Karadeniz Technical University
Discipline

Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı

Karadeniz Technical University

29

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

29 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otistik çocuklarda kızamık, kızamıkçık, kabakulak antikorları

ÖZETOT ST K ÇOCUKLARDA KIZAMIK, KIZAMIKÇIK VE KABAKULAKANT KORLARIOtizm merkezi sinir sisteminin kompleks bir hastalı ı olup nörolojik vedavranı sal gerileme ile karakterizedir. Hastalı ın temel özellikleri sosyal etkile im veileti imde bozulma ile sınırlı ve tekrarlayıcı ilgi ve aktivitelerdir. Hastalı ın etyoloji vepatogenezi henüz tam olarak aydınlatılmamı tır.Güncel olan teoriler genetik faktörler,immünolojik olaylar, viral faktörler ve aydınlatılmamı birtakım faktörleri içerir.Etyolojide rolü olabilece i öne sürülen bir faktör de MMR a ısının otizmitetikleyebilece i yönündedir.Bu çalı mada bir grup otistik çocuk (grup 1) ve sa lıklı kontrolde (grup 2)serolojik olarak kızamık, kızamıkçık, kabakulak IgM ve IgG pozitifli ini kar ıla tırdık.Çalı mamıza 41 otistik hasta (80.7±32.9 ay) ve 28 sa lıklı kontrol ( 77.3±29.1 ay)alınmı tır. Erkek/Kız oranı otistik grupta 35/6 iken sa lıklı kontrol grubunda 24/4 idi.Gruplar arasında ya ve cinsiyet açısından anlamlı bir fark yoktu. Otizm düzeyinibelirlemek amacıyla ÇODÖ (Çocukluk Otizm De erlendirme Ölçe i) kullanıldı.Spesifik kızamık, kızamıkçık, kabakulak IgM, IgG antikorları ELISA yöntemi ilesaptandı. Spesifik kızamık, kızamıkçık, kabakulak IgM antikorları tüm çocuklardanegatif idi. Kızamık, kızamıkçık, kabakulak IgGpozitifli i açısından da her iki gruparasında anlamlı bir fark saptanamadı (p=0,431, p=0,908, p=0,836).Sonuç olarak bu çalı mada kızamık, kızamıkçık, kabakulak antikorları ile otizmarasında bir ili ki saptanmamı tır.Anahtar Sözcükler: Otizm, Kızamık, Kızamıkçık, Kabakulak.

Meryem Yelda Tan
Çukurova University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları kliniğine başvuran ergenlerin özellikleri

Gonca Gül Çelik
Çukurova University
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Okul reddi olan çocuk ve ergenlerin ailesel özellikleri

Amaç: Okul reddi yakınması olan çocukların ailesel özelliklerinin değerlendirilmesi ve okul reddi gelişiminde ailesel özelliklerin araştırılması amaçlanmıştır.Gereç ve Yöntem: Okul reddi yakınması olan 55 çocuk ve ana babası çalışmaya alınmış, kontrol grubuyla karşılaştırılmıştır. Ana-babalara sosyodemografik bilgi formu, Ayrılık Bunaltısı Bozukluğu Belirti Tarama Listesi, Beck Depresyon Ölçeği, Toronto Aleksitimi Ölçeği, Durumluk-Sürekli Bunaltı Ölçeği ve Ruhsal Belirti Tarama Listesi uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi ki-kare ve Mann whitney U testi ile yapılmıştır.Bulgular: Okul reddi grubunun 34'ü (% 61,8) erkektir. Okul reddi olan çocukların % 74,5'i ayrılık bunaltısı bozukluğu tanısı almıştır. Annesi ev hanımı ve eğitim düzeyi düşük olan çocuklarda, çalışan ve eğitim düzeyi yüksek annelerin çocuklarına göre anlamlı olarak daha sık okul reddi görülmüştür (p<0,0001). Okul reddi grubundaki ana-babaların bunaltı, depresyon ve aleksitimi düzeyleri kontrol grubuna kıyasla daha yüksek bulunmuştur (p<0,005). Ayrıca okul reddi grubundaki ana-babalarda, daha fazla ruhsal belirti saptanmıştır (p<0,0001). Ana-baba tarafından çocuğa fiziksel şiddet uygulanması (odds ratio, 9,2 [% 95 GA, 3,2-26,4]; p<0,0001); annede (odds ratio, 9,4 [% 95 GA, 1,1-77,6]; p=0,014), babada (odds ratio, 9,2 [% 95 GA, 2,0-42,8]; p<0,001) ya da çocukta (odds ratio, 5,8 [% 95 GA, 2,3-14,5]; p<0,0001) bedensel hastalık öyküsünün olması; annede (odds ratio, 2,4 [% 95 GA, 1,9-3,1]; p<0,0001), babada (odds ratio, 8,0 [% 95 GA, 1,0-67,6]; p=0,026) ya da geniş ailede (odds ratio, 13,1 [% 95 GA, 2,9-60,0]; p<0,0001) ruhsal hastalık varlığının okul reddi gelişimi için risk etmeni olduğu saptanmıştır.Sonuç: Genetik ve çevresel etmenler, çocuk ve ergenlerde, okul reddi gelişimine katkıda bulunmaktadır. Bu nedenle okul reddi gelişimine katkıda bulunan etmenlerin saptanarak gereken önlemlerin alınması, sağaltım sürecinde, klinisyenlere kolaylık sağlayacaktır.

AileErgenlerOkullar+2
Mustafa Kayhan Bahalı
Çukurova University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cinsel istismara uğrayan mağdurlarda gebelik öyküsünün ruhsal bozuklukla ilişkisi

ÖZET Cinsel ?stismara Uğrayan Mağdurlarda Gebelik Öyküsünün Ruhsal Bozuklukla ?li?kisi Amaç: Çocuk istismarı ve ihmali karma?ık nedenleri ve oldukça trajik sonuçları olan, tıbbi, hukuki, geli?imsel ve psikososyal kapsamlı ciddi bir sorundur. Cinsel ?stismarının önemli olumsuz sonuçlarından bir diğeri de istenmeyen gebeliklerdir. Bu çalı?manın amacı Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Olguları Değerlendirme Heyetinde değerlendirilen olgular arasında gebe olan, gebeliği herhangi bir nedenle sonlandırılan veya doğum yapmı? olguların klinik ve demografik özelliklerinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu çalı?mada Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Olguları Değerlendirme Heyetinde adli-tıbbı değerlendirmesinin yapılması ve/veya ruhen ve bedenen evlenip evlenemeyeceği hususlarında rapor düzenlenmesi amacıyla mahkemeler tarafından gönderilen 207 gebe adolesanın bilgileri geçmi?e dönük olarak incelendi. Bulgular: Olguların ortalama ya?ı 15,5 ± 1,6 yıl, ortalama eğitim süresi 6,0 ± 3,1 yıl; ortalama karde? sayısı 4,5 ± 2,8 idi. ?stismarcı yakınlığına bakıldığında olguların % 5,4'ünde baba ya da karde?, % 6,8'inde diğer bir aile üyesi, % 30,7'sinde aile dı?ından-akrabası olmayan bir tanıdığı veya yabancı biri, ve % 71,7'sinde e?i kabul edilen ki?i idi. Olguların % 97,1'inde penetrasyon öyküsü mevcut idi. Olguların % 17,4'ünde fiziksel istismar öyküsü, % 88,4'ünde ihmal mevcut idi. Olguların % 81,6'sı ailesinin kendine kar?ı destekleyici-koruyucu olduğunu bildirirken, ailelerin % 18,4'ü kızlarına kar?ı baskılayıcı-sınırlayıcı idi. Sonuç: Adolesan gebelerin takip ve tedavisinde multidisipliner bir yakla?ım sağlanmalıdır. Adolesanlar gebeliği ile ilgili kararı verirken, anne adayına gereken yardım ve desteğin sağlanması önemlidir. Gebeliği sürdürmeyi seçen adolesanlar doğum öncesi bakım için yönlendirilmelidir. Gebeliğin sonlandırılması kararında ise i?lem sonrası doğum kontrolü için danı?manlık yapılmalıdır. Anahtar Sözcükler: Adli-tıbbi değerlendirme, çocuk istismarı, cinsel istismar, adolesan gebelik.

Adli tıpBelirti ve semptomlarErgenler+3
Belgin Yoruldu
Çukurova University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Regresyonu olan ve olmayan Otizm Spektrum Bozukluğu tanılı çocukların elektroensefalogram bulguları

Amaç: Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanısı olan çocuklarda, regresyon olup olmamasına göre elektroansefalogram (EEG) bulgularının, laboratuvar ve psikometrik test sonuçlarının karşılaştırılması, regresyonun EEG bozukluğu ile ilişkisinin ortaya konmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, retrospektif ve kesitsel çalışma olarak tasarlandı. Ocak 2020 - Haziran 2023 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran, 0-6 yaş arası ve DSM-V'e göre OSB tanısı alan ve EEG'si çekilmiş toplam 160 hasta üzerinde yürütüldü. Olguların otizm davranış kontrol listesi (ABC-Autism Behavior Checklist) ve Değiştirilmiş Erken Çocukluk Dönemi Otizm Tarama Ölçeği (M-CHAT-The Modified Checklist for Autism in Toddlers), Ankara Gelişim Tarama Envanteri (AGTE) sonuçları, ve rutin olarak incelenen laboratuvar sonumları değerlendirildi. Olgular klinik olarak regresyon gösteren ve göstermeyen olmak üzere iki gruba ayrıldı. Bulgular: Regresyonu olan 56 (%35) ve regresyonu olmayan 104 (%65) çocuk olmakla toplam 160 olgu çalışma kapsamında değerlendirmeye alındı. Çalışmaya dahil edilen çocukların %81,9'u erkek, %18,1'i kızdı. Regresyonu olan ve olmayan gruplar arasında cinsiyet, nöbet öyküsü ve epilepsi tanısı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Yine, regresyon öyküsü olanlarda epilepsi ve/veya epileptiform EEG anormallikleri prevalansı, regresyon öyküsü olmayanlara kıyasla benzerdi. EEG bozukluğu, OSB'li olguların %38,1'inde görülmüştür, ancak regresyon ile EEG bozukluğu arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. OSB'li çocukların %52,1'inde fokal, %47,8'inde generalize anomali vardı, ancak bu anomali türleri ile regresyon arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Kelime ve cümle yaşları, regresyonu olmayan gruplarda daha yüksek olsa da, regresyonu olan ve olmayan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmadı. Regresyonu olan gruplarda tuvalet eğitimi yaşının, regresyonu olmayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha düşük olduğu tespit edildi. Baba yaşı, regresyonu olmayan gruba göre regresyonu olan grupta daha düşük bulunmuş ve bu fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Epileptik dalgaların kaynağına göre gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı. Epilepsi olan veya epileptik aktiviteye sahip olan OSB grubunda, bunların olmadığı gruba göre kız çocukların oranı, istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksek saptandı. Sonuç: Bu çalışma, OSB'li çocuklarda regresyon ve EEG arasındaki karmaşık ilişkiyi anlamak amacıyla detaylı bir analiz sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Otizm Spektrum Bozukluğu, epilepsi, elektroensefalogram.

ElektroensefalografiOtistik bozukluklarOtistik çocuklar+1
Esmıra Shukurova
Çukurova University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanılı olgularda internet bağımlılığının dikkat süresine etkisinin klinik önemi

Amaç: Çalışmamız, "Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)" tanısı konmuş ve çocuk psikiyatri polikliniğine başvuran hastalarda eş zamanlı olarak görülen "İnternet Bağımlılığı''nın (İB), dikkat süresine etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemi 10-18 yaş aralığında 200 DEHB tanılı ve 168 sağlıklı kontrolden oluşmuştur. Olgulara Young İnternet Bağımlılık Ölçeği, Ergenler İçin Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, İnternet Kullanım Anketi, Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği, Durumluk ve Süreklik Kaygı Ölçeği ve Stroop Test uygulanmıştır. Olguların ebeveynlerine Conners Anne-Baba Derecelendirme Ölçeği, Turgay Aile DEHB ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya 200 (% 54,3) DEHB tanısı ile takipli hasta grubu, 168 (% 45,7) sağlıklı kontrol grubu olmakla 368 olgu alınmıştır. Çalışmaya alınan hasta grubu olgulardan %71'i erkek, %29'u kız, olguların yaş ortalaması 12,9±2,4 idi. Kontrol grubu olguların % 33,9'u erkek, % 66,1'i kız, olguların yaş ortalaması 14,4±2,4 idi. Sonuç: Araştırmamızda DEHB sıklığının erkeklerde kızlardan 2,5 kat fazla olduğu, İB ile internet kullanım sıklığı, internet kullanım amacı, Kovacs depresyon ölçek alt puanları, Durumluk ve Süreklilik kaygı ölçekleri alt puanları, Ergenler için sosyal medya bağımlılık ölçeği alt puanları ile ilişkili oldukları görülmüştür.

Jeyran Ahmadova
Çukurova University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesi çocuk psikiyatrisi polikliniğine başvuran dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu bulunan çocuk ve ergenlerde psikiyatrik komorbidite

ÖZETB R ÜN VERS TE HASTANES ÇOCUK PS K YATR S POL KL N Ğ NEBAŞVURAN D KKAT EKS KL Ğ H PERAKT V TE BOZUKLUĞU BULUNANÇOCUK VE ERGENLERDE PS K YATR K KOMORB D TEDr. Murat YÜCEUzmanlık tezi, Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim DalıTez danışmanı: Doç. Dr. S. Salih ZOROĞLUEylül 2006, 79 SayfaDikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) çocukluk çağının en sıkgörülen, belirtileri sıklıkla ergenlikte ve erişkinlikte de devam eden psikiyatrikbozukluklarındandır. Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluklu olguların %50'sinden fazlasında psikiyatrik komorbid bozukluklar olduğu bilinmektedir.Ülkemizde yapılandırılmış veya yarı yapılandırılmış görüşme ölçeklerikullanılarak DEHB' ye eşlik eden psikiyatrik bozuklukları inceleyen bir çalışmayoktur. Biz dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluklu olgulardaki komorbidpsikopatolojiyi bir standardize tanı koyma aracı kullanarak değerlendirdik. Şubat2006-Mayıs 2006 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp FakültesiŞahinbey Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi polikliniğine başvuran 108 hastaya OkulÇağı Çocukları çin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi -Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli (ÇDŞG-ŞY-T) uygulandı. Olguların tümü DSM-IV'e göre DEHB tanısı almıştı. Olguların klinik özelliklerini, psikiyatrikkomorbiditelerini ve komorbiditelerin cinsiyet, yaş, DEHB alt tipi ve annekarnında nikotine maruz kalma ile ilişkisini inceledik. Olgularımızın %86.1' i (n:93) DEHB bileşik tip, %13.9' u DEHB dikkat eksikliği baskın tip tanısı almıştı;DEHB hiperaktivite-impulsivitenin önde geldiği tip tanısı alan hasta yoktu.Olguların %96.3'ünde (n: 104), karşıt olma karşı gelme bozukluğu (KOKGB) ( n:75, %69.4), anksiyete bozukluğu (n: 53, %49) ve duygudurum bozukluğu (n: 13,%12) gibi en az bir komorbid psikiyatrik bozukluk vardı. Olgularımız 6-18 yaşlarıarasındaydı. Cinsiyet, yaş, DEHB alt tipi ve anne karnında nikotine maruz kalmaarasında komorbidite için çalışmamızda sadece DEHB alt tipi önemlibulunmuştur. Olgularımızdaki komorbidite sıklıkları daha önce yapılançalışmalara benzer çıkmıştır. DEHB alt tipleri arasında, bileşik tipte komorbidbozukluk ve psikopatoloji sıklığının daha fazla olduğu görülmüştür.Anahtar kelimeler: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, Psikiyatrikkomorbidite

Murat Yüce
Gaziantep University
2006
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı olguların 11-17 yaş kardeşlerinde psikopatoloji ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), tanı alan olguyla beraber tüm aileyi olumsuz etkiler. Bu çalışmada DEHB'li olguların 11-17 yaş kardeşlerinde psikopatoloji ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi ayrıca DEHB'li olguların tedavi alıp almama durumuna göre kardeşlerin kendi aralarında ve kontrollerle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Örneklemimiz, yeni DEHB tanısı almış olguların kardeşleri (YT-DEHB-KRD, n=45), DEHB tanısı olan ve en az altı aydır takip ve tedaviye devam eden olguların kardeşleri (Takipli-DEHB-KRD, n=45) ve iki gruba benzer sosyodemografik özelliklere sahip, aktif psikopatolojisi olmayan kontrol olgularının kardeşlerinden (kontrol, n=45) oluşturuldu. Öncelikle yeni tanı/takipli ayırımı yapılmadan tüm kardeşler (DEHB-KRD, n=90) kontrollerle karşılaştırıldı. Sonrasında YT-DEHB-KRD, Takipli-DEHB-KRD, kontrol grupları değerlendirildi. Değerlendirmede; sosyodemografik veri formu, Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi (6-18 Yaş) - Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli, DSM-5 Kasım 2016 - Türkçe Uyarlaması (ÇDŞG-ŞY-DSM-5-T), Çocuklar için Depresyon Ölçeği, Çocuklar için Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri, Güçler ve Güçlükler Anketi-Ergen/Aile Formu, Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği-Çocuk/Ergen/Aile Formu, Conners Ebeveyn/Öğretmen Derecelendirme Ölçeği-Yenilenmiş Uzun Form, Dikkat Eksikliği ve Yıkıcı Davranış Bozuklukları için DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği kullanıldı. DEHB-KRD grubunun, ölçeklerin çoğunda kontrollere göre anlamlı olarak daha fazla güçlük yaşadığı, yaşam kalitesi algılarının daha olumsuz olduğu, ÇDŞG-ŞY-DSM-5-T'ye göre şimdiki/geçmiş tanı sıklığının anlamlı yüksek olduğu saptandı. DEHB-KRD grubunda ÇDŞG-ŞY-DSM-5-T'ye göre tanı almayan olguların da depresyon/anksiyete puanları kontrollerden anlamlı yüksekti. Anne yaşının düşük olması ve annede psikiyatrik hastalık varlığı kardeşlerdeki ÇDŞG-ŞY-DSM-5-T tanısı olasılığını arttırmaktaydı. ÇDŞG-ŞY-DSM-5-T'ye göre tanı alma sıklığı açısından YT-DEHB-KRD ile Takipli-DEHB-KRD grubu kendi aralarında anlamlı farklılaşmadı. Bu çalışmada, DEHB'li kardeşi olan olguların psikopatoloji ve yaşam kalitesi açısından, DEHB'li kardeşi olmayanlara göre daha olumsuz etkilendiği görülmektedir. Daha yüksek örneklemli uzunlamasına çalışmalardan elde edilecek bulgular, DEHB'li çocukların kardeşlerinin güçlükleri açısından daha net veriler sunacaktır. Anahtar Kelimeler: DEHB, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, kardeş, psikopatoloji, yaşam kalitesi

ErgenlerHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuKardeşler+3
Sevim Karaer
Fırat University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Probiyotiklerin yenidoğan sarılığı üzerine etkileri

Amaç: Yenidoğan bebekler çeşitli nedenlerle, bilirubin yükselmesi ve buna bağlı nörotoksite açısından diğer yaş gruplarına göre risk altındadırlar. Bu nedenlerin en önemlilerinden biri bilirubinin enterohepatik dolaşımının (EHD) artışıdır. EHD total serum bilirubin düzeyine yaklaşık %30 oranında ek yük getirmektedir. İntestinal mikroflora EHD'ı etkileyen önemli faktörlerden biridir. Bu çalışmada; normal spontan vajinal yol (NSVY) ile doğan ve sadece anne sütü ile beslenen bebeklerde, doğumdan hemen sonra başlanan probiyotik desteğinin yenidoğan sarılığı üzerine etkileri araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya, Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nde miadında ve NSVY ile doğmuş sadece anne sütü ile beslenen, 75'i çalışma ve 75'i kontrol grubunda yer almak üzere toplam 150 sağlıklı yenidoğan alındı. Çalışma grubundaki yenidoğanlara doğumdan hemen sonra, sıvı damla formunda probiyotik (Lactobacillus rhamnosus GG 109 CFU içeren Maflor® damla, Mamsel ilaç, Türkiye), günde bir kez beş damla olacak şekilde ağız yolu ile 10 gün süre ile verildi. Kontrol grubundaki yenidoğanlara ise yine doğumdan hemen sonra başlanmak üzere serum fizyolojik içeren sıvı damladan, günde bir kez beş damla olacak şekilde ağız yolu ile verildi. Her iki grupta yer alan vakalardan rutin incelemelerin yanı sıra kord, 3., 5. ve 10. bilirubin değerleri ölçüldü. Bütün vakaların dışkılama sıklıkları kaydedildi. Bulgular: Probiyotik alan grupta; 3., 5. ve 10. günlerde ölçülen ortalama total bilirubin düzeyleri kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük (p<0.05), ortalama dışkılama sayısı ise, istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek idi (p<0.05). Dışkılama sıklığı ile total serum bilirubin düzeyi arasında negatif korelasyon saptandı (3. gün (r:-0,804, p:<0,001), 5. gün (r:-0,818, p:<0,001) ve 10. gün (r:-0,648, p:<0,001) Çalışamaya alınan yenidoğanların hiçbirinde tedavi gerektirecek düzeyde hiperbilirubinemi saptanmadı. Sonuç: Doğumdan hemen sonra başlanan probiyotik desteği bilirubin metabolizmasını olumlu yönde etkileyebilir ve hiperbilirubinemi riskini azaltabilir. Probiyotiklerin bu olumlu etkisinin, dışkı sayısını artırma ve muhtemelen β glukuronidaz aktivitesinin baskılanmasına bağlı olarak bilirubinin enterohepatik dolaşımının azalması ile ilgili olduğu düşünülmüştür.

Bebek-yenidoğmuşBebek-yenidoğmuş hastalıklarıBebekler+4
Erdal Irmak
Karadeniz Technical University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara ilindeki üç ilköğretim okulu öğrencilerinin epilepsiye yaklaşımı ve hastalık hakkındaki bilgi düzeyleri

