8
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Dalış sağlığı açısından Bozukkale sualtı arkeolojisi kazısı
Amaç: Bu çalışmada Bozukkale sualtı arkeolojisi kazısı çalışmalarından elde edilen verileri dalış sağlığı ve güvenliği açısından değerlendirmek ve literatürdeki benzer çalışmalarda sahada sualtı hekiminin varlığının önemini gözden geçirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Araştırma, Bozukkale sualtı arkeolojisi kazısı çalışmalarından veri toplayarak gerçekleştirilmiştir. Değerlendirilen veriler 2019'un Eylül ayında 24 gün, 2020'nin Ekim ayında 7 gün ve 2021'in Eylül ayında 14 gün süreyle dalış bölgesinde toplanmıştır. Toplanan veriler arasında dalgıçların demografik bilgileri, dalış tecrübeleri, vücut kitle indeksi, dalış kayıtları, dalış sonrası Doppler kayıtları, kullanılan dalış profili ve ekipmanları, dalışa bağlı yaşanan sağlık sorunlarının kaydı yer almaktadır. Bulgular: 2019-2021 Bozukkale sualtı kazısı çalışmalarında 13 dalgıcın dalışları incelenmiş ve toplam 564 dalış izlenmiştir. Çalışmadaki 13 dalgıcın yaşları 23 ila 57 arasında (39.9±12), vücut kitle indeksi ise 19.6 ile 32.3 arasında değişmekte idi (25.3±3.7). Dalışlar 30-42 m derinliğe ve 20 dk sabit dip zamanı ile gerçekleştirilmiştir. Dipte sabit noktada yapılan iş nedeni ile kare dalış profilleri sergilenmiştir. Dekompresyon durakları 6 m'de kurulan düzenek üzerinde oksijenle yapılmıştır. Çalışma boyunca dekompresyon hastalığına rastlanmamış olup sadece 1 dalgıçta orta kulak barotravması görülmüştür. Çalışma boyunca kaydedilen toplam 365 Doppler kaydının 193'ü değerlendirilebilir kalitede gerçekleştirilmiştir. Kayıtların 15'inde kabarcık sinyalleri tespit edilmiş ve tamamı Spencer skalasına göre derece 1 olarak sınıflandırılmıştır. Sonuç: Dekompresyonlu dalışlarla gerçekleştirilen Bozukkale sualtı kazısında, sahada sualtı hekimlerinin varlığı çalışmaları dalış sağlığı açısından daha güvenli kılmış, dalgıçlar kendilerini daha güvende hissetmişlerdir. Kazı süresince dekompresyon hastalığı görülmemesi ve dekompresyon stresi göstergesi olabilecek Venöz Gaz Embolisi (VGE) derecelerinin oldukça düşük olması, dalış profillerinin güvenli olduğunun bir göstergesi olarak değerlendirilmiştir. Uygun dalış ve deniz koşullarında dekompresyon duraklarında uygulanan oksijen dekompresyonunun dekompresyon stresini azaltarak daha düşük derecelerde VGE oluşmasına ve dekompreyon hastalığı riskinin azalmasına katkı sağladığı düşünülmüştür.
