
107
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Bir eğitim ve araştırma hastanesi çalışanlarının sağlık okur yazarlık düzeyleri ve ilişkili faktörleri belirlemek
Sağlık okuryazarlığı bireylerin okuryazarlık becerileri ve yetenekleri ile sağlık durumları arasında bir köprüdür. Sağlık okuryazarlığı hasta eğitimi ve hastalık yönetiminde önemli bir kavram olarak tanınmaktadır. Bu çalışma bir eğitim ve araştırma hastanesi çalışanlarının sağlık okur yazarlık düzeyleri ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapılmış kesitsel bir çalışmadır. Araştırma Sağlık Bakanlığı'na bağlı Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan çalışanlar ile Eylül 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini 3239 kişi; örneklemi ise 1081 kişi oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak 20 soruluk anket formu ve Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma öncesi örneklem grubuna benzer özellik taşıyan bir hastanede ön uygulama yapılmış ve soruların anlaşılabilirliği değerlendirilmiştir. Araştırma öncesi SBÜ Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden kurul izni, Konya KTO Karatay üniversitesi İlaç ve Tıbbi Cihaz Dışı Araştırmalar Etik Kurulu'ndan etik onay, gönüllülerden yazılı onam ve araştırmada kullanılan ölçeklerle ilgili araştırmacılardan gerekli izinler alınmıştır. Elde edilen veriler SPSS 21.0 programında ve bilgisayar ortamında değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistiksel analizler (Aritmetik Ortalama, standart sapma, sıklık, yüzdelik), t testi, One Way ANOVA, Pearson Correlation test kullanılmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkenleri bireylerin özellikleri, bağımlı değişkeni ise Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği puanıdır. Araştırma sonuçlarından elde edilen bulgulara göre; katılımcıların % 53,7'si erkek, % 46,3'ü kadın olup; yaş ortalaması 34,76±7,80'dir. Katılımcıların %74,3'ü evli, %49,6'sı lisans ve üstü eğitim düzeyine sahip, %49,1'i sürekli işçi kadrosunda, %49,4'ü en uzun süre büyük şehirde yaşamış, %51,4'ünün geliri giderine denktir ve çalışma yılları 9,81±6,97'dir. Yüksek eğitim düzeyine sahip olanların, doktor veya hemşire olanların, yüksek gelir düzeyine sahip olanların, iyi düzeyde sağlığa sahip olanların, kitap okuyanların ve sağlık okuryazarlığı kavramını bilenlerin sağlık okuryazarlığı düzeyi yüksek bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda farklı örneklem gruplarında sağlık okuryazarlığı düzeylerinin değerlendirilmesi; risk gruplarına yönelik eğitici aktivitelere yer verilmesi önerilebilir.
Sigara içen sağlık çalışanlarının transteoretik modele göre bulunduğu değişim aşaması ve ilişkili faktörler
Bu çalışma Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde sigara içen sağlık çalışanlarının transteoretik modele göre bulunduğu değişim aşaması ve ilişkili faktörlerini belirlemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesi'nde 2019-2020 arasında çalışmaktaolan sigara içen ve son altı ay içinde bırakma çabasında olan 182 kişi oluşturmaktadır.Araştırmacı tarafından ilgili kurumda uygun görüşme ortamı sağlanarak katılımcılarla yüz yüze görüşülerek anketler uygulanmıştır. Veri toplama aracı olarak "Transteoretik Model'e (TTM) göre Değişim Aşamaları Algoritması", araştırmacı tarafından lit1eratür taranarak geliştirilen "Anket Formu", "Fagerström Nikotin Bağımlılık Ölçeği" ve "Beck Depresyon Ölçeği" kullanılmıştır. Toplanan veriler SPSS21.0 istatistik paket programında değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı bulgular için ortalama ve yüzde değerleri kullanılmıştır. Bağımlı değişken ile ilişkisini sorguladığımız özelliklerin ortaya çıkarılmasında KiKare ve student t testleri uygulanmış ve ilişkili bulunan faktörler çoklu değişkenli lojistik regresyon testi ile tekrar değerlendirilmiştir. Anlamlılık düzeyi 0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmamızda araştırmaya katılanların %55,5'i (n=101) kadın, %44,50'i (n=81) erkek bireyden oluşmakta ve 145 (%79,67) kişi 40 yaş altında olup katılımcıların yaş ortalaması 30,9 (±7,8)'dir. Katılımcıların Transteoretik Model'e göre bulundukları değişim aşamaları sırasıyla; düşünmeyenler 70 (%38,46) kişi, düşünenler 24 (%13,19) kişi, hazır olanlar 68 (%37,36) kişi, harekete geçenler 20 (%10,99) kişiden oluşmaktadır. Fagerström Nikotin Bağımlılık testine göre 92(%50,50) kişinin bağımlılığı çok düşük düzeyde, 37 (%20,30) kişinin bağımlılığı düşük düzeyde, 16 (%8,80) kişinin bağımlılığı orta düzeyde, 22 (%12,10) kişinin bağımlılığı yüksek düzeyde, 15 (%8,20) kişinin bağımlılığı çok yüksek düzeydedir. Beck Depresyon Skalasına göre 108 (%59,30) kişi minimal depresyonda, 38 (%20,90) kişi hafif depresyonda, 32 (%17,60) kişi orta depresyonda, 4 (%2,20) kişi şiddetli depresyonda bulunmuştur. Çoklu değişken analizlerinde günlük 1-10 sigara tüketen bireylerin müdahaleye hazır olma olasılığı, 11ve üzeri günlük sigara tüketenlerinden 4,5 (%95 GA 1,9-10,6) kat fazla bulunmuştur. Son bir yıl içinde sigara bırakmayı denemiş olan bireyler, bir yıldan daha uzun süre içinde denemiş olanlara göre 2,8 (%95 GA 1,2-6,8 ); üç ve üzeri sayıda bırakma deneyimi olan bireyler, 2 ve altı deneme girişimine sahip olanlara göre 2,7 (%95 GA 1,2-6,1) kat müdahaleye hazır bulunmuştur. Öneri alma değişkeninde tekli değişken analizlerinde destek almışlar yönünde (p=0,028) anlamlı ilişki tespit edilmişken, çoklu analizlerde müdahaleye hazır olma durumu ile ilişkisini yitirmiştir (p>0,05). Kişilerin sigara bırakmaya hazırloşluğu ile sosyodemografik özellikleri, diğer sigaraya ilişkin özellikleri, fagerström nikotin bağımılık düzeyi ve beck depresyon düzeyi arasında anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Bu veriler doğrultusunda bireyin sigara bırakmaya hazıoluşluğu ile günlük içilen sigara miktarı, sigara bırakmayı deneme sayısı ve sigarayı en son ne zaman bırakmayı denediği arasında ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Tütün kontrolünde önemli rolüolan ve topluma rol model olabilecek sağlık personelleri için sigarayı bırakmaya yönelik destek programlarının geliştirilmesi bu bulgular sonucunda tekrar değerlendirilebilir.
Ortaokullarda gürültü düzeyi, gürültünün öğrencilerin fiziksel ve ruhsal sağlığına etkisi: Aydın ili örneği
Bu çalışma, Aydın İli Efeler ilçesine bağlı ortaokullarda gürültü düzeyinin ölçülmesi ve gürültünün öğrenciler üzerindeki etkilerinin belirlenmesine yönelik kesitsel tipte planlanmış bir çalışmadır. Araştırma, Aydın İli Efeler İlçesinde Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı ortaokullarda 2018- 2020 eğitim öğretim yıllarında güz ve bahar dönemlerinde öğrenimine devam eden öğrenciler ile yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini toplam 11727 öğrenci oluşturmuştur. G-power programı kullanılarak örneklem hacmi hesaplamıştır. Çalışmanın örneklemini 2448 öğrenci oluşturmuştur. Veri formu; sosyo demografik özellikler ve gürültü algılama sorularından oluşmuştur. Svantek 957 model gürültü ölçüm cihazı kullanılarak gürültü ölçümü yapılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22,0 paket programı kullanılarak sayı, yüzde, frekans analizi kullanılmıştır. Bu araştırma Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Bilimsel Araştırma Fonundan proje desteği almıştır. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulundan ve Aydın il Milli Eğitim müdürlüğünden araştırmanın yapılabilmesi için izin alınmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin %49,1'i kız, %50,9'u erkektir. Öğrencilerin %18,8'i gürültüyü "çok ses çıkarmak" olarak tanımlamıştır. Araştırmadaki öğrencilerin okulda bulundukları zaman diliminde dış ortamdan gelen otomobil sesinden rahatsız olanların oranı %51,2, okul içindeki gelen seslerden rahatsız olanların oranı %68,8'dir. Gürültü olduğunda öğrencilerin %71,2'si derste dikkatlerinin dağıldığını, %68,5'i dersi anlamakta güçlük çektiğini ifade etmiştir. Öğrencilerin %73,4'ü okullarının daha sessiz bir yerde olmasını istemektedirler. Sınıfta ve okul bahçesinde gürültü düzeyleri Svantek 957 ile ölçülmüştür. En yüksek gürültü düzeyi ortalaması teneffüs esnasında 66,2 dB(A), en düşük gürültü düzeyi ortalaması boş sınıfta pencereler kapalı olduğunda 48 dB(A) olarak ölçülmüştür. Ders esnasında gürültü düzeyi ortalaması 48,6 dB(A) olarak elde edilmiştir. Bazı okullardaki gürültü düzeyleri kabul edilebilir sınır değerlerin biraz üzerindedir. Gürültü, okullarda öğrencilerin konforunu bozan, dersi anlamasını zorlaştıran, sağlığı olumsuz etkileyen bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Okullardaki gürültü ile ilgili yeterli önlemlerin alınabilmesi amacıyla; gürültü ve sağlığı olumsuz etkileyen durumlar ile ilgili öğrencilere, velilere, öğretmenlere, okul idarecilerine ve diğer okul çalışanlarına okul hemşireleri tarafından eğitim verilebilir. Bunun için de okul sağlığı hemşiresi kadrosu Türkiye'deki tüm Milli Eğitim Müdürlüklerine bağlı okullara tahsis edilebilir. Böylece okullarda gürültü ve sağlığı olumsuz etkileyen durumlar erken fark edilebilir. Anahtar Kelime: Anlama, Gürültü, Okul, Okul Sağlığı, Rahatsızlık
Erkek tarım işçilerinin kolorektal kanser hakkındaki bilgi düzeyleri, sağlık inanç düzeyleri ve kanser riskinin belirlenmesi
Amaç: Bu araştırma; Erkek tarım işçilerinin kolorektal kanser hakkındaki bilgi düzeyleri, sağlık inanç düzeyleri ve kanser riskinin belirlenmesini amaçlayan kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırma Kasım 2019-Mart 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın verileri Kasım 2020-Ocak 2021 tarihleri arasında Aydın ili Efeler ilçesi Işıklı mahallesinde yaşayan 205 erkek tarım işçisinden yüz yüze toplanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmada veri toplama materyali olarak Sosyodemografik Özellikler Formu, Kolorektal Kanserden Korunmaya Yönelik Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (KKKYSİMÖ), Kolorektal Kanser Bilgi Düzeyi ile ilgili 10 soruluk Yapılandırılmış Form ve Kolon Kanseri için Harvard Kanser Risk İndeksi kullanılmıştır. Araştırma öncesi Aydın Valiliği'nden kurum izni, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan etik izin ve araştırmada kullanılan ölçeklerin ilgili yazarlarından izinler alınmıştır. Araştırmaya katılan erkek tarım işçilerinden yazılı onam alınmıştır. Araştırmada elde edilen veriler S.P.S.S. (Statistical Package for Social Sciences) 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin analiz edilmesinde tanımlayıcı istatistiksel hesaplama yöntemler olarak yüzde sayı, standart sapma, ortalama kullanılmıştır. Araştırmadaki değişkenlerin normal dağılım gösterip göstermediğini belirlemek için Kurtosis (Basıklık) ve Skewness (Çarpıklık) değerleri incelenmiştir. İki bağımsız grup arasındaki niceliksel sürekli verileri karşılaştırmak için t-testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verileri karşılaştırmak için Tek yönlü Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek için tamamlayıcı post-hoc analizi (Scheffe testi) uygulanmıştır. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Gruplu değişkenlerin karşılaştırılmasında chi square kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmanın bağımlı değişkenleri erkek tarım işçilerinin KKKYSİMÖ puan ortalamaları, Kolorektal Kanser Bilgi Düzeyi puan ortalamaları ve Harvard Kanser Risk Düzeyleridir. Bağımsız değişkenler ise erkek tarım işçilerinin sosyodemografik özellikleridir. Erkek tarım işçilerinin %38'i 40-50 yaş, %84,4'ü evli, %20'si lise ve üzeri eğitim durumuna sahip, %55,6'sı pestisit kullanmakta, %35,6'sı pestisit kullanırken koruyucu özel önlem almamakta ve %58'i gelecekte bağırsak kanseri taramalarına katılmayı düşünmemektedir. Erkek tarım işçilerinin yüzde 63,9'u KRK için Harvard Kanser Risk İndeksine göre riskli grupta yer almaktadır. Erkek tarım işçilerinin güven yarar sağlık motivasyonu puanı 51,620±4,856 (Min=35; Maks=55) ve duyarlılık puanı 10,581±4,838 (Min=6; Maks=30); KRK bilgi düzeyi puanı ise 8,815±1,190 (Min=4; Maks=10) olarak saptanmıştır. Erkek tarım işçilerinin yüzde 56,1'i KRK taraması için nereye başvuracağını ve yüzde 82'si KRK taramasında hangi testlerin yapıldığını bilmediğini ifade etmiştir. Erkek tarım işçilerinin yüzde 21,5'i bağırsak kanseri taramaları ile ilgili herhangi bir sağlık çalışanı tarafından bilgilendirilmediğini belirtmiştir. Erkek tarım işçilerinin gelecekte KRK taramasına katılma düşüncesi ile güven yarar sağlık motivasyonu alt boyut puanı arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Altı ay içinde ve bir yıl içinde bağırsak kanseri taramasına katılmayı düşünenlerin güven yarar sağlık motivasyonu puanları gelecekte taramaya katılmayı düşünmeyenlerin güven yarar sağlık motivasyonu puanlarından yüksek çıkmıştır (p<005). Sonuç: Tarımsal ürünlerin kalitesini ve verimini arttırmak için pestisitleri sık kullanan ve bundan dolayı KRK risk grubunda yer alan erkek tarım işçilerinin KRK sağlık inançları, bilgi ve risk düzeylerini gösteren araştırma sonuçlarının literatürde yer alması yarar sağlayacaktır. Riskli gruplar için KRK'dan koruyucu eğitim programları hazırlanmalı ve bu eğitim programlarının etkililiği değerlendirilmelidir. Ayrıca KRK tarama testlerinin risk grubundaki bireylere uygulanması yaygın hale getirilmelidir.