-1-GRŞEpilepsi, merkezi sinir sisteminde belirli bir işlevi olan nöron topluluğunun, ani, anormal vehipersenkron deşarjı sonucu ortaya çıkan yineleyici bozukluklar olarak tanımlanabilir.Dünyada, 10,5 milyon çocuk (<15 y) aktif epilepsi hastasıdır(28). Ülkemizde 1996 yılındayapılan çocukluk çağı epilepsi prevalans çalışmasında 8/1000 olarak bulunmuştur (63) .Epilepsi hem medikal hem de psikososyal açıdan hastalığın fiziksel belirtilerinden(40)daha büyük sorunların olduğu sosyal bir sorundur . Eskiden, çocukların psikososyalsorunlarının epilepsi ile ilişkili biyolojik faktörlere birincil özellik olarak düşünülürdü. Sonzamanlarda, damgalama, sosyal aktivitelerden dışlanması ve önyargının dahil olduğu sosyal(17, 8, 68)faktörlerinde etkili olduğu düşünülmektedir . Kronik hastalığı olan çocuklar sosyalçevrelerindeki zorluklardan kolayca etkilenmektedirler. Negatif etki epilepsi tanısı vetedavisine uyumlarında probleme yol açmaktadır (48).Eğitim, kişisel tavır ve davranışları etkilemede en önemli metoddur. Epilepsililerekarşı olan toplum görüş ve davranış değişimi, psikososyal zorluklarda azalmaya neden olabilir(32). Bu konuda tutum iki yolla gelişir:1-birincil sosyalleştirme ( çekirdek aile, geniş aile,model alma ve dolaylı öğrenme) 2-ikincil sosyalleştirme ( medya, okul, gruplar vb.). Tutumgelişiminde kritik dönem 12 ile 30 yaşları arasıdır. Spesifik tavırların en belirginleştiği dönem(62)21 ile 30 yaşları arasındadır . Aynı dönemde kişisel kimliğin geliştiği, meslek seçimi, dinive politik seçimlerin yapıldığı dönemdir.Erken yaşta epilepsi hakkında doğru bilgi verilmesi epilepsili çocuklarındamgalanmasında azalmaya, gizlilik ve epilepsiye karşı olumlu tutuma neden olabilir. Bubilgilerden yola çıkarak; ilköğretim öğrencilerinin epilepsi hastalığı hakkındaki bilgilerini vebu hastalığa bakış açılarını değerlendirmek ve bu konu hakkında öğrencilere bilgi vermek içinbu çalışma planladı.-2-GENEL B LG LEREP LEPSEpilepsi, çocukluk çağı kronik hastalıkları arasında en sık görülenlerden biridir.Dünya Sağlık Örgütü; epilepsiyi, beyinde aşırı uyarılabilir hale gelmiş bir nörontopluluğunun, yineleyici bir yapıda, anormal deşarjlarına bağlı olarak ani ve geçici, motor,duyusal, otonomik veya psişik bir olayı ile sonuçlanan beynin bir bölümünün ya datamamının fonksiyon bozukluğu olarak tanımlamıştır (69).EP LEPS SINIFLAMASIÇocukluk döneminde başlayan epilepsilerin klinik bulgularındaki değişkenlik, hemterminolojide hem de klinisyenler arası iletişimde zorluklara neden olmuştur.Elektroensefalogram (EEG) kullanımının 1920'lerden itibaren artmasından dolayı son yıllarda(38)çeşitli sınıflamalar yapılmıştır . Konvülsiyonların, 1943'te Gibbs ve arkadaşları, 1954'tePenfield ve Jasper nantomik başlangıç yeri ile ilgili olarak, 1977'te Masland, 1945 ve 1960'taLennox, 1969'da Janz tarafından sınıflandırılarak hastalığın bir semptomu olduğununbildirilmesiyle modern sınıflama uğraşları başlamıştır. Uluslararası Epilepsi ile Savaş Derneği( ILAE ) son yıllarda çalışmalarını, epileptik konvülziyonları ve nedenlerini sınıflamayayönelik olarak yapmaktadır. Mevcut güçlükleri ortadan kaldıran ortak bir tanımlama vesınıflama uluslararası ilk kabul gören yayın olarak 1970'de Gastaut tarafından yapılmıştır (75).Bu sınıflamanın en önemli katkısı; konvülziyonların fokal ve jeneralize olarak ayrılması,epileptik konvülziyon ile epileptik sendrom arasındaki farkın belirtilmesi olmuştur.Klinisyenler arasındaki iletişimi kolaylaştırmak amacıyla 1970 sınıflamasını defalarcadüzeltilmiş olup sırasıyla 1981, 1985, 1989 ve 2001 sınıflandırmaları ILAE tarafından kabuledilmiştir (Tablo 1 ve Tablo 2) (19, 20, 26).-3-Sendromlar, nöbet tipleri, klinik bulgular, nörofizyoloji ve nörolojik görüntülemeler(26, 20)temel alınarak sınıflandırılır . Tüm nöbet ve elektroensefalogram (EEG) anormalliğiyaygınsa epilepsi jeneralize olabilir ya da klinik ve EEG fokal başlangıçlı olduğunudüşündürüyorsa fokal (parsiyel) olabilir. Ancak bunlar birbirinden her zaman tam olarak(26)ayrılamaz . dyopatik epilepsiler herhangi bir beyin lezyonu ile ilişkili değildir; kompleksbir genetik predispozisyon ya da nadiren tek gen kalıtımı neden olur. Semptomatik epilepsi,nörolojik görüntülemeler ile saptanabilen beyin lezyonlarından kaynaklanır. Kriptojenikterimi ise semptomatik ile eş anlamlısıdır (26).Tablo 1: Epilepsiler ve Epileptik Sendromların ILAE' ye Göre Sınıflaması (1989)A. Lokalizasyona bağlı (fokal, lokal, parsiyel) epilepsiler ve sendromlar.A.1.1 dyopatik (başlangıç yaşına göre)Sentrotemporal dikenli selim çocukluk epilepsisi•Oksipital paroksizmleri olan çocukluk epilepsisi•Primer okuma epilepsisi•A.1.2 SemptomatikÇocukluk çağının kronik ilerleyici epilepsia parsialis kontinua'sı (Kojewnikow•Sendromu)Temporal, frontal, parietal ve oksipital lob epilepsileri•Belirli aktivasyon yöntemleri ile uyarılan epilepsiler•A.1.3 Kriptojenik epilepsilerB. Jeneralize epilepsiler ve sendromlarB.1 dyopatik epilepsiler-4-Bebeklik selim myoklonik epilepsisi•Çocukluk absans / juvenil absans epilepsisi•Juvenil myoklonik epilepsi (impulsif petit-mal )•Uyanıklıkta jeneralize tonik-klonik nöbetler•Belirli aktivasyon yöntemleri ile uyarılan epilepsiler•Diğer idyopatik jeneralize epilepsiler•B.2 Kriptojenik veya semptomatik epilepsilerWest Sendromu ( nfantil Spazm)•Lennox - Gastaut Sendromu•Myoklonik astatik nöbetlerle karakterize epilepsi•Myoklonik absansla karakterize epilepsiler•B.3 Semptomatik epilepsilerB.3.1 Non-spesifik etyolojiErken myoklonik ensefalopati•Supresyon bürstlu erken infantil epileptik ensefalopati•Diğer semptomatik jeneralize epilepsiler•B.3.2 Spesifik nörolojik hastalıklara bağlı epilepsilerC. Fokal veya jeneralize olduğu belirlenemeyen epilepsi ve sendromlarC.1 Hem jeneralize hem fokal olan nöbetlerBebeklik ciddi myoklonik epilepsisi•Uyku yavaş dalgası esnasında sürekli diken dalga gösteren epilepsi•Akkiz epileptik afazi ( Landau-Kleffner Sendromu)•Diğer sınıflandırılamayan epilepsiler•-5-C.2 Fokal veya jeneralize görünüşün belirgin olmadığı durumlarD. Özel duruma bağlı epilepsilerFebril konvülziyonlar•zole nöbetler veya status epileptikus•Akut toksik veya metabolik nedene bağlı nöbetler•Tablo 2: Epilepsiler ve Epileptik Sendromların ILAE' ye Göre Yeni Sınıflama Önerisi (2001)I- Sınırlı süreli epileptik nöbet tipleri1. Jeneralize nöbetleri. Tonik-klonik nöbetler (klonik veya myoklonik bir evreyle başlayançeşitler de içinde)ii. Klonik nöbetler1. Tonik özellikli2. Tonik özelliksiziii. Tipik absans nöbetleriiv. Atipik absans nöbetleriv. Myoklonik absans nöbetlerivi. Tonik nöbetlervii. Spazmlarviii. Myoklonik nöbetlerix. Göz kapağı myoklonisi-6-1. Absanssız2. Absanslıx. Myoklonik atonik nöbetlerxi. Negatif myoklonusxii. Atonik nöbetlerxiii. Jeneralize epilepsi sendromlarındaki refleks nöbetler2. Fokal nöbetleri. Fokal duyusal nöbetler1. Yalın duyusal belirtili ( örneğin oksipital ve paryetal lobnöbetleri)2. Yaşantısal duysal belirtili ( örneğin temporo-paryeto-oksipitalkavşak nöbetleri)ii. Fokal motor nöbetler1. Yalın klonik motor bulgulu2. Asimetrik tonik motor bulgulu ( örneğin ek motor alannöbetleri)3. Tipik ( temporal lob ) otomatizmalı ( örneğin mezyal temporallob nöbetleri )4. Hiperkinetik otomatizmalı5. Fokal negatif myoklonuslu6. nhibitör motor nöbetleriii. Jelastik nöbetleriv. Hemiklonik nöbetler-7-v. Sekonder jeneralize nöbetlervi. Fokal epilepsi sendromlarındaki refleks nöbetlerII- Süregiden epileptik nöbet tipleri1. Jeneralize status epileptikusi. Jeneralize tonik-klonik status epileptikusii. Klonik status epileptikusiii. Absans status epileptikusiv. Tonik status epileptikusv. Myoklonik status epileptikus2. Fokal status epileptikusi. Kojevnikov epilepsia partialis continuaii. Aura continuaiii. Limbik status epileptikus (psikomotor status)iv. Hemiparezili hemikonvulzif statusSEM YOLOJ K NÖBET SINIFLAMASI ( LUDERS)Bu sınıflama özellikle iktal nöbet semiyolojisine dayanmaktadır. Nöbet hasta ya dagözlemciler tarafından anlatılmış veya doğrudan video monitorizasyon kayıtlarındanincelenmiş olabilir. Hiçbir EEG bulgusu ya da test sonucu sınıflamayı etkilememektedir.Sınıflamada nöbetler öncelikle 5 kategoriye ayrılmıştır (49) .1) Auralar-8-2) Otonomik nöbetler3) Dialeptik nöbetler4) Motor nöbet5) Özel nöbetLuders'in semiyolojik nöbet sınıflaması*Epileptik nöbetI-Auraa) Somatosensoryel aura (a)b) şitsel aura (a)c) Koku aurasıd) Abdominal aurae) Görsel aura (a)f) Gustatuvar (sindirim sistemiyle ilişkili) aurag) Otonomik aura (a)h) Psişik auraII-Otonom bulgulu (otonomik) nöbet (a)III-Dialeptik nöbet (b)a) Tipik dialeptik nöbet (b)IV-Motor nöbet (a)a) Basit motor nöbet (a)1. Miyoklonik nöbet (a)2. Epileptik spazm (a)3. Tonik-klonik nöbet-9-4. Tonik nöbet (a)5. Klonik nöbet (a)6. Versif nöbetb) Kompleks motor nöbet (b)1. Hipermotor nöbet (b)2. Otomotor nöbet (b)3. Jelastik nöbet ( gülme nöbeti )V-Özel nöbetlera) Atonik nöbet (a)b) Hipomotor nöbet (b)c) Negatif miyoklonik nöbetler (a)d) Astatik nöbete) Akinetik nöbet (a)f) Afazik nöbet (b)VI-Paroksismal olay(a) sol/ sağ/ aksiyal/ jeneralize/ bilateral asimetrik(b) sol hemisfer/ sağ hemisfer*Status epileptikusTanımlanan nöbet tiplerinin herhangi biri status epileptikus olarak görülebilir, nöbet sözcüğüyerine status sözcüğü kullanılır.EP DEM YOLOJDünyada, 15 yaş altındaki 10,5 milyon çocuğun aktif epilepsili olduğu hesaplanmış vebu da küresel epilepsi populasyonunun yaklaşık %25'i olduğunu gösterir. Yıllık epilepsi- 10 -gelişen 3,5 milyon kişinin %40'ı 15 yaşından küçük ve %80'ninden fazlası gelişmekte olanülkelerde yaşamaktadır (28).Populasyon temelli çalışmalarda çocukluk çağı başlangıçlı epilepsinin yıllık insidansoranının gelişmekte olan ülkelerde 100 000 de 61-124, gelişmiş ülkelerde 100 000 de 41-50(28)olduğunu göstermektedir . nsidans yaşamın birinci yılında 100 000 de 150 civarından(28)yaşamın 9. yılından sonra 100 000 de 45-50'ye kadar ilerleyici bir şekilde düşer .Kümülatif insidans çalışmaları, 15 yaşına kadar çocukların %1,0-1,7'si uyarılmamış bir nöbet(37, 72)ve %0,7-0,8 tekrarlayan nöbetleri olacağını göstermektedir . Sıklık oranı Avrupa veKuzey Amerika'da 1000 de 3,6-6,5 iken Afrika ve Latin Amerika'daki çalışmalarda 1000 de6,6-17 olarak bildirilmiştir (28).DOĞAL ÖYKÜlk uyarılmamış fokal ya da jeneralize tonik-klonik nöbeti olan çocukda, kümülatiftekrarlama riski, 5 yaşından sonra oluşan tekrarların tümü sadece %3 olmasıyla birlikte 8(65)yıllık izlemde %42'dir . Çok değişkenli analiz, tekrar için risk faktörlerinin semptomatikbir neden, anormal EEG, uykudayken olan bir nöbet, ateşli havale öyküsü ve postiktal parezi(65) (18, 66)olmasını içerir . Tedavi tekrar oranını değiştirmez . Çocukluk döneminde nöbeti olan(67)bireylerin yaklaşık %64'ü 5 yaşından sonra remisyona girebilir . Bu hastaların sadece%16'sı hala tedavi alır. Spesifik sendrom ya da neden olması durumunda bu öngörülersınırlıdır.Tüm yaş grubundaki hastaların yaklaşık %75'i antiepileptik ilaçlar ile remisyona girer,fakat nöbetsiz 3 yıldan sonra ilaç kesilmesinin ardından hastaların %25'inde tekrarlama olur(61).Ancak tekrar oranı farklı epilepsi sendromlarında oldukca farklıdır: benign rolandik- 11 -epilepsi için %0, çocukluk çağı absans epilepsisi için %12, fokal semptomatik epilepsi için%29 ve juvenil myoklonik epilepsi için %80'dir (12).PROGNOZ(60)Epilepsili çocukların çoğu dört ana prognostik gruba ayrılabilir . lk grup,remisyonun birkaç yıl sonra olduğu ve tedavinin sıklıkla gerekmediği benign epilepsiler, örn.Benign rolandik epilepsi (hastaların %20-30'u). kinci grup, nöbet kontrolünün medikasyonlakolayca başarıldığı ve kendiliğinden remisyonun birkaç yıl sonra olduğu ilaca duyarlıepilepsiler, örn. absans epilepsili çocukların çoğu (hastaların %30'u). Üçüncü grup, ilaçtedavisi ile nöbet konrolünün olduğu ancak kendiliğinden remisyonun olmadığı ilaca bağımlıepilepsiler, örn. juvenil myoklonik epilepsi ve semptomatik fokal epilepsili hastaların çoğu(hastaların %20'si). laç kesildiğinde tekrarlama olur ve yaşam boyu tedavi gerekebilir.Dördüncü grup ise kötü prognozlu, ilaca dirençli (ya da refrakter) epilepsilerdir (hastaların%13-17'si). laca dirençlinin tanımı subjektifdir.laca erken cevap ( tedavinin ilk 3 ayı içinde nöbetin %75-100 azalması) nedenindenbağımsız olarak uzun dönem remisyonun iyi bir göstergesidir. Bununla beraber, idyopatik vesemptomatik varsayılan epilepsiler, remisyon başarısı semptomatik formdan üç kattır (64).NEDEN VE PATOF ZYOLOJÇocukluk çağı epilepsilerinin nedeni ve patofizyolojisi hakkındaki bilgi, modernnörolojik görüntülemeler ve moleküler genetik çalışmalarla artmaktadır.Epilepsi nedenleri (39);1) Genetik eğilima. Resesif geçişli lipit ve aminoasit metabolizma hastalıkları- 12 -b. Resesif geçişli gelişim bozukluklarıc. Genetik geçişli tuberoskleroz, nörofibromatozis gibi hastalıklard. Primer jeneralize epilepsiler2) Konjenital anomalilera. Sturge-Weber sendromub. Nöronal migrasyon defektleric. Prenatal ve perinatal travma3) Serebral nedenlera. Anoksib. ntraserebral kanamac. nfarkt, porensefalik kist4) Uzamış febril konvülziyonların etkisiyle5) Travmaa. Kazalarb. Beyin operasyonları6) Enfeksiyona. Bakteriyel menenjitb. Beyin absesic. Viral ensefalitd. Kronik viral enfeksiyonlare. Paraziter enfeksiyonlar7) Aşılamaa. Boğmaca aşısı- 13 -8) Vasküler nedenlera. nfarktb. Hipertansif ensefalopatic. Serebral venöz trombozd. Arteriyovenöz malformasyonlare. Anoksi sonrası ensefalopati9) Serebral tümörler10) Nörodejeneratif hastalıklar11) Toksik nedenlera. laçlarb. Ağır metal zehirlenmeler12) Metabolik nedenlera. Hipoglisemi-hiperglisemib. Hipokalsemi-hiperkalsemiGenetik ve moleküler temelTek gen mutasyonunun epilepsi nedeni olduğu bilinmektedir, fakat farklı fenotiplerdesonuçlanır (Tablo 3) (33) .Buna karşın, benzer fenotipler farklı genotiplerin bir sonucu olabilir. Fenotipikdeğişiklikler, modifiye genler ya da fenotipik ekspresyonların sağladığı polimorfizmler ya daçevresel faktörler kabul edilir (76).- 14 -Tablo 3. Epilepsi için tanımlanmış genlerEpilepsiFonksiyon Lokus Nöbet tipisendromuGABRA1GABA nın aktive ettiği TKN, myoklonik,GABA, α1 reseptör 5q34 OD, JMEakımın kısmi inhibisyonu absanssubunitGABRG2 Febril, absans, TKN,GABAerjik nöronların hızlı FN, CAE,5q31GABA, reseptör γ2 myoklonik, klonik,GEFS+inhibisyonusubunit parsiyelGABRDGABAA reseptör akımGEFS+1p36 Febril ve afebril nöbetlerGABAA reseptör δ2amplitutün azaltılmasısubunitSCN2A Başlangıçta hızlı sodyumFebril, afebril generalizeGEFS+, BFNIC2q24Sodyum kanalı α2 girişi ve aksiyontonik ve TKNsubunit potensiyelinin yayılmasıSCN1A Febril, absans,Somatodentritik sodyumGEFS+, SMEI2q24Sodyum kanalı α1 myoklonik, TKN,girişisubunit parsiyelSCN1Bsubunite koadjuve ve Febril, absans, tonikαGEFS+19q13Sodyum kanalı β1module etmek klonik, myokloniksubunitKCNQ2 YenidoğanM akımı KCNQ3 ile etkileşir 20q13 BFNCPotasyum Kanalı konvulziyonlarıKCNQ3 YenidoğanM akımı KCNQ2 ile etkileşir 8q24 BFNCPotasyum Kanalı konvulziyonlarıATP1A2 BFNIC ve aileselyon geçisinde disfonksiyon 1q23 nfantil konvulziyonlarNa+, K+ - ATPaz hemiplejikpompası migrenCHRNA4 Nikotinik akımUykuyla ilişkili fokalAsetilkolin α4 subunit modulasyonu; β2 subunit ile 20q13 ADNFLEnöbetreseptörü etkileşimiCHRNB2 Nikotinik akımUykuyla ilişkili fokal1p21 ADNFLEAstilkolin β2 subunit modulasyonu; α4 subunit ilenöbetreseptörü etkileşimiLGI1 Homeostasisin ve görselşitselLösin zengin glioma disregulasyonu, nöronlar ve 10q24 ADPEAF halusinasyonlu parsiyelaktivasyonu glia arasındaki etkileşim nöbetlerCLCN2TKN, myoklonik,Nöronal klorid çıkışı 3q26 IGEVoltaj kapılı kloridabsanskanalEFHC1Fare hipokampal tetiklenmiş 6p12-JME TKN, myoklonikEF-hand motifliapopitozisin azaltılması p11proteinBRD2 (RING3)Nükleer? 6p21 JME TKN, myokloniktranskripsiyoneldüzenleyiciOD= Otozomal dominant. ADNFLE= otozomal dominant nokturnal frontal lob epilepsisi. ADPEAF= otozomaldominant işitme özellikli parsiyel epilepsi. BFNC= benign ailesel neonatal konvülziyonlar. GEFS+ = febrilnöbetli jeneralize nöbet. TKN= tonik-klonik nöbet. MAE= myoklonik astatik nöbet. SMEI= bebeklik dönemininciddi myoklonik epilepsisi. BFNIC= benign ailesel neonatal-infantil konvülziyonu. JME= juvenil myoklonikepilepsi.- 15 -Kortikal gelişim anormallikleri ve nörokutanöz bozukluklarSerebral korteks malformasyonları ilaca dirençli çocukluk çağı epilepsilerinin enazından %40'ını oluşturmaktadır (46).Hemimegalensefali de, bir serebral hemisfer kalın bir korteks ve geniş kıvrımlarlabüyümüştür. Erken devamlı nöbetler major gelişimsel bozukluklarla birliktedir (59).Fokal kortikal displazi, aberan nöronlar ve balon hücrelerle değişik derecede ilişkiliolan korteksin laminar yapısının anormalliklerini içerir (70).Bilateral periventriküler noduler heterotopi gri maddenin subependimal nodüllerindenoluşur.Agri-pakigri-band spektrumu, kıvrımların yokluğu (agri) ya da azalması (pakigri) vesubkortikal band heterotopiyi içerir (36).Şizensefali, serebral hemisferler de tek taraflı ya da iki taraflı yarıkların olmasıdır.Polimikrogri kortikal katlanmalar ve kalınlaşmalardan oluşur. Küçük alanlar görüntülemelerile saptanamayabilir (11).Tuberoskleroz, merkezi sinir sistemi (MSS), deri ve böbrek anormallikleri ile birincilolarak ilişkili olan bir bozukluktur.Sturge-Weber sendromu, leptomeninkslerin venöz anjiomasının (tüm olgularda),trigeminal sinir tarafından uyarılan derinin homolateral nevus flammeus (port-wine, %90) ileilişkili olduğu ailesel olmayan fakomatozdur (5).Serebral palsiSerebral palsi sıklıkla epilepsi ile ilişkilidir: yaklaşık %50 quadripleji ve hemipleji,yaklaşık %26 hem spastik dipleji hem de diskinetik formdadır (35). nfantil spazmlar hastaların- 16 -%15'inden fazlasında gözlenir (35). Epilepsinin başlangıcı genellikle erken ve ciddidir. Sadece%12,9'unda 2 yaş ve sonrasında bir remisyon olmaktadır (24). Serebral palsi ve epilepsisi olançocuklar, hem zeka hem de hafıza açısından epilepsisi olmayan aynı formdaki serebral palsiliçocuklardan daha düşük düzeydedir. Küçük lezyonları ve epilepsisi olanların epilepsisi(74)olmayan daha büyük lezyonları olanlara göre iyileşmesi daha düşüktür . Seçilmiş olgularepilepsinin cerrahi tedavisinden yararlanabilirler.Hipokampal sklerozisHipokampal sklerozis, Ammon's horn sklerozis ve mesial temporal sklerozis terimleri,aynı yapılardaki gliozis ve nöronal hücre kaybıyla karakterize olan farklı antiteleri belirtir.Hipokampüs de özellikle CA1 ve CA4 bölümlerinde, primer sinir hücre kaybı fibrozis ilesonuçlanır (50). Ve bu da değişik elektrik devresinin lokal eliptogenezisini kolaylaştırabilir (23).(15)Hipokampal sklerozis olguların %80'ninde tek taraflıdır . Ekstrahipokampal bir lezyonaynı zamanda görülebilir (iki patoloji aynı anda). Hipokampal sklerozis, mesial temporal lobepilepsisi ile yakın ilişkilidir (52).Cerrahi sonrası tam nöbet remisyonu, hipokampal sklerozis sonucu olan temporal lobepilepsili çocukların yaklaşık %78'inde gözlenir (52).Postinfektif epilepsiEpileptik nöbetler, akut MSS enfeksiyonu esnasında ya da geç komplikasyonu olarak(58)görülebilir. MSS enfeksiyonlu hastaların yaklaşık %5'inde epilepsi gelişir , bununla(21)beraber, enfeksiyonların tipleri ve sıklıkları farklı coğrafik bölgelere göre değişir . Akutsemptomatik nöbet ve kronik epilepsi arasındaki ayırım, sadece akut bakteriyel menenjit veherpes virus ensefalitinde mümkündür, fakat nörosistiserkozis ve HIV ensefalopatisinde(16)mümkün değildir . Bakteriyel menenjitli çocukların yaklaşık %35'inde akut nöbetleri- 17 -vardır, %5,4'ünde sonradan epilepsi gelişir (56). Genel olarak, akut nöbetler geç epilepsi riskini(16)artırır, fakat spesifik veriler yoktur . Çocuklardaki nörosistiserkozis, sıklıkla aktif hastalıkesnasında kalsifikasyonun kronik inaktif devresinden daha ciddi olan nöbetlerlekarakterizedir.Akut beyin hasarı sonrası nöbetler ve epilepsiKafa travmalı çocukların yaklaşık % 3-10'unda sıklıkla 24 saat içinde erken post-(27)travmatik nöbet ortaya çıkar . Önemsiz kafa travması sonrası olan erken nöbetler iyi(2)prognozludur ve geç nöbetlerle bağlantılı değildir ; genellikle tedavi gerektirmez. Fokalnörolojik bulgu, deprese kafatası kırığı, beyin ödemi ve akut subdural hematom yüksek risk(27)ile ilişkilidir. 