Karadeniz Technical University
Discipline

Geophysical Engineering

Karadeniz Technical University

101

Archived Theses

2

DOIs Assigned

2%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Rayleigh dalgası dispersiyon verileriyle Doğu Anadolu ve civarında yerkabuğu ve üst manto yapısının incelenmesi

Yerkabuğu ve üst-manto yapısının araştırılmasında kullanılan etkin yöntemlerden biri yüzey dalgası dispersiyon verilerinin çözümlemeleridir. Yüzey dalgalarının dispersiyon gösterme özelliğinden yararlanılarak gözlemsel değerlerden elde edilen faz ve grup hızı değerleri, ters çözümleme işlemiyle, belirlenen olası yapı modelleri için bulunan kuramsal değerlerle kıyaslanarak birbiriyle uyumlu sonuçlar aranır. Bu işlem sonucunda gözlemsel verilere en yakın kuramsal değerlerin hesaplandığı yapı modeli aranan kesit olarak belirlenir. Bu çalışmada, Doğu Anadolu ve civarındaki kabuk ve üst manto yapısı ile ilgili sınırlı bilgilere katkı sağlamak amacıyla tek-istasyona ait uzun peryod düşey bileşen kayıtları üzerinden Rayleigh dalgası grup hızlarının hesaplaması ve ters çözümlemesi hedeflenmiştir. Belirlenen amaç doğrultusun da, Hazar Denizi'nin güneybatısında oluşmuş bir depremin Kudüs (JER) istasyonundaki kaydı ele alınarak, önce çeşitli yöntemlerle grup hızları hesaplanıp birlikte değerlendiril dikten sonra bu hız değerlerinden yararlanarak ters çözümleme işlemiyle olay ve istasyon arasındaki profil için kabuk ve üst-manto yapısı belirlenmeye çalışılmıştır. Elde edilen sonuçlar mevcut bilgilerle kıyaslanarak uyumlu ve uyumsuz noktalar ortaya koyulmuş ve bunların bir değerlendirmesi yapılmıştır. İncelenen profil için üç tabakalı bir kabuk yapısı saptanmıştır. Bu tabakalar sırasıyla 2.5, 13, 23 km kalınlıklara, 4.25, 5.8, 6.82 km/sn lik P-dalgası hızlarına ve 2.48, 3.46, 3.89 km/sn lik S-dalgası hızlarına sahiptir. Pn ve Sn- dalgası hızları ise 8.12 ve 4.63 km/sn olarak belirlenmiştir.

DispersiyonDoğu Anadolu bölgesiRayleigh dalgası+2
Nilgün Sayıl
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1992
00
Master'sOpen AccessTR

Bouguer anomali haritasına uygulanan işlemler ve en küçük kareler yöntemi ile yüzey uydurulması

Gravite yöntemi, yeraltında bulunan farklı yoğunluktaki kütlelerin yeryüzünde meydana getirdiği çekim etkisi değişiminin ölçülmesinde kullanılır. Yeryüzünde yapılan ölçüm değerlerine bir takım düzeltmeler uygulandıktan sonra elde edilen Bouguer belirti (anomali) değerleri, sığ (rezidüel) ve derin yapısal (rejyonal) etkilerin toplamından oluşur. Çalışmanın amacına göre, bu etkiler birbirinden ayrılmalıdır. Şöyle ki, daha derin ve bölgesel bir yapı ile ilgileniliyor ise sığ etkilerin, "yok yüzeye yakın yerel etkilerin araştırılması ile ilgileniliyor ise, derin etkilerin Bouguer anomalisinden atılması gerekir. Bunun için çeşitli yöntemler geliştirilmiş tir. Bu çalışmada, sığ ve derin etkilerin birbirinden ayrılması için süzgeçleme, yukarı analitik uzanım, aşağı analitik uzanım, ikinci türev ve yüzey uydurma işlemleri yapılarak el de edilen sonuçlar birbirleri ile kıyaslanmıştır. Süzgeçleme işleminde, süzgeç operatörleri Fuller ve Hankel dönüşümü ile belirlenmiştir. Yukarı analitik uzanım, aşağı analitik uzanım ve ikinci türev işlemlerinde Fuller dönüşümü kullanılmıştır. Yüzey uydurma işleminde ise en küçük kareler yönteminden yararlanmıştır. Burada kullanılan yöntemler önce yapay bir veri üzerinde denendikten sonra Kuzey Adıyaman yöresine ait Bouguer belirti haritasına uygulanmıştır. Elde edilen sonuçlardan bölgenin yapısal jeolojisi hakkında bir yoruma gidilmiştir. V

Bouguer anomalisiEn küçük kareler yöntemiYer çekimi
Aysel Şeren
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1992
00
Master'sOpen AccessTR

İki ve üç boyutlu akustik dalga yayılımının sonlu farklar,hartley ve fourier metodları ile modellenmesi

ÖZET İki ve üç Boyutlu Akustik Dalga Yayılımının Sonlu Farklar, Hartley ve Fourier Metodları ile Modellenmesi. Yapay sismogram üretilmesi konusundaki çalışmalar uzun yıllardan beri sürmektedir. Bilgisayarların gelişmesi ile dalga denklemleri sayısal yöntemlerle çözülerek yapay sismog- ramlar üretilmeye başlanmıştır. Bu çalışmada iki ve üç boyutlu akustik dalga denklemleri sonlu farklar, Hartley ve Fourier metodları ile çözülmüştür. Ayrıca sismik prospeksiyonda önemli olan ayrımlılık konusu ele alınmış, düşey ve yatay yöndeki ayrımlılık kriterleri incelenmiş, basit iki tabakalı yeraltı modeli için yöntemler karşılaştırılmış ve çeşitli kompleks yapılar modellenmiştir. Sismogramlar çizilirken bazı değerler normalize edilmiştir. Sismik prospeksiyonda elde edilen verilerin doğru bir şekilde yorumlanmasına yardımcı olan yapay sismogram modellenmesinde son yıllarda sık olarak kullanılan sonlu farklar, Hartley ve Fourier metodları karşılaştırılmıştır. Hartley metodunun gerek iki boyutlu gerekse üç boyutlu modelleme için hız ve bellek bakımından en avantajlı metod olduğu sonucuna varılmıştır. Fourier ve Hartley metodları ile yapılan modelleme için sadece pencere sınırlar kullanılabilmektedir. Bu yüzden sismogramlarda ilk ve son izlerde bazı olaylar sönümlenmektedir. Oysa, sonlu farklarda kullanılan sınır şartlarından dolayı tüm izlerde olaylar gözlenebilmektedir. Bu yüzden, kompleks yapıların modellenme sinde hız ve bellek dezavantajına rağmen sonlu farklar metodu tercih edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Akustik Dalga Denklemi, Modelleme, Sonlu Farklar, Hartley Dönüşümü, Fourier Dönüşümü.

Akustik dalgaFourier dönüşümüHartley dönüşümü+2
Yusuf Bayrak
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1993
00
Master'sOpen AccessTR

Maçka (Meryemana) Medoş taşocağındaki kireçtaşının agrega olma açısından incelenmesi

Maçka (Meryemana) Medoş Taşocağı ndaki Kireçtaşının Agrega Olma Açısından incelenmesi Bu çalışma. Maçka - Meryemana karayolu üzerinde. Altın- dere çevresindeki yaklaşık 22 km2 'lik bir alanı kapsar. İnceleme alanında 3 formasyon ayırt lanmıştır. Bunlar yaşlıdan gence doğru Hamurkesen Formasyonu, Berdıga Formasyo nu ve Çatak Formasyonudur. Ayrıca çalışma alanında. sokulum halinde granodîyorite ve bu formasyonları kesen dasit daykına rastlanmıştır. Hamurkesen Formasyonuyla adlandırılan Andezit- Bazalt lâv ve piroklastları koyu gri renkli olup. ayrışmış kısımları sarımsı gri renkte izlenmiştir. Bu formasyonun üzerine uyumlu olarak gelen Berdiga Formasyonunu gri renkteki kristalize kireçtaşları oluşturmaktadır. Çatak Formasyonu, andezit-bazalt lâv ve piroklastlarından oluşmakta ve Berdiga Formasyonu üzerine uyumsuz olarak gelmektedir. Berdiga Formasyonu agrega olma yönünden incelenmiş ve fiziksel, mekanik özellikleri yapılan laboratuar deneyleriyle saptanmıştır. Deneylerde kireçtaşı bloklarından boyu çapının iki katı olacak şekilde tabakalanmaya paralel ve t abakal anmaya dik iki yönde alınan karotlar üzerinde fiziksel özelliklerden birim hacim ağırlık, porozite, su emme, özgül ağırlık, sonik hız değerleri saptanmış ayrıca basınç ve çekme dirençleri, nokta yük direnci, dinamik elastizıte modülü gibi mekanik özellikler bulunmuştur. Yapılan üç eksenli basınç deneyi sonunda kireçtaşının içsel sürtünme açısı ve kohezyonu çizilen mohr daireleri yardımıyle bulunmuştur. Ayrıca aşınmaya karşı direnci Los Angeles ve Dory aşınma dayanımı deneyleri ile bulunmuştur. Kireçtaşının, tek eksenli basınç direnci ve nokta yük direnci açısından "yüksek dirençli", porozite açısından "çok kompakt" kaya sınıfında olduğu anlaşılmıştır, üç eksenli ba sınç deneyi sonunda kuru örneklerde içsel sürtünme açısı (0) 57* kohezyonu (c) 220 kg/cm2. doygun örneklerde (0) 53 kohez yonu (c) 200 kg/cm2 bulunmuştur.Aşınma deneyi sonunda aşınma yüzdesi % 20.7 olarak saptanmıştır. Anahtar Kelimeler : Kireçtaşı, Agrega, Su Emmme, Aşınma, Mekanik özel İlikler.

AgregaKireç taşıTaş ocakları+1
Ali Faik Altınbaş
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1994
00
Master'sOpen AccessTR

Magnetotellürik verilerin sönümlü en küçük kareler yöntemiyle işlenmesi

Teorisi 1953 yılında Cagniard tarafından ortaya konan Magnetotellürik (MT) Yöntem, yüzeydeki doğal ve geçici elektrik ve magnetik alan ölçümlerinden yeraltı nın elektriksel iletkenlik dağılımını belirleyen bir yöntemdir. MT sondaj eğrilerine iteratif ters çözüm uygulanması ile yeraltı katman parametreleri çözülebilir. Ters çözüm için Sönümlü En Küçük Kareler Yöntemi (SEKK) iyi bir yaklaşım olarak kendini göstermektedir. Bu amaçla bu çalışmada Italya'daki bir arazi çalış masından elde edilen bir profil üzerindeki beş adet magnetotellürik sondajın özdirenç ve fazlarının bir boyutlu ters çözümü yapılmıştır. Bunun için MT verilerin ters çözümünü hesaplayan bir bilgisayar programı kullanılmıştır. Her bir magnetotellürik sondaj için dört ayrı model denenmiş ve elde edilen görünür özdirenç ve faz eğrileri ile gözlemsel değerler arasında iyi bir uyum olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler : Magnetotellürik, Ters Çözüm, Sönümlü En Küçük Kareler Yöntemi

ManyetotelürikTers çözüm
Kürşad Bekar
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1994
00
Master'sOpen AccessTR

Zaman ortamı polarizasyon süzgeçleri

Çok iyi bilindiği gibi, herbir sismik dalga türü belirli tanecik harekederine sahiptir. Simik dalgaların bu özellikleri üç bileşen sismogramlarda dalga fazlarının tanınmasında kullanılabilir. Bu özellikler, sinyal-gürültü oranının artırılmasında da temel bir yaklaşım oluşturabilir, örneğin, cisim dalgaları doğrusal polarizasyon gösterirken gürültüler daha çok eliptik olarak polarize olurlar. Gürültüler bazen doğrusal polarizasyon gösterseler de bunların yönlenmeleri rasgeledir. Polarizasyon süzgeçleri sinyal ve gürültünün bu özelliklerinden yararlanılarak geliştirilmiştir. Sismik dalgaların polarizasyonlarına ait bilgiler hem zaman hem de frekans ortamlarında elde edilebilir. Bu çalışmada hem sismik dalgaların polarizasyon analizinde hem de polarizasyon süzgeçlerinin düzenlenmesinde zaman ortamı yaklaşımı kullanılmıştır. Bu yaklaşım seçilen bir uzunluktaki zaman penceresi içerisindeki veriye en küçük kareler an lamında en uygun elipsoidin belirlenmesine dayanır. Bunun için belirlenen zaman penceresi için kovaryans matrisi oluşturulur. Bu matrisin özdeğer ve özvektörlerinden doğrusallık, düzlemsellik, azimut ve geliş açısı gibi nitelikler hesaplanır. Daha sonra seçilen bir kaydırma aralığı için zaman penceresi kaydırılarak hesaplamalar sismogramların sonuna kadar tekrar lanır. Bu şekilde belirlenen polarizasyon nitelikleri, sismogramların içerdiği dalga fazlarının tanınması ve bunların varış zamanlarının duyarlı bir şekilde belirlenmesi gibi amaçlar için kullanılabilir. Zaman ortamı polarizasyon süzgeçleri için sismik dalgaların yukarıda belirtilen özelliklerden doğrusallık ve yön fonksiyonları hesaplanır. Bu fonksiyonlar ve sismogramlar çarpılarak süzülmüş izler elde edilir. Doğrusallık ve yön fonksiyonları kaydırılan zaman pencereleri için elde edildiğinden noktadan noktaya kazanç kontrol gibi davranırlar. Bu nedenle zaman ortamı polarizasyon süzgeçlemesi doğrusal olmayan süzgeç türüdür. Polarizasyon nitelikleri kaydırılan bir zaman penceresi için hesaplandığından, sonuçların duyarlılığı ve duraylılığı zaman penceresinin boyuna ve kaydırma miktarına bağlıdır. Bundan dolayı bu çalışmada önce bu parametrelerin seçimi için genel bir ölçüt bulunmaya çalışılmıştır. Bu amaçla, yöntem önce yapay verilere uygulanmıştır. Benzer şekilde, zaman ortamı polarizasyon süzgeci de yapay verilere uygulanarak süzgeç parametreleri için en uygun değerler belirlenmeye çalışılmıştır. Son olarak yakın alan ve uzak alan deprem verilerine uygulanarak sonuçlar tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tanecik hareketi, polarizasyon analizi, polarizasyon süzgeçleri.

FiltrelerPolarizasyon
Süleyman Hasan Basa
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1994
00
DoctorateOpen AccessTR

Yerel deprem tomografisi yöntemi ile Alban tepeleri volkanik bölgesinin üç boyutlu hız yapısının belirlenmesi

Bu çalışmada, Alban Tepeleri Bölgesinin (Orta İtalya) detaylı üç boyutlu P-dalga hız yapısı (Tomografik Görüntüleri) yerel depremlerin yayılma zamanlarının ters çözümü yöntemi üe beürlenmiştir. Bu amaçla seçilmiş 163 lokal depreme ait 1314 P-dalgası vanş zamanının, sönümlü en küçük kareler anlamında "Yerel Deprem Tomografisi Yöntemi" ile ters çözümü yapılmıştır. Bu teknikte bir başlangıç modeli seçilmekte ve kabul edilebilir bir sonuca erişilinceye kadar tekrarlı çözüm yapılarak başlangıç değerine göre model parametre düzeltmeleri hesaplanmaktadır. Ters çözüm işleminde kullanılan başlangıç modelleri sabit hızlı dört farklı tabakadan ibaret olup her model farklı grid aralıklarına sahiptir (2.0 km, 1.5 km, 1.0 km). Her ters çözüm işleminde uygun bir sönüm parametresi değerinin seçimi, model ve veri varyanslan arasında çizilen ödünleşme eğrisinin dikkatlice incelenmesiyle yapılmıştır. Ters çözüm işlemleri sonucunda elde edilen 3-Boyutlu modellerin hangisinin daha gerçekçi olduğunu belirlemek için detaylı ayrımlılık analizleri yapılmıştır. Bu çalışma sonucunda volkanik bölgenin 1-4 km derinliklerinde karmaşık hız anomalileri bulunmuştur. Düşük hız anomalileri genelde bölgede hakim olup kaldera merkezinde ve çevresinde gözlenmektedir. İki yüksek hızlı anomali ilk tabakalardan (l km ve 2 km derinlikteki tabakalar) itibaren kalderanın yaklaşık doğu ve baü kısımlarında görülmekte olup 4 km derinlikte birbiriyle birleşmektedir. Daha derinde kayda değer bir hız değişimi tespit edilmemiştir. Bölge ve çevresine ait jeolojik bilgilere ve yüzey verisine dayanılarak boynuz şeklindeki yüksek hızlı yapının, daha derinlerde yer alan mağmatik bir kaynak ile ilişkili olan soğumuş sokulumlar veya dayk gibi yapılardan ileri geldiği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sismik Tomografi, Yerel Deprem Tomografisi, Ters Çözüm, Volkanik Sismoloji, Kuvaterner Volkanlar, Alban Tepeleri.

