Koç University
Anabilim Dalı

Akdeniz Ortaçağ Araştırmaları Anabilim Dalı

Koç University

27

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

27 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Mediterranean crossroads: The Catalan company's role in XIVth century Anatolia

The overall purpose of this study is to highlight the Catalan Company as one of the protagonists in Anatolia's late Medieval history, an actor that significantly contributed to laying the foundations for the future Ottoman world. To demonstrate the Company's role in the Peninsula, the text examines the mercenaries' political activities through a fresh historiographical lens that also delves into cultural, economic, and gender-related aspects. Additionally, the writing aspires to foster, for the first time, a dialogue between Catalan, Greek, and Turkish historiography and historians.

Arnau Cecchını I Rodrıguez
Koç University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Doğu-Batı etkileşimi kapsamında Orta Çağ İslam iktisat düşüncesinin oluşumu

Orta Çağ'da Akdeniz coğrafyasındaki iktisadi düşünce ve uygulamaların analiz edildiği bu çalışmada tarihsel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Dört temel bölüm şeklinde incelenen çalışmanın birinci bölümünde Orta çağ iktisat anlayışının kökenleri, antik Ortadoğu'da girişim kültürü ve ilk müteşebbisler, Ortadoğu'da hâkim olan genel iktisadi düşünce, Ortadoğu'dan ithal edilen girişim mefhumunun Yunan ve Roma'ya aktarılması ve dolayısıyla antik Yunan ve Roma'daki iktisadi düşünce yapısı ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde İslam iktisat düşüncesinin oluşumu, Orta Çağ'da iktisadi kalkınma, Müslüman düşünürlerin iktisadi analize katkılarına değinilmiştir. Bir sonraki bölümde Orta Çağ Müslüman toplumlarındaki iktisadi uygulamalar, piyasa ekonomisi, sınırlı devlet regülasyonu, özel mülkiyet, düşük vergi oranları, para politikası ve bankacılık sistemleri gibi kavramlar anlatılmaktadır. Son olarak ise antik Ortadoğu, Yunan, Roma ve İslam uygarlıklarının etkileşimi sonucu ortaya çıkan Orta çağ iktisat anlayışının batıya transferi, Müslümanların iktisadi tezlerinin Endülüs üzerinden İspanyol skolastiklere aktarılması ve İspanyol skolastizminin bir ekolü olan Salamanca Okulu örneği ile Salamancalı düşünürlerin iktisadi düşünceye katkıları incelenmiştir. Çalışmanın genel amacı, bugün serbest piyasa ekonomisi ve iktisadi özgürlüğe yönelik ekonomi modelleriyle başarıya ulaşan batılı modellerin kaynağını Ortadoğu'dan aldığı ve modern iktisat teorilerinde Müslüman etkisinin yadsınamayacağını vurgulamaktır. Bununla birlikte detaylarına çalışmada yer verilecek olan Schumpeterci önermenin yanlışlığına vurgu yapılarak Schumpeter'in "great gap" tezine bir antitez geliştirmek amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Akdeniz'de İktisadi Düşünce, Yunan-Roma İktisat Felsefesi, İslam İktisat Geleneği, Salamanca Okulu, Orta çağ Skolastizmi, İspanyol Skolastizmi.

Gizem Musul
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2024
61
Yüksek LisansAçık ErişimTR

XII. yy. Rus Hac edebiyatı öncüsü Başrahip Daniil'in Seyahatnamesinde "Kudüs"

Bu tez çalışması, Rus Ortaçağ'ında kültürel anıtları ile ilgili önemli sorunlardan biri olan Hristiyan kültürünün mirasının incelenmesine adanmıştır. Bugüne kadar birçok Eski Rus Edebiyatı olarak tabir edilen Ortaçağ metni yeniden ortaya çıkma ve incelenme hakkını elde edebilmekle birlikte, kültürel anıtlara yönelik önemli bir materyal olup, bilimsel olarak üzerinde çalışılma ihtiyacı bulunmaktadır. Rus edebiyatında ilk mühim olan belgeler vakayinameler ve seyahatnamelerdir. Kutsal yerlere yönelik olarak ilk bilgilere Rus Ortaçağ seyahatnamelerinde yer verilmektedir. Ortaçağ, kendine özgü dinsel olgularıyla, "müze öncesi" kültürel varlıkların korunması ve aktarılmasıyla ilgili bilimsel sorunların gelişiminde önemli bir zaman dilimidir. O dönemdeki eserlerinin yaşatılmasındaki en önemli faktör ise, kutsal topraklar ve diğer Hristiyan merkezlerindeki anıtlara gösterilen istikrarlı ilgiyi belirleyen ruhani mirasın kökenlerine yapılan vurgudur. Bu tezde "Rus Topraklarından Başrahip Daniil'in Yaşamı ve Yolculuğu" adlı eserin Ortaçağ'daki Akdeniz coğrafyası ve Rus hac geleneğini konu alan bölümleri analiz edilecektir. Başrahip Daniil'in yaşamı ve seyahati üzerinden, Ortaçağ'da Akdeniz bölgesinin kültürel, sosyal ve dini bağlamdaki ehemmiyeti ve etkileşimlerini anlamak amacıyla eserde bulunan bilgiler detaylı bir şekilde incelenecektir. Ayrıca, Rus hac geleneğinin bu dönemdeki özellikleri ve etkileşimleri de analiz edilerek, Başrahip Daniil'in bu geleneği nasıl yaşadığı ve benimsediği üzerine odaklanılacaktır. Bu çalışmada, Ortaçağ Akdeniz coğrafyası ile Rusya arasındaki kültürel etkileşim ve hac geleneğinin rolü tarihsel bir perspektifle disiplinlerarası bir yönemle ele alınacaktır. Çalışmanın birinci bölümünde Akdeniz'in en kutsal kenti olan Kudüs'ün tarihsel süreç içerisindeki adlandırmalarına ve siyasi geçmişine yer verilecek, üç semavi din açısından önemi ele alınacaktır. İkinci kısmında Ortaçağ Rus edebiyatında seyahatname türünün tarihi üzerinde durulacaktır. Kudüs dışında en gözde hac yerleri olan Konstantinopolis, Aynoroz ve Sina'ya olan seyahatlerin tarihçelerine değinilecektir. Çalışmanın üçüncü bölümünde "Rus Topraklarından Başrahip Daniil'in Yaşamı ve Yolculuğu" adlı eser ayrıntılı olarak incelenecek ve müellifin ne yazık ki Ortaçağ'ın puslu mazisinde neredeyse kayıp giden müphem biyografisinin kısa bir tasviri yapılacaktır. Dördüncü ve aynı zamanda son olan bölümde ise metnin çevirisi yer almaktadır.

Aleksandra Kuznetsova
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2024
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antalya'da Ortaçağ mimarisinde kullanılan bezemelerin günümüzdeki izleri üzerine bir inceleme

Antik dönemden günümüze kadar mimaride süsleme her zaman önemli bir yer tutmuştur. Bu durum farklı kültür ve dönemlerde de kendini göstermiştir. Özellikle Selçuklu dönemi yapılarında, süslemenin mimarideki önemi açıkça görülmektedir. Bu dönemde kullanılan süsleme teknikleri hem estetik hem de sembolik anlamlar taşıyan çeşitli formlarla ve figürlerle ifade edilmiştir. Malzeme ve teknoloji zamanla değişmiş olsa da, süsleme mimarideki yerini ve önemini korumuştur. Bu çalışma, 11. ve 14. yüzyıllar arasında Antalya mimarisinin günümüz Antalya mimarisine etkilerini araştırmaktadır. Antalya'daki Selçuklu dönemine ait mimari eserlerin incelenmesi ve günümüz mimarisindeki yansımalarının belgelenmesi üzerine odaklanılmıştır. Yapılar üzerindeki süslemelerin detaylı bir analizi yapılarak geometrik, figürlü, bitkisel ve yazılı desenlerin kullanımı incelenmiştir. Çalışma, Antalya'nın tarihsel gelişiminden başlayarak Ortaçağ mimarisindeki süslemenin evrimini ve günümüzdeki etkilerini sistematik bir şekilde ele almaktadır. Levhalarda karşılaştırmalı gözlemler, Selçuklu mimarisinin günümüz yapıları üzerindeki izlerini ve süsleme unsurlarının değişimini ortaya koymaktadır. Mimari formların yanı sıra süsleme unsurları da detaylı olarak incelenmiş, geometrik desenlerin önemli bir yer tuttuğu, figürlerin ve bitkisel süslemelerin de kullanıldığı vurgulanmıştır. Araştırma, günümüz mimarisinde Selçuklu mirasının izlerini ve süsleme unsurlarının evrimini akademik bir çerçevede ele almaktadır. Bu kapsamda, Selçuklu döneminin mimari mirası ile modern Antalya'nın mimari yapıları arasındaki bağlantılar detaylı bir şekilde ortaya konulmuştur. Bu çalışmanın bulguları hem mimarlık tarihi hem de güncel mimari uygulamalar açısından önemli bir katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Antalya, Ortaçağ Mimarisi, Anadolu Selçuklu Devleti, Mimaride Süsleme