Ortaokul öğrencilerinin acil durumlarla başa çıkma ölçeğinin geliştirilmesi ve değerlendirilmesi
Acil durum ve afet olayları öğrencilerin yaşam kalitesini düşürerek stres artışına, yaralanmalara, sakat kalmalarına, hastalanmalarına, depresyona girmelerine, öğrencilerde tükenmişliğe ve psikolojik bozukluklara neden olur. Acil durum ve afet eğitimi öğrencilerin sosyal ve zihinsel gelişimlerinin desteklenmesinin yanı sıra afet ortamının tehlikelerinden korumasını sağlar, afetin psiko-sosyal etkilerini hafifletir. Bu çalışmanın amacı ortaokul öğrencilerinin ADBÇÖ'ni geliştirmek ve geliştirilen ADBÇÖ'ni kullanarak ortaokul öğrencilerin acil durumlarla başa çıkma becerisinin eğitim etkinliğini değerlendirmektir. Çalışma Mart-2020 Temmuz 2021 tarihleri arasında Muş Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı ortaokul öğrencilerinden 479 öğrenciye ölçek geliştirmek amacıyla metodolojik çalışma olarak yürütüldü. Ölçek toplam 30 madde 3 alt boyuttan oluştu. Ortaokul Öğrencilerinin Acil Durumlarla Başa Çıkma Ölçeğini geliştirmek için araştırmaya katılan 479 öğrencinin ölçek toplamından aldığı en düşük puan 34 en yüksek puan 113, puan ortalaması ise 67.17 ± 15.13, "Temel İlkyardım" alt boyutundan aldığı en düşük puan 15 en yüksek puan 58, puan ortalaması ise 31.66 ± 8.58, "Doğal Afetler" alt boyutundan aldığı en düşük puan 10 en yüksek puan 40, puan ortalaması ise 22,19 ± 5.26 ve "Yardım İsteme" alt boyutundan aldığı en düşük puan 5 en yüksek puan 20, puan ortalaması ise 13.32 ± 3.26 olarak hesaplandı. ADBÇÖ'ne ait Cronbach α güvenilirlik katsayısı ise 0,910 olarak hesaplandı "Ortaokul Öğrencilerinin Acil Durumlarla Başa Çıkma Ölçeğinin'' ortaokul öğrencilerinde geçerli ve güvenilir bir araç olduğu tespit edildi. Geçerlilik ve güvenirlikten yapıldıktan sonra yarı deneysel tasarım olarak 38 kişi eğitim grubu, 36 kişide kontrol grubu olarak belirlendi. Çalışmada soru formu sosyo-demografik bilgi ve acil durumlar bilgisi sorularından oluşturuldu. Acil durumlarla başa çıkma becerisini ölçmek için ADBÇÖ kullanıldı. Eğitim grubuna dört hafta haftada iki kez acil ve afet eğitimi verilerek eğitimden sonra sonuçlar tekrar değerlendirildi. Eğitim grubunda ADBÇÖ ve ölçeğin tüm alt boyutlarında puan ortalaması kontrol grubuna göre yüksek bulundu (p<0.05). Ortaokul öğrencilerine acil ve afet eğitimi verilmesi ortaokul öğrencilerinin acil durumlarla başa çıkma becerini arttırdığı görüldü. Anahtar Kelimeler: Ortaokul Öğrencileri, Acil Durumlar ve Afet, Acil Durumlarla Başa Çıkma Becerisi, Geçerlilik, Güvenirlilik
Gebelerin doğuma hazır oluşluk, doğum korkusu ve bilinçli farkındalık düzeylerinin doğum şekli tercihlerine etkisinin incelenmesi
Amaç: Araştırmanın amacı gebelerin doğum şekli tercihlerinde doğuma hazır oluşlukları, doğum korkuları ve bilinçli farkındalık düzeylerinin etkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma analitik kesitsel tipte planlandı. Araştırmanın evrenini Manisa Merkez ilçe aile sağlığı merkezlerine kayıtlı gebeler (N= 4881); örneklemini ise bu aile sağlığı merkezleri arasından kura ile seçilen 6 aile sağlığı merkezine kayıtlı, araştırmaya katılmaya gönüllü 363 gebe oluşturdu. Veriler "Gebe Tanıtım Formu", "Prenatal Kendini Değerlendirme Ölçeği'nin "Doğuma Hazır Oluş ve Doğum Korkusu" alt ölçekleri ve "Bilinçli Farkındalık Ölçeği" ile toplandı. Verilerin analizinde normal dağılıma uygunluk testi, tek değişkenli analizler ve çoklu lojistik regresyon analizi kullanıldı. Bulgular: Gebelerin yaş ortalamalarının 27,69±5,31 ve %56,7'sinin orta gelir grubunda olduğu, %25,3' ünün lise mezunu olduğu, %37,7' sinin sezaryen, %62,3'ünün ise normal doğum tercih ettiği, %39,4'ünün ilk gebeliği olduğu, %58,62'sının daha önce normal doğum yaptığı saptandı. Gebelerin doğum şekli tercihi ile Doğuma Hazır Oluş ve Doğum Korkusu Alt Ölçekleri ve Bilinçli Farkındalık Ölçeği puanları arasında anlamlı fark olduğu saptandı (p<0,05). Yapılan binary lojistik regresyon modelinde gebelerin doğum şekli olarak sezaryen doğum tercih etmelerindeki varyansın %65,2'sinin model ile açıklandığı belirlendi. Modelde önceki doğum şekli, en uzun süre yaşanılan yerleşim birimi ve doğum korkusu yer aldı. Ancak primiparlar için bu kararda, gebenin yaşı, çalışma durumu ve doğum korkusu belirleyici olarak bulundu (Varyansın 40,2'sini açıklayan). Sonuçlar: Gebelerin doğum tercihlerinde doğuma hazır oluş, doğum korkusu ve bilinçli farkındalık düzeyleri etkili ancak, doğum korkusu hem primiparlar hem de tüm gebeler için en temel belirleyicidir. Araştırma sonucunda bilinçli farkındalık temelli, doğum korkusuna yönelik eğitimlerin rutin doğum öncesi hizmetler kapsamına alınması önerilebilir. Ayrıca doğum korkusunu açıklamaya yönelik nitel araştırmalara gereksinim vardır. Anahtar Kelimeler: Bilinçli farkındalık, Doğum korkusu, Doğum şekli, Doğuma hazır oluş
Demans bakım ve destek programı' nın bakım verici yüküne, hasta ve bakım vericinin nöropsikiyatrik semptomları ve yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, demans hastalarının bakım vericilerine uygulanan Demans Bakım ve Destek Programı'nın bakım vericilerin yüküne, hasta ve bakım vericilerin nöro-psikiyatrik semptomlarına ve yaşam kalitelerine etkisinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışma; randomize, kontrollü ön test-son test düzeninde prospektif deneysel tipte bir araştırmadır. Çalışmaya 70 hasta ve 70 bakım verici alındı. Girişim grubuna (n=36) dört aylık yapılandırılmış program uygulanırken kontrol grubuna (n=34) standart bakım uygulandı. Araştırma Temmuz-Kasım 2016 tarihleri arasında Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi Nöroloji Polikliniği'ne bağlı Demans Polikliniği'nde yürütüldü. Çalışma 62 hasta ve bakım vericiyle (girişim grubu n=32; kontrol grubu n=30) tamamlandı. Veriler bakım vericiler için Bakım Yükü Ölçeği, Yaşam Kalitesi SF 36 Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ile toplandı. Hastaların verileri ise Alzheimer Hastalığı Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Nöropsikiyatrik Envanter ile toplandı. Hastaların ve bakım vericilerin tanıtıcı bilgilerinin sayı-yüzde dağılımları yapıldı. Verilerin analizinde ki-kare, t testleri, Wilcoxon işaretli sıra testi, Mann Withney U testleri kullanıldı. Bulgular: Girişim grubundaki bakım vericilerin grup içi puanları karşılaştırıldığında bakım yükü ve anksiyete ölçek puanlarında anlamlı azalma, yaşam kalitesi puanlarında anlamlı artma görüldü (bakım verici yükü p=0,003; yaşam kalitesi fiziksel özet puanı p=0,003; yaşam kalitesi mental özet puanı p=0,016; anksiyete p=0,003). Kontrol grubu bakım vericilerin grup içi puanları değerlendirildiğinde, depresyon puanlarında anlamlı artma saptandı (p=0,047). Girişim grubundaki hastaların grup içi puanlarına bakıldığında; yaşam kalitesi puanlarında artma, nöropsikiyatrik envanter puanlarında azalma görülse de aradaki fark anlamlı değildi (yaşam kalitesi p=0,483; NPI p=0,067). Kontrol grubu hastaların grup içi puanlarında ise yaşam kalitesi puanlarında anlamlı azalma, nöropsikiyatrik semptom puanlarında ise anlamlı artma saptandı (yaşam kalitesi p=0,037; NPI p=0,001). Girişim ve kontrol gruplarındaki bakım vericilerin gruplar arası karşılaştırılmasında son testte bakım yükü, yaşam kalitesi, depresyon ve anksiyete puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı (bakım verici yükü p=0,024; yaşam kalitesi fiziksel özet puanı p=0,010; yaşam kalitesi mental özet puanı p=0,001; depresyon p=0,000; anksiyete p=0,001). Sonuçlar: Bu çalışma sonucunda Demans Bakım ve Destek Programı'nın hem hasta hem de bakım verici bireyler üzerinde etkili olduğu görüldü.
Kolon kanserinin erken tanısına yönelik tutumların sağlık inanç modeline temellendirilerek incelenmesi
Dünyada ve ülkemizde sık görülen ve erken tanı konulabilen kanserler arasında kolon kanseri de gelmektedir. Kanserde erken tanı, hastalık bulguları ortaya çıkmadan hastalığın erken dönemde saptanmasını sağlar. Erken tanıda amaç kanserden ölümleri azaltmak, tedavi şansını artırmak, sağ kalım süresini uzatmaktır. Erken tanı ve tarama programları ile kanser hücresine prekanseröz dönemde tanı konması hedeflenmektedir. Günümüzde sağlık davranışları uygulamalarında sıklıkla kullanılan Sağlık İnanç Modeli, kişinin inanç ve davranışları arasındaki ilişkiyi ve bireysel karar verme düzeyinde sağlık davranışlarına bireysel motivasyonun etkisini açıklar. Bireylerin yeterli farkındalığa sahip olması ve KRK hakkındaki sağlık inançlarının bilinmesi risk, engel ve yarar gibi sağlık algılarının değişmesine yardım ederek taramaya katılımı arttırılabilir. Ayrıca toplumun KRK konusundaki bilgi düzeyinin belirlenmesi ve bilgi düzeylerinin arttırılması ile taramalara katılım sağlanabilir ve kanserin topluma getirdiği yük azaltılabilir.Araştırmaya katılanların yaş ortalaması 58.84±5.79, % 74'ü kadın, %54.3'i ilkokul mezunudur. Katılımcıların %74'ü KRK'in erken tanısına yönelik testi bilmediğini ve %94'ü gaitada gizli kan tetkiki (GGK) yaptırmadığını bildirmiştir. Araştırmaya katılanların KKSİM ölçeği alt boyut puan ortalamaları güven-yarar alt boyutu 22.13±5.51, duyarlılık alt boyutu 22.72±3.64, engel alt boyutu 19.30±3.87, sağlık motivasyonu alt boyutu 14.61±2.76, ciddiyet alt boyutu 12.77±3.48'dir. KKSİM ölçeği alt boyutlarından güven-yarar algısı ile cinsiyet ve GGK testi yaptırma durumu arasında; duyarlılık algısı ile GGK testi yaptırma, erken tanı testini bilme, ailede kanser öyküsü olması arasında; engel algısı ile eğitim durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır.
Kırk yaş ve üzeri erkeklerin prostat kanseri taramalarına yönelik bilgi düzeyleri ile sağlık okuryazarlıkları arasındaki ilişki
ÖZET Amaç: Bu araştırmada, kırk yaş ve üzeri erkeklerin prostat kanseri taramasına yönelik bilgi düzeyleri ile sağlık okuryazarlıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel tipte olan araştırmanın evreni Manisa il merkezinde bulunan üç Aile Sağlığı Merkezi'ne (ASM) kayıtlı 40-70 yaş grubundaki erkeklerden oluştu (N=16417). Araştırmanın örneklemini ise bu üç ASM bölgesindeki 501 erkek oluşturdu (n=501). Araştırmanın örneklemi belirlenirken Epı Info 2000 programında, Türkiye'de erkek cinsiyetine özgü prostat kanserinin beklenen prevalansı %21 alınarak, 0,05 sapma payı ve %99 güven aralığında ulaşılması gereken en küçük örneklem sayısı hesaplandı. Araştırmada veri toplamada "Sosyo-demografik Bilgi Formu", "Prostat Kanseri Taramasına Yönelik Bilgi Skalası" ve "Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesi SPSS 15,0 (Statistical Package For Social Science) istatistik analiz programı ile yapıldı. Bulgular: Araştırma grubundaki erkekler 40-70 yaş aralığında olup yaş ortalamaları 52,04±8,40'dir. Katılımcıların %74,1'i orta seviyede gelire sahip, %27,7'si lise mezunu, %92,6'sının sosyal güvencesi bulunmakta ve %26,9'u emeklidir. Araştırmaya katılan erkeklerin Prostat Kanseri Taramasına Yönelik Bilgi Skala (PKTYBS) puan ortalamasının 3,85±2,05 puan ile "yetersiz" düzeyde olduğu ve Sağlık Okuryazarlığı Ölçek (SOÖ) puan ortalamasının (80,87±16,03) "az zorluk çekiyorum" düzeyinde olduğu belirlendi. Katılımcıların PKTYBS puanı ile SOÖ puanı arasında pozitif yönde orta düzeyde ilişki olduğu saptandı (r=0,693, p=0,00). Erkeklerin PKTYBS puan ortalamalarındaki değişikliğin %48'inin SOÖ puan ortalaması ile açıklandığı saptandı (r=0,693 R2=0,48 p<0,001). Sonuçlar: Çalışma sonucunda, erkeklerin prostat kanseri taramalarına yönelik bilgi düzeylerinin sağlık okuryazarlığı düzeylerinden etkilendiği belirlendi.
