Karadeniz Technical University
Discipline

Cerrahi Hastalıklar Hemşireliği Anabilim Dalı

Karadeniz Technical University

56

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

On-pump yöntemle koroner arter by-pass greft cerrahisi geçiren hastalarda pulmoner rehabilitasyonun solunum fonksiyonlarına ve yaşam kalitesine etkisi

Pulmoner rehabilitasyon cerrahi girişim geçiren hastalarda postoperatif pulmoner komplikasyonların önlenmesi bakımından, preoperatif ve postoperatif tedavinin önemli bir bileşenidir. Bu çalışmada, on-pump yöntemle koroner arter by-pass greft cerrahisi geçiren hastalarda uygulanan pulmoner rehabilitasyon programının, hastaların solunum fonksiyonlarına ve yaşam kalitesine olan etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Randomize kontrollü deneysel bir araştırma olarak planlanan çalışmaya Ağustos 2016 - Aralık 2017 tarihleri arasında Afyon Özel Park-Hayat Hastanesi'nin, Kalp Damar Cerrahi Kliniği'nde on-pump yöntemle KABG cerrahisi geçiren 50 hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan hastalar deney ve kontrol olmak üzere iki gruba ayrılmış; preoperatif ve postoperatif dönemde pulmoner rehabilitasyon uygulanan hastalar deney grubunu, standart bakım alan hastalar ise kontrol grubunu oluşturmuştur. Deney grubundaki hastalara preoperatif dönemde solunum egzersizleri, insentif spirometre kullanımı, mobilizasyon teknikleri, alt-üst ekstremite egzersizleri hakkında eğitim verilerek uygulama yaptırılmıştır. Postoperatif dönemde de bu egzersizler her gün aşamalı olarak arttırılarak günde bir kez hastalara uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalara ise standart hemşirelik bakımı uygulanmıştır. Çalışma bulguları incelendiğinde; deney grubunun %68'ini, kontrol grubunun ise %56'sını erkek hastalar oluşturmuştur. Hastaların yaş ortalamalarının her iki grupta da >60 yaş ve üzerinde olduğu saptanmıştır. Deney grubunda %64, kontrol grubunda ise %68 oranında bir yandaş hastalık olduğu belirlenmiştir. Beden kitle indeksine göre deney grubunda bulunan hastaların %48'inin, kontrol grubundaki hastaların ise %52'si obezdir. Hastaların SFT değerlerinde FEV1/FEVC değeri dışındaki tüm değerlerde preoperatif değerlere göre postoperatif 4.günde anlamlı bir şekilde azalma meydana gelmiştir (p<0.05). FEV1 ve FEVC değeri için bu azalma deney grubunda kontrol grubuna oranla daha az olmuştur. 6 DYT' de hastaların, preoperatif döneme göre servisteki 4.gün yürüme mesafelerindeki azalmanın deney grubunda (%34.148) kontrol grubuna (%36.682) göre daha az oranda olduğu saptanmıştır. SF-36 yaşam kalitesi ölçeğinin alt boyutlarının puan ortalamaları incelendiğinde fiziksel fonksiyon, fiziksel rol kısıtlılığı, emosyonel rol kısıtlılığı, sosyal işlevsellik ve ağrı alt boyutları puan ortalamalarında azalma; mental sağlık, ve genel sağlık algısı alt boyut puan ortalamalarında ise artış gözlendiği saptanmıştır. Çalışma bulgularımız on-pump yöntemle koroner arter by-pass greft cerrahisi geçiren hastalarda solunum fonksiyonları ve yaşam kalitesinin; pulmoner rehabilitasyon uygulanan hastalarda standart hemşirelik bakımı alan hastalara göre daha iyi sonuçlar verdiğini göstermiştir. Bu sonuçlar koroner arter by-pass greft cerrahisi geçiren hastalarda pulmoner rehabilitasyonun preoperatif ve postoperatif dönemde hastanın tedavi sürecinde uygulanabilecek bir destek tedavi yöntemi olduğunu desteklemiştir.

Koroner arter bypassKoroner arter hastalığıPulmoner rehabilitasyon+2
Zümrüt Girgin
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin hastaların bireyselleştirilmiş bakım algılarının hastane taburculuğuna hazır oluşluklarına etkisi

ÖZET Yetişkin Hastaların Bireyselleştirilmiş Bakım Algılarının Taburculuğa Hazır Oluşluklarına Etkisi Amaç: Bu araştırmanın amacı yetişkin hastaların bireyselleştirilmiş bakım algılarının hastane taburculuğuna hazır oluşluklarına etkisini incelemektir. Yöntem: Tanımlayıcı olarak planlanan araştırmaya Mart- Temmuz 2018 tarihleri arasında üç farklı hastanenin cerrahi-dahili servislerinde yatan 811 hasta dahil edilmiştir. Araştırmanın yürütülmesi için, bir üniversitenin Klinik Araştırmalar Etik kurulundan onay alındı. Veriler hasta tanıtım bilgi formu, Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası (BBS-A ve BBS-B) ve Taburcu Olmaya Hazır Olma Ölçeği (TAHO), Hasta Öz Değerlendirme Formu kullanılarak anket tekniğiyle toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde dağılımı ve aritmetik ortalama kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki ve etki Pearson Korelasyon Analizi ve Regresyon Modeli ile SPSS 18.0 windows paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Hastaların %52,2'si kadın, %50,1'i 56 yaş ve üzeri bireylerden oluşmuştur. Örneklem grubunun %43,8'i ilkokul mezunu idi. Bireyselleştirilmiş Bakım Skalası-A ve B genel durum ortalamasının (BBS-A=3,34±1,03; BBS-B=3,97 ± 1,01) beşli likert tipi ölçekte orta değer olan 3 puanın üzerinde olduğu görülmektedir. TOHO ölçeğinin genel ortalaması ise 4,77±3,70'dir.BBS-Aalt boyutlarına ilişkin aritmetik ortalamalar incelendiğinde; "klinik durumda bireysel özellikler" boyutuna ilişkin ortalamanın en yüksek, "karar verme kontrolü" alt boyutuna ilişkin ortalama en düşüktür. BBS-B alt boyutlarına ilişkin aritmetik ortalamalar incelendiğinde; "kişisel yaşam durumu" boyutuna ilişkin ortalamanın en yüksek, "karar verme kontrolü" alt boyutu en düşüktür. TOHO ölçeğinde ise en yüksek ortalamaya sahip alt boyut "beklenen destek" iken en düşük ortalamaya sahip alt boyut "bilgi" olduğu saptandı. Regresyon analizine göre, hastanın hemşirelik eylemlerinin farkında olmasındaki (BBS-A) bir birimlik artış taburculuğa hazır olma algısında 0,495 birimlik artışa; hastanın kendi bakımında bireyselliğini algılamasındaki (BBS-B) bir birimlik artış taburculuğa hazır olma algısında 0,467 birimlik artışa neden olmaktadır. Sonuç: Bireyselleştirilmiş bakım algısının taburcu olma algısı üzerinde pozitif anlamlı etkisinin olduğu bulunmuştur. Hemşireler hastaların bireysel özelliklerine ve gereksinimlerine yönelik verecekleri bakım, hastaların endişe duymadan taburcu olmaya hazır hissetmelerine, memnuniyet duymalarına ve yeniden yatışın azalmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Bireyselleştirilmiş hemşirelik bakımı, taburculuğa hazır oluşluk, bireyselleştirilmiş bakım

Ayla Keskin
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi kliniğinde yatan hastaların perioperatif uygulamalarının Eras protokolüne uygunluğunun ve hasta sonuçlarına etkisinin değerlendirilmesi

ERAS Protokolü, cerrahi girişim geçiren hastalarda, cerrahi nedeniyle gelişebilecek fonksiyon kayıplarının minumuma indirilmesi, postoperatif komlikasyonaların önlenmesi ve iyileşme süresinin hızlanması bakımından, perioperatif klinik uygulamalar için etkili / önemli bir yaklaşımdır. Bu araştırmada, genel cerrahi kliniğinde cerrahi geçiren hastaların prospektif olarak gözlenmesi ve perioperatif uygulamaların ERAS Protokolüne uygunluğunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipte planlanan araştırmada Kasım 2016-Ocak 2017 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği'nde opere olan 405 hasta değerlendirilmiştir. Araştırmaya dahil edilen hastalara hiçbir müdahalede bulunulmaksızın, kliniğin rutin uygulamaları, ERAS protokolüne göre hazırlanılan anket formu kullanılarak kayıt edilmiştir. Araştırma bulguları incelendiğinde; preoperatif dönemde, hastaların tamamına sözel bilgilendirme yapılması, %98.5' ine antibiyotik profilaksisi uygulanması, hiçbir hastaya premedikasyon tedavi yapılmaması, intraoperatif dönemde; mümkün olan en küçük cerrahi kesinin tercih edilmesi, postoperatif dönemde; analjezinin sağlanmasında ilk tercihin parasetamol olması (%99.5) ERAS protokolü ile uyumlu olan uygulamalardır. Preoperatif dönemde; mekanik bağırsak temizliği yapılması(%37), hiçbir hastaya oral karbonhidrat verilmemesi ve açlık süresinin uzun tutulması (10.91 ± 4.79 saat), sigara kullanımın devam etmesi (%20), intraoperatif dönemde; uzun süre etkili anestezik ajanların tercih edilmesi, nonmoterminin sağlanması için hiçbir hastaya gerekli uygulamaların yapılmaması, hastaların %44.4'üne dren yerleştirilmesi, postoperatif dönemde; erken oral beslenmeye başlanmaması, hastaların %87.7'sine üriner kateterizasyon uygulanması ERAS protokolü ile uyum göstermemektedir. Araştırma sonucunda rutin klinik uygulamaların ERAS protokolüne uygunluğu bakımından yeterli olmadığı saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının bilinçlendirilmesi için, ERAS protokolü hakkında eğitimler hazırlanması ve bu eğitimlere katılımın desteklenmesi, multidisipliner yaklaşımla hastanın ilk kabulünden taburculuğuna kadar, ERAS ögelerine göre bireyselleştirilmiş bakım almasının sağlanması ile ERAS protokolüne uyum oranının artabileceği düşünülmektedir.

CerrahiHasta bakımıMide bulantısı+2
Şerife Çelebi
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hastaların manevi destek gereksinimlerinin ve sağlık profesyonellerinin manevi destek algılarının belirlenmesi

Bu araştırma hastaların manevi destek gereksinimlerinin belirlenmesi, sağlık profesyonellerinin manevi destek algılarının tespit edilmesi ve Hasta Manevi Destek Gereksinim Ölçeği'nin geliştirilmesi için yapılmıştır. Araştırmaya Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesi Kliniklerinde yatmakta olan 289 hasta ve Afyon Kocatepe Üniversitesi Hastanesi'nde çalışmakta olan 270 sağlık profesyoneli katılmıştır. Hastaların manevi destek gereksinimlerinin belirlenmesinde "Hasta Sosyo-Demografik Özellikler ve Bilgi Formu", "Hasta Manevi Destek Gereksinim Ölçeği" ve "Beck Anksiyete İndeksi Ölçeği" kullanılmıştır. Sağlık profesyonellerinin manevi destek algılarını tespit etmek için "Sağlık Profesyonelleri Sosyo-Demografik Özellikler ve Bilgi Formu" ve "Manevi Destek Algısı Tespit Ölçeği" kullanılmıştır. Hastaların %50.5'i erkek, %49.5'i kadınlardan oluşmaktadır. %80.6'sı hemşirelerden manevi destek beklediklerini %19.7'si hemşirelerin manevi desteğe özen gösterdiklerini belirtmişlerdir. Hastaların %72.7'si sağlık profesyonellerinden, %70.9'u aile ve akrabalarından manevi destek almak istediklerinin sonucuna ulaşılmıştır. Sağlık profesyonellerinin %67.1'i hemşirelerden, %18.1'i doktorlardan, %6.3'ü ATT'lerden, %5.9'u sağlık memurlarından ve %2.6'sı ebelerden oluşmaktadır. Sağlık profesyonellerinin %53.7'si daha önceden manevi bakım hakkında bilgisinin olduğunu, %80'i daha önce manevi bakımla ilgili hiç eğitim almadığını belirtmişlerdir. Çalışmamızda, hastaların manevi destek beklentilerinin yüksek olduğu, sağlık profesyonellerinin hastaların manevi destek beklentilerini yeterli düzeyde karşılayamadıklarının sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Manevi bakım, Manevi gereksinim, Ölçek geliştirme, Sağlık profesyonelleri

İlyas Küçük
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi ve dahili kliniklerde çalışan hemşirelerin steroid tedavisine ilişkin bilgi düzeylerinin belirlenmesi

Cerrahi Ve Dahili Kliniklerde Çalışan Hemşirelerin Steroid Tedavisine İlişkin Bilgi Düzeylerinin Belirlenmesi Bu çalışma, cerrahi ve dahili kliniklerde çalışan hemşirelerin steroid tedavisine ilişkin bilgi düzeylerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştr. Tanımlayıcı tipteki bu araştırma, Afyon Kocatepe Üniversitesi Ahmet Necdet Sezer Araştırma ve Uygulama Hastanesi Cerrahi ve Dahili Klinikleri' nde çalışan 326 hemşireden araştırmaya katılmayı kabul eden ve araştırmanın yapıldığı tarihlerde izinli yada raporlu olmayan ve toplam 261 hemşireyle 7 Şubat – 6 Mart 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma verileri, "Kişisel Bilgi Formu" ve "Genel Bilgi", "Komplikasyonlar" ve "Hemşirelik Uygulamaları" bölümlerini içeren toplamda 3 bölüm ve 54 maddeden oluşan "Steroid Tedavisi Hemşire Bilgi Anketi" kullanılarak toplanmıştır. Araştırma bulguları incelendiğinde, hemşirelerin %63,6'sının cerrahi kliniklerde, %36,4'ünün dahili kliniklerde çalıştığı, %20,7'sinin mezuniyet sonrası steroid ilaçlara ilişkin eğitim aldığı saptanmıştır. Hemşirelerin anketin tedaviye ilişkin genel bilgi bölümünden ortalama 12,52±4,7, steroid tedavisinin komplikasyonlarına yönelik bilgi bölümünden ortalama 8,13±3,1, steroid tedavisinde hemşirelik uygulamalarına yönelik bilgi bölümünde ise ortalama 14,34±4,4 puan aldığı ve hemşirelerin anketin bütün bölümlerinden ortalamanın üzerinde puan aldığı belirlenmiştir. Anketin tüm bölümlerinden dahili kliniklerde çalışan hemşirelerin, cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerden daha fazla puan aldığı, lisans ve yüksek lisans mezunu olan hemşirelerin bilgi puanlarının, lise ve önlisans mezunu hemşirelerin bilgi puanlarından daha yüksek olduğu, hemşirelerin meslekte çalışma süresi ve klinik deneyim süresi arttıkça bilgi puanlarının da arttığı belirlenmiştir. Araştırma sonucunda hemşirelerin bilgi puanlarının ortalamanın üzerinde olduğu ancak hasta eğitimine gerekli önemin verilmediği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Steroid Tedavisi, Kortikosteroid, Hemşirelik, Hasta Eğitimi, Bilgi Düzeyi.

Merve Akpınar Yılmaz
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Batın cerrahisi geçiren hastalarda video eğitiminin egzersiz ve ağrı üzerinde etkisi

Batın Cerrahisi Geçiren Hastalarda Video Eğitiminin Egzersiz ve Ağrı Üzerinde Etkisi Amaç: Çalışma, batın ameliyatı geçiren hastalarda video eğitiminin ameliyat sonrası egzersiz ve ağrı üzerinde etkisini incelemek amacıyla planlanan yarı deneysel bir çalışmadır. Yöntem: Çalışmanın evrenini, Afyonkarahisar merkezinde bulunan Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nin genel cerrahi servisinde Haziran 2017-Haziran 2018 tarihleri arasında batın ameliyatı geçiren hastalar oluşturdu. Hasta katılımcılar; rastgele iki gruba ayrıldı. 1. gruba hemşire bazlı standart ameliyat öncesi eğitim ve 2. gruba hemşire bazlı standart ameliyat öncesi eğitim ile birlikte videolu eğitim verildi. Buna göre 45 deney ve 45 kontrol grubu olmak üzere toplam 90 hasta örneklem grubunu oluşturdu. Egzersiz yönetimi, ameliyat sonrası 0. ve taburcu olduğu gün olmak üzere iki kere değerlendirildi. Çalışmanın yürütülebilmesi için, Bilimsel Araştırma ve Yayın Etik Kurulu Başkanlığının etik onayı alındı. Hasta verileri, hasta tanıtım bilgi formu, Durumluk- Sürekli Kaygı Envanteri (STAI-I ve STAI-formu ve ağrı şiddeti ölçüm yöntemi olan VAS formu ile toplandı. Çalışmada elde edilen veriler frekans ve yüzde dağılımları, parametrik test varsayımları ve t testi ile SPSS 18.0 for Windows paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan hastaların demografik verilerin dağılımı incelendiğinde; kontrol grubundaki katılımcıların %51,10' inin erkekler, %48,90'unun kadınlar ve %84,40'ünün evlilerden oluştuğu görüldü. Kontrol grubundaki hastaların ameliyat sonrası 0. ve taburculuk sırasında kontrol listesinde toplam puan üzerinden değerlendirilen solunum, öksürük, dönme ve spirometre egzersiz puanlarının deney grubundaki hastaların puanlarına göre daha düşük olduğu saptandı. Her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu belirlendi (p<0,05). Her iki grupta ağrı düzeyinin ameliyat öncesi dönemde ve taburculuk sırasında anlamlı bir farklılık göstermedi (p>0,05). Buna karşılık ameliyat sonrası 0. günde her iki grupta anlamlı bir farklılık gösterdiği (p<0,05) saptandı. Ortalamalar incelendiğinde, ameliyat sonrası 0. gün ağrı düzeyinin kontrol grubunda 2,72 puan, deney grubunda ise 2,18 puan olduğu görüldü. Sonuç: Çalışma sonucu, hastaların egzersizleri doğru yapma düzeyinde ve uygulama sıklığındaki artış, ağrı düzeyinde azalma, hastalar için ameliyat sonrası olumlu sonuçları göstermektedir. Videolu eğitimin, ameliyat öncesi egzersizlerini uygun şekilde yapmak için birebir doğrudan öğretim kadar faydalı olduğunu göstermektedir. Hemşire tasarımlı video eğitiminin hastaların bilgisi ya da becerilerini geliştirmesi için uygun bir eğitim yöntemi gibi görünmektedir. Anahtar kelimeler: Ağrı, ameliyat sonrası egzersizler, hasta eğitimi, kaygı, video eğitimi