Basınç odalarındaki oksijen regülatörlerinin dirençlerinin değerlendirilmesi
Giriş: Çalışmamızda hiperbarik oksijen tedavi (HBOT) merkezlerinde bulunan basınç odalarının solunum sistemlerinde bulunan inspiryum ve egzoz regülatörlerinin dirençlerinin TS EN 14931'in standartlarına uygunluğunu değerlendirdik. Bu regülatörlerin dirençlerinin yüksek olması hastanın konforunu ve tedaviye uyumunu azaltmaktadır. Ek olarak, HBOT'nin nadir olan komplikasyonlarında bir faktör olabileceği hakkında farkındalık yaratmayı amaçladık. Gereç ve yöntem: Çok kişilik basınç odası bulunan 21 hiperbarik oksijen tedavi merkezi ziyaret edilmiştir. 2,4 ATA tedavi basıncında, basınç odası içinde sağ ve sol taraftan ikişer adet olmak üzere dört adet regülatör rastgele olarak seçilmiştir. Maske düzeneğine entegre edilen fark basınç ölçer dijital manometre ile sakin solunumda ve zorlu solunumda (en az 3 tekrar yapılarak) maske içerisindeki inspiryum ve ekspiryumdaki maksimum ve minimum basınçlar kaydedilmiştir. Çalışmada elde edilen veriler Microsoft Excel programında düzenlenmiştir. Bulgular: Toplamda 84 inspiryum (demand) ve 84 ekspiryum (egzoz) regülatöründen ölçümler yapılmıştır. Normal solunumda en dirençli inspiryuma sahip olan regülatör 11,4 cmH2O ile Avox® ve direnci en düşük olan regülatör 2 cmH2O ile Haux® olarak sonuçlanmıştır. Normal solunumda en dirençli ekspiryuma sahip regülatör 22,8 cmH2O ile Galeazzi ve en az dirençli olan regülatör ise 1 cmH2O ile Haux® olarak bulunmuştır. İnspiryum regülatörlerinin %65,5'inin, ekspiryum regülatörlerinin %31'inin TS EN 14931'e uygun olmadığını saptadık. Regülatör bakımlarının düzenli yapılmadığını belirledik. Sonuç: Çalışmamızda ölçüm yapılan inspiryum ve ekspiryum regülatörlerinin büyük kısmının standartları sağlayamadığı saptandı. Regülatörlerin bakımı ile ilgili rutin bir uygulama olmadığı belirlendi. Maske içindeki yüksek basınçlar nedeniyle artan solunum iş yükü, hastaların maskeyi yüzlerine iyi oturmadan kullanmalarına neden olmaktadır. Efektif kullanılmayan maske ile ortam havası solunmakta olduğu için tedavinin etkinliği azalmaktadır. Ayrıca efektif kullanılmayan maskeden oksijen kaçağı meydana gelmekte ve basınç odası içindeki O2 yüzdesinin kontrolünü zorlaştırmaktadır. Ekspiryum regülatörlerindeki yüksek basınçların ise pulmoner barotravma riski artacağı bilinen bir gerçektir. Yeni ruhsatlar verilirken Sağlık Bakanlığı'na referans olacağına ve üreticilerin bu veriler ışığında regülatör sistemlerini gözden geçireceklerine ve basınç odalarının periyodik bakımlarında yardımcı olacağına inanıyoruz. Anahtar Kelimeler: Basınç odası, Hiperbarik Oksijen Tedavisi, regülatör
Ülkemizde gerçekleşen dalış kazaları analizi
Giriş: Dalışa olan ilginin ve ihtiyacın artmasıyla birlikte dalıcı ve dalış sayılarında görülen artış, tüm dünyada bu alanda daha detaylı araştırmaların yapılması gerektiğini göstermektedir. Dünya'da olduğu gibi ülkemizde de dalış kazaları hakkında yeterli sayıda çalışma ve veri bulunmamaktadır. Bu çalışmanın hedefi, benzer veri tabanlarını da dikkate alarak oluşturduğumuz anket çalışması ile ülkemizde daha önce gerçekleşmiş olan dalış kazalarının, bu kazalara neden olan sebeplerin detaylı şekilde araştırılması ile hangi durum ve koşulların bu kazaları tetiklediğini ortaya çıkarmak ve tekrarlarının önlenmesine katkı sağlamaktır. Gereç ve yöntem: Bu tez çalışmasında dalış türü farketmeksizin Türkiye'de gerçekleşen dalış kazaları hakkında, çevmiçi yapılan anket formuyla veri toplanmış ve incelenmiştir. Çalışmanın duyurusu TSSF'nin internet sayfası üzerinden, elektronik posta