
85
Archived Theses
5
DOIs Assigned
6%
DOI Rate
Archived Theses
Tanzimat Dönemi yargı bürokrasisi
Bu çalışmada, hem genel anlamda bürokrasinin gelişim tarihi hem de Osmanlı bürokrasisinin ve daha özelde de Tanzimat dönemi Osmanlı yargı bürokrasisinin gelişimi ve günümüz yargı bürokrasisine etkileri süreç içerisinde ortaya konulmaya çalışılmıştır.Türk kamu yönetimi tarihinde Tanzimat döneminden Osmanlı Devleti'nin yıkılışına kadar olan dönem içinde yaşanan siyaset ve bürokrasi çekişmesine bakıldığında, bu çekişmenin sonucunda bürokrasinin zaferle ayrıldığı görülmektedir. Osmanlı bürokrasisini miras olarak devralan Türkiye Cumhuriyeti'nde de bu durum gözlenmektedir.Türkiye'nin devlet anlayışı ve idaresinde modernleşme ve laikleşmenin temeli sayılan Tanzimat dönemi, Türkiye'de sosyal, siyasal, hukuksal, kültürel, ekonomik vb. alanlarda bugün gelinen noktayı anlama ve tahlil etmede kilit bir dönem olarak karşımıza çıkar.Tanzimat'ı Tanzimat yapan, geleneksel Osmanlı Devleti'yle modern Türkiye Cumhuriyeti arasında köprü olmasıdır. Tanzimat döneminde yeni siyasal, sosyal ve hukuksal durumla kendini gösteren ?laiklik? olgusu aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti'nin de laik yapısının oluşumuna zemin hazırlamıştır.İşte bu çalışmada, kültür tarihimizin hemen her alanında bir dönüm noktası, bir yenilik zamanı ve geniş anlamda bir sosyo-kültürel değişim ve dönüşüm dönemi olarak adlandırılabilecek olan Tanzimat döneminin Osmanlı yargı bürokrasisinde ne gibi bir öneme sahip olduğu ve değişikliklere yol açtığını anlamacı bir yaklaşımla ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Tanzimat, Osmanlı, Osmanlı Devleti, Bürokrasi, Yargı, Reform, Laiklik.
Türkiye'deki bağımsız idari otoriteler ve uygulaması
Bağımsız İdari Otoriteler genel olarak, özerk kurul, üst kurul, düzenleyici kurul, regülasyon kurumları olarak bilinir ve ülkemizde 1980'den sonra ekonomide yeniden yapılanma sürecinde ortaya çıkmıştır. Bağımsız İdari Otoriteler, toplumsal yaşam için özel bir önem ve duyarlılık taşıyan, temel hak ve özgürlükler ile ekonomik ve sosyal sektörlerde veya alanlarda düzenleme, denetim ve yönlendirme faaliyetinde bulunan, aldığı kararlar üzerinde hiçbir makam ve merciin etkisinin olmadığı idari ve mali özerkliğe sahip, özerk kamu tüzel kişilikleridir.Çalışmada, Bağımsız İdari Otoritelerin özellikleri, görevleri, ortaya çıkış sebepleri, tarihsel gelişimi, dünya'daki örnekleri ve bu kurumların ülkemizdeki örnekleri incelenmiştir. Bağımsız idari otoritelerinin özerkliği ve işleyişindeki olumlu ve olumsuz yönleri çalışmada irdelenmiştir.Bağımsız İdari Otoriteler, özellikle ekonomik alanlarda ortaya çıkan sorunların çözülmesine olumlu katkı sağlamaktadır. Bağımsız idari otoritelerinin serbest piyasa ekonomisini düzenleme ve denetleme özelliğine sahip olması ekonominin olumlu yönde gelişmesini sağlamıştır.