Alban tepeleriDepremSismik tomografi+2
Hüseyin Gökalp
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1995
00
Master'sOpen AccessTR

Soğurucu tabakalı ortamlarda yapay düşey sismik profili sismogramlarının hesaplanması

Soğurucu Tabakalı Ortamlarda Yapay Düşey Sismik Profil Sismogramlarının Hesaplanması Son yıllarda elastik ve anelastik ortamlarda dalga yayılımının sayısal hesaplamaları, düşey sismik profil (DSP) verilerinin yorumlanmasında önemi gittikçe artan bir araç olmuştur. Buradaki amaç, arazi verisinin güvenilir bir yorumunu yapmak için, yeraltı ile ilişkili olan DSP verisinin karmaşıklığını açıklamaktır. Bunun yapılabildiği en iyi yol, yapay DSP sismogramlarının hesaplanmasıdır. Bu çalışmada, elastik dalga alanlarının ayrık dalga sayısı çözümü kullanılarak soğurma ve dispersiyon içeren yapay DSP sismogramları hesaplanmıştır. Ayrık dalgasayısı yönteminin esasım, bir kaynaktan ayrık doğrultularda yayılan elastik düzlem dalgaların sürekli bir toplamı oluşturur. Elastik dalga alanlarının ayrıklanması tek bir kaynak yerine periyodik kaynak diziliminin kullanılmasıyla yapılmıştır. Ayrık dalgasayısı çözümünde, sismogramlar frekans ortamında hesaplandıktan sonra ters Fourier dönüşümü alınarak zaman ortamı sismogramları elde edilir. Yöntem çok tabakalı ortamlarda ve iki boyutlu kaynak alıcı dizilimi için hızlı ve kolay bir şekilde uygulanabilir. Elastik dalga alanlarının tabakalı ortamda ilerletilmesi geleneksel propagator matris formülasyonun kullanılmasıyla yapılmıştır. Soğurma ve dispersiyon etkileri, tabakaların gerçek hızlan yerine literatürde geniş olarak olarak kullanılan frekans ve kalite faktörü (Q) bağımlı kompleks hızlar kullanılarak hesaba katılmıştır. Teorik DSP sismogramları elastik ve anelastik dalga yayılımı durumları için değişik düz tabakalı ortamlarda ayrı ayrı hesaplanmıştır. Kalite faktörü (Q)' nün etkisinin sismik dalgacık ve yansıma katsayıları üzerine etkileri belirlenmiştir. Kullanılan kompleks hız denklemi nedensellik açısından analiz edilmiştir. Hesaplanan DSP sismogramları yansımaları, tekrarlıları, baş dalgalarını, doğrudan varışları, dönüşmüş dalgaları (P1 den S' ye yada bunun tersi) ve Rayleigh yüzey dalgaların tam olarak içerirler. Ayrıca, kaynak kuvvetinin doğrultusu yatay ve düşey kuvvetler olarak çalışılmıştır. Kaynak kuvvetlerinin uygulama doğrultularının P ve S dalga alanları üzerine etkileri, herbir yatay ve düşey kaynak kuvvetleri için DSP kesitleri hesaplanarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Düşey Sismik Profil (DSP), Ayrık Dalgasayısı, Soğurma, Kaynak Kuvveti, Yapay Sismogram. V

Düşey sismik profil yöntemiYapay sismogram
Hakan Karslı
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1995
00
Master'sOpen AccessTR

Demirözü (Bayburt) güneydoğusunun jeolojisi

Bu çalışma Demirözü (Bayburt) güneydoğusuna ışık tutmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma alanında en yaşlı litostratigrafik birim Pulur metamorfitleridir. Temeli oluşturan ve Permo-Karbonifer öncesi yaşlı olarak kabul edilen bu metamorfitler gnayslar, amfibolitler, şistler ve metakuvarsitleri içerir. Bu nıetamorfik temel yer yer diyabazlar ve kuvarslı mikrodiyoritler tarafından kesilmiştir.Plajioklaslı peridotit, serpantinit ve gabrolardan oluşan (Gabroik ve Ultramafîk Kayaçlar) kayaç topluluğu Güçlü köyünün 2,5 km kuzeyinde kuzeye doğru bir bindirme ile Pulur metamorfîtleri üzerine itilmişlerdir. Pulur nıetamorfik kayaçlan açısal uyumsuzlukla çakıltaşı, kumtaşı, süt taşı, kiltaşı kömür band ve merceklerini içeren Ağgi formasyonu tarafından üstlenir. Ağgi formasyonu üzerine düşey yönde geçişti olarak Hamurkesen formasyonunun volkano-tortul serisi gelmektedir. Bunun yamsıra çalışma alanında Liyas yaşlı kırmızı renkli Anmıonitico-rosso fasiyesinde kireçtaşı tesbit edilmiştir. Liyas yaşlı Hamurkesen formasyonu genellikle kumtaşı, kumlu kireçtaşı, kil taşı, çamurtaşı, marn, tüf, tüfit agromera, volkanik breş ardalanmasındon oluşmaktadır. Bu volkano-tortul seri andezit (Paharlı Tepe Andeziti), ve kuvarslı mikrodiyorit (Ziyaret Tepe Kuvarslı Mikro Diyoriti) gibi, yan derinlik ve volkanik kayaçlar tarafindan kesilnıiştir.Çalışma alanındaki en genç birimi ise Kuvatemer yaşlı alüvyonlar oluşturmaktadır. İnceleme alanında bölgesel metamorfizma, hidrotermal metamorfizma (hidrotermal alterasyon) kataklastik metamorfizma olmak üzere üç metamorfizma çeşidi tesbit edilmiştir.Aynca Paleozoik yaşlı Pulur metamorfitlerinden ve Liyas yaşlı Hamurkesen formasyonuna ait volkano-tortul seriden alınan çatlak ölçüleri değerlendirilerek deformasyon yapılanın olşturan ana deformasyon kuvveti doğrultusunda Penno-Karbonifer öncesinden Liyas sonuna kadar saat göstergesinin tersi yönünde 3° lik bir rotasyon tesbit edilmiştir. Yörede önemli bir ekonomik potansiyel yoktur. Anahtar Kelimeler: Litostratigrafi, Metamorfizma

Bayburt-DemirözüJeomorfoloji
Gonca Gürler
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1996
00
Master'sOpen AccessTR

İki boyutlu gravite modelleme ve inversiyon

Bugün gerek karada gerekse denizlerde bilimsel amaçlar için gravite çalışmaları yapılmakta olup, gün geçtikçe gravite yönteminin kullanılması önem kazanmakta ve gelişmektedir. Gelişen teknolojiye paralel olarak bu çalışmalar daha ekonomik ve süratli bir şekilde yapılabilir duruma gelmektedir. Basit geometrik şekle sahip olan cisimlerin, gravite modellemelerine ilişkin çalışmalar, jeofiziğin ilk yıllarına dayanır. Bu tez çalışmasında ise gerçek datalardan elde edilen modellerle gravite çalışmaları yapılmıştır. Ayrıca, gravite değerleri ve model geometrisinin birlikte kombinasyonuyla inversiyon hesapları yapılarak graviteyi en iyi şekilde açıklayan formasyon yoğunlukları hesaplanmıştır. Bu çalışmada kullanılan profillerin yeraltı model geometrileri ve gözlemsel anomali değerleri bir kamu kuruluşundan sağlanmıştır. Elimizde bulunan yeraltı model geometrisini içeren formasyonların profil altına düşen kısımlarının düşey kesitleri çokgenler şeklinde tanımlanarak Talwani yöntemi ile 2-Boyutlu olarak gravite anomalileri önce kabul edilen yoğunluklarla hesaplanmış, daha sonrada bu yoğunluklar inversiyon tekniği ile yorumlar yapılarak hesaplanmıştır. Çalışmada kullanılan programlar Yrd. Doç. Dr. Hasan Çavşak tarafından yazılmıştır. Yapılan modelleme çalışmasında, önce sınır etkilerinin giderilmemesi, sonrada giderilmesi durumu incelenmiştir. Ayrıca, aynı yoğunluklu oldukları ön çalışmalarla tespit edilen kütleler inversiyon hesaplarında önce ayrı ayrı kütlelermiş gibi kabul edilerek değişik yoğunluklar hesaplanmış, daha sonrada bu kütleler birleştirilip hesaplarda kullanılarak daha mantıklı sonuçlara gidilmesi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Gravite, Modelleme, İnversiyon işlemi, Gözlemsel Anomali, Hesaplanan Anomali.

Hesap yöntemleriModellemeTers çözüm+1
Emine Kul
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1997
00
Master'sOpen AccessTR

İletken ve yalıtkan daykların analog deney tankı ve sonlu eleman yöntemi kullanarak modellenmesi

Elektrik özdirenç yönteminde, sondaj ve yatay profilde araştırma derinliği, yatay yapıların ayrımlılığı ve derinliğe duyarlılık, gömülü yapılara veya yüzeydeki yapılara duyarlılık gibi özelliklerin çeşitli dizilimlerle karşılaştırmalı olarak incelenmesi, arazi verilerinin yorumu için gerekli olup, bu konularda çalışmalar yapılması gerekmektedir. Analog tank ile modelleme çalışmaları laboratuvar koşullarında her türlü dizilimin kullanılmasına ve istenen yapının modellenmesine imkan verir. Bu sayede arazide elde edilen verilerin karşılaştırmalı yorumu yapılabilir. Bu tezde diğer analitik ve sayısal modelleme yöntemlerine de ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Sayısal yöntemlerden; sonlu eleman yöntemi, önemi gün geçtikçe artan, karmaşık şekilli yapılan modellemede kullanılan bir yöntemdir. Kullanılan analog deney tankı, bu çalışma için dizayn edilerek inşa edilmiştir. Bu tankta iletken ve yalıtkan dayk şekilli yapıların verdikleri tepkiler andıran-kesit olarak hazırlandı. Modellenen cisimler, plexiglass ve alüminyumdan yapılmış olup, tank içerisine çift olarak yerleştirilmiştir. Hedefler, birbirlerinden uzaklaştırılarak ve eğimleri arttırılarak üzerlerinde ölçümler alınmıştır. Bu çalışmada, analog deney tankında dipol-dipol, pol-dipol ve gradyent dizilimleri kullanılarak andıran-kesitler hazırlandı. Ayrıca dipol-dipol dizilimi için analog yöntem ve sonlu eleman yöntemiyle elde edilen andıran kesitler ve bu kesitlerden elde edilen n=2 anomalileri detaylı olarak karşılaştırıldı. Sonlu eleman yöntemini kullanan bilgisayar programı Rijo tarafindan yazılmıştır. Ek olarak analog deney tankında elde edilen dipol- dipol verileri filtre işleminden geçirildi. Elde edilen andıran kesitler ve n=2 anomalileri; tepki genliği, eğim artışıyla ulaşılan tepki genliği, yapının eğimine duyarlılık, yanal ayrımlılık, yapının gerçek lokasyonu ve yapıya şekilsel benzerlik gibi kriterler dikkate alınarak yorumlanmış ve dizilimlerin birbirlerine göre üstünlükleri saptanmıştır.Anahtar Kelimeler : Elektrik Özdirenç, Analog Modelleme, Sonlu Eleman Yöntemi, Andıran-Kesit, Dayk.

Elektriksel dirençModellemeSonlu elemanlar yöntemi+2
Fatih Kazancı
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1997
00
Master'sOpen AccessTR

Trabzon deprem istasyonunun (TB2)'da kaydedilen yüksek modlu love dalgalarının yorumu

Anadolu kabuğu altındaki Lg tipindeki yüsek modlu makaslama dalga yayınımını modellemek için geniş bandlı sismogramları kullanabiliriz. Yüksek modlu Lg yüzey dalgalarının modellenmesinde yüksek frekanslarda sayısal duraysızlıklarla karşılaşılmaktadır. Aynı zamanda hesaplamalar çok uzun bilgisayar zamanı gerektirmektedir. Yazılan programlar yüksek frekanslarda karşılaşılan duraysızlıkları azaltabilecek şekilde düzenlenmiştir. Filon yöntemi bilgisayar zamanını mümkün olabildiğince en aza indirgemek için kullanılmıştır. Sentetik sismogram hesaplamalarında aşağıya ve yukarıya giden dalga alanlarını modelleyen yansıma yöntemi kullanılmıştır. KAF ve D AF fayları üzerinde yaklaşık olarak 10-15 km odak derinliğine sahip, orta büyüklükte ve yüksek frekanslı makaslama dalgalarını üreten depremlerin olduğu gözlenmiştir. Literatürde önerilen tek boyutlu hız profilleri kullanılmıştır. Kullanılan düşey hız profilinde ilk 15 km de SH hız gradyenti 2.7-3.6 km/sn arasında değişim göstermektedir. Bu derinlikteki hız gradyenti Lg yüzey dalgası yayınımım kontrol etmektedir. Yaklaşık olarak 25 km derinlikte daha düşük bir hız gradyenti olduğu görülmekte ve 5-35 km arasında tabaka kalınlıkları ise yavaş bir artış göstermektedir. Kullanılan hız profili Moho civarındaki odak derinliklerinde oluşabilecek Lg dalga yayınımına uygun bir yapıya sahiptir. Yüksek frekans içeriğine sahip Lg dalga yayınımı derinlik arttıkça yüksek frekans içeriğini kaybetme eğiliminde olacaktır. Değişik band geçişli filtreler kullanılarak Lg dalga formlarının belirginleştirilmesi sonucunda kaynak fonksiyonu karmaşıklığı aydınlatılabilir.Anahtar kelimeler : Bilgisayar zamanı, Filon yöntemi, Geniş bandlı sismogram, Karmaşık kaynak, Yansıma yöntemi.

DepremSismogramTrabzon
Yusuf Arif Kutlu
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1998
00
DoctorateOpen AccessTR

Global depremlerin genel özellikleri; Farklı sismik zamanlardaki deprem kaynak parametrelerinin incelenmesi

ÖZET Bu çalışmada, global depremlerin genel özelliklerini ve farklı tektonik yapıların kaynak paremetreleri üzerindeki etkilerini incelemek için değişik global deprem katalog ları birleştirilmiştir. Bu amaçla, dünya 28 farklı sismik bölgeye bölünmüştür. Sığ deprem lerin kaynak parametreleri arasında ampirik ilişkiler geliştirilmiş ve elde edilen sonuçlar literatürde yayınlanan önceki çalışmalarla karşılaştınlmıştır. Geliştirilen ilişkilerin fayları ma türüne ve tektonizmaya bağımlılığı tartışılmıştır. Ayrıca farklı faylanma türleri ve farklı sismik kaynaklar için gerilme azalımı (Act) ve moment/magnitüd (M(/Ms) arasın daki ilişkiler irdelenmiştir. Sonuçlar, büyük ölçekli doğrultu-atımlı fayların, doğrultu-atım bileşeni içeren normal ve ters fayların kaynak fonksiyonlarının karmaşık ve diğer fay türlerinin basit olduğunu göstermiştir. Ayrıca, genç dalma-batma kuşaklarında oluşan büyük depremler basit iken yaşlı dalma-batma kuşaklarında oluşan büyük depremler karmaşıktır. Karmaşık deprem lerin enerji magnitüdleri (ME) moment magnitüdlerinden (Mw) daha büyüktür. Yüksek sismik momentler ters faylarda gözlenirken, yüksek enerjiler doğrultu-atımlı faylarda göz lenmiştir. Ayrıca, doğrultu-atımlı faylar için hesaplanan ortalama görünür gerilme göre celi olarak diğer fay türleri için hesaplanan değerlerden daha yüksektir. Genellikle, doğrultu atımlı-faylarda ME ve ters faylarda ise Mw magnitüdleri diğer fay türleri için elde edilen magnitüdlerden daha büyüktür. ME>MW olan depremlerin ortalama gerilme azalımı MEAnahtar Kelime: Deprem = Earthquake ; Sismik enerji = Seismic energy ; Sismik zonlar = Seismic zones

DepremSismik enerjiSismik zonlar
Yusuf Bayrak
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
1998
00
Master'sOpen AccessTR

Eski bir askeri sahada İHA sistemleri kullanılarak patlamış ve patlamamış mühimmatların tespiti için havadan manyetik ile araştırılması

