6
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Japon popüler kültüründe ölüm olgusu: Çağdaş Japon sineması örneği
Bu çalışmada Japon popüler kültürünün bir unsuru olan Japon çağdaş sinemasında ölüm olgusu nicel ve nitel çözümleme yöntemleriyle incelenmiştir. Ölüm olgusunun geleneksel ve popüler Japon kültüründeki önemine vurgu yapan bu çalışma, 1990'lı yılların başından günümüze kadar süren zaman dilimi içinde çekilen sinema filmlerindeki ölüm ve ölüme ilişkin tema ve söylemler üzerine odaklanılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünce kültür ve popüler kültür tanımı ile sinemanın toplumsal etkisi, ikinci bölümünde ise sosyolojik açıdan ölüm, çağdaş Japon sinemasında ölümün yeri olguları araştırılmıştır. Çalışmanın araştırma örneklemini Hirokazu Koreeda'nın Maboroshi (1995), After Life (1998) filmleri ve ayrıca Yojiro Takita'nın Departures (2008) filmi oluşturmaktadır. Yas, öbür dünya ve cenaze töreni gibi konulara değinen bu filmler eleştirel söylem çözümlemesi ve film analizi çerçevesinde dünyadan öbür dünyaya yolculuk olarak ölüm, acı kaynağı olarak ölüm, ölümün eşitleyiciliği ve doğduğu yerde ölmenin önemi konuları bağlamında incelenmiştir. Kategorik içerik analizi yöntemiyle yapılan incelemede ölümle ilgili, cenaze töreniyle ilgili, ölen kişiyle ilgili ve ölümden sonraki yaşam ile ilgili anahtar kelimeler gruplandırılarak nicel analizi yapılmıştır.
Şiddet olgusu ve yeni nesil seyirci kalma etkisi: Sosyal medya ve gerçek hayat ikilemi
İnsanlık tarihinin başından beri şiddet olgusu tüm yaşama hakimdir. Birçok farklı disiplin şiddet kavramına çeşitli biçimlerde tanımlamalar getirmiştir. Ancak en geniş yelpazede sosyolojik yaklaşımlar, şiddeti; karşılıklı etkileşim ortamında taraflardan birinin doğrudan ya da dolaylı, toplu veya dağınık olarak, diğerlerinin bedensel ya da kültürel, maddi ve manevi bütünlüğüne, oranı ne olursa olsun zarar verici davranışlar olarak tanımlamıştır. Bu bağlamda, şiddet davranışına verilen tepkiler de önemli bir çalışma alanı oluşturmuştur. Sosyal psikolojide şiddete şahit olunduğunda verilen tepkiler üzerinden farklı bir kavram geliştirilmiştir. Seyirci kalma etkisi (Bystander effect) olarak bilinen bu kavram; insanların acil bir durum gördüklerinde olaya seyirci kalmasına, müdahale etmemesine işaret etmektedir. Çalışmalar, olaya tanık olan kişi sayısı arttıkça müdahale olasılığının azaldığına dikkat çekmektedir. Gerçek hayatta durum böyle iken, toplumsal hayata hızla nüfuz eden sosyal medyada ise durum farklıdır. Sosyal medya; katılım özgürlüğü, bağımsızlık, erişim kolaylığı, sınırsız enformasyon sunarak yeni bir kamusal alan ortaya çıkarmıştır. Bu alan, bir yanıyla şiddeti beslerken, diğer yanıyla tepkilerin ortaya daha rahat konulduğu bir ortam sunmaktadır. Sosyoloji, psikoloji ve iletişim alanlarındaki şiddet, seyirci kalma etkisi ve sosyal medya yaklaşımlarından hareketle bu tezde; şiddet davranışına tanık olma durumunda, gerçek hayattaki seyirci etkisi ile sosyal medyadaki seyirci etkisi arasında oluşan fark saptanmaya çalışılmıştır. Çalışma kavramsal ve kuramsal olarak sosyoloji, psikoloji ve iletişim alanyazınlarından hareketle oluşturulan bir ortak zeminde ele alınmaya çalışılmış, hipotezin sınanması ise 18-26 yaş arası 30 katılımcı ile, nitel araştırma yöntemi çerçevesinde, "yapılandırılmış yüzyüze derinlikli görüşme" tekniğiyle gerçekleştirilmiştir. Katılımcılara; hayvana şiddet, kadına şiddet, çocuğa şiddet ve sevgili/ilişki şiddeti olmak üzere dört