Etkileşimli videoHasta eğitimi
İlkyaz Yeter
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik bölümü öğrencilerinin klinik uygulama aşamasında yaşadıkları stres ve memnuniyetin klinik öğrenme algısı üzerine etkisi

Hemşirelik Bölümü Öğrencilerinin Klinik Uygulama Aşamasında Yaşadıkları Stres ve Memnuniyetin Klinik Öğrenme Algısı Üzerine Etkisi Amaç: Bu çalışmanın amacı hemşirelik bölümü öğrencilerinin klinik uygulama eğitimi sürecinde yaşadıkları stres ve memnuniyetin klinik öğrenme algısı üzerine etkisini incelemektir. Yöntem: Çalışma tanımlayıcı tipte planlandı. Çalışma 1 şubat – 30 mart 2019 tarihleri arasında bir sağlık bilimleri fakültesinin gönüllü 182 hemşirelik öğrencisi ile yapıldı. Çalışma için, bir üniversitenin Klinik Araştırmalar Etik kurulundan onay alındı. Hemşirelik 1.sınıf öğrencileri henüz klinik uygulama yapmadıkları için örnekleme dahil edilmedi. Verilerin toplanmasında, öğrenci tanıtım bilgi formu, Hemşirelik Eğitim Stres ölçeği (HESÖ), Klinik Öğrenme İklim Ölçeği (KÖİÖ) ve Öğrenci doyum Ölçeği (ÖDÖ) formları kullanıldı. Verilerin analizinde sayı (score), yüzde dağılımı (percentage) ve aritmetik ortalama (aritmeticmean) kullanılmıştır. Ölçekler arasındaki ilişki ve etki Pearson Korelasyon Analizi ve Regresyon Modeli ile SPSS 18.0 windows paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Öğrencilerin%86,3'ünü kız, %13,7'sini erkek öğrenciler oluştururken, %27,5'inin 2.sınıf, %35,2'sinin 3.sınıf, %37,4'ünün 4.sınıf olduğu belirlendi. Hemşirelik eğitim stres ölçeğinin toplam puan ortalaması 58 ±13,357 olup öğrencilerin eğitim stres düzeyi orta düzeydir. Klinik Öğrenme İklimi Algısı ölçeğinin puan ortalaması 114,456 ±19,233 olup "geliştirilmesi gereken öğrenme iklimi" düzeyindedir. Öğrenci doyum ölçeğinin toplam puan ortalaması ise 164,967 ±34,272'dir. Hemşirelik Eğitimi Stres Ölçeği ile Klinik Öğrenme iklim ölçeği ve Öğrenci Doyum Ölçeği arasında (sırasıyla r=0,088, r=0,134; p>0,01) istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunamamıştır. Öğrenci Doyum Ölçeği ile Klinik Öğrenme İklimi Ölçeği arasında (r=0,581; p<0,01) pozitif, orta kuvvette istatiksel olarak anlamlı ilişki (korelasyon) bulunmuştur. Öğrencilerin Klinik öğrenme algılarını pozitif yönde en yüksek düzeyde "klinik ortam" (r= 0,951; p<0,01) etkilerken, öğrencilerin klinik uygulama memnuniyetlerini ise en yüksek düzeyde sırasıyla "eğitimin niteliği", "bilimsel sanatsal etkinliklerin", "okul yönetimi" ve "öğretim elemanları"nın (0,810

Hatice Çelimli Çelik
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Obezite cerrahisi geçirmiş olan hastalarda yeme bağımlılığı ve yaşam kalitesi

Özellikle son on yıllar içerisinde görülme sıklığı ciddi şekilde artan ve tüm dünyada salgın-epidemi haline gelen obezite, bir sağlık problemi olarak ön plana çıkmakta ve üstünde her geçen gün daha fazla durulmaktadır. Obezite cerrahisi kilo vermede çarpıcı sonuçlara neden olur, ancak ameliyat sonrası komplikasyonlara veya uzun vadede yaşam kalitesini etkileyebilir. Araştırma, obezite cerrahisi geçirmiş hastalarda yeme bağımlılığı ve yaşam kalitesinin belirlenmesi için amacıyla tanımlayıcı kesitsel araştırma olarak planlandı. Araştırma, Ankara ilinde bulunan özel bir klinikte ameliyat olan hastalar ile Aralık 2017-Haziran 2018 yılında etik kurul onayı alındıktan sonra yapıldı. Araştırmanın evrenini ve örneklemini, Ankara ilindeki özel bir muayenehaneye obezite cerrahisi almak için gönüllü başvuran ve ameliyatlarından sonra en az 3 ay geçmiş 80 hasta oluşturdu.Araştırmada verileri toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan "Sosyo-Demografik Özelliklerini Tanılama Formu", "Yale Yeme Bağımlılığı Ölçeği" (YYBÖ) ve "SF 36 Yaşam Kalitesi" ölçeği kullanıldı. Veriler hastalarla telefonda yüzü yüze görüşme tekniği ile elde edildi. Veriler, istatistiksel yazılım paketi SPSS 18 (Statistical Package for the Social Sciences – IBM®) kullanılarak yapıldı. Çalışmada elde edilen verilerin istatistiksel analizleri için IBM SPSS Statistics 18 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanıldı. Çalışma verileri tanımlayıcı istatistiksel metotlar (ortalama, standart sapma, frekans, yüzde) t testi, pearson kolerasyon ve Kolmogorov-Smirnov testi kullanılarak değerlendirildi. Katılımcıların %71,3'ünü kadınlar, %40'nı 31-40 yaş grubu, %70'ni lisans mezunu, %52,5'nin normal kiloya sahip hastalar oluşturmuştur. Katılımcıların %66,7'sinin ameliyat öncesi diyabet ve insülin direnci hastalığının olduğu, ancak bunların %95'i ise şu anda hastalığının devam etmediğini bildirmişlerdir. Katılımcıların %40'ı ameliyat sonrası sağlık problemi yaşadığını belirtirmiştir. Katılımcıların yeme bağımlılıkları incelendiğinde, ankete katılan bireylerin tümünün yeme bağımlısı olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Yaşam kalitesi ölçeğinin alt boyutları, katılımcıların verdikleri cevaplar doğrultusunda puanlandırılmış ve 100 puan üzerinde değerlendirmeye alınmıştır. Fiziksel fonksiyon alt boyutunun ortalaması 94,5, fiziksel rol güçlüğü alt boyutunun ortalaması 66,88, emosyonel rol güçlüğü alt boyutunun ortalaması 59,58, enerji ortalaması 69,81, ruhsal sağlık ortalaması 80,15, sosyal işlevsellik ortalaması 80,20, ağrı alt boyutunun ortalaması 2,63 ve genel sağlık algısı alt boyutunun ortalaması ise 81,94 olarak bulunmuştur. Sonuç: Yaşam kalitesi ölçeğinin alt boyutları ile Yale yeme bağımlılığı alt boyutları arasındaki ilişkiye incelenmiş; yalnızca "kötü sonuçları olduğu bilindiği halde kullanıma devam edilmesi" alt boyutu ile fiziksel rol güçlülüğü arasında pozitif yönlü zayıf bir ilişki bulunurken sosyal işlevsellik arasında ise negatif yönlü zayıf bir ilişki olduğu saptanmıştır. Obesite cerrahisi geçiren hastaların ameliyat sonrası yaşam kalitelerinin olumlu yönde etkilendiği ve yeme bağımlısı olmadıkları görülmektedir. Kilo kaybının yaşam kalitesinin etkileyen bir faktör olduğunu ifade edebiliriz. Anahtar kelimeler : Obezite, bariatrik cerrahi, yeme bağımlılığı, yaşam kalitesi

Seçkin Çoğalan
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İntravitreal enjeksiyon uygulanan hastalarda müzik dinlemenin ağrı, anksiyete, temel yaşam bulguları, hasta memnuniyeti ve cerrah hasta işbirliğine etkisi

Bu çalışmanın amacı, intravitreal enjeksiyon (İVTE) girişimi yapılacak hastalara Pre-İVTE ve İntra-İVTE dönemde uygulanan müzik dinlemenin, hastaların anksiyetesi, ağrı algısı, temel yaşam bulguları, memnuniyeti ve cerrah-hasta işbirliğine etkisinin incelenmesidir. Bu çalışmada, randomize kontrollü müdahalesel bir tasarım uygulandı. Çalışma iki müdahale (Pre-İVTE ve İntra-İVTE müzik dinleme grup) ve bir kontrol grubu olmak üzere toplam üç grup ile yürütüldü. Müdahale ve kontrol gruplarının her biri 75 hasta içeriyordu. Hastaların anksiyetesi VAS anksiyete, ağrısı VAS ağrı ölçeği, cerrah hasta işbirliği Sayısal Derecelendirme Ölçeği, hasta memnuniyeti 5'li likert memnuniyet ölçeği kullanılarak değerlendirildi. Anksiyete ve ağrı skorları müdahale gruplarında kontrol grubuna göre daha düşüktü (p<.001). Üç gruptaki hastaların enjeksiyondan hemen ve 15 dakika sonraki VAS-ağrı skorları karşılaştırıldığında, bütün gruplarda hastaların ağrı düzeyleri düşüktü. Grup 2' nin iki ölçümü arasında anlamlı fark vardı (p2=0.009). Müdahale gruplarındaki hastaların cerrah ile işbirliği puanları, tüm intravitreal enjeksiyon prosedüründen memnuniyet düzeyleri ve gelecek İVTE' larında müzik dinleme tercih oranları kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksekti (p<0.001). Bu çalışmanın sonuçları İVTE uygulanan hastalarda müzik dinlemenin, hastaların anksiyete, ağrı algısı, cerrah hasta işbirliği ve hasta memnuniyeti üzerine olumlu etkilerinin olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, İVTE öncesi ya da sırası dönemde hastalara müzik dinleme yapılmasını önermekteyiz.

AnksiyeteAğrıDoktor-hasta iletişimi+5
Mustafa Hız
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Retrograd intrarenal cerrahi geçiren hastalarda müzik dinlemenin temel yaşam bulguları,anksiyete,ağrı ve kullanılan analjezik miktarına etkisi

Bu çalışmada, retrograd intrarenal cerrahi geçiren hastalarda, müzik dinletmenin preoperatif ve postoperatif dönemde temel yaşam bulguları, anksiyete, ağrı ve kullanılan analjezik miktarı üzerine etkileri araştırıldı. Bu randomize kontrollü çalışmaya 14 Mayıs-31Aralık 2019 tarihleri arasında, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Hastanesi Üroloji Kliniği'nde RIRC yapılan toplam 58 hasta (35 erkek, 23 kadın; ort. yaş 47,38±15,88 yıl; dağılım 18-78 yıl) alındı. Hastalar iki gruba ayrıldı: müzik grubunda 30 hasta (18 erkek, 12 kadın; ort. yaş 47,73±16,80 yıl; dağılım 18-78 yıl) ve kontrol grubunda 28 hasta (17 erkek, 11 kadın; ort. yaş 47,00±15,14; dağılım 18-78 yıl). Preoperatif ve postoperatif veriler "Hasta Tanıtım Formu" ve "Hasta İzlem Formları" ile toplanmıştır. Hastaların ağrı ve anksiyete düzeylerini değerlendirmek için sırasıyla Visual Analog Scala (VAS) ağrı ve VAS anksiyete kullanıldı. Hastaların iki farklı dönemde ölçülen anksiyete puanları incelendiğinde; kontrol grubundaki hastaların hem preoperatif dönem hem de postoperatif dönem anksiyete puanlarının daha yüksek, müzik ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardı (sırası ile; p=0,000, p=0,024). Postoperatif dönemde ağrı düzeyleri kontrol grubunda müzik grubuna göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p=0,017). Çalışma sonuçlarımız, retrograd intrarenal cerrahi geçiren hastalarda, müzik dinletmenin preoperatif ve postoperatif dönemde temel yaşam bulguları, anksiyete, ağrı düzeylerini azalttığını göstermektedir. Bu nedenle, retrograd intrarenal cerrahi geçiren hastalarda müzik müdahelesini önermekteyiz.

AnksiyeteAğrıMüzik+4
Telman Gazi
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuklarda kan alma işlemi sırasında dikkati başka yöne çekme tekniğinin ağrı ve anksiyete üzerine etkisi

Çocuklarda Kan Alma İşlemi Sırasında Dikkati Başka Yöne Çekme Tekniğinin Ağrı ve Anksiyete Üzerine Etkisi Bu çalışmada 7-12 yaş arası çocuklarda kan alma işlemi sırasında oluşan ağrı ve anksiyeteyi azaltmada dikkati başka yöne çekme tekniğinin etkisi araştırıldı. Bu randomize kontrollü çalışmaya Antalya Manavgat Devlet Hastanesi Çocuk Kan Alma Biriminde, 18.01.2019-28.03.2019 tarihleri arasında kan numunesi veren 7-12 yaş aralığındaki 246 çocuk (125 erkek, 121 kadın; ort yaş 9,41±1,71) alındı. Çocuklar iki gruba ayrıldı: dikkat çekme grubunda 123 çocuk (60 erkek, 63 kadın; ort yaş 9,39±1,70) ve kontrol grubunda 123 çocuk (65 erkek, 58 kadın; ort yaş 9,43±1,73). Kan alma işlemi öncesi, işlem sırası ve işlem sonrası veriler Hasta Tanıtım Formu ve Hasta İzlem Formu ile toplandı. Hastaların ağrı ve anksiyete düzeylerini değerlendirmek için sırasıyla Revize Yüz Ağrı Ölçeği (FPS-R) - Ağrı ve Çocuk Korku Ölçeği (ÇKS) kullanıldı. Dikkat çekme grubundaki ağrı ve anksiyete düzeyi (FPS-R= 1,65±1,33; ÇKS=1,73±1,07), kontrol grubuna (FPS-R= 3,09±1,57; ÇKS=2,86 ± 1,07)göre daha düşük çıktı. Dikkat çekme grubunun hem ağrı seviyesinde hem de anksiyete seviyesindeki azalma anlamlı derecede farklılık gösterdi (sırasıyla p=0,000 ve p=0,000). Çalışma sonuçlarımız, dikkati başka yöne çekme tekniğinin 7-12 yaş arasındaki çocuklarda kan alma işlemi sırasında ağrı ve anksiyeteyi azalttığını göstermektedir. Bu nedenle 7-12 yaş arası çocuklarda kan alma işlemi sırasında dikkati başka yöne çekme tekniğinin kullanılmasını önermekteyiz. Anahtar kelimeler: Çocuk, ağrı,anksiyete, invaziv uygulama, dikkat çekme

AnksiyeteAğrıDikkat+3
Mine Aydemir
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım hemşirelerinin enteral besleme uygulamalarının incelenmesi

Giriş: Yoğun bakım ünitesinde oral beslenemeyen hastalar için enerji, protein ve diğer besinlerin sağlanmasında beslenme desteği verilmesi önemlidir. Ağızdan beslenemeyen kritik hastalarda enteral beslenme en çok tercih edilen besleme yöntemidir. Yoğun bakım hemşirelerinin enteral beslenme alan hastaların bakımını takibini ve beslenmenin etkilerinin izlenmesi hemşirenin sorumluluğundadır. Hemşirelerin enteral besleme mevcut uygulamalarını tanımlamak ve yetkinliklerini belirlemek sağlık bakım kalitesini iyileştirebilir. Amaç: Bu çalışma, yoğun bakım hemşirelerinin enteral beslemeye yönelik bakım uygulamalarını incelemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapıldı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Afyonkarahisar ilinde bulunan üniversite ve devlet hastanesinde Mart - Ağustos 2019 tarihleri arasında yürütüldü. Çalışmanın evrenini, Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi ve Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'nde çalışan 215 yoğun bakım hemşiresi oluşturdu. Çalışmanın yapılabilmesi için hastanelerin yönetiminden ve Klinik Araştırmalar etik kurulundan yazılı izin alındı. Çalışmanın örneklemini çalışmanın yapıldığı tarihlerde izinli raporlu, olmayan çalışmaya katılmayı kabul eden 196 hemşire oluşturdu. 196 hemşire evrenin % 91,6'sını temsil etmektedir. Hemşirelerin enteral beslemeye yönelik uygulama uygulamalarını belirlemek için ESPEN ve ASPEN rehber önerilerini içeren bir soru formu kullanıldı. Verilerin analizinde istatistiksel paket programı (Statiscical Package for Social Science - SPSS) 22.0 kullanıldı. Hemşirelere ait bireysel ve enteral beslenmeye yönelik betimsel özellikleri sayı ve yüzde dağılımları ile verildi. Hemşirelerin enteral beslenme uygulama formunun her bir maddesi sayı, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma kullanılarak analiz edildi. Normal dağılım gösteren değişkenlerin karşılaştırılmasında grup sayısı iki olanlarda T-testi üç ve daha fazla olanlar için varyans analizi kullanıldı. Soru formunun iç tutarlılığının güvenilirliği Cronbach Alpha değeri ile hesaplandı. Soruların kapsam geçerliliği dokuz uzman tarafından değerlendirildi. Bulguların yorumlanmasında anlamlılık düzeyi 0,05 olarak alındı. Bulgular: Soru formunun iç tutarlılığının güvenilirliği 0,824; kapsam geçerliliği 0,96 olarak bulundu. Çalışmaya katılan hemşirelerin yaş ortalaması 30±7,6 yıl; çalışma süreleri ortalama 99±77,6 ay; yoğun bakımda çalışma süreleri ortalama 54±46 aydır. Hemşirelerin %59,2'si devlet hastanesinde, %40,8'i üniversite hastanesinde çalışmaktadır. Kurumların %46,4'ünde nütrisyon takip formu, %30,1'inde nütrisyonle risk skoru değerlendirme formu olduğu, %44,8 oranında hekim, hemşire ve diyetisyenin nütrisyonel ekip bulunduğu, %44,4 oranında hemşirenin nütrisyonel değerlendirme yaptığı, enteral beslenme ürününü %60,7 oranında hekimin belirlediği saptandı. Enteral besleme yolu olarak en sık %93,4 nazogastrik yol tercih edilmektedir. Hemşirelerin %67,7'si aralıklı beslenme, %43,9'u besleme pompası kullandığını ifade etti. Hemşirelerin enteral beslenme ile ilgili en sık ishal, tüpün yerinden çıkması ve hipo/hiperglisemi sorunları ile karşılaştıkları belirlendi. Hemşirelerin "her zaman" yaptıkları bakım uygulamaları arasında en yüksek oranda gastrointestinal toleransını artırmak için besin miktarını yavaş yavaş artırmak, hastaya yarı oturur pozisyonu vermek, günlük ağız bakımı yapmak olarak belirlendi. Hemşirelerin bakım uygulama puan ortalamaları 126,87±16,18 idi. İki hastanenin yoğun bakım hemşireleri arasında bakım uygulamaları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0,05). Dahili ve cerrahi yoğun bakımlar arasında bakım uygulamaları arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0,05). Sonuç: Bu çalışma ile yoğun bakım ünitelerinde enteral beslenmeye ilişkin hemşirelik bakım uygulanmalarının etkinliği hemşire perspektifinden değerlendirildi. Ancak rehberlerde önerilen enteral beslenme bakımı ile katılımcıların bakım uygulamaları karşılaştırıldığında, uygulamaların "çok iyi" olmamakla birlikte orta-iyi düzeyde olduğu belirlendi. Özellikle sorumluluk üstlenme, gastrointestinal tolerans/intolerans, enteral beslenme uygulama ve terminal dönemdeki hastaların enteral beslenmesi konularında etkili bakım uygulamaları uygulamadıkları görüldü. Yoğun bakım hemşirelerinin sorumluluklarını bilmesi ve farkındalık oluşturulması, bakım yapmanın önündeki engellerin belirlenmesi ve önlenmesi yoğun bakım hastalarının yeterli beslenmesinin sağlayabilir ve bakım kalitesini iyileştirebilir. Anahtar Kelimeler: Enteral beslenme, bakım, nütrisyonel değerlendirme, tüp besleme, yoğun bakım hemşiresi.

