştırmaktadır. Düzgün iş bileşenleri ILO tarafından ölçülebilir ve ayrıntılı bir şekilde tanımlanmış olmasına rağmen, sistematik yapının uygulanabilir somutluğuna Türkiye şartlarında reel olarak ulaşmak güçtür. Ancak araştırmacılar tarafından bu bileşen yansımalarının mikro düzeyde etkinliği merak edilmiştir. Uluslararası Çalışma Örgütünün (ILO) Düzgün İş bileşenleri; çalışma hakları, istihdam, sosyal koruma ve sosyal diyalog dört temel bileşeni çerçevesinde 10 alt göstergeyle sınırlandırılmıştır. Çalışmada düzgün iş bileşenleri (ve göstergeleri) yardımıyla Sakarya ilinde gıda üretimi yapan 7 firma, biçimsel mülakat araçları ile mikro düzeyde analiz edilmiştir. Firmaların 10 ayrı kategorinin ancak 3' ünde düzgün iş standartlarına uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
İş Hukuku'nda dava şartı olarak arabuluculuk sisteminin etkinliği: Sakarya ili örneği
Çalışma üç bölüm halinde incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde hukuk uyuşmazlıklarında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemleri ve arabuluculuk ana başlığı altında öncelikle alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin tanımı, tarihsel gelişimi, amacı, sebebi ve ortak özelliklerine kısaca değinilmiştir. Devamında hukuk uyuşmazlıklarında başlıca alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinden olan müzakere, vakaların saptanması, tahkim, kısa duruşma ve arabuluculuk uygulamalarına değinilerek arabuluculuğun diğer uyuşmazlık çözüm yöntemleriyle karşılaştırılması yapılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise iş hukukunda dava şartı arabuluculuk konusu incelenecektir. Üçüncü ve son bölümünde ise iş hukuku zorunlu arabuluculuk uygulamasına yönelik örnekler verilerek arabuluculuk görüşmelerinin anlaşma veya anlaşamama ile neticelenmesine etki eden unsurların neler olduğu konusunda tespitler yapılmaya çalışılmış olup devamında sonuç kısmı hazırlanmıştır.