Karadeniz Technical University
Anabilim Dalı

Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı

Karadeniz Technical University

2.212

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Energy - security nexus in the gulf

Gulf countries, whose life is almost entirely dependent on oil exports and revenues, have been the focus of global powers, in the first place due to their strategic focal position and later on because of its rich natural resources. Lack of value added productions, but oil and oil products in these six countries, (UAE, S.Arabia, Kuwait, Bahrain, Qatar and Oman) necessity of a sub-regional security shield not only has come out during British Empire stage but also in the beginning of the American'hegomony that has commenced on the region. In this context, the subject study will try to explain and expose whether these countries using the crucial role of oil in the energy-security nexus efficiently or not and how the oil is being a shield for these countries who are consisting 65.5% of the World reserves. At the same time the study, will try to examine that very strategic raw material the oil and the vast amount of income acquired from it that has been used in the Gulf security and will be considering not only the Political Economy but also Dependency and Rentierism in these undemocratic states, who waive of their sovereignity due to for sake of their regime, and it reveals also that the Gulf Cooperation Council they have found not able to implement policies that arent against to American insterests.

EnergyEnergy securityEnergy resources+4
Muhittin Ahmedoğlu
Yıldız Technical University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güney Kore'ye göçün nedenleri ve Güney Kore halkının Asyalı göçmen algısı

1990'dan itibaren çok sayıda göçmen özellikle çalışmak ve evlenmek üzere Güney Kore'ye göç etmeye başlamıştır. Kore'deki eğitim sisteminin gelişimiyle birlikte Koreli kadınlar köyden kente göç ederken ülke genelinde de eğitimli insan oranı hızla yükselmiştir. Bu durum, düşük ücretli göçmen işçilerin, mavi yakalı işlerde çalışmak istemeyen Korelilerin yerine istihdam edilmesine, kente göç eden Koreli kadınların yerini de göçmen gelinlerin almasına neden olmuştur. Böylece Güney Kore, çokkültürlü bir toplum olma yolunda ilk adımı atmış ve çokkültürlülük "damunhwa (다문화)", akademik tartışmalarda, yazılı ve görsel basında, hükümetin yeni politikalarında yerini almıştır. 51 milyonluk nüfusun henüz % 3'ünü oluşturan göçmenlere yönelik politikaların hızla hayata geçirilmesiyle, çokkültürlü aileleri desteklemek amacıyla 200'ü aşkın kültür merkezi, 42 göçmenlik ofisi ve şubesi gibi kurumlar açılmıştır. Öte yandan hükümetin çalışmaları Koreliler tarafından yeterli görülmezken, tehdit algısı nedeniyle göçmenlere yönelik ayrımcı tutum ve davranışlar ortaya çıkmıştır. Bu doğrultuda tezde, göçün boyutu daraltılarak Asya ülkelerinden (Çin, Japonya, Kuzey Kore, Endonezya, Kamboçya, Vietnam, Filipinler, Tayvan ve Tayland) Güney Kore'ye 1990'dan günümüze kadarki göçün nedenleri ve Güney Korelilerin Asyalı göçmen algısı, tutum ve davranışları birinci ve ikinci elden verilerle harmanlanarak incelenmiştir.

AlgıAsyaGöçler+6
Gül Sevi Üçüncü
Anadolu University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Arap Baharı sonrası Rusya'nın Suriye politikası

Rusya'nın Ortadoğu'ya ilgisi çok eskilere dayanmaktadır. Günümüze kadar bölgeyle bağlarını bir şekilde korumaya çalışmıştır. 2011 senesinde Ortadoğu'yu etkisi altına alan Arap Baharı, bölgede bulunan birden fazla ülkede değişimlere neden olmuştur. Bazı ülkelerde rejim değişiklikleri yaşanmış ve bazı ülkelerde ise liderler öldürülmüş ya da hapse atılmıştır. Bu olayların yaşandığı ülkelerden bir tanesi de Suriye olarak karşımıza çıkmaktadır. 2011 senesinde Suriye'de patlak veren olaylar neticesinde iç savaş çıkmıştır. Bölgeye eskiden beri ilgi duyan ve bölgede gücünü artırmak isteyen Rusya ise Arap Baharı'nı fırsat bilerek soruna Esad rejimi yanında dâhil olmuştur. Rusya Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde Suriye'yi desteklemiş ve 2015 senesinde Esad'a yardım için Suriye'ye askeri müdahalede bulunmuştur. Rusya'nın olaylara müdahil olmasıyla birlikte Suriye'deki iç savaşın gidişatında değişiklikler meydana gelmiştir. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde dış politika kavramına ağırlık verilirken, ikinci bölümde ise Soğuk Savaş sonrası Rusya'nın Ortadoğu bölgesine yönelik politikaları ele alınmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Arap Baharı sürecinde (2010-2022 arasında) Rusya'nın Suriye politikasını analiz etmektir.

Amerika Birleşik DevletleriArap BaharıRusya+3
Gonca Ertural
Eskişehir Osmangazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sünni cihatçı örgütlerin tipolojisi: IŞİD, El Kaide, Nusra Cephesi, Taliban, Boko Haram ve Hamas örnekleri

İslam dinini temel alan cihadi hareketler, 1930'lu yıllardan itibaren kurumsallaşmaya başlayan İslami uyanış sürecinin yarattığı fikirsel zeminden hareketle, çeşitli ulusal ve uluslararası gelişmeler temelinde değişmiş ve dönüşmüştür. Özellikle 1980'li yıllardan itibaren cihadi hareket, 1960'lı yıllarda oluşmaya başlayan çağdaş cihadi fikriyatı yansıtmaya başlamıştır. Günümüzde, söz konusu fikriyatı benimseyen cihadi hareketlerin sayıca fazlalıkları, etki kapasitelerinin artması; temel hedeflerinin en azından İslami bir düzen yaratımı gibi hususlarda benzeşmesine rağmen oluşumlar arasında gerilimlerin vuku bulması gibi gerekçeler, söz konusu oluşumlara yönelik tipoloji çalışmalarını ve bu çalışmaların sunduğu sınıflandırmaları gerekli kılmaktadır. Yalnızca Sünni cihadi oluşumlara yönelik bir tipoloji öneren bu çalışmanın oluşturulmasında, Sünni cihadi oluşumların benzer bir inanç sistemine ve İslami düzen yaratımına yönelik hedefe sahip olmalarına rağmen birbirleri arasında önemli benzerlik ve farklılıkların bulunduğu varsayımından hareket edilmiştir. Bu varsayım temelinde çalışmanın temel argümanında, Sünni cihadi oluşumların cihadı benzer biçimde anlamlandırmalarının yanı sıra tekfircilik ve ümmetçilik ölçekleri ile hedef ve hedefe yönelik yöntem içerikleri bakımından benzeştikleri ve ayrıştıkları; bu durumun sınıflandırmaya olanak sağladığı ve buna yönelik olarak sunulacak bir tipoloji yaratımının da işlevsel olacağı iddia edilmiştir. Söz konusu iddiaya yönelik olarak çalışmada IŞİD, El Kaide, Nusra Cephesi, Taliban, Boko Haram ve Hamas oluşturulan tipolojinin örnek aktörleri olarak belirlenmiş, örnek oluşumlara yönelik gerçekleştirilen irdeleme ile elde edilen alt bulgular temelinde, Sünni cihadi oluşumlar arasında tekfircilik ve ümmetçilik anlayışları; cihadın kapsamı ve hedefe yönelik yöntem içerikleri çerçevesindeki bölümlendirmelere sahip bir tipoloji yaratımının, bu oluşumları anlama ve değerlendirmede anlamlı ve kapsayıcı bir nitelik taşıması ile işlevsel olacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Gözde Deniz Bülbül
Eskişehir Osmangazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

SSCB Sonrası Rusya – Ukrayna ilişkilerinde çatışma dinamikleri

Rusya ve Ukrayna iki ayrı ülke olarak paylaştıkları coğrafya gereği tarih boyunca birçok açıdan ortak paydada buluşabilmişlerdir. Sahip oldukları sosyo –kültürel değerler ele alındığında iki ülke insanını birbirinden ayırt edebilmek neredeyse imkânsızdır. Bu tür benzerliklerin devletleri dostane ilişkiler kurmaya teşvik ettiğini söylemek mümkün olsa da Rusya – Ukrayna ilişkilerindeki seyir bu yönde olmamıştır. Sahip olunan ortak değerlere rağmen iki ülke arasındaki ilişkilerde öne çıkan kavram çatışma olmuştur. Sahip olunan benzerliklere dayanarak ve Rusya'nın yüzyıllardır Ukrayna'ya karşı izlediği politikalar göz önünde bulundurularak, kaleme alınan birçok eserde Ukrayna'dan Rusya'nın 'küçük kardeşi' olarak bahsedilmiş ve Rusya 'ağabey' olarak adlandırılmıştır. Geçen yıllarla beraber liderler ve yönetim şekilleri değişiklik göstermiş olsa da ikili ilişkilerdeki çatışma dinamikleri değişmemiş, yalnızca şekil değiştirmiştir. SSCB döneminden günümüze kadar iki ülke arasındaki sular durulmamış, ilişkilerdeki gerilim ivme kazanarak artmıştır. Bu çalışmanın amacı Rusya – Ukrayna ilişkilerinin tarihi arka planını ele alarak, ilişkilerin kırılma ve dönüm noktalarına değinerek ilişkilerin durumunu realist ve neorealist çerçevede açıklamaktır. Bu çalışma, Rusya ile Ukrayna'nın köklü ortak bir tarihi paylaşıyor olmalarına ve birçok alanda sahip oldukları benzerliklere rağmen neden yıllar boyunca aralarındaki çatışma dinamiklerini çözüme kavuşturamadıklarına cevap aramaktadır. Bu araştırma Çarlık Rusya döneminin son zamanlarından günümüze kadar olan süreci ele almaktadır. Bu tezin birinci bölümünde realist paradigma ve çatışma dinamikleri açıklanmış, klasik realizm ve yapısal realizmin tanımları yapılarak bu kavramlar tartışılmıştır. Tezin ikinci bölümünde SSCB dönemi boyunca, Holodomor gibi Stalin hükümeti gibi, iki ülke arasındaki gerilimi tetikleyen olaylardan, liderlerin izledikleri stratejilerden ve bu süreçlerin sonuçlarından realizm çerçevesinde bahsedilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde ise SSCB'nin dağılmasından sonraki süreçten başlanarak devam etmekte olan 2022 Rusya – Ukrayna Savaşı'na kadar olan dönem yapısal realizm çerçevesinde ele alınmış, bu süreç içerisinde ülkelerde yaşanan lider değişikliklerine ve bu değişimlerin sonuçlarına yer verilerek iki ülkeyi karşı karşıya getiren süreçlere değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Rusya, Ukrayna, Holodomor, Turuncu Devrim, 2022 Rusya – Ukrayna Savaşı, Klasik Realizm, Yapısal Realizm

Melis Alp
Eskişehir Osmangazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk dış politikasında akıllı güç: Somali örneği (2011-2024)

Uluslararası ilişkilerin dinamik yapısına bağlı olarak ele alınan kavramlar ile devletler tarafından tercih edilen dış politika uygulamaları zamanla değişime uğramaktadır. Söz konusu değişim çerçevesinde akıllı güç kavramı geleneksel güç kavramına yeni bir bakış açısı getirmekte ve devletler tarafından dış politika uygulamalarında tercih edilen bir strateji olarak hayat bulmaktadır. Arap Baharı sonrasında Türkiye'nin dış politika uygulamaları göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye'nin yumuşak güç unsurları ve/veya sert güç unsurları vasıtasıyla akıllı güç stratejisini hayata geçirdiği ve Türkiye-Somali ilişkilerinin söz konusu stratejinin uygulanmasına örnek teşkil ettiği değerlendirilmektedir. Türkiye-Somali ilişkilerinin 2011 yılında Somali'de yaşanan kıtlık felaketinin ardından ivme kazandığı ve akıllı güç stratejisi kapsamındaki uygulamalarla arzu edilen seviyelere ulaştığı görülmektedir. Çalışmada öncelikle gücün değişen yapısı ve akıllı güç kavramı üzerinde durulurken, müteakiben Türkiye-Somali ilişkilerinin tarihsel sürecine değinilmekte, son olarak Türkiye-Somali ilişkileri akıllı güç stratejisi kapsamında incelenmektedir. 2011 yılından itibaren Türkiye-Somali ilişkilerini akıllı güç stratejisi kapsamında incelemek, akıllı güç stratejisinin dinamiklerini ve söz konusu dinamiklere etki eden faktörleri gözler önüne sermek çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Çalışmanın hazırlanması sürecinde nitel veri toplama yöntemi çerçevesinde birincil ve ikincil kaynaklar kullanılarak doküman analizi yöntemine göre veriler toplanmakta, elde edilen veriler belge ve metin çözümlemesiyle analiz edilmektedir. Türkiye'nin Somali'ye yönelik dış politika uygulamalarında akıllı güç stratejisinin kullanımı yumuşak güç unsurlarına yoğunlukla başvurulduğu insani ve kalkınma yardımlarıyla başlatılmakta, eş zamanlı olarak siyasi, ekonomik, güvenlik ve savunma ilişkileriyle geliştirilmektedir. İki ülke arasındaki ilişkiler geliştirilirken insani diplomasi ön planda tutulmakta, uluslararası normlara uygun olarak iki eşit devlet olarak hareket edilmekte, kazan-kazan ve rıza ilkeleri her aşamada göz önünde bulundurulmaktadır. Türkiye-Somali ilişkilerini içeren literatür incelendiğinde akıllı güç kavramının yeterince ele alınmadığı dikkat çekmektedir. Türkiye-Somali ilişkilerini akıllı güç stratejisinin kullanımı bağlamında inceleyen bu çalışmanın, iki ülke arasındaki ilişkileri akıllı güç stratejisi perspektifinden ele alması nedeniyle farklı bir bakış açısı getirebileceği ve literatürdeki mevcut çalışmaların kapsamını genişletebileceği kıymetlendirilmektedir. Anahtar kelimeler: Türk Dış Politikası, Akıllı Güç, Afrika Açılımı, Türkiye-Somali ilişkileri, güvenlik, savunma ve enerji işbirliği.