Ergenlerin kan basıncı değerleri ve yalnızlık düzeylerinin internette harcadıkları zaman ile ilişkisi
Amaç: Araştırmanın amacı ergenlerin kan basıncı değerleri ve yalnızlık düzeylerinin internette harcadıkları zaman ile ilişkisinin incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Araştırma analitik-kesitsel tipte planlandı. Araştırmanın evrenini Manisa Merkez ilçeleri olan Yunusemre ve Şehzadeler Milli Eğitim Müdürlüklerine bağlı devlet liselerinde öğrenim gören öğrenciler oluşturdu (N=16 517). Örneklemini ise Epi Info programında en küçük örneklem büyüklüğü hesaplanarak; liselerden kura ile seçilen 5 lisede öğrenim gören (öğrenci sayılarına orantılı örnekleme yöntemi ile belirlenmiş) araştırmaya katılmaya gönüllü ve internete kullanımı olan 686 ergen birey oluşturdu (n=686). Verilerin toplanmasında "Ergenlere Yönelik Sosyodemografik Bilgi Formu", "Boy, Kilo ve Kan Basıncı Ölçüm Formu", ve "UCLA Yalnızlık Ölçeği" kullanıldı. Veriler SPSS 22.0 for Windows programında analiz edildi. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ve tek değişkenli analizler (Kruskal Wallis testi, Ki-Kare testi ve Tek Yönlü Varyans Analizi) kullanıldı. Bulgular: Araştırma grubunu oluşturan ergenlerin %34,4'ünün ağır düzeyde internet kullanıcısı olduğu saptandı. Ergenler arasında hipertansiyon sıklığı %10,3, prehipertansiyon sıklığı ise %5,4 olarak bulundu. Araştırmaya katılan ergen bireylerin UCLA Yalnızlık Ölçeği puan ortalamaları 39,10±6,98 olarak saptandı. Ergenlerin internette harcadıkları zaman ile kan basıncı değerleri arasında anlamlı ilişki saptanmadı (p>0,05). Ancak ağır ve orta düzeyde internet kullanıcısı ergenlerin, hafif kullanıcılara göre yalnızlık puanlarının daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Sonuç: Ergenlerin internetteki harcadıkları zaman ile yalnızlık düzeylerinin ilişkili olduğu belirlendi. Ergen popülasyonunda yüksek oranda (%15,7) saptanan hipertansiyon ve prehipertansiyon sıklığı dikkat çekicidir. Okul rehberlik ve psikolojik danışmanlık birimlerine (varsa okul hemşireliği uygulamalarının) ve birinci basamak sağlık hizmetlerine ergen sağlığının özellikle bu boyutlarının entegre edilmesinin önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Ergenler, Yüksek Kan Basıncı, İnternet Kullanımı, Yalnızlık
Mamografi Davranış Değişim Süreci Ölçeğinin (MDDSÖ) geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Çalışmada, Prochkas ve arkadaşları tarafından 1982 yılında geliştirilen "Mamografi Davranış Değişim Süreci Ölçeği'nin (Mammography Processes of Change Scale) Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliğinin incelenmesi amaçlandı. Yöntem: Metodolojik tipte olan araştırmanın evrenini İzmir ili Karşıyaka ilçesine bağlı Bostanlı 1, Örnekköy 10 ve Karşıyaka 24 No' lu ASM' ye kayıtlı 40-69 yaş grubu 232 kadın oluşturdu. Araştırmanın verileri Eylül 2016-Nisan 2017 tarihleri arasında toplandı. Mamografi Davranış Değişim Süreci Ölçeği 22 madde ve dört alt boyuttan (bilgi edinme, paylaşım ve iletişim, düzenli tarama kararlılığı, sağlık bakım sisteminden kaçınma ve düzenli tarama davranışı) oluşan 5'li Likert tipi bir ölçektir. Bulgular: Ölçeğin toplamının Cronbach Alfa sayısı 0,93 bulunurken, alt boyutların Cronbach Alfa sayısı ise; bilgi edinme paylaşım ve iletişim 0,92; düzenli tarama karalılığı 0,84; sağlık bakım sistemlerinden kaçınma 0,78 ve düzenli tarama davranışı 0,64 olarak hesaplandı. Ölçek maddelerinin madde-toplam puan korelasyon katsayıları 0,45 - 0,76 arasında idi. Ölçeğin zamana bağlı değişkenliği için yapılan test-tekrar test analizi sonucunda her iki uygulamaya ilişkin korelasyon katsayısı 0, 96 olarak hesaplandı. Ölçeğin yapı geçerliliğini test etmek için açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi yapıldı. Ölçek orjinali gibi dört alt boyuttan oluşmakta ve toplam varyansın %63'ünü açıklamaktaydı. Doğrulayıcı faktör analizi ile sınanan modelin uyum göstergeleri; Χ ²/df CMIN/df 1, 83, RMSA: 0, 06, NFI: 0, 890 ve CFI: 0, 944 olarak bulundu. Sonuç: Mamografi Davranış Değişim Süreci Ölçeği' nin Türkçe formunun geçerlik-güvenirlik sonuçlarının kabul edilebilir düzeyde olduğu, geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olarak kullanılabileceği belirlendi. Anahtar Sözcükler: Mamografi, Ölçek, Geçerlik, Güvenirlik.
Huzurevi ve ev ortamında yaşayan yaşlılarda malnütrisyon ve sarkopeni görülme sıklığının antropometrik ölçümlere ve fonksiyonel yeterliliklere göre değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırmada huzurevi ve ev ortamında yaşayan yaşlılarda malnütrisyon ve sarkopeni görülme sıklığının antropometrik ölçümlere ve fonksiyonel yeterliliklere göre değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma eşleştirilmiş vaka kontrol çalışmasıdır. Araştırmanın örneklemini Turgutlu ve Akhisar huzurevlerinden 78 kişi, Turgutlu ve Akhisar Aile Sağlığı Merkezlerinden 156 kişi olmak üzere, 65 yaş üstü toplam 234 yaşlı oluşturdu. Araştırmanın verileri tanıtıcı özellikler formu, Mini Nütrisyonel Değerlendirme testi ve Barthel İndeksi ile toplandı. Ayrıca araştırmacı tarafından yaşlı bireylerin el kas gücü ölçümü, deri kıvrım kalınlığı ölçümü, kilo, boy, üst orta kol çevresi, baldır çevresi, bel çevresi ölçümleri yapıldı. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma ve ki-kare kullanıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 74,82±7,62 (Min=65, Maks=97) olup büyük çoğunluğu erkek idi (%73,1). Huzurevinde kalan yaşlıların %43,6'sı malnütrisyon riski altında ve %2,6'sı malnütrisyonlu; ev ortamında kalan yaşlıların ise %53,2'si malnütrisyon riski altında ve %3,2'si de malnütrisyonlu olarak değerlendirildi. Huzurevindeki yaşlıların %71,8'inde, ev ortamındaki yaşlıların %63,5'inde sarkopeni saptandı. Huzurevinde yaşayan yaşlıların beden kitle indeksleri ve erkek huzurevi sakinlerinin kol çevresi ile malnütrisyon durumu arasında; ev ortamında yaşayan yaşlıların malnütrisyon ve sarkopeni durumları ile fonksiyonel yeterlilikleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanırken (p<0,05), diğer değişkenler arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Sonuçlar: Çalışma sonucunda her iki grupta da malnütrsiyon ve sarkopeni oranı oldukça yüksekti. Yaşlılarda malnütrisyon ve sarkopeninin erken dönemde tanılanması için tarama testleri ile yaşlıların düzenli aralıklar ile değerlendirilmesi önerilir. Key words: JWH-018, synthetic cannabinoid, hemodynamics, behavior, rat, histopathology, oxidative stress, apoptosis
Şiddetten dolayı kadın sığınma evi ve acil servise başvuran kadınların durumluluk kaygı düzeyi, benlik saygısı ve problem çözme becerilerinin incelenmesi
Araştırmada, şiddetten dolayı kadın sığınmaevi ve acil servise başvuran kadınların durumluluk kaygı düzeyi, benlik saygısı ve problem çözme becerilerinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Aralık 2018-Ağustos 2019 tarihlerinde şiddete maruz kalma sebebiyle acil servise ve kadın sığınmaevine başvuran kadınlar, örneklemini sığınmaevinde kalan 45 kadın ile acil servise başvuran 37 kadın olmak üzere toplam 82 kadın oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında sosyo-demografik bilgiler formu, Durumluluk ve Sürekli Kaygı Envanteri, Coppersmith Benlik Saygısı Ölçeği ve Problem Çözme Envanteri ölçekleri kullanılmıştır. Problem çözme envanterinin, problem çözme yeteneğine güven alt boyutu puan ortalaması 35.0±15.3, yaklaşma-kaçınma alt boyutu puan ortalaması 39.7±15.3, kişisel kontrol alt boyutu puan ortalaması 16.1±3.6, toplam puan ortalaması 90.9±28.6, durumluluk kaygı ölçeği toplam puan ortalaması 45.9±5.5, benlik saygısı toplam puan ortalaması 12.3±2.0 olarak ortalamanın altında bulunmuştur. Ayrıca, Problem çözme ölçeği toplam puan ortalaması ile benlik saygısı toplam puan ortalaması arasında ve durumluluk kaygı toplam puan ortalaması ile benlik saygısı toplam puan ortalaması arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05).
Gaziantep üniversitesi öğrencilerinin cinsellik ve üreme sağlığı hakkındaki bilgi düzeylerinin incelenmesi
Gençlerin ihtiyaçları erişkinlerden önemli açılardan farklılık göstermektedir. Bu gerçek, dünyanın birçok yerinde ihmal edilmekte, gençlerin cinsel sağlık/üreme sağlığı (CSÜS) kapsamındaki ihtiyaçları yeterince karşılanamamaktadır. Bu amaçla yola çıkarak çalışmamız, Gaziantep Üniversitesi Öğrencilerinin Cinsellik ve Üreme Sağlığı Hakkındaki Bilgi Düzeylerinin İncelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, 2009-2010 öğretim yılında birinci ve dördüncü sınıf lisans eğitimlerine devam eden toplam 1720 öğrenci çalışmayı oluşturmuştur. Üniversite gençlerinin bilgi düzeylerinin araştırıldığı bu çalışmada elde edilen verilerin analizinde SPSS 15.0 istatistik paket programı kullanılmış ve sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma değerler kullanılmıştır. Farkın incelenmesinde x2 testi kullanılmıştır. Öğrencilerin; %36.7'sinin Mühendislik Fakültesi; %68.0'ının 1.sınıfta okuduğu; %41.1'i 20-21 yaş grubunda; %62.2'sinin erkek; %75.2'sinin ilde yaşadığı; %85.1'inin bekar olduğu; %83.3'ünün okullarda CSÜS eğitim verilmeli dediği; %45.5'inin CSÜS eğitimi ilköğretim düzeyinde verilmeli; %52.5'inin cinsel ve üreme sağlığı bilgilerinin yeterli bulduğu; %38.2'sinin CSÜS bilgileri sağlık personellerinden almak istediği; %54.5'inin CSÜS konuları arkadaşlarıyla konuştuğu; %54.5'inin evlenmeden önce cinsel ilişkiye olumsuz baktığı; %80.2'sinin üniversitede CSÜS danışma birimi olmalı dediği; %67.8'inin CSÜS eğitim programlarında ihtiyaç duyulan konulara cevap veremediği; %8'inin yetersiz, %56.2'sinin orta, %35.9'unun yeterli CSÜS bilgi puanı aldığı saptanmıştır. Öğrencilerin; 4. sınıfların CSÜS puanı 1. sınıflara göre daha yüksek; yaşı arttıkça CSÜS puanları yükselmekte; kızların CSÜS puanları erkek öğrencilere göre daha fazla olduğu, ilişkileri arasında istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05).Anahtar Kelimeler: Cinsel sağlık, cinsel sağlık sorunları, gençlik dönemi, üreme sağlığı, üreme sağlığı sorunları, üniversite gençliği.
Kadınların sezaryen sonrası seçtikleri aile planlaması yöntemleri ve bu yöntemleri seçme nedenlerinin dağılımı
Gaziantep 75.yıl kadın hastalıkları ve doğum hastanesi?nde doğan düşük doğum ağırlıklı ve normal doğum ağırlıklı bebeklerin annelerinin doğum öncesi bakım alma özelliklerine göre karşılaştırılması
Bu çalışma düşük doğum ağırlıklı ve normal doğum ağırlıklı doğanbebeklerin annelerinin doğum öncesi bakım alma durumlarını karşılaştırmak amacıile vaka kontrol araştırması olarak yapılmıştır. 7 Kasım 2005-6 Şubat 2006 tarihleriarasında 75.Yıl Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi'nde doğum yapan 150 anneve düşük doğum ağırlıklı bebeği ile 156 anne ve normal doğum ağırlıklı bebeğiörnekleme alınmıştır. Veri toplama aracı olarak soru kağıdı kullanılmıştır. Verilerindeğerlendirilmesi SPSS 12.0 programı ile Yüzdelik Hesaplama, Ki Kare Testi,Kolmogorov Smirnov, ki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik Testi(IndependentSamples T Testi) kullanılarak yapılmıştır.Araştırmada elde edilen sonuçlara göre; düşük doğum ağırlıklı bebekannelerinin %22,6'sı yeterli doğum öncesi bakım(â¥6) almışken, normal doğumağırlıklı bebek annelerinde bu oran %37,5'dir. Düşük doğum ağırlıklı bebeklerin%40,0'ının ağırlığı gestasyon yaşına uygun ancak normal gestasyon süresinden erkendoğan, %22,0'ı erken doğan aynı zamanda doğum ağırlığı gestasyon yaşına göreküçük olan, %38,0'ı miadında doğan ancak doğum ağırlığı gestasyon yaşına göreküçük olan bebeklerdir.Annenin boy uzunluğu ortalaması, çalışma durumu, anne baba arasındakiakrabalık, gebelikte beslenmede yapılan olumlu yönde değişim, gebelikte alınan kilo,gebelikte geçirilen kaza, annenin doğum öncesi bakım alması, bebeğin cinsiyeti,bebeklerin boy, baş çevresi ve göğüs çevresi uzunluğu ile bebeğin düşük doğumağırlıklı olması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır(p<0,05).Anahtar Kelimeler: Düşük Doğum Ağırlığı (DDA), Doğum Öncesi Bakım (DÖB)
İlköğretim 6, 7 ve 8.sınıf öğrencilerinin çoklu zeka alanlarının belirlenmesi
Araştırma Çoklu Zekâ Kuramına uygun olarak Gaziantep ili, Emine Mustafa Humanızlı, Ali Tutkun ve Kılıçarslan İlköğretim okullarının 6, 7 ve 8 sınıflarında öğrenim gören öğrencilerin farklı zekâ alanlarının gelişmişlik düzeyinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmanın evreni bu üç ilköğretim okulunda öğenim gören 1401 öğrencidir. Evrenden küme örnekleme ile 737 öğrenciye Mayıs-Haziran 2010'da anket uygulanmıştır. Araştırmaya katılanların %53,1'inin kız, %35,3'ünün 13 yaşında, %47,1'inin 6.sınıf`ta olduğu, %69,9'unun ekonomik durumunun orta düzeyde, %85,9'unun Gaziantep doğumlu, %49'unun 4-6 kardeşli, %76,6'sının çekirdek aile yapısında olduğu saptanmıştır.Öğrencilerin %66,5'inin sosyal faaliyetlere katılamadığı, %58,9'unun günün 1-2 saatini televizyon karşısında geçirdiği, %80,7'sinin anne baba dışında başka birileriyle yaşamadığı, %18,6'sının okul dışında işte çalıştığı, %30,3'ünün çok sık hasta olduğu, %62'sinin günde üç öğün yemek yediği, %21'inin öğretmen olmak istediği saptanmıştır. Öğrencilerin %73,5'inin orta düzeyde gelişmiş, %13,8'inin biraz gelişmiş, %12,2'sinin gelişmiş düzeyde sözel zekaya, %58,5'inin orta düzeyde gelişmiş, %27,5'inin gelişmiş matematiksel zekaya, %45,3'inin orta düzeyde gelişmiş, %32,8'inin biraz gelişmiş, %19,3'ünün gelişmiş düzeyde görsel zekaya, %64,6'sının orta düzeyde gelişmiş, %20,5'inin biraz gelişmiş, %14,2'sinin gelişmiş düzeyde müziksel zekaya, %74,2'sinin orta düzeyde, %12,8'inin biraz gelişmiş, %11,9'unun gelişmiş düzeyde doğa zekasına, %38,8'inin biraz gelişmiş, %31,1'inin orta düzeyde gelişmiş, %29,4'ünün gelişmiş sosyal zekaya, %51,7'sinin orta düzeyde gelişmiş, %23,7'sinin gelişmiş bedensel zekaya, %48,2'sinin gelişmiş, %34,9'unun orta düzeyde gelişmiş içsel zekaya sahip oldukları tespit edilmiştir.Öğrencilerin zekâ alanlarının cinsiyete, sınıf düzeyine, anne/baba öğrenimine, sosyo ekonomik duruma, sosyal faaliyetlere katılmaya ve en çok yaşanılan yere göre arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir(p?0,05).Anahtar Kelimeler:Çoklu Zekâ,Çoklu Zekâ Alanları,Çoklu Zekâ Envanteri,Gelişmişlik Düzeyi
Ortaöğretim öğrencilerinde akran çatışmasının incelenmesi
Sosyal yaşamın her alanında yaşanan değişim ve gelişimle birlikte artan kişisel farklılıklar, çatışmaları da beraberinde getirmektedir. Bu çalışma, Ortaöğretim Öğrencilerinde Akran Çatışmasının İncelenmesi amacıyla yapılmıştır.Araştırmanın evrenini 2011-2012 öğretim yılında lise birinci sınıfa devam eden 9950, örneklemini 1743 öğrenci oluşturmuştur. Verilerin analizi SPSS 16.0 istatistik paket programında yapılmıştır. Öğrencilerin %53.6'sının 15 yaşında, %58.7'sinin erkek, annelerinin %19.7'sinin, babaların %6.9'unun okur yazar olmadığı; anne-babaların %89.7'sinin sağ beraber yaşadığı, öğrencilerin %34.9'unun 5-6 kardeşinin olduğu, %37.7'sinin anne-babasının otoriter, ailelerin %48.8'inin gelirinin giderine eşit olduğu belirlendi.Öğrencilerin %47.7'sinin ailelerinde madde bağımlısı varlığı, %37.7'sinde madde bağımlısı olan kişinin babası olduğu,%80.2'si aileden şiddet görmediğini, %35.4'ü sorunlarını aileleriyle paylaştığı, %67.6'sının kendisini anlayan ve dinleyen anne babaya sahip olduğunu, %81.8'i ailesinin saldırgan davranışlara izin vermediği, %19'u delici kesici alet kullandığı, %14.3'ü madde bağımlısı olduğu, %24.7'sinin intihar etmeyi düşündüğünü ifade etmiştir.Öğrencilerin %17.2'si sorunların üstesinden gelmede fiziksel güç kullanılması gerekliliğine inandığı, %38.7'sinin arasıra öfke nöbeti geçirdiği; %47'sinin okulda zorbalık yapanların olduğu, %10.7'si okulda zorbalık yapan gruba katıldığı, %7.3'ü okulda zorbalık yapan grubun üyesi olmanın faydalı olduğunu, okulda herhangi bir sorun olduğunda ilk olarak %11.8'i öğretmenlerine başvurduğunu, %51.6'sının okulda şiddetin çok görüldüğünü, %61.6'sı okulda madde bağımlısının olduğunu, %46.7'sinin okulda kullanılan maddenin sigara olduğunu, %47.9'u okulda en fazla zorbalığın sözel şiddet, %21.5'i daha çok üst sınıfların alt sınıflara şiddet uyguladığını, %36.3'ü akran çatışması en fazla erkekler arasında olduğunu söylemiştir.Anahtar Kelimeler: Akran çatışması, Ergenlik, Ergenlik sorunları, Kişisel çatışmalar.
