15
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Tekinsizlik kavramı bağlamında Philip Rıidley tiyatrosu: The Pitchfork Disney, Mercury Fur ve Leaves of Glass oyunları üzerine bir inceleme
Bu çalışma, tekinsizlik kavramını merkeze alan çağdaş İngiliz tiyatrosunun dikkat çeken isimlerinden Philip Ridley'nin The Pitchfork Disney, Mercury Fur ve Leaves of Glass adlı üç önemli oyununu kapsamlı bir biçimde incelemektedir. Tekinsizlik, Freud'un 1919 tarihli "Das Unheimliche" makalesinde tanımlandığı biçimiyle; tanıdık olanın aniden yabancılaşması, bastırılmış olanın geri dönmesi ve bireyde hem korku hem de merak uyandıran bir ruh durumu olarak ele alınmıştır. Bu bağlamda tezde, söz konusu kavram anlatı yapısı çerçevesinde değerlendirilmiş; atmosfer, mekân, karakter inşası ve dil kullanımı gibi unsurlar Freud'un yanı sıra Lacan, Jentsch ve Mark Fisher gibi düşünürlerin yaklaşımlarıyla birlikte ele alınmıştır. The Pitchfork Disney, Presley ve Haley adında iki kardeşin çocukluk travmalarıyla baş başa kaldıkları klostrofobik bir evde geçer. Gerçek ile fantezinin iç içe geçtiği bu dünyada, dışarıdan gelen Cosmo Disney karakteri aracılığıyla tekinsizlik doruğa ulaşır. Mercury Fur, distopik bir gelecekte belleğin yitimi ve şiddetin sıradanlaştığı bir ortamda geçer. Burada tekinsizlik, hem bireysel hem de toplumsal boyutlarda derinleşmektedir. Leaves of Glass ise geçmişle yüzleşmenin kaçınılmazlığına odaklanır. İki kardeş arasında gelişen gerilimli ilişkide, bastırılmış aile sırları yavaş yavaş açığa çıkarken psikolojik çözülme tekinsizlikle birleşir. Ridley'nin In-Yer-Face tiyatrosu estetiğiyle kaleme aldığı bu üç oyun, seyirciyi rahatsız eden temalar, çarpıcı sahneleme biçimleri ve yoğun duygusal atmosferiyle birlikte tekinsizliğin çağdaş tiyatrodaki işlevini sorgulayan önemli örneklerdir.
Stanislavski yönteminin akademik oyunculuk eğitimindeki karşılığı: Role yaklaşım önermeleri ve bir atölye çalışması
Bu çalışma, Rus tiyatro insanı Konstantin Sergeyeviç Stanislavski'nin çağının güncel, bilimsel araştırmaları ve hipotezleri ışığında geliştirdiği oyunculuk yorum yönetiminin sonuçlarının ve role yaklaşım önermelerinin, günümüz Türkiye'sinde akademik oyunculuk eğitimindeki karşılığını değerlendirmeyi; sahneleme ve oyuncunun role yaklaşım sürecinde uygulamada gözlemlenen belirsizlikleri incelemeyi; bu belirsizliklerin giderilmesinde yöntem geliştirme arayışlarının sunumunu amaçlamaktadır. Çalışmada, Stanislavski'nin oyunculuk anlayışındaki kırılmalara ve değişimlere etki ettiği bilinen bilim, sanat insanlarıyla olan iş birliğine değinilerek, dünyada ve ülkemizde 21. Yüzyıl bilimsel-sanatsal gelişmelerinin ışığında Stanislavski'nin öğretisinin ve sonuçlarının oyunculuk eğitiminde irdelenmesi; günümüz oyuncusu ve/veya eğitim sürecindeki oyuncu adayında onun önermelerinin nasıl ve ne ölçüde karşılık bulduğunu incelenmesi ve çözüm önerilerine temel oluşturmak üzere çalışma süreci verileriyle Stanislavski'nin oyunculuk yorum yönteminin Hacettepe Ünverstitesi Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Ana Sanat Dalı öğrencileriyle seçilen model oyunlarının uygulanmasından ortaya çıkan sorunlar analiz edilmektedir.