gruplarından, sosyal paylaşım sitelerinden ve polikliniğimize başvuran dalgıçlar aracılığıyla yapılmıştır. Anket formunda kazazedelerin demografik verileri, dalış eğitimi düzeyleri ve tecrübeleri, medikal özgeçmişleri; dalışla ilgili olarak kullanılan dalış ekipmanları, dalışların zamanları, yerleri, profilleri ve yapıldığı fiziki koşullar sorgulanmıştır. Çalışmada elde edilen veriler Microsoft Excel programında düzenlenmiştir. Bulgular: Çevrimiçi retrospektif olarak yapılan anket çalışması sonucunda 80 dalış kazası ile ilgili veriye ulaşılmıştır. Ülkemizde dalış kazası geçiren dalgıçların %75'inin erkek, ortalama yaşın 35, ortalama BKI değerinin 25,8 kg/m2 olduğu saptanmıştır. Kaza geçiren kişilerin %69,6'sı hayli tecrübeli dalgıçlardı. Dalışların %78,5'i SCUBA dalışıydı, %40'ı rekreasyonel/sportif aktivite amacıyla yapılmıştı. Dalışların fiziki koşullarına bakıldığında %97,5'i denizde, %81'i tekneden yapılmıştı. Dalgıçların %27,5'inin yalnız başına daldığı ve %52,7'sinin günün ilk dalışında kaza yaptığı saptandı. Kazaların çoğu 21 metreden derin dalışlarda ve dalışın dip aşamasında gerçekleşti. Sonuç: Koruyucu önlemlerin geliştirilmesini desteklemek için hangi dalgıç gruplarında, dalış türlerinde veya fiziki koşullarda kaza riskinin daha yüksek olduğunu belirlemek önemlidir. Analizler sistematik şekilde gelecek yıllarda da yapılabilirse, zaman içerisinde dalgıçların demografik verilerindeki ya da kazaya neden olan durumlardaki değişimler saptanabilecek, kazaların önlenmesi için alınan tedbirlerin yeterliliği incelenebilecektir.
Dalış kazaları veri toplama sistemlerinin değerlendirilmesi
Amaç: Ülkemizde dalış kazalarıyla ilgili verilerin sistematik bir biçimde toplanmaması nedeniyle şimdiye kadar gerçekleşen dalış kazalarını kapsayan bir araştırma yapılamamıştır. Bu nedenle bu çalışmada dalış kazalarıyla ilgili ülkemizde ve dünyada kullanılan veri toplama sistemleri incelenerek, ülkemizde gerçekleşen dalış kazalarında kullanılmak üzere güncel bir veri tabanına temel oluşturacak dalış kazası bildirim formu ve veri toplama sistemi oluşturulması amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Bu tez çalışmasında ülkemizde ve dünyada kullanılan dalış kazaları veri toplama sistemleri incelenerek ülkemiz için standart, uygulanabilir, güncel bir veri tabanı için temel oluşturulmuştur. Çalışmada ülkemizde dalış ile ilgili faaliyet gösteren kurumlardan ilgililerle görüşülmüş, internet üzerinden yapılan araştırmalar ile National Oceanic and Atmospheric Administration (NOAA), British Sub-Aqua Club (BSAC), Divers Alert Network (DAN), Professional Association Diving Instructor (PADI) , ABD İçişleri Bakanlığı Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Donanma Güvenlik Ofisi gibi kurumların dalış kazaları ile ilgili veri toplama sistemleri araştırılmış, bu kurumlar tarafından yayınlanan raporlar incelenmiştir. Bulgular: Ülkemizde aktif olarak kullanılan bir dalış kazası veri toplama sistemi bulunmadığı; NOAA, BSAC, DAN, PADI, ABD İçişleri Bakanlığı Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Donanma Güvenlik Ofisi'nin dalış kaza bildirim formlarının verileri incelendiğinde, ortak ve birbirinden ayrılan parametreler olduğu görülmüştür. Sonuçlar ve öneriler: Dalış kazaları ile ilgili verilerin toplanması kazaların değerlendirilmesine olanak tanıyacaktır. Dalış kazalarının değerlendirilmesi, ileride oluşacak aynı türden kazaların önlenmesine katkı sağlayacaktır. Anlamlı veri toplanması, pratik ve kullanımı kolay bir dalış kazası veri toplama sistemi ve dalışla ilgili kurum ve kuruluşların katkıları ile mümkün olacaktır.