Loğusaların doğum sonrası dönemdeki sağlıkla ilgili davranışlarının ve öz bakım özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışma 01 Ocak- 01Nisan tarihleri arasında Kahramanmaraş kadın doğum ve çocuk hastanesi doğum kliniği, sezaryen servisi-yeni doğan yoğun bakım ünitesinde bulunan 600 lohusanın bilgi düzeyini, sağlık davranışlarını ve öz bakım gücünü belirlemek amacıyla yapılmıştır. Verilerin analizinde SPSS istatistik paket proğramı kullanılmıştır.Lohusaların %31,8'i 19-24 yaş arasında; %91 ev hanımı; %49,8'i SGK'lı, %73,2'si çekirdek aileye sahip; %71,7'si 1-3 gebelik geçirmiş; %33,5'i 2 doğum yapmıştır. Loğusaların,%69,5 gebelikte sağlık sorunu olmadığını, %16,7'si kronik hastalığı olduğunu, %77,5'i kontrollere gittiğini; %14,8'i ebe/hemşireden bilgi aldığını söylemiş, %53,5'i sezaryen doğum yapmıştır.Doğum sonu %32'si 15-30 gün sonra akıntısının temiz, berrak ve kokusuz olduğunu söylemiştir. Lohusaların %50,2'si 8.günden sonra %51,8 ayakta, %45,8'i haftada 1 banyo yaptığını, %70,7'si arkadan öne taharetlendiğini belirtmiştir.Lohusaların %43,8'i bebeklerini yarım-1 saat içinde emzirdiğini; %18,5'i emzirme sorunu olduğunu; %46,9'u emdiği kadar emzireceğini; %16'sı anne sütünü artırmak için uygulama yaptığını; beslenmesinde %25,6'sı şekerli gıdaları artırıp %20,7'si acı, ekşi gıdayı azaltacağını söylemiş, %27,2'si aşıları bildiğini. Doğum sonu %21,8'i kontrole gideceğini; %65,3'ü 40 günden sonra cinsel ilişkiye gireceğini %31'i 40 günden sonra gebelikten korunmaya başlayacağını söylemiştir.Doğum sonu %6,8'i barsak sorunları yaşadığını, %21,6'sı eğilip-doğrulmakta zorlandığını; %55,7'si sosyal hayatının etkilendiğini; %23,3'ü korku, kaygı ve endişe duyduğunu %67,7'si uyku süresinin azaldığını; %89,7'si egzersiz yapmadığını %72,8'i Doğum sonu ilaç kullandığını, %26.5'i bilgi destek ihtiyacı olduğunu; %15,8'i aile planlaması konusunda bilgi almak istediğini belirtmiştir.Öz bakım puanı ile lohusaların emzirme zamanı, gebelikte kontrol gitme, sıvı gıda tüketimi, aşıları bilme, doğum sonu zorlandığı aktivite, sağlık sorunu yaşama, doğum sonu bilgi alma, sezaryen olma, banyo pozisyonu, taharetlenme arasında anlamlı ilişki tespit edilmiştir.Anahtar Kelimeler; Doğum sonu dönem, Sağlık davranışı, Öz bakım gücü
Görme engelliler okulunda öğrenim gören öğrencilerin sağlık sorunlarının tarama ile belirlenmesi
Engellilik, çocukluk çağında önemli ve evrensel sağlık önceliklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Okul çağı döneminde sağlıklı çocuklar ve gençlerle birlikte engelli öğrenciler de sağlık hizmeti almaya gereksinim duymaktadırlar. Bu araştırma, görme engelliler okulunda öğrenim gören öğrencilerin sağlık sorunlarını tarama ile belirlemek amacıyla kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini görme engelliler ilköğretim okulunda öğrenim gören öğrenciler (N:99) oluşturmuştur. Çalışmaya katılmayı kabul eden ve velileri tarafından izin verilen toplam 74 öğrenci örnekleme alınmıştır. Verilerin toplanmasında soru formu ve tarama formu kullanılmıştır. Veriler, Mart- Mayıs 2011 tarihleri arasında toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde frekans dağılımları, yüzde değerleri, ortalama, standart sapma ve ki-kare testi kullanılmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 10.43±2.9 olup; %58'i 12 yaş altında, %48.6'sı erkektir. Öğrencilerin yaşa ve cinse göre boy değerlendirmesinde %90.5'inin ( ±SS:140.57 ±17.39 cm; min:101, max:176 cm); kilo değerlendirmesinde %83.8'inin ( ±SS: 39.89 ±15.39 kg; min:13.4, max:94.6kg) `normal (3. ve 97. Persantil arası)' olduğu belirlenmiştir. Beden kitle indeksine göre; öğrencilerin %64.9' u normal kiloludur. Öğrencilerin % 91.8'inin sistolik kan basıncının ( ±SS:101.85±11.82 mmHg), %93.2'sinin diyastolik kan basıncının ( ±SS:61.49±10.8 mmHg) `normal' olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin dmf-t indeksine göre %55.4'ünün ağız- diş sağlığı `iyi' ( ±SS:3.29±2.29), %27'sinin işitme sorunu ve %39.2'sinin skolyoz açısından riskli olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, okul sağlığı hizmetleri açısından özel bir grup olan engelli öğrencilere yönelik kapsamlı sağlık taramalarının yapılmasında okul sağlığı hemşiresinin rolünü ortaya koymaktadır. Görme engelli çocuk ve gençlere yönelik boy- kilo, kan basıncı, ağız- diş sağlığı, işitme ve skolyoz taramalarının yapılması önerilmektedir.Anahtar kelimeler: Görme engelli, öğrenci, okul sağlığı, sağlık taraması, okul sağlığı hemşiresi
Diyabetli yaşlıların diyabetin bakım ve tedavisine yönelik sağlık inançları
Diyabetli Yaşlıların Diyabetin Bakım ve Tedavisine YönelikSağlık İnançlarıBu çalışma; diyabetli yaşlıların diyabetin bakım ve tedavisine yönelik sağlık inançlarının belirlenmesi amacı ile yapılmış tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırmanın örneklemini Mersin ilinin Mezitli ilçesine bağlı Aile Sağlığı Merkezlerinde kaydı olan 1176 diyabetli yaşlı birey arasından kendilerine ulaşılabilen 280 diyabetli yaşlı birey oluşturmuştur.Veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Diyabet Hastalarında Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde Shapiro-Wilk testi, Student t testi, Mann Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi, Kruskal-Wallis testi kullanılmıştır.Sağlık İnanç Modeli Ölçeği genel olarak değerlendirildiğinde diyabetli yaşlıların negatif sağlık inancına (3.99 ± 0.33) sahip oldukları görülmüştür. Öğrenim düzeyi ve hastalıkla ilgili bilgi almanın SİMÖ toplam puan ve alt boyut puan ortalamaları ile pozitif olarak ilişkili faktörler olduğu saptanmıştır. Düzenli şeker takibi yaptığını ifade eden yaşlıların SİMÖ toplam puan ve algılanan yararlar, algılanan engeller puan ortalamalarının yüksek olduğu belirlenmiştir. Beslenme tedavisine uyum gösterdiğini ifade eden yaşlıların algılanan engeller ve sağlıkla ilgili önerilen aktiviteler puan ortalamalarının, periyodik kontrollere düzenli olarak gittiğini ifade eden yaşlıların algılanan engeller puan ortalamalarının, düzenli olarak egzersiz yaptığını ifade eden yaşlıların ise algılanan yararlar puan ortalamasının daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05).Çalışma sonucunda diyabetli yaşlıların sağlık inançlarının ve dolaylı olarak diyabet tedavisine uyumlarının artırılması için diyabet öz yönetim eğitimine önem verilmesi, eğitim gereksinimlerinin saptanmasında SİMÖ'nin kullanılması ve sağlık inançlarını etkileyen faktörlerin niteliksel çalışmalarla incelenmesi önerilmiştir.Anahtar Kelimeler: Diyabetes Mellitus, Yaşlı, Sağlık İnancı, Sağlık İnanç Modeli.
0-3 aylık bebeği olan kadınlarda stres oluşturan etmenler ve kadınların stresle başa çıkma tarzları
Bu çalışma, 0-3 aylık bebeği olan kadınlarda stres oluşturan etmenlerin ve kadınların stresle başa çıkma tarzlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, bir eğitim ve araştırma hastanesi yeni doğan polikliniklerine başvuran 0-3 aylık bebeği olan kadınlar oluşturmuştur. Araştırmanın örnekleme 322 kadın alınmıştır. Verilerin toplanmasında anket formu ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik dağılımları, ortalama, standart sapma, ki-kare testi, Student's t testi kullanılmıştır. Kadınların kendi bakımlarıyla ilgili en fazla stres oluşturan etmenler; uyku sorunları (%81.4), meme sorunları (%94.9), cinsel sorunlar (%54.8); bebek bakımıyla ilgili en fazla stres oluşturan etmenler bebeğin boşaltım sistemi sorunları (%94.7), bebek beslenmesi ile ilgili sorunlar (%93.5) olarak belirlenmiştir. Kadınların sosyal yaşamı ile ilgili sorunlar (%96) nedeniyle de stres yaşadıkları belirlenmiştir. Kadınların kendi bakımı ile ilgili sorunlar nedeniyle yaşadıkları stresle başa çıkmada hem problem odaklı tarzları hem de duygu odaklı tarzları kullandıkları; bebek bakımı ve sosyal yaşamla ilgili sorunlar nedeniyle yaşadıkları stresle başa çıkmada duygu odaklı tarzları kullandıkları belirlenmiştir. Doğum sonu dönemde kadınlara hemşireler tarafından, kendi bakımı, bebek bakımı, sosyal yaşamı ile ilgili sorunlara ve stresle başa çıkmada etkili yöntemler konusunda eğitim ve danışmanlık hizmetinin verilmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Doğum sonu dönem, stres, stresle başa çıkma, hemşire, özbakım, bebek bakımı, sosyal yaşam.
Covid-19 salgını sırasında üniversite öğrencilerinin gösterdikleri tutumun Covid-19 korku düzeyleri üzerine olan etkisi
Bu araştırma, üniversite öğrencilerinin salgın sırasında gösterdikleri tutumun Covid 19 korkusu üzerine olan etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte olan bu araştırma, Nisan 2021- Mayıs 2021 tarihleri arasında Koç Üniversitesi'nde okuyan lisans düzeyindeki öğrenciler ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini çalışmaya katılmayı kabul eden 132 öğrenci oluşturmuştur. Verilerin toplanması için, sosyodemografik özellikler ve Covid-19 tutum anketi, Covid 19 korkusu ölçeği kullanılmıştır. Verilerin toplanması elektronik ortamda yapılmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 26.0 programı kullanılarak, tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t test ve tek yönlü varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Yapılan analizler sonucunda araştırma grubunda bulunan öğrencilerin, Covid-19 korku ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalamaları 17.54 ± 6.04 olarak bulunmuştur. Kadın öğrencilerin Covid-19 korku düzeyleri erkek öğrencilere göre daha yüksek, sağlık ile ilgili bölümlerde okuyan öğrencilerin Covid-19 korku düzeyleri diğer bölümlerde okuyan öğrencilere göre daha düşük, el hijyenine ve sosyal mesafe kuralına dikkat eden öğrencilerin Covid-19 korku düzeyleri bu önlemlere dikkat etmeyenlere göre daha yüksek, bağışıklık sistemini güçlendirici yöntemleri kullanmayan ve salgının abartıldığını düşünmeyen öğrencilerin Covid-19 korku düzeyleri diğer öğrencilere göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Araştırma bulguları sonucunda öğrencilerin Covid-19 korku düzeylerinin düşük olduğu ve korku düzeyi arttıkça Covid-19'a karşı alınması gereken önlemleri uyguladıkları görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Covid-19, Salgın, Korku, Tutum, Genç Bireyler
Kadınların meme kanseri korku ve kadercilik algılarının meme kanseri erken tanı davranışları ile ilişkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, kadınların meme kanserine ilişkin korku düzeyleri ile kadercilik algılarının, meme kanserinin erken tanı davranışları üzerindeki etkisini ve bu değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte tasarlanan çalışma, 1 Kasım 2024-28 Şubat 2025 tarihlerinde, Aile Sağlığı Merkezleri'ne kayıtlı 433 kadınla yürütüldü. Verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", "Meme Kanseri Korku Ölçeği" ve "Meme Kanseri Kadercilik Ölçeği" kullanıldı. Verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, normallik testleri, bağımsız örneklerde t testi, varyans analizi (ANOVA), posthoc (Tukey, LSD), pearson korelasyon ve lineer regresyon testleri kullanıldı. Bulgular: Kadınların %52,4'ü Kendi Kendine Meme Muayenesi yaptıklarını, %25,4'ü Klinik Meme Muayenesi yaptırdıklarını ve 40 yaş üstü kadınların %26,2'si mamografi çektirdiğini belirtti. Yaş, eğitim durumu, medeni durum, meslek, çocuk sahipliği ve meme kanseri hakkında bilgi alma isteğinin, kadercilik algısı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi vardı (p<0,05). Meslek, çocuk sahipliği ve meme kanseri hakkında bilgi alma isteğinin korku değişkenini anlamlı düzeyde etkilediği belirlendi (p<0,05). Kendi Kendine Meme Muayenesi yapma, Klinik Meme Muayenesi yaptırma ve mamografi çektirme durumu kadercilik ve korku puanlarını anlamlı düzeyde etkilemedi (p>0,05). Regresyon analizi sonuçlarına göre, kadercilik değişkeninin (B=0,308, p=0,036) ve meme kanseri hakkında bilgi alma isteğinin (B=3,343, p<0,001) meme kanseri korkusu üzerindeki etkisi anlamlı bulundu. Sonuç: Bu sonuçlar neticesinde, meme kanseri erken tanı ve taramalarına katılımı artırabilmek amacıyla; eğitim programlarının, korku ve kadercilik algılarının yönetilmesine ilişkin çeşitli stratejilerin geliştirilmesi oldukça önemlidir. Anahtar Sözcükler: Erken tanı davranışları, meme kanseri, kadın, kadercilik algısı, korku
Hemşirelerin afetlere hazırlık algısı ve etkileyen faktörlerin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, Mardin ilinde birinci ve ikinci basamak sağlık kurumlarında çalışan hemşirelerin afete hazırlık algısını ve etkileyen faktörleri değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel desende yürütülen çalışma, Kasım–Aralık 2023 tarihleri arasında kolayda örnekleme yöntemiyle belirlenen 316 hemşire ile tamamlandı. Veriler, Kişisel Bilgi Formu ve Afetlere Hazırlık Algı Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri gibi non-parametrik testler kullanıldı. Bulgular: Hemşirelerin afetlere hazırlık algısı ölçek toplam puan ortalaması 3,70±0,59 olup, bu durum hemşirelerin genel olarak orta düzeyde hazırlıklı olduklarını göstermektedir. Ölçeğin alt boyutlarında, en yüksek puan 4,17±0,84 ile hazırlık evresine aitken, en düşük puan 3,35±0,71 ile müdahale evresinde görüldü. Afet sonrası evresi puanı ise 3,58±0,73 olarak belirlendi. Birinci basamakta çalışan hemşirelerin hazırlık evresi punanı yüksek iken ikinci basamakta çalışanların müdahale evresi puanları yüksekti (p<0,05), Ayrıca acil bölümünde çalışan, afet kavramını bilen, afet eğitimi alan ve bu eğitimi uzun süre alan, gerçek afet deneyimi yaşayan, afet tatbikatına katılan, kendini afetlere hazır hisseden, afet eğitimi almak isteyen, afet ile ilgili rollerinin farkında olan (danışmanlık ve bakım verici rolü) hemşirelerin afete hazırlık algılarının anlamlı olarak daha yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç: Bu sonuçlar, hemşirelerin afet öncesi planlama, bilgi edinme ve hazırlık süreçlerinde daha aktif ve yeterli olduklarını; ancak afet anında müdahale ve afet sonrası iyileştirme süreçlerinde daha az yeterlilik hissettiklerini ortaya koymaktadır. Elde edilen bulgular doğrultusunda, hemşirelerin afetlere yönelik bilgi ve becerilerini geliştirmek amacıyla afet hemşireliği konularında kapsamlı eğitimlerin artırılması, periyodik olarak tatbikatlar düzenlenmesi ve sağlık kurumlarında afet yönetim planlarının etkin şekilde uygulanması önerilmektedir.