Tiyatroda temsil ve anlatının oyuncu açısından sanatsal ve yöntemsel olanakları ve bir uygulama
Bu sanat çalışması, tiyatroda temsil ve anlatı birlikteliğinin oyuncuya sunduğu olanakları araştırmayı hedeflemiştir. Bu bağlamda temsil ve anlatı kavramlarının Batı tiyatrosunun kökeni olarak kabul edilen Antik Yunan'da izi sürülmüştür. Özellikle sanatta temsile dair önemli tespitleri Aristoteles'e nispeten göz ardı edilmiş iki filozof olarak Platon ve Plotinus'un yaklaşımları kapsamlı olarak analiz edilmeye çalışılmıştır. Tiyatroda anlatı ise modern anlatıbilimin mesafe ve bakış açısı kavramları ışığında sahne - seyir yeri ve oyuncu - rol ilişkisi bağlamında incelenmiştir. Geleneksel hikâye anlatıcılığı kapsamında ele alınan âşıklık icrasında, anlatı ve temsil ilişkisi, özdeşleşme-uzaklaşma ve mevcudiyet-temsiliyet kavramları çerçevesinde incelenmiş, oyuncunun sanatındaki karşılıklarıyla ele alınmıştır. Anlatı ve temsil birlikteliğinin oyuncuya açtığı sanatsal ve yöntemsel olanaklar bir sahne uygulaması kapsamında sınanmıştır. Uygulama çalışması çerçevesinde, gerçek bir hayat hikayesinin anonimleştirilmesi esasına dayalı "Viyana'da Yeşil Park" adlı orijinal metin kaleme alınmış ve kişisel hikâyenin kolektif bir anlatıya dönüşümü canlı bir tanıklık içerisinde incelenmiştir.
Aşıklık geleneğinin tiyatro antropolojisi açısından incelenmesi ve bir uygulama
Bu sanat çalışmasında; çağdaş sanat uygulamalarında yeniden yorumlanan yerel kültür mirasının tiyatro sahnesine taşınmasının bir devamı olarak, Anadolu coğrafyasının köklü sözlü geleneklerinden olan 'aşıklık geleneği' tarihsel ve edebi konumu, form ve icra özellikleri bakımından incelenmiş; bu geleneğin bir parçası olan 'hikaye anlatıcılığı' nın tiyatral karşılığı, tiyatro antropolojisinin Batılı oyunculuk metodolojilerine sunduğu analitik yöntemlerin ışığında değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerle Dede Korkut'un 'Uşun Koca Oğlu Seğrek Boyunu Beyan Eder' öyküsü uygulama olarak modern bir anlatıya dönüştürülmüş ve sahne uygulaması gerçekleştirilmiştir. Ayrıca çalışmada Batılı konvansiyonel eğitimden gelen oyuncularla; usta-çırak geleneği ile aktarılan aşıklık tarzının sunduğu ifade olanakları bir araya getirilerek melez bir gösterim biçimi yaratılmıştır. Sonuç olarak; Batılı gösterim çözümleme teknikleriyle birleştirilen geleneksel kültürel etkinliklerin gösterimin içeriğine katkı sağladığı, bunun yanı sıra geleneğin kendisiyle karşılaştırıldığında, yerel kültürün ve kültür değerlerinin tarihin akışı içinde sürekliliğinin devamında değişimin gerekliliği kadar, farklı biçim ve sunum arayışlarında deneyimin de önemli olduğu tespit edilmiştir.