Melek Ersoy
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimEN

Ortaçağ Britanyası'nın ansiklopedilerinde Arap-İslam tesiri

Throughout history, the Mediterranean basin has served as a home for many civilizations. With the birth of Islam, it became a stage for more cross-cultural interactions. These interactions not only helped the advancement and sophistication of Islamic science but also set the course for the emergence of its traces in Europe. The aim of this thesis is to examine the influence of works written by Islamic scholars on encyclopedias written in 13th-century Britain and elucidate the channels through which it was transmitted. In order to conduct the research, the thesis employs multiple methods, such as comparative textual analysis, source criticism, philological analysis, and historical analysis to find identical or close parallels between Latin manuscripts and Arabic treatises. As for the limitations, this thesis is limited to 13th-century British encyclopedias and Islamic scholars' works. On the other hand, some manuscripts subject to the analysis are missing or incomplete, therefore the research also relies on the latterly translated versions, facsimiles or modernized transcriptions. Regarding the research questions, this thesis focuses on three questions. It probes whether information attributed to Constantinus Africanus in encyclopedias such as Bartholomeus Anglicus's De proprietatibus rerum, Roger Bacon's Opus majus, and Alexander Neckam's De naturis rerum originates from Islamic scholars, and if yes, what specific works they are. The analysis strongly suggests that the related attributions derive heavily from Ibn al-Jazzar' Zād al-Musāfir, Al-Majusi's Kitab al-Maliki, Hunayn ibn Ishaq's Kitab al-Ashr Maqalat fil-Ayn. Also, it investigates how these ideas travelled from Islamic lands to Britain, and these works route from Islamic centers, particularly Baghdad's and Kairouan's Bayt alHikmahs to Britain via Salerno, Monte Cassino, and travelling scholars, one of whom is Constantinus himself. By recording these transmission routes pertaining to the Mediterranean, the thesis achieves balance as it is neither Eurocentric nor fully Eastern. Rather, it reveals interdisciplinary medieval scholarship.

EnyclopediasHistory of scienceMiddle Ages+2
Ramazan Özbay
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Geoffrey Chaucer ve Samuel Butler'in seçili eserlerinde beliren mizah anlayışı ve Akdeniz coğrafyasına etkisi

Bu çalışmanın amacı, Ortaçağ Batı edebiyatında yer edinmiş mizahî eserlerin gelişimini; Doğu ve Batı gelenekleri arasındaki edebî, kültürel ve entelektüel etkileşimler çerçevesinde ve özellikle Akdeniz havzasının bu etkileşimlere sağladığı katkı bağlamında incelemektir. Çalışmanın araştırma sorusu "İngiliz yazarlardan Geoffrey Chaucer (1387-1400) ve Samuel Butler'ın (1612-1680) seçili eserlerinde ortaya çıkarılan mizah unsurlarına Akdeniz havzası kültürel unsurlarının etkisi ne ölçüdedir?" olarak belirlenmiştir. Bu amaç doğrultusunda, Chaucer'ın Canterbury Hikâyeleri ile Troilus ve Criseyde başlıklı eserleriyle Butler'ın Hudibras başlıklı eseri içerik incelemesine tabi tutulmuştur. Araştırmanın alanyazın taramasını takiben seçili eserlerin incelenmesinde yöntemsel olarak yakın okuma, içerik incelemesi teknikleri ve karşılaştırmalı analiz yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada, eserlerde beliren mizahî unsurlar geleneksel olarak mizahî unsurların açımlanmalarında kullanılan kuramlardan sadece Üstünlük Kuramı aracılığıyla çözümlenmiştir. Çalışmanın bulguları, karakterlerin kendilerini güçlü, önemli, ahlâklı ve değerli görmek ve göstermek amacıyla karşısındakini küçümseme yoluna gittiklerini göstermektedir. Bunu yaparken de, karakterler ya mizahı güçlü bir araç olarak kullanmaktadırlar ya da ortaya çıkan durum başlı başına bir mizaha dönüşmektedir. Ayrıca, her üç eserde de Akdeniz havzasına ait unsurların, özellikle de yer, tarihsel olay ve kişi adlarının sıklıkla kullanıldığı görülmüştür ki bu da bize Akdeniz havzasının tarihsel ve kültürel birikiminin hem Ortaçağ İngiliz edebiyatına ve hem de Ortaçağ İngiltere'sine olan etkisini göstermektedir. Dolayısıyla Akdeniz havzasının, mizahın doğrudan bir konusu olmadığı; bünyesinde barındırdığı mekânlar, kişiler ve mitolojik unsurlar aracılığıyla mizahî unsurların ortaya çıkmasını mümkün kılan kültürel ve kavramsal bir çerçeve sunduğu sonucuna da ulaşılmıştır. Bu sonuçlar, toplumsal yönleri bakımından genellikle olumsuz bir dönem olarak görülen Ortaçağ'ın zengin mizahını ortaya koymaları ve Akdeniz coğrafyasının bu eserler üzerindeki belirgin kültürel etkisini vurgulamaları yönüyle önem arzetmektedir. Bu açıdan bakıldığında, çalışmanın ileride yapılması olası olan Ortaçağ ve mizah ile ilgili çalışmalara katkıda bulunacağı düşünülmektedir.

Abdulkadir Ercan
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2025
10
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tarih ders kitaplarında Ortaçağ'ın sunumu: Akdeniz özelinde bir inceleme

Türkiye'deki Tarih ders kitaplarında Ortaçağ Avrupa'sının yazılı ve görsel temsillerini çözümlemek ve bunu yaparken de Akdeniz havzasıyla ilgili olan kısımları öne çıkararak Akdenizlilik ile ders kitapları aracılığıyla öğrencilere kazandırılmak istenen tarih şuuru arasındaki ilişkiyi açıklamak bu tezin temel amacıdır. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi tekniği kullanılmıştır ve ders kitaplarındaki görsel ve dilsel unsurlar incelenerek Türkiye Cumhuriyeti tarihi boyunca kullanılmış seçili Tarih ders kitaplarında Ortaçağ'ın hangi vasıflarla sunulduğu Ortaçağ'ın siyasi, askeri, ticari, sosyal ve kültürel bağlamlarıyla okuyucuya aktarılmaktadır. Çalışmada 1941-2024 tarihleri arasında yayımlanmış bulunan toplam 10 adet ders kitabı incelenmiştir ki bunlar 1941, 1976, 1987, 1990 (2 adet), 1994, 1995, 2009, 2017 ve 2024 yıllarında yayımlanmış kitaplardır. Yapılan inceleme, son döneme ait ders kitaplarının, Ortaçağa ilişkin konuların aktarılmasında pedagojik olarak farklılaştığını göstermektedir ki bu da son yıllarda etkisini artıran teknolojinin eğitim-öğretim araç-gereçlerinde kullanılmasının artması gerçeği ile yakından ilintilidir. Kontrol listesi ile yapılan değerlendirmeler sonucundaysa kitapların içerikleri ve içeriklerin sunuluşları arasında farklara bakılmış ve elde edilen bulgular, tarih ders kitaplarının içeriklerinde geçmişten bugüne gelinceye kadar içerik üzerindeki ideolojik yargıların etkilerini ortaya koymuştur ki bunlardan en önemlileri dönemde yaşanan büyük teknolojik ve bilimsel gelişmelerin göz ardı edilerek Ortaçağın karanlık bir dönem olarak addedilmesi ve Ortaçağ kavimlerine etnosentrik yaklaşımlardır. Ders kitaplarının tarihsel düzlemde değerlendirildiği bu çalışmanın en önemli doğurgusu, gelişen teknolojiler ışığında, ders kitaplarının öğrenme süreçlerine entegre edilmesinde içeriğin de Akdeniz coğrafyasının Ortaçağın önemli bir sahası olduğunun unutulmadan yeniden düzenlenmesidir.

