İstanbul University
Institute

Institute of Health Sciences

İstanbul University

659

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Tez
DoctorateOpen AccessTR

Oklüzal dikey boyut tespitinde kullanılan farklı antropometrik ölçümlerin karşılaştırılması

Oklüzal dikey boyut tespitinde birçok farklı yöntemin kullanılması önerilmiş olsa da günümüzde oklüzal dikey boyutun tespitinde kabul edilen ve klinikte en yaygın olarak kullanılan teknikler istirahat aralığının tespiti, en yakın konuşma mesafesinin belirlenmesi ve antropometrik ölçümlerin kullanılmasıdır. Farklı toplumlar üzerinde yapılmış olan çok sayıda antropometrik çalışma olmasına rağmen, bu araştırmalar sınırlı sayıda parametreyi değerlendirmişlerdir. Bu nedenle tez çalışmamızın amacı Türk toplumu üzerinde literatürde korelasyon bulunmuş olan ve oklüzal dikey boyut ile ilişkisi olabileceği varsayılan tüm yüze ve ele ait antropometrik ölçümlerin oklüzal dikey boyut ile ilişkisini tespit ederek orantısal ilişkilerini belirlemektir. Çalışmamız 136 kadın (30.37±8.09) ve 135 erkek (30.42±8.49) olmak üzere toplam 271 denek ile gerçekleştirilmiştir. Her bir denek üzerinde oklüzal dikey boyuta ait 4, yüze ait 24 ve ele ait 8 ölçüm olmak üzere toplam 36 ölçüm yapılmıştır. Oklüzal dikey boyut ölçümlerinde literatürde değerlendirilmiş olan burun altı-çene ucu, burun altı-çene altı, burun ucu-çene ucu, burun ucu-çene altı ölçümleri referans olarak alınmıştır. Ölçümler farklı amaçlarla tasarlanmış dört farklı dijital kumpasla (Accud, Accud Co., China) direkt olarak denekler üzerinde yumuşak doku noktalarından yapılmıştır. Çalışmada parametrelerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro Wilks testleri, parametreler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Multivariate analiz için basit ve çok değişkenli linear regresyon analizi uygulanmıştır. Korelasyon düzeyi iyi (r≥0.6), orta (0.6>r>0.3) ve zayıf (r ≤0.3) olarak sınıflandırılıp değerlendirilmiş ve iyi düzeyde korelasyon gösteren parametreler için regresyon formülleri oluşturulmuştur. Sonuç olarak, çalışmamızda değerlendirilen yüz ve el ölçümleriyle iyi düzeyde korelasyonun en fazla olduğu oklüzal dikey boyut ölçümleri burun altı-çene altı ve burun altı-çene ucu ölçümleri olmuştur. Tüm oklüzal dikey boyut ölçümleriyle en iyi düzeyde korelasyon gösteren yüz ölçümleri; sağ göz bebeği ile ağız köşesi arası mesafe, dudakların birleşim çizgisi ile çene ucu arası mesafe, sağ gözün dış kantusu ile ağız köşesi arası mesafe ve sellion ile alt dudak vermillion hattı arası mesafe iken, el ölçümleri ise işaret parmağı ile serçe parmak başlangıç kenarları arası genişlik, işaret parmağı ile serçe parmak uç kenarları arası genişlik ve başparmak uzunluğu olmuştur.