Ingeborg Von Zadow'un çocuk oyunu üçlemesindeki korku unsurunun incelenmesi ve bir oyununda sahne uygulaması
Dünyanın korkulacak bir yer olduğunu, çocukların dünyasının bundan farklı bir yer olmadığı savını öne süren Ingeborg von Zadow, "Ben ve Sen", "Pompenya" ve "Sadece İkimiz" adlı oyunlarını bir araya getiren çocuk oyunu üçlemesinde, bu savını kanıtlamaya çalışır. Zadow, insan için var olan, insanla var olan ve insanla şekillenen tiyatro sanatı aracılığıyla, insanın yaşamının ilk anlarından itibaren "benlik" oluşumunu etkileyen duygulanımlarının, düşünsel deneyimlerinin, sorgulamalarının "çocuk" dünyasındaki karşılıkları nelerdir, nasıldır? Çocuk hayatın neresindedir? sorularına yanıtlar arar. Bu sanat çalışmasında Zadow'un çocuk oyunu üçlemesinde yer alan "korku" unsurları temel alınarak; çocuk tiyatrosunda korku duygusunun doğru tarif edilebilmesi amaçlanmış olup; çalışmayla, çocukların toplumda sağlıklı bireyler olarak var olabilmeleri, gerçek sorunlarının tesbiti, gelişimlerine katkı sağlanması hedeflenmiştir. Öte yandan Zadow'un genel olarak oyunlarını, oyun kişilerinin birbirleriyle ilişkilerini gözeterek, yalın bir dil kullanarak, sınırları çizilmiş dar mekanlar tasarlayarak ve çocukların hayal gücünü harekete geçirecek biçimde kurgulamasından hareketle, çocuk tiyatrosunun çağa uygun sahneleme önerileriyle ileriye götürülmesi; alışılagelen salt didaktik çocuk tiyatrosu algısının dönüştürülmesine de yardımcı olacağı düşünülmüştür. Çalışmanın kuramsal çerçevesi ve pedagojik perspektifi, yapılan kaynak araştırmaları dışında, başta yazar olmak üzere, ayrıca bir çocuk psikoloğu ile yürütülen görüşmeler ışığında oluşturulmuştur. Çalışmanın uygulama bölümünde Ingeborg Von Zadow'un üçlemesinden "Sadece İkimiz" örnek oyun olarak seçilmiş; dramaturgi tercihleri ve reji konsepti belirlenip sahne uygulaması gerçekleştirilmiştir. Örnek uygulamada çocukların dünyasındaki korkulara ışık tutacak temel unsurlar olarak yazarın da işaret ettiği "sevgi ve dostluk" düşüncesinin altı çizilmiştir. Çocuk ile yetişkin kavramlarının dönüşümü ve iç içeliği göz önünde bulundurularak yetişkin bireyler ile çocukların aynı platformda buluşması hedeflenmiş; çocuk tiyatrosunun genellikle dayandırıldığı didaktik yapının dışına çıkılarak; toplumsal, çevresel, kişisel faktörlere dayalı korkular sonucunda "örülen duvarlar" ın, yarının "özgür" bireylerine engel teşkil etmemesi hedeflenmiştir.
Çağdaş kadının edilgenlikten etkinliğe dönüşümünün analizi: 21. yüzyıl'da Henrik Ibsen'in 'Nora: Bir Bebek Evi' eserini toplumsal ve tarihsel bağlamda yeniden okumak
Henrik Ibsen'in "Nora: Bir Bebek Evi" adlı tiyatro eseri, toplumsal cinsiyet rolleri ve kadın özgürlüğü temalarının üzerine inşa edilmiş birbirine bağlı bir ilişkiler zincirini ele almaktadır ve bu eksende, bu tez çalışması Ibsen'in Nora'sıyla 19. yüzyıldan 21. yüzyıla uzanan bir köprü kurarak toplumsal cinsiyet rollerinin kadına biçilen edilgen rolünün karşısında erkeğin etkin rolünü işaret etmekte ve kadının edilgenliğinin dönüşümünün izlerini görünür kılmayı amaçlamaktadır. Tez, oyun metnini, toplumsal cinsiyet kuramı, Gilman ve Beauvoir'ın kadın cinsine ilişkin araştırma ve söylemlerini merkez alarak, kadınlığın bir toplumsal inşa ile şekillendiğinin, bu dolayımda da kadının kendi benliğinin izlerini aramak üzere geçirdiği dönüşümü 'etken-edilgen' kavramları çatısı altında incelemeyi hedefleyerek bir değerlendirme sunmaktadır. Bu bağlamda, bu tez çalışması çağdaş kadın özgürlüğünün tarihsel gelişimini ve toplumsal cinsiyet rollerinin inşasının anlaşılmasında, Nora karakterinin ve eserin yorumlanmasına ilişkin bir kaynak oluşturma maksadını taşımaktadır.