5 yaşın altındaki çocuklar status epileptikus için yüksek risklidir . Cidditravma sonrası, ilk hafta içinde generalize tonik-klonik nöbetler ve düşük bir Glasgow Koma(3)Skalası geç epilepsi için büyük bir risk ile ilişkilidir . Orta düzeyde kafa travması sonrasıepilepsi insidansı genel populasyona benzerdir, fakat ciddi travma sonrası %9 artar. Geç post-travmatik epilepsi, olguların %42'sinde ilk yıl içinde ve %71'i dördüncü yıl içinde ortaya(2)çıkar . lk geç post-travmatik nöbet muhtemelen tekrarlar ve tedavi edilmelidir. Post-travmatik psikojenik epileptik olmayan nöbetler çocuklarda tanımlanmıştır (55).TANIOlguların üçte ikisi, EEG ve uygun görüntülemeler yapılmasından sonra erkendenspesifik sendromu belirlenir (13, 45). Kalan yüzdenin yaklaşık % 30'u 2 yıl içinde daha spesifikkategorilere ayrılabilir (14).Öykü tanıda temeldir. Öykü; gelişimsel basamakları, ilaç öyküsü ve nöbetlerin çocukve aile üzerine olan etkisini içermelidir. Büyük çocuklarda, direkt sorgulama subjektif- 18 -semptomları aydınlatabilir. Aileler atağı taklit edebilir ya da videoya çekebilir. Fizikinceleme; nörolojik, deri ve okuler değerlendirmeyi ve baş çevresi ölçümünü içermelidir.EEG paroksismal anormallikleri açığa çıkarabilir. Bununla beraber, bazı istisnalarlabirlikte, interiktal EEG anormallikleri sağlıklı çocukların %5-8'inde görülebildiğinden, tanı(4)birincil olarak EEG'ye bağlı olmamalıdır . Uyku EEG'si rutin EEG pozitiflik oranını(31)%60'dan %90'a arttırır . Aralıklı fotik uyarı ve hiperventilasyon çocuklarda esansiyeldir.Video-EEG monitörizasyonu, elektromyogram, elektrokardiyogram, respirogram ve elektro-okulogram karmaşık klinik durumların karakterize edilmesinde oldukça yararlıdır (71). Normalbir interiktal EEG, inandırıcı bir klinik öykü varlığında epilepsiyi dışlamaz. Yüzeyel EEG,yalnızca skalp konveksitesinden kaynaklanan elektiriksel aktiviteyi örnekleyebilir, mesiobazalbeyin yüzeyi ve iç korteks hemen hemen saptanamaz.Nörolojik görüntülemelerYapısal görüntülemelerBilgisayarlı tomografi küçük kalsifiye lezyonları ve ya kemikleşmeyi saptayabilir.Status epileptikus ya da nöbetlerin neden olduğu kafa travması sonuçlarını değerlendirme gibiacil durumlarda endikedir.Komplike olmayan febril konvulziyonlar ve tipik idyopatik epilepsili çocuklargörüntüleme ihtiyaç olmamasına rağmen, manyetik rezonans görüntüleme seçilenprosedürdür. Tersine, non-idyopatik fokal epilepsili çocuklara her zaman MRG yapılmalıdır.Nöbet semiyoljisi ve EEG görüntüleme çalışmalarında rehber olabilir (33).Kortikal gelişim anormallikleri çocukluk çağı semptomatik epilepsinin en yaygın(47)nedenidir . Yaşamın ilk 6 ayında, T2 ağırlıklı görüntüler kortikal anormallikleritanımlamak için gereklidir, oysa T1 görüntüler maturasyon değişikliklerini özellikle- 19 -(47)myelinizasyondakini daha iyi değerlendirir . Hipokampal yapılar ve kortikal displazi(47)alanları 1,5 mm görüntüler elde eden 3-D sekanslar kullanılarak iyi tanımlanır .Gadolinium kontrast kullanımı seçilmiş lezyonlarda endikedir.Fonksiyonel nörolojik görüntülemelerFonksiyonel görüntülemeler özellikle intrakranial EEG monitorizasyonu ve sodyumamobarbital (Wada ) testi, invazif eksploralizasyonlar ihtiyacını azaltmak amacıyla epilepsicerrahisi için seçilmişlerde kullanılabilir (25, 77).H proton magnetik rezonans spektroskopi, muhtemelen nöronal disfonksiyon vegliozisi gösteren N-asetilaspartat ve kreatin oranları ve ya her ikisinin anormalliklerinigösterir (22).Fonksiyonel MR fonksiyonel kortikal alanları haritalamak ve epileptojenik korteks ile(54)ilişkilerini çalışmak için kullanılır . Eğitim ve kooperasyon gereksinimi, 7-8 yaşından(30)büyük ve uygun kognitif vasıfları olan çocuklarla bu tekniği sınırlandırır . 2-deoksi-2[18F]fluoro-D-glukoz ile PET beyin de bölgesel glukoz ve oksijen kullanımını ölçer. Fokalhipometabolizma MR tarafından saptanamayan yapısal epileptojenik değişikliklere yanıttır(41). GABAA subunit reseptörüne bağlanan PET tracer flumazenil epileptojenik korteksdemarkasyonunda 2-deoksi-2[18F]fluoro-D-glukozdan daha sensitiftir (53).Teknesyum -99m ile tek foton emisyon BT lokal serebral kan akımı değerlendirmekiçin kullanılır ve epileptojenik alanlarda interiktal azalma ve iktal artmayı gösterir (42).AYIRICI TANIÇocuklarda, çeşitli non-epileptik paroksismal olaylar epilepsiden ayırt edilmelidir.Yanlış tanı sıktır ve psödo-refrakter epilepsinin önemli bir nedenidir (51).- 20 -Bunlar:Soluk tutma spelleriKardiyojenik senkoplarGasroözofagial reflüPsikojenik psödo-epilepsiParoksizmal diskinezilerBenign infantil myoklonusMasturbasyon davranışıMigrenGece terörü ya da pavor nokturnusSomnambulism ya da uyurgezerlikTEDAV N N YÖNET M VE PRENS PLERAntiepileptik ilaçların moleküler hedefleri ve klinik etkinliğiKlinik etkinlik spektrumu, etki mekanizmaları belirgin olmamasına rağmen mevcut(33)ilaçların etki mekanizmaları gösterilmiştir (Tablo 4) . MSS de temel eksitatör (uyarıcı)nörotransmitter, üç reseptör tipi ( N-metil-D-aspartat, kainate/ AMPA ve metabotropik)üzerine etki eden glutamattır. Temel inhibitör nörotransmitter, iki reseptör tipi üzerine etkieden γ-aminobütirik asittir.Antiepileptik ilaç tedavisiEpilepsi tanısı kesin olarak konulmadan antiepileptik tedavi başlanmamalıdır. diyopatikepilepsilerin nedeni tam anlaşılamadığından tedavi; nedeni ortadan kaldırmak değil, nöbetleriönlemeye yönelik olmalıdır. Nöbet tiplerine özgü ilaçların geliştirilmemiş olması nedeniyleepilepsi tedavisinde kesin bir tedavi formu yoktur.- 21 -Tablo 4. Antiepileptik laçların Moleküler Hedefleri Ve Klinik EtkinliğiNa++ Ca+2 GABAA GABA GABA GABAB NMDA Klinikkanalı kanalı reseptörü transaminaz transporter reseptörü reseptörü etkinlikGenişBenzodiazepinler .. .. Evet .. .. .. ..spektrumFokal,Karbamazepin Evet .. .. .. .. .. ..JTKEtosüksimid Evet Evet .. .. .. .. .. AbsansGenişFelbamat Evet .. Evet .. .. .. EvetspektrumFokal,Gabapentin .. Evet .. .. .. Evet ..JTKFokal,Lamotrigin Evet Evet .. .. .. .. .. JTK,absansFokal,Okskarbazepin Evet .. .. .. .. .. ..JTKFenobarbital .. Evet Evet .. .. .. .. FokalFokal,Fenitoin Evet .. .. .. .. .. ..JTKTiagabin .. .. .. .. Evet .. .. FokalGenişTopiramat Evet .. Evet .. .. .. ..spektrumGenişValproat .. .. Evet .. .. .. EvetspektrumFokal,Vigabatrin .. .. .. Evet .. .. .. epileptikspasmFokal,Zonisamid* Evet Evet .. .. .. .. .. JTK,myoklonikGABA= γ-amonobutirik asit. NMDA= N-Metil-D-aspartat. YVA=yüksek voltaj aktivasyonu JTK: jeneralizetonik-klonik nöbetler * zonisamid ve topiramat zayıf karbonik anhidraz inhibitörüEpilepsi tedavisinin üç temel öğesi bulunmaktadır.Nöbetleri ortadan kaldırmak ya da olabildiği derecede sıklığını azaltmakUzun süreli tedavi ile ilgili ortaya çıkabilen yan etkilerden kaçınmakÇocuklarda hastalığın aldığı normal günlük yaşantı ve sosyal özellikleri gerikazandırmak olarak sayılabilir.Tedavide amaç nöbetleri tek bir antiepileptik ilaç ile yan etkiler oluşmadan ya da(10)minimal yan etki ile tam olarak kontrol edebilmektir . lk tercih edilen ise daha çoketkileri bilinen karbamazepin (CBZ), valproat (VPA), fenobarbital (PB) ve difenilhidantoindir- 22 -(DPH). Yeni kullanıma giren ilaçlar ise daha çok tedavide ikinci ilaç olarak seçilirler. Builaçlar nöbet kontrol gücü, etkinlik süresi, etkinliğin kalıcılığı ve etkin olduğu nöbet tiplerininsayısı dikkate alınarak aşağıdaki gruplara ayrılmıştır (10).Majör ilaçlar: Fenobarbital, difenilhidantoin, karbamazepin ve valproattan oluşmaktadır.Minör ilaçlar: Diazepam, klonozepam, lorezepam, klobazam, etosüksimit ve sultiam.Yeni antikonvülzanlar: Vigabatrin, gabapentin, lamotrijin, felbamat, zonizamid.Diğer ilaçlar: ACTH, asetazolamid, B6 vitamini, flunarizin ve gammaglobulindir (10).Epilepsi tedavisinde başarıyla kullanılmakta olan bu antiepileptik ilaçların faydalıetkilerinin yanı sıra birçok toksisite ve toksisiteyi arttıran durumlarda söz konusudur (57) .Kronik toksisiteyi artıran durumlar (57) ;1. Epilepsinin erken yaşta başlaması, çoğunluğunda hayat boyu tedaviye gerek olması,2. Birden fazla ilaç kullanımı,3. Epileptik çocuklarda büyüyen dokuların ( beyin, kemik vb.) ilaca maruz kalması,4. Kötü beslenme, araya giren hastalıklar.Çocuklarda kullanılan antiepileptik ilaçların önerilen günlük dozu ve bunların yan etkileriTablo 5'de özetlenmiştir (33).En az iki yıl nöbet geçirmeyen çocukların ilaçları kesilebilir. laç kesiminden sonratekrar genellikle ilk yılda görülmektedir. Geç nöbet tekrarı çok nadirdir. Tekrarda epilepsininetiyolojisi, çocuğun nörolojik durumu, ilaç başlama ve kesilme yaşı, epilepsi süresi ve nöbetsayısı, nöbet tipi, medikasyon tipi, nöbetsiz dönemlerin süresi çeşitli derecelerde etkiliolmaktadır (64).- 23 -Tablo 5. Çocuklarda Antiepileptik laçların Önerilen Günlük Doz, Temel Yan Etkileri VeCiddi ToksisitesiGünlükGenel dozu (oral)dozun Yan etkileri Ciddi toksisitesimg/kg/günsayısıKarbamazepin 10-20 2-3 Ataksi, diplopi, döküntü Aplatik anemi ( nadir)0,5-1,0 (maksimum 30Klobazam 1-3 Sedasyon ..mg/gün)Yorgunluk, uyuşukluk,Yavaş titrasyon: 0,1- Solunum depresyonu (hipotoni,davranışsalKlonazepam 2-30,2 sadece V yolda)bozukluk,tükrük ve bronşialhipersekresyonGastrik rahatsızlık, hıçkırık,Etosüksimid 20-30 2 döküntü, bulanık görme, Aplastik anemi ( nadir)başağrısıAplastik anemi (tedaviedilen yetişkin hastalarınSomnolans, anoreksi,Felbamat 15-45 2 milyonda 300) ;gastrik rahatsızlık, sinirlilikhepatotoksisite (milyonda164)Nadir olarak, davranışsalGabapentin 23-35 2-3 Yorgunluk, kilo alımıproblemler -düşmanlıkYavaş titrasyon: 5-15(enzim uyarıcılar EkStevens-Johnsonolaraknirse) ; 1-3 Sersemlik, diplopi, ataksi,Lamotrigin 2 sendromu, Lyell's(VPA eklenirse ) ; 1-5 somnolans, döküntüsendromu(VPA+ uyrıcıyaeklenirse )Somnolans, asteni,Levetiracetam 20-40 2 Psikotik olaylar (nadir)başağrısı, anoreksiSalya akması veHipotoni, uyuklama, salyaNitrazepam 0,25-2,50 2 pnömoniye yol açanakmasıaspirasyonSomnolans, baş ağrısı,Okskarbazepin 30-45 2 ..ataksi, kusma, hiponatremi,döküntüDavranış bozukuğu,15-20 V1 veya 2 Hipersensitiviteuyuklama, döküntü, bilişselFenobarbital yenidoğanlarda; 3-5 <5yatarken reaksiyonu (nadir)fonksiyonları etkileyebilir,yaş; 2-3 >5 yaşsistemik toksisiteAtaksi, diplopi, nistagmus,akne, dişeti hipertrofisi,15-20 V yenidoğanda; Megaloblastik anemi,Fenitoin 8-10 <3 yaş; 4-7 >3 2 hirsutism, kognitif ve lenfoma, ensefalopati,yaş sedatif etki, periferal koreoatetoznöropatiDavranış bozukluğu,uyuklama, döküntü,Primidon 10-20 2-3 Anemi (nadir)kognitif fonksiyonlaretkinebilirBulantı ve epigastrik ağrı,Sodyum Ensefalopati,hepatit ve15-40 2-3 tremor, alopesi, kilo alımı,valproat pankreatit (nadir)hiperamonemiStiripentol 50 2 Uyuklama, iştahsızlık ..- 24 -Sulthiame 5-15 2 Ataksi, parestezi ..Sersemlik, karın ağrısı,Tiagabine 0,5-2,0 mg/kg/gün 2 Non-konvulzif SEsinirlilik, konsantrasyondazorlukKilo kaybı, parestezi,emosyonel labilite,Topiramat Yavaş titrasyon : 4-6 2 Böbrek taşlarıkonsantrasyon ve kelimebulmada güçlük,hipohidrozis20-80; 100-150 infantil Eksitasyon, uyuklama, kilo Psikoz (nadir), görmeVigabatrin 2spasm için alımı alanı defektleriSomnolans,sersemlik,ataksi, abdominalZonisamid 4-12 mg/kg/gün 2 Psikiyatrik bozukluklarrahatsızlık, kendiliğindenolmada azalma, döküntü,hipohidrozisTekli ya da çoklu ilaç tedavisine rağmen nöbet kontrolü sağlanamayan hastalardaepilepsi cerrahisi, ketojenik diyet, nervus vagus uyarıcısı takılması düşünülebilir.Epileptik çocukların takiplerinde, hekimler klasik olarak, nöbetin şiddetini, sıklığını,kullanılan ilaçların yan etkilerini değerlendirmektedirler. Ancak bu değerlendirmeleriçerisinde yaşam kalitelerinin de değerlendirilerek, hastaların takip ve tedavilerininolabileceği en iyi konuma gelmesini sağlamak gerekmektedir (73).Epilepsi tanısı, çevre tarafından hastanın aşağılanacağı korkusu, bunun bir akılhastalığı olduğu düşüncesi, tedavisinin olmadığı endişesi, ailenin suçluluk duygusu, eğitimsürecinde yaşanabileceklerin yarattığı stres gibi nedenlerle çocuğun yaşam kalitesini olumsuzetkiler. Ayrıca beyindeki anormal elektriksel aktivite ve tedavide kullanılan ilaçlar, epileptikçocuklarda bilişsel fonksiyonları ve davranışı etkileyerek yaşam kalitesinin bozulmasınaneden olur.EP LEPS L ÇOCUKLARDA YAŞAM KAL TESEpilepsi çocuklarda nadir olmayan kronik bir hastalıktır. Çocuğun ve ailesinin günlükhayatındaki psikososyal etkisi çeşitli faktörlere bağlıdır:a) Epilepsinin ağırlık derecesi- 25 -b) Klinik kontrolün zorluğuc) Hastalığın çocuğa, aileye ve topluma ne ifade ettiğid) Çocuğun ve ailenin aktivitelerinde neden olduğu kısıtlamalare) Çocuğun ve ailenin çalışmalara katılma kabiliyetinef) Sosyal desteğin derecesi ve epilepsiyle mücadele etmek için mevcut kaynaklarıngenişliğidir.Bütün bu faktörler bu kronik hastalığa uyuma katkıda bulunur. Strauss'un ifadesi ile ?kronik hastalıklı kişilerin yaşamlarını düzenleyenler, sadece hastalığın semptomlarını kontrolaltında tutmaya değil, aynı zamanda yapabildikleri kadar normal yaşamaya ve yaşamasınısağlamaya çalışırlar? (7 ). Birçok çalışmada aşağıdaki parametrelerin gelişmekte olan epileptikçocuğun gelişimi üzerinde belirleyici olduğu gösterilmiştir.1) Epileptik nöbetlerin başlangıç yaşı2) diyopatik, kriptojenik ya da semptomatik olup olmadığı3) Epileptik odağın beyindeki lokalizasyonu ve nöbet tipi4) Epileptik bozukluğun bilişsel fonksiyonlar üzerindeki olumsuz olası etkilerininkantitatif ve kalitatif sonuçları5) Epileptik nöbetlerin medikal tedaviye verdikleri yanıt6) Epileptik nöbetlerin tekli ve ya çoklu tedaviye ile kontrol edilebilmesi7) Epileptik çocuğun antiepileptik ilaçların yan etkilerine karşı sergilediğibireysel duyarlılık8) Çocuğun, epileptik nöbetlerinden bireysel olarak etkilenişi, nöbetlerinialgılayış şekli ve yakın çevresindeki insanların, çocuğun nöbetlere tepkisi- 26 -9) Epilepsi hastalığına karşı toplumun belirli bir kesiminin sergilediği olumsuz önyargıların, çocuğun ruhsal yapısına örseleyici ve zedeleyici etkilerininolabilmesi10) Epileptik çocuğun anne babasının hastalığa karşı ve çocuğa yönelik davranışsaltepkileri11) Çocuğun devam ettiği okuldaki öğretmen ve arkadaşlarının zaman zaman daolsa sergileyebilecekleri olası hatalı, yanlış ve ön yargılı tutum ve davranışlar12) Ergen çağa ulaşmış genç epileptik hastaya, yakın çevresindeki iş arkadaşlarınınya da amirlerinin nadir olmayarak zaman zaman bilerek ya da bilmeyereksergileyebilecekleri hatalı tutum ve davranışlar13) Epileptik çocuğun ailesinde şiddetli ekonomik sorunların mevcudiyeti14) Epileptik çocuğun anne ve / ve ya babasının, çocuktaki hastalığın nedeninidoğaüstü güçlere yüklemeleri sonucu, çocuğun kendi psişik dengesini bozarak,çocuğun süregen şiddetli anksiyöz, fobik duygu ve korkulara sürüklemeleri.Yine aynı nedenden, çocuğun irrasyonel tıp dışı çevrelerin kucağına itilmesisonucu, etkili nöbet kontrolünün aksaması, çocuğun cadde, sokak ve trafiktenöbet geçirebilmesine sebebiyet verilmesi (73).Epilepsinin tanı ve tedavisinde önemli ilerlemeler olmasına rağmen hala epilepsiliçocukların yaşam kalitesini arttırmak önemli bir sorun teşkil etmektedir. Çocukluk yaşamınınçoğu zamanı ev ve okulda geçer. Epilepsili çocukların yaşam kalitesini dikkate alırken,onların ailelerinin, öğretmenlerinin ve arkadaşlarının epilepsi hakkındaki görüşlerini dikkatealmak uygun olacaktır.- 27 -EP LEPS HASTALIĞININ OKULLARDAK DURUMUTürkiye'de 1996 yılında, 16 yaşından küçüklerde yapılan prevalans çalışmasının(63)sonuçlarına göre; aktif epilepsi prevalansı binde 8 dir . Okul yaş grubu olan 7-16 yaşarasında epilepsi prevalansı binde 7,6 olarak bulunmuştur (63).zmir de yapılan bir çalışma sonucunda 7-17 yaş aralığındaki epilepsi prevalansıkızlarda binde 11,3, erkeklerde binde 11,1 ve total binde 11,2 olarak bulunmuştur. Aktifepilepsi ( son 5 yıl içinde pozitif epilepsi hikayesi ve antiepileptik tedavi altında olanlar)prevalansı ise kızlarda binde 4,5, erkeklerde binde 7,0 ve total binde 5,6 olarak bulunmuştur(9).7-12 yaş arasındaki 3637 ilköğretim öğrencisiyle yapılan Malatya'daki çalışmada,epilepsi prevalansı binde 7,97 olarak saptanmış ve epilepsi hastalarının ilk nöbetinin olduğuyaşları incelendiğinde %41,4'ü 1ay-1 yaşında, %37,9'u 2 ila 5 yaş arasında ve %20,7'si 6 ila12 yaş arasındadır. Epilepsi hastalarının ancak %38'i çalışma öncesinde tanı almış (44).Millogo A. ve Siranyan A.'nın yaptığı öğretmenlerin epilepsi hastalığı hakkındakibilgileri ve yaklaşımlarıyla ilgili çalışmada 260 öğretmenin %98'i epilepsi hastalığını duymuşancak %43,2'si epilepsiyi santral sinir sistemi bozukluğuyla ilişkilendirmiş. %85,8'iepilepsiyi sadece konvulzif kasılma ve bilinç kaybıyla karakterize olduğunu belirtmiş veancak %57'si absansla ilgili bulgulardan bahsetmiş. Öğretmenlere göre okulu bırakma(%80,6), başarısız olma (%83,9), geri zekalılık (%57,2) ve delilik (%30,7) epilepsinin en sıksöz edilen sonuçlarıymış. Öğretmenlerin en az %40'ı yanındaki nesneleri uzaklaştırmak,başını korumak ya da hastaneye götürmek gibi nöbet esnasında yapılması gereken ilk yardımkonusunda bazı bilgilere sahipmiş. %15,4'ü diğer öğrencileri rahatsız edebileceğinden dolayısınıflarında epilepsili öğrenci olmasına karşıymışlar. Çoğu öğretmen bu hastalığın doğal bir- 28 -hastalık olduğunu inanmasına rağmen, %55'i bulaşma riskinden dolayı epilepsili öğrencilerinayrılmasını (izole edilmesini) düşünmüşler (6).Young G.B. ve arkadaşlarının Kanadalı kolej öğrencilerinin epilepsi bilgi veeğilimlerini inceledikleri çalışmada; öğrencilerin % 91'i epilepsi hakkında okumuş veyaduymuş. Sadece yarısı epilepsinin kalıtsal olabileceğini belirtmiş. Büyük kısmı ise epilepsininbeyin tümörleri, doğum defektleri ve inme nedeni ile gelişebileceğini söylemiş. %90'ıepilepsiyi mental hastalıktan ayırt etmiş. %87'si epileptik atağı konvülziv hareketlerletanımlasa da büyük kısmı hafıza bozukluğu veya davranış değişikliği ile ortaya çıkabileceğinikabul etmemiş (29).Ab Fatah Ab Rahman'ın Malezya üniversitesi öğrencilerinde yaptığı çalışmada 289öğrencinin %86,5'i epilepsi hastalığını duymuş ve %55,6'sı epileptik nöbet görmüş. Sadece%30,7'si epilepsinin nedenlerini bildiğini söylerken, %5,3'ü doğaüstü şeylerin nedenolduğunu söylemiş. Katılımcıların %66,9'u kalıtsal olduğunu söylerken, %4,9'u bulaşıcıolduğunu belirtmiş. %80,3'ü nöbet esnasında nasıl yardım edileceğini bilmediğini belirtmiş(1).EP LEPS VE SPORNöbetleri kontrol altındaki çocuklar gerekli, mantıklı önlemler alındığı takdirde sporyapabilirler. Aletli jimnastik, ağır fiziksel çabaya yol açan aktiviteler ve sık kafa darbelerineaçık olan sporlar epilepsisi olan çocuklarda tercih edilmemelidir. Bisiklete trafiğin yoğunolmadığı alanlarda, mutlaka kask takarak binmelidir. Yüzme ve sörf türü sporlar ancakçocuğun durumunu bilen bir erişkinin gözetiminde yapılmalıdır. Tenis ve futbol, tramplenatlamadan daha güvenli sporlardır (34).- 29 -NÖBET ANINDA YAPILMASI VE YAPILMAMASI GEREKEN BAZI BAS TKURALLAR:Büyük bayılma şeklinde nöbet geçirmekte olan çocuğa yapılacak şey onu olabilecekzararlardan korumak ile sınırlıdır (34).Sakin olunmalı, çocuğun yanından ayrılmamalı, yardım gerekiyorsa birbaşkasını bu işle görevlendirilmeli.Çocuğu yere yatırın, etrafındaki sivri maddeleri ortadan kaldırın.Çocuğu yan döndürüp tükürüğünün dışarı akması ve daha rahat nefes alıpvermesi için başını hafif yana çevirin.Elbiselerini gevşetin, şayet takıyorsa gözlüklerini çıkartın, hastanın diliniısırmasını engellemek amacıyla elle veya bir cisim ile çeneyi açmayaçalışmayın, ağzına hiçbir şey koymayın. Ancak ağızdaki yiyecekmaddelerinin çıkartılmasına yardımcı olun.Üzerine su dökmeyin, zorla nefes aldırmaya çalışmayın, çocuğu sallayarakya da yüzüne vurarak, bazı maddeler koklatarak uyandırmaya çalışmayın.Nöbet esnasında ilaç vermeye çalışmayın.Nöbet sonrası çocuk yorgun, ne yapacağını bilmez haldedir, bu aşamadaelinizden geldiğince sakin bir şekilde bu durumun düzelmesini bekleyin,güven verici olun.Nöbetler hakkında verebileceğiniz tüm bilgiler hem çocuğa, hem de doktorayardımcı olacağından dikkatli bir gözlem daha sonra doktorun sorularınıcevaplamada çok işe yarayacaktır.Akıllıca gözlemek akılsızca müdahale etmekten daha yararlı olacaktır.- 30 -

