28
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Haberde çerçeveleme ve örgüt kuramı bağlamında yazılı basında İstanbul Sözleşmesi'nin incelenmesi
İstanbul Sözleşmesi, kadına yönelik şiddet ve aile içi şiddetle mücadele amacıyla, Avrupa Konseyi tarafından 11 Mayıs 2011'de İstanbul'da imzaya açılan sözleşmedir. Türkiye Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde bu sözleşmeyi ilk imzalayan ülke olmasıyla sözleşme İstanbul Sözleşmesi olarak anılmasına rağmen kısa süre sonra özellikle tarikatların belirgin bir tepkisi söz konusu olmuştur. Siyasetin buna tepkisiz kalmasıyla tarikatçı çevreler bir süre sonra kadına yönelik şiddete, bu sözleşmeye dayanılarak yapılan yasal düzenlemelerin neden olduğunu iddia etmeye başlamışlardır. Yasal olarak kadına yönelik aile içi şiddetin suç olarak kabul edilerek cezalandırılmaya başlanması şiddet uygulayanlar için caydırıcı olsa da, şiddetin sonu gelmemiştir. Ancak sözleşme ve yapılan düzenlemeler kadına karşı şiddetin mahremiyet örtüsünü kaldırmış, şiddeti gözle görülür hale getirmiştir. Son birkaç yıldır bir kısım medyada, kadına yönelik şiddet haberlerinde İstanbul Sözleşmesi'nin bu suçları arttırdığını savunan içeriğe yer verilir olmuştur. Muhafazakâr kesime hitap eden gazeteler aracılığı ile kadına şiddet haberleri ustaca çerçevelenerek çarptırılmış, sözleşmenin kadına şiddeti doğurduğu algısı oluşturulmuş, bu kesimden gelecek tepkilerin önü kapatılmıştır. 20 Mart 2021 tarihinde ise Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile sözleşmeden çıkılmıştır "Haberde Çerçeveleme ve Örgüt Kuramı Bağlamında Yazılı Basında İstanbul Sözleşmesi'nin İncelenmesi" adlı bu çalışmanın amacı söz konusu yasanın iptalini isteyen koyu muhafazakar zümreleri hedef kitle belirlemiş bir kısım yazılı medya aracılığıyla yasanın iptali durumunu meşrulaştırmaya yönelik kamuoyu oluşturma maksatlı yayın faaliyetlerini tespit etmektir. Örgütsel kuram bağlamında söz konusu medya kuruluşlarının özellikle haberde çerçevelemeye başvurdukları haber metinleri araştırmaya tabi tutulmuş, konuya ilişkin haberler üzerinden nitel araştırma yöntemlerinden söylem analizine başvurulmuştur. Anahtar Kelimeler: İstanbul Sözleşmesi, kadın, şiddet, yazılı basın, haberde çerçeveleme
Suriyeli sığınmacı çocuklara yönelik haberlerin hak haberciliği bağlamında değerlendirilmesi
Suriye'de 2011 yılı Mart ayında başlayan iç karışıklıklar ve çatışmalar nedeniyle, çok sayıda Suriyeli ülkelerini terk etmek ve farklı ülkelere sığınmak zorunda kalmıştır. 3 buçuk milyonun üzerinde savaş mağduru Suriyelinin bulunduğu Türkiye de bu ülkelerden biridir ve Türkiye'deki Suriyeli sığınmacıların yarısından fazlasını çocuklar oluşturmaktadır. Suriye'de yaşanan çatışmalardan ve zorunlu göç hareketinden en çok etkilenen, yaşam hakkı, sağlık hakkı, korunma hakkı, eğitim hakkı gibi en temel haklarından mahrum bırakılan kesimlerin başında kuşkusuz çocuklar gelmektedir. Medyanın sorumluluklarından biri de toplumda seslerini yeterince duyurma imkânı bulamayan, hakları ihlal edilen, kadınlar, çocuklar, engelliler gibi toplumdaki dezavantajlı kesimlerin seslerini duyurmak, onlara yönelik hak ihlallerini gündeme taşımak, haklar konusunda halkı bilgilendirmek ve farkındalık yaratmaktır. Öte yandan, medya kimi zaman hak ihlallerini habere konu ederken kendisi de hak ihlallerine neden olabilmektedir. Alternatif habercilik arayışları içinde yer alan hak haberciliği, medyanın rolünü sadece haklar konusunda insanları bilgilendirmekle sınırlı görmemekte, insanı ve insan haklarını merkeze alan ve haber yaparken hak ihlaline neden olmayan bir habercilik arayışının peşinden gitmektedir. Bu çalışmada, Suriyeli sığınmacı çocuklara yönelik haberler hak haberciliği bağlamında değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, Türkiye'de tirajı en yüksek beş gazete örneklem olarak alınmış ve 1 Ocak 2019 – 30 Haziran 2020 tarihleri arasını kapsayan 18 aylık zaman diliminde, Suriyeli sığınmacı çocukları konu alan haberler belirlenerek içerik analizi yöntemiyle incelenmiştir.
Yeni medyada popülizm ve yalan haber: Türkiye'deki Suriyeli sığınmacılar örneği
Popülizm, çatışmacı ve kutuplaştırıcı siyasetle birlikte sıklıkla anılmaktadır. Bu kavramın kapsamı, bugünlerde toplumsal sorunlarla birlikte giderek büyümektedir. Popülist siyasetteki bu yükseliş, küresel bir demokrasi sorunu olarak görülmektedir. Yeni iletişim teknolojileriyle birlikte giderek yaygınlaşan bilgi kirliliği, popülizme dair oluşan bu savı destekleyen bir unsurdur. Sosyal medya platformlarında paylaşılan yalan haberler, nefret söylemlerini ve düşmanlığı yaymaktadır. Toplumun genelinden farklı kimlikler, yalan haberlerde halka zarar vermekle suçlanmaktadır. Bu tür yalan haberler, dezavantajlı veya öteki kesimlere yönelik asılsız iddialara dayanan popülist söylemlerden oluşmaktadır. Bu sorun, halkın çıkarlarının manipüle edilmesine ve kutuplaşmanın artmasına neden olmaktadır. Bu çalışma, azınlık grupları hedef alan yalan haberlerin popülizm ile ilişkisini sorgulamıştır. Söz konusu yalan haberlerin hedefi olan öteki kesimlerden birisi de sığınmacılardır. Yapılan araştırma, Türkiye'deki Suriyeli sığınmacılara yönelik yayınlanan yalan haberleri bu doğrultuda incelemiştir. Son yıllarda Türkiye'deki sığınmacılara yönelik artan öfke ve nefret ile bu gruplara ilişkin yalan haberler arasındaki ilişki niteliksel bir analizde değerlendirilmiştir.