Abdullah Zalim
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kölelik faaliyetlerinin Ortaçağ feodalitesine etkileri

Bu çalışma, kölelik faaliyetlerinin Ortaçağ Avrupa'sındaki feodal yapılar üzerindeki etkilerini incelemektedir. Köleliğin ekonomik, toplumsal ve siyasal boyutları ele alınarak; emek düzeni, üretim ilişkileri ve sosyal tabakalaşma üzerindeki etkileri tarihsel belgeler ve literatür ışığında analiz edilmiştir. Ortaçağ'da köle emeğinin nasıl bir dönüşüm geçirdiği, feodal lordlar ile köle ya da serf arasındaki ilişkilerin ne şekilde yapılandığı ve bu yapıların feodal sistemin sürekliliğine nasıl katkı sağladığı araştırılmıştır. Çalışma ayrıca köleliğin manoryal sistemdeki yeri, tarımsal üretimdeki işlevi ve kilise ile ilişkili kölelik uygulamalarına da odaklanmaktadır. Sonuç olarak, kölelik faaliyetlerinin Ortaçağ feodalitesinin yalnızca ekonomik temelini değil, aynı zamanda ideolojik ve sosyal meşruiyetini de beslediği ortaya konmuştur.

Makinesel kölelik
Güneş Nur Koca
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortaçağ Akdeniz örnekleri ışığında mozaiklerin korunması ve sergilenmesi: İstanbul Büyük Saray Mozaikleri Müzesi örneği

İstanbul, çağlar boyunca farklı uygarlık ve kültürlerin iç içe geçtiği, yüzyıllar boyunca çeşitli din, dil ve ırktan insanların bir arada yaşadığı Avrupa ile Asya kıtalarının kesiştiği önemli bir Akdeniz Ortaçağ kentidir. İstanbul'un Bizans İmparatorluğu döneminde adı Konstantinopolis'tir ve ilk önce Doğu Roma İmparatorluğu'nun daha sonra da Bizans İmparatorluğu'nun başkentliğini yapmıştır. Konstantinopolis yaklaşık bin yıllık Ortaçağ dönemi boyunca Orta Doğu'ya hakim kozmopolit bir başkent konumuna gelmiştir. Ortaçağ dönemini barındıran Bizans sanatı ve mimarisi; saraylar, kiliseler, bazilikalar, anıtlar, kaleler, surlar ve bu gibi bir çok eseri içerisinde barındırır. Bu eserlerin en önemlilerinden biri Büyük Saray'dır. Bizans dönemi eseri olan Büyük Saray Mozaikleri günümüzde İstanbul Büyük Saray Mozaikleri Müzesi'nde sergilenmektedir. Bu mozaikler Ortaçağ Akdeniz'inde bulunan tüm mozaikler gibi büyük önem ve değere sahip olmasına rağmen çok fazla bilinememektedir. İstanbul'un kalbi olan Sultanahmet de ortaya çıkarılan eserlerin üzerine koruyucu bir müze kurulmuş ve bu eserler günümüzde bu müzede sergilenmektedir. Günümüzde müze yapıları ve içindeki sergileme yöntemleri, teknolojinin ve tasarımdaki yeniliklerin artmasıyla birlikte çok değişmiştir. 3 boyutlu sergileme, kiosklar, dokunmatik ekranlar, sanal gerçeklikler ve bu gibi çok farklı teknolojik sergileme yöntemleri görülmektedir. Bu çalışmanın amacı; Büyük Saray Mozaikleri Müzesi'nin mozaiklerinin daha iyi anlaşılmasını, daha fazla insana ulaşabilmesini, dijital ortamda daha fazla yer almasını ve çağdaş dönemi yakalamasını sağlayan tasarım önerileri sunmaktır. Çalışma dört aşamalı olarak yürütülmüştür. Birinci aşamada koruma kavramı, sergileme kavramı ve sergileme ilkeleri incelenmiştir. İkinci aşamada mozaik tanımı, tarihçesi ve mozaiklerin korunması incelenmiştir. Üçüncü aşamada Akdeniz Havzası'nda bulunan Ortaçağ dönemine ait eserleri sergileyen müzeler analiz edilmiştir. Son aşamada ise Büyük Saray Mozaikleri Müzesi'ne değinilmiş ve çağdaş müzecilik anlayışı doğrultusunda koruma ve sergileme kapsamında tasarım önerileri sunulmuştur. Bu çalışma ile Akdeniz Ortaçağ örnekleri ışığında mozaiklerin korunması ve sergilenmesi analiz edilip, İstanbul Büyük Saray Mozaiklerinin korunması ve sergilenmesi kapsamında tasarım önerileri sunarak gelecekteki araştırmacılar ve tasarımcılar için örnek olması amaçlanmaktadır.

AkdenizAkdeniz bölgesiBüyük Saray Mozaikleri Müzesi+6
Merve Önder
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

II. Gıyâseddîn Keyhüsrev dönemi Türkiye Selçuklu Devleti tarihi (1237-1246)

Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev dönemi, Türkiye Selçuklu tarihi adına mühim bir devreyi teşkil etmektedir. Kendisinin iktidarı babası ve selefi olan Sultan I. Alâeddîn Keykubâd'ın 1237 yılında uğradığı siyasi cinayetle öldürülmesi üzerine başlamış, 1246 yılında kendisinin de şüpheli ölümüyle sona ermiştir. Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev'in 8 buçuk yıllık iktidarı sırasında Türkiye Selçukluları adına önemli siyasi başarılar elde edilmiştir. Sultan I. Alâeddîn Keykubâd'ın Doğu politikası sürdürülerek Eyyûbîlerle yakın ilişkiler kurulmuştur. Ayrıca Mardin Artukluları'nın ve Kilikya Ermenileri'nin Türkiye Selçukluları'na olan tâbiiyet bağları devam ettirildiği gibi Halep, Humus, Şam ve Meyyâfârikîn Eyyûbîleri ile Musul Atabegliği hâkimiyet altına alınmıştır. Bu şekilde oluşturulan blok Türkiye Selçukluları'nın bölgedeki en büyük rakibi olan Mısır Eyyûbîleri'ne karşı başarılı bir dış politika sürdürülmesini de sağlamıştır. Böylece Türkiye Selçukluları'nın hâkimiyet sahası hiç olmadığı kadar genişletilmiştir. Ayrıca siyasi atmosferin sağladığı imkânlardan oldukça iyi bir şekilde istifade edilerek, Sümeysat (Samsat), Süveyda (Siverek), Âmid (Diyarbakır), Eğil, Arkanin (Ergani) ve Çermük (Çermik) gibi merkezler ele geçirilmiş, devletin fiziksel sınırları da en geniş haline ulaştırılmıştır. Aynı devirde Sultan I. Alâeddîn Keykubâd zamanında iyice yoğunlaşan imar faaliyetleri de sürdürülmüş Anadolu üzerinden geçen uluslararası ticaret güzergâhları üzerinde birçok han inşa edilmiştir. Ayrıca çok sayıda cami, mescid, hankâh, türbe ve medrese gibi bina ile Türkiye Selçuklu merkezleri daha mamûr hale getirilmiştir. Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev iktidarının ilk yılları Türkiye Selçukluları'nın gücüne güç kattığı ve zenginleşmeyi sürdürdüğü bir devir olmuştur. Aynı dönemde Babaî ayaklanması gibi büyük bir iç isyan da yaşanmış, bu isyan devletin kudretine zarar vermekle birlikte bastırılmıştır. Hâkimiyet sahası genişleyen, oldukça zenginleşen ve alt yapı çalışmalarıyla toprakları günden güne mamûr hale gelen Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev'in iktidarına en ağır darbeyi o devrin en büyük gücü olan Moğollar vurmuşlardır. Gerçekleştirdikleri Avrupa seferlerinden sonra artık Ortadoğu'ya yönelen Moğol kuvvetleri Baycu Noyan komutasında ilk olarak 1242 yılında Erzurum'u zaptetmiş, ertesi yıl Kösedağ'da bizzat Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev komutasındaki Türkiye Selçuklu kuvvetlerini mağlup ederek Sivas, Kayseri, Erzincan ve Malatya gibi merkezleri tahrip etmişlerdir. Bu yaşananlar Moğollara daha önce tâbi hale gelmiş olan Türkiye Selçukluları'nın daha ağır şartlarla bir kez daha hâkimiyet altına alınmalarına sebep olmuştur. Moğolların vurdukları darbe devlete oldukça zarar verse de Türkiye Selçukluları'nın siyasi gücünü ve ekonomik zenginliğini tamamen ortadan kaldıramamıştır. Nitekim Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev iktidarındaki devlet, Kösedağ ve sonrasındaki tahribata rağmen imar faaliyetlerine ve askeri seferlere devam etme kudretini gösterebilmiştir. Bununla birlikte Moğol istilasının daha yıkıcı sonuçları Sultan II. Gıyâseddîn Keyhüsrev'in ölümünden sonra çocuk yaştaki oğullarının iktidarı zamanında yaşanmıştır. Bu süreçte Türkiye Selçukluları, iktidar dizginlerini eline geçiren Selçuklu emîrleri ve günden güne Anadolu üzerinde baskılarını arttıran Moğollar eliyle hızla yıkılış sürecine girmiştir.