İkbal Ok Bozkaya
Gazi University
2006
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuk olguların özgün alt tiplerine göre eşlik eden dışa yönelim ve içe yönelim sorunlarının kronotip açısından farklılık gösterip göstermediğinin değerlendirilmesi

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Olan Çocuk Olguların Özgün Alt Tiplerine Göre Eşlik Eden Dışa Yönelim ve İçe Yönelim Sorunlarının Kronotip Açısından Farklılık Gösterip Göstermediğinin Değerlendirilmesi Amaç: Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu (DEHB) belirtileri ile kronotip alt tipleri arasında ilişki olabileceğine dair birçok çalışma bulunmaktadır. DEHB tanılı olgularda kronotip ilişkisi saptanmıştır fakat kronotipin DEHB özgün alt tiplerine göre farklılıkları hakkında çalışma sayısı kısıtlıdır. Çalışmamızın amacı ise Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı ile takip edilen ve ilaç tedavisi kullanan DEHB olgularının alt tiplerine ve eşlik eden dışa yönelim ve içe yönelim sorunlarına göre kronotip açısından farklılık sergileyip sergilemediğinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışma, kesitsel ve ileriye dönük olarak planlanmıştır. Çalışmamız Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniklerinde Ocak 2021-Temmuz 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmaya dahil edilme kriterleri; DSM- 5 tanı kriterlerine göre DEHB tanısına sahip olma, DEHB tanısı ile takip ve tedavi edilme, DEHB tanısına yönelik en az 2 aydır ilaç tedavisi kullanma, 9- 12 yaş aralığında olma olarak belirlenmiştir. Çalışmaya dahil edilen çocukların psikiyatrik bozukluklarını belirlemek için Kiddie- Okul Çağı Çocukları için Afektif Bozukluklar ve Şizofreni Görüşme Envanteri- Şimdi ve Yaşam boyu Versiyonu uygulanmış; çocuklarda içe yönelim problemlerini belirlemek için Çocuklarda Anksiyete ve Depresyon Ölçeği Yenilenmiş Anketi uygulanmış; kronotip alt tip değerlendirmesi için Çocukluk Dönemi Kronotip Anketi (Ebeveyn Formu); dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtileri ve yıkıcı davranış bozukluklarını değerlendirmek için Atilla Turgay Yıkıcı Davranım Bozuklukları için DSM- IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği kullanılmıştır. Sosyodemografik özellikleri, kentsel/ kırsal alanda yaşama, uyuduğu odada gece lambası ve teknolojik alet varlığı, ailenin gelir düzeyi, akran ilişkileri gibi özelliklerini değerlendirmek için sosyodemografik veri formu kullanılmıştır. Bulgular: Belirtilen zaman aralığında çalışmamıza 121 olgu dahil edilmiştir. Olguların büyük kısmının erkeklerden oluştuğu bulunmuştur. Olguların yaş ortalaması 10.21 ± 1.24 yıl olarak tespit edilmiştir. Olguların doğum zamanlarına bakıldığında en fazla ilkbahar mevsiminde doğduklarıgörülmüş; DEHB alt tipleri arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır (p= 0.477). Olguların % 46,3'ünün en az bir komorbiditeye sahip olduğu; en fazla yıkıcı davranış bozukluklarının DEHB'ye eşlik ettiği bulunmuştur. DEHB alt tipleri karşılaştırıldığında en fazla oranda komorbidite bileşik alt tipte görülmüştür (p= 0.035). Tüm örneklem değerlendirildiğinde kronotip alt tipleri arasında en fazla oranda ara tip olduğu bulunmuştur. DEHB alt tipleri arasında kronotip açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır (p= 0.288). Olguların DEHB alt tiplerine bakıldığında % 29,8'inin dikkat eksikliği baskın tip, %16,5'inin hiperaktivite/ dürtüsellik baskın tip, % 53,7'sinin bileşik tip olduğu görülmüştür. Olguların bebeklikte uyku sorunu varlığına bakıldığında, en fazla dikkat eksikliği baskın tipin bebeklikte uyku sorunu yaşadığı görülmüştür (p= 0.051). Tüm örneklem grubunda DSM- IV'e Dayalı Yıkıcı Davranım Bozuklukları için Tarama ve Değerlendirme Ölçeğinin dikkat eksikliği, hiperaktivite, karşı olma karşı gelme bozukluğu toplam puanı ile Çocukluk Dönemi Kronotip Anketi toplam puanı arasında pozitif yönde anlamlı korelasyon saptanmıştır (her birisi için p<0.05). DSM- IV'e Dayalı Yıkıcı Davranım Bozuklukları için Tarama ve Değerlendirme Ölçeğinin dikkat eksikliği toplam puanının Çocukluk Dönemi Kronotip Anketi toplam puanını yordadığı bulunmuştur (p= 0,015). Sonuç: Çalışmamızda çocukluk dönemi kronotip anketi toplam puanını DSM- IV'e Dayalı Yıkıcı Davranım Bozuklukları için Tarama ve Değerlendirme Ölçeğinin dikkat eksikliği toplam puanının yordadığı bulunmuştur. Daha geniş örneklemli ve yaş aralığının çocuk ve ergenleri kapsadığı çalışmalara ihtiyaç duyulduğu düşünülmektedir.

Değer orientasyonuDeğer yönelimiHiperaktivite bozukluğu+3
Büşra Balta
Bolu Abant İzzet Baysal University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnternet oyun oynama bozukluğu olan ergenlerin ve annelerinin bağlanma stilleri

Giriş: "İnternet oyunu oynama bozukluğu"(İOOB) DSM-V'te "İleri araştırma gerektiren durumlar" başlığı altında yer bulmuştur. İOOB; sürekli internet oyunu oynama, internet oyunları oynanmadığı zamanlarda yoksunluk belirtileri, tolerans ve kontrol kaybı ile birlikte okul, iş ve insan ilişkilerinde işlev kaybı olarak tanımlanmıştır[1]. Bağlanma kuramına göre güvensiz bağlanma, bireyin kendisiyle ilgilenilmediği veya sevilmediği duygularına neden olur ve bu durum daha sonraki psikososyal işlevselliği olumsuz yönde etkiler. Yazındaki çalışmalar güvensiz bağlanmanın kaygı bozuklukları, yeme bozuklukları, agresyon, davranış bozuklukları ve İOOB gelişimine zemin hazırladığı yönündedir [2]. Amaç: Çalışmamızda, ergen yaş grubunda İOOB tanısı almış olgularda sosyodemografik verilerin, internet kullanma alışkınlıklarının, eş hastalanım oranlarının ve İOOB'li ergenlerin ve annelerinin bağlanma stillerinin alanyazın eşliğinde araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem:Çalışma grubumuz Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine 2021 yılı Ocak-Nisan ayları arasında başvuran DSM-V'e göre İOOB tanısı almış 12-18 yaş aralığındaki 51 ergen olgu ile yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmişİOOB'si olmayan, sağlıklı ve gönüllü 51 kontrol grubu ile oluşturuldu. Gruplara araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyodemografik ve klinik veri formu dolduruldu. "Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli (K-SADS)" kullanılarak ve DSM-V'e dayalı klinik görüşmeler yapılarak eşlik eden psikopatolojileri tarandı. Hasta ve kontrol grubuna Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği (YİBÖ), İnternet Oyunu Oynama Bozukluğu Ölçeği(İOOBÖ), İlişki Ölçekleri Anketi Adölesan Formu(İÖA-A), annelerine İlişki Ölçekleri Anketi Erişkin Formu(İÖA-E), SCL-90 psikiyatrik belirti tarama ölçeği verildi. Veriler SPSS 18.0 programı ile analiz edildi. Bulgular: Katılımcıların benzer aile özelliklerine, sosyoekonomik ve sosyokültürel düzeylere sahip oldukları gözlendi. İOOB'li grupta ve annelerinde güvensiz bağlanma ve eş hastalanım oranları daha yüksek olarak bulundu.İOOB'si olan ergenlerin günlük ortalama internet kullanma süresi, interneti kullanma amacı, internette oyun oynadığı kişiler, İOOB ölçeği ve Young İBÖ puanlarının anlamlı olarak daha yüksek geldiği ve kontrol grubuna göre güvensiz bağlanma stiline anlamlı olarak daha fazla sahip oldukları bulunmuştur. İOOB'li ergenlerin olduğu grupta İOOBÖ puanlarının ortalamasının 89,68 ± 9,10, kontrol grubunun ise 24,92 ± 3,01, YİBÖ(Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği)de ise 12 ergenin (%23,5)50-80 arasında, 39 ergenin (%76,5) ise 80 ve üzeri puan aldığı gözlenmiştir. İOOB'si olan ergenlerin annelerinde de güvensiz bağlanma stili ve eş hastalanım oranları anlamlı olarak daha yüksek ölçülmüştür. İOOB'li ergenlerde Depresif Bozukluk, Anksiyete Bozuklukları(toplam), Ayrılık Anksiyetesi Bozukluğu(AAB), DEHB ve KOKGB gibi ek bozukluklar anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: Araştırmamızda İOOB'si olan ergenlerde ve annelerinde bağlanma stili incelenmiştir.İOOB'si olan ergenlerde güvensiz bağlanma sitili daha yüksek oranda görülürken, kontrol grubunda güvenli bağlanma stili daha yüksek oranda gözlenmiştir. Güvensiz bağlanan ergenlerin annelerinde de güvensiz bağlanma oranının daha yüksek görülmesi bulgularımızı literatürle uyumlu kılmıştır.Bu sonuçlar çalışmamızda öne sürdüğümüz hipotezi doğrular niteliktedir. Bununla birlikte anne ve babanın dahil edildiği daha kapsamlı boylamsal çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelime: İnternet Oyunu Oynama Bozukluğu, güvenli bağlanma, ergen bağlanma stili, anne bağlanma stili

Ana-babaya bağlanmaAnnelerBağımlılık+7
Süleyman Kızıldağ
Dicle University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunda mini dikkat test bataryası ile ölçülen bilgi işleme süreçleri

Bu kesitsel çalışmada, 6-11 yaş grubunda yer alan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olgularında nöropsikolojik testler yoluyla ölçülen bilgi işleme süreçlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma grubu; DSM-IV tam ölçütlerine göre DEHB tanısı almış 1.-5. sınıflarda okuyan 105 denekten (27 kız -78 erkek), kontrol grubu; Ankara şehir merkezinde iki devlet ilköğretim okulunun 1.-5. sınıflarında okuyan 100 öğrenciden (49 kız -51 erkek) oluşmuştur. DEHB grubunda psikotrop ilaç kullanımının olmaması ve Toplam Zeka Bölümünün 70 ve üstü olması koşulu aranmıştır. Karşı Gelme Bozukluğu ve Davranım Bozulduğu dışında komorbid bozukluklar dışlama ölçütü olarak kabul edilmiştir. DEHB olgularında farklı kaynaklardan bilgi sağlamak amacıyla Conners Öğretmen ve Anababa Derecelendirme Ölçekleri kullanılmıştır. WCZO-R ve B-G Testi ile DEHB olgularının nörobilişsel performansları belirlenmiştir. Kullanılan nöropsikolojik testler; GİSD- B Formu, Stroop Testi TBAG Formu ve İşaretleme Testi Türk Formu' dur (Mini Dikkat Test Bataryası- MDTB). DEHB grubunun 'MDTB' ile belirlenen nöropsikolojik performansının normal kontrol grubundan tüm testlerde anlamlı olarak düşük olduğu ve test performanslarının hem normal hem de DEHB'li grupta yaşa bağlı gelişimsel değişiklikler gösterdiği belirlenmiştir. DEHB'li kız olguların hem WCZO-R hem de GİSD-B Formu'nun bazı alt testlerinde daha düşük puanlar aldığı saptanmıştır. Kullanılan nöropsikolojik testlerin DEHB alt gruplarına özel farklar ortaya koymadığı görülmüştür. DEHB' deki bilişsel eksikliğin frontal-parietal bölgeler ve onların subkortikal projeksiyonlarını kapsayan yaygın ve karmaşık bir nöroanatomik ağın işlevlerinde bozukluğa bağlı olduğu düşünülmüştür.

Birim Günay Kılıç
Gazi University
2002
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Primer obezite tanılı ergenlerin internet ve akıllı telefon bağımlılığı, DEHB ve psikiyatrik eş tanılar açısından araştırılması

Giriş-Amaç: Obezite, kişinin sağlığını bozacak şekilde yağlı vücut kitlesinin, yağsız vücut kitlesine oranla artması sonucu oluşan kronik bir hastalıktır ve etiyolojisi multifaktöriyeldir. Sadece fiziksel değil ruhsal olarak da birçok bozuklukla beraber seyretmektedir. Günümüzde tıpkı obezite gibi sıklığı ve önemi giderek artan, çok çeşitli psikososyal ve fiziksel soruna eşlik eden internet ve akıllı telefon bağımlılıkları da obezite ile ilişkilendirilmektedir. Bu çalışma ile obez ergenlerin sosyodemografik özelliklerini, ruhsal patolojilerini araştırmak, internet/akıllı telefon kullanım özelliklerini ve bağımlılık düzeylerini belirlemek ve bu doğrultuda literatüre katkı sunmak amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Çalışma grubumuz Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi polikliniğine 2021 yılı Ocak-Mart ayları arasında başvuran primer obezite tanısı almış 12-18 yaş aralığındaki 48 obez olgu ile yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş obezitesi olmayan, sağlıklı ve gönüllü 49 kontrol grubu ile oluşturuldu. Gruplara araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyodemografik ve klinik veri formu dolduruldu. "Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli (K-SADS)" kullanılarak ve DSM-5'e dayalı klinik görüşmeler yapılarak eşlik eden psikopatolojileri tarandı. Hasta ve kontrol grubuna Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği (YİBÖ), Bağımlılık Profil İndeksi-İnternet Formu (BAPİNT), Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği-Kısa Form (ATBÖ-KF); ebeveynlerine Atilla Turgay Çocuk ve Ergenlerde Davranım Bozuklukları için DSM IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği verildi. Veriler SPSS 18.0 programı ile analiz edildi. Bulgular: Obez grupta ebeveyn yaş ortalaması, ailede obezite ve psikopatoloji anlamlı olarak daha fazlaydı. Katılımcıların benzer aile özelliklerine, sosyoekonomik ve sosyokültürel düzeylere sahip oldukları görüldü. Obez ergenlerin anlamlı olarak daha fazla sürelerle internet ve akıllı telefon kullandığı, ekran karşısında daha fazla atıştırdığı görüldü. Oyun oynama amacıyla internet/akıllı telefon kullanımı obez grupta, genel bilgi arama ve haber/gazete okuma kontrol grubunda anlamlı olarak daha fazlaydı. YİBÖ, toplam BAPİNT, ATBÖ-KF ve Atilla Turgay Ölçeği puan ortalamaları obez ergenlerde anlamlı olarak daha yüksekti. YİBÖ puanlarının ortalaması obez ergenlerde 36,64 ± 14,25, kontrol grubunda 28,79 ± 6,54 (p=0,001); BAPİNT ölçeği puanlarının ortalaması obez grupta 1,97 ± 0,60, kontrol grubunda 1,41 ± 0,49 (p<0,001); ATBÖ-KF ölçek puanlarının ortalaması obez ergenlerde 26,68 ± 11,78, kontrol grubunda ise 18,63 ± 6,93'tü (p<0,001). Ayrıca yapılan K-SADS ve DSM-5'e dayalı klinik görüşmelere göre obez ergenlerin yaşam boyu ve şimdi daha fazla psikiyatrik tanı aldığı, Depresif Bozukluk, Anksiyete Bozukluğu ve DEHB tanılarına kontrol grubuna oranla daha fazla sahip oldukları görüldü. Sonuç: Çalışmamız obezitenin yüksek oranda internet/akıllı telefon bağımlılığı ve ruhsal sorunlarla seyrettiğini göstermektedir. Obezite tedavisinin zorluğu, komplikasyonlarının fazlalığı düşünüldüğünde pediatrik obezitenin önlenmesi ve tedavisi amacıyla biyopsikososyal müdaheleler ve ruh sağlığı çalışanlarının dahil olduğu multidisipliner yaklaşımlar önem arz etmektedir. Çocuk ve ergenlerde obezite sıklığının giderek arttığı düşünülürse obezite tanılı gençlerin eşlik eden internet/akıllı telefon bağımlılığı, DEHB ve diğer psikopatolojiler açısından değerlendirilmesi ve klinisyenlerin bu açıdan dikkatli olması gerekmektedir. Ayrıca obezite ve psikopatolojiler arasındaki nedenselliğin anlaşılması amacıyla bu konuda yapılacak daha geniş örneklemli, toplum temelli ve boylamsal çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: obezite, internet, akıllı telefon, DEHB, psikopatoloji

Gülnur Baş
Dicle University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı çocuklarda yaşam kalitesinin değerlendirilmesi, tip 1 diyabetes mellitus ve sağlıklı kontrol gruplarıyla karşılaştırılarak yaşam kalitesine etki eden faktörlerin belirlenmesi