AntropometriAntropometrik parametrelerDental oklüzyon+5
Mehmet Berk Kaffaf
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

CAD/CAM oklüzal vener restorasyonların kırılma dayanımlarının farklı materyal kalınlıklarına ve preparasyon dizaynlarına göre karşılaştırılması

Oklüzal vener restorasyonlar minimal invaziv olmaları dolayısıyla sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Oklüzal vener materyali olarak lityum disilikat seramikler en çok tercih edilen materyaller olmakla birlikte son zamanlarda zirkonya ile güçlendirilmiş lityum silikat seramikler de piyasaya sürülmüştür. Ancak iki materyalin pek çok parametre değerlendirilerek yapılmış karşılaştırılmalı çalışması bulunmamaktadır. Bu çalışmanın amacı; iki farklı seramik materyal (Celtra-Duo, IPS E.max CAD) iki farklı kalınlık (1 mm ve 3 mm) ve üç farklı preparasyon (full (çevresel) shoulder basamak, bukkal shoulder basamak ve basamaksız) değişkenlerinin oklüzal vener restorasyonların kırılma dayanımına etkisini araştırmaktır. Çalışmada 120 adet çürüksüz insan alt mandibular büyük azı dişi toplanmış ve 12 gruba ayrılmıştır. Preparasyonlar tek bir diş hekimi tarafından, standart bir frez seti yardımıyla yapılmıştır. Restorasyonlar CEREC programı kullanılarak üretilmiş ve adeziv rezin siman kullanılarak simante edilmiştir. Örneklere, çiğneme simülatörü ve termal siklus cihazları yardımıyla yapay yaşlandırma işlemi uygulanmıştır (1.200.000 dinamik, 5000 termal siklus 5-55 ̊C). Bu aşamada hiçbir örnekte kırık ya da çatlak gözlenmemiştir. Universal test cihazı ile statik baskı kuvveti uygulanmış ve kırılma kuvvetleri belirlenmiştir. Kırık tiplerinin belirlenmesi için stereomikroskop kullanılmıştır. İstatistik değerlendirmede üç yönlü varyans analizi kullanılmış, Bonferroni düzeltilmesi uygulanmak suretiyle çoklu karşılaştırmalar yapılmıştır. Kırılma tiplerine göre grupların incelenmesinde ise pearson ki kare testi kullanılmıştır. Sonuç olarak; kalınlık ve materyal grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, preparasyon şekillerinden sadece full basamak (shoulder) ve basamaksız( anatomik oklüzal redüksiyon) gruplar arasında anlamlı fark bulunmuştur. Basamaksız preparasyon grubu örnekleri, her iki kalınlık ve her iki materyalde en yüksek kırılma dayanımını sergilemiştir. 3 mm kalınlıktaki örneklerde, materyal ve preperasyona bakılmaksızın tamir edilemez kırık tipi istatistiksel olarak daha fazla gözlenmiştir.

CAD/CAMDental kavite preparasyonuDental porselen+2
Pınar Şeşen
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

All-on four konseptiyle uygulanan farklı boy ve yerleştirilme açılarına sahip implantların stres dağılımlarının sonlu elemanlar analizi ile incelenmesi

Çalışmamızda all on four konsepti uygulanarak farklı boy ve yerleştirilme açılarına sahip implantların immediyat ve gecikmiş yükleme koşulları altında sonlu elemanlar analiziyle kıyaslanması amaçlanmıştır. 3 boyutlu sonlu elemanlar analiz yöntemiyle elde edilen modellerde; anterior implant her modelde vertikal yönde ve boyu 13 mm olacak şekilde yerleştirilmiş, posteriordaki implant ise 13 mm ve 15 mm olarak 2 farklı boyda ve 30 ve 45 derece olarak 2 farklı uygulama açısıyla yerleştirilmiş olup 4 ayrı model elde edilmiştir. Elde edilen modeller immediat ve gecikmiş ( osseointegre ) yükleme koşulları altında kıyaslanarak toplamda 8 model elde edilmiştir. Her model; metal alt yapılı sabit protetik restorasyonla tamamlanmıştır. 1. Büyükazı dişine bilateral olarak bukko lingual yönde 30 derece açıyla 100 N kuvvet uygulanarak implantlar üzerinde oluşan vonmises stresleri ve kortikal ve trabeküler kemikte oluşan principal stresleri değerlendirilmiştir. Osseointegre koşullarda immediyat yükleme koşullarına göre her modelde daha az stres gözlenmiştir. 30 derece açıyla yerleştirilen modellerde 45 dereceye kıyasla daha yüksek stres oluşumu kortikal ve trabeküler kemikte izlenmiştir. Yerleştirilme açısının implant boyuna kıyasla stres oluşumunu daha fazla etkilediği gözlenmiştir