AnadoluAnadolu SelçuklularıAnadolu mimarisi+6
Mahmut Demir
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2022
31
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Machiavelli'nin siyaset felsefesinde Dante'nin yer

Bu çalışmada öncelikle, siyaset tarihi açısından önemli bir yere sahip olan Machiavelli'nin politik teorilerinin incelemesi yapılarak onun erdem (virtue) ve talih (fortune) kavramlarını özgün bir şekilde kullanarak modern siyaset biliminin kurucusu olmasının nedenleri açıklanacak ve hükümdarların başarı ve başarısızlıklarının nedenlerini ortaya koyduğu görüşleri, ilgili eserleri üzerinden incelenecektir. Karşılaştırmalı tarih analizleri sonucunda kendi politika teorilerini ortaya koyan Machiavelli'nin, yaşamış olduğu dönemin düşünsel politika kuramlarını reddederek pozitivist bir yaklaşımla politika alanında yeni bir çağın başlamasını sağlaması ve günümüz iktidarları açısından hala önemini koruması sebebiyle Machiavelli'nin politik kuramı bu çalışmanın başlıca konusunu oluşturacaktır. Machiavelli'nin politika alanında pozitivist yaklaşımları ve hükümdarın nitelikleri konusunda ortaya koyduğu düşünceleri, modern siyaset biliminin kurucusu olarak konumlandırılacağı ilk bölümde ele alınacaktır. Çalışmanın ilerleyen bölümlerinde ise Machiavelli'nin oluşturduğu siyaset felsefesinin çağının siyasetinde aktif rol almış olan filozof ve şair Dante'nin ne ölçüde etkisinde kaldığı saptanacak ve bu etkinin boyutu değerlendirilecektir. Dante 13. ve 14. yüzyılların dışlanmış ismi olarak Machiavelli'ye sekülerliğin yolunu açmış ve akılla temellendirilen teoloji ve felsefeyi siyasi görüşlerinin alt yapısı haline getirmiştir. Bu bağlamda özellikle Dante'nin siyasi görüşlerini kaleme aldığı ve bu görüşleri nedeniyle Papa tarafından sansüre uğrayıp yasaklanan eseri De Monarchia'nın (Monarşi Üzerine) Machiavelli'nin siyaset düşüncesi üzerindeki etkisi incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Machiavelli, Erdem, Talih, Siyaset Felsefesi, Modern Siyaset Bilimi, Dante, Monarşi

DanteFelsefeMachiavelli, Niccolo+2
Rabia Aleyna Eren
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Umberto Eco'nun eserlerindeki akdeniz ortaçağ felsefesine dair bir değerlendirme: Gülün adı örneği

Ortaçağ, karanlık algısına karşın içerisinde birçok bilimsel, sanatsal ve felsefi gelişmelerin yaşandığı ve modern çağın temellerinin atıldığı bir çağdır. Bu çağın insanlık tarihi açısından ne gibi düşünsel gelişmeleri barındırdığını Umberto Eco'nun kurgusal nitelikte olan Gülün Adı adlı eserinin çerçevesinde irdeleyeceğimiz tezimizin amacı ilk olarak Ortaçağ'ın karanlık algısını tartışmak ve dönemin ilk yıllarından son yıllarına kadar yaşanan değişim ve gelişimleri irdelemektir. Tezimizin Gülün Adı eserini felsefi bir incelemeye konu etmesinin sebebi ise, bir Ortaçağ uzmanı olarak Umberto Eco'nun, ortaya koyduğu eserler ile Ortaçağ hakkındaki en büyük yanılgı olan "karanlık" olduğu iddiasını çürütmekle kalmayıp aynı zamanda dönemin fikri ve yaşayış şekillerine de ışık tutmasıdır. Eco'nun Gülün Adı eseri de kurgusal temelinin yanı sıra çok katmanlı yapısı ile Hristiyan Ortaçağı'nın felsefi dinamiğini de metaforik ögeler eşliğinde içerisinde barındırmaktadır. Dolayısıyla bu eser, Ortaçağ felsefesine dair önemli bir kaynaktır ve Umberto Eco'nun da dönemin felsefesine olan bakışının saptanması için önem taşımaktadır. Bu tez çalışması ile Gülün Adı eserinin kurgusunda mevcut olan döneme hakim olmuş güçlerin, döneme damga vurmuş olayların Eco'nun bakış açısı ile ele alınması, sözü geçen eserinde nasıl ortaya koyulduğu ve bunların düşünsel olarak nasıl temellendirildikleri ele alınmıştır. Eserde Akdeniz Ortaçağ felsefesinin bilim, bilgi, varlık ve etik gibi konularına dair nasıl bir resim çizildiği irdelenmiştir ve bu resimlerin dayandıkları çerçeveler ortaya konulmuştur. Bu tez çalışmasının sonucunda görülmüştür ki Gülün Adı eseri, içerisinde Akdeniz Ortaçağı'nın düşünsel dünyasına dair birçok anlatı barındırmaktadır ve bu anlatılar dönemin politik tartışmalarının ve toplumsal yaşantısının tam da merkezinde yer almaktadır. Bu noktada eserde geçen düşünsel dünyaya dair anlatıların çözümlenmesi de dönemin bilimsel gelişmelerine, politik tartışmalarına ve toplumsal yaşantısına ışık tutmaktadır ve dönemin devrimsel gelişimlerini anlamakta oldukça önemlidir.

Emre Ateş
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Anadolu Selçuklu Devleti Dönemi'nde Antalya'nın siyasi ve tarihi coğrafyası

Uygarlıkların kurulmasında siyasi, sosyal, ekonomik ve coğrafi faktörler etkili olmuştur. İnsan topluluklarının bir arada yaşadığı coğrafi mekânın sahip olduğu şartlar, insanların siyasi, sosyal ve ekonomik hayatlarının şekillenmesini sağlamıştır. Türkiye'nin uygarlık tarihi incelendiğinde coğrafi şartların avantajlarının ülkenin en eski yerleşim merkezi olmasında önemli bir faktör olduğu görülecektir. Türkiye üç tarafı denizler ile çevrili, yer altı ve yer üstü kaynakları bakımından zengin önemli bir yarımadadır. İnsanların yaşamlarını etkileyen doğal fiziki koşullara sahip oluşu siyasi oluşumların ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Türkiye'nin güneyinde yer alan Akdeniz ise tarih boyunca jeopolitik önemi doğrultusunda siyasi oluşumlara ev sahipliği yapmıştır. Bu siyasi oluşumlar içerisinde önemli bir yere sahip olan Anadolu Selçuklu Devleti, hakimiyet sahası içerisinde coğrafi koşulların avantajlarını kullanarak siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda yapmış olduğu faaliyetlerle Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslamlaşmasında önemli bir yere sahip olmuştur. Selçukluların Antalya'yı fethinden sonra kentte yapmış oldukları idari, sosyal ve ekonomik yapılanma sayesinde Antalya Akdeniz'de uluslararası alanda önemli bir konuma gelmiştir. Antalya geçmişten günümüze Roma, Bizans ve Selçuklu kültürü ile harmanlanarak özgün ve karakteristik bir yapıya bürünmüştür. Bu özgün kent yapısının günümüze olan siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel yansımalarının incelenmesi ve değerlendirilmesi kentin tarihsel coğrafyasını anlamak için büyük bir önem taşımaktadır.