Manyetik yöntemler, Dünya'nın manyetik alanının yönü, eğimi veya yoğunluğu ile ilgili bilgileri elde eder. Dünya yüzeyindeki manyetik alanın yoğunluğu, birincil dünya manyetik alanındaki gözlem noktasının konumunun yanı sıra en yaygın manyetik mineral olan manyetit gibi manyetik malzemenin yerel veya bölgesel varyasyonlarının katkılarının bir fonksiyonudur. Manyetik araştırmaların yorumlanması genellikle anomalilerin onları bilinen diğer jeolojik bilgilerle ilişkilendirerek ileriye doğru modellenmesini veya haritalanmasını içerir. Günümüzde karada ve deniz ortamında yeni nesil dron, gps ve hafif kuantum manyetik sensör teknolojileri sayesinde havadan ve denizden yapılan manyetik çalışmalarda daha hızlı, daha ekonomik ve yüksek çözünürlüklü veriler toplanabilmektedir. Gelişmiş İHA (İnsansız Hava Aracı) ve kuantum teknolojisiyle beraber jeofizik cihazları da gelişmektedir. Manyetik anomali veren yapıların araştırılması son 10 yılda gelişen yüksek teknoloji ile İHA ile havadan manyetik araştırmaları doğurmuştur. İHA ile havadan manyetik yöntemi hızlı ve daha geniş alanların taranmasında son 5 yıldır kullanılan en etkili yöntemler arasında gelmektedir. Özellikle topoğrafyanın çok değiştiği ve arazi şartlarının zor olduğu alanlarda en etkili yöntemdir. Ülkemizde öncelikle metalik maden aramalarında aktif olarak kullanılan bir yöntem olup, son zamanlarda arkeoloji, adli vakalar, eski petrol kuyularının tespiti ile patlamış-patlamamış mühimmat (UXO) aramaları için kullanılan yöntemlerin başında gelmektedir. Araştırma alanın genel jeolojisi kazan deresinin topladığı alüvyonal birimlerden oluşmaktadır. Etrafında ise ayrılmamış karasal kırıntılar, gölsel kireçtaşları, marn, şeyl vb. gibi birimler bulunmaktadır. Sahanın ortasında ise kuzey batı yönünde ASKİ'ye ait su demir boruları bulunmaktadır. Etrafında yüksek gerilimli elektrik hatları geçmektedir. Havadan manyetik araştırma için kullandığımız platform bir DJI M600 Pro model drone ile manyetik sensör olarak Geometrics firmasının MagArrow sezyum optik pompalı manyetometresi, hassas gps verileri için Emlid Reach M2 gps modülü ve dronun sürekli sabit yükseklikte uçması için SkyHub lazer altimetresi kullanılmıştır. Bunlara ek olarak arazide hareket ve enerji sağlamak için ek bir adet 4x4 arazi aracı, jeneratör ve ATV aracı kullanılmıştır. Bir metre yüksekliğinde ve bir metre aralıklı uçuş hatları hazırlanması ve bloklarının planlanması için açık kaynak kodlu QGIS programı, dron uçuşları için SHP Engineering 'in yazılımı olan UgCS programı, verilerin indirilmesinde ve farklı formatlara dönüştürülmesinde Geometrics firmasının paket programı olan Geometrics Survey Manager programı ile veri işleme ve haritalandırma aşamasında ise Amerikan Bentley grup firmasının Seequent adlı yerbilimleri yazılımları üreten firmasına ait Oasis Montaj 9.8 programı ve Google Earth programları kullanılmıştır. Çalışma alanında alınan havadan manyetik veriler sonucu yüksek manyetik anomali gösteren noktalarda 70-75, 90 ve 155 mm uzunluklarında tapasız, kör tapalı, hakiki tapalı mühimmatlar tespit edilmiştir. Farklı derinlikler bulunan 155 mm uzunluğundaki mühimmatların manyetik özellikleri karşılaştırılması sonucu yüzeye daha yakın mühimmatların daha yüksek ve yayvan manyetik anomali verdikleri belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda patlamış ve patlamamış mühimmatların belirlenmesinde dron ile yapılan havadan manyetik verilerinin kullanılması; hem ekonomik ve hız açısından avantajlı olup, gelişen manyetik sensörlerin veri kalitesini arttırması ve yeni teknolojilerin yönteme hızlı şekilde uyarlanması bu yöntemin en yüksek avantajları olup, bu yöntemin yüzeye yakın metalik mayın vb. nesnelerin aramasında ilk kullanılacak yöntem olduğu öngörülmüştür.

Coşkun Ertuğrul
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Uranyum aramalarında radyoaktif jeofizik kuyu logu ölçü değerleri ve sondajdan alınan numunelerden elde edilen laboratuvar değerleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Jeofizik yer fiziği olarak adlandırılıp, üzerinde yaşadığımız dünyanın, fiziğin temel ilkelerinden yararlanarak araştırıp bu ilkeler doğrultusunda amaca uygun olarak doğal yeraltı kaynaklardan yarar sağlamak veya yer kaynaklı doğal afetlerle ilişkili olabilecek yapıların ortaya çıkarılmasını hedeflemektedir. Bu bağlamda yeraltı araştırmalarında yeryüzünde araştırmaya konu olmuş doğal kaynak veya tektonik yapıların modellenip ortaya çıkarmasını, fiziksel problemlere dayandırarak ortaya bir model koyan bir bilim dalıdır. Jeofizik araştırma yöntemleri, yer üstünde ve yer altında olmak üzere iki türlü inceleme alını bulunmaktadır. Çalışmada sondaj kuyusundan alınan Jeofizik kuyu logu ölçü değerleriile sondajdan alınan numunelerin laboratuvar değerlerinin sonuçları arasındaki ilişkiler,geleneksel ve esnek hesap yöntemlerinden faydalanarak yapılmaya çalışılacaktır. Çalışmada uranyum sahasında açılan 290 kuyudan 130 sondaj kuyusundan elde edilen466 adet veri seti kullanılmıştır. Bu veri seti sondajdan alınan jeofizik ölçüde elde edilen Gamma Ray ve Uranyum sayısal değerleri ile laboratuvar ortamında elde edilen Uranyum sayısal değerlerinden oluşmaktadır. Laboratuvar değerleri çıktı olarak kabul edilip jeofizik ölçüde elde edilen Gamma Ray ve Uranyum sayısal değerleri girdi olarak alınmıştır. Girdilerin birbiriyle kombinasyonu sonucunda 3 farklı grup oluşturulmuştur. Oluşan grupların veri seti kullanılarak geleneksel yöntem olan doğrusal regresyon analizi için 3 model oluşturulmuştur. Esnek hesap yöntemlerinden yapay Sinir Ağları (YSA) yöntemi için 30 model ve Adaptif Sinirsel Bulanık Çıkarım Sistemi (ANFİS) yöntemi için ise 36 model olmak üzere toplamda 69 modelden oluşan bir veri seti eğitilip test işlemlerine tabi tutulmuşlardır. Modeller incelendiğinde ANFİS'de kullandığımız modellerin tahmin performans sonuçlarının diğer yöntemlere göre daha iyi sonuçlar verdiği gözlenmiştir.

Hakan Akgül
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

23.11.2022 tarihli Mw=5.9 Düzce depreminin kuvvetli yer hareketi verileri ile analizi ve bölgenin tektonik yapısı

Düzce, Türkiye'nin Batı Karadenizinde yer alan ilimizdir. Kuzey Anadolu Fay Hattının (KAFH) etkisindendir. Uluslararası merkezlerin sismoloji verilerine göre, 23 Kasım 2022 tarihinde, Türkiye saati ile 04.08'de, merkezi Düzce ili, Gölyaka ilçesinin 6 km kuzeydoğusu olan büyüklüğü Mw 5,9 ve 6-19 km odak derinliğine sahip sığ odaklı bir deprem oluşmuştur. Deprem sonrası saat 09.05 anına kadar; Büyüklüğü en fazla 4.3 olan 220 artçı şok değeri kaydedilmiştir. Deprem; Düzce İli, olmak üzere Ankara, İstanbul, Kocaeli, Bolu, Sakarya, Kütahya, Bilecik, Bursa, Eskişehir ve çevredeki birçok il ve ilçede hissedilmiştir. Ölçülmüş en büyük ivme değeri Düzce Merkez istasyonu D-B yönü 593,56 cm/sn2, KG bileşeninde ise 590.42 cm/sn2 değeri kaydedilmiş olup; Bu istasyonlarda ölçülen ivme değerleri 100 gal'ın üzerinde bulunan 5 istasyonun ivme verileri bu çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Deprem merkez üssü noktasına en yakın mesafede Düzce-Gölyaka istasyonunun dalga formuna bakıldığında, DB bileşen değerinin KG bileşeninden daha büyük olduğu görülmüştür. Yakındaki istasyonlar da fayda oluşan kırılma yönünün yayılması, istasyona doğru olup, faya dik bulunan bileşende uzun periyotlu enerji birikimine yol açabilir. Bu noktada paralel bileşende ki dalganın genliği büyük olduğu için depremin süresi daha kısa olarak kaydedilmektedir. KG bileşeninin ivme kayıtlarının büyük genlikli olması durumunda, depremin yüksek frekansı kısa etkili süresi dikkate alındığında, ileriye doğru (forward directivity) bir etkiden söz edilebileceği varsayılabilir. Deprem kayıt verilerinin işlenmesinde, ana şoku zaman alanında kaydetmek için eksen kayması düzeltme işlemi (baseline-offsets-correction) ve 0.2 ile 25 Hz aralığında değişen bir Butterworth band geçişli filtre uygulandı. Bu dönüştürülmüş hız ve yer değiştirme dalga formlarını üretmiştir. Çalışmamıza konu Depremin kaynak (odak) mekanizması çözümüne göre fay hareketinin sağ yönlü ve doğrultu atımlı olduğu anlaşılmaktadır.

Murat Orhun Çelik
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Siverek bölgesinin sismik yansıma ve araştırma kuyusu verileri ile tektonik yapısı ve petrol potansiyelinin değerlendirilmesi

Dünya enerji kaynakları içerisinde en önemli yeri şüphesiz fosil kökenli petrol ve doğal gaz oluşturmaktadır. Hidrokarbonun enerji anlamında bu derece öneme sahip olmasına karşın, ne yazık ki ülkemizde sadece Güneydoğu Anadolu ile Trakya Bölgelerinin bir kısmında bulunduğu bilinmektedir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde özellikle Doğu Fırat, Siverek ilçesi yakınlarında ve Batı Fırat petrol arama bölgesinde yer alan Piyanko, Yalankoz, Tokaris, Beşikli, D.Beşikli, Çaylarbaşı, Elbeyi, Bakacak ve Eskitaş üretim sahaları, bu havzaların hidrokarbon aramaları yönünden önemini artırmıştır. Doğu Fırat petrol arama sahasında yer alan ve daha önce açılmış olan Ü-1A, BS-1 ve D-1 kuyularında tespit edilen Mardin Grubu karbonatları ile Karaboğaz Formasyonunda test edilen petrolün, Yalankoz, Çaylarbaşı ve benzeri yeni petrol sahalarında da kapanlanabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmada, Yalankoz, Çaylarbaşı ve civarının petrol potansiyelinin tespit edilerek yeni üretim sahalarının keşfedilmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçla, çalışma alanımızı oluşturan Batı-Siverek bölgesinde yapılan Sismik yansıma çalışmalarından elde edilen sismik kesitler ve kuyu verileri kullanılarak bölgenin yapısal ve sedimantolojik trendleri tespit edilmeye çalışılmıştır. Batı-Siverek bölgesi, graben-horst tektonik yapısına sahip olduğundan çok sayıda faylar tarafından kuşatılmıştır. Sismik kesitlerde ve açılan sondajlardan alınan log korelasyonlarında ana fayların görülmesi, havzadaki petrol sisteminin (rezervuar, kaynak ve örtü kayalar) çok iyi çalıştığını ispatlamaktadır. Sismik kesitlerin yorumlarından ve önceden açılmış kuyulardan yararlanılarak bölgenin sismik hız haritaları elde edilmiştir. Ayrıca yorumlanmış sismik kesitlerden zaman haritası ve derinlik haritaları da hazırlanmıştır. En son olarak da derinlik haritasından yapı kontur haritası elde edilerek rezervuar olabilecek yeni alanlar belirlenmeye çalışılmıştır. Bazı kuyularda görülen hidrokarbon emarelerinin fay trendlerinde bulunan çatlaklardan geldiği gözlenmiştir. Sismik kesit ve kuyu verilerinin değerlendirilmesi sonucunda bölgede görülen hidrokarbon varlığının yerinde mi oluştuğu ya da göç ederek mi taşındığı hala tartışma konusudur. Yapılan bu çalışmayla, belirlenebilecek yeni rezervuar alanları ile petrolün bulunması ve türümün yerinde mi yoksa göç ile mi geldiği ve bölgenin petrol potansiyeli aydınlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca, çalışma alanında daha önce B-1, K.E-1, D-1, Ö-1, Ü-1A ve T-1 kuyuları açılmış ve bu kuyuların bir kısmında hidrokarbon varlığı tespit edilmiştir. Açılan bu kuyulardan elde edilen veriler ışığında ve bu çalışmanın sonuçları doğrultusunda yeni kuyuların (A1, A2 ve A3) açılmasına da karar verilmiştir.

Asaf Timur Atmanoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bakacak- Hendek (Sakarya) bölgesi metalik maden yatağının jeofizik ve uzaktan algılama yöntemleri ile incelenmesi