Bir Konstantin Stanislavski yorumu olarak lee Strasberg'in metot oyunculuğu
Tarihsel süreç içerisinde oyunculuk sanatı ile ilgili bir takım teorik ve pratik öneriler ortaya konmuştur. Oyunculuk uygulaması konusunda önerilerde bulunan kişilerden biri de Rus tiyatrosundan Konstantin Sergeyeviç Stanislavski'dir. Stanislavski, gerçekçi oyunculuk anlayışından yola çıkarak Sistem Oyunculuğu adını verdiği oyunculuk yöntemini oluşturmuş ve yaptığı çalışmalarla kendisinden sonra gelen tiyatro uygulayıcılarına oyunculuk önerisi oluşturması hususunda etki etmiştir. Stanislavski'nin çalışmalarını temel alarak yola çıkan ve kendi oyunculuk önerisini oluşturan isimlerden biri ise Amerikan tiyatrosundan Lee Strasberg olmuştur. Metot Oyunculuğu olarak adlandırılan ve gerçekçi oyunculuk anlayışının merkeze alındığı bu yöntem ile hem sinemada hem de tiyatro sahnesinde birçok oyuncu yetiştirilmiştir. Bu çalışmada, Konstantin Stanislavski'nin Sistem Oyunculuğu'nun, Lee Strasberg tarafından teori ve pratik noktasında tekrar yorumlanarak Metot Oyunculuğu'na nasıl uygulandığı araştırılmıştır. Nitel araştırma yönteminin kullanıldığı çalışmada asıl amaç; ele alınan uygulama sürecinin yeni bir oyunculuk önerisi oluşturmak isteyen kişilere örnek bir uygulama modeli olmasıdır. Yapılan çalışmanın ilk bölümünde Konstantin Stanislavski ve Sistem Oyunculuğu ele alınmıştır. Araştırmanın bu aşamasında Sistem Oyunculuğu'nun nasıl meydana geldiği, gelişim aşamaları ve beraberinde ortaya çıkan tanım ve kavramlara yer verilmiştir. İkinci bölümde ise Lee Strasberg ve Metot Oyunculuğu ele alınmıştır. Bu aşamada Metot Oyunculuğu'nun uygulamadaki temel kavramları üzerinde durulmuş ve bu kavramlar çerçevesinde yapılan çalışmalara değinilmiştir. Ayrıca Sistem Oyunculuğu ve Metot Oyunculuğu arasındaki bağ çeşitli örnekler üzerinden ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Lee Strasberg, Metot Oyunculuğu, Konstantin Stanislavski, Sistem Oyunculuğu
Çağdaş tiyatroda seyircinin oyuna doğrudan katılımı
Tiyatro sanatı, Antik Yunan'dan günümüze kadar süren yaklaşık 30 asırlık tarihinde hep arayış içerisindeydi. Bunun sebebi belki de tiyatro sanatının popüler bir sanat olmasında gizlidir. Tiyatro sanatı, arayışını kendine dönerek yapmış, kendi içinde sorgulamalar yaparak gelecekteki yolunu bulmaya çalışmıştır. Çağdaş tiyatro uygulamacıları bu arayışı en kapsamlı ve tutarlı sürdüren tiyatro insanları olarak tarihte yerini almıştır. Çağdaş tiyatro uygulamacıları özellikle seyirci - oyuncu ilişkisi üzerinde denemeler yapmıştır. Bu ilişkiyi araştırırken tiyatronun kaynağına inen yolculuklar yapmışlardır.Bu çalışma tiyatronun kaynağına inen, seyirci - oyuncu ilişkisini araştıran ve seyircinin oyuna doğrudan katılımını sağlamaya çalışan çağdaş tiyatro uygulayıcılarının arayışlarının saptanması üzerine kurulmuştur. Bu çalışmada çağdaş tiyatroda oyun-seyirci ve seyirci-oyuncu ilişkisi üzerinde çalışmalar yapan üç yönetmen irdelenecektir. Bu yönetmenler, Peter Brook, Jerzy Grotowski ve Augusto Boal dir. Çalışmanın genel yapısını, bu yönetmenlerin, seyircinin doğrudan katılımına yönelik uygulamaları belirleyecektir.