Sağlığı geliştirme modelleri ile yapılan hemşirelik girişimlerinin kadınların meme ve serviks kanserine yönelik erken tanı davranışlarına etkisi
Amaç: Çalışma 40 yaş üstü kadınların meme ve serviks kanseri erken tanı davranışlarını gerçekleştirmelerinde engelleyici faktörleri belirlemek, kadınların meme ve serviks kanseri erken tanı davranışlarını gerçekleştirmelerini (her ay düzenli kendi kendine meme muayenesi yapması, klinik meme muayenesi yaptırması, mamografi çektirmesi ve pap smear testi yaptırması) sağlamak amacıyla yapılmıştır.Yöntem: Araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşama, kadınların erken tanı davranışlarında engelleri belirlemek için kalitatif olarak yürütülmüştür. Meme kanseri erken tanı davranışları için 43 kadın, serviks kanseri için 35 kadın ile görüşülmüştür. Veriler yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmış olup, içerik analizi ile analiz edilmiştir. İkinci aşamayı kantitatif bölüm oluşturmuştur. Çalışmada 50 deney ve 50 kontrol grubu olmak üzere toplam 100 kadın örneklemde yer almıştır. Yarı deneysel bir çalışmadır. Verilerin toplanmasında; Sosyo-Demografik Özellikler Bilgi Formu, Sağlık İnanç Modeli Ölçeği, Öz-Etkililik Ölçeği, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II-Sağlık Sorumluluğu Alt Boyutu, Önceki Davranışlarla İlişkili Bilgi Formu kullanılmıştır.Bulgular: Elde edilen veriler sonucunda kadınların meme-serviks kanseri ve erken tanı davranışlarını engelleyen faktörler; bilginin olmaması, sağlık güvencesinin ve ulaşım olanaklarının yetersizliği, maddi sıkıntılar, randevu alamama, kadın doktorların olmaması, utanma, duyarlılığın olmaması-ihmal, unutma, sağlık bakım sisteminin zor anlaşılması, korku, kaderci yaklaşımdır. Kolaylaştırıcı faktörler içinde bilgilendirme, sağlık personelinin ilgili ve hoşgörülü olması, ücretsiz hizmet, ulaşımın sağlanması, randevu sisteminin geliştirilmesi, telefonla hatırlatmaların yapılması yer almaktadır. Sağlığı geliştirme modelleri kullanılarak yapılan hemşirelik girişimleri sonucunda kadınların meme ve serviks kanseri erken tanı davranışlarını gerçekleştirme oranları ve algıları (duyarlılık, ciddiyet, yarar, sağlık motivasyonu, öz etkililik algısı) kontrol grubuna göre daha yüksek çıkmıştır. Engel algısında deney grubunda anlamlı olarak bir azalma saptanmıştır.Sonuç: Yapılan hemşirelik girişimleri sonucunda kadınların meme ve serviks kanseri erken tanı davranışlarında olumlu değişimlerin olması Sağlık İnanç Modeli ve Sağlığı Geliştirme Modeli'ni temel alan hemşirelik girişimlerinin etkinliğini göstermekte olup, bu girişimlerin ulusal düzeyde yaygınlaştırılması olumlu değişiminlerde sürekliliğin sağlaması açısından önemli olabilir.Anahtar Sözcükler: Sağlığı geliştirme modelleri, Meme ve serviks kanseri, Hemşirelik.
Sağlığı geliştirme modelleri ile yapılan hemşirelik girişimlerinin yaşlı kadınlarda meme ve serviks kanserine yönelik erken tanı davranışlarına etkisi
Amaç: Bu çalışma 60-75 yaş arasındaki kadınların meme ve serviks kanserini erken dönemde tanılamaya yönelik davranışa geçmelerinde engelleyici faktörleri belirlemek, meme ve serviks kanseri erken tanı davranışlarına katılımı artırmak (Kendi Kendine Meme Muayenesi (KKMM), Klinik Meme Muayenesi (KMM), Mamografi ve Pap Smear Test), Sağlığı koruma ve geliştirme davranışları üzerinde hemşirelik girişimlerinin etkinliğini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Yöntem: Araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşama, yaşlı kadınların erken tanıdavranışlarında engelleri belirlemek için kalitatif olarak yürütülmüştür. Meme kanseri erken tanı davranışları için 46 kadın, serviks kanseri için 21 kadın ile görüşülmüştür. Veriler yarıyapılandırılmış görüşme formu ile toplanmış ve içerik analizi ile analizi yapılmıştır. İkinci aşamayı kantitatif bölüm oluşturmuştur. Deneysel tipteki çalışmada 50 deney ve 50 kontrol grubu kadın örneklemde yer almıştır. Verilerin toplanmasında; Sosyo-demografik özellikler bilgi formu, Standardize Mini Mental Test, Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri İndexi, önceki davranışlarla ilgili bilgi formu, tarama davranışları izlem formu, Kendi Kendine Meme Muayenesi Kontrol Listesi, Sağlık İnanç Modeli Ölçeği (SİMÖ), Öz-Etkililik Ölçeği, SağlıklıYaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II-Sağlık Sorumluluğu alt boyutu kullanılmıştır. Bulgular: Elde edilen bulgular sonucunda yaşlı kadınların meme ve serviks kanseri ve erken tanı davranışlarını engelleyen faktörlerden meme kanseri için, ?bilgi yetersizliği, korku, ihmal/erteleme, utanma/dini inanç ve randevu alamama, doktor önerisinin olmaması ve sağlık personelinin yaklaşımı? serviks kanseri için ?bilgisizlik, utanma/mahremiyet, önceki sağlık hizmeti deneyimi, korku, yaşlı olma, sağlık personelinin önerisinin olmaması? bulunmuştur. Bu çalışmada yaşlı kadınların KKMM yapma beceri puanlarının arttığı, sağlık algılarının geliştiği, KMMM yapma, mamografi, Pap smear test yaptırma oranlarını arttığı ancak KMM yaptırmada girişimlerin etkili olmadığı saptanmıştır. 2Sonuç: Bu araştırmanın sonuçları SİM ve SGM?ne dayalı grup sağlık eğitimi, broşür, film gösterisi, meme maketi ve telefonla hatırlatma kullanılarak uygulanan hemşirelik girişimlerinin yaşlı kadınlarda meme ve serviks kanseri erken tanı davranışlarında olumlu değişimler yaptığını göstermektedir. Meme ve serviks kanseri taramalarına katılımı artırmada ulusal ve bölgesel düzeyde birinci, ikinci ve üçüncü basamakta çalışan hemşireler tarafından Sağlık İnanç Modeli ve Sağlığı Geliştirme Modeli?ne dayalı meme ve serviks kanseri eğitimi yapılması, farklı yaş ve kültür özelliklerine sahip yaşlı bireyler üzerinde etkilerini değerlendirmek için benzer çalışmaların yapılması yararlı olabilir. Anahtar Sözcükler: Sağlık İnanç Modeli, Sağlığı Geliştirme Modeli, Yaşlılık, Meme ve Serviks Kanseri, Hemşirelik.
Hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını etkileyen faktörler
Amaç: Bu araştırma Kütahya ilindeki hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını ve bu davranışları etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Yöntem: Araştırmanın evrenini T.C. Sağlık Bakanlığı Dumlupınar Üniversitesi Kütahya Evliya Çelebi Eğitim-Araştırma Hastanesi?nde çalışan 337 hemşire oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş olup çalışmaya katılmaya gönüllü olan 278 hemşire araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırmanın verileri ?sosyodemografik veri formu? ve ?sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği? ile toplanmıştır. Ölçek, Walker, Sechrist, Pender tarafından geliştirilmiş ve Bahar ve arkadaşları tarafından geçerlik-güvenirlik çalışması yapılmıştır. Ölçeğin cronbach alpha katsayısı .92?dir. Verilerin değerlendirilmesinde iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği puan ortalaması 125.62±19.40 olarak bulunmuş olup, alt grupları arasında en yüksek puan ortalaması manevi gelişim (26.16±4.26) ve en düşük puan ortalaması fiziksel aktivite (15.32±4.81) olarak belirlenmiştir. Medeni durum çocuk sahibi olma durumu, ekonomik durum, çalışma birimi değişkenleri ile fiziksel aktivite; yaş grupları, çocuk sahibi olma durumu, ekonomik durum değişkenleri ile kişilerarası ilişkiler; yaş grupları, ekonomik durum değişkenleri ile manevi gelişim arasında anlamlı bir fark bulunmuştur. Yine yaş grupları, medeni durum, çocuk sahibi olma durumu, ekonomik durum değişkenleri ile stres yönetimi; yaş grupları, cinsiyet, ekonomik durum, sigara kullanma durumu, hizmet yılı değişkenleri ile beslenme; medeni durum, ekonomik durum değişkenleri ile sağlık sorumluluğu arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Sonuç: Araştırma sonucunda hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ölçeği puan ortalamasının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: hemşire, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, sağlığı geliştirme
İlkokul çağındaki çocuklarda işeme disfonksiyonları ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, İlkokul öğrencilerinde işeme bozuklukları ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi incelemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma basit rasgtgele örneklem yöntemi ile seçilen üç ilkokulda yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında (kid-KINDL) Çocuklar İçin Genel Amaçlı Sağlıkla İlgili Yaşam Kalitesi Ölçeği (7-13 yaş) ve İşeme Bozuklukları Semptom Skoru ve ailelere ait sosyodemografik veri formu kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin analizinde SPSS for Windows 15,0 kullanılarak bilgisayarda değerlendirilmiştir. Sosyodemografik özellikler için sayı ve yüzde, veriler arasındaki ilişkiyi ortaya koymada pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Çocukların kid KINDL yaşam kalitesi toplam puan ortalaması (77.51 ± 12.40)' dur. Çocuklar ailelerine ilişkin yaşam kalitesini en üst düzeyde (82.8 ± 16.60), kendilerini algılamalarına ilişkin özsaygı puanlarını en alt düzeyde değerlendirmişlerdir (67.73 ± 24.28). Öğrencilerin % 12' sinde işeme disfonksiyonu tespit edildi. En sık görülen semptomlar gündüz (% 16) ve gece (% 14.1) kaçırmadır. Öğrencinin kendi değerlendirdiği yaşam kalitesi puanı ile işeme skorları arasında negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (r=-0.092)( p<0.005 ). Sonuç: Aileler Sınıf öğretmenleri ile öğrencilerin işeme sorunlarını paylaşmak konusunda açık değildirler. Öğrencilere göre işeme disfonksiyonları yaşam kalitelerini negatif yönde etkilemektedir fakat ebeveynler yaşam kalitesini etkilemediğini düşünmektedir. Ailelerin ve öğretmenlerin işeme disfonksiyonlarına ilişkin farkındalıkları arttırılmalıdır. Bu konuda eğitimler ve tedavi konusunda girişim çalışmaları önerilir. Anahtar Kelimeler: İşeme bozukluğu, Yaşam Kalitesi, Okul Hemşiresi, Enüresis
Tarımda çalışan bireylerin kolorektal kanser (KRK) risk düzeyleri, krk taramalarına katılım oranları ve taramaya katılmayı etkileyen faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırmada, tarımda çalışan 50-70 yaşları arasındaki bireylerin, kolorektal kanser (KRK) risk düzeylerini, KRK taramalarına katılım durumunu ve taramaya katılmayı etkileyen faktörleri belirlemek amaçlanmıştır. Kesitsel ve analitik nitelikte olan bu çalışmanın verileri, Antalya ili Kepez ilçesi sınırları içerisinde bulunan Altınova bölgesinde Temmuz-Ekim 2014 tarihleri arasında toplanmıştır. Örneklem büyüklüğü, "evrendeki kişi sayısının bilinmediği" durumlardaki formül esas alınarak hesaplanmış olup araştırma 244 tarım çalışanının verileriyle tamamlanmıştır (%96). Bireylerin sosyo-demografik özelliklerini, risk düzeyini, bilgi düzeyini, sağlık inançlarını, semptomları ve bireylerin KRK'ya ilişkin farkındalık durumlarını sorgulayan sorulardan oluşan anket formu yüz yüze görüşme yöntemi ile doldurulmuştur. Araştırmanın bağımlı değişkeni KRK taramasına katılma durumu; bağımsız değişkenleri ise sosyo-demografik özellikler, KRK risk düzeyi, bilgi düzeyi, KRK taramalarına ilişkin sağlık inançları, semptom varlığı ve farkındalık durumlarıdır. Altınova bölgesinde tarımda çalışan bireylerin %89.4'ünün KRK risk düzeyi ortalamanın üzerinde ve çok üzerinde bulunmuştur. KRK taramalarına katılma oranı %7'dir. Bireylerin bilgi düzeyi ve duyarlılık algısı puanı ortalamanın üzerinde (sırasıyla 7.66±1.37 ve 3.93±0.42), güven-yarar-sağlık motivasyonu algısı puanı ise ortalamanın altındadır (2.46±0.51). Risk düzeyi yüksek olanların KRK taramalarına katılım oranı düşüktür. Bireylerin bilgi düzeyi ve sağlık inançları KRK taramalarına katılımda etkili değildir (p>0.05). Lojistik regresyon analizi sonucunda arkadaş ya da komşuda KRK olması ve hangi doktora başvuracağını bilme durumu taramalara katılımı 10 kat, karın ağrısının olması 4 kat artırmaktadır (p<0.05). Çalışma kapsamında 217 bireye immunokimyasal gaitada gizli kan (iGGK) testi yapılmış (%89) ve KRK taramalarına katılma oranı %7'den %89'a yükselmiştir. Birinci iGGK testi sonucunda bireylerin %9'unun sonucu pozitif bulunmuştur. iGGK test sonucu pozitif çıkan bireylerden bir kişiye kolonoskopi sonrası tübüler adenom tanısı konmuştur. KRK taramalarına katılma oranının düşük olması dikkate alınarak risk düzeyi yüksek bireyler öncelikli olmak üzere toplum tabanlı taramalar yapılmalıdır. Aile Sağlığı, Toplum Sağlığı ve Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri'nde çalışan hekim ve hemşirelerin KRK taramalarına katılımı artırmak için tavsiye vermesi, bireyleri başvuracağı kurumlar konusunda bilgilendirmesi ve taramaların ulaşılabilir olmasının taramaları artırmaya katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır.