Gelişmekte olan ve gelişmiş toplumların ihtiyaç duyduğu hammadde kaynaklarını karşılamak için doğal kaynakların araştırılması giderek daha büyük bir önem kazanmaktadır. Ancak bu kaynaklar sınırlıdır. Bu nedenle, doğru teknoloji ve etkili yöntemler kullanarak bilgi ve sonuçlara hızlı ve verimli bir şekilde ulaşmak son derece kritik hale gelmiştir. Toplumlar, bu süreçte teknolojiden maksimum düzeyde faydalanarak, hammadde kaynaklarının keşfedilmesi ve kullanılması için hızlı ve verimli yöntemlerle çalışmayı hedeflemelidir. Doğal kaynakların yer altı ve yer üstündeki mevcut durumlarının tespit edilmesi ve potansiyellerinin belirlenmesi, ayrıca zaman içindeki değişimlerinin izlenmesi için gerçekleştirilen çalışmalarda, uzaktan algılama yöntemlerinin kullanılması önemli avantajlar sağlar. Bu yöntemler, doğru, hızlı ve düşük maliyetli verilerin elde edilmesini sağlar. Böylece, yer altı ve yer üstü doğal kaynaklarının değerlendirilmesi sürecinde uzaktan algılama teknikleri, veri toplama ve analiz süreçlerini optimize ederek zaman ve maliyet tasarrufu sağlar. Ayrıca, güncel durumun izlenmesi ve değişimlerin takibi konusunda da etkili bir araç olarak kullanılır. Uzaktan algılama, madencilik sektöründe sıkça kullanılan bir yöntemdir. Temas gerektirmeyen bir şekilde cisimlerden bilgi elde etmek amacıyla atmosferde veya uzayda bulunan farklı uydu araçları kullanılır.Bu teknik, madencilik yanı sıra jeoloji, hava bilimi, ziraat, coğrafi bilgi, oşinografik çalışmalar, çevrecilik ve haritacılık çalılmaları ve askeri alanlarda da yaygın olarak uygulanmaktadır.Uzaktan algılama yöntemi, mineralizasyonun yoğun olduğu ve oluşma bölgelerinini belirlenmesi için fay, çatlak ve kırıkların haritalanmasında ve mineral bakımından zengin sahip kayaçların tespitinde kullanılan spektral analiz tekniklerine dayanır. Uzaktan algılama, elektromanyetik spektrumun farklı bantlarından (genellikle görünür ve kızılötesi) toplanan verileri kullanarak yeryüzündeki nesneleri incelemeyi amaçlar.Bu veriler, nesnelerin spektral imzalarını yani özelliklerini yansıtan sayısal değerlerdir. Bant oranlama, bu spektral değerleri kullanarak nesnelerin belirli özelliklerini tespit etmek için oranlar oluşturur. Bant oranlama yöntemi, spektral imzalar arasındaki farkları vurgulamak veya belirli bir özelliği öne çıkarmak için kullanılabilir. Örneğin, bitki örtüsünün sağlık durumunu belirlemek için bitki klorofil aktivitesini yansıtan kızılötesi (infrared) ve yeşil bantlarından elde edilen verilerin oranı kullanılabilir. Bu yöntemle bitki stresi, hastalıklar veya besin eksiklikleri gibi bitki sağlığına ilişkin bilgiler elde edilebilir. Bant oranlama, yüzey özelliklerini analiz etmek ve sınıflandırmak için başka alanlarda da kullanılır. Örneğin, su ve karasal alanlar arasındaki farkları belirlemek için mavi ve kırmızı bantlardan elde edilen verilerin oranı kullanılabilir. Bununla birlikte, bant oranlama tekniği nesneye ve uygulamaya bağlı olarak farklı bant kombinasyonları gerektirebilir. Bant oranlama, uzaktan algılama verilerinin yüzey özelliklerini analiz etmek için hızlı ve etkili bir yöntem sağlar. Ancak, başarılı sonuçlar elde etmek için doğru bant kombinasyonlarının seçilmesi ve veri analizinin dikkatli bir şekilde yapılması gerekmektedir.Uzaktan algılamada kullanılan bant oranları, iki farklı enerji aralığı kaydını içeren bantların matematiksel olarak oranlanması işlemidir. Bu yöntemle elde edilen görüntüler, siyah-beyaz renklidir. Oranlanan bantların enerjileri ve tespit edilmek istenilen mineralin bu enerjilere tepkisi doğrultusunda, görüntülerde sonuç çeşitli tonlarda açık veya koyu renklerle ifade edilir.Landsat uyduları, uzaktan algılama alanında vazgeçilmez bir rol oynamaktadır. Dünya'nın yüzeyindeki çevresel değişiklikleri izlemek ve doğal kaynakları yönetmek için bu verileri kullanmak, sürdürülebilirlik ve çevre bilimleri alanında büyük önem taşımaktadır. Landsat uydularının sağladığı uzaktan algılama verileri, insanlığın Dünya'yı daha iyi anlamasına ve geleceğe yönelik önlemler almasına yardımcı olmaktadır. Madenler, insanlar için önemli ekonomik kaynaklardır ve doğal kaynak yönetimi açısından büyük bir öneme sahiptir. Bu kaynakların etkin bir şekilde tespit edilmesi ve yönetilmesi, sürdürülebilirlik açısından hayati öneme sahiptir. Landsat uydularının uzaktan algılama verileri, maden sahalarının tespitinde önemli bir araçtır. Maden sahalarının belirli spektral imzaları vardır ve bu imzalar, Landsat verileriyle tespit edilebilir. Örneğin, metalik minerallerin yansıma özellikleri, kızılötesi bantlarda belirgin bir şekilde görülebilir. Bu nedenle, Landsat görüntüleri analiz edilerek potansiyel maden sahaları belirlenebilir. Bu çalışmada inceleme alanında yer alan demir mineralizasyonunun uzaktan algılama ile tespit edilmesi ve sahada yapılan arazi çalışmalarıyla korelasyonunu sağlamak amacıyla indirilen Landsat uydu görüntüleri kullanılmıştır. İnceleme alanında, hematit madeninin yayılımı, doğrultusu ve yaklaşık rezervinin belirlenmesi için bir dizi jeofizik ölçümler alınmıştır. Jeofizik ölçümlerden önce literatür taraması yapılarak yöntem önceliği ve metodoloji belirlenmiştir. Bu amaçla açık işletme sahasının güneyindeki saha öncelikle araştırılmıştır. İşletme sahasında ölçülen doğrultuya dik yönde olmak üzere sahada 5 m x 5 m karelajlı olarak, yaklaşık 110 m x 70 m 'lik bir alanda sistematik iki boyutlu olarak jeofizik ölçüm yöntemlerinden Doğal Gerilim ve Manyetik Yöntem uygulaması yapılmıştır. Çalışma sahasındaki cevherleşme ile birlikte cevherleşmeyi saran kayaç ilişkisini ve bunların yapısal unsurlarını, yer altındaki yayılımını belirleyebilmek için 12 ölçü profili boyunca 2 Boyutlu Elektrik Özdirenç ile 3 noktada 1 Boyutlu Düşey Elektrik Özdirenç ölçümleri çalışma sahasında belirlenen bölgelerde yapılmıştır. İnceleme alanında hematit, kireçtaşı, grafit, grafit-şist, limonit ve killi-kumlu birimler gözlemlenmektedir. Hematit ve grafit cevherleşmeleri ekonomik değer taşımaktadır. Bu cevherler, çevre kayaçlarla ve faylarla sınırlıdır. Cevherleşmenin olduğu faylar genellikle yüzeye yakın ve sığ faylardır. Kireçtaşlarının yüzeydeki parçalanmasının temel nedeni ise faylanmalardır. Bu faylar, zayıf ortamlar oluşturarak yeryüzüne ulaşmalarına izin verir. Çalışma alanında, ikincil ve üçüncül faylanmalar cevher içermektedir. Uzaktan algılama teknikleriyle elde edilen görüntülerin değerlendirilmesi sonucunda sahada yapılan jeolojik ve jeofizik çalışmaların korelasyonu sonucu mevcut yatakların konumları başarı bir şekilde belirlenmiştir.

Fazlı Ahmet Zengin
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Lut Bloğu'nda (İran) meydana gelen depremlerin zamana bağlı gerilme değişimlerinin modellenmesi

İran'da aktif tektonik Arap Levhası'nın sabit kabul edilen Avrasya Levhası'na yakınsaması sonucunda şekillenmektedir. Bu yakınsama oblik olması sebebiyle İran'nın doğusu ve batısı arasında farklı karşılanmaktadır. Yakınsama sonucunda oluşan deformasyonun büyük bir kısmı doğrultu atımlı faylar ile İran'nın kuzeyinde yer alan bindirme zonlarına iletilmekte kalan kısmı ise orta İran'da dengelenmektedir. İran'nın doğusu ve batısı arasında deformasyonların farklı karşılanması bu çalışmanın konusunu oluşturan ve doğrultu atımlı faylarla sınırlanan Lut Bloğu'nu oluşturmuştur. Bu çalışmada, Lut Bloğu'nu çevreleyen ve yakın komşuluğunda yer alan faylar üzerinde 31 Ağustos 1968 Dasht-e Bayaz (MW=7.1) Depremi ve sonrasında meydana gelen büyüklüğü MW>=6.3 olan depremlerin neden olduğu zaman bağımlı gerilme değişimleri araştırılmıştır. Bu depremlerin birbirleri üzerindeki etkileşimlerinin yanı sıra günümüzde Lut Bloğu ve yakın komşuluğundaki fayların güncel gerilme durumları da ortaya çıkartılmıştır. Kosismik (statik) ve postsismik (viskoelastik) gerilme değişimlerinin hesaplanmasında literatürden derlenen kaynak deprem faylanma parametreleri, yüzey kırıkları, yer reolojik özellikleri ve tabaka kalınlıkları ve güncel kayma dağılım haritaları gibi bilgiler kullanılmıştır. İntersismik gerilme değişimleri hesaplanmasında ise GPS çalışmalarından belirlenen blok sınırları ve kayma hızları dikkate alınarak oluşturulan blok modeli kullanılmıştır. Elastik ve kırılgan üst kabuk dışında viskoziteleri birbirinden farklı, alt kabuk ve üst mantonun değişik reolojik özelliklerini temsil eden 6 yer reoloji modeli kullanılarak hesaplanan postsismik gerilme değişimleri karşılaştırılarak elde edilen sonuçlar tartışılmıştır. Tüm tabakalarının rijit olduğu sıra dışı yer modeli hariç diğer modellerden hesaplanan postsismik gerilme değişimleri her bir modelde 6-8 deprem odak konumunda pozitif gerilmelere işaret etmektedir. Dolayısıyla postsismik gerilme değişimlerinden yorumlanacak deprem tehlikesi farklı modeller için yer olarak değişse de önem açısından aşağı yukarı benzerdir. Ulaşılan sonuçlardan bir diğeri ise alt kabuk viskozitesindeki değişimin üst mantodakine nazaran postsismik gerilme değişimlerini daha fazla etkilediğidir. Tüm yer reoloji modellerinde pozitif postsismik gerilme değişiminin hesaplandığı depremlerin 1979 Boznabad, Korizan ve Khuli-Buniabad depremleri olduğu, negatif gerilme değişiminin hesaplandığı depremlerin ise 1978 Tabas-e Golshan ve 2010 Rigan depremleri olduğu görülmüştür. Kosismik gerilme değişimleri 7 depremin odak konumlarında negatif olarak hesaplanmışken bu depremlerden 1979 Khuli-Buniabad ve 1998 Fandoqa depremlerinin odak konumlarındaki negatif kosismik gerilmeler kuvvetli postsismik gerilme yüklemesi ile toplamda pozitif değerlere dönüşmüştür. 1981 Sirch ve 2003 Bam depremleri odak konumlarındaki pozitif kosismik gerilme değişimleri negatif postsismik gerilmelere maruz kalmış ancak toplamda negatife dönüşmemiştir. Günümüzde Lut Bloğu'nu sınırlayan ya da komşuluğunda yer alan faylar üzerinde incelenen depremlerden hesaplanan toplam gerilme değişimlerinden deprem tehlikesinin yüksek olduğu fayların tümüyle ya da kısmen Nayband, Kahurak, Esfandiar, Cheshmeh R., Bam, Gowk, Lakar kuh, Rafsanjan, Doruneh ve Dasht-e Bayaz fayları olduğu değerlendirilmiştir. Tarihsel ve aletsel dönem deprem kayıtlarında Lut Bloğu ve çevresinde meydana geldiği tespit edilen depremlerin çalışma bölgesinde blok hareketleri nedeniyle oluşan deformasyonların karşılanmasında yetersiz olduğunu göstermesi, gerilme değişimlerinin görece yüksek hesaplandığı fayların varlığı ile uyumludur. Elde edilen sonuçlar güvenilir deprem tehlike yorumlamaları için yeni ortaya çıkan bilgilerle devamlı güncellenen zaman bağımlı gerilme değişimlerinin hesaplanmasının bir gereklilik olduğunu göstermiştir.

Fatih Uzunca
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

5 Eylül 2012 Afyonkarahisar Askeri Mühimmat Deposu patlamasının sismolojik analizi

Sismik izleme, sadece tektonik kökenli olayları değil aynı zamanda doğal veya kazara gerçekleşen olaylara da ışık tutabilecek potansiyele sahiptir. Sismolojinin bir kolu olan adli (forensic) sismoloji, dünya genelinde soğuk savaş sırasında ortaya çıkmıştır. Çeşitli ülkelerin nükleer silahları geliştirme hamleleri ve geliştirilen silahların test edilmesi safhalarında meydana gelen sismik sinyallerin sismoloji bilimi tarafından izlenebilme yeteneğinin fark edilmesi dünyada merak uyandırmıştır. Sismolojik analizlerle adli olaylara ait oluş zamanının, konumunun, büyüklüğünün, patlayıcı miktarının belirlenmesi ve patlamanın oluş düzeni gibi bilgiler elde edilebilmektedir. 5 Eylül 2012 tarihinde Afyonkarahisar'daki 500. İstihkâm Ana Depo Komutanlığı Şehit Uzman Çavuş Mete Saraç Kışlası'nda bulunan 32 nolu mühimmat deposunda kuvvetli bir patlama meydana gelmiştir. El bombalarının tasnif edilmesi esnasında meydana gelen patlama can ve mal kayıplarına neden olmuştur. Patlama esnasında sismik dalgaların yanı sıra yüksek basınçlı şok dalgaları oluşmuş ve bunlar bölgeye yakın olan sismometreler tarafından kaydedilmiştir. Bu çalışmada patlamaya ilişkin sismik ve akustik dalga kayıtları KOERİ ve AFAD istasyonlarından temin edilmiş ve zaman ve frekans ortamında incelenmiştir. Sismografların analizinde patlamanın 18:07:53.87 (UTC)'de gerçekleştiği tespit edilmiştir. Süreye ve yerel bağlı büyüklükleri sırasıyla Md=1.4 ve ML=1.4 olarak hesaplanmıştır. Patlamaya ilişkin konum tahmini ise güvenilir bir şekilde elde edilmiştir. Patlamada ne kadar malzemenin infilak ettiği sorusu ise krater çapı, ikincil şok dalgası gecikme süresi ve olay büyüklüğünü temel alan metotlar kullanılarak aydınlatılmaya çalışılmıştır. Üç verim tahmini yönteminden ikincil şok dalgası gecikme süresi temel alınarak yapılan verim tahmini patlayıcı malzemenin kimyasal özelliklerini hesaba katması ve sismogramlardan ikinci şok dalga gecikmelerinin net olarak tespit edilebilmesi nedeniyle diğer metotlara göre daha güvenilir bulunmuştur. Böylece infilak eden madde miktarı 21 ton olarak tespit edilmiştir. Frekans ortamı çalışmalarında P dalgalarının 3 Hz ve akustik dalgaların ise 20 Hz civarında baskın olduğu belirlenmiştir. Ayrıca çok kısa sürede birden fazla patlamanın gerçekleştiğine dair frekans ortamı analizlerinde bulgulara rastlanmıştır. Sismolojik araştırmalar terör saldırıları, büyük patlamalar ve çeşitli doğal olamayan olayların oluş süreçlerinin aydınlatılmasına bilgi sunmaktadırlar. Bu sayede acil durum planlamalarına katkılar sağlanabilir ve adli süreçlere ışık tutulabilir.

İrem Özkavaf
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
Master'sOpen AccessTR

2000 sultandağ (Mw≈6.0) ve 2002 çay-eber (Mw≈6.4) depremleri (batı Türkiye) telesismik kaynak ters çözümleri

Bu çalışmada, 15 Aralık 2000 Sultandağ ve 3 Şubat 2002 Çay-Eber depremlerinin nokta-kaynak ters çözümleri, telesismik mesafelerde kaydedilen geniş bant P dalga şekilleri kullanılarak incelenmiştir. Nokta-kaynak ters çözümü için Kikuchi ve Kanamori (1982, 1991) tarafından geliştirilen yöntem uygulanmıştır. Özet olarak şu şekildedir: 2000 Sultandağ Depremi: Bu deprem, tek bir nokta-kaynak modeli ile başarıyla açıklanmıştır. Deprem odağının 6 km güneydoğusunda ve 9 km derinlikte bulunan bu nokta kaynağın ana kırılmasının yaklaşık 10 saniye sürdüğü ve 1.11x10^25 dyne.cm sismik momente sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu değer, depremin büyüklüğünü yaklaşık Mw=6.0 olarak göstermektedir. Nokta kaynağın doğrultu, eğim ve kayma açıları sırasıyla 294°, 38° ve -82° olarak hesaplanmıştır. 2002 Çay-Eber Depremi: İlk olarak tek nokta-kaynak modeli kullanılarak analiz edilen bu deprem, daha sonra iki nokta-kaynak modeliyle daha iyi açıklanabilmiştir. İlk nokta-kaynak, deprem odağının 24 km kuzeybatısında ve 4 km derinlikte bulunmuş, ana kırılması yaklaşık 15 saniye sürmüştür ve sismik momenti 2.93x10^25 dyne.cm olarak hesaplanmıştır. Bu, depremin büyüklüğünü yaklaşık Mw=6.3 olarak önermektedir. Bu nokta-kaynak için doğrultu, eğim ve kayma açıları sırasıyla 282°, 54° ve -70°'dir. İkinci nokta-kaynak ise, odağın 8 km kuzeybatısında ve 16 km derinlikte yer almış, ana kırılma yaklaşık 8 saniye sürmüş ve sismik momenti 0.52x10^25 dyne.cm olarak belirlenmiştir. Bu kaynağın doğrultu, eğim ve kayma açıları sırasıyla 261°, 57° ve 50° olarak hesaplanmıştır. İki nokta-kaynağın birleşimi doğrultu, eğim ve kayma açılarını 282°, 53° ve -60° olarak göstermektedir. Depremlerin Fay Karakteristikleri: 2000 Sultandağ depremi için yapılan çözüm, Sultandağ Fayı'nın kuzeydoğuya eğimli olduğunu ve depremin, Akşehir Gölü'ne doğru ilerleyen normal faylanma özellikli bir kırılmayı temsil ettiğini ortaya koymaktadır. 2002 Çay-Eber depreminde ise, büyük nokta-kaynak Çay ilçesinin batısında, Sultandağ Fayı'nın doğu-batı doğrultusunda gerçekleşen bir kırılmaya işaret ederken, küçük nokta-kaynak Sultandağ ve Çay ilçeleri arasındaki bölgede daha küçük ölçekli bir kırılmayı göstermektedir. Bu ikinci depremdeki küçük nokta kaynağın ters faylanma karakteri, daha önce yapılan bir çalışmada haritalanmış ve Çay ile Sultandağ ilçeleri arasında eski çökelleri kesen ters faylarla örtüşmüştür. Bu durum, ters çözümle belirlenen ters faylanma karakterinin arazi gözlemleriyle tutarlılık gösterdiğini desteklemektedir.