AMAÇ Gelişimsel düzeyle uyumsuz ölçüde hiperaktivite, dikkat eksikliği ve dürtüsellik gibi çekirdek belirtilerle karakterize Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) dünya genelinde görülen yaklaşık %5 prevalansı, olguların ve ailelerinin yaşam kalitesi üzerindeki büyük etkileri nedeniyle önemli bir psikiyatrik bozukluktur. Tip 1 Diyabetes Mellitus (DM) ise çocukluk çağının en yaygın kronik fiziksel hastalıklarından biridir. Yaptığımız araştırmada kronik psikiyatrik bozukluk olarak DEHB grubu olguların yaşam kaliteleri ile kronik fiziksel hastalık olarak Tip 1 DM olgularının ve sağlıklı kontrol olgularının yaşam kaliteleri karşılaştırılmış, yaşam kalitesine etki eden faktörler araştırılmıştır. YÖNTEM Bu prospektif, olgu kontrol özelliğindeki çalışmaya, 8-16 yaş arasında 60 DEHB tanılı, 60 Tip 1 DM tanılı ve 60 sağlıklı kontrol grubu toplam 180 çocuk ve ergen alınmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniği?ne başvuran ve öncesinde psikiyatrik ilaç tedavisi öyküsü olmayan DEHB tanılı olgular çalışmaya alınmıştır. Kontrol grupları, olgu grubuyla yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiştir. DEHB tanılı grupta kronik fiziksel hastalık, Mental Retardasyon, Yaygın Gelişimsel Bozukluk, Bipolar Bozukluk, Psikotik Bozukluk ve Madde Kullanım Bozukluğu olan olgular çalışmadan dışlanmıştır. Ayrıca Tip 1 DM grubunda psikiyatrik hastalık, sağlıklı kontrol grubunda ise fiziksel ve psikiyatrik hastalık dışlanmıştır. Çalışmaya katılan tüm çocuk ve ergenlerde psikiyatrik tanıları belirlemek için DSM IV?e göre uyarlanmış Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi - Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu uygulanmıştır. Tüm olgularımıza sosyodemografik bilgi formu, 4-18 yaş arası Çocuklar için Davranış Değerlendirme Ölçeği (ÇDDÖ) formları ayrıca Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ) Çocuk-Ergen ve Ebeveyn Formları uygulanmıştır. DEHB grubuna ek olarak Dikkat Eksikliği ve Yıkıcı Davranım Bozuklukları için Turgay DSM-IV?e Dayalı Tarama/Değerlendirme Ölçeği uygulanmış, DEHB şiddeti Du Paul Ölçeği ve Klinik Global İzlenim Ölçeği ile belirlenmiştir. Tip 1 DM grubu olguların son üç ayda ölçülen HbA1c değerleri kaydedilmiştir. Sonuçlar uygun istatiksel analizlerle değerlendirilmiştir. BULGULAR Bu çalışmada olguların yaş ortalamaları 130.25 ± 16.31ay (10.8 ± 1.4 yıl) saptanmıştır. DEHB tanılı hastaların % 68.3? ü (41 olgu) olmak üzere büyük bölümünün erkeklerden oluştuğu görülmüştür. DEHB, Tip 1 DM ve sağlıklı kontrol grupları arasında yaş ortalamaları ve cinsiyete göre dağılım farklı bulunmamıştır (p=0.995, p=0.633). Bu durum kontrol gruplarının, olgu grubuyla yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmesi nedeniyledir. Diğer sosyodemografik veriler yönünden de gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır (p>0.05). DEHB tanılı gruptaki çocuk ve ergenlerin özbildirimlerinde; ?Fiziksel Sağlık Toplam? puanı hariç tüm ölçek puanlarının (?Duygusal İşlevsellik?, ?Sosyal İşlevsellik?, ?Okul İşlevselliği?, ?Psikososyal Sağlık Toplam? ve ?Ölçek Toplam?) sağlıklı kontrol grubundaki çocuk-ergenlerin özbildirimlerine ait sonuçlardan anlamlı olarak daha düşük olduğu bulunmuştur. ?Fiziksel Sağlık Toplam? puanında anlamlı fark saptanmamıştır. Ayrıca yine DEHB tanılı gruptaki çocuk ve ergenlerin özbildirimlerinde, ?Duygusal İşlevsellik? ve ?Psikososyal Sağlık Toplam? puanları, Tip 1 DM tanılı gruba göre anlamlı olarak düşük saptanmıştır. DEHB tanılı gruptaki çocuk ve ergenlerin yaşam kalitesine ilişkin ebeveynlerinin bildirimlerinde ise ?Fiziksel Sağlık Toplam?, ?Duygusal İşlevsellik?, ?Sosyal İşlevsellik?, ?Okul İşlevselliği?, ?Psikososyal Sağlık Toplam? ve ?Ölçek Toplam? puanları; özetle tüm yaşam kalitesi puanlarının sağlıklı kontrol grubundaki çocuk-ergenlerin anne-babalarının bildirimlerine ait sonuçlardan anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. DEHB grubunda; çocuk-ergenlerin özbildirimleri ile ebeveyn bildirimlerinin tüm alt ölçeklerde ve tüm toplam puanlarda birbiriyle pozitif korelasyonu saptanmakla beraber ebeveyn bildirimlerindeki tüm yaşam kalitesi puanları, çocuk-ergenlerin özbildirim puanlarından daha düşük saptanmıştır. DEHB grubunda Bileşik Tip tanılı olgular, Dikkat Eksikliği Baskın Tip tanılı olgulara göre hem çocuk-ergen hem ebeveyn bildirimlerinde ?Sosyal İşlevsellik? puanı hariç daha düşük puanlar almışlardır. DEHB grubunda komorbidite varlığında, ÇİYKÖ ?Fiziksel Sağlık Toplam? puanı hariç tüm ÇİYKÖ puanları çocuk-ergen ve ebeveyn bildirimlerinde anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. DEHB grubunda, hem çocuk-ergen hem ebeveyn bildirimlerinde, belirti şiddeti ve ayrıca ÇDDÖ? de belirlenen sorun davranış puanları ile yaşam kalitesi puanları arasında negatif korelasyon belirlenmiştir. TARTIŞMA Sonuç olarak bu çalışmada, DEHB tanılı olgularda ?Duygusal İşlevsellik?, ?Sosyal İşlevsellik?, ?Okul İşlevselliği? ve dolayısıyla ?Psikososyal Sağlık? alanında yaşam kalitelerinde olumsuz etkilenme saptanmıştır. DEHB varlığında dikkat sürelerinin kısa olması çocukların öğrenmelerini olumsuz etkilemekte ve akademik başarıları beklenenin altında olmaktadır. Ayrıca bu çocukların duygudurumlarında ortaya çıkan ani değişiklikler, öfke kontrolsüzlüğü, dürtüsellik nedeniyle olaylar karsısında düşünmeden hareket etmeleri, aynı hatayı ders almadan tekrarlamaları, akran ilişkilerini, sosyal becerilerini ve otorite figürleri ile olan iletişimlerini olumsuz etkilemektedir. Çocuk-ergen bildirimleri ile ebeveyn bildirimleri arasında pozitif ilişki saptanmakla beraber, ebeveynler çocuklarının yaşam kalitelerinde daha fazla oranda olumsuz etkilenme algılamaktadır. Bu durum, DEHB tanılı çocukların kendi durumlarını daha pozitif algılamalarıyla ilişkili olabilir. DEHB grubunda Bileşik Tipte, Dikkat Eksikliği Baskın Tipe göre çocuk-ergen ve ebeveyn bildirimlerinde ?Sosyal İşlevsellik? puanı hariç daha düşük puanlar saptanması DEHB?nin doğasında bulunan yürütücü işlev bozukluğunun sosyal işlevsellikle olan yakın bağlantısı nedeniyle olabilir. DEHB grubunda komorbidite varlığında ?Fiziksel Sağlık Toplam? puanı hariç tüm ÇİYKÖ puanlarının çocuk-ergen ve ebeveyn bildirimlerinde anlamlı olarak daha düşük bulunması ile komorbiditenin psikososyal anlamda yaşam kalitesini olumsuz etkilediği saptanmıştır. DEHB?de hem çocuk-ergen hem ebeveyn bildirimlerinde, belirti şiddeti ve ÇDDÖ?de belirlenen sorun davranış puanları arttıkça yaşam kalitesinin düştüğü belirlenmiştir. Sonuç olarak DEHB?nin çekirdek belirtileri yaşam kalitesini etkilemektedir ve DEHB tedavi aşamalarında yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi olguların etkilenme alanlarının saptanmasında yol gösterici olabilir. Anahtar Sözcükler: Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Tip 1 DM, Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ), Çocuklar için Davranış Değerlendirme Ölçeği (ÇDDÖ)

Diabetes mellitus-tip 1Hiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuYaşam kalitesi+1
Nihal Yurteri Çetin
Dokuz Eylül University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelerde anksiyete, depresyon, yetişkin bağlanma özellikleri, prenatal bağlanma düzeyleri ve fetusun intrauterin iyilik hali ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Anne ile bebek arasındaki ilk bağlanma ilişkisinin doğum öncesinde kurulduğu ileri sürülmektedir. Maternal-fetal bağlanma, anne ve doğmamış bebeği arasında gelişen yegane ilişkiyi tanımlayan bir fenomendir. Bu özel ilişkiyi etkileyen etmenler ve bunların fetusun iyilik halini nasıl değiştirdikleri çalışılmamış bir alandır. Tek merkezli, multidisipliner, prospektif, gözlemsel bir araştırma desenine sahip bu çalışmanın amacı gebelerin bebeklerine prenatal maternal bağlanmaları, gebelerde bağlanma özelliklerinin, anksiyete ve depresyonun, prenatal maternal bağlanma üzerine etkisi, gebelerdeki yetişkin bağlanma özelliklerinin, anksiyete ve depresyonun fetüsün intrauterin iyilik haline etkisi ve prenatal maternal bağlanmanın fetüsün umbilikal kord kan akımına, doğum kilosuna ve bebeğin memeye adapte olduğu süreye etkisinin değerlendirilmesidir. Yöntem: Çalışmaya Haziran 2012 ile Ekim 2012 tarihleri arasında Dokuz Eylül Üniversitesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Obstetri Polikliniğine başvuran, 28-40 haftalık rutin obstetrik değerlendirilmesi yapılan gönüllü 145 gebe ve bebekleri dahil edilmiştir. Bulgular: Gebeliğinde ek hastalığı olan ve planlı gebeliği olan annelerin prenatal bağlanma puanları daha yüksek bulunmuştur. Eş ilişkisi `çok iyi? olan grubun prenatal bağlanma skorlarının daha yüksek olduğu saptanmıştır. Erişkin bağlanma özelliği açısından kaygı puanları yüksek olan gebelerin prenatal bağlanma puanlarının daha düşük olduğu bulunmuştur. Depresyon puanları yüksek olan gebelerin prenatal bağlanma puanlarının daha düşük olduğu bulunmuştur. Bağlanma özelliği açısından kaçınma puanları yüksek olan gebelerin bebeklerinin doğum kiloları daha düşük saptanmıştır. Beck Depresyon Ölçeğinden 11 puan ve üzerinde puan alan annelerin bebeklerinin intrauterin umblikal arter SD oranı persantili değeri daha düşük bulunmuştur. Birinci haftadan önce memeye adapte olan bebeklerin annelerinin prenatal bağlanma puanları, birinci haftadan sonra memeye adapte olan annelerin prenatal bağlanma puanlarından daha yüksek olarak bulunmuştur. Sonuç: Gebelik sürecinde annedeki bağlanma özelliklerinin bebeğe bağlanmasına, bebeğin intrauterin iyilik haline, umblikal kord kan akımına, doğum kilosuna, doğum şekline, doğum sonrası bebeğin memeye adaptasyonuna kadar geçen süreye etkisi üzerine çalışmalar literaturde kısıtlıdır. Bu çalışma sonucu ortaya çıkan bilgiler, annelerin gebelikte prenatal bağlanma düzeyini tespit ederek zayıf bağlanma riski taşıyan kadınların psikososyal açıdan desteklenmesi ile bebeklerine bağlanmalarının güçlendirilmesi ve doğum sonrasında bebekleri ile etkileşimlerinin kalitesinin arttırılması, bebeklerin annelerine güvenli bağlanma geliştirmesini sağlayarak koruyucu ruh sağlığı ve toplumun ruh sağlığını geliştirmek açısından önemlidir. Anne bebek etkileşiminde çok önemli bir yere sahip olan emzirmenin; anne ile bebek arasında bir bağ oluşturarak güvenli bağlanmanın gelişmesinde önemli bir işlev gördüğü bilinmekte ancak anne ve bebek arasındaki bağlanmanın prenatal dönemde başladığı düşünüldüğünde, prenatal bağlanmanın emzirmeyi tercih etme ve bebeğin memeye adapte olduğu süreyi etkilediği göz önünde bulundurulmalıdır.

AnksiyeteDepresyonDoğum ağırlığı+3
Ceren Evcen Janbakhıshov
Dokuz Eylül University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obezite tanılı çocuk ve ergenlerde psikopatoloji, yaşam kalitesi ve ebeveyn tutumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada obezite tanılı çocuk ve ergenlerdeki psikopatolojiyi, yaşam kalitesi algılarını, yeme tutumlarını, benlik saygılarını araştırmak, ayrıca ebeveyn tutumlarını ve başa çıkma stratejilerini ve bunların birbiriyle olan ilişkilerini araştırmak amaçlanmıştır. Çalışmamız AÜTF Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıları Anabilim Dalı Çocuk Endokrinoloji Bölümüne başvuran, 8-18 yaşında VKİ standart sapması ikinin üzerinde olan, zihinsel gelişim geriliği ve psikiyatrik başvurusu olmayan 30 hasta ile yürütüldü. Kontrol grubuna 8-18 yaşlar arasında herhangi bir tıbbi hastalık öyküsü olmayan ve daha önce herhangi bir nedenle çocuk psikiyatrisi polikliniğine başvurmayan, hasta grubuyla yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş, gönüllü 30 çocuk ve ergen alındı. Çalışmaya katılan tüm çocuk ve ergenlere Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu uygulandı. Benlik saygısını değerlendirmek için ise Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği kullanıldı. Çocuk ve ergenlerin yaşam kalitelerini değerlendirmeye yönelik, çocuk ve ergenlere ve ebeveynlerine Çocuklar İçin Yasam Kalitesi Ölçeği verildi. Ebeveynlerin çocuk yetiştirme tutumlarının ve stresle başa çıkma becerilerinin değerlendirilmesi için anne-babalarına Aile Hayatı ve Çocuk Yetiştirme Tutumu Ölçeği ve Başa Çıkma Stratejisi Ölçeği verildi. Ebeveyn tutumları ve Başa çıkma stratejileri açısından her iki grupta fark bulunmadı. Obez grupta yüksek oranda psikiyatrik hastalık saptandı. Benlik saygısı obez çocuk ve ergenlerde kontrol grubundan farklı değildi. Ebeveynlerinin çocuklarıyla ilgili yaşam kalitesi algıları sağlıklı kontrollere göre düşük saptandı. Annede obezite açısından iki grup bir biri ile kıyaslandığında obez çocukların annelerinin daha yüksek oranda obez oldukları anlaşıldı. Obezitesi olan çocuk ve ergenlerde psikopatoloji, ebeveyn tutumları, yaşam kalitesi algıları ve bunların birbiriyle ilişkisinin daha iyi anlaşılması için daha geniş örneklemi olan kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.

Arif Önder
Akdeniz University
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bebeğe ve anneye ait etmenlerle meme bezi geçirgenliğinin ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada meme bezi geçirgenliği artışını gösteren anne sütü Na, K, Cl düzeyleri ve Na/K oranının; bebeklerin demografik, doğum ve emzirilme öyküsü özellikleri, 1. aydaki kilo alımı, annelerinin ve ailelerinin sosyodemografik özellikleri, annelerinin gebelik ve emzirme, doğum sonrası depresyon, anksiyete ve geçirilmiş ruhsal hastalık öyküsü, erişkin tipi bağlanma stilleri ve annelere ait diğer psikososyal risk etmenleri ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır.Yöntem: Olgu grubunu, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Sağlıklı Çocuk Polikliniğine ve Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Hastalıkları Anabilim Dalı Yenidoğan Polikliniğine Temmuz-Ekim 2009 tarihleri arasında başvuran, doğum sonrası 8-15 günler arasında olan, ardışık 150 sağlıklı yeni doğan bebek ve annelerinden oluşmuştur. Bebeklerin ve annelerinin özelliklerine ait bulgular, veri formları doldurularak elde edilmiştir. Ayrıca bebeklerden ulaşılabilenlerin 1. ay kilosu kaydedilmiştir. Annelere Edinburgh Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EDSDÖ), Durumluk Kaygı Envanteri (STAI-I), Sürekli Kaygı Envanteri (STAI-II) ve İlişki Ölçekleri Anketi (İÖA) verilmiştir. Çalışmaya katılan tüm annelerden süt örneği alınmış ve Na, K ve Cl düzeylerinin biyokimyasal analizleri, Cobas 6000 analizörü (Roche Diagnostic) ile indirekt yöntemle ion selektif elektrod kullanılarak yapılmıştır. Ölçüm sonuçları değerlendirilirken anne sütündeki Na düzeyleri için 18mmol/L'den, K için 18mmol/L'den, Cl için 24mmol/L'den ve Na/K oranı için 1.0'dan büyük değerler `yüksek' olarak değerlendirilmiştir.Bulgular: Anne sütü Na düzeyleri ve Na/K oranı yüksek ölçülen bebeklerde küvez bakımına alınma yüksek bulunmuştur. Na, Cl düzeyleri ve Na/K oranı arttıkça bebekler, 1. ay sonunda daha az kilo artış oranına sahip olmuştur. Anne sütü Na, Cl düzeyleri ve Na/K oranı yüksek ölçülen bebeklerin ailelerinde çalışmaya alınan bebek ailenin ilk bebeğidir. Sütlerinde Na düzeyi yüksek ölçülen anneler, anlamlılık sınırında, kendilerini çocuk sahibi olmayan uygun biri olarak görmeyen, kendi anneleriyle aralarında zayıf ilişki düzeyi olan, yakın arkadaşı olmadığını belirten ve geçmişte ruhsal hastalık öyküsü olan annelerdir. Ayrıca sütlerinde Na düzeyi ve Na/K oranı yüksek ölçülen annelerin EDSDÖ puanları ve sütlerinde Na düzeyleri yüksek ölçülen annelerin durumluk kaygı düzeyleri yüksek bulunmuştur.Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre, meme bezi geçirgenliği artışına neden olan risk etmenleri, bebekler için küvez bakımı alma, geç emmeye başlama, anneler için ise kendini anneliğe uygun görmeme, doğum sonrası depresyon belirtilerine sahip olma ve kaygı düzeyinin yüksekliği olarak belirlenmiştir. Ayrıca meme bezi geçirgenliği artan annelerin bebeklerinin, anlamlı olarak doğum sonrası 1. ayda kilo alamadıkları bulunmuştur.Anahtar Kelimeler : Meme bezi geçirgenliği, anne sütü elektrolitleri, postpartum depresyon, hipernatremik dehidratasyon

Anne sütüBebek beslenmesiBebek-düşük doğum ağırlığı+2
Burcu Serim
Dokuz Eylül University
2010
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cinsel istismar mağduru ergenlerin repertuar grid tekniği ile değerlendirilmesi

Bu araştırmada cinsel istismara (Cİ) maruz kalmış ergenlerin kendisini ve çevresini (anne, baba, kardeş ve sosyal çevrelerindeki önemli diğer bireyleri) algılayışlarının değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Anabilim Dalı Polikliniğine cinsel istismara uğradığı için ruhsal değerlendirmesi amacıyla yapılan 14-16 yaşları arasında 30 kız ergen çalışmaya dahil edilmiştir. Kontrol grubunu cinsel istismar öyküsü ve daha önce herhangi bir nedenle çocuk psikiyatrisi polikliniğine başvurusu olmayan yaş, cinsiyet, eğitim durumu ve sosyoekonomik statü saçısından hasta grubu ile eşleştirilmiş 25 sağlıklı ergen oluşturmuştur.Ergenlerin kendisini, ailesini ve çevresini algılayışlarını ve yapılanma sistemlerini değerlendirmek için Repertuar Grid Tekniği kullanılmıştır. Mevcut psikopatolojileri Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu (K-SADS-PL) ile değerlendirilmiştir. Benlik saygısı ölçümü için Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) kullanılmıştır.RGT değerlendirmesinde cinsel istismar mağduru ergenlerin cinsel istismar öyküsü olmayan yaşıtlarına göre anne, kardeş ve yakın kız arkadaşlarını kendilerinden farklı algıladıkları, olumsuz nitelikler yükledikleri arkadaşlarına kendilerini daha özdeş hissettikleri bulundu. Ayrıca cinsel istismar yaşantısının benlik saygısını olumsuz etkilediği görülmüştür. Gridde benlik saygısında olduğunu gösteren ben-ideal ben uzaklığının cinsel istismar mağdurlarında daha fazla olduğu bulunmuştur. Çalışmamızda cinsel istismar mağdurlarının dünyaya ve kendilerine ilişkin yorumları ve bakış açısının dağınık ve tutarsız olduğunu gösteren aşırı bilişsel karmaşıklığa sahip oldukları görülmüştür.Cİ'ye uğrayan ergenlerin %86,7'sinin en az bir psikiyatrik psikiyatrik bozukluğunun olduğu saptandı. TSSB, konversiyon bozukluğu ve depresyon en sık konulan tanılardı.Özetle cinsel istismar mağdur ergenlerin istismar öyküsü olmayan ergenlere göre daha yüksek psikopatolojiye, daha düşük benlik saygısına sahip oldukları, ve kendilerini önemli buldukları insanlardan daha farklı (ve olumsuz) olarak değerlendirdikleri gözlenmiştir.Bu sonuçlar, cinsel istismar ergenler için önemli bir yaşam stresörü olduğuna ve istismara maruz kalmış ergenlerin psikiyatrik sorunlar açısından takip edilmeleri gerektiğine işaret etmektedir.