Anadolu SelçuklularıAntalyaCoğrafya+4
Ebru Uyar
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Orta Çağ Akdeniz'inde Çepni iskânı (Batı Toroslardaki Çetmi örneği)

Orta Çağ'da Akdeniz'de gerçekleşen hadiseler dünyanın bugünkü demografik yapısının oluşmasında ağırlıklı bir etkiye sahiptir. Şüphesiz Orta Çağ'da Anadolu'ya akın eden ve artık geri dönmemek üzere Akdeniz havzasını kendilerine yurt tutan Türklerin bu yenidünya demografisinin oluşmasında etkisi büyüktür. Türk kavimleri arasında büyük devletler kurmuş ve Türk adına daima gururla taşımış olan Oğuzlar, bu göç hareketinin ve Akdeniz fethinin temelini teşkil eden Türk kavmidir. 24 boydan müteşekkil olan Oğuzların, devlet sistemi içerisinde bu boyları yeteneklerine göre tasnif ettiği ve karşılaşılan durumlarda bu boylardan istifade edildiği bilinmektedir. Tezimizin esasını teşkil eden Oğuz boylarından biri olan Çepnilerdir. Akdeniz'in demografik yapısını kökten değiştirecek olan ve Orta Çağ'ın sonuna dek devam eden Türk göçleri, birçok savaş ve fetih ile mümkün olmuştur. Anadolu'ya akın akın göç eden Oğuzların savaşçı namıyla tanınan Çepnilerden arınmış olması düşünülemez. Çepni boyunun Orta Çağ Anadolu'sunda hemen her bölgeye iskân edildikleri bilinmektedir. Orta Çağ'da özellikle Karadeniz Bölgesi'nin Türkler tarafından fethinde son derece önemli görevler üstlenmiş olan Çepniler üzerine yapılan araştırmaların genellikle bu bölge üzerine yoğunlaştığı görülmektedir. Ancak Çepniler Anadolu'nun her yöresinde farklı dönemlerde iskân edilmiş olmak üzere yerleşmişlerdir. Bu yörelerin Türkleşmesinde etkili olan bu Oğuz boyunun araştırılması Akdeniz ve Türkiye tarihi açısından son derece önemlidir. Araştırmamız Çepnilerin Çetmi adıyla bilinen bir grubunun Akdeniz Orta Çağ'ında Anadolu'daki iskânları üzerine olacaktır. Batı Toroslarda var olan Çetmi köyünün tarihçesi, Çepni isminin neden Çetmi olarak kullanıldığı, Torosların zirvesinde yer alan bu köyün bölgeye iskân sebepleri, yakın çevrede başka Çetmi köylerinin varlığı ve şu an bu köyde yaşayan halkın anlatılagelen bilgilerine yer verilecektir.

Önder Zeybek
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2022
20
DoktoraAçık ErişimTR

Akdeniz Ortaçağ felsefesinde mizojini: Aurelius Augustinus'un eserlerinde kadın cinsiyetine ilişkin söylemlerinin feminist yazın eleştirisi aracılığıyla analizi

Çağımızın hala en büyük sorunlarından biri olmaya devam eden mizojiniyi tanımlamak, tarihinin kayıp parçalarını bulmak ve özellikle topluma etki eden kişilerde hangi durumlarda ve ne ölçüde oluştuğunu saptayabilmek bu sorunu çözebilmek için bizlere gerekli veriyi sağlayacaktır. Bu amaçla çalışmamızda Akdeniz Ortaçağ'ının en önemli isimlerinden Augustinus'un tüm külliyatı mizojini perspektifinde değerlendirilmek üzere incelenmiş ve elde edilen sonuçlar çağının bu konuda belirleyici tüm unsurlarıyla karşılaştırılarak irdelenmiştir. Böylelikle mizojini tarihinde, tarih anlatısı içerisinde küçük ancak etki açısından büyük bir parçası ayrıntılarıyla sunulmuştur. Bu çalışma dört temel bölümden oluşmaktadır; Hristiyanlık ve Hristiyanlık felsefesi, kadın ve mizojini konularına ilişkin bir anlatının yer aldığı, konunun daha iyi anlaşılması için gerekli bilgi birikiminin aktarıldığı ve mizojini kuramlarından yola çıkarak bir kuram oluşturduğumuz birinci bölüm; Augustinus'un külliyatının kodlama, tema oluşturma ve sınıflandırma aşamaları sonrasında feminist yazın eleştirisiyle değerlendirildiği ve bu konuya ilişkin tüm verilerin yer aldığı ikinci bölüm; verilerin Augustinus'un yaşamının ve çağının biçimlendirici etkiye sahip her alanı—din, felsefe, tıp, kültür—içerisinde yeniden değerlendirildiği üçüncü bölüm; elde edilen tüm verilerin ve yapılan değerlendirmelerin ışığında Augustinus'un eserleri üzerinden onun mizojini tarihindeki yeri ve katkısının tartışıldığı sonuç bölümü. Çalışmanın sonunda anlaşılmıştır ki Augustinus çağının baskın kabullerini taşımakla birlikte Kutsal Kitap ve İsa'ya ters düşmeyecek ölçüde kimi konularda kadın yanlısı düşünceler sunsa da çoğunlukla mizojinist bir yaklaşım sürdürmüştür. Kadın yanlısı olduğu ileri sürülebilecek noktalarda ise pragmatist bir yaklaşım içerisinde olduğu görülmüştür. Bir sorunu çözebilmek için eyleme geçmeden önce sorunu bulmak, tanımlamak ve derinlemesine incelemek gereklidir. Bu çalışma da mizojini sorununu tanımlayıp derinlemesine incelemektedir. Ancak mizojini hem tarihsel hem de coğrafi anlamda oldukça geniş bir alanı kaplayan bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmamızda ise Akdeniz Ortaçağ'ının en önemli figürlerinden yalnızca birinin yazılı tüm görüşleri incelenmiştir. Akdeniz Ortaçağ'ının mizojini geçmişini derinlemesine ortaya koyabilmek adına, kullandığımız yöntemler tüm önemli figürlerin eserlerine ve bu figürlerin yetiştiği toplum ile çağın tüm alanlarına uygulanmalıdır.

Afrika edebiyatıBatı felsefesiDin felsefesi+6
Rabia Akçoru
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyo-kültürel ve dinî yönleriyle Tahtacılar: Elmalı-Akçaeniş örneği

Bu çalışmanın konusu, Alevi gelenekleri ile yaşayışlarını sürdüren ancak uyguladıkları ritüellerinde kendine özgü adetlere sahip olan Akçaeniş Tahtacılarının kültürel ve sosyal yapısının incelenmesidir. Bu çerçevede önce Aleviler hakkında daha sonra ise Tahtacı Alevilerinin dinî ritüelleri ve kurumları hakkında bilgiler verilmiştir. Çalışmanın devamında ise Akçaeniş Tahtacılar hakkında hem teorik hem de pratik bilgiler aracılığıyla bu toplum üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde Elmalı ilçesi hakkında genel bilgiler verilmiştir. Elmalı'nın tarihsel arka planı, coğrafyası ve sosyal yapısı incelenmiştir. Çalışmanın bir sonraki bölümünde Tahtacıların inanç esasları, dinî ritüelleri ve Tahtacılara özgü dinî kurumları açıklanmaya çalışılmıştır. Son bölümde ise Akçaeniş Tahtacıları özeline inilerek bu topluma ait doğum, evlilik ve ölüm gibi sosyal adetleri ile bu adetlerin uygulanışına dair dinî ritüeller araştırılmıştır.

AlevilerAlevilikAntalya-Elmalı-Akçaeniş+7
Durmuş Yıldız
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Literatür ışığında, Batı Anadolu'da Antik Dönemden Orta Çağ'a bahçe kültürü (Selçuklu bahçeleri)

Bahçe tarihi sosyal ve fen bilimlerini kapsayan geniş bir alana hâkim disiplinler arası bir araştırma gerektiren bir bilim dalıdır. Bu bilim dalı; arkeoloji, sanat tarihi, botanik, peyzaj mimarlığı, mimarlık, edebiyat, linguistik, etimoloji gibi birçok bilim dalını kapsamaktadır. Bahçe tarihi üzerine çalışacak olan araştırmacıların yukarıda sayılan bilim dallarını bir arada ele alması gerekmektedir. Bahçe tarihi çalışmalarının ana elemanlarından biri olan bitkilerin mimari kalıntılar gibi uzun ömürlü olmayışı bu çalışmaları zorlaştıran en önemli faktördür. Bu çalışmada Antik Çağ'dan Anadolu Selçuklu dönemi sonuna kadar bahçenin, insanoğlu için taşıdığı önem tartışılacak ve genel olarak bahçe tipleri, bahçelerin ne amaçla kullanıldığı, medeniyetlerin karşılıklı bahçe etkileşimleri incelenecektir. Bu çalışmanın kapsamı esas olarak günümüz Türkiye'sinin büyük kısmını içeren Anadolu coğrafyasında Orta Çağ bahçe mimarisinin yazılı kaynaklara dayandırarak irdelemek olacaktır. Bu çalışmada literatür taraması, arazi çalışmaları, katalog taramaları yapılmıştır. Vazo, duvar, mezar resimleri, minyatürler incelenmiştir. Antik Çağ'da ve Orta Çağ'da bahçe hakkında yapılacak araştırmaların sonuçları verilecek ve bu çalışmanın omurgasını oluşturan Orta Çağ'da Batı Anadolu topraklarındaki bahçe tarihi incelenecektir. Bu çalışmanın amacı Bizans veya Selçuklu bahçelerini incelemek ve o dönemin siyasi, sosyal, iklimsel özellikleri de dikkate alarak genel bir bahçe profili çıkarmaktır. Anahtar Sözcükler: Bahçe Kültürü, Orta Çağ, Selçuklu Bahçeleri, Literatür, Antik Çağ