Ayan Aghakıshzıade
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Isparta havza yapısının jeofizik yöntemler ile modellenmesi ve senaryo deprem sismik tehlike haritalarının hazırlanması

Bu tez çalışmasında, Isparta havzasının senaryo deprem simülasyonun bölgede etkili fayları kullanarak elde edilmesi ve deprem tehlike şiddet dağılımının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bunun için öncelikle Isparta havzasının zemin özellikleri ve ana kaya derinlik dağılımı ortaya konmuştur. Bu özelliklerin gerçekleştirilmesi için çeşitli jeofizik yöntemler kullanılmıştır. Bunlar; ReMi, sismik yansıma ve gravite yöntemleridir. 152 noktada toplanan Remi verisinden kayma dalgası hızları (Vs) elde edilmiş ve bu hızlar kullanılarak zemin sınıflandırması NEHRP'e (National Earthquake Hazards Reduction Program) göre yapılmıştır. Piroklastik malzeme ve kuvaterner yaşlı alüvyon çökellerden oluşan basen içi ve kenarı D ve C zemin grupları ile tanımlanmıştır. Diğer taraftan çalışma alanında ana kaya derinlik dağılımın ortaya çıkarılmasında sismik yansıma ve gravite yöntemi karşılaştırmalı olarak kullanılmıştır. Havzaya batıdan ve doğudan 2.1 ve 1.1 km'lik iki profil boyunca sismik yansıma verisi toplanmış ve sismik kesitler elde edilmiştir. Sismik yansıma kesitlerinde havzanın batı kenar derinliği 142 m, doğu kenarı derinliği ise 194 m olarak tespit edilmiştir. Havzanın ana kaya derinlik dağılımı için 108 noktada yaklaşık 1.2 km grid aralığı ile gravite verisi toplanmıştır. Bu veri ile yapılan çözümlemelerde Isparta havzasında alüvyal istif kalınlığı maksimum 511 m olarak belirlenmiştir. Simülasyonda kullanılacak sonlu fay kırıklarının ana kaya derinlik dağılımı oluşturabilmek için MTA'ya ait bouguer gravite verileri kullanılmıştır. Jeofizik yöntemlerden elde edilen tüm sonuçlar senaryo deprem simülasyonuna saha parametresi olarak entegre edilmiştir. Senaryo deprem simülasyonu için, 3 boyutlu elastik dalga yayılım kodu E3D (3-D Elastic Seismic Wave Propagation Code) kullanılmıştır. Simülasyonda Isparta havzası üzerinde etkili olan Fetiye-Burdur fay zonu üzerindeki 3 Ekim 1914 Burdur (Ms=7.0) ve 12 Mayıs 1971 Burdur (Ms=6.0), Dinar-Çivril fayı üzerindeki 1 Ekim 1995 Dinar (Ms=6.2) depremleri dikkate alınmıştır. Bu depremleri üreten sonlu fay segmentlerinin farklı kırılma durumları ve nokta kaynak mekanizmalı 24 Ağustos 2014 Ağlasun (Mw=5.0) depreminin ise tekrarı modellenmiştir. Toplamda 10 farklı senaryo ile Isparta havzasının sismik tehlike şiddet dağılımı ortaya konmuştur. Senaryo simülasyonlar neticesinde 1914-Burdur KD yönlü tek taraflı kırılma modelinde, Isparta havzasında meydana gelecek en büyük yer hızının (Peak Ground Velocity, PGV) 36 cm/sn, aletsel şiddetin ise VIII'e yakın olacağı öngörülmektedir.

Deprem tehlikesiIsparta OvasıSimülasyon+3
Ali Silahtar
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2018
00
Master'sOpen AccessTR

1 Mayıs 2003 Bingöl depremi(Mw=6.4) kırılma sürecinin telesismik genişbant P ve SH dalga şekillerinin sonlu-fay ters çözümü yoluyla incelenmesi

1 Mayıs 2003 Bingöl depreminin uzak-alanda kayıt edilmiş P ve SH hız dalga şekillerinin sonlu-fay kayma-dağılım modelini bulmak için ters çözümü yapıldı. Hartzell ve Heaton(1983) tarafından geliştirilmiş bir doğrusal sonlu-fay ters çözüm yöntemi kullanıldı. Deprem sırasındaki faylanmayı temsil etmek için boyutları 30 km  18 km olan bir model fay düzlemi kullanıldı. Model fay düzlemi, kaymanın uzaysal dağılımının bulunması için 60 fay parçasına bölündü. Başlangıç ters çözüm denemeleri 10 km odak derinliğinin, 2,7 km / sn kırılma hızının, -178o sabit rake açısının ve güneydoğuya doğru tek taraflı bir kırılmanın veriyi en iyi açıkladığını ortaya koymuştur. Rake açısının -90o ile -180o arasında değiştiği değişken rake açılı ters çözüm denemesi, faylanmanın nerdeyse tamamen sağ-yanal olduğunu göstermiştir. Bundan dolayı modellemede sabit rake açısı tercih edilmiştir. Sonuç kayma modeli, deprem kırılmasının odağın 13 km güneydoğusunda ve 5 km eğim yukarısında yerleşmiş, en büyük yer değiştirmesi 85 cm olan bir büyük pürüz tarafından kontrol edildiğini önermektedir. Ana kırılma tek taraflı olarak güneydoğuya doğru yayılmış ve kaymanın 10 km' den daha sığ olduğu, 2015 km2'lik bir fay alanını örtmektedir. Bununla beraber, 15 km derinliğinde 25 cm en büyük kayma genliğine sahip bir kayma alanı daha vardır. Kırılma 10 sn sürmüş ve ana sismik moment serbestlenmesi 3-8 sn zaman aralığında meydana gelmiştir. Tercih edilen kayma modeli için 4,11019 Ntm' lik (Mw6,4) bir sismik moment hesaplanmıştır. Anahtar Kelimeler: 1 Mayıs 2003 Bingöl depremi, sonlu-fay ters çözümü, uzaysal dağılım, rake açısı

Meltem Çabuk
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

19 Ağustos 1966 Varto (Ms=6.8) ve 6 Eylül 1975 Lice (Ms=6.6) depremleri için telesismik sonlu-fay modellerinin belirlenmesi

19 Ağustos 1966 Varto (Ms=6.8) ve 6 Eylül 1975 Lice (Ms=6.6) depremleri Doğu Türkiye'de meydana gelmiş ve devamsız yüzey kırıkları üretmiş hasar verici büyük depremlerdir. İlk deprem Kuzey Anadolu Fay Zonu üzerinde meydana gelmişken sonraki deprem Bitlis Bindirme Zonu üzerinde meydana gelmiştir. Bu çalışmada her iki depremin telesismik olarak kaydedilmiş uzun-periyot P dalga şekillerinin sonlu-fay kaynak özelliklerini bulmak için Kikuchi ve ark. (2003) tarafından geliştirilmiş bir sonlu-fay ters çözüm yöntemi kullanılarak ters çözümü yapılmıştır. Her iki depremin kırılma düzlemleri nokta-kaynak gridleri temsil edilmiş ve odakları referans olarak alınarak kaynak bölgelerine yerleştirilmiştir. Farklı model parametrizasyonlarıyla yapılan bir kaç ters çözüm denemesinden sonra veriye en iyi uyumu veren paremetreler belirlenmiştir. 1966 Varto depremi kırılmasının güneybatı eğimli bir fay düzlemi üzerinde, üç fay pürüzünün yenilmesiyle esas olarak kuzeybatıya tek taraflı olduğu bulunmuştur. En büyük kayma genliği odağın 8 km batısındaki bir noktada 196 cm olarak belirlenmiştir. Kayma modeli 1.5 x 1019 Nt m'lik (MW≈6.7) bir sismik momente karşılık gelmektedir. 1975 Lice depremi için ters çözüm denemeleri kırılmanın 254o doğrultulu ve 54o kuzeybatı eğimli bir düzlem üzerinde tek taraflı olduğunu göstermiştir. Kırılma esas olarak odakta 60 cm en büyük kaymasıyla büyük bir fay pürüzünün yenilmesi ile kontrol edilmiştir. Toplam sismik moment ve kayma açıları sırasıyla 8.7 x 1018 Nt m'lik (MW≈6.6) ve 24o hesaplanmıştır. Kayma açısı, kaynak bölgesinin Bitlis Bindirme Zonu ve Doğu Anadolu Fay Zonu'nca kontrol edilen sismotektoniği ile uyumlu olarak kırılmanın sol-yanal bileşeni daha büyük verevine olduğunu önermektedir.

Şeyma Berzah
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Büyük Menderes grabeni içerisinde bulunan aydın-nazilli bölgesi sığ kabuk yapısının jeofizik yöntemlerle araştırılması

Büyük Menderes Grabeni ve çevresi içerisinde birçok fay sistemlerini barındıran, karmaşık tektonik yapıya sahip olan bir bölgedir. Bölgedeki faylar çeşitli yönlerde gerilme ve sıkışmalara sebebiyet vermekte olup ortamda deformasyon da söz konusudur. Ortamdaki fayların çeşitliliği karmaşıklığı artırmaktadır. Bölgedeki fayların aktiviteleri deprem sıklığı ve büyüklükleri ile yakından ilgilidir. Bu fayların üzerleri yer yer sedimanter tabakalarla örtülmüştür. Bu bölgede yer alan fayların çok detaylı bir şekilde ortaya çıkartılması gerekmektedir. Bu çalışmada, bölgedeki sığ kabuk yapısının ortaya çıkartılması ile ilgili olarak jeofizik yöntemlerden sismik ve gravite yöntemleri seçilmiştir. Adı geçen yöntemler sığ yer kabuğunun araştırılması için en uygun yöntemler olup bölgedeki faylar ve tektonizma hakkında da önemli bilgiler verecektir. Bu bölgeyi en iyi temsil edecek şekilde sismik yansıma kesitlerinin yorumu yapılarak gravite verileri ile korelasyonu neticesinde bölgenin jeolojik ve tektonik modeli elde edilecektir.

Demet Akcan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Manisa ve çevresinde deprem ve patlatma verilerinin birbirinden ayırt edilmesi

Bir bölgeye yerleştirilmiş olan sismik kayıt cihazları ile o bölgenin sismik aktivitesi hakkında fikir sahibi olabiliriz. Bu sismik kayıt cihazları o bölgede meydana gelmiş deprem aktivitelerini kaydettiği gibi taş ocağı patlatmalarını da kaydetmektedir. Gerçek sismik olayları belirleyebilmek için patlatma verileri ile deprem verilerini ayırmak gereklidir. Bu çalışmanın amacı Manisa ilinin genel sismik aktiviteleri ile yapay kaynaklı patlatmalarının birbirinden ayırt edilmesidir. Çalışmada Manisa il ve ilçelerinin sismik aktiviteleri incelenmiştir. 2007-2014 yıllarına ait Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD)'ın deprem kataloğunda Manisa-Akhisar (AKHS), Manisa- Saruhanlı (BLN), Manisa-Merkez (CAM) ve Manisa-Salihli (KTT), geniş bantlı istasyonlarında kaydedilen süreye bağlı büyüklüğü Md≤3.2 olan 296 sismik olayın 4 istasyona ait toplam 411 sayısal düşey hız sismogramı kullanılmıştır. Düşey bileşen hız sismogramlarının maksimum S dalgası ile maksimum P dalgası genliklerinin oranı (S/P), sismik olayların saniye (sn) olarak kayıt süresi (Duration), 4 istasyona ait ortak kayıtların güçlerinin oranı (Complexity, C) ve spektrumlarının spektral oranları (SR) hesaplanmıştır. Bu değişkenler için doğrusal ayırt etme fonksiyonu (linear discriminant function, LDF) kullanılarak deprem ve patlatma etkinlikleri birbirinden ayırt edilmiştir.Bu çalışmanın sonucunda Manisa ili ve ilçelerinde incelenen 296 sismik olayın 124 tanesinin (%42) patlatma, 172 tanesinin (%58) deprem olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmanın sonucunda bulunan değerler sadece deprem verilerinin olduğu sismik katalogların hazırlanması, haritalanması ve bölgenin deprem etkinliğinin doğru olarak belirlenmesin de yardımcı olacaktır.

Nalan Ceydilek
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara'nın batısındaki yerleşim alanlarının zemin yapısal özelliklerinin jeofizik yöntemler ile belirlenmesi

Anahtar Kelimeler: Yüzey Dalgası Analizleri, Kayma Dalgası Hızı, Yer Salınım Periyodu, Sismik Karakterizasyon, Ankara Ankara havzası içerisinde yeralan Plio-Kuaterner zemin özelliklerinin belirlenmesi bu çalışmanın ana amacıdır. Zemin tipini belirlemek için kayma dalga hızları, yer salınım periyotları, zemin büyütme oranları analiz edilerek çıkan sonuçlar karşılaştırılmıştır. Çalışmada yüzey dalgası analiz yöntemi ve mikrotremör yöntemi kullanılmıştır. Yüzey dalgası yöntemi ile elde edilen sonuçlara göre Vs30= 310-695 m/sn aralığında değişmektedir. Ampirik yöntemlerle hakim titreşim periyodu 0,22- 0,51 sn aralığında, zemin büyütme oranı 1,34-2,36 aralığında çıkmıştır. Zemin tipi C sınıfı Z3 grubu ile D sınıfı Z4 grubu arasında değişmektedir. Mikrotremör ölçümlerinden elde edilen sonuçlar, Nakamura yöntemiyle hesaplanmıştır. Zemin büyütme oranları yaklaşık 1,7- 6.7 aralığında, hakim titreşim periyotları ise yaklaşık 0.2- 0.8 sn arasında değişmektedir. Nakamura yöntemi sonuçları ile ampirik yöntem sonuçları karşılaştırıldığında hakim titreşim periyodu sonuçlarının uyumlu, zemin büyütme oranı sonuçlarının uyumsuz olduğu gözlenmiştir. Yer etkilerinin belirlenmesi için yapılan bu çalışma sonuçlarının zeminlerin karakterizasyonu ve sismik tehlike analizleri için önemli bir altlık oluşturacağı beklenmektedir.

Gülçin Felek
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Laubranda antik kentinde çoklu elektrot rezisivite yöntemininuygulanması

Anahtar kelimeler: Laubranda Antik Kenti, Arkeojeofizik, Rezisivite Laubranda (Labranda) antik kenti, Muğla- Milas'ın 14 km. kuzeydoğusunda, dağların üstünde, Karialılar için önemli bir kült merkezi olup, kutsal alan olarak kurulmuş antik kentlerden biridir. Laubranda'daki arkeolojik kazılar, 1948 yılında başlamış olup dönem dönem devam etmektedir. Bu Antik Kentte; Zeus Tapınağı, Zeus su kaynağı, Rahip Evleri, Doğu Hamamı, Dinsel Yıkanma Salonu ve Surlar arkeolojik kazılarla yer yüzeyine çıkarılmış önemli yapılardır. Bu çalışma; Laubranda yer yüzeyine çıkarılmış yapıların devamlılığına ve henüz açma yapılmamış alanlarda yeni yapıların olma ihtimaline ışık tutmak için yapılmıştır. Bu sebeple antik kentte üç farklı lokasyonda toplam yirmibir profil olmak üzere rezisivite (elektrik özdirenç) ölçümleri alınmış olup, elde edilen veriler yorumlanarak yer altı modellemesi yapılmıştır.

Cansu Erik Köse
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bilecik ili Söğüt ilçesi ve civarındaki killerin mühendislik özellikleri ve endüstriyel açıdan kullanımının değerlendirilmesi

Endüstriyel hammaddeler arasında kil mineralleri kullanım alanları açısından yaygın alanlar bulmaktadır. Özellikle ülkemizdeki mevcut işletmeler açısından ve hammaddeye yakınlık üretim maliyetleri açısından çok önemlidir. Bu nedenle kil minerallerinin bulunduğu Söğüt bölgesi ve civarı killerinin de araştırılarak özelliklerinin belirlenmesi gerekmektedir. Bölgedeki kil ocak işletmelerinin uzun yıllar öncesinden açık ocak işletmeciliği ile aktif olarak işletildikleri bilinmektedir. Ocaklarda yapılan yanlış ocak işletmeciliği neticesinde ocakların verimlilikleri azalmaktadır. Bilecik ili Söğüt ilçe killerinin mühendislik özellikleri XRF, sismik hızlar ve zemin özelliği incelenmiştir. Elde edilen değerler ile endüstriyel kullanımdaki kil minerallerinin içerik değerleri karşılaştırılmıştır. Veriler çeşitli grafik, harita ve regresyon işlemleri ile ilişkiler kurulmuştur. Her ocağın P dalga hızı(Vp), SiO2, Al2O3 ve Fe2O3 değerlerinin ortalamaları alındığında ve varyans değerleri araştırıldığında Vp - SiO2 arasında r2= - 0,7266 değeri, Vp - Al2O3 arasında r2= - 0,2546 değeri, Vp - Fe2O3 arasında r2= 0,6712 değeri, Al2O3 - Fe2O3 arasında r2= - 0,4632 değeri, SiO2 - Fe2O3 arasında r2= - 0,802 değeri hesaplanmıştır. Bulunan ilişkiler ocaklardan alınan numunelerin kullanım alanlarını belirlemek için kullanılmıştır. Yapılan çalışma ile bölgedeki killerin özellikle seramik sanayii ve refrakter sanayiinde hammadde olarak kullanıma uygun oldukları gerekli zenginleştirme işlemleri yapılması durumunda ise ekonomik değerlerini arttırarak diğer endüstri alanlarında da değerlendirilebileceği kanaati oluşmuştur.