Dental implantasyonDental implantlarDental stres analizi+1
Berfin Lara Işık
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Koku terapisinin epilepsi nöbetlerine etkisinin araştırılması

Epilepsi, tekrarlayan nöbetlerle karakterize, dünyada yaygın olarak görülen nörolojik bir bozukluktur. Çeşitli nöbet önleyici ilaçlara rağmen epilepsi tedavisine direnç halen yüksektir. Bu direnç epilepsi tedavisinde multidisipliner yaklaşımı ve alternatif tedavileri gündeme getirmektedir. Çalışmamızda, dirençli epilepsi tanısı ile izlenen hastalarda, nöbet önleyici etkisi kanıtlanmış koku (aroma) ile üç aylık terapi uygulanarak, epilepsi nöbetleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Çalışmaya Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniği, Kanuni Sultan Süleyman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Nörolojisi polikliniği ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Nöroloji polikliniğinde takip edilen dirençli epilepsi tanılı 24 hasta (7 kız ve 17 erkek) (yaş ortalaması: 20.8±12.6 yıl) alındı. Olguların 14'ü pediyatrik, 10'u erişkin hasta idi. Katılımcılara, nöbet önleyici etkisi kanıtlanmış bir aroma olan saf lavanta (Lavandula Angustifolia) yağı standart şişelerde verilerek sabah ve akşam olmak üzere iki dozda ikişer dakika süreyle koklaması istendi. Çalışma öncesi ve üç aylık süre sonunda katılımcıların nöbet sayısı, nöbet süresi, yaşam kalitesi ve koku duyusu fonksiyonları değerlendirildi. Sonuçlar istatistiksel olarak analiz edildiğinde, koku terapisinin, epileptik nöbet sıklığını hem erişkin hem pediyatrik hastalarda azalttığı (pediyatrik p=0.005, z=-2.80; erişkin p=0.027, z=-2.21) ayrıca epileptik nöbet süresini de azalttığı gösterildi (p=0.02; z=-2.20). Koku terapisinin, epilepsi hastalarında yaşam kalitesini olumlu yönde artırdığı (p=0.003; z=-2.94) ve koku alma bozukluğunu hem pediyatrik hem erişkin hastalarda düzelttiği saptandı (p=0.017; z=-2.37; p=0.05; z=-1.95). Bununla birlikte hastalarda herhangi bir yan etki görülmedi. Nöbet sıklığında artış veya nöbet karakterinde değişiklik saptanmadı. Sonuç olarak, herhangi bir yan etkisi bildirilmeyen, bir tedavi yöntemi olan koku terapisinin dirençli epilepsi hastalarında etkili olduğu gösterildi. Daha fazla katılımcının olduğu, daha uzun süre hastaların izlendiği çalışmalar ile koku terapisinin epilepsi hastalarında kullanılması sağlanabilecektir.

AromaterapiEpilepsiKoku+3
Yasin Yılmaz
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı dentin yüzeylerinde MMP inhibitörleriyle uygulanan adeziv restorasyonların bağlanma dayanımı