kategoride videolar izletilerek sorular yöneltilmiş; sosyal medya ve gerçek hayatta verilen tepkiler arasındaki farklılıklara yönelik 3 genel soru sorulmuştur. Videolara verilen tepkiler, her videonun içerdiği şiddet biçimi ve mağdur/saldırgan farklılıkları nedeniyle değişiklik göstermiştir. Elde edilen verilere göre, şiddetin seviyesi ve saldırganın profili müdahaleden çekinmeme konusunda önem arz etmektedir. Ayrıca, kadına şiddet görüntüleri içeren videoya tepkiler oldukça yüksek olmakla birlikte müdahale davranışında daha çekimser davranılmakta ve çoğunlukla diğer görgü tanıkları beklenerek müdahaleye geçme eğilimine girilmektedir. Veriler; demografik özelliklerin tepki durumunu etkilemesinin yanında; tanık olunan şiddetin seviyesi, mağdur ve saldırganın profilleri, mağduru ve saldırganı tanıma durumları, ortamda başka görgü tanıklarının bulunması faktörlerinin, gerçek hayattaki müdahale davranışında önemli farklılıklara yol açtığını göstermektedir. Araştırmaya katılan deneklerin geneli sosyal medyada bu videolarla karşılaşmaları durumunda rahatlıkla tepki verebileceklerini ifade etmişlerdir ancak, sosyal medya ve gerçek hayatta verilen tepkilerin farklılığı konusunda fikir birliği içinde oldukları saptanmıştır. Elde edilen veriler, sosyal medyanın, tepkiler konusunda daha rahat bir ortamı sunmakla birlikte, müdahale konusunda daha etkisiz ve daha samimiyetsiz bulunduğunu da göstermektedir. Çalışma; gerçek hayat ile sosyal medyada verilen tepkilerin farklılaştığını, seyirci kalma etkisinin de buna göre farklılık gösterdiği ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Şiddet, Seyirci kalma etkisi, Sosyal medya, Sosyal psikoloji, Bystander effect
İletişim teknolojileri tarihinde Schumpeteryan yaratıcı yıkım
Bu çalışma iletişim teknolojileri tarihinin detaylı olarak incelenmesiyle, teknolojilerin ortaya çıkış koşullarını ve onların biricik gibi görünen lakin aslında uzun bir sürecin devamı olan özelliklerini anlama çabasını konu almaktadır. İletişim teknolojilerindeki gelişmeler, Joseph Alois Schumpeter'in Schumpeteryan Yaratıcı Yıkım kavramı çerçevesinde incelenmiştir. Bir iktisadi gelişim teorisi olan Yaratıcı Yıkım, kısaca yeni teknolojilerin eskinin yerini alması ve mevcut kaynakların dikkatini eskiden yeni yöneltmesi sürecini işler. Bunu işlerken de dinamik analiz, dairesel akım, icat, girişimci, yaratıcı birikim gibi yaratıcı yıkımın temel ögelerini kullanır. İnsanlık tarihi kadar eski olan iletişim tarihi, bu çalışmada ekstrasomatik iletişim teknolojilerden başlanarak sınırlı bir tarihsel perspektifte ele alınmıştır. Konu edilen tarihsel inceleme ise kil tabletin icadıyla başlatılarak işlenmiştir. Bunun en önemli nedeni teşkilatlı çıkar gruplarınca yönetilen karmaşık toplum yapılarının ve bunların karmaşık iletişim ihtiyaçlarının bu periyotta belirmiş olmasıdır. İletişim teknolojileri incelenirken bu teknolojiler sekiz başlık altında detaylandırılmıştır. Bunlar Marshall Poe'nun medya özelliklerini incelemek için kullandığı sekiz ana hattır; erişilebilirlik, gizlilik, doğruluk, hacim, hız, menzil, dayanıklılık ve aranılabilirliktir. Sekiz başlık altında incelenen her bir iletişim teknolojisi bölümün sonunda yaratıcı yıkım perspektifinde tekrar bir araya getirilmiştir. Çalışmanın son bölümünde Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan itibaren dünyada meydana gelen iletişim teknolojilerindeki gelişmelere ne ölçüde tepki verdiğini ve bu teknolojilere karşı adaptasyon süreci işlenmiştir.