İnmeli hastalara bakım veren aile üyeleri için hazırlanan web sayfasının kalitesi, içeriği ve kullanımının değerlendirilmesi
Bu çalışma, inmeli hastalarına evde bakım veren aile üyelerinin bakım verme yeterliliğini geliştirmek amacıyla hazırlanan web sayfasının kalitesi, içeriği ve kullanılabilirliği ve etkililiğini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışma metodolojik olarak yapılmıştır. İnmeli hastaların bakım vericileri için hazırlanan web sitesi; ana sayfa, proje hakkında, hasta bakımı ve eğitim rehberi, uzman modülü, forum, hasta anketi olmak üzere yedi bölümden oluşmaktadır. Web sayfasında inmeli hastanın bakımına özel olarak inme nedir, inmenin seyri, solunum, beslenme, boşaltım ve uyku problemleri, yatak yaralarının önlenmesi, ağrı yönetimi, vücut hijyeni, ilaçların kullanımı, hasta ile iletişim, hasta için boş zaman aktiviteleri, hastanın güvenliği sosyal ve rehabilitasyon destek servislerine yer verilmiştir. Aile bireylerinin bakım verme yeterliliğini geliştirmek amacıyla; solunum egzersizleri, postural drenaj, ağız bakımı, sonda bakımı, perine bakımı, yatak içi yatış pozisyonları ile kol ve bacak egzersizleri hakkında kısa videolar hazırlanmıştır. Web sayfasının kalitesi ve içeriği 10 uzman tarafından birbirlerinden bağımsız olarak değerlendirilmiştir. Web sayfasının kullanabilirliği ve etkinliği 32 inmeli hastanın 38 aile bakım vericisi tarafından değerlendirilmiştir. Web sayfasının kalitesi uzmanlar tarafından DISCERN ölçeği ile, içeriği ise soru formu aracılığıyla değerlendirilmiştir. Web sayfasının kullanılabilirliği aile bakım vericiler tarafından sistem kullanılabilirlik ölçeği (System Usability Scale-SUS) ile, web sayfasından yararlanma düzeyi ise 21 maddelik soru formu ile ölçülmüştür. DISCERN ölçeğinde bulunan 15 sorunun ortalaması 5 üzerinden 4.35 bulunmuştur. Web sayfasının güvenilirliğini sorgulayan birinci bölümün ortalaması 5 üzerinden 4.38, tedavi/bakım seçenekleri konusunda sunulan bilginin kalitesini ölçen ikinci bölümün ortalaması 4.30 ve materyalin genel değerlendirmesinin yapıldığı üçüncü bölümün puan ortalaması 4.1 bulunmuştur. Her bir bölüm için uyuşum katsayısı değerleri sırasıyla W: .508, p<0.000, W: .442, p<0.000, W: .761, p<0.000 olarak tespit edilmiştir. Web sayfasının içeriği uzmanlardan 4 üzerinden ortalama 3.47 puan almıştır (W: .813, p<0.000). Web sayfasının kullanılabilirlik skoru 100 üzerinden 79.4 bulunmuştur. Web sayfasından en fazla, yatak içi egzersizler %76.3 (n=29), ilaçların kullanımı ve hastanın güvenliği %68.4 (n=26) konularından yararlanılmıştır. Göreceli olarak daha genç, çalışan ve daha önce herhangi bir hastaya bakma deneyimi olmayanların hastanın beslenmesi ve ağız bakımına ilişkin bölümden (sırasıyla p=0.042, p=0.34, p=0.39), evli olan aile bakım vericilerin ise vücut temizliğine ilişkin bölümden daha fazla yarar sağladığı belirlenmiştir (p=0.043). Web sitesi bakım vericiler tarafından etkin kullanılmıştır. Web sitesinin kullanılmasının uzun dönemde hasta sonuçlarına etkisi ve diğer öğretim yöntemlerine göre etkinliği ve maliyetini ölçen araştırmalar yapılabilir. Anahtar Kelimeler: İnmeli Hasta, Aile Bakım Verici, Web Tabanlı Sağlık Eğitimi, Talite ve İçerik Güvenilirliği
Denizcilik lisesi öğrencilerine cilt kanseri konusunda verilen eğitimin bilgi ve davranışlarına etkisi
Bu çalışmanın amacı, denizcilik lisesi öğrencilerine cilt kanseri konusunda verilen eğitimin bilgi ve davranışlarına etkisini değerlendirmektir. Çalışma ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel bir araştırma desenindedir. Araştırma kapsamında, Mart-Haziran 2013 tarihleri arasında Fettah Tamince Denizcilik Anadolu Meslek Lisesi'nde okuyan 389 öğrenci çalışma grubuna, Manavgat Ticaret ve Sanayi Odası Denizcilik Anadolu Meslek Lisesi'nde okuyan 178 öğrenci kontrol grubuna alınmıştır. Çalışmada "verilen eğitim, deney grubundaki öğrencilerin cilt kanseri ve güneşten korunma konusundaki bilgi, tutum ve davranış düzeylerini arttıracaktır" hipotezleri sınanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ki-kare analizi, McNemar's, Kruskal Wallis, Mann Whitney U ve t testi kullanılmıştır. Araştırma sonunda öğrencilerin %43.6'sının daha önce cilt kanseri ve güneşten korunmayla ilgili bilgi aldıkları, çalışma grubu öğrencilerinin %59.6'sının, kontrol grubu öğrencilerinin %48.3'ünün orta risk düzeyinde olduğu ve öğrencilerin %76.9'unda risk faktörlerinden günde bir saatten fazla dışarıda kalmanın en yüksek oranda olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin cilt kanseri ve güneşten korunma konusundaki bilgi puan ortalaması, kontrol grubunda yapılan ön test (6.2±1.9) ve son testte (6.8±1.9) değişmezken, çalışma grubu öğrencilerinin bilgi puan ortalaması yapılan eğitimle 6.0±2.3'ten 10.6±1.2'ye yükselmiştir. Çalışma grubu öğrencilerinin ön testte %25.4'ü düşük, %62.2'si orta bilgi düzeyinde iken, son testte düşük düzeyde hiç öğrenci olmadığı ve %94.3'ünün yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Çalışma grubu öğrencilerinin açık tenli kişilerin güneş yanığı oluşmaması için korunmaya daha çok dikkat etmesi gerektiği, UV ışınlarının cilt kanserine neden olduğu, güneş koruma faktörü 10 olan güneş koruyucu kremin 10 saat güneşten korumayacağı, 10:00-16:00 saatleri arası güneşten kaçınılması gerektiği bilgi sorularını doğru bilme oranının son testte %100 olduğu saptanmıştır. Onuncu sınıf öğrencilerinin, konuyla ilgili daha önce bilgi alanların, güneşten daha iyi korunabileceğini düşünenlerin, anne ve baba eğitimi lise, babası esnaf/serbest meslek, annesi ise ev hanımı ve aile geliri giderine eşit olanların bilgi düzeylerinin daha yüksek olduğu, risk düzeyi arttıkça bilgi düzeylerinin de arttığı saptanmıştır. Eğitimin etkin olduğu ve deney grubundaki öğrencilerin cilt kanseri ve güneşten korunma konusundaki bilgi, tutum ve davranış düzeylerini olumlu yönde arttığı belirlenmiştir. Yapılan eğitimlerle hayat tarzının oluşmaya başladığı, hayat boyu sürecek korunma alışkanlıklarının geliştirildiği, ileride açık havada çalışacak, risk grubunda yer alan denizcilik mesleğinin bir üyesi olan öğrencilere cilt kanseri ve güneşten korunmada uygun tutum ve davranışlar kazandırılabilir. Bu nedenle okul sağlığı hemşirelerinin, öğrencilerin olumlu sağlık davranışları kazanmaları için eğitici ve danışmanlık rollerini kullanması gerekmektedir.
Obezite açısından riskli ergenlere verilen olumlu sağlık davranışları geliştirme eğitiminin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve fiziksel aktivite üzerine etkisi
Bu çalışmada; Obezite Açısından Riskli Ergenlere Verilen Olumlu Sağlık Davranışları Geliştirme Eğitiminin Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları ve Fiziksel Aktivite Üzerine Etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Kasım 2014- Aralık 2015 tarihleri arasında yapılan araştırmanın başlangıç aşamasında belirlenen okuldaki tüm öğrencilerin gerekli ölçümleri (boy, kilo) yapılmıştır. Okulda obezite açısından riskli olduğu belirlenen öğrencilere konu ile ilgili araştırmacı tarafından hazırlanan anket, Çocuk Fiziksel Aktivite Anketi (ÇFAA) ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ II) uygulanmıştır. Obezite açısından riskli olduğu belirlenen öğrencilerin tamamı (n=78) eğitime alınmıştır. Obezite açısından riskli olarak belirlenen öğrencilere 4 oturum (her bir oturum 40 dakika/bir ders saati) olumlu sağlık davranışları geliştirme eğitimi verilmiştir. Eğitimler okulun eğitim salonunda gerçekleştirilmiştir. Eğitimin bitiminde ve eğitim bittikten 4 hafta sonra ölçek uygulaması (ÇFAA, SYBDÖ II) tekrarlanmıştır. Araştırmaya dahil edilme kriteri Türk çocukları için belirlenmiş olan persentil eğrilerine göre 85. – 95. persentil arasında olmaktır.Araştırmaya başlamadan önce resmi izinler alınmıştır. Elde edilen veriler SPSS 18.0 programında ve bilgisayar ortamında değerlendirilmiş, verilerin değerlendirilmesinde; temel istatistiksel analizler, tek yönlü varyans analizi, korelasyon analizi ve eşleştirilmiş gruplarda t testi kullanılmıştır. Çalışmamızda öğrencilerin % 48,7'si (n=38) kız, % 51,3'ü (n=40) erkek olup yaş ortalamaları 11,77±0,92'dir. Araştırmada, eğitim sonrası birinci izlem ve eğitim sonrası ikinci izlem Sağlık Sorumluluğu (5,035;0,008), Fiziksel Aktivite (6,284;0,002), Beslenme (5,709;0,004), SYBDÖ II Toplam (6,227;0,003) puanlarının eğitim öncesi puanlarına göre yüksek olduğu; Eğitim sonrası birinci izlem Kişilerarası İlişkiler (3,145;0,046) ve Stres Yönetimi (3,058;0,050) puanlarının eğitim öncesi puanlarına göre yüksek olduğu bulunmuştur. Tüm bu sonuçlar değerlendirildiğinde; verilen eğitimin öğrencilerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve fiziksel aktiviteleri üzerine pozitif etki gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Obezite, Ergen, Sağlık Davranışı Eğitimi, Fiziksel Aktivite
İzmir'de bir sağlık ocağı bölgesindeki yaşlıların istismar ve ihmal ile karşılaşma durumları ve etkili olan etmenlerin incelenmesi
Bu araştırma Esentepe Sağlık Ocağı Bölgesinde yakınları ile birlikte yaşayan 65 yaş ve üstü bireylerin istismar durumları ile etkili olan etmenlerin belirlenmesi amacı ile yapılmış, tanımlayıcı bir çalışmadır.Araştırmanın örneklemini 331 yaşlı birey oluşturmuştur. Veriler Temmuz ? Ekim 2007 tarihleri arasında toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak yaşlı bireyin son 6 ay içinde yaşadığı istismarı belirlemeye yönelik soru formu, sosyodemografik özellikler soru formu, Katz'ın Günlük Yaşam Aktiviteleri İndexi (ADL) ve Standardize Mini Mental Test (SMMT) formu kullanılmıştır. Veriler ki kare testi ve lojistik regresyon analizi ile değerlendirilmiştir.Yaşlı bireylerin %9,4'ü psikolojik istismar, %8,2'si ihmal, %4,2'si fiziksel istismar, %2,1'i ekonomik istismar, %0,9'u ise cinsel istismar ile karşılaşmıştır. İstismar tiplerinden birini ya da birkaçını aynı anda yaşayan yaşlı bireyler %13,3'tür. Kadın olma, düşük eğitim seviyesi, eş ve çocukları ile birlikte yaşama, aile ilişkilerini ?orta ve ortanın altında? olarak algılama istismarı artırmakta iken (p<0.05), ileri yaşın, aile gelirinin, kronik hastalık varlığının ve ev mülkiyetinin istismar ile karşılaşmayı etkilemediği saptanmıştır. (p>0.05). İstismarın; kadınlarda 3,36(p<0.05), düşük eğitim düzeyli olanlarda 2,43 (p>0.05), eşi ve çocukları ile birlikte yaşayanlarda 3,94(p<0.05) ve aile ilişkilerini ?orta ve ortanın altında? olarak algılayanlarda 8,72(p<0.05) kat fazla olduğu belirlenmiştir.Sonuç olarak yaşlı istismarı koruyucu önlemlerin alınması gereken, yaşlı bireyin yaşam kalitesini bozan önemli bir sorundur. Bu nedenle hemşirelik eğitiminin müfredatına ve mezuniyet sonrası hizmet içi eğitim programlarına yaşlı istismarının entegre edilmesi, özellikle birinci basamakta çalışan hemşirelerin istismar açısından riskli yaşlıları belirlemeleri, bu yaşlıları sık izlemeleri ve istismarı önlemeye yönelik çalışmalar yapmaları ve toplumsal bilinci artırmak için kitle iletişim araçlarının kullanılması önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Yaşlı, İstismar, İhmal.