Kültür endüstrisi ürünü olarak Batman karakteri
Günümüzde gelişen teknolojinin etkisi ile güç kazanan tüketim kavramı artık sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel bir olgu haline gelmiştir. Sanayi Devrimi ile başlayan seri üretim, seri tüketimi de beraberinde getirmiştir. Böylece dev şirketler milyonlarca insanın, ihtiyaçları olmadan bile, tüketmelerini sağlamak için çeşitli üretim faaliyetlerine başvurmuşlardır. Tüketim toplumu haline gelen modern dünyadaki toplumlar, tüketim odaklı bir hayat yaşamaktadırlar. Zaman içerisinde tüketim kavramının yaygınlaşması ile kültür kavramı ile entegre olması söz konusudur. Frankfurt Okulu düşünürlerinden Adorno ve Horkheimer birlikte yazdıkları eserde "kültür endüstrisi" kavramını ortaya koymaktadırlar. Kültür endüstrisi kültürün ve kültür ürünlerinin bir meta ve tüketim objesi haline geldiğini ifade etmektedir. Bu çalışmanın amacı, medya emperyalizmi ve kültür endüstrisi kapsamında sinema ve batı merkezli filmlerin bireylerin tüketim davranışları üzerindeki etkilerinin Batman çizgi filmi üzerinden irdelenmesidir.
Zygmunt Bauman'ın akışkan modernite yaklaşımının iletişim olgusuna yansıması
İnsan sosyal bir varlıktır ve onun en temel özelliklerinden birisi iletişim hâlinde olmaktır. Literatürel olarak iletişim olgusu için farklı tanımlamalar yapılmıştır. Bu tanımlamaların ortak vurgusu, insanın etkileşim hâlinde olmasıdır. Bu bağlamda iletişim kavramını hayatın kavşak noktası olarak değerlendirmek mümkündür. Geçen zaman hayatı değiştirmekte, dönüştürmekte ve farklı bir boyuta taşımaktadır. Hayatın değişimi ise her şey gibi iletişim olgusunun da değişmesine neden olmaktadır. Klasik dönemin iletişim anlayışı ve işleyiş biçimi modern dönem ile sona ermiştir. Modernitenin iletişim anlayışı ve işleyiş biçimi ise postmodern dönemde bambaşka bir form kazanmıştır. Sözü edilen değişim ve dönüşümü eleştirel bir bakış açısıyla ele alan bu çalışmada sosyolog Zygmunt Bauman'ın "Akışkan Modernite" tanımı ve diğer görüşlerinden faydalanılmıştır. Genel olarak postmodern dönemin iletişim anlayışı ve işleyiş biçiminin anlamsal karşılığının ortaya çıkarılması amaçlanmaktadır.
Küreselleşmenin biyometrik suretleri: Andreas Gursky
Bir ifade biçimi olarak fotoğraf, icadından günümüze etkisini her an daha da artırmaktadır. Sanayi devriminin ürünü diyebileceğimiz fotoğrafik görüntü, 20. yüzyılın son çeyreğinde sayısal teknoloji ile bir başka boyuta taşınırken, aynı dönemin bir başka olgusu küreselleşme de insanlık tarihinin bir diğer dönüm noktası olarak önümüze çıkmaktadır. Tanımı, tarihlenmesi ve son yıllarda uluslararası alanda yaşanan gelişmeler nedeniyle muğlak bir 'kavram', fotoğraf terimiyle 'gizli görüntü' (latent image) özelliği taşıyan küreselleşmenin her şeye karşın tüm yaşamsal alanı kapsadığı genel kabul görmektedir. Bu haliyle küreselleşme düşünürlerin, kuramcıların sözel ifadelerinde yer bulurken, onun görüntüsel betimlemesi kimi sanatçıların ilgi alanıdır. Küreselleşmeyi fotoğraf diliyle ve sayısal teknolojinin olanaklarına başvurarak anlatan en önemli isimlerden biri de Andreas Gursky'dir. Gursky, küreselleşme ve sayısal fotoğrafın yolu kaba bir tarihleme ile 1990'ların başında ve Berlin Duvarı ekseninde kesişmesiyle bilinir. 1989'da yıkılan Berlin Duvarı dünyada sınırların kalkmasını sembolize ederken, duvarın doğusunda dünyaya gelip, sonra batısına göç eden Gursky'nin yüksek fiyatlar biçilen, devasa boyuttaki çalışmaları küreselleşmenin suretleri olarak nitelendirilir. Bu tezde sanatçının 'Amazon' fotoğrafı göstergebilimsel çözümleme yöntemiyle ele alınarak, küreselleşmenin nasıl temsil edildiği irdelenmiştir.
Dijital çağda yeni bir habercilik türü: SEO haberciliği
Teknoloji alanında yaşanan gelişmelerin iletişim olgusu üzerindeki etkisi, oldukça hızlı bir biçimde sonuçlarını göstermektedir. Dijitalleşme süreciyle birlikte, iletişimin ve teknolojinin birbirini yeniden tanımladığı bir döngüden söz etmek mümkün hale gelmiştir. "Dijital çağ" olarak adlandırdığımız bu süreçte, yaşamsal pratikler yeni boyutlar kazanmış; bu devinimin en çarpıcı biçimde yansıdığı alanlardan birisi de medya olmuştur. Yeni araçlar ile yeni deneyim ve alışkanlıkların karşılıklı üretim sürecine girdiği dijital medya ortamında, habercilik pratikleri de çeşitlenmiştir. Web teknolojilerinin gelişimiyle haberin üretilme, aktarılma, tüketilme, algılanma ve geri bildirim tarafları yeni özellikler kazanmıştır. İnternet üzerinde gerçekleşen habercilik faaliyetleri; algoritmalara göre kurgulanır hale gelmiş, büyük veri, yapay zekâ gibi kavramlarla şekillenmiştir. Bu noktada haberin üreticisinden tüketicisine ulaşmasını sağlayan en önemli araçlardan birisi arama motorlarıdır. Kullanım oranı ve pazar payı ile rakiplerine göre oldukça farklı bir konumda bulunan Google ise bir arama motoru olmasının ötesinde, gerçekleştirdiği çok çeşitli işlevlerle haberciliğe de ciddi etkileri olan bir yapı ortaya koymaktadır. Haberlerin, arama motorlarına ve özellikle de Google'a optimize edilerek oluşturulduğu ve sunulduğu, "SEO (Search Engine Optimisation) haberciliği" olarak ifade ettiğimiz habercilik türü, dijital çağda haberciliği şekillendiren önemli uygulamaları bünyesinde barındırmaktadır. Bu çalışma, medyanın dijitalleşmesi sürecini habercilik üzerinden ele almakta; haberciliğin arama motoru algoritmalarıyla şekillenen yapısını, dijital medyanın öne çıkan kavramlarıyla ilişkilendirerek sunmayı hedeflemektedir. Çalışmanın son bölümünde nitel araştırma yöntemiyle bir araştırma gerçekleştirilmiştir. Belirlenen uygun örneklem çerçevesinde haber sitelerinin SEO sorumlularıyla görüşmeler yapılmış ve "SEO haberciliği" olarak ele alınan habercilik türünün yapısı ve sorunları, elde edilen bulgular ışığında analiz edilmiştir.