Nihat Biçer
Eskişehir Osmangazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Uluslararası güvenlik bağlamında orta güçler: İran üzerine bir inceleme

ÖZET Doktora Tezi ULUSLARARASI GÜVENLİK BAĞLAMINDA ORTA GÜÇLER: İRAN ÜZERİNE BİR İNCELEME Özkan AYIK Malatya-2026 Danışman: Prof. Dr. Fikret BİRDİŞLİ Uluslararası politikada askeri ve ekonomik açıdan öne çıkan devletleri büyük güç olarak adlandırıp reel politikayı bu güçler arasındaki rekabete ve bu devletlerin uluslararası düzene ilişkin sorumluluklarına dayalı olarak açıklamak yaygın bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım 1990 sonrası dönemde kısmen terk edilmeye başlanarak, devletler arasında kapasitelerine göre yapılan bir güçler ayrımı öne çıkmıştır. Zira iki kutuplu yapılanmanın sona ermesiyle merkez ve periferde kalan ülkeler arasındaki makas kapanmaya başlamış; büyük güçler dışında kalan ülkelerin birbirleriyle ve farklı merkezlerle olan ilişkileri gelişim sürecine girmiş ve bu devletler de reel politikada yeni sorumluluklar üstlenmeye başlamışlardır. Bu durum uluslararası politikada orta güçlerin yükselişi olarak görülmüş ve literatürde klasik ve neo-orta güçler ayrımını ortaya çıkartmıştır. Reel politikada güçler arasındaki ilişki genellikle askeri ve ekonomik kapasite üzerinden incelenirken, bu ilişkileri güvenlik odaklı olarak açıklamaya çalışan girişim ise Barry Buzan ve arkadaşları tarafından gerçekleştirilmiştir. Fakat "güvenlikçi" devletler diyebileceğimiz bazı devletlerin kapasitif olarak ve uluslararası politikada üstlendikleri yeni sorumluluklar açısından orta güçler teorisiyle buluşturulması sorunlu olmaktadır. Bu tez, bu konudaki sorunları tespit ederek "orta güçler" tanımını geliştirmeyi ve yeni bir tipoloji ortaya koymayı amaçlamış; bunun için de İran bir örnek olay olarak tercih edilmiştir. Bu kapsamda, bu çalışmada öncelikle Orta Güçler tanımının tarihsel gelişimi incelenmekte, ardından İran'ın uluslararası politikadaki rolü ele alınarak teori ve vakıa ortak bir paydada buluşturulmaya çalışılmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmanın alana olan katkısı klasik ve neo-orta güçler tanımını geliştirmek ve yükselen orta güçler olarak görülen fakat öz niteliksel açıdan klasik tanıma oturmayan devletler için bir tipoloji geliştirmek olmuştur. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Güvenlik, Güvenlik Durumları, Orta Güçler, İran

Özkan Ayık
İnönü University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2026
00
Yüksek LisansAçık ErişimFR

Arap milliyetçiliği, demokrasi ve İslamcılık arasında Ortadoğu

Ortadoğu, etnik, dini, kültürel birçok çeşitliliği ve önemli bir tarihi içeren bir bölgedir. Bölge üzerinde, demokrasi, din ve Arap milliyetçiliği arasında sürekli bir ilişki söz konusudur. Ortadoğu, İslam diniyle şekillenen bir bölgedir. Ortadoğu'da ki İslami ideolojiler, milliyetçilik ve demokrasiye göre daha baskın ve etkilidirler. Bölge, yaşanan olaylarla, gelişmelerle birlikte, bu üç faktör arasında sürekli bir ikilem yaşamaktadır.

Seher Gözde Aşan
Yeditepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Türkiye-Pakistan relations in the context of changing international system: Regional and global implications

The evolutions and developments in the world have influenced the international system in different ways in the past and again today have given rise to a change in this system.The thesis aims to analyze the relations between Türkiye and Pakistan in the changing regional and global settings. Pakistan and Türkiye are natural allies on the basis of their common history, religion, and culture. They are important states geostrategically in world affairs for having distinct geo-strategic locations, which makes them vital in regional and world geopolitics. They have always supported each other in times of need and stood with each other on the matter of the Kashmir issue and the Cyprus issue. Both are also cooperating with each other to eradicate the evil of terrorism. The thesis examines the position of Pakistan and Türkiye in the changing international system, their relations with regional and international players, and emerging opportunities and challenges for both states. Also, the recent developments in the Middle East and how it impacts on both Pakistan and Türkiye and their stance over the Afghan-Taliban settlement have been discussed. The latest situation in Türkiye-Pakistan relations, their recent transformation, and their gradual institutionalization process has been accessed. Within this framework, the high level that has been attained in terms of bilateral cooperation as it concerns economic, political, military matters has been addressed.

PakistanTurkish-Pakistan relationsInternational relations+1
Maria Hassan
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihin sonu ve medeniyetler çatışması tezlerinin karşılaştırmalı analizi

1989'lu yıllarda gündemde yer edinmiş olan Tarihin Sonu ve Son İnsan çalışması, bir sonraki dönemlerde Medeniyetler Çatışması teziyle sorularına cevap almıştı. Fukuyama bu çalışmasında, özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasından da etkilenerek, Komünizm anlayışının yenildiğini, nihai anlamda Liberal Demokrasi'nin galip geldiğini, bundan sonrasında da artık bu anlayışın dünyaya hakim olacağını dile getirmiştir. Ancak onun bu fikri Tarihin Sonu deyiminden de etkilenilerek, Sıcak Savaş olayının bir daha kesinlikle yaşanmayacağı şeklinde yorumlanmış, Fukuyama'yı ütopist düşünür olarak görenler olmuştur. Halbuki burada, Tarihin Sonu deyiminden, Sıcak Savaş olaylarının artık sonlanacağı anlaşılmamalıdır çünkü bunun haricinde bahsedilen bir olgu daha vardır ki bu olgu Liberal Demokrasidir. Bu kavram hakikaten de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ABD'nin Tek Hegemon Güç şeklinde tarih sahnesinde kalmasıyla zaten vücut bulmuştur. Fukuyama'nın bu çalışmasını ele alan, Huntington'ın Medeniyetler Çatışması tezinde ise; geçmişten günümüze savaş durumunun insanlık tarihinde etkin olduğu, bu düzenin bu şekilde hasıl olduğu ve böyle de devam edeceği dile getirilmiştir. Huntington burada tıpkı Edward Said gibi Müslüman toplumları hakkında geçen kötü sıfatlardan da bahseder. Bu toplumun uyuşuk, hazıra konan, çalışmak konusunda tıpkı asalak misali davrandıklarını çeşitli şekillerde anlatmışlardır. Sonuç olarak her iki düşünür de tarih boyunca yaşanılmış olayları farkı perspektiflerle analiz ederek bilim adına katkıda bulunmuş popüler isimlerden olmuştur. Anahtar Kelimeler: Liberal Demokrasi, Medeniyetler Çatışması, Tarihin Sonu, Soğuk Savaş, Komünizm, Tek Hegemon Güç.

HegemonyaKomünizmLiberal demokrasi+2
Gül Çiğdem
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Afrika'da bir ulus-devlet inşa süreci: Zambiya ve Kenneth Kaunda

Avrupa için Coğrafi Keşifler, sadece mistik dünyalara ulaşmanın romantik bir macerası değil, aynı zamanda materyalist bir zenginliğin de temel anahtarıydı. Yüzlerce yıl süren savaşlar ve ağır siyasi krizlerden bunalan Avrupa, bu sorunları aşmanın yollarını aramış ve bunu da hem uzak doğu da hem de uzak batı da yeni dünyalar keşfederek çözüleceğine inanmıştır. İşte Afrika sömürgeciliği Batı'nın böyle bir arayışa başladığı dönemlerde ortaya çıkmıştır. Ümit Burnu'nu dolaşarak yeni dünyanın ve uzak doğunun gizemli zenginliklerine ulaşmak isteyen Batı, giriştiği emperyalist maceranın ilk aşamasında Kıtayı lojistik amaçlı basit bir durak olarak görmüştü. Ancak zaman geçtikçe Kara Kıta, Batı için basit bir durak olmaktan çıkmıştır. Sanayi Devrimiyle birlikte Batı için Afrika hem doğal hem de beşeri kaynaklar bakımından doğal bir sömürü alanı haline gelmiştir. Batı, Afrika'nın zenginliklerine beşeri ve doğal kaynaklarını büyük bir iştahla sömürerek işe başladı. Önce kölelik yoluyla ucuz insan gücüne, ardından da yer altı ve yer üstü kaynaklarına saldırdı. Bunu yaparken kendi içindeki rekabeti bütün acımasızlığıyla Kıtaya taşıdı. Yapay sınırlar ve uluslar kurdu. Böylece Afrika'nın bütün doğasında onarılmaz yaralar açtı. İkinci Dünya Savaşı sona erdiğinde Kıta umutsuzca kendi kurtarıcılarını beklemekteydi. Kıtanın diğer siyasi coğrafyalarında olduğu gibi Zambiya'da sömürgeciliğin verdiği az gelişmişlikten kurtulmak ve modern uluslara dünyasında yerini almak için Kenneth David Kaunda gibi özgün bir lideri çıkarmıştır. İşte bu tez Afrika Kıtasının sömürgecilik dönemlerini ve daha sonra kurulmaya başlayan ulus devletlerini Zambiya ve Kenneth Kaunda örneğinden yola çıkarak incelemeye çalışmaktadır. Anahtar Kelimeler: Zambiya, Afrika, Sömürge, Kenneth Kaunda.

AfrikaAfrika ülkeleriDevlet inşaası+6
Betül Şengül
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Başkanlık sistemlerinde ve parlamenter sistemlerde dış politika anlayışı ve işleyişi: ABD ve Türkiye(1982 Anayasası) örneği

Türkiye'nin uluslararası konumu, dünyanın en sorunlu bölgeleri olan balkanlar, Orta Asya ve Ortadoğu'nun tam merkezi konumundadır. Diğer tarafta Batı ve İslam ile eski doğu bloğu ve batı bloğunun arasında kritik bir bölgededir. Her medeniyetten harmanlanan bir kültürü içinde barındıran Türkiye'nin bu özelliği hem avantaj hem de dezavantaj yaratmaktadır. Kültürel zenginliğin olması ülkenin dış politikasının kapsamını genişletirken, aynı özellik iç politikada dış etkilere imkân sağlamaktadır. Bu farklı kültür ve değerlerin parlamenter sistemin siyasi mücadelesinde birbirlerinden kopup ayrışmasına sebep olmaktadır. Bu ayrışmalar sistem içinde var olan rekabetten dolayı birbirinin önüne geçmek için karşıt bir politika izleyerek aradaki uçurumu daha da açmaya sebep olmaktadır. İç politika bu hale gelirken dış politika doğal olarak göz ardı edilir ve kritik bir bölgede olan bir ülkenin böyle bir lüksü olmamaktadır. Bu çalışmada Türkiye'nin dünyanın en kritik coğrafyasında bulunmasının getirdiği külfetleri taşımakta zorlandığını ortaya koyulmaktadır. Çoğu hükümet sistemiyle alakalı aynı sorunları yaşamasına rağmen bir türlü çözüm üretilememiştir. Bir asırdır bu kısır döngü durmadan denendi ve başarı sağlanamadığı ortaya koyulmaktadır. Özellikle dış politika üzerinden ABD başkanlık sistemini ve Türkiye parlamenter sisteminin dış politikasını karşılaştırıp hangi sistemde uygulanan dış politika daha etkin? Sorusuna cevap bulmaya çalışılmaktadır. Bununla beraber Türkiye'nin bu sorunlu bölgelere yakın olmasının dış politikasında daha hızlı karar alması gerektiği kanaatine varıldığından, başkanlık sisteminin hızlı karar mekanizmasına sahip olmasından dolayı Türkiye için gerekli olduğu kanaatine varılmaktadır. Anahtar kelimeler: Başkanlık Sistemi, Parlamenter Sistem, Dış Politika, Türkiye, Amerika, Karar Mekanizması

Amerika Birleşik DevletleriAnayasa 1982Anayasa+7
Serdal İlbaş
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarihsel süreçte Rusya'nın Kuzey Kafkasya politikası

