
308
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Gebe sıçanlarda oksitosin hormonunun pelvik taban kasları üzerine etkisinin incelenmesi
Doğum eyleminin augmentasyonu ve indüksiyonunda yaygın bir şekilde kullanılan oksitosin, pelvik taban kaslarında ve sinirlerinde daha büyük bir mekanik güç oluşturur ve bu kasların gerilmesi ile birlikte daha fazla pelvik taban hasarı meydana gelmektedir. Bu konu üzerinde çok az sayıda çalışma bulunmaktadır ve fikir birliği sağlanamamıştır. Bu nedenle mevcut çalışma, gebe sıçanlarda oksitosin indüksiyonunun pelvik taban kasları üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deney şeklinde tasarlanmıştır. Toplam 32 adet Wistar Albino türü sıçan rastgele dört gruba ayrıldı. Grup I; hiç doğum yapmamış 8 virgin sıçandan oluşmaktadır. Grup II; spontan vajinal doğum yapmış 8 sıçandan oluşmaktadır. Group III; as a control group, rats in this group were induced by intravenous (iv) saline solution every 10 minutes for 8 hours on the 21st day of gestation. Grup IV, oksitosin grubu olarak adlandırılmıştır. Bu grupta yer alan sıçanların doğum eylemi 2.5 mU iv oksitosin (Synpitan Forte, Deva, İstanbul) ile gebeliklerinin 21. gününde her 10 dakikada bir 8 saat süre boyunca pulse olarak indüklendi (n=8). Sonrasında, 24 saat içerisinde doğum yapmış olan derin anestezi altındaki sıçanların; m. coccygeus, m. iliocaudalis, m. pubocaudalis kasları diseke edilerek doku örnekleri alındı. Elde edilen dokular ışık mikroskobu altında incelendi. Veriler IBM SPSS 23 ile analiz edildi. Gruplar arası karşılaştırmalar tek yönlü varyans analizi ile incelendi ve çoklu karşılaştırmalar Tukey HSD ile gerçekleştirildi. Kilo ile ölçümler arasındaki ilişki Pearson korelasyonu ile incelendi. Tüm gruplar kendi aralarında karşılaştırıldığında m. iliocaudalis kasının ortalama değerleri arasında farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Oksitosin indüksiyonu grubunda m. pubocaudalis kas boyutu ortalama değerinin diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı olduğu (50.1 ± 5.4 µm ve p<0.001) tespit edilmiştir. Serum fizyolojik grubunda ise m. coccygeus kas boyutundan elde edilen ortalama değerin virgin grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir (49.5 ± 10.9 µm ve p<0.009). Çalışma sonuçlarımıza göre m. iliocaudalis kas boyutunun gruplara göre farklılık göstermediği saptanmıştır. Buna karşılık m. pubocaudalis kas boyutunun oksitosin grubunda anlamlı düzeyde yüksek olduğu görüldü. Serum fizyolojik grubunda ise m. coccygeus kas boyutunun anlamlı düzeyde yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.
Ebelikte savunuculuk ölçeğinin geliştirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ebelikte savunuculuk ölçeğinin geliştirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Bu metodolojik çalışma, Şubat-Aralık 2024 tarihleri arasında, sağlık kurumlarında ebelik hizmetlerinin sunulduğu birimlerde çalışan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 260 ebe ile yürütülmüştür. Veriler, Bireysel Tanıtım Formu ve Ebelikte Savunuculuk Ölçeği Taslağı kullanılarak Google Forms aracılığıyla çevrim içi toplanmıştır. Geçerlik analizi kapsamında kapsam geçerlik indeksi, yapı geçerliliği (açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi) ve madde analizi uygulanmıştır. Güvenirlik Cronbach alfa katsayısı, madde toplam puan korelasyonu ve yarı yarıya güvenirlik yöntemleri ile değerlendirilmiştir. Örneklem büyüklüğünün faktör analizine uygunluğu Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) testi ile, maddeler arasındaki korelasyon düzeyi ise Bartlett küresellik testi ile belirlenmiştir. Veriler, SPSS 25.0 ve DataBeeg 1.0 programları ile analiz edilmiş; tanımlayıcı istatistikler olarak frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Araştırmanın yürütülmesi için Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Etik Kurulundan 17.01.2024 tarihli 20.478.486/2213 sayılı karar ile etik onam alınmıştır Bulgular: ICM Ebeler İçin Savunuculuk Araç Kiti ve ilgili literatür doğrultusunda 27 maddelik başlangıç madde havuzu oluşturulmuştur. Uzman değerlendirmeleri sonucunda Kapsam Geçerlilik İndeksi (KGI) 0.96 olarak bulunmuştur. Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) testi değeri 0.912 olup, örneklem büyüklüğünün faktör analizi için yeterli olduğu belirlenmiştir. Bartlett Küresellik Testi, verilerin faktör analizi için uygun olduğunu göstermiştir. Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) sonucunda düşük faktör yükleri nedeniyle dört madde ölçekten çıkarılmış ve ölçek 22 maddeye indirgenmiştir. Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA), ölçeğin beş faktörlü yapısını desteklemiş ve model uyum indeksleri kabul edilebilir düzeyde bulunmuştur (CMIN/DF = 2.240, RMSEA = 0.069, CFI = 0.897, SRMR = 0.060). Ölçeğin Cronbach Alfa değeri 0.912'dir. Katılımcıların %61.9'unun 34 yaş ve altında, %71.2'sinin lisans mezunu olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Ebelikte Savunuculuk Ölçeği, 22 madde ve 5 alt boyuttan oluşan, ebelerin savunuculuk düzeylerini değerlendirmeye yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracıdır. Anahtar kelimeler: Savunuculuk, Ebelikte Savunuculuk, Ebelik, Ölçek geliştirme
Annelere yenidoğan tarama programına yönelik verilen sağlık eğitiminin annelerin bilgi ve kaygı düzeylerine etkisi
Bu çalışmada annelere yenidoğan tarama programına yönelik verilen sağlık eğitiminin annelerin bilgi ve kaygı düzeylerine etkisini incelemek amacıyla planlanmıştır. Araştırma bir müdahale araştırmasıdır. Araştırmanın örneklemini Manisa Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğinde doğum yapan anneler oluşturmuştur (müdahale=34, kontrol=34). Araştırmada müdahale grubundaki annelere eğitim kitapçığı kullanılarak yüz yüze birebir eğitim verilmiştir. Kontrol grubuna ise; sadece eğitim kitapçığı verilmiştir. Araştırmanın verileri Anne-Yenidoğan Tanıtım Formu, Durumluluk Kaygı Ölçeği ve Yenidoğan Tarama Programı Bilgi Formu kullanılarak toplanmıştır. Müdahale ve kontrol grubunun son test Durumluk Kaygı Ölçeği puan ortalamaları açısından aralarında fark bulunmuştur (p < 0,05). Araştırmanın sonunda müdahale grubunun son test bilgi puanı kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p < 0,05). Araştırma sonucunda müdahale grubundaki annelerin bilgi düzeyinin arttığı, kaygı düzeylerini ise azaldığı belirlenmiştir. Kontrol grubundaki annelerin ise; bilgi ve kaygı düzeyinde bir değişiklik olmamıştır
Gebelerin sağlıklı yaşam davranışları ile sağlıklı beslenme takıntısı ilişkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, gebelerin sağlıklı yaşam davranışları ile Ortoreksiya Nervoza arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma kesitsel türde bir çalışmadır. Araştırmanın evrenini İzmir Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran gebeler oluşturmuştur. Örnek büyüklüğü, evrenin bilinmemesi nedeniyle %50 bilinmeyen prevalans ve %5 yanılma payı esas alınarak hesaplanmıştır (n:393). Araştırmanın verileri "ORTO-11 Ölçeği", "Gebelikte Sağlıklı Yaşam Davranışları Ölçeği" ve katılımcıların sosyodemografik ve obstetrik özelliklerini belirlemeye yönelik hazırlanan 16 soruluk anket ile yüz yüze görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Bulgular: Araştırmaya dahil olan gebelerin yaş ortalaması 29,73±5,49 olarak belirlenmiştir. Gebelerin ORTO-11 ölçeği puan ortalaması 24,22±4,58; Gebelerde Sağlıklı Yaşam Davranışları Ölçeği toplam puan ortalaması 122,65±12,44 olarak hesaplanmıştır. Gebelerin sağlıklı yaşam davranışları ile Ortoreksiya Nervoza arasında istatistiksel olarak anlamlı, ters yönlü, düşük düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (r=-0,38, p<0,00). Sonuç: Gebelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçek puanı arttıkça, Ortoreksiya Nevroza eğilimlerinin arttığı (ölçek puanının azaldığı) belirlenmiştir.
Servikal dilatasyon ölçümü için giyilebilir teknolojik bir cihazın geliştirilmesi ve kullanım etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Serviksin dilatasyon ölçümü için giyilebilir teknolojik bir cihazın geliştirilmesi ve geliştirilen cihazın kullanım etkinliğini değerlendirmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada, nitel ve nicel yöntemlerin birlikte kullanıldığı karma yöntem araştırmalarından açımlayıcı sıralı desen yaklaşımı kullanılmıştır. Araştırma üç aşamadan oluşmuştur. Birinci aşama, cihazların geliştirilmesi ve tekrar testlerin yapılması, ikinci aşama ebelerin servikal dilatasyon ölçüm cihazını kullanımı üçüncü aşama ise ebelerin servikal dilatasyon ölçüm cihazı ile ilgili geri bildirimlerinin alınmasını içermektedir. Veri toplama aracı olarak araştırmanın birinci aşamasında tekrarlanabilirlik testleri kayıt formu, ikinci aşamasında vajinal muayene uygulama değerlendirme formu, üçüncü aşamasında ebe tanıtım ve geri bildirim formu ve ebe görüşme formu kullanılmıştır. Araştırma Eylül 2023- Mart 2025 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın etik onayı Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Bilimleri Etik Kurulundan alınmıştır. Servikal dilatasyonun değerlendirilmesi Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi simülasyon laboratuvarında yapılmıştır. Araştırmaya katılan ebeler kartopu örneklem yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırmanın nicel verilerinde 30 ebe, görüşme yapılarak alınan nitel verilerde 22 ebe araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Nicel verilerin analizinde SPSS Statistics 25 programı kullanılarak sayı ve yüzdelik dağılımlar, Independent Sample Test, karşılaştırmalı testler için t testi kullanılmıştır. Nitel veriler, MAXQDA veri analiz programı kullanılarak çözümlenmiş olup tema, alt tema ve kodlar oluşturulmuştur. Bulgular: Geliştirilen servikal dilatasyon ölçüm cihazının doğruluk yüzdesi %99,22 bulunmuştur. Ebelerin servikal dilatasyonu değerlendirmeleri sırasında cihazın gösterdiği servikal dilatasyon değerlerinin doğruluk yüzdesi %96,66 görülmüştür. Ebelerin %93,3'ü geri bildirimlerinde servikal dilatasyon ölçüm cihazının klinikte tercih edilebileceğini ve vajinal muayene yapmanın rahat olduğunu, %90'ı vajinal muayene sırasında kolaylık sağladığını ifade etmişlerdir. Servikal dilatasyon ölçüm cihazına yönelik yapılan görüşmelerde elde edilen nitel veriler ile üç tema (Uygulama deneyimi, cihazın kullanım gerekliliği, görüş ve öneriler) ve sekiz alt tema (Ebelerin duygu ve düşünceleri, kullanım süreci, kişisel olarak, mesleki olarak, gebelere yönelik, eğitime yönelik, cihazın geliştirilmesine yönelik ve kullanım alanlarına yönelik) etiketi belirlenmiştir. Sonuç: Servikal Dilatasyon Ölçüm Cihazının doğruluk oranının yüksek olduğu, ebeler tarafından kullanıldığında etkin olduğu bulunmuştur. Klinik ve eğitim alanında cihazın kullanılmasının ve farklı alanlarda kullanılarak sonuçlarına bakılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Travay takibi, vajinal tuşe, vajinal muayene, servikal dilatasyon, giyilebilir teknoloji.
Gebelikte cinsel mitler ölçeğinin geliştirilmesi
Gebelik kadın hayatını çok yönlü etkileyen son derece farklı bir süreçtir. Bu süreç içerisinde fiziksel değişikliklerin yanı sıra pek çok psikolojik değişiklikler de ortaya çıkar. Cinsellik ve cinsel istek aslında insanın içinde doğuştan var olan içgüdülerden biridir. Bu güdünün amacı varlıkların kendi soyunu devam ettirme isteğidir. Gebelikte cinsel ifade yüksek derecede bireyseldir. Cinsel ilişki, emosyonel faktörlerden, gebelikte seks hakkındaki mitlerden, cinsel disfonksiyondan ve kadındaki fiziksel değişikliklerden etkilenir. Yapılan literatür taramasında gebelikte cinsel yaşam değişikliklerinin belirlenmesine yönelik çok sayıda çalışmaya rastlanmıştır. Gebelikte cinsel mitlerin belirlenmesine yönelik ise az sayıda çalışma bulunmakla birlikte bu alanda geliştirilmiş bir ölçeğe rastlanmamıştır. Bu çalışmanın amacı, "Gebelikte Cinsel Mitler Ölçeği'nin geliştirilmesidir. Araştırma, bir üniversite hastanesinin gebe polikliniklerinde 210 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgular, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 ve SPSS AMOS 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda geliştirilen Gebelikte Cinsel Mitler Ölçeği, 25 madde ve "gebelik ve cinsellik", "bebeğe ilişkin endişe", "cinsiyet/cazibe" ve "gebeliğe ilişkin endişe" olmak üzere 4 alt boyuttan oluşmuştur. Ölçeğin toplam Cronbach's Alpha katsayısının 0,916, alt boyutların 0,717-0,913 arasında değiştiği saptanmıştır. Sonuç olarak; Gebelikte Cinsel Mitler Ölçeği'nin geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir.