Balkan savaşları döneminde basında Türk milliyetçiliği söylemleri (1912-1913)
Söylem, dilin anlamlandırması ve anlamlandırılanların toplum kültüründe neyi temsil ettiğine dayanmaktadır. Bir toplumun sözlü, yazılı ve görsel söylem biçimleri, özellikle o milletin kimlik, kültürel varoluş, varoluşun sürdürülebilirliği ve paylaştıkları anlamları hakkında bize ipucu verir. Bir temsil sistemi olarak milliyetçilik de geçmişten günümüze insanlar tarafından kendi kimliğini ve yaşadığı dünyayı tanımlamada ve anlamlandırmada kullanılmaktadır. "Milletler veya uluslar çağı" olarak isimlendirilen 19. yüzyıl her şeyden önce asırlarca hakimiyet kurmuş imparatorlukların sonunu getiren ideolojik çeşitlenmelerin kitlesel hareketleriyle karakterize edilirken aynı zamanda söylemini de oluşturmuştu. Milliyetçilik, Batı'da toplumsal yapının şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda ise 20. yüzyılın başında Balkan Savaşları, Türk milletinin uyanışını canlandıracak milliyetçi bir hareketliliği ortaya çıkarmıştı. Savaş, Türk milleti için toprak kaybından çok sosyo-bilişsel ve sosyo-psikolojik kolektif bir uyanış hareketi olarak belirmiştir. Böylece "Türk milliyetçiliği" ülküsü olarak oluşan bu hareket, bir söylem biçimi de ortaya çıkarmıştır. Çalışmamızın amacı Osmanlılık ideolojisi karşında gittikçe merkezi konuma yükselmeye başlayan Türk milliyetçiliğinin söylem yapısının kendini hangi bağlamlar, temsiller, bilişsel tutumlar ve söylemler üzerinden inşa ettiğini ve doğasında hangi kodları barındırdığını bulmaya çalışmaktır. Söylemsel alanın en iyi gösteri alanlarından biri de kamusal söylemin yer aldığı basındır. Bu bağlamda çalışmamızda dönemin İkdam gazetesi (ılımlı muhalif), Tanin gazetesi (hükümet yanlısı) ve Tasvir-i Efkâr (tarafsız/bağımsız) gazetesinde Türk milliyetçiliği/Türkçülük konulu metinler belirlenerek Teun A. Van Dijk'ın sosyo-bilişsel yaklaşımıyla eleştirel söylem analizine tabi tutulmuştur. Türk milliyetçiliği söyleminin belirlenen tarih aralığında Türkçe basında varlığı ile yapısının kendini hangi bağlamlar, temsiller, bilişsel tutumlar ve söylemler üzerinden inşa ettiği tespit edilmiştir. Ayrıca söz konusu metinlerde Türk milliyetçiliğine gönderme yapan sözcük ve sözcük öbekleri belirlenerek içerik analizi yönteminden frekans analizine tabii tutulmuştur.
Çerçeveleme kuramı bağlamında Filistin konulu haberlerin Malezya medyasına yansıması: Yüzyılın Anlaşması
Bu çalışma, İsrail-Filistin meselesinin Malezya medyasında yer alma biçimini incelemektedir. Bu bağlamda Malezya'da en fazla popüler olan Astro Awani çevrimiçi ve The Star çevrimiçi haber kaynakları analiz edilmek üzere seçilmiştir. Analiz için vaka çalışması olarak, "Yüzyılın Anlaşması (2020)" isimli ABD'nin eski başkanı Trump'ın Filistin meselesine yönelik tartışmalı teşebbüsü ele alınmıştır. Bu çalışmanın amacı; konu kapsamında Entman'ın (1993) çerçeveleme kuramı bağlamında Astro Awani ile The Star medyasının üslubunun olumlu, olumsuz veya dengeli olup olmadığını araştırmaktır. Aynı zamanda üslup ele alınırken olumlu bir yaklaşım olarak kategorize edilen mağduriyet anlatısı açışından da incelenmiştir. Çalışmanın amaçlarına ulaşmak için bu iki haber sitesinde yer alan "Yüzyılın Anlaşması"na dair makalelerin nitel içerik analizi benimsenmiştir. Astro Awani'den 14 ve The Star'dan 24 olmak üzere çalışmaya dâhil edilen toplam haber makale sayısı 38'dir. Makalelerin zaman dilimi, Trump'ın resmî açıklama yaptığı 28 Ocak 2020 ile 22 Mart 2020 tarihlerini kapsamaktadır. 38 haber makalesi içerisinde 23 haberde tanı nedenlerine, 25 haberde ahlaki yargı işlevine, 38 haberden 31'inde de çözüm önerisine rastlanmıştır. Bulgulara göre Astro Awani, Filistin'e yönelik %83 oranında olumlu, %17 oranında olumsuz tutum sergilemiştir. İsrail'e ve anlaşmaya yönelik %83 olumsuz, %17 olumlu tutum sergilediği görülmüştür. The Star'a gelindiğinde ise Filistin'e yönelik %70 olumsuz, %20 dengeli ve %10 oranında olumlu tutum gözlemlenmiştir. İsrail'e ve anlaşmaya yönelik %57 olumsuz, %19 olumlu ve mağduriyet anlatısının yer aldığı haberlerde %24 oranında dengeli tutum tespit edilmiştir.
Türkiye'de e-gazete uygulamaları ve geleceği
İnsanlık tarihi, aynı zamanda teknolojik değişim ve dönüşüm süreçlerinin tarihidir. İnsanlık tarihine teknoloji penceresinden bakıldığında ortada iki temel farklı bakışın yer aldığı görülmektedir; teknolojik determinizm ve teknolojinin sosyal inşası. Teknolojik determinizm, toplumsal değişimlerin temel belirleyicisi olarak teknolojiye işaret ederken sosyal inşacı kuram sosyal alanı değişimin öznesi olarak konumlandırır. Günümüzde teknolojiye ilişkin tartışmaların somutlaştığı en yüksek aşama ise şüphesiz ki internettir. İnternet, bulunup yaygınlaşmasıyla birlikte kısa zamanda toplumsal yaşantıya entegre olmuş, bu entegrasyon sürecinden gazetecilik de kendi payına düşeni almıştır. İnternetle birlikte gazetecilik tüm yönleriyle önemli değişimlere uğramış, gelinen noktada basılı gazetelerin daha ne kadar varlığını sürdürüp sürdüremeyeceği tartışmaları başlamıştır. Bu değişim sürecinin önemli aktörlerinden birisi ise elektronik gazetelerdir. E-gazeteler, her ne kadar basılı gazetelerin elektronik sürümleri olarak ortaya çıkmışlarsa da bugün dünyanın pek çok yerinde ayrı ve özel bir gazetecilik türü olarak görülmektedir. Türkiye'de ise e-gazetelere ilişkin kafa karışıklığı devam etmekte, internet üzerinden yapılan diğer gazetecilik türlerine kıyasla e-gazetelere yeterince önem verilmediği anlaşılmaktadır. Türkiye'de e-gazetelerin haber alma işlevinde neden geri planda kaldığını anlamak için, öncelikli olarak sorunun okuyucudan mı, yoksa gazetelerden mi kaynaklandığını anlamak gereklidir. Bu amaçla çalışmada öncelikli olarak e-gazetecilik kavramı mercek altına alınmıştır. Çalışmada, geleneksel gazetecilikten başlayarak e-gazeteciliğin gelişim aşamaları verilmiş, e-gazeteciliğin ne olduğu saptanmaya çalışılmış ve Türkiye'de faaliyet gösteren e-gazetelere değinilmiştir. Devamında, Türkiye'de e-gazetecilik algısını anlama maksadıyla bir anket çalışması yürütülerek sonucunda Türkiye'de e-gazeteciliğin geleceğine ilişkin bir sorgulama ortaya koyabilmek amaçlanmıştır.