Medya ve demokrasi: Türkiye'de siyasal iktidar- toplum ilişkisinde medyanın rolü
Medyanın dördüncü güç olma sürecinin baslangıcından itibarengünümüze kadar analizinin ele alındıgı bu çalısmadaki amaç; medyanınsiyasal iktidar ve toplumun, iletisiminde belirleyici rolü ve siyasetin dogasıüzerindeki etkinligini arastırmaktır. Türkiye özelinde amaçlanan, siyasaliktidar?toplum iliskisi ve medyanın ekonomi-politigi çerçevesinde, siyasalhayat üzerindeki ölçülebilir etkisini belirlemektir. Bu tezin hipotezi; siyasaliktidar-toplum iliskisinde medya, siyasetin bizzat dogasını ve demokrasiyidegistirecek güce sahiptir, seklindedir.Birinci bölüm, siyasal iktidar, demokrasi ve medya arasındaki iliskininbir analizini sunmaktadır. Bu bölüm aynı zamanda medyanın, sisteminsürdürülebilir bir demokrasinin saglıklı isleyisinde önemli rolünügöstermektedir. kinci bölüm medyanın, siyasal hayatın unsurlarına etkilerinianlamak üzere genel bir teorik çerçeve sunar. Üçüncü bölüm Türkiye'dekimedyanın yapısını hem ekonomik hem de hukuki açıdan resmeder. Dördüncübölümün iki kısmı bulunmaktadır: Medya analizi ve alan çalısması. Tezinuygulamalı geçerliligi 5 Türkçe gazetenin ilk haberleri 2007 yılı parlamentodakisiyasal partiler ve liderleri, Genel Seçimler, Cumhurbaskanlıgı Seçimleri vetoplumsal hareket baglamında içerik analiziyle test edilmistir. Sonuçla sunlarıortaya çıkarmıstır: (a) medya içerigi, sahipligine göre farklılasmaktadır, (b)medya sahipligi neyin haber olacagını belirlemektedir, (c) medya siyaseti,siyasal liderler üzerinde yüzeysellestirmekte ve ne hakkında ve nasılkonusulacagını belirlemektedir. Alan çalısması uygulamaları olarak sunlarıortaya çıkarmıstır:(a) medya temel bir siyasal kaynak olmasına ragmen en azgüvenilir olanıdır, (b) sol ya da sag söylemli medya, var olan siyasal tutumlarıgüçlendirirken ana-akım medya oylar üzerinde etkili olmakta ve bunlarımanipüle etmektedir, bu, ana akım medyanın siyasal pazarlık gücünükuvvetlendirmektedir, (c) okuyucuların siyasal egilimleri ve tutumları, takipettikleri medyanın haberlerinin söylemi ile uyum içindedirBu tez, kitle toplumlarında siyasal iktidar-toplum arasındaki medyaaracılıgıyla gerçeklesen siyasal iletisimin, kapitalizm etkisiyle beraber, medyakartelleri ile karsılıklı bir bagımlılık iliskisine ve güç dengesine yol açtıgını;medyanın dördüncü bir güç olarak siyasal sistemi demokrasidenmedyakrasiye dogru dönüstürmekte oldugunu ortaya koymustur.Anahtar Kelimeler: Medya ve Demokrasi, Medyakrasi, Siyasal İletisim, Siyasalİktidar, Kamuoyu, Siyasal Manipülasyon.
Uluslararası sistemin aldığı yeni biçimin Türk dış politikasına etkileri / Kıbrıs örneği
Soğuk Savaş döneminin sona ermesiyle, uluslararası sistemin dinamikleri dönüştürülmeye başlanmış; küreselleşme olgusuyla sistemin temel aktörü olan ulus-devlet, güvenlik ve savaş kavramları sorgulanarak, yeniden tanımlamaya gidilmiştir. Uluslararası sistemin yapısındaki değişmeler, Orta Doğu bölgesinde yoğunlaşarak, Türkiye'nin de etkilendiği sonuçlar doğurmuştur.Bu çalışmanın amacı, uluslararası sistem içinde son dönemde ortaya çıkan gelişmelerin Türk dış politikasını nasıl etkilediğini incelemektir. Türkiye'nin yeniden gözden geçirmek veya vazgeçmek ekseninde değişen tercihlerle süreci nasıl tanımladığı irdelenerek, Kıbrıs örneği ışığında dış politika çıktılarının açıklanması amaçlanmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde, uluslararası sistem kavramı analiz edilerek, kavramlar ve kuramlar ele alınmıştır. İkinci bölümde, 11 Eylül sonrası gelişmeler ışığında, uluslararası sistemin nasıl şekillendiği ve Türkiye'yi çevreleyen coğrafyadaki gelişmeler irdelenmiştir. Son bölümde, Türk dış politikası tarihsel süreç içerisinde analiz edilerek, dış politikanın uluslararası sistemden nasıl etkilendiği, Kıbrıs konusu üzerinden incelenmiştir.