Önemli bir noktada bulunan Kafkasya, özellikle Rusya gibi büyük güçlerin yıllar boyunca odak noktası olmuştur. Jeopolitik ve jeostratejik bir bölge olan Kafkasya, bu büyük güçlere karşı yıllar boyu mücadele vermiştir. Bölge, coğrafi olarak Güney ve Kuzey Kafkasya olarak ikiye ayrılmıştır. Bu tezde Kuzey Kafkasya bölgesinin tarih boyunca Rusya'ya karşı verdiği mücadele ele alınmıştır. Rusya'nın Kuzey Kafkasya'daki hâkimiyet çabaları uzun süre devam etmiş olsa da Soğuk Savaş sonrasında SSCB'nin dağılmasıyla birlikte Kuzey Kafkasya'da bulunan etnik gruplardan bazıları Rusya içerisinde özerk cumhuriyetler haline gelirken bazıları da bağımsızlıklarına kavuşmuştur. Rusya'nın yayılmacılık politikası başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Fakat günümüzde hala, Kuzey Kafkasya halkları üzerindeki politikalarına devam etmiştir. Kuzey Kafkasya halklarının, 1850 yılından itibaren Osmanlı Devleti'ne yaptıkları zorunlu göç hareketleri sonucunda, günümüzde Türkiye Cumhuriyeti'nde geniş bir nüfusa sahip olmuşlardır. Tezimde, Kuzey Kafkasya'da bulunan etnik gruplar tek tek ele alınıp, mücadeleleri ve sonuçları konu edilmiştir. Ayrıca, Rusya'nın tarihsel sürecindeki gelişmeler sonucunda değişen, Kuzey Kafkasya politikalarına geniş bir şekilde yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kafkasya, Rusya, 1864 Çerkez Sürgünü, Abhazya, Kuzey Kafkasya Coğrafyası, Kuzey Kafkasya'da Etnik Kökenler

AbhazyaEtnik azınlıkEtnik gruplar+5
Meltem Yıldırım
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sahra altı Afrika'da politik ve ekonomik bir güç olarak Güney Afrika Cumhuriyeti

Uluslararası İlişkiler anlamında güç, tanımlaması zor olduğu kadar da önemli bir kavramdır. Gücün tanımı, unsurları ve yöntemi değişkenlik gösterse de küresel olarak güce sahip olmak daima hedef durumunda olmuştur. Zaman içinde ülkelerin güç mücadelesinin şekil değiştirmesiyle birlikte yumuşak güç kavramı ortaya çıkmış ve ülkelerin güç yarışı kültürel, bilimsel, sosyal ve teknolojik alanlara doğru yönelmeye başlamıştır. Ekonomik ve askeri güçleriyle doğrudan bir sert güç uygulaması yerine bu kaynaklarının da desteğini alarak yumuşak güç unsurlarıyla bölgesel ya da küresel güç elde etmeye çalışan ülkelerin sayısı artış göstermektedir. Afrika kıtasında, özellikle Sahra altı Afrika'da kayda değer gelişmeler gösteren Güney Afrika Cumhuriyeti bölgesel güç olma hedefinde ilerlemektedir. Apartheid rejiminden sonra ekonomik, politik ve askeri açılardan gelişim göstermeye başlayan ülke, bölgesel olarak bakıldığında oldukça iyi bir ilerleme sergilemiştir. Ayrıca Güney Afrika Cumhuriyeti'nin bölgesel ve küresel örgütlerde etkin roller üstlenmesi de bölgesel güç olma yolunda ilerleyişinin bir göstergesi olarak nitelendirilebilir. Bu nedenle tezin içeriği, Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Sahra altı Afrika'da bölgesel güç olma hedefi özellikle politik, ekonomik ve askeri gücü temel alınarak oluşturulmuştur.

AfrikaApartheidAskeri+7
Melis Ağarı
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Rusya'nın Putin dönemi Suriye politikasının Neoklasik Realizm bağlamında analizi

Tarih boyunca büyük güçlerin çıkar mücadelesine ev sahipliği yapmış olan Orta Doğu coğrafyası günümüzde de hala bu özelliğini korumakta ve büyük güçlerin mücadele alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Rusya için de bu bölge güney sınırlarının güvenliği ve jeopolitik olarak çevrelenmişlik algısının kırılması bağlamında her zaman önemli bir coğrafya olmuştur. Çarlık Rusya'sı döneminden itibaren Rusya tarafından bölgeye duyulan ilgi dönem dönem dış politikada ikinci plana atılsa da günümüze kadar sürmüştür. Bölge devletlerinden özellikle Suriye ile derin ve tarihsel bağlara sahip olan Rusya 2010'da Tunus'ta patlak veren ve Arap Baharı olarak literatüre geçen sürecin bölgedeki tek müttefiki Suriye'ye sıçramasıyla birlikte sessiz tutumunu bırakarak proaktif bir yaklaşımla olaylara müdâhil olmuştur. Bu tezde ele alınan konu, devletlerin dış politika yapım süreçlerinin analizinde etkili olan sistemik uyarıcı faktörlerin yanı sıra iç faktörlerin de analize dâhil edilmesi gerektiğini savunan Neoklasik Realizm perspektifinden analiz edilmiştir. Bu kapsamda Rusya Federasyonu'nun Suriye politikası; iç faktörler kategorisinde yer alan Rusya'nın devlet içi özelliği ve devlet lideri algısı üzerinden değerlendirilmiştir. Neoklasik Realizm çerçevesinde ele alınan bu tez çalışması, Rusya Federasyonu'nun Putin dönemindeki dış politika davranışlarını devlet içi değişkenler ve lider faktörü bağlamında analiz etmiştir. Neoklasik Realizm bağlamında, Putin döneminde Rusya Federasyonu'nun dış politika çıktıları üzerinde iç değişkenlerin ve lider faktörünün etkileri incelenmiştir.

Arap BaharıNeoklasik teoriOrta Doğu+5
Sümeyya İmik Şimşek
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de narko terörizm ve uluslararası düzeyde uyuşturucu ile mücadele

Terörizm ve terör olayları ülkeler açısından farklılıklar gösterse de birçok ülke için tehlike ve tehdit unsuru olarak karşımıza çıkmaktadır. Terör olayları ilk olarak insanoğlunun var oluşu ile birlikte Habil ve Kabil kardeşlerinin birbirleri ile olan mücadeleleri ilk örnek olarak sunulabilir. Toplumlar oluştukça devlet yapıları ortaya çıktıkça terör olguları bağımsızlık mücadeleleri bir takım iç savaş ve yıkımlara neden olmuştur. Bu çalışmada terörizm, terör örgütleri ve ülkemizde faaliyet te bulunan narko terör yapısı incelenmeye çalışılmıştır. Dünya'da ve ülkemizde üretimi bir şekilde gerçekleşen veya transit güzergâh üzerinde olan ülkemiz coğrafyası kullanılarak geçişi sağlanan uyuşturucu maddelerine karşılık nasıl ve ne şekilde önlem alınacağı üzerine durulmaya çalışılmıştır. Ülkemizde uyuşturucu ile mücadele kapsamında adli kolluk görevi bulunan Emniyet teşkilatı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ve Jandarma Genel Komutanlığı'nın yapmış olduğu hem kendi birimlerince hem de ortaklaşa koordineli bir şekilde bu mücadelede ele geçirilen ürünlerin yakalamaları incelenmiş olup; eksik yanları ele alınarak daha hızlı ve etkin yakalama önerileriyle sonuçlandırılmıştır. Uyuşturucu ile mücadele noktasında sadece ülkemiz kendi organları ile değil uluslar arası düzeyde Avrupa devletleri ve diğer Dünya devletleri ile koordineli bir şekilde çalışmalarını sürdürmektedir. Ülkeler arası oluşturulan anlaşmalar ile uyuşturucu ile mücadele noktasında hızlı ve etkili müdahaleleri ile etkinlikleri artırmaya çalışılmaktadır.

Kolluk örgütleriNarkotik suçlarNarkotikler+3
Canan Altıntaş
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dış politika krizlerinin Türk-Rus ilişkilerine etkileri: Uçak krizi örneği

Suriye İç Savaşı kapsamında Türkiye ile Rusya'yı karşı karşıya getiren en önemli olay 24 Kasım 2015 tarihinde meydana gelen uçak düşürme vakasıdır. Hatay Yayladağı mevkiinde bir Rus bombardıman uçağının Türk hava sahasını ihlal etmesi ve defalarca uyarılmasına rağmen uyarıları dikkate almayarak ihlale devam etmesinin sonucunda Türk Hava Kuvvetleri tarafından düşürülmesi neticesinde Türkiye ile Rusya arasında bir dış politika krizi başlamıştır. 1950'li yıllardan beri ilk defa NATO üyesi bir ülkenin Rus uçağını düşürmesi sebebiyle bu hadise Türk ve dünya basınında geniş yer bulmuş ve tedirginlik yaratmıştır. Kriz, Türk-Rus ilişkilerini derinden etkilemiştir. Krizin tamamen çözülmesi yaklaşık 8 ay sürmüştür. Krizi en az hasarla atlatabilmek için taraflar kendi pozisyonlarına göre farklı kriz yönetim tekniklerini benimsemişlerdir. Çalışmada, tarafların krizi yönetirken kullandığı teknikler incelenmiş ve krizin ikili ilişkiler üzerinde yarattığı etkiler değerlendirilmiştir. Çalışma, krizin patlak vermesine sebebiyet veren olayların ele alınması ve Uçak Krizi'nin kriz yönetimi açısından değerlendirilmesi noktasında önemli olacaktır.

KrizKriz yönetimiRusya+6
Vesile Merve Bali
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Orta Asya uluslararası akarsu sorununun Uluslararası Hukuk bakımından değerlendirilmesi

Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği döneminde Orta Asya ülkeleri planlı ekonomik ve siyasi bir yapı içinde merkezden yönetiliyordu. Birlik içindeki ülkelerin tamamı birliğin ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılandırılmıştı. 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla birlikte bağımsızlıklarını kazanan Orta Asya Cumhuriyetleri arasında bölge kaynaklarının paylaşımı ile ilgili sorunlar yaşanmaya başladı. Bu sorunlardan en önemlisi, birlik dağıldıktan sonra uluslararası akarsu niteliği kazanan su kaynaklarının kullanımı ve paylaşımı sorunudur. Bağımsızlığını kazanan Orta Asya Cumhuriyetleri'nin suya olan ihtiyaçlarının artması, su kaynaklarının ulaşım dışı amaçlar için kullanılmaya başlanması ve faydalanabilecekleri su kaynaklarının başka ülkelerin sınırları içinde yer alması su kaynaklarının kullanımı ve paylaşımı sorununa sebep olmuştur. Bu tezde Orta Asya'daki uluslararası akarsuların ulaşım dışı amaçlar için kullanımı sorunu uluslararası hukukun kaynaklarından yararlanılarak çözülmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda öncelikli olarak birinci bölümde uluslararası akarsu kavramının uluslararası hukuktaki yeri ele alınmıştır. Daha sonra uluslararası akarsular sorununun çözümü için kaynak oluşturabilecek, uluslararası antlaşmalar, uluslararası teamüller, uluslararası akarsular ile ilgili temel ilkeler, doktrinler ve örnek mahkeme kararları incelenmiştir. Orta Asya uluslararası akarsu sorununun detaylı olarak ele alındığı ikinci bölümde; bölgedeki uluslararası akarsular hakkında bilgi verilerek, aşağı kıyıdaş- yukarı kıyıdaş ülkeler açısından su sorunu ve kıyıdaş ülkelerin soruna yaklaşımları değerlendirilmiştir. 1997 yılında Birleşmiş Milletler tarafından imzalanarak kabul edilen Uluslararası Akarsuların Ulaşım-dışı Kullanımı Hukukuna İlişkin Sözleşme, bu tezin temel kaynağı olarak ele alınıp, bu çerçevede Orta Asya uluslararası akarsu sorunu uluslararası hukuk bakımından değerlendirilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası hukuk, Uluslararası akarsular, Orta Asya.