Brecht'in Arturo ui'si Bertolt Brecht'in epik tiyatro araçlarının günümüzde kullanımına yönelik bir sahneleme denemesi
Toplumsal, ekonomik ve siyasal koşulların tüm dünya üzerinde koşulları birörnekleştirdiği bir çağda, insan yaşantısı giderek verili koşulların alternatifi olmayan ve uyum sağlamaktan, katlanmaktan başka çıkar yol bulunmayan, kötü de olsa devam etmesi istikrarmış gibi algılanan akıl dışı bir boyuta ulaşmıştır.Toplumsal bilince yönelen, insanların içinde bulundukları ekonomik ve sosyal koşullara yeni bir gözle bakmalarını ve hayatları hakkında etkin kılınmalarını amaçlayan sanatsal anlayışı ile Bertolt Brecht bugüne dair pek çok sözü olan bir tiyatro insanıdır.Bu sözlerin bugünün koşullarında ve bu ülkede etkisini gösterebilmesinin yolunu bulmaksa bugünün tiyatro insanlarının bulgulaması gereken önemli bir sanatsal problemdir. Eğer seyircinin içinde bulunduğu koşullara yeni bir gözle bakmasını sağlamak istiyorlarsa bunu öncelikle tiyatro sanatının uygulamacıları kendi alanları içinde yapabiliyor olmalıdır.Bu çalışma Bertolt Brecht'in epik tiyatro anlayışının günümüzde etkili kılınabilmesi doğrultusunda temel araçlarının bugüne ve bu ülkeye uygun uygulama biçimlerinin bulgulanmasına yönelik bir sahneleme denemesidir.
Orhan Asena'nın "Yıldız Yargılanması" ve Güngör Dilmen'in "Devlet ve İnsan" adlı oyunlarının tarihsel gerçeklik açısından değerlendirilmesi ve yazarların tarihsel bakış açıları
Tarihsel oyunlar edebiyat tarihinin başlangıcından bu yana tiyatro sanatına konu olmuştur. Bu çalışmada, aynı tarihsel dönemi farklı biçimde ele alışlarıyla iki yazarın oyunları incelenmiştir. Orhan Asena'nın "Yıldız Yargılanması" ve Güngör Dilmen'in "Devlet ve İnsan" adlı oyunlarında 1876 Tanzimat Dönemi ve Abdülaziz'in ölümünden beş yıl sonra geçen olaylar anlatılmıştır. Abdülaziz'in ölümünden sorumlu tutulan, ilerici ve yenilikçi düşüncelere sahip olan Mithat Paşa, Yıldız Mahkemesi'nde yargılanmış ve daha sonra Abdülhamit tarafından Taif'e sürülerek orada boğdurularak öldürülmüştür. 1950 kuşağı içinde yer alan ve Türk Tiyatrosu'na çok sayıda eser kazandıran, kendini sürekli yenileyen bir yazar olan Orhan Asena, eserlerini yazarken toplumsal yapıyı, evrensel değerleri, güncel yaklaşımı, düşünsel boyutu ve nesnel tutumunu her zaman korumuştur. 1960 kuşağı içinde yer alan, Çağdaş Türk Tiyatrosu'nun yapıtaşlarından biri olan ve yazdığı oyunlarla tiyatroyu temel işlevine kavuşturan Güngör Dilmen, eserlerinde genellikle tarihsel ve mitolojik konuları işlemiş, kullandığı dil ve teknik ustalığı ile araştırıcı nitelikli, kendini sürekli aşabilen bir yazar olmuştur. Bu çalışmada Asena'nın "Yıldız Yargılanması" ve Dilmen'in "Devlet ve İnsan" adlı oyunları tarihsel gerçeklik açısından değerlendirilmiş, bunun sonucunda da iki yazarın tarihe bakış açıları aynı tarihsel dönemi ele alışları sırasında, birbirleriyle örtüşen ya da ayrışan yanları irdelenmiştir.