Hiperbarik oksijen tedavisi uygulanmış 0-14 yaş grubu hastaların değerlendirilmesi
Amaç: Hiperbarik oksijen tedavisi (HBOT); iskemik, enfektif, inflamatuar veya travmatik çok sayıda hastalık için ya ana tedavidir ya da kalıcı sekelleri ve mortaliteyi önemli ölçüde azaltan yardımcı bir tedavidir. Literatürde, pediatrik popülasyonda HBOT uygulamalarıyla ilgili verilerin beklenenden az olduğu göze çarpmaktadır. Bu çalışmanın öncelikli amacı İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp Anabilim Dalı'nda, HBOT uygulanan çocuk hastaların özelliklerinin ortaya konulması ve bu yaş grubuna hangi tanılarla HBOT uygulandığının saptanmasıdır. Çalışmanın diğer amaçları, tedavi sonuçlarını değerlendirmek ve HBOT ile ilişkili gelişen komplikasyonları belirlemektir. Hastalar ve Yöntem: İstanbul Tıp Fakültesi Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp Anabilim Dalı'nda 1990-2020 yılları arasında HBOT uygulanan 0-14 yaş grubu hastaların dosyaları geriye dönük olarak tarandı. Hastaların demografik ve klinik özellikleri incelendi. Ayrıca hastalar, tedaviye yanıtları ve meydana gelen yan etkiler açısından değerlendirildi. Bulgular: On dört yaşından küçük toplam 299 çocuğa, 11 ana endikasyon ile 5110 HBOT seansı uygulandığı tespit edildi. Medyan yaşın 7 (2 gün-14 yaş) olduğu belirlendi. Tedavi sonuçları değerlendirildiğinde olguların %87,2'sinde iyileşme sağlandığı saptandı. Hastaların %4,5'inde HBOT ile ilişkili komplikasyonlar meydana geldiği görüldü. Santral sinir sistemi oksijen toksisitesinin 5110 tedaviden birinde geliştiği saptandı. Sonuç: Çalışmada, çocuk hastalarda HBOT'nin güvenli ve başarılı bir şekilde uygulandığı görülmüştür. Otuz yıllık bu tecrübenin sunulması, pediatrik hastaların HBOT endikasyonları açısından değerlendirilmesinde ve tedavinin yönetim sürecinde fayda sağlayacaktır.
Diyabetik nöropati hastalarında hiperbarik oksijen tedavisinin kognitif performansa etkilerinin olaya ilişkin beyin potansiyelleri ve nöropsikolojik testler ile incelenmesi
Amaç: Diyabetin kognitif bozulmalara yol açtığı birçok çalışma ile gösterilmiştir. Bununla birlikte hiperbarik oksijen tedavisi (HBOT)'nin diyabetik hastalarda kognitif performansa etkilerini araştıran herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Çalışmamızda diyabetik nöropati (DN) hastalarında HBOT'nin kognitif performansa etkilerinin olaya ilişkin beyin potansiyelleri (OİP) ve nöropsikolojik testler (NPT) ile incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma diyabetik hastalarda HBOT'nin kognitif performansa etkilerini araştıran ilk çalışmadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza diyabetik ayak komplikasyonları nedeniyle HBOT endikasyonu konulan ve çalışmaya dâhil edilme kriterlerinin tamamını karşılayan 50-60 yaş arasındaki toplam 20 erkek DN hastası dâhil edildi. Hastaların kognitif performansları başlangıçta ve 30 seans HBOT sonrasında NPT uygulanarak ve işitsel Oddball Testi ile görsel Sürekli Performans Testi (SPT)'nde davranışsal performansları ve OİP'leri kayıtlanarak değerlendirildi. HBOT öncesi ve sonrası dönemde testlerden elde edilen sonuçlar karşılaştırıldı. Bulgular: NPT bataryalarından Wechsler Bellek Ölçeği Geliştirilmiş Formu Sayı Menzili Alt Testi, İz Sürme Testi, Sözel Akıcılık Testi, Stroop Testi, Boston Adlandırma Testi, Raven Standart Progresif Matrisler Testi, Londra Kulesi Testi, Benton Yüz Tanıma Testi, Öktem Sözel Bellek Süreçleri Testi, Addenbrooke Kognitif Değerlendirme Bataryası, Geriatrik Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği'nde istatistiksel olarak anlamlı farklar bulundu. Ayrıca işitsel Oddball Testi'nde ve görsel SPT'de davranışsal performans sonuçlarında ve OİP'lerden N100, N140, P200, N200 ve P300'de istatistiksel olarak anlamlı farklar bulundu. Sonuç: Çalışmamızda elde edilen sonuçlar, DN hastalarında yönetici/yürütücü işlevlerle ilgili kognitif süreçlerde ve yüksek kortikal işlevlerde HBOT'nin kognitif performansları arttırma yönünde olumlu etkilerinin olabileceğini göstermektedir. Kognitif performanslarda artışı yansıtan kaydadeğer bulgular ileride yapılacak olan çalışmalar için umut vericidir. Bununla birlikte HBOT'nin diyabetik beyinde ve diyabetik hastaların kognitif performanslarında gösterdiği etkileri araştıracak olan daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.