Antik ÇağBahçe kültürüBahçeler+7
Muhammed Yağarkar
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğu Akdeniz ve Asya medeniyetlerinin Ortaçağ İngiliz edebiyatına tesiri: Chaucer'ın Canterbury Hikâyeleri

Canterbury Hikâyeleri Geoffrey Chaucer tarafından 14. yy'da yazılmış manzum bir eserdir; Orta İngilizce dilinde yazılmış olup, İngiliz edebiyatının klasikleri arasında yer alır. Çerçeve-anlatım ile birbiri ardına anlatılan bir dizi hikâyeden meydana gelen bu eserin ele aldığı mekanlar Britanya adası ile sınırlı değildir. Öyle ki, eserde hikâyeler Güney Anadolu, Suriye ve İskenderiye'nin de yer aldığı Doğu Akdeniz coğrafyasına ve daha doğuda kalan Tatar, Moğol, İskit ve diğer Türk kültürlerinin bulunduğu Asya coğrafyasına da taşınmıştır. Canterbury Hikâyeleri'ni meydana getiren kısımlar dikkatle incelendiğinde eserin Doğu Akdeniz ve Asya medeniyetlerine temas eden birçok noktaya sahip olduğu, Antalya, İskenderiye, Suriye ve Anadolu'da vuku bulan tarihî meseleleri kaynak olarak ele aldığı ve eserin muassırları olan 14. yy Avrupa ve İngiliz edebiyatının da aynı şekilde bu coğrafyalardan gelen motifleri taşıdığı görülür. Bu çalışmanın hedefi evvela Canterbury Hikâyeleri'nin saniyen ise 14. yy Avrupa ve bilhassa İngiliz edebiyatının mezkur Doğu Akdeniz ve Asya medeniyetlerinin ne şekilde tesiri altında kaldığını göstermektir. Avrupa ve bilhassa İngiliz edebiyatından başlayarak Canterbury Hikâyeleri'nde yer alan Doğu Akdeniz motiflerinin tespit edilerek kaynakları ile beraber ortaya konulması çalışmanın özgün değerleri arasındadır. Anahtar Kelimeler: 14. Yüzyıl, İngiliz Edebiyatı, Ortaçağ Avrupa Edebiyatı, Doğu Akdeniz, Ortaçağlı Asyalılar

14. yüzyılAsyaCanterbury Hikayeleri+4
Oğulcan Şimşek
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam Ortaçağı'ndaki bilimsel ve felsefi çalışmaların Batı'ya etkisi: Salerno Tıp Okulu ve Toledo Çevirmenler Okulu örnekleri

Ortaçağ'da Hristiyan Batı ile İslam dünyası arasındaki "karanlık-aydınlık" karşılaştırmasının en belirgin nedeni, olasılıkla Hristiyan Batı dünyası bir birlik oluşturmaya çalışırken İslam dünyasının sahip olduğu refahla, fethettiği topraklarla uygarlığını bilimsel ve kültürel bakımdan daha fazla geliştirilebilmesidir. İslam dünyası bu dönemde Kur'an ile hadislerin ışığında ve yöneticilerin bilimsel merakları ile başka dinlere hoşgörüleri sayesinde Antik Yunan bilgi birikimiyle yoğurulmuş bir bilgi ve kültür birikimi oluşturmuştur. Bu birikim Beytü'l-Hikme (Bilgelik Evi) gibi organize olmuş bir kurumun çatısı altında yapılan çalışmaların sonucu olmuştur. Hristiyan Batı dünyası İslam dünyası ile karşılaştıkça onların bilimsel çalışmalarını Latinceye çevirerek hem ataları saydıkları Antik Yunan bilgi birikimine kavuşmuş hem de İslami bilgi birikimini edinmişlerdir. Ancak bu süreç İslam dünyasından farklı bir yöntemle gerçekleşmiş ve Batı dünyası çeviri etkinliklerini ya bireysel ölçekte ya da Toledo Çevirmenler Okulu gibi daha küçük ölçekli kurumlarda yürütmüştür. Bu çalışmada öncelikle Beytü'l Hikme üzerinden Ortaçağ'da İslam dünyasındaki bilimsel ve felsefi çalışmalar ele alınarak bu çalışmaların tarihsel arka plan doğrultusunda Batı'ya ne yönde etki ettiği İslam düşüncesi ile ilk tanışan yerlerden olan İspanya ve İtalya örnekleri çerçevesinde irdelenecektir. Dolayısıyla bu çalışmanın odak noktasını Hristiyan Batı'nın en önemli iki okulu olan Schola Medica Salernitana (Salerno Tıp Okulu) ve Escuela de Traductores de Toledo (Toledo Çevirmenler Okulu) oluşturacaktır. Anahtar Kelimeler: Ortaçağ'da felsefe ve bilim, İslam düşüncesi, İslam etkisi, Hristiyan Batı düşüncesi, çeviri etkinlikleri, Salerno Tıp Okulu, Toledo Çevirmenler Okulu.

Batı dünyasıBatı felsefesiBilim felsefesi+7
Yağmur Başkaya
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akdeniz Yahudileri, Sefaradlar, Ladino dili ve kültürü: Nasreddin Hoca ve Djoha üzerine mukayeseli bir çalışma

Akdeniz havzasına ve kıta Avrupa'sına yayılan Yahudiler, yaşadıkları coğrafyada oluşturdukları dinsel inanışlar, gelenekler, kültürel pratikler ve âdetler bakımından temelde iki ana gruba ayrılır. Birinci grupta Aşkenaz Yahudileri yer alır ki bu grup özellikle Doğu Avrupa ve Rusya'da yaşamış olan Yahudileri niteler. İkinci grupta yer alan Sefarad Yahudileri ise, Sefarad sözcüğünün İbrani dilinde "İspanya" anlamına gelmesinden de anlaşılacağı gibi, İspanya kökenli Yahudileri nitelemektedir ki bu toplum 1492 yılında İspanya'dan kaçarak Osmanlı devletine sığınan Yahudilerin oluşturduğu grubu kapsamaktadır. Sefarad Yahudileri Akdeniz'in batısından doğusuna yapılan göç ile daha sonra Ladino olarak adlandırılacak olan İberya'da oluşmuş olan dillerini ve kültürlerini de beraberlerinde Osmanlı topraklarına getirmişlerdir. Ladino edebiyatının sözlü geleneğinde önemli bir yere sahip olan mizahi figür şüphesiz Djoha'dır. Nasreddin Hoca ile aynı coğrafyada anlatılmış ve aktarılmış olan Djoha hikâyeleri, Nasreddin Hoca'ya ve Nasreddin Hoca'nın içinde bulunduğu Türk İslam kültürüne ait birçok unsuru barındırır. Bu çalışmada, Pertev Naili Boratav'ın derlemelerinden oluşan Nasreddin Hoca ile Matilda Koen-Sarano'nun derlediği Djoha Ke Dize? başlıklı eseri her iki metinde beliren ortak unsurların gün yüzüne çıkarılması için mukayeseli bir şekilde incelenmiştir. Mukayese sonucunda elde edilen bulgular paylaşılarak Djoha hikâyelerinde Nasreddin Hoca'nın bir Ladino kültürü unsuru olarak dönüşümü gözler önüne serilmektedir.