Z kuşağının medya kullanım alışkanlıklarının saptanması üzerine bir araştırma
"Z Kuşağının Medya Kullanım Alışkanlıklarının Saptanması Üzerine Bir Araştırma" adlı bu çalışmanın amacı Z Kuşağının medya kullanım alışkanlıklarını anket tekniği ile araştırmak, iletişim alanında literatüre disiplinlerarası ve nicel veri kazandırmak, medyanın geleceğinde gereklilik arz edecek mesleki donanımları analiz edebilmek, Türkiye'nin geleceğini şekillendirecek olan genç kuşağın medya kullanım alışkanlıklarını ortaya koymak ve bu verilerden yola çıkarak meslek profesyonellerine bir yol haritası çizmektir. Günümüzde medyanın küreselleşme ve teknolojiyle ulaştığı noktayı anlamak, gelecekte ulaşacağı ve dönüşeceği evreleri öngörebilmek ve karşı konulamaz olan dönüşüme, medyanın etik değerlerini ve kamuoyunun çıkarlarını koruyarak ayak uydurmak adına yeni kuşakların medya kullanım alışkanlıklarının değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Çalışma, anket veri toplama yöntemiyle Ekim- Kasım 2020 tarihinde yürütülmüş olup ana kütlesi Z Kuşağı bireylerinden, örneklemi ise 15 ve 25 yaş arası, İstanbul'da ikamet eden 440 katılımcıdan oluşmaktadır. Araştırma kapsamında verilerin analiz edilmesi için SPSS Statistics 20 programı kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Z Kuşağı gençlerinin yeni medya ortamlarını sıklıkla kullandığı ve bu ortamları geleneksel medya ortamlarına tercih ettiği; yeni medyayı geleneksel medyaya göre daha demokratik bulduğu ve yeni medyada kendisinin daha iyi temsil edildiğini düşündüğü ancak yeni medya ortamında siyasi görüşlerini ifade ederken çekindiği bulgusuna ulaşılmıştır.
2000 sonrası Türkiye-Rusya Federasyonu ilişkilerinin yazılı basına yansımaları
Soğuk Savaş'ın bitimiyle beraber tüm dünyada değişime yönelik bir süreç başlamış ve ülkelerin ilişkilerinde eski önyargılar bir tarafa bırakılarak yeni sayfalar açılmıştır. Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra kurulan Rusya Federasyonu'nun eski politikalarını terk edip Batının ekonomik sisteminin içine dahil olmasıyla Türkiye-Rusya Federasyonu ilişkilerinde önemli gelimeler yaşanmıştır. Özellikle 2000 yılı sonrası önce Putin'in iktidara gelmesinin ardından AKP'nin de iktidar olmasıyla birlikte bu ilişkiler çok daha fazla ilerleme kat etmiştir. Gerek Türkiye'nin gerekse Rusya Federasyonu'nun birbirlerine olan ihtiyaçlarının bu ilişkilerin gelişmesinde etkisi açıktır. Bu ihtiyaçlardan öne çıkan konulardan biri doğal gazdır. Rusya Federasyonu ekonomisinin düzelmesinde başlıca konu AB'ye satılan gazdır ve bu gazın hangi güzergahtan geçeceği önemlidir. Uluslararası arenada daha fazla öne çıkmak isteyen Türkiye, bu güzergahın kendi ülkesinden geçmesini istemekte ve bu yönde Rusya Federasyonu ile de iş birliği yapmaktadır. Son dönemlerde bu iş birliği S-400 satın alınımından da anlaşılacağı üzere farklı alanlara da yansımaktadır. Ancak ilişkilerde olumsuz gelişmeler de yaşanmaktadır ki bu gelişmelerin başında uçak krizi yer almaktadır. Çalışmamızda Türkiye-Rusya Federasyonu ilişkilerinin gelişim süreci on yıllık süreçler halinde olumlu ve olumsuz yönleriyle ortaya koyulmuştur. Ardından bu süreçte yaşanan önemli gelişmelerden seçilmiş olan uçak krizi, S-400 anlaşması ve Kırım'ın ilhakı gibi konuların Türk yazılı basınına nasıl yansıdığı Hürriyet, Sabah ve Sözcü gazeteleri örneklemiyle beraber ortaya konulmaya çalışılmıştır. Seçilmiş olan bu gazetelerin bir hafta boyunca ilk sayfaları analiz edilmiştir. Analiz, ilk sayfalardaki konuyla ilgili başlık ve spotlar, kullanılan görseller haberin olumlu ya da olumsuz oluşu, eleştirel bir yaklaşım olup olmadığı gibi belirlenmiş kriterler bağlamında yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Rusya Federasyonu, Türk Yazılı Basını, Hürriyet, Sabah, Sözcü
Medya kuruluşlarında mülkiyet yoğunlaşması ve etkileri: Türk medyası örneği
Anaakım iletişim kuramcılarından George Gerbner, sınai ve pazar ilişkileri tam olarak kavranmadan kitle iletişim araçları üzerinde yapılacak analizlerin yüzeysel kalacağını söylemektedir. Bu tez çalışmasında da medya sektöründe geçmişten beri var olan ve özellikle neo-liberal politikalardan sonra büyük ilerleme kaydeden medyada mülkiyet yoğunlaşması, ortaya çıktığı liberal çoğulcu düşünsel temellerden itibaren ele alınmıştır. Piyasa yapıları, yoğunlaşma olgusu ve Türk medya sektöründe 1980 öncesi ve sonrasının mülkiyet yoğunlaşmasına değinerek sınai ve pazar ilişkileri anlatılmaya çalışılmıştır. Medya kuruluşlarında mülkiyet yoğunlaşmasının etkileri ise ilk olarak, aynı medya grubuna ait gazetelerin haberlerinde ifade çeşitliliği olup olmadığı üzerine eleştirel söylem çözümlemesi modeli kullanılarak bir inceleme yapılmıştır. Diğer etkileri ise örnekleriyle birlikte açıklanmış ve ardından çözüm önerileri sunulmuştur. Mülkiyet yoğunlaşmasının ifade çeşitliliğini azalttığı saptanmış olup diğer etkilerin ise medyanın birincil işlevi olan kamu yararına karşı engel oluşturduğu tespit edilmiştir.