AkarsularOrta AsyaSu sorunu+2
Damla Ersoy
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği ve Şanghay işbirliği analizi çerçevesinde Türkiye

Değişen dünya düzenini göz önüne aldığımızda Soğuk Savaş Sonrası oluşan, uluslararası konjonktüre "tek kutuplu dünya düzeni" olarak geçen uluslararası sistem, Amerika Birleşik Devletlerinin uluslararası arenada güç ve prestij kaybetmesiyle, Avrasya'da güçlenen ve özelliklede ekonomik anlamda gelişen Rusya ve Çin ile birlikte artık etkinliği kaybetmeye başlamıştır. Dünya yeni bir uluslararası sisteme doğru ilerlerken "iki kutuplu dünya düzenine mi?" yoksa "çok kutuplu dünya düzenine mi?" geçileceği soru işaretleri içerisinde Rusya ve Çin'in başını çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü ismini uluslararası arenada daha fazla duyurmaya başlamıştır. Amerika'nın da bir NATO üyesi olup, her ne kadar bazı görüşler de ters düşse de, Avrupa Birliği ile ikili ilişkileri göz önünde bulundurarak dünyanın yeni iki kutbunun Şanghay İşbirliği Örgütü ve Avrupa Birliği olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Bu siyasi düzlemde iki kutbun tam arasında kalan Türkiye ise kendi politikasını göz önünde bulundurarak bu iki kutuptan birisinde yer almak isteyecektir. Bilindiği gibi son elli yılda Türkiye; Avrupa Birliğine girmek için gerekli adımları atmaya çalışmış, fakat tam manasıyla istediği sonuca ulaşması mümkün olmamıştır. Avrupa Birliğinin ekonomisinin gittikçe gerilemesi ve Türk halkının birliğe tam üyelik umudunun kırılması gibi nedenlerin birikimi sonucu Türkiye de alternatif olarak Şanghay İşbirliği Örgütü konuşulmaya başlamıştır. Her ne kadar tarihi boyunca Rusya ve Çin ile çok yakın ilişkiler içinde olunmasa da örgütün diğer üyeleri Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan ile tarih ve köken bağıda gözden kaçırılmaması gereken bir unsurdur. Ayrıca Şanghay İşbirliği Örgütü kuruluşundan önce ve sonra bu devletlerin ihracat ve ithalat temelli ekonomileri de incelendiğinde örgütün, üye devletlerin ekonomilerine nasıl büyük bir fayda sağladığı göz önüne serilmektedir. Tüm bu gelişmeler ışığında bu çalışmada Soğuk Savaş sonrası dünya tarihi incelenmeye çalışılmış ve uluslararası sistemde ki değişimler ile birlikte "yükselen kutup Şanghay İşbirliği Örgütü" Türkiye çerçevesinden incelenmiş ve olası bir Türkiye – Şangay yakınlaşmasının yeni dünya düzenini ne denli değiştireceği hakkında çıkarımlarda bulunmayı amaçlamıştır. Anahtar Kelimeler: Şanghay İşbirliği Örgütü, Avrupa Birliği, Türkiye, Kutup, Dünya Düzeni

Avrupa BirliğiTürkiyeYeni dünya düzeni+1
Sefa Çoşkun
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kazakistan'ın Hazar Denizi konusunda enerji diplomasisi

Hazar bölgesi belirli bir coğrafi peyzaj alanına ve büyük maden rezervlerine sahip eşsiz bir su kütlesidir. SSCB'nin çöküşünden sonra denize erişimi olan ülke sayısının ikiden (SSCB ve İran) beşe (Rusya, İran, Kazakistan, Azerbaycan ve Türkmenistan) çıkmasıyla birlikte, Hazar'ın uluslararası hukuki statüsüne dair daha önceki anlaşmalar (Rusya Sosyalist Cumhuriyeti ile İran arasında 1921 ve SSCB ile İran arasında 1940) yeni devletler tarafından sorgulanmaya başlanmıştır. Hazar'ın hukuki statüsünün belirlenmesine ilişkin Hazar devletleri arasındaki anlaşmazlık, bu sorunun çözümüne engel olan birçok nedene dayanmaktadır. Çalışmada Hazar bölgesinin en son hukuki statüsünün pekiştirilmiş olduğu 20. yüzyıldaki tarihi arka planı ve 1991'den sonra ortaya çıkan yeni siyasi durumu incelenmektedir. Çalışmamızın temel konusu olan Kazakistan Cumhuriyeti'nin, ulusal çıkar, komşularla ve dünya güçleriyle iyi ilişkiler, denge ve çok yönlü politika ilkelerine dayalı dış politikası bağlamında, 1991'den itibaren Hazar bölgesi konusunda yürüttüğü diplomasi, aldığı siyasi kararlar, hukuki düzenlemelerin araştırılması neticesinde Kazakistan'ın ekonomi politikası, enerji politikası ve enerji güvenliği politikasının öncelikleri, prensipleri, araçları ve pratikteki sonuçları açıklanmaya çalışılmıştır. Aynı zamanda genel olarak bölgenin tarihsel arka planı da dikkate alınarak, söz konusu ekonomik ve siyasi çelişkinin temel aktörleri olan beş bölge ülkesinin (Azerbaycan, İran, Kazakistan, Rusya, Türkmenistan) Hazar su kütlesi konusunda uyguladıkları diplomasi ve verdikleri kararlar, giriştikleri iktisadi projelerde yaptıkları işbirlikleri de değerlendirilmiştir. Son olarak, Enerji güvenliğinin, Kazakistan devletinin ulusal güvenlik sisteminde önemli bir unsur olduğu, ülke ekonomisinin ağır payını oluşturduğu ve dış politikayı büyük ölçüde etkilediği sonucuna varılmıştır. Araştırma konusu, Kazakistan devletinin Hazar denizi enerji politikası olduğundan yola çıkarak, dış politika kavramının temel aktör sayılan devlet (Kazakistan) ile ilişkin olduğundan dolayı realist Uluslararası Ekonomi Politik teori çerçevesinde analiz edilmiştir.

DiplomasiEnerjiEnerji politikaları+5
Akbope Abılkash
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası göç kavramı çerçevesinde Türkiye'de göç yönetimi

Tarih boyunca savaşlara, barışlara, birçok yıkım ve yeni oluşumlara sahne olan dünyamız gittikçe önemi artan bireysel ve kitlesel göç hareketlerine de sahne olmaktadır. Hem göç alan hem de göç gönderen ülkelerin ekonomik, kültürel, sosyal ve siyasal yapılarını etkileyen uluslararası göç, uluslararası işbirliği içerisinde yönetilmesi gereken önemli bir konudur. Uluslararası göç ile dil, din, kültür gibi konularda birbirinden farklı yapıya sahip bireylerin aynı ortamı paylaşmasıyla beraber iletişim ve uyum gibi sorunlar ortaya çıkmakta ve toplumsal denge bozulmaktadır. Bu çerçevede her ülkenin, kendi yarar ve öncelikleri doğrultusunda göç politikası geliştirmesi önemlidir. 18. yüzyılın son çeyreğinden günümüze kadarki tarihi süreç içerisinde geniş bir coğrafyaya ve zengin bir etnik yapıya sahip olan Osmanlı Devleti ile onun halefi olan Türkiye Cumhuriyeti birçok kitlesel göç hareketiyle karşı karşıya kalmıştır. Türkiye, ulus-devlet kuruluşunun temellerinin atıldığı ilk yıllarda Türk soyundan ve Türk kültüründen olanların göçüyle başlayan ve küreselleşmenin etkisi, komşu ülkelerde meydana gelen iç karışıklıklar ve Avrupa Birliği ile müzakerelerin başlaması sonucu yabancıların göçüyle devam eden göç hareketlerini iskân politikaları, mübadeleler ve göç kanunları gibi çeşitli araçlarla yönetmeye çalışmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmanın ilk bölümünde uluslararası göç konusu ele alınırken, ikinci bölümde 18. yüzyıldan günümüze kadar Türkiye'ye yapılan göçler anlatılmış ve son bölümde Türkiye'nin göç yönetimi incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Göç, Göç Yönetimi, Göç Politikaları, Türkiye'nin Göç Yönetimi

GöçlerUluslararası göçUluslararası ilişkiler+2
Nevin Akdoğan
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

AB'nin Asya pasifik politikası: Çin örneği

20. yüzyılda dünya üzerinde yaşanan gelişmelere ve değişen küresel şartlara bağlı olarak dönemin uluslararası ilişkiler aktörleri arasına yenileri eklenmiştir. Bu çerçevede ortaya çıkan ve bugün hala sistemin en etkili aktörleri arasında yerini koruyan aktörlerden biri de Avrupa Birliği'dir. AB'nin ortaya çıkmasının temel nedenlerini Avrupalı devletlerin İkinci Dünya Savaşı sonunda bozulan ekonomilerini düzeltme ve Avrupa'yı savaşsız bir şekilde kontrol edebilme arzusu oluşturmuştur. Bu yüzyılda ortaya çıkan bir diğer önemli aktör ise 1949 yılında yeniden doğan ve Asya-Pasifik'ten yükselen, dünyanın süper gücü olmaya aday aktörü konumuna erişen Çin Halk Cumhuriyeti'dir. Bu iki önemli aktör dünya sahnesine çıktıklarından beri birbirlerine karşı ekonomik, siyasi ve askeri olmak üzere çeşitli politikalar izlemektedirler. Bugün gelinen noktada iki aktör de zirveye oynamak istemektedir. AB bölgesel bir örgütten küresel bir aktöre, Çin ise Asya-Pasifik'te güçlü bir devletten ziyade süper bir güce dönüşmektedir. Çok kutuplu dünya düzeninin yaşandığı bu dönemde uluslararası aktörler arasındaki denge sağlama çabaları da derinleşmektedir. Temelleri yaklaşık 60 yıl önce atılan ve bugün sistemin en etkili aktörlerinden biri olan AB de, sistemdeki bu güç ve denge yarışında yerini almaktadır. Bu nedenle Asya-Pasifik coğrafyası AB'nin ilgisini yoğunlaştırdığı alanlardan biri haline gelmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Ortak Dış ve Güvenlik Politikası, Güvenlik, Asya Pasifik, Çin, Ticaret

Asya Pasifik bölgesiAvrupa BirliğiUluslararası ilişkiler+2
Zehra Ayvaz
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kimlik dış politika ilişkisi bağlamında Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye-İsrail ilişkileri

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle uluslararası ilişkilerin uğradığı değişim, kimlik ve kültür gibi sosyal kavramların uluslararası ilişkiler analizlerinde yer edinmesi sonucunu beraberinde getirmiştir. Kimliklerin uluslararası ilişkiler disiplinine dahil oluşunda önemli katkıları bulunan Alexander Wendt, kimliklerin çıkarları belirlediğini öne sürmektedir. Çıkarların da dış politika üzerinde etkileri olduğu düşünüldüğünde kimlikler dış politik analizlerde göz ardı edilmemesi gereken bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye-İsrail ilişkileri de Filistin'de yaşananlardan ötürü kimliklerden etkilenmektedir. İsrail devletinin kuruluşuna giden süreçten günümüze kadar Müslüman ve Yahudi kimlik karşı karşıya gelmiştir. Bu süreç zarfında Filistinli Müslümanların yaşadıkları sıkıntılar, dünyanın pek çok noktasında bulunan Müslüman kimliği taşıyan bireyler açısından Filistin sorununu hassas bir konu haline getirmiştir. Nitekim İsrail devletinin kuruluşunun akabinde de İsrail'e karşı bir ön yargı oluşmasına sebep olmuştur. Halkın aidiyet duygusu hissettiği kimlik kaynaklı bir ön yargıya sahip olması, karar alıcılara baskı yapmalarını beraberinde getirmiştir. Dolayısıyla ulusal menfaatler ve kimlikler arasında sıkışıp kalan Türkiye-İsrail ilişkileri zaman zaman normalleşme dönemlerine girerken zaman zaman da gerileme eğiliminde olmaktadır. İlişkilerin normalleşme dönemine girmesinde, iki ülkenin menfaatlerinin ortak olması ve bu ortak menfaatler durumunun karşılıklı bağımlığı artırması gerçeği etkilidir. Ancak ortak menfaatlerin ortadan kalkması veyahut da alternatif müttefiklerin ortaya çıkması kimliksel sorunları gün yüzüne çıkarmaktadır. Bundan ötürü Türkiye-İsrail ilişkileri, İsrail'in kuruluşuna giden süreçten günümüze değin kriz, yumuşama ve normalleşme olarak adlandırılabilecek bir döngü içerisindedir.

FilistinKimlikKimlik politikaları+6
Yunus Emre Akbal
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

İttifak parametreleri çerçevesinde Türkiye-ABD ilişkileri'nin Obama ve Trump dönemleri bağlamında karşılaştırmalı bir analizi

Soğuk Savaş'ın başlarından itibaren bir ittifak içerisinde bulunan Türkiye ve ABD arasındaki ilişkilerde özellikle 2009 yılından sonraki dönemde birçok sorun yaşanmıştır. Yoğunlukla Barack H. Obama ve Donald J. Trump'ın Başkan olduğu 2009 – 2017 yılları arasında yaşanan bu sorunlar, iki devlet arasındaki ittifak ilişkisinin sorgulanmasına neden olmaktadır. Çalışmanın temel çıkış noktası ise Neoklasik Realist yaklaşım çerçevesinde Türkiye ile ABD arasındaki ittifak ilişkisinde Obama ve Trump Dönemleri'nde yaşanan sorunların, ilişkinin ittifak boyutuna zarar verip vermediğidir. Bu bağlamda Neoklasik Realist yaklaşım çerçevesinde Başkan Obama ve Trump Dönemleri'nde Türkiye ile ABD ilişkilerinde uluslararası sistemin yanı sıra liderlerin algıları, stratejik kültür, devlet – toplum ilişkileri ve bürokrasinin etkili olup olmadıkları, etkiliyseler bu etkinin ne derece olduğu araştırılacaktır. Çalışmada ayrıca Obama ve Trump Dönemleri'nde iki devlet ilişkilerinde öne çıkan bazı problemler de ele alınacak ve sonrasında bu hipotezin doğru olup olmadığına yönelik içerik analizlerine yer verilecektir. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde Neoklasik Realist yaklaşım çerçevesinde bir şablon oluşturulacak ve sonraki bölümlerde Obama ve Trump dönemlerindeki belirleyici olaylar ele alınarak bu şablon ile ilgili dönemler irdelenecektir.