Gençlere verilen üreme sağlığı eğitiminin üreme sağlığı bilgi ve davranışlarına etkisi
Bu çalışma gençlere verilen ?üreme sağlığı eğitiminin? gençlerin üreme sağlığına ilişkin bilgi ve davranışlarına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır.Yarı deneysel olarak planlanan araştırma, Şanlıurfa il merkezinde yaşayan araştırmaya gönüllü olarak katılan 15-24 yaş grubu 700 genç ile yürütülmüştür. Çalışmada; bireylerin sosyo-demografik özellikleri, üreme sağlığı bilgi ve davranışlarını içeren anket formu kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni, gençlerin üreme sağlığı bilgi puan ortalamaları, kızların kendi kendine meme muayenesi yapma durumları, erkeklerin testis muayenesi yapma durumları, erkeklerin kondom kullanma durumlarıdır. Bağımsız değişkeni ise üreme sağlığı eğitimidir. Verilerin değerlendirilmesinde bağımlı gruplarda t-testi ve bağımlı iki grup arasında ki-kare (McNemar) testi kullanılmıştır.Bu çalışmada; gençlerin yaş ortalaması 18,80 (± 2,82) olup %51,0'ı ortaokul mezunudur. Gençlerin eğitim öncesi toplam bilgi puanı ortalaması 6.48'den, eğitim sonrası 15.80'e yükselmiştir. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p ? 0.01). Ayrıca üreme sağlığı eğitimi almadan önce KKMM'ni düzenli yapma durumu %22.9 iken, eğitim sonrası KKMM'ni düzenli yapma durumu %71.2'ye yükselmiştir (p ? 0.01). Gençlerin eğitim öncesi kendi kendine testis muayenesini düzenli yapma durumu %14.7 iken, eğitim sonrası kendi kendine testis muayenesini düzenli yapma durumunun %29.4'e yükseldiği saptanmıştır(p ? 0.01). Kondom kullanma durumları ise üreme sağlığı eğitimi öncesi %12.2 iken, eğitim sonrası kondom kullanma durumu %18.3'e yükselmiştir. Aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur(p ? 0.01).Sonuç olarak, bu çalışmada gençlerin üreme sağlığı bilgi ve davranışları konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları saptanmıştır. Üreme sağlığı eğitimi kullanılarak yapılan müdahale sonucunda toplam bilgi düzeyinin yükselmesi yanı sıra olumlu yönde davranış değişimi olmuştur. Gençlere, hemşireler tarafından öğrenci merkezli aktif eğitim yöntemleri ile cinsel eğitimlerin planlanması ve sürekli yapılması önerilebilir.Anahtar Kelimeler: Gençler, Üreme Sağlığı Eğitimi, Hemşirelik
İzmir Balçova bölgesinde yaşayan kadınların meme kanserine ilişkin risk faktörleri, bilgi ve uygulamaları
Bu çalışma kadınların meme kanseri risk faktörlerini, bilgi ve uygulamalarını belirlemek amacıyla yapılmıştırÇalışmanın örneklemini İzmir' in Balçova ilçesinde yaşayan 210 kadın oluşturmuştur. Örneklem seçiminde Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)' nün Saha Tarama Çalışmaları için önerdiği yöntem kullanılmıştır.Veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştırElde edilen verilere göre kadınların %80.5' i düşük düzeyde riske, %19.5'i ise orta düzeyde meme kanseri riskine sahiptir. Yüksek düzeyde riski olan kadın saptanmamıştır. Kadınların meme kanseri hakkındaki bilgi ve uygulamaları da düşük düzeyde saptanmıştır. Meme kanseri hakkında bilgisi çok iyi olan kadınlar %7.2, uygulama davranışları çok iyi düzeyde olan kadınlar ise %32.8 olarak belirlenmiştir. Meme kanseri hakkındaki bilgi ve uygulamalar yaş, eğitim, medeni durum, çalışma durumu, aylık gelir ve sağlık güvencesi değişkenlerinden etkilendiği saptanmıştır (p<0.05).Sağlık hizmetinin sunumunda önemli bir yer teşkil eden hemşireler Balçova bölgesinde hizmet verirken meme kanseri riski olan bireylere öncelik vermeli meme kanserinden koruyucu davranışlar hakkında eğitimler ve tarama programları planlamalı, meme kanseri tarama tetkiklerini halka ücretsiz sunan Tülay AKTAŞ Kanser Erken Tanı ve Eğitim Merkezi'ne (KETEM) yönlendirilmelidir.Anahtar Kelimeler: meme kanseri, risk, bilgi ve uygulama
İzmir'de bir fabrikada çalışan kadınların sağlık inançları ile sosyo-demografik özelliklerinin meme kanseri erken tanı davranışlarına etkisi
Bu çalışma İzmir'de bir fabrikada çalışan kadınların sağlık inançları ile sosyo- demografik özelliklerin meme kanseri erken tanı davranışlarına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini, İzmir'in Torbalı ilçesinde bulunan Ekoten Tekstil fabrikasında çalışan, araştırmayı kabul eden 167 kadın oluşturmuştur. Veri toplamada sosyo-demografik anket formu ve Champion'un Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanılmıştır.Araştırmadaki kadınların son bir yılda % 23.4'ü kendi kendine meme muayenesi (KKMM) yapmış, %12.6'sı klinik meme muayenesi (KMM) yaptırmıştır. Kırk yaş ve üzeri kadınların % 4.8'i son bir yıl içinde mammografi çektirmiştir.Kadınların %91.6'sı meme kanseri ile ilgili eğitim almamıştır. Beyaz yakalı işçiler, mavi yakalı işçilerden daha fazla KKMM yapmaktadır. Kırkiki yaş ve üzeri kadınlar 30 yaş altı kadınlardan daha çok KMM yaptırmaktadır. Meme kanseri tanısı alan kadınlar daha fazla KMM yaptırmakta, 40 yaş üzeri kadınlar daha çok mammografi çektirmektedir. Geliri giderinden az olan kadınlar daha fazla mammografi çektirmektedir. KKMM yapan kadınların engel algıları düşük, öz etkililik algıları yüksektir. Mammografi çektiren kadınların mammografi engel algıları düşüktür (p<0.05).Meme kanseri erken tanı yöntemleri ile ilgili daha önce eğitim alma, erken tanı davranışlarını önceden duyma, kadınların erken davranışını daha çok yapmalarını sağladığı için kadınların meme kanseri ve erken tanı yöntemleri konusunda eğitilmeleri gerekmektedir. İşyerindeki eğitim programlarına meme kanseri erken tanısı ve önemi yerleştirilmelidir. İşyeri hemşiresi sağlık eğitim programlarını yürütmelidir. KMM işyeri hekimi ya da hemşiresi tarafından yapılmalıdır.
Hastanede çalışan hemşirelerin bildirimlerine dayalı iş kazalarının incelenmesi
Bu tanımlayıcı çalışmada, bir üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin bildirimlerine dayalı geçirdikleri iş kazaları incelenmiştir.Method: Araştırmada örnekleme gidilmeden, hastanede çalışan tüm hemşirelere (527) ulaşılmaya çalışılmıştır. Ancak evrenin % 71.4'ü çalışmaya katılmıştır (n=405). Toplam 19 sorudan oluşan anket formunda sosyodemografik ve iş öyküsü özellikleri ile son bir ay içinde kılpayı atlatılan ve son altı ay içinde geçirilen iş kazaları arasındaki farklar incelenmiştir.Bulgular: Hemşirelerin yaş ortalaması 32.3±0.3'tür. Hemşirelerin % 60'ı evli, % 29.1'i mesleğini dört yıldan daha az bir süredir yapmakta ve % 33.1'i de cerrahi birimlerde çalıştırılmaktadır. Hemşireler en fazla ilaç gibi kimyasal maddelerin sağlıklarını olumsuz etkilediğini düşünmektedir. Hemşirelerin son bir ayda kılpayı atlattığı iş kazası oranı % 46.4, son altı ay içinde iş kazası geçirme oranı da % 60'tır.Sonuçlar: En fazla geçirilen iş kazası kesici-delici alet yaralanmasıdır (% 42). Dört yıldan az bir süredir çalışanlarda ve cerrahi birimlerde istihdam edilen hemşirelerde iş kazası geçirme oranı daha yüksek bulunmuştur. Hemşirelerin sözel şiddete uğrama oranı fiziksel şiddete uğrama oranından daha yüksektir. Kayma-düşme yaralanmalarının en büyük nedeni kaygan zemin olarak bulunmuştur.
İlköğretim öğrencilerinin uyku alışkanlıkları ile duygu-davranış sorunları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Çocukların uyku ile ilgili ortaya çıkarılması, problemlerinin değerlendirmesi ve tedavisiçocukların sağlıklı gelişmeleri için çok önemlidir. Bu çalışma ilköğretim öğrencilerinin uykualışkanlıkları sorunları ile duygu-davranış sorunları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıylakorelasyonel tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Yöntem: İzmir ili Balçova ilçesinde bulunan Ertuğrul Gazi İlköğretim Okulu öğrencilerinin (7-14yaş grubu) ebeveynlerinin tümü (n: 790) araştırma kapsamına alınmıştır. Anketlerin yanıtlanmaoranı %73,9(584)'dur. Verilerin toplanmasında uyku alışkanlıkları anket formu ve Güçler veGüçlükler Anketi kullanılmıştır. İstatistik değerlendirmede Pearson, Spearman korelasyon analizive bağımsız gruplarda tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır.Bulgular: Öğrencilerin uyku süresi ortalaması hafta içi 9.72±1.24, hafta sonu 10.30±1.32'dir.Kendine ait odası olmayanlar %27,7, kendine ait yatağı olmayanlar %11'dir. Yatak odasındatelevizyonu olan öğrenciler %30,0, bilgisayarı olan öğrenciler ise %38,5'dir. Öğrencilerin %4,5'igün içinde uyumakta olup, uyumadan önce televizyon izleyen %54,1, bilgisayar oynayan %7,5'dir.Duygu-davranış sorunu sınıflamasına göre normal dışı kabul edilen öğrencilerin uyku alışkanlıklarıile ilgili sorun yaşadığı belirlenmiştir (F=17.796, p<0.001). Ayrıca uyku alışkanlıkları sorunlarıpuanı azaldıkça, duygu-davranış sorunları ölçeğinin (GGA) hiperaktivite, emosyonel, davranış veakran ilişkileri alt boyutlarından alınan puanlar artmaktadır. Öğrencilerin uyku alışkanlıklarısorunları ile duygu-davranış sorunları arasında negatif yönde, zayıf düzeyde istatistiksel olarakanlamlı ilişki saptanmıştır (p< 0.001).Sonuç: Uyku alışkanlıkları sorunları olan çocuklarda duygu-davranış sorunları görülmektedir.Normal dışı kabul edilen öğrenciler uyku alışkanlıkları ile ilgili sorun yaşamaktadır. Okulhemşireleri öğrencilerin uyku alışkanlıklarına ilişkin izlemlerini yapmalı ve uyku sorunu olanöğrencileri belirleyerek aileleri ilgili birimlere (Çocuk Psikiyatrisi) yönlendirmelidir.Anahtar Kelimeler: Uyku hijyeni, uyku alışkanlıkları, davranış sorunları, okul çocuğu, okulhemşireliği.
Kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan hastalarda transteoretik modele göre evde uygulanan hemşirelik girişimlerinin sigara bırakmaya etkisi
ÖZET Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı Olan Hastalarda Transteoretik Modele Göre Evde Uygulanan Hemşirelik Girişimlerinin Sigara Bırakmaya Etkisi Figen ÇAVUŞOĞLU Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi figencavusoglu55@hotmail.com Amaç: Bu çalışmanın amacı kronik obstrüktif akciğer hastalığı olan hastalarda transteoretik modele göre evde uygulanan hemşirelik girişimlerinin sigara bırakmaya etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırmada deneysel tasarım kullanılmıştır. Araştırma girişim grubunda 33, kontrol grubunda 35 kronik obstrüktif akciğer hastası ile tamamlanmıştır. Veri toplama formu olarak sosyodemografik özellikler bilgi formu, Fagerstrom Nikotin Bağımlılık Testi, Transteoretik Modele ait Karar Alma Ölçeği, Öz-yeterlik Ölçeği, Değişim Aşamaları Ölçeği ve Davranış Değiştirme Yöntemleri Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde iki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi, iki eş arasındaki farkın önemlilik testi, iki oran testi, ki kare, Mann Withney U testi ve Wilcoxon testi kullanılmıştır. Bulgular: Evde uygulanan hemşirelik girişimleri sonrası girişim grubundaki hastaların karar alma yarar alt boyut puan ortalamaları, öz-yeterlik puan ortalamaları ve davranış değiştirme yöntemleri alt boyut puan ortalamaları anlamlı derecede artış gösterirken (p<.05), karar alma zarar alt boyutu anlamlı oranda azalma göstermiştir (p<.05). Değişim evrelerinde anlamlı düzeyde ilerleme görülürken girişim grubunda 9, kontrol grubunda ise 2 hasta sigarayı bırakmış olup aralarındaki fark da anlamlı bulunmuştur (p<.05). Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları doğrultusunda kronik obstrüktif akciğer hastalarının sigara bırakmaları için evde bakımının desteklenerek Transteoretik Model bileşenlerinin temel alındığı girişimlerin planlanması ve hastaların motivasyonel görüşme tekniği kullanılarak izlemlerinin yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: KOAH, Transteoretik Model, evde bakım, hemşirelik, sigara bırakma.
İnmeli hastalara sağlık inanç modeline göre evde uygulanan pelvik taban kas egzersizlerinin hasta bakım sonuçlarına ve bakım verenlerin yüküne etkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı inmeli hastalara Sağlık İnanç Modeline göre evde uygulanan pelvik taban kas egzersizlerinin hasta bakım sonuçlarına ve bakım verenlerin yüküne etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırmada, ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel tasarım kullanılmıştır. Araştırma deney grubunda 20, kontrol grubunda 18 inmeli hastada tamamlanmıştır. Veriler hastalara ev ziyareti yapılarak sosyodemografik özellikler bilgi formu, inkontinans yaşam kalitesi ölçeği, uluslararası inkontinans sorgulama kısa formu, Broome pelvik taban kas egzersizi öz-etkililik ölçeği, eğitimli ve eğitimsizler için yeniden düzenlenmiş standardize mini mental test, ped testi ve bakım verme yükü ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde ki-kare, Mann-Whitney U, Wilcoxon İşaretli Sıra testi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Evde uygulanan hemşirelik girişimleri sonrasında deney grubundaki hastaların kontrol grubuna göre üriner inkontinans sayısı, ped testi, yaşam kalitesi puan ortalamalarında anlamlı farklılık saptanırken (p<.05), bakım veren yükü puan ortalamalarında anlamlı fark saptanmamıştır (p>.05). Ayrıca, deney grubundaki hastaların pelvik taban kas egzersizinin uygulaması için özetkililiklerinde yükselme olduğu saptanmıştır (p<.05). Girişimin hastaların yaşam kalitesi düzeyindeki değişimin %55.20'sini, ICIQ-SF toplam puanının yaşam kalitesi düzeyindeki artışın %54.20'sini, tüm değişkenler açısından bakıldığında girişim, ICIQ-SF toplam puanının, bakım veren yükü ölçeği, haftalık idrar kaçırma sayısı ve ped testinin yaşam kalitesi düzeyindeki değişimin %70.40'nı açıkladığı saptanmıştır. Sonuç: Bu araştırmanın sonuçları doğrultusunda inme sonrası hastalara üriner inkontinansın yönetiminde Sağlık İnanç Modeline dayalı evde pelvik taban kas egzersizlerinin uygulanması ve periyodik olarak izlenmesi önerilmektedir.