Türk medyasında etik kavramı üzerinden yurttaş gazeteciliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, etik kavramı üzerinden Türk Medyasında yurttaş gazeteciliğinin durumu incelenerek bu alanda çalışma yapan platformlardan Bianet ve Dokuz8haber sitelerinin mülteci krizi ile ilişkili yaptığı haberler araştırılarak, karşılaşılan etik ihlaller üzerinden anaakım medyanın güçlü isimlerinden Hürriyet gazetesi ve Yenişafak gazetelerinin internet haber siteleriyle karşılaştırılıp değerlendirilmenin yapılması amaçlanmıştır. Bu doğrultuda ilk olarak, etik kavramı araştırılmış ve medyadaki etik olgusu üzerinde durulmuştur. Yeni medya kavramı üzerinde de durularak daha sonrasında yurttaş gazeteciliği kavramı ve bu alanda çalışma yapılabilecek platformlar incelenerek bu kavram üzerine derinlemesine bir araştırma yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Bianet, Dokuz8haber, Hürriyet ve Yenişafak haber siteleri oluşturmaktadır. Türkiye'deki mültecilere Avrupa kapılarının açılma tarihi olan 28 Şubat 2020 – 28 Mart 2020 tarihleri arasındaki bu internet sitelerindeki mülteci krizine yönelik haberler incelenerek içerik analizi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmede 'Ethical Journalism Network'ün yayınlamış olduğu mülteci haberlerinde karşılaşılan etik sorunların neler olduğu üzerine yayınlanan maddeler değerlendirmenin kaynağını oluşturmaktadır. Bu değerlendirmeler sonucunda yurttaş gazeteciliğine oranla anaakım medyanın bu haberler üzerinde daha çok durduğu saptanmış ve yaptığı haber sayısı üzerinden oranlandığında daha az etik ihlale rastlanmıştır. Dokuz8haber sitesinde mülteci krizine yönelik haberlerin azlığı dikkat çekerken Bianet üzerinden yayınlanan haberlerde etik ihlaller kapsamında yeteri kadar özen gösterilmediği saptanmıştır.
Konvansiyonel medyadan yeni medyaya geçiş sürecinde EEG yöntemiyle kullanıcının beyin analizinin ölçümlenmesi
İletişim, günümüzde hayatın her alanında yaşayan bir kavram olarak geçerlilik sürdürmektedir. Yaşamın her noktasına değen ve izler bırakan bu etkileşim biçimi zaman içinde insanlığın ve tarihin dönüşümüne bağlı olarak da birtakım değişimler geçirmiştir. Taşa ya da mağara duvarlarına çizilerek bir anlam ifade eden resimlerden günümüzde elektronik ekranlar aracılığıyla okunabilen mesajlara geçiş iletişimin durağan bir yapıya sahip olmadığının da en büyük ispatı niteliğindedir. Günümüzde iletişim, başta küreselleşme olmak üzere birçok etmen yardımıyla aldığı şekil bağlamında McLuhan'ın tasvir ettiği küresel köyün birebir benzerini yaşatmaktadır. Taşlardan el yazmalıya, el yazmalıdan telgrafa ve telgraflardan günümüz radyo, televizyon ve bilgisayarlarına uzanan bu yolculukta keşfedilmeyi bekleyen birçok alt metin yatmaktadır. Bu kapsamda günümüz küresel dünyasında en önemli araç olan iletişimin bıraktığı etki ve verdiği motivasyon incelenebilir bir alan haline gelmektedir. İletişimde olan kişi sayısı, iletişimin biçimi ve iletişimin türü ne olursa olsun günümüz iletişimi toplum odaklı bir hale gelmiştir. Özellikle birey odaklı, bireyi biricikleştiren ve öze hitap eden iletişim biçimi duygu durumu değişimi ve motivasyon artırımını daha hızlı gerçekleştirmektedir. İletişim ve medya araçlarının temelindeki bu değişim her alana olduğu gibi reklamcılık ve pazarlama alanlarına da yansıyarak yeni dünyanın yeni kitlesine farklı pazarlama yöntemlerinin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Kullanıcı deneyiminin ön plana çıktığı araçlar, artırılmış gerçeklik uygulamaları, nöropazarlama yöntemleri bu yeni pazarlama çeşitlerinin sadece birkaçı olmuştur. Pazarlama odaklı olarak temellendirilmiş de olsa günümüzde nöropazarlama teknikleri bireylere dışarıdan gelen etkilerin sıfırlanarak bir ürün, hizmet ve nesne üzerindeki duygularını ölçen nesnel araçları içermektedir. Bu çalışmada ise nöropazarlama yöntemi kullanılarak konvansiyonel medya araçlarından biri olan gazete ve yeni medya araçlarından biri olan internet incelenmiştir. Çalışmada bir bütünlük oluşturması açısından internet incelemesi içine gazete de dahil edilerek bir gazetenin internet sitesi gösterilmiştir. Çalışmada, 20 gönüllü katılımcıya (10 Erkek - 10 Kadın) gösterilen haberler karşısında katılımcılarda oluşan beyin dalgaları EEG cihazı olan NeuroSky tarafından analiz edilmiştir. Beyin dalgalarına ek olarak katılımcılarda oluşan ilgi ve motivasyon değerlerinin ise ortalaması alınarak hangi bireyin hangi tür medyaya karşı bir ilgi geliştirdiği analiz edilmiştir. Beyin dalgaları analizi sonucunda katılımcıların konvansiyonel medya karşısında kendilerini daha rahat hissettiği, yeni medya karşısında ise dikkatlerinin sürekli olarak dağıldığı saptanmıştır. Bununla birlikte katılımcıların okudukları haber türlerine göre dikkat ve motivasyon seviyeleri de haberin bulunduğu ortam fark etmeksizin değişim göstermiştir.
Yayın yasakları ve gazetecilik ilişkisinin söylemsel analizi-son dönem Türkiye değerlendirmesi
Gazetecilik faaliyetleri en temel anlamda, "kamunun aydınlatılması, en doğru, en tarafsız şekilde bilgilendirilmesi adına yapılan faaliyetler" olarak tanımlanmaktadır. Yayın yasakları ve getirilen sansürler ise bu bilgilendirmenin yapılmasını engellemekte ve medyanın rolünü kısıtlamakla beraber gazetecinin kamu karşısındaki rolünü sorgulanır kılmaktadır. Aynı zamanda dördüncü güç olduğu iddia edilen medyanın, görevini ve sorumluluklarını yerine getirmesini imkânsız hale getirmektedir. Terör olayları başta olmak üzere krizlerin yaşandığı dönemde ise bu bilgilendirmeye her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulmaktadır. Medyanın hassas bir şekilde davranarak bilgilendirme yapması beklenen bu dönemde, medyaya çok iş düşmekte, kullandığı haber diline, yaptığı bilgilendirmelere, değindiği ayrıntılara dikkat etmesi beklenmektedir. Terörün amacının propaganda yapmak olduğu düşünüldüğünde bu amaca hizmet etmemek için kullanılan her ifadeye dikkat edilmesi gerekmektedir. Yayın yasaklarının temelleri çok daha eskilere dayanmasına rağmen tarihsel bir kısıtlama yapabilmek adına yakın tarih tercih edilmiştir. Son 5 yıllık dönemde de özellikle etki yaratan terör eylemi niteliğinde tanımlanan olaylardan sonra getirilen yayın yasakları önemli tartışma konuları arasında yer almaktadır. Büyük etki yaratan olaylar arasından 2013 yılında Reyhanlı'da meydana gelen patlama sonrası uygulanan yayın yasağı, 2015 yılında Ankara'da meydana gelen patlama sonrası getirilen yayın yasağı ve 2017 yılının ilk saatlerinde meydana gelen Reina saldırısı sonrasında getirilen yayın yasakları makalenin konusu olacaktır. Yaşanan bu olayların hemen ardından yayın yasağı getirildiği göz önünde bulundurularak yapılan ilk haberler çalışmaya dâhil edilmiş ve olayların ilk iki gününde yapılan haberler değerlendirilmiştir. Çalışmada haberlerin başlıklarından başlanarak, değinilen detaylar, kullanılan dil, yer verilen görseller, dikkat çeken ifadeler incelenmiştir. Çalışmanın yöntemi, kapsamlı literatür taraması ve olayların ardından yapılan haberlerin eleştirel söylem analizi ile incelenmesidir.
