Karadeniz Technical University
Discipline

Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı

Karadeniz Technical University

47

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

47 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı frenulum bağlantı tiplerinde maksilla ve mandibula kemik yapısının değerlendirilmesi

Bu tez çalışması, bukkal frenulum bağlantı noktalarındaki kemik kalitesi ve yoğunluğunun değerlendirilmesini amaçlayan retrospektif bir çalışmadır. Bu çalışmada 146 hastaya ait 725 frenulum bağlantı uzantısına (mukozal, gingival, papiller) ve lokasyonuna (kanin, kanin kanin, premolar, premolar premolar) göre sınıflandırılmıştır. Mandibulada bulunan frenulum bağlantı noktalarındaki kemik yapıyı değerlendirmek için panoramik radyografide mental indeks ölçümü yapılmıştır. Maksilla ve mandibulada bulunan bukkal frenulum bağlantı noktalarındaki kemik yapı, Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi'de Misch kemik yoğunluğu sınıflandırılması kullanılarak subjektif olarak değerlendirilmiştir. Bu bölgelerdeki trabeküler kemik yapı fraktal analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Mandibuladaki frenulumların lokasyon bağlantı çeşitleri arasından premolar premolar (PP) bağlantısındaki mandibula fraktal değeri, kanin (K) ve kanin kanin (KK) bağlantılarından anlamlı düzeyde düşük bulundu. Maksilladaki mukozal bağlantı (M) uzantısında yaş arttıkça fraktal değerlerin anlamlı düzeyde azaldığı görüldü. Kadın hastalarda maksillada D2 kemik yoğunluğunun gingival bağlantıda (G) anlamlı düzeyde düşük, D3 kemik yoğunluğunun ise gingival bağlantıda (G) anlamlı düzeyde yüksek olduğu gözlendi. Yapılan bu tez çalışmasında, bukkal frenulumların lokasyon ve bağlantı uzantısı tipine göre maksilla ve mandibuladaki trabeküler ve kortikal kemik yapıya etkisinin farklılık gösterebileceği gözlenmiştir.

Gizem Kartal Yalçın
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tip 2 diabetes mellituslu hastalarda major tükürük bezlerinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasının amacı tip 2 diabetes mellituslu (DM) hastalarda bilateral parotis, submandibular ve sublingual tükürük bezlerinin boyutsal ölçümleri, ekojenite ve fraktal boyutunun (FB) ultrasonografi (USG) görüntüleri üzerinde değerlendirilip sağlıklı bireylerle kıyaslanmasıdır. Çalışmaya 36 tip 2 DM' li ve 36 sağlıklı bireyin USG görüntüleri dahil edildi. Bu görüntüler üzerinde tükürük bezlerinin süperoinferior, anteroposterior, mediolateral boyutları ölçüldü, ekojeniteleri sınıflandırıldı ve FB hesaplandı. Ölçümlere ait tanımlayıcı istatistikler hesaplandı. Gruplar arası FB ve boyutsal ölçüm kıyaslamaları bağımsız örneklem t-testi ile analiz edildi. Ekojeniteye ait analizler Mcnemar ve Pearson ki kare testleri ile analiz edildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p ≤ 0,05 kabul edildi. Parotis, submandibular ve sublingual bezlerde süperoinferior, anteroposterior, mediolateral boyutlar hasta grupta kontrol grubuna nazaran istatistiksel olarak fazla bulundu (p ≤ 0,05). Ekojenite açısından parotis bezinde izoekoik tip hasta grupta anlamlı olarak daha yaygındı (p ≤ 0,05). İstatistiksel olarak anlamlı bir ilişki gözlenmese de hasta grupta submandibular ve sublingual bezlerde izoekoik tip daha sıktı ve tüm bezlerde hiperekoik tip kontrol grubunda daha fazla görüldü. FB değerleri tüm bezler için hasta grupta kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu ve sublingual bezde istatistiksel olarak anlamlı ilişki gözlendi. Tip 2 DM major tükürük bezlerinin boyutlarında, ekojenitesinde ve parankiminde değişikliğe neden olmaktadır.

Zeynep Tanrıseven
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Temporomandibular eklemde internal düzensizlik bulunan hastalarda masseter, trapezius ve sternokleidomastoid kasların ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Bu tezin amacı, temporomandibular eklemde (TME) internal düzensizlik bulunan hastaların ultrasonografi (USG) görüntülerinde masseter, trapezius ve sternokleidomastoid (SKM) kaslarının kalınlığını, ekojenitesini ve fraktal boyutlarını değerlendirmek ve bunları sağlıklı bireylerle karşılaştırmaktır. Çalışmaya çeşitli nedenlerle USG çektiren ve TME bölgesi manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile değerlendirilen 60 birey dahil edildi. MRG görüntüleri kullanılarak hastalar redüksiyonlu disk deplasmanı (DD), redüksiyonsuz disk deplasmanı (DD) ve sağlıklı olmak üzere üç gruba ayrıldı. Masseter, trapezius ve SKM kaslarının kalınlığı, ekojenitesi ve fraktal boyutları USG görüntülerinde bilateral olarak değerlendirildi. Hasta ve kontrol grupları arasındaki karşılaştırma Bağımsız Örneklem T-testi ile analiz edildi ve redüksiyonlu DD, redüksiyonsuz DD ve kontrol grupları arasındaki karşılaştırma Tek Yönlü ANOVA testleri ile analiz edildi (p≤0,05). Kas kalınlığı, değerlendirilen tüm kaslar için kontrol grubunda hasta grubuna kıyasla daha yüksekti ve masseter kası için istatistiksel olarak anlamlı fark gözlendi (p=0,001). Kasın iç yapısı incelendiğinde, ekojenik bantların belirgin olduğu Tip I ekojenite kontrol grubunda daha yaygındı ve eko yoğunluğunun azaldığı, ekojenik bant sayısının azaldığı ve görünürlüğün kaybolduğu Tip II ekojenite hasta grubunda daha yaygındı. Kontrol grubunda, fraktal boyutlar tüm kaslar için daha yüksekti ve masseter kası için istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,019). TME internal düzensizlikleri kas kalınlığında azalmaya, boyutta atrofiye ve ekojenitesinde bozulmaya neden olur. Bu çalışmanın sonuçlarını desteklemek için, hastalığın başlangıç zamanının ve hastalık süresinin bilindiği ve klinik verilerin görüntüleme teknikleriyle korelasyonunun sağlandığı yeni prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. ANAHTAR KELİMELER: Temporomandibular eklem düzensizlikleri, Ekojenite, Ultrasonografi, Manyetik rezonans görüntüleme, Fraktal boyut

Gözdenur Atlıhan
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sjögren sendromu tanılı hastalarda majör tükürük bezlerinin ultrasonografik özelliklerinin ve oral bulguların değerlendirilmesi

Bu tez çalışması Sjögren Sendromu (SS) tanılı hastalarda tükürük bezlerinin ultrasonografik bulguları, oral semptomların sıklığı, DMFT indeksi ve uyarılmamış tükürük akış hızı arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesini amaçlamıştır. Bu retrospektif dizaynlı çalışmada SS tanılı hastaların parotis ve submandibular tükürük bezlerinin ultrasonografik bulguları Hocevar ve Milic skorlamasına göre (ekojenite, homojenite, hipoekoik alan, hiperekojen yansıma ve glandüler sınır netliği) değerlendirildi ve oral bulguların sıklığı, uyarılmamış tükürük akış hızı, DMFT indeksi hesaplandı ve bu parametreler arasındaki ilişkiler incelendi. SS hastalarına ait ultrasonografi verileri ve DMFT indeksi sağlıklı kontrol grubu verileri ile karşılaştırıldı. Çalışma popülasyonu 43 SS hastası ve 43 kontrol grubundan oluşmaktaydı. Hastaların yaş ortalaması 50,09±11,235 ve ortalama hastalık süresi 37,14±51,805 aydı. Hastalarda Hocevar ve Milic toplam skorları kontrol grubundan anlamlı düzeyde daha yüksek bulundu (p<0,05). Tükürük akış hızı ≤0.1 ml/dk olanlarda DMFT indeksi, ağız yanması ve stomatit sıklığı anlamlı düzeyde daha yüksekti. (p<0,05). Submandibular bez Hocevar skoru, tükürük akış hızı ≤0.1 ml/dk olanlarda (p=0,002) ve ağız yanması bulgusu olanlarda (p=0,027) daha büyük bulundu. Hocevar ve Milic toplam skorları tükürük akış hızı >0.1 ml/dk olanlarda anlamlı düzeyde daha düşük bulundu. Hasta grubunda parotis Hocevar skoru, submandibular bez Hocevar skoru, Hocevar toplam skoru ve Milic toplam skoru ile DMFT indeksi arasında pozitif korelasyon görüldü (p<0,05). SS hastalarında tükürük bezi ultrasonografi skorlarındaki artışın uyarılmamış tükürük akış hızında azalma ve DMFT indeksindeki artış ile korelasyon göstermesi, ultrasonografi skorlarının oral ve dental bulgularla ilişkili olduğunu göstermektedir. SS tanısı zorlu olup diş hekimleri hastalığın erken tanıısında önemli rol oynar ve bu hastaların özel tedavi gereksinimleri hakkında bilgi sahibi olmaları gerekir. ANAHTAR KELİMELER: Sjögren Sendromu, Tükürük Bezi Ultrasonografisi, Oral Semptom, DMFT, Tükürük akış hızı

Betül Taşkın
Bolu Abant Izzet Baysal University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Arka çapraz kapanışı olan hastalarda mandibuler kondil bölgesinin fraktal analizi ve TME bölgesinin kemik kompanentlerinin kıbt ile değerlendirilmesi

Arka çapraz kapanış terimi, alt ve üst dişlerin transvers yönde bukkolingual ilişkisindeki tutarsızlık olarak ifade edilir. Arka çapraz kapanış, temporomandibular eklem (TME) ve tüm stomatognatik sistemle ilgili yapıları etkiler. Bu çalışmada, arka çapraz kapanışın ve maksiller darlığın TME'nin kemik elemanlarına etkisi, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde fraktal analiz yöntemi kullanılarak değerlendirildi. Tek taraflı çapraz kapanışa sahip 34 hasta, çift taraflı çapraz kapanışa sahip 24 hasta, maksiller darlığı olan 39 hasta çalışmaya dahil edildi. Angle sınıf I kapanışa sahip 36 hasta, kontrol grubu olarak kabul edildi. TME bölgesi KIBT kullanılarak incelendi, dejeneratif değişimlerin varlığı değerlendirildi. Image J programı kullanılarak mandibular kondil bölgesinde fraktal analiz yapıldı. Program, https://imagej.nih.gov internet sitesinden indirilmiştir. İstatistiksel değerlendirme için SPSS (IBM SPSS for Windows, ver.25) istatistik paket programı kullanılmıştır. Tüm hastalara ait 266 TME bölgesinde, mandibular kondilde en sık görülen dejeneratif değişim erozyon idi. 41 (sağ 20, sol 21) kondilde erozyon görüldü. Hem sağ hem de sol taraf için, dejeneratif değişimlerin görülme sıklığı bakımından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmadı (sağ p=0,682, sol p=0,670). Dejeneratif değişimlerin cinsiyetler arasında dağılımında anlamlı bir fark görülmedi (sağ p=0,08, sol p=0,655). Koronal kesitlerde, sağ mandibular kondilden ölçülen fraktal boyut, kontrol grubunda diğer gruplara göre anlamlı olarak daha düşük bulundu (p=0,012). Malokluzyon varlığında, mandibular kondilde adaptif remodeling nedeniyle oluşan eroziv ve sklerotik değişimler KIBT görüntüleri üzerinde yapılan fraktal analiz yöntemiyle değerlendirilebilir.

MaksillaMandibular hastalıklarMandibular kondil+1
Ayşe Tuğçe Öztürk Kocak
Bolu Abant Izzet Baysal University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çeşitli romatizmal hastalıklarda çiğneme sisteminin klinik, biyokimyasal ve görüntüleme metotlarıyla değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, temporomandibular eklemi (TME) etkilediği bilinen romatizmal hastalıklardan olan romatoid artrit ve psöriatik artrit tanılı bireylerde, çiğneme sistemi klinik, biyokimyasal ve görüntüleme metotları ile değerlendirilerek bu hastalıkların çiğneme sistemi üzerindeki muhtemel değişikliklerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Romatoloji Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran ACR/EULAR 2010 kriterlerine uygun olarak romatoid artrit (RA) tanısı alan 29 gönüllü, CASPAR kriterlerine göre psöriatik artrit (PsA) tanısı alan 31 gönüllü, herhangi bir romatizmal hastalığı bulunmayan 31 sağlıklı gönüllü dahil edilmiştir. Hastaların TME aralıkları, eklem diski, masseter kas ve temporal kas kalınlıkları ve shear-wave elastografi değerleri ultrasonografi ile değerlendirilmiştir. TME kemiksel patolojileri, DC/TMD kriterleri baz alınarak, radyografik osteoartritik bulgular şeklinde konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmiştir. Aynı zamanda klinik muayene bulguları, inflamatuar belirteçler ve hastalık seviyesi skorlamaları ile çiğneme sistemi etkilenme derecesinin ilişkisi araştırılmıştır. Bulgular: Çalışma sonuçlarımıza göre; RA ve PsA hastalarında hastalık aktivitesi arttıkça TMD görülme prevelansının arttığı sonucuna varılmıştır. RA ve sağlıklı grup karşılaştırıldığında bilateral olarak; kondiler düzleşme, osteofit, artiküler fossada rezorpsiyon ve azalmış eklem aralığı parametreleri romatoid artrit hastalarında daha fazla görülmüştür. Sağlıklı grup ile PsA hastaları karşılaştırıldığında bilateral olarak osteofit ve sol subkortikal kist varlığı PsA grubunda daha yüksek olduğu belirlenmiştir. RA ve PsA grubu arasında bir karşılaştırma yapıldığında sağ artiküler fossada rezorpsiyon ve sağ artiküler fossada düzleşme miktarının RA hastalarında daha belirgin olduğu ortaya koyulmuştur. PsA için BASDAI hastalık skorlaması ile değerlendirilen TME osteoartritik bulgularında, sol osteofit ve sol kondiler erozyon varlığının hastalık aktivitesi arttıkça arttığı tespit edilmiştir. RA ve PsA grubunun oluşturduğu hasta grubunun temporal ve masseter kas kalınlık ve elastografi değerleri, sağlıklı gruba göre daha düşük bulunmuştur. Sonuç: RA ve PsA tanısı alan hastaların TME sağlığının da dikkatlice değerlendirilmesi, bu eklemde oluşabilecek erken patolojik değişikliklerin tespit edilmesi ve zamanında müdahale edilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: masseter kas, temporal kas, shear-wave elastografi, temporomandibular eklem, romatizmal hastalıklar