Amerika Birleşik DevletleriErdoğan, Recep TayyipObama, Barack+5
Yıldırım Deniz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde XVI. yüzyıl Osmanlı deniz gücünün analizi

Bu çalışmamızda Deniz Hakimiyeti Teorisi Çerçevesinde, XVI. Yüzyıl Osmanlı Deniz Gücü'nü, Akdeniz ve Hint Deniz Yolları özelinde analizi edecektir. Bu yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun deniz gücü alanında Deniz Hakimiyeti Teorisi'nin temel varsayımlarına uygun bir şekilde hareket edilip edilmediği konusu üzerine değerlendirmelerde bulunulacaktır. XVI. Yüzyıl Osmanlı Deniz Gücünü analiz edilir iken, Deniz Hakimiyeti Teorisi'nin temel varsayımlarından ve uygulama alanlarından yararlanılacaktır. Çünkü doğası itibari ile bu teori XX. yüzyıl başlarında ortaya çıkmıştır. Bundan dolayı bu teoriyi oluşturan deniz gücü araçları, değişim ve dönüşüme uğramışlardır. Dolayısıyla teorinin temel varsayımlarını ve uygulama alanlarını XVI. yüzyıl deniz koşullarına uygun bir şekilde analiz etmeye çalışılacaktır. Bu çalışmanın ana konusu, XVI. yüzyılda Akdeniz ve Hint Okyanusu'nda gerçekleşen Osmanlı deniz savaşlarının Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde analizi olacaktır. Bu çerçevede ilk bölümde deniz hakimiyetinin kavramsallaşma süreci ve XVI. yüzyıl dünya deniz gücü analiz edilecektir. İkinci bölümde ise Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde XVI. yüzyıl Osmanlı deniz gücü detaylı bir şekilde analizi yapılacaktır. Bu analiz yapılır iken birinci bölümde ele alınan Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde deniz gücü ve unsurları açısından değerlendirilecektir. Böylece XVI. yüzyıl Osmanlı deniz gücünün Deniz Hakimiyeti Teorisi çerçevesinde başarılı bir deniz gücü olup olmadığı analiz edilecektir. Anahtar Kelimeler: Deniz Hakimiyeti, Deniz Gücü, Deniz Gücü Araçları, Osmanlı İmparatorluğu, Deniz Savaşları ve Deniz Seferleri.

16. yüzyılDeniz Hakimiyeti TeorisiDeniz güvenliği+4
Furkan Duman
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye-Somali ilişkilerinde yumuşak güç unsuru olarak Türk kamu diplomasisi

Türkiye ve Somali'nin ikili ilişkileri, 2011 yılında Türkiye'nin en az 260.000 kişinin hayatını kaybettiği kuraklık döneminde Somali'ye kapsamlı insani yardım sağlamasıyla yoğunlaşmaya başlamıştır. Somali'deki güvenlik sorunlarına ve siyasi istikrarsızlığa rağmen, Türkiye'nin insani yardım çabaları gözle görülür bir fark yaratmıştır. Bu gelişme ertesinde iki ülke arasındaki ilişkiler siyasi, ekonomik, sosyal ve güvenlik dâhil olmak üzere çeşitli sektörleri kapsayacak şekilde genişlemiştir. Türkiye'nin Somali'deki faaliyetleri hem Somali halkı hem de uluslararası toplum nezdinde Türkiye'ye güvenilirlik ve olumlu bir imaj kazandırmıştır. Türkiye ayrıca Somali'deki faaliyetlerini, Türk liderlerin Somali'yi uluslararası gündeme taşımaya çalıştığı uluslararası forumlarda Somali meselesine dikkat çekerek desteklemiştir. Türkiye'nin hem Somali'de hem de uluslararası forumlarda Somali'ye yönelik çabaları, Somali halkı arasında Türkiye'ye yönelik olumlu bir imaj ve sempati oluşmasını sağlamıştır. Bu çalışma, Türkiye'nin Somali'deki olumlu imajının ve itibarının geliştirilmesinde Türk kamu diplomasisinin rolünü incelemektedir. Çalışma, Türkiye'nin uyguladığı kapsamlı kamu diplomasisinin, Türkiye–Somali ilişkilerini çok boyutlu hâle getirdiğinin altını çizmektedir. Çalışma ayrıca Türk kamu diplomasisinin Türkiye'ye Somali'de olumlu bir imaj, itibar ve meşruiyet sağlayan başlıca faktör olduğunu savunmaktadır. Bununla beraber çalışma, iki ülke arasındaki tarihsel etkileşimin ve ortak dinin Somali'deki Türk kamu diplomasisi faaliyetlerinin kabul görmesini destekleyen unsurlar olarak rolünü vurgulamaktadır.

DiplomasiKamu diplomasisiSomali+4
Abbas Isse Faraade
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kıbrıs'ta dondurulmuş bir sorun: Kapalı Maraş

Kıbrıs Sorunu uluslararası siyasetin gündemini meşgul eden en uzun süreli uyuşmazlıklardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Uyuşmazlığın kronikleşmesi, yıllar içinde esas bağlamından çıkarak içerisine sorunlu başka konu başlıkları eklenmesinden kaynaklanmaktadır. Günümüz konjonktürüne bakıldığında Kıbrıs Sorunu ne iki toplum arasındaki etnik bir uyuşmazlık ne de sadece bir Türk-Yunan çatışmasıdır. Soğuk Savaş sonrası dönemde dünyada çok sayıda aktörün stratejik bölgeler üzerinde rekabet ettiği bir süreç başlamıştır. Bu anlamda Doğu Akdeniz bölgesi güçlü aktörlerin rekabet ettiği bir mücadele alanı haline gelmiştir. Halihazırda yıllardır taraf devletlerin masasında çözülmeyi bekleyen Kıbrıs Sorunu yeniden ön plana çıkmıştır. Doğu Akdeniz'deki denklem çözülmesi daha zor bir hale gelmiş ve güç dengesinin korunması güçleşmiştir. Bunun sonucu olarak Doğu Akdeniz'e açılan kapı olan Kıbrıs Adası'nda mevcut statükoyu değiştirici hamleler meydana gelmiştir. 16 Ağustos 1974 tarihinde gerçekleşen İkinci Kıbrıs Barış Harekatı'ndan bu yana Türk Silahlı Kuvvetleri denetiminde bulunan Kapalı Maraş bölgesinin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tek taraflı iradesiyle kısmi olarak halkın kullanımına açılması bu hamlelerden biri olmuştur. Literatür incelendiğinde Kıbrıs Sorunu bağlamında Kapalı Maraş Sorununu odak noktasına alan güncel bilimsel bir çalışmanın bulunmaması bu konu üzerine çalışılması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Bu çalışma Kapalı Maraş sorununu uluslararası siyaset çerçevesinde hukuki, ekonomik ve siyasi boyutlarıyla ele alarak, literatürdeki boşluğun kapatılması amacıyla hazırlanmıştır.

Kuzey Kıbrıs Türk CumhuriyetiKıbrısKıbrıs sorunu+4
Aycan Kahya
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Koruma sorumluluğu üzerine feminist bir analiz: Libya örneği

2005 yılında Birleşmiş Milletler Dünya Zirvesi'nde onaylanan koruma sorumluluğu kapsamında öncelikle her devletin kendi halkını korumakla yükümlü olduğu BM üye devletleri tarafından kabul edilmiştir. Koruma sorumluluğuna göre eğer bir devlet kendi halkını koruyamıyor ya da korumakta isteksiz ise o zaman halkları koruma sorumluluğu uluslararası topluma geçmektedir. Feminist perspektiften koruma sorumluluğu değerlendirildiğinde, öncelikle kadınların koruma sorumluluğunun karar verici süreçlerinden dışlandıkları ve koruma sorumluluğunda aktör olarak değil de mağdur olarak görüldüklerinin belirtilmesi gerekir. Koruma sorumluluğunun insan güvenliğine değil de devlet egemenliğine/güvenliğine odaklanması da feminizmin eleştirdiği bir diğer nokta olarak göze çarpmaktadır. Feminist analizler bağlamında koruma sorumluluğunda silahlı güç kullanımına karşı çıkılmakta ve hem silahlı güç kullanılmamasına hem de daha kötü sonuçlar olmaması adına önleme faaliyetlerine önem verilmesine odaklanılmaktadır. Bu çalışmada, feminizm bağlamında koruma sorumluluğu Libya örneği üzerinden analiz edilmiştir. Koruma sorumluluğu kapsamında Libya'ya yönelik müdahalenin insanların korunması amacıyla yapıldığı söylense de gerçekleştirilen müdahalenin devletlerin realpolitik amaçlarına hizmet ettiği görülmektedir. Bununla birlikte Libya örneğinde tecavüzle ilişkilendirilerek mağdur olarak görülen kadınlar, müdahalenin meşru hale getirilmesi için de ön plana çıkartılmışlardır. Koruma sorumluluğu kapsamında Libya'da gerçekleşen barış inşa süreçlerinde ise kadınların temsilinin yetersiz olması koruma sorumluluğunun maskülen yapısını ortaya koymaktadır. Feminizmin belirttiği gibi, barış süreçlerinde kadınların rol alması beklenirken gerçekte durumun hiç de öyle olmadığı Libya örneğinde de kendini göstermektedir.

FeminizmKoruma sorumluluğuLibya+3
Büşra Tanrıöğer
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İnsan ticaretiyle uluslararası mücadelede Türkiye'nin rolü

İnsan ticareti, köleliğin modernize edilmiş bir biçimidir. Küreselleşmenin de etkisiyle 20. yüzyılın sonlarında uluslararası ilişkiler sisteminde ulusal ve uluslararası güvenliği tehdit eden birçok faktör devreye girmiştir. Bu tehdit faktörlerinden biri de insan ticaretidir. İnsan ticareti uluslararası toplum tarafından uluslararası nitelikte bir suç olarak kabul edilmektedir. Bu suça karşı uluslararası işbirliği başlatılmış olup henüz yeterli ve etkili bir noktaya ulaşmamıştır. Devletler, insan ticaretiyle mücadeleyi amaçlayan ulusal alanda da çeşitli düzenlemeler ve kurumlar oluşturmaya çalışmaktadır. Özellikle transit ülke konumunda olan Türkiye'nin de insan ticaretiyle mücadele amacıyla iç mevzuatında düzenlemeler yaptığı, uluslararası alanda kabul edilen insan ticaretine dair sözleşmelere taraf olduğu, ulusal bazda çeşitli kurumlar geliştirdiği ve uluslararası kuruluşlarla da ortaklıklar oluşturduğu görülmektedir. Bu çalışmada, insan ticaretine karşı mücadelede Türkiye'nin ulusal alanda attığı adımların yanı sıra uluslararası toplumla işbirliği çabaları incelenmekte ve özellikle insan ticaretinin Türkiye'nin ulusal ve bölgesel güvenliğine verdiği ve vermeye devam edeceği iddia edilen zarar analiz edilmektedir.

Birleşmiş MilletlerGüvenlikGüvenlik önlemleri+5
Iryna Redzko
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Suriye iç savaşı çerçevesinde Rusya'nın hibrit savaş stratejilerinin analizi

Bu çalışma, Rusya'nın Suriye'deki hibrit savaş uygulamalarını geniş bir perspektifte incelemektedir. Araştırma, "Rusya'nın Suriye'deki faaliyetleri hibrit savaş uygulaması mıdır?" ana sorusu üzerine inşa edilmiştir. Bu bağlamda araştırmanın temel argümanı, Rusya'nın Suriye'de başarılı bir hibrit savaş icra ettiğidir. Çalışmanın amacına ve önemine uygun olarak nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve elde edilen veriler analiz edilerek yorumlanmıştır. Çalışmada hibrit savaş olgusu, uluslararası ilişkiler teorilerinden biri olan ofansif realizm teorisi ölçüt alınarak örnek olay (case study) olarak seçilen Suriye krizi perspektifinde analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, Rusya Suriye'de hibrit savaş bileşenleri olan enformasyon harbi, propaganda, siber-elektronik harp, gayrinizami harekât ve konvansiyonel harekâtı koordineli bir şekilde uygulayarak başarılı bir hibrit savaş icra etmiştir. Çalışma, anarşik uluslararası sistemde güç dengesini değiştirmeye çalışan Rusya'nın ofansif realizmin temel varsayımlarına göre hareket ettiğini ortaya koymaktadır. Güç dengesini kendi lehine değiştirmek isteyen Rusya, bunun için güç kullanmaktan çekinmemiş ve Suriye iç savaşına müdahil olarak Soğuk Savaş sonrası Orta Doğu'da kaybettiği etki alanını tekrar kazanmak istemiştir. Bu doğrultuda Rusya'nın ortaya koyduğu stratejiler, Rusya'nın hibrit savaşın özelliklerini karşıladığını ve ofansif realist paradigmayla uyumlu olduğunu göstermiştir.