Avrupa'da yükselen sağ popülizm: Almanya, Avusturya ve Hollanda örnekleri üzerinden sağ popülist liderlerin yeni medyayı kullanma pratikleri
Bu çalışmada, Avrupa'da yeniden yükselen milliyetçiliğin ve onu faşizmden ayıran popülist yaklaşımın, liderlerin yeni medya kullanımları çerçevesinde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, önce popülizm kavramı kuramcıların görüşleri ışığında ele alınmıştır. Günümüzün milliyetçi ve muhafazakar politikacılarının sağ popülist söylemleri ve eylemlerinden örneklerle popülizm kavramı açıklanmıştır. Ardından yeni medyanın ne olduğunun ve siyasal alanda nasıl bir etki yarattığının üzerinde durulmuştur.
Göçe zorlanan dış türklerin Türk yazılı basınında yer alışı
Yakın tarihe kadar "zorunlu göç" olarak ifade edebileceğimiz kısır bir döngü içerisinde, birçok topluluk gibi Ahıska Türkleri ve Kırım Tatarları da sürekli olarak kendi öz vatanlarından ayrı, farklı coğrafyalarda yaşamlarını idame ettirmeye çalışmışlardır. 1944 yılında, Sovyet lideri, Stalin tarafından yurtlarından ansızın, sebepsiz yere çıkarılarak Orta Asya'nın daha önce hiç görmedikleri, bilmedikleri topraklarına yerleştirilmişlerdir. Yaşamak zorunda bırakıldıkları bu topraklarda başta ekonomik olmak üzere birçok sosyo-kültürel sorunlarla karşılaşmışlardır. Bilhassa Ahıska Türkleri, göç ettikleri ülkelerde türlü problemler yaşamış ve bulundukları yerden başka ülkelere göçleri devam etmiştir. Söz konusu "zorunlu göçler" bahsedildiği üzere gerek siyasi gerekse sosyal, ekonomik vb. çok sayıda sorunu da beraberinde getirmiştir. Şüphesiz karşılaştıkları en önemli sorun; göç ettikleri yerlerde başta barınma hakkıyla beraber birçok insani hakkı elde edebilmek için özbenliklerinden, Türk kimliğinden vazgeçmelerinin istenilmiş olmasıdır. Kırım ve Ahıska Türklerine karşı açık bir asimilasyon siyaseti uygulanmış ve sahip oldukları öz değerlerini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Tam bu noktada, ana vatanlarına dönmek için devamlı surette çözüm yolları geliştirmeye çalışmışlardır. Tez çalışmasında, Tüklerin maruz kaldıkları göçün ardından geride bıraktıkları topraklara dönüş hakkını elde edebilmek, bilhassa uluslararası platformlarda seslerini duyurabilmek için nasıl mücadele verdikleri araştırma konusu olarak belirlenmiştir. Türklerin yasal olarak vatanlarına geri dönüş hakkı elde ettikleri 1991-1999 yılları arasında neler yaşandığı, dönüşlerin ne kadarının gerçekleşip gerçekleşmediğine dair yapılan haberlerin, Türk yazılı basınında yer alıp almadığı ise araştırma safhasının en önemli halkasını oluşturmuştur. Türklerin geri dönüşlerine ilişkin Türk yazılı basınının konuyla olan alakasını ölçmek ve bu anlamda somut, sayısal veriler ortaya koyabilmek için seçilen 3 günlük gazete üzerinden bir arşiv taraması yapılmış ve bu döneme ışık tutulmaya çalışılmıştır. Sonuç itibariyle, içerisinde gazete, dergi ve bu konuda akademik düzeyde kaleme alınmış çeşitli kitapların yanı sıra, bizzat Kırım ve Ahıska Türkleri tarafından da oluşturulmuş yazılı ve görsel mecraların bulunduğu literatürler incelenmiş, ana vatana dönüş sürecinde meydana gelen tüm gelişmeler basına yansıdığı kadarıyla aktarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler; Göç, Zorunlu Göç, Kırım Tatarları, Ahıska Türkleri, Sovyet Sosyalist Cumhuriyet Birliği (SSCB), Türk yazılı basını.
ASEAN'ın Türk medyasındaki imajı: 2015 yılından 2017 yılına kadar Türk gazetelerinde çıkan haberler
Bu araştırma içerik analizi yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Içerik analizi, metin içindeki belirli kelimelerin veya kavramların varlığını belirlemek için kullanılan bir araştırma aracıdır. Araştırma, Türkçe ve İngilizce olan gazetenin diline göre iki kategoriye ayrılabilen toplam 5 Türk gazetesinde içerik analizi metodolojisi kullanılarak gerçekleştirilecektir. Hürriyet, Sabah ve Cumhuriyet gazeteleri örneklem olarak seçilmiştir. Öte yandan, İngiliz yapan Daily Sabah ve Hürriyet Daily gazeteleri de ele alınmıştır. Gazeteler Ocak 2015 ile Aralık 2017 yılları arasında taranmıştır. Bu araştırmanın sonucunda, Türkiye Cumhuriyeti'nin, Güneydoğu Asya ülkelerine yönelik uluslararası politikası da belirlenmeye çalışılmıştır. . Bu araştırmanın verilerinin gelecekteki araştırmalarada ışık tutması umulmaktadır.