DjohaLadinoMizah+3
Ömer Faruk Dağci
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni Ortaçağcılık ve Akdeniz'deki mimari izleri: Antalya örneği

Yeni Ortaçağcılık, yeni anlamına gelen neo ve ortaçağcılık anlamına gelen medievalism kelimelerinin birleşimi ile ortaya çıkmış bir kavramdır. Günümüzde genel itibarı ile Yeni Ortaçağcılık, Ortaçağcılık'ın ortaya koymuş olduğu gerçekliği alıp farklı bir alternatif ile değerlendirme yöntemi olarak sıklıkla kullanılmaktadır. Bu değerlendirme, tarihin alternatif bir işleyişi olabileceği gibi, var olan Ortaçağ öğelerinin post modern kavramlarla birleştirip sanki dönem kültürünün bir parçasıymış gibi de sunulabilmektedir. Ortaçağ yapılarına benzetilmiş oteller, Ortaçağ fantastik yaratıkları ile donatılmış eğlence parkları, video oyunlar ve daha nicesi içerisinde yeniden doğan Ortaçağ'ı görmek mümkündür. Bu çalışma, Yeni Ortaçağcılık ve beslenmiş olduğu Ortaçağcılık kavramını kuramsal olarak ele almış ve yeniden ortaya çıkan Ortaçağ'ın içerisindeki psikolojik ve sosyolojik çözümlemelere göndermeler yaparak kavramın günümüz Akdeniz kültüründeki var oluşunu ele alıp Antalya'daki Yeni Ortaçağcı görünüm ve yansımaların örneklerini yapılar bazında incelemiştir. Çalışmanın kapsamı kavramsal olarak Ortaçağcılık ve Yeni Ortaçağcılık olup Yeni Ortaçağcılık'ın Akdeniz havzasının başat turizm kentlerinden biri olan Antalya'daki yapıların mimari özelliklerine olan etkisi ile sınırlıdır.

AntalyaEco, UmbertoMimari+4
Aykut Aktav
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Arykandos Vadisi'nde Sionlu Aziz Nikolaos kültü ve Hristiyan Türkler

Arkeolojik araştırması yapılmamış Arykandos Vadisi'nin en sert topoğrafyaya sahip kanyon kısmında elde edilen veriler birkaç yönlü bilgi sağlamaktadır. Bölgede tespiti yapılan kuleli çiftlik yapıları ve Orta Çağ'a ait kullanım izleri, bu bölgede birden fazla küçük ölçekli yerleşimin varlığını ortaya çıkarmıştır. Bu yerleşimlerden Alasın Köyü ile kesin lokalizasyonu yapılamayan Tragalassos arasında dolaylı bağlantılar vardır. Orta Çağ'da Arykandos Vadisi içinde şüphe götürmeyen bir Sionlu Aziz Nikolaos inancı söz konusudur. Elde edilen veriler bir taraftan bu kültü, tarihlendirmeye de olanak tanıyacak ölçüde kanıtlarken, diğer taraftan dönemin Hristiyan Türkleri hakkında da kıymetli ipuçları sunmaktadır. Anlaşılmaktadır ki, Sionlu Aziz Nikolaos'a gönülden inanmış topluluk içinde 5.-6.yüzyılda Anadolu'ya Bizans tarafından tehcir edilen Hristiyan'laşmış Bulgar Türkleri de vardı. Vadi içinde günümüzde yaşamakta olan, 1071'den sonra Anadolu'ya Kafkaslar üzerinden gelen Oğuz soylu Tahtacı Türkmenler birkaç asır bu Hristiyan Türk soylularla beraberce yaşamışlar, kültür alışverişinde bulunmuşlar ve onlara dair izleri kendi gelenekleri ve hafızalarıyla günümüze ulaştırmışlardır. Bu çalışma temelde bir tez niteliğinde olsa da, Karadeniz'in kuzeyini takip ederek 4.yüzyılda Balkanlar'a ulaşan, akabinde 5. yüzyıldaki dağılmadan sonra Slavlar'la karışan Hun soylu Bulgar Türkleri'nin Anadolu'ya geçişleri ve kendilerinden 500 sene sonra Kafkaslar üzerinden gelen Oğuz uruklarının karşılaşması, birlikte yaşaması ve sonunda Türk'ün değişmez kaderi olarak birbirlerinin Türk'lüğünden bihaber düşman oluşlarının öyküsüdür de.

Arykandos VadisiAziz NikolasBulgaristan Türkleri+3
Okay Sütçüoğlu
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lübnan/Trablusşam'daki Memlûk Dönemi medreseleri

Günümüzde Lübnan sınırları içerisinde bulunan ve geçmişte Tripoli olarak bilinen Trablusşam, eski devirlerden beri farklı kavim ve uygarlıklara ev sahipliği yapmış, 1289'dan itibaren 228 yıl boyunca (1289-1517) Memlûkların hâkimiyetinde kalmıştır. 26 Nisan 1289'da Haçlıların elinden alınan Trablusşam, gerçek anlamda bir şehir kimliğini Memlûk hâkimiyetinde kazanmıştır. Memlûklar tarafından 1289'da alındıktan sonra Sultan Kalavun, Haçlı şehrinin kurulu olduğu el-Mina liman bölgesini tamamen yıktırarak yeni şehri yaklaşık 2 kilometre doğuda bulunan Hacılar Tepesi'nin eteklerine kurdurmuştur. Yeni kurulan kentte iskân çalışmalarının yanı sıra cami, medrese, han, hamam, çeşme gibi yapılarla birlikte şehirleşme çalışmalarına başlanmıştır. 1294 tarihli Mansuri Ulu Camii çevresinde şekillenmeye başlayan şehir, tam anlamıyla iskâna elverişli bir hale gelmiştir. İnşâ edilen eğitim yapılarından olan ve medrese olarak bilinen yapılar bilhassa Ulu Camii çevresinde olmak üzere şehrin her tarafına kurulmaya başlanmıştır. Diğer Memlûk kentlerinden Kahire, Şam, Halep ve Kudüs gibi ilim merkezlerine nazaran daha mütevâzı bir görüntü sergileyen Trablusşam çok sayıda medrese yapısına sahiptir. Yerinde yapılan saha araştırması neticesinde Memlûk dönemine ait olup medrese olarak bilinen on altı yapı incelenmiştir. Üç farklı plan tasarımının görüldüğü Trablusşam medreselerinin hiçbirinde gerek Anadolu gerekse Memlûk coğrafyasındaki diğer kentlerde görülen medreselerde olduğu gibi öğrenci odaları bulunmamakla beraber daha işlevsel yapılar olarak inşâ edilmiştir. Bu çalışmada Trablusşam'da Memlûkler döneminde inşâ edilmiş olup medrese olarak bilinen yapılar ele alınarak, plân ve süsleme açısından çağdaşı olan diğer örneklerle karşılaştırılarak incelenmiştir.

Eğitim kurumlarıLübnanLübnan-Trablusşam+5
Ömer Söylemez
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İbn Cübeyr ve İbn Battûta'ya göre Ortaçağ'da Akdeniz

"İbn Cübeyr ve İbn Battûta'ya Göre Orta Çağ'da Akdeniz" adlı çalışmamızda, seyyahların Akdeniz bölgesine dair siyasi, sosyal, kültürel ve tarihi gözlemleri telif ettikleri seyahatnâmelerinden yola çıkarak ortaya konulmaya çalışılmıştır. Seyahatnâmeler, edebi yönleri yanı sıra tarihi ve coğrafi pek çok bilgiyi içermektedir. Bu yönleriyle seyahatnâmeler, tarih ve coğrafyanın yanı sıra diğer disiplinler içinde önem taşımaktadır. Seyahatnâmelerde, tarihçilerin ihmal ettikleri soysal ve iktisadi hayat için son derece önemli bilgiler de yer almaktadır. Seyyahların gezdiği ülkelerdeki örf ve adetler, törenler, toplumsal aktörler, dini inançlar ve kültürler ile ilgili aktarımlar incelenmiş ve yorumlanmıştır. Ülkelerin yönetimleri, kültürleri ile idarecilerin yönetim şekilleri hakkında bilgiler verilmiştir. Ayrıca, kentler detaylı bir şekilde incelenmiş, ilginç yönlerine değinilmiştir. Toplumu yönlendirmede etkili olan ve toplum açısından değer ifade eden bazı önemli şahsiyetlerin özelliklerine değinilmiştir. Son olarak bu seyahatnâmelerin birbirini takip eden yüzyıllarda telif edilmiş olması, o dönemin bilinmeyen tarihine ışık tutacaktır. İbn Cübeyr ve İbn Battûta seyahatnâmeleri, genel olarak 13. ve 14. yüzyıl dünyasına dair değişik sahalarda kaynak olacaktır. Anahtar Kelimeler: Seyyah, Seyahatnâme, Akdeniz, İbn Battûta, İbn Cübeyr