Benlik saygısıErgenlerPsikopatoloji+2
Ayla Uzun
Akdeniz University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Türkçe güçler ve güçlükler anketi'nin ileri psikometrik özellikleri

Amaç: Bu çalışmanın amacı Türkçe Güçler ve Güçlükler Anketi'nin ileri psikometriközelliklerinin değerlendirilmesidir.Yöntem: Çalışmanın örneklemini 1 Ocak 2005-31 Aralık 2005 tarihleri arasında Dokuz EylülÜniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Polikliniğine (DEÜTF ÇERSHPolikliniği) ilk kez başvuran, 4-17 yaş arası 565 olgu oluşturmakta olup, ilk başvuru sırasındaklinik değerlendirmeden önce işaretledikleri GGA formları çalışmaya dahil edilmek üzeredeğerlendirilmiştir. Ölçeğin psikometrik özellikleri değerlendirildiği gibi bu olguların klinikdeğerlendirme sonucu aldıkları tanılar GGA'nın öngördüğü tanılar ile karşılaştırılmıştır.Bulgular: Sonuçlar GGA ebeveyn ve ergen formlarının, akran sorunları alt testi dışında,yüksek bir iç tutarlılığa sahip olduğunu göstermiştir. 11 yaş üstü çocuk ve gençlerinişaretledikleri GGA ergen formları ve aynı gençlerin ebeveyn formlarına ait toplam güçlükpuanı, etkilenme puanı ve alt grup puanları arasındaki korelasyon değerleri 0.402 ile 0.573arasındadır. Tüm olguların dahil olduğu grupta GGA'nın öngördüğü tanılar ile klinikdeğerlendirme sonucu konulan tanılar için korelasyon katsayıları 0.15 ile 0.34 arasındadeğişmiştir. GGA ebeveyn ve ergen formları toplam güçlük puanı hem de etkilenme puanıortalaması ve GGA ergen formu DEHA belirtileri alt grubu dışında her iki forma ait tüm altgruplar klinik olarak GGA'nın öngörebildiği tanıları alan ve almayan grubu ayırt edebilmiştir.Sonuç: Türkçe GGA birçok alanda geçerli ve güvenilir olarak bulunmuş olup, Türk çocuk veergen popülasyonunda ruh sağlığı bozukluklarını tarama ve klinik değerlendirme amacıylakullanılabilecek bir ankettir.Anahtar kelimeler: Güçler ve Güçlükler Anketi, psikometrik özellikler, Strengths andDifficulties Questionnaire.

Şermin Yalın
Dokuz Eylül University
2008
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanılı çocuklarda serum bdnf düzeylerinin araştırılması

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) patogenezi büyük oranda bilinmemekle beraber çok sayıda kaynaktan gelen kanıtlar birincil olarak dopaminerjik sisteme işaret etmektedir. Bununla beraber artık DEHB klinik ve patofizyolojik olarak heterojen bir fenomen olarak görüldüğünden DEHB etyolojisi ile ilgili hipotezler tek nedenli teorilerden genetik, nörokimyasal, çevresel ve psikososyal risk faktörlerini kapsayan çok nedenli teorilere doğru gelişmiştir.BDNF nöronların gelişim ve sağkalımını destekler, nörotransmitterleri modüle eder ve uzun süreli potensiyalizasyon (LTP) ve öğrenme gibi sinaptik plastisite mekanizmalarına katılır. Preklinik çalışmalar BDNF'nin DEHB patojenezi için önemli olan ortabeyin dopaminerjik nöronlarının sağkalım ve farklılaşmasında anahtar role sahip olduğunu göstermiştir.Bu çalışmaya 6-12 yaş arasında 30 DEHB'li ve 31 sağlıklı kontrol çocuk alınmıştır. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran ve öncesinde psikiyatrik ilaç tedavisi öyküsü olmayan DEHB'li olgular çalışmaya dâhil edilmiştir. <70 IQ düzeyi, nörolojik hastalığı, yaygın gelişimsel bozukluğu, psikotik ve duygudurum bozukluğu olan çocuklar çalışmadan dışlanmıştır. Ayrıca tüm kontrol grubunda major medikal ve psikiyatrik hastalık dışlanmıştır.Çalışmaya katılan DEHB olgularının yaş ortalaması 8.45±1.57 ve sağlıklı kontrollerin yaş ortalaması ise 8.87±1.92' dir. DEHB olgularının 26'sı ( % 83.9) erkek, 5'i (%16.1) kız olarak bulunmuştur. Sağlıklı kontrollerin ise 11'i (%36.7) erkek, 19'u (%63.3) kız olarak saptanmıştır.Bu çalışmada DEHB'li hastalarda serum BDNF düzeylerinin araştırılmış ancak DEHB'li hastalar ile sağlıklı kontroller arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanamamıştır.Bu bulgu BDNF'nin DEHB etyolojisinde rol oynadığı hipotezini desteklememektedir. Ancak, BDNF düzeylerini anlamlı bir şekilde yorumlayabilmek için, düzeyleri etkileyen faktörleri ve aynı zamanda periferik kan BDNF'sinin kaynaklarının aydınlatılması gerekmektedir.

Enis Sargın
Dokuz Eylül University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar bozukluk ve psikotik bozukluk erken dönemde aile odaklı terapinin etkilerinin incelenmesi

Giriş: Bipolar bozukluk ve şizofreni, yaşam boyu süren, bireye, ailelerine ve topluma önemli bir yük oluşturan bozukluklardır. Farklı psikiyatrik bozukluklar olmakla birlikte, örtüşen semptomlar, genetik ve nörobiyolojik faktörler, kronik seyir ve işlevsellikte bozulma gibi ortak noktalara sahiptirler. Son zamanlardaki takip çalışmaları bu bozuklukların erken evrelerine odaklanmaktadır. Erken tanı ve tedavi amacıyla farmakolojik yaklaşımların yanı sıra psikososyal müdahalelere de giderek daha fazla başvurulmaktadır. Hedefe yönelik erken müdahaleler, semptomları olan gençlerin yaşadığı psikososyal stresi, hastalık prograsyonunu ve yıkıcı nöroprogresif süreçleri azaltma potansiyeline sahip oldukları için oldukça önemlidir. Müdahale çalışmaları çoğunlukla yetişkin bireyleri kapsamakta olup çocuk ve ergenler için daha fazla araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Bipolar bozukluk ve şizofreni hastalar üzerindeki etkilerinin yanı sıra bakım verenlere de yük oluşturmaktadır. Ailenin bakım vermedeki aktif rolü nedeniyle aile yükü kavramı son yıllarda giderek önem kazanmıştır. Hem gence hem de ailesine yönelik psikososyal müdahalelerin bu grubun işlevselliğine katkıda bulunabileceği düşünülmektedir. Ancak psikotik ve bipolar bozukluklarda erken müdahalelerin etkilerini karşılaştıran araştırmalar sınırlıdır. Bu çalışma, aile odaklı terapinin bu bozuklukların erken evrelerindeki bireyler ve aileleri üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçlamıştır. Çalışmamızda aile odaklı terapinin genç bireylerin semptomatolojisi, aile iletişim becerileri, genç bireylerin başa çıkma yetenekleri, aile yükü ve yaşam kalitesi üzerindeki etkisinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Çalışmamıza Bipolar Bozukluk Tip I-II, şizofreniform bozukluk veya şizofreni kriterlerini karşılayan, atak sonrası remisyon sağlanmış hastalar dahil edilmiştir. Araştırma Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi ve Hastalıkları Anabilim Dalı ve Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya katılmayı kabul eden 15-21 yaş arası genç ve en az bir ebeveyni değerlendirilmeye alınmıştır. Toplamda aile odaklı terapi oturumlarını tamamlayan 10 bipolar bozukluk ve 10 psikotik bozukluk tanılı genç ve ebeveyni çalışmaya dahil edilmiştir. Klinik değerlendirmeler Hamilton Depresyon Değerlendirme Ölçeği (HDRS), Young Mani Derecelendirme Ölçeği (YMRS), Pozitif Semptomları Değerlendirme Ölçeği (SAPS), Kısa Negatif Semptom Ölçeği (BNSS), Kişisel ve Sosyal Performans Ölçeği (PSP) ve Akıl Hastalığına İçgörüsüzlük Ölçeği (SUMD) ile değerlendirilmiştir. Ayrıca gençlerden Başa Çıkma Stratejileri Ölçeği Kısa Formu (Brief-COPE), Kısaltılmış Duygu Dışavurum Ölçeği (KDDÖ), Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Değerlendirme Anketi (WHOQOL), Mc Master Aile Değerlendirme Ölçeği (Mc Master Family Assesment Device) doldurmaları istenmiştir. Eş zamanlı olarak ebeveynden de Beck Depresyon Ölçeği, Zarit Bakımveren Yükü Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Değerlendirme Anketi (WHOQOL), Mc Master Aile Değerlendirme Ölçeği (Mc Master Family Assesment Device) doldurmaları istenmiştir. Terapi öncesi-sonrası grup içi sonuçların değerlendirilmesinde ise bağımlı örneklem t testi kullanılmıştır. Grupların zaman içindeki değişimi ise Tekrarlayan Ölçümlerde ANOVA (Repetetive Measures ANOVA) yöntemi ile gerçekleştirilmiş olup grup*zaman etkisine bakılmıştır. Sürekli değişkenlerin birbiriyle ilişkisinin incelenmesinde Pearson korelasyon testinden yararlanılmıştır. Bulgular: Aile Odaklı Terapi seansları sonrasında her iki gruptaki genç bireylerde depresif belirtiler, pozitif ve negatif belirtilerin şiddetinde istatistiksel olarak anlamlı düşüş görülmüştür. Terapi oturumları sonrası her iki gruptaki gençlerin işlevsellik puanlarında anlamlı artış görülmüş olup; bu artış bipolar bozukluk grubunda daha fazla olmuştur. Ayrıca gençlerde problem odaklı ve duygusal odaklı başa çıkma yöntemlerinde artış görülürken, işlevsel olmayan başa çıkma yöntemlerinde azalma görülmüştür. Aile odaklı terapi seansları ebeveynlerin duygu dışavurum düzeyleri üzerinde de olumlu bir etki yaratmış, duygusal ifade ve eleştirellik düzeylerini azaltmıştır. Aile işlevselliği üzerinde bipolar bozukluk grubundaki ebeveynler arasında problem çözme, iletişim ve genel işlevsellik alt alanlarında anlamlı etkiler gözlenirken psikotik bozukluk grubundaki ebeveynler yalnızca davranışsal kontrol alt alanında anlamlı farklılıklar bildirmişlerdir. Grup karşılaştırmalarında psikotik bozukluk tanısı alan gençler ve bipolar bozukluk tanılı gençlerin ebeveynleri, aile odaklı terapi seanslarından daha fazla fayda gördüklerini bildirmiştir. Aile odaklı terapi oturumları sonrası bipolar bozukluk grubundaki ebeveynlerde depresif belirtilerde ve algılanan bakım veren yükünde anlamlı azalmalar görülürken, psikotik bozukluk grubundaki ebeveynlerde algılanan bakım veren yükünde anlamlı bir azalma görülmüş, depresif belirtilerdeki azalma istatistiksel anlamlılığını yitirmiştir. Bu sonuç, genç bireylerin tedavi sürecine önemli katkı sağlayan ebeveyn ruh sağlığının ele alınmasının önemini vurgulamaktadır. Özellikle psikotik bozukluk tanısı alan gençlerin ebeveynlerine psikiyatrik destek sağlanması ve tedavi sürecinde ebeveynlerin depresif belirtilerinin ele alınması tedaviye uyum ve işlevsellik açısından olumlu etki yaratabilir. Sonuç: Bulgularımız Aile Odaklı Terapinin bipolar bozukluk ve psikotik bozukluk tanısı alan hastalarda hastalık şiddeti, yaşam kalitesi ve işlevselliği ile aile işlevselliği üzerinde olumlu etkileri olduğunu göstermektedir. Bu çalışma, Aile Odaklı Terapinin Bipolar Bozukluk ve Psikotik Bozukluk tanılı gençlerde erken dönemdeki etkilerini birlikte değerlendiren ilk pilot çalışma olması nedeniyle önemlidir.

Bipolar bozuklukErgenlerPsikiyatrik hastalar+7
Tevhide Ekin Süt
Dokuz Eylül University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı olguların WISC-R alt testleri ve psikiyatrik profillerinin yavaş bilişsel tempo ve özgül öğrenme bozukluğu eştanılarıyla karşılaştırılması

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu olan olgularda yavaş bilişsel tempo belirtileri gösterenler ile Özgül Öğrenme Bozukluğu tanılı olgular arasında Wechsler Çocuklar için Zekâ Ölçeği (WISC-R) alt test profillerini değerlendirmek, YBT'ye özgü nörobilişsel profili ortaya koymaya yardımcı olmak ve olguların psikiyatrik özelliklerinin karşılaştırmasını yapmaktır. Geriye dönük hasta dosyası ve bilgisayar kayıtları taramasıyla olgular tespit edilmiştir. Yavaş Bilişsel Tempo belirtilerini ortaya çıkarmak için Öğretmen Bilgi Formu (ÖBF) değerlendirmeleri incelenmiş; WISC-R test sonuçları hasta dosyaları ile bilgisayar ortamından elde edilerek incelenmiştir. 844 çocuk ve ergen çalışmaya dahil edildi. Olgu grupları YBT belirtileri göstermeyen DEHB (n=348), YBT belirtileri gösteren DEHB (DEHB+YBT, n=116) ÖÖB eştanısı alan (DEHB+ÖÖB, n=252) ÖÖB tanısına ek olarak YBT belirtileri olan (DEHB+YBT+ÖÖB, n=128) dört grup oluşturulmuştur. WISC-R sözel zekâ bölümü puanı DEHB grubunda diğer gruplardan yüksek saptandı. DEHB+YBT sadece genel bilgi alt testinde DEHB'den anlamlı düzeyde düşük saptandı. Performans alt testlerinde anlamlı farklılık bulunmamaktaydı. Ayrıca ÖBF psikiyatrik profillerinde dikkatsizlik, depresyon, anksiyete skorları YBT'nin eşlik ettiği gruplar diğer gruplardan yüksek saptanmıştır. Çalışmamızda, sözel kavramsal beceriler, bilgi edinme becerisi gibi nörobilişsel alanlarda ÖÖB'de bozulmanın fazla olduğu, YBT'nin de daha az olmak üzerebuna eşlik ettiği; ayrıca anksiyete, depresyon gibi içe yönelim belirtiler ve dikkatsizlik ile YBT'nin birlikteliğinin daha fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Hiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuNeurobilişsel işlevlerTeşhis testleri+5
Eren Halaç
Dokuz Eylül University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kendine zarar verme davranışı olan çocuk ve ergenlerin ortam terapisinden faydalanımının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada özkıyım amacı olmayan kendine zarar verme davranışı bulunan olgular ile özkıyım girişimi ve kendine zarar verme davranışı olan olguların ortam terapisinden faydalanımlarının karşılaştırılması; bu bireyler arasındaki sosyodemografik farklılıklarının ve psikiyatrik tanılarının incelenmesi ve karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Metot: Çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda gerçekleştirilmiştir. Çalışmada özkıyım amacı olmadan kendine zarar verme ve suisid girişimi olan grup 64, özkıyım amacı olmadan kendine zarar verme davranışı olan grup 67 kişiden oluşmaktadır. Yatış ile taburculuk sonrasında uygulanan bireysel ve ailesel risk değerlendirilmesi, HoNOSCA-TR Klinik Gidiş Değerlendirme Ölçeği ve Çocuğun Global Değerlendirme Ölçeği (CGAS)'nin istatistiği yapılmıştır. Bulgular: Suisid girişimi ve KZVD olan grupta daha fazla kız cinsiyet ve lise öğrencisi olduğu saptanmıştır. Suisid girişimi ve KZVD olan grupta davranım bozukluğu ve şizofreni daha az; majör depresif bozukluk, borderline kişilik bozukluğu ve alkol madde kullanımı daha fazla olduğu saptanmıştır. KZVD metodları karşılaştırıldığında suisid girişimi ve KZVD olan grupta faça kullanımı daha fazla, yumruk atma ise daha az saptanmıştır. Alkol madde kullanımı olan bireylerde KZVD uygulama yılı ve suisid girişim sayısı daha fazla saptanmıştır. Faça uygulayanlarda HoNOSCA değişimin daha fazla olduğu bulunmuştur. Sonuç: Çalışmamızda kullanılan ölçek puanlarında anlamlı değişimlerin olduğu; gruplar arasında cinsiyet, kendine zarar verme metodu ve alkol madde kullanımında farklılıklar olduğu; kendine zarar verme yöntemi ile ortam terapisinden faydalanım arasında farklılık olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kendine zarar verme davranışı, özkıyım, HoNOSCA, CGAS

Kendine zarar verme davranışı
Bahar Şen
Dokuz Eylül University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ebeveynlerdeki problemli internet kullanımının çocuklardaki psikopatoloji ile ilişkisi

Giriş ve Amaç: Günümüzde ebeveynlerin çoğunun interneti hem bilgi kaynağı olarak hem de sosyal destek alma amacıyla kullandıkları çalışmalarda gösterilmiştir. Ancak ebeveynlerin problemli internet kullanımı (PİK) ve çocuklarındaki psikopatoloji arasındaki ilişkiyi inceleyen az sayıda çalışma mevcuttur. Bu nedenle çalışmamızda ebeveynlerdeki PİK'in çocuklardaki psikopatoloji ile ilişkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya ebeveyninde PİK saptanan 3-6 yaş arası 63 çocuk ve ebeveyninde PİK saptanmayan yine 3-6 yaş arası 63 çocuk dahil edildi. Ebeveynlere Sosyodemografik Veri Formu, İnternet Kullanım Alışkanlıkları Formu (İKAF), Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği (YİBÖ), Medya ve Tutumları Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri (KSE) ve Erken Çocukluk Envanteri-4 (EÇE-4) ölçeği klinisyen tarafından uygulandı. Verilerin istatistiksel analizinde Sosyal Bilimler İçin İstatistik Paket Programı (Statistical Program for Social Sciences- SPSS for Windows, 21.0) kullanıldı. Bulgular: Ebeveyninde PİK olan çocuklarda Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) (p=0,009), Sosyal Fobi (SF) (p=0,013) ve Özgül Fobi (ÖF) (p= 0,041) anlamlı olarak daha yüksek oranda saptanmıştır (p<0,05). Semptom şiddeti açısından yapılan değerlendirmede DEHB (p=0,017) ve Akran Çatışması (p=0,015) PİK olan ebeveynlerin çocuklarında anlamlı olarak daha yüksek oranda bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca PİK olan ebeveynlerdeki obsesif-kompülsif bozukluğun (OKB) (p=0,037), hostilitenin (p=0,030), çevrim içi arkadaşlığın (p=0,028) ve sosyal ağ arkadaşlığının (p=0,037) çocuklardaki psikopatolojiyi yordayabileceği saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda ebeveynlerdeki PİK'in çocuklardaki DEHB, SF ve ÖF ile ilişkili olduğu sbulunmuştur. Ayrıca PİK olan ebeveynlerdeki hostilitenin, OKB'nin ve sosyal medya veya diğer çevrimiçi ortamlarda arkadaşlık kurmanın çocuklardaki psikopatoloji için risk faktörü olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Problemli İnternet Kullanımı, İnternet bağımlılığı, Sosyal Fobi, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Özgül Fobi, Hostilite, OKB.