Babalara verilen doğuma hazırlık eğitiminin babaların doğum korkusu üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmada babalara verilen doğuma hazırlık eğitiminin doğum korkusu üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma ön-test ve son-test kontrol gruplu yarı deneysel desende yapılmıştır. Araştırma örneklemini bir eğitim araştırma hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniğine başvuran, araştırmayı kabul eden, eşleri primipar olan ve riskli gebeliği olmayan baba adaylarından (n=128) oluşmuştur. Girişim grubu baba adaylarına çevrimiçi platform aracılığı ile interaktif kart oyunu oynatılarak doğuma hazırlık eğitimi verilmiştir. Eğitim sonrasında doğuma hazırlık eğitim kitapçığı verilmiştir. Kontrol grubundaki baba adaylarına herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından ilgili literatür doğrultusunda hazırlanmış Bireysel Tanılama Formu, Babalarda Doğum Korkusu Ölçeği ve Doğuma Hazırlık Eğitim kitapçığı kullanılmıştır. Bulgular: İlk değerlendirmede gruplara göre eğitim öncesi Babalarda Doğum Korkusu Ölçeği puanları arasında anlamlı farklılık göstermezken (p>0,05), eğitim sonrası Babalarda Doğum Korkusu Ölçeği puanlarında girişim grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşüş olduğu saptanmıştır. Sonuç: Babalara verilen doğuma hazırlık eğitiminin, babaların doğum korkusunu azaltmada anlamlı etkisi olduğu bulunmuştur. Doğuma hazırlık eğitiminin baba adaylarının korkusunu azaltmada bir yöntem olarak kullanılabileceği önerilebilir.
Ebelerin kültürlerarası iletişim kaygısının kültürlerarası yeterliliğe etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, ebelerin kültürlerarası iletişim kaygısının kültürlerarası yeterliliğine etkisini incelemektir. Gereç-yöntem: Araştırma kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmanın verileri Türkiye'de çalışan ebelere online platformlar üzerinden anket gönderilerek yürütülmüştür. Türkiye'deki ebe sayısına göre araştırmanın en küçük örnek büyüklüğü p=0,05 ve %5 hata payı ile 357 ebeden oluşması planlanmıştır. Araştırmada 363 ebeye ulaşılmıştır (n:363). Araştırmada Kültürlerarası iletişim kaygısı ölçeği ve kültürlerarası yeterlilik ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın verileri SPSS 21,0 paket programı kullanılarak; Tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız gruplarda T-testi, One Way ANOVA testi, Pearson korelasyon ve Lineer regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya yaş ortalaması 32.56 ±9.07 olan, %75,2'sı lisans düzeyinde olan 363 ebe katılmıştır. Araştırmada ebelerin %52,1'inin yüksek düzeyde kültürlerarası iletişim kaygısına sahip olduğu ve kültürlerarası yeterlilik ölçek puanının 3,33 ± 0,34 ile ortalamanın üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Ebelerin kültürlerarası iletişim kaygısı ile kültürlerarası yeterliliği arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu bulunmuştur (r: 0,498, p<0,05). Sonuç: Ebelerin yüksek düzeyde kültürlerarası iletişim kaygısına sahip olduğu ve kültürlerarası yeterlilik düzeyinin de iyi olduğu belirlenmiştir. Ebelerin kültürlerarası iletişim kaygı düzeyi arttıkça kültürlerarası yeterlilik düzeyi de artmaktadır.
Baba olmaya yönelik tutum ölçeğinin geliştirilmesi ve çocuk sahibi olmamış bireylerin anne-baba olmaya yönelik tutumları
Amaç: Günümüzde kadın ve erkeklerin anne-baba olmaya yönelik tutumları, toplumsal roller, kariyer hedefleri ve bireysel yaşam tercihleri doğrultusunda önemli ölçüde değişmektedir. Bu bağlamda, araştırmada öncelikle baba olmamış erkeklerin baba olmaya yönelik tutumlarını ölçmeye yönelik geçerli ve güvenilir bir ölçek geliştirilmesi; ardından ise henüz çocuk sahibi olmamış bireylerin anne-baba olmaya ilişkin tutumlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma metodolojik, tanımlayıcı ve kesitsel türde bir çalışma olarak yürütülmüştür. Araştırmanın ölçek geliştirme aşamasında Türkiye'nin batısında bir ilin büyükşehir belediyesinde çalışan ve hizmet alan erkek bireyler örneklemi oluşturmuş olup Baba Olmaya Yönelik Tutum Ölçeği geliştirilmiştir. Anne -baba olmaya yönelik tutumun incelendiği ikinci aşamada ise örneklemi valilikten izin alınan kamu kurumlarında görev yapan ve araştırma ölçütlerini karşılayan kadın ve erkek bireylere ek olarak büyükşehir belediyesinde çalışan ve belediyeden hizmet alan kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın ikinci aşamasında veriler Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği (AFCS), Baba Olmaya Yönelik Tutum Ölçeği (BOYTÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi SPSS ve AMOS paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ölçek geliştirme aşamasında veriler kodlanarak tanıtıcı bilgilerin sayı ve yüzde dağılımları ile Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) değeri hesaplanmıştır. Ölçeğin geçerlik sınaması, kapsam geçerlik indeksi ve yapı geçerliliği (doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizi) kullanılarak yapılmıştır. Güvenirlik sınaması ise standart hata, Cronbach Alfa katsayısı, madde toplam puan korelasyonu, Average Variance Extracted (AVE) ve Composite Reliability (CR) değeri ile ölçek tepki yanlılığı dikkate alınarak gerçekleştirilmiştir. Ölçeklerin güvenilirliğini değerlendirmek amacıyla Cronbach Alfa katsayısı hesaplanmıştır. Sürekli olmayan değişkenlerin analizi için Mann Whitney U testi ve Kruskal–Wallis H testi, sürekli değişkenlerin analizi için ise Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Ölçek geliştirme aşaması için yapılan faktör analizi sonucunda KMO değerinin 0,932 olduğu ve örneklem sayısının faktör analizi için uygun olduğu belirlenmiştir. Ayrıca Bartlett testi sonucunda x² değerinin (5419,382) istatistiksel olarak anlamlı olduğu ve normal dağılım koşulu sağladığı saptanmıştır (p<0,00). Ölçek iki alt boyuta dağılmıştır. Ölçek alt boyut Cronbach Alfa katsayıları sırasıyla birinci faktör; "Baba Olma Beklentisi" α=0,932, ikinci faktör; "Şimdiki Engel" α=0,888 olarak bulunmuştur. Ölçeğin doğrulayıcı faktör analizi uyum indeksleri incelenmiş ve Comparative Fit Index (CFI), Normed Fit Index (NFI), Non-Normed Fit Index (NNFI), Root Mean Square Error of Approximation (RMSEA), Goodness of Fit Index (GFI) ve Incremental Fit Index (IFI) değerlerinin kabul edilebilir değerlerde olduğu belirlenmiştir. Anne ve Baba olmaya yönelik tutumu değerlendirmek için kadın katılımcıların yaş ortalamasının 25,74±4,40 olduğu, AFCS ile eğitim düzeyi, ikamet bölgesi, yaş, medeni durum, evli olana bireylerin evlilik süresi, partner mesleği, gelir durumu ve ilk çocuklarına sahip olmak için tercih ettikleri yaş bağlamında anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Erkek katılımcılar için yaş ortalamasının 25,72±4,86 olduğu, BOYTÖ ile aile planlaması kullanma durumu, çocuk hayali kurma, yaş, medeni durum, gelir durumu ve ilk çocuklarına sahip olmak için tercih ettikleri yaş bağlamında anlamlı ilişkiler belirlenmiştir. Sonuç: Yapılan analizler sonucunda ilk aşama için Baba Olmaya Yönelik Tutum Ölçeği yapılan analizler sonucunda kabul edilebilir derecede geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlenmiştir. Tezin ikinci aşamasının analizleri sonucunda yaş, medeni durum, eğitim surumu gibi pek çok sosyodemografik değişkenin anne-baba olmaya yönelik tutumu etkilediği, kadın ve erkek için bazı değişkenler paralellik gösterirken bazı değişkenlerin farklılık gösterdiği belirlenmiştir.
Annelerin bebek izlemi konusundaki davranışları ve etkileyen faktörler
Tanımlayıcı tipte olan araştırmanın amacı; annelerin, bebek izlemleri konusunda davranışlarını ve etkileyen faktörleri belirlemektir. Mart 2017-Haziran 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilen çalışmanın evrenini Adana ilinin 4 merkez ilçesinde (Seyhan, Yüreğir, Sarıçam ve Çukurova) bulunan Aile Sağlığı Merkezleri oluşturmuştur. Örnekleme alınacak Aile Sağlığı Merkezleri kura ile belirlenmiş ve 0-18 ay arası bebeği olan 783 kadın çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın uygulaması için Adana İl Sağlık Müdürlüğü'nden yazılı izin, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurul'undan etik kurul onayı alınmıştır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından ilgili literatür incelenerek hazırlanan görüşme formu ile karşılıklı görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22,0 paket programı kullanılarak dağılım yüzdeleri, ortalama, standart sapma ve Ki kare testleri ile analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan kadınların % 82,2'sinın ortaokul ve üstü eğitim seviyesine sahip olduğu, % 78'inin ev hanımı olduğu, % 78,7'sinin gelir düzeyini orta düzeyde olarak ifade ettiği, % 96,3'ünün sağlık güvencesine sahip olduğu ve % 83,3'ünün çekirdek aile yapısına sahip olduğu görülmüştür. Annelerin yaş ortalaması 285,469'dur. Araştırma sonucunda, annelerin büyük çoğunluğunun bebeklerini sağlık kontrollerine götürdüğü, bebek izlemlerini düzenli yaptırma oranı yüksek olmakla birlikte bebeklerine ilk 6 ay sadece anne sütü verme ve tam aşılama oranının istenen düzeyde olmadığı, ebeveynlerin eğitim düzeyinin ve annelerin çalışma durumunun izlemleri etkilediği belirlenmiştir. Sağlık profesyonelleri, ebeveynlere ve diğer aile üyelerine bebek izlemleri ve önemi konusunda eğitim ve danışmanlık yapmalı, yanlış bilgileri tespit etmeli ve bireyleri doğru bilgileri kazanmaları konusunda desteklemelidir. Anahtar Kelimeler: Anne, bebek, davranış, ebe, kontrol, tarama
Swedish masajın kadınların kaygı düzeyi doğum ağrısı ve doğum sürecine etkisinin belirlenmesi
Bu araştırma, Swedish masajın kadınların kaygı düzeyi, doğum ağrısı ve doğum sürecine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma 01 Mart-30 Mayıs 2017 tarihleri arasında randomize kontrollü deneysel tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Adana Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine doğum yapmak üzere kabul edilen tüm gebeler, örneklemi ise 64 gebe oluşturmuştur. Etik kurul onayı, hastaneden izin ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Araştırmanın verileri kişisel bilgi formu, doğum sürecine ilişkin değerlendirme formu, doğum sonucuna ilişkin değerlendirme formu visual analog skala, sürekli ve durumluk kaygı ölçeği ile toplanmıştır. Veriler, IBM SPSS Statistics 22 programında analiz edilmiştir. Kritik anlamlılık değeri p<0,05 olarak alınmıştır. Kadınların yaş ortalamasının 22,08±2,73 olduğu, %56,3'ünün ilkokul ve altı eğitim düzeyine sahip olduğu, %84,4'ünün çalışmadığı, %62,5'inin gelir durumunun iyi olduğu, %81,3'ünün sağlık güvencesinin olduğu saptanmıştır. Deney ve kontrol grupları sosyo-demografik ve gebeliğe ilişkin özellikleri bakımından benzerdir (p>0,05). Çalışmamızda deney ve kontrol grupları arasında sürekli kaygı ölçeği puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır (p>0,05). Deney ve kontrol gruplarındaki katılımcılar arasında uygulama öncesine göre uygulama sonrasında durumluluk kaygı puan ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır (p<0,05). Kontrol grubunun uygulama sonrası ağrı puanı ortalamalarının, deney grubundakilerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,01). Kontrol grubunun toplam doğum sürelerinin, deney grubundan istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0,01). Deney grubundaki kadınların masaj memnuniyet ortalamasının 9,91±0,30 olduğu ve tamamının sonraki doğumda masaj yaptırmak istediği görülmüştür. Bu çalışma sonuçları, Swedish masajının, gebelerin doğum ağrılarını ve kaygı düzeylerini azaltmada, doğum süresini kısaltmada ve hasta memnuniyetini arttırmada etkili olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, doğum, gebe, kaygı, Swedish masaj.
Kadınların doğum sonrası bireyselleştirilmiş bakımı algılama ve memnuniyet düzeyleri
Bu araştırma, kadınların doğum sonrası bireyselleştirilmiş bakımı algılama ve memnuniyet düzeylerini belirlemek amacıyla analitik-kesitsel olarak yürütüldü. Araştırma, Kasım 2018 ve Temmuz 2019 tarihleri arasında, Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde vajinal doğum yapan ve Obstetri Servisinde yatan 524 kadın ile gerçekleştirildi. Verilerinin toplanmasında, tanıtıcı bilgi formu, doğum sonrası ebelik hizmetlerinden yararlanma tespit formu, bireyselleştirilmiş bakım skalası-B hasta versiyonu ve doğum sonrası ebelik bakımı memnuniyetini değerlendirme formu kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatikler, student T testi, MannWhitney-U, Tek Yönlü Varyans analizi, Kruskall Wallis-H, korelasyon, cronbach alfa ve çoklu regresyon analizi kullanıldı. Kadınların doğum sonrası ebelik hizmetlerinden yararlanma durumu toplam puan ortalaması 17.76±4.58'dir. Yapılan çoklu regresyon analizinde gebeliği isteme durumu ebelik hizmetlerinden yararlanma durumunu pozitif yönde etkiledi. Bu modelin açıklayıcılık oranı %2.2'dir. Kadınların bireyselleştirilmiş bakım algısı madde puan ortalaması 4.23±0.40, alt boyutlarına ilişkin madde puan ortalamaları; Kararlara Katılmada Bireysellik 4.50±0.44, Klinik Durumda Bireysellik 4.42±0.48 ve Kişisel Yaşamda Bireysellik 3.48±0.49'dur. Yapılan çoklu regresyon analizinde doğum sayısının 1-3 olma durumu bireyselleştirilmiş bakım algısını pozitif yönde etkiledi. Bu modelin açıklayıcılık oranı %2.1'dir. Kadınların doğum sonrası ebelik bakımı memnuniyeti toplam puan ortalaması 16.94±2.52'dir. Yapılan çoklu regresyon analizinde gebeliği isteme durumu ebelik bakımı memnuniyetini pozitif yönde etkiledi. Bu modelin açıklayıcılık oranı %5.4'tür. Bu çalışmada kadınların doğum sonrası ebelik hizmetlerinden yararlanma durumları, bireyselleştirilmiş bakım algıları ve doğum sonrası ebelik bakımı memnuniyetinin obstetrik özelliklerden etkilendiği ve kadınların doğum sonrası bireyselleştirilmiş bakım algıları ile memnuniyet düzeylerinin ilişkili olduğu sonucuna varıldı. Doğum sonu dönemde verilen bakım hizmetlerinin planlanması ve sunumunda bu sonuçların dikkate alınması ile anne-bebek sağlığının korunması ve gelişimine katkı sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Algı, bireyselleştirilmiş bakım, ebelik, lohusa, memnuniyet.