Bu çalışmanın amacı, erozyona uğratılmış ve sağlıklı dentin dokularında farklı türde MMP inhibitörü kullanılarak gerçekleştirilen restorasyonların bağlanma dayanımı değerlerine etkisinin in vitro olarak incelenmesidir. MMP inhibitörü olarak %2' lik klorheksidin ve daha önce bu alanda çalışması yapılmamış olan 1,5 µM' lık tomatine materyalinin varlığında veya yokluğunda etch & rinse bir adeziv sistemle birlikte kullanılarak yapılan restorasyonlar 24 saat ve 6 aylık suda yaşlandırma işlemlerine tabii tutulmuştur. Toplamda 84 dişin kullanıldığı bu çalışmada 24 saat ve 6 aylık yaşlandırma dönemlerindeki mikro-gerilim bağlanma dayanımı değerleri karşılaştırmalı olarak 12 ayrı alt grupta incelenmiştir. Örneklerde oluşan kopma tipleri stereomikroskop altında incelenerek NCSS, Kolmogorov-Smirnov, Shapiro-Wilk testi kullanılmıştır. Her iki dentin yüzeyinde de yaşlandırma süresine bağlı olmadan en yüksek bağlanma dayanımı değerleri tomatine uygulanan gruplarda elde edilirken (p<0,01), her iki MMP inhibitörü arasında gerek süreye gerek uygulanan dentin tipine göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık (p<0,01) bulunmuştur. Klorheksidin uygulanan gruplarda 24 saat sonunda elde edilen mikrogerilim bağlanma dayanımı değeri MMP inhibitörü uygulanmayan gruba göre her iki dentin tipinde de daha düşük tespit edilirken; zamana bağlı degredasyonun klorheksidin uygulaması yapılan deney gruplarında kontrol grubuna göre daha az görüldüğü bildirilmiştir. Her iki dentin tipinde MMP inhibitörü kullanılan veya kullanılmayan gruplarda 24 saatten 6 aya gidildikçe bağlanma dayanımı değerleri düşüş gösterirken; bu düşüşün en az gerçekleştiği gruplar tomatine materyali uygulamasının yapıldığı gruplar olarak tespit edilmiştir (p<0,01). Dentin tipleri kıyas edildiğinde sağlıklı dentinde erozyona uğratılmış dentine göre tüm gruplarda daha yüksek bağlanma dayanımı değerleri elde edilmiştir. 24 saat ve 6 ay suda yaşlandırmadan sonra gerçekleştirilen mikro-gerilim bağlanma dayanımı testlerinde dentin çubuklarında ortaya çıkan kopmalar stereomikroskop altında x30 büyütmede incelenmiş; her iki dentin türünde de MMP inhibitörü uygulanan veya uygulanmayan tüm alt gruplarda en çok adeziv/miks kopma tipine rastlanmıştır. Bulgular, zamana bağlı ortaya çıkan bağlanma dayanımı kaybının klorheksidine kıyasla tomatine ile daha çok azaltılabileceğini ve erozyona uğratılmış dentin söz konusu olduğunda degredasyon derecesinin tomatine yardımıyla daha az etkileneceğini göstermiştir.

Asitle aşındırma-dentalDental stres analiziDentin+5
Musa Kazım Üçüncü
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sarkopenili bireylerin kas kuvveti, denge ve propriyosepsiyon yönünden incelenmesi