Zeliha Merve Semerci
Akdeniz University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hipotiroidili hastalarda tükürük bezlerinin klinik, ultrasonografik ve ultrasonografik elastografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Tiroid hormonu üretiminin ve tiroid bezi fonksiyonunun azalmasıyla tanımlanan hipotiroidizm (HT) yaygın oral bulgular arasında makroglosi, tükürük bezinde büyüme, ağız kuruluğu, gecikmiş erupsiyon, zayıf periodontal sağlık, çürük insidansında artış ve gecikmiş yara iyileşmesi yer almaktadır. Bu çalışmanın amacı; HT hasta grubu ve sağlıklı kontrol gruplarında tükürük akış hızlarını karşılaştırmak ve submandibular ve parotis tükürük bezlerinin boyut, hacim, lenf nodu varlığı ve ekojenite gibi B-mod ultrasonografi (USG) parametrelerini, shear-wave elastografi (SWE) değerlerini ve renkli Doppler özelliklerini değerlendirmektir. Yöntem: Toplamda, 80 hasta 40 (HT) ve 40 sağlıklı kontrol grubundan oluşan 160 sağ ve sol submandibular bez ile 160 sağ ve sol parotis bezinin USG ile incelenmesi yapıldı. Ekojenite, parankim iç yapısı, marjin özellikleri, lenf nodu varlığı ve boyutsal ölçümler (antero-posterior uzunluk, süpero-inferior uzunluk, medio-lateral uzunluk ve hacim) ve renkli Doppler ile SWE ölçümleri lineer probla yapıldı. Ayrıca her katılımcının uyarılmış ve uyarılmamış tükürük akış hızı, dakika başına mililitre (ml/dk) olarak hesaplandı. Bulgular: Sağ submandibular bezde ekojenite, marjin özellikleri, parankim homojenitesi, renkli doppler değişkenleri, medio-lateral boyut, SWE (kPa) ve SWE (m/Sn) ortalama değerleri; sol submandibular bezde marjin özellikleri, parankim homojenitesi, renkli doppler değişkenleri, SWE (kPa) ve SWE (m/Sn) ortalama değerleri; sağ ve sol parotis bezinde ekojenite, marjin özellikler, parankim homojenitesi, SWE (kPa) ve SWE (m/Sn) ortalama değerleri açısından HT ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmiştir (p < 0,05). Uyarılmış ve uyarılmamış tükürük akış hızının hasta grubunda anlamlı derecede daha düşük olduğu tespit edilmiştir. (p < 0,05) Sonuç: HT' nin tükürük bezlerine ve tükürük akışına etkisinin olduğu ve USG tükürük bezlerini değerlendirmede güvenilir bir görüntüleme tekniğidir. Anahtar Kelimeler: hipotiroidizm, tükürük bezi, ultrasonografi, shear wave elastografi

Rümeysa Şendişçi Gök
Akdeniz University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Astım ve KOAH hastalarında maksiller sinüs volumetrisinin ve sinonazal patolojilerin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve astım hastalarında sinonazal bölgedeki patolojilerin görülme sıklığını ve aynı zamanda bu hastaların maksiller sinüslerindeki volümetrik değişimi incelemek amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmada 2021-2024 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na başvuran, Dentasist sisteminde kaydı mevcut olan 40 astım, 40 KOAH ve 40 sağlıklı, 18-85 yaş aralığında, çeşitli sebeplerle konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntüleri elde edilen 120 katılımcı çalışmaya dahil edilmiştir. KIBT kullanılarak morfometrik değerlendirilme yapılmış aynı zamanda görüntü verileri 3DSlicer programına aktarılarak maksiller sinüslerin hacim ve alan bulgusu incelenmiştir. Elde edilen bulgular, gruplar arasında yaş, cinsiyet, dişsizlik sınıflaması, morfolojik özellik durumuna istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Volümetrik değerlendirmede astım hastalarının maksiller sinüs hacim ve alan değerleri her iki gruba kıyasla anlamlı derecede düşük çıkmıştır (p<0,05). Cinsiyet ve yaş açısından hacim ve alan değerlerinde anlamlı bir sonuç bulunmamıştır (p>0,05). KOAH hastalarında maksiller sinüzit izlenme oranın diğer iki gruba kıyasla anlamlı derecede yüksek izlendiği görülmüştür (p<0,05). Çalışmamızda aynı zamanda varyasyonlar da değerlendirilmiş olup astım hastalarında maksiller sinüs hipoplazisinin, KOAH hastalarında ise onodi hücresinin izlenme oranın diğer gruplara göre anlamlı derecede yüksek izlendiği görülmüştür (p<0,05). Kontrol gruplarında tam dişsiz hastaların maksiller sinüs hacim ve alan değerlerinin, tam dişli hastalara göre anlamlı derecede yüksek izlendiği görülmüştür (p<0,05). Sonuç: Astım ve KOAH birer kronik solunum yolu hastalığı olduğu için bu hastaların maksiller sinüslerinde volümetrik değişimler, çeşitli sinonazal patoloji ve varyasyonlar izlenebilmektedir. Bu bulguların değerlendirilmesi ve tespiti için KIBT'dan yararlanmak hem hastalığın seyri hem de tedavi planlaması açısından oldukça önemlidir.

Akciğer hastalıkları-obstrüktifAstımKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi
Ali Rasat
Akdeniz University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Periodontal sağlığın stomatognatik sisteme etkisinin ultrasonografi ile değerlendirmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; periodontal hastalık seviyesinın stomatognatik sistem üzerindeki muhtemel etkilerini, ultrasonografi ve ultrasonografik elastografi eşliğinde digasticus anterior, geniohyoideus, mentalis, masseter ve temporal kasların istirahat ve maksimum ısırmada boy, en, alanı ve shear wave elastografi değeri incelenerek değerlendirmektir. Yöntem: Toplamda 90 hastaya ait çiğneme kasları bilateral olarak istirahat ve maksimum ısırma sırasında ultrasonografi ile değerlendirildi. Çalışma grubu oluşturan bireyler, hastalardan rutin olarak alınan panoramık röntgenlerine ve klinik muayeneye göre periodontitis bulgularına sahip, kriterlerı sağlayan hastalar arasından seçilmiştir. Digasticus anterior, geniohyoideus, mentalis, masseter ve temporal kasların istirahat ve maksimum ısırmada boy, en, alanı ve shear wave elastografi değeri incelendi. Bağımsız iki grup analizlerinde normal dağılım gösteren veride Independent Samples T Test ve göstermeyen veride Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Bulgular: Periodontitis I, periodontitis II ve kontrol grubu arasında, masseter ve temporalis kasa ait ultrasonografik olçümlerinde anlamlı farklılık tespit edilmemiştir. Elastisite karşılaştırmalarında hem istirahatte hem maksimum ısırmada sağ ve sol masseter, sağ ve sol temporalis, ve mental kasa ait ölçümler kontrol grubunda periodontitis II gruba göre daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Sağlıklı ve periodontal hastalığa sahip bireylerin değerlendirlen kaslara ait elastisite bulguları farklı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: ultrasonografi, elastografi, periodontitis

Bilay Stevanovıc Sancar
Akdeniz University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Skolyoz hastalarında temporomandibular eklem patolojilerinin USG ve klinik muayene ile prospektif olarak değerlendirilmesi

Temporomandibular eklem disfonksiyonunun (TMD) etiyolojisinde birçok neden mevcuttur ve postür bozuklukları bu nedenlerden biridir. Toplumda insidansı oldukça yüksek olan TMD'nin multidisipliner tedavisi için omurga ile stomatognatik sistem ara-sındaki ilişkinin aydınlatılması önem arz eder. Çalışmaya İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Ortopedi ve Travmatoloji Anabilim Dalı tarafından takip edilen adölesan idiopatik skolyoz tanılı 12-18 yaş arası 50 hasta ve aynı yaş grubunda 50 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Bu hastalara TME'ye yönelik klinik muayene ve ultrasonografik değerlendirme yapılmış, elde edilen veriler karşılaştırıla-rak analiz edilmiştir. Gruplara dahil edilen hastaların yaş ortalamaları kontrol grubunda (n:50) 14,68 ± 1,81, skolyoz grubu (n:50) için ise 14,69 ± 2,73'tür. Skolyoz grubunda hastaların ağız açıklığı ortala-ması 40,50 mm, kontrol grubunda 43,44 mm olarak ölçülmüş ve iki grup arasında anlamlı fark bulunmuştur (p:0,002). Skolyoz grubunda eğriliğin şiddetini gösteren Cobb açısı değeri ile ağız açıklığı arasında negatif yönde orta şiddette korelasyon görülmüştür (p:0,023; r:-0,320). Masseter kası kalınlığı skolyoz grubunda 8,91 mm iken kontrol grubunda 9,41 mm olarak ölçülmüştür (p:0,036). TME düzensizlikleri skolyoz grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,001). Eklem aralığı elastografi değerinde 1 birimlik artışın, redüksiyonlu disk deplasmanı tanısı olasılığını 4,81 kat artırdığı görülmüştür (p:0,009; %95CI: 1,47-15,73). Sonuç olarak skolyozun TMD'ye yatkınlığa neden olduğu ve eklem elastografisinin TMD tanısında değerli bir sayısal veri olduğu tespit edilmiştir.

ElastografiProspektif çalışmalarSkolyoz+2
Merve Yelken Kendirci
İstanbul University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hipertansiyon hastalarında tükürük bezlerinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Hipertansiyon ve antihipertansif ilaç kullanımının majör tükürük bezleri üzerindeki etkilerini ultrasonografi (USG) ve shear-wave elastografi (SWE) yöntemleri ile değerlendirmektir. Bu kapsamda, hipertansiyon tanısı bulunan ve farklı sayıda antihipertansif etken madde kullanan bireyler ile sağlıklı bireyler karşılaştırılarak; bez boyutları, alanları, hacimleri, SWE değerleri, kanlanma paternleri ve lenf nodu varlığı gibi parametrelerdeki farklılıkların belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu çalışmada; hipertansiyon tanısı almış 60 birey hasta grubuna, herhangi bir sistemik hastalığı bulunmayan 60 birey ise kontrol grubuna dahil edilmiştir. Tüm katılımcıların parotis ve submandibular tükürük bezleri B-mod USG ile değerlendirilmiş; bezlerin antero-posterior, süpero-inferior ve medio-lateral boyutları ölçülerek alan ve hacim hesaplamaları yapılmıştır. Renkli Doppler USG ile bezlerin vaskülarizasyon özellikleri değerlendirilmiş, lenf nodu varlığı ultrasonografik olarak incelenmiştir. Ayrıca; SWE yöntemi kullanılarak parotis ve submandibular bezlerin elastografik ölçümleri yapılmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel analizler ile gruplar arasında karşılaştırılmıştır. Bulgular: Submandibular ve parotis bezi ölçümlerinde; SWE (kpa) ve SWE (m/sn) parametrelerinde, hasta grubu kontrol grubuna göre daha yüksek değerler aldığı izlenmiştir. Ortalama submandibular ve parotis bezi alan ve hacim ölçüm değerlerinin erkeklerde anlamlı şekilde daha yüksek olduğu izlenmiştir. Sağ parotis bezi ölçümlerinde; 10 yılı aşkın bir süredir ilaç kullanan hastaların SWE (kpa) ve SWE (m/sn) değerlerinin ilaç kullanmayan hastalara göre anlamlı şekilde yüksek olduğu izlenmiştir. Hiç ilaç kullanmayan hastalarda hipovaskülarizasyon görülme sıklığı, en az 10 yıldır ilaç kullanan hastalara göre anlamlı şekilde yüksek izlenmiştir. Sonuç: Hipertansiyon ve antihipertansif ilaç kullanımının majör tükürük bezlerinin ultrasonografik ve elastografik özellikleri üzerinde etkileri olduğu görülmüştür. USG ve SWE, hipertansiyon hastalarında tükürük bezlerinin değerlendirilmesinde noninvaziv, güvenilir ve tekrarlanabilir yöntemlerdir. Elde edilen bulgular, hipertansiyon hastalarında oral sağlığın korunmasına yönelik klinik yaklaşımların geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Hipertansiyon, tükürük bezi, ultrasonografi, shear-wave elastografi

Ali Ekinci
Akdeniz University
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Ultrasonografi kullanımının temporomandibular eklem hastalıkları teşhisindeki güvenirliliğinin araştırılması

Günümüzde temporomandibular eklem hastalıklarının prevalansında önemli bir artış gözlenmekte olup temel klinik muayeneye ek olarak temporomandibular eklem hastalıklarının tanısı için çeşitli yöntem ve teknikler mevcuttur. Literatürde altın standart olarak tanımlanan manyetik rezonans görüntüleme, yumuşak dokuların yanı sıra eklem diskinin değerlendirilmesinde önemli rol oynar. Bilgisayarlı tomografi, kemik erozyonu, kırıklar, postoperatif deformiteler ve temporal kemiğin deformiteleri gibi kemik lezyonlarını teşhis etmek için kullanılır. Kemik sintigrafisi ise osteoartrit ve eklem iltihabının değerlendirilmesi için yararlıdır. Son yıllarda ultrasonografi de temporomandibular eklemin görüntülenmesinde önemli ve etkin bir yöntem olarak tanımlanmıştır. Çalışmamızda ultrasonografi ile temporomandibular eklemin bir çok açıdan değerlendirilip aynı zamanda klinik verilerle de korele edilerek tanı için referans değerlerin oluşturulması planlanmıştır. Tezimizin amacı, temporomandibular eklem hastalıklarının teşhisinde ultrasonografi kullanımının güvenirliliğini ortaya koyması açısından literatüre katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Temporomandibular Eklem, Temporomandibular Eklem Disfonksiyonu, Ultrasonografi Bu çalışma, İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Birimi tarafından desteklenmiştir.

Temporomandibular eklemTemporomandibular eklem hastalıklarıTeşhis+2
Ahmet Faruk Ertürk
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografide farklı kesitler ile yapılan hacimsel hesaplamaların deneysel olarak değerlendirilmesi

Tez çalışmamızda 7 adet sığır femur kemiği kondil bölgesinde oluşturulan 35 adet düzensiz sınırlı intraosseöz defektin planimetri ve nokta sayım tekniği kullanılarak aksiyal, sagital ve koronal kesitler üzerinden hacimsel hesaplamaları yapılmış olup buna ek olarak bu hesaplamalar 2, 4, 6, 8, 10, 12, 16 ve 20 dilim aralıklarında ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Tüm hesaplanan değerler Arşimet prensibi ile elde edilen gerçek hacim değerleri ile kıyaslanmıştır. Sapma yüzdeleri açısından kesitler karşılaştırıldığında istatistiksel bir fark görülmemiştir(p=0,051). Kullanılan tekniklere bakıldığında ise sapma yüzdeleri açısından teknikler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir(p=0,628). Tüm hesaplanan değerler Arşimet prensibi ile elde edilen gerçek hacim değerleri ile uyumlu olduğu görülmüştür. Araştırmamızın amacı konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) kullanılarak stereolojik yöntemlerle elde edilen hacim hesaplamalarına kesit yöneliminin ve dilim sayısı tercihinin hesaplamalardaki etkisini belirlemektir.