Doğum korkusuyla baş etme rehberi geliştirme ve etkinliğini değerlendirme
Bu çalışma, doğum korkusu ile baş etmeyi sağlamak için kanıta dayalı uygulama rehberi geliştirmek ve etkinliğini test etmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma metodolojik ve randomize kontrollü deneysel olarak iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın birinci aşaması, metodolojik olarak yürütülmüş ve doğum korkusu ile baş etmeyi sağlamaya ilişkin kanıta dayalı uygulama rehberi geliştirilmiştir. Araştırmanın randomize kontrollü deneysel olarak yürütülen ikinci aşamasında, rehber içinde yer alan bireysel danışmanlık programının etkinliği değerlendirilmiştir. Araştırma 1 Ağustos 2018-1 Nisan 2020 tarihleri arasında 2, 5 ve 12 No'lu Aile Sağlığı Merkezi ve Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinde izlem ve takibi olan toplam 70 gebe (müdahale: 37 ve kontrol: 33) ile yürütülmüştür. Müdahale grubuna rutin bakıma ilave olarak literatür ışığında geliştirilen bireysel danışmanlık programı uygulanmıştır. Araştırma verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği A ve B Versiyonu, Spielberger Durumluluk Kaygı Ölçeği, Doğum Öz-Yeterlilik Ölçeği Kısa Formu ve Postpartum Soru Formu ile toplanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler, ki-kare, t-testi, Fisher testi ve Mann-Whitney U testi ile analiz edilmiştir. Rehber geliştirme aşamasında müdahalelerin etkinliğine dair kanıtlar, 13 randomize kontrollü çalışma, 13 ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel çalışma ve 5 ön test-son test kontrollü yarı deneysel çalışmanın incelemesinden elde edilmiştir. Çalışmalar doğum korkusunu azaltmada etkili olan on müdahale başlığı altında toplanmıştır. Bunlar psiko-eğitici grup terapisi, doğum öncesi eğitim, bireysel danışmanlık programı, intrapartum destekleyici bakım, bilişsel davranış terapisi, kalp hızı değişkenliği biofeedback, antenatal hipnoz eğitimi, grup sanat terapisi, Roy Uyum Modeline dayalı aralıklı doğum desteği ve öz yeterlik odaklı psikolojik danışmanlık olarak belirlenmiştir. Müdahale grubundaki kadınların müdahale sonrası Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği puan ortalaması (30,81±20,64), kontrol grubundaki kadınların puan ortalamalarından (67,94±27,37) istatistiksel olarak anlamlı biçimde daha düşük olarak bulunmuştur (t=-6,450; p=0,000). Yine müdahale grubundaki kadınların (%59,5) kontrol grubundakilere göre (%39,4) daha fazla oranda normal doğum yaptığı ve kontrol grubundaki kadınların (%18,2) müdahale grubundakilere göre (%8,1) daha fazla sezaryen doğumu talep ettikleri görülmüştür. Ancak istatistiksel değerlendirmede bu farkların anlamlı olmadığı saptanmıştır. Kadınların gelecekteki doğum tercihi olarak normal doğumu tercih etme oranının müdahale grubundaki kadınlarda (%75,7) kontrol grubundakilere (%48,5) göre daha fazla olduğu ve bu farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (χ2=5,524; p=0,019). Bu çalışmada primipar kadınlarda doğum öncesi uygulanan bireysel danışmanlık programının doğum korkusunu azalttığı, ancak doğum sonuçlarını etkilemediği sonuçları elde edilmiştir. Bireysel danışmanlık programının gebelerin rutin antenatal bakımına entegre edilmesi ile doğum korkuları azaltılabilir ve doğum deneyimleri daha olumlu duruma dönüştürülebilir.
Kadınların doğum sırasındaki mahremiyet ile ilgili deneyim, görüş ve önerileri
Bu araştırma, kadınların doğum sırasındaki mahremiyet ile ilgili deneyim, görüş ve önerilerini belirlenmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı olarak Aralık 2018 ve Aralık 2019 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesinin Obstetri Servisi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya gelişi güzel örnekleme yöntemi (convenience sampling) ile 300 kadın alınmıştır (n=300). Araştırma verileri Tanıtıcı Bilgi Formu ve Deneyim, Görüş ve Öneri Belirleme Formu ile toplanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde ve ortalama) kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalaması 27,10±5,9'dur. Çalışmadaki kadınların %56,7'si İlkokul ve ortaokul mezunu ve %82,7'sinin ev hanımı olduğu, %20,7'sinin sağlık güvencesinin bulunmadığı belirlenmiştir. Araştırmadaki kadınların %58'sinin 2-3 gebe kaldığı ve %45,3'nün normal doğum yaptığı tespit edilmiştir. Kadınların, %76,7'sinin doğum salonunda yanlarında yakının bulunması ve %53,3'nün doğum eylemi süresince bağırma ya da istemsiz ses çıkarma ile ilgili deneyim yaşadığı belirlenmiştir. Doğum eylemi süresince kadınların %91,6'sının doğum salonunda mahremiyetin korunması, tamamının doğum salonunda fiziki ortam konusunda, %97,3'nün muayene sonuçlarının yüksek sesle paylaşılması ve %94,7'sinin doğum eyleminde bazı fiziksel durumlara ilişkin mahremiyet ile ilgili görüşlerinin olduğu saptanmıştır. Kadınların %47,3'ünün doğum salonunda fiziki ortam konusunda ve %25'inin doğum eylemi süresince ortamda bulunan kişilere ilişkin önerilerinin olduğu belirlenmiştir. Bu çalışmada, kadınların doğum eylemi süresince genellikle mahremiyet kaybı yaşamadıkları, ancak mahremiyete ilişkin çok sayıda görüş ve öneri bildirdikleri sonuçları elde edilmiştir. Ebelerin hizmet sunumunda hasta mahremiyetine dikkat etmeleri, empatik yaklaşımda bulunmaları, mahremiyet hakkının insan hakkı olduğunu kabul ederek etik davranmaları ile kadın sağlığının geliştirilmesine ve kadınların pozitif doğum deneyimi yaşamalarına katkı sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Bakım, deneyim, doğum, ebelik, görüş, mahremiyet.
Gebelikte görülen yakınmaların uyku kalitesine etkisi
Gebelikte görülen yakınmaların uyku kalitesine etkisini incelemek amacıyla, analitik kesitsel olarak tasarlanan bu çalışma 15.10.2018 – 15.03.2019 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi kadın doğum polikliniklerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya gelişigüzel örnekleme ile her trimesterden 100 gebe olmak üzere toplam 300 gebe alınmıştır. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen "Kişisel Bilgi Formu", "Antepartum Semptom Kontrol Listesi", "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi" ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde) ve ki kare testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalamasının 27,60±5,47, eğitim durumunun en çok %26,7 ortaokul olduğu belirlenmiştir. Yorgunluk (%76,7), istek dışı uyuklama (%73,1), tuvalet için uyanma (%92), sırt ağrısı (%71), gerginlik/sinirlilik (%74) yakınmalarının gebeler tarafından sık deneyimlendiği belirlenmiştir. Gebelerin %51,3'ünün uyku kalitesinin kötü olduğu saptanmıştır. Birinci trimesterdeki gebelerin %28,6'sının, ikinci trimesterdeki gebelerin %30,5'inin, üçüncü rimesterdeki gebelerin %40,9'unun uyku kalitesinin kötü olduğu tespit edilmiştir. Reflü, kasık ağrısı, sırt ağrısı, bacaklarda ağrı, pelvik ağrı, baş ağrısı, uyku değişiklikleri, uykuya dalmada güçlük, gece uyanma, uyandıktan sonra tekrar uyuyamama, dinlenmemiş uyanma, istek dışında uyuklama, gerginlik/sinirlilik, can sıkıntısı yakınmalarının uyku kalitesini olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Sonuç olarak, gebelikte görülen yakınmalar uyku kalitesini olumsuz etkilemektedir. Gebelerin büyük çoğunluğunun uyku kalitesinin kötü olduğu ve gebelik haftası ilerledikçe uyku kalitesinin azaldığı saptanmıştır. Ebelerin gebelikte görülen yakınmalar ve çözüm önerileri konusunda bilgi sahibi olmaları ve eğitim hizmetlerinde bu konulara önem vermeleri önerilebilir.
Doğumda sağlık personelinden algılanan desteğin doğum memnuniyetine etkisi
Bu çalışma, vajinal yolla doğum yapan annelerin doğumda sağlık personellerinden algıladığı desteğin, doğum memnuniyeti üzerine etkisini belirlemek amacıyla analitik-kesitsel olarak 18 Mayıs 2019-31 Mayıs 2020 tarihleri arasında Aydın İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Kadın Doğum Servisinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi'nde vajinal yolla doğum yapan anneler oluşturmuştur. Örneklemine ise araştırmanın dahil edilme kriterlerine uyan, gelişigüzel örnekleme yoluyla belirlenen 286 anne alınmıştır. Araştırma verileri doğumdan sonraki ilk 24 saatte, Kişisel Bilgi Formu, Doğumda Verilen Destekleyici Bakıma İlişkin Kadının Algısı Ölçeği ve Doğum Memnuniyet Ölçeği Kısa Formu ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde), Mann-Whitney U ve korelasyon analizleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin yaş ortalamasının 26,5±5,6, eğitim durumunun en çok ilkokul (%36,0) olduğu, %86,0'sının şimdiki gebeliğini istediği, annelerin son doğumlarında yanlarında en fazla (%47,7) ebelerin yer aldığı, annelerin %86,4'ünün sonraki doğumlarında yine vajinal doğumu tercih edecekleri tespit edilmiştir. Annelerin Doğumda Verilen Destekleyici Bakıma İlişkin Kadının Algısı Ölçeği puan ortalaması 87,0 (aralığı 64,0-105,0), alt ölçek puan ortalamaları ise rahatlatıcı davranışlarda 50,0 (aralığı 15,0-60,0), eğitimde 17,0 (aralığı 10,0-27,0), rahatsız edici davranışlarda 19,0 (aralığı 13,0-39,0) olarak belirlenmiştir. Doğum Memnuniyet Ölçeği Kısa Formu puan ortalaması 26,8±6,3, alt ölçek hesaplamalarında ise puan ortalamaları bakım kalitesinde 15,0 (aralık: 0,0-16,0), kadının kişisel özelliklerinde 3,8±2,3, doğumda stres deneyiminde 9,0±3,3 olduğu belirlenmiş olup, %48,6'sında (139 anne) yüksek doğum memnuniyeti olduğu bulunmuştur. Doğumda Verilen Destekleyici Bakıma İlişkin Kadının Algısı Ölçeği puanları arttıkça Doğum Memnuniyet Ölçeği Kısa Formu puanlarının da arttığı, doğum memnuniyeti yüksek olan annelerin doğumda verilen destekleyici bakıma ilişkin kadın algısı ölçek puan ortalamalarının doğum memnuniyeti düşük ve orta olan annelere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, vajinal doğumda sağlık personelleri tarafından verilen destekleyici bakıma ilişkin kadının algısı arttıkça, doğum memnuniyet düzeyi de artmaktadır. Sağlık personellerinin doğum hizmetlerinde ve çözüm önerileri konusunda bilgi sahibi olmaları ve eğitim hizmetlerinde bu konulara önem vermeleri önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Doğum, destekleyici bakım, ebelik, memnuniyet.
Gebelikte uyku kalitesi ve prenatal bağlanma ile ilişkisi
Gebelerde uyku kalitesi ve prenatal bağlanma ile ilişkisini belirlemek amacıyla analitik kesitsel olarak Eylül 2018 – Eylül 2019 tarihleri arasında, Aydın İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini bu hastanenin Nonstres Testi (NST) polikliniğine başvuran gebeler, örneklemini ise 675 gebe oluşturmuştur. Araştırma verileri Gebe Tanıtım Formu, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi, Epworth Uykululuk Skalası, Prenatal Bağlanma Envanteri ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) 18 programı kullanılmış ve verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler için student t test, Mann-Whitney U test, ANOVA ve Kruskall Wallis H test, ileri analizler için Tukey testi ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalaması 27,35±5,87 yıl, evlilik yılı ortalaması 5,85±4,65 yıldır. Gebelerin Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi puan ortalaması 6,10±3,52 olup, %60,3'ünün uyku kalitesinin kötü olduğu saptanmıştır. Aile tipi, evlilik yılı, ikametgâh durumları, gebelik haftası, yaşayan çocuk sayısı, düşük sayıları, ölü doğum sayıları, doğum/doğum sonu dönem ile ilgili eğitim alma durumları, gebe kaldıkları kiloları, uykuya dalmak için yapılan alışkanlık durumları, gebelikte eşten destek alma durumları, gebelikte uyku sorunu yaşama durumları, uyuma süresi, gebelikten önceki uyku ile gebelikteki uyku arasında fark olma durumları, horlama durumları gebelerin uyku kalitesini etkileyen faktörler olarak bulunmuştur. Gebelerin Prenatal Bağlanma Envanteri puan ortalamasının 66,54±10,60 olduğu tespit edilmiştir. Gebelerin Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi alt bileşenlerinden uyku bozukluğu ve uyku ilaç kullanımı ile Prenatal Bağlanma Envanteri arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,05). Gebelerin Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ile Prenatal Bağlanma Envanteri arasında ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, gebelerin uyku kalitesinin kötü olduğu gebelerin uyku kalitesi ile prenatal bağlanma arasında ilişki bulunmadığı saptanmıştır. Gebeler her izlemde uyku kalitesi ve prenatal bağlanma açısından değerlendirilerek bu süreç içerisinde desteklenmelidir.