BeslenmeBeslenme incelemeleriEnteral beslenme+5
Nuri Seferoğlu
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin nütrisyonel değerlendirmenin önemine ilişkin tutumlarının, nütrisyonel bakıma ilişkin bilgi düzeylerinin ve nütrisyonel bakım kalitesi algılarının incelenmesi

Nütrisyon, hasta bakım kalitesini ve güvenliğini etkilediği bilinen önemli bir faktördür. Bu nedenle hastanede yatan hastalara ihtiyaç duydukları nütrisyonel desteğin ve bakımın sağlanması önemlidir. Hemşireler, nütrisyonel bakım sürecinin en önemli ekip üyesidir. Bu çalışma, hemşirelerin nütrisyonel değerlendirmenin önemine ilişkin tutumlarını, nütrisyonel bakıma ilişkin bilgi düzeylerini ve hemşirelerde nütrisyonel bakıma ilişkin algılanan bakım kalitesini değerlendirmek amacıyla Mart 2019-Haziran 2019 tarihleri arasında Afyonkarahisar ilindeki bir devlet ve bir üniversite hastanesinde 590 hemşire ile yürütülen tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırma verilerinin toplanmasında Hemşire Bilgi Formu ve Hemşirelerde Nütrisyonel Değerlendirmenin Önemini, Nütrisyonel Bakıma İlişkin Bilgi Düzeyini ve Algılanan Nütrisyonel Bakım Kalitesini Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verilerin analizi SPSS versiyon 22.0 ile tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi, pearson korelasyon analizi ile yapıldı. Hemşirelerin nütrisyonel değerlendirmenin önemine ilişkin tutum puan ortalaması 23.41±2.85, nütrisyonel bakıma yönelik bilgi düzeyi puan ortalaması 25.95±3.45, algılanan nütrisyonel bakım kalitesi puan ortalaması 33.70±5.51 olarak bulunmuştur. Hemşirelerin tutum puanlarının, nütrisyon desteğine yönelik eğitim alma ve çalışılan kliniğe göre; bilgi düzeyi puanlarının çalışılan kurum ve eğitim düzeyine göre; algılanan nütrisyonel bakım kalitesi puanlarının cinsiyet, çalışılan kurum ve nütrisyon desteğine yönelik eğitim alma durumlarına göre anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<0.05). Bununla birlikte, nütrisyonel değerlendirmenin önemine ilişkin tutum puanları ile nütrisyonel bakıma ilişkin bilgi düzeyi puan ortalamaları arasında (r=0.102; p= 0.013), nütrisyonel değerlendirmenin önemine ilişkin tutum puanları ile algılanan bakım kalitesi puanları ortalamaları arasında (r=0.309; p= 0.000), nütrisyonel bakıma ilişkin bilgi düzeyi puanları ile algılanan bakım kalitesi puanları ortalamaları arasında zayıf düzeyde anlamlı korelasyon olduğu saptanmıştır (r=0.090; p= 0.028). Yapılan bu çalışma sonucunda; hemşirelerin nütrisyonel değerlendirmenin önemine ilişkin olumlu bir tutuma sahip oldukları, ancak nütrisyonel bakıma ilişkin bilgi düzeylerinin yeterli düzeyde olmadığı ve kendi kliniklerinde hastalara sunulan nütrisyonel bakım kalitesini yeterince olumlu olarak değerlendirmedikleri söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Nütrisyon, Nütrisyonel Bakım, Nütrisyonel Değerlendirme, Hemşire

BeslenmeBeslenme incelemeleriBilgi düzeyi+6
Tuğba Çoşğun
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Total diz veya kalça protezi olan hastaların komorbidite faktörlerinin bakım verenlerde algılanan bakım yükü ve yeniden yatış üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, primer total kalça ve diz protez cerrahisini geçiren hastalarda komorbiditelerin bakım verenlerin yükü ve yeniden yatış üzerindeki etkisini incelemektir. Bu tanımlayıcı ve prospektif tipte çalışmaya, kolay örnekleme yöntemi ile belirlenen primer total kalça ve diz protezi uygulanan 127 hasta ve onlara bakım veren 127 hasta yakını dahil edildi. Çalışmanın verileri Haziran 2019 – Ocak 2020 tarihleri arasında, Charlson komorbidite indeksi (CCI), Amerikan Anestezistler Derneği (ASA) sınıflandırması, Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (GYA), Zarit Bakım Verme Yükü Ölçeği ve Hemşire Değerlendirme Formu kullanılarak toplandı. Hastaların klinik verileri analiz edilerek, yeniden yatışı üzerindeki etkisi Ki kare, Tek Değişkenli Logistik Regresyon ve Pearson Kolerasyon ile analiz edildi. GYA ve CCI'nin bakım verme yükü üzerindeki etkisi Çoklu Doğrusal Regresyon ile analiz edildi. p <0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Hastaların %79,5' i kadın ve yaş ortalamaları 63,35±9,67 idi. 30 günlük yeniden yatış oranı %14,2 olup en sık yeniden yatış nedeninin cerrahi enfeksiyon olduğu belirlendi. Hastalar bu CCI sistemi kullanılarak puanlandı ve kesme puanı 2 olan yüksek (yüksek CCI grubu > 2, n = 49) ve düşük CCI (düşük CCI grubu ≤2, n = 78) gruplarına ayrıldı. Hastaların ASA, Katz GYA ve CCI puanlarının, yeniden yatış için bir risk faktörü olmadığı saptandı (p>0,05). Bakım verenlerin %40,2'sinin hastanın kızı, Zarit Bakım yükü ortalama puanları ise 34,34± 21,55 olup, bakım verenlerin %39,4'ü orta şiddetli yük altındaydı. Hastanın fonksiyonel durumu, ağrı skoru, Braden ve Düşme risk puanlarının, yeniden yatış ve bakım yükünü etkilemediği görüldü. Ancak hastanın hastanede kalış süresi, CCI ve Katz GYA puanlarının bakım yükünü etkileyen faktörler olduğu tespit edildi (p<0,05). Amaca yönelik olarak komorbiditelerin bakım yükü ve yeniden yatışa etkisi sonucu CCI, Katz GYA total kalça veya diz protezi cerrahisinden sonra yeniden yatış riskini tahmin etmek için yeterli olmayabilir ancak bakım yükünü tahmin etmek için kullanılabilir.

Bakım verenlerBakım verme yüküDiz protezi+5
Ebru Gelişgen
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik öğrencilerinin tıbbi cihazlarla ilişkili basınç yarasını önleme algıları ve tutumları

Bu çalışmanın amacı, hemşirelik bölümü 4.sınıf öğrencilerinin tıbbi cihazla ilişkili basınç yaralarını önlemeye yönelik (TCİBYÖY) algı ve tutumlarını incelemektir. Çalışmanın evreni 221, örneklemi ise 147 hemşirelik 4.sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Çalışma, 1 Nisan-31 Aralık 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak anket formu kullanılmıştır. Anket formu öğrenci tanıtım formu ve tıbbi cihazla ilişkili basınç yaralarını önlemeye yönelik (TCİBYÖY) tutum formunu içermektedir. Çalışmanın veri analizinde SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Analizlerde frekans, yüzde, aritmetik ortalama ve standart sapma, t-testi ve varyans analizi, kümeleme analizi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. TCİBYÖY tüm ifadelerin ortalama puanının (x̄=3,98±0,45) olduğu ve tatmin edici düzeyde tutum değerine sahip olduğu tespit edilmiştir. Bilişsel alt boyut 1-5 arası katılım puanının maksimum ≥3.75 üzerinde (x̄=3,88±0,57) olduğu ancak, duyuşsal ve davranışsal alt boyut puanlarına göre biraz düşük olduğu görülmüştür. Korelasyon analizi sonuçlarında bilişsel, duyuşsal ve davranışsal boyutlar arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Kümeleme analizi sonuçlarında ise, TCİBYÖY tutum puanları iki küme altında toplanmıştır. Küme-1 katılımcıların %51,02'sinden oluşurken, Küme-2 katılımcıların %48,98'den oluşmuştur. Küme-2'de bulunan katılımcıların verdikleri yanıtların tüm alt boyutlar ve genel tutum açısından istatistiksel olarak daha yüksek olduğu görülmüştür (p<0,01). Yapılan çalışma sonucunda; öğrencilerin tıbbi cihazla ilişkili basınç yaralarına yönelik tutumlarının olumlu olduğu, ancak bilişsel boyutun ortalamasının diğer boyutlara göre nispeten düşük olduğu saptanmıştır. Kız öğrencilerin TCİBYÖY tutum puanlarının daha yüksek olduğu, TCİBYÖY tutum alt boyutlarının arasında ilişki olduğu ve kümeleme analizinde iki temel kümenin oluştuğu belirlenmiştir. Hemşirelik öğrencilerin tıbbi cihazla ilişkili basınç yaraları konusunda bilgilerinin geliştirilmesi, eğitim müfredatlarının iyileştirilmesi, öğrencilerin bilgi ve tutumlarının belirli periyotlarda ölçülmesi önerilmektedir.

Basınç ülserleriHemşirelerHemşirelik+5
Gülçin Gül
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin ağız bakımı uygulamasına yönelik tutumlarının incelenmesi

Ağız bakımı, özellikle yoğun bakım ünitesinde yatan hastalar için genel hasta bakımı uygulamalarının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu çalışmanın amacı, yoğun bakım hemşirelerinin ağız bakımına yönelik tutumlarını objektif bir değerlendirme aracıyla belirlemek için Delphi yöntemi kullanılarak "Ağız Bakımı Uygulamasına Yönelik Tutum Ölçeği" geliştirmek ve bu ölçek kullanılarak yoğun bakım hemşirelerinin ağız bakım uygulamalarına yönelik tutumlarını belirlemektir. Araştırmanın yapılabilmesi için Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan 30.04.2021 tarih ve 2021/337 sayılı izin alınmıştır. Araştırmanın örneklemi Afyonkarahisar ilindeki bir üniversite ve devlet hastanesinin yoğun bakım ünitesinde çalışan 262 hemşireden oluşmuştur. Araştırmanın verileri Hemşire Bilgi Formu ve Hemşirelerin Ağız Bakımı Uygulamasına Yönelik Tutum Ölçeği (ABUYTÖ) ile toplanmıştır. Verilerin analizi, istatistiksel paket program SPSS 22.0 ile yapılmıştır. Hemşirelere ait bireysel ve mesleki özellikleri ile ABUYTÖ'nin her bir maddesinin sayı ve yüzde dağılımları verilmiştir. Ölçeğin bilişsel, duyuşsal ve davranışsal alt boyut puanlarının karşılaştırılmasında ve hemşirelerin ağız bakımına ilişkin tutumlarının bireysel ve mesleki özelliklerinin karşılaştırılmasında t-testi ve varyans analizi kullanılmıştır. Ölçeğin geçerlik ve güvenilirlik analizleri yapılmıştır. Çalışmaya katılan 262 hemşirenin %66'sı kadın, 141'i dahili birimler yoğun bakım ünitesinde çalışmakta olup yaş ortalaması 29,176±7,199'dur. Hemşirelerin ağız bakımına yönelik ortalama tutum puanı 3,86±0,40 olarak bulunmuştur. Hemşirelerin ağız bakım uygulamalarına ilişkin tutum düzeyi ile hizmet içi eğitim alma ve çalıştığı birimde ağız bakım protokolü bulunma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). Hemşirelerin bilişsel alt boyut ortalama puanının =4,07, duyuşsal alt boyut ortalama puanının =3,46 ve davranışsal alt boyut ortalama puanının =4,05 olduğu ve boyutlar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur (p<0,001). Ölçeğin Cronbach's Alpha değeri 0,837 olduğu ve güvenilir bir araç olduğu saptanmıştır. Bu çalışmada yoğun bakım hemşirelerinin ağız bakımına ilişkin genel tutumlarının tatmin edici düzeyde olduğu belirlenmiştir. Hemşirelerin ağız bakımına yönelik bilişsel ve davranışsal tutumlarının tatmin edici düzeyde, duyuşsal tutumlarının ise daha az tatmin edici düzeyde olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak bu çalışmanın bulguları, yoğun bakım hemşireleri arasında ağız bakımı uygulamalarının kalitesinin iyileştirilmesine yardımcı olabilir. Bu da ülkemizde ağız sağlığını iyileştirebilir. Anahtar Kelimeler: Ağız bakımı, delphi tekniği, hemşire, yoğun bakım ünitesi

Ağız sağlığıHemşirelerHemşirelik+5
Esra Pınarkaya
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Endoskopik retrograd kolanjiopankreatografi hastalarında müziğin ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularına etkisi

Bu çalışmanın amacı, Endoskopik Retrograd Kolanjiyopankreatografi (ERCP) yapılacak hastalara işlem öncesi dinletilen müziğin, işlem öncesi ve işlem sonrası anksiyete, ağrı ve temel yaşam bulgularına etkisinin incelenmesidir. Bu randomize kontrollü çalışma, 24 Kasım 2020- 11 Şubat 2021 tarihleri arasında, Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi, Genel Cerrahi Kliniği, ERCP Ünitesi'nde ERCP yapılan toplam 70 hasta (35 müdahale ve 35 kontrol) ile gerçekleştirilmiştir. İşlem öncesi ve işlem sonrası veriler 'Demografik Bilgi Formu' ve 'Hasta Takip Formu' ile toplanmıştır. Hastaların ağrı ve anksiyete düzeyleri sırasıyla Visual Analog Scale (VAS) ağrı ve Visual Analog Scale anksiyete (VAS-A) kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, ki kare analizi, bağımlı örneklem t testi, bağımsız örneklem t testi, Friedman testi, Wilcoxon İşaret testi, ANOVA, Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Hastaların anksiyete ve ağrı düzeyleri incelendiğinde, müdahale grubu ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Ancak müdahale grubundaki hastaların işlem sonrası dönemde anksiyete seviyelerinde azalma olduğu tespit edilmiştir (p <0.05). Hastaların yaşamsal bulgularında ise kontrol grubu ve müdahale grubu arasında sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp hızı ve oksijen satürasyonu değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p <0.05). Bu çalışmanın sonuçları, ERCP işlemi yapılacak hastalara müzik müdahalenin, işlem sonrası anksiyeteye olumlu etkisi olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, ERCP öncesi dönemde hastalara müzik müdahaleyi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: ERCP, Müzik Müdahalesi, Anksiyete, Ağrı, Yaşam Bulguları.