Hiperbarik oksijen tedavisi uygulanan karbonmonoksit zehirlenmesi tanılı hastaların değerlendirilmesi
Giriş: Karbonmonoksit, karbon içeren yakıtların tamamlanmamış yanmasının bir ürünü olan renksiz, kokusuz, toksik bir gazdır. Karbonmonoksit zehirlenmesi dünya genelinde intihar amaçlı ya da kazara zehirlenmelerin önemli bir nedeni olmaya devam etmektedir. Karbonmonoksit zehirlenmesinin tedavisinde hiperbarik oksijen tedavisinin (HBOT) normobarik oksijen tedavisine kıyasla patofizyolojik mekanizmalara daha etkili olduğunu, gecikmiş beyin hasarını ve immün aracılı geç nörolojik sekeli önlediğini gösteren çeşitli klinik çalışmalar mevcuttur. Fakat günümüzde HBOT'nin karbonmonoksit zehirlenmesinde kullanımı konusunda algoritmalar net değildir. Bu çalışma ile İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Sualtı Hekimliği ve Hiperbarik Tıp Anabilim Dalı'nda karbonmonoksit zehirlenmesi tanısıyla HBOT uygulanan hastaların demografik, klinik ve laboratuvar özelliklerinin ortaya konulması, edinilen tecrübenin paylaşılması, HBOT endikasyonu olan hastaların seçimi ve kliniğimize başvuru öncesinde doğru takip ve tedavi yaklaşımlarının hastalara sağlayabileceği faydaları belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Ocak 2009 – Mart 2019 tarihleri arasında karbonmonoksit zehirlenmesi tanısı ile başvurup, HBOT uygulanan hastalar dâhil edilmiştir. Olguların verileri bir izleme formu oluşturularak kaydedilmiş, verilerin değerlendirilmesinde IBM SPSS Versiyon 21 istatistik programı kullanılmıştır. P değerinin 0,05'den küçük olması halinde farklılığın istatistiksel olarak anlamlı olduğu kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmada 262 hastanın kayıtları değerlendirilmiştir. Olguların başvuru anında ortalama yaşı 29,7, ortanca yaşı 26 olarak saptanmış olup % 49,6'sı kadın, % 50,4'ü erkek ve % 63,4'ü erişkin, %36,6'sı çocuktur. En fazla başvuru kış mevsiminde Ocak ve Aralık aylarında gerçekleşmiştir. Karbonmonoksit kaynağı olarak %58 ile en sık soba tespit edilmiştir. İlk hastaneye başvuru şekli olarak olguların %54'ünün ambulans aracılığıyla, %46'sının kendi taşıtları ile hastaneye başvurduğu saptanmıştır. İlk hastaneye nakli ambulans ile sağlanan olguların %49'unda nakil sırasında uygun oksijen maskesi kullanılmadığı, kliniğimize nakli ambulans ile sağlanan olguların da yine %45'inde nakilde uygun oksijen maskesi kullanılmadığı tespit edilmiştir. Başvuruda en sık görülen belirti ve bulgunun %47 oranla şuur kaybı olduğu saptanmıştır. Olguların ilk bakılan karboksihemoglobin (COHb) değeri ortalaması % 30,0 olarak bulunmuştur. Hiçbir olguda zehirlenmenin gerçekleştiği ortamdaki karbonmonoksit düzeyi ile ilgili bir bilgiye ulaşılamamıştır. Olguların naklinin ambulans ile sağlanması, merkezimize başvurunun gecikmeden yapılabilmesi ve kardiyak tutulumunun olmaması tek seans HBOT ile şifa sağlanabilmesinde etkili olmuştur. Başvuru anındaki GKS skoru daha yüksek, COHb seviyesi daha düşük bulunan olguların tek seans HBOT ile şifa sağlanabilme oranı diğer olgulara göre anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. Ayrıca olguların kliniğimize başvurusunun gecikmeden yapılabilmesi ve