Hemşehri derneklerinin yerel siyaset üzerine etkileri: 2004-2009 yerel siyaset üzerine etkileri: 2004-2009 Yerel Yönetimler Seçimi Buca ilçesi örneği
Araştırmamızda bir sivil toplum kuruluşu örneği olan hemşehri derneklerinin siyasi olarak özellikle yerel yönetimler seçimlerine ne derece etkisi olduğunu, işlevlerini, seçim sürecinde üyelerini etkileyip etkilemedikleri üzerinde durulmuştur. Bu amaçla öncelikle sivil toplumun tarihsel süreç içerisinde gelişimi ele alınmış, sivil toplum örgütleri ile birlikte hemşehri ilişkilerinin seçim sürecinde formel olmayan yapısı üzerinde durulmuş, doğdukları kentlerden göç eden bu kişilerin siyasal tercihlerini kullanırken özellikle nelere dikkat ettikleri, hangi kriterleri baz aldıkları üzerine değerlendirmelerde bulunulmuştur. Siyasi partilerin halkın desteğini alabilmesi için devlet iktidarının kontrolünü ele geçirmeye ve sürdürmeye ve bu suretle ne şekilde politika belirlemesi gerektiği hususları çalışmamızda vurgulanmıştır. Siyasi partiler toplum için siyasi sosyalleşme amacıdır olgusundan hareket edersek hemşehri dernekleri de sivil toplum kuruluşu olarak buna bir aracı mekanizma konumundadır dememiz mümkün. Siyasi partiler iktidarı ele geçirmek ya da ortak olmak için kamuoyu oluşturmak veya kamuoyunu etkilemek için çeşitli propaganda yöntemlerine başvururlar bu kapsamda yapılacak propagandanın belirlenmesinde hemşehri derneklerine yönelik nasıl bir tavır sergilenmesi gerektiği tezimizde mevcuttur.Tezimiz üç bölümden oluşmakta olup birinci bölümde sivil toplumun tarihsel arka planı anlatıldıktan sonra, Türkiye'de sivil toplumun tarihsel süreci ele alınmış, Osmanlı'dan başlayan ve dönemin sivil toplum adını verebileceğimiz sistemini anlatan bölümün ardından Cumhuriyet Dönemi sivil toplumun oluşumlarından tek partili dönem ile çok partili dönem sınıflandırılması yapılarak bahsedilmiştir. Daha sonra 1980 sonrasında sivil toplumun gelişim süreci üzerinde durularak Türkiye'deki sivil toplum kuruluşları örnek verilerek açıklanmıştır.Çalışmamızın ikinci bölümünde sivil toplum kuruluşu olarak dernekler ele alınmış, Türkiye'de dernek kurma hakkının tarihsel gelişimi; Cumhuriyet Öncesi Dönem, Cumhuriyet Dönemi, 1961 Anayasası Dönemi ve 1982 Anayasası Dönemi çerçevesinde incelenmiştir. Dernek statüsünde kurulan hemşehri dernekleri ile ilgili kapsamlı bilgi baskı grupları ile birlikte değerlendirilerek verilmiş olup, hemşehri dernekleri alan araştırmamıza bilgi tutan ön çalışma kısmını oluşturmuştur.Üçüncü bölümümüzde de Buca ilçesinde bulunan, aktif bazı hemşehri dernekleri seçilerek onlar üzerinde anket uygulanmış olup, anketimizden çıkan her bir netice kendi içerisinde ayrı ayrı değerlendirilmiş ve sonunda da toplu analiz şeklinde bütünleşik bir çalışma ile hemşehri dernekleri üzerindeki araştırmamız anket çalışmamızın yorumlanması ile sonlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Sivil Toplum, Hemşehri Dernekleri, Buca İlçesi, Yerel Siyaset
Erillikten dişiliğe Türkiye'de kadın belediye başkanlığı
Günümüzde özellikle kadın hareketi eylemcileri ve feministlerce eril olarak görülen siyasal tarih, başlangıcından günümüze değin içeriğinde bir tahakküm ve sömürü pratiği taşımaktadır. Kadın bedeni üzerinden şekillenen eril iktidar, kadını siyasal ve toplumsal süreçlerden dışlamakla kalmayıp onu ikincil bir konuma yerleştirmiştir. Yüzyıllarca süregelen bu olgu 18. yüzyıldaki liberal feminist hareketin ortaya çıkması ve sonrasında da suffraget hareketiyle birlikte siyasal hayatın bir parçası haline gelen ?kadın?, 20. yüzyılda feminist hareket ile birlikte söz konusu alanda ?iddiasını? güçlendirmiştir. Bu çalışmanın ilk bölümü bu iddianın kuramsal ve tarihsel boyutunu hem dünya genelinde hem de Anadolu ve Türkiye özelinde ele almaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde ise Türkiye'de yerel yönetimler özelinde kadın belediye başkanlarının, seçme ve seçilme hakkını elde ettikleri 1930 yılından günümüze kadar ki siyasi profilleri çıkarılmış; yanı sıra 2004 seçimlerinde seçilen kadın belediye başkanlarının meclisteki siyasi parti dağılımları göz önüne alınarak her partiden bir kadın belediye başkanı ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Bahsedilen kuramsal çerçeve ve bu çalışmayla elde edilen ampirik veriler ışığında kadın belediye başkanlarının Türkiye'de yerel yönetimler düzleminde özgün bir dönüşüm gerçekleştirip gerçekleştiremedikleri irdelenmiştir.