AkdenizOrta ÇağSeyahatname+3
Abdülaziz Öztürk
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Antalya ve çevresinde bulunan Selçuklu, beylikler dönemi yapı kitabeleri üzerine bir inceleme

Sahip olduğu kültürel coğrafyasındaki zenginlik ve gerek savunmaya imkan tanıyan gerçek coğrafî özelliği ile Dünya tarihinde önemli bir yere sahip olan Antalya, birçok medeniyetin egemenlik sahasını oluşturur. Bu önemli bölge Anadolu'ya akınlar düzenleyen Türklerin de dikkatini çekmiş, fetih amacıyla birçok kereler akınlar düzenlemişlerdir. Antalya, Selçuklu otoritesiyle ilk defa, I. Rükneddin Mesud'un 1120'de Uluborlu Kalesi'ni Bizanslılar'dan alıp Antalya'ya kadar ilerlemesiyle muhatap olmuştur. Daha sonra sonraki karşılaşma ise,Anadolu'nun fethiyle görevlendirilen Kutalmış oğlu Süleyman Şah zamanında Pamfilya'nın ele geçirilmesiyle gerçekleşmiştir. Birçok askerî çekişmenin ardından, zaman zaman küçük kesintilere uğrayarak el değiştirse de, sırasıyla 1207 de ilk defa Giyaseddin Keyhüsrev'in şehri ele geçirmiştir. İkinci kez 2016'da, İzzettin Keykavus, şehri geri aldı. 1221'de ise, Alaaddin Keykubat'ın Alanya'yı fethetmesiyle Antalya tamamen Selçukluların idaresine girmiş oldu. Anadolu Selçuklu Devleti'nin tarihi rolünun tamamlamasının ardından, Antalya Hamidoğulları'nın, Alanya ise Karamanoğulları'nın hareket sahası olmuştur. İncelememiz, Anadolu Selçuklu Devleti ve Beylikler Dönemi içerisinde, dönemin önemli imar faaliyetleri merkezi konumunda olan Antalya, Alanya ve hem civar olan yerleşim yerlerini kapsamaktadır. Bu bölgelerde bulunan yapılar tek tek tespit edilip üzerindeki kitabelerin belirlenerek yazı, estetik ve dil açısından döneme özgü bir bütünlük içerisinde ele alınacaktır. Kııymetlerinin araştırılarak, değerlendirmesi amacıyla, önce yapılan çalışmaları bir araya getirildi. Geriye doğru kaynak taraması yapılarak, seyahatnameler de dahil tarihe kaynaklık eden Farsça ve Arapça eserlerle beraber yerli yabancı birçok çalışma incelenerek, yapılar tek tek tespit edildi. Yerinde veya bizzat fotoğraf çekmenin yanında, Vakıflar Bölge Müdürlüğü'nün sağladığı fotoğraflar da kullanıldı. Antalya ve Alanya Müzesi arşivleri taranarak bir araya getirilen görsellerin incelenmeyisle yazın malzemeleri elde edilmiştir. Bu çalışmada,, Anadolu Selçukluları ve Beylikler döneminde inşâ edilen, tamiri yapılan yada dönüştürülen yapıların üzerinde bulunan kitabeler, yeniden okunarak, yazı, üslup, dil ve tezyin açısından incelenerek değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Anadolu Selçukluları, Yapı Kitabeleri, İnşa, Antalya, Tamir

AntalyaBeylikler DönemiOrta Çağ+5
Meyrem Beyazal
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bizans İmparatoru Herakleios (610-641) dönemi reform hareketleri

Herakleios, bir darbe girişimi ile zalim olarak adlandırılan imparator Phokas'ı 610 yılında devirerek imparator olmuştur. İmparator olduğu dönemde (610-641), İustinianos devrinin pırıltılarından eser kalmamıştır. Phokas'ın baskı rejimi imparatorluğu güçsüz kılmıştır. İmparatorluğun batısı Avar ve Slav kavimlerince yıpratılırken, doğusu Sâsâni İmparatorluğu tarafından işgal edilmeye başlanmıştır. Bitmek bilmeyen bu kaos ortamı imparatorluğun inanç ve gücünü kırmış, imparatorluk parçalanma tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. Herakleios böyle bir kaos ortamında idareyi ele aldığında bir umut olmuş sevinç gösterileri ile karşılanmıştır. İmparator, öncelikli olarak çöken ekonomik alanda sikke (Hexagram) ve darphane reformları gerçekleştirmiş bu reformlar neticesinde Avar-Slav kavimlerine haraç ödeyerek dizginleyebil ve Sâsâni İmparatorluğuna karşı girişeceği savaşlarda yeni bir birlikler tesis edebilmişti. Herakleios, ekonomik reformları takiben, askeri reformlar yapmış, magister militum sisteminden Thema düzenine geçişin temelini sağlayacağı reformları gerçekleştirerek, 622-628 yılları arasında Sâsâni imparatorluğuna karşı başarılı askeri faaliyetlerde bulunmuştur. Onları kendi imparatorluklarının içlerine çekilmeye zorlamıştır. Bu süreç içerisinde Sâsâni imparatorluğu yıkılış sürecine girmiştir. Doğu'daki Sâsâni tehdidinin ortadan kaldırılmasının üzerinden çok geçmeden imparatorluk yeni bir tehdit ile karşılamıştır. Karşılaşılan bu tehdit Araplardır. 629 yılında Mûte ile başlayan Bizans-Arap mücadeleleri İmparator Herakleios'un ölümüne kadar bir dizi savaşların yaşanmasına ve imparatorluğun önemli ekonomik ve askeri üslerini kaybetmesine neden olmuştur. Bizans-Arap mücadeleleri süresince de Doğu kiliselerindeki birliği sağlayarak toprak kayıplarına engel olmayı düşünmüş ve Ekthesis'i ilan ettirerek dini alanda bir reform gerçekleştirmiştir.

Bizans DönemiBizans İmparatorluğuHerakleitos+3
Sercan Akiniz
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lusignanlar döneminde Kıbrıs - Antalya ilişkileri (1192-1489)

Doğu Akdeniz'in en büyük adası olan Kıbrıs ile Güney Anadolu'nun en uğrak yerleşim bölgelerinden biri olan Antalya tarih öncesi dönemlerden itibaren iskân görmüştür. Kıbrıs, Doğu ile Batı arasında seyrüsefer eden gemilerin durak noktası olmakla kalmamış egemen güçler için bir üs ve ekonomik gelir vadeden bir ada olarak önemini tarih boyunca muhafaza etmiştir. 1096 yılında başlayan Haçlı Seferleri ile Batı'dan Doğu'ya doğru gerçekleşen ve yüzyılı aşkın süre devam eden akın Kıbrıs'ın stratejik önemini arttırmıştır. 1192 yılından itibaren Lusignan hanedanının adada tahsis ettiği krallık yaklaşık üç yüzyıl sürmüş ve bu süreçte ada Hristiyanların Doğu'daki stratejileri çerçevesinde kilit rol oynamıştır. Öte yandan kıyı denizciliğinin hâkim olduğu Antikçağda sefer rotalarının elzem noktalarından biri olan Antalya, Anadolu Selçuklularının 1207 yılında kenti fethetmeleri ile ticari ve siyasi bakımdan inkişaf etmiş; Anadolu'nun Avrupa'ya açılan kapılarından biri olmuştur. Bu tarihten itibaren küçük kesintiler dışında Türk hâkimiyetinde kalan Antalya, Doğu Akdeniz'de öne çıkan noktalardan biri olmuş ve bu konumunu ortaçağın sonuna kadar devam ettirmiştir. Bu çalışma Doğu Akdeniz havzasının iki kilit noktası olan Kıbrıs ve Antalya arasında cereyan eden ilişkileri Kıbrıs'ta Lusignan Krallığının hüküm sürdüğü 1192-1489 yılları arasında ele almaktadır. Bu süre zarfında iki bölge arasında yapılan savaşlar, imzalanan anlaşmalar, ticari faaliyetler ve doğal olarak bu yoğun temasın beraberinde getirdiği sosyal ve kültürel ilişkiler incelenmiştir.

AntalyaDoğu AkdenizDoğu Akdeniz bölgesi+6
Özge Bozkurtoğlu Özcan
Akdeniz University · Akdeniz Uygarlıkları Araştırma Enstitüsü
2017
00