İşyeri sağlığı geliştirme programının hemşirelerin sağlık davranışları üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı Sağlığı Geliştirme Modeli temel alınarak planlanan işyeri sağlığı geliştirme programının, hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını artırmada ve kardiyovasküler riski azaltmadaki etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Araştırma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. İlk aşama hastanede çalışan hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına yönelik algıladıkları engelleri ortaya çıkarmak için yapılan nitel çalışmadır. Beş odak grup görüşmesi yapılarak 31 hemşireyle görüşülmüştür. Tümevarımsal içerik analiziyle görüşme verisi analiz edilmiştir. İkinci aşama, öntest-sontest kontrol grup desenine sahip yarı deneysel bir araştırmadır. Deney grubunda 32, kontrol grubunda 40 hemşireyle araştırma tamamlanmıştır. Kişisel Bilgi Formu, Önceki Davranışlar Bilgi Formu, Yeme İzleme Kaydı, Kardiyovasküler Risk Tanılama Formu, Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II, Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi Ölçeği ve Genelleştirilmiş Özyeterlik Ölçeği kullanılarak veri toplanmıştır. Veri analizinde 2 × 3 tekrarlı ölçümler varyans analizi kullanılmıştır. Bulgular: Hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına yönelik algıladıkları engeller iş ile ilgili, bireysel ve sosyal engeller olmak üzere üç ana temadan ve bunlarla ilişkili alt temalardan oluşmuştur. İşyeri sağlığı geliştirme programı kapsamında uygulanan hemşirelik girişimleri sonrasında deney grubundaki hemşirelerin sağlıklı yaşam biçimi davranışları, fiziksel aktivite ve beslenme puan ortalamaları anlamlı ölçüde yükselmiş, hemşirelerin sistolik ve diyastolik kan basıncında anlamlı bir düşüşle kardiyovasküler riskini azaltmada etkili olmuştur. Sonuç: Bu araştırmanın sonuçları doğrultusunda hastanede çalışan hemşirelerin kardiyovasküler risk yönetiminde Sağlığı Geliştirme Modeli'ne dayalı işyeri sağlığı geliştirme programının uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kardiyovasküler risk, sağlıklı yaşam biçimi davranışları, sağlığı geliştirme modeli.
Göç eden ve göç etmeyen kadınların sağlığı geliştirme davranışlarının değerlendirilmesi
Bu çalışma, zmir'in Bornova ilçesine bağlı Naldöken bölgesine göç eden ve etmeyenkadınların sağlığı geliştirme davranışlarını ve bu davranışları etkileyen etmenleri incelemekamacıyla karşılaştırmalı tanımlayıcı olarak yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini Naldöken bölgesine göçle gelen 18 yaş ve üstü, okumayazma bilen, evli/boşanmış 210 kadın ve aynı özellikleri taşıyan göç etmeyen 210 kadınoluşturmaktadır. Araştırmanın verileri ?Sosyo-demografik Soru Formu? ve Walker, Sechristve Pender tarafından geliştirilen ?Sağlığı Geliştirici Yaşam Biçimi (SGYB) Ölçeği?kullanılarak toplanmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkenleri sosyo-demografik değişkenlerve sağlık durumunu algılamadır. Araştırmanın bağımlı değişkeni ise SGYB Ölçeği toplam vealt ölçek puanlarıdır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde varyans analizi ve t testikullanılmıştır.Göç eden kadınların SGYB Ölçeği Puan ortalaması 2.28±0.28, göç etmeyen kadınlarınSGYB Ölçeği puan ortalaması ise 2.43±0.32 olarak saptanmıştır. Göç eden ve etmeyenkadınlar kişilerarası destek alt ölçeğinde en yüksek, egzersiz alt ölçeğinde ise en düşük puanıalmışlardır. Göç etmeyen kadınların SGYB Ölçeği, sağlık sorumluluğu, beslenme, streslebaşetme alt ölçekleri puan ortalamaları göç edenlerden istatistiksel olarak anlamlı orandayüksektir (p<0.05). Göç eden ve etmeyen kadınların medeni durum, eğitim durumu, gelirdurumu, sağlık güvencesine sahip olma, kronik hastalık sahibi olma ve sağlık durumunualgılama ile SGYB Ölçeği ve alt ölçekleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklarbulunmuştur (p<0.05).Göç eden ve etmeyen kadınların sağlığının korunması, geliştirilmesi için halk sağlığıhemşireleri tarafından bireylerin sağlık davranışları üzerinde etkili olan değişkenler göz önünealınarak eğitim programlarının geliştirilmesi ve göç sürecinin hemşirelik müfredatlarınaentegre edilmesi önerilmektedir.Anahtar Kelimeler: Göç, kadın, sağlık, sağlığı geliştirme, hemşirelik
Sağlık hizmetlerinin kullanımını etkileyen etmenlerin incelenmesi
Bu çalısma saglık hizmetlerinin kullanımına etki eden etmenlerin belirlenmesi amacıyla yapılmıstır. Tanımlayıcı olarak planlanan arastırma Aralık 2006-Mayıs 2007 tarihleri arasında Esentepe Saglık Ocagı Bölgesi'nde 210 kadın ile yürütülmüstür. Çalısmada; bireylerin sosyo-demografik özellikleri, algılanan saglık durumları ve saglık hizmetlerinin kullanımını kapsayan anket formları kullanılmıstır. Arastırmanın bagımlı degiskeni saglık hizmetlerinin kullanımı, bagımsız degiskenleri hane reisinin isi, gelir, egitim, sosyal güvence ve algılanan saglık durumudur. Verilerin degerlendirilmesinde ki-kare ve lojistik regresyon analizi kullanılmıstır. Bu çalısmada; hane reisinin isi %59 oranında düsük sosyal statülü oldugu, kadınların %46.2'si ilkokul mezunu oldugu, %57.1'sinin gelir giderden az ve %69.5'inin sosyal güvencesinin olmadıgı saptanmıstır. Kadınların genel saglık algısı %61.9 oranında kötü olup koruyucu saglık hizmetlerini kullanma oranı %51.9, tedavi edici saglık hizmetlerini kullanma oranı % 61' dir. Koruyucu saglık hizmetlerinin kullanımını yüksek statülü is 2.91 kat (p<0.01), gelirin yüksek olması 1.91 kat (p<0.05) ve sosyal güvencenin olması 2 kat (p<0.01), tedavi edici hizmetlerin kullanımını ise yüksek statülü is 0.51 kat (p<0.01) ve sosyal güvencenin olması 2.31 kat (p<0.001) artırmaktadır. Algılanan saglık statüsünün hizmet kullanımını etkilemedigi belirlenmistir (p>0.05). Elde edilen bulgular dogrultusunda hemsireler bakım verdigi kisiler içinde sosyal statüsü düsük olan bireylere öncelik vermeli, is bulma kurumlarına yöneltmeli veya ev ortamında olanaklarını degerlendirerek üretim sürecine katmalı, gelir seviyesi düsük olan kadınlara koruyucu saglık hizmetlerinin sunumunda öncelik olusturmalıdır. Hemsireler saglık güvencesi olmayan bireylere yesil kart çıkartmalıdır.
Üniversite öğrencilerinde cinsel sağlık okuryazarlığı ile AIDS'e yönelik tutumları arasındaki ilişkide AIDS bilgi düzeyinin aracılık etkisinin ve cinsiyetin düzenleyici rolünün araştırılması
HIV, bağışıklık sistemini hedef alan bir retrovirüs olup tedavi edilmediğinde AIDS'e yol açması nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunudur. Cinsel sağlık okuryazarlığı, bireylerin cinsel sağlık sorunlarını fark etmeleri, önlem almaları ve doğru bilgiye ulaşmaları açısından kritik bir öneme sahiptir. Doğru bilgi düzeyi, AIDS'li bireylere yönelik tutumları etkileyebileceğinden, cinsel sağlık okuryazarlığının artırılmasıyla hem bulaşıcı hastalıklardan korunmak hem de olumsuz tutumları değiştirmek mümkün olabilir. Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin cinsel sağlık okuryazarlığı ile AIDS'e yönelik bilgi ve tutum düzeyleri incelendi, cinsel sağlık okuryazarlığı AIDS tutumu ilişkisinde AIDS bilgi düzeyinin aracılık etkisi ve cinsiyetin düzenleyici rolü araştırıldı. Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı nitelikteki çalışma, 1 Aralık 2024 – 1 Haziran 2025 tarihleri arasında Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde sağlık alanı dışındaki bölümlerde eğitim gören öğrencilerle yürütüldü. Veriler; Kişisel Bilgi Formu, AIDS Bilgi Ölçeği, AIDS Tutum Ölçeği ve Cinsel Sağlık Okuryazarlık Ölçeği ile toplandı. Veri analizi IBM SPSS 25.0 ve Hayes'in PROCESS makro (Model 59, Versiyon 4.1) programı kullanılarak yapıldı. Çalışmaya katılan öğrencilerin yaş ortalaması 21,33±2,21'dir. Öğrencilerin cinsel sağlık okuryazarlığı puan ortalaması 54,91±10,85; AIDS bilgi puan ortalaması 15,04±2,89; AIDS tutum puan ortalaması ise 51,62±11,02 olarak bulundu. Aracılık etkisine ilişkin bootstrap analizleri, cinsel sağlık okuryazarlığının AIDS'li bireylere yönelik tutum üzerindeki dolaylı etkisinin hem kadınlarda (indirekt = 0,032, GA [0,009–0,058]) hem de erkeklerde (indirekt = 0,037, GA [0,004–0,083]) anlamlı olduğunu ve AIDS bilgi düzeyinin aracılık rolü bulunduğunu gösterdi. Ancak bu etkide cinsiyetin düzenleyici bir rolünün olmadığı belirlendi. Sonuç olarak, öğrencilerin cinsel sağlık okuryazarlığı ve AIDS bilgi düzeylerinin yüksek, AIDS'li bireylere yönelik tutumlarının ise orta düzeyde olduğu saptandı. Ayrıca, cinsel sağlık okuryazarlığı ile AIDS tutumu arasındaki ilişkide AIDS bilgi düzeyinin aracılık etkisinin bulunduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: AIDS/HIV, Cinsel Sağlık Okuryazarlık, Bilgi, Tutum, Cinsiyet, Düzenleyici Etki, Aracı Etki.
Sağlık çalışanlarının COVID-19 aşısına yönelik tutumları ve ilişkili faktörler: Sistematik derleme
GİRİŞ VE AMAÇ: Erken aşılama için aday olarak kabul edilen riskli gruplar arasında sağlık çalışanları önceliklidir. Bu nedenle, yaygın aşılamanın önündeki engelleri daha iyi ele almak için sağlık çalışanlarının COVID-19 aşılamasına ilişkin tutumlarını dikkate almak önemlidir. Bu sistematik derlemenin amacı sağlık çalışanlarının COVID-19 aşısına yönelik tutumları ve ilişkili faktörleri incelemektir. GEREÇ VE YÖNTEM: 01 Ocak 2020 - 31 Şubat 2022 tarihleri arasında yayınlanan makaleler için 6 veri tabanı taranmış, 1161 çalışmaya ulaşılmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda 10 çalışma sistematik derlemeye dahil edilmiştir. Çalışmaların 9 tanesi kesitsel 1 tanesi tanımlayıcı çalışma tipindedir. Kalite değerlendirmesi için Joanna Brıggs Enstitüsü MAStARI Kritik Değerlendirme Araçları (JBI-MAStARI) ndan 9 maddelik Tanımlayıcı, Kesitsel, İlişki Arayıcı Araştırmalar için Kontrol Listesi kullanılmıştır. Sistematik derlemeye, ortalama hesaplaması sonucu metodolojik kalite puanı ortalama ve üzerinde olan yüksek kaliteli çalışmalar dahil edilmiştir. Çalışmaların seçim sürecinde PRISMA akış diyagramına uyulmuştur. BULGULAR: Sağlık çalışanlarında aşı kabulü %59.0 ile %93.7 arasında değişmektedir. Erkek cinsiyet, hekimlik mesleği, ileri yaş, geçmiş grip aşısı öyküsü, kronik hastalık varlığı gibi faktörlerin aşı kabulü ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. COVID-19 aşısının etkinliğine ilişkin şüphe, güvenlik endişesi, aşısının bilinmeyen yan etkilerinden korkma gibi faktörler ise COVID-19 aşı tereddütü ile ilişkili bulunmuştur. SONUÇ: Aşı alımını artırmak ve enfeksiyonun çok yönlü etkisiyle başa çıkmak için sağlık çalışanlarının belirsiz tutumlarını değiştirmeye yönelik kişiye özel eğitim de dahil olmak üzere güven artırıcı müdahaleler ve özel iletişim stratejilerine ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanları, Sağlık profesyoneli, COVID-19 aşısı, Tereddüt, Tutum, Kabul, Red
Adölesanlarda kanser farkındalık ölçeği'nin Türkçe versiyonunun psikometrik özelliklerinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, adölesanlar için Kanser Farkındalık Ölçeği'nin Türk toplumundaki kültürel uygunluğu ve psikometrik özelliklerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Karşılaştırmalı korelasyonel metodolojik tipteki araştırma, Şubat 2021-Temmuz 2021 tarihleri arasında Selma Yiğitalp Anadolu Lisesi, Atatürk Lisesi, İzmir Kız Lisesi, Namık Kemal Lisesi, Karataş Anadolu Lisesi, Fevzi Özakat Anadolu Lisesi ve Nevvar Salih İşgören Anadolu Lisesi'ne giden 400 öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırma verileri, Google Anket özelliği ile öğrencilere ulaştırılarak anket yöntemiyle elektronik olarak uzaktan erişimle toplanmıştır. Verilerin toplanmasında "Temel Demogrofik Veri Toplama Formu" ve "Kanser Farkındalık Ölçeği (KFÖ)-CAM" kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi bilgisayar ortamında SPSS 22.00 programı kullanılarak araştırmacılar tarafından yapılmıştır. Ölçeğin güvenilirlik çalışmasında test-tekrar test ve iç tutarlılık yöntemleri, geçerlilik çalışmasında ise; dil ve kavram geçerliliği, kapsam (içerik) geçerliliği yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin %75,5'i kız, %24,5'i erkektir. Kanserin belirtileri konusundaki soruya %67,8'i ve kanserden korunma konusundaki soruya %35'i, 10 üzerinden 1-5 arasında puanlama yapmıştır. Öğrencilerin CAM'den aldıkları ortalama puan 45.607.23 olarak bulunmuştur. Ölçek puan ortalamaları normal dağılıma sahiptir ve istatistiksel anlamlılık düzeyi p<.05 olarak kabul edilmiştir. CAM'in dilsel ve kavramsal açıdan yeterli olduğu belirlenmiştir. Toplam ölçek KGİ değeri .99 ile yeterli düzeyde, ICC değeri .95 ile mükemmel düzeyde uyumlu bulunmuştur. Alt boyutlarının güvenilirlik katsayısı uyarı işaretleri için .74, risk faktörleri için .62, en yaygın kanserler için .62, Sağlık Bakanlığı tarama programları ve ilk davet yaşı için .72 olarak bulunmuştur. Tüm ölçek güvenilirlik katsayısı .72'dir. Ölçeğe ait madde-alt boyut puan korelasyon katsayılarının .33-.75 arasında olduğu ve tüm maddelerin kendi alt boyut toplam puanları ile olan güvenilirlik düzeyinin çok ileri düzeyde anlamlı (p<.001) olduğu belirlenmiştir. Test-tekrar testte ölçeğin toplam ve alt boyutlarından alınan puanlar yeterli düzeydedir ve uyumun .77-.93 arasında olduğu görülmüştür. KFÖ-CAM, adölesanlarda kullanılabilecek güvenilir ve geçerli bir ölçektir. Anahtar Sözcükler: adölesanlar, geçerlilik, güvenilirlik, kanser farkındalık ölçeği
Diyabet riski olan erişkinlere yönelik geliştirilen mobil uygulama kullanımının akdeniz tipi beslenme, fiziksel aktivite ve metabolik parametrelere etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Diyabet riski olan erişkinlere yönelik geliştirilen mobil