Tayfun Poyraz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sakarya 2. Organize Sanayi Bölgesindeki K1 ve K2 sondaj kuyularının jeolojik jeofizik ve su karakteristiği açısından incelenmesi

Ülkemiz yer üstü su kaynalarında olduğu gibi yer altı su kaynakları açısından da zenginlik arz etmektedir. Bölgenin jeolojik topografik yapısı ve iklimi yer altı su seviyesi etkisiyle kuyu suyu ve kalitesi arasında doğrusal bir bağlantı meydana gelmektedir. Ham su, yumuşak su,soğutma sularının ph ve iletkenlik arasındaki ilişkisine bakıldığında yılın ilk 6 ayında dalgalanmaların olduğu, son 6 ayında ise aralık ayı hariç fazla bir dalgalanmanın olmadığı tespit edilmiştir. Yağış ve karların erime döneminde çevresel etkilerle suyun içerisindeki minerallerin çok fazla değiştiği görülmektedir. Bu da akiferin yüzeysel akış, yağış rejiminden çok etkilendiği sonucu çıkmaktadır.Yer altı su seviyesinin yüksek oluşu ,bölgenin litolojik yapısı ve tabakaların gevşekliği sebebiyle kuyulara koliform ve yüzey kirliliği hızlıca nüfüs edebileceği tespit edilmiştir. Yeraltı suyunun miktarını ve beslenmesini, yağış miktarı, yüzeyin eğimi, bitki örtüsü ve taşların geçirimlilik özelliği belirler. Bol yağışlı ve zemini geçirimli taşlardan oluşan alanlarda yer altı suyu fazladır. Az yağış alan, eğimi fazla ve geçirimsiz zeminlerde ise, yer altı suyunun oluşumu zordur. Kum, çakıl, kumtaşı konglomera, kalker, volkanik tüfler, alüvyonlar, geçirimli zeminleri oluşturur. Bu nedenle alüvyal ovalar ve karstik yöreler yer altı suyu bakımından zengin alanlardır. Kil, marn, şist, granit gibi taşlar ise geçirimsizdir. Yer altı suyu oluşumunu engeller. Yeraltında biriken sular Taban suyu Artezyen Karstik Yeraltı Suyu olarak bulunur. Bu çalışma kapsamında detay mühendislik tarafından yapılan ,66 adet zemin sondaj çalışması, 40 adet sismik kırılma çalışması, 30 adet DES çalışmasından yararlanılarak inceleme alanın yapısı ortaya konulmuştur. Tüm çalışmalar sonucunda elde edilen veriler,bölgenin yapısının kuyu sularının su karakteristiğini ve soğutma sistemlerindeki kullanım olanağını ortaya koyulmuştur.

Kübra Hacıoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Marmara bölgesi ve çevresinin üst manto yapısının telesismik tomografi yöntemi ile araştırılması

Marmara Bölgesi ve çevresinin litosfer ve manto yapısının uzak alan deprem seyahat zamanları verileri kullanılarak üç boyutlu tomografik ters çözüm yöntemleriyle saptanması bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Sismik tomografi sayesinde mantonun heterojen yapısının araştırılması, dalma/batma zonlarının ve kenet kuşaklarının derinlikle değişen geometrilerinin belirlenmesi ve yükselen manto sorguçlarının saptanması mümkündür. Bu çalışmada; 2008-2016 yılları arasında, 28º ile 90º arasında kalan uzaklıklarda meydana gelen, magnitüdü Mw>5.5 büyük olan toplam 126 depreme ait veriler kullanılmıştır. Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi (BDTIM)' nin 53 adet istasyonunda ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD)'nın 71 adet istasyonunda 126 adet uzak alan deprem kaydının toplam 15624 adet P dalgası varış zamanları okunmuştur. Varış zamanları dört frekans bandında filtrelenen sismogramlar üzerinde seçilmiştir. (0.1 -0.4Hz, 0.05- 0.1 Hz, 0.02 – 0.8 Hz, 0.5-20 Hz). Göreceli Yığma Tekniği (Adaptive Stacking Method) ile göreceli varış zamanı rezidüelleri ve hata miktarları elde edilmiştir. Bu sonuçlarla hızlı ışın ilerleme yöntemine dayalı, tekrarlı doğrusal olmayan, üç boyutlu ters çözüm tekniği kullanılarak (Fast Marching Teleseismic Tomography), ~700km derinliğe kadar P dalgası hız değişimleri elde edilmiştir. Elde edilen tomografik hız kesitlerinden yola çıkılarak, bölgenin jeodinamik yapısı yorumlanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre; çalışma alanında üst mantoda belirgin iki adet, farklı yüksek hız zonu mevcuttur. Tomogram kesitleri; kuzeye dalan Ege dilimini net bir şekilde göstermekte ve bu dilim ile Ege kıtasal litosferi arasında kalan düşük hıza sahip olan kama bölgesi aktif Ege volkanizmasının manto kaynak bölgesi olarak yorumlanmıştır. Elde ettiğimiz tomografik sonuçlar kuzeyde güneye doğru dalan ikinci bir yüksek hızlı zonun varlığını göstermektedir. Bu ikinci yüksek hızlı zon Marmara Denizi'nin altında, mantoda 350 km derinliğe kadar uzanmakta ve 200 km civarında kopmuş ve iki parçadan oluşan bir okyanusal litosfer özelliği göstermektedir. Bu da Karadeniz okyanus litosferinin güneye doğru dalan bir kalıntısı olarak yorumlanmıştır. Bu çalışmada özellikle düşey tomografi kesitlerinde, İzmir-Ankara-Erzincan yitim zonuna ait Okyanusal litosferin izleri belirgin olarak görülmemiştir.

Marmara depremiSismik tomografi
Hilal Yalçın
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Serdivan/Sakarya bölgesinin yerbilimleri verilerinin coğrafi bilgi sistemleri (CBS) kullanılarak yorumlanması

Anahtar Kelimeler: Serdivan, CBS (Coğrafi Bilgi Sistemleri), ArcGIS, Harita CBS'nin alışılmış diğer veri bankalarınca avantajı, verilerin coğrafi analizlerini yapabilmesi ve verileri çok yönlü olarak görselleştirebilme unsurlarının olmasıdır. Genel veri tabanı prosedürleriyle sağlanmış olan "sorgulama ve istatistiksel analiz" ve klasik haritalarla sağlanmış olan "görselleştirme ve mekânsal analiz" gibi imkânlar, CBS' de toplanmıştır. Bu neticede CBS sistemleri olayları inceleyip araştırma, yorumlama, sonuçlandırma ve planlama faaliyetlerince, alışılmış diğer veri yönetim sistemlerine nazaran büyük üstünlük kurmaktadır. Oldukça geniş kullanım alanını kapsayan CBS, yeryüzüyle ilgili her çeşit coğrafi kaynaklı verileri işleyebilmesi sebebiylede vazgeçilmez bir araç halini almıştır. Bu bilgiler ışığında Serdivan Belediyesince onaylanan parsel bazlı zemin raporlardan elde edilen jeolojik ve jeofiziksel veriler ayıklanarak bir veri bankası elde edilmiş ve veriler ArcGIS CBS başlığı altında Serdivan bölgesinin zemin durumunu incelemek ve yorumlamak için kullanılmıştır. İncelemeler sonucunda kullanılan verilerden zemin parametre haritaları oluşturulmuş ve bölgesel anlamda genel bir bilgi verilmiştir. zemin parametre haritaları oluşturulmuş ve bölgesel anlamda genel bir bilgi verilmiştir.

Özge Nur Toçoğlu Burucu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The petroleum and natural gas potential of Ghana

The research was conducted to determine the Petroleum and Natural Gas Potential of Ghana using secondary data sources. One of the aims of the research was to determine the role of plate tectonics and the opening of the South Atlantic Ocean played in the accumulation of petroleum and natural gas in the Gulf of Guinea in general and Ghana in particular. The research was conducted using systematic review approach of qualitative research method. The data sources used in this study were focused on peer-reviewed journals, conference articles, books, thesis works, reports and other sources relevant to this study. The results of the study show that Ghana has four sedimentary basins, one inland (Voltaian) and three offshore basins (Tano, Saltpond, and Keta). The Tano basin has source rock of Cenomanian, Turonian and Albian ages which serves as the major plays in the Tano Basin. The reservoir sands are of upper Cretaceous times making the Turonian turbidite sandstones (slope fan) and Albian sandstones (tilted faults). The Albian shale series, Cenomanian shale series, and Turonian shale series serve as the seal plays in the Tano basin with the trapping mechanisms mainly both structural and stratigraphic as well as post-transitional anticlinal traps (fault-block). Major discoveries have been made in different parts of the Tano Basin. The first economical valued discovery in the Tano Basin was made in 2007 in the Jubilee field (Mahogany-1 discovery) which estimated to have recoverable reserves of 1.2 billion barrels of oil. The potential source rock in the Saltpond basin is the Devonian shales (Takoradi shales) and the main reservoir rocks of the Saltpond basin are the sandstones of the Takoradi sandstone formation which are of Devonian to Carboniferous of age. The Saltpond has both structural and stratigraphic trapping mechanisms with the reservoirs sealed by the Takoradi shale formation. The Saltpond is the second prolific basin which has been estimated to have a total reserve of about 7.5 million barrels of oil. The Keta basin has the Devonian shales, Lower Cretaceous shales and Late Cretaceous shales as the main source rocks and the reservoir rocks are of Albian, Late Cretaceous and Tertiary of age and the trapping mechanisms are both structural and stratigraphic. The Keta basin which is after the Saltpond basin has not proven to have any recoverable reserves due to less exploration work in it. The possible petroleum system known in the Voltaian is the Oti Group made of sandstones, shales, and siltstones. The Voltaian which is an inland basin has also

GhanaBasinsQualitative analysis+4
Salamatu Bannıb Lambon
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

24.05.2014 tarihli Mw=6.5 Gökçeada açıkları Ege denizi depreminin kuvvetli yer hareketi verileri ile analizi ve bölgenin tektonik yapısı

24 Mayıs 2014 tarihinde Gökçeada açıklarında meydana gelen ve büyüklüğü MI = 6.5 olarak ölçülen deprem, başta Çanakkale olmak üzere Edirne, İstanbul, İzmir, Balıkesir olmak üzere Ege ve Marmara bölgelerinde geniş çaplı bir alanda hissedilmiştir. Yaklaşık 42 sn süreye sahip bu deprem sonrası ilk iki gün içinde büyüklükleri 1 ile 5.3 aralığında olan 405 artçı şok kaydedilmiştir. Çeşitli kurumlar tarafından yapılan odak mekanizması çözümlerine göre depremin KAF' nın (Kuzey Anadolu Fayı) kuzey kolunun Ege denizi içindeki uzantısı olan bir doğrultu atımlı fay tarafından üretildiği anlaşılmaktadır. Depremin üst merkezine ortalama 50 km uzaklıkta yer alan Gökçeada istasyonunun KG bileşeninde 153.03 gal, DB bileşeninde 179.33 gal ve düşey bileşeninde 123.51 gal ivme değerleri ölçülmüştür. Yaklaşık 23 km odak derinliğine sahip bu depremde maksimum yatay yer ivmeleri tahmin edilen değerlerin altındadır. Deprem, derin odaklı olduğundan oldukça geniş bir coğrafyadan hissedilmesine rağmen 0.6 Hz ile 9 Hz aralığında hesaplanan frekans değerlerine sahip olması nedeniyle fay kırığının yırtılma yönünde yer alan Çanakkale-Merkez, Çanakkale-Merkez-2 ve Gelibolu istasyonlarında bir ileri yönlenme etkisi sergilediği görülmektedir. Öte yandan, hesaplanan periyot değerlerinin 0.1 sn 5 sn gibi oldukça geniş bir spektruma sahip olduğu göz önüne alındığında yapısal hasarın az olmasının en önemli nedeni olarak depremin derinde meydana gelmiş olması gösterilebilir. Anahtar kelimeler: Gökçeada depremi, ivme kaydı, kuvvetli yer hareketi, süre

Mır Ahmad Ayubı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Manyetik anomalilerin sınır görüntüleme analizleri ve ters çözümü ile Alabanda Antik Kenti'nde gömülü arkeolojik yapıların belirlenmesi

Anahtar kelimeler: Arkeojeofizik, manyetik gradyent tensör, özdeğer analizi, tilt açısı, Euler dekonvolüsyonu, manyetik potansiyel, Alabanda Antik Kenti Bu çalışmada, manyetik yöntem sınır analizi teknikleriyle gömülü arkeolojik yapıların sınırlarının ve geometrik özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Buna binaen tez çalışmasında bir Karia kenti olan Alabanda Antik Kenti'nde bulunan ve bir antik su yapısına ait olan gömülü yapılar jeofizik çalışmalarla belirlenmiş ve sonrasında kazı çalışmalarına yön verilerek literatüre kazandırılmıştır. Bu amaçla, çalışmada manyetik anomali kaynaklarının sınır görüntüleme analizleri ve derinlik bilgileri için Tilt açısı, Euler dekonvolüsyonu çözümleri, Manyetik Gradyent Tensör (MGT) Sınır Analizi teknikleri ve sonrasında yeni bir uygulama olarak Gradyent Tensör Özdeğer Sınır Analizi uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda, yeni bir sınır analizi operatörü olarak MGT matrisinin düşey bileşeni ile normalize edilmiş olan NK operatörü kullanılmıştır. Tekniklerin tamamı yapay model verileri üzerinde denenerek arazi verisine uygulanmıştır. Ek olarak 3-B Elektrik Özdirenç Tomografi (ERT) ters çözüm kesitleri ve 2-B manyetik suseptibilite ters çözüm çalışması, sınır analizi tekniklerinin çözüm gücünü ve doğruluğunu sınamak için karşılaştırma amaçlı olarak kullanılmıştır. Yapılan arkeolojik kazı çalışmaları sonucu alanın bir kısmında ortaya çıkarılan gömülü yapılar jeofizik haritalarda beyaz dikdörtgenler ile işaretlenmiş ve tekniklerin yorumlanmasında ve doğruluğunun sınanmasında kullanılmıştır. Tilt açısının sıfır konturu yapı sınırlarının görüntülenmesi hususunda kazı alanıyla ve ERT kesitleriyle büyük oranda uyumludur. Ayrıca tilt açısının ±45°(±0.785 radyan) değerleri arasındaki mesafenin yarısından hesaplanan derinlik değerleri de ERT kesitleri ve manyetik ters çözüm kesitinden hesaplanan derinlikler ile uyumludur. Euler dekonvolüsyonu sonuçları tilt açısının sıfır konturu ile büyük uyum içindedir. Ek olarak Euler çözümlerinden elde edilen derinlikler de ters çözüm kesitleri ile örtüşmektedir. MGT bileşenleri gömülü yapılara ait sınır bilgileri yanında, yapının uzanımı ve köşe noktaları ile ilgili bilgiler üretmiştir. NK'nın çözünürlüğü tilt açısı ile karşılaştırılmış ve NK'nın sınırları daha açık ve net görüntülediği tespit edilmiştir. Ayrıca gürültü içeriğinde NK, tilt açısından daha başarılı ve temiz sonuçlar üretmiştir.