Performatif sahneleme, Kral Oidipus uyarlaması
Bu tez, Antik Yunan tragedyalarının çağdaş sahnelemelerinin performatif estetikbağlamında incelenmesini ve uygulanmasını konu alır. Sofokles'in Kral Oidipustragedyasından ve onun kaynağı olan mitten yola çıkarak sahnelenen Oidipus: Galip, Mağlup adlı performansın sahneleme süreci çalışmanın merkezindedir. Çalışmada, Antik Yunan'ın agon (mücadele) kavramı ile geleneksel bir bedenpratiği olan yağlı güreşin ritüelistik yapısı arasında kurulan kuramsal bağ üzerinden özgünbirsahneleme gerçekleştirilmiştir. Yağlı güreşin törensel yapısı, kolektif hafızaya dayalı estetiği ve bedensel yoğunluğu, tragedyaların ritüelistik yapısıyla örtüşmektedir. Bubağlamda, yağlı güreş yalnızca folklorik bir unsur değil, performatif bir araç olarakdeğerlendirilmiştir. Tezin temel savı, Antik Yunan tragedyalarının yalnızca dramatik metinler değil, ritüelistik ve bedensel deneyimler olarak da okunabileceğidir. Bu özelliklerinpostdramatik estetik içinde yeniden işlenmesiyle çağdaş bir tiyatral formortayaçıkmaktadır. Oyuncuların gerçek pehlivanlarla çalışmasıyla bedenleri dönüştürülmüş; halkbilimsel temsillerin ötesine geçilerek performansın biçimsel ve estetik boyutlarınaodaklanılmıştır. Terzopoulos ve Grotowski gibi fiziksel tiyatro yaklaşımlarındanbeslenen bu süreç, çağdaş tiyatronun deneyim odaklı yapısıyla bütünleşen bir bedensel düşünce üretmiştir.