Hibrit savaşRusyaSavaş+4
Harun Aras
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ulusal güvenlikte ve dış politikada bir enstrüman olarak savunma sanayii: Türkiye örneği

Devletler, bir üst otoritenin olmadığı uluslararası sistemde varlıklarını korumak ve güçlü bir şekilde devam ettirmek için kendi kapasitelerine dayanmak zorundadır. İçerisinde nüfus, doğal kaynaklar, fiziki altyapılar gibi birçok olguyu barındıran kapasitenin güvenlik sorunları karşısında en önemli enstrümanı ise askeri güçtür. Tarihsel süreçte insanın kas gücü, insanın kullandığı hayvan gücü gibi unsurların oluşturduğu askeri güç, yirminci yüzyılla beraber teknolojiyi merkeze alarak her geçen gün niceliğin yerini niteliğin aldığı bir dönüşüm süreci geçirmiştir. İnsanın karşısında teknolojinin olduğu bu dönüşüm 1945 yılında kullanılan atom bombaları ile sembolik olarak zirveye ulaşmıştır. Bu aşamadan sonra askeri güç içerisinde insanın kas gücü her geçen gün önemini yitirirken, insanın beyin gücü teknolojiyi üretebilen ve kullanabilen unsur olarak önem kazanmaya devam etmiştir. Askeri gücün dönüşümünün yaşandığı bu zaman diliminde devletlerin güvenliklerini nasıl sağlayacağı üzerine çalışan neorealist teorisyenler arasında savunmacı ve saldırgan realizm ayrımı meydana gelmiştir. Bu ayrımın merkezinde ise "ne kadar güç yeterlidir?" sorusu bulunmaktadır. Silahlanmanın ne kadarının yeterli olduğu sorusu güvenlik ikilemi bağlamında değerlendirildiğinde büyük öneme sahiptir. Mevcut tartışmanın başladığı 1970'li yıllarda dünyada silah endüstrisine sahip devlet sayısının az olması, teknoloji üretme ve teknolojiye ulaşmanın günümüzdeki kadar kolay olmaması, devletlerin ne kadar silahlanması gerektiği noktasında silahın kaynağının göz ardı edilmesini kolaylaştırmaktadır. Fakat Soğuk Savaş sonrasında teknolojiye ulaşımın ve kullanımının kolaylaşması ile neorealist teorisyenler arasında yapılan bu tartışma doğru soru etrafında ele alınmakla beraber, silahlanmanın kaynağını göz ardı ettiği için eksik kalmakta ve sadece elde bulunan askeri güç üzerinden tartışmanın yapılması durumunda yanlış sonuçlara götürebilmektedir. Gelişen savunma sanayinin güvenlik ve dış politikaya etkisi ise farklı katmanlarda ve birçok şekilde olmaktadır. Savunma sanayiinin bir devlete sağladığı ilk getiri, gerçek askeri kapasitesini göstermesi sebebiyle karar alıcıların güvenlik yanılsamasından çıkarak devletin kapasitesine uygun kararlar alabilmesinin temelini oluşturmasıdır. Muharebe esnasında dış alım yoluyla tedarik edilen askeri sistemlerin hedef alınması durumunda, yerine yenilerinin konulması bir yana idameye devam ettirilebileceği dahi şaibelidir. Bu nedenle savunma sanayii bir devlete muharebe ortamında hangi kapasitesinin sürdürülebilir olup olmadığını açık bir şekilde göstermektedir. Bu durumun dış politikaya yansıması iki boyutludur. Öncelikle kapasitenin doğru algılanması aynı zamanda dış politikada alınan risklerin de doğru hesaplanmasını beraberinde getirecektir. Öte yandan devletin askeri kapasitesinin kendi savunma sanayiine dayanması, doğru politikalarla birleştirildiğinde hasım devlet için dış tedariğe kıyasla hesaplanması zor bir girdi olarak caydırıcılığı arttıracaktır.

Milli güvenlik politikasıSavunmaSavunma endüstrisi+5
Uğur Ermiş
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının uluslararası ilişkilerdeki rolü: Türkiye örneği

Ekonominin günümüzde önemli hale gelmesi uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının da önemini arttırmıştır. Ekonominin bu denli önemli bir yer ettiği dünyada kredi derecelendirme kuruluşları da verdikleri notlarla belirleyici bir rol üstlenmektedirler. Ekonomik güç beraberinde siyasi gücü de getirmektedir. Bu bağlamda ülkelerin derecelendirme kuruluşlarından aldıkları yatırım yapılabilir seviyede bir not ülkeyi hem siyasi prestij hem de ekonomik açıdan olumlu yönde etkilerken yatırım yapılamaz seviye de bir not hem ekonomik açıdan hem de siyasi prestij açısından olumsuz etkilemektedir. Derecelendirme kuruluşlarının sahip oldukları bu potansiyel güç ise onları uluslararası alanda önemli bir aktör haline getirmiştir. Anahtar Kelimeler: Derecelendirme, Uluslararası Kredi Derecelendirme Kuruluşları, Uluslararası İlişkiler, Kredi Notu, Türkiye, Yatırım, Ekonomik Kriz, Ekonomi, Siyasi Prestij, Küreselleşme

DerecelendirmeDerecelendirme kurumlarıKredi derecelendirme+5
Çağla Karaçıbık
Kütahya Dumlupınar University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

21. yüzyılda yeni bir güvenlik sorunu: İklim mültecileri

21. yüzyılda küresel sorunların en büyüklerinden biri olan iklim göçü, uluslararası ilişkiler için de yeni bir güvenlik sorunu ve çalışma alanı olarak ortaya çıkmıştır. Bu tezin amacı, bir güvenlik sorunu olarak iklim mültecilerine yaklaşımda geleneksel uluslararası ilişkiler kuramlarının önerdiği yaklaşımların yetersizliğini ortaya koymak, bununla birlikte yeşil teorinin güvenlik anlayışını başta iklim göçü olmak üzere küresel güvenlik sorunları ile mücadele etmek için iyi bir alternatif kuram olarak önermektir. Bu bağlamda, öncelikle kuramsal çerçeve ortaya konduktan sonra sırasıyla iklim değişikliği ve iklim göçü sorunları geniş bir ölçekte değerlendirmeye alınarak kuramsal karşılaştırma pratiğe dökülmüştür. Küresel sorunları "ekolojiyi temel alan bir güvenlik yaklaşımı" ile değerlendirmenin normatif ve pratik değeri ortaya konulmuştur.

21. yüzyılGöçlerGöçmenler+3
Fatih Bilal Gökpınar
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
10
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Effects of international political crises on national economies: Effects of the Russia-Ukraine war on Türkiye's economy as a case study

In the last two decades, the world economy has faced numerous regional and global challenges, including the 2008 Global Financial Crisis and the COVID-19 pandemic. These crises have had a negative impact on the global economy, but have also provided opportunities for some countries. In addition to the crises of the past, the post-pandemic economies had to face a tougher challenge as a result of Russia's attack on Ukraine in February 2022. In this period, a stagflationary environment prevailed in world economies, with inflation increasing on the one hand and growth declining on the other. Türkiye is inevitably affected by this crisis due to its geographical proximity to the countries involved in the war and its commercial relations and strategic cooperation in the tourism, agriculture, energy and defense sectors. The war led to a spike in food inflation in Türkiye, an increase in the exchange rate and record high energy prices. On the other hand, Turkish UAVs and UCAVs were purchased by Ukraine and used against Russia. The recognition of Türkiye's military technology has increased. By these means, Türkiye's exports in the military industry increased and new agreements were signed with other countries. Similarly, the importance of the Middle Corridor through Türkiye has increased due to the diversion of transportation activities through the Northern Corridor as a result of the sanctions against Russia. An increase has been observed in the transportation of goods via Türkiye. The aim of this study is to investigate how international political conflicts and crises affect interdependent national economies in states that have become more dependent on the globalization process. In this framework, as a case study, the effects of the Russia-Ukraine war on the Turkish economy within the scope of 5 sectors are analyzed. This study concludes that the war has created various difficulties for some sectors of the Turkish economy, but at the same time, the economic indicators of some sectors have been positively affected by the war.

Hakan Taşdemir
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The soft power strategy and instruments in foreign policy of Turkey (2002 – 2017)

One of the most studied subjects of the international relations discipline is the power concept and all aspects of it. Power concept is considered in two basic approaches as hard power and soft power. Public diplomacy, one of the most important aspects of soft power is turning public and intelligentsia of another country to its advantage and trying to impress them through policies of this nation. From this point of view, it can be seen that public diplomacy and soft power complement each other. Soft power concept taking place in Turkish foreign policy, recently, in discourse and practice, is accepted as an important factor for Turkey to implement its long-term plans. Also, public diplomacy methods are applied in these policies. It is intended by this method to improve prestige of our country at international platform. In this study, the public diplomacy instruments of Turkey as the Coordinating Office of Public Diplomacy, the Turkish Radio and Television Corporation, the Directorate General of Press and Information, the Turkish Cooperation and Coordination Agency, the Presidency for Turks Living Abroad and Related Communities, Yunus Emre Institute and other institutions with similar purposes are described. The level of contribution of these institutions on the image of Turkey and how efficiently soft power is used through these institutions of Turkey are mentioned. Key Words: Soft Power, Turkey, Public Diplomacy

DiplomacyTurkish foreign policyInternational relations+2
Yahya Karataş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Birleşmiş Milletler barış misyonlarının uluslararası çatışmaların çözümündeki rolü: UNFICYP, UNIIMOG ve UNSMISörnekleri

BM örgütünün en temel görevi; uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumaktır. Bu görevi doğrultusunda, uluslararası güvenliği tehdit eden durumlarda çeşitli yöntemlerle soruna müdahale etmektedir. BM barış gücü misyonları, BM'nin çatışma çözümü yöntemleri arasında önemli bir yere sahiptir. BM Güvenlik Konseyi'nce görevlendirilen barış gücü misyonları, çatışan taraflar arasında konuşlandırılan çok taraflı güçlerdir. Fakat her çatışma alanında faaliyetleri ve sorunun çözümüne etkileri aynı olmamaktadır. Bu çalışmanın amacı; BM barış gücü misyonlarının uluslararası çatışmaların çözümündeki rolünü araştırmaktır. Çalışmada, BM barış güçlerinin uluslararası çatışmaların çözümündeki rolü, üç örnek olay çerçevesinde incelenmiştir. UNFICYP, UNIIMOG ve UNSMIS örneklerinin karşılaştırılarak BM barış gücü misyonlarının hangi durumlarda daha etkin olduğu açıklanmıştır. Çalışmada varılan sonuç ise bir barış gücü misyonunun başarısını etkileyen en önemli unsurların, uluslararası toplumun ve çatışan tarafların desteğine sahip olmasıdır. Nitekim UNIIMOG, uluslararası toplumun ve çatışan tarafların ortak barış isteği ile oluşturulmuş, bahsi geçen diğer örneklere kıyasla daha başarılı olmuştur.

BarışBarış gücüBarışçı çözüm+5
Simge Kıvıl
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Post-kolonyal feminizm açısından savaşta kadın: Bosna örneği

Post-kolonyal feminizm 1980'lerden sonra doğmuş ve feminist uluslararası ilişkiler kuramının üçüncü dalga hareketine dahil olmuş bir teoridir. Post-kolonyal feminizm klasik Batı feminizmin sadece orta sınıf beyaz kadınını ele aldığı yaklaşımlarını sorunsallaştırmıştır. Aynı zamanda liberal siyaset biliminde yer alan temel kavramları yapı-bozuma uğratmıştır. Milliyetçi ve militarist düşünce sistemine karşı çıkan teori, Batılı gözlerle Batı dışı toplumların konumunu anlamaya çalışmış, Batılı feministlerin Batı dışı toplumlardaki kadınların sorunlarını homojenleştirmesini ve ötekileştirmesini ise eleştirmiştir. Bu tezde, Batılı feministlerin Bosna Savaşı'na ve buradaki kadınların deneyimlerine yönelik yaklaşımları analiz edilerek, kadınların savaşları farklı şekillerde deneyimledikleri ileri sürülmektedir. Çalışmada feminist yaklaşımların yeni savaşlar argümanına, kimlik unsuruna ve savaş söylemlerine karşı bakış açısı da Bosna Savaşı üzerinden ele alınmaktadır. Çalışma bu teorik noktaları birleştirerek toplumsal cinsiyetin savaş zamanlarında siyasi liderler, iktidar ve medya tarafından nasıl kullanılabileceğine ve arka planda yatan motivasyonlara ışık tutmayı ummaktadır. Bosna-Hersek toplumundaki geleneksel toplumsal cinsiyet rollerinin savaşın gidişatını nasıl etkilediği ve ayrıca toplumsal cinsiyet ilişkilerinin savaştan hemen önce ve savaş sırasında nasıl değiştiği araştırılmaktadır. Savaşta kadın olgusunun Bosna Savaşı üzerinden feminist analizi ise, devlet-merkezli milliyetçi politikaların toplumsal cinsiyet kimlikleri boyunca ürettiği iktidar ilişkilerini açığa çıkarması nedeniyle önemlidir. Diğer bir ifadeyle bu tez, Bosna Savaşı'ndaki cinsel şiddetin sadece bireye yöneltilmiş fiziksel şiddet eylemleri olarak görülemeyeceğini, saldırıya uğrayan bireylerin bedeni üzerinden toplumun kültürünün hedef alındığını, milliyetçi ve militarist uygulamaların var olan toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini derinleştirdiğini ve kadınların savaşları farklı şekillerde deneyimlediklerini savunmaktadır.