Yıldız dergisi (1938-1954) odağında sinema dergiciliği ve modernleşmeye bir bakış
Bu çalışmanın konusu 1938-1954 yılları arasında yayınlanmış Yıldız dergisinin sinema dergiciliği faaliyetlerini ortaya koymak ve derginin modernleşmeyi nasıl yansıttığını betimlemektir. Türk sineması 1914'ten itibaren ilk denemeleri yapmış, ardından tiyatral havaya bürünmüş, 1939'dan itibaren 1950'ye kadar Geçiş Dönemi adı verilen süreçte arayışlar yaşamıştır. Yıldız dergisi bu dönemde modern bir sinema kurulmasına katkıda bulunmuştur. Sinema dergiciliğinde büyük bir boşluğu doldurmuş ve sinema dergiciliğinin kurumsallaşmasında önemli rol oynamıştır. Modernleşmenin yeni yaşam biçimlerini olumlayarak okuyucuya aktarmış ve tanıtmıştır. Cumhuriyet modernleşmesinin erken dönemlerinde sinemanın modernleşmesinde, sinema dergiciliğinin modernleşmesinde ve Türk toplumunun modernleşmesinde katkıları olmuştur. Bu çerçevede modernleşmeye ilişkin temel kavramlar irdelenmiştir. Türk modernleşmesinin tarihsel izleri, basının pozisyonu ve Türk sinemasının ilk dönemi üzerinde durulmuştur. Son olarak Yıldız dergisinin yayıncılık faaliyetleri belirlenmiş haberlerinde modernleşmeyi nasıl sunduğu irdelenmiştir. Bu amaçla derginin haberleri içerik analizine tabi tutulmuştur. Anahtar kelimeler: Modernleşme, Sinema, Sinema Dergiciliği, Yıldız dergisi
Haber sitelerinin akıllı telefonlarda görüntülenen sayfalarında kullanıcı deneyimi tasarımının incelenmesi
Herhangi bir ürünün kullanıcı deneyimine göre hazırlanmasının o ürünü kullanılabilirlik açısından daha elverişli konuma getirdiği literatürde kabul görmüştür. Benzer şekilde haber sitesi arayüz tasarımlarının, kullanılabilirliğe etki eden faktörleri göz önünde bulundurarak oluşturmasının da daha elverişli bir kullanım ortaya çıkartacağı ileri sürülebilir. Bu minvalde, çalışmanın temel amacı mobil haber sitelerinin kullanıcıların gerçekleştirmek istedikleri eylemleri daha kısa yoldan ve daha az zaman harcayarak gerçekleştirebilmelerini sağlayacak şekilde bir arayüz tasarımı ortaya koyup koyamadıklarını tespit etmektir. Çalışma kapsamında kullanıcı deneyimine katkısı olan arayüz tasarımlarındaki eksiklikleri belirleyebilmek adına web site tasarımında kullanılabilirliğe etki eden faktörler belirlenmiştir. Bu doğrultuda "Kullanılabilirlik Testleri" ve "Yarı yapılandırılmış Görüşme" metotlarından faydalanılmıştır. Mobil haber sitelerinin kullanılabilirlik problemleri tespit edilmiştir. Sonuç olarak ulaşılan veriler ışığında kullanılabilirliğinin geliştirilmesinde faydalı olacak çeşitli öneriler getirilmeye çalışılmıştır.
Türkiye'nin Çin medyasındaki imajı: 2015 yılından 2017 yılına kadar Çin gazetelerinde çıkan haberler
Bu çalışmada, içerik analizi bir araştırma yöntemi olarak kullanılmıştır. İçerik analizi, metinlerdeki veya metin kümelerindeki belirli sözcüklerin veya kavramların varlığını belirlemek için kullanılan bir araştırma aracıdır. Araştırmacılar, bu kelimelerin ve kavramların varlığını, anlamlarını ve ilişkilerini ölçüp analiz eder, daha sonra metinlerdeki mesajlar, yazarlar, izleyiciler ve hatta bunların bir parçası oldukları kültürler ve zamanlar hakkında çıkarımlar yapmaktadır. Bu araştırma, dilin farklılığı için ayrılan 3 Çin gazetesine odaklanmaktadır. Çince Gazetesi olarak People's Daily, China Youth Daily ve İngilizce Gazetesi olarak China Daily. Bu gazetelerini araştırma yöntemi içerik analizi ile incelenmektedir. Bu araştırma aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Halk Cumhuriyeti arasındaki ikili ilişkiyi incelemektedir. Bu araştırmanın istatistiklerinin gelecekteki göreceli araştırmalara fayda sağlayacağını umulmaktadır. Anahtar Kelimesi: İçerik Analizi, Türkiye Cumhuriyeti, Çin Halk Cumhuriyeti People's Daily, China Youth Daily, China Daily
Çatışma dönemlerinde sosyal medyada görsel propaganda savaşı: Suriye rejiminin askeri propaganda faaliyetleri örneği
Politika ve propaganda arasındaki simbiyotik ilişki, internet tabanlı teknolojiler ile birlikte yeni bir boyut kazanmıştır. 21. yüzyılın en önemli teknolojik gelişmelerinden biri olarak kabul edilen sosyal medyanın ortaya çıkışı, son yirmi yılda propaganda mesajlarını yayma yöntemlerini derinden değiştirmiştir. Günümüzde özellikle çatışma ve savaş dönemlerinde birçok devlet ve devlet dışı aktörler görsel propagandanın yayılması için sosyal medya platformlarından yararlanmaktadır. Bu çalışmada, iç savaş sırasında görsellerin askeri propagandayı yaymak amacıyla nasıl kullanıldığı anlamak için Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad rejiminin resmi Facebook sayfasında paylaşılan fotoğrafları incelenmiştir. Bu amaçla, anlamlandırma için Roland Barthes'ın düz anlam ve yan anlam boyutundaki göstergebilimsel yaklaşımı kullanılmıştır.
Medya ve terör ilişkisi bağlamında medyada terörizm propagandası
Medya, bu günlerde ulaştığı en yüksek teknolojik gelişme seviyesi ile birlikte yerine getirdiği yaşamsal işlevleri ile her toplumsal tabakayı yönlendirip, yürütebilecek müthiş güçlü bir yetkiye sahiptir. Artık Medya sisteminde yer alan nitelikler çok önemli hale geldiğinden dolayı her biri teker teker incelemeyi gerektirir. Bu hayati önemden dolayı biz de toplum ve medyayı yakından ilgilendirebilecek önemli bir konu üzerinde durmak istiyoruz. Medya ve terör ilişkisi bağlamında bu konu, terör propagandası olarak geçmektedir. ABD, Fransa, İtalya, İngiltere ve İspanya gibi demokratik ülkeler bile terör sorunlarıyla karşı karşıya gelmektedir. Türkiye'de olduğu gibi yukarıda bahsettiğimiz gelişmiş, demokratik ülkelerde de terörle ilgili haberlerin medyaya veriliş şekli uzun zamandır tartışılmakta. Genelde siyasetçiler bu konuyu eleştirir, medya mensupları da itiraz ederler. Terör meselesi bu çağın en önemli sorunlarının biri olduğundan medya sadece görevini yerine getirdiğini söyler, aynı zamanda seyirci de izlemek isteyecek yetke de elbette buna karşı çıkacaktır, yine de her şeye rağmen burada önemli olan dengeyi bulabilmektir. Çünkü medya izleyicinin haber alma hakkına yardımcı olmaktadır. Anahtar kelimeler: Medya, terör, terör propagandası
İktidarın panoptik gözü olarak sosyal medya: Facebook-Cambridge Analytica örneği
Çalışma, iktidarın en sık kullandığı disiplin araçlarından birisi olan gözetimin tarihsel süreç içerisindeki seyri ve işlevini, günümüze dek uzanan örnekleriyle ortaya koymayı amaçlamaktadır. Gözetimin en bilindik model ve kavramsallaştırması olan panoptikon kavramının, Jeremy Bentham ile literatüre girdiği klasik panoptikon halinden, günümüz dijital panoptikon evresine gelene kadarki yol haritası çalışmanın temel konularındandır. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümde iktidarın tanımı ve doğası ile iktidarın işlevi ve türlerine değinilmiştir. Gözetimin tanımı ve panoptikon kavramının tarihsel süreçteki gelişimi ve değişimi, klasik panoptikonda türeyen çeşitli gözetim türleri ve kavramları da birinci bölümün konusu olmuştur. İkinci bölümde internet ve sosyal medyanın gelişimi, sosyal medya kullanımının önemi ve etkileriyle beraber birey-iktidar ve toplum-iktidar ilişkilerine etkisi ele alınmıştır. Sosyal medya platformlarının tanım ve işlevleriyle beraber, sosyal medya olgusu da değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise klasik panoptikonun dijital panoptikona evrilmesinin günümüzde en çok konuşulan örneklerinden birisi olan Facebook-Cambridge Analytica örneği etraflıca değerlendirilmiştir. Hastane, hapishane, okul gibi somut mekanlarda bireyin bedeni üzerinden örgütlenen gözetim faaliyetlerinin, internet gibi bireyin sanal varlığının söz konusu olduğu mekanlarda bireyin sanal verileri üzerinden yeniden yapılandırılmasının öyküsü ele alınmıştır.