Ses, nefes, konuşma ve beden ilişkisi
Ses, nefes, konuşma ve fiziksel durumun bütün bunlara etkisi üzerine yazılmış bu tezde, ilerleyiş planı olarak bir konservatuardaki oyunculuk ve diksiyon eğitiminin ilk bir-iki yılı temel alınmıştır. Ana konusu, ?ses ve konuşma? olan bu tezde amaçlanan, ?doğru sesle, doğru konuşabilmek? kavramının anlamı ve bu yolda bireyin uygulaması gerekenlerin açıklanmasıdır. İrdelenen bir diğer önemli nokta ise, bireyin beden durumunun sesini ve konuşmasını ne yönde etkileyeceği, fiziksel eksikliklerden ve hatalardan kaynaklanan olumsuz etkilerin nasıl giderileceğidir. Bu yolda gelişime yardımcı olacak birçok çalışmayı kapsayan bu tez, konuşmanın birey için önemi ve ?doğru konuşma?nın ne olduğuyla birlikte bu konuda çekilen güçlüklerin anlatımıyla başlamaktadır. Ardından bedensel durumun ses ve konuşmaya olan etkisi ve de bedeni, ?doğru sesi? çıkartabilmek için uygun forma sokma yollarını gösteren çalışmalar gelmektedir. Nefesin insan için önemi, nefes konusunda yapılan hatalar, solunum sistemini oluşturan organların kısa açıklamaları, nefes alış-verişin işleyişi ve ?doğru nefes? üzerine yapılan çalışmaların anlatıldığı ikinci bölümü, ?ses? konulu üçüncü bölüm izlemektedir. Bu bölümde, insan sesinin oluşumu, sesi oluşturmada kullanılan organların tanıtımı ve sesi kullanma ve geliştirme üzerine yapılabilecek çalışmalar yer almaktadır. Boğumlanma bölümünde, gırtlakta oluşarak bedenin içinde büyüyen ve kalite kazanan sesin konuşmaya dönüştürülmesi, bu konuda yapılan hatalar ve bunların düzeltilmesi için yapılması gereken çalışmaların bir bölümü yer almaktadır. Son bölüm olan ses bilimi başlığı altında ise, Türkçede kullanılan sesler, bu seslerin doğru boğumlanma kuralları ve örnek çalışmalar yer almaktadır.Tezde varılan sonuç, bedensel rahatlama ve gerginliklerden arınma, nefesi doğru ve verimli kullanabilme, nefesi sese dönüştürmede yeni ve doğru alışkanlıklar edinme, sesi konuşmaya dönüştürmeyi ise ustaca gerçekleştirmek için çalışmalar yapma gibi bazı ön koşullar yerine getirilmediği taktirde bireyin, doğru, güzel, etkileyici ve sağlıklı bir konuşmaya sahip olamayacağı ve kendini ifade etme adına güçlükler yaşayacağı ve sadece doğru çalışmaları, yeterince uygularsa bu yetiye kavuşabileceğidir.
Doğru ve güzel konuşarak gelişen kimlik
Dogru ses kullanımı, güzel ve etkili konusma belli bir disiplin ile kazanılır. Bu tezçalısmamda, almıs oldugum egitim, edinmis oldugum tecrübeler ve kisisel arastırmalarımla,pek çok ögretiden yola çıkarak bir metod olusturmaya çalıstım. Bu metodta önceliklekonusma organlarımızın ne oldugunu, bunların potansiyellerinin farkındalık ve çalısma ilenasıl daha verimli kullanılabilecegini, bütün konusma organları ve ses için temel kaynak olannefesi tekrar ele alarak, daha iyi kapasite ve dogru kullanımı için ögreti ve çalısma metodlarısunmaya, konusma dilimizin Türkçe olması nedeni ile dilbilgisi ve Türkçenin genel yapısını,bu konu ile ilgili tüm bilgilerin konusma dilini ne denli etkiledigini vurgulamaya, fonetigininceledigi alan ile dilin kullanım gücünün nasıl arttıgını, güzel ve etkili diksiyonunhayatımızda ne denli önemli oldugunu anlatmaya çalıstım. Bütün çalısmalara ragmendüzeltemedigimiz, fizyolojik ve psikolojik konusma bozuklukları ile ilgili sorunlar, tanı vetedavi yöntemleri hakkında bilgiler vererek, olusmus ya da olusabilecek sorunları anlattım.Özellikle çocukluk dönemi üzerinde durdum çünkü erken tanı ile genç bireyin saglıklı birgelecegi için yardımcı olunabilmesini amaçladım. Konusma türleri hakkında bilgilendirerekis, sosyal ve özel hayatımızda bu türlerin dogru kullanılmasının geregini, bunların hayatımızakazandırdıgı sosyal ve psikolojik katkıları ifade etmeye çalıstım. Bütün bu bilgi ve çalısmametodlarını gerçeklestirirken, kim ya da hangi meslek grubundan olursa olsun hayatının birdöneminde -ki bunun erken olmasını temenni ederim- konusma ile ilgili bir çalısmaya ihtiyaçduyuldugunda ,bu tez çalısmamdan faydalanarak gelisme gösterebilmesi için bir fırsatolmasını dilerken, bunu yalnızca konusma biçimi yani güzel ve etkili konusma basarısı olarakdegil, kisinin yasamda oldugu ya da olmak istedigi kimligin gelisimi olarak tecrübe edecegitezinide savunmaktayım. Son olarak: KİMLİK, dogru ve güzel konusarak gelisir.