EWGSOP2 kriterlerine göre sarkopenik olan ve sarkopenik olmayan bireyler üzerinde gerçekleştirilen bu çalışmanın amacı, önemli bir sağlık sorunu olan sarkopeninin kuvvet, denge ve propriyosepsiyon üzerine etkilerinin objektif olarak incelenmesidir. Çalışmaya 65 yaş ve üzeri 25 sarkopenik ve 20 sarkopenik olmayan birey katılmıştır. Katılımcıların demografik bilgileri alınmış, hastalıkları, operasyon geçmişleri, kullandıkları ilaçlar ve son 1 yıl içindeki düşme sayıları not edilmiştir. Charlson Komorbidite İndeksi (CCI) ve Yaşlılar İçin Fiziksel Aktivite Ölçeği (PASE) skorları hesaplanmıştır. Ayarlanabilir platform düzeneğinde (Biodex Balance System SD) yapılan denge ölçümleri sonrasında izokinetik dinamometre (Cybex Humac NORM) kullanılarak propriyosepsiyon ölçümleri ve diz ekstansör ve fleksör kaslarına yönelik 60°/sn hızda kuvvet ölçümleri yapılmıştır. İstatiksel analizler IBM SPSS 20 paket programı ile yapılmış ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Sarkopenik bireylerin olmayanlara kıyasla daha yaşlı ve kısa boylu olduğu belirlenmiştir. Kilo ve vücut kitle indeksi açısından gruplar arası anlamlı bir fark bulunmamıştır. Sarkopenik bireylerin el kavrama kuvveti, kas kütlesi, fiziksel performans değerleri, PASE skoru, her iki ekstremitenin fleksör ve ekstansör kaslara ait pik tork ve vücut ağırlığına göre pik tork değerlerinin daha düşük olduğu ve propriyosepsiyon hatalarının daha fazla olduğu saptanmıştır. Denge, ilaç sayısı, son 1 yıl içindeki düşme sayıları ve CCI açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Katılımcıların tamamında (n=45) yapılan korelasyon analizi sonucu, kuvvet ile denge, denge ile propriyosepsiyon ve kuvvet ile propriyosepsiyon arasında korelasyon gözlenmiştir. Sonuç olarak çalışmamızda sarkopenik bireylerin kuvvet ve propriyosepsiyon yönünden negatif olarak etkilendiği görülmüştür. Yukarıdaki fonksiyonel unsurlara dair yürütülecek egzersiz programlarının sarkopenik bireylerde faydalı olacağını düşünmekteyiz.

DengeEl kavrama kuvvetiFiziksel performans+7
Nurcihan Nayman
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

KDELR1 ve COPE genlerinin multipl miyelom patogenezindeki rolü

Multipl miyelom, terminal olarak farklılaşmış plazma hücrelerinin malignitesidir. Hematolojik maligniteler arasında ikinci sırada yer almaktadır. Kemik iliğinde kontrolsüz monoklonal plazma hücrelerinin çoğalması, hücrelerde fonksiyonel olmayan immünoglobulinlerin veya immünoglobulin zincirlerinin aşırı üretilerek birikmesi ile karakterizedir. Önceki çalışmalarımızda KDELR1 ve COPE genlerinin anlatımının hastalarda arttığını gösterdik. Bu genler endoplazmik retikulm ve golgi arasında proteinlerin taşınmasında rol alan genlerdir. KDELR1 bir reseptördür ve ilgili diziye sahip proteinlerin bağlanmasını sağlar. Proteinlerin COPI aracılı retrograd taşınması için COPI veziküllerine paketlenmesinde rol oynar. COPE geni COPI yapısına katılan epsilon alt birimidir. Çalışmamızda, KDELR1'in multipl miyelomdaki etkisini anlamak için U266 ve RPMI8226 hücrelerindeki gen ifadesi siRNA aracılığı baskılandı. Kontrol grubu ve KDELR1 siRNA uygulanan gruplarda apoptoz tayini için konfokal lazer taramalı mikroskopta floresan boya ile boyanan hücreler görüntülendi. Hücre proliferasyonuna olan etkiyi belirlemek için MTT testi yapıldı. KDELR1 geninin baskılanmasının COPE geni üzerindeki etkisi qRT-PZR yöntemi ile belirlendi. Tüm deney grubu çalışmaları 24 ve 48 saat zaman diliminde gerçekleştirildi. KDELR1 geni baskılanmış U266 hücrelerinde 24 saat diliminde COPE gen anlatımının kontrol grubuna göre arttığı bulunurken RPMI8226 hücrelerinde değişim bulunmadı. Apoptotik hücre oranının her iki hücrede de kontrol grubuna kıyasla siRNA grubunda arttığı bulundu. Hücre canlılığı da özellikle 24 saat diliminde her iki hücre hattında azaldığı belirlendi. KDELR1 geninin baskılanmasının hücre canlılığını azalttığı ve apoptozu tetiklediği gösterildi. Bu çalışma U266 ve RPMI8266 hücrelerinde KDELR1 geni ile yapılan ilk fonksiyonel çalışma özelliğine sahiptir.

