
456
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Türkiye toponimisi: Topografya haritaları üzerinden bir değerlendirme
Toponimi, yerleşim birimleri ile yeryüzünde bulunan bir fiziki unsura verilen isimleri köken, oluşum, anlam ve dağılış bağlamında inceleyen bilim dalıdır. Yer ve yerleşme isimleri yalnızca belirli mekânları gösteren birer isim olmaktan ziyade; o yerin coğrafyasına, tarihine, arkeolojisine, jeolojisine, botaniğine, folklorüne sosyolojine ilişkin bilgiler de içermektedir. Toponimi temelde araştırma konusu bir ad olduğu için dilbilimin, taşıdığı tarihi birikim nedeniyle tarihin, beşeri ve fiziki ortama dair izler barındırması nedeniyle de coğrafyanın inceleme alanına dâhil olmaktadır. Toponimi araştırmaları ilk olarak dünyada 19. yüzyılda ortaya çıkmış olup Türkiye'de ise Cumhuriyet'in ilk yıllarında bilim insanlarının dikkatini çekmeye başlamıştır. O tarihten bu yana gerek yurtdışında gerekse Türkiye'de yapılan toponimi çalışmaları incelendiğinde toponimlerin tasnif edilmesi noktasında standart bir modelin olmadığı görülmektedir. Ayrıca Türkiye'de yapılan toponimi çalışmalarının münferit araştırmalar olduğu ve yer ve yerleşme adlarıyla ilgili Türkiye genelini yansıtan bir çalışmanın olmayışı dikkat çekmektedir. Buradan hareketle, bu çalışmada ilk olarak hem yurt dışında hem de Türkiye'de yapılan toponimi araştırmaları özenli bir şekilde muhakeme edilerek değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın temel amacı seçilen mekânlardaki toponimik örüntüler ile yer ve yerleşme adı verme eğilimlerini ortaya koymak olduğundan Türkiye'nin tamamını yansıttığı/yansıtabileceği düşünülen üç örneklem alanı seçilmiştir. Coğrafya çalışmalarında konu veya alan sınırlandırması yapılırken zaman ya da kaynak sınırlandırmasına gidilir. Söz konusu çalışmada ise örneklem alanı seçerken temel veri kaynağının topografya haritaları olması sebebiyle mekân seçiminde pafta sınırları temel alınmıştır. Türkiye'nin genelini yansıtacağı düşünülen Batı Anadolu, Orta Anadolu ve Doğu Anadolu'dan seçilen mekânlarda toponimik analiz yaparak ülkemizdeki genel toponimik örüntünün ve ad verme eğilimlerinin nasıl olduğu ortaya konulmuş olup Türkiye toponimisi için bir tasnif modeli denemesi yapılmıştır. Örneklem alanından elde edilen toplam 77.632 yer ve yerleşme adlarının hepsi, belirlenen ad verme eğilimlerine göre tasnif edildiğinde toponimlerin %49,47'si betimleyici toponimler; %19,92'si kişisel ve toplumsal toponimler; %17,94'ü fonksiyonel toponimler olarak tasnif edilmiştir. Geri kalan %12'si ise herhangi bir kategoriye dâhil edilememiş olup diğer toponimler başlığı altında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Toponimi, semantik tasnif, coğrafya, tarihi coğrafya, kültürel miras.
Bursa şehrinin politik ekolojisi
İnsan ve doğal ortam arasındaki karşılıklı etkileşimden ortaya çıkan sosyoekonomik ve çevresel problemlerin altında politik kararların olduğunu savunan politik ekoloji, insanın doğal ortam üzerindeki en büyük etkisini yansıtan şehir yerleşmelerini yakın çevreleriyle birlikte incelemektedir. 2021 yılı itibariyle nüfusu 2 milyonu aşan Bursa şehri, sahip olduğu şehirsel fonksiyonlarla politik ekolojik açıdan araştırılmaya uygun bir yerleşmedir. Bu bağlamda Bursa şehrini oluşturan Osmangazi, Yıldırım ve Nilüfer ilçelerinde kentsel yönetim politikaları sonucunda ortaya çıkan çevresel problemlerin mekânsal adalet üzerindeki etkilerini coğrafi bakış açısıyla incelemek tezin amacını oluşturmuştur. Bursa şehrinin politik ekolojisini farklı bakış açılarıyla değerlendirebilmek adına kentte yaşayan halk ile anket çalışması (su kalitesi, yeşil alan ve park, Bursaray, kentsel dönüşüm) konum tabanlı mekânsal ölçümler (su kalitesi, hava kalitesi ve gürültü) ve yerel yönetimlerin ilgili birimleri ile görüşme tekniğine uygun çalışmalar yürütülmüştür. Anket çalışmaları ve mekânsal ölçümler sonucunda elde edilen veriler, ArcGIS 10.8 programında anlamlı hale getirilerek ilçe bazlı haritalar üretilmiştir. Bursa şehrinde geçmişten günümüze alınan yanlış politik kararlar sonucunda, bir zamanlar Uludağ'ın kaynak suları ile beslenen şebeke suyunu kullanan halk artık, damacana su ve su arıtma cihazlarına yönelmiştir. Yeşil sıfatını adının önüne koyan Bursa şehrinde kişi başına daha az yeşil alan ve park düşerken nüfusun büyük bir kısmı günümüzde aktif yeşil alan ve parka kolaylıkla erişemez olmuştur. Özel araç sahipliğinin artmasıyla ulaşımda yaşanan sorunlar, Bursaray hafif raylı sistemiyle çözülmeye çalışılmış ancak bu ulaşım türünün yer üstünde hareket etmesi günümüzde şehrin gün içinde belli saatlerde daha fazla trafik sorunu yaşamasına neden olmuştur. Trafik sorununun sıklıkla yaşanması şehirde ulaşım kaynaklı gürültü kirliliğine sebebiyet vermiştir. Yanlış kentsel dönüşüm uygulamaları ile gündeme gelen imar rantı, yerinden edilme, arazi soylulaştırması ve kentsel ayrışma gibi problemlere ek olarak yapım tarihi eski olan binaların yıkımında potansiyel asbest riskine dikkat edilmemesi, şehirde insan ve çevre sağlığını tehdit etmektedir. Sanayileşme, trafik sorunu ve evsel ısınma kaynağı olarak soba kullanılması özellikle kış aylarında şehirde hava kirliliğini artırmıştır. Bursa Ovası'nın yanlış politik kararlar sonucu yerleşim, sanayi ve yol projeleriyle işgal edilmesi de tarım alanlarını ortadan kaldırırken yanlış arazi kullanımına neden olmuştur.
Osmancık ilçesinde tarımsal arazi kullanımı
Nüfusun hızla artması, küresel iklim değişikliği ve son yıllarda gıda üretimindeki ciddi sıkıntılar, mevcut arazi potansiyelimizin kullanımı ve sürdürülebilirliği konusunda planlama gerektirmektedir. Doğal ortama uyumlu şekilde olmayan arazi örtüsü üzerindeki değişimler, önlem alınmazsa, gelecekte ciddi bir sorun teşkil edecektir. Bu çalışmada Karadeniz Bölgesi'nin Orta Karadeniz Bölümü'nde yer alan, idari bakımdan Çorum iline bağlı olan, Osmancık ilçesinin tarımsal arazi kullanımı ele alınmıştır. Çalışmada büyük ölçüde CORİNE Projesinden ve Landsat 8 uydu verilerinden yararlanılmıştır. HGM'den ve MTA'dan alınan veriler, coğrafi bilgi sistemleri aracılığıyla işlenerek güncel arazi kullanım haritası oluşturulmuştur. Çalışmanın amacı; su kaynaklarının yeterli olduğu, verimli tarım arazilerinin bulunduğu ilçede, arazinin kullanımı, değişimi ve sürdürülebilirlik açısından planlamasını ortaya koymaktır. Çalışma alanı, Batı Anadolu'yu Orta ve Doğu Karadeniz ile Doğu Anadolu'ya bağlayan kavşak noktasında yer almaktadır. Osmancık'ı; ilçenin batısı ve kuzeyindeki dağlık kütleler, güneyde yer alan hafif eğimli sahalar ve Kızılırmak vadisinin olduğu yerleşim ve tarım alanlarının kapladığı sahalar olmak üzere üç ayrı üniteye ayırmak mümkündür. Osmancık'ta jeolojik olarak metamorfik ve volkanik kütleler hakimdir. Tortul sahalara da rastlanmaktadır. İlçenin en önemli akarsuyu Kızılırmak Nehri'dir. Ilıman ikliminin yanı sıra Kızılırmak Vadisi boyunca ilçenin verimli arazilere sahip olması, ilçenin konumunu ve değerini pekiştirmiştir. 1996-2002 yılları arasında yapılan Obruk Barajı sayesinde sulanabilir alanlar 1641 hektara ulaşmıştır. Ancak son 20 yılda I. sınıf araziler yerleşime açılmış, ilçedeki çeltik üretim alanları ile yerleşim alanları iç içe geçmiştir.
Irak petrolü: Bugün, geçmiş ve gelecek
Petrol, dünya genelinde en önemli doğal kaynaklardan biri olarak kabul edilir ve hem büyük hem de küçük ülkelerin ekonomisinde hayati bir rol oynar. Irak, dünyanın en büyük petrol ihracatçılarından biri olarak bilinmekte ve dünyanın en büyük üçüncü petrol rezervlerine sahiptir. Başlangıç noktası Irak'ın Babil bölgesinde bulunan ilk petrol kuyusunun keşfedilmesi ile 1927 yılına kadar uzanır ve o zamandan beri petrol, Irak ekonomisinin temel kaynağı haline gelmiştir. Daha sonrasında ülkedeki petrol endüstrisini yönetmek için 1954 yılında Basra Petrol Şirketi ve 1961 yılında Kuzey Petrol Şirketi kuruldu. Geçtiğimiz on yıllar içerisinde, Irak'taki petrol endüstrisinde birkaç dönüşüm yaşanmıştır. 1970'lerde üretim artırılmış, 80'lerde ise iç savaşlar ve çatışmalar nedeniyle üretim azalmıştır. 2003 yılında Amerikan savaşı sonrasında petrol endüstrisi tamamen yeniden inşa edildi. Şu anda, Irak hükümeti, ülkenin petrol endüstrisini geliştirmek ve verimliliğini artırmak için çalışmalar yapmaktadır. Birçok petrol sahası yeniden yapılandırılmakta ve üretim süreçleri iyileştirilmektedir. Hükümet ayrıca, petrol endüstrisine daha fazla yatırım yapmak için uluslararası şirketleri çekmek için ekstra çaba sarf etmektedir. Bu hamle için uygun bir yatırım ortamı sağlamakta ve endüstri altyapısı iyileştirilmektedir. Bu çalışmaların uzun vadede Irak ekonomisini güçlendirmesi ve vatandaşların yaşam standartlarını yükseltmesi beklenmektedir. Irak'taki petrolün geleceği yabancı yatırımlar, teknolojik gelişmeler ve küresel ekonomik değişimler gibi birçok faktörden etkilenmektedir. Yakın gelecekte petrol talebinin devam etmesi beklenirken, talebin yenilenebilir enerji ve diğer alternatiflere doğru yavaş yavaş değişmesi de öngörülmektedir. Bu da Irak'ın ekonomisini çeşitlendirmesi ve diğer gelir kaynaklarını geliştirmesi gerektiği anlamına gelmektedir. Öte yandan, Irak petrol sektöründe birçok zorlukla karşı karşıya kalmakta, bunlar arasında yolsuzluk, güvenlik dalgalanmaları ve çevresel zorluklar yer almaktadır. Ancak, güvenlik durumunun iyileşmesi ve yabancı yatırımların artmasıyla, Irak petrol sektörü içerisinde ilerleme kaydedebilecek ve üretimini artırabilecektir.
Çoruh Deltası (Batum) kıyı çizgisi değişikliğinin dsas kullanılarak analizi
Kıyılar ve kıyı sistemleri, içinde bulunduğumuz dönemde doğal süreçlerin yanında antropojenik aktivitelere bağlı olarak da değişime maruz kalmaktadır. Bu çalışmada, Çoruh Deltası kıyı çizgisindeki değişim araştırılmıştır. Türkiye sınırları içerisinden doğup Gürcistan'ın Batum şehrinden Karadeniz'e dökülen Çoruh Nehri tarafından oluşturulan delta, sınır aşan bir akarsu havzasıdır. Akarsu güncel olarak bir su altı kanyonuna çok yakın bir noktadan denize dökülmektedir. Delta, doğal ortam koşullarındaki değişimlerin yanı sıra antropojen kökenli bazı etkilere de maruz kalmaktadır. Akarsu yatağında gerçekleştirilen madencilik faaliyetleri ve havza genelinde inşa edilen baraj ve Hidroelektrik Santraller (HES) bu faaliyetlerin başında gelmektedir. Çoruh Deltası kıyı çizgisi değişikliğinin belirlenmesi için Uzaktan Algılama (UA) ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) destekli analiz ve hesaplamalar yapılmıştır. Bu çalışmada 1984, 2000 ve 2020 yıllarına ait Landsat 7 ETM ve Landsat 4-5 TM uydu görüntüleri kullanılmıştır. Uydu görüntülerinden itibaren NDWI (Normalized Difference Water Index) analiziyle kıyı çizgileri oluşturulmuştur. Kıyı çizgisindeki değişim DSAS (Digital Shoreline Analysis System) kullanılarak nümerik olarak araştırılmıştır. NSM (Net Shoreline Movement), LRR (Linear Regression Rate) ve LR2 (R-squared of linear regression) hesaplamaları yapılarak çalışma sahasında meydana gelen kıyı çizgisi değişimleri belirlenmiştir. Çalışma bulguları, akarsu ağzının sağında ve solunda kalan iki kıyı şeridinde kıyı çizgisi gerilemesi ve kıyı çizgisi ilerlemesinin bir arada farklı hızlara gerçekleştiğini ortaya çıkartmıştır.
Irak'ın coğrafi özelliklerinin jeostratejik açıdan analizi
Irak'ın jeostratejik önemi, bölge olarak devlet kurma gücünün üzerine inşa edildiği en önemli temelleri temsil etmektedir. Devletin gelişimini belirlemede büyük öneme sahip olan, devletin güç yapısının oluşumuna doğa ve siyaset faktörü, Ülkenin sahip olduğu coğrafi ortamdan etkilenmektedir Irak, Ortadoğu'da ve dünyada önemli bir stratejik konuma sahiptir. Kuzeyden güneye, bu çeşitliliğin iklim çeşitliliği, tarımsal ürünler ve bunların üretim miktarları ve yoğunlukları üzerinde açık bir etkisi vardır. Nüfusun bir yerden başka bir yere, Suyun bolluğunun insanın tarımda elinden gelenin en iyisini yapmasına yardımcı olduğu yerlerde üretim potansiyeli yüksektir su genel olarak Arap dünyasında ve özelde Irak'ta devlet takviminin bel kemiğidir. Büyümeyi artırarak devletin kendi gücünü inşa etmesi sonucunda üretimin artmasında temel çekirdeğin oluşumuna katkıda bulunur ve endüstriyel ekipman ve makine kullanmada en iyi şansa sahip olan çalışma çağına giren yaşlar için, tarımla bağlantıdır çünkü bazı tarımsal ürünler ham olarak dahil edilmektedir. Sanayide ve bu alandaki malzemeler entegre bir yerel üretim çemberi oluşturmuştur. Öte yandan, Irak valiliklerinde nüfusun dağılımı ve sayılarının artması, tarımsal ürünlerin üretimini artırma ve bu alanda yani imalat alanında işçi sayısını artırma kabiliyetine sahip olup başka bir örnek ise, ham petrol veya diğer mineral maddelerin varlığı, bu elementi üretmek veya rafine etmek için çok büyük fabrikaların olması gerektiği ve bu nedenle, doğal üretim faktörü ve arasındaki bu karşılıklı bağımlılığı yaratan bu alanda yetenekli işgücü ve uzmanlığa ihtiyaç duymasıdır. Artan işgücünün temsil ettiği insan faktörü Ekonomik gücünü artıran ülkenin geliri, bu araştırmada, devletin gücünü inşa etmede doğal ve beşeri faktörlerin en önemli olduğunu ve buradan bazı komşu ülkelerin Irak'ın siyaset ve ekonomisinde önemli bir role sahip olması nedeniyle Irak üzerindeki uluslararası ve bölgesel rekabetin başladığını göstermiştir. Irak'ın maden ve tarım kaynakları aracılığıyla ve bunun için Irak ile komşu ülkeler arasındaki tüm ilişkiler, istikrarlı siyasi ve ekonomik ilişkiler olduğu sürece saygı, taahhüt ve uluslararası yasalara dayalı ilişkilerdir. Bu istikrarla birlikte ülkeyi inşa etmekte jeostratejik önem yatmaktadır.