AnksiyeteAğrıEndoskopi+3
Emine Çakır
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografi hastalarında geleneksel Türk askeri müziğinin ağrı, anksiyete ve yaşam bulguları üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, Endoskopik Retrograd Kolanjiyopankreatografi (ERCP) hastalarında, işlem öncesi dinletilen geleneksel Türk askeri müziğinin işlem sonrası ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularına (sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp hızı, SpO2) etkisinin incelenmesidir. Bu randomize kontrollü deneysel çalışma, 1 Mart 2021- 30 Mayıs 2021 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Genel Cerrahi Kliniği, ERCP ünitesinde yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemine ilgili tarihler arasında ERCP yapılan 72 hasta dahil edilmiştir (36 müdahale ve 36 kontrol). Veriler "Demografik Bilgi Formu" ve "Hasta Takip Formu" ile toplandı. Hastaların ağrı düzeylerini Visual Analog Scale (VAS) ve anksiyete düzeylerini Visual Analog Scale (VAS-A) anksiyete kullanılarak değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma ve ortanca (minimum-maksimum), Kolmogorov-Smirnov Ki-kare testi, bağımsız iki örnek t testi, Friedman testi, Wilcoxon İşaret testi, ANOVA, Mann Whitney U testi kullanıldı. Çalışma bulguları incelendiğinde; müdahale ve kontrol grubu hastaların ERCP sonrası anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur (p=0,002). Müdahale grubunun ERCP sonrası 2. saat ağrı skorlarının kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük olduğu belirlenmiştir (p=0,033). Yaşam bulguları (SKB, DKB, kalp hızı ve SpO2) bakımından iki grup arasında anlamlı bir fark olmadığını saptandı (p>0,05). Araştırmada elde edilen bulgular sonucunda ERCP yapılacak hastalara işlem öncesinde geleneksel Türk askeri müziği dinletilmesi, hastaların ERCP sonrasındaki anksiyete ve ağrılarını azaltmada olumlu etkilerinin olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle, ERCP öncesi kültürel uyum içerisinde olan hastalara geleneksel Türk askeri müziği dinletilmesi önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: ERCP, Geleneksel Türk Askeri Müziği, Mehter, Ağrı, Anksiyete, Yaşam Bulguları

AnksiyeteAskeri müzikAğrı+3
Mavinur Şemsettinoğlu
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathanede yabancı cisim unutulması risk tanılama ölçeği'nin geliştirilmesi ve psikometrik özelliklerinin incelenmesi

Yabancı cisim unutulması, özellikle ameliyat olan hastalar için önem arz eden bir hasta güvenliği sorunudur. Bu çalışmanın amacı, "Ameliyathanede Yabancı Cisim Unutulması Risk Tanılama Ölçeği'nin geliştirilmesi ve psikometrik özelliklerinin incelenmesidir. Araştırma metadolojik bir çalışma olup Ekim 2022-Şubat 2023 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde ameliyat olan 270 hasta ile yürütülmüştür. Örnekleme 18 yaşından büyük, çalışmaya katılmaya gönüllü hastalar dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri Sosyodemografik ve Klinik Özellikler Formu, Ameliyathane Sayım Kontrol Formu ve geliştirilen Ameliyathanede Yabancı Cisim Unutulması Risk Tanılama Ölçeği ile toplanmıştır. Verilere Kapsam Geçerlik İndeksi (KGİ), Cronbach α, madde-toplam puan korelasyonu, Kuder-Richardson (KR), Cohen Kappa, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi ve Alıcı işlem karakteristik eğrisi (Receiver Operating Characteristic-ROC) analizi yapılmıştır. Araştırmanın yapılabilmesi için etik kurul izni, kurum izni, hasta ve çalışanlardan ise bilgilendirilmiş gönüllü onam alınmıştır. Çalışmaya katılan hastaların %60'ı kadındır. Hastaların %30,4'ü neoplazma tıbbi tanısı nedeniyle ameliyat olmuştur. Hastaların yaş ortalaması 50,7±16,5 yıldır. Ölçeğin KGİ 0,92 bulunmuştur. Cohen Kappa değeri 0,993 ve p<0,001 olarak anlamlı bulunmuştur. Ölçeğin açıklayıcı faktör analizinde açıklanan varyans değeri %50,03'tür. Doğrulayıcı faktör analizi sonrasında 15 maddelik son hali için iki faktör elde edilmiştir. Faktörler; "Sayım ve Ameliyat" ve "Ekipman" olarak belirlenmiştir. Ölçeğin alt boyutları arasında Cronbach α değerleri 0,742 ile 0,760 arasında olup tüm ölçeğin ise 0,722 olarak bulunmuştur. Yapılan ROC analizi sonucu incelendiğinde kesme noktası ≥ 8 puan, özgüllük %93,13, duyarlılık %87,50 olarak bulunmuştur. ROC eğrisi altında kalan alan değer (AUC) 0,938 olarak hesaplanmış ve p<0,001 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışmada, geliştirilen Ameliyathanede Yabancı Cisim Unutulması Risk Tanılama Ölçeği geçerli ve güvenilir bir risk tanılama aracıdır. Ölçeğin yabancı cisim unutulması riski bulunan ve bulunmayan hastaları ayırt etme düzeyi yüksek olup, bu riski mükemmel düzeyde ayırabildiği belirlenmiştir. Ameliyathanede Yabancı Cisim Unutulması Risk Tanılama Ölçeği ile belirlenen yüksek riskli hastalarda yabancı cisim unutulmasına karşın hemşireler tarafından gerekli hasta güvenliği uygulamaları ön plana çıkarılabilir.

Ameliyathane hemşireliğiAmeliyathanelerGüvenilirlik ve geçerlilik+4
Hamide Nur Erkan
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tıbbi araçlara bağlı basınç yaralanmalarında hemşirelerin bilgi ve genel öz yeterlilik düzeyleri

Bu araştırmanın amacı, dahili ve cerrahi hemşirelerinin tıbbi araca bağlı basınç yaralanmalarını (TABBY) önleme ve yönetmeye ilişkin bilgi, uygulama ve öz yeterlik düzeylerini belirlemektir. Tanımlayıcı ve kesitsel olan araştırma, iki farklı hastaneden 262 dahili ve cerrahi hemşiresi ile yürütülmüştür. Veriler, 1 Ekim 2023- 31 Mayıs 2024 arasında "Tıbbi Araçlara Bağlı Basınç Yaralanmalarında Hemşirelerin Bilgi ve Uygulamalarını Belirleme Aracı Soruları" ve "Basınç Yaralanması Yönetimi Öz Yeterlilik Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Hemşirelerin, bilgi ortalama puanı 11.28±3.29 ve öz yeterlik ortalama puanı 64.46±22.52'dir. Hemşirelerin TABBY ile ilgili bilgi ortalama toplam puanları ile yaş, çalışılan kurum ve sertifikalı eğitim alanlar arasında anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (p<0,05) Hemşirelerin sosyo demografik özelliklerinden yaş ile öz yeterlik ortalama toplam puanları arasında anlamlı bir ilişki bulundu. (p<0,05). Hemşirelerin TABBY önleme ve yönetmeye ilişkin bilgi ve uygulamaları yetersiz ve öz yeterlikleri ise orta düzeyin biraz üzerindeydi. Araştırmanın sonuçları hemşirelerin TABBY ilişkin bilgi ve öz yeterliklerinin iyileştirilmesine yönelik eğitime gereksinim olduğunu göstermiştir. Hemşirelerin TABBY hakkında bilgilerini geliştirme, riski yüksek olan hastaları belirleme, değerlendirme, bakım planları geliştirme, denetleme ve uygulamaya dayalı kararlar alma becerilerini iyileştirmek için öz yeterlik eğitim programlarının düzenlenmesi önerilmektedir.

Hatice Dağlı
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathane çalışanlarının nomofobi düzeylerinin ekip çalışması, farkındalık ve dikkat dağınıklığına etkisi

Bu araştırmanın amacı Ameliyathanede Cep Telefonu Kullanımına Bağlı Dikkat Dağınıklığı Ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması ve ameliyathane çalışanlarının nomofobi düzeylerinin ekip çalışması, farkındalık ve dikkat dağınıklığına etkisinin incelenmesidir. Araştırma metodolojik ve kesitsel tipte olmak üzere iki aşamadan oluşmaktadır. Metodolojik araştırmada, gerekli izinleri alınan Cep Telefonu Kullanımına Bağlı Dikkat Dağınıklığı Ölçeği'nin çeviri-geri çeviri yöntemi kullanılarak dil geçerliği sağlandı. Uzman görüşü alınarak Davis tekniği ile kapsam geçerliği uygulandı. Uzman görüşü sonrası pilot uygulama yapılarak ölçeğe son şekli verildi. Veriler 18 Aralık 2023- 31 Mart 2024 tarihleri arasında çevrimiçi ortamda toplandı. Çalışma 18 yaşından büyük, çalışmaya gönüllü, 1 yıldan daha uzun süredir çalışan 85 ameliyathane çalışanı ile yürütüldü. Verilerin toplanmasında Sosyodemografik ve Mesleki Özellikler formu ile Cep Telefonu Kullanımına Bağlı Dikkat Dağınıklığı Ölçeği kullanıldı. Güvenirlik analizi için Cronbach alfa katsayısı ve madde-toplam puan korelasyonu hesaplandı. Yapı geçerliği için doğrulayıcı faktör analizi uygulandı. Etik kurul ve çalışanlardan yazılı izin alındı. Cep Telefonu Kullanımına Bağlı Dikkat Dağınıklığı Ölçeği'nin dil açısından uygun olduğu belirlendi. Ölçeğin kapsam geçerlik indeksi 0,938 olarak bulundu. Ölçeğin Cronbah alfa değeri 0,825, madde-toplam puan korelasyonu ise 0,218-0,745 arasındaydı. Doğrulayıcı faktör analizine göre χ2/SD oranı 2,526, GFI 0.902, CFI 0.932, SRMR 0.080; RMSEA 0.078 bulunmasıyla, uyum indekslerinin "mükemmel" ve "iyi değere" sahip oldukları belirlendi. İki olası soru ölçekte yer aldı. Ameliyathanede Cep Telefonu Kullanımına Bağlı Dikkat Dağınıklığı Ölçeği'nin Türk diline uyarlanabilir ve güvenli ve geçerli bir ölçüm aracı olduğu belirlendi. Kesitsel araştırma aşamasına 1 Nisan - 1 Kasım 2024 tarihleri arasında 18 yaşından büyük, çalışmaya gönüllü, 1 yıldan daha uzun süredir çalışan 167 ameliyathane çalışanı dahil edildi. Verilerin toplanmasında sosyodemografik ve mesleki özellikler formu, Leiden Ameliyathane ve Yoğun Bakım Güvenliği Ölçeği- Ekip Çalışması ve Farkındalık Alt Boyutu, Nomofobi Ölçeği ve Ameliyathanede Cep Telefonu Kullanımına Bağlı Dikkat Dağınıklığı Ölçeği kullanıldı. Çalışmaya katılanların ameliyathane çalışanlarının yaş ortalamaları 28,4±4,9 yıl olup %53,5'i ameliyathane hemşiresidir. Ameliyathane çalışanlarının nomofobi ölçeği puan ortalaması 81,1±25,6'dir. Çalışanların %29,3'ünde hafif düzeyde, %44,9'unda orta düzeyde, %25,7'sinde ise şiddetli düzeyde nomofobi olduğu belirlendi. Leiden Ameliyathane ve Yoğun Bakım Güvenliği Ölçeği- Ekip Çalışması ve Farkındalık Alt Boyut puan ortalamaları 34,0±5,0'dir. Ameliyathane çalışanlarının ameliyathanede cep telefonu kullanımına bağlı dikkat dağınıklığı ölçeği puan ortalaması ise 44,8±6,6 olarak belirlendi. Nomofobi düzeyi ekip çalışması ve farkındalığı yordamaktadır (p<0,05). Hafif düzeyde bir nomofobisi olan ameliyathane çalışanına göre orta düzeyde bir nomofobisi olan ameliyathane çalışanın nomofobi oranındaki bir birim artış ekip çalışması ve farkındalık puanlarında 1,829'luk bir artışa sebep olmaktadır. Şiddetli düzeyde bir nomofobisi olan ameliyathane çalışanın nomofobi oranındaki bir birim artış ise ekip çalışması ve farkındalık puanlarında 2,261'lik bir artışa sebep olmaktadır. Meslek ve nomofobi düzeyi cep telefonuna bağlı dikkat dağınıklığını yordamaktadır (p<0,05). Hemşirelik mesleğini yapan ameliyathane çalışanı olmak ameliyathanede cep telefonuna bağlı dikkat dağınıklığı puanlarında 5,037'lik bir azalmaya sebep olmaktadır. Hafif düzeyde bir nomofobisi olan ameliyathane çalışanına göre orta düzeyde nomofobisi olmak cep telefonuna bağlı dikkat dağınıklığı puanlarında 1,941'lik bir artışa sebep olmaktadır. Şiddetli düzeyde nomofobisi olmak ise cep telefonuna bağlı dikkat dağınıklığı puanlarında 4,410'luk bir artışa sebep olmaktadır. Cep Telefonu Kullanımına Bağlı Dikkat Dağınıklığı Ölçeği'nin geçerli ve güvenilir bir araç olduğu doğrulandı. Hafif nomofobi düzeyine göre; orta ve şiddetli nomofobi düzeyi olanlarda ekip çalışması ve farkındalığın ve dikkat dağınıklığının arttığı sonucuna ulaşıldı. Anahtar Kelimeler: Ameliyathane, Cep Telefonu, Nomofobi, Dikkat Dağınıklığı, Farkındalık, Hemşirelik, Geçerlik, Güvenirlik

Hazel Keskin
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi hemşireler tarafından algılanan hekim hemşire iş birliğinin birey merkezli perioperatif hemşirelik bakımına etkisi

Bu araştırmanın amacı, cerrahi hemşireler tarafından algılanan hekim-hemşire iş birliğinin birey merkezli perioperatif hemşirelik bakımına etkisini incelemektir. Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışma olup, Ocak 2024-Mayıs 2024 tarihleri arasında Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi (AFSÜ-SUAM) ile Afyonkarahisar Devlet Hastanesi (ADH)'nin cerrahi klinik, cerrahi yoğun bakım ünitesi (YBÜ) ve ameliyathane birimlerinde çalışan 424 hemşire ile yürütüldü. Araştırmanın verileri Hemşire Tanıtım Formu, Jefferson Hekim-Hemşire İş Birliğine Yönelik Tutum Ölçeği (JHHİBYTÖ) ve Birey Merkezli Perioperatif Hemşirelik Ölçeği (BMPHÖ) ile elde edildi. Verilerin analizi, SPSS versiyon 22.0 (Armonk, NY: IBMCorp) paket programı ile yapıldı. Hekim-hemşire iş birliğinin birey merkezli perioperatif hemşirelik bakımı üzerindeki etkisini incelemek için Pearson korelasyon analizi ve regresyon modeli uygulandı. Araştırmaya katılan 424 hemşirenin %69,3'ünün kadın olduğu, %41,7'sinin cerrahi kliniklerde, %32,8'inin cerrahi YBÜ'de, %25,5'inin ameliyathanede görevli oldukları belirlendi. Hemşirelerin JHHİBYTÖ'ye ilişkin toplam puan ortalamalarının 51,16±4,67 olduğu görüldü. Hemşirelerin, yaş, çalıştığı birim ve hemşirelikte toplam hizmet süresi ile JHHİBYTÖ puan ortalamaları arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). Hemşirelerin BMPHÖ'ye ilişkin toplam puan ortalamalarının 85,57±9,16 olduğu görüldü. Hemşirelerin BMPHÖ puan ortalamaları ile yaş, cinsiyet ve hemşirelikte toplam hizmet süresi arasında istatiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0,05). JHHİBYTÖ ile BMPHÖ'nün toplam ortalama puanları arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki saptandı (p<0,05). Buna göre, JHHİBYTÖ'deki bir birimlik artışın BMPHÖ üzerinde 0,705 birimlik bir artışa neden olduğu görüldü. Bu çalışmada JHHİBYTÖ ve BMPHÖ'nün toplam ortalama puanlarının yüksek düzeyde olduğu belirlendi. Sonuç olarak; hekim-hemşire iş birliğinin birey merkezli perioperatif hemşirelik bakım üzerinde etkisi olduğu saptandı. Hekim-hemşire iş birliği tutumu arttığında, perioperatif hemşirelik bakım performansı da artacağından, bu iş birliği tutumlarını geliştirmek için bir müdahale programının düzenlenmesi, hastane yöneticileri için rehberlik sağlayabilir.

Ahmet Akarsu
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi hemşirelerinin sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumları ile e-sağlıklı beslenme okuryazarlığı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Hemşirelik mesleği, uzun ve düzensiz çalışma saatleri, yoğun iş yükü ve fiziksel emosyonel stres gibi birçok sağlık riskiyle karşı karşıyadır. Özellikle akut klinik durumların sık yaşandığı cerrahi birimlerde görev yapan hemşireler, düzensiz çalışma saatleri ve artan iş yükü nedeniyle bu risklere daha fazla maruz kalmaktadır. Bu mesleki koşullar, sağlıklı yaşam biçimlerinin temel unsurlarından biri olan beslenme alışkanlıklarını da olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Çalışma koşullarının beslenme davranışları üzerindeki bu olumsuz etkisini azaltmada hemşirenin sağlıklı beslenmeye yönelik tutumu önemli bir belirleyici olarak öne çıkmaktadır. Öte yandan, dijital bilgi çağında bireylerin beslenmeye ilişkin tutum ve davranışları, internet ve sosyal medya gibi dijital kaynaklardan edinilen bilgilerden etkilenebilmektedir. Bu bağlamda, hemşirelerin sağlıklı beslenme tutumlarını şekillendiren faktörler arasında dijital bilgiye dayalı sağlıklı beslenme okuryazarlığı da giderek daha fazla önem kazanmaktadır. Bu araştırmanın amacı, cerrahi hemşirelerinin sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumları ile e-sağlıklı beslenme okuryazarlığı düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu çalışma 15 Şubat 2024-15 Mayıs 2024 tarihleri arasında Afyonkarahisar Devlet Hastanesi ve Afyonkarahisar Sağlık Bilimleri Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi cerrahi kliniklerinde çalışan 376 hemşire ile yürütüldü. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Sağlıklı Beslenme Tutum Ölçeği ve E-Sağlıklı Beslenme Okuryazarlığı Ölçeği ile elde edildi. Veri analizi IBM SPSS Version 25.0 programı ile yapıldı. Cerrahi hemşirelerinin yaş ortalaması 32,32±6,20, ortalama çalışma yılları ise 9,62±6,83'tü. Hemşirelerin %58,5'i (n=220) kadın, %41,5'i (n=156) erkekti. Hemşirelerin e-sağlıklı beslenme okuryazarlığı puan ortalaması 39,00±8,33 iken, sağlıklı beslenme tutumu puan ortalaması ise 71,34±12,01'di. Hemşirelerin e-sağlıklı beslenme okuryazarlığı ile sağlıklı beslenme tutumu arasında pozitif ilişki (r=0,469, p<0,001) belirlendi. Ayrıca e-sağlık okuryazarlığı sağlıklı beslenme tutumun pozitif yordayıcısı olduğu belirlendi (B=0,676, p=0.000). Sonuç olarak cerrahi hemşirelerin olumlu sağlıklı beslenme tutumuna sahip olduğu ve e sağlıklı beslenme okuryazarlığı düzeylerinin orta düzeyin altında olduğu söylenebilir. Ayrıca e-sağlık okuryazarlığı düzeyleri arttıkça sağlıklı beslenme tutumlarının daha olumlu olacağı sonucuna varılabilir.