Bosna SavaşıBosna-HersekKadınlar+5
Elif Dilan Tütmez
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Rejim güvenliği bağlamında Kuzey Kore'nin nükleer faaliyetleri ve bölgesel yansımaları

Kuzey Kore, öncelikli amacı rejim güvenliğini sağlamak olan nükleer silahlara sahip bir devlettir. Nükleer silahlara rejim güvenliğinin destekleyici bir unsuru olarak önem veren Kuzey Kore, 2006 yılında ilk nükleer denemesini gerçekleştirmeden önce de rejim güvenliğini sağlayabilmiştir. Bu çalışmada, Kuzey Kore'nin nükleer faaliyetleri rejim güvenliği yaklaşımı çerçevesinde, ideolojik siyasi kültürünün temeli olan Juche ve askerî politikası olan Songun kavramlarından yararlanılarak açıklanmaktadır. Kuzey Kore'nin nükleer silahlara sahip olmadan önce de rejim güvenliğini sağlamış olması, nükleer kapasitesi olmadan da rejimin varlığını sürdürebileceğinin en önemli göstergesidir. Bununla beraber, Kuzey Kore siyasi ve ideolojik sistemi göz önünde bulundurulduğunda, nükleer silahların rejim güvenliğinde büyük önem taşıyan, tamamlayıcı bir konuma sahip olduğu görülmektedir. Kuzey Kore nükleer faaliyetlerine devam etmekle yıllarca uluslararası arenadaki nükleer silahların yayılmasının önlenmesi çalışmalarına meydan okumuştur. ABD ve BM öncülüğündeki nükleer silahlardan arındırma politikaları, Kuzey Kore'nin nükleer faaliyetlerinin durdurulması girişimlerinde yetersiz kalmıştır. Ayrıca, bu çalışmada, Çerçeve Anlaşması ve Altı Taraflı Müzakere görüşmeleri gibi çoklu mutabakat süreçlerinden yararlanarak, ABD'nin nükleersiz bir Kuzey Kore oluşturma yaklaşımları açıklanmaktadır. Çalışma, uygulanan politikaların Kuzey Kore'yi nükleersizleştirmede başarısız olduğunu iddia etmektedir. Kuzey Kore'nin, ABD girişim ve yaptırımlarına rağmen nükleer faaliyetlerine devam ederek nükleer silah sahibi bir güç olması, nükleer gücünden vazgeçmeyeceğinin en önemli göstergesidir.

Balistik füzelerKitle imha silahlarıKuzey Kore+4
Fatma Yasemin Çokgüçlü
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Examining the legitimacy of the sanctions imposed on Zimbabwe regarding international law

The use of sanctions is not a new phenomenon in the discipline of International relations. However, with the disappearance of the Cold War, Western countries increasingly started to adopt sanctions as the means to attain their foreign policy interests. The main objective of this research is to examine the sanctions imposed on Zimbabwe by the European Union (EU) and the United States of America (USA) in the context of international law. The USA crafted its first batch of sanctions on Zimbabwe in 2001 through the Zimbabwe Democracy and Economic Recovery Act (ZIDERA) and the Presidential Executive Order, which derives its legal basis from the USA statutory instrument (International Economic Emergency Powers Act (IEEPA) in 2003. On the other hand, the EU introduced sanctions on Zimbabwe utilising the Cotonou Agreement as its legal basis. In addition, the EU used the Treaty of European Union, which advocates for the Common Foreign and Security Policy (CFSP). Therefore, the focus of this research lies on highlighting the legitimacy of such sanctions on Zimbabwe, which is a member of the United Nations (UN), and yet the UN did not take any sanction measures to address such grievances as laid down by the EU and the USA. The thesis argued that unilateral sanctions imposed on Zimbabwe are illegitimate based on the principle of non-interference in the internal affairs of another state, equality of sovereign states and the International Law Commission on the Responsibility of States for Internationally Wrongful Act. The sanctions are negatively affecting Zimbabwe to carry out its duties and obligations as a sovereign state. On the same note, International Law Commission drafts are regarded as non-binding in international law.

United States of AmericaEuropean UnionUnited Nations+5
Matora Hupıle
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
DoktoraAçık ErişimTR

Uluslararası uyuşmazlıkların çözümünde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun rolü

Uluslararası Uyuşmazlıkların Çözümünde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun Rolü başlıklı tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, teze yönelik destek nitelikte teorik alt yapı oluşturulmuş ve Birleşmiş Milletler'in yetkileri, görevleri ve kurumsal yapısı ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun kurumsal yapısı özet nitelikte incelenmiş ve Genel Kurul'un uluslararası uyuşmazlıkların çözümüne yönelik etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bölümde ayrıca BM Genel Kurulu'nun yetkileri ve görevleri tez konusuyla ilişkilendirilerek aktarılmıştır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise ilk iki bölümdeki açıklamalar, bilgiler ve değerlendirmeler doğrultusunda özellikle uluslararası uyuşmazlıkların çözüm yolları sunulmuş ve Genel Kurul'un uluslararası uyuşmazlıkların çözümünde üstlendiği rol örnek nitelikteki uyuşmazlıklarla açıklanmaya çalışılmıştır.

Birleşmiş MilletlerGenel kurulUluslararası Hukuk+2
Hilal Önal
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk – Rus güvenlik ilişkilerinde bir rekabet ve işbirliği alanı olarak Karadeniz

Karadeniz, Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından küresel ve bölgesel aktörlerin önem verdiği bir alan olmuştur. Yaşanan siyasi gerginlikler ve çatışmaların gölgesinde, istikrarsızlığa yol açabilecek gelişmelere karşı devletlerin bir araya gelerek güvenlik ve işbirliği ortamı yaratılmasına önem verilmiştir. Rusya-Gürcistan Savaşı ve Rusya ile Ukrayna arasında krize neden olan gelişmeler sonucunda yaşanan kırılmalar devletler arasında olası çatışma ihtimalini gözler önüne sermiştir. Bu durum Karadeniz'in barış, güven ve istikrarına yönelik belirsizliği önlemede işbirliği fırsatlarına daha fazla önem verilmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Karadeniz'in önemli aktörlerinden arasında yer alan Türkiye ve Rusya'nın ilişkileri havzada yaşanan gelişmelerden etkilenmesine rağmen 2000'lerden itibaren siyasi ve ekonomik alanlarda birlikte hareket ederek işbirliğinin geliştirilmesine önem verilmiştir. Bu çalışmada Karadeniz Havzası'nda yaşanan gelişmeler ışığında Türkiye ve Rusya'nın güvenlik ilişkilerine olan etkisi incelenmiştir. Havzadaki artan istikrarsızlığa karşı Türkiye ve Rusya ilişkilerinde mutlak kazançlarını ön planda tutarak geliştirilen işbirliğiyle birlikte havza güvenliğinin sağlanabileceği önerilmiştir. Bu durumun hem Türkiye hem de Rusya'nın ilişkilerinde işbirliği fırsatlarının değerlendirilmesine imkân sağlayabileceği düşünülmektedir.

GüvenlikGüvenlik politikalarıKaradeniz+7
Serhat Bayrak
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

'A most voluble proponent of anti-western multi-faceted foreign policy'? Ahmet Gündüz Ökçün as Turkey's foreign minister (1978-1979)

This thesis seeks to introduce Ahmet Gündüz Ökçün, Turkey's foreign minister in the 42th government (1978-1979) and discuss his role in Turkey's foreign policy decision making in one of the most tumultuous periods in Turkey's relations with the West. Notwithstanding vast Turkish foreign policy literature, there are yet only few studies on individual actors in foreign policy making in the history of Republican Turkey. Given the historical bureaucratic weight of Turkey's foreign ministry in Turkish foreign policy making during the Cold War period, Ahmed Gündüz Ökçün's non-conventional rise from academia to foreign ministry and his distinct role as foreign minister have remained understudied. This thesis aims to narrow down this gap by studying Ahmet Gündüz Ökçün in a period during the Cold War when Turkey's western foreign policy orientation came under immense strain. While engaging Ökçün's actorness, this thesis seeks to go beyond traditional biographical studies by critically discussing the role of individuals and their beliefs/worldviews on Turkey's foreign policy at a particular time, that is Cold War, when systemic pressures on Turkish foreign policy was arguably the highest. To do so, this thesis examines all of Ökçün's writings before he became foreign minister, considers his speeches/statements during his ministry of foreign affairs, uses interviews conducted with diplomats who worked with him or knew him while he was foreign minister, and finally takes advantage of telegrams used for official communication between US Embassy in Ankara and Washington.

MinistersMinistry of Foreign AffairsTurkish foreign policy+3
Tahir Kaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği'nin bölgesel gelişmeye etkisi: İspanya ve İngiltere örneği

Avrupa Birliği sosyal, ekonomik ve kültürel olarak çok farklı yapılara ve geçmişe sahip ülkelerden tarafından oluşmuştur. Ülkelerin sahip olduğu bu farklılıklar ulusal anlamda olduğu gibi bölgesel anlamda da kendini hissettirmektedir. AB kurulduğu tarihten günümüze kadar bölgesel gelişmişlik farklılıkları konusunda hassas davranmış ve son derece önemli politikalar üretmiştir. AB tarafında oluşturulan bu politikalar, zamanla genişleyen ve büyüyen bu yapıda gün geçtikçe önemini artırmaktadır. Bölgesel gelişme ile ilgili belirlenen politikaların hayata geçirilmesinde, ülkelerin sahip oldukları yerel aktörler, kalkınma ajansları ve politikaların hayata geçirilebilmesi için oluşturulan fonlar çok önemli bir rol oynamaktadır. Gerçek anlamda bir birliğin ortaya konabilmesi için bölgesel gelişme ile ilgili farklılıkların azaltılmasının öneminin farkında olan AB, bu konuda sürekli yeni politikalar ortaya koymaktadır. Bahsettiğimiz tüm bu hususlar ışığında, Bu çalışmada, AB gibi örgütlerin ülkelerin bölgeleri arasında var olan gelişme farklılıklarını ortadan kaldırıcı bir etkiye sahip olup olmadığı incelenmektedir. Bu amaçla çalışmada, demokrasileri Avrupa ortalamasının üzerinde gelişmiş olan İngiltere ve İspanya'nın Avrupa Birliği üyelikleri öncesi ve sonrası durumları ile üye olduktan sonra almış oldukları fonlar incelenecek ve bunların ülkelerin bölgesel gelişmelerine olan etkileri üyeliklerinden sonraki dönem için araştırılacaktır. Anahtar Sözcükler: Avrupa Birliği, NUTS, Bölgesel Gelişme, AB Fonları

Avrupa BirliğiBölgesel kalkınmaFonlar+4
Serkan Kara
Altınbaş University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin refakatsiz sığınmacı çocuklara yönelik politikalarının insani güvenlik bağlamında değerlendirilmesi

Bu tezde, Uluslararası İlişkiler disiplininde güvenlik kavramının kapsamı geleneksel güvenlik anlayışının zaman içerisinde insani güvenlik anlayışına evrilen süreçleri ele alınmıştır. 1990'lı yıllarda, devlet merkezli güvenlik anlayışı yerini insan ve toplum merkezli güvenlik anlayışına bırakmıştır. Güvenliği insanlar üzerinde korku yaratan her türlü durum ya da temel ihtiyaçlarının karşılanamaması olarak ele aldığımızda, özellikle 2011'den sonra ortaya çıkan iç savaş, çatışma, ekonomik yoksunluk ve göç hareketleri güvenlik çalışmalarını düzensiz ve zorunlu göç alanına odaklamıştır. Bu çalışmada insani güvenliğe yönelik uluslararası anlaşmalar ve ulusal mevzuat çerçevesinde çocukların eğitim, barınma, bakım, sağlık ve güvenli yaşama haklarının yerine getirilmesi ve insani güvenliğe yönelik imzalanan anlaşmalara taraf olan devletlerin refakatsiz sığınmacı çocuklara yönelik sorumluluklarını yerine getirip getirmemesi konusunda ülke olarak yapmış olduğu çalışmalar değerlendirilerek, son yıllarda Türkiye'nin düzensiz göçe maruz kalan ülke olması, bir insani güvenlik meselesi olarak kavramsallaştırılan göçün refakatsiz sığınmacı çocuklar üzerinde yarattığı güvenlik algısı, Türkiye'nin refakatsiz sığınmacı çocuklara yönelik bakış açısı ve izlediği politikalar ele alınacaktır.