Geleneksel performans sanatı olarak manasçılık ve bir sahne uygulaması
Destanlar, medeniyetlerin ilerleyişlerinin, kültürel yansımalarıdır. Manas Destanı ise dünya kültür mirası içinde önemli yer tutan bir "şaheserdir". Manas, Kırgızlar'ın milli kimliğinin, kültürel değerinin, dünya sahnesindeki yerinin incelenebileceği bir figürdür. Bu destanın nesilden nesile aktarılıp bugüne kadar gelebilmesi ise sözlü halk edebiyatının geniş çevre ve coğrafyalarca benimsenmesiyle mümkün olmuştur. Bu sanat çalışmasında, geleneksel üslupla yalnız Kırgızistan'da değil dünyanın dört bir tarafında yaşatılan "Manas Anlatıcılığı"nın, günümüze kadar gelen formu, büyük temsilci/icracıları, kayda alınmış/alınmamış örnekleri, özgün varyantları, içerdiği kültürel motifleri, özgün uyarlamaları ile incelenmeye çalışılmıştır. Bu çalışmaların neticesinde bu çalışmaya sığdırılamayacak kadar geniş zenginliğini kapsayabilecek, Türkçe bir metin oluşturulmaya gidilmiştir. Sürdürülen araştırma, yorum, uygulama sürecinin sonucunda gerçekleşecek temsil, Türel Ezici'nin benzer kültürlerin buluşma noktası niteliğinde Manas Destanı'nın birinci bölümünden hareketle ortaya çıkardığı "Manas... Kırgız'ın Alp Yiğidi..." isimli metnin 'Manas Anlatıcılığı' tekniğine yakınsayan bir reji üslubuyla gerçekleştirilmiştir. Kırgız ve Türk kültürlerinin benzer yapısını bir kez de tiyatro sahnesinde yaşatmayı amaçlayan bu sanat çalışmasının araştırma, uygulama, yorum neticesinde yaratılan kültürler arası bir çalışma olması hedeflenmiştir.
Savaş'ın yıkıcı etkilerinin ve tecavüz olgusunun Matei Visniec'in "Savaş ve Kadın" oyununda incelenmesi ve reji uygulaması
Bu sanat çalışması raporu, insanlık tarihinde hiç bitmek bilmeyen savaşların dehşet ve vahşetine dikkat çekmeyi, özellikle savaşın yıkıcı şiddetine maruz kalan kadınların savaştaki durumunu anlatmayı amaçlamıştır. Savaşta kadına yönelen şiddeti, Bosna soykırımını inceleyen Romanyalı oyun yazarı Matei Visniec'in ''Savaş ve Kadın'' oyunu üstünden değerlendiren bir çalışmadır. Yazar bu oyunda etnik (iç) savaşın acı çehresini ve yıkımının yakın tarihte yaşanmış bir olaydan örnekleyerek kaleme almıştır. Visniec oyununda 21.yüzyıl medeniyetini eleştirmiş, aynı zamanda insanın varoluş sebebini sorgulamayı hedeflemiştir. Çalışmada, çağdaş tiyatro uygulayıcılarının yöntemleri izlenmiş, oyun dramatik ve anlatı bölümleriyle hem açık biçim hem kapalı biçim özelliği gösterdiği için, Epik dramaturgi ve sahne düzeni ile konvansiyonel-gerçekçi-psikolojik tiyatro dramaturgisi ve sahne düzeni, en iyi şekilde doze edilmeye çalışarak reji uygulaması gerçekleşmiştir.