Büşra Koca
Afyonkarahisar Health Sciences University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

65 yaş ve üstü hastalarda ameliyat öncesi beslenmenin üç farklı ölçekle değerlendirilmesi

Bu çalışma 65 yaş ve üstü hastalarda ameliyat öncesi beslenme durumunu değerlendirmek, beslenmeyi etkileyen faktörleri belirlemek ve değerlendirirken kullanılan üç ölçeğin etkinliğini karşılaştırmak amacıyla yapıldı. Araştırma, kesitsel ve ilişki arayıcı tiptedir. Çalışmamızın örneklemine, bir eğitim ve araştırma hastanesinin cerrahi servislerinde ameliyat öncesi dönemde olan 200 yaşlı hasta dahil edildi. Veriler hasta tanıcıtı bilgi formu, Mini Nütrisyonel Değerlendirme Testi- Kısa Form (MNA-SF), Nütrisyonel Risk Skoru Formu (NRS 2002), Geriatrik Nütrisyonel Risk İndeksi (GNRI) kullanılarak elde edildi. Çalışma verilerinin değerlendirilmesinde ki-kare, korelasyon, regresyon, kappa ve Receiver Operating Characteristic (ROC) analizi kullanıldı. Çalışmamızda yaşlı hastaların; MNA-SF 'e göre %35,0'i, NRS-2002'ye göre %35'i, GNRI' ya göre %39,5'i ameliyat öncesi beslenme yetersizliği açısından riskli bulundu. Yaşlı hastalarda ameliyat öncesi sosyodemografik özellikler ile ölçekler karşılaştırıldığında, yaşadığı yer, gelir düzeyi, yaş, medeni durum ile ölçekler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır (p= ,000). Ölçekler ile beslenmeyi etkileyen faktörler karşılaştırıldığında ise yutma güçlüğü, iştahsızlık, düzenli ana ve ara öğün tüketimi ve öğün dışı atıştırmalık tüketimi ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır (p= ,000). Ölçeklerin uyumuna bakıldığında ise kappa puanı 0,408 ile 0,688 arasında değişmektedir. Tüm hastalarda NRS 2002 ve GNRI aynı duyarlılığa %88,3 sahip bulundu. ROC analizine göre hesaplanan eğrinin altındaki alan (AUC), üç tarama aracının da ameliyat öncesi yaşlı hastalarda yetersiz beslenmeyi teşhis etmek için orta düzey tanısal değere sahip olduğunu gösterdi (NRS 2002, MNA-SF ve GNRI 'nın AUC değeri sırayla 0,76, 0,82 ve 0,89. Ölçeklerin duyarlılıkları değerlendirildiğinde en yüksek değer NRS 2002 ve GNRI ölçeklerine aittir (%88,3). Fakat klinik ortamda GNRI'yi değerlendirmek zor olduğu için NRS 2002'nin kullanımının uygun olduğu düşünülmektedir

BeslenmeBeslenme değerlendirmesiBeslenme durumu+4
Burcu Yüksel
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Abdominal cerrahi uygulanan hastalarda mobilizasyon durumunun ameliyat sonrası gastrointestinal semptom ve ağrı ile ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırma abdominal cerrahi uygulanan hastalarda mobilizasyon durumunun ameliyat sonrası gastrointestinal semptomlar ve ağrıyla olan ilişkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma ilişki arayıcı ve ileriye dönük bir araştırma olup bir üniversite hastanesinde abdominal cerrahi geçiren hastalar (n=130) ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Nisan-Eylül 2021 tarihleri arasında toplanmıştır. Veriler "Sosyodemografik ve Klinik Özellikler Formu", "Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği", "Hasta Hareketlilik ve Gözlemci Hareketlilik Ölçeği", "Hasta Hareketlilik (Mobilizasyon) Çizelgesi" ve "Sayısal Ağrı Ölçeği" ile toplanmıştır. Hastaların mobilizasyon durumları ilk gün ve taburculuk günü, mobilizasyon sıklıkları ve ağrı durumları ameliyattan sonra taburculuk dönemine kadar her gün değerlendirilmiştir. Gastrointestinal semptomlar, ameliyattan sonra yedinci günde değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde Spearman ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Hastaların ameliyat sonrası dönemdeki ilk mobilizasyon süreleri ortalama 22.13±0.57 saattir. Hastaların ilk 48 saat hareketlilik puan ortalaması hasta 14.22±0.33 ve gözlemci 3.49±0.59'dur. Taburculuk dönemi hareketlilik puan ortalaması hasta 5.22±0.16 ve gözlemci 1.25±0.46'dır. Hastaların mobilizasyon da zorlanma dereceleri arttıkça mobilizasyon sıklıklarının azaldığı, ağrı düzeylerinde artış olduğu bulunmuştur. Gastrointestinal semptomların puan ortalamaları; karın ağrısı 7.61±0.19, hazımsızlık 11.94±0.23, reflü 2.04±0.32, diyare 5.02±0.32 ve konstipasyon 4.65±0.24'tür. Mobilizasyon da zorlanma derecesi arttıkça karın ağrısı, diyare, hazımsızlık, reflü ve ilk gaz çıkış süresinde gecikmenin arttığı görülmüştür. Mobilizasyon sıklığı arttıkça karın ağrısı, diyare ve ilk gaz çıkarma zamanının azaldığı bulunmuştur. Hastaların yaşadığı gastrointestinal semptomların ve ağrının azaltılmasında mobilizasyon durumlarının etkili olduğu bulunmuştur. Bu nedenle hastaların mobilizasyon durumlarının arttırılmasına yönelik çalışmaların yapılması önerilir

AğrıAğrı-postoperatifBelirti ve semptomlar+3
İlknur Kasalar
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bariatrik cerrahi geçiren hastaların taburculuğa hazır olma düzeyleri ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Amaç: Bu araştırmada, bariatrik cerrahi geçiren hastaların taburculuğa hazır olma düzeylerinin ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel türdedir. Araştırmada etik kurul izni, kurum izni ve katılımcılardan gerekli onamlar alınmıştır. Araştırma, bariatrik cerrahi geçiren ve örnekleme dahil edilme kriterlerini taşıyan 142 hasta ile yürütülmüştür. Veriler, Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu ve Taburcu Olmaya Hazır Olma Ölçeği Kısa Formu- Hasta Öz Değerlendirme Formu kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Araştırmada bariatrik cerrahi geçiren hastaların taburculuğa hazır olma düzeyleri 8.27 ± 1.39 ortalama puan ile "fazla hazır" bulunmuştur. En yüksek puan, "Beklenen Destek" alt boyutunda (9.22 ± 1.39); en düşük ise "Bilgi" alt boyutunda (7.19 ± 2.76) bulunmuştur. Hastaların taburculuğa hazır olma durumlarını ameliyat öncesi hastanede kalınan gün sayısı, ameliyat sonrası kalınan gün sayısı, hastanede kalınan toplam gün sayısı ve uygulanan cerrahi prosedürün etkilediği saptanmıştır. Ölçek alt boyutlarında; cinsiyet, hedeflenen kilo değeri, ameliyat öncesi hastanede kalınan gün sayısı, ameliyat sonrası kalınan gün sayısı, uygulanan cerrahi prosedür faktörlerinin etkisi anlamlıdır (p<0.05). Sonuç: Bariatrik cerrahi hastalarının taburculuğa "fazla hazır" olduğu görülmüştür. Ameliyat öncesi kalınan gün sayısı, ameliyat sonrası kalınan gün sayısı, hastanede kalınan toplam gün sayısı, uygulanan cerrahi prosedür, cinsiyet ve hedeflenen kilo faktörlerinin bariatrik cerrahi geçiren hastaların taburculuğa hazır olma durumlarını etkileyen faktörler olarak ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Bariatrik cerrahi, cerrahi hemşireliği, taburculuk.

Cerrahi hemşirelikObezite cerrahisiTaburcu olmak
Nur Seda Bursalıoğlu
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinde yoğun bakım hemşirelerinin sağlık anksiyetesi ve koronavirüs anksiyete durumlarının incelenmesi

Amaç: COVID-19 pandemisinde yoğun bakım hemşirelerinin sağlık anksiyetesi ve koronavirüs anksiyete durumlarını incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma ile yoğun bakım hemşirelerinin COVID-19 pandemisinin mesleki anlamda etkileri, pandemi sürecince yaşanan zorluklar ve kolaylaştırıcılar ile olası bir pandeminin yönetilmesine ilişkin görüşleri belirlenmiştir. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı, kesitsel türde bir çalışmadır. Araştırmanın evren ve örneklemini; bir şehir hastanesinin yoğun bakım ünitelerinde çalışan 252 yoğun bakım hemşiresi oluşturmuş, 183 katılımcı ile çalışma yürütülmüştür (%72,61). Veriler Kişisel Bilgi Formu, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği Kısa Formu, Koronavirüs Anksiyete Ölçeği Kısa Formu kullanılarak toplanmış, uygun istatistiksel analiz yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular: Yoğun bakım hemşirelerinin Sağlık Anksiyetesi Ölçeği Kısa Formun'dan alınan puan ortalamasının düşük düzeyde (16,74±6,22), Koronavirüs Anksiyete Ölçeği Kısa Formu'ndan alınan puan ortalamasının oldukça düşük (2,51±2,66) olduğu bulunmuştur. Sağlık sorunu olan hemşirelerin Sağlık Anksiyetesi Ölçeği Kısa Formu'nun alt boyutu olan Hastalığın Olumsuz Sonuçları (HOS) ölçek ortalaması (X̄=2,94±1,92) ile sağlık sorunu olmayanların puan ortalaması (X̄=3,61±1,94) arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p>0,05). Koronavirüs Anksiyete Ölçeği Kısa Formu'na ilişkin sonuçlarda ise, çocuk sahibi olma (U=3032,5, p<0,05) ve COVID-19 servisinde görev alma durumuna göre (U=1014.0, p<0.05) gruplar arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Sonuç: COVID-19 pandemi sürecinde görev alan yoğun bakım hemşirelerinin sağlık anksiyetesinin düşük, koronavirüs anksiyete düzeyinin ise oldukça düşük düzeyde olduğu bulunmuştur. Sağlık sorunu olan hemşirelerin sağlık anksiyetesinin, hastalığın olumsuz sonuçları (HOS) alt boyutunda yüksek olduğu saptanmıştır. Çocuk sahibi olan ve COVID-19 servisinde görev alan yoğun bakım hemşirelerinin koronavirüs anksiyete düzeyinin daha yüksek olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: COVID-19, koronavirüs, anksiyete, sağlık anksiyetesi, yoğun bakım hemşireliği.

AnksiyeteCOVID 19Hemşireler+6
Hazal Afşar
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Stomalı bireylerde destek grup girişiminin stomaya uyum, yaşam kalitesi ve komplikasyon şiddeti üzerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Pittman Ostomi Komplikasyon Şiddet İndeksi (OCSI)'nin, stomalı bireylerde, Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğini belirlemek ve destek grup girişiminin, stomalı bireylerde stomaya uyum, yaşam kalitesi ve komplikasyon şiddetine etkisini incelemek amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırma metodolojik ve yarı deneysel tipte araştırma tasarımlarından oluşmaktadır. Metadolojik araştırmada, 2-6 aydır stoması olan bireylerden (n:90) veriler toplanmıştır. Yarı deneysel aşamada, kontrol (n:34) ve deney grubu (n:31) olmak üzere stomalı bireylerden veriler, destek grup girişimi öncesi (başlangıç), destek grup girişimi sonrası (üçüncü ay) ve üç ay sonrası (altıncı ay) olarak toplanmıştır. Metadolojik aşamada verilerin analizinde; ölçek içerik geçerliliği gözlemciler arası güvenirlik istatistikleri, yarı-deneysel aşamada verilerin analizinde, t testi, tekrarlı ölçümlerde çok yönlü varyans analizi, Bonferroni analizi kullanılmıştır. Bulgular: Metodolojik aşamada, OCSI için, içerik geçerliliği 0.95'tir. Gözlemciler arası güvenirlik değerini gösteren Kohen Kappa kat sayısı tüm maddeler için 0.70-1.00 arasında bulunmuştur. Pearson korelasyon kat sayısı 0.982 (p=0.000) ve sınıf içi korelasyon kat sayısı 0.986 (p=0.000)'dir. Yarı deneysel aşamada, deney ve kontrol grubunun başlangıç verilerinde, stomaya uyum, yaşam kalitesi ve OCSITR puan ortalamaları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı saptanırken (p>0.05), destek grup girişimi sonrası (3.Ay) stomaya uyum, yaşam kalitesi puan ortalamaları açısından ve 6. Ayda stomaya uyum, yaşam kalitesi, OCSITR puan ortalamaları açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Metodolojik aşamada; OCSITR'nin geçerli ve güvenilir bir araç olduğu, yarı deneysel aşamada; destek grup girişiminin, stomalı bireylerin yaşam kalitesini arttırmada etkili olduğu, stomaya uyumu arttırdığı ve komplikasyon şiddetini azalttığı görülmektedir. Anahtar kelimeler: Destek Grup, Stoma, Uyum, Yaşam Kalitesi, OCSITR

Cerrahi stomalarGüvenilirlik ve geçerlilikKomplikasyonlar+5
Serap Sayar
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Total diz protezi ameliyati öncesi hastalardaki anksiyete düzeyi ile ameliyat sonrasi düşme korkusu arasindaki i̇lişki

Amaç: Bu araştırma, hastaların total diz protezi ameliyatı öncesi anksiyete düzeyinin ameliyat sonrası düşme korkusu arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Etik kurul izni ve hasta onamı alınan tanımlayıcı tipteki çalışmaya Ağustos-Aralık 2017 tarihleri arasında Merkez Efendi Devlet Hastanesi ve Manisa Devlet Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinde yatan, TDP ameliyatı olacak olan, 35-83 yaş arasındaki 122 gönüllü hasta alındı. Hastaların, anksiyete düzeyleri Ameliyata Özgü Kaygı Ölçeği (AÖKÖ), düşme korkusu düzeyleri Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ) ile değerlendirildi. Bulgular: AÖKÖ puan ortalamaları (32.19±6.15) ile TKÖ puan ortalamaları (48.91±5.41) arasında zayıf, pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki bulundu (r= 0.313, p<0.05). AÖKÖ puan ortalaması ile cinsiyet, eğitim durumu, meslek, sosyal güvence ve yaş; TKÖ puan ortalamasının eğitim durumu ile aralarında anlamlı bir fark olduğu bulundu (p<0.05). Sonuç: Çalışmada hastalardaki ameliyat öncesi anksiyete düzeyleri arttıkça ameliyat sonrası düşme korkusu düzeyinin de arttığı, ameliyat öncesi anksiyete düzeylerinin cinsiyet, eğitim durumu, meslek, tiroid ilacı ile ilişkili olduğu; ameliyat sonrası düşme korkusu düzeyinin eğitim durumu ile ilişkili olduğu belirlendi. Anahtar Sözcükler: Total Diz Protezi, Anksiyete, Düşme Korkusu

AnksiyeteAğrı-postoperatifDiz eklemi+7
Firdevs Atıcı
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi olan hastaların anksiyete ve konfor düzeylerinin değerlendirilmesi

Araştırma, açık kalp cerrahisi olan hastaların anksiyete ve konfor düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Trabzon İl merkezi içinde yer alan Sağlık Bilimleri Üniversitesi Trabzon Ahi Evren Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Trabzon Medikal Park Karadeniz Hastanesi kalp damar cerrahisi kliniklerinde açık kalp ameliyatı olan 102 hasta ile yapıldı. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu", "Perianestezi konfor ölçeği", "Genel Konfor Ölçeği" ve "Durumluk/Sürekli Anksiyete Ölçeği" kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, yüzdelik, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler, Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis Varyans Analizi ve ki kare testi kullanıldı. Hastaların erken postoperatif konfor düzeyi ve genel konfor düzeyinin ortalamanın üstünde olduğu tespit edildi. Hastaların konforu ile anksiyete düzeyleri arasında negatif yönde ilişki olduğu bulundu (p<0.05). Hastaların ameliyat sonrası dönemde ağrı ve gürültü yaşamaları konforlarını etkilediği, ameliyat sonrası erken dönemde mobilize olunmaması ise anksiyeteyi arttırdığı belirlendi (p<0.05). Hemşireler, iyileşmekte olan ve kendi günlük yaşam aktivitelerini yerine getirebilecek düzeye gelen hastalarda konforu bozan etkenleri ortadan kaldırmaya yönelik hemşirelik girişimlerini uygulayarak hastaların güç kazanmasına ve yaşadıkları anksiyetenin azalmasına yardımcı olabilirler.