Göç politikalarıGöçlerGüvenlik+6
Arife Ermiş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Amerika Birleşik Devletleri- Çin Halk Cumhuriyeti ilişkileri

Bu tezde, Amerika Birleşik Devletleri'yle (ABD) Çin Halk Cumhuriyeti (ÇHC) arasındaki ilişkilerin gelişimi ele alınarak dış politika kavramı çerçevesinde değerlendirilmesi yapılmıştır. Bu çerçevede Soğuk Savaş döneminde ve sonrasında iki devlet arasındaki politik, ekonomik ve güvenlik boyutlu ilişkilerin incelenmesiyle bu ilişkilerdeki olumlu ve olumsuz gelişmelerin belirlenmesi; 11 Eylül 2001 tarihindeki terör saldırılarından sonra başlayan yeni süreçte ikili ilişkilerin değerlendirilmesi ve son olarak da bu ilişkilerin hem ABD hem de ÇHC dış politikası bağlamında incelenmesi bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Tezde, hem ABD'nin hem de ÇHC'nin temel dış politika öncelikleri ve sorunları kapsamında iki devlet arasındaki ilişkilerin bilimsel analizi yapılmıştır. Bu bağlamda iki devlet arasındaki ilişkiler başlangıçta ÇHC'nin uyguladığı tek bir tarafa yaslanma politikasından dolayı rakiplik çerçevesinde gelişim göstermişse de 1970'lerde yumuşayarak yakınlaşma dönemine girmiş ve 1980'lerde de özellikle ÇHC'de ekonomik reformların gerçekleştirilmesi gibi olumlu gelişmelerle yakınlaşmadan iş birliği sürecine yönelmiştir. Fakat ÇHC'de gerçekleşen Tiananmen olayları, ikili ilişkilerin bozulmasına ve 1990'larda belirsizlik döneminin yaşanmasına neden olmuştur. 2000'lere gelinirken de ikili ilişkiler olumlu gelişmelerle tekrar canlanma dönemine girmiş ve 2010'larda ise ticaret savaşlarıyla daha rekabetçi bir hâle gelmiştir. Bu durum, hem ÇHC'nin yürüttüğü ekonomi politikasına hem de ABD'nin Asya-Pasifik'e ve özellikle de ÇHC'ye yönelik politikasına dayandırılabilir. Böylece ÇHC'nin yürüttüğü ekonomi politikasının etkisi, dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü hâline gelerek ABD'ye rakip olmasına yol açmıştır. ABD'nin Asya-Pasifik'e ve özellikle de ÇHC'ye yönelik politikasıysa çıkarlarına ve hedeflerine uygun olarak inşa edilmiş ve yürütülmüştür. Anahtar Kelimeler: ABD, ÇHC, Asya-Pasifik, yakınlaşma, iş birliği, canlanma, ticaret savaşları.

Amerika Birleşik DevletleriAsya Pasifik bölgesiAsya ve Pasifik Ekonomik İşbirliği+4
Süeda Özdemir Çimen
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye'nin güvenlik anlayışı ve politikaları

Bu tezde, Uluslararası İlişkiler disiplini içinde güvenliğin kapsamı ve zaman içerisinde dönüşümü incelenmiştir. Özellikle güvenliğin Soğuk Savaş dönemiyle Soğuk Savaş sonrası döneme ve bu dönemlerin şartlarına göre değişiklik göstermesi, disiplin içinde herkes tarafından kabul görmüş bir tanımının yapılmasını güçleştirmiştir. Zira güvenlik olarak Soğuk Savaş döneminde sadece askerî tehditler algılanırken Soğuk Savaş sonrası dönemdeyse askerî tehditler ikinci planda kalmıştır. Değişen uluslararası sistemle birlikte güvenlik tehditleri de çeşitlenmiştir. Türkiye'de de Soğuk Savaş döneminde güvenlik olarak sadece askerî tehditler algılanmaktayken Soğuk Savaş sonrası dönemdeyse hem bu algı devam etmiş hem de en önemli güvenlik tehdidi olarak benimsenmiştir. Türkiye'nin güvenlik kültürüyle güvenlik politikalarının kurumsal yapısı ve dayanağı,sadece askerî tehditleri içeren geleneksel güvenlik anlayışının benimsenmesinde ve bu anlayış çerçevesinde hem Soğuk Savaş döneminde hem de Soğuk Savaş sonrası dönemde uygulanan güvenlik politikalarında etkili olmuştur.Bu tezin amacı, Soğuk Savaş sonrası dönemde Türkiye'nin dış ve güvenlik politikasının hem geleneksel hem de değişen güvenlik anlayışı çerçevesinde incelenerek değerlendirilmesi ve analiz edilmesidir.Bu çerçevede 1990'larda ve Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde Türkiye'nin güvenlik politikalarında hem askerî hem de bölgedeki diğer devletlerle iş birliği yöntemleri uygulandığına ulaşılmıştır.

GüvenlikGüvenlik kültürüGüvenlik politikaları+1
Aslıhan Türkmen
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karabağ krizinin uluslararası medyaya yansımasının Gündem Belirleme Kuramı üzerinden analizi

Karabağ sorunu, 1994'te Rusya'nın aracılığıyla Azerbaycan ve Ermenistan arasında Bişkek Antlaşması imzalanmıştır. Daha sonrasında sayısız kez bildiride ihlaller meydana gelmiştir. Gerçi bu ateşkes öncesinde gerçekleşen çatışmanın nedeni olarak iki yeni kurulan devletin toprak anlaşmazlığından kaynaklandığı düşünülmüştür. Aslında iki taraf arasındaki Karabağ sorunun çözüme ulaşması adına birçok öneride sunulmasına rağmen çözümsüz kalmayı sürdürmüştür. Tarafların yaşadığı bu problemin nedenleri arasında "birbirine karşı güvensizlikleri, kimliklerini yitirme, korku, tehdit, intikam, düşmanlık algısı" gibi etmenler gösterilmiştir. Ancak 27 Eylül 2020'de iki ülke arasında Karabağ çatışması yeniden gün yüzüne çıkmıştır. Tam olarak 44 gün sürerken Rusya'nın aracı olmasıyla 10 Kasım'da ateşkes antlaşması onaylanmıştır. Bu süreç, uluslararası basında yer alarak dünya kamuoyunda kendine yer edinmiştir. Çalışmada Karabağ krizinin, uluslararası basın organlarından CNN, BBC ve Sputnik'te 1 Nisan-13 Aralık 2020 tarihleri arasındaki haber metinlerinin ele alınışı analiz edilmiştir. Haberler incelenirken Kitle İletişim Kuramlarından biri olan Gündem Belirleme Kuramı kullanılmıştır. Zaten bu çalışmayı yapmaktaki amaç, konuyla alakalı 2020'deki yazınlarda uluslararası basında yer alan haberlerin Gündem Belirleme Kuramı aracılığıyla ele alınmadığının fark edilmesidir. Analiz sonucunda konu en fazla Sputnik haberlerinde yer alırken en az CNN haberlerinde yer bulmuştur. Bu çalışma neticesinde her ne kadar üçlü basın grubu tarafsızlığını korumak istemiş olsa da hala aralarındaki sorun hakkında literatür kadar yeterli bilgiye sahip olmadıkları kanısına varılmıştır. Ancak mevcut durumu basın nasıl ele alırsa kamuoyunun da tutumunda birtakım gözle görülür değişimlere de denk gelinmiştir.

Dağlık Karabağ SavaşıGündem belirlemeKarabağ+5
Mihriban Çakır
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir iç ve dış politik aktör olarak Hizbullah

Bu çalışma etnik ve dini farklılıkları ile öne çıkan 18 resmi mezhebin bulunduğu Lübnan'ın en etkin güçlerinden biri olan Hizbullah'ı bir iç ve dış politik aktör olması bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaca uygun olarak çalışma ilk olarak Hizbullah'ı ortaya çıkaran tarihi ve sosyal etkenlerle birlikte Hizbullah'ın sosyolojik ve ideolojik temellerine dair bir inceleme yapmış, akabinde Hizbullah'ı iç ve dış politik aktör olarak yürüttüğü faaliyetleriyle birlikte tarihsel anlatım ve literatür tarama yöntemleri çerçevesinde yorumsamacı bir yaklaşımla ele almıştır. Türkçe ve İngilizce dillerinde birincil ve ikincil kaynaklardan faydalanan çalışma Uluslararası İlişkiler disiplininde 20. yüzyıldan itibaren yoğun bir şekilde gündeme gelen aktörlük kavramını Hizbullah'ı daha iyi tanımlaması nedeniyle iç ve dış politik aktörlük olmak üzere iki farklı şekilde kullanmıştır. Bulgular sosyal, kültürel, ekonomik ve askeri faaliyetleriyle öne çıkan Hizbullah'ın Lübnan siyasal hayatında kilit bir rolü olan bir iç politik aktöre; İsrail'e karşı olan mücadelesi ve Suriye İç Savaşı sırasında daha da belirginleşen bağımsız dış politika reflekslerine de sahip müstakil bir dış politik aktöre dönüştüğünü ortaya koymuştur. Çalışma ayrıca Lübnan devletinin resmi olarak tarafsız kaldığı kimi dış politik olaylarda dahi kendi politik amaçlarını yürütme kabiliyetini gösteren, bu çerçevede operasyonel adımlar atabilen Hizbullah'ın böyle bir konuma nasıl gelebildiğini Lübnan devletinin kendine has koşullarından da kaynaklanan yönüne de vurgu yapmıştır. Anahtar Kelimeler: Hizbullah, Şiilik, Lübnan, siyasal aktör, İslami Direniş,

HizbullahLübnanSiyasi aktör+1
Engin Eren
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neo-Gramşiyan hegemonya yaklaşımı çerçevesinde çevreci hareketin evrimi

Küreselleşme ile birlikte kitlesel üretim ve tüketimdeki muazzam artış, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başta iklim değişikliği olmak üzere sınır ötesi çevre sorunlarını uluslararası toplumun gündeminin merkezine yerleştirmiştir. Gün geçtikçe doğayı ve canlı yaşamını daha fazla tehdit eden ekolojik sorunlar, birçok bilim dalında olduğu gibi 1970'lerden itibaren Uluslararası İlişkiler disiplini çerçevesindeki tartışmaları aynı ölçüde biçimlendirmeye başlamıştır. Günümüzde iklim krizinin küresel siyasette kapladığı alanın genişlemesiyle birlikte çevreye ilişkin hassasiyetler birçok alandaki akademik ve disiplinlerarası çalışmaların önemli bir bileşeni haline gelmiştir. Ana akım Uİ kuramları üzerinden iklim krizine yönelik olarak bugüne dek yapılan analizler, konunun dar bir kapsamda ele alınmasına yol açmıştır. Bu çalışmada kullanılan eleştirel kuramsal çerçeve doğrultusunda iklim değişikliği ile çevreci hareketlerin evrimi ilişkisi incelenmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünde yakın dönem çevre sorunlarının siyasal tarihine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise bu alanda görüşlerini ortaya koyan bazı ana akım kuramsal yaklaşımlar ele alınmıştır. Dördüncü bölümde, iklim krizinin uluslararası ekonomi, siyaset ve sosyoloji üzerindeki yansımaları eleştirel kuram altında neo-Gramşiyan "hegemonya" kavramı ekseninde incelenmiştir. Bu bölümün kalanında Avrupa Yeşil Mutabakatı üzerinden AB ile Türkiye arasındaki ticari ve ekonomik ilişkinin son dönemdeki seyri neo-Gramşiyan hegemonya boyutuyla ele alınmıştır.

HegemonyaNeo-GramscianÇevre hareketleri+2
Hamid Tatcı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küresel mücadele içinde yemen ve insan hakları ihlalleri

Yemen, küresel mücadelenin merkezinde yer alan ve insan hakları ihlallerinin yoğun olarak yaşandığı bir ülke. Yemen'de 2014 yılında başlayan ve Husi isyancıların başkent Sana'yı ele geçirmesinin ardından hızla genişleyen iç savaş, çatışma ortamı yaratmıştır. Bu savaş, Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyon güçleri ile Husi isyancılar arasında şiddetli çatışmalara dönüştü. İran destekli Şii Husi isyancılar ile Suudi destekli Sünni hükümet güçleri arasındaki çatışma, geniş kapsamlı bölgesel etkileri olan mezhepsel çatışmalarla körüklendi. İran'ın Husilere verdiği destek, bölgede mezhepsel bölünmelere ve çatışmalara yol açmıştır. Suudi Arabistan'ın Yemen'e askeri müdahalesi İran'ın etkisini sınırlama çabalarıyla bağlantılıdır. Bu çatışma Suudi Arabistan ve İran arasındaki bölgesel rekabetin bir parçasıdır ve bölgede daha geniş bir güvenlik tehdidi oluşturmaktadır. Yemen'deki insani kriz, dünyadaki en büyük insani krizlerden biri olarak kabul edilmektedir. Savaş ülkede büyük bir yıkıma ve yerinden edilmeye neden olmuştur. Gıda, su, sağlık hizmetleri ve temel ihtiyaçlara erişimde ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Özellikle çocuklar ve kadınlar bu krizden en çok etkilenen gruplar. Uluslararası yardım çağrılarına rağmen insani yardım yetersiz kalmaktadır. Bu çalışmanın amacı, küresel mücadelede Yemen'deki insan hakları ihlallerine odaklanarak, Yemen iç savaşının temel dinamiklerini, mezhep çatışmalarını, çatışmanın bölgesel etkilerini ve Yemen'deki insani krizi analiz etmektir. Olayların tarihsel arka planını sunmakta, çatışmanın nedenlerini analiz etmekte, bölgesel etkilerini değerlendirmekte ve Yemen'deki insani krizin derinlemesine bir incelemesini yapmaktadır.

Mayassa Fahım Fahım Alı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00