The prevalence of premenstrual syndrome among midwifery students and its relationship with lifestyle
This study was carried out with the aim of determining the prevalence of premenstrual syndrome (PMS) and its relationship with lifestyle among the midwifery students of the Faculty of Health Sciences of Aydın Adnan Menderes University. 288 undergraduate female students (who had no mental disorder/ used no anti-depressants and did not use combined oral contraceptives) in the Midwifery Department were recruited for the study. While data on the anthropometric, socio-demographic, menstrual and lifestyle characteristics of the participants were collected using data collection form, the premenstrual syndrome scale was utilised to determine the presence/absence of PMS in each participant. Student's t test, Mann Whitney U test, Pearson's Chi-square test, Chi-square test, Fisher's exact test and finally multiple logistic regression analysis via Backward LR procedure were employed in comparing the groups with and without PMS and determining the best predicting factors for PMS. The prevalence of PMS among the study participants was found to be 51.3%. According to the result of multiple logistic regression analysis; whereas fast-food consumption, taking vitamin /mineral supplements, poor income and expense balance, generally feeling stressed, irregular sleep, feeling pain during menstruation and the effect of menstrual discomforts on social life were found to have a statistically significant positive relationship with PMS; consumption of white meat was found to be negatively related with PMS. A significant proportion of the study's population suffer from PMS. Therefore, more attention from health care providers on the subject, the incorporation of PMS related topics into educational curricula, social support and lifestyle modifications to include healthier lifestyle choices are recommended.
Gebe bilgilendirme sınıfına katılımın gebelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına etkisi: Vaka-kontrol çalışması
Bu çalışmanın amacı gebe bilgilendirme sınıfına katılımın gebelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına etkisini belirlemektir. Araştırma, analitik vaka-kontrol olarak Ekim 2017-Mayıs 2018 tarihleri arasında, Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde yürütüldü. Araştırmanın örneklemini; gebe bilgilendirme sınıfına katılan 40 gebe vaka grubunda ve gebe bilgilendirme sınıfına katılmayan 120 gebe kontrol grubunda olmak üzere toplam 160 gebe oluşturdu. Örneklem grubunun belirlenmesinde gelişigüzel örnekleme (convenience sampling) yöntemi kullanıldı. Vaka ve kontrol grupları; eğitim durumu, çalışma durumu ve yaşayan çocuk sayısı açısından eşleştirildi. Verilerin toplanmasında, "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II" kullanıldı. Elde edilen veriler tanımlayıcı istatistikler, Ki-kare testi, Fisher's Exact ve Student T testi kullanılarak analiz edildi. Vaka grubundaki gebelerin yaş ortalaması 28.75±3.76 ve kontrol grubundaki gebelerin yaş ortalaması 26.88±4.20'dir. Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II'den alınabilecek en yüksek toplam puan 208 olup, vaka grubundaki gebelerin ölçek toplam puan ortalaması (153.20±15.61), kontrol grubundaki gebelerin ölçek toplam puan ortalamasından (133.28±15.34) istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksektir (p<0.05) ve alınabilecek en yüksek puana oldukça yakındır. Vaka ve kontrol gruplarında ölçekten alınan en yüksek alt faktör puan ortalaması manevi gelişim (Vaka=29.75±3.04 ve Kontrol=27.51±3.75), en düşük alt faktör puan ortalaması fiziksel aktivite (Vaka=19.20±4.05 ve Kontrol=14.45±4.09)'dir. Vaka grubundaki gebelerin Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II alt faktör puan ortalamaları, kontrol grubundaki gebelerin alt faktör puan ortalamalarından istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yüksektir (p<0.05). Bu çalışmada, vaka grubundaki gebelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını yüksek düzeyde uyguladığı, gebe bilgilendirme sınıfına katılımın, gebelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını olumlu yönde etkilediği ve yükselttiği sonuçlarına varıldı. Gebe bilgilendirme sınıflarındaki eğitim ve uygulamaların bu sonuçlar dikkate alınarak planlanması ile anne ve bebek sağlığının korunması ve geliştirilmesine katkı sağlanabilir.
Doğum sonrası farklı eğitim yöntemleriyle verilen taburculuk eğitiminin taburculuğa hazır oluşluk, doğum sonu uyum süreci ve emzirme öz-yeterliliğine etkisi
Amaç: Araştırmanın amacı, doğum sonrası farklı eğitim yöntemleriyle verilen taburculuk eğitiminin taburculuğa hazır oluşluk, doğum sonu uyum süreci ve emzirme öz-yeterliliğine etkisini incelemektir. Gereç Yöntem: Araştırma deneysel olarak, 2019-2021 tarihleri arasında Tekirdağ Devlet Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Tekirdağ Devlet Hastanesi'nde doğum yapan kadınlar; örneklemini (müdahale 1 n=30, müdahale 2 n=30 ve kontrol grubu n=30) toplam 90 anne oluşturmuştur. Müdahale grubundaki annelere doğum sonu farklı eğitim yöntemleriyle (müdahale 1 grubuna video yöntemi ve müdahale 2 grubuna resimli rehber eşliğinde sözlü anlatım yöntemiyle) taburculuk eğitimi, kontrol grubuna ise rutin lohusalık bakımı verilmiştir. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu, Hastane Taburculuğuna Hazır Oluşluk Ölçeği-Yeni Doğum Yapmış Anne Formu, Doğum Sonu Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği (Kısa Form), Postpartum Kendini Değerlendirme Ölçeği'' ile toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler olarak, sürekli değişkenler için ortalama değer, standart sapma, ortanca, minimum ve maksimum değerler; kategorik değişkenler için ise sayı ve yüzde değerleri hesaplanmıştır. Başlangıç analizleri olarak normal dağılımın değerlendirilmesinde Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri, verilerin analizinde Kruskal-Wallis testi, Likelihood ratio, Pearson Ki-kare, Kruskal-wallis testi, Bonferroni, Fisher'ın kesin testi kullanılmış, p<0,05 istatistiksel anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmada müdahale 1 grubundaki annelerin Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği (Kısa Formu)'nden aldıkları puan ortalamasının (66,03±3,94), müdahale 2 (62,30±3,42) ve kontrol grubunda yer alan annelerin puan ortalamasından (36,96±5,73) yüksek olduğu ve bu farkın istatistiksel anlamlı olduğu; müdahale 1 grubundaki annelerin Hastane Taburculuğuna Hazır Oluşluk Ölçeği-Yeni Doğum Yapmış Anne Formu toplam puan ortalamasının (145,53±8,74), müdahale 2 grubundaki (137,10±6,54) ve kontrol grubundaki annelerin puan ortalamasından (65,03±9,32) yüksek olduğu ve gruplar arasındaki bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu; müdahale 1 ve müdahale 2 gruplarındaki annelerin Postpartum Kendini Değerlendirme Ölçeği toplam puan ortalamasının benzer olduğu (sırasıyla 175,06±12,83 ve 176,13±13,29), kontrol grubundaki annelerin puan ortalamasının müdahale gruplarındaki annelerden düşük (225,16±18,90) ve müdahale ile kontrol grupları arasındaki bu farkın da istatistiksel düzeyde anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Annelere video yöntemi ve resimli rehber eşliğinde sözlü anlatım yöntemi şeklinde verilen taburculuk eğitiminin, annelerin taburculuğa hazır oluşluğunun, emzirme öz-yeterliliğinin ve doğum sonrası döneme uyumunun artmasında olumlu yönde etkisi olduğu görülmüştür.
Doğumda indüksiyon uygulamasının doğum sonu anne-bebek bağlanması ve kaygı düzeyine etkisi
Amaç: Bu araştırma, doğumda oksitosin indüksiyon uygulamasının doğum sonu anne-bebek bağlanması ve kaygı düzeyine etkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, analitik ve olgu-kontrol tipte yapılmıştır. Doğumda oksitosin indüksiyonu uygulanan kadınlar olgu, uygulanmayanlar ise kontrol grubunu oluşturmaktadır. Ocak 2020–Mayıs 2021 tarihleri arasında, Konya İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Dr. Ali Kemal Belviranlı Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Lohusa Servisi'nde yatmakta olan 416 kadın ile yürütülmüştür. Araştırma verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Anne-Bebek Bağlanma Ölçeği" ve "Durumluluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği" ile toplanmıştır. Veriler tanımlayıcı istatistikler, t testi ve pearson korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmada olgu grubunun anne-bebek bağlanma ölçeği (14,28±1,73) ve durumluluk kaygı envanteri (31,71±7,82) puan ortalamalarının kontrol grubunda yer alan kadınlara göre (anne-bebek bağlanma ölçeği: 12,91±2,25, durumluluk kaygı envanteri: 28,56±6,91 ) istatistiksel açıdan anlamlı şekilde yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca olgu ve kontrol grubundaki kadınların; anne-bebek bağlanma düzeyleri ile süreklilik kaygı düzeyleri ve durumluluk kaygı düzeyleri arasında istatistiksel olarak negatif yönde orta şiddette ilişki saptanmıştır. Sonuç: Bu çalışmada, doğumda oksitosin indüksiyonu uygulanan kadınların uygulanmayan kadınlara göre anne-bebek bağlanma düzeylerinin daha düşük olduğu, durumluluk kaygı düzeylerinin ise daha yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca araştırmada her iki grupta da kadınların kaygı düzeyleri arttıkça anne-bebek bağlanma düzeylerinin azaldığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Anne-Bebek Bağlanması, Doğum, Kaygı, Oksitosin İndüksiyonu.
Ebelerin perinatal dönemde gelişen venöz tromboemboliye ilişkin bilgi ve görüşleri
Amaç: Bu araştırma ebelerin perinatal dönemde gelişen venöz tromboemboliye ilişkin bilgi ve görüşlerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma analitik-kesitsel olarak Aralık 2019-Aralık 2020 tarihleri arasında, Denizli Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları Doğum ve doğumhane servislerinde, Denizli Merkezefendi ve Pamukkale İlçe Sağlık Müdürlüklerine bağlı Aile Sağlık Merkezlerinde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın everenini bu kurumlarda çalışan ebeler (N=510), örneklemi ise 230 ebe oluşturmuştur. Araştırma verileri ''Kişisel Bilgi Formu'' ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Statistical Package for Social Science (SPSS) 22 paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Likelihood ratio, Pearson Ki-kare testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan ebelerin yaş ortalaması 38,77±7,55 yıl, çalışma yılı ortalaması 16,81±8,9'dur. Ebelerin %64,8'inin lisans/yüksek lisans mezunu olduğu, %78,8'inin aile sağlığı merkezlerinde, %14,3'ünün doğumhanede çalıştığı saptanmıştır. Ebelerin %17,4'ünün venöz tromboemboli vakasıyla karşılaştığı, %86,5'inin venöz tromboemboli ile ilgili bir eğitim almadığı belirlenmiştir. Ebelerin venöz tromboemboliye ilişkin bilgi puan ortalaması 3,57±1,92 olup %43'ünün bilgi düzeyleri 'orta düzeyde' saptanmıştır. Ebelerin perinatal dönemde venöz tromboemboliye ilişkin görüşlerinin; gebe ve lohusalara konuya ilişkin eğitim ve bilgilendirme yapılmasının (%43,4), risk tespiti için anamnez alınması ve fizik muayene yapılmasının (%29,5), gebelik ve doğum sonu dönemde izlemlerin düzenli ve dikkatli yapılmasının (%18,6) olduğu saptanmıştır. Ebelerin sosyodemografik ve mesleki özelliklerinin bilgi düzeylerini etkilemediği saptanmıştır (p>0,05). Sonuç: Bu çalışmada ebelerin venöz tromboemboliye ilişkin bilgi düzeylerinin düşük olduğu, venöz tromboemboliye karşı gebe ve lohusaları korumak ve venöz tromboemboliyi erken tanılamak için gebe ve lohusalara eğitim ve bilgilendirme yapılması, anamnez alınması ve fizik muayene yapılması, izlemlerin düzenli ve dikkatli yapılması şeklinde görüş bildirdikleri saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Ebe, Ebelik bakımı, Venöz tromboemboli, Yüksek riskli gebe.
Travayda uygulanan sakral masajın doğum ağrısı, kaygı düzeyi ve doğum sürecine etkisi
Bu araştırma, sakral masajın kadınların kaygı düzeyi, doğum ağrısı ve doğum sürecine etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma 01 Mart-30 Mayıs 2017 tarihleri arasında randomize kontrollü olarak deneysel tipte yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Doğumhanesinde doğum yapmak üzere kabul edilen tüm gebeler, örneklemi ise 75 gebe oluşturmuştur. Etik kurul onayı, hastaneden izin ve katılımcılardan bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Araştırmanın verileri kişisel bilgi formu, doğum sürecine ilişkin değerlendirme formu, doğum sonucuna ilişkin değerlendirme formu, ağrı değerlendirme ölçeği, sürekli ve durumluk kaygı ölçeği ile toplanmıştır. Veriler, IBM SPSS Statistics 22 programında analiz edilmiştir. Kritik anlamlılık değeri p<0,05 olarak alınmıştır. Kadınların %46,7'sinin lise mezunu olduğu, %96,0'ının çalışmadığı, %61,3'ünün gelir durumunun orta olduğu, %64,0'ının gebeliklerinin planlı olduğu belirlenmiştir Deney ve kontrol grupları sosyo-demografik ve gebeliğe ilişkin özellikleri bakımından benzerdir (p>0,05). Kadınların %96.0'ının doğum yapma düşüncesinden korktukları ve %47,9'unun en çok doğum ağrısından korktukları bulunmuştur. Çalışmamızda sakral masaj ve adaçayı yağı ile sakral masaj grupları arasında kaygı düzeyi, doğum ağrısı bakımından anlamı farklılık bulunmamaktadır. Ancak kontrol grubu ile her iki deney grubu arasında anlamı farklılık vardır (p<0,05). Kontrol grubunun doğumun zorluk derecesi puan ortalamaları deney gruplarından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p=0,001). Deney grupları ile kontrol grubu arasında doğum süreci açısından fark yoktur. Deney grubundaki kadınların doğum memnuniyeti daha yüksektir. Bu çalışma sonuçları, travayda uygulanan sakral masajının, gebelerin doğum ağrılarını ve kaygı düzeylerini azaltmada etkili olduğunu, memnuniyet oranını arttırdığını ancak doğum süreci üzerine bir değişiklik oluşturmadığını ve sakral masaj uygulaması sırasında adaçayı yağı ve vazelin kullanılmasının bu sonuçları değiştirmediğini göstermektedir.