ArkeojeofizikJeoarkeometri
Hasan Karaaslan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

21.07.2017 tarihli mw=6.5 Muğla-Bodrum açıkları depreminin kuvvetli yer hareketi verileri kullanılarak analizi

21.07.2017 günü, saat 01:31'de Bodrum-Muğla merkezli bir deprem meydana gelmiştir. AFAD – TDVMS (Türkiye Deprem Veri Merkezi Sistemi)'nden alınan verilerle yapılan çözüm sonucu elde edilen büyüklük Mw= 6,5 olarak güncellenmiştir. Depremden hemen sonra büyüklükleri 1,8–5,0 arasında değişen 511 (22/07/2017- 10:00 itibariyle) artçı deprem meydana gelmiştir. Depremin merkez üssüne en yakın yerleşim yeri Muğla ilinin Bodrum ilçesine bağlı Merkez köyüne kuş uçuş uzaklığı 12,09 km'dir. 21.07.2017 (01:31) Muğla-Bodrum Depremi (Mw=6,5), deprem episantrına 9,87 ile 43,05 km uzaklıklardaki AFAD Türkiye Kuvvetli Yer Hareketi Gözlem ağına ait 22 adet ivme-ölçer istasyonu (ilk belirlemelere göre) tarafından kaydedilmiştir. Depremin dış merkezine 9,87 km uzaklıktaki en yakın istasyon Muğla-Bodrum istasyonu olup en yüksek ivme değerleri sırasıyla K-G bileşeninde 158,77 cm/sn2, D-B bileşeninde 102,01 cm/sn2 ve düşey bileşeninde 88,04 cm/sn2 olarak ölçülmüştür. Ayrıca, S dalga fazının K-G ve D-B bileşeninde 8,5 sn kaydedildiği gösterilmiştir. MTA diri fay haritasına (2012) göre, deprem episantrı yakınlarında bulunan önemli fay sistemleri Gökova Fay Zonu'dur. 21.07.2107 Gökova Körfezi açıklarında meydana gelen Mw=6,5 büyüklüğündeki deprem, Körfezi kuzeyden sınırlayan K82D-53GB eğimli normal fay üzerinde meydana gelmiştir. Deprem saati, yapısal hasarı belirleyen önemli parametrelerden biridir. Muğla-Bodrum istasyonunda imve değeri 158,78 cm/ sn2'den daha yüksek olduğu ve yaklaşık 11 saniye sürdüğü açıklanmıştır. Alan önemli sismik faaliyetlere ve karmaşık arıza sistemlerine sahiptir. Muğla-Bodrum istasyonundaki ivme kaydı, kuvvetli yer hareketi sismolojisi için çok önemlidir. Yer imve kaydı beklenen ampirik değerlerden daha yüksek olmasından dolayı, binalarda büyük zararlar meydana gelmiştir.

Khalıl Rahman Alızada
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'nin farklı bölgelerinde deprem ve patlatma verilerinin ayırt edilmesi

Bu çalışmada, Erikli ve Enez (Edirne, Türkiye), Gelibolu (Çanakkale, Türkiye), Kula (Manisa, Türkiye), Lodumlu (Ankara, Türkiye) ilçelerindeki ve dolayındaki sismik aktiviteler incelenmiştir. Böylelikle doğal ve yapay kaynaklı sismik olaylar tanımlanmıştır. Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Bölgesel Deprem-Tsunami İzleme Merkezi'nin (BÜ-KRDAE-BDTİM) kurduğu geniş bantlı Enez (ENEZ), Erikli (ERİK), Gelibolu (GELI), Kula (KULA) ve Lodumlu (LOD) istasyonlarında 2009-2014 yılları arasında kaydedilen sismik aktivite kataloglarından, Md3.5 olan, sırasıyla 150 (Edirne-Çanakkale), 77 (Manisa) ve 156 (Ankara) adet sismik olayın sayısal düşey bileşen hız sismogramları ele alınmıştır. Düşey bileşen hız sismogramlarının maksimum P dalgasının maksimum S dalgasına olan genlik oranı (Ratio-Oran), her bir sismik olay için düşey bileşen hız sismogramlarının iki zaman penceresindeki güçlerinin oranları (Complexity-C-Karmaşıklık), sinyalin toplam süresi (Duration-Süre) hesaplanmıştır. Bu parametreler arasındaki ilişki göz önüne alınarak, Doğrusal Ayırt Etme Fonksiyonu (DAF) Yöntemi ile Yapay Sinir Ağları (YSA) Yaklaşımlarından biri olan Geri Yayılmalı-İleri Beslemeli Öğrenme Algoritması ile depremler ve patlatmalar birbirinden ayrılmıştır. İncelenen sırasıyla Edirne-Çanakkale için toplam 150 sismik olayın 69'u (%46) patlatma, 81'i (%54) ise deprem olarak; Manisa için toplam 77 sismik olayın 39'u (%51) patlatma, 38'i (%49) ise deprem olarak ve Ankara için toplam 156 sismik olayın 63'ü (%41) patlatma, 92'si (%59) ise deprem olarak tanımlanmıştır. Bu çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, DAF Yönteminin YSA Yaklaşımı kadar başarılı olduğu sonucuna varılmıştır.

Bilgisayar destekli bilgi sistemleriDeprem analiziDiskriminant analizi+4
Aylin Tan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Alabanda Antik Kentinde rezistivite yöntemi ile gömülü arkeolojik kalıntıların tespit edilmesi

Çalışılan bölge, Aydın iline bağlı olan Çine ilçe merkezine ortalama 8 kilometre mesafede Alabanda içerisinde olan ve kilise olduğu tahmin edilen bölgede bulunmaktadır. Adnan Menderes Üniversitesi'nin Arkeoloji Bölümü önderliğinde yürütülmektedir. Kentin yerleşim birimlerini çıkarma çalışmaları da günümüzde devam etmekte ve yapılar gün yüzüne çıkartılmaya çalışılmaktadır. Bu doğrultuda, kiliseye ait olduğu düşünülen yeraltındaki yapıların varlığını ve kalıntı durumlarını belirtmek için jeofizik çalışmalardan Elektrik Rezistivite Tomografi (ERT) yöntemi kullanılarak ölçümler alınmıştır. Bu hedefe yönelik olarak, kilisenin olduğu düşünülen yapıların içinde her bir tanesi 23 metre olan kilise alt bölgesine ait 6 profil, kilise üst bölgesine ait 8 profil oluşturuldu ve Wenner dizilimi kullanılarak elektrik ölçümler alındı. Profil ve elektrotlar arası mesafe 1'er metre olacak şekilde karelajlandı ve ölçümler alındı. Profil uzunluğu arazi koşullarından dolayı 23 metre seçildi. Ölçüler ARES GF markalı çok kanal özelliğine sahip rezistivite cihazı ile ölçüldü ve kayıt altına alındı. Elde edilen veriler RES2DINV / RES3DINV yazılımları kullanılarak 2B ve 3B kesit verileri oluşturulmuştur. Bu kesitlere dayanarak kiliseye ait kalıntıların veya varsayılan yapıların varlığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu kalıntıların kilisenin hangi kısımlarına denk geldiği, ne olduğu Jeofizik yöntemler ile Arkeolojide uygulanan yöntemler dikkate alınarak yorumlanmaya çalışıldı. Kilise etrafında devam eden ve planlanan kazı çalışmaları Jeofizik yorumların öngördüğü biçimde, Arkeolojik kurallarına uygun şekilde yapılmaktadır.

Suat Demir
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sakarya ili sapanca ilçesi mahmudiye köyünde zemin özelliklerinin jeolojik ve jeofizik yöntemlerle belirlenmesi

Anahtar kelimeler: sakarya, sapanca, imar planın, jeoloji, jeofizik, jeoteknik Sakarya ili, Sapanca İlçesi, Mahmudiye Mahallesi'nde 17631 m2'lik alanın yerleşime uygunluk durumunun yeniden değerlendirilmesi amacıyla jeolojik ve jeofizik araştırmalar yapılmıştır. İnceleme alanında 7 noktada toplam derinliği 65 m olan mekanik temel sondaj, 8 noktada araştırma çukuru çalışması yapılmıştır. Sondaj kuyuların içinde 1,5 m de bir Standart Penetrasyon Deneyi (SPT) gerçekleştirilmiştir. Jeofizik yöntemlerden dinamik parametreleri belirlemek amacıyla serim uzunluğu 24 m olan 6 adet sismik kırılma, 8 adet Schlumberger elektrot dizilimli Düşey Elektrik sondajı (DES) ve 3 adet mikrotremör çalışmaları yapılmıştır. Yapılan çalışmalar neticesinde üstte kalınlığı 0.30-6.00 m olarak değişen Permo-Triyas yaşlı Sultaniye Metamorfitlerinin Rezidüel zon ürünü olan ayrışmış şistler ve bu birimlerin altında Sultaniye metamorfitlerine ait parçalı kırıklı şist birimleri gözlenmektedir. İnceleme alanındaki bu şistler kahverengi- gri, sarımsı gri, yeşilimsi gri, koyu gri renklerinde olduğu gözlenmiştir. Sismik kırılma çalışmaları neticesinde yeraltında iki tabaka belirlenmiş ve bu tabakalara ait VP-VS hızları, Vp1=451-746m/s, Vs1=181-451m/s, Vp2=1231-1707m/s, Vs2=523-785m/s; aralığında olduğu tespit edilmiştir. Bu değerler doğrultusunda zemin sınıfı ve grubu hesaplanmış olup 1.tabaka genellikle Z3-C ve 2.tabaka Z2-B olarak belirlenmiştir. Alınan mikrotremör ölçümlerinde hesaplanan hakim periyot aralığındaki spektral büyütme (zemin büyütme) değerleri ise en küçük 1,80 ve en yüksek 1,86 değerinde olduğu belirlenmiştir. Bu verilere göre inceleme alanının spektral büyütmelere göre tehlike düzeyi A (Düşük) sınıfına girmektedir. Schlumberger elektrot dizilimli Düşey Elektrik Sondajı (DES) verilerine göre çalışma alanını özdirenç değerleri 114-913 ohm.m arasında olduğu tespit edilmiştir. Çalışma alanında kırık/fay gibi jeolojik özellikler gözlenmemiştir

Halil İbrahim Ar
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Zemin araştırma ve iyileştirmelerinde jeolojik, jeofizik ve geoteknik yöntemlerin karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Bu çalışmada Adapazarı Bölgesi'ne ait 50 adet zemin araştırma verisi kullanılmıştır. Genel olarak Adapazarı ovası alüvyon sedimentlerden oluşmuştur. Bölge birinci dereceden deprem bölgesidir. Bölge, Kuzey Anadolu fay hattı üzerine konumlanmıştır. Bundan dolayı sismik etkinliği çok fazladır. Bölgede zeminin çok zayıf olduğunu gösteren bir parametre de yeraltı su seviyesinin çok düşük seviyelerde olmasıdır. Yeraltı su seviyesi yüzeye çok yakın noktalardadır. Bu çalışmada zemine ait 50 adet zemin sondajları ve sismik çalışmalar değerlendirilmiştir. Özellikle yeraltı su seviyesi yapı temellerinin olduğu bölgeye çok yakın kısımlarda bulunmuştur. En yüksek su seviyesi yüzeyin 3 metre altındadır. Sismik ölçümlere göre kayma dalgası hızları zeminin 3-10 metre derinlikleri arasında, 100-130 m/sn'dir. Fakat kayma dalgası hızları diğer metrelerde 200 m/sn'nin altındadır. Sondaj çalışmalarına göre SPTN30 değerleri yüzeye yakın ilk kısımlarda 10'un altındadır. Bu düşük değerler zeminlerdeki zayıflığa işaret eder. MASW çalışmalarına göre yüzeyden 10 metreye kadar olan kayma dalgası hızları tüm Adapazarı ovasında düşük değerlerde ölçülmüştür. Düşük seviyedeki Vs hızları, düşük seviyedeki SPTN değerleri ve plastik limit değerlerine göre zeminler zayıftır. Deprem esnasında zemin tabakaları içerisinde sıvılaşma meydana gelebilir. Bu durum yapılarda yıkımlara yol açabilir. Sıvılaşmalar zemin oturmalarını meydana getirirler. Bölgede zemin sorunlarına bağlı olarak zemin iyileştirmeleri yöntemleri uygulanmalıdır. Jeolojik, jeofizik ve geoteknik yöntemlerden elde edilen verilere göre bölgede zemin dayanımı düşüktür. Kil, silt ve kumdan oluşmuş alüvyon zeminler düşük dayanıma sahiptir. Bu çalışmada incelenen bölgenin zeminleri kısa mesafelerde farklı oranlarda bileşenlere sahip değişken ve karmaşık kısımlardan oluşmaktadır. Sonuç olarak kısa mesafelerde farklı bileşen oranları ve dane boyutu dağılımlarına sahip zeminin karmaşık yapısı farklı yöntemler arasında güçlü korelasyonlar oluşmasına olanak vermemektedir. Anahtar kelimeler:Zemin Araştırmaları, Sondaj, SPT, Sismik dalgalar, MASW

JeofizikSismik dalgalarSondaj+4
Vedat Kesici
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Adapazarı zeminlerine ait fiziksel, mekanik ve dinamik özellikler arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Zeminlerin fiziksel, mekanik ve dinamik parametrelerini belirlemek geoteknik mühendisliği uygulamaları açısından oldukça önemlidir. Sığ ve derin temeller, şev stabilitesi ve derin kazılar, taşıma gücü gibi pek çok geoteknik mühendisliği projelerinde zeminlerin özellikleri doğru hesaplanmalıdır. Pek çok araştırmacı zeninlerin fiziksel, mekanik ve dinamik özellikleri arasındaki ilişkileri araştırmıştır. Son zamanlarda, klasik regresyon analizine göre daha iyi tahmin yeteneğine sahip olan Yapay Sinir Ağları (YSA) yöntemi geoteknik mühendisliği problemlerinin çözümünde kullanılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada Adapazarı zeminlerinin fiziksel, mekanik ve dinamik özellikleri arasındaki ilişki çoklu regresyon ve yapay sinir ağları yöntemleri ile incelenmiştir. Bu amaçla Adapazarı sınırları içerisinde Zemin etüdü amacıyla yapılan sondaj çalışmalarından elde edilen örselenmemiş numunelerin laboratuvar sonuçları kullanılmıştır. İlk olarak, ince daneli zeminlerin fiziksel, mekanik ve dinamik özellikleri arasındaki ilişki çoklu regresyon analizi ile incelenmiş, daha sonar aynı analizler yapay sinir ağları yöntemi ile yapılmıştır. Sonuç olarak, çalışma alanındaki karmaşık zemin yapısı dikkate alındığında YSA analizleri Kabul edilebilir sonuçlar vermiştir.

Mustafa İlhan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sismik yöntemle petrol araması: Miyadin, Diyarbakır bölgesinde örnek bir çalışma

Son yıllarda dünyada ve ülkemizde hidrokarbon keşifleri önemli artış göstermektedir. Bu keşifler gerek ekonomik gerekse bulunduğu coğrafyalarda diğer ülkelere karşı siyasi üstünlük ve ekonomik önem açısından etkili rol oynamaktadır. Ülkemizde hidrokarbon enerji şirketleri (başta Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı) tarafından son dönemde atılan aktif adımlarla beraber, gerek kara alanlarında gerekse deniz alanlarında çok ciddi araştırmalar ve çalışmalar yapılmaktadır. Bu çalışma ülkemizin Güneydoğu Anadolu Bölgesi içerisinde yer alan Diyarbakır yöresinden TPAO'nun çeşitli tarihlerde almış olduğu veriler üzerinde gerçekleştirilmiştir. Diyarbakır yöresinde 1970'li yıllardan beri çok yoğun iki boyutlu sismik çalışmalar yapılmıştır. Yapılan bu çalışmalarda bölgede petrol rezervi açısından zengin bulgulara rastlanmış ve jeolojik yapılar yorumlanmış olup, bu yapıların uzanımını, doğrultularını ve olası petrol rezervin detaylı bir şekilde modellenmesi ve hesaplanması amacı ile üç boyutlu sismik çalışma yapılmasına karar verilmiştir. Bu durum göz önüne alınarak 2013 yılında Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Diyarbakır ilindeki Miyadin petrol sahasında, TPAO'nun bünyesinde bulunan sismik araştırma ekibi ile beraber sismik çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmalarda ilk olarak bölgenin jeolojisi, tektoniği ve diğer özellikleri dikkate alınarak çalışmada kullanılacak olan parametreler ve saha dizayn özellikleri belirlenmiştir. Vibro kaynaklı üç boyutlu sismik veri toplanıp kalite kontrol işlemlerinden geçirilmiştir. Sismik yansıma verilerine çeşitli veri işlem basamakları uygulanarak sismik kesitler elde edilmiş, daha sonra elde edilen sismik kesitlerin detaylı yorumları yapılarak petrol rezervi olabilecek olası petrol kapanları belirlenmiştir. Sondaj çalışmaları neticesinde önerilen 2500m derinliğine sahip Şelmo Formasyonu'nda ekonomik olacak petrol bulgularına rastlanmış ve üretime başlanmıştır. 2013 yılında açılan sondaj kuyusundan %80 verim ile (%20 su oranı) günde 80 varil petrol üretimi gerçekleşirken, 2016 yılında su oranı artmış bulunup (%60-70 su oranı) günde 15 varil civarında üretim yapılmaktadır.