Cibuti tarımının coğrafi analizi
Cibuti nüfusunun %70'i kentsel alanlarda yaşarken, geri kalan %30'luk kısmı ise kırsal alanlarda yaşamaktadır. Ülkede ekilebilir arazinin varlığının az olmasından kaynaklı olarak tarımsal faaliyetler daha çok hayvan otlatıcılığına dayanmaktadır. Kırsalda yaşayan toplulukların ekonomik ihtiyaçlarının ve hayvansal üretim miktarının iyileştirilmesi için suya erişim imkânlarının iyileştirilmesi temel önceliktir. Yeraltı su kaynakları yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Bu durumun avantaja dönüştürülmesi için yetkili birimlerin yüzey suyunu toplamaya daha fazla odaklanması gerekmektedir. Cibuti Cumhuriyeti Devleti'nin mevcut ekilebilir arazisinin yüz ölçümü %1'lik bir orana denk gelmektedir. Tarımsal faaliyetler için kullanılan bu alan yaklaşık 600 hektara denk gelmektedir. Bu sınırlı alanda üretim, ülke nüfusunun ihtiyaçlarının yalnızca %10'unu karşılayabilmektedir. Dolayısıyla Cibuti'nin tarımsal kaynakları sınırlıdır, başta coğrafi koşullar olmak üzere birçok engelleyici faktör bulunmaktadır. Tarım hem gıda güvenliği hem de devletin egemenliği için stratejik bir faaliyet olmasının yanı sıra bir istihdam ve zenginlik kaynağı durumundadır. Küresel ısınmadan dolayı meydana gelen iklim değişikliği ve kuraklıkların bu derece yoğunlaşması, küresel gıda ticaretini ve küresel gıda krizini etkilemektedir. Bu bağlamda Cibuti'nin de tarımını iyileştirmek ve gerçekleşebilecek olan küresel krizler için yiyecek depolamak amacıyla önlemler alması gerekmektedir. Halkının büyük çoğunluğu yoksul olan Cibuti'de muhtemel gıda krizleri için alınacak önlemlerin planlarının hızla yapılması gerekmektedir. Yeni bir salgının ne zaman patlak vereceği, bir sonraki savaşın ne zaman başlayacağı, yeni bir krizin ne zaman ortaya çıkacağı bilinmediğinden, gıda arzını artırmak için ne gerekiyorsa yapılmalıdır. İnsan yaşamının sona ermesine neden olan kıtlık ve diğer felaketlerin önlenmesi hayati önem taşımaktadır, tarımın tüm yönleriyle gelişmesi bütün bu sorunların önlenmesinde kilit rol oynamaktadır.
Türkiye'de kasaba merkezli ilçelerin nüfus özellikleri
Türkiye'nin tarihi, coğrafyası ,jeopolitik konumu, fiziki ve beşeri unsurları ile nüfus yapısı yerleşme çeşitliliğini oluşturmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de kasaba merkezli ilçelerin sayısının ve nüfus özelliklerinin belirlenerek birbirleri ile benzer ve farklı yönlerinin ortaya konulmasıdır. Ayrıca kasaba yerleşmelerinin diğer yerleşme türleri içindeki yerini nüfus özellikleri bağlamında ortaya koymaktır. Çalışmada örneklem olarak bütün kasaba yerleşmeleri içinden ilçe merkezi konumunda olan ve nüfusu 2000 ile 20000 arasında olan yerleşmeler seçilmiştir. Buna göre 387 ilçe belirlenmiştir. Bu çalışma geniş bir alana yayılacağı için nitel ve nicel verilerin bir arada kullanılması kararlaştırılmıştır. Bundan hareketle karma bir yapı üzerine tez çalışması inşa edilmiştir. Öncelikle toplanan nicel veriler analiz edilip, ardından nitel verilerle desteklenmesi amaçlanmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda kasaba merkezli ilçelerin nüfus büyüklüğü, yaş yapıları, eğitim durumları, cinsiyet yapıları, medeni hal durumları, sosyo-ekonomik statüleri ve demografik değişim unsurlarına ulaşılmıştır. Bu özelliklere göre toplan 387 kasabanın genel olarak 5-15 bin nüfus büyüklüğü arasında yoğunlaştığı görülmüştür. Bu ilçelerin Türkiye'deki dağılışı belli bölgelerde kümelenme ve koridorlar şeklindedir. Nüfus miktarına göre bu kümelenmeler'de değişiklikler'de görülmüştür. Kasaba nüfuslarında cinsiyet durumunun genel olarak dengede olduğu ama özelde bazı dikkat çeken durumlar olduğu belirlenmiştir. Bu noktada cinsiyet durumunun kasabalar için kırılgan bir nüfus özelliği olduğu söylenebilir. Yaş yapısında 15-64 yaş grubunun yoğunlukta olduğu, eğitim durumuna göre ise ilkokul mezunlarının oran olarak fazla olduğu tespit edilmiştir. Kasaba merkezli ilçelerde sosyo ekonomik düzey olarak 4. grubun daha yoğun olması ancak, nüfus arttıkça 3. grubun daha etkili hale geldiği saptanmıştır. Tüm değişkenler dikkate alınarak yapılan analizde cinsiyetin diğerlerine göre daha önemli rol oynadığı belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Nüfus, yerleşme, kasaba, ilçe.
Bernhardus Varenius (1622-1650) neden coğrafyacı oldu?
Coğrafya, hayatın içinde olan sürekli gelişen dinamik bir yapıya sahiptir. Coğrafyanın bu gelişimine katkıda bulunan pek çok unsur vardır, bunlardan biri de coğrafyanın tarihidir. Araştırmada, coğrafya tarihinin sürekliliği ve ilerlemesinde katkıda bulunan bilim insanlarından biri olan Bernhard Varenius'un coğrafyacı olma yolundaki süreçleri incelenmiştir. Buna göre bilimsel faaliyetlerin gelişiminde dönemin ruhunun, çevresel olayların, kişilerin ya da ortamların etkili olup olmadığı konusunda bir tartışma yapılmıştır. Bu nedenle veri elde etme yöntemleri de çeşitlendirilmiştir. Literatür taraması, doküman incelemesi, biyografi ve tarihsel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Varenius'un üniversite eğitimi sırasında aldığı dersler ve hocalarından edindiği bilgilerin coğrafya konusundaki düşüncelerini şekillendirdiği, akademik çevreler ve dönemin diğer bilim insanlarıyla olan fikir alışverişlerinin Varenius'un bilimsel yolculuğunda önemli bir rol oynadığı görülmüştür. Dönemin Avrupası'nın keşifler nedeniyle yaşadığı değişimin de rolü büyük olmuştur. Keşiflerle kısa süre içinde Dünya'nın bilinmeyen bölümleri ortaya çıkmıştır. Eski dünya karaları içinde bilinen ve tanımlanan yerler dışında oldukça büyük bir kara ve deniz yüzeyinin tanımlanmasına ihtiyaç olmuştur. Bu gelişmelerin esasen coğrafyaya olan ilginin artmasında önemli rol oynadığı genel olarak zaten bilinmektedir. Varenius'un ifadelerinden de anlaşıldığı kadarıyla, coğrafya devletler için önemli bir bilgi alanıdır. Hem halkın ilgisini çekebilecek konuları hem de dönemin bilimcilerinin gözde alanı matematikle ilgili teknik bir kısmı vardır. Bu özellikleri onu saygıdeğer bir alan yapmaya fazlasıyla yeterli olmuştur. Varenius gibi parlak bir öğrencinin bu alanda eksiklik görüp çalışma yapmasının altında da bu temel durumlar yatmaktadır. Coğrafi bilgileri derleyen ve sınıflandıran Varenius, genel ve özel coğrafya alanlarına ayırarak, bugüne kadar gelen bir metodu kayıt altına almıştır. Bulgular, Varenius'un, aldığı eğitim, yaşadığı yer, ilişkide bulunduğu kişiler ve dönemin özellikleri ile coğrafyaya ilgisinin yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Böylelikle bilim tarihi incelemelerinde ortamdaki tüm unsurların bir arada ele alınarak değerlendirilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Bundan sonraki çalışmalarda da Alexander von Humboldt ve Carl Ritter gibi coğrafyacıların da benzer şekilde incelenmesi önemlidir.
Van ve Erçek gölleri arası sahanın (Tuşba ilçesi) yapısal jeomorfolojisi
Van ve Erçek gölleri arası alanın jeomorfolojik ve tektonik yapısını araştırılarak yapısal özelliklerinin belirlenmesi ve çalışma alandaki aktif tektoniğin jeomorfoloji üzerindeki etkilerini ortaya konulması amaçlanmıştır. Böylece araştırılan sahanın tektonik ve jeomorfolojik gelişiminin ortaya konulması ile Türkiye jeomorfolojisinde genç tektonik olayların etkisinin önemi vurgulanmıştır. Van ve Erçek gölleri arası alanda (Tuşba İlçesi) 2011 yılındaki 7,4 büyüklüğündeki deprem sonrası ters ve bindirme karakterindeki fayların saha morfolojisinin şekillenmesinde oldukça önemli bir rol aldığı görülmüştür. Bu bağlamda bölgenin yapısal jeomorfolojisi çalışılarak, yer şekillerinin oluşumu ve gelişimi hakkında bilgiler verilmesi hedeflenmiştir. Çalışma alanındaki yer şekillerini etkileyen makro ve mezo yapılar tek tek incelenmiş olup çalışma sahasının yapısal jeomorfolojisi hakkında detaylı bilgilendirme yapılmıştır.
Yerel yönetim hizmetlerinin birey memnuniyeti ve oy vermeye etkisi: Mamak örneği
Bu çalışma ile yerel yönetim hizmetlerinde duyulan memnuniyetin oy verme davranışı üzerindeki etkisi Ankara ilinin Mamak ilçesi kapsamında incelenmiştir. Bu yüzden belediye kanunlarında yer alan yetki, görev ve sorumluluklar ile Mamak Belediyesi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi hizmetleri bir araya getirilerek bir ölçek oluşturulmuştur. 2014 ve 2019 mahalli idare genel seçimleri doğrultusunda seçilen üç mahallede en çok oy alan iki siyasi parti ölçüt alınmıştır. Bu iki siyasi partinin birbirlerine oranla en çok oy aldığı iki mahalle ve buna ek olarak iki siyasi partinin yakın oy aldığı bir mahalle seçilmiştir. Bu üç mahallede bireylerin memnuniyeti nicel yöntemlerle analiz edilerek mahalli idare genel seçim sonuçları ile karşılaştırılmıştır. Anket çalışmasıyla bireylerin hizmet memnuniyetinin alınan oy oranlarıyla karşılaştırması yapılarak seçmenin oy verme davranışını etkileme durumu incelenmiştir. Hizmet memnuniyetinin oy verme davranışına etkisi regresyon analizi ile test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda oy verme davranışında sadece hizmet memnuniyetinin etkili olmadığı görülmüştür.
Türkiye'de iklim değişikliğinin yağışların eroziv gücüne etkisi ve salınımlarla ilişkisi
Erozyon oluşumuna etki eden faktörlerden biri yağış miktarı ve şiddetidir. Yağış miktarını etkileyen faktörlerin başında periyodik olarak tekrarlanan atmosfer salınımları gelmektedir. Atmosfer salınımlarının kuvvetli ve zayıf evreleri yağış miktarında artışa veya azalışa neden olabilmektedir. Bu nedenle çalışma, atmosfer salınımlarının Türkiye'deki yağışın aşındırma gücüne etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma için, Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nden (MGM) 1970-2021 döneminde aylık yağış verileri, Erpul ve diğerleri (2009) tarafından hesaplanan 1993-2007 yüzey akışının erozyon oluşturma gücü (R) değerleri ve El Nino Güneyli Salınımı'nı temsil eden Nino3, Nino3.4 ve Nino4 indisleri ile Kuzey Atlantik Salınımı'nı temsil eden NAOI kullanılmıştır. Öncelikle geçmiş dönemlere ait R değerlerini bulabilmek için R ve yağış değerleri arasında lineer ve lineer olmayan regresyon analizi uygulanarak, her bir istasyon için tahmin denklemleri oluşturulmuştur. Regresyon analizleri sonucunda, Türkiye için üstel modellerin kullanımının uygun olduğu tespit edilmiştir. Oluşturulan bu denklemler ile 1970-2021 döneminde yeni R değerleri (Ry) hesaplanmıştır. Hesaplanan bu değerlerin ve yağışın eğilimini anlamak amacıyla Mann Kendall trend analizi uygulanmıştır. Son olarak, Ry değerleri ve yağış değerleri ile salınımlar arasındaki ilişkiyi belirlemek için korelasyon katsayısı analizi uygulanmıştır. Korelasyon analizi sonucunda istatistiksel açıdan %95 güven aralığında anlamlı ilişkiler bulunmuştur.
Çok kriterli karar analizi ile oluşturulan orman yangını risk haritalarının gerçekleşen orman yangınları ile karşılaştırılması (Manavgat örneği)
Yangınlara karşı hassas ormanlara sahip Türkiye'de, orman alanları için CBS tabanlı orman yangını risk modellerinin oluşturulmasına dair çalışmalar artmaktadır. Ancak ortaya çıkan sonuçların gerçekleşen yangınlarla ne denli örtüştüğüne dair çalışmalara literatürde rastlanmamaktadır. Manavgat İlçesinde 2021 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında büyük ölçekli orman yangınları yaşanmıştır. Bu tez ile hem son dönemde hem de daha önceki yıllarda çıkan orman yangınları ile CBS tabanlı orman yangını risk modellerinin karşılaştırması yapılacaktır. Orman yangınlarında meydana gelecek zararları en aza indirmek ve yangın yönetimi karar destek sürecine katkı sağlamak amacıyla yapılan CBS tabanlı orman yangını risk modellerinin gerçekleşen orman yangınları ile ne denli örtüştüğü, CBS ortamında elde edilen verilerin zayıf kaldığı, geliştirilmesi gereken yönlerinin olup olmadığı ortaya çıkarılacaktır.
Orta ilçesi kırsalında kişiye karşı işlenen suçların coğrafi analizi
Bu çalışma Çankırı ili Orta ilçesi kırsalında, 2012-2016 yılları arasında kişilere karşı işlenen suçları coğrafi yaklaşımla incelemeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda öncelikle konu ile ilgili önceki araştırmalar incelenmiş, elde edilen bilgiler ile çalışmanın teorik kısmı geliştirilmiştir. Daha sonra çalışma alanı olarak belirlenen Orta ilçesi kırsalı coğrafi yönden incelenerek bölgenin fiziki ve beşeri coğrafya özellikleri çıkartılmıştır. Elde edilen bulgular, çalışma sahasına yapılan ziyaretlerde yapılan gözlem sonuçları ile beraber değerlendirilerek Orta ilçesi kırsalının coğrafi özellikleri ile suç arasındaki ilişki irdelenmiştir. Çalışma sonucunda Orta ilçesi kırsalında coğrafi özelliklerin suçların meydana gelmesinde önemli etkenlerden birisi olduğu tespit edilmiştir.
İdrîsî'nin Nüzhetü'l-Müştâķ Fi'ĥtirâķı'l-Afâķ adlı eserinin batı lüteratürüne göre değerlendirilmesi
Çalışmada Orta Çağ'ın en önemli coğrafyacılarından biri olan Ebû Abdullah Muhammed b. Muhammed Şerif el-İdrîsî, gümüş tabla üzerine işlenmiş yuvarlak dünya haritası ve özgün eseri Nüzhetü'l-müştâķ fi'ĥtirâķı'l-Afâķ (Dünyanın Aşılmış Ufuklarında Zevkli Bir Gezinti) hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiştir. Bu Müslüman müellifin coğrafi anlayışı, ortaya çıkardığı eserler, bu eserlerin Batı ve İslam medeniyetlerinin bilimsel anlayışlarında nasıl bir etkiye sahip olduğu ortaya konmaya çalışılmıştır. Türkiye'de coğrafya tarihi alanında yapılan çalışmaların, Batı dünyasında yapılanlara kıyasla çok daha az sayıda olduğu ve bilhassa Müslüman coğrafyacıları üzerine yapılan çalışmaların yetersizliği de göz önüne alındığında, bu çalışmanın Türkiye'deki coğrafya tarihi çalışmalarına katkı sağlaması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda öncelikle yabancı dilde yazılmış kaynaklara başvurulmuş ve araştırma konusu ile ilgili farklı fikirler ve bakış açıları ele alınmıştır. İdrîsî ve eserleri hakkında araştırmalar yapan Batılı bilim insanlarının konu ile ilgili karşıt ve benzer görüşlerine çalışmada yer verilmiş ve konuya derinlik kazandırılmaya çaba gösterilmiştir. Böylelikle bahsi geçen kaynaklardan elde edilen bilgiler ışığında ortaya çıkarılan bu çalışmanın, Türkçe literatürdeki boşluğu giderebilmesi ve araştırılmaya ihtyaç duyulan bir konuyu bilim camiasına sunması amaçlanmıştır. Bu çalışma kavramsal anlamda bilim, bilim tarihi, coğrafya, coğrafya tarihi, harita, kartografya, kartografya tarihi ve kişvar sistemi çerçevesinde şekillendirilmiştir. Çalışmanın kuramsal çerçevesi olarak da, çalışmanın odak noktası olan İdrîsî, haritaları ve önemli eseri Nüzhetü'l-Müştâk'ı ele alınmıştır. Çalışmada karma bir yöntem kullanılmış ve amaca uygun bilgilere yer verilmiştir. Çalışmanın konusu hakkında öncelikle literatür taraması yapılmış ve ağırlıklı olarak yabancı kaynaklar ele alınmıştır. Veri toplama ve analiz yöntemi, vaka araştırması, biyografi yöntemi, tarihsel analiz yöntemi, doküman analizi çalışmada yararlanılan yöntemlerdir.