Federasyon/konfederasyon sapağında Avrupa Birliği: Avrupa birliği'nin ulus-üstü yapısına dair bir değerlendirme
II. Dünya Savaşı'nın ertesinde, Batı Avrupa ülkelerince başlatılan iktisadi ve siyasal bütünleşme süreci, karmaşık ve gelişmiş bir siyasal ve kurumsal yapıya sahip olan Avrupa Birliği'nin ortaya çıkmasını sağlamıştır. İlkin, bu çalışmada, Avrupa'daki iktisadi ve siyasal bütünleşme süreci, onu açıklamaya ve anlamaya yönelik kuramlar ve ilgili normatif metinler ile birlikte ele alınmıştır. İkincisi, bu çalışma söz konusu bölgesel bütünleşme sürecinin bir ürünü olarak, Avrupa Birliği'nin siyasal dizgesi üzerine bir `tanı' koymak amacındadır. Bunu yaparken, siyaset bilimi yazınında ulus-üstü devlet yapılanmalarını tanımlamak için kullanılan, öne çıkan iki terim olan federalizm ve konfederalizm göz önüne alınmıştır. Diğer bir deyişle, Avrupa Birliği'nin siyasal ve kurumsal yapılanması federalizm/konfederalizm ayrımı aracılığıyla, bütünleşmesi süreci bağlamında incelenmektedir.
Parti içi demokrasi; CHP,MHP ve AK Parti
Parti içi demokrasi; liderlerin demokrasiyi içselleştirme düzeyiyle, partilerin yapılarıyla, kurumlaşma düzeyleriyle, tüzük ve yönetmeliklerinde tanımlanan örgütlenme biçimleriyle ve belki de en önemlisi toplumda yerleşik olan siyasal kültürle ilgili bir sorundur.Nasıl ki demokrasi çoğunluğun azınlık üzerindeki yönetimi olarak tanımlanıyorsa, parti içinde oluşan oligarşik yapı da demokrasinin tersine azınlığın çoğunluk üzerindeki yönetimi ve hakimiyeti şeklini almaktadır. Bu tezi seçmemde etkili olan düşünce lisans eğitimim döneminde Robert Michels'in Oligarşinin Tunç Kanunu konusunu işlerken, savunduğu düşüncelerin her partide ve daha da ileri giderek her türlü örgütte aşılamaz bir oligarşik yapılanmanın olduğundan bahsetmesiydi.. Bense kendime şu soruyu sordum. Gerçekten de Michels'in belirttiği gibi Oligarşinin Tunç Kanunu yapısalcı ya da kaderci midir yoksa sembolik etkileşimci kuramdan hareketle, oligarşi, parti içi işbölümünde ortaya çıkmakta ve oligarşik yapılanma kaçınılmaz bir sonuç değil; tamamen parti kadrosunun öznel yapısından; örgüt ve demokrasi kültüründen mi kaynaklanmaktadır?Partiler iktidara geldiklerinde tüm toplum düzeyinde kuracakları demokratik yapının bir örneğini, daha iktidara gelmeden parti içi işleyişlerde yaşama geçirmek zorundadırlar. Aksi halde, demokrasiyi içlerinde özümsemeyenler bunu ülke bazında yaşama da geçiremezler. Kendi içinde demokrasiye inanmayan ve gerçekleştirmeye çalışma¬yan bir partinin toplum adına da demokrasi talep etmesi ve bunun mü¬cadelesini vermesini beklemek doğru olmaz. Partiler bir demokrasi kurumu olduğuna göre öncelikle ve bizzat kendilerinin demokratik bir yapıya sahip olmaları gerekir.Araştırma projesi, parti içi demokrasi geleneğinin mevcut sorun alanlarıyla incelenmesini; oligarşinin tunç kanununun siyasi parti içinde oluşmasının nedenlerinin araştırılmasını, sorunların ve çatışmaların, parti tüzük ve programları dikkate alınarak parlamentodaki üç parti; cemaat kültürü ile beslenen AKP, devletçi seçkinci gelenekten beslenen CHP ve milliyetçilik ideolojisi üzerine kurulu MHP özelinde derinlemesine incelenmesini konu almaktadır.Anahtar Kelimeler: Demokrasi, Siyasi Parti, Parti İçi Demokrasi, Oligarşinin Tunç Kanunu, AKP, CHP, MHP