Cavalieri prensibiHacim analiziKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+2
Sedef Ayşe Taşyapan
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Canalis sinuosus morfolojisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile retrospektif olarak incelenmesi

Canalis infraorbitalis'ten dallanan ve nervi alveolares superiores anteriores ile arter ve ven demetini taşıyan canalis sinuosus, anterior maksilla'nın anatomik bir yapısıdır. Nörovasküler içeriği sebebiyle canalis sinuosus ile ilgili tüm morfolojik, anatomik ve radyolojik bilgilere hakim olmak yanlış tanı ve tedavi ile anterior maksilla'da planlanan cerrahi operasyonların komplikasyonlarından kaçınmak açısından son derece önemlidir. Bu çalışma konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanarak canalis sinuosus'a ait anatomik varyasyonların varlığını, sıklığını ve morfolojik özelliklerini incelemek amacıyla planlanmıştır. Çalışmamız İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda 2015-2019 yılları arasında çeşitli nedenlerle konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile görüntüleri alınmış 8966 hasta datasının dahil edilme kriterlerini karşılayan 1168'i üzerinde retrospektif olarak yapılmıştır. Çalışmamızda; yaş, cinsiyet, canalis infraorbitalis protrüzyonu, canalis sinuosus varlığı/yokluğu, tek veya çift taraflı olup olmadığı ve sayısı, canalis sinuosus'a ait aksesuar kanal varlığı/yokluğu ve sayısı, komşu dişler ile olan ilişkisi, aksesuar kanal çapı, terminal canalis sinuosus çapı, canalis sinuosus bifurkasyonu ile labial/bukkal alveolar kret arası, terminal canalis sinuosus ile labial/bukkal alveolar kret arası, aksesuar kanal palatinal açıklığı ile nazal kavite tabanı ve palatinal alveolar kret arası mesafe ölçüm parametreleri analiz edilmiştir. Canalis sinuosus'un tüm vaka görüntülerinde çift taraflı olarak bulunduğu, canalis sinuosus'a ait aksesuar kanalların ise vakaların %70,9'unda görüldüğü tespit edilmiştir. Aksesuar kanalların en sık yerleşim gösterdiği konumun maksiller santral dişler arası bölge olduğu belirlenmiştir. Terminal canalis sinuosus çapının erkeklerde kadınlardan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde büyük olduğu izlenmiştir (p:0,007; p<0,05). Çalışmamızda tüm vakalarda tespit edilen canalis sinuosus'un aslında anatomik bir varyasyon olmayıp yaş ve cinsiyete bakılmaksızın ortak bir anatomik yapı olduğu ancak canalis sinuosus'a ait aksesuar kanalların anterior maksilla bölgesinde lokalizasyon ve yaygınlık açısından değişkenlik gösterebilen anatomik bir varyasyon olduğu sonucuna varılmıştır.

AnatomiAnatomik özelliklerCanalis sinuosus+2
İrfan Çelik
İstanbul University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı dijital radyolojik tekniklerle elde edilen görüntülerde fraktal analiz metodunun ve fraktal boyutun ex vivo değerlendirilmesi

Amaç: Radyolojik değerlendirme, diş hekimliği pratiğinde önemli bir yere sahiptir. Sert doku hakkında zengin bilgiler sunan çeşitli görüntüleme yöntemleri vardır. Son yıllarda yapılan radyografik analizler de radyografik değerlendirmeye ayrı bir boyut kazandırmıştır. Bu analizlerden birisi olan fraktal analiz (FA) metodu kemik yapının objektif olarak değerlendirilmesini mümkün kılmıştır. Bu tez çalışmasının amacı, farklı radyofrafik görüntülerden elde edilen fraktal boyutu (FB) değerlendirmektir. Yöntem: Bu çalışma Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda yürütülmüştür. Çalışma için 15 adet koyun hemimandibulası; periapikal, panoramik radyografik cihazlarla ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) ile iki farklı modda (standart ve yüksek çözünürlüklü) görüntülenmiştir. Görüntülerde, angulus mandibulada belirlenen ilgi alanı üzerinde FA uygulanmıştır. Veriler Jamovi 1.6.23 istatistik paket programında analiz edilmiştir. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: En yüksek FB değeri dijital periapikal radyografik görüntülerden elde edilen fraktal boyut (PaFB) (1,28±0,04) olup, en düşük FB değeri ise standart çözünürlüklü konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinden elde edilen fraktal boyuttur (STD-KIBTFB) (1,12±0,10). PaFB değeri ile dijital panoramik radyografik görüntülerden elde edilen fraktal boyut (PanFB) değeri arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık olmamasına rağmen (p=0,485), PaFB değeri, STD-KIBTFB (p<0,001) ve yüksek çözünürlüklü konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinden elde edilen fraktal boyut (HR-KIBTFB) değerine göre (p=0,007) anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. PanFB ile HR-KIBTFB değeri arasında anlamlı bir farklılık yokken (p=0,325), PanFB değerinin STD-KIBTFB değerinden anlamlı derece yüksek olduğu tespit edilmiştir (p=0,004). HR-KIBTFB değeri ile STD-KIBTFB değeri arasında istatistiki olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p=0,122). Sonuç: Çalışmamızın sonuçlarına göre FA için en avantajlı yöntemin periapikal görüntüleme tekniği olabileceği düşünülmektedir. KIBT ise periapikal veya panoramik radyografik görüntülemeden sonra tercih edilebilir.

Fraktal analizFraktal boyutGörüntüleme yöntemleri+4
Esra Yavuz
Akdeniz University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Zigomatik implant uygulamaları açısından zigomatik kemiğin radyolojik ve klinik anatomisi

Bu tez çalışmasının amacı, zigomatik implant yerleştirilmesine dair morfometrik veri sunmak ve çalışmanın sonuçlarının diş hekimliği radyolojisi ve cerrahisi için hekimlere bir rehber olmasını sağlamaktır. İstanbul Üniversitesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalında bulunan Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (Scanora 3D-X KIBT unit by Soradex (Tuusla Finland) arşivindeki kesitler taranarak 3087 adet hastaya ait görüntülerde zigomatik kemiğe ait kanallar ve foramenler incelendi. Tek zigomatikofasiyal kanallar 414 adet (%62), çift zigomatikofasiyal kanallar 27 adet (%4) olarak tespit edildi. Sadece zigomatikotemporal kanaldan da 41 adet (%6) olarak gözlemlendi. Bundan başka kanalların seyri değerlendirildiğinde T şeklinde ya da V şeklinde olabildiği gözlendi. T şekilli kanallar 174 adet (%26), V şekilli kanallar 13 adet (%1,9) olarak izlendi. μBT (Mikro Bilgisayarlı Tomografi) (Bruker Skyscann 1174 model) ile 43 adet kuru kemik örnekleri incelenerek kanalların seyri gözlemlendi. Kanalların Y şekilli ve düz olacak şekilde seyir paterni gösterdiği tespit edildi. 25 adet kuru kafada, cerrahi prosedür açısından zigomatik implantın giriş ve çıkış yerlerini tayin için morfometrik ölçümler yapıldı. Cerrahi alana olan yakın komşuluğu nedeni ile Aksesuar İnfraorbital Foramen (AIOF) varlığı araştırıldı. 25 kuru kafanın beşinde AIOF tespit edildi. Bu tez çalışması özellikle preoperatif değerlendirme yaparken kanal varyasyonları hakkında bilgi edinmeyi sağlayıp zigomatik implant planlamasında komplikasyonların minimale indirilmesini sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Foramen zygomaticofaciale, foramen zygomaticotemporale, foramen zygomaticoorbitale, zigomatik implant, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

Dental implantasyonDental implantlarKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Beliz Güray
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Sella turcica interklinoid proçes mesafesinin maloklüzyon ve patolojilerle ilişkisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Sella Turcica, orta kraniyel fossada konumlu ve içinde hipofiz bezini koruyan sfenoid kemiğin depresyon alanıdır. Sella Turcica'nın şekil ve boyutları (linear genişlikleri) değişkenlik göstermektedir. Sagital, aksiyal ve koronal düzlemlerde boyutları ölçülen proçesler arası mesafelerin, ortognatik patolojiler ve maloklüzyonlarla ilişkileri olduğu bildirilmiştir. Çalışmamızın amacı, "Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi" (KIBT) (CBCT) kullanılarak Sella Turcica anterior ve posterior proçesleri arasındaki mesafelerin üç boyutlu görüntülenerek ölçülmesi, ayrıca her düzlemde ölçülen mesafelerle, ilgili patolojiler arasında korelasyon kurabilmektir. Araştırmamıza, İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda 2016-2019 yılları arasında, çeşitli dentofasiyal deformitelerinin teşhis ve tedavi planlaması için baş ve boyun bölgesinin KIBT görüntülenmesi alınmış, yetişkin (18 yaş ve üzeri) hastalar dahil edilmiştir. Sella Turcica köprüleşmesi (klinoid köprüleşmesi) literatürde bugüne kadar sadece lateral sefalometrik ölçümlerle incelenmiştir. Çalışmamız, KIBT ile yapılacak ölçümlerin çok daha hassas ve doğru olduğu hipotezinden yola çıkılarak planlanmıştır. Buna göre KIBT ile Sella Turcica'nın anterior ve posterior klinoid proçesleri arasındaki mesafeler ölçülmüş ve sefalometrik analizlerle karşılaştırılmıştır. Çalışmamızın sonuçlarına göre posterior klinoid proçes mesafesi, erkek hastalarda istatistiksel olarak anlamlı derecede daha uzun bulunmuştur. Ayrıca klinoid köprüleşmesinin sağ, sol ya da bilateral olarak sınıflaması yapılmıştır.

DeformasyonDentofasiyal yapıKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+2
Murat Mert Atapek
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kullanılarak osteomeatal kompleksin anatomik varyasyonlarının dudak damak yarıklı hastalar ile sağlıklı popülasyon karşılaştırılarak retrospektif değerlendirilmesi

Osteomeatal kompleks (OMK), paranazal sinüslerin drenajı ve havalandırılması için anahtar bir alandır. Bu bölgedeki anatomik varyasyonlar OMK'nin daralmasına neden olmakla birlikte mukosiliyer klirensi bozup sinüslerin drenajını ve havalanmasını engelleyerek sinonazal enfeksiyonlar için ideal bir zemin oluşturmaktadır. Dudak damak yarığı (DDY) deformiteleri en sık görülen konjenital malformasyonlardan biri olmasına rağmen literatürde DDY hastalarının OMK anatomisini ve varyasyonlarını değerlendiren yeterli çalışma yoktur. Bu çalışma literatür araştırmamıza göre DDY hastalarında konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile OMK bölgesini değerlendiren ilk çalışma niteliğini taşımaktadır. Diş hekimliğinde yaygın kullanılan radyolojik görüntüleme yöntemlerinden biri olan konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile bu bölgenin anatomisi ve varyasyonlarının dudak damak yarıklı hastalar ve sağlıklı bireyler karşılaştırılarak retrospektif olarak değerlendirilmesi ile DDY hastalarında görülen anatomik farklılıkların ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. OMK varyasyonları; konkal varyasyonlar (konka bülloza, paradoksal konka, bifid konka), nazal septum deviasyonu ve pnömatizasyonu, unsinat proçes varyasyonları (oryantasyon, deviasyon ve süperior ataçmanın pozisyonuna göre tipleri, unsinat bulla, bifid unsinat proçes), etmoid hücrelerin varyasyonları (Agger nazi hücresi, Haller hücresi, aşırı pnömatize etmoid bulla) olarak gruplandırılmış olup 100 sendromsuz dudak damak yarıklı hasta ile aynı sayıda kontrol grubunda olmak üzere toplam 200 hastada bu varyasyonlar karşılaştırılmıştır. Çalışmada en sık görülen anatomik varyasyon kontrol grubunda Agger nazi hücresi (%99), DDY grubunda ise Agger nazi hücresi ile konka bülloza (%97) olmakla beraber atelektatik unsinat proçes her iki gruptada en az görülen varyasyon olarak tespit edilmiştir. Bifid konka, unsinat bulla, bifid unsinat proçes, nazal septum deviasyonu, kondrovomeral birleşimde deformite görülme sıklığı DDY grubunda kontrol grubuna göre daha fazla oranda görülmüştür (p<0,05). Nazal septum pnömatizasyonu, bülböz konka bülloza ise kontrol grubunda DDY grubuna kıyasla daha fazla bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak DDY ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiş olup cerrahi tedaviyi yönlendirebilmek için OMK'nin üç boyutlu anatomisinin iyi bilinmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Osteomeatal kompleks, anatomik varyasyonlar, dudak damak yarığı, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi.

AnatomiKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiParanazal sinüsler+3
Sevde Göksel
İstanbul University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çenelerde görünen anatomik varyasyonların, dental implantlar ile ilişkisinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde incelenmesi

Amaç: Bu retrospektif çalışmanın amacı, çenelerde görününen anatomik yapıların ve varyasyonların implantlarla ilişkisini KIBT görüntülerinde retrospektif olarak inceleyerek en çok hangi anatomik yapı ve/veya varyasyonun implant penetrasyonuna neden olduğunu saptamaktır. Bu konuda yapılan araştırmaların yetersiz ve kısıtlı olması sebebiyle bu çalışma ile incelenen anatomik yapıların saptanan implant penetrasyon prevalanslarının literatüre katkı sağlaması ve ilgili anatomik yapılara dikkat çekerek implant planlamasında görüntüleme yöntemlerinin ve anatomik bilginin önemini vurgulamak hedeflenmektedir. Yöntem: Kliniğimizde çeşitli sebeplerle alınmış 3600 KIBT görüntüsünden, 181 hasta ve 717 implant çalışmaya dahil edilmiştir. Bu görüntülerde çenelerde görünen anatomik yapılar ve varyasyonlarla ilişkili implant penetrasyonları araştırılmıştır. Non-varyatif yapılar; maksiller sinüs, mandibular kanal, nazopalatin kanal ve nazal kavite: Varyasyonlar; maksiller sinüs varyasyonları, nazopalatin kanal varyasyonları, kanalis sinosus, mandibular kanal varyasyonları, mandibular insiziv kanal, lingual foramen ve kanal, lateral lingual foramen (LLF) ve aksesuar mental foramen (AMF) olarak ayrılmış ve bu yapılardan implant penetrasyonu olanlar kaydedilmiştir. Saptanan veriler cinsiyete, yaş gruplarına ve çenelerde dağılım bölgelerine göre kaydedilerek istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Anatomik varyasyonlar-implant penetrasyonu mandibula anteriorda istatistiksel olarak daha fazla saptandı (p<0.001). Anatomik varyasyonlar arasında mandibular insiziv kanal prevelansı %43.1 olarak bulundu. Non-varyatif anatomik yapılar arasında maksiller sinüs en çok implant penetrasyonu izlenen yapı olarak bulundu. İmplant-anatomik varyasyon penetrasyonunun erkeklerde (%9.5), kadınlara göre (%5.1) istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek olduğu görülmüştür (p=0.024). Sonuç: Mandibular insiziv kanal ve mandibula anterior, anatomik varyasyon ve implant penetrasyonu açısından en riskli bölge olarak karşımıza çıkmaktadır. Literatürde yapılan çalışmaların kısıtlılıkları göz önüne alınarak, farklı popülasyonlarda, geniş hasta gruplarında anatomik varyasyonların implant penetrasyon prevalansları araştırmaları devam etmelidir. Anahtar Kelimeler: Anatomik varyasyon, implant, KIBT, mandibular insiziv kanal

AnatomiAnatomik özelliklerDental implantasyon+5
Muhammed Yasir Özkesici
Akdeniz University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Dental implantların marka ve model tanımlamasında yapay zeka sistemleri etkinliğinin değerlendirilmesi