Yeni büyükşehir yasasına kırsal kesimin bakış açısı: Adana örneği
Ülke arazilerini hiçbir bölümleme yapmadan yönetmek mümkün değildir. Türkiye'nin yönetsel bölünüşü uzun bir tarihi süreç içerir. Bu bölünüş içinde çalışmanın konusunu Büyükşehir Belediyeleri oluşturmaktadır. Büyükşehir belediyesi, en az üç ilçe veya ilk kademe belediyesini kapsayan, bu belediyeler arasında koordinasyonu sağlayan; kanunlarla verilen görev ve sorumlulukları yerine getiren, yetkileri kullanan; yönetsel ve mali özerkliğe sahip ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişisini ifade eder. Türkiye'deki kanunlara göre, belediye sınırları içinde en fazla 10.000 metre uzaklıktaki yerleşim birimlerinin son nüfus sayımına göre toplam nüfusu 750.000'den fazla olan il belediyeleri, fiziki yerleşim durumları ve ekonomik gelişmişlik düzeyleri de dikkate alınarak, kanunla Büyükşehir belediyesine dönüştürülebilir. Bu çalışma, ülkemizde henüz yeni gelişmekte olan yönetsel coğrafya alanındadır. 2012 tarihinde büyükşehir sınırları değişimlerinden sonra ortaya çıkan gelişmelerin sahada incelenerek yönetsel coğrafya ve yerleşme coğrafyası açısından değerlendirilmesi ise özgün değerini oluşturur. Büyükşehirlerdeki değişimi etkileyen faktörler incelenip, düzenleme çalışmalarının hangi konularda yapılması gerektiği üzerinde durulmuştur. İdari bölünüş sistemi içerisinde yer alan ve çeşitli değişikliklerle günümüze kadar gelen Büyükşehir belediyesi uygulaması yönetsel açıdan yerleşmeleri etkilemektedir. Türkiye'de 1984'ten itibaren başlayan Büyükşehir belediyeleri içinde Adana ili 1986'da Büyükşehir statüsüne kavuşmuştur. Bu bağlamda Büyükşehir statüsüne ilişkin geçen yıllar içinde birçok kanuni düzenlemeler yapılmış ve en son 2012'de Büyükşehir belediye sınırları yeniden düzenlenmiştir. 2014 yılı itibariyle de Adana il sınırları Büyükşehir Belediye sınırları il mülki sınırları olmuştur. Adana ili örneğinde son düzenlemelerin mekâna yansımaları yerleşmeler özelinde incelenmiştir. Çalışma kapsamında il merkezine yakınlık durumları göz önüne alınarak örneklem yerleşmeler seçilmiş anket uygulaması yapılmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda büyükşehir belediye hizmetlerinin tam olarak Adana ili kapsamındaki bütün noktalara ulaştırılamadığı alt ve üst yapı gibi temel birçok ihtiyacın giderilemediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İdari Coğrafya, Büyükşehir Belediyesi, Köy, Mahalle, Adana.
Osmanlı kroniklerine göre Türkiye iklimi
Bu çalışma Anadolu'da 14-17. yüzyılları arasında yaşanan iklim özelliklerini (günümüz Türkiye sınırları ve yakın çevresinde) yeniden inşa ederek hem tarihi süreci daha iyi anlamayı hem de geçmişten günümüze sürekli olarak değişiklik gösteren Türkiye iklimini açıklamayı amaçlamaktadır. Çalışmanın ana materyali Osmanlı kronikleri/vekayinameleri olup bunlar, hava şartlarının nicel veya nitel olarak kayıt altına alındığı tarihi belgelerdir. Zira kronikler ve arşiv belgeleri, geçmiş yüzyılların iklimini ortaya koymak için gerekli olan verileri bünyesinde barındırabilmektedir. İncelenen dönem içerisinde yaşanan iklim salınımları kapsamında bulunduğundan, Küçük Buzul Çağı da dikkate alınmıştır. Çalışmada bulgular ortaya konmadan önce ilk olarak dünyada yapılan tarihi iklim çalışmaları incelenmiştir. Sırasıyla bakıldığında giriş bölümünde çalışmanın amacı, kapsamı ve yöntemi açıklanmıştır. İkinci bölümde iklim elemanlarına yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümü ise kroniklerden elde edilen verilere ayrılmıştır.
Ünye'de sürdürülebilir kentsel arazi kullanımı
Ünye şehri, Karadeniz Bölgesi'nin Orta Karadeniz Bölümü'nde, Ordu ili sınırları içerisinde ve ilin kuzeybatı kesiminde ilçe merkezi konumunda olan kentsel yerleşme alanıdır. Çalışmanın amacı Karadeniz sahil yolu üzerinde bulunan, Ordu'nun önemli limanlarından birinin yer aldığı Ünye şehir merkezinin kentsel arazi kullanımını sürdürülebilirlik bağlamında değerlendirmektir. Ayrıca, Ünye'nin şehir içi arazi kullanımını ele almak ve mevcut yerleşim sorunlarını ortaya koymak, onlara yönelik çözüm önerileri geliştirmek ve böylece şehrin sağlıklı bir şekilde gelişmesine katkı yapmaktır. Araştırmanın odak noktasını, "Arazi kullanımı açısından şehirsel fonksiyonlar şehrin ihtiyaçlarını karşılayabiliyor mu? Şehirsel fonksiyonlar şehrin ihtiyaçlarını karşılayabilecek şekilde sürdürülebilir kullanım için nasıl planlanmalıdır?" soruları oluşturmaktadır. Araştırma literatür taraması, saha araştırması, nicel veri analiz yöntemi ve Coğrafi Bilgi Sistemi yardımı ile oluşturulmuştur. Çalışma sahası, 18 mahalleden oluşan kentsel alan sınırı dâhilinde 30,30 km2'lik alandan oluşmaktadır. Belediye hizmet alan sınırı, 18 mahalleden oluşan kentsel mahalle sınırlarını aşmakla birlikte doğu ve batı yönünde Karadeniz kıyı şeridi boyunca uzanıp yaklaşık 26 km2'lik sahadan oluşmaktadır.18 kentsel mahalleden oluşan Ünye şehri, 59 köy yerleşmesine, Büyük Şehir Kanununa göre ise 85 mahalleye (kentsel+kırsal) idari merkezlik yapmaktadır. Ayrıca komşu ilçeler ve bunlara bağlı yerleşmeler için de yönetim fonksiyonu açısından merkezi bir görev üstlenmektedir. Ünye şehri ve çevresinde genel arazi kullanılışı doğu-batı doğrultuludur. Şehir kuzeyden Karadeniz güneyden ise kıyıya paralel uzanan dağlar ve bunların uzantıları olan sırtlar tarafından sınırlandırılmıştır. Ünye şehrinin çok eski ve köklü bir yerleşme tarihi bulunmaktadır. Kültürel fonksiyonlar içerisinde yer alan eğitim fonksiyonu bakımından Ünye şehri, çevre yerleşmeler için merkezi bir konumda olup tercih edilen bir şehirdir. Ünye'de 81 okul bulunmakta ve bu okullarda 24.880 öğrenciye 1.709 öğretmen eğitim vermektedir. Sağlık fonksiyonu açısından da Ünye şehri; biri özel iki devlet hastanesi ve 10 aile sağlığı merkezi ile kırsal alanlar için etki sahası bakımından geniş bir hinterlanda sahiptir. Ünye'nin ticaret fonksiyonunun %51'ini perakende ticaret oluşturmaktadır. Karayolu, denizyolu ve havayolu ulaşım fonksiyonu yönünden önemli bir lokasyondadır. Ünye şehrinde yerleşmenin yönü batıya doğrudur. Fakat sürdürülebilir bir kullanım için şehrin batısında yer alan Atatürk, Gölevi, Göbü ve Sahilköy mahalleri hem jeolojik hem de jeomorfolojik unsurlara bağlı olarak konut alanları açısından sınırlı bir alanı bulunmaktadır. Ünye şehrinin doğusunda Yüceler, Güzelyalı, Eskikızılcakese ve Keş mahalleleri sürdürülebilir bir kullanım için yerleşme alanı açısından daha uygun ortam koşulları sunmaktadır. Bu mahallerin konut gelişme alanları doğal ve beşeri şartlar açısından da elverişlidir.
Şanlıurfa'nın iklim özellikleri ve kuraklık analizi
İklim ve hava olayları, dünya var olduğundan günümüze dinamik yapısı itibariyle sürekli değişmektedir. Günümüzde iklimle alakalı en önemli sorun, insan kaynaklı iklim değişikliğidir. İklim değişikliğinin de en önemli sonuçlardan biri kuraklıktır. Özellikle orta kuşakta bunan Türkiye, yaşanan bu değişikliklerden en fazla etkilenecek sahalardan biridir. Bu çalışmada iklim elamanları ve Erinç, Thornthwaite, UNCCD, De Martonne ve SYİ gibi iklim ve kuraklık analizleriyle Şanlıurfa'nın iklim ve kuraklık özellikleri çalışılmıştır. Yapılan analizlerde varılan sonuçlara bakıldığında sahadaki birçok yerin kurak ile yarı kurak özelliğe sahip olup, kuraklık konusunda kırılgan olduğu görülmektedir. Bu durum yaşanan iklim değişikliği sonrasındaki senaryolarla birleştirilirse, sahanın kuraklıktan daha fazla etkileneceği öngörülmektedir. Kuraklıktaki artış son 44 yıldaki yağış ve sıcaklık parametrelerinde açıkça görülmektedir. Aynı durum SYİ yöntemi ile yapılan analizlerde son yıllarda artan kuraklıklarla kendini göstermektedir.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne su temin projelerinin hidropolitik açıdan değerlendirilmesi
Su doğada bulunan tüm canlıların yaşamını devam ettirebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için gerekli olan son derece önemli bir kaynaktır. Su sadece kişisel ihtiyaçların karşılanması için değil tarım, turizm gibi farklı sektörlerde de kullanılmaktadır. Coğrafi konuma bağlı olarak bazı ülkelerin su sorunu yaşamadığı görülse de bu ülkelerin hiçbir zaman su problemi yaşamayacağı söylenememektedir. Çünkü beklenen yağışların değişkenlik göstermesi, uzun süren kuraklıklar ve küresel iklim değişikliği (KİD) su kaynaklarını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durum ülkelerin su kaynaklarının rasyonel tüketimi konusunda radikal kararlar almalarına yol açmıştır. Su sorununu derinden hisseden bölgelerin başında ise Doğu Akdeniz Havzası gelmektedir. Bölgede bulunan; Mısır, Suriye, İsrail, Lübnan, Malta, Libya, Tunus, Ürdün, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) sorunu en derin hisseden ülkeler arasında yer almaktadır. Türkiye ve Yunanistan'ın görece daha az hissettiği baskı Kıbrıs Adası genelinde oldukça büyük bir boyuta ulaşmaktadır. Ada genelinde yağışların azlığı, buharlaşmanın fazla olması, KİD ve su kaynaklarının verimli bir şekilde depolanmaması hem GKRY'de hem de KKTC'de su sorunun belirgin bir şekilde hissedilmesine yol açmaktadır. Su kaynakları ve yağışlar açısından zengin olmayan KKTC bağımsızlığını ilan ettiği günden bu yana su sıkıntısı yaşamakta ve bu soruna karşı çözüm aramaktadır. Bu noktada KKTC'ye en büyük destek; tarihsel ve kültürel anlamda ortak bir geçmişe sahip olduğu Türkiye Cumhuriyeti tarafından verilmektedir. Bu tez çalışmasında; KKTC su kaynaklarının ve su kaynaklarına erişim çalışmalarının coğrafi bakış açısı ile hidropolitik değerlendirilmesinin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır.
İklim ve yerşekilleri ilişkisi: Bir klimatik jeomorfoloji yaklaşımı
Klimatik jeomorfoloji kavramı ilk olarak 1913 yılında de Martonne tarafından kullanılmıştır. 20. yüzyılın başlarından itibaren birçok ülkede benimsenmiş ve pekçok yazar tarafından konuyla ilgili sayısız çalışmalar yapılmıştır. Yaklaşım 1950-1980 yılları arasında en yüksek ivmesini kazanmıştır. Eski ivmesini kaybetmiş olsa da günümüze kadar güncelliğini koruyarak varlığını devam ettirmiştir. Dış etmen ve süreçleri kontrol eden iklimi, yerşekilleri oluşumunda temel faktör sayan yaklaşımı eleştirenler de olmuş ve kimi yazarlar ise iklimi ikinci planda görmüştür. Klimatik jeomorfoloji yaklaşımını, Türkiye alanyazınına 1992 yılında rahmetli Prof. Dr. Oğuz EROL tanıtmıştır. Yaklaşım, akademi camiasıyla geç tanışmakla beraber gereken ilgiyi de görememiştir. Nitekim Erol'dan sonra elle tutulur ciddi bir çalışma mevcut değildir. Bu yaklaşım, jeomorfoloji ders kitaplarında ve morfojenetik bölgeleri ele alan çalışmalarda yüzeysel olarak değinilmiş, üzerinde pek durulmamıştır. Bu çalışmada klimatik jeomorfolojiyi alanyazınına yeniden tanıtmak ve hem jeomorfologlara hem de konuya ilgi duyanlara sunarak yeni bir ivme kazandırılmak amaçlanmıştır. Bu araştırma nitel, bütüncül tek durum çalışması olup çalışmada doküman analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışma akademi camiasında bir ilk olma özelliğini taşımakla beraber, bundan sonraki araştırmalara da öncülük etme niteliğine sahip olmuştur. Anahtar Kelimeler: İklim, Jeomorfoloji, Klimatik Jeomorfoloji, Morfojenetik Bölge, Türkiye
Kalecik (Ankara) ve Söke (Aydın) ilçelerinde karşılaştırmalı arazi kullanımı ve planlama önerileri
Bu çalışmada "Kalecik (Ankara) ve Söke (Aydın) İlçelerinde Karşılaştırmalı Arazi Kullanımı ve Planlama Önerileri" adlı araştırma ele alınmıştır. Coğrafi konumları farklı, birbirine uzak mesafede bulunan, yer şekilleri, iklim, nüfus ve yerleşme özellikleri bakımından farklı olan Kalecik ve Söke ilçeleri "arazi kullanımı açısından farklılıklar ve benzerlik göstermekte midir?" sorusu bu tez çalışmasının temel araştırma sorusunu oluşturmaktadır. Bu noktadan hareketle yürütülen araştırmada; öncelikle Kalecik ve Söke ilçelerinin doğal ve beşeri özellikleri başlığı altında arazi varlığı, tarım, yerleşim, mera, hayvancılık, orman, sanayi, ulaşım, turizm kullanım alanları coğrafi araştırmalarının temel ilke ve prensiplerine bağlı kalınarak incelenmiştir. Arkasından, Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) ortamında arazi ile ilgili problemler ve bunların çözüm önerileri kapsamında bazı bilgiler açıklanmış, arazi kullanımları bakımından karşılaşılan benzerlik ve farklılıklar irdelenmiş, doğal ve beşeri çevre şartlarının Kalecik ve Söke ilçelerinin gelişimi üzerindeki etkileri karşılaştırmalı olarak ortaya konulmuştur. Kalecik ve Söke ilçelerinde temel araştırma sorusunun ve bu soruya bağlı olarak oluşturulan cevaplandırılma sürecinde elde edilen bulgular neticesinde, ana hatlarıyla pek çok farklılığın olduğu tespit edilmiş; coğrafi özellikleri birbirine benzememesine rağmen bazı benzerliklerin de olduğu gözlenmiştir. Günümüzde Türkiye'nin hemen her bölgesi yanlış arazi kullanım problemi ile karşı karşıyadır. Bu çalışma ile arazi kullanımının mevcut durumu ortaya konularak iki ilçenin karşılaştırmalı arazileri incelenerek, nasıl bir kullanım planlamasına sahip olması gerektiği açıklanıp öneriler dile getirilmiştir. Tez beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, girişte tezin genel özelliklerine, araştırma alanlarının konumları ve başlıca özellikleri, araştırmanın amacı ve kapsamı, yöntem ve materyal, kuramsal ve kavramsal çerçeve, önceki çalışmalar, araştırma alanlarının kuruluş ve gelişimleri konularına değinilmiştir. İkinci bölümde Kalecik ve Söke'nin doğal unsurlarını ele alınmıştır. Üçüncü bölümde beşeri unsurlara Türkiye İstatistik Kurumu'ndan temin edilen nüfus verileri kullanılarak, her iki ilçenin nüfus dağılışı, grafikler ve tablolar hazırlanmış, ekonomik, sanayi, ulaşım, turizm faaliyetleri ele alınmıştır. Dördüncü bölümde araştırmanın bulgularına dayanmaktadır. Her iki ilçeye yönelik elde edilen arazi kulanım verileri karşılaştırmalı olarak ele alınmış ve başlıklar altında irdelenmiş, planlanma önerilerinde bulunulmuştur. Son bölüm olan sonuç bölümünde ise çalışmanın genel değerlendirmesi yapılmıştır.
Ankara metropol kent alanında kent içi nüfus hareketliliği
Başkent olduktan sonra yoğun nüfus artışının yaşandığı Ankara, nüfusun artışı sebebiyle kent içerisinde geçmişten beri çeşitli nüfus hareketliliğine sahne olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Bunun en yoğun ve karmaşık bir şeklinde gözlemlendiği alanlar ise nüfusun ve gelişmişliğin Ankara ili içerisinde en fazla yoğunlaştı alanlar olan metropol kent alanlarıdır. Ankara ili içerisindeki metropol kent alanlarını Ankara'nın merkez bölgeleri şeklinde tabir edilen Altındağ, Mamak, Çankaya, Sincan, Pursaklar, Etimesgut, Yenimahalle ve Keçiören ilçeleri olarak sıralamak yerinde olacaktır. Bu ilçeler arasındaki ve metropol olmayan ilçelerle metropol ilçeler arasındaki il içi göçler Ankara'da kent içi yoğun nüfus değişimlerini beraberinde getirmektedir. Bu çalışmanın amacı Kentsel Coğrafya için ayrı bir öneme sahip olan kentlerdeki nüfus hareketliliğine bağlı olarak ortaya çıkan kent içi kümelenme ve seyrelme durumunu Ankara ili metropol ilçeleri üzerinde değerlendirmek ve harekete katılan kişilerin demografik yapılarını da belirleyerek ilçelerdeki nüfusun çeşitli yönleri hakkında çıkarımlarda bulunmaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için Türkiye İstatistik Kurumu'ndan 06/10/2020 tarihinde Ankara il içi göç sayıları (alan ilçe ve veren ilçe şeklinde) ve hareketliliğe katılan kişilerin rakamsal olarak eğitim durumları, cinsiyetleri ve yaş aralıkları bilgisi elde edilmiştir. Elde edilen veriler Microsoft Excel, İstatistiksel Veri Analizi yöntemleri ve CBS kullanılarak, tablo, grafik ve harita şeklinde işlenmiştir. İşlenen bu veriler üzerinden ise Ankara ili metropol ilçeleri hakkında çeşitli çıkarımlarda bulunulmuştur.
Tekkeköy ilçesinin (Samsun) doğal ortam özellikleri ve arazi kullanımı
Bu çalışma, Karadeniz Bölgesi'nin Orta Karadeniz Bölümü'nde yer alan Samsun ilinin en küçük merkez ilçesi olan Tekkeköy'ün doğal ortam koşulları ve arazi kullanımını ele almaktadır. Araştırmanın temel amacı, Tekkeköy ilçesinin doğal ortam özellikleri ve arazi kullanımını, dağılış, ilişki kurma, karşılaştırma ve nedensellik gibi coğrafya ilkeleri çerçevesinde ayrıntıları ile incelemek ve elde edilen verilerle var olan literatürü güncel bilgiler eşliğinde yeniden yorumlamaktır. Çalışmanın şekillenmesi üç aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşamada ilgili literatür taraması yapılarak saha ile ilgili makale, tez, uydu görüntüleri, resmi kurum ve kuruluşlardan alınan dokümanlar, veri setleri, haritalar ve raporlar bir arada incelenmiştir. İkinci aşamada, saha çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Tekkeköy ilçesindeki jeomorfolojik unsurlarla ilgili saha çalışmaları yapılarak, doğal ortam özellikleri incelenmiş ve sahaya ait fotoğraflar çekilmiştir. Üçüncü ve son aşamada ise elde edilen tüm veriler ile bulgular harita ve görsellerle desteklenerek bir arada değerlendirilmiş, gerekli analizler yapılmış ve çıkarımlarda bulunularak, ortaya çıkan sonuçlar sentezlenmiştir. Çalışma bulgularına bağlı olarak, Tekkeköy kıyı ovası ve delta düzlüğünde sanayi tesisleri, yerleşim merkezleri, oteller ve spor tesisleri kurulmasının önüne geçilerek çarpık kentleşmenin önlenmesi ve sürdürülebilir planlamaların yapılması, I. sınıf tarım alanlarının daralması ve amaç dışı yanlış arazi kullanımının önlenmesi, kıyılarda yapılan dolguların durdurulması, kıyıların doğal gelişimine bırakılması ve yanlış kıyı kullanımına son verilmesi gerektiği karar vericilere önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Tekkeköy, Doğal Ortam Koşulları, Arazi Kullanımı.
Evliya Çelebi seyahatnamesinde geçen tarım ürünleri ve dağılışlarının Türkiye sınırları dâhilinde değerlendirilmesi
Bu çalışmada Evliya Çelebi'nin seyahatnamesi ele alınmıştır. XVII. yüzyılda yaşamış olan Evliya Çelebi coğrafyacı olmamasına karşın seyahatnamesinde gezdiği yerleri anlatarak, yaşamış olduğu dönemin kültürel, siyasi, tarihi yapıları, gerçekleşen coğrafi olayları, halkın geçim kaynakları, o dönemde yetişen tarım ürünleri gibi pek çok konuda bilgiler vermektedir. Yaptığı seyahatler ile coğrafya bilimine de katkı sağlayan Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi o günün tarım faaliyetlerinin neler olduğu bilgilerinin öğrenilmesi bakımından çok önemli bir kaynak durumundadır. Seyahatnamede gezdiği yerleri anlatırken anlatılarında dönemin tarımsal faaliyetlerine özellikle yetiştirilen ürünler bağlamında yer vermiştir. En azından tarım ürünlerinin adları, tüketim durumları ve özellikleri hakkında bazı bilgiler bulunmaktadır. Böylelikle çalışmada Osmanlı İmparatorluğu'nun bugünkü Türkiye sınırları içinde yer alan bölümünde yetişen tarım ürünlerine dair, dağılış, ürün çeşitliliği ve ticareti gibi konular ele alınmıştır. Bahsi geçen ürünlerin yetişme alanları ve çeşitlilik bakımından değişim durumları incelenmiştir. Seyahatnamenin yazıldığı XVII. yüzyıldan günümüze tarım ürünleri çeşitliliğinde artış olduğu görülmüştür. Bunun nedeni, Türkiye'ye daha sonraları getirilen ve yetiştiriciliği yapılan ürünlerdir. Elde edilen ürün miktarlarında da gelişen teknoloji ve diğer şartlar sayesinde artışlar kaydedilmiştir. Aynı zamanda o dönemde yaygın olan meyan kökü, eğir kökü gibi bazı ürünlere verilen önemin günümüzde azaldığı belirlenmiştir. Çalışmanın dönem çalışmaları için bir kaynak olması düşünülmektedir.
Sakin şehirlerin kadın yoksulluğu ile mücadeledeki rolü: Köyceğiz örneği
Sakin şehirler, ekonomik, sosyal ve çevresel sürdürülebilirliği önceliyor olması itibariyle de alternatif bir kalkınma modeli olarak giderek daha fazla kabul görmektedir. Bu bağlamda çalışmanın konusunu sakin şehirlerin kalkınma üzerindeki rolü oluşturmaktadır. Çalışmada çoklu nitel araştırma tekniğinden faydalanılmıştır. Çalışma alanını Köyceğiz sakin şehri, çalışma evrenini ise burada yaşayanlar oluşturur. 1- 4 Eylül 2022 tarihleri arasında Köyceğiz'de yaşayan 23 kadın ile görüşme yapılmıştır. Ayrıca saha çalışması süresince araştırmacı tarafından gözlem notlarının yer aldığı günlük tutulmuştur. Veriler özetleyici içerik analizi ile çözümlenmiştir. Araştırmanın temel bulguları şu şekildedir: Köyceğiz'in sakin şehir statüsünü almasıyla birlikte şehre gelen ziyaretçi sayısı artmış bu durum kadınların istihdam fırsatlarını iyileştirmiş ve gelir artışı sağlamıştır. Şehirde sosyal imkanlar gelişmiş ve yaşam memnuniyet artmıştır. Kültürel çeşitliliğin artması da bu bağlamda dikkate değerdir. Bununla birlikte turist gelişlerinin ve şehrin aldığı göçün artması trafik sorunlarının artmasına neden olmuştur ve şehrin "sakinlik" özelliği tehdit altındadır. Anahtar Kelimeler: kalkınma, kadın yoksulluğu, Köyceğiz, sakin şehir, yavaş turizm
Türkiye'de karasallığın/denizelliğin durumu ve geleceğe yönelik projeksiyonlar
Bu çalışma, Türkiye'nin karasallık ve denizellik özelliklerini analiz ederek, iklim değişikliği senaryoları altında gelecekteki değişimlerin potansiyel etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada Conrad, Johansson, Kerner ve Sezer gibi başlıca indeksler kullanılarak Türkiye'nin mevcut (1981-2010) ve gelecekteki (2011-2100) karasallık/denizellik örüntüleri değerlendirilmiştir. Conrad karasallık indeksi literatürde en çok kullanılan indekslerden biridir. Johansson indeksi ile benzerlik göstermekle birlikte Johansson indeksi sıcaklık parametrelerini daha kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Kerner okyanusallık indeksi diğer seçilen indekslerden farklı olarak karasallığı değil, denizelliği ölçmektedir. Çalışma sonuçlarına karasallık derecelerinin yanında denizelliğin ölçüldüğü bir formülün de seçilmesi ile sonuçlarda ne gibi farklılıkların ortaya çıkacağı belirlenmeye çalışılmıştır. Sezer formülü ise Türkiye'ye özel geliştirilmiş bir formüldür, diğer formüllere kıyasla daha çok parametre içermektedir ve ülkemiz için daha doğru sonuçlar vereceği düşünülmektedir. Çalışmanın bulguları, Türkiye'nin büyük bir kısmının karasal iklim özelliklerine sahip olduğunu, kıyı kesimlerinde ise denizel etkilerin görüldüğünü ortaya koymaktadır. Kerner okyanusallık indeksine göre, 1981-2010 döneminde Türkiye'nin %68,3'ü karasal, %29,4'ü kıta altı ve %2,2'si okyanusal olarak sınıflandırılmıştır. Bu, Türkiye'nin kıta içi bölgelerinde belirgin karasal iklim özelliklerinin baskın olduğunu göstermektedir. Denizel alanların sınırlı olması, Türkiye'nin iç kesimlerinde deniz etkisinin azaldığını ve sıcaklık dalgalanmalarının daha geniş olduğunu yansıtmaktadır. Conrad indeksine göre 1981-2010 döneminde ekstrem karasal alanlar Türkiye'nin %0,3'ünü kaplarken 2071-2100 döneminde kötü senaryoya göre %22,9'a çıkmıştır. Johansson indeksine göre ise 1981-2010 ve 2011-2040 dönemi kötü senaryo sonuçlarından ekstrem karasal alanlar aynıdır (%66,8) ancak 2071-2100 dönemi kötü senaryoda ekstrem karasal alanlar %87,2 olmuştur. Gelecek projeksiyonları, özellikle SSP5-8.5 (kötü senaryo) senaryosu altında, karasal alanların genişleyeceğini ve denizel alanların daralacağını göstermektedir. Bu durum, iklim değişikliğinin etkisiyle denizlerin sıcaklık ve nem üzerindeki dengeleyici etkisinin azalması ve karasal iklim özelliklerinin daha belirgin hale gelmesiyle açıklanabilir. Örneğin, Sezer formülüne göre 1981-2010 döneminde Türkiye'nin %0,8'i okyanusal-denizel, %4,6'sı okyanusal-denizel/karasal geçiş, %79,6'sı karasal ve %14,8'i şiddetli soğuk karasal iklim olarak sınıflandırılmıştır. Çalışmanın bulguları, gelecekteki karasallık ve denizellik değişimlerinin Türkiye'nin ekosistemleri, su kaynakları, tarımsal verimlilik ve doğal afetlere hazırlık açısından önemli etkiler yaratabileceğini göstermektedir. İç kesimlerde artan karasal iklim özellikleri, bu bölgelerde tarımsal verimlilik ve su kaynakları üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Örneğin, SSP1-2.6 senaryosuna göre, 2011-2040 dönemi için Türkiye'nin %0,7'si okyanusal-denizel iklim, %4'ü okyanusal-denizel/karasal geçiş iklimi, %78,7'si karasal iklim ve %16,4'ü şiddetli soğuk karasal iklim olarak sınıflandırılmıştır. Sonuç olarak, bu çalışma, Türkiye'nin karasallık ve denizellik özelliklerinin gelecekte önemli değişiklikler göstereceğini ve bu değişimlerin iklim değişikliğine karşı alınacak önlemler ve stratejiler açısından değerli bilgiler sağladığını ortaya koymaktadır. Çalışmanın bulguları, su kaynakları yönetimi, tarımsal planlama ve doğal afetlere hazırlık gibi alanlarda politika yapıcılar için önemli bilgiler sunmaktadır.
Dijital göçebelerin turist deneyimlerinin bütüncül olarak analizi
Dijital göçebelik, teknolojik gelişmeler ve esnek çalışma modellerinin yaygınlaşmasıyla birlikte hem bir yaşam tarzı hem de yükselen bir turizm biçimi olarak öne çıkmaktadır. Geleneksel turist tiplerinden farklı olarak dijital göçebeler, seyahatlerini iş hayatlarıyla bütünleştirerek uzun süreli, çok merkezli ve deneyim odaklı hareketlilik biçimleri sergilemektedir. Bu çalışma, dijital göçebelerin seyahat süreçlerini altı aşamalı turist deneyimi modeli (planlama, destinasyon seçimi, destinasyona seyahat, destinasyon deneyimi, eve dönüş, anımsama) çerçevesinde bütüncül bir yaklaşımla analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma nitel desende tasarlanmış ve veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Katılımcılar farklı coğrafyalardan seçilmiş dijital göçebelerden oluşmakta olup, görüşmeler çevrimiçi olarak yürütülmüştür. Toplanan veriler içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiş ve her bir deneyim aşamasına ilişkin temalar belirlenmiştir. Bulgular, dijital göçebelerin seyahatlerini sosyal medya, NomadList ve yapay zekâ tabanlı araçlar gibi dijital platformlardan elde ettikleri bilgiler doğrultusunda planladıklarını göstermektedir. Destinasyon seçiminde internet erişimi, yaşam maliyeti, kültürel çeşitlilik, güvenlik ve dijital göçebe topluluğuna erişim gibi faktörler belirleyici olmaktadır. Seyahat sürecinde esneklik ve ulaşım kolaylığı ön plandadır. Destinasyon deneyimi aşamasında ise ortak çalışma alanları, sosyalleşme olanakları ve yerel halkla etkileşim gibi unsurlar deneyimin merkezinde yer almaktadır. Eve dönüş süreci, katılımcılar tarafından çoğunlukla geçici ve duygusal bir ara evre olarak tanımlanmakta; anımsama sürecinde ise dijital içerik üretimi, sosyal medya paylaşımları ve kişisel arşivler önemli rol oynamaktadır. Çalışma, dijital göçebelerin seyahat deneyimlerini çok boyutlu bir yaklaşımla ele alarak bu özgün turist tipine yönelik kuramsal bir katkı sunmakta; aynı zamanda dijital göçebe dostu destinasyonların geliştirilmesine yönelik altyapı, pazarlama ve deneyim yönetimi stratejileri için pratik öneriler içermektedir.
Duhok (Kuzey Irak) ilinde doğa turizm alanları ve bunların tanıtımında sosyal medyanın rolü
Duhok İli; Irak'ın kuzeybatısında, (37°,23'24'') ile (36°,10'36'')kuzey enlemi, (42°,20'55'') ve (44,18'19'')doğu boylamı arasında yer alır. Duhok ilinin yüzölçümü 10.809 km2 dir. Duhok ilimiz stratijik konumu ile üç ülkeyle (Türkiye,Süriye, Irak) sınırı vardır. Duhok ili var olan coğrafık yapısı ile ve de konjoktürel konumdan aldığı doğal ve de dağlık yapısı ile onu diğer ırak ilarine nazaren farklı kılıp burada turizme açık bir çok alan ve mekan bulunmaktadır. Araştırmamıza göre bölüm ikide dile getirelen tüm turizim alakalı yer ve mekanlar , ayrıca doğal yaşam alanları değerlendirmemizde yerini ve önemini gözle görülür bir şekilde yerini almıştır. Ayrıca dördüncü bölümde de bu tür yerleri sosyal medyada ne kadar etkili olur icabi ile turistler üzerinden bu mekanlar üzerinden yaptığımız anket ile tanıtımını yapmış ve var olan önemi değerlendirmemize konu olmuştur, ayrıca sosyal medyanın farklı dallarının yada çeşitlerinin neler yapılabileceğı konusu üzerinede durulmuştur. Duhok'ta hava doğa turizmine çok uygun, son 10 yılda toplam yağışı (720 mm), kar yağışı (687 cm), ortalama sıcaklık (22.6 0C)dir. Sonuc olarak duhok ilinde 14 vadi 7 şelale,3 mağara 3, dağ silsilesi 1 yayla, ve 1 doğal kaynak su çeşmesi bulunmaktadır. Ayrıca ankete katılanların% 50'den fazlası, ziyaret edilecek doğa turizmi alanlarını bulmak için sosyal medyaya güveniyor. Bu nedenle doğa turizmin alanları tanıtmada Irak'ın en popüler sosyal medya platformu olarak ağırlıklı olarak Facebook kullanmaktadır. Aslında birçok yer sosyal medya tanıtımları ile popüler hale gelmiştir.
Aliağa Çayı Havzasında (Arguvan-Malatya) kır yerleşmelerinin beşeri ve ekonomik coğrafyası
Aliağa Çayı havzası, Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Fırat Bölümünde, Malatya ili sınırları içerisinde Arguvan ilçesinde yer almaktadır. Havzanın kuzeyinde Çatalan Dağları, güneyinde Karakaya Baraj Gölü, batısında Yazıhan ve Hekimhan ilçelerine ait yerleşmeler, doğusunda ise Arapgir ilçesi yer almaktadır. Araştırma sahasında ilk nüfus bilgilerine, Osmanlı döneminde rastlanılmıştır. Havza Cumhuriyet sonrası nüfus hareketliliği fazla olan dinamik bir yapı göstermektedir. Bu dinamik nüfus yapısını önce yüksek doğum oranları şekillendirirken, daha sonra ise göçler nüfus seyrini önemli oranlarda değiştirmiştir. Aliağa Çayı havzasında nüfusun gelişimine bakacak olursak; ilk yerleşme bilgilerine 1560 yılında rastlanılmaktadır. Bu dönemde 4 yerleşme bulunurken, nüfus miktarının artmasına bağlı olarak yerleşmeler çoğalmış ve havzada günümüzde 14 yerleşme bulunmaktadır. 1935'den 1970 yılına kadar yüksek doğum oranlarına bağlı olarak nüfus artış gösterirken, 1970 yılından 2000'li yıllara kadar kırdan kente gerçekleşen göç hareketlerinin etkisiyle sürekli olarak bir azalma meydana gelmiştir. 2007 yılından sonra ise değişken özellikler göstermektedir. Havzada ilk yerleşme bilgisi ve yerleşmelerin ne zaman kurulduğu ile ilgili bilgi ve bulguların tarihi milattan önceye dayanmaktadır. İsaköy, Karahüyük ve Morhamam'da elde edilen örneklerde yerleşme tarihinin ilkçağlara dayandığını göstermektedir. Havza sınırı içerisindeki yerleşmeler köy ve köy altı yerleşme birimleri ile ikamet etme süresine göre daimi ve geçici yerleşmelerden oluşmaktadır. Kırsal yerleşme özelliği gösterdiği için, sahanın geçim kaynakları tarım ve hayvancılık faaliyetleridir. Tarım faaliyetleri arasında kuru tarım metoduyla tahıl tarımı ön plana çıkmaktadır.
Bingöl Ovası ile Muş Ovası arasında Murat Nehri Vadisinde demiryolu ve barajların doğal risk analizi
Bu çalışmada, Bingöl Ovası ile Muş Ovası arasında Murat Nehri vadisindeki demiryolu ve barajların risk analizlerinin yapılması amaçlanmıştır. Bingöl Ovası ile Muş Ovası arasında kalan alan Güneydoğu Torosların kuzeyinde bir eşik alana karşılık gelmektedir. Bu eşik sahanın doğusunda elips şeklinde ve yaklaşık 1500 km2'lik alan kaplayan Muş Ovası, batısında ise Doğu Anadolu Fay Zonu boyunca gelişme gösteren ortalama 500 km2'lik alan kaplayan Bingöl Ovası yer almaktadır. Her iki ova Murat Nehri'nin açmış olduğu boğaz ile birleşmektedir. Bingöl Ovası ile Muş Ovası arasında Murat Nehrinin yaklaşık 500-750 m kadar gömülmüş Antesedant oluşumlu bir boğazdır. Türkiye'nin doğusunu batıya bağlayan demiryolu hattı Murat vadisini izlemektedir. Bu hat uluslararası ulaşımda da önemlidir. Son yıllarda Murat Boğazı içerisinde yapılan barajlarla eski hat sular altında kalmış, yeni deplase hattı yapılmıştır. Yukarı Kaleköy ve Aşağı Kaleköy barajlarının yapımı ile boğaz içerisinde kütle hareketleri riski artmaya başlamıştır. Bu barajlardan Aşağı Kaleköy Barajı pasif bir heyelan alanına inşa edilmiştir. Baraj ve yeni deplase demiryolu inşaatı yapımı esnasında yapılan kazı, patlatma, şevlendirme, topuktan malzeme alımı ve benzeri işler nedeniyle pasif heyelan aktif hale gelmiştir. Bu heyelan sonucunda inşa edilen tüneller kullanılamaz hale gelmiş ve maliyetler artmıştır. Yeni demiryolu zorunlu olarak daha yükseğe çıkarılması nedeniyle kütle hareketlerinden daha fazla etkilenmeye başlamıştır. Bu süreçte çok sayıda heyelan yaşanmıştır. Baraj ve deplase hattının yapımı ile Murat Vadisinde ortaya çıkan risklerin analizi yapılmıştır. Bu kapsamda Murat Vadisi ve çevresinin jeolojik ve jeomorfolojik özellikleri incelenerek arazi çalışmaları yapılmıştır. Arazi çalışmalarında kütle hareketleri özelliklede heyelanlar haritalanmıştır. Deprem ve kütle hareketleri analizleri yapılarak demiryolu ve barajlar üzerindeki doğal riskler tespit edilmeye çalışılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre baraj ve demiryolunun yüksek riskli alanlara yapıldığı ve yapım aşamasında bazı önlemler alındığı görülmüştür. Ancak Murat vadisinin jeolojik ve jeomorfolojik özellikleri nedeniyle risklerin devam ettiği görülmektedir.
Duhok (Kuzey Irak) ilinde dini turizm olanakları
Bu araştırma, Duhok ilinde yer alan inanç turizmini geliştirme yollarını ele almaktadır. Bununla, ülkeye inanç turizmi ile kazanç sağlamak ve yeni iş fırsatları sağlayabilecek bir ekonomik sektör oluşturmak amaçlanmıştır.Araştırma, farklı dinlere ait türbeler ve dini mekanlara sahip olan Duhok ilinde yer alan inanç turizmi kavramını ve turizme ait bütün içerikleri ele alarak, inanç turizminin önemini belirtip, inanç turizminin ekonomik, sosyal ve politik etkilerini gözler önüne sermektedir. Çalışma, turizm hizmetlerinin mevcudiyetini ve bu yerlerin gelişmesi için ihtiyaç duyduğu unsurları belirlemek için Duhok ilinde gerçekleştirilen kişisel görüşmelere ve saha ziyaretlerine dayanır. Araştırma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde genel olarak turizm ve türlerinden bahsedilmiştir. İkinci bölümde dünyada ve Irak'ın Duhok şehri çevresinde yer alan inanç turizmine değinilmiştir. Duhok ilinde genel olarak yirmi inanç turizmi yeri vardır. (10) yer Müslümanlara ait, (6) yer Hristiyanlara ait, (2) yer Yahudilere ait, (1) yer Yezidilere ait, (1) yer ise Zerdüştlere aittir. Üçüncü bölümde turizmin coğrafya ile olan ilişkisinden bahsedilmiştir. Dördüncü bölüm, Duhok ilinin beşeri ve fiziki özelliklerinden oluşmaktadır. Araştırmanın sonuç kısmında ise insani, sosyal, dini ve ekonomik konularda elde edilen bulgular yer almaktadır.
Hani çevresinin (Diyarbakır) jeomorfolojik özellikleri ile arazi kullanımı arasındaki ilişkiler
Hani ilçesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesinin Dicle bölümünde yer almaktadır. Diyarbakır'ın kuzeydoğusunda yer alan Hani'nin doğusunda Lice, kuzeydoğusunda Genç, kuzeybatısında Arıcak, batısında Dicle ilçesi, güneyinde Kocaköy ile Sur ilçeleri yer almaktadır. Hani idari olarak, Diyarbakır'a bağlı bir ilçe merkezidir. Hani ilçemizin nüfusu 33.000 dolaylarında olup Diyarbakır'ın önemli yerleşmelerinden biridir. Yer şekilleri bakımından kuzey kesimleri dağlık ve engebeli olan bu ilçemizin nüfus ve yerleşme özellikleri ile düzensiz bir karaktere sahip olduğunu görmekteyiz. Orta ve güney kesimleri ise daha sade bir topoğrafyaya sahip olması hasebiyle nüfus ve yerleşme bakımından daha çekici bir karakterdedir. Güneydoğu Toros dağlarının güneyinde Kenar Kıvrım Kuşağındaki İnceburun dağlarının olduğu kesimde kurulması hasebiyle özellikle de fiziki coğrafya özellikleri bakımından Diyarbakır'ın çeşitlilik arz eden ilçelerinden biridir. Doğu-batı yönlü uzanan sıra dağların arasında yine doğu-batı yönlü uzanan pek çok ovasına sahiptir. Nem, Babiğ, Çimen, Dibri, Siyabelek, Kuş Dağı, Zincibel-Kale Dağları ve Kurtuluş dağı gibi pek çok dağlık alanın hakim olduğu bir sahadır. Bu dağlarında güneyden kuzeye gidildikçe yükselti ve eğim değerlerinin arttığını görmekteyiz. Özellikle Kuvaterner döneminde meydana gelen tektonik faaliyetler ve levha hareketleri ile bu sahadaki miyosen çanağı kapanıp sıkışma ile toptan yükselmenin meydana geldiğini görmekteyiz. Hala Arap platformunun Anadolu Levhasını sıkıştırması ve bindirmesi devam etmektedir. Hani ve yakın çevresi de bu sıkışma ve bindirme olayları sonucu yer yer çökerek ovalık alanların kurulduğunu yer yer de yükselmenin meydana geldiğini söyleyebiliriz. Saha da hem karstlaşma hem de tektonik faaliyetler sonucu kırılmaların meydana geldiğini görmekteyiz. Bu olaylar sonucu karstik aşınım ve birikim şekilleri gelişme göstermiş ve özellikle de polye ovaları meydana gelmiştir. Polye ovalarının haricinde lapya, dolin, uvala, mağara, düden gibi diğer karstik oluşumlarda sahada oldukça yaygındır. Kalkerli yapının yaygın olarak görülmesi sahanın karst topoğrafyası açısından da zengin olduğunu söyleyebiliriz. Genel anlamda Hani çevresindeki arazi kullanımına fiziki şartların etki ettiğini görmekteyiz. İnceleme sahasının merkezi ve güney kesimleri morfolojik özellikler bakımından daha sade bir topoğrafyaya sahipken kuzey kesimleri daha dağlık ve engebelidir. Bunun sonucu olarak yerleşme, nüfus, tarım, hayvancılık, ormancılık gibi faaliyetlerde güney kesimlerde yoğunlaşmıştır. Kuzey kesimlerinde topoğrafyanın elverişsizliğinden beşeri ve ekonomik faaliyetler sınırlıdır. Hani çevresinde toprak özellikleri bakımında çeşitlilik arz etmektedir. Düzlük sistemlerinin yayılış gösterdiği yerlerde terrarossa, kahverengi bozkır ve kahverengi orman toprakları yayılış göstermektedir. Akarsu ve baraj çevresinde yer yer alüvyal topraklar ve dağlık alanların yamaçlarında kolüvyal topraklar görülmektedir. İnceleme sahası karasal bir iklime sahip olduğu için su ihtiyacı yüksek ürünler pek yetişme imkanı bulamamaktadır. Dicle nehri ve barajı ile bazı akarsulardan faydalanılarak sulamalı tarım yapılırken genel anlamda bu kesimde kuru tarım ürünlerine daha çok yer ayrılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hani, Diyarbakır, Kenar Kıvrım Kuşağı, Jeomorfoloji, Arazi Kullanımı
Hoş ve Akmezra (Elazığ-Merkez) köylerinin beşeri ve iktisadi coğrafyası
Hoş ve Akmezra Köyleri, Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümündeki depresyon zincirleri içerisinde yer alan Uluova'nın kuzeydoğu kısmında yer almaktadır. Hoş Köyü kuzeyde Beydoğmuş, doğuda Kıraç, güneyde Akmezra (Sahil Önü) ve batıda Sedeftepe köyleri ile çevriliyken, Akmezra ise kuzeyde Hoş Köyü ve Sedeftepe, doğuda Kıraç, batıda Yurtbaşı merkez sınırları ve güneyde Keban Baraj Gölü ile çevrilidir. Yaklaşık olarak 20,8 km2'lik alana sahip olan araştırma sahasının 14,3 km2'si Hoş Köyü'ne 6,5 km2'si ise Akmezra Köyü'ne aittir. Hoş Köyüne ilk yerleşme Osmanlı Devleti döneminde XVI. Yüzyıla denk gelen bir zaman diliminde gerçekleşmiştir. Akmezra ise çok yeni bir yerleşme olmakla birlikte ilk yerleşmenin 1972-1973 aralığında gerçekleştiği ve müstakil bir muhtarlık yapılanmasının 1984 yılında gerçekleşerek Yurtbaşı Beldesine bağlı kırsal bir mahalle olarak kuruluşunu tamamladığı bilinmektedir. Araştırma sahamızda Hoş Köyünün bulunduğu mevki 1100 metre yükseltiye sahipken Akmezra 875 metre yükseltiye sahiptir. Erozyon olgusuna ve ilkbahar döneminde görülen sel vakalarına rastlanan sahada her iki durum yerleşik bulunan halkın sorunları arasında yer almaktadır. Sahanın temel geçim kaynağı olan tarım ile ilgili en önemli sorunları sulama, aşırı ilaçlama ve tarım arazilerinin taşlılığıdır. Hoş Köyünün nüfusu 2019 yılı itibariyle 353, Akmezra'nın nüfusu ise 393'tür. Nüfus gelişim sürecine baktığımız zaman ülkemiz kırsal kesiminde görülen nüfus kaybının araştırma sahamız içinde çoğu dönemde geçerli olduğunu söylemek mümkündür. Her iki köyümüzde de yerleşme tarihleri boyunca göçe bağlı nüfus kaybı söz konusu olmuştur. Keban Baraj Gölünün alanını doldurmasından sonra göç alan durumuna gelen her iki köyümüzde daha sonraki dönemlerde nüfusunu artırmak veya korumak noktasında başarısız olmuştur. Bu çalışma Hoş ve Akmezra kırsal yerleşmelerinin, nüfusunun mekânsal dağılımında meydana gelen değişiklikleri, sebepleriyle birlikte ortaya koymanın yanında sahanın iktisadi faaliyet yapısıyla ilgili mevcut durumu ortaya çıkarmak, problemlerine yönelik tespitlerde bulunmak ve çözüm önerilerinde bulunmak amacını taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Beşeri Coğrafya, İktisadi Coğrafya, Hoş, Akmezra, Tarım, Hayvancılık
Kahramanmaraş'ta şehirsel gelişimin jeomorfolojik birimler ve doğal afetler üzerindeki etkisi
Bu çalışmada, Kahramanmaraş'ta şehirsel gelişimin jeomorfolojik birimler üzerinde meydana getirdiği değişimleri ve bu değişimin doğal afetlerle ilişkisi incelenmiştir. Kahramanmaraş şehri, Maraş Ovası ile Ahır Dağı arasında alçak plato üzerine kurulmuştur. Daha sonra Maraş Ovası'na doğru genişlemiştir. Şehir, son yıllarda Ahır Dağı güneyinde doğu batı doğrultusunda hızlı gelişerek bu alandaki plato, vadi ve birikinti yelpazelerini işgal etmiştir. Bu süreçte jeomorfolojik birimlerde değişimler yaşanarak sel ve taşkın gibi afetlerde artış görülmüştür. Kahramanmaraş'ın ilk yerleşme yeri plato üzerindeki tepelik alana karşılık geldiği için afet açısından risksiz bir alandır. Fakat yakın dönemde şehrin geliştiği alan, Ahır Dağı'ndan inen akarsular tarafından yarılmıştır. Akarsu yataklarının yerleşmeler tarafından işgal edilmesi ile sel ve taşkın afetlerinin artışına neden olmuştur. Bu afet dışında şehrin Maraş Üçlü Eklemi içerinde yer alması deprem riskinin çok yüksek olduğunu göstermektedir. Geçmişte yaşanmış olan büyük depremler bu afetin şehir için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktadır. Kahramanmaraş şehri, uygun iklim şartları, verimli toprak yapısı ve coğrafi konumu nedeniyle sürekli nüfusun artarak, doğal ortam üzerinde baskı oluşturduğu bir yerleşmedir. Hızlı kentleşme ile birlikte şehrin fay zonu ve ova üzerinde genişlemesi yüksek afet riski oluşturmaktadır. Bu risk dışında bina ve yol yapımındaki kazı çalışmaları ile yamaç ve sırtlarda doğal denge bozulmaktadır. İnşaat çalışmaları ile çıkan hafriyat dere yatakları ve vadilere doldurulmaktadır. Hızlı ve plansız kentsel gelişmeyle birlikte şehrin yerleştiği alanlardaki jeomorfolojik birimlerdeki doğal süreçlere müdahale edilmektedir. Bütün bu süreçlerin sonucunda kentsel gelişim jeomorfolojik birimlerde değişime neden olmaktadır. Jeomorfolojik birimlerdeki bu değişim ise afet riskini artırmaktadır. Kahramanmaraş'ta şehirsel gelişimin jeomorfolojik birimler ve doğal afetler üzerindeki etkisinin tespit edilmesi için uydu görüntüleri ve sayısal veriler kullanılmıştır. Yapılan analizlere göre Kahramanmaraş şehrinde nüfusun artışına paralel olarak kentsel alanın hızlı bir şekilde genişlediği belirlenmiştir. Vadiler üzerinde yapılan beşeri müdahaleler şehrin sel ve taşkın açısından riskli hale gelmesine neden olmaktadır. Yamaçlar üzerinde yapılan müdahaleler ise deprem ile birlikte heyelan olaylarını tetikleyebilecektir. Kentsel alandaki yüksek binalar muhtemel depremlerde kayıpların daha yüksek olmasına neden olabilecektir. Bu sonuçlara göre şehrin gelişiminde mevcut afetler dikkate alınarak planlama ve gerekli önlemler alınmalıdır.
Gelendost ilçesinin (Isparta) beşeri ve iktisadi coğrafyası
Gelendost Göller Yöresinde yer alan Isparta İline bağlı bir ilçedir. İlçe Isparta'nın Kuzeydoğusunda yer almaktadır. Yüzölçümü 624km² olan Gelendost'un deniz seviyesinden yüksekliği ortalama 940 metredir. Gelendost'un kuzeyinde Yalvaç, güneyinde Eğirdir, doğusunda Şarkikaraağaç ve Yenişarbademli batısında ise Eğirdir Gölü yer alır. Eğirdir Gölüne 27 km kıyısı bulunmaktadır. 1415 yılında Konya vilayetine bağlanan Gelendost daha sonra Afşar Köyü'nün gelişerek nahiye olması ile birlikte Afşar Nahiyesine bağlı bir köy konumuna gelmiştir.1930 yılında tekrar nahiye merkezi olan Gelendost, Şarkikaraağaç kazasına bağlanmış 1954 yılında ise İlçe Statüsüne sahip olmuştur. Gelendost, bağlı bulunduğu Isparta gibi, coğrafi bölge olarak Akdeniz Bölgesinde bulunmasına rağmen iklimi tam Akdeniz iklimi özellikleri taşımaz. Hem Akdeniz ikliminden hem de İç Anadolu'nun karasal ikliminden etkilenir. Bunun için Akdeniz iklimi ile karasal iklim arasında geçiş iklimi olarak adlandırılabilir. Bozkır alanın fazlaca yer kapladığı bölgede yazın sıcak ve kurak olması haziran ayı başından itibaren tarım ürünlerinin sulanmasına gerekli kılmaktadır. 1935 yılında Şarkikaraağaç ilçesine bağlı bir nahiye olan Gelendost'ta 15 köy bulunurken,1940 yılında Mahmatlar ve Sarıidris köyleri Gelendost'tan ayrılarak Eğirdir'e bağlanmış ve bağlı bulunan köy sayısı 13'e düşmüştür.1940 yılından bu yana herhangi bir idari sınır değişikliği olmamıştır.1967 yılında beldeye çevrilen Bağıllı Köyü ile 1975 yılında beldeye çevrilen Yaka Köyünün belediye statüsü, nüfusun 2000 kişinin altına düşmesi nedeniyle 2013 yılında sona ermiştir. Gelendost'un 1940 yılında 9739 olan nüfusu 1970 yılına gelindiğinde 17757' ye 1990 yılında ise 22739'a ulaştığı görülmektedir. Nüfusun sürekli olarak artış gösterdiği bu dönemde 1970 yılından sonra Ülke dışına yapılan işçi göçlerinden kaynaklı nüfus artış hızında dalgalanmalar meydana gelmiştir. 2000 li yıllarla birlikte kırdan kente göçün hızlanmasıyla birlikte 2021 yılında Gelendost Nüfusu 15059' a kadar gerilemiştir. Gelendost ilçe sınırlarında en eski yerleşimler M.Ö. 3000 yılına kadar uzanmaktadır. Araştırma sahası tarih boyunca; Hitit, Frig, Lidya, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı uygarlıklarının hâkimiyeti altına girmiştir. 1954 yılında ilçe statüsüne kavuşan Gelendost'ta, günümüzde ilçe merkezi dışında 13 köy yerleşmesi bulunmaktadır. Gelendost'ta temel ekonomik geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Tarımsal faaliyetler hayvancılık faaliyetlerine göre daha ön plandadır. 1990'lı yılların başında kuru tarım alanları toplam tarım alanları içerisinde %90 oranında bir paya sahipken, faaliyete geçen sulama projeleri ile birlikte günümüzde sulu tarım alanlarının payı toplam tarım alanları içerisinde %35'e kadar yükselmiştir. Bu durum bölgede elma yetiştiriciliğinin de önem kazanmasını sağlamıştır. 1991 yılına göre 2021 yılında elma üretimi 10 kat artış göstermiştir. Böylelikle tarımın ekonomik faaliyetler içerisindeki payı da yükselmiştir. Anahtar Kelimeler: Beşeri Coğrafya, Ekonomik Coğrafya, Isparta, Gelendost, Tarım,
Zengezur'un coğrafi konumu ve Türkiye -Azerbaycan için jeopolitikalar
Zengezur Azerbaycan, Nahçıvan ve Kacar İranı ile sınırı olan Ermenistan'ın güneyinde yer alan bölgedir. Bölgenin merkezi Kapan şehridir. Zengezur ilçesi doğu ve kuzeydoğuda Cebrail ve Şuşa ilçeleri, kuzeyde Cavanşir ilçesi, batı ve güneybatıda Erivan ilinin Şarur-Daralayaz ve Nahçıvan ilçeleri, güney ve güneydoğuda ise Kacar İranı ile Araz Nehri boyunca sınır komşusudur. 1918 ve 1920 yılları arasında Zengezur, kısa ömürlü Ermenistan Cumhuriyeti'ne dahil edildi . Ermenistan'ın Sovyetleştirilmesinden sonra Zengezur, Bolşeviklere karşı direnişin ana merkezi haline gelmişdir. Sovyetleştirme sırasında Zengezur, Sovyet Ermenistanı'nın bir parçası olurken, diğer iki tartışmalı bölge olan Nahçıvan ve Dağlık Karabağ Sovyet Azerbaycan'ın bir parçası oldu. Yirminci yüzyılın başından itibaren Ermeniler, Zengezur'u ele geçirmek için harekete geçtiler ve yüzyılın sonunda bunu başarabildiler. Stratejik açıdan önemli olan Zengezur bölgesi, İran sınırında Azerbaycan'ın Güneybatısını, Ermenistan'ın ise güneydoğusunu kapsamaktadır. Eski Türk-Müslüman toprakları olan Zengezur bölgesinin nüfusunun etnik bileşenindeki değişim, Rus birliklerinin işgalinden sonra XIX. yüzyılın başlarında başlamışdır. Rusya ve Kacar İranı arasında Gülistan (1813) ve Türkmençay (1828) anlaşmalarının imzalanmasının ardından Ermenilerin Zengezur bölgesine toplu göç süreci başlamışdır. Sadece İran'dan Türkmençay Antlaşması ile iskân edilen 8249 Ermeni ailesinden 1300'ü Karabağ ve Zengezur'a yerleşmiş, bunun sonucunda ise bölgedeki demografik durum ciddi değişiklikler geçirmiştir. 20 Temmuz 1921'de Ermenistan Halk Komiserleri Konseyi, Ermenistan'ın 8 bölge ve 33 bölge ile idari bölge bölünmesini onaylamıştır. 31 Ağustos'ta Zengezur'da yeni bir bölge- Gorus şehri- merkez olmakla Zengezur bölgesi kurulmuştur. Azerbaycan da Zengezur'un (Gorus, Karakilse, Kafan ve Megri bölgeleri) batı bölgesini idari-bölge bölümünden çıkarılmıştır. Böylece Zengezur iki kısma bölünmüştür ve batı kısmı Ermenistan ile birleştirilmiştir. Zengezur Koridoru, Azerbaycan'ın yanı sıra Çin ve Orta Asya'nın yanı sıra Ermenistan'ı Avrupa ve Pasifik Okyanusu'na sosyal, ekonomik, jeopolitik ve jeostratejik olarak bağlamaktadır. Bölgedeki askeri ve siyasi çatışmaların azalması, ülkeler arasındaki ticaretin artmasına neden olacaktır. Rusya, Azerbaycan, Türkiye, Ermenistan ve Kacar İranı arasındaki demiryolu ağını genişletecek ve Kafkas ülkeleri arasındaki ticareti yeni bir düzeye taşıyacak birçok ticaret yolunu açacaktır. Azerbaycan'ın bir Avrasya ulaşım merkezine dönüşmesiyle birlikte, Kafkasya bölgesindeki ulaşım ve demiryolları, bölgenin transit güvenliğini artırarak yeni rekabet ve yeni fırsatlar yaratacaktır. Bu bağlamda elbette uluslararası Doğu-Batı ve Kuzey-Güney ulaşım koridorlarının yapımı ve güzergahları ile Hazar Denizi'nden Avrupa'ya uzanan petrol ve gaz boru hattı sisteminin yapımı yeni sürprizler getirecek, Azerbaycan'ın Doğusunun önemini daha da artıracaktır. Batı ve Kuzey-Güney ulaşım koridorları sayesinde Tarihi İpek Yolu üzerinde bulunan Azerbaycan, Avrupa ve Asya arasında bir lojistik merkez olarak çok önemli lokasyona sahiptir. Doğu-Batı Koridoru Çin'in Orta Asya ve Azerbaycan üzerinden Avrupa'ya engelsiz erişimi, aralarındaki ticareti önemli ölçüde artıracaktır. (eurasian-research, 2020). 18 Şubat 1929'da Güney Kafkasya Merkezi Otoritesi İcra Kurulu, Nüvedi, Ernezir ve Tuğut köylerinin Ermenistan'a devredilmesine ilişkin bir karar almıştır. Sonuç olarak, şu anda "Megri Koridoru" olarak bilinen ve yalnızca Nahçıvan ile Azerbaycan'ın geri kalanı arasındaki bağlantıyı kesmekle kalmayan, aynı zamanda Ermenistan'ın Kacar İranı üzerinden erişimini sağlayan 42 km uzunluğundaki bir koridor kuruldu. Böylece Sovyet Bolşevik hükümeti Azerbaycan'ın tarihi topraklarını Ermeni SSC'ye bağışlama politikasını sürdürdü. Buradaki amaç sadece Ermenistan'ı güçlendirmek değil, aynı zamanda Türk dünyası ve Azerbaycan'la olan tüm yol bağlantılarını azaltmaktı. Bu, Çar Rusya'nın jeopolitik çıkarlar uğruna izlediği politikanın Sovyet makamları tarafından da takip edildiğinin açık bir göstergesiydi. 1988'de, Ermenistan, uluslararası destekçilerinin yardımıyla, Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesine toprak iddiasını ileri sürerek bir sonraki adımı atmıştır. Sonuç olarak Ermenistan ve Azerbaycan arasındaki çatışma yeniden başlamıştır. 1988-1991 yılları arasında Ermeniler, Azerbaycan'ı Zengezur Megri bölgesindeki 7, Karakilse bölgesindeki 11, Kafan bölgesindeki 41 ve Gorus bölgesindeki 4 yerleşim yerlerinden sürgün ederek Azerbaycanlılara karşı etnik temizleme politikasını başlatmışlardır. 1991-1994 yıllarında Ermenistan silahlı kuvvetleri yabancı güçlerin yardımıyla Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesini ve çevresindeki 7 bölgeyi işgal etmiştir. Böylece Zengezur'un Doğu kısmı, yani Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının bir kısmı olan Laçin, Gubadlı ve Zengilan bölgeleri işgal edilmiş oldu. Bu bölgelerde, 301 Azerbaycan yerleşkesini kapsayan 3347 kilometrekarelik topraklar Ermenistan silahlı kuvvetlerinin kontrolü altına alınmış ve 150.000'den fazla kişi yerinden edilmiştir. Ermeniler, zengin cevher yataklarına sahip, Kafkasya'nın İsviçre'si olarak adlandırılan Zengezur'u ele geçirerek Azerbaycan ve Nahçıvan ve aynı zamanda Azerbaycan ve Türkiye arasında yapay bir engel oluşturmuşlardır. Böylece Zengezur'un Azerbaycan'dan Ermenistan'a geçişinin bir sonucu olarak, Azerbaycan'ın ana kısmı Nahçivan'dan ayrıldı ve büyük Türk dünyası coğrafi olarak bölünmüştür. Türkiye'nin Dağlık Karabağ sorunundaki aktif stratejisinin en bariz örneği, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki çatışmayı Rusya'nın arka bahçesine daha fazla nüfuz etmek ve Kafkasya'da önemli bir oyuncu olarak konumunu güçlendirmek için kullanma girişimiydi. Türkiye'nin siyasi ve ekonomik gücünün yeni formu dış politikanın birçok alanında denge kurabiliyor olmasıdır. Bu yeni açılım süreci Türk dış politikasında yeni bir sayfa açarak, ekonomik fırsat penceresi ve yeni dış politika fırsatları ile yeni bölgesel jeopolitikalar yaratmaktadır. Türkiyenin jeopolitiği Zengezur ve Dağlık Karabağ'daki enerji hatları sorununu Rusya ile işbirliği yaparak çözebilirse, Orta Asya ve Kafkaslardan Türkiye'ye enerji hatları oluşturulacak ve ardından Türkiye'ye aktarılacaktır. Teşekkürlerim var. Yükseklisans süreci boyunca daima yanımda olan, çalışmalarımın her aşamasında beni detekleyen Danışman Hocam İlhan Oğuz AKDEMİR'e şükranlarımı sunuyorum. Yüksek lisans tezimi hazırlarken, oğlum Amir İbrahimov'a ayırmam gereken zamandan çokça çaldım. Özürlerimi ve sevgimi iletiyorum. İlerleyen zamanlarda, beni daha iyi anlayacağını biliyorum. Haritalarımın şekillenmesinde bana yardımcı olan Nesife LAĞIMCIOĞLU'na minnettarım. Son teşekkürüm okuyucularıma ve aziz Türk milletine, şayet bir kaç kelime ile faydası oldu ise çalışma gerçek amacına ulaşmış demektir.
Türkiye'de helal turizm
Günümüzde ve son yıllarda meydana gelen ekonomik gelişmeler ve değişmelerin yanında popüler olarak karşımıza çıkan "helal turizm" kavramı gelişmeye başlamış hem işletmeciler hem de halk tarafından da ön plana çıkarılmaya çalışılmaktadır. Fakat helal turizm kavramı farklı anlamlar teşkil etmekte olup bu tezde hem buna değinilmiş hem de olması gereken tanımına yaklaşılmaya çalışılmıştır. Helal turizm kavramına açıklık getirilmeye çalışılmanın yanında ülkemizdeki helal turizm gelişimiyle ilgili araştırma yapılmıştır. Helal turizm yeni gelişen bir alternatif turizmdir ve ülkemiz içinde yeni bir konumda olmasına rağmen oldukça dikkat çekmektedir. Ülkemiz birçok turist için popüler olan bir ülke konumundadır. Özellikle helal turizmin ülkemizdeki yayılış alanına, hangi bölgelerde yoğunluk kazandığına ve bu alanların turistler için ne kadar önem taşıdığına dikkat çekilmiştir. Ayrıca haritalar ve tablolarla ülkemizdeki helal turizm konusu anlatılmaya çalışılmıştır.
Kuruçay havzası aşağı çığırının (Malatya) beşeri ve ekonomik coğrafyası
Kuruçay havzası; Doğu Anadolu Bölgesi, Yukarı Fırat Bölümü, İç Toros Depresyonları Yöresi, Malatya Havzası Alt Yöresi içinde yer almaktadır. Çalışma sahası Malatya şehrinin 40 km kuzeyinde yer almaktadır. Havzanın kuzeyinde Hekimhan İlçesi ve Arguvan İlçesi yer alır. Doğusunda Elazığ'a bağlı Baskil İlçesi ve güneyinde Malatya'ya bağlı Dilek Kasabası ile bulunmaktadır. Çalışma alanı 481 km2'lik yüz ölçümüne sahiptir. Havzaya adını veren Kuruçay ise havzanın tam ortasından geçmektedir. Kuruçay'ın iki önemli kolu Hırın Çayı ve Hasır Çay'da çalışma alanı sınırları içinde yer almaktadır. Çalışma sahasında, nüfus 1935 yılı ile 1980 yılları arasında dinamik bir artış gösterirken, 1980-2000 yılları arasında durağan şekilde bir artış göstermiştir. 2000 yılından sonraki sayım yıllarında ise çalışma sahasında dinamik bir gerileme gözlenmiştir. Çalışma alanının nüfus bakımından en önemli özelliği sürekli göç vermesi ve göçlerin mevsimsel olarak değişmesidir. Araştırma sahasındaki yerleşmelerin tarihi ilk çağlara dayanmaktadır. Havzadan geçen D-875 Malatya- Sivas karayolu ilk çağlardan itibaren İpekyolu'nun tali yolu olarak kullanılması bu durumu kanıtlar niteliktedir. Çalışma sahasındaki yerleşmeler büyük bir çoğunluğu daimi yerleşmeler olarak nitelendirilebilir. Daimi yerleşmelere örnek olarak mahalleler, köyler ve mezralar gösterilebilir. Araştırma sahasındaki geçici yerleşmeler ise genelde bağ-bahçe evleri ve hayvancılık ile geçimini sağlayan insanların kullandığı yayla evleridir. Araştırma alanında tarım alanlarının oranı % 41'lik dilimi oluştururken, % 37'sini ormanlık ve çalılık alan, % 5'ini çayır ve meralar ve % 17'lik kısmını ise yerleşim alanları, bataklıklar ve su yüzeyi oluşturmaktadır. Sahada yetiştirilen başlıca tarım ürünü olarak kayısı gelmektedir. Kayısı yörenin en önemli geçim kaynağıdır ve yaz mevsiminde kayısı tarımı sayesinde nüfus oldukça artmaktadır. Bunun dışında havzada buğday, arpa, yonca, fiğ, baklagiller ve bağ-bahçe tarımı yapılmaktadır. Fakat bu bahsedilen tarımsal üretimler genelde ticari amaçlı değildir. Hayvancılık bakımından sahada yükseltinin ve engebenin azaldığı güney kısmında genelde büyükbaş hayvancılık ve kümes hayvancılığı yürütülürken, engebenin ve yükseltinin arttığı kuzey kesiminde ise genel olarak küçükbaş hayvancılık faaliyetleri yürütülmektedir. Diğer iktisadi faaliyetler ise araştırma sahasının önemli bir güzergâhta yer almasından dolayı yol kenarlarında benzinliklerin olması ve Kuruçay'ın etkisiyle akarsuyun döküldüğü ağız kısmında çakıl ve kum gibi ince yapılı malzemelerin birikmesi sonucu kum ocaklarının mevcudiyetidir. Ülkemizdeki kırsal alanlarda olduğu gibi çalışma sahasındaki en büyük sorunları; göç olgusunu fazla oluşu, arazi kullanımından kaynaklanan sorunlar ve arazinin engebeli olduğu kırsal sahalarda yerleşim yerlerinin birbirinden kopuk alanlara kurulmuş olması ve ulaşımda yaşanan sıkıntılardır. Bu belirtilen sebepler ve sorunlar çalışmanın yapılmasında belirleyici faktörler olmuştur.
Huzurkent'in (Mersin) beşeri ve ekonomik coğrafyası
Huzurkent, Akdeniz bölgesinin Adana bölümünde Mersin ili idari sınırında yer almaktadır. 1968 yılında kurulan Huzurkent 1969 yılında belediye statüsü kazanmıştır. 2004 yılında Nacarlı ve Bağlarbaşı mahallelerinin dahil olmasıyla mahalle sayısı 7'ye yükselmiştir. 2012 yılında büyükşehir yasasıyla Huzurkent belediyesi kaldırılmıştır. Bu tarihten itibaren Mersin'in Akdeniz ilçesine bağlı mahalle ünitesi olarak yer almıştır. Günümüzde 38,78 km² yüz ölçümüne sahip olan Huzurkent'de 7 mahalle ünitesi bulunmaktadır. Alüvyal bir ova üzerinde kurulan Huzurkent, uygun iklim koşulları, topoğrafik bir engelin olmaması ve verimli topraklara sahip olması Huzurkent'in yerleşim alanı olarak tercih edilmesini sağlamış ve kısa sürede nüfuslanmasına imkan tanımıştır. Mersin-Adana kara yolu ve Mersin-Adana demiryolunun bulunduğu güzergahta yer alması, Huzurkent'in sosyo-ekonomik yapısında değişmeler meydana getirmiştir. Kurulduğu dönemde yoğun zirai faaliyetleriyle kırsal yerleşme özelliği gösteren Huzurkent, ulaşım fonksiyonunun sahaya etkisiyle birlikte ticaret, sanayi ve hizmet alanlarında gelişme göstermeye başlamış ve zamanla şehirsel bir karakter kazanmıştır. Sahada topoğrafik bir engelin olmamasına rağmen nüfusun mahallelere dağılışında farklılıklar görülmektedir. Nüfus daha çok Mersin-Adana karayolunun güneyinde ve Demiryolunun kuzeyindeki mahallelerde yoğunluk göstermektedir. Huzurkent'de ticaret, sanayi ve hizmet faaliyetleri gelişme göstermekle beraber günümüzde tarım, ekonomik faaliyet alanı olarak önemini korumaktadır. Huzurkent'de modern tarım yöntemleri uygulanmakta olup çeşitli sebze ve meyve tarımı yapılmaktadır. Huzurkent ulaşım fonksiyonları yönünden zengin bir sahadır. Sahada hem karayolu ulaşımı hem de demiryolu ulaşım sistemi mevcuttur. Bu ulaşım sistemleri ile birçok yerleşim alanına ulaşmak mümkündür. Uluslararası ticarette önemli bir konumda olan Mersin ve Tarsus şehirleri arasında yer alan Huzurkent, Mersin Tarsus organize sanayi bölgesinin sahada kurulmasıyla birlikte sahada ticaret ve sanayi faaliyetlerinin gelişmesini sağlamıştır. Ticaret, Mersin-Adana karayolu ve Atatürk Caddesi boyunca gelişme göstermiştir. Huzurkent'de perakende ticaret, günlük ihtiyaçlar, uzun süreli ihtiyaçlar, periyodik ihtiyaçlara yönelik ticari faaliyetler gelişmiştir. Sanayi, Mersin-Tarsus karayolu üzerinde ve Mersin-Tarsus organize sanayi bölgesinin bulunduğu alanlarda kurulmuş olup sanayi faaliyetleri hem Huzurkent hem de çevresinde yer alan yerleşim alanları için önemli bir istihdam alanı oluşturmaktadır. Mevcut olan sanayi kolları ise gıda, otomotiv, cam, petro-kimya sanayisi ve kimya sanayisidir. Anahtar kelimeler: Huzurkent, şehir, ulaşım, sanayi ve ticaret
Solhan'ın (Bingöl) beşeri ve ekonomik coğrafyası
Doğu Anadolu bölgesinin Yukarı Fırat bölümünde yer alan Solhan ilçesi Bingöl iline bağlı olup bu ilin kuzeydoğusunda yer alır. Solhan, doğusunda Muş, batısında Bingöl, kuzeyinde Karlıova(Bingöl) ve Varto(Muş), güneyinde de Diyarbakır ve Genç(Bingöl) ilçesi ile çevrelenmiştir. İstanbul-İran transit yolu üzerinde olup, Bingöl'e 56 km, Muş'a ise 58 km uzaklıktadır. Araştırmada Solhan ilçe merkezinin beşeri ve ekonomik coğrafya özellikleri ele alınarak, coğrafi bir bakış açısıyla ortaya konulmaya çalışılmıştır. İlçenin özellikleri incelenirken genel eserlerin yanı sıra, çeşitli periyodiklerden de yararlanılmıştır. Bunun yanında, gözlemlerden de büyük ölçüde faydalanma yoluna gidilmiştir. Çalışma alanı, elverişli konumu sayesinde önemli kara ve demiryolları üzerinde bulunmaktadır. Ancak bu konum, İlçenin gelişimine beklenen katkıyı pek sağlayamamıştır. Yerleşim sahası yeryüzü şekillerine ve ulaşıma bağlı olarak sınırlanmıştır. Son yıllarda İlçenin gelişimi genel olarak yer şekillerinin daha sade olduğu ve D-300 karayolunun da geçtiği güzergâh olan batı yönünde gelişmiştir. Yörenin ekonomisinde hayvancılığın payı oldukça fazladır. Nitekim şehrin çoğu geçimini hayvancılıktan sağlamaktadır. Çalışma sahasındaki sanayi son yıllarda biraz gelişim gösterse de sanayinin gelişmesini sağlayıcı önlemlerin alınması gerekmektedir. Solhan, sahip olduğu doğal çevre özellikleri, önemli bir ulaşım arteri üzerindeki konumu ve turizm potansiyeli ile gelişmeye açık bir ilçedir. Çalışmada, şehrin bu tür özellikleri ön plana çıkarılarak sorunlar tespit edilmeye ve öneriler getirilmeye çalışılmıştır.
Keban (Elazığ)' ın beşeri ve ekonomik coğrafyası
Küreselleşen dünyada toplumların başka kültürlerle ilişkiye geçmesi, dillerin birbirinden etkilenmesi ve kelime alışverişinde bulunması gayet doğal bir süreçtir. Çeşitli nedenler ve ihtiyaçlar sonucunda bir dile başka bir dilden girmiş ve o dilde benimsenmiş olan sözcüklere alıntı sözcük denilir. Her dilde belirli oranda alıntı sözcük yer almaktadır. Oğuz grubu Türk lehçeleri içerisinde yer alan Azerbaycan Türkçesi de bu yazı dillerinden biridir. Azerbaycan Türkçesi tarih boyunca içinde bulunduğu bölgenin farklı uluslarının dillerinden etkilenmiştir. Günümüzde de yabancı dillerden etkilenmeye devam etmektedir. Bir dile giren alıntı sözcüklerde geldikleri dilden ayrılan fonetik özellikler bulunabilir. Bu durumda dil almış olduğu sözcükleri kendi fonetik yapısına uydurma veya yaklaştırma çabası içine girer. Bu nedenlerden ötürü alıntı sözcüklerde az veya çok ses değişiklikleri veya ses olayları meydana gelir. Bu çalışmada yapılan fonetik incelemeler doğrultusunda tespit edilen alıntı sözcüklerin Azerbaycan Türkçesine ne şekilde girdiği, hangi ses değişikliklerine ve ses olaylarına uğradığı ele alınmış ve bu fonetik tespitler istatistiksel veriler, tablolar ve grafiklerle desteklenmiştir.
Yanarsu (Garzan) Çayı Aşağı Havzası (Siirt/Kurtalan) jeomorfolojisi
Bu tez çalışmasında, Dicle Nehri'nin önemli kollarından biri olan Yanarsu (Garzan) Çayı Aşağı Havzası'nın jeomorfolojik özellikleri incelenmiştir. Yanarsu Çayı aşağı havzası, kuzeyden Mereto Dağı, güneyde Garzan ve Yanarsu dağları, batıdan Kıra Dağı ile sınırlandırılmaktadır. Kuzeydeki dağlık alanlar Paleozoyik ve Mesozoyik, güneydeki dağlık alanlar Eosen ve Oligosen dönemine ait Formasyonlardan oluşmaktadır. Bu iki dağlık kütle arasında havza tabanlarına karşılık gelen düzlükler ise Üst Miyosen-Pliyosen dolgularından oluşmaktadır. Diyarbakır Havzası'nın en doğu bölümünde güneyde Garzan ve Yanarsu Dağı, kuzeyde Eski Garzan Reşan Antiklinali arasında yer alan hafif dalgalı düzlükler, Garzan Ovası olarak adlandırılmaktadır. Ova, kuzey ve güneyde kıvrımlı yapılar arasında bir senklinale karşılık gelmektedir. Bu senklinal, Yanarsu (Garzan) Çayı tarafından iki parçaya bölünmüştür. Bu bölünme ile birlikte Yanarsu Çayı'nın batısında kalan alanlar akarsular tarafından fazla yarılmıştır. Doğuda kalan bölüm ise batıya göre fazla parçalanmamış hafif dalgalı düzlüklerden oluşmaktadır. Asıl Garzan Ovası, Yanarsu Çayı doğusunda kalan kuzey ve güneyden kıvrımlı yapılarla sınırlandırılan hafif dalgalı düzlüklere karşılık gelmektedir. Ova KB-GD doğrultusunda 10 km genişliğinde, 25 km uzunluğunda ortalama 250 km2'lik alan kaplamaktadır. Garzan Ovası, Üst Miyosen-Pliyosen çakıltaşı, kumtaşı ve kiltaşı litolojilerinden oluşan genç örtü birimleri üzerinde gelişmiştir. Üst Miyosen-Pliyosen boyunca sedimantasyon alanı olan havza Kuvaterner'de dış drenaja açılarak günümüz şeklini almıştır. Bu havzada buzul topoğrafyası dışındaki bütün yapılara ait yer şekilleri görülmekte olup jeomorfoloji açısından bir açık hava müzesi özelliğindedir.
Van gölü kapalı havzasında yağış-akım analizleri ve göl seviye değişimi
Bu çalışmada ülkemizin doğusunda bulunan ve Türkiye'nin en büyük gölünün de içinde bulunduğu Van Gölü kapalı havzasında yağış-akım ilişkisi ve bunun göl seviye değişimine etkisi incelenecektir. Bu araştırmanın amacı, Van Gölü'nün seviye değişiminin en önemli sebebi olarak düşünülen yağış şekli, miktarı, mevsimlere dağılış biçimi ve bunların sonucunda oluşan akımın göl seviye değişimi üzerindeki etkisinin açığa çıkarılmasıdır. Bunun için sıcaklık ve nem koşulları ile buharlaşma şiddeti, yağış değerleri, göle dökülen akarsuların akımlarının yıllık miktarları ve bunların göl seviye değişimine etkisi değişik yaklaşımlarla gösterilmeye çalışılmıştır. Özellikle Van Gölü havzasının iklimi incelenirken iklim elemanları olan sıcaklık, basınç, rüzgârlar, nem ve yağış ile hidrografik özellikler üzerinde etraflıca durulmaya çalışılmıştır. Çünkü bu faktörler anlaşılmadan Van Gölünün seviye değişiminin nedenleri yeterince anlaşılmayacak kanaatindeyiz. Bütün kapalı havza göllerinde olduğu gibi Van Gölü'nde de seviye değişiminin büyük sorunlara yol açacağı düşünülmektedir. Bu sorunların kaynağı olan seviye değişiminin sebeplerinin iyi anlaşılması, çözüm üretilmesini kolaylaştıracaktır. Göl seviyesinin artışı veya azalışı, farklı doğal afetlere yol açacağı kaygısı, bu konu ile ilgili araştırmanın diğer bir sebebi olarak gösterilebilir.
Erciyes Dağı (Kayseri) ve çevresinde doğal ortam insan ilişkisi
İnceleme alanı olan Erciyes dağı ve çevresi İç Anadolu Bölgesinin Orta Kızılırmak bölümünde yer alır. Araştırma alanı içerisinde en büyük yerleşme olan Kayseri'nin de içerisinde kaldığı alan 37° 45' ile 38° 18' kuzey enlemleri ve 34° 54' ile 36° 58' doğu boylamları arasında bulunmaktadır.Araştırma alanının içerisinde bulunduğu Kayseri ili; Doğu ve kuzeydoğusu Sivas, kuzeyi Yozgat, batısı Nevşehir, güneybatısı Niğde, güneyi ise Adana ve Kahramanmaraş illeri ile çevrilidir.Araştırma alanımız Olan Erciyes dağı ise ise kuzeyde Kayseri ili ve kurulu olduğu Kayseri ovası , güneyde Develi ilçesinin içerisinde olduğu Develi ovası, doğuda Tekir yaylası ile birbirinden ayrılmış inceleme alanının ikinci en büyük dağı olan Koç dağı ile, batıda ise kabaca Yay gölü ile Sultan sazlığının oluşturduğu göl ve gölcüklerle çevrilidir. Erciyes dağı ve çevresinde Kırşehir masifiyle Paleozoik dönemde oluşan etkinlik,Mesosoikte granit ve Granodiyoritlerle devam etmektedir.Eosende ise killi marnlı, çakıllı birimler alanı kaplamakltadır. Orta Miyosende Yemliha formasyonu ile birlikte bazalt ve andezit birleşimli lav ve piroklastikler kaplamaktadır. Üst Miyosen de Eğerci formasyonu ile birlikte andezitik, dasitik ve bazaltik volkanitlerle örtülüyor. Daha sonra ki dönem olan Pliyosen de ise Koç dağına bağlı olarak alan ignimbiritlerle örtülüp son dönem olan Kuvaternerde ise alan yaşlıdan gence doğru bazalt,traverten yamaç molozu ve alüvyonlarla dolmaktadır. İnceleme alanı çevresinde Halosen, Üst Pliyosen, Üst Miyosen ve Orta Miyosen yaşlı birimler yer alır. Bunlar alttan Üste doğru sırasıyla Orta Miyosen yaşlı Yemliha Formasyonu, onun üzerinde Üst Miyosen yaşlı Eğerci formasyonu, onun üzerinde Üst Pliyosen yaşlı İncesu İğnimbiriti en üstte ise Halosen yaşlı alüvyonlar yer alır. İnceleme alanı ve çevresinde görülen iklim,İç Anadolu Step iklimi karakterini taşımaktadır.Erciyes dağı ve çevresinin yer aldığı Kayseri ili eski bir yerleşim alanı olduğu için orman alanları tahrip edilmiştir. Bu nedenle kuru orman, ot formasyonu ile sınırlandırılmştır. Erciyes dağı ve çevresinde toprak kaynakları açısından zengindir. Erciyes dağı ve çevresinin hakim toprak tipinin kireçsiz kahverengi topraklar meydana getirir. Erciyes dağı ve çevresinde morflojik özellikleri ve litolojik yapısından dolayı sürekli akarsu kaynakları bakımından fakirdir. Bunun yanısıra dağlık alanda doğan akarsular ovaya gelmeden andezit,tüf ve bazaltların altına dalarak kaybolur. Kaynak ve yer altı suyu bakımından inceleme alanında zenginlik ön plandadır. Erciyes dağı ve çevresinde yerleşmelerin tarihi M.Ö.3000 bin yılın ortalarına kadar uzanmaktadır. İnceleme alanının dışında kalan Kültepe höyüğünde yapılan incelemelere gore yerleşmelerin varlığı günümüzden 4500 yıl kadar eskiye dayanmaktadır. Erciyes dağı ve çevresinde yerleşmelerin en büyüğü Kayseri ili başta olmak üzere köy ve mahallelerden oluşmaktadır. Bu yerleşmeler Erciyes dağı çevresinde adeta yuvarlak masa etrafındaki sandalyeler gibi dizilniştir. İçceleme alanındaki dağlık saha ve iklim, toprak özellikleri yerleşmelerin dağılışından tutun ekonomik faaliyetlere kadar yön vermekte bazı alanlarda ise ekonomik faaliyetleri kısıtlamaktadır. Dolayısı ile doğal ortam özellikleri beşeri faaliyetlere yansımaktadır. İnceleme alanında doğal ortam ile insan ilişkisi arasında sıkı bir ilişki vardır. İnceleme alanı ve çevresinde ekonomik faaliyetler(tarım,hayvancılık,sanayi,turizm) hepsi görülmekle beraber öne çıkan unsur turizm faaliyetidir. Erciyes dağı deyince ilk akla gelen kayak turizmidir. Bunun yanısıra inceleme alanında göze çarpan diğer bir unsur ise bağ ve bahçe faaliyetidir. İnceleme alanı dağlık ve plato alanlarının ağırlıkta olduğu bir alandır. Dolayısı ile bu alanlardan yükseltisi fazla olan alanlarda arazi kullanımı açısından yetersizlik görülmekle beraber en büyük faaliyet kışın yapılan kayak turizmi ile yazın gerçekleştirilen dağ turizmidir. Bunun yanı sıra yükselti alçaldıkça dağlık alanın lav akıntı sahaları ile etek düzlükleri sayfiye alanı olarak değerlendirilmiş olup bağ ve bahçe alanı olarak kaşımıza çıkmaktadır.Yükseltinin azaldığı kısımlarda ise yerleşmelerle iç içe geçmiş tarım, hayvancılık ve sanayi alanlarını görmekteyiz bu alanlar ova ve alçak plato alanlarına denk gelmektedir.Erciyes dağı ve çevresinde en büyük yerleşme alanı olan Kayseri şehri tarihi, kültürel, dini ve doğal potansiyeli ile turizm açısından İç Anadolu bölgesinin en önemli alanlarından bir tanesidir. Bu çalışmada Erciyes dağı ve çevresinin doğal ortam özellikleri ile insan arasındaki lişki üzerinde durulmuştur. Dağlık alanda var olan potansiyel üzerinde farkındalık yaratmak, arazi kullanımı konusunda daha fazla bilgiye sahip olmak, Türkiye için önemli bir yere sahip olan Erciyes dağı ve çevresinin önemini vurgulanılmaya çalışılmıştır.
Diyarbakır-Kurtalan Demiryolu hattının yerleşmelere etkisi
Ulaşım, yerleşmelerin kurulmasında ve büyüyüp gelişmesinde etkili olan faktörlerdendir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi, Dicle Bölümünde yer alan Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı ve bu hattın, güzergâh boyunca bulunan yerleşmelere olan etkisinin ele aldığı bu çalışmada; Coğrafya Biliminin dağılış, ilgi ve bağlılık ile nedensellik ilkeleri çerçevesinde çalışma ve analizler yapılmıştır. Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattının yapımında ve güzergâhın belirlenmesinde etkili olan coğrafi faktörler belirlenmiş olup; hattın yapım amacı, tarihçesi ve şu anki durumu hakkında bilgiler verilmiştir. Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı, ülkenin batısı ile doğusunu birbirine bağlayan Haydarpaşa-Kurtalan demiryolu hattı içinde yer almaktadır. Kurtalan istasyonu, yapıldığı dönemde demiryoluyla ülkenin doğu ve batısını kesintisiz bir biçimde birbirine bağladığı ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde en son istasyonunun bulunduğu yerleşme olduğu için bir simgedir. 159 km'lik Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı, Diyarbakır, Batman ve Siirt illeri olmak üzere toplam üç ilin idari sınırları içinde yer almaktadır. Bu hat boyunca, altı istasyon (Diyarbakır, Bismil, Çöltepe, Batman, Beşiri ve Kurtalan) ile oniki durak (Bozdemir, Uğur, Arzuoğlu, Ulam, Ambar, Seyithasan, Salat, Sinan, Kıradağ, Yaylıca, Merci ve Yanarsu) bulunmaktadır. Geçmişten günümüze, Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattı ve bu hat üzerinde yer alan tüm istasyon ve duraklar ile demiryolu hattının güzergâh üzerindeki yerleşmelere olan etkisi incelenmiş olup; değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışmamızda, ilk yapıldığı döneme göre eski önemini kaybeden Diyarbakır-Kurtalan demiryolu hattının tekrar canlanması, aktif hale gelebilmesi için yapılması gereken çalışmalar ve projeler anlatılmıştır. Bu çalışmada ayrıca; çevreci, ekonomik, rahat, konforlu ve hızlı bir ulaşım şekli olan demiryolu ulaşımına yeniden ağırlık verilmesi, hatların iyileştirilip modernize edilmesi, hızlı trenlerin kullanılması, karayolu-demiryolu-denizyolunun birbirine entegre edilmesi gibi ülke ekonomisi ve yöre halkı için önemli çalışmaların gerekliliği üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Ulaşım, Demiryolu, Diyarbakır, Kurtalan, Yerleşme.
Yenice'nin (Tarsus-Mersin) nüfus ve yerleşme özellikleri
Nüfus ve yerleşme ilişkileri ile şehirsel fonksiyonlar zamanla değişirken etki sahaları coğrafi açıdan farlılıklar oluşturmaktadır. Değişen fiziki ve beşeri şartlar zamanla bölge içerisinde yerleşme ve nüfus özelliklerini, çalışma sahasının idari statüsünü, tarım, sanayi ve ulaşım özelliklerini değiştirmiş ve geliştirmiştir. Alanın tez konusu olarak seçilmiş olmasının temel amacı sahanın coğrafi açıdan daha önceden çalışılmamış olmasıdır. Coğrafyanın nedensellik, karşılıklı bağlantı ve dağılış ilkesi içerisinde ele alınan Yenice için bu çalışma bir ilk olma özelliğini göstermektedir. Akdeniz bölgesinin Adana Bölümünde, Adana'nın batısında, Mersin'in doğusunda yer alan Tarsus ilçesine bağlı Yenice verimli bir ova üzerine kurulmuştur. Yenice farklı özelliklere sahip, gelişmeye elverişli bir alan üzerinde yer almakta ve bulunduğu konumu gereği stratejik bir alan oluşturmaktadır. Verimli tarımsal sahaları ile birlikte sanayi faaliyetleri ve gelişen ulaşım hatları Yenice'yi diğer alanlardan ayırmaktadır. Bölge içerinde gelişen ve değişen bir yapıya sahip olan Yenice nüfus ve yerleşme ilişkisinin faklı bir örneğini teşkil etmektedir. Yenice ilerleyen yıllarda coğrafi açıdan çok önemli bir konumda olacaktır. Anahtar Kelimler: Yenice, Nüfus, Yerleşme, Tarım, Sanayi, Ulaşım.
Arıcak'ın (Elazığ) beşeri ve ekonomik coğrafyası
Arıcak; Doğu Anadolu Bölgesi, Yukarı Fırat Bölümü'nde yer alan, idari olarak Elazığ iline bağlı bir ilçe merkezidir. Kuzeyinde Elazığ'ın Palu ilçesi, doğusunda Bingöl'ün Genç ilçesi, güneyinde Diyarbakır'ın Dicle ve Hani ilçeleri, batısında ise Elazığ'ın Alacakaya ilçesi ile çevrilidir. Arıcak, Güneydoğu Toroslar'ın doğu ucunda yer alan Akdağ dağlarının güney eteklerinde dağlık ve engebeli bir sahaya kurulmuştur. Deniz seviyesinden yüksekliği ise 1100 m'dir. Arıcak ilçesinin toplam yüz ölçümü 374 km²'dir. Araştırma sahasını oluşturan Arıcak'ın yüzölçümü ise 24.4 km²'dir. Arıcak, 2018 yılı itibariyle 4312 kişilik bir nüfusa ve 8 mahalleye sahiptir. Nüfusun gelişimi izlendiğinde sayım dönemleri arasında dalgalanmalar görülmektedir. Artan nüfusun bir sonraki yıl hızlı bir düşüş göstermesi seçim yıllarında maksatlı olarak yer değişimlerinin olduğunu göstermektedir. Bu durum gerçek nüfusun ortaya çıkarılmasını olumsuz etkilemiştir. Arıcak'ın ilk kuruluş tarihi 16.yüzyıla kadar inmektedir. İlk kuruluş yeri ise Mirvan (Ru) Deresi ile La (Kaynak) Deresi arasındaki arazi parçasıdır. Bu dönemde Mirvan olarak bilinen yerleşim alanı yerleşmenin çekirdeğini oluşturmakta ve günümüzde Mustafa Çelebi, Vali Göktayoğlu, Serinevler ve Hürriyet mahallelerine karşılık gelmektedir. Arıcak, idari olarak 1987 yılında Palu'dan ayrılarak ilçe statüsüne kavuşmuştur. Ulaşımın güçlükle sağlanmasına rağmen Arıcak'ın yerleşim yeri olarak seçilmesi ve daha önce bu ölçekte bir çalışmanın yapılmaması bu çalışmanın yapılmasında etkili olmuştur. Yaygın ekonomik faaliyetlerden biri topografik şartların elverişli olması nedeni ile özellikle küçükbaş hayvan yetiştiriciliğidir. Tarımsal faaliyetler geçime yönelik yapılmaktadır. Hizmet sektörü sanayiye göre daha gelişmiştir. Anahtar Kelimeler: Beşeri Coğrafya, Ekonomik Coğrafya, Arıcak, Ak Dağ, Yerleşme, Nüfus, Hayvancılık, Ulaşım.
Yeni kırsallık kavramı ve kırsal değişme: Kırıkkale ili kırsalı örneği
Kırıkkale ili, İç Anadolu Bölgesinde Orta Kızılırmak bölümünde yer almaktadır. Kuzeyinde Çankırı, güneyinde Kırşehir, doğusunda Yozgat ve Çorum, batısında Ankara illeri ile komşudur. 1925 yılında Askeri Fabrikaların kurulmasıyla büyüyüp gelişen Kırık-kale ili 12 haneli bir köyden 1929 yılında belediye örgütlü bir yerleşmeye, 1944 yılında ise ilçe statüsüne kavuşmuştur.1945 yılında 54138 kişilik nüfusa sahip ilçe hızla göç ala-rak büyüyüp gelişmesini sürdürmüş 1989 yılında ise il statüsüne kavuşmuştur. Bugün 85 mahalle 185 köy ve 11 belediye örgütlü yerleşmesi ile İç Anadolu Bölgesinin önemli bir şehri görünümündedir. Bu çalışmada yeni kırsallık kavramı odaklı bir kırsal alan tanımlaması yapılmıştır. Kırıkkale ilinde yer alan 196 kırsal yerleşme birimi; nüfus, ekonomik yapı, sosyal yaşam ve altyapı özellikleri bakımından değerlendirilerek yeniden tanımlanmıştır. Kırsal alan kavramı ile ilgili yaklaşımlar ülkemiz açısından coğrafi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Kırsal alanlar ile ilgili tanımlar daha çok kırsal nüfus üzerinden ve Türkiye'nin demografik yapısındaki gelişim sürecinden farklılığı üzerine kurgulanmakta-dır. Bu doğrultuda ele alınan kırsal alan yaklaşımları ve kırsal alan yönetimi tarım sektö-rünü geliştirme odaklı yaklaşımlarla beraber ele alınmıştır. Bu durum kırsal alanların de-ğişim ve gelişimine katkı sağlamaktan uzaktır. Kırsal alanlar çok sektörlü ele alınması gereken bir değişim süreci barındırması nedeni ile yeni kırsallık kavramı odaklı kırsal alan tanımlamasını zorunlu kılmıştır. Bugün artık kırsalda yaşayan nüfus şehirsel alanlarla daha fazla etkileşimde bu-lunmaktadır. Tarım dışı istihdamın yaygınlaştığı, sosyal ve kültürel mirasın kaybolmaya yüz tuttuğu toplumlar kırsal alanların sosyoekonomik özelliklerini oluşturmaktadır. Kırsal alanlar bu heterojen yapısıyla çoklu bir sınıf meydana getirmiştir. Ülkelerin sosyal, kültürel, ekonomik, idari ve coğrafi yapılarına göre kırsal alan tanımlarında farklılıklar görülmektedir. Teknolojik gelişmeler, değişen sosyal-ekonomik yapı kırsal alanlar üzerinde önemli değişimlere yol açmaktadır. Yeni kırsallık yaklaşı-mında nüfus, ekonomi, sosyal yaşam, kültür, altyapı, gibi pek çok kırsal bileşenin bir arada değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu anlamda bazı ülkeler AB, OECD gibi kurum ve kuruluşların kırsal yaklaşımlarını kabul etmektedirler. Ancak kırsal alanlarla ilgili en doğru tanımın ülkelerin kendi idari ve coğrafi yapılarını dikkate alarak sosyal, ekonomik ve kültürel alandaki değişimleri göz ardı etmeksizin yeni kırsal alan tanımlaması yapma-ları daha doğru olacaktır. Bu çalışmada Uluslararası örgütlerin (AB, OECD gibi) yaklaşımları yanında Uluslararası Coğrafya Birliği'nin (IGU), "ENYEDİ" "MİLANO YAKLAŞIMI" , "YUNAN YAKLAŞIMI" ile ülkemizde kırsal alanlar üzerine çalışmalar yapmış değerli hocaların çalışmaları incelenerek kırsal alan literatürü taranmıştır. Gelişen sosyoekonomik koşullar, gelir düzeyi, teknolojik gelişmeler, kırsal yaşam kültürünün değişmesine yol açtığı gibi bu alanların tespit edilmesinde de daha çağdaş ve güncel kırsallık ölçütlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Araştırma sahasında yer alan 196 kırsal yerleşme biriminin nüfusu, ekonomik ya-pısı, sosyal yaşam ve alt yapı özellikleri ile ilgili veriler Köy Bilgi Formlarına işlenmiş ve bu özelliklerden yola çıkarak yeni bir kırsal sınıflandırma yapılmaya çalışılmıştır. Bu kır-sal yerleşmeler; entegre kırsal alanlar, orta derece kırsal alanlar ve baskın kırsal alanlar olarak yeniden belirlenmiştir. Bu tasnifin kırsal alanların ileriye dönük, yaşam koşullarını iyileştirmeye ve kırsa-lın mevcut potansiyelini daha etkin ve faydalı bir biçimde kullanmasına katkı sağlayacağı ve prodüktif bir kırsal yapı oluşumuna katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Kumyazı Çayı havzasının (Elazığ) beşeri ve iktisadi coğrafyası
Kumyazı Çayı havzasındaki yerleşmeler Elazığ ilinin güneydoğusunda kuzeydoğu güneybatı doğrultulu bir uzanış göstermektedir. Havzanın tamamı Doğu Anadolu Bölgesi'nin Yukarı Fırat Bölümü'nde yer alan Elazığ ili içerisinde yer almaktadır. Havzanın kuzeyinde; Keban baraj gölü, doğusunda; Elazığ'ın Merkez ilçesine bağlı Kuşhane köyü, kuzeydoğusunda; Palu ilçesine bağlı Baltaşı köyü, güneyinde ve güneydoğusunda; Maden'e bağlı köyler, batısında ve güneybatısında; Elazığ Merkez ilçesine bağlı köyler bulunur. Araştırma sahasının ve yakın çevresinin fiziki coğrafya özelliklerine baktığımızda, Havzanın batısında Çelemlik-Mastar sıra dağları ile güney kesimde Hazar-Yaylım sıra dağları, olmak üzere iki dağlık alan ve bunlar arasına sıkışmış, Hazar Gölü depresyonu ile Behrimaz-Çitli depresyonları yer almaktadır (Erinç, 1953). Havzaya adını veren Kumyazı Çayı Murat Nehri'nin bir kolu olup Keban Baraj gölüne dökülmektedir. Yaklaşık olarak araştırma sahasının ortasından geçen Kumyazı Çayı'nın önemli kolları olan Baltalık Deresi, Medi Deresi ve Kartal Deresi de havza içerisinde yer almaktadır. İklim özellikleri bulunduğu Doğu Anadolu Bölgesi'nin kontinental iklimine benzerlik göstermekle beraber yer yer karasal iklim ile bozulmuş Akdeniz ikliminin geçiş özelliğini bir arada yansıtmaktadır. Çalışma alanında nüfusun gelişimi Cumhuriyet Tarihi boyunca 3 ayrı dönemde incelenmiştir. Bu dönemler; 1935-1965 yılları arasında dinamik nüfus artış dönemi, 1965-1990 değişken nüfus dönemi ve 1990-2019 yılları arasındaki nüfus azalma dönemidir. 1990 yılından itibaren başlayan nüfus kaybı tüm ülkede görülen bir durumdur ve bu kayıp üzerinde kırdan kente göç süreci etkili olmuştur. Ancak 2013, 2018 ve 2019 yıllarında Kumyazı Çayı havzasında sanal bir nüfus artışı yaşanmıştır. Bu sanal artışın temel nedeni yerel seçimler dolayısıyla nüfusun kaydını köylere aldırması, il merkezinde ağır hasarlar oluşturan depremin köylerde bu denli hasar oluşturmaması ve mart ayından itibaren ülkemizi etkileyen COVİD-19 salgınıdır. Çalışma alanının nüfus bakımından en önemli özelliği genç nüfusun saha dışına göç vermesi ve göçlerin mevsimsel olarak değişmesidir. Araştırma sahasında yerleşme tarihi ilk çağlara kadar dayanmaktadır. Sarıkamış köyündeki Sarıkamış Höyüğü ile Örencik köyündeki Haraba Tepe sahada yerleşme tarihinin ilkçağa uzandığını kanıtlamaktadır. Çalışma sahasındaki yerleşmelerin çoğunluğu daimi yerleşmeler oluşturur. Daimi yerleşmelere örnek olarak köyler ve mezralar gösterilebilir. Araştırma sahasındaki geçici yerleşmelerin örneğini ise bağ-bahçe evleridir. Sahadaki nüfusun temel geçim kaynağını tarım ve hayvancılık oluşturur. Sınırlı bir şekilde hizmete dayalı faaliyetlerde görülür. Yetiştirilen başlıca tarım ürününü tahıl grubundan olan buğday ve arpa oluşturur. Hayvancılık bakımından sahada yükseltinin ve engebenin azaldığı dağların etek kısımlarında ve alçak sahalarda genelde büyükbaş hayvancılık ile kümes hayvancılığı yürütülürken, engebenin ve yükseltinin arttığı kesimlerde ise genel olarak küçükbaş hayvancılık faaliyetleri yürütülmektedir. Anahtar kelimeler: Elazığ, Kumyazı Çayı, Nüfus, Yerleşme, Tarım, Hayvancılık