Derya Durmaz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Kahramanmaraş ve çevresinin olasılıksal sismik tehlike analizi

Kahramanmaraş ve yakın çevresi Türkiye tektoniğinde önemli yeri olan Doğu Anadolu ve Ölü Deniz fay zonlarının etkisi altındadır. Bu zonlardaki uzun süreli enerji birikimi sismik açıdan oldukça yüksek risk seviyesi oluşturmaktadır. Bu çalışmada olasılıksal yöntemden yararlanılarak Kahramanmaraş ve yakın çevresinin sismik tehlikesi belirlenmeyeçalışılmıştır.Çalışma alanı 37,575275 K-36,922821 D koordinatları merkez kabul edilerek 250 km yarıçaplı alan olarak belirlenmiştir. Çalışma alanında 01.01.1900 – 01.01.2015 tarihleri arasında meydana gelenve aletsel büyüklüğü 4,0 ve daha büyük 424 adet deprem verisi Deprem Araştırma Dairesi (DAD) , Uluslararası Sismoloji Merkezi (ISC) kataloglarıile Kandilli rasathanesi kataloglarından derlenerekkullanılmıştır. Çalışma alanını etkileyebilecek sismik kaynaklar belirlenmiştir. İvme azalım bağıntıları kullanılarak sismik tehlike eğrileri ve eş-ivme haritaları elde edilmiştir. Bütün hesaplamalar neticesinde Doğu Anadolu Fayı ve Bitlis Bindirme Kuşağının kesişim noktaları en tehlikeli bölgeler olarak karşımıza çıkmıştır. Çalışma alanı için hesaplanılan ivme değerleri, Boore vd. (1997) için 0,21 ve 0,41, Kalkan ve Gürkan (2004) için 0,25 ve 0,41 arasında değişmekte olup Türkiye Deprem Bölgeleri Haritasından çalışma alanımıza ait ivme değerleri ile çalışma sonucunda elde edilen ivme değerleri karşılaştırıldığında özellikle çalışma alanının güney ve güney doğu kısmında büyük oranda eşleşme olduğu görülmüştür.

Yiğit İnce
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Orta Anadolu Nevşehir ili ve civarının jeotermal enerji potansiyelinin jeofizik yöntemlerle tespiti ve modellenmesi

Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin Orta Anadolu bölgesinde yer alan Nevşehir ili ve civarında yer alan alanların jeotermal enerji potansiyelinin çeşitli Jeofizik yöntemlerin birlikte kullanılarak modellenerek belirlenmesidir. Bu Bölge, Üst Miyosen 'den Holosen'e kadar devam eden volkanik faaliyetlerin sonucu oluşmuştur. Bu nedenle ısıl entalpi açısından önem taşımaktadır. Çalışma alanında daha önce bu ölçekte ayrıntılı jeotermal araştırma yapılmamıştır. Bu sebeple yapılan çalışma ilk ayrıntılı jeotermal arama çalışmasıdır. Bu amaca yönelik olarak çeşitli jeofizik ölçüm yöntemleri DES, MT, SP, Gravite, Manyetik kullanılmış ve bu yöntemlerle çok sayıda saha ölçüsü alınmıştır (226 nokta DES, 182 nokta MT, 19,2 km SP, 2912 nokta Gravite, 2912 Karadan Manyetik, 30250 nokta Hava Manyetik). Sahada 1978 yılında MTA tarafından gerçekleştirilmiş olan Gravite etüt verileri de yeniden değerlendirilerek bu çalışma kapsamında Euler 3D dekonvolüsyon analizine tabi tutularak sahanın yapı sınırları ve derinlikleri, farklı yapısal indekslere göre belirlenmiştir. MTA tarafından 1978-1989 yılları arasında ölçülen havadan manyetik ölçüm verileri çalışma alanını içine alacak şekilde belirlenen bir alan için iki farklı pencere boyu (150 x150 ve 75x75 km) kullanılarak Curie derinlikleri hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar kıyaslanarak pencere boyutunun hesaplara etkisi değerlendirilmiştir. Ayrıca çeşitli paket modelleme programları kullanılarak (Geosystem Winglink, Geosoft Oasis) alınan ölçüler bilgisayar ortamında modellenerek değerlendirilmiştir. Ayrıca DES ölçülerinin 2D modellenmesi amacıyla Toshiro Uchida tarafından geliştiren kod kullanılıp revize edilerek INV2DVES yazılımı geliştirilmiş ve bu yazılımla uzun açılımlı derin DES ölçülerinin 2D modellenmesi işlemi geçmişten günümüze kadar olan MTA çalışmalarında ilk kez gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında pek çok araştırmacıya inceleme konusu olan Acıgöl Kalderası'nın sınırları ve kaldera ortasındaki fay mekanizmaları tespit edilmiştir. Tüm bu çalışmalar ve değerlendirmeler ışığında jeotermal akışkan içerebileceği düşünülen derinlikleri 2200 m. ile 2980 m. arasında değişen 3 lokasyonda araştırma sondajları yaptırılmış ve sondaj sonuçları ile yapılan modelleme sonuçları kıyaslanarak inceleme alanının jeotermal enerji potansiyeli ortaya konmuştur.

Alper Kıyak
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yer radarı verilerinin Python temelli modellenmesi

Günümüzde arkelojik alanlarda bulunan gömülü yapıların tahribatsız olarak belirlenmesi önem kazanmıştır. Sığ jeofizik yöntemlerden biri olan yer radarı yöntemi (GPR) lahit, duvar, yol ve benzeri yapıların ortaya çıkarılmasında en etkili yöntemlerden biridir. Özellikle kazı çalışmaları başlamadan önce alanın haritalanması, arama alanının daraltılması ve mevcut nesnelerin yerinin hızlı ve ekonomik bir şekilde tespit edilmesi bütçe ve zaman açısından oldukça önemlidir. Bunun yanı sıra köprüler ve yollar gibi kritik altyapıların değerlendirilmesi, buzulların haritalanması, anti-personel kara mayınlarının bulunması, jeolojik-jeoteknik araştırmalar, maden araştırmaları, mühendislik yapıları araştırması gibi alanlarda da kullanılmaktadır. Bu çalışmada Python temelli gprMax yazılımı ile zaman ortamında sonlu farklar (FDTD) yöntemi kullanılarak yeraltı modelleri üretilmiştir. İlk aşamada farklı fiziksel ve geometrik özelliklere sahip yapı modelleri için kuramsal radargramlar oluşturulmuş olup sonrasında ise İzmir İli, Bornova ilçesinde bulunan Yassıtepe Höyüğünde daha önce araştırılmamış bir alan çalışma sahası olarak belirlenerek 100 m2'lik 2 adet karelaj şeklinde 0.5 metre aralıkla ölçümler gerçekleştirilmiştir. Saha çalışmaları Proceq marka GS8000 model 40-3440 MHz modüle edilmiş frekans aralığında ölçü alabilen bir cihaz ile gerçekleştirilmiştir. Ölçümlerin sonucunda 2-boyutlu seviye genlik haritaları, 3-boyutlu görüntüler oluşturulmuştur ve duvar yapıları tespit edilmiştir. Kuramsal olarak üretilen modeller ile sahadan toplanan veriler karşılaştırılmıştır ve kazı yerleri önerilmiştir.

Safa Tülek
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mikrotremor yöntemi kullanılarak yüksek yapıların incelenmesi

Birinci derece deprem bölgesi içinde yer alan İzmir ili, sismik risk araştırmaları açısından büyük öneme sahiptir. İzmir Körfezi'nin doğusunda bulunan Bayraklı İlçesi'nde, geçmiş yıllarda yerel zemin koşullarının incelenmesi amacıyla yapılan çalışmalar sonucunda, depremin yapılar üzerindeki etkisinin çok büyük olabileceği belirlenmiştir. Yapı-zemin ilişkisinin tespitinde kullanılan hasarsız yöntemlerden en önemlilerinden birisi mikrotremor yöntemidir. Bu yöntem yardımıyla özellikle binanın istenilen katlarındaki veya zemindeki hâkim titreşim periyodu büyük bir hassasiyetle belirlenebilmektedir. Bu çalışma kapsamında Folkart Kulesi A Blok'ta, her katta 40 dakika süreyle mikrotremor ölçümleri alınmıştır. Toplanan bu veriler binaların dışında alınan ve yerel zemin koşulunu temsil eden verilerle birlikte değerlendirilerek olası rezonans riskinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Verilere, Geopsy yazılımı kullanılarak HVSR yöntemi ile H/V eğrileri elde edilmiştir. Buna ek olarak her üç bileşenin (K-G, D-B, Düşey) etkisi de ayrı ayrı incelenmiş spektrumları elde edilerek yorumlanmıştır. Binanın her katına ait hâkim titreşim periyodu belirlenmiştir. Ayrıca 2017 ve 2020 yıllarında meydana gelen iki farklı depremin Bayraklı'da oluşturduğu en büyük yatay ivme değerleri kullanılarak yapı sağlamlık analizi yapılmıştır. Elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde, binanın statik projesine uygun olarak inşa edildiği, ölçülen yapı periyotları ile projenin uyumlu olduğu ve tüm katlarının meydana gelen en büyük yatay ivme değerlerine dayanıklı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Deprem mühendisliğiDeprem tehlikesiYapı-zemin etkileşimi
Hümeyra Kurtoğlu
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Doğal potansiyel verilerinin ikinci ve dördüncü mertebeden türev analizi kullanılarak değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında öncelikle yatay silindir, düşey silindir ve küre gibi seçilmiş basit jeolojik yapı modelleri için teorik SP anomalileri (gürültülü ve gürültüsüz) hesaplanmıştır. Daha sonra bu anomalilerin ikinci ve dördüncü türevleri, farklı pencere aralıkları (s) ve neden olan küre, yatay silindir ve dikey silindir gibi model yapıların yapı derinliği (z) ve yapı şekil faktörü (q) parametreleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Yer altındaki anomaliler tespit edilmeye çalışılmıştır. Ardışık pencere aralıkları (s) kullanılarak elde edilen doğal potansiyel (SP) anomalilerinin sayısal ikinci ve dördüncü sayısal türevi, gömülü bir yapının derinliğine ve şekline karar vermek için kullanılabilir. Her pencere aralığı için (s; s=1, 2,…, M için), derinlikler her yapı şekil faktörü için basit bir formül kullanılarak belirlenir ( q=0,1, 0,2, 0,3,…., 1,5 için). Hesaplanan derinlikler, yapı şekil faktörlerine karşılık gelen bir grafik üzerinde çizilir. Bu grafikte, eğrilerin kesişme noktasından (veya bazı durumlarda eğrilerin ara kesit noktalarından) (z) ve (q) grafik eksenlerine kadar her pencere aralığı(lar) için, projeksiyonun yatay ve dikey yönler eksenleri keser, yapının derinliğini (z) ve yapı şekil faktörü (q) değerini verir. Yöntem, kuramsal SP anomalilerinin (gürültülü ve gürültüsüz) ikinci ve dördüncü sayısal türevlerinin değerlendirilmesinde ilgili anomalilerin hesaplanmasında kullanılan yapı modellerinin derinlik (z) ve yapı şekil faktörü (q) değerlerini başarıyla belirlenmiştir. Literatürde yayınlanan makalelerden elde edilen SP arazi anomalilerinin sayısallaştırılmış verilerine uygulanan yöntem ikinci türev çözümlerinde istenilen başarıyı sağlarken, dördüncü türev çözümlerinde istenilen başarı yeterince sağlanamamıştır. Bunun nedeninin örnekleme aralığının seçimi ve örnekleme sırasında örneklemeyi gerçekleştiren araştırmacının işleme duyarlılığı olduğu düşünülmektedir. Sonuç olarak açıklanan ve uygulanan yöntemin SP anomalilerinden yapı derinliği ve yapı biçim faktörünün belirlenmesinin araştırmacılara büyük kolaylık sağlayacağı düşünülmektedir.

Arian Dadashi
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

27 Haziran 1998 Adana (Mw=6.2) depreminin uzak alan kayıtlarından kırılma özelliklerinin incelenmesi

Doğu Anadolu Fay Zonu uzanımının tartışma konusu olduğu Kilikya Havzasında 27 Haziran 1998 yılında orta büyüklükte (Mw=6.2) bir deprem meydana gelmiştir. Çalışmada depremin kaynak parametreleri belirlenmesi ve kırık özelliklerinin yorumlanması amacıyla deprem kaynağı nokta-kaynak ve sonlu-fay ters çözüm yöntemleri telesismik P ve SH dalga şekilleri kullanılarak yapılmıştır.Nokta-kaynak modellemesinde gözlenmiş-kuramsal dalga şekilleri arasında yaklaşık olarak aynı derecede uyum gözlenmiştir. Böylece tek alt olaylı bir kırılma süreci nokta kaynak gösteriminde depremin kırılma süreci olarak kabul edilmiştir. Aynı zamanda nokta kaynak modellemesi denemeleri 24 km' de kaynak lokasyonuyla derin alt kabukta bir kırılmayı gerektirmektedir. Kaynak mekanizması çözümünde KD-GB yönelimli (strike=57o, dip=70o ve rake=20o) düğüm düzlemi fay düzlemi olarak belirlenmiştir ve yakındaki Göksu fay zonuyla paralellikten sapmış bir görüntü vermiştir. Nokta kaynak modeli için sismik moment 2.24X1018 Nm (Mw=6.2) olarak hesaplanmıştır.Depremin sonlu-fay modellemesinde nokta kaynak modellemesinde kullanılan aynı veri ve grid şeması (model fay düzlemi) kullanılmıştır. Depremin iki farklı pürüz tarafından kontrol edildiği bulunmuştur. Büyük pürüz hiposantrın yukarısında ve 0.5 m en büyük yer değiştirmesiyle 26 km merkez derinlikte belirlenmiştir. Küçük pürüz yaklaşık 0.25 m en büyük atımıyla 32 km derinlikte model fay düzleminin KD kenarına yakın belirlenmiştir. Verilerin sonlu-fay ters çözümü sonucunda sismik moment 1.91X1018 (Mw=6.1) bulunmuş ve bunun yaklaşık olarak dörtte üçü büyük pürüz tarafından salınmıştır.Telesismik modelleme sonuçları bir bütün olarak deprem kırılmasının Göksu Fay Zonu' nun yer yüzüne ulaşmayan, GD eğimli ve GFZ' nin yüzeydeki haritalanmış izinden farklı doğrultulu bir dalı üzerinde gerçekleştiğini önermektedir.

Emrah Budakoğlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Sismik veriler ile SPTN arasındaki ilişkilerin incelenmesi

Bu çalışmada, Avcılar ve Bakırköy ' ün sahil kesimlerindeki Kayma Dalga Hızı( Vs) ve SPT Darbe Sayıları ( SPTN) aralarındaki ilişki basit regresyon, çoklu regresyon ve yapay sinir ağlarınla incelenmiştir. . Dinamik zemin özelliklerinin belirlenmesinde önemli bir parametre olan kayma dalga hızının çeşitli araştırmacılar tarafından, önceleri mikrotremorler ve daha sonra ise karşıt kuyu, aşağı kuyu ve benzeri sismik deneylerden bulunan sonuçlar kullanılarak, kayma dalga hızı ile SPTN darbe adedi arasındaki ilişkiler değerlendirilerek çeşitli amprik bağıntılar üretilmiştir. Basit Regresyonda ; Avcılar bölgesi için 544 tane SPT N ve Vs veri çifti , Bakırköy bölgesi için ise; 1411 tane SPT N ve Vs veri çifti kullanılmıştır.Çoklu Regresyon ve Yapay Sinir Ağlarında ; Avcılar 225 tane Bakırköy' de ise 308 tane SPTN, derinlik, jeolojik yaş, zemin tipi, formasyon ve yer altı su seviyesi verileri kullanılarak kayma dalga hızı elde edilmiş ve gerçek kayma dalga hızı değerleri ile karşılaştırılmıştır. SPTN? 50 olan veriler kullanılmamıştır. Uygulanan yöntemlerden elde edilen sonuçlar birbirlerine göre karşılaştırılmıştır.

Regresyon analiziStandart penetrasyon testiYapay sinir ağları
Özlem Sipahi
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Sismik süreklilik testi yöntemi ve uygulamalar

Bu çalışmada Merter METRO MAM/M1 Alışveriş Merkezi Projesi kapsamında jet grout temel sistemi ve Zincirlikuyu Zorlu Center Projesi kapsamında iksa sistemi olarak inşa edilen kazıklara süreklilik deneyleri uygulanmış ve ?Pile Echo Tester (P.E.T.)? programı ile kazık sürekliliği ve imalat kalitesi incelenmiştir. Her iki proje kapsamında toplam 44 kazıkta uygulanan kazık süreklilik deneylerinden elde edilen sinyaller PET programı ile analiz edilmiş ve ?hız-zaman? grafikleri çizilmiştir. Analiz yapılarak kazığın kesiti hakkında büyük bir yaklaşıklık ile bahsedilen kusurları saptamak mümkün olmuştur. Süreklilik deneyi sayesinde kazıkların güvenilirliğinin teknik olarak irdelenmesi, gerekirse kusurlu kazıklarda düzeltme önerilebilmesi ve böylece kazık imalat kalitesinin daha iyi belirlenebilmesi sağlanmıştır.

Kazıklı temellerSismik dalgalarSüreklilik
Ömer Faruk Salman
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2010
00