Ana-babaHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuObsessif kompülsif bozukluk+5
Sevde Taşcı
İstanbul University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk ve ergenlik çağında dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı almış erişkinlerin güncel sosyodemografik ve tıbbi durumunun değerlendirilmesi

Çalışmamızda Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu nedeni ile başvurmuş çocuk ve ergenlerin, erişkin dönemdeki sosyodemografik özellikleri, akademik yaşantıları, adli-tıbbi geçmişleri, tedavi uyumları ve yaşam kaliteleri hakkındaki bilgilerin öğrenilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya çocukluk döneminde 01.01.2000-01.01.2020 tarihleri arasında polikliniğimizde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite bozukluğu nedeniyle takip edilmiş, 18 yaşını bitirmiş, gönüllü 62 hasta alınmıştır. Zihinsel yetersizliği olan, yaygın gelişimsel bozukluk tanısına sahip olan veya gerçeği değerlendirmesini bozacak ve bilişsel işlevlerini ciddi anlamda etkileyecek bir psikiyatrik hastalığa sahip olan bireyler çalışmaya dahil edilmemiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 20,65±3,3 ve DEHB tanı yaşı ortalaması ise 11.33±3.49 olarak saptanmıştır. Katılımcıların %25.8'inin sınıf tekrarı yaptığı, %22.6'sının eğitim süresi içinde disiplin cezası aldığı, %67.7'sinin sigara kullandığı, %48.3'ünün alkol kullandığı, %14.5'inin de madde kullanımı olduğu; %14.5'inin polis ile başının derde girdiği, %22'sinin adli sorun yaşadığı, %58.1'inin kaza öyküsü olduğu saptanmıştır. Tedavi öyküleri incelendiğinde, %96.7'sinin çocukluk ve ergenlik döneminde metilfenidat kullandığı, %12.9'unun atomoksetin kullandığı, %19'unun ise antipsikotik ilaç kullanımı olduğu bulunmuştur. Tedavi sürelerinin aralığı geniş olmakla beraber medyan değeri 36 ay olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların %85.5'i tedaviden fayda gördüğünü, %66.1'i ise tedavi sırasında yan etki olduğunu belirtmiştir. En sık yan etki iştahsızlık ve uyku değişikliği olarak bulunmuştur. Katılımcıların %41.9'unda çocukluk ve ergenlik döneminde komorbidite varlığı saptanmış olup, sırasıyla en sık olarak karşıt olma karşıt gelme bozukluğu veya davranım bozukluğu, anksiyete bozuklukları ve duygudurum bozuklukları olarak saptanmıştır. Katılımcıların %37.1'sinin erişkin dönemde DEHB tedavisine devam etmek amacıyla erişkin psikiyatrisine başvurduğu, %6.4'ünün erişkin psikiyatrisinde tedaviye devamlarında zorluk yaşadığını, %21'inin ise son 6 ayda DEHB takibine devam etmekte olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların %25.8'sine ise erişkin dönemde DEHB dışında psikopatoloji tanısı konmuştur. Bunlar sırasıyla en sık anksiyete bozukluğu ve duygudurum bozukluklarıdır. Katılımcıların ilaç kullanım süreleri ile WHOQoL-BREF yaşam kalitesi ölçeğinin alt alanları olan fiziksel puan, ruhsal puan, sosyal puan ve çevresel puan arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmamıştır. Katılımcıların fiziksel alan puan ortalaması 16,38±2,74; ruhsal alan puan ortalaması 14,97±3,19; sosyal alan puan ortalaması 14,88±3,33; çevresel puan ortalaması ise 15,87±2,52 olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak, erişkin dönemde devam eden DEHB belirtileri ve/veya çocukluk döneminde DEHB ve tedavi süreci kişilerin işlevsellik düzeyleri, eşlik eden komorbiditeleri ve akademik ve iş hayatlarındaki zorluklar ile kişinin yaşam kalitesini etkilemektedir. Hastalığın erişkin dönemdeki yansıması ve bu duruma etki eden faktörlerin tanımlanması amacıyla sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılmış daha geniş örneklemlere ihtiyaç duyulmaktadır. Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Yaşam Kalitesi, Prognoz, Sonuç

ErgenlerHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu+5
Aybike Erdem
Akdeniz University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizm spektrum anketi-ergen versiyonu Türkçe formunun geçerlik ve güvenirlik çalışması

Amaç: Otizm Spektrumu Anketi-Ergen Versiyonu normal zekalı bir bireyin eşik altı otistik özelliklerinin derecesini ölçmeye yönelik, ebeveyn bildirimine dayalı bir tarama aracıdır. Bu çalışmada Otizm Spektrum Anketi (OSA) Türkçe versiyonunun Asperger sendromu/yüksek işlevli otizmi (AS/YİO) olan, psikiyatrik bozukluğu (PB) olan ve sağlıklı kontrol grubundaki ergenlere uygulanarak geçerlik ve güvenirliğinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma grubu, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi (DEÜTF) Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Anabilim Dalı Polikliniğine başvuran 11-18 yaş aralığında 80 AS/YİO, 71 PB (35 major depresif bozukluk, 18 obsesif kompulsif bozukluk ve 18 sosyal fobi) ve toplumda ulaşılan 249 sağlıklı kontrol ergenden oluşmaktadır. 40 AS/YİO ergenin ebeveynine OSA-Ergen tekrar uygulanmıştır. Faktör analizi ve OSA-Ergen ölçeği ile alt ölçeklerinin korelasyonları değerlendirilmiştir. Otizm Spektrum Tarama Ölçeği-Türkçe Versiyonuyla (OSTÖ) karşılaştırılarak ölçüt geçerliği ve ROC analiziyle kesme puanı belirlenmiştir. Bulgular: OSA-Ergen Cronbach α değeri 0,829 olarak saptanmıştır. Test-tekrar test ile OSA-Ergen ve alt ölçek puanları açısından 'çok güçlü' anlamlı korelasyon değerleri bulunmuştur. Faktör analizinde toplam varyansın %30,31'ini açıklayan dört bileşenli 41 maddelik bir yapı elde edilmiştir. OSA-Ergen'in OSTÖ ile 'güçlü' anlamlı korelasyon gösterdiği belirlenmiştir. ROC analizinden elde edilen duyarlılık ve özgüllük değerleri arasından OSA-Ergen kesme noktasına en uygun duyarlık (0.975) ve özgüllük (0.991) değerleri 24 puan için belirlenmiştir. OSA-Ergen toplam ve alt ölçek puanları erkeklerde kızlara oranla anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Sonuç: OSA-Ergen'in Türkçe formunun ergenlerde iyi düzeyde geçerli ve güvenilir bir gereç olduğunu destekleyen bulgulara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Otizm Spektrum Anketi-Ergen Versiyonu, geçerlik ve güvenirlik, asperger sendromu, yüksek işlevli otizm, geniş otizm fenotipi.

AnketlerAsperger sendromuErgenler+5
Elif Çetinoğlu
Dokuz Eylül University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Karaciğer nakli bekleyen ve nakil sonrası dönemde olan çocuk ve ergen hastalarda yaşam kalitesi, psikopatoloji ve travma sonrası stres bozukluğunun değerlendirilmesi

Bu çalışmada, karaciğer nakil listesinde olan ve karaciğer nakli olan pediatrik hasta grubunda yaşam kalitesi, psikopatoloji yaygınlığı, travma sonrası stres bozukluğu bulgularının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Ocak 2017-Aralık 2017 tarihleri arasında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Gastroenteroloji bölümü polikliniğinde takipleri süren son 2 ay ile 5 yıl arasında karaciğer nakli olmuş olan (nakil grubu-NG) (n:20) ve karaciğer nakil sırasında bekleyen (nakil öncesi grup-NÖG) (n:10) 5-18 yaş arası toplam 30 gönüllü çocuk ve ergen ile ebeveynleri dahil edilmiştir. Zihinsel gelişim geriliği olan, gerçeği değerlendirme yetisi bozulmuş olan olgular çalışma dışı bırakılmıştır. Kontrol grubu olarak daha önce herhangi bir sebeple çocuk psikiyatrisi polikliniğine başvurusu olmayan, bilinen önemli bir tıbbi rahatsızlık öyküsü ve zihinsel gelişim geriliği bulunmayan, yaş ve cinsiyet açısından hasta grubu ile eşleştirilmiş 5-18 yaş arası 20 çocuk ve ergen ile ebeveynleri dahil edildi. Bütün çocuk ve ergen ile ebeveynleri kliniğe davet edildi ve bir çocuk psikiyatristi tarafından değerlendirildi. Çocuk ve ergenlerin yaşam kalitelerini değerlendirmeye yönelik çocuk-ergen ve ebeveynlerine Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKO) verildi. Var olabilecek psikopatolojileri saptamak amacıyla Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ) ve Çocukluk Çağı Anksiyete Tarama Ölçeği (ÇATÖ) verildi. Çocuk ve ergenlere Travma Sonrası Stres Bozukluğunu değerlendirmek için Çocuklar için Travma Sonrası Stres Tepki Ölçeği (ÇTSSTÖ) verildi. Gruplar çocukların verdiği çocuk yaşam kalitesi ölçek puanları açısından karşılaştırıldığında; kontrol grubunda yaşam kalitesi ölçek toplam puanı NG ve NÖG'e kıyasla anlamlı derecede daha yüksek olarak bulunmuştur. Çocukların verdiği yaşam kalitesi ölçek puanları açısından NG ve NÖG arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Gruplar ebeveynlerin verdiği çocuk yaşam kalitesi ölçek puanları açısından karşılaştırıldığında; kontrol grubunda yaşam kalitesi ölçek toplam puanı NG'ye kıyasla anlamlı derecede daha yüksek olarak izlendi NÖG ve kontrol grubu arasında ebeveynlerin verdiği yaşam kalitesi ölçek puanları açısından anlamlı fark bulunmadı. NG'de ebeveynlerin verdiği yaşam kalitesi ölçek puanları NÖG 'ye göre düşük olmakla birlikte bu fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmadı. NG'de hastaların 17'sinde (%85), NÖG'de 7'sinde (%70) kontrol grubunda ise 2'sinde (%10) klinik olarak anlamlı anksiyete düzeyi saptandı. Çalışma grupları ve kontrol grubu arasında klinik olarak anlamlı anksiyete düzeyi gösteren hasta sayısı açısından anlamlı farklılık bulundu. NG'de 4 hastada (%20), NÖG'de 2 hastada (%20), kontrol grubunda 1 hastada (%5) klinik olarak anlamlı depresyon düzeyi saptandı. Üç grup arasında klinik olarak anlamlı depresyon düzeyi gösteren hasta sayısı açısından anlamlı fark bulunmadı. Grupların anksiyete ve depresyon ölçeği puan ortalamaları karşılaştırıldığında kontrol grubu ölçek puanları NG ve NÖG'ye göre anlamlı derecede düşük izlendi. Her iki ölçek puanı açısından NÖG ve NG arasında anlamlı fark saptanmadı. NG'de hastaların 11'i (%55), NÖG'de 6'sı (%60) kontrol grubunda ise 2'sinde (%10) klinik olarak anlamlı TSSB düzeyi saptandı. Çalışma grupları ve kontrol grubu arasında klinik olarak anlamlı TSSB düzeyi gösteren hasta sayısı açısından anlamlı farklılık saptandı. Gruplar arasında travma puanları karşılaştırıldığında kontrol grubu ölçek puanları NG ve NÖG'ye göre anlamlı derecede düşük izlendi. Travma puanları açısından NG ve NÖG arasında anlamlı fark saptanmadı. KN adayı olan ve KN sonrası dönemdeki pediatrik hastalar sağlıklı kontrollerle kıyaslandığında daha düşük yaşam kalitesi ve yüksek oranlarda psikiyatrik bozukluk sıklığı saptanmıştır. Bu bulgular nakil bekleyen pediatrik hastaların psikiyatrik bozukluklar açısından risk altında olduğunu, ve riskin nakil sonrası dönemde de devam ettiğini göstermektedir. Bu bakımdan karaciğer nakil sürecindeki hastalar için tedavinin her aşamasında düzenli psikiyatrik değerlendirme ve izlem sağlanmasının önemi büyüktür. Anahtar kelimeler: Pediatrik, karaciğer nakli, yaşam kalitesi, anksiyete, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu

AnksiyeteDepresyonErgenler+7
Mihriban Ünay
Akdeniz University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntihar amacı olmayan kendine zarar verme davranışı olan ergenlerin çocukluk çağı travması, disosiyatif yaşantılar ve bağlanma yönünden incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada intihar amacı olmayan kendine zarar verme davranışı bulunan olgular ve kendine zarar verme davranışı olmayıp herhangi bir psikiyatrik hastalığa sahip olgular ile sağlıklı kontrol grubunun çocukluk çağı travmaları, disosiyatif yaşantılar ve bağlanma yönünden incelenmesi ve karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Metot: Çalışma Dokuz Eylül Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı polikliniğinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada kendine zarar verme davranışı ve herhangi bir psikopatoloji tanısı bulunan 14-18 yaş arası 40 olgu ilk olgu grubunu, bu gruba benzer psikiyatrik hastalık tanısı bulunan fakat kendine zarar verme davranışı bulunmayan 14-18 yaş arası 40 olgu ikinci olgu grubunu ve bu gruplara benzer sosyodemografik özellikleri olan 14-18 yaş arası 40 ergen ise sağlıklı kontrol grubunu oluşturmuştur. Çalışmada olgu ve kontrol gruplarında KZVD tanısının değerlendirmesi için DSM-5 (Uluslararası Tanı Ölçütleri) kullanılmıştır. Tüm katılımcılarda eşlik eden psikiyatrik bozukluklar KSADS-PL (Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli) ile değerlendirilmiştir. Hem olgu hem kontrol gruplarına Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), Ebeveyn ve Arkadaşlara Bağlanma Ölçeği Kısa Formu (EABÖ) ve Ergen Dissosiyatif Yaşantılar Ölçeği (ADES) verilerek doldurmaları istenmiştir. KZVD ile ilişkili bağımsız değişkenler ve eşlik eden psikiyatrik güçlükler sistematik olarak incelenmiştir. Bulgular: Üç grup arasında yapılan analizlere bakıldığında sigara kullanımı, alkol kullanımı, eşyalara zarar verme öyküsü, insanlara zarar verme öyküsü, intihar düşünceleri, intihar girişimi, intihar girişimi sayısı, ailede intihar öyküsü, ADES toplam puanı, ÇÇTÖ toplam puanı, EABÖ anne, baba ve arkadaşa bağlanma toplam puanları, ÇTTÖ alt ölçeklerinden cinsel, fiziksel ve duygusal istismar, EABÖ alt ölçeklerinde ise arkadaş iletişim hariç diğer tüm alt ölçeklerde istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. KZVD öyküsü ve herhangi bir psikiyatrik tanısı bulunan ilk grup ile KZVD öyküsü bulunmayıp herhangi bir psikiyatrik tanısı bulunan ikinci grup karşılaştırıldığında birinci grubun alkol kullanımın, insanlara ve eşyalara zarar verme öyküsünün daha fazla olduğu, daha çok intihar düşüncesi ve girişimi bulunduğu, ADES toplam puanının daha yüksek olduğu, EABÖ alt ölçeklerinden babaya bağlanma toplam puanın daha düşük olduğu, ÇÇTÖ alt ölçeklerinden ise fiziksel ve duygusal istismar puanlarının ise daha yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmaya katılan tüm katılımcıların aldığı puanların ortalamasına göre çalışmada kullanılan ölçekler arasındaki korelasyonu değerlendirmek amacıyla analiz yapıldığında ADES toplam puanı ÇÇTÖ Ölçeği toplam puanı ile, ÇÇTÖ toplam puanı EABÖ anneye bağlanma alt ölçeği toplam puanı ile, ÇÇTÖ duygusal istismar alt ölçek puanı EABÖ anne ve babaya bağlanma alt ölçeği toplam puanları ile yüksek düzeyde korele bulunmuştur. Sonuç: İntihar amacı olmayan kendine zarar verme davranışı bulunan olgular ve kendine zarar verme davranışı olmayıp herhangi bir psikiyatrik hastalığa sahip olgular ile sağlıklı kontrol grubunun çocukluk çağı travmaları, disosiyatif yaşantılar ve bağlanma açısından anlamlı farklılık saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kendine zarar verme, çocukluk çağı travması, disosiasyon, bağlanma

BağlanmaDissosiyatif bozukluklarErgenler+3
Beste Dila Eren Sarıkaya
Dokuz Eylül University
2019
00