yaşının daha genç olması şifa ile taburculuğun sağlanabilmesinde etkili olmuştur. Başvuru anındaki GKS skoru ve ilk bakılan kan pH değeri daha yüksek, COHb seviyesi ve kan laktat düzeyi daha düşük olan olguların HBOT tamamlandıktan sonra şifa ile taburculuğun sağlanabilme oranı diğer olgulara göre anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. Uygulanan ortalama HBOT seans sayısı 1,62 saptanmıştır. Olguların %85,9'u şifa, %8,0'ı kısmi fayda, %6,1'i ise haliyle taburcu olmuştur. Mortalite oranı %2,3 olarak tespit edilmiştir. Olguların tamamına uygulanan toplam HBOT seans sayısı 424 olarak tespit edilmiştir. Hiçbir olguda HBOT'ne bağlı herhangi bir komplikasyon görülmemiştir. Sonuç: Karbonmonoksit zehirlenmelerinin en önemli yanı, alınabilecek küçük önlemler ile büyük ölçüde önlenebilmesine rağmen karşılaşıldığında ölümle sonuçlanabilen sorunlar doğurmasıdır. Karbonmonoksit zehirlenmesinin tedavisinde HBOT etkili bir yöntemdir. Ülkemizde HBOT'ne erişim gittikçe kolaylaşmakta ve HBOT'si uygulanan hasta sayısının artması da farkındalığın arttığını göstermektedir. Endikasyonu bulunan karbonmonoksit zehirlenmelerinde erken uygulanan HBOT'nin başarı şansı yüksektir. Karbonmonoksit zehirlenmesi tanılı hastalara uygulanacak uygun tedavi ve yaklaşımın belirlenmesinde uzun süreli ve ileriye dönük çalışmalara gereksinim vardır.
Metisiline dirençli staphylococcus aureus için vankomisin'in mik değerleri üzerinde farklı basınç ve sürelerde uygulanan hiperbarik oksijenin etkisi
Giriş: S. Aureus tüm dünyada toplum ve hastane kaynaklı enfeksiyonlara yol açan en önemli etkenlerden biridir. Özellikle yoğun bakım üniteleri başta olmak üzere metisiline dirençli S. Aureus (MRSA) enfeksiyonları giderek artan oranlarda rapor edilmektedir. Günümüzde bu enfeksiyonların tedavisinde en sık kullanılan ilaçlar Vankomisin ve Teikoplanin olmak üzere glikopeptid grubu antibiyotiklerdir. Bu antibiyotiklerin uzun süreli ve yüksek doz kullanımı sonucu ototoksisite, böbrek yetmezliği, nötropeni, trombositopeni, agranülositoz gibi yan etkiler görülebilmektedir. Hiperbarik oksijen tedavisi (HBO) antimikrobiyal etkisi nedeniyle özellikle diyabetik ayak olguları başta olmak üzere birçok enfeksiyöz durumda yardımcı tedavi olarak kullanılmaktadır. MRSA üzerine HBO uygulamasının etkileri çeşitli çalışmalarda incelenmiş olup tam bakteriyal eradikasyon sağlanamasa da tek başına HBO tedavisinin etkinliği gösterilmiştir. Aynı zamanda HBO ile antibiyotiklerin kombine edildiği gruplarda umut vadedici sonuçlar elde edilmiştir. Yöntem: Bu in vitro çalışmada üç farklı MRSA suşu üzerinde vankomisinin gradyan test yöntemi ile ölçülen MİK değerleri üzerinde normobarik ve %100 oksijenin ve 2 ila 2,8 ATA da 90 ve 300 dakika süreyle uygulanan HBO uygulamasının etkisi araştırılmıştır. Bulgular ve sonuç: Normobarik oksijen ve hiperbarik oksijen uygulamasının kontrol grubuyla karşılaştırıldığında vankomisinin MİK değerlerini düşürdüğü gözlenmiştir. Ortaya çıkan bu sinerjistik etki, in-vivo çalışmalarla da desteklemesi halinde, oksijen ile birlikte uygulandığında vankomisinin doz ayarlanması yoluyla toksik etkilerinin önlenmesi açısından önemli olabilir.