Gen ifadesiGenlerMultipl miyelom+2
Şeyma Punar
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Oksidatif strese maruz kalan mezenkimal kök hücreler üzerine mirisetinin etkilerinin incelenmesi

Mezenkimal kök hücrelerin (MKH), hem preklinik hem de klinik terapilerde kullanımı gittikçe artmaktadır. Nakledilen MKH'lerin sağkalımını arttırmaya yönelik yeni stratejilerin geliştirilmesi, kök hücre tabanlı tedavilerin terapötik potansiyeli açısından önemlidir. Mirisetin antioksidan, antiinflamatuvar ve antiapoptotik özellikleri olan bir flavonoiddir. MKH kültüründe hidrojen peroksit(H2O2) oksidatif stres modeli üzerinde, immünohistokimyasal ve elektron mikroskobik olarak mirisetinin etkilerini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmada; kontrol, H2O2, mirisetin ve H2O2+mirisetin olmak üzere 4 ayrı grup oluşturulmuştur. Her grup tripan mavisi ile hücre kültürü canlılık düzeyleri, kaspaz-3, TIM17 ve Tümör Nekroz Faktör-alfa (TNF-α antikorlarıyla immunositokimyasal ve elektron mikroskobi ile ultrastrüktürel düzeyde değerlendirildi. Canlı ve ölü hücre sayıları bakımından kontrol grubu ile H2O2 grubu arasındaki fark anlamlı bulundu. Kontrol grubu ile H2O2 grubu arasında kaspaz-3 immunositokimya boyanma şiddeti bakımından aralarında anlamlı bir artış gözlendi. Kontrol grubu ile H2O2 grubu arasındaki TIM17 immunositokimya boyanma şiddeti anlamlı şekilde azalmışken, mirisetin ve H2O2+mirisetin gruplarında anlamlı şekilde artmıştı. TNF-α immunositokimya boyanma şiddeti bakımından kontrol grubu ile H2O2 grubu arasındaki fark anlamlı bulundu. Sonuç olarak; MKH'lere uygulanan H2O2 toksisitesi hasarına karşı mirisetinin etkilerine bakıldığında canlı hücre sayısında artış, kaspaz-3 ve TNF-α immünositokimya boyamalarında azalma, TIM17 immünositokimya boyamasında artış ve elektron mikroskobik değerlendrimede dejeneratif ve apoptotik hücre morfolojisinde azalma gözlendi. Mirisetin, MKH'ler üzerinde antiapoptotik ve anti-inflamatuvar etkileri sayesinde hücre canlılığı ve proliferasyonunu arttırması nedeniyle, destekleyici alternatif bir tedavi seçeneği olarak görülebilir.

KaspazlarKök hücrelerMirisetin+2
Mehmet Berker
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bazı yeni hidrazon bileşikleri üzerinde çalışmalar