Türkiye'de oluşturulan üst-anlatıların postmodern bilgi bağlamında analizi: Ekşi sözlük örneği
Tezde Türkiye'nin modernleşme döneminin son dönemeci olan Cumhuriyet devrimiyle birlikte oluşturulan "Kemalizm" ve "milliyetçilik" üst-anlatılarının postmodern bilgi bağlamında günümüz toplumuna ne ifade ettikleri değerlendirilmektedir. Modernite döneminde pozitvizmin kurallarını kuşanarak kurulan ulus-devletlerin çerçevesini çizen üst-anlatılar, iletişim teknolojilerinin hızlı değişimi ile birlikte günümüz postmodern dünyasında yerini giderek çoğulcu söylemlere bırakmaktadır. Bu nedenle Kemalizm ve milliyetçilik üst-anlatıları, postmodernite ve iletişim teknolojilerinin ilişkisi dikkate alınarak seçilen bir araştırma evreni içerisinde irdelenmektedir. Tezin araştırma evreni Ekşi Sözlük olarak belirlenmiştir. Bunun nedeni, Ekşi Sözlük'ün yapısı gereği çoğulculuğa, anonimliğe, metinlerarasılığa izin veren ve başlığı açılan kavramların özgürce tartışılabileceği bir platform olmasından dolayı postmodern bir yapıya sahip olduğu ve postmodern dünyamızı tam olarak yansıttığını düşünülmesidir. Bu düşünce çerçevesinde Cumhuriyet döneminde kurulmuş olan "Kemalizm" ve "milliyetçilik" anlatılarının, günümüz iletişim teknolojilerinden biri olan Ekşi Sözlük aracılığıyla postmodern toplumun çoğulcu diline yansımaları, Jacques Derrida'nın yapısökümcü okuma yöntemi uygulanarak sorgulanmaktadır.
Sosyal medyada yoksulluğun imgeselleştirilmesi: Bir bağış biçimi olarak görünürlük vaadi
Çoğu zaman, karşımızdakinin kötü bir davranışı neden sergilediğini, kötücül bir duyguyu neden beslediğini sorgularız ancak iyi bir davranışı yahut iyicil bir duyguyu sorgulamaya tabi tutmadan olduğu gibi kabul ederiz. Bu çalışma, hikmetinden sual olunmayan bir iyilikle, yoksullara niçin yardım ettiğimiz sorusuyla başlar. Ardından çağın üretim biçimine göre şekil değiştiren "yoksullara yönelik bakış"ı ana izlek hâline getirerek yoksullara ortaçağdan bu yana kimlerin ve hangi kurumların yardım ettiğini ve bu yardımların arkasındaki asıl saikleri irdeler. Daha sonra yoksulluğun mekân üzerinde nasıl kurulduğu soruşturularak yoksulların gitgide nasıl görünmezleştirildiği; aynı esnada, zıt yönde bir eğilimle, önce televizyon, sonra sosyal medya aracılığıyla yoksulluğun ve yoksulların nasıl gösteriselleştirildiği ortaya konur. Bu çalışma, Kilise, çalışma evleri, refah devleti ve sivil toplum kuruluşlarının ardından, sosyal medyada yoksulların fotoğraflarını paylaşmanın onlara yardım etmekle eşdeğer tutulacak bir noktaya geldiğini, görünürlük vaadinin yeni bir bağış biçimi olduğunu ve bunun yoksullara yardım konusunda yeni bir evreye işaret ettiğini öne sürmektedir.
Millileşen siyasal söylemin kırılma noktaları üzerine Macaristan Başbakanı ile Türkiye Cumhurbaşkanı'nın konuşmalarının karşılaştırmalı incelemesi
Bu tez çalışmasında tarihsel süreçte değişen iktidar ilişkileri bağlamında toplumsal yapıyı belirleyen milliyetçi unsurlar, siyasal söylem çerçevesinde incelenmektedir. Milliyetçilik üzerine farklı yaklaşımlara yer verilen bu çalışmada, modern dünyanın iktidar yapısını belirleyen söylemsel pratikler içerisinde millet ve milliyetçi unsurlar tartışılmaktadır. Bu unsurlar, farklı ülkelerden iki siyasetçinin yaptığı konuşmalar üzerinden analiz edilmektedir. Tezin araştırma evreni Macaristan Başbakanı Viktor Orban ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, her iki ülkede de en son yapılan Genel Seçimlere doğru gerçekleştirdikleri son iki konuşma ile seçim sonrası yaptıkları zafer konuşmalarını kapsamaktadır. Bu bağlamda değerlendirilen siyasal söylem içerisindeki milliyetçi unsurlar, kategoriksel içerik analizi yöntemi ile saptanmış; biz/onlar ayrıştırıcı ifadelerinin, tehdit içeren ve milli üstünlüğe dayalı ifadelerin yer aldığı cümle birimleri tek tek sayılmıştır. İçerik analizi ile saptanan cümle birimlerinin, söylem analizi yöntemi ile anlamsal bağlamlarına ulaşılmaya çalışılmıştır. Roland Barthes'ın mit çözümleme modeline uygun olarak anlamların gönderme yaptığı çağrışımlar değerlendirilmeye çalışılmıştır. Verilerin analiz yöntemleri ile değerlendirilmesi sonucunda, iki siyasi aktörün konuşmaları milliyetçi siyasal söylem bağlamında yorumlanmıştır.