AnksiyeteCerrahiCerrahi-kardiyovasküler+4
Sevda Bıyıklı
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Major ortopedik cerrahi hastalarında ameliyat sonrası ağrıya ilişkin bakım kalitesinin hasta bakım sonuçları ile ilişkisinin belirlenmesi

Amaç: Bu araştırma major ortopedik cerrahi hastalarında ameliyat sonrası ağrıya ilişkin bakım kalitesinin hasta bakım sonuçları ile ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma kesitsel ve tanımlayıcı tiptedir. Araştırma, Ocak 2019-2020 tarihleri arasında Ortopedi ve Travmatoloji kliniklerinde total diz ve total kalça protezi uygulanan 99 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Veriler araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan "Tanıtıcı Özellikler Formu" ile "Amerikan Ağrı Derneği Revize Hasta Sonuçları Anketi", "Ameliyat Sonrası Ağrının Giderilmesinde Hastaya Verilen Bakımın Kalitesinin Değerlendirilmesi Ölçeği" ile toplanmıştır. Bulgular: Total diz protezi ve total kalça protezi ameliyatlarından sonra hastaların kliniğe ilk geldiği andaki (0-6 saat) puan ortalamaları 6.82 ± 2.91, görüşme esnasındaki ağrı puan ortalamaları 3.08 ± 2.09 olarak belirlenmiştir. Hastaların kliniğe geldiği ilk andaki ağrı puanları ve şiddetli ağrı düzeyi kadın hastalarda daha yüksektir. Ameliyat sonrası ağrı nedeniyle uyku, aktivite, emosyonel durum bozuklukları ve yan etkiler kadın hastalarda daha yüksek bulunmuştur. Hastaların ameliyat sonrası 2.günde ağrıya yönelik verilen bakım kalitesi ve bakım algısı puanları daha yüksek bulunmuştur. Ameliyat sonrası ağrıya yönelik bakım algısı ile en şiddetli ağrı düzeyi (r=-0.291), şiddetli ağrı süresi (r=-0.387), ağrıdan dolayı uyku (r=-0.238) ve aktivitedeki bozukluklar (r=-0.206) arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif bir ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca hastaların ameliyat sonrası şiddeti ağrı süresi ile memnuniyet (r=-0.339) ve tedaviye katılımları (r=-0.257) arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif ilişki olduğu bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Bu araştırmada; ortopedi hastalarının ameliyat sonrası ağrı deneyimlerine ve ağrı kontrolünde hastalara verilen bakımın kalitesine ilişkin temel veriler elde edilmiştir. Hastaların ameliyat sonrası ağrı bakımından memnuniyetlerini arttırmak ve ağrı nedeniyle oluşan olumsuz etkilerinin azaltılması için, ağrıya yönelik hemşirelik uygulamalarının ve bakım kalitesinin geliştirilmesi gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Ağrı yönetimi, Bakım kalitesi, Majör ortopedik cerrahi

AğrıAğrı yönetimiAğrı-postoperatif+6
Cafer Özdemir
Akdeniz University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp ameliyatı olan hastaların öz etkililik ve sosyal destek düzeylerinin belirlenmesi

Çalışma, açık kalp ameliyatı olan hastalarda öz etkililik ve sosyal destek düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Çalışmanın örneklemini Trabzon İl merkezinde yer alan Sağlık Bilimleri Üniversitesi Ahi Evren Göğüs Kalp ve Damar Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde açık kalp ameliyatı olup, araştırmaya katılmaya gönüllü olan 242 hasta oluşturdu. Çalışmada veriler araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu", "Barnason Etkililik Beklenti Ölçeği Kardiyak Cerrahi Versiyonu" ve "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Düzeyi Ölçeği" kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde yüzdelik, ortalama, standart sapma, maksimum ve minimum değerler, bağımsız gruplarda t testi, Mann-Whitney U testi, Oneway ANOVA, Kruskal-Wallis Varyans Analizi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanıldı. Çalışmaya alınan hastaların öz etkililik düzeylerinin orta düzeyde olduğu ve yüksek düzeyde sosyal desteğe sahip oldukları bulundu. Hastaların BEBÖ toplam puan ve alt boyut puan ortalamalarında yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, birlikte yaşanılan kişiler, çalışma durumu, hastalık ve ameliyatla ilgili eğitim alma durumu, eğitim veren kişiler, eğitimi yeterli bulma durumu yönünden istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Hastaların ÇBASDÖ toplam puan ortalamaları ve alt boyut puan ortalamalarında cinsiyet, medeni durum, ameliyat türü ve eğitim alınan kişiler yönünden anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Hastaların algılanan sosyal destek toplam puanları ile tüm öz etkililik alt boyut puanları ve toplam öz etkililik puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde ilişki bulundu. Hastalarda sosyal destek arttıkça öz etkililik düzeyleri arttığı için hemşirelik bakım sürecinde değerlendirilmesi ve hastanın evde bakım ve hastaya verilen eğitimle desteklenmesi hemşirelerin kalp hastalarında olumlu davranış değişikliği kazandırarak, hastanın öz etkililik inancının yükseltilmesi yönünde desteklenmesi, hastaların bakım sürecine katkı sağlayabilir ve iyileşmeyi hızlandırabilir.

CerrahiCerrahi-kardiyovaskülerPostoperatif dönem+2
Ebru Güner
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi hemşirelerinin maneviyat ve manevi bakıma ilişkin bilgi, algı ve uygulamaları

Çalışma, cerrahi hemşirelerinin maneviyat ve manevi bakıma ilişkin bilgi, algı ve uygulamalarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı nitelikte gerçekleştirildi. Çalışma Trabzon İl merkezindeki Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı hastanelerde çalışan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 142 cerrahi hemşiresi ile yapıldı. Veriler "Kişisel Bilgi Formu" ve "Maneviyat ve Manevi Bakım Dereceleme Ölçeği" kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, yüzdelik, ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler, Tek Yönlü Varyans Analizi, t testi, Kruskal-Wallis Varyans Analizi ve Mann Whitney U testi kullanıldı. Cerrahi hemşirelerinin maneviyat ve manevi bakım algı düzeyinin ortalamanın üzerinde olduğu tespit edildi. Eğitim sürecinde ve mezuniyet sonrası dönemde eğitim alan hemşire oranının az olduğu ve hemşirelerin bu konuda bilgi düzeyinin yeterli olmadığı belirlendi. Cerrahi hemşirelerinin büyük çoğunluğunun klinikte maneviyat ve manevi bakıma yönelik bakım verdiği fakat klinikte yapılan uygulama oranının daha az olduğu tespit edildi. Cerrahi hemşirelerinin yaş, eğitim düzeyi, çalışılan klinik ve meslekte çalışma süresine göre dinsellik alt boyut puan ortalamalarında anlamlı farklılık olduğu saptandı (p<0.05). Hemşirelik eğitiminde maneviyat ve manevi bakım kavramına daha fazla yer verilmesi ve klinikte çalışan hemşirelere hizmet içi eğitimler verilerek uygulama becerilerinin geliştirilmesi hemşirelerin bu konudaki farkındalıklarını artırabilir.

AlgıBilgiHemşireler+5
Tuğba Özcan
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Günübirlik cerrahi geçirecek hastaların cerrahi korku düzeylerinin belirlenmesi

Amaç: Araştırmanın amacı günübirlik cerrahi hastalarının cerrahi korku düzeylerinin belirlenmesidir. Yöntem: Araştırma kesitsel tanımlayıcı tiptedir. Örneklem hacmi; etki büyüklüğü 0.25, yanılgı düzeyi 0.05 ve evreni temsil gücü 0.95 alınarak 162 kişi olarak belirlendi. Günübirlik Cerrahi Ünitesi'nde; genel cerrahi (n:14), ortopedi (n:7), plastik cerrahi (n:86), üroloji (n:22) ve mamografik girişimsel (n:33) alanında ameliyat olan toplam 162 hasta dahil edildi. Araştırmaya katılmayı kabul eden bireylerden sözel / yazılı onam; Dokuz Eylül Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan, Dokuz Eylül Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği'nden ve Günübirlik Cerrahi Ünitesi'nden izin alındı. Veriler araştırmacı tarafından hasta kayıtlarından ve yüz yüze görüşme yöntemiyle hastalardan toplandı. Veri toplamada; araştırmacılar tarafından hazırlanan ‟ Hastalar İçin Tanıtıcı Özellikler Formu'' ve Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması Bağdigen ve Karaman Özlü tarafından yapılan ‟Cerrahi Korku Ölçeği'' kullanıldı. Veriler SPSS 24.0 programında sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan, t testi, Mann Witney U, One Way ANOVA ve Kruskal Wallis istatistikleri kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Günübirlik cerrahi geçirecek hastaların cerrahi korku düzeylerinin (25.26±18.16) düşük olduğu belirlendi. Kadınların erkeklere (t=3.79, p<0.001); mamografik girişimsel işlem yapılacak hastaların, plastik cerrahi ve üroloji ameliyatı olanlara (KW= 6.86, p<0.001) ve genel anestezi uygulananların lokal anestezi uygulananlara (KW=5.47, p<0.05) göre istatistiksel olarak cerrahi korku düzeyi puan ortalamasının daha yüksek olduğu belirlendi. Sonuç: Günübirlik cerrahi geçirecek hastaların cerrahi korku düzeylerinin düşük olduğu ancak cinsiyetin, anestezi tipi ve ameliyat türünün cerrahi korku düzeyini etkilediği belirlendi. Bu nedenle günübirlik cerrahi girişimlerde cerrahi korku düzeyi yüksek olmamakla birlikte etkileyen faktörler de göz önüne alınarak uygulanacak hemşirelik girişimlerinin var olan korkunun artmasını engelleyerek cerrahi stresin vücut üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmada, yara iyileşmesini hızlandırmada ve cerrahi komplikasyonların azaltılmasında yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Günübirlik cerrahi, ameliyat korkusu, cerrahi korku düzeyi, hemşirelik bakımı

Ayaktan cerrahi işlemlerCerrahiKorku+1
Sevgi Çolak
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi servislerde hasta yakınlarının hemsirelik rolu algısı

Amaç: Bu çalışma cerrahi kliniklerinde yatan hastaların yakınlarının hemşirelik rolleri algısını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı, prospektif ve kesitsel olan bu çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Cerrahi Kliniklerde; Ortopedi ve Travmatoloji Servisi, Üroloji Servisi, Nöroşirurji Servisi, Genel Cerrahi Servisi, Göğüs-Kalp Damar Cerrahisi, Kulak Burun Boğaz Servislerinde yatarak tedavi gören 150 hasta yakını ile yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından geliştirilen hasta yakını tanıcı özellik formu ve Fox ve arkadaşlarının (2005) geliştirdiği ve Kaya ve arkadaşları tarafından (2006) geçerlilik ve güvenilirliği yapılan Ailelerin hemşirelik rolü algısı ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 18.0 paket programında sayı ve yüzde, t testi, Kruskal-Wallis, Man-Whitney U ve Anova varyans analizi uygulanmıştır. Bulgular: Cerrahi servislerdeki hasta yakınlarının yaş ortalamasının 43.82±13.11 olduğu, %71.3'ünün kadın, %48.7'sinin işsiz, %31.3'ünün üniversite mezunu, %72'sinin evli olduğu, %50'sinin büyükşehirde yaşadığı, %75.3'ünün daha önce hasta yakını olarak bulunduğu ve %28'inin hastanın çocuğu olduğu görülmüştür. Cerrahi servislerdeki hastaların serviste ortalama 10.44±18.85 gün yattığı, %52'sinin akut bir tanısının olduğu %76'sının ameliyat olduğu, %73.3'ünün ameliyatının planlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. En yüksek algı puanına sahip hemşirelik rolü; "Hemşirelerin hasta yakınının hastasının yakınında olmasına ve onunla iletişim kurmasına yardım etme." olurken en düşük algı puanı alan hemşirelik rolü; "Hemşireler hasta yakınının durumu ile de ilgilenmeli ve nerede uyuduğunu, nasıl beslendiğini, evdeki duzenin nasıl etkilendiğini sormalarıdır." olarak bulunmuştur. Sonuç: Hasta yakınlarının, mesleği, medeni durumu, eğitim durumu, yaşı ve daha önce hasta yakını olarak bulunma durumu ile hastaların serviste yattığı gün sayısı hemşirelik algı puanlarını istatistiksel olarak anlamlı derecede etkilemektedir. Genel anlamda da hasta yakınlarının hemşirelik algı puanları yüksek bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Hemşirelik rolü, hasta yakınları, cerrahi hemşireliği

CerrahiCerrahi hemşirelikCerrahi tedavi+6
Sultan Günay
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Periferik arter ameliyatı olan hastaların öğrenme gereksinimleri ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Amaç: Araştırma periferik arter ameliyatı olan hastaların öğrenme gereksinimleri ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi için yapılmıştır. Yöntem: Çalışma tanımlayıcı ve kesitsel bir araştırmadır. Çalışmanın evrenini bir üniversite ve iki eğitim araştırma hastanesinde periferik arter ameliyatı olan hastalar oluşturmuştur. Örneklem grubuna 150 kişi alınmıştır. Veriler sosyodemografik ve klinik özellikleri formu ve Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği (HÖGÖ) kullanılarak elde edilmiştir. Çalışmada elde edilen verilerin değerlendirilmesinde t testi, Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 64.02+9.74, %79.3'ü erkek, %82.7'si evli, %44'ü ilkokul mezunudur. Hastaların %80.7' sinin kronik hastalığı ve %65.3'ünün sigara kullanım öyküsü bulunmaktadır. Hastaların %78.7'i taburculuk eğitimi almamıştır. HÖGÖ toplam puan ortalamasının 194.17±27.66 olduğu, önemlilik düzeyinin 3.88 olduğu ve çok önemli olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hastaların HÖGÖ alt boyutlarından en yüksek puan ortalaması ilaçlar (önemlilik düzeyi=4.30) en düşük ise duruma ilişkin duygulardan (önemlilik düzeyi=2.85) elde edilmiştir. Kadın hastaların ilaçlar alt boyutu dışında diğer alt boyut ve ölçek toplam puan ortalamaları, yaşlara göre 75-84 yaş aralığında olan hastaların duruma ilişkin duygular alt boyut puan ortalamaları, okur-yazar hastaların ve kronik hastalığı olan hastaların cilt bakımı alt boyut puan ortalamaları, sigara içmeyen hastaların ölçek toplam puan ortalamaları ve açık ameliyat olan hastaların yaşam kalitesi alt boyut puan ortalamaları anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Periferik arter ameliyatı olan hastaların öğrenme gereksinimleri yüksek bulunmuştur. Ameliyat sonrası taburcu olan ve evde bakımı devam eden hastaların evde bakımına yönelik öğrenme gereksinimlerinin belirlenmesi amacıyla kalitatif çalışmalar, planlanmış taburculuk eğitimlerinin etkinliğinin değerlendirildiği deneysel çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar sözcük: Öğrenme gereksinimleri, Periferik arter, Hemşirelik

CerrahiCerrahi-kardiyovaskülerHasta eğitimi+7
Buşra Akyol
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Açık kalp cerrahisi geçiren hastaların mobilizasyon düzeylerinin ve mobilizasyonu etkileyen faktörlerin belirlenmesi

Amaç: Araştırma açık kalp cerrahisi olmuş hastaların mobilizasyon düzeyleri ve mobilizasyon düzeylerini etkileyen faktörleri saptamak için yapılmıştır. Yöntem: Çalışma tanımlayıcı ve kesitseldir. Çalışmanın evrenini bir üniversite hastanesinde açık kalp cerrahisi olmuş hastalar oluşturmuştur. Örneklem grubuna 85 hasta alınmıştır. Veriler 'Hasta Sosyodemografik ve Klinik Özellikleri Formu', Hasta Hareketlilik Ölçeği ve 'Gözlemci Hareketlilik Ölçeği' kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; Bağımsız Gruplarda t testi, Mann-Whitney testi, Kruskall-Wallis Varyans Analizi kullanılmış tekrarlı ölçümlerde ise Tek Yönlü Varyans Analizi ve ki-kare analiz testleri uygulanmıştır. Bulgular: Açık kalp cerrahisi olan hastaların, Hasta Hareketlilik Ölçeği puanlarına göre en çok 'hasta odasında yürüme' sırasında ağrı hissettiği ve daha çok zorlandığı belirlenmiştir. Gözlemci Hareketlilik Ölçeği puanlarına göre hastaların 'yatak kenarında oturma, ayağa kalkma ve yürüme' aktiviteleri sırasında hemşireye bağımlı olduğu bulunmuştur. Hastaların %21.2'sinin yardıma rağmen odada yürüyemediği görülmüştür. Hasta hareketlilik ölçeği puan ortalamalarına göre hastaların yaş, cinsiyet, hemoglobin ve ejeksiyon fraksiyon değerlerinin mobilizasyon düzeyini etkilediği görülürken beden kütle indeksi ve göğüs tüpü varlığının mobilizasyon düzeyini etkilemediği saptanmıştır. Gözlemci hareketlilik ölçeği puan ortalamalarına göre hastaların hemoglobin ve ejeksiyon fraksiyon değerlerinin mobilizasyon düzeyini etkilediği görülürken yaş, cinsiyet ve beden kütle indeksinin mobilizasyon düzeyini etkilemediği bulunmuştur. Sonuç: Açık kalp cerrahisi olan hastaların ameliyat sonrası dönemde hasta odasında yürüme sırasında ağrı hissettiği ve çok zorlandığı bulunmuştur. 66 yaş ve üzeri, kadın, hemoglobin değeri 9.5'in altında olan ve ejeksiyon fraksiyonu 49 altında olan hastaların mobilizasyonda zorlandıkları saptanmıştır. Açık kalp cerrahisi olan hastaların mobilizasyona yönelik görüşlerinin değerlendirildiği kalitatif araştırma yapılması önerilmektedir. Anahtar Sözcük: açık kalp cerrahisi, mobilizasyon, mobilizasyon düzeyleri

CerrahiCerrahi-kardiyovaskülerHareketlilik+2
Yağmur Ahmetoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Operasyon odalarında cerrahi duman riskleri ile ilgili alınan önlemler konusunda sağlık çalışanlarının bilgi ve uygulamalarının değerlendirilmesi

Operasyon odalarında cerrahi dumanın solunması ameliyathane çalışanları üzerinde potansiyel risk ve olumsuz belirtiler oluşturmaktadır. Bu çalışma, operasyon odalarında elektro cerrahi kullanımı sırasında oluşan cerrahi dumanın riskleri ve maruz kalmaya bağlı olarak gerekli önlemlere ihtiyaç duyulan cerrahi duman hakkında sağlık çalışanlarının bilgi ve uygulamalarını değerlendirmek amacıyla planlanmış tanımlayıcı ve kesitsel tipte gözlemsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini araştırmanın yapıldığı dönemde ilgili eğitim ve araştırma hastanesinin ameliyathane ünitesinde görev alan ve araştırmaya katılmayı kabul eden cerrah, anestezist, ameliyathane hemşiresi, anestezi teknisyeni ve yardımcı sağlık personeli (n=168) oluşturmuştur. Çalışmanın sonunda; katılımcıların %52,2'si (n=86) cerrahi dumanın solunmasına karşı hangi kişisel koruyucu ekipmanları kullanması gerektiğini bilmediği ve dumana karşı koruyuculuğu hakkında fikir sahibi olmadığı görüldü. Katılımcıların %85,1'inin (n=143) cerrahi dumana maruz kaldığı görüldü. Katılımcıların cerrahi dumana maruz kaldıktan sonra yaşanan semptomlar değerlendirildiğinde; çoğunlukla baş ağrısı (n=110), boğaz irritasyonu (n=110), yorgunluk (n=107), öksürük (n=98) ve göz yaşarması (n=73) yaşadığı saptandı. Katılımcıların büyük bir kısmının cerrahi duman ile ilgili eğitim almadığı ve duman tahliye sistemleri hakkında katılımcıların yarısından fazlasında bilgi eksikliği olduğu tespit edilmiştir. Cerrahi duman riskleri ve alınan önlemler konusunda sağlık çalışanlarının bilgi ve uygulamaları ile meslek, eğitim durumu ve operasyon odasında çalışma yılları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05)