Bu tez çalışmasında 4-hidroksibenzoik asitten hareketle hepsi yeni olmak üzere 8 adet 1,2,3-triazol-arilidenhidrazid (51a-h) ve 8 adet 1,2,3-triazol-4-tiyazolidinon (52a-h) yapısında olmak üzere toplam 16 adet hibrit bileşik sentezlendi. Hibrit bileşiklerin sentezlendiği hidrazid ve ester bileşikleri de bu tez çalışması kapsamında ilk defa sentezlendiler. Arilidenhidrazid bileşiklerinin sentezi için ilgili hidrazid bileşiği 8 farklı aromatik aldehit ile kondanse edildi. Ele geçen arilidenhidrazid bileşiklerindeki imin grupları tiyoglikolik asit ile 4-tiyazolidinon türevlerine dönüştürüldü. Bileşiklerin yapı tayinleri NMR, HRMS, IR ve UV analizleri ile yapıldı. Sentezlenen bileşiklerin insan sağlıklı meme epitel hücreleri MCF10A ve insan meme kanseri hücreleri MCF7 üzerindeki sitotoksik etkileri MTT testleri ile in vitro olarak belirlendi. Elde edilen bulgular standart antikanser ilaç doksorubisin ile kıyaslandı. Doksorubisin için MCF7 ve MCF10A hücreleri üzerindeki sitotoksik etkisine ilişkin IC50 değerleri sırasıyla 8,01 ve 32,32 µM iken bu değerler 51d için 10,10 ve 96,88 µM, 51g için sırasıyla 8,48 ve 114,80 µM'dır. 52g için ise aynı hücre hatlarına karşı IC50 değerleri sırasıyla 4,38 ve 170,60 µM'dır. Biyolojik aktivite sonuçlarına göre OH ve OCH3 grubu taşıyan 51d, 51g ve 52g numaralı bileşiklerin MCF7 ve MCF10A hücrelerine karşı doksorubisine göre çok daha yüksek seçicilik gösterdiği tespit edildi. Bu kapsamda elde edilen sonuçlar, 51d, 51g ve 52g numaralı bileşiklerin yeni potansiyel antikanser ilaçlar olması için umut vadedicidir.

Hibrit bileşiklerHidrazonlarMeme neoplazmları+1
Halil Şenol
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Akciğer kanseri tedavisine yönelik gen materyali yüklü nanotaşıyıcı sistemlerin geliştirilmesi ve karakterizasyonları

Kanser, bir genetik kusur hastalığıdır. Gen tedavisi, kanserde hedefe yönelik tedavi yaklaşımlarından biri olup, hastalığın genetik nedenini ortadan kaldırma potansiyeline sahiptir. Bir tür kodlamayan RNA olan, lncRNA-UCA1'in akciğer kanserinde yüksek oranda eksprese olduğu keşfedilmiştir. Bu tez çalışmasının amacı, içerdiği antisens oligonükleotitler (GapmeR'ler) sayesinde, lncRNA-UCA1 seviyesinin düşürülmesini sağlayan ve böylelikle akciğer kanserinde etkili olabilecek kitozan nanopartiküllerin geliştirilmesi ve karakterizasyonunun yapılmasıdır. Nanopartiküller, kitozan ve tripolifosfat biraraya getirilerek, iyonik jelasyon yöntemiyle hazırlanmıştır. Boş nanopartiküller, bazı formülasyon parametreleri değiştirilerek, partikül boyutu ve zeta potansiyel açısından optimize edilmiştir. Boş nanopartikül dispersiyonları için en uygun saklama sıcaklığının 5°C ± 3°C olduğu görülmüştür. Optimizasyon ve dispersiyon stabilitesi çalışmaları sonucunda formülasyon parametrelerine ait seçilen değerler, kitozan/tripolifosfat kütle oranı [5.0:1], kitozan çözelti pH'sı 4.0 ve karıştırma hızı 600 rpm'dir. Partikül boyutu ve zeta potansiyel değerleri boş nanopartiküller için 164,90±2,51 nm ve 39,60±0,81 mV; seçilen GapmeR standardını içeren nanopartiküller için ise 149,00±0,36 nm ve +32,20±0,87 mV'tur. Enkapsülasyon etkinliği %99.42 ± 1.10 olarak bulunmuştur. Agaroz jel elektroforezi çalışması, kitozan nanopartiküller ve GapmeR'ler arasındaki afinitenin, iyi derecede olduğunu göstermiştir. Nanopartiküllerin, uygulandığı konsantrasyonda, Calu-3 hücrelerine sitotoksik olmadığı gösterilmiştir. Konfokal mikroskopi çalışmasında GapmeR'lerin hücre içine alındığı görülmüştür. GapmeR içeren nanopartikül uygulaması, kontrol gruplarına göre lncRNA-UCA1 seviyesinde ancak 72 saat sonunda anlamlı bir düşüş sağlamıştır.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıGenler+3
Gökben Şahin
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2022
00