Uluslararası televizyon haberciliğinde dijital uygulamalar: TRT World örneği
İletişimin küreselleşmesi enformasyon ve bilgi akışını çok yönlü ve hızlı hale getirerek farklı toplumların, coğrafyaların haberlerini birbirine taşımıştır. Günümüzde yerel ve küresel düzeyde yoğun ve hızlı bir haber akışı gerçekleşmektedir. Enformasyon, bilgi ve haber akışı kontrolünü büyük oranda elinde bulunduran ülkeler uluslararası platformlarda başta diplomasi olmak üzere çok sayıda alanda güç ve etki sahibi bir konumdadır. Çalışmada Türkiye'nin tezlerini uluslararası alanda savunmak amacıyla kurulmuş olan TRT World kanalının kuruluşu, işleyişi, yayın politikası ve dijital hizmetleri incelenmiştir. Uluslararası televizyon haberciliği hizmeti veren yayıncı bir kuruluşun ürettiği içeriğin dijital mecralara yansıtılma biçimlerinden yola çıkarak televizyon haberciliğinin, izleyici kitlesinin ve yayıncı kuruluşların dijital dünyaya uyum sağlama sürecinde geçirdiği dönüşüm çalışmada ortaya konulanlar arasında yer almaktadır. Çalışmanın ilk üç bölümünde literatür tarama, son bölümünde ise görüşme yöntemi uygulanmıştır. Anahtar kelimeler: Televizyon haberciliği, küreselleşme, yeni medya, dijital, haber
Yazılı basın işletmelerinde üretim sürecinde bilgi yönetimi
"Yazılı Basın İşletmelerinde Üretim Sürecinde Bilgi Yönetimi" adını taşıyan çalışmada, yazılı basın ürünü olan gazete ve dergilerin, üretim sürecinde daha iyi bir konuma gelmek ve süreci geliştirmek için bilgi yönetiminden yararlanmasının önemine değinilmektedir. Kısacası, haber üretim sürecinin en önemli unsurları göz önüne alınarak ve okuyucu erişiminin en kısa sürede yapılmasını sağlamak amacıyla var olan bilgi yönetim sisteminin sürece sağladığı katkıların üzerinde durulmaktadır. Gelişen teknoloji ile birlikte internet ve bilgi teknolojilerinin önem kazanması yazılı basın işletmelerini rekabet piyasasında farklı bir konuma getirmektedir. Bu noktada bilgi aktarımının hızlı bir biçimde gerçekleşmesi sorumluluğunu üstlenen yazılı basın işletmelerinin sürecin hızlı gelişmesi amacıyla bilgi yönetiminden yararlanması önem taşımaktadır. Nitekim bilgi yönetimi, yazılı basın işletmelerinin üretim sürecini geliştirmeye yönelik yapısal değişikliklerin temelini yaratan önemli bir sistemdir. Ancak bilgi yönetimi kısa vadede yazılı basın işletmelerine yönelik sıkıntıların çözümünde izlenecek bir yol değildir. Bilgi toplumunun yaşadığımız evrende önem kazanması ile birlikte bilgi arayışı içine giren insanoğlu her zaman istediği gibi amacına ulaşamamaktadır. Yaşadığımız evrende kitleler ve topluluklar aranan bilgiye zamanında erişememiş olmaktadır. Buradan ortaya çıkan bilgi açığı kuramı üzerine yoğunlaşılan çalışmamızda, bilgiye sahip olan yazılı basın işletmelerinin üretim sürecine yönelik gerçekleştirdiği faaliyetler ile bilgi yönetiminden yararlanamayan yazılı basın işletmelerinin üretim sürecinde gerçekleştirdiği faaliyetler göz önüne alınmış bulunmaktadır. Var olan bilgi eşitsizliğinin temelinde bilgi teknolojileri ve işletmelerin sahip olamadığı bilgi işçilerinin etkisi söz konusudur. Çalışmanın sonunda yazılı basın işletmelerinin üretim sürecinde gerçekleştirdiği faaliyetlerin bilgi yönetiminden bağımsız bir şekilde gerçekleşemeyeceği ortaya çıkmış bulunurken, bilginin günümüzde paylaşım kontrolünün bulunmamasından dolayı yazılı basın işletmelerinin üretim sürecinde hata yapmamak açısından bilgi kontrol sistemini de geliştirdikleri saptanmış bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Bilgi Yönetimi, yazılı basın, işletme, enformasyon, bilgi, üretim süreci
Sinoptik çağda gözetimin morfolojisi: Takip edilmek ve internet reklamcılığı
Bu çalışmanın temel amacı enformasyon teknolojilerine bağlı olarak gelişen dijital dünyada mahremiyet kavramına dikkat çekmektir. Tezin ilk bölümünde gözetim ve takip edilme olgusu ele alınmakta, gözetim olgusunun tarihsel süreç içerisindeki gelişimi anlatılmaktadır. Ayrıca gözetim olgusu ve takip edilme olgusunda panoptikon, süperpanoptikon, sinoptikon, postpanoptikon kavramları detaylı bir şekilde incelenmekte, takip edilme olgusunun dijitalleşmesi ve bireysel mahremiyetin yitimi konuları ele alınmaktadır. Ayrıca verilerin depolanması konusunda bilgiler verilmekte ve kişisel mahremiyetin yitimi ile gizli bilgilerin depolanması konularına değinilmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise dijital reklamcılığın tarihsel gelişim süreci ele alınmakta ve dijital reklamcılık türleri ele alınıp reklamcılığın yaşadığı dönüşüm anlatılmaktadır. Üçüncü bölümde ise takip edilme olgusunun dijital ortamda nasıl bir mahremiyet kaygısı yarattığına dair anket çalışması yapılmış ve bireylerin konuyla ilgili kanaatlerine yer verilmektedir. Bu bağlamda çalışma, yeni gözetim teknolojileriyle birlikte evrim geçiren mahremiyet sorununu dijital reklamcılık üzerinden incelenmiştir. Yapılan bu çalışma sonrasında internette gizli bilgilerin depolanması hususunda kullanıcıların kaygı eşiklerinin yüksek olduğu ortaya çıkmıştır.