Amaç: Dental implantlar, eksik dişler için en popüler ve kabul gören rehabilitasyon yöntemlerinden biri haline gelmiştir. Birçok parça içeren dental implantlar, kendine has tasarıma sahiptir ve diş hekimlerinin etkin bir tedavi sunabilmesi için implantların üreticisini tanımlayabilmesi gerekir. Çalışmamızın amacı, yapay zeka sistemlerinin çeşitli dental implantların marka ve modelini tanımlamadaki etkinliğini değerlendirmektir. Yöntem: Bu çalışmada, 2020 - 2023 arası Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'nde dental implant tedavisi uygulanmış hastalardan alınan panoramik radyograflar geriye dönük olarak toplanmıştır. Beş üreticinin yedi implant modeline ait 1907 adet implant içeren toplam 523 panoramik radyograf veri setine dahil edilmiştir. Bu veri setine parlaklık ve rotasyon değişiklikleri yapılarak veri artırma uygulanmıştır. Elde edilen yeni veri setinin %80'i eğitim, %10'u doğrulama ve %10'u test verisi olarak bölünmüş ve implantların etiketlenmesi LabelImg programı kullanılarak yapılmıştır. İmplant sistemlerinin tanımlanması amacıyla yapay zeka tabanlı nesne tespit yöntemlerinden YOLOv5, YOLOv7 ve YOLOv8 algoritmaları kullanılmıştır. Algoritmaların performansını değerlendirmek için kesinlik, duyarlılık, mAP, F1 skorları ve hata matrisleri kullanılmıştır. Bulgular: Tüm implantlar arası kesinlik, duyarlılık, mAP ve F1 skorları YOLOv5 için sırasıyla 0,786, 0,648, 0,764 ve 0,71; YOLOv7 için sırasıyla 0,81, 0,815, 0,855 ve 0,81; YOLOv8 için 0,89, 0,901, 0,955 ve 0,89'dur. Algoritmalar veri setindeki sayısı fazla olan ve tasarımı farklı implantlarda genellikle daha iyi performans göstermiştir. Sonuç: Yapay zeka tabanlı nesne tespit algoritmaları, nispeten küçük bir veri setinde bile, dental implantları panoramik radyograflar üzerinden tanımlamada yeterli bir performans göstermiştir. Algoritmalar güncellendikçe performansları giderek artmıştır. Daha büyük veri kümeleri ve farklı dental implantlarla eğitilmiş yapay zeka sistemleri, implantları tanımlamada hekimlere yardımcı olabilir.

Dental implantasyonDental implantlarMarka+4
Tarık Ali Uğur
Akdeniz University
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Çene kemiklerinde görülen periosteal reaksiyonların radyolojik ve histopatolojik özellikleri

Periosteal reaksiyonlar (PR), periosteum altında oluşan yeni bir kemik yapısıdır. PR'nin, periosteumun korteksten sıyrılmasından sonra ortaya çıktığı düşünülmektedir. PR sonucu oluşan kemik, kemik hastalıklarının temel radyolojik özelliklerinden biridir. PR paterninin, agresif lezyonları nispeten daha az agresif olan lezyonlardan, maligniteyi benign lezyonlardan ayırmada faydalı olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte PR'lerin çenelerdeki yapısal paterni hakkında çok az rapor vardır. Çalışmamızda, İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda 25 Aralık 2015 – 31 Mayıs 2018 tarihleri arasında elde edilen KIBT görüntüleri incelenmiştir. PR(+) ve PR(-) olgular listelenerek bu gruplara ait histopatolojik tetkikler rapor sistemi ve lamlar değerlendirilerek belirlenmiştir. Değerlendirme sonucunda PR varlığı ile histopatolojik tanı arasında herhangi bir ilişkinin olup olmadığı araşıtırılmıştır. Çalışma sonucunda histopatolojik tanılar arasında, PR paterni açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmakla birlikte PR'nin tek başına tanı konulmasında yeterli olmadığı tespit edilmiştir.

Gürkan Ünsal
İstanbul University · Institute of Health Sciences
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi kliniğine başvuran hastaların demografik, sistemik ve radyografik karakteristiklerinin belirlenmesi

Amaç: Oral ve maksillofasiyal bölgede görülen hastalıkların teşhisi için anamnez alınması, ekstraoral-intaoral muayene, radyografik muayene ve diğer özel muayene yöntemleri kullanılır. Bu tez çalışmasının amacı, Akdeniz Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi (ADÇR) kliniğine başvuran hastaların fakülte veri tabanındaki mevcut radyografları ve anamnez kayıtlarının incelenerek hastaların demografik, sistemik ve radyografik karakteristiklerinin oluşturulmasıdır. Yöntem: ADÇR kliniğine 01.01.2013 ve 31.12.2019 tarihleri arasında başvuran hastaların anamnez ve teşhis kayıtları ile röntgen bölümüne yönlendirilen hastaların radyografik kayıtları retrospektif olarak incelenmiştir. Belirlenen demografik, sistemik ve radyografik sınıflamalara göre hasta sayıları araştırılarak yıllara ve toplam sayılara göre tablolar oluşturulmuştur. Veriler IBM SPSS Statistics 18 © Copyright SPSS Inc. 1989, 2010 yazılımı ve Excel programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: 2013-2019 yılları arasında başvuru yapan kadın sayısı erkeklerin sayısından istatistiksel olarak anlamı derecede fazla bulunmuştur. ADÇR kliniğine başvuran tüm hastaların yaşa göre dağılımı incelendiğinde başvuru yapan hastalar 15 ve üzerindeki hastalardır ve bu hastaların %29,3'ü 30-44 yaş grubunda olup en fazla orana sahip olduğu gözlenmiştir. Radyografik verilere bakıldığında ise en çok alınan radyografın panoramik radyograf olduğu görülmüştür (%90). Sonuç: Anamnez kayıtları sayesinde çalışmanın yapıldığı bölgenin sistemik hastalık karakteristiği ortaya konmuştur ve bu durum teşhis ve tedavi planlamasında yol gösterici olmaktadır. En fazla istenen radyografi çeşitleri ve en çok radyograf isteminde bulunan klinikler belirlenmiştir. Böylece bölüm içi ve bölümler arası işleyişte iyileştirici düzenlemelere gidilebilecektir. Panoramik radyograflarda sık görülen teşhislerin belirlenmesi ile belirli yaş ve cinsiyet gruplarındaki hastalarda dikkat edilmesi gereken hususlar netleştirilmiştir.

AntalyaDemografiDiş hastalıkları+3
Ayşe Taş
Akdeniz University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mental foramenin mandibular kemikle ilişkisinin ultrasonografi ve panoramik radyografi ile karşılaştırılmalı olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada amaç; Mental Foramen (MF)'nin mandibula alveoler kret tepesine ve mandibula basis alt kenarına olan vertikal uzaklığını; panoramik radyografi (OPG) ve ultrasonografi (USG) görüntüleri üzerinden ölçümler yaparak, çıkan sonuçlar arasındaki ilişkiyi; yaş ve cinsiyet durumuna göre değerlendirmektir. Materyal ve Metod: Bu çalışmaya 18-29, 30-39, 40 yaş üstü her grupta 40 kişi (20 kadın, 20 erkek) olmak üzere toplamda 120 kişi katılmıştır. OPG ve USG görüntüleri üzerinden MF'nin alveoler krete ve mandibula basis alt kenarına olan vertikal uzaklığı sağ ve sol olarak ölçülmüştür. Bireylerin OPG görüntüsü Microdicom programına aktarılıp kalibrasyon yapılmıştır. MF, görüntüde işaretlendikten sonra MF'nin üst sınırının alveoler krete çizilen teğete ve MF'nin alt sınırının mandibula basise çizilen teğete dik olarak uzaklıkları ölçülmüştür. Ayrıca OPG'de MF' nin lokalizasyonu da belirlenmiştir. Bireylerin USG ölçümlerinde ise prob MF bölgesine longitudinal olarak yerleştirilmiştir. MF'nin en net görüldüğü görüntü yakalandıktan sonra görüntü dondurulmuştur. Kontrol panelindeki kumpas ile MF'nin üst kenarının alveoler kret tepesine olan uzaklığı ile MF'nin alt kenarınn basis alt kenarına uzaklığı horizontal olarak ölçülmüştür. OPG ve USG'de bulunan ölçüm sonuçları kıyaslanıp bunların yaş ve cinsiyet ilişkisi incelenmiştir. Bulgular: Bu çalışmada 120 kişiye ait sağ ve sol olmak üzere toplam 240 MF görüntüsü değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar; OPG'de MF'nin alveoler krete olan ortalama uzaklığı 14,34 (±2,03) mm; MF'nin mandibula basis alt kenarına olan ortalama uzaklığı ise 11,04 (±1,60) mm olarak bulunmuştur. USG'de MF'nin alveoler krete olan ortalama uzaklığı 14,08 (±2,02) mm; MF'nin mandibula basis alt kenarına olan ortalama uzaklığını ise 10,79 (±1,72) mm olarak bulunmuştur. MF'nin lokalizasyonunu OPG'de en sık 5 numaralı diş kökünde; 2.en sık 4-5 no'lu diş kökleri arasında; 3.en sık 5-6 no'lu diş kökleri arasında bulunmuştur. USG ile ölçümü yapılan sağ ve sol MF'nin alveoler krete ve mandibula basis alt kenarına olan ortalama uzaklıkları ile OPG kullanılarak ölçümü yapılan sağ ve sol MF'nin alveoler krete ve mandibula basis alt kenarına olan ortalama uzaklıkları arasında yüksek düzeyde pozitif ilişki görülmüştür. Bu sonuçlara göre; USG ve OPG'de yapılan ölçümler arasındaki uyum düzeyinin çok yüksek olduğu görülmüştür. Sonuç: MF, özellikle cerrahi işlemler açısından oldukça önemli bir anatomik oluşumdur. Çünkü MF'den çıkan sinir demetlerinde meydana gelecek bir hasar, mandibulada ipsilateral orta hatta kadar; alt çene, alt dudak ve dişetinde anestezi veya parestezi ile sonuçlanabilir. Bu yüzden MF'nin kemik içerisindeki konumu bu bölgeye yapılacak işlemler açısından oldukça önemlidir. Yaptığımız çalışmada OPG'de MF'nin alveoler krete ve mandibula basis alt kenarına olan ortalama uzaklıklarının yaş gruplarına göre değişmediği bulunmuştur. Sadece 40 yaş ve üzerindeki bireylerin mandibula basis alt kenarına olan ortalama uzaklıkları, 18-29 yaş aralığındaki bireylerden yüksek bulunmuştur. USG'de yapılan ölçüm sonuçlarında; yaş grupları arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Yaptığımız çalışmada OPG'de MF'nin alveoler krete ve mandibula basis alt kenarına olan ortalama uzaklığı; erkeklerde kadınlardan daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yaptığımız çalışmada USG'de MF'nin alveoler krete olan ortalama uzaklığı ve mandibula basis alt kenarına olan ortalama uzaklığı; erkeklerde kadınlardan daha yüksek bulunmuştur. Sadece sol MF'nin alveoler krete olan ortalama uzaklığı, kadın ve erkekler arasında anlamlı bir farklılık göstermemiştir. OPG'de bulduğumuz MF'nin mandibula basis alt kenarına ve alveoler krete olan ortalama uzaklıkları USG'deki ölçümlere göre yüksek çıkmasına rağmen USG ve OPG'de yapılan ölçüm sonuçları arasında uyum düzeyi yüksek bulunmuştur. Sonuçlarımız gebe hastalarda ya da OPG kullanılamadığı durumlarda USG'nin güvenilir bir yöntem olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Mental Foramen (MF), Mandibula Basis Alt Kenarı, Alveoler Kret, Ultrasonografi (USG), Panoramik Film (OPG).

Ahmet Tohumcu
Adıyaman University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tek taraflı çiğneme alışkanlığının, mandibular kemiğe etkilerinin, kemik yüksekliği ölçümü ve fraktal analiz yöntemi ile değerlendirilmesi

Çalışma, tek taraflı çiğneme alışkanlığının mandibular kemik simetrisinde makro ve mikro boyuttaki değişiklikleri değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Ağız Diş ve Çene Radyolojisi Kliniğine gelen ve tek taraflı çiğneme alışkanlığı olan 18 yaş üstü, yaş ortalaması; 30,20 olan, 30 kadın 30 erkek hasta tespit edildi. Panoramik filmlerde çiğneme yapılan (aktif) taraf çalışma bölgesi, yapılmayan (pasif) taraf ise kontrol bölgesi olarak belirlendi. Ortopantomografi (OPG) üzerinde vertikal yükseklik ölçümleri yapılarak mandibular kemiğin makro yapısında bir değişiklik olup olmadığı değerlendirilirken, mikro yapısındaki etkileri belirlemek için her hastada 6 adet Region of Interest (ROI, İlgi Alanı) seçilerek, Fraktal Analiz (FA) yapıldı. Hastaların aktif ve pasif tarafları karşılaştırıldı. Tek taraflı çiğneme alışkanlığı olan hastalarda sosyodemografik özellikler sayı ve yüzde olarak hesaplandı. Tek taraflı çiğneme alışkanlığı olan bireylerin aktif tarafı ile pasif tarafı arasındaki vertikal yükseklikleri arasında anlamlı farklılık görüldü (p<0,05). Bireylerin aktif taraftaki vertikal yükseklikleri, pasif tarafa göre yüksek bulundu. Aynı bireylerin aktif tarafı ile pasif tarafı arasındaki simetrik ROI değerleri arasında anlamlı farklılık görülmedi (p>0,05). Tek taraflı çiğneme alışkanlığının mandibular kemik yapısı üzerinde belirgin etkileri olduğu görüldü. Vertikal yüksekliklerdeki artış, bu alışkanlığın mandibular yapı üzerindeki etkilerini açıkça ortaya koyarken, ROI değerlerindeki benzerlik, yapılan FA ölçütünde trabeküler yapının bu alışkanlıktan daha az etkilendiğini göstermektedir.