Dinin Türk seçmen davranışı üzerindeki etkisi: Denizli ili örneği
Türkiye'de Cumhuriyet'in kuruluşundan beri din-siyaset ilişkisi birbirlerine tehdit olarak algılanan iki önemli toplumsal alanın üstünlük mücadelesi olarak resmedilmiştir. Bu nedenle çok partili hayata geçişle birlikte siyaset sahnesinde dini söylem ve sembollerin halk nazarında bıraktığı etki seçmen davranışları üzerinden çözümlenmeye çalışılmıştır.Bu çalışma, Denizli kentine yönelik olarak, din faktörünün, seçmen davranışı üzerindeki etkilerini araştırmayı konu edinmiştir. Dinin Türk siyasal hayatına yön veren bir unsur olduğu pek çok siyaset ve sosyal bilimci tarafından kabul edilmesine rağmen, dindarlığın ve dini algılama biçiminin seçmen davranışlarında hangi düzeyde etkili olduğu konusunda yeterli bir araştırma yoktur.Geleneksel yapının korunduğu veya korunmaya çalışıldığı toplumlarda dinin sosyal ve siyasal hayatta önemli bir faktör olduğu, yaygın bir kabuldür. Ancak bu çalışmanın temel varsayımı Türkiye gibi geçiş dönemi toplumlarında dinin siyasete etkisinin sanıldığı kadar tek ve ilk belirleyici olmadığı yönündedir. Bu nedenle seçmen davranışlarında politikacıların dindar kişiler olması tercihi, dini nitelikteki sorunların çözümüne yönelik politikalar üretilmesi seçmenler için ancak ikincil bir beklentidir. Çünkü geçiş dönemi toplumları ekonomik kalkınmayı kendilerine hedef belirlediklerinden, maddi beklentilerinin tatmini manevi ihtiyaçların gözetilmesinden çok daha önce gelmektedir.Yapılan pek çok araştırma seçmenin demokratik mekanizmanın işlemesinde önemli bir etkinliği olan ?oy?unu dini eksenli çatışmalara taraf olarak kullanmadığını göstermektedir. Denizli örneğinde yürütülen bu araştırma da benzer yargılara ulaşmış, seçmenin oyunu belirleyen etkenin din değil, ekonomi ve sosyal refah konuları olduğu ortaya konmuştur. Din, dindarlık ve laiklik gibi değişkenler toplumsal hayata ve siyasi konulara tavır alışları bir ölçüde etkilese de sistemin işleyişi için en önemli mekanizmalardan biri olan seçimler üzerinde belirgin bir etki yaratmadığı söylenebilir.
Türkiye'de belediye personeli
Demokrasiyi tabandan genele ulaştırmanın en etkin ve etkili yolu olarak bilinen yerel yönetimler, yerel nitelikli hizmetlerin zamanında ve verimli karşılanmasında önemli bir yönetim modelidir.Yerel yönetimler -ki bunların içinde en çok belediyeler-, çoğunlukla faydaları kısmen ya da tamamen yararlananlar arasında bölünebilen mal ve hizmetler sunarlar. Sunulan kamu hizmetlerinin kalitesinden, sürekliliğinden ve halkı tatmin etme düzeyinden ise belediyenin personeli sorumludur.Belediye personel sistemi, işlev¬lerden ve örgütten etkilenen ancak diğerlerini de etkileyen önemli bir alandır. Uzun süre merkezi idare tarafından yönlendirilen ve denetlenen belediye personel sistemi, son dönemlerde gerçekleştirilen yeni düzenlemelerle yeni bir boyut kazanmıştır. Düzenlemelerin amacı; kamu kaynaklarının verimli kullanılması, kamu hizmetlerinin gerektirdiği unvanda, nitelikte ve nicelikte personel istihdamının sağlanabilmesine yöneliktir. Ancak yapılan norm kadro çalışmaları yetki, şekil ve içerik yönünden bir takım aksaklıklara sebebiyet verdiğinden uygulama alanı bulmada zorlanmaktadır.