Ebelerin amniyotomi ile ilgili görüş ve uygulamaları
Amaç: Bu araştırmanın amacı ebelerin, amniyotomi ile ilgili görüşve uygulamalarını incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, nitel araştırma desenlerinden fenomenoloji deseninde, Aralık 2020 ve Haziran 2021 tarihleri arasında İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi'de doğum kliniğinde yapılmıştır. Çalışmaya amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenen 11 ebe dâhil edilmiştir. Veriler, tanıtıcı bilgi ve yarı yapılandırılmış görüşme formları ile yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Veriler, içerik analizi yöntemi kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan ebelerin, amniyotomi ile ilgili görüş ve uygulamaları altı tema ve 19 alt tema altında toplanmıştır. Bu temaların "amniyotomi ile ilgili görüşler", "amniyotomi uygulama nedenleri","amniyotomi uygularken dikkat edilen durumlar", "amniyotomi sonrasında dikkat edilen durumlar" "amniyotomi uygulaması ile ilgili onam ve yasal süreç" ve "amniyotomi ile ilgili güncel bilgileri kullanma durumu" olduğu tespit edilmiştir". Sonuç: Bu araştırmanın sonucunda, ebelerin bir kısmının amniyotominin, doğumu kısalttığı ve anne, bebek sağlığı için faydalı olduğunu için uygulanması gerektiğini düşünmektedir. Diğer grup ebeler ise, amniyotominin doğumun doğal sürecini bozduğu için uygulanmaması görüşündedirler. Ebelerin amniyotomiyi, literatürde yer alan bilgilerine göre, uygun şekilde uyguladıkları ve gebeye uygulamadan önce bilgi vererek sözel onam aldıkları, amniyotomi ile ilgili yasal süreç yaşamadıkları, sonuçlarına varılmıştır. Ebeler, intrapartum dönemde müdahaleden kaçınarak, müdahalesiz doğum yönetimine katkıda bulunabilirler. Anahtar kelimeler: Amniyotomi, birinci evre, ebelik, doğum eylemi
Ebe ve hemşirelerin kendi kendine vulva muayenesi hakkındaki görüş ve uygulamaları: Bir durum çalışması
Amaç: Bu araştırma amacı ebe ve hemşirelerin kendi kendine vulva muayenesi hakkındaki görüş ve uygulamalarını belirlemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Çalışma nitel araştırma desenlerinden durum çalışması biçiminde tasarlanan iç içe geçmiş çoklu durum çalışması olarak tasarlandı. Bu araştırma Aydın İli kamu hastanelerinin Human Papilloma Virüs taraması yapan bir Aile Sağlığı Merkezi ve bir Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezi birimi olmak üzere toplamda iki merkezde Mayıs 2020- Mayıs 2021 tarihleri arasında yapıldı. Veriler, Human Papilloma Virüs taramasında çalışan ve çalışma grubuna katılmayı kabul eden 12 ebe ve hemşire ile araştırmacı tarafından geliştirilen Tanıtıcı Bilgi Formu ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılarak toplandı. Araştırmadan elde edilen verilerin analizi tümevarımsal içerik analizi tekniği ile yapıldı. Önce görüşme sorularına verilen yanıtlar kelime kelime Microsoft Word belgesine yazıldı. Açık uçlu sorular ve yarı yapılandırılmış soru aracılığıyla yüz yüze gerçekleştirilen görüşmelere ait veriler içerik analizi yoluyla çözümlendi. Ebe ve hemşirelerin sorulara verdiği yanıtlar tek tek okunarak kodlar oluşturuldu. Ortak yönleri olan başlangıç kodları alt tema ve temalar biçimde bir üst temada birleştirilerek sınıflandırıldı. Elde edilen tema çeşitliliği ve yoğunluğu yorumlanarak örneklerle birlikte raporlandı. Bulgular: Araştırmaya katılan ebe ve hemşirelerin, yaş ortalaması 37,75±10,97 olup, %66,6'sı evli, %58,3'ünün lisans mezunu ve kıdem yılı ortalaması 16,33±10,86'dır. Üç kişi Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezinde, sekiz kişi ise Aile Sağlığı Merkezinde çalışmaktadır. Ebe ve hemşirelerin %25'i düzenli olarak jinekolojik muayene yaptırmakta, %33,4'ü kendi kendine vulva muayenesi uygulamakta, %25'i kendi kendine vulva muayenesi hakkında eğitim aldığını ve %8,33'ü kurumuna başvuran kadınlara eğitim verdiğini söylemektedir. Sonuç: Ebe ve hemşirelerin çoğunluğunun, kendi kendine vulva muayenesini daha önce duymadığı ve bu muayene ile ilgili uygulamalarının yetersiz olduğu sonucuna varıldı. Bu nedenle ebe ve hemşirelerin, kendi kendine vulva muayenesi ve vulva kanserinin erken tanısındaki önemi konusundaki farkındalıklarının sağlanması için hizmet içi eğitim programlarının düzenlenmesi, mesleklerinin kendilerine sunduğu eğitici rolünü aktif bir şekilde yerine getirmesi için desteklenmesi önerilmektedir.
Babaların emzirmeye ilişkin tutumları, emzirme sürecine katılımları ve bunları etkileyen faktörler
Amaç: Bu araştırma,babaların emzirmeye ilişkin tutumları, emzirme sürecine katılımları ve bunları etkileyen faktörleri belirlemek amacı ile yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma, analitik-kesitsel olarak, Aralık 2019- Mayıs 2021 tarihleri arasında, Zonguldak Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde 220 baba ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında, tanıtıcı bilgi formu, babaların emzirme tutumu ve katılımı ölçeği kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Student-t testi, Mann-Whitney U, Kruskal-Wallis ve Bonferroni testleri kullanıldı. Ayrıca pearson korelasyon, tek yönlü varyans ve çok değişkenli lineer regresyon analizleri yapıldı. Bulgular: Araştırmada, babaların emzirmeye ilişkin tutumları, emzirme sürecine katılımları ve bunları etkileyen faktörler belirlendi. Araştırmaya katılan babalar 34,82±5,24 yaşında ve emzirmeye ilişkin tutum puanı ortalaması 56,24±5,82, emzirme süresine katılım puanı ortalaması 56,85±7,10'dur. Çok değişkenli lineer regresyon analizinde, babaların emzirmeye ilişkin tutum puanını; eğitim durumu, babanın annesinin emizrme sürecine katılımını onaylaması (F=3,324, R2 adj=0,050, p=0,007); babaların emzirme sürecine katılım puanını, aile tipi, emzirme sürecini deneyimle sayısı, emzirme sürecinin deneyimlendiği son bebeğin cinsiyeti, anne sütü ve emzirme ile bilgi alma durumu etkilemektedir (F=11,304, R2 adj=0,158, p<0,001). Sonuç: Bu araştırmaya katılan babaların, emzirmeye ilişkin tutumu negatif, emzirme sürecine katılımları zayıftır. Babaların emzirmeye ilişkin tutumu ve emzirme sürecine katılımı ise, bazı sosyo-demografik ve kültürel faktörlerden etkilenmektedir. Babaların bu özelliklerinin bilinmesi; emzirmede eş desteğinin sağlanmasında ve emzirme oranlarının artırılmasında ebe ve hemşirelerin nasıl bir yol izleyeceğine karar vermesinde önemli katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Babalar, Emzirme, Katılım, Rol, Tutumlar
Non-stress teste yönelik verilen eğitimin gebelerin kaygı düzeyine etkisi
Amaç: Araştırmanın amacı, non-stress teste yönelik verilen eğitimin gebelerin kaygı düzeyine etkisini saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, yarı deneysel olarak, 15 Temmuz 2020-15 Temmuz 2021 tarihleri arasında Aydın Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Non-Stress Test polikliniğine başvuran 208 gebe ile yürütülmüştür (eğitim grubu: 104, kontrol grubu: 104). Araştırma verilerinin toplanmasında "Durumluluk Süreklilik Kaygı Ölçeği", "Kişisel Bilgi Formu" ve "Non-Stress Test Gebe Eğitim Kitapçığı" kullanılmıştır. Araştırmada Non-Stress test işlemi öncesi, eğitim grubunda yer alan gebelere işleme yönelik eğitim verilmiş ve eğitim sonrası grupların kaygı düzeyleri karşılaştırılmıştır. Araştırma verileri tanımlayıcı istatistikler, aritmetik ortalama ve standart sapma ve bağımsız gruplarda t testi ve pearson korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmada eğitim ve kontrol grubundaki gebelerin eğitim öncesi durumluluk ve süreklilik kaygı düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. Ancak eğitim sonrası; eğitim grubunda yer alan gebelerin durumluluk kaygı düzeylerinin (40,16± 6,25) kontrol grubundaki gebelere göre (46,41±7,41) istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha düşük olduğu görülmüştür (p<0,05). Ayrıca eğitim ve kontrol gruplarında yer alan gebelerin eğitim sonrası, süreklilik kaygı düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmamış olup her iki grupta durumluluk kaygı düzeyi arttıkça süreklilik kaygı düzeyinin arttığı görülmüştür. Sonuç: Araştırmada eğitim sonrası, eğitim grubunun durumluluk kaygı düzeyinin azaldığı, eğitim sonrası her iki grubun süreklilik kaygı düzeylerinin benzer olduğu, eğitim öncesi ve sonrası her iki grupta durumluluk kaygı düzeyi arttıkça süreklilik kaygı düzeylerinin arttığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Durumluluk Kaygı, Gebelik, Non-Stress Test, Süreklilik Kaygı
Adölesan ve yetişkin gebelerin doğum eyleminde öz-yeterliliklerinin belirlenmesi
Amaç: Araştırma, adölesan ve yetişkin gebelerin doğum eyleminde öz-yeterlilik düzeylerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tipte planlanmıştır. Örnekleme Manisa merkezdeki bir devlet hastanesinde gebe polikliniğine başvuran 73 adölesan gebe ve 219 yetişkin gebe toplamda 292 gebeden oluşmuştur. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından Gebe Tanıtım Formu ve Doğum Eyleminde Öz-Yeterlilik Ölçeği Kısa Formu (DÖYE-D32) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde, frekans ve yüzde dağılımları ile Kruskal Wallis, Mann Whitney U, Student t testleri kullanılmıştır. Bulgular: Doğum Eyleminde Öz-Yeterlilik Ölçeği (DÖYE-D32) toplam puan ortalamasının adölesan gebelerde 237,84±34,87, yetişkin gebelerde 257,53±30,29 olduğu saptandı. Doğum Eyleminde Öz-Yeterlilik Ölçeği Sonuç Beklentisi Alt Skalası puan ortalamasının adölesan gebelerde 132,89±16,41, yetişkin gebelerde 142,59±13,58 olduğu saptandı. Doğum Eyleminde Öz-Yeterlilik Ölçeği Yeterlilik Beklentisi Alt Skalası puan ortalamasının adölesan gebelerde 104,95±23,44, yetişkin gebelerde 114,94±23,70 olduğu saptandı. Sonuç: Adölesan ve yetişkin gebelerin Doğum Eyleminde Öz-Yeterlilik Ölçeği toplam ve alt skala puanları arasında fark olduğu, yetişkin olmanın, geniş ailede yaşamanın, multiparitenin, sosyal desteğin doğum eyleminde öz-yeterlilik düzeyini olumlu yönde artırdığı sonucuna varıldı.