Ameliyathane hemşireliğiAmeliyathanelerCerrahi+5
Şükrü Aykut Arğut
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Servikal spinal travmalı hastanın ameliyat sonrası bakımına ilişkin senaryo temelli simülasyon ve hibrit yönteminin hemşirelik öğrencilerinin anksiyete, bilgi ve becerilerine etkisi

Bu çalışma, servikal spinal travmalı hastanın ameliyat sonrası bakımında senaryo temelli simülasyon ve hibrit yönteminin, hemşirelik öğrencilerinin anksiyete, bilgi ve becerilerine etkisini belirlenmek amacıyla ileriye yönelik kontrol gruplu yarı deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Çalışma evrenini Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi 140 dördüncü sınıf öğrencisi, örneklemini ise; kontrol (16), simülasyon (16) ve hibrit (16) grubundan oluşan toplam 48 gönüllü öğrenci oluşturmuştur. Çalışmanın ilk aşamasında tüm öğrencilere spinal travmalı hasta bakımı ile ilgili eğitim verilmiş, sonraki aşamada simülasyon ve hibrit (standart hasta ile birlikte simülasyon) grubu öğrencilerine simülasyon uygulaması yapılmıştır. Çalışmada durumluk sürekli anksiyete ölçeği ve senaryoya ilişkin bilgi ve uygulamaları değerlendirme formları kullanılmıştır. Veriler sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, eşleştirilmiş t test ve tek yönlü varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Çalışmada grupların eğitim öncesi, eğitim sonrası ve simülasyon sonrası durumluk sürekli anksiyete toplam puanı, sürekli anksiyete puanı ve spinal travmalarda bilgi-uygulama puanı ortalamalarında istatistiksel olarak fark bulunmuş (p<0,05) olup gruplar arasında durumluk sürekli anksiyete ve spinal travmalarda bilgi-uygulama puanı ortalamaları arasında ise istatistiksel fark bulunmamıştır (p<0,05). Çalışmada hibrit grubunun simülasyon uygulaması sonrası puan ortalamalarının simülasyon grubundan daha yüksek olduğu (p<0,05) belirlenmiştir. Ayrıca öğrenciler simülasyon uygulamasında fiziksel ve duygusal olarak en çok stres, yetersizlik/tecrübesizlik ve mankenin gerçeklik duygusu vermemesi hissini yaşadıklarını; hibrit yöntemine ilişkin ise her iki yöntemin birlikte kullanılmasını yararlı bulduklarını ifade etmişlerdir. Bu sonuçlar doğrultusunda çalışmada kullanılan hibrit yöntemin farklı cerrahi hastalıkları hemşireliği senaryolarında kullanılması ve özellikle standart hastalı simülasyon eğitimlerinin yaygınlaştırılması önerilmektedir.

AnksiyeteBenzetimBenzetim tekniği+7
Atiye Erbaş
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin ve bu ünitelerden hizmet alan hastaların hastamahremiyetine ilişkin görüşleri

Araştırma yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin ve bu ünitelerden hizmet alan hastaların hasta mahremiyetine ilişkin görüşlerini belirlemek amacıyla niteliksel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik desen kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma Ankara Eğitim Araştırma Hastanesi Anestezi Reanimasyon, Kardiyovasküler cerrahi, Beyin ve Sinir Cerrahisi yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşireler ve bu yoğun bakım ünitelerinden hizmet aldıktan sonra servise çıkarılan hastalar üzerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma örneklemi niteliksel verilerin toplandığı olasılıksız örnekleme yöntemlerinden amaçlı örnekleme ile 14 hasta ve 14 hemşireden oluşmuştur. Araştırmada veri doygunluğu esas alınmış olup, hasta ve hemşire için tanıtıcı bilgi formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Ses kayıt cihazına kaydedilen 14 hasta ve 14 hemşireye ait yarı yapılandırılmış derinlemesine bireysel görüşmeler, bilgisayar ortamında yazılarak transkript haline getirilmiştir. İçerik analizi sonucunda bağlam (hemşire: 4 hasta: 4), tema (hemşire:14 hasta:13) ve alt temalar (hemşire: 29 hasta: 23) oluşturulmuştur. Çalışma sonucunda hastaların tamamının cerrahi girişim gerektiren hastalıklar sebebiyle tedavi edildiği ve yoğun bakım ünitesinde yatış süresinin ortalama 4,5±3,7 gün olduğu saptanmıştır. Hemşirelerin ise çoğunluğunun kadın ve lisans mezunu olduğu ve mahremiyet ile ilgili eğitim aldığı belirlenmiştir. Ayrıca mahremiyete ilişkin hiçbir hemşirenin makale okumadığı belirlenmiştir. Hemşire ve hastalar için mahremiyet kavramı, mahremiyeti koruma, mahremiyet ihlali ve beklenti bağlamları ortaya çıkmıştır. Ayrıca hemşire ve hastalar için fiziksel mahremiyet, kişisel bilgilerin paylaşılmaması, paravan/ perde kullanımı, önlük/çarşaf kullanımı, hemşire sayısının yetersiz/hasta sayısının fazla olması, denetim eksikliği ve ekipman eksikliği vb. alt temalar saptanmıştır. Bu araştırma sonuçlarına göre hastane yönetimi tarafından yoğun bakım ünitelerinin hasta mahremiyetinin korunmasına yönelik düzenleme yapılması önerilmektedir.

Serpil Akgül
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesinde enteral beslenen hastalarda gastrik rezidü yönetimi

Bu araştırma, erişkin hastalardan aspire edilen gastrik rezidünün, hastaya geri verilmesinin ya da atılmasının biyokimyasal değerler üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapıldı. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Anabilim Dalı Yoğun Bakım Ünitesi'nde 21 Ekim 2013 - 20 Temmuz 2014 tarihleri arasında planlanan örneklem sayısına ulaşılıncaya kadar yürütüldü. Aratırmanın örneklemini, nazogastrik tüp ile enteral beslenmeye başlanan ve araştırmanın sınırlılıklarına uygun birinci grupta 30 hasta, ikinci grupta 30 hasta ve kontrol grubunda 30 hasta olmak üzere toplam 90 hasta oluşturdu. Randomize kontrollü olarak planlanan araştırmada, birinci ve ikinci grup araştırmanın temel verilerini, kontrol grubu ise randomize kontrollü çalışmalar için gerekli adımı oluşturdu. Veri toplama aracı olarak literatüre dayalı olarak geliştirilen, olgu izlem formu kullanıldı. Birinci ve ikinci gruptaki hastalar, gastrik rezidü yönetimine göre beslenme algoritması kullanılarak, kontrol grubundaki hastalar ise araştırmanın yapıldığı klinikteki rutin uygulama baz alınarak sürekli beslendiler ve 7 gün süre ile izlendiler. Hastalar için hedeflenen toplam kalori düzeyine ulaşıldığında 6 saat ara ile gastrik rezidü kontrolü yapıldı. Birinci grubun gastrik rezidü kontrollerinde geri çekilen gastrik içeriklerin en fazla 250 ml.'si geri verildi. İkinci grubun gastrik rezidü kontrollerinde geri çekilen gastrik içerikler atıldı. Kontrol grubunda ise gastrik rezidü kontrolü yapılmadı. Araştırmanın başlangıcında ve 7. gün sonunda hastaların AST, ALT, CRP, prealbumin, total kolesterol, transferrin, trigliserit, hemoglobin, hematokrit, üre, kreatinin, sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, klorür, fosfor ve glikoz değerleri ve 4. günde ise üre, kreatinin, sodyum, potasyum, kalsiyum, klorür, magnezyum, fosfor ve glikoz değerleri kontrol edildi. Verilerin analizinde Shapiro-Wilk Test, Oneway-Anova, Bonferroni Test, Kruskal-Wallis Test, Wilcoxon-Rank Test, Mann-Whitney Test ve Ki-kare Testi kullanıldı. Araştırma sonuçlarına göre; gastrik rezidü kontrolü öncesinde, sonrasında ve kontrol grubunun sistolik tansiyon ve nabız değerlerinde fark olmadığı (p>0,05), diastolik tansiyon ve ateş değerlerinde fark olduğu saptandı (p<0,05). Biyokimya testlerinin yapıldığı günlerde hastaların aldıkları besin miktarları ve hastaların sıvı dengeleri açısından gruplar arasında fark olmadığı saptandı (p>0,05). Hastalardan çekilen gastrik rezidü miktarları açısından gruplar arasında fark olmadığı saptandı (p>0,05). Hastaların AST, ALT, CRP, prealbumin, total kolesterol, transferrin, hemoglobin, hematokrit, üre, kreatinin, sodyum, potasyum, kalsiyum, magnezyum, klorür ve glikoz değerleri açısından gruplar arasında fark olmadığı (p>0,05), trigliserit ve fosfor değerleri açısından gruplar arasında fark olduğu saptandı (p<0,05). Hastalarda gelişen kusma, diyare, distansiyon ve konstipasyon gibi gastrointestinal sistem komplikasyonları açısından gruplar arasında fark olmadığı saptandı (p>0,05). Sonuçlar doğrultusunda gastrik sıvının ve elektrolit dengesinin devamlılığına katkı sağlaması için aspire edilen gastrik içeriğin hastaya geri verilmesi önerilmektedir.

Burcu Totur Dikmen
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ameliyathane çalışanlarının hasta güvenliği tutumları

Bu çalışma ameliyathane çalışanlarının hasta güvenliği tutumlarını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi merkezi ameliyathane çalışanı 200 kişi (cerrah, anestezist, anestezi hemşiresi, anestezi teknisyeni ve ameliyathane hemşiresi) araştırma kapsamına alındı. Veriler Güvenlik Tutumları Ölçeği ve Çalışan Bilgi Formu kullanılarak elde edildi. Verileri betimsel olarak sunmak için frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Veriler arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla tek yönlü varyans analizi (ANOVA), t testi, Kruskall Wallis H Testi, Mann Whitney U Testi kullanılmıştır. Ameliyathanede çalışanların tanıtıcı özellikleri ile, güvenlik tutumları karşılaştırıldığında; 6-10 yıl ve 11 yıl ve daha fazla süreyle uzmanlık deneyimi olanlar, sadece gündüz ve kendi isteğiyle çalışanlar ile, haftada ortalama 40 saat çalışanların ve kurumda çalışmaya başlarken oryantasyon programına katılanlar ile kurumda hizmet içi eğitim programlarına katılanların güvenlik tutumları puan ortalamalarının yüksek, aralarındaki farkın anlamlı olduğu belirlendi. Çalışanların kendi meslektaşları ile karşılaştırıldığında diğer ekip üyeleri ile daha iyi iletişim ve işbirliği içinde oldukları belirlendi. Çalışanların stres düzeyini azaltacak uygulamaların planlanması, çalışma saatlerinin yasalara göre düzenlenmesi, kurumda çalışmaya başlamadan önce tüm çalışanların oryantasyon programına katılması, meslek gruplarının birbirleri ve diğer ekip üyeleri ile iletişim ve işbirliğini geliştirecek uygulamaların düzenlenmesi, hasta güvenliği ile ilgili hizmet içi eğitim programları hazırlanıp yönetim kadrosu da dahil edilerek tüm çalışanların katılması önerildi.

AmeliyathanelerHasta güvenliği
Fatma Susam Özsayın
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin cerrahi hastasının beslenmesi konusunda bilgi, tutum ve uygulamalarının incelenmesi

Cerrahi hastalarının sağlığını korumak ve sürdürmek için hastaların yeterli beslenmesi gerekir. Cerrahi hemşireleri, holistik bakım rolleriyle hastaların yeterli beslenmesinin sağlanmasında önemli bir yere sahiptir. Bu araştırma, cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin cerrahi hastalarının beslenmesine ilişkin bilgi, tutum ve uygulamalarını belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırma Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi cerrahi birimlerde Haziran-Ekim 2014 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmanın örneklemini, araştırmanın yapıldığı hastanelerin cerrahi kliniklerinde görev yapan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 252 hemşire oluşturdu. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından geliştirilen ve cerrahi hemşirelerinin sosyodemografik özelliklerine ilişkin sorularla, cerrahi hemşirelerinin beslenmeye ilişkin bilgilerini, tutumlarını ve uygulamalarını değerlendiren toplam dört bölüm, 48 sorudan oluşan ve uzman görüşü alınan anket formu kullanıldı. Veriler; bilgisayar ortamına işlenerek sayı, yüzde, ortalama, Kolmogrov Smirnov, Shapiro-Wilk, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testleri, Cronbach's α ve Spearman rank korelasyon analizleriyle değerlendirildi. Araştırmaya katılan hemşirelerin yaş ortalamasının 32.51±6.88 olduğu, %65,9'unun cerrahi hastasında beslenmeye yönelik eğitim aldığı, hemşirelerin bilgi düzeyi puanının 39.39, tutum puanının 42.94 olduğu, hemşirelerin %63,9'unun bilgi düzeyinin "iyi" düzeyde olduğu saptandı. Hemşirelerin yaş ve çalışma yılı yükseldikçe bilgi puanlarının arttığı, eğitim alan hemşirelerde tutum puanlarının daha yüksek olduğu ve bilgi düzeyi puanı arttıkça tutum puanlarının da arttığı saptandı. Hemşirelerin %44.8'inin kliniğe yatan tüm hastalara beslenme tanılamasını yaptıkları, %85.7'sinin bir hastanın yeterli beslenmediğini düşündüklerinde doktora bildirdikleri, %66.7'sinin beslenme yönünden risk grubunda olan hastalar için yeterli zaman ayırdıkları, %71.8'i hastaların beslenme durumunu "beslenme tanılaması yapıp, diyetisyen ve doktorla çalışarak" yönettikleri saptandı. Araştırma sonucunda cerrahi hemşirelerinin beslenmeye ilişkin bilgi düzeyi puanları arttıkça tutum puanlarının da arttığı saptandı. Bu doğrultuda, hastanelerde cerrahi hastasında beslenmenin önemi ve hastalardaki sonuçları hakkında hizmet içi eğitimler planlanması ve hastaların beslenme durumlarının değerlendirilmesini kapsayan standartlar geliştirilmesi önerilir.

Melike Karasu
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının yoğun bakımlarda deliryum yönetimlerinin incelenmesi

Yoğun bakım ünitesinde, hastadan ve ünitenin özelliklerinden kaynaklanan faktörler, hastanın psikolojik ve mental durumunda değişimlere neden olabilmektedir. Yoğun bakımlarda ki sağlık çalışanları deliryumu tanılamada ve önlemede önemli rollere sahiptir. Bu araştırma; Yoğun bakımda çalışan hemşire ve hekimlerin deliryum yönetimleri konusunda bilgi tutum ve uygulamalarını incelemek amacıyla yapıldı. Araştırma İzmir ilinde bulunan Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi ve Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Kasım 2014 - Şubat 2015 tarihleri arasında yapıldı. Araştırmanın örneklemini, araştırmanın yapıldığı hastanelerin yoğun bakım ünitelerinde görev yapan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 175 sağlık çalışanı oluşturdu. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen sosyodemografik özelliklerine ilişkin soru formu ve litaratür bilgisi doğrultusunda geliştirilen deliryum ile ilgili bilgi, tutum ve uygulamalar soru formu olmak üzere toplam dört bölüm, 47 sorudan oluşan ve uzman görüşü alınan anket formu kullanıldı. Bunlardan 9 tanesi sosyodemografik özellikleri, 19 tanesi deliryuma ile ilgili bilgi soruları, 10 tanesi tutum soruları ve 9 tanesi de uygulama sorusundan oluşmaktadır. Araştırma sonucunda elde edilen verilerin değerlendirilmesi bilgisayar ortamında SPSS- Statistical Package for Social Science (SPSS ) paket programında yapılmıştır. Veriler; bilgisayar ortamına işlenerek sayı, yüzde, ortalama, Kolmogrov Smirnov, Shapiro-Wilk, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testleri, Cronbach's α ve Spearman rank korelasyon analizleriyle değerlendirildi. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının yaş ortalamasının 30.81±3.88 olduğu, %66.9'unun deliryum ile ilgili eğitim aldığı, sağlık çalışanlarının; bilgi düzeyi puanının 12,6 , tutum puanının 39,6 ve uygulama puanının 23,6 olduğu , sağlık çalışanlarının bilgi düzeyinin %75.4 ünün bilgi düzeyinin "iyi" oladuğu saptandı. Çalışma yılı arttıkça kişilerin bilgi düzeyi arttığı saptandı. Sağlık çalışanlarının deliryum hakkında eğitim alma durumlarına göre; deliryum ile ilgili bilgi tutum ve uygulama puan ortalamalarının karşılaştırılması incelendiğinde sadece bilgi puan ortalamalarının eğitim alma durumuna göre anlamlı fark oluşturduğu saptandı. Eğitim alanların bilgi puanı daha yüksek olduğu saptandı. Meslek gruplarının ikili olarak bilgi, tutum ve uygulama skorlarının karşılaştırıldığında; yoğun bakım hemşiresi ve asistan doktor arasında bilgi ve uygulama skoru, yoğun bakım hemşiresi ve uzman doktor arasında tutum skoru, asistan doktor ve uzman doktor arasında tutum ve uygulama skoru karşılaştırıldığında istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Deliryumu tanılama durumları incelendiğinde 151'i (%86,3) tanılama yapmadıklarını ifade etmişlerdir. Araştırmada bulunan sonuca göre deliryum tanılaması yapma oranı oldukça düşük saptandı. Araştırma sonucunda yoğun bakım sağlık çalışanlarının bilgi puanı arttıkça, uygulama puanının arttığı, uygulama puanı arttıkça da tutum puanının arttığı saptandı. Bu doğrultuda; hastanelerde yoğun bakım hastasında deliryum tanılamasına yönelik hizmet içi eğitim verilmesi ve tanılamak için; deliryum tanılama standartlarının geliştirilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: Deliryum, Sağlık Çalışanı, Bilgi, Tutum, Davranış, Deliryum Tanılama