Dilay Karameşe
Adıyaman University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ultra yüksek alan manyetik rezonans görüntülemenin amalgam faz değişimi ve cıva salınımı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Diş çürüklerinin tedavisinde kullanılan amalgam restorasyonlar, içeriklerinde bulunan cıva nedeniyle toksik etki oluşturma potansiyeli taşımaktadırlar. Farklı fiziksel ve kimyasal koşullar altında amalgam restorasyonlardan salınan cıva miktarının değişebileceği düşünülmektedir. Manyetik rezonans görüntüleme (MRG), özellikle yumuşak doku kaynaklı patolojilerin görüntülenmesinde sıklıkla tercih edilmektedir. Manyetik alana maruz kalan metal objeler ısınma ve manyetik alan içinde hareket etme gibi davranışlar sergilemektedir. Bu çalışmanın amacı, manyetik alana maruz kalan amalgamlardaki faz değişimi ve cıva salınımı miktarını değerlendirmektir. Yöntem: 4 mm çapı ve 4 mm yükseklikte 60 adet amalgam disk hazırlanarak 30 adet amalgam disk kontrol grubu olarak, 30 adet amalgam disk ise MRG grubu olarak belirlenmiştir. Diskler Fusayama-Meyer çözeltisine konarak MRG grubundaki diskler 14,1T ultra yüksek alan manyetik rezonans görüntüleme (UYA-MRG) cihazında (EPFL, Lozan, İsviçre) MRG uygulamasına maruz bırakılmıştır. UYA-MRG uygulamasından 2, 12 ve 24 saat sonra tüm diskler çözeltilerden çıkarılmıştır. Çözeltilere indüktif olarak eşleşmiş plazma-kütle spektroskopisi (ICP-MS) analizi yapılırken amalgam disklere X-ışını difraktometresi (XRD) analizi yapılmıştır. Gruplar arasındaki farklılık ve etkileşimler iki yönlü ANOVA testi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: MRG grubundaki çözeltilere salınan cıva konsantrasyonu kontrol grubundaki çözeltilere göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p=0,026). MRG grubundaki amalgam diskler ile kontrol grubundaki disklerin metalürjik fazları arasında farklılık saptanmamıştır. MRG grubundaki amalgam disklerin XRD analizi ile elde edilen pik şiddeti yoğunluğu kontrol grubundaki amalgam disklerin pik şiddeti yoğunluğuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p=0,000). Sonuç: UYA-MRG uygulamasının; amalgam dolgulu bireyler için, manyetik alanın gücü ve manyetik alanda bulunma süresine bağlı olarak cıva salınımında meydana gelen artış ile cıva toksisitesi riski oluşturduğunu göstermektedir. UYA-MRG uygulamasının, manyetik alana maruz kalınan süreye bağlı olarak amalgamdaki kristal yapı üzerinde zayıflatıcı bir etkiye sahip olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: amalgam, MRG, cıva, ICP-MS, XRD

AmalgamCıvaKütle spektroskopisi+1
Samed Şatır
Akdeniz University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Temporomandibuler eklem disfonksiyonlarında klinik muayenedeki klik sesi bulgusu ile manyetik rezonans görüntülerdeki sert ve yumuşak doku değişikliklerinin ilişkisinin değerlendirilmesi

Temporamandibular eklem, sadece yapısına katılan kondilin kompleks hareketi ile değil, aynı zamanda bütünleşmiş çene hareketlerinin oluşmasındaki fonksiyonundan dolayı vücuttaki pek çok eklemden ayrılmaktadır. Sert ve yumuşak doku bileşenlerinden oluşan bu ünitenin iskeletsel yapılarının arasında fibrokartilajdan oluşan bir disk mevcuttur. Yoğun mekanoreseptörler ile döşeli kapsül proprioseptif geri bildirmler aracılığı ile çenenin uzaydaki konumunu belirler. Böylelikle karmaşık fonksiyonunu yerine getirebilir. Eklem patolojileri çok çeşitli faktörlerin etkisiyle, çok farklı klinik semptomlar ile ortaya çıkabilir. Görüntülemenin endike olduğu durumlar ileri derecede fonksiyon bozukluğu görülen durumlardır. TMB diş hekimliği alanında Costen'ın 1934'de yayınladığı makale ile tanımlanmıştır. TME rahatsızlıklarının semptomları oldukça yaygın olup, genel popülasyonun %50-60'ında semptomlardan en az biri görülmektedir. Eklem sesleri TMB'nin en yaygın görülen semptomlarından biridir. Ancak çoğu durumda ağrı veya ağız açıklığında azalma ile ilişkilendirilmezler. Klik sesinin tedavi ihtiyacını belirlemek için uzun süreli çalışmalar yapılmıştır. Tez çalışmasının amacı klik sesinin teşhis değerinin MRG ile birlikte değerlendirmektir. Ayrıca güncel bir klinik muayene protokolü olan TK/TMB'nin duyarlılık, özgüllük, PPD, NPD, doğruluğu altın standart olarak MRG kullanılarak ölçülüp, redüksiyonlu ve redüksiyonsuz disk deplasmanı olan hastalarda görülen dejeneratif değişiklikler ve lateral pterygoid kas değişiklikleri değerlendirilmiştir. Çalışmaya klik sesi şikayeti olan 25 hasta ve klik sesi tespit edilmeyen TMB olan 25 hasta dahil edilerek toplamda 100 eklem görüntüsü incelendi. Yapılan klinik muayene sonucunda çalışma grubunun %20'sinde sağlıklı, %28'ine redüksiyonlu disk deplasmanı %38'ine aralıklı kilitlenme olan redüksiyonlu disk deplasmanı, %14'üne kısıtlı ağız açıklığı olmayan redüksiyonsuz disk deplasmanı tanısı kondu. Sadece klinisyenin tespit ettiği klik sesine göre tanı konan redüksiyonlu disk deplasmanının duyarlılığı %37.25, özgüllüğü %87.76, doğruluğu %62 olarak ölçüldü. TK/TMB için duyarlılığı %83, özgüllük oranını %53, PPD %60, NPD %74 bulunmuştur. Tüm bulguları değerlendirdiğimizde TK/TMB'nin klinik doğruluğunun yeterli olduğunu ancak sadece klik sesi bulgusunun teşhis için yeterli olmadığı; ağız açıklığında kısıtlılık, kilitlenme gibi semptomlarla birlikle değerlendirilmesi gerektiği görülmüştür. Anahtar kelimeler: Temporomandibular eklem, Manyetik Rezonans Görüntüleme, Temporomandibular Eklem Bozuklukları, Teşhis Kriterleri

Fizik muayeneManyetik rezonans görüntülemeTemporomandibular eklem+3
Şelale Özel
Akdeniz University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bifosfonat kullanan hastalarda mandibulanın radyografik olarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada, günümüzde kemik metabolizmasıyla ilgili pek çok hastalığın (osteoporoz, kemik metastazı yapabilen meme, prostat ve akciğer ca., multiple myelom gibi kemik kanserleri) tedavisinde yaygın olarak kullanılan bir ilaç olan bifosfonatların mandibular kemik üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışma grubumuz, 2015-2016 yılları arasında Akdeniz Üniversite Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı kliniğine başvuran bifosfonat kullanan 50 birey ile kontrol grubundaki 50 bireye ait muayene amacı ile alınmış toplam 100 panoramik radyografiden oluşmaktadır. Tüm bireylerde mandibular kortikal kalınlık (MKK), mandibular kortikal indeks (MKİ), panoramik mandibular indeks (PMİ), kondil açısı (KA), gonial açı (GA), antegonial açı (AGA), antegonial derinlik (AGD) ve antegonial indeks (AGİ) değerleri ölçüldü. Bulgular: Bifosfonat kullanan hastalarda sağ ve sol MKK ve sol PMİ yaştan etkilenmekteydi. Sağ ve sol mandibular kortikal kalınlık (MKK), sağ ve sol mandibular kortikal indeks (MKİ) ve sağ kondil açısı (KA) cinsiyetten etkilenmekteydi. Bifosfonat kulananların sağ ve sol AGİ ölçümleri kontrol grubundaki bireylerden istatistiksel olarak daha düşük bulundu. Sonuç: Elde ettiğimiz sonuçlara göre, bifosfonatların çene kemiği üzerinde çeşitli etkileri olduğu bulunmuştur. Ancak bifosfonatların kemik metabolizması üzerine uzun dönem etkisini değerlendiren daha kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Bifosfonatlar, Mandibula, Panoramik radyografi

BifosfonatlarDişlerKemik ve kemikler+3
Büşra Tanrıkol
Akdeniz University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Masseter kas kalınlığının yüz morfolojisi ve parafonksiyonel alışkanlıklar ile ilişkisi: Ultrason çalışması

Çiğneme kaslarının aktiviteleri ile kraniyofasiyal yapının gelişimi arasında ilişki olduğu görüşü yaygın olarak kabul görmektedir. Çiğneme kaslarının; fonksiyonel ve parafonksiyonel aktiviteleri vardır. Parafonksiyonel aktiviteler sonucunda kaslarda hiperaktivite meydana gelmektedir. Bu aktivite artışına bağlı özellikle çiğneme sistemine ait kaslardan biri olan masseter kasın adaptif değişiklik gösterdiği ve yüz morfolojisini etkilediği görüşü ileri sürülmektedir. Çiğneme kaslarının aktivitesi elektromyografi ile belirlense de son zamanlarda kas kalınlığı, çene kas aktivitesinin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Masseter kası ultrasonografi ile görüntülenip kalınlığı ölçülebilmektedir. Ultrasonografi kolayca uygulanabilen, tekrarlanabilen, invaziv olmayan görüntüleme yöntemidir. Bu araştırmanın amacı masseter kas kalınlığının; 15 yaş üstü bireylerde ultrasonografik ölçüm ile normal aralığını belirlemek, yaş, cinsiyet, yüz morfolojisi, vücut kitle indeksi ve parafonksiyonel alışkanlıklar ile ilişkisini değerlendirmektir. Araştırmaya, Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda endikasyon dahilinde lateral sefalometrik radyografisi çekilen, daha önce ortodontik tedavi görmemiş, kalıtsal ve edinsel herhangi bir sendromu olmayan, baş boyun bölgesinden travma almamış ve cerrahi operasyon geçirmemiş, üçüncü molar dışında posteriyor diş eksikliği bulunmayan, 15 yaş üzerinde, gönüllü 115 birey dahil edildi. Çalışmaya katılan bireylere; parafonksiyonel alışkanlıklar, yaş, boy ve kilo ile ilgili sorular soruldu. Lateral sefalometrik filmler üzerinde ölçümler yapılarak vertikal yüz morfolojilerine göre bireyler hipodiverjan (n=28), normdiverjan (n=55) veya hiperdiverjan (n=32) olarak gruplandırıldı. Bireylerin sağ ve sol masseter kas kalınlıkları istirahat ve kasılı haldeyken ultrasonografi ile ölçüldü. Masseter kas kalığının ortalama değeri 13,57±2,57 mm olarak bulundu. Sağ ve sol masseter kas için istirahat ve kasılı haldeki kas kalınlığı erkeklerde kadınlara göre anlamlı şekilde daha fazlaydı (p<0,05). Masseter kas istirahat veya kasılı haldeyken kas kalınlığı ile yaş ve vücut kitle indeksi arasında, aynı yönlü ancak zayıf bir ilişki olduğu bulundu. Masseter kas istirahat ve kasılı haldeyken kalınlığı hipodiverjan yüz morfolojisine sahip bireylerde diğer gruptakilere göre daha kalındı. Parafonksiyonel alışkanlığı olan bireyler ile parafonksiyonel alışkanlıkları olmayanlar arasında masseter kas kalınlığı açısından fark bulunamadı (p>0,05). Araştırmanın sonuçlarına göre masseter kas kalınlığı vertikal yüz morfolojisine göre farklılık göstermekteyken parafonksiyonel alışkanlıklar için bu durum geçerli değildi.

Kas tonüsüKaslarMasseter kası+2
Nebiha Gözde İspir
Gazi University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Unilateral dudak damak yarıklı hastalarda maksiller sinüs ve faringeal havayolu hacminin konik ışınlı bilgisayarlı tomogrofi ile 3 boyutlu değerlendirilmesi

Önemli kraniyofasiyal konjenital anomalilerden olan unilateral dudak damak yarıkları maksilla ve faringeal hava yolu yapısını olumsuz etkilemektedir. Bu tez çalışmasının amacı, unilateral dudak damak yarıklı ve normal bireyler arasındaki maksiller sinüs ve faringeal hava yolu hacimlerinin muhtemel farklılıklarının üç boyutlu olarak ölçümü ve değerlendirilmesidir. Çalışma kapsamında, Gazi Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim dalı arşivinde bulunan, Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi görüntüleri kullanılmıştır. Çalışma grubu için unilateral dudak damak yarığına sahip 12-20 yaş arası 30 birey seçilirken, kontrol grubu için çalışma grubuyla yaş ve cinsiyet açısından eşleşen 30 sağlıklı birey seçilmiştir. UDDY'ye sahip bireyler ile sağlıklı bireylerin maksiller sinüs ve faringeal hava yolu hacim yapılmıştır. Hacimsel ölçümler için üç boyutlu görüntüleme yöntemine sahip olan ITK-SNAP (Version 3.8.0, Haziran 12, 2019) kullanılmıştır. Ölçüm esnasında maksiller sinüs ve faringeal hava yolu anatomik yapıları çevresindeki dokulardan ayırt edilerek üç boyutta segmentasyon yapılmıştır. Ölçüm sonucunda elde edilen bulgular istatiksel olarak farklı testlere tabi tutulmuş ve verilerin istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığı kontrol edilmiştir. Çalışmanın bulguları değerlendirildiğinde, UDDY'li hastalara ait maksiller sinüs hacimlerinin, kontrol grubundaki bireylere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde küçük olduğu gözlemlenmiştir (p=0,011). Bunun birlikte, UDDY'li bireylerde, kontrol grubuna kıyasla maksiller sinüs ve faringeal hava yolu hacimlerinin daraldığı ancak bu azalmanın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür (p>0,05). Çalışmanın sonucuna göre, maksiller sinüs ve faringeal hava yolu boyutları UDDY'li ve sağlıklı bireylerde yaşa ve cinsiyete bağlı değildir. Bu sonuçlara göre, UDDY'li hastalarda maksiller sinüs ve faringeal hava yolu boyutlarının azalmış olabileceği göz önünde bulundurularak tedavi protokolleri hazırlanmalıdır.

FarenksKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiMaksiller sinüs+4
Erjeng Şayeste
Bolu Abant Izzet Baysal University
2021
00
DoctorateOpen AccessEN

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografide (KIBT) sfenooksipital sinkondrozis, servikal vertebra ve hyoid kemik olgunlaşma aşamalarının belirlenmesi ve ölçümlerinin yapılması ile aralarındaki korelasyonun yaş ve cinsiyete göre değerlendirilmesi: Retrospektif çalişma

This study aims to analyze the correlation between metric and fusion stages of the cervical vertebrae, the hyoid bone, and the spheno-occipital synchondrosis on Cone Beam Computed Tomography (CBCT) regarding the age and the sex. A total of 129 CBCT images from patients aged between 8-48 years, were subjected to inclusion and exclusion criteria. The general anatomical parameters evaluated on CBCT images for the second, the third and the forth cervical vertebrae, hyoid bone, and spheno-occipital bone were as follows: Cervical Vertebral Maturation Stages (CVMS), Anterior Vertebral Body Height (AVBH), Posterior Vertebral Body Height (PVBH), Vertebral Body Width (VBW), Superior Vertebral Body Thickness (SVBT), Inferior Vertebral Body Thickness (IVBT), Vertebral Body Concavity Depth (VBCD), Hyoid Maturation Stages (HMS), maximal Hyoid Body Width (maxHBW), minimal Hyoid Body Width (minHBW), Hyoid Body Thickness (HBT), Hyoid Body Depth (HBD), Hyoid Body Height (HBH), Spheno-Occipital Synchondrosis Stages (SOSS), and Basion to Sella length (BSL). Significance was evaluated at the p<0.05 level. There were no significant differences between the mean age of sexes at different stages of CVMS, HBMS, and SOSS (P>0.05). There was a significant difference between the sexes regarding the distribution of CVMS (P<0.05). There were significant differences between age groups of females regarding all parameters (P<0.05) except for AVBH2, VBW2, VBW3, VBCD3, VBCD4, BSL, HBT, and HBH (p> 0.05). Also, there were significant differences between age groups of males regarding AVBH2, PVBH2, VBCD2, AVBH3, PVBH3, VBCD3, AVBH4, PVBH4, VBCD4, maxHBW, minHBW, and HBD (P<0.05). There were significant differences between sexes regarding all parameters (p<0.05), except for VBCD2, AVBH3, VBCD3, AVBH4, VBCD4, SOSS, and HMS (p>0.05(. At CVMS1, there were significant differences between sexes regarding AVBH2, PVBH2, SVBT2, VBW3, and VBW4 (p<0.05). At CVMS4, there were significant differences between sexes regarding SVBT2, PVBH3, IVBT3, PVBH4, SVBT4, and HBH (p<0.05). At CVMS5 and CVMS6, there were significant differences between sexes regarding AVBH2, PVBH2, SVBT2, IVBT2, AVBH3, PVBH3, SVBT3, IVBT3, VBW3, xv AVBH3, AVBH4, PVBH4, SVBT4, IVBT4, VBW4, and VBCD4 (p<0.05). At HMS1, there were significant differences between sexes regarding all hyoid bone parameters (p<0.05). At HMS2, there were significant differences between sexes regarding all hyoid bone parameters (p<0.05) except for HBT (p>0.05). At SOSS1 and SOSS4, there were significant differences between sexes regarding BSL (p<0.05). There were significant correlations between all parameters (p<0.05) except the correlation between: Age with VBW3 and HBH, CVMS with SVBT2, IVBT2, VBW2, SVBT3, IVBT3, VBW3, SVBT4, IVBT4, VBW4, HBT, and HBH, SVBT2 with VBW2, VBCD3, VBCD4, and HMS, BSL with VBCD2, VBCD3, and VBCD4, HBH with VBW2, VBCD3, and HBT, HMS with IVBT2, VBW2, VBCD2, VBW4, HBH, and VBW3, SOSS with VBW2, IVBT2, VBW3, VBW4, BSL, and HBT, HBT with VBCD2 and VBCD3 (p>0.05). There were significant differences regarding the distribution of SOSS and HMS at each CVMS (p<0.05). There was a significant correlation between CVM, HMS, SOSS, and age (p<0.05). Due to the correlation between cervical vertebrae, spheno-occipital and hyoid bone parameters and maturation stages, then the maturation of growing subjects can be estimated by evaluating the spheno-occipital or the hyoid bone instead of the cervical vertebrae. Keywords: CBCT, Cervical Vertebra, Hyoid bone, and Spheno-Occipital Synchondrosis.

AnatomyHyoid boneCone-beam computed tomography+3
Eman A.b. Aguorı
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Temporomandibular eklem dejenerasyonu olan hastalarda masseter kasının ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı TME osteoartriti olan hastaların masseter kasının kalınlık ve sertlik değerlerini ultrasonografi ile incelemektir. Materyal ve Metot: Bu çalışmaya fakültemize eklem ağrısı şikayeti ile başvuran tanısal KIBT görüntülerinde osteoartrit saptanan 40 hasta ve 40 sağlıklı birey dahil edildi. Katılımcıların masseter kas kalınlıkları ve masseter kas sertliği, dinlenme ve maksimum ısırma durumunda ultrasonografi ile ölçüldü. Bulgular: Osteoartritli hastaların masseter kas kalınlık değeri istirahat halinde ortalama 0.91 cm ve sağlıklı bireylerin kalınlık değeri ortalama 1.00 cm idi. Osteoartritli hastaların maksimum ısırma halinde masseter kalınlığı ortalama 1.28 cm ve sağlıklı bireylerin kalınlığı ortalama 1.36 cm idi. Osteoartritli hastaların masseter kas elastikiyet indeksi oranı istirahat halinde 2.11 ve sağlıklı bireylerin masseter kas elastikiyet indeksi oranı 1.49 idi. Osteoartritli hastaların maksimum ısırma halinde iken masseter kas elastikiyet indeks oranı 4.51 ve sağlıklı bireylerin masseter kas elastikiyet indeks oranı 3.16 idi. Osteoartritli hastalar ile sağlıklı bireylerin masseter kas kalınlık değerleri ve masseter kas elastikiyet indeks oranı hem dinlenme durumunda hem de maksimum ısırma durumunda önemli ölçüde farklıydı. Sonuç: Ultrasonografi kas kalınlığını belirlemede güvenilir bir yöntemdir. Osteoartritli hastaların masseter kas kalınlığı sağlıklı bireylere göre daha az bulunmuştur. Aynı zamanda TME osteoartriti olan hastalarının masseter kas sertliğinde artış olduğu belirlenmiştir.

ElastografiKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiMasseter kası+5
Büşra Arıkan
İnönü University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yapay zekâ sistemi kullanılarak konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde temporomandibular eklem osteoartritinin sınıflandırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı bir yapay zekâ modeli kullanarak KIBT görüntüleri üzerinden toplumun önemli bir çoğunluğunu etkileyen temporomandibular eklem osteoartritinin sınıflandırması ve temporomandibular eklem segmentasyonu yaparak, hastalığın teşhisinde hekimlere kolaylık ve zaman kazandıracak bir yöntem geliştirmektir. Materyal ve Metot: Bu çalışmada 290 hastaya ait KIBT DICOM görüntülerinden elde edilen 2000 adet sagittal kesit (500 sağlıklı, 500 erozyon,500 osteofit, 500 düzleşme içeren görüntü) üzerinde bir yapay zekâ modeli olan YOLOv5 mimarisinin TME segmentasyonu ve osteoartrit sınıflandırmasındaki başarısı değerlendirilmiştir. Görüntüler üzerinde temporomandibular eklemin etiketlenmesi CranioCatch etiketleme yazılımı (CranioCatch, Eskişehir, Türkiye) kullanılarak yapılmıştır. Karmaşıklık matris yöntemi kullanılarak modele ait başarı metriği hesaplanmıştır. Bulgular: Temporomandibular eklem segmentasyonu için YOLOv5 modelinin duyarlılık, kesinlik ve F1 skoru sırasıyla; 1, 0.9953, 0.9976 şeklindedir. Modelin temporomandibular eklem segmentasyonu için bulunan AUC değeri 0.9723 şeklindedir. Yine modelin temporomandibular eklem segmentasyonu için doğruluk değeri 0.9953 olarak bulunmuştur. Temporomandibular eklem osteoartrit sınıflandırması için modelin duyarlılık, kesinlik ve F1 skorları ise sırasıyla; 1, 0.7678, 0.8686 şeklindedir. Sınıflandırma için bulunan doğruluk değeri 0.7678 şeklindedir. Sonuç: Yapılan çalışmanın temporomandibular eklem osteoartritinin teşhisinde hekimlere klinik ve radyoloji rutininde kolaylık ve zaman kazandıracak bir destek mekanizması olabileceğini düşünmekteyiz. Çalışmamız ilerleyen zamanlarda yapılacak çalışmalarla daha fazla geliştirilebilir. Anahtar kelimeler: Derin öğrenme, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, temporomandibular eklem, temporomandibular eklem osteoartriti, yapay zeka.

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografiOsteoartritSınıflandırma+3
Gözde Eşer
İnönü University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Bir grup hastanın periapikal durumlarının üç farklı indeks kullanılarak dijital konvansiyonel teknikler ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerinde değerlendirilmesi

Travma ve enfeksiyonlar sonucu diş apeksi etrafında oluşan enflamasyona bağlı periapikal bölgelerde patolojik değişiklikler oluşabilmektedir. Bu değişikliklerin tanımlanmasında klinik bulgular çoğu zaman yetersizdir. Bu nedenle tanı için çeşitli radyolojik yöntemler kullanılmaktadır. Bu çalışmada periapikal durumun tanımlanması ve sayısal verilerin elde edilebilmesi için iki ve üç boyutlu radyolojik görüntülerde, üç araştırmacı tarafından, üç farklı indeks kullanılarak periapikal patolojiler değerlendirilmiştir. Periapikal ve panoramik görüntülerde periapikal lezyonlar, periapikal indeks sistemi ile skorlanmıştır. Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntüleri ise periapikal indeks skorlamasına ilave edilen kortikal kemikte genişleme ve yıkım varlığının araştırıldığı konik ışınlı bilgisayarlı tomografi görüntülerine uyarlanmış periapikal indeksi ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın diğer parametresi olan periapikal ve endodontik durum indeksi ise iki aşamadan oluşmaktadır. Kompleks periapikal indeks ile apikal periodontitis vakalarında periapikal kemik lezyonları sınıflandırılmıştır. Endodontik durum indeksi ile de kanal tedavili dişlerin dolgu kalitesi değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile periapikal durum tanısında rutin kullanılan iki boyutlu görüntülerin tanıdaki etkinliğinin saptanması ve farklı tecrübelere sahip araştırmacılar arasındaki yorum farklılığının belirlenmesi amaçlanmıştır. periapikal değişikliklerin erken safhalarının tanımlanması ve dental tedavi öncesi önemli bir tanısal problem olan hastalık-kemik ilişkisinin belirlenmesine katkı sağlanması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Periapikal lezyon, kortikal kemik, rezorpsiyon, periodontal aralık.

Gingival cepKemik rezorpsiyonuKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+4
Sinan Altun
Hacettepe University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Maksiller sinüs ile diş köklerinin ilişkisinin değerlendirilmesinde panoramik radyografların tanısal doğruluğunun konik ışınlı bilgisayarlı tomografik görüntülerle karşılaştırmalı olarak araştırılması

Maksiller sinüs ile diş köklerinin ilişkili olması dental işlemler sırasında çeşitli komplikasyonlara yol açabilen bir durumdur. Bu çalışmanın amacı maksiller sinüs ile diş kökleri arasındaki ilişki tiplerinin ve sıklığının Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografik (KIBT) görüntüleme ile tanımlanması ve KIBT görüntüleme referans standart alınarak bu ilişki tiplerinin tanısında panoramik radyografların doğruluğunun incelenmesidir. 484 hastada toplam 3.621 adet sağlam dişin sinüsle ilişkisi değerlendirilmiştir. Diş köklerinin sinüsle ilişkisi; sınıf 0, kök apeksi ile sinüs arasında 0,5 mm'den fazla mesafe var; sınıf 1, kök apeksi ile sinüs arasında 0,5 mm'den az mesafe var; sınıf 2, kök apeksi sinüs tabanını oluşturuyor; sınıf 3, kök apeksi sinüsün içine uzanıyor şeklinde sınıflandırılmıştır. KIBT veri setinde ilişki tiplerinin diş tiplerine göre frekans dağılımını içeren tanımlayıcı analiz yapılmıştır. Panoramik radyografların doğruluğunun KIBT görüntüleme ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi için McNemar-Bowker testi ve R programı kullanılmıştır. Sınıf 3 ilişkinin en sık görüldüğü dişler ikinci (%53,6 ) ve birinci molarlardır (%49,5). İkinci premolar (%43,6), birinci premolar (%85,1) ve kaninlerde (%89,9) en sık görülen ilişki tipi sınıf 0'dır. Panoramik radyografların doğruluk oranı ise %82 olarak hesaplanmıştır. Birinci ve ikinci molarların sinüsle olan yakın ilişkisi dental işlemler planlanırken göz önünde bulundurulmalıdır. Panoramik radyograflar, sinüs tabanının altında ve sinüsün içinde olan köklerin tespitinde daha doğru bilgi vermiştir.

Diş köküKonik ışınlı bilgisayarlı tomografiMaksiller sinüs+2
Duygu Dügencili
Hacettepe University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine başvuran hastalarda maksiller sinüs anatomisi, patolojisi ve varyasyonlarının dental volumetrik tomografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın birincil amacı; Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine başvuran hastalarda maksiller sinüse ait anatomik yapıların varyasyon ve patolojilerinin prevalansını Dental Volümetrik Tomografi (DVT) görüntüleri üzerinde saptamaktır. Ek olarak implant planlaması için önem taşıyan mukozal kalınlaşma miktarı, septa varlığı ve posterior superior alveolar arterin (PSAA) görülebilirliği üzerine cinsiyet, yaş ve diş durumunun etkisi de değerlendirildi. İkincil olarak ise apikal lezyon varlığında, maksiller sinüste gözlenen değişikliklerin saptanarak; lezyon çapı (LÇ), kemik yüksekliği (KY), mukozal kalınlaşma miktarı (MKM) arasındaki korelasyonun belirlenmesi hedeflendi. Gereç ve yöntem: Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi arşivine ait 2000 DVT görüntüsünden kriterlerimize uygun 500'ü çalışmaya dahil edilerek maksiller sinüs patoloji ve varyasyonları 15 başlık altında sınıflandırıldı. Maksiller sinüs septası yüksekliği ve lokasyonu; maksillar sinüs mukozası kalınlaşma miktarı ve türü; PSAA'nın lokalizasyonu değerlendirildi. Bu anatomik yapılar üzerinde yaş, cinsiyet ve dişsizlik durumunun etkisi istatistiksel olarak analiz edildi. Ayrıca çalışmada değerlendirilen apikal lezyonlu dişler, lezyon varlığının kemik yüksekliği ve mukozal kalınlaşma miktarı üzerine etkisi yönünden karşılaştırıldı. Septa, MKM, PSAA çapı, LÇ ve KY ölçümleri Kodak 9000 Flat Panel (FP) DVT cihazının özel görüntüleme programı olan Care Stream 3D programının ölçüm aracı kullanılarak tek bir gözlemci tarafından standart şartlar altında gerçekleştirildi. Ölçümler sagital ve koronal kesitler üzerinde yapıldı ve ölçümlerin her biri üçer kez tekrarlanarak ortalama değerleri kaydedildi. Bulgular: Değerlendirilen görüntülerinin %55,6'sının implant planlaması amacı ile çekildiği belirlendi. En fazla saptanan maksiller sinüs patolojisi ve varyasyonunun maksiller sinüs membranında mukozal kalınlaşma (MK), septa varlığı ve pnömatizasyon olduğu saptandı. Maksiller sinüs mukozasında mukozal kalınlaşmanın %34,8 olguda flat tip olduğu, MK üzerinde cinsiyet, yaş ve diş durumunun istatistiksel olarak etkili olduğu saptandı. Patolojik MK erkeklerde, 36-53 yaş grubu bireylerde ve parsiyel diş eksikliği olan hastalarda anlamlı ölçüde daha fazla bulundu. Bulgularımız maksiller sinüs septaların en fazla middle lokalizasyonda olduğunu gösterirken; yaş, cinsiyet ve diş durumunun septa varlığı üzerinde etkisiz olduğunu ortaya koydu. PSAA'nın en fazla intraosseöz oryantasyonda, 3. molar diş bölgesinde ve cinsiyetin lokasyon üzerinde etkisiz olduğu saptandı. Kısmi dişsizliği olan bireylerde PSAA görülebilirliğinin daha fazla olduğu belirlendi. Septa varlığının maksimum mukozal kalınlaşma miktarı üzerinde etkisiz (p=0.863) olduğu belirlendi. Apikal lezyon varlığının mukozal kalınlaşma ve apikal kemik miktarı üzerinde istatistiksel olarak etkili olmadığı saptandı. Sonuç: Çalışmadan elde edilen bulgular maksiller sinüs mukozasına ait varyasyon ve patolojilerin tanısında DVT'nin önemini desteklemektedir. Bu nedenle üst çene posterior bölgeye yapılacak cerrahi girişimlerin başarısını artırmak ve olası komplikasyonları ortadan kaldırmak için ilgili bölgenin DVT görüntüsünün alınması önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Dental volumetrik tomografi; maksiller sinüs patolojileri ve varyasyonları; prevalans; mukozal kalınlaşma; septa; posterior superior alveolar arter

Nazan Koçak Topbaş
Ege University
2015
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Temporomandibular eklem iç düzensizliklerinin, ultrasonografik görüntüleme yöntemi kullanılarak değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışma; diş hekimliği alanında son zamanlarda kullanımı yaygınlaşan ultrasonografik görüntüleme yönteminin, temporomandibular eklem iç düzensizliklerinin tanısındaki başarısını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Gereç ve Yöntem: Atatürk Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne, temporomandibular eklem rahatsızlığı şikayeti ile başvuran ve klinikte temporomandibular eklem iç düzensizlik ön tanısı konulan 55 hastanın her iki ekleminin ultrasonografik ve manyetik rezonans görüntüleri alındı. Manyetik rezonans görüntüleme altın standart kabul edilerek, ultrasonografik görüntüleme yönteminin tanısal yeterliliği değerlendirildi. Bulgular: Manyetik rezonans görüntüleme altın standart kabul edilerek; ultrasonografi ve manyetik rezonans görüntüleme ile elde edilen sonuçlar karşılaştırıldığında, ultrasonografik görüntüleme yönteminin temporomandibular eklem disk deplasmanlarını belirlemedeki duyarlılığı 0.83, özgüllüğü 0.78, tanısal doğruluğu ise 0.81 olarak bulunmuştur. Ultrasonografinin ağız kapalı pozisyonda iken temporomandibular eklem disk pozisyonunu belirlemedeki duyarlılığı 0.83, özgüllüğü 0.81 ve tanısal doğruluğu ise 0.81 olarak bulunmuştur. Ağız açık pozisyonda ise duyarlılığı 0.73, özgüllüğü 0.95 ve tanısal doğruluğu 0.93 olarak bulunmuştur. Sonuç: İnvaziv olmayan, tekrarlanabilen, dinamik görüntüler elde edilebilen ultrasonografik görüntüleme yöntemi, temporomandibular eklem disk deplasmanlarının değerlendirilmesinde başarılı bir görüntüleme yöntemidir. Anahtar kelimeler: Temporomandibular eklem, Ultrasonografik görüntüleme, Manyetik rezonans görüntüleme, Redüksiyonlu disk deplasmanı, Redüksiyonsuz disk deplasmanı.

Manyetik rezonans görüntülemeTemporomandibular eklemTemporomandibular eklem hastalıkları+1
Kader Azlağ Pekince
Atatürk University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessEN

Investigation of temporomandibular joint by clinical findings and dental volumetric tomography method in patients with rheumatoid arthritis, ankylosing spondylitis and systemic lupus erythematosus

Aim: The purpose of this study is to investigate the temporomandibular joint by clinical and dental volumetric tomography findings in patients with rheumatoid arthritis, ankylosing spondylitis, systemic lupus erythematosus, and control group, comparatively. Material and Method: Individuals with 50 rheumatic diseases and 50 control groups were included in the study. Subjective symptoms with clinical history, objective symptoms with clinical examination, changes in temporomandibular joint and temporomandibular joint movement with radiographic findings and dental volumetric tomography examinations were assessed. Results: In patients with rheumatoid arthritis and systemic lupus erythematosus, subjective symptoms were found to be higher than the control group except for ankylosing spondylitis patients. Objective symptoms, such as deviation, crepitation, pain in palpation of temporomandibular joints and chewing muscles were found higher than the control group except for ankylosing spondylitis patients. In the patient group, dental volumetric tomography findings such as sclerosis, erosion, subchondral cyst in the condyle head, flattening and sclerosis in the articular eminence were found higher than the control group. Conclusion: In the routine examination of patients with rheumatoid arthritis, ankylosing spondylitis and systemic lupus erythematosus, temporomandibular joint involvement should not be overlooked. These patients, who have obvious complaints in temporomandibular joints and chewing muscles, are closely following rheumatologists during their illness but do not consult dentists regarding temporomandibular joint complaints. It is thought that consideration of temporomandibular joint involvement findings may facilitate early diagnosis and treatment of temporomandibular disorders.

ArthritisArthritis-rheumatoidLupus erythematosus-systemic+6
Selin Yeşiltepe
Atatürk University
2017
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ortodontik tedavi ihtiyacı olan hastaların kemik yaşının ve pubertal büyüme atılımının belirlenmesinde ultrasonografik görüntülerin el-bilek grafileri ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, ortodontik tedavi görecek hastalardan pubertal büyüme atılımını belirlemek için alınan el-bilek grafileri ile ultrasonografik verilerin uyumluluğunu değerlendirmek ve konvansiyonel radyografiler yerine iyonize radyasyon içermeyen ultrasonografinin kullanılabilirliğini araştırmaktır. Materyal ve metot: Bu çalışmada, 10-17 yıllık (yaş ortalamaları 168 ± 27,5 aylık) hastalardan oluşan toplam 120 çocuğun ortodontik tedavi öncesi rutin el-bilek grafileri alınmış ve aynı gün el-bilek kemikleri üzerinden ultrasonografik görüntüleme yapılmıştır. Falankslar, sesamoid kemik ve radial kemiğin distal uç epifiz diafiz ilişkileri her iki görüntüleme yöntemiyle her hastada karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve veriler arası ilişki istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda incelenen noktalardan PP1, PP2 ve radial epifiz hariç, diğer 13 noktada konvansiyonel grafi ve ultrasonografi değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunamadı (p > 0,05). PP1, PP2 ve radial epifiz % 5 anlamlılık düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark gösterdi (p < 0,05). Erkeklerin kemik yaşları ile kronolojik yaşları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, kızların kemik yaşları kronolojik yaşlarından büyük bulundu (p < 0,05). Ultrasonografik kemik yaşı, hem konvansiyonel grafiden elde edilen kemik yaşı ile (r = 0,812) hem de kronolojik yaş ile (r = 0,806) istatistiksel olarak anlamlı korelasyon gösterdi (p < 0,01). Sonuç: Ultrasonografi, epifiz diafiz ilişkileri konusunda detaylı bilgi verir. İyonize radyasyon içermemesi nedeniyle kemik yaşı ve pubertal büyüme atılımının tespitinde konvansiyonel grafiye alternatif olarak kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: El-bilek radyografisi, kemik yaşı tayini, ultrasonografi.

BilekElKemik ve kemikler+6
Kübra Törenek Ağırman
Atatürk University
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile baş ve boyun bölgesinde yapılan çeşitli morfometrik ölçümlerin cinsiyet tayininde kullanılabilirliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı KIBT görüntüleri üzerinde yapılan baş ve boyun bölgesindeki çeşitli morfometrik ölçümlerin cinsiyet tayininde kullanılabilirliklerinin değerlendirilmesidir. Materyal Metot: Çalışmamızda 18 yaş ve üzeri 200 erkek 200 bayana ait inceleme yaptığımız anatomik oluşumların mevcut olduğu KIBT görüntüleri üzerinde foramen magnum, mastoid proses, atlas vertebra, maksiller kanin diş ve mandibular 1.molar dişe ait uzunluk ve alan ölçümleri yapılmış ve ölçüm sonuçları DİFA ile istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Foramen magnuma ait ölçümlerden MAPU, MALU, MACU, FOMA ölçümleriyle yapılan DİFA ile %71.8 oranında cinsiyet tayini yapılabilmiştir. Mastoid proses'e ait ölçümlerden MUR, MUL, MAPAM, MALAN ölçümleriyle yapılan DİFA ile %91.5 oranında cinsiyet tayini yapılabilmiştir. Atlas kemiğine ait APAM, ATM, FAR, FAL, APAF, ACU, AFCU, ADA, AFA ölçümleriyle yapılan DİFA ile %88.2 oranında cinsiyet tayini yapılabilmiştir. Maksiller kanin dişe ait KAB, KABUL ve KAMED ölçümleriyle yapılan DİFA ile %85.5 oranında cinsiyet tayini yapılabilmiştir. Mandibular 1. molar dişe ait MOC ve MOLA ölçümleriyle yapılan DİFA ile %78.2 oranında cinsiyet tayini yapılabilmiştir. Sonuç: Çalışmamızda dişlerin de en az iskeletsel yapılar kadar cinsiyet belirlemede kullanılabilir olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca radyolojik yöntemlerle yapılabilen alansal ve hacimsel ölçümler de dişlerin kimliklendirme çalışmalarında daha yüksek oranlarda kullanılabilmesini sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Cinsiyet tayini işlemi, insan kimliklendirme, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi

BoyunCinsiyet tayiniKafa+3
Adem Pekince
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda temporomandibular eklemin manyetik rezonans görüntüleme ile incelenmesi

Romatoid artrit (RA), temporomandibular eklem de (TME) dâhil sinoviyal doku ve eklemleri tutan kronik, inflamatuvar bir hastalıktır. RA hastalarında bildirilen TME tutulum sıklığı %50-75 arasında değişmektedir. Bu çalışma ile RA hastalarında TME'nin manyetik rezonans görüntülemeleri (MRG) incelenerek hastaların klinik özellikleri, fizik muayene bulguları ve MRG bulgularının değerlendirilmesi ile etkilenim şekillerinin belirlenmesi amaçlandı. Katılımcı sayısı %80 çalışma gücü için p=0.05 anlamlılık düzeyinde 40 olarak hesaplandı. Çalışmaya daha önce RA tanısı alan ve kliniğimize TME ile ilgili şikâyetle başvuran hastalar dâhil edildi. RA yanında herhangi bir sistemik hastalığı olanlar çalışma dışında bırakıldı. MRG isteği yapılacak hastaların kontrendikasyon taşıyıp taşımadıkları sorgulandı. Hastaların yaşı, şikâyeti, hastalık süresi, hastalık aktivite skoru, seropozitifliği, TME muayene bulguları ve MRG bulguları kayıt altına alındı. Çalışmaya toplam 44 (40 kadın, 4 erkek) hasta dâhil edildi. Sağ ve sol olmak üzere toplam 88 eklem değerlendirildi. Hastaların yaş ortalaması 47,73±13,65 idi. Hastalık süresi ortalama 84 (12-384 ay) aydı. 22 hastada (%50) TME bölgesinde ağrı, 2 hastada (%5) eklemde ses, 20 hastada (%46) ise ağız açıklığında kısıtlılık şikâyeti vardı. Muayenede klik sesi tespit edilen hasta sayısı 22 (%50) iken krepitasyon tespit edilen hasta sayısı 26 (%59) idi. MRG' de hastaların 21'inde redükte anterior disk deplasmanı, 11'inde non-redükte anterior disk deplasmanı görüldü. TME kondilinde 33 hastada (%75) kortikal düzensizlik, 8 hastada (%18) mandibular kondil yüzeylerinde rezorpsiyon ve 17 hastada (%39) mandibular kondil yüzeyinde düzleşme vardı. 28 hastada (%64) osteofit formasyonu, 16 hastada (%36) eklem aralığında azalma görüldü. 4 hastada (%9) diskte perforasyon görülürken disk dejenerasyonu olan hasta sayısı 29 (%66) olarak bulundu. Efüzyon tespit edilen hasta sayısı 12 (%28) idi. Çalışmamızda RA hastalarının tamamında TME tutulumu tespit edildi. RA hastalarında TME tutulumunun sık olması bu hastaların TME muayenelerinin ihmal edilmemesi gerektiğini göstermektedir.

Artrit-romatoidManyetik rezonans görüntülemeTemporomandibular eklem
Manolya İlhanlı
Ondokuz Mayıs University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gubernakulum dentisin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Amaç; Bu çalışmanın amacı sürmemiş daimi dişlerde gubernakulum dentisin (GD) radyolojik görünümü ve özelliklerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile incelenmesi ve GD ile diş gelişimi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Materyal- method; Çeşitli nedenlerden dolayı KIBT görüntüsü alınan 75 çocuk hastanın radyografik görüntüsü retrospektif olarak incelendi. Görüntülerde GD görülme prevelansı, tipleri, dişlere bağlanma bölgeleri ve alveol kretinde açıldığı yerler değerlendirildi. KIBT görüntülerinde GD açısı ve uzunluk ölçümleri yapıldı. Dişler Demirjian diş gelişim metoduna göre sınıflandırılarak, GD ile diş gelişimi arasındaki ilişki incelendi. İstatiksel analizlerde Shapiro-Wilk ve Kolmogorov Smirnov Testi, Mann Whitney U Testi, Pearson Ki-Kare Testi kullanıldı. Bulgular: Hastaların %68 'i erkek, %32' si kız çocuğu ve hastaların yaş ortalaması 8.51± 1.63 olarak bulundu. İncelenen 1055 sürmemiş daimi dişte GD görülme prevelansı %73.5 olarak bulundu. Üst çenede GD varlığının oranı %60 iken alt çenede %87.8 olarak tespit edildi. (p<0.001) GD' nin açılma yerleri kesici dişlerde %94.9, kanin dişlerde %99.4, premolar dişlerde %91.7 oranda palatinal ve lingual iken, molar diş grubunda en yüksek oran %98.4 ile kret tepesi olduğu görüldü. (p<0.001) GD'nin dişlerin uzun ekseni ile olan açı değer ortalaması 6.30 bulundu. GD şekline ve dişlere göre açıların ortanca değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık görüldü. (p<0.001) En yüksek açı ortanca değeri 15.90 ile açılı tipte, 7.20 ile kesici dişlerde ve 5.90 ile D skalasında bulundu. GD'nin uzunluk ortalaması ise 3.93 mm olarak tespit edildi. Üst çenede yer alan GD uzunluğunun ortanca değeri 3.24 mm iken alt çenede bu değer 4.1 mm olarak elde edildi. (p<0.001) En yüksek uzunluk 4.71 mm ile kanin dişlerde ve 4.21 mm ile A skalasında tespit edildi. Demirjian diş kalsifikasyon skalasına göre GD en fazla %92.7 ile C aşamadaki dişlerde en az %33.3 oranda A aşamadaki dişlerde görüldü (p<0.001). Sonuç; Bu çalışmanın sonuçlarına göre GD'nin üst çenede ve diş gelişim safhalarının geç dönemlerinde daha olduğu görüldü. GD uzunluk değeri alt çene dişlerinde, Demirjian A skalasında ve özellikle kanin dişlerde daha yüksek bulundu. GD açılanma değeri ise açılı, büzgülü ve kavisli şekillerde daha fazla olduğu belirlendi. GD'si izlenen dişlerde sürme normal beklenebilir. Klinisyenlerin bu bilgiler ışığında dişlerin sürme sürecini ve sürme prognozunu değerlendirmeleri, tedavi planlamasında daha isabetli karar vermelerini sağlayabilir. Ayrıca şu anki mevcut bilgilerimize göre bu çalışma GD' nin Demirjian diş gelişim metoduna göre değerlendirildiği ilk çalışmadır.

Diş sürmesiDiş-gömülüDişler+3
Lale Rizeli
Ondokuz Mayıs University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gömülü maksiller kanin dişlerin panoramik radyograf ve KIBT ile karşılaştırmalı analizi

ÖZET GÖMÜLÜ MAKSİLLER KANİN DİŞ LOKALİZASYONUNUN PANORAMİK RADYOGRAF VE KONİK IŞINLI BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ İLE KARŞILAŞTIRMALI ANALİZİ Amaç: Bu çalışmada gömülü maksiller kanin dişlerin lokalizasyonunu belirlemede panoramik radyograf (PR) ve konik ışınlı bilgisayarlı tomografinin (KIBT) etkinliği karşılaştırıldı. Materyal ve Metod: Çalışmamızda Ondokuz Mayıs Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na çeşitli sebeplerden dolayı başvuran 129 hastaya ait, PR ve KIBT görüntüleri değerlendirilerek, çalışma kriterlerine uyan 152 gömülü maksiller kanin diş incelendi. Panoramik radyografta, gömülü maksiller kanin dişin kron ve kök apekslerini birleştiren doğru ile üst birinci molar dişlerin mesiyobukkal tüberküllerini birleştiren doğrunun oluşturduğu açı ölçüldü. KIBT kesitlerinde gömülü maksiller kanin dişlerin lokalizasyonu, kanin diş kronunun komşu dişlerin kökleri ile bukkopalatinal yönde ilişkisi değerlendirilerek tespit edildi. Bulgular: Araştırmaya katılan 129 hastanın 44 (%34,1)'ü erkek, 85 (%65,9)'i kadın olup yaş ortalaması 33,8 ± 14,2 yıl (aralık: 18-75) idi. PR açı ölçümünde gözlem içi uyumun iyi oduğu, arada fark olmadığı bulundu (0,957). Erkeklerde PR açı ortalaması 45,6 ± 18,5 derece (aralık: 14,6-89,6), kadınlarda 43,5 ± 19,9 derece (aralık: 6,5-88) idi ve aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildi (p = 0,523). Hastaların tamamında gömülü dişlerin 38 (%25,0)'inin bukkal, 114 (%75,0)'ünün palatinal yerleşimli olduğu görüldü. Hastaların 23 (%17,8)'ünde iki taraflı gömülü diş mevcutken, 106 (% 82,2)'sında tek taraflı gömülü diş mevcuttu. PR açıları bukkalde ortalama 48,5 ± 22,3 derece, palatinalde 42,7 ± 18,3 dereceydi ve yerleşim yerine göre istatistiksel farklılık göstermemekteydi (p=0,149). Sonuç: Sonuç olarak PR'de elde edilen açı değerlerinin gömülü maksiller kanin dişlerin palatinal veya bukkal lokalizasyonunu belirlemede güvenilir olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Gömülü maksiller kanin diş, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, ortopantomografi, lokalizasyon Ahmet Eren KARABIYIK, Uzmanlık Tezi Ondokuz Mayıs Üniversitesi-Samsun, Mayıs-2023

Diş hekimliğiDiş-gömülüKonik ışınlı bilgisayarlı tomografi+3
Ahmet Eren Karabıyık
Ondokuz Mayıs University
2023
10
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Mandibular kortikal porozitenin yaşa bağlı değişiminin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi

Mandibular Kortikal Porozitenin Yaşa Bağlı Değişiminin Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi ile Değerlendirilmesi Bu çalışmanın amacı mandibular kortikal porozitenin yaşa bağlı değişikliklerini konik ışınlı bilgisayarlı tomografi kesit görüntüleri üzerinde kantitatif olarak değerlendirmektir. Çalışmada, genç, orta ve ileri yaşlı olmak üzere 3 farklı yaş grubuna ayrılan 120 erkek hastaya ait konik ışınlı bilgisayarlı tomografi verileri kullanıldı. Açılı koranal görüntülerde: dişli hastalarda mental foramenin distali, 5 ve 6 numaralı dişlerin arası ve 7 numaralı dişin distali; dişsiz hastalarda mental foramenin distali, bu kesitten sonraki 10. milimetre ve 22. milimetre olmak üzere üçer kesit alındı. Planimetri metodu ile kesitlerdeki trabeküler alan ve tüm alan ölçümleri yapıldı. İstatistikler analizlerde SPSS for Windows 17.0 (İllinois, London) programı kullanıldı. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov Smirnov testi ile gerçekleştirildi. Tanımlayıcı istatistikler ortanca, minimum-maksimum değerleri ve ayrıca ortalama ve standart sapma değerleri olarak verildi. Gözlemciler arası ve gözlemci için uyum katsayıları sınıf korelasyon katsayıları olarak hesaplandı. Yaş grupları arasındaki istatistiksel farklılıklar Kruskal Wallis, Mann Whitney U testi ve Bonferroni düzeltmesi ile analiz edildi. Korelasyon analizi Spearman korelasyon testi ile gerçekleştirildi. p<0.05 düzeyi istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Sonuçlar, genç ve ileri yaşlı grubun ölçüm verileri kıyaslandığında, trabeküler alan ortalamaları arasında anlamlı fark olduğunu; orta yaşlı ve ileri yaşlı grubun ölçüm verileri kıyaslandığında trabeküler alan ortalamaları ve tüm alan ortalamaları arasında anlamlı fark olmadığını gösterdi. Tüm gruplarda tüm alanın trabeküler alana oranında ise anlamlı bir fark bulunmadı. Bu sonuçlara göre, yaş ile kortikal porozite arasında korelasyon yoktur.

Ayşenur Bakal
Karadeniz Technical University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Semento osseoz displazili kadın hastaların osteoporoz riski açısından incelenmesi

Bu tez çalışmasının amacı, SOD lezyonuna sahip kişilerin, bu lezyona sahip olmayan kişilere göre osteoporoz belirteçlerinde farklılık olup olmadığını belirlemektir. Osteoporozun genel sistemik bulguları ortaya çıkmadan önce, mandibular veya maksiller kemiklerde SOD şeklinde belirtiler görülebileceği ve bu bulguların osteoporozun erken tanısında kullanılabilirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya 30-60 yaş arasında 65 semento osseoz displazili kadın ve 65 sağlıklı kadın dahil edildi. Osteoporotik belirteç olan DEXA ölçümüne ait femur boyun, femur toplam ve L1-L4 vertebra olmak üzere üç bölgede BMD, BMC, t ve z skorları elde edildi. Kliniğimizde elde edilen panoramik radyografilerden mandibular kortikal kalınlık (MKK), panoramik mandibular indeks (PMİ), mandibular kortikal indeks (MKİ) ve fraktal boyut analizi (FBA) değerlendirildi. Metrik değişkenler için normal dağılıma uyan verilere iki bağımsız örneklem t testi, normal dağılıma uymayan verilere ise Mann-Whitneyy U testi uygulandı. Metrik olmayan (kategorik) değişkenler için ki-kare testi kullanıldı. Son olarak araştırmamızın çoklu hipotezlerden oluşmasından dolayı, Benjamini-Hochberg (BH) düzeltmesi yapıldı ve anlamlılık sınırı olarak 0,05 belirlendi. SOD'lu kadınlar ve kontrol grup arasında osteoporotik belirteçlerde (vitamin D, DEXA) anlamlı düzeyde bir farklılık bulunmadı. SOD ve kontrol grubu arasında PMİ değerleri ve FBA değerleri için anlamlı düzeyde farklılık bulunmadı. SOD'lu hastalarda MKK ve MKİ düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük çıktı. Bildiğimiz kadarıyla bu çalışmanın haricinde, SOD'a sahip hastalarda DEXA ölçümü, vitamin D düzeyi, FBA ve PMİ ölçümüne bakılan herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. SOD grubunda MKK ve MKİ düzeylerinin kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha düşük çıkması, bizim hipotezimizi mandibular kemik yapısı yönünden desteklemektedir. Ancak, DEXA ve vitamin D değerlerinin gruplar arasında benzer olması mandibular kemikte ortaya çıkan osteoporotik değişikliklerin vücudun diğer bölgelerindeki kemik yapılarını, en azından bizim araştırdığımız yaş grubu için, oluşmadığını göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Dexa, Osteoporoz, Vitamin D

Asya Atasoy Yücesan
Karadeniz Technical University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Ağız solunumu yapan hastaların masseter kas kalınlıklarının ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Ağız solunumu, çeşitli faktörlere bağlı olarak meydana gelebilen normal solunum paterninin patolojik bir versiyonudur. Kraniyofasiyal yapıların dengeli olarak büyüyebilmesi için burnun normal solunum fonksiyonunu yapabilmesi çok önemlidir. Kronik hale gelen ağız solunumu, kraniyofasiyal kompleksin büyümesini olumsuz olarak etkiler ve dental yapılar ile komşu iskelet kas yapıları üzerinde de problemler oluşturur. Bu çalışmada ağız solunumu yapan bireylerde masseter kas kalınlıklarının ultrasonografi yöntemi ile değerlendirilerek bu durumun çiğneme sisteminde kaslar üzerine olası etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Ultrasonografi tekniği, masseter kas kalınlığının değerlendirilmesinde kolay uygulanabilir, eş zamanlı hızlı görüntüleme sağlayan ve bilinen kümülatif biyolojik bir yan etkisi olmayan avantajlı bir tekniktir. Bu çalışmaya 18-65 yaş aralığında 50 ağız solunumu yapan ve 50 normal burun solunumu yapabilen toplam 100 hasta dahil edilmiştir. Masseter kas kalınlıkları hem serbest istirahat hem de maksimum ısırma konumlarında ultrasonografi yöntemi ile ölçülmüştür. Elde edilen verilerin istatistik sonuçlarına göre ağız solunumu yapan erkek hasta grubunda masseter kas kalınlıklarının azaldığı görülürken kadın hasta gruplarında anlamlı bir fark görülmemiştir. Yaş değişkeniyle ölçüm değerleri arasında bir ilişki izlenmemiştir. Kronik ağız solunumu iskelet, kas ve dental yapılar dahil birçok sisteme olumsuz etkileri olan patolojik bir durumdur ve teşhis edilerek kontrol altına alınması son derece önemlidir.

Mehmet Numan Köse
Alanya Alaaddin Keykubat University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Pell & gregory ve winter sınıflandırmasıyla klasifiye edilmiş gömülü yirmi yaş dişlerinin kan grupları ile ilişkisinin incelenmesi

Alt çene yirmi yaş dişleri ağızda en fazla gömülü kalan dişlerdir ve ABO ve Rh kan grupları ile bu dişlerin gömülü kalma durumları arasındaki ilişkiyi bulmak hangi populasyonların ve hangi bireylerin gömülü kalma yönünden daha savunmasız olduklarını tahmin etmek ve daha iyi bir müdahale için önem arz etmektedir. Aynı zamanda gömülü alt yirmi yaş dişleri pozisyonlarına göre çeşitli sınıflandırmalar ile klasifiye edilmiş olup en fazla kullanılan sınıflandırmalar Winter ve Pell & Gregory sınıflandırmalarıdır. Çalışmamızın da amacı Pell & Gregory ve Winter sınıflandırmaları ile klasifiye edilmiş gömülü alt yirmi yaş dişlerinin kan grupları ile bir ilişkisinin olup olmadığını incelemekti. Bu bağlamda, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na 1 Mayıs 2023 ile 31 Aralık 2023 tarihleri arasında muayene olmak için gelen, kriterlere uyan 534 hasta (274 erkek-260 kadın) rastgele seçildi ve bu hastalara ait 890 gömülü alt yirmi yaş dişi çalışmamıza dahil edildi. Hastalar kan gruplarına göre sınıflandırıldıp mandibular gömülü yirmi yaş dişleri Winter ve Pell & Gregory sınıflandırmalarına göre klasifiye edildi. Kan grupları ve gömülü kalma arasında herhangi bir ilişki olup olmadığını incelemek adına istatistiki analizler yapıldı. Çalışmamızın sonuçlarına göre Winter sınıflandırmasına göre gömülü kalma ile kan grupları arasında anlamlı bir ilişki yoktu fakat Pell & Gregory sınıflandırmasına göre cinsiyet ayrımı yapmaksızın ve taraf ayrımı yapmaksızın kan grupları ile sınıfların arasında istatistiksel olarak anlamlı bir bağlantı olduğu bulunmuştur (p=0,008).

İbrahim Tevfik Gülşen
Alanya Alaaddin Keykubat University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Panaromik radyografilerde maksiller sinüs içerisinde görülen maksiller molar dişlerin köklerinin konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (CBCT) ile karşılaştırılması ve maksiller posterior dişlerdeki periapikal patolojilerin maksiller sinüslerdeki mukozal kalınlaşmaya etkisi

Çalışmamızın amacı panoramik radyografilerde maksiller molar dişlerin köklerinin maksiller sinüs ile ilişkisinin değerlendirilerek Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi (KIBT) ile karşılaştırılması ve ayrıca maksiller posterior dişlerdeki periapikal patolojilerin maksiller sinüslerdeki mukozal kalınlaşmaya etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmamızda Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'nda daha önceden muayene olmuş ve Konik Işınlı Bilgisayarlı Tomografi ile maksiller bölgeyi içeren KIBT görüntüsü alınmış hastaların görüntüleri retrospektif olarak taranmıştır. Herhangi bir sistemik hastalığı bulunmayan, maksiller sinüslerde önceden yapılmış sinüs lift operasyonu olmayan, maksiller posterior bölgelerde implant cerrahisi yapılmamış 20-50 yaş aralığında 298 hastadan 969 adet maksiller 1. ve 2. molar diş çalışmaya dahil edilmiştir. Bulunan sonuçlara göre istatistiksel veriler IBM SPSS V23 ile analiz edilmiş olup kategorik verilerin karşılaştırılmasında Fisher-Freeman-Halton testi ve Pearson Ki Kare testi kullanılmıştır. Verilerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov Smirnov ve Shapiro Wilk testleri ile incelendi. Üç ve üzeri gruplara göre normal dağılıma uymayan verilerin karşılaştırılmasında Kruskal Wallis H testi kullanıldı. Çoklu karşılaştırmalar da Bonferroni Düzeltmeli Z testi ile incelenmiştir. Sonuçlar arasındaki uyumun incelenmesinde Kappa testi kullanılmıştır. Sonuç olarak panoramik radyografilerde maksiller sinüs içerisinde izlediğimiz maksiller molar dişlerin kökleri, %72,1 oranında KIBT'de de maksiller sinüs içerisinde tespit edilmiştir. Dişlerin %89'unda periapikal bölgede lezyon izlenmemiş olup bunların da %26,6'sında mukozal kalınlaşma (>2mm) tespit edilmiştir. Ayrıca mukozal kalınlaşma (>2mm) olduğunda da en sık (%39,5) 2-5 mm kalınlaşma tespit edilmiştir. Dişlerin %11'inde periapikal lezyon görülmüş olup bunların %66,3'ünde mukozal kalınlaşma (>2mm) görülmüştür. Periapikal lezyonlu dişlerde de en sık (%40,1) 2-5 mm mukozal kalınlaşma tespit edilmiştir. Periapikal lezyon varlığı ile mukozal kalınlaşma derecesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir bağlantı bulunmuştur (p <0,001).

Yunus Yiğit Saka
Alanya Alaaddin Keykubat University
2024
00