Farklı düzey simülatörlerle verilen eğitimin omuz distosisi yönetimine etkisi
Amaç: Araştırmanın amacı, eğitimde kullanılan farklı simülasyon eğitim modellerinin ebelik öğrencilerinin omuz distosisi yönetimine etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Eğitim müdahale tipinde olan bu araştırmanın örneklemini, daha önceden omuz distosisi eğitimi almış ebelik 4. sınıf öğrencileri oluşturmuştur (n=70). Eğitim öncesi; öğrencilerden "Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu", sosyo-demografik bilgileri içeren "Tanıtım Formu", "Omuz Distosisi ve Yönetimi Bilgi Formu", "Omuz Distosisi Yönetimi Öz Değerlendirme Formu" verileri toplanmıştır. Öğrenciler düşük düzey simülatör (DDS) ve ileri düzey simülatör (İDS) üzerinde eğitim yapmak için iki gruba ayrılmıştır. Her bir eğitim altışar kişiden (maksimum yedişer kişi) oluşan gruplarla yapılmış ve sonrasında "Simülasyon Tasarım Ölçeği" ile "Öğrenmede Öğrenci Memnuniyeti ve Özgüven Ölçeği" doldurulmuştur. Öğrencilerin omuz distosisi yönetimi eğitimden altı hafta sonra hasta aktör modeli (hibrit simülatör) üzerinde bire bir uygulama yaptırılarak değerlendirilmiştir; uygulama sonrası "Omuz Distosisi ve Yönetimi Bilgi Formu" ve "Omuz Distosisi Yönetimi Öz Değerlendirme Formu" verileri (post test) toplanmıştır. Tek kör araştırmacı tarafından öğrencilerin video kayıtları izlenmiş ve "Omuz Distosisi ve Yönetimi Becerileri Algoritma Kontrol Listesi"ne işaretlenmiştir. Bulgular: Öğrencilerin yaş ortalaması 21,5±0,7 olup DDS ve İDS ile eğitim alan öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri arasında fark bulunmamıştır. Grupların omuz distosisi yönetimi bireysel değerlendirmeleri, öğrenmede öğrenci memnuniyeti ve özgüven ölçeği puanları ve simülasyon tasarım ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Grupların kendi içinde ve gruplar arası omuz distosisi ve yönetimi bilgi puanları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p˂0,05). Hibrit simülatör üzerinde değerlendirilen omuz distosisi yönetim becerilerinin gruplar arasında farklılığın olmadığı; fakat İDS üzerinde beceri eğitimi alan öğrencilerin omuz distosisi yönetim becerilerinin algoritmaya uygun yapma oranının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Sonuçlar: Farklı eğitim modelleri ile yapılan eğitimlerin öğrencilerin omuz distosisi bilgilerini anlamlı derece arttırmıştır. DDS eğitimi ile yapılan eğitimin öğrencilerin bilgi düzeylerini daha fazla arttırdığı; İDS ile eğitim alan öğrencilerin ise hibrit simülatör üzerinde omuz distosisi yönetim becerilerini daha iyi kullandığı bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Simülasyon, Simülasyon Eğitimi, Omuz Distosisi, Hibrit Simülatör
Son trimestirdeki gebelerin doğum tutumunun karşılaştırılması: İki şehir örneği
Amaç: Bu çalışma ile son trimestirdeki gebelerin doğum tutumlarının, etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve iki şehir örneği ile bölgesel olarak karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma tanımlayıcı tiptedir. Manisa ve Malatya İllerindeki iki Kamu Hastanesindeki son trimestrdeki gebelerle yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Manisa ve Malatya Kamu Hastanelerindeki 2014 yılı toplam canlı doğum sayısı N: 9452 (Manisa:3128, Malatya:6324), örneklemi 370 (Manisa: 123, Malatya: 247) gebe oluşturmuştur. Bulgular: Gebelerin yaş ortalaması Manisa'da 25.56±4.86, Malatya'da 24.96±4.30, her iki şehirde de gebelerin çoğunluğunun normal doğumu tercih ettikleri, doğum yapmak için Malatya'daki gebelerin Manisa'dakilerden daha fazla oranda doğum evini, Manisa'dakilerin Malatya'dakilerden daha fazla oranda özel hastaneyi tercih ettikleri belirlenmiştir. Malatya'daki gebelerin doğum tutum ölçeği puan ortalaması Manisa'dakilerden daha yüksektir (Manisa:34.78±10.76, Malatya: 37.51±9.82), (p=0.01). Her iki şehirde de gebelik haftası 36 ve üzeri, gebelik yaşı ileri, geliri giderden az, çekirdek aile yapısında olan gebelerin doğum tutum ölçeği puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Doğum tutum ölçeği puan ortalaması doğumunu nerede yapacağına henüz karar vermemiş olanların en yüksek, özel hastanede yapacak olanların en düşük olarak belirlenmiştir. Sonuç: Doğumunu nerede yapacağına ve kimin yaptıracağına henüz karar vermemiş olanların doğum korkularının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Primipar gebelerin sosyo-demoğrafik değişkenleri dışında doğum korkusunu etkileyen en önemli faktörün doğum sürecine yönelik bilinmezlikleri ve karar verme sürecine katılamamaları şeklinde yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Doğum, Doğum tutumu, Doğum korkusu
Obezitenin gebelik boyunca yaşam kalitesine etkisi
Amaç: Obezitenin gebenin gebeliği boyunca yaşam kalitesine olan etkisinin incelenmesi, ülkemizde bu alanda yapılan çalışmalara destek olması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Verilerin toplanmasında sosyodemografik soruların olduğu anket formu ve Obezlere Özgü Yaşam Kalitesi ölçeği kullanılmıştır. Veriler, Manisa İli Halk Sağlığı Müdürlüğüne bağlı Yunusemre ve Şehzadeler ilçelerinde bulunan toplam 25 Aile Sağlığı Merkezine başvuran, 2 Mayıs 2017-1 Şubat 2018 tarihleri arasında toplamda 92 gebe kadından elde edilmiştir. Araştırma verileri, Jamovi (Version 0.9.0.3) programı ile yapılmış ve değerlendirilmiştir. (p<0,05) Bulgular: Araştırmaya katılan obez gebelerin yaşam kalitesi puan ortalaması orta düzeyden biraz yüksek bulunmuş olup obezlere özgü yaşam kalitesi ölçeği üç dönem arasında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmiştir (p<0,001). Sonuç: Katılımcılardan gebelikleri boyunca birinci, ikinci ve üçüncü trimester olmak üzere 3 aylık periyodlarla toplanan verilerin bulgularına göre; yaşam kalitesinin periodlar arasında değişkenlik gösterdiği anlaşılmıştır. Buna göre; birinci trimesterda 42,27 olan yaşam kalitesi ortalama puanının ikinci trimesterda 4,86 puan arttığı üçüncü periyod da ise 11,93 puanlık bir artış gösterdiği tespit edilmiştir. Obez gebelerde yaşam kalitesinin gebelik boyunca kilo artışına rağmen yükseldiği sonucunu ortaya çıkarmıştır. Anahtar Kelimeler: Gebe, Obezite, Yaşam Kalite
Birinci basamak sağlık hizmet sunucularının hizmet sunumunda yaşadıkları iletişim sorunları ve iletişim - empati beceri düzeyleri ilişkisi
Amaç: Araştırmanın amacı, birinci basamak sağlık hizmet sunucularının hizmet sunumunda iletişim sorunu yaşama durumları ve iletişim – empati beceri düzeyleri ilişkisinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışma kesitsel tipte bir araştırmadır. Manisa ili Yunusemre ve Turgutlu ilçelerindeki birinci basamak sağlık çalışanlarıyla yürütüldü. Çalışmada herhangi bir örneklem yöntemi kullanılmayıp, tüm çalışanlara ulaşılmak hedeflendi (N=349). Araştırma grubunun %86'sına (N=300) ulaşıldı. Verilerin toplanmasında üç form kullanıldı; Sosyodemografik anket formu, İletişim Becerilerini Değerlendirme Ölçeği, Empatik Eğilim Ölçeği. Verilerin analizi için SPSS 25.0 paket programı kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde ki kare ve student t test gibi tekli analizler ve lojistik regresyon analizi ile değerlendirildi. Bulgular: Katılımcıların %74'ü hasta/hasta yakınları ile yaşam boyu iletişim sorunu yaşadıklarını ifade ettiler. Son bir ay dikkate alındığında üç çalışandan biri hastalar ile; üç çalışandan ikisi ise hasta yakınları ile iletişim sorunu yaşadıklarını belirtti. Bireyler tarafından en fazla yaşanan sorun%93 oranında sözlü iletişim/dil sorunu olarak tanımlandı. Çalışmada en fazla sorun eğitim, sosyoekonomik düzeyi düşük olan veya anadili farklı olan hastalar ile yaşandığı belirlendi. Ayrıca çalışmada iletişim beceri düzeyinin yüksek olanların ve hekim olanların diğerlerine göre daha az hasta ve hasta yakınları ile iletişim sorunu yaşadıkları belirlendi. Empatik eğilim ile iletişim becerisi arasında orta düzeyde pozitif, anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (r=0,297; p=0,000<0,05). Sonuçlar: Birinci basamak sağlık çalışanlarının 3/4 ünün iletişim sorunu yaşamaktadır. En çok yaşanan iletişim sorununun sözel iletişim/ dil sorunudur. İletişim becerisi ve empati eğilimleri arttıkça iletişim sorunu yaşama durumları azalmaktadır. Anahtar Sözcükler: Empati, Empatik Eğilim, İletişim, İletişim Sorunu.
Gebelikte ağrının yaşam kalitesi üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, gebelikte deneyimlenen ağrının yaşam kalitelerini ne kadar etkilediğini belirleyip, ağrının yaşam kalitesi üzerine etkisini saptamaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya, 1 Şubat- 30 Haziran 2017 tarihleri arasında Manisa Merkez Efendi Devlet Hastanesi, Moris Şinasi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine başvuran, VAS'a göre ağrısı olduğunu ifade eden 18-41 yaş arası (n=400) gebeler dahil edilmiştir. Kesitsel türde olan araştırmanın verileri, sosyodemografik form, görsel analog skala (VAS), Kısa Form 36 (Short Form 36 – SF 36), McGill- Melzack ağrı soru formları kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde 16.00 SPSS for Windows istatistik analiz programında frekans, yüzde dağılımı, bağımsız iki grup karşılaştırılmalarında sayısal değişkenlerin normal dağılım gösterdiği durumlarda Independent Samples t test, sayısal değişkenlerin normal dağılım göstermediği durumlarda ise Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Gebelik haftalarının ortalaması ise 32,50±6,602 (Min=10, Maks=42) olarak saptanmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin %70'si bel ağrısı, %27'si sırt, %24'ü kasık ağrısı duyduğunu ifade etmiştir. Gebelik haftası, gebelik sayısı ve doğum sayısına göre ağrı bölgelerine ilişkin bulgular incelendiğinde, gebelik haftasına göre bel, sırt ve baş ağrısı yaşayanların gebelik haftası ile ağrı bölgeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir (p=0,001, p=0,011 ve p<0,01). Sonuç: Gebeliğin özellikle son trimestrında yaşanan ağrının, yaşam kalitelerini azalttığı sonucuna varılmıştır. Mcgill Melzack Ağrı Soru Formu puanlarına göre ağrı arttıkça yaşam kalitesi alt boyutlarından fiziksel fonksiyon, enerji-canlılık-vitalite, ruhsal sağlık, ağrı, genel sağlık puanlarının azalması nedeniyle yaşam kalitelerinin düştüğü tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Gebelik, Yaşam Kalitesi
Doğum eyleminde ebelerle iletişimin doğum deneyimine etkisi
Amaç: Kadınların doğum deneyimlerinin iyileştirilmesi için doğum eyleminde ebelerin verdiği destek ve özellikle iletişim oldukça önemlidir. Araştırmanın amacı, kadınların doğum eyleminde ebelerle olan iletişimlerinin doğum deneyimlerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, tanımlayıcı tiptedir. Araştırmanın örneklemini, Mart 2016- Ekim 2016 tarihleri arasında İzmir'de Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir devlet hastanesinde normal doğum yapmış 353 kadın oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, "Lohusa Tanıtım Formu", "Kadınların Doğum Eyleminde Ebelerle İletişim Algısını Değerlendirme Formu" ve "Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeğinin B Versiyonu" kullanılarak birebir görüşme yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS istatistik programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, ki kare ve korelasyona analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalamaları 26,72 ± 5,05 olup ortalama doğum sayısı 2,08±1,07'dir. Doğumların %88,7'si gebeyi takip eden ebe tarafından, %11,3'ü ise takip eden ebe ve doktor tarafından yaptırılmıştır. Kadınların Doğum Eyleminde Ebelerle İletişim Algısını Değerlendirme Formundan aldıkları puan ortalaması 25,03±6,52 (Max: 33,00) bulunmuştur. Lohusaların Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeğinin Versiyonu'ndan aldıkları puan ortalaması 89,95±23,08'dir. Lohusaların ebelerle olan iletişimleri ile doğum beklentisi/deneyimi arasında negatif yönlü, orta düzeyde güçlü, istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (r= ,36; p< 0,05). Lohusaların doğumlarını yaptırmalarını istedikleri kişinin kim olduğu ve doğum deneyimleri arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Kadınların doğum eyleminde algıladıkları ebelerle olan pozitif iletişim, doğum deneyimini olumlu yönde etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Ebe, İletişim, Doğum, Doğum Deneyimi.
Preterm bebeklerde oral stimulasyon ve emzirme destek sisteminin tam anne memesine geçiş süresi ve emme başarısı üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Çalışma preterm doğan bebeklerde oral stimulasyon ve emzirme destek sisteminin tam anne memesine geçme süresi ve emme başarıları üzerine etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, longitudinal, randomize kontrollü deneysel tasarımda gerçekleştirilmiştir. Örneklemini 70 (35 deney-35 kontrol) preterm bebek oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, "Preterm Bebeği Tanıtıcı Bilgi Formu", "Bebek İzleme Formu" ve "LATCH Emzirme ve Tanılama Formu" kullanılmıştır. Bulgular: Deney ve kontrol gruplarında tanımlayıcı değişkenler açısından anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Deney ve kontrol grupları arasında oral beslenmeye geçiş süresi, geçiş ağırlığı, tam anne memesine geçiş süresi, taburculuk yaşı, süresi ve ağırlığı, LACTH puan ortalamaları, taburculuk sonrası birinci ayda emmeye devam etme ve vücut ağırlık ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). Deney ve kontrol gruplarında oral beslenmeye geçtikten sonraki ilk ve tam anne memesine geçmeden önceki son vital bulguları arasında grup ve grup*zaman etkileşim açısından istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Vital bulgularda grup etkisinden bağımsız olarak zamana göre anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Preterm bebeklerde oral stimulasyon ve emzirme destek sisteminin, oral beslenmeye geçiş süresi, geçiş ağırlığı, tam anne memesine geçiş süresi, taburculuk yaşı, süresi ve ağırlığı, LACTH puan ortalamaları, taburculuk sonrası birinci ayda emmeye devam etme ve vücut ağırlığı ortalamalarını etkilediği ve oral beslenmeye geçtikten sonraki ilk ve tam anne memesine geçmeden önceki son vital bulguları etkilemediği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Preterm bebek, oral stimulasyon, emzirme destek sistemi, emme başarısı
Son trimester gebelerde algılanan sosyal desteğin prenatal distres üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, son trimesterde gebelerin algıladıkları sosyal desteğin prenatal distres üzerine etkisini araştırmaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma analitik- kesitsel bir çalışmadır. Bir devlet hastanesi kadın hastalıkları ve doğum polikliniğine rutin kontrol için başvuran üçüncü trimesterdeki (29 ve üzeri gebelik haftası) 358 sağlıklı gebe araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri, Kişisel Bilgi Formu, Prenatal Distres Ölçeği-Revize Versiyonu (PDÖ), Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (MSPSS) ve Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (HAD) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 15.0 for Windows istatistik analiz programında sayı, yüzde dağılım, ortalama, Spearman korelasyon analizi, One-Way ANOVA, Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan gebelerin %45,5'i 25-31 yaş arasında olup yaş ortalaması (27,2±5,2)'dir. Gebelerin %85,5'i çekirdek aile, %45,8'i lise mezunu, %83,2'i ev hanımı ve %76,0'sının geliri giderine denktir. Gebeliklerin %43'ü ilk gebelik olup %95,3'ü planlıdır. MSPSS toplam ölçek puanı ve alt boyutları ile PDÖ ölçek puanı arasında ters yönde ve orta büyüklükte anlamlı bir ilişki vardır (p<0,01). MSPSS toplam ölçek puanı ve alt boyutları ile HAD Depresyon ölçek puanı arasında ters yönde ve zayıf büyüklükte anlamlı bir ilişki vardır (p<0,01). Gebelik yaşı ileri olan, aylık geliri giderinden fazla olduğunu ifade eden, daha önce doğum yapan, evde yaşayan bir çocuğu olan ve gebeliğinin planlı olduğunu belirten kadınların prenatal distres düzeyleri düşük bulunmuştur (p<0,05). Bu gebeliğinde endişe duyduğunu ifade eden kadınların prenatal distres düzeyleri daha yüksektir (p<0,01). Sonuç: Gebelerin sosyal destek algıları arttıkça prenatal distres ve depresyon düzeylerinin azaldığı saptanmıştır.