Neslihan Sarı
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Bakım paketi uygulamasının ventilatör ilişkili pnömoni hızına etkisinin incelenmesi

Yarı deneysel tipteki araştırmada, bakım paketi uygulamasının ventilatör ilişkili pnömoni (VİP) hızına etkisinin incelenmesi amaçlandı. Bu çalışmada VİP Bakım Paketi "el hijyeni, ağız bakımı, yatak başı elevasyonu, kaf basıncı izlemi, peptik ülser profilaksisi, derin ven trombozu (DVT) profilaksisi, sedasyona ara verilmesi ve mekanik ventilatörden ayırmaya çalışma" parametrelerinden oluştu. Araştırma kapsamına, 7 Nisan - 31 Ekim 2014 tarihleri arasında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Anabilim Dalı Yoğun Bakım Bilim Dalı'nda yatan, mekanik ventilatöre bağlı, yakınları tarafından araştırmaya katılmasına izin verilen, 18 yaş ve üzeri 128 hasta dahil edildi. Bu çalışmanın protokolü üç aşamadan oluştu. Birinci aşamada yoğun bakım ünitesi (YBÜ) hemşirelerinin VİP Bakım Paketine uyumlarını saptamaya yönelik gözlem yapıldı. İkinci aşamada YBÜ hemşirelerine VİP Bakım Paketi konusunda eğitim verildi. Üçüncü aşamada ise eğitim sonrası VİP Bakım Paketine uyumun VİP'e etkisi incelendi. Araştırmadan elde edilen veriler; Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) for Windows 21.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, Fisher's Exact Testi, Mann Whitney-U Testi kullanıldı. Tüm sonuçlar için p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Hemşirelerin el hijyenine uyumunun eğitim sonrası dönemde %81.7'den (n:1151) %97.6'ya (n:1440) yükseldiği bulundu. Hemşirelerin eğitim sonrası el hijyenine uyumlarının eğitim öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı belirlendi (p:0.0001 p<0.05). Hemşirelerin ağız bakımına uyumunun eğitim sonrası dönemde %36.3'den (n:511) %98.4'e (n:1451) yükseldiği bulundu. Hemşirelerin eğitim sonrası ağız bakımına uyumlarının eğitim öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı belirlendi (p:0.0001 p<0.05). Yatak başı elevasyonuna hemşirelerin uyumunun eğitim sonrası dönemde %60.0'tan (n:846) %94.6'ya (n:1396) yükseldiği saptandı. Hemşirelerin eğitim sonrası yatak başı elevasyonuna uyumları eğitim öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmıştır (p:0.0001 p<0.05). Hemşirelerin kaf basıncı izlemine uyumunun eğitim sonrası dönemde %61.5'ten (n:866) %97.4'e (n:1437) yükseldiği bulundu. Hemşirelerin eğitim sonrası kaf basıncı izlemine uyumu eğitim öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artmıştır (p:0.0001 p<0.05). Hemşirelerin peptik ülser profilaksisine uyumunun eğitim sonrası dönemde %99.9'dan (n:1408) %100.0'e (n:1475) yükseldiği bulundu. Hemşirelerin eğitim öncesi ile eğitim sonrası peptik ülser profilaksisine uyumları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamaktadır (p:0.489 p>0.05). Hemşirelerin DVT profilaksisine uyumunun eğitim sonrası dönemde %70.0'ten (n:986) %75.5'e (n:1113) yükseldiği saptandı. Hemşirelerin eğitim sonrası DVT profilaksisine uyumlarının eğitim öncesinden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek belirlendi (p:0.001 p<0.05). Hemşirelerin sedasyona ara verilmesi ve mekanik ventilatörden ayırmaya çalışmaya uyumunun eğitim öncesinde %100.0 (n:1409) eğitim sonrasında ise %100.0 (n:1475) olduğu saptandı. Hemşirelerin VİP Bakım Paketine uyumun eğitim öncesi dönemde %10.8 (n:152) iken eğitim sonrasında %89.8 (n:1324) olduğu belirlendi. Hemşirelerin eğitim sonrası VİP Bakım Paketine uyumu eğitim öncesinden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p:0.0001 p<0.05). Çalışmada VİP hızı eğitim öncesi dönemde 15.91/103 ve eğitim sonrası dönemde 8.50/103 ventilatör günü olarak saptandı. VİP hızının eğitim sonrası dönemde eğitim öncesi döneme göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde azaldığı belirlendi (U:0.00 p:0.0001 p<0.05). Sonuç olarak kanıta dayalı rehberler doğrultusunda hazırlanmış eğitim ile VİP Bakım Paketi uygulamasının VİP hızını azalttığı belirlendi. Bu nedenle mekanik ventilatöre bağlı hastaların bakımında VİP Bakım Paketinin kullanılması önerilmektedir.

Aliye Okgün Alcan
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Radikal prostatektomi sonrası hastaların üriner inkontinans deneyimleri

Amaç: Nitel ve nicel yöntemin birlikte kullanıldığı karma tipteki bu araştırma, radikal prostatektomi sonrası hastaların üriner inkontinans deneyimlerini belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Çalışmanın evrenini 24 Mayıs 2013 - 26 Mart 2015 tarihleri arasında radikal prostatektomi ameliyatı sonrası üriner inkontinans gelişen 58 hasta, örneklemini 44 hasta oluşturdu. Veriler, hastaların tanıtıcı bilgilerini içeren soru formu, yarı yapılandırılmış odak grup soru formu, inkontinans yaşam kalitesi ölçeği, uluslararası idrar kaçırma ile ilgili konsültasyon kısa formu ve inkontinans etki soru formu ile toplandı. Toplam 6 odak grup görüşmesi yapıldı. Verilerin Değerlendirilmesi; Nicel verilerin değerlendirilmesi, sayı, yüzde, Kruskal-Wallis, Mann-Whitney-U ve korelasyon analizi ile yapıldı. Bulgular: Yapılan istatistiksel analizler sonucunda hastaların üriner inkontinans yaşam kalitelerinin orta düzeyde (81,65±24,86) olduğu belirlendi. Hastaların yaş grupları, ameliyattan sonra geçen süre, önlem alma, malzeme ve ped kullanım durumları ile yaşam kalitesi puan ortalamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Araştırma sonucunda yarım insan, sevimsiz bir iş, hayatta kalmak büyük ödül ve sosyal izolasyon olmak üzere 4 ana tema belirlendi. Sonuç: Ameliyat sonrası erken dönemdeki üriner inkontinans nedeniyle hastaların fiziksel, psikolojik ve sosyal yönden zorluklar yaşadıkları ve yaşantılarının olumsuz etkilendiği belirlendi. Anahtar Kelimeler: Radikal prostatektomi; üriner inkontinans; deneyim

Ayla Yavuz Karamanoğlu
Ege University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Abdominal masajın mekanik ventilasyondaki hastalarda enteral beslenmeye bağlı ventilatör ilişkili pnömoni ve boşaltım üzerine etkisi

Amaç: Çalışmanın amacı mekanik ventilasyonda (MV) enteral beslenen hastalarda abdominal masajın ventilatör ilişkili pnömoni (VİP) ve boşaltım üzerine etkisini belirlemekti. Materyal ve Metot: Randomize kontrolü deneysel türde olan araştırma, Ağustos 2015- Haziran 2017 tarihleri arasında yapıldı. Atatürk Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi Hastanesi Beyin Cerrahi ile Anestezi ve Reanimasyon yoğun bakım ünitelerinde yürütüldü. Araştırmada örnekleme yöntemine gidilmedi, evrenin tamamına ulaşılmaya çalışıldı ve araştırmaya alınma kriterlerini sağlayan 74 hasta ile çalışma yürütüldü. On bir hastada araştırma sürecinde dışlanma kriterleri oluştuğu için çalışma 63 hasta ile tamamlandı (31 deney, 32 kontrol). Çalışma verileri toplandıktan sonra örneklem büyüklüğünün yeterliliğini belirlemek için güç analizi yapıldı ve örneklem büyüklüğünün yeterli olduğu saptandı. Veri toplamada tanıtıcı özellikler formu, hasta izlem formu, Bristol dışkı kıvamı skalası, ağız değerlendirme ölçeği kullanıldı. Hastalar MV'ye bağlandıktan 48 saat sonra, 3 gün süre ile günde 2 kez ziyaret edilerek formlar uygulandı. Deney grubu hastalarına günde 2 kez sabah ve akşam bakım saatinden önce 15 dakika abdominal masaj yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik dağılım, ortalama, ki kare testi, bağımsız gruplarda t testi, Mann- Whitney U testi, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, McNemar, Tukey, Z ve Fridman testi kullanıldı. Bulgular: Gruplar arasında yapılan ölçümlerde deney grubunda kontrol grubuna göre gastrik rezidüel volüm, kusma, abdominal distansiyon az; dışkı kıvamı normale yakın; defekasyon sıklığı fazla bulundu. Gruplar arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Grup içi değerlendirmelerde deney grubunda gastrik rezidüel volüm, abdominal distansiyon ve VİP kontrol grubuna göre daha düşüktü. Grup içindeki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.05). Sonuç: Abdominal masajın VİP gelişimini azalttığı, boşaltımı düzenlediği belirlendi. Bu sonuç doğrultusunda abdominal masajın enteral beslenen MV'ye bağlı hastalarda uygulanması önerilebilir.

AbdomenDışkılamaEnteral beslenme+7
Vesile Eskici
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Soğuk uygulamanın açık kalp ameliyatı sonrası derin solunum ve öksürük egzersizlerine bağlı ağrıya etkisi

Amaç: Çalışmanın amacı; soğuk uygulamanın, açık kalp ameliyatı sonrası derin solunum ve öksürük egzersizlerine bağlı ağrıya etkisini belirlemekti. Materyal ve metot: Deneysel türde olan çalışma, Mayıs 2015-Temmuz 2017 tarihleri arasında yürütüldü. Örneklem büyüklüğü çalışmaya başlamadan yapılan güç analizi ile belirlendi. Minimum örneklem büyüklüğü, her bir grup için 19 hasta olarak saptandı. Araştırmanın güvenirliğini artırmak için, basit rastgele örneklem yöntemiyle belirlenen ve araştırma kriterlerine uyan 66 hasta (33 deney, 33 kontrol) örnekleme alındı. Çalışma 57 hastayla tamamlandı (29 Deney, 28 Kontrol). Veri toplamada, Tanıtıcı Özellikler, Kısa Mc Gill Melzeck Ağrı Soru Formu, Fizyolojik Parametreler, Soğuk Uygulamaya Yönelik Düşünceler ve Analjezik İsteme/Uygulanma Formu kullanıldı. Veriler, ameliyattan 24 saat sonra hastalardan üç aşamalı (egzersiz öncesi, sonrası, 5 dk sonrası) ve 2 saat arayla 4 kez uygulamalı bir süreçte toplandı. Deney grubuna 1. ve 3. uygulamalarda 15 dk soğuk uygulama yapıldı. Veriler; ki kare, t testi, tekrarlı ölçümler ve iki yönlü tekrarlı ölçümler analiziyle değerlendirildi. Bulgular: Deney grubunda soğuk uygulama yapılan 1. ve 3. uygulamalarda, soğuk uygulama yapılmayan 2. ve 4. uygulamalara göre, egzersizden sonra ve 5 dakika sonra ağrı değerlendirmeleri, grup içi ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşüktü (p< 0.05). Fizyolojik parametre ölçümlerinde her iki grupta gruplar arasındaki fark anlamsızdı (p>0.05). Egzersize bağlı ağrıda analjezik uygulanan hasta oranı deney grubundan düşüktü, gruplar arası fark anlamlıydı (p< 0.05). Sonuç: Soğuk uygulamanın açık kalp ameliyatı sonrası derin solunum ve öksürük egzersizine bağlı ağrıyı azalttığı bulundu. Bu sonuç doğrultusunda ağrı yönetiminde soğuk uygulama önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Açık kalp ameliyatı, ağrı, derin solunum ve öksürük egzersizi, hemşirelik, soğuk uygulama

AğrıAğrı-postoperatifCerrahi+6
Gülden Küçükakça Çelik
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Kalp damar cerrahisi yoğun bakım ünitesinde kliniğe taşınmada planlı eğitimin hastaların taşınma kaygısı üzerine etkisi

V ÖZET Bu araştırma, Erzurum ili, Atatürk Üniversitesi Süleyman Demirel Tıp Merkezi Aziziye Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesi (YBÜ)'nden kliniğe taşınmada, planlı eğitimin hastaların taşınma kaygısı üzerine etkisini incelemek amacı ile yarı deneysel olarak yapılmıştır. Veriler, 9 Nisan 2001 - 14 Nisan 2002 tarihleri arasında, 30'u kontrol, 30'u deney grubu olmak üzere 60 hastadan toplanmıştır. Veri toplamada; hastaların tanıtıcı özelliklerine ve taşınmadan önce ve taşındıktan sonra taşınma konusunda neler düşündüklerine yönelik soruların yer aldığı hasta soru formu, Durumluk - Sürekli Kaygı Ölçeği ve UÇLA Yalnızlık Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı testler kullanılmıştır. Araştırma kapsamına alınan tüm hastaların, yaş ortalaması 47.4 (SS= 10.55, 25-69 yaş arası), % 61.7'si (n=37) erkek, %38.3'ü (n=23) kadın, % 98.3'ü evli (59), %1.7'si (n=l) bekar, %45'i (n=27) ilkokul mezunudur. Hastaların YBÜ'de kaldıkları gün sayısı ortalama olarak 2.8 (SS=,99)' dir. Kontrol grubundaki hastaların %50'si kliniğe taşındıktan sonra sağlık durumlanndaki değişiklikleri izlemek için kullanılan cihazların sayısında azalma olması nedeni ile korku hissettiklerini, deney grubundaki hastaların %100'ü korku hissetmediklerini ifade etmişlerdir. Klinikte hemşirenin her an yanlarında olmaması nedeni ile korktuğunu ifade eden hasta sayısı kontrol grubunda %46.7, deney grubunda %20'dir ve aradaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Kontrol ve deney grubundaki hastaların durumluk kaygı puan ortalamaları arasındaki fark, taşınma öncesi, sırası ve sonrasında, istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bulunmuştur (pO.001). Deney grubundaki hastaların durumluk kaygı düzeyi kontrol grubundakilerden daha düşük bulunmuştur. Kontrol ve deney grubundaki hastaların,VI yalnızlık puan ortalamaları arasındaki fark taşınma öncesi istatistiksel olarak önemsiz (p>0.05), taşınma sonrası ise önemli (p<0.05) bulunmuştur. Bu çalışmanın sonucunda elde edilen bulgular, planlı eğitimin taşınma kaygısını azaltmada etkili olduğunu göstermektedir. Bu sonuç doğrultusunda, standart YBÜ taşınma protokollerinin ve eğitim programlarının geliştirilip uygulanması önerilebilir.

Nadiye Özer
Atatürk University · Institute of Health Sciences
2002
00
Master'sOpen AccessTR

Cerrahi hastalarında karşılanamayan hemşirelik bakımı algısı ile hasta memnuniyeti arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Araştırma cerrahi hastalarında karşılanamayan hemşirelik bakım algısı ile hasta memnuniyeti arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı. Tanımlayıcı özellikteki çalışmanın örneklemini 130 hasta oluşturmaktadır. Çalışma verileri hasta tanıtım formu, misscare (karşılanamayan bakım) anketi-hasta ve Newcastle hemşirelik bakımından memnuniyet ölçeği kullanılarak toplandı. Veriler IBM SPSS 23 paket programında analiz edildi. Araştırma kapsamında bireylerin yaş ortalaması 48.9±16.7 ve %59.2'si erkektir. Hastaların %96.2'sinin refakatçisi bulunmakta olup %53.1'i ameliyat sonrası kendi bakımına katılabilecek yeterlilikte değildir. Hastaların hastanede yatış süreleri ortalama 2.8±1.2 gündür. Hastaların karşılanamayan hemşirelik bakım puanı ortalaması 24±7.4, iletişim alt boyutu 9.2±3.4, temel bakım alt boyutu 12.8±4.8 ve zaman alt boyutu 2.1±2.2 olarak saptandı. Hastaların memnuniyet ölçeği puanı 81.1±15.4 olarak belirlendi. Hastaların tamamına yakını düşme, deri bütünlüğünde bozulma/yatak yarası, ilaç uygulama hatası ve yeni enfeksiyon gelişme sorunu yaşamadığını belirtti. Damar yolu tıkanması (%20.0) ve damar yolundan cilt altına sızıntı (%16.2) olması durumları ile diğerlerine göre daha fazla karşılaştıkları belirlendi. Hastaların memnuniyet puanı ile karşılanamayan hemşirelik bakımı toplam puanı arasında yüksek düzeyde negatif yönlü (r=-0.638; p<0.001) bir ilişki bulunmaktadır. Bununla birlikte memnuniyet düzeyi ile hemşirelik bakımı iletişim alt boyutu arasında yüksek düzeyde negatif (r=-0.662; p<0.001), temel bakım alt boyutu arasında orta düzeyde negatif (r=-0.431; p<0.001) ve zaman alt boyutu arasında düşük düzeyde negatif (r=-0.174; p<0.001) bir ilişki bulunmaktadır. Hastaların yaş ve hastanede yatış sürelerinin karşılanamayan hemşirelik bakımı ile anlamlı bir ilişkisi bulunmazken (p>0.050), yaş arttıkça ve hastanede yatış süresi uzadıkça hasta memnuniyetinin azaldığı belirlendi. Sonuç olarak, karşılanamayan hemşirelik bakım algısı arttıkça hasta memnuniyeti azalmaktadır.

CerrahiHasta memnuniyetiHemşireler+4
Melek Demir
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2023
00