Doğum şeklinin kadın cinsel işlevi üzerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, doğum şeklinin kadın cinsel işlevi üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Manisa ili merkez ilçelerdeki 1591 kadın, örneklemi araştırmanın yapıldığı aile sağlığı merkezlerine başvuran 9-12 aylık bebeği olan 315 kadın oluşturmuştur. Veriler, araştırmacı tarafından Anket Formu ve Kadın Cinsel İşlev Ölçeği (KCİÖ) kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Frekans analizi, Independent Sample T-Test, Kruskal-Wallis, Mann-Whitney U Testi ve One-Way ANOVA kullanılmıştır. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan kadınların yaş ortalamasının 23,69±3,88 olduğu, %93,0'ının 1-5 yıl evlilik süresine sahip, %82,2'sinin 1-2 gebelik yaşadığı, çoğunluğunun ilköğretim mezunu(vajinal doğum: %66,1, sezaryen doğum: %60,0) olduğu ve çalışmadığı(vajinal doğum: %94,4, sezaryen doğum: %89,6) belirlenmiştir. Vajinal doğum grubunda epizyotomi oranı %51,4'tür. KCİÖ puan ortalaması vajinal doğum grubunda 25,11±5,47, sezaryen doğum grubunda 25,36±5,47 bulunmuştur. KCİÖ cinsel istek, uyarılma, kayganlaşma, orgazm ve doyum alt boyut puan ortalamaları hem vajinal doğum hem de sezaryen doğum grubunda kesme noktasının üzerinde fakat ölçek ağrı alt boyut puan ortalaması her iki grupta da kesme noktasının altında bulunmuştur. Sonuç: Çalışma sonucumuza göre doğum sonrası uzun dönemde vajinal veya sezaryen doğum yapan kadınlarda genel olarak cinsel disfonksiyon saptanmadı. Doğum şekli ile kadın cinsel işlevi arasında bir ilişki olmadığı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Cinsel sağlık, kadın cinsel işlevi, doğum şekli, kadın sağlığı
Onkoloji servisinde yatan çocukların annelerinin gebelikte sigara içme durumlarının incelenmesi
Amaç: Çalışma gebelikte sigara kullanma durumu ve çocukluk çağı kanserleri arasındaki bağlantının incelenmesi amacıyla yürütülmüştür. Yöntem: Bu çalışma, Haziran 2017-Aralık 2017 tarihleri arasında İzmir'de bir eğitim araştırma hastanesinin onkoloji servisinde kanser tanısı ile tedavi gören 51 çocuk, çocuk hastalıkları kliniğinde kanser öyküsü olmayan 154 çocukta yapılmıştır. Veriler tanıtıcı bilgi formu kullanılarak yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacılar tarafından toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare analizi, bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Tüm analizlerde p<0,05 anlamlılık düzeyi temel alınmıştır. Bulgular: Kontrol grubu annelerin yaş ortalaması 30,86±7,81, Deney grubu annelerin yaş ortalaması 34,08±9,04'dir. Deney grubundaki annelerin yaş ortalaması, 1. Trimesterde sigaraya maruz kalma oranları ve sigara kullanım oranlarının daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Kontrol grubundaki annelerin gebelik sırasında mevcut rahatsızlık veya doğum sırasında gelişen bir komplikasyon varlığı durumlarının ve hamile olduklarını öğrendikten sonra sigarayı bırakma oranlarının daha yüksek ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0,05). Kadınların sigara kullanma durumlarına, günlük sigara tüketim miktarlarına, doğum şekillerine, sigaraya başlama yaşlarına, kullandıkları sigara sayısına, doğum sayısına ve gebelik sayısına göre Vaka-Kontrol grubu arasında fark yoktur (p>0,05). Sonuç: Gebelikte sigara kullanımı çocukluk kanserlerini etkileyen bir faktördür. Ayrıca ileri yaş ve 1. trimester sigara maruziyeti de çocukluk çağı kanserlerini önemli derecede etkilemektedir. Sağlık personelleri gebelik takibinin başlamasından itibaren sigara maruziyetini önlemeye yönelik bilinçlendirici çalışmalar planlamalı ve yürütmelidir.
Gebeliğin başlangıcındaki kadınlarda uyku hijyeni eğitiminin uyku kalitesine etkisi
Amaç: Bu araştırmada, gebeliğin başlangıcındaki kadınlarda uyku kalitesini ölçmek, gebelerin uyku kalitesini etkileyen etmenlerin ne olduğunu saptamak ve uyku hijyeni eğitimi ile birlikte uyku kalitesini yükseltmeyi, sağlıklı bir gebeliğin sürdürülmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma yarı deneyseldir. Çalışma evreni 67 gebeden oluşmuştur. Deney grubundaki gebelere uyku hijyeni konusunda eğitim verilerek eğitim broşürü dağıtılmıştır. Eğitim Öncesi gebelere sosyodemografik form, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, EUROHIS-QOL, Uyku Hijyeni Formu doldurulmuştur. Gebeler eğitimden en az dört hafta sonra tekrar görülerek aynı formlar tekrar doldurulmuştur. Kontrol gurubundaki gebelere ise sosyodemografik form, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi, EUROHIS-QOL, Uyku Hijyeni Formu doldurulmuştur. Kontrol grubu gebelerine uyku hijyeni konusunda eğitim verilmemiş ve eğitim broşürü dağıtılmamıştır. Verilerin analizinde, sayı yüzde dağılımı, t testi, Mann Whitney U testi, Wilcoxon Signed Ranks, Kruskal Wallis testi ve ölçekler arasındaki ilişkiyi değerlendirmek için Spearman Korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan gebelerin yaş ortalaması 26,854,97 (min=18, maks=39)'dur. Gebelik haftalarının ortalaması ise 10,97±6,16 (Min=4, Maks=28) olarak saptanmıştır. Deney grubu gebelerin %65,6'sının gebelik sayısının multipar olduğu, %78,1'inin gebelik haftasının 10 hafta ve altında bulunmuş iken, kontrol grubu gebelerin %54,3'ünün gebelik sayısının multipar olduğu, %65,7'sinin gebelik haftasının 10 hafta ve altında olduğu saptanmıştır. Sonuç: Deney ve kontrol grubu homojen dağılım göstermesi nedeniyle uyku kalitesi ve yaşam kalitesi puanları açısından fark bulunmamaktadır fakat uyku hijyeni açısından iki grup arasından sosyo-demografik özellikler açısından fark saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Uyku Hijyeni, Gebelik, Uyku Kalitesi
Kentsel bir bölgede yaşayan kadınların serviks kanseri erken tanı tutumları ve jinekolojik muayene algıları
Amaç: Bu araştırmanın amacı kentsel bir bölgede yaşayan kadınların serviks kanseri erken tanı tutumları ve jinekolojik muayene algılarını belirlemektir. Yöntem: Araştırma kesitsel tiptedir. Araştırma Manisa'da bir Aile Sağlığı Merkezinde 30-65 yaş arası, geçmişte ve/veya halen cinsel yönden aktif olan kadınlarda yürütülmüştür (N:2873). Araştırmanın örneklemi Openepi program kullanılarak %95 güven aralığı, %50 bilinmeyen prevalans, %5 yanılma payı ile:339 kadın olarak belirlenmiştir. Araştırmacı tarafından ilgili literatür doğrultusunda hazırlanan veri toplama formu ile kadınların sosyodemografık, obstetrik özellikleri ile jinekolojik muayene algıları değerlendirilmiştir. Ayrıca Servikal Kanser Erken Tanı Tutum Ölçeği uygulanmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde SPSS 15.00 paket programıyla sayı, yüzde dağılımı, kikare testi, bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Bulgular:Araştırma grubunu oluşturan kadınların yaş ortalaması 38,7±6,52'dir. Araştırma grubunu oluşturan kadınların sadece %16.8'inin düzenli jinekolojik muayene yaptırdığı belirlenmiştir. Kadınların servikal kanser erken tanı tutumları ölçeği alt alanları puan ortalamaları duyarlılık algısı 27,88 ± 3,71, ciddiyet algısı 27,86 ± 3,38, engel algısı 21,00 ± 2.46, yarar algısı 22,66 ± 2,66 olarak saptanmıştır. Ölçek toplam puan ortalaması ise; 99,38±7,11 olarak belirlenmiştir. Sonuç:Bu araştırmada kadınların sadece beşte birinin düzenli jinekolojik muayene yaptırdığı belirlenmiştir. Kadınların serviks kanseri erken tanısına ilişkin tutumlarının orta düzeyde olduğu söylenebilir. Anahtar kelimeler: Jinekolojik muayene, servikal kanser, servikal kanser tutumu
Ten tene temas ile salgılanan hormonların plasentanın ayrılma süresine etkisi
Amaç: Bu çalışma, ten tene temasın plasentanın ayrılma süresine hormonların etkisinin incelenmesi amacıyla yürütülmüştür. Gereç ve Yöntem: Araştırma Ocak-Temmuz 2018 tarihleri arasında Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalına başvurmuş 40 kadın (20 vaka, 20 kontrol) ile yürütülmüştür. Rutin kontrol sırasında alınan kanlardan doğum öncesi ve doğum sonrası olarak bizim çalışmamız için de 1 cc kan alınmıştır. Kanların hepsi toplanana kadar -80 derecedeki deep frezede saklanmıştır. Daha sonra bu kanlardan beta-endorfin, katekolamin ve oksitosinin analizi yapılmıştır. Veriler sosyo-demografik veri formu kullanılarak alınmıştır. Ayrıca 20 vaka grubuna doğumda ten tene temas uygulanıp ten tene temasın plasenta üzerine etkisi gözlemsel olarak da kronometreyle ölçülmüştür. Verilerin değerlendirilmesinde Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Bulgular: Vaka grubu annelerin yaş ortalaması 28,55±5,97, kontrol grubu annelerin yaş ortalaması 26,75±6,58'dir. Kontrol doğum öncesi ve vaka doğum öncesi gruplarında oksitosin seviyeleri istatistiksel olarak düşerken, beta-endorfin seviyeleri ise istatistiksel olarak artmış olup, katekolamin seviyelerinde ise istatistiksel bir fark görülmemektedir. Kontrol doğum sonrası ve vaka doğum sonrası grupları arasında betaendorfin, oksitosin ve katekolamin seviyelerinde istatistiksel bir fark görülmemektedir (p>0,05). Ayrıca, ten tene temas yapılan vaka grubunda plasentanın ayrılma süresi kontrol grubuna göre daha kısa bulunmuştur. Aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<0,05). Sonuçlar: Doğumda uygulanan ten tene temas plasentanın ayrılma süresini etkileyen bir faktördür. Sağlık profesyonellerinin doğum sonu erken dönemde ten tene temas konusunda bilgi ve farkındalıkları arttırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Ten tene temas, oksitosin, beta-endorfin, katekolamin, plasenta
Anne dostu hastane uygulaması ve gebelerin sosyodemografik özelliklerinin doğum korkusu ve konforu ile ilişkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı anne dostu hastane uygulaması ve gebelerin sosyodemografik özelliklerinin doğum korkusu ve konforu ile ilişkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma kesitsel tiptedir. Manisa'da anne dostu olan ve anne dostu olmayan iki kamu hastanesi, doğumhanelerine başvuran gebelerle yürütülmüştür (n:304). Veri toplama formu sosyodemografik form, doğum konforu ölçeği ve WDBDÖ-A doğum korkusu ölçeğinden oluşmuştur. Araştırmanın verileri latent fazdaki gebelerden yüzyüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Verilerin analizin de Statistical Package for the Social Sciences (SPSS) for Windows 15.00 istatistik programı kullanılmıştır. Araştırmanın tanımlayıcı verileri sayı, yüzde dağılımı, ortalama ve standart sapma şeklinde gösterilmiştir. Ayrıca Ki-kare testi, Student t testi, One Way ANOVA testi, Lineer regresyon analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada anne dostu olan hastanedeki WDBDÖ-A doğum korkusu ölçeği toplam puanı, anne dostu olmayan hastaneye göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (t:3,37, p:0,00). Doğum konfor ölçeği alt alanlarını incelediğimizde; anne dostu hastanede fiziksel konfor alt alanı puan ortalaması anne dostu olmayan hastaneye göre düşük ve aralarında anlamlı fark bulunmuştur (t:-4,49, p:0,00). Psikospritüel konfor alt alanı puan ortalaması anne dostu olan hastanede, anne dostu olmayan hastaneye göre yüksek ve aralarında anlamlı fark olduğu saptanmıştır (t:4,32, p:0,00). Çevresel konfor alt alanı puan ortalaması anne dostu olan hastanede, anne dostu olmayan hastaneye göre düşük ve aralarında anlamlı fark bulunmuştur (t:-5,55, p:0,00). Sonuç: Gebelerin doğum korkusunu anne dostu hastane uygulamasının etkilemediği, sosyodemografik özelliklerden etkilendiği belirlenmiştir. Doğum konforunda ise; psikospritüel ve çevresel konfor alt alanlarında anne dostu hastane uygulamasının etkili olduğu, fiziksel konfor alt alanında anlamlı bir etkisinin olmadığı bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Anne dostu hastane, Doğum korkusu, Doğum konforu
Bireysel danışmanlık girişiminin gebelikteki sağlık uygulamaları üzerine etkisi
Amaç: Araştırma bireysel danışmanlık girişiminin gebelikteki sağlık uygulamaları üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, ön test-son test düzeni kullanılarak yapılan, tek kör, randomize kontrollü deneysel tasarımda bir araştırmadır. Verilerin değerlendirilmesinde, yüzdelik dağılımlar, ortalama, standart sapma, Kolmogorov-Smirnov testi, Ki-kare ve Fisher Kesin Ki-kare testi, bağımsız gruplarda t testi, Bonferroni düzeltmeli bağımlı gruplarda t testi, tekrar ölçümlü çoklu varyans analizi ve Basit Doğrusal regresyon analizi kullanılmıştır. Manisa merkezdeki bir devlet hastanesinde gebe polikliğine başvuran eğitim grubu 64 gebe ve kontrol grubu 62 gebe olmak üzere toplamda 126 gebe oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, "Gebe Tanıtıcı Bilgi Formu", "Gebelikte Sağlık Uygulamaları Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Eğitim ve kontrol gruplarında tanımlayıcı değişkenler açısından yaş, eğitim durumu, çalışma durumu sosyal güvence, aile tipi, yaşanılan yer bakımından anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Araştırmada eğitim ve kontrol grubundaki gebelerin bireysel danışmanlık eğitimi öncesi Gebelikte Sağlık Uygulamaları Ölçeği toplam puan ortalamasının eğitim grubunda 111,76±10,84, kontrol grubunda 110,17±12,37 olduğu ve her iki grup arasında anlamlı fark olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Bireysel danışmanlık eğitimi sonrası ikinci trimesterde Gebelikte Sağlık Uygulamaları Ölçeği toplam puan ortalamasının eğitim grubunda 142,12±8,63, kontrol grubunda 124,48±11,53 olduğu ve her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). Üçüncü trimesterde Gebelikte Sağlık Uygulamaları Ölçeği toplam puan ortalamasının eğitim grubunda 149,31±6,72, kontrol grubunda 125,66±11,65 olduğu ve her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Bireysel danışmanlık eğitimi öncesi uygulanan Gebelikte Sağlık Uygulamaları Ölçeği sonucunda gebelerin bilgi düzeylerinin aynı olduğu, bireysel danışmanlık eğitimi sonrası eğitim grubunun kontrol grubuna göre daha fazla bilgi düzeyine sahip olduğu sonucuna varılmıştır.
Doğurganlık ve çocuk doğurmaya yönelik tutum ölçeği Türkçe formunun geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Bu çalışmada, 2015 yılında Söderberg ve arkadaşları tarafından ikinci versiyonu geliştirilen Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği (AFCS, Attitudes Toward Fertility And Childbearing Scale)' nin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmasının yapılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Metodolojik tipte olan araştırmanın örneklemini, Manisa ilindeki 20-30 yaş grubu henüz anne olmamış 240 kadın oluşturdu. Veriler, araştırmacı tarafından Birey Tanıtım Formu, Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanıtıcı bilgilerin sayı yüzde dağılımları, dil geçerliliği, kapsam geçerlik indeksi, yapı geçerliliği (Doğrulayıcı ve açıklayıcı faktör analizi), standart hata, Cronbach Alfa katsayısı, madde toplam puan korelasyonu ve ölçek tepki yanlılığı testleri kullanıldı. Bulgular: Ölçek üç alt boyuta dağıldı, açıkladığı toplam varyans %65,10 olarak bulundu. Ölçek alt boyut Cronbach Alfa katsayıları sırasıyla birinci faktör; "Şimdiki Engel" α= 0,89, ikinci faktör; "Gelecekteki Önem" α= 0,92, üçüncü faktör; "Kadınlık Kimliği" α= 0,90 olarak bulundu. Madde analizi sonucunda maddelerin madde alt boyut puan korelasyonları şimdiki engel alt boyutunda 0,60-0,82, gelecekteki önem alt boyutunda 0,75-0,85, kadınlık kimliği alt boyutunda 0,78-0,90 arasında bulundu. Ölçek doğrulayıcı faktör analizi uyum indeksleri incelendi ve x2/df, CFI, NFI, NNFI indekslerinin kabul edilebilir değerlerde olduğu, RMSEA, GFI ve AGFI indekslerinin ise kabul edilebilir değerleri karşılamadığı belirlendi. Sonuç: Doğurganlık ve Çocuk Doğurmaya Yönelik Tutum Ölçeği Türkçe formunun yapılan analizler sonucunda kabul edilebilir derecede geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Doğurganlık, Tutum, Geçerlik, Güvenirlik
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan babalarda ten tene temasın baba-bebek bağlanması ve evlilik uyumuna etkisi
Amaç: Çalışma, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan babalarda ten tene temasın (TTT) baba-bebek bağlanması ve evlilik uyumuna etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma yarı deneysel tasarımda gerçekleştirilmiştir. Örneklemi özel bir hastanenin yenidoğan yoğun bakım ünitesinde (YYBÜ) bebeği yatan 60 baba (30 deney-30 kontrol) oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Birey Tanıtım Formu, Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ) ve Baba-Bebek Bağlanma Ölçeği (BBBÖ) kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmada deney ve kontrol grubunda yer alan babaların yaş, eğitim, meslek, gelir durumu ve evlilik süreleri benzerdir (p>0,05). Müdahale öncesi deney grubunda EUÖ toplam puan ortalaması 49,20±6,58, kontrol grubunda 50,37±5,36'dir (p>0,05). Müdahale sonrası ise deney grubu EUÖ puan ortalaması 50,47±7,78, kontrol grubunda ise 50,37±4,78 olarak bulunmuştur (p>0,05). Müdahale sonrası deney grubu BBBÖ Ölçeği puan ortalaması 78,96±5,94, kontrol grubunda ise 76,82±5,21'dir. Deney grubunda elde edilen ortalama puan, kontrol grubuna göre daha yüksek olmakla beraber aralarındaki fark istatiksel olarak anlamlı değildir (p>0,05). Deney grubunda, BBBÖ toplam ölçek puanı ve BBBÖ sevgi ve gurur alt boyutu ile müdahale sonrası EUÖ toplam puan ortalamaları arasında pozitif yönde ve zayıf büyüklükte bir ilişki vardır (r=0,374, p<0,05; r=0,375, p<0,05). Sonuç: Babalarda TTT'ın baba-bebek bağlanması ve evlilik uyumunu etkilemediği, ancak müdahale sonrası üçüncü ayda baba-bebek bağlanması ve evlilik uyumu arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ten tene temas, baba-bebek bağlanması, evlilik uyumu, yenidoğan yoğun bakım ünitesi
Baba-bebek bağlanması ve etkileyen faktörler; Manisa örneği
Amaç: Bu araştırmanın temel amacı baba-bebek bağlanma ilişkisi ve etkileyen faktörlerin saptanmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, 1 Ocak 2019- 1 Nisan 2019 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Manisa ili Yunusemre ilçesinde yaşayan 6-12 aylık bebeğe sahip evli erkekler oluşturdu (N:1385). Örneklem büyüklüğünü belirlemede bilinmeyen prevalans %50 olarak alınmıştır ve 0,05 yanılgı düzeyinde %95 güven aralığında en düşük örneklem büyüklüğü 301 olarak belirlendi. Örnekleme yöntemi olarak her bir aile hekiminden kaç birey alınacağı nüfusa orantılı olarak belirlendi ve alınacak bireylerin belirlenmesinde randomizasyon kullanıldı. Verilerin analizinde SPSS 15.00 for Windows programı kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (yüzde, ortalama, standart sapma) ve student T test kullanıldı. Tekli analizlerde farklı bulunan değişkenler çoklu analize alındı. Bulgular: Araştırmaya katılan babaların B-BBÖ ölçeğinden aldıkları puan dağılımı 73 ± 9,1(43-89)'dir. Üst sosyal statüde bulunan, düzenli bir çalışma durumu olan, evlilik süresi 10 yıl altı olan, eş ile akraba olmayan, birlikte yaşanan eş ile evlenme yaşı 20 yaş ve üzeri olan, ilk bebeği olan babaların toplam bağlanma düzeyleri daha yüksek olup daha olumlu bağlanma davranışları gösterdikleri belirlendi. 8 ay ve daha küçük bebeğe sahip babalar ile 40 yaş altı babaların sabır ve hoşgörü düzeyleri daha yüksektir. Sonuç: Baba- bebek bağlanması sosyoekonomik faktörlerden etkilenmektedir. Bu durumun sosyokültürel özelliklerden etkilenebilir olduğu düşünülerek farklı bölgelerde de konu ile ilgili çalışmaların yapılmasının önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Bebek, baba, bağlanma
Hukuk, ilahiyat ve sağlık bilimleri fakülteleri öğrencilerinin istemli kürtajlar hakkındaki görüşlerin değerlendirilmesi
Bu araştırma, Hukuk, İlahiyat ve Sağlık Bilimleri Fakültelerinde öğrenim gören öğrencilerin istemli kürtajlar hakkındaki görüşlerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, 1 Ekim 2019-1 Mart 2020 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Hukuk, İlahiyat ve Sağlık Bilimleri Fakültelerinde öğrenim gören 3. Sınıf öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin; %31'i hukuk fakültesi, %22,8'i ilahiyat fakültesi, %16,5'i ebelik bölümü ve %29,7si hemşirelik bölümünde öğrenim görmekte olup, öğrencilerin %30,4'ü erkek %69,6'sı kadın ve öğrencilerin; yaş ortalaması 22,5±3,7'dir. Öğrencilerin %60,9'u istenmeyen gebeliğin toplum sağlığını olumsuz etkilediğini, %40,4'ü istemli kürtajın üreme sağlığındaki etik konulardan biri olduğunu, %45,3'ü istemli kürtaj yaptırmanın toplum değerlerine aykırı olduğunu, %38,6'sı istemli kürtaj yaptırmanın günah olduğunu ve %32,8'i ise istemli kürtaj yaptırmanın bazı durumlarda günah olmadığını ifade etmişlerdir. Bu çalışmada; araştırmaya katılan öğrencilerin öğrenim gördükleri fakültelere göre istemli kürtajlar ile ilgili görüşlerinin çoğunlukla anlamlı fark yarattığı, cinsiyetlerine göre yine arada anlamlı farklılıklar olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca sonuçları değerlendirdiğimizde öğrencilerin yaklaşık yarısının kültürel ve toplum değerleriyle benzer görüşlere sahip olduğu saptanmıştır.
Gebelerin sağlık uygulamaları ile doğum ve doğum sonrası döneme ilişkin endişeleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, gebelerin sağlık uygulamaları ile doğum ve doğum sonrası döneme ilişkin endişeleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma; Çanakkale Mehmet Akif Ersoy Devlet Hastanesi antenatal polikliniklerine Ekim 2018- Aralık 2018 tarihlerinde başvuran ve araştırmaya katılma kriterlerini taşıyan 336 gebe ile yürütülmüştür. Veri toplama aşamasında ''Gebelerin Tanıtıcı Özellikleri Soru Formu'', ''Gebelikte Sağlık Uygulamaları Ölçeği (GSUÖ)'' ve ''Doğum ve Doğum Sonrası Döneme İlişkin Endişeler Ölçeği (DDSEÖ)'' kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan gebelerin GSUÖ' den aldıkları toplam puan ortalaması 127,412,2 ve DDESÖ toplam puan ortalaması ise 5,51,3 olarak bulunmuştur. GSUÖ ile DDSEÖ puan ortalamaları arasındaki ilişki incelendiğinde; gebelerin sağlık uygulamaları ile doğum ve doğum sonrası endişeleri arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı olmayan bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0,064, p>0,05). GSUÖ toplam puan ortalaması ile doğum eylemine ilişkin endişeler ve doğum sırasında sağlık personelinin davranışına yönelik endişeler alt boyutları arasında ise pozitif yönde, anlamlı zayıf düzeyde ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0,108, p<0,05; r=0,112, p<0,05). Sonuç: Gebelerin GSUÖ' den ve DDSEÖ' den aldıkları toplam puan ortalamalarına göre sağlık uygulamalarının iyi düzeyde olduğu, doğum ve doğum sonrası döneme ilişkin endişelerinin ise orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Gebelerin sağlık uygulamalarının doğum ve doğum sonrası döneme ilişkin endişelerini etkilemediği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gebelik, sağlık uygulamaları, endişe, doğum ve doğum sonrası dönem.
İşaret dili ile hazırlanan eğitim videosunun işitme engelli kadınların kendi kendine meme muayenesi üzerine etkisi
Amaç: Araştırmanın amacı, işaret dili ile hazırlanan eğitim videosunun işitme engelli kadınların kendi kendine meme muayenesi (KKMM) becerisine etkisini incelemektir. Gereç Yöntem: Araştırma yarı deneysel tiptedir. Araştırmanın evrenini, İzmir Sağırları Koruma ve Kalkındırma Derneği'ne kayıtlı işitme engelli kadınlar(N:80) oluşturmuştur. İşaret dili içeren KKMM eğitim videosu hazırlanıp veri toplama aracı olarak eğitim öncesi sosyo-demografik özellikleri, KKMM bilgi düzeyi anket formu ve Champion-Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (CSİMÖ) üç alt boyutu, eğitim sonrası KKMM Beceri Değerlendirme Formu (check-list) kullanılmıştır. Deney grubuna işaret dili içerikli KKMM eğitim videosu, kontrol grubuna işaret dili içermeyen eğitim videosu izletilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması deney grubunda 61,7±9,5, kontrol grubunda 50,0±13,2'dir. Deney grubundaki kadınların engellilik ortalaması %64,1±10,6, kontrol grubunda %63,0±10,8'dir; gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Eğitim öncesi kadınların CSİMÖ üç alt boyutu toplam puan ortalamaları arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Eğitim sonrası; deney ve kontrol grubunun memedeki değişiklikleri fark etme, KKMM yaparken ellerini bitişik, göğüs duvarına paralel kullanma, muayeneyi ışınsal, dairesel ve dikey yapabilme ve koltukaltını kontrol etme basamaklarını yapabilme açısından aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Eğitim öncesi,işitme engelli kadınların çoğunun KKMM'ni duymadığı ve hiçbirinin yapamadığı belirlenmiştir. Eğitim sonrası, deney grubundaki kadınların KKMM beceri basamaklarının çoğunu yaptığı; kontrol grubundakilerin ise oldukça düşük oranda yaptığı bulunmuştur.
Sesli betimleme ile hazırlanan eğitim videosunun görme engelli kadınların kendi kendine meme muayenesi üzerine etkisi
Amaç: Araştırmanın amacı, sesli betimleme ile hazırlanan eğitim videosunun görme engelli kadınların kendi kendine meme muayenesi becerisine etkisini incelemektir. Gereç Yöntem: Araştırma yarı deneysel tiptedir. Araştırmanın evrenini Manisa Altı Nokta Körler Derneği'ne kayıtlı görme engelli kadınlar (N:70) oluşturmuştur. Sesli betimleme içeren KKMM eğitim videosu hazırlanıp veri toplama aracı olarak eğitim öncesi sosyo-demografik özellikleri, KKMM bilgi formu ve Champion-Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (CSİMÖ), eğitim sonrası KKMM Beceri Değerlendirme Formu kullanılmıştır. Deney grubuna sesli betimleme içerikli KKMM eğitim videosu, kontrol grubuna sesli betimleme içermeyen eğitim videosu dinletilmiştir. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması deney grubunda 38,4±9,4, kontrol grubunda ise 39,6±11,3'tür. Deney grubunun engellilik ortalaması %81,5±%15,1 kontrol grubunun engellilik ortalaması %81,9±17,4'tür. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Eğitim öncesi kadınların CSİMÖ Duyarlılık ve Ciddiyet alt boyut toplam puan ortalamaları arasında anlamlı fark saptanmamıştır(p>0,05).Eğitim sonrası; deney ve kontrol grubunun KKMM beceri basamaklarını yapabilme açısından aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulunmuştur(p<0,05). Sonuç:Eğitim öncesi,görme engelli kadınların çoğunun KKMM'yi duymadığı ve yapamadığı belirlenmiştir. Eğitim sonrası,sesli betimlemeli eğitim videosunu dinleyen kadınların KKMM beceri basamaklarının çoğunu yaptığı;sesli betimleme içermeyen eğitim videosunu dinleyenlerin ise oldukça düşük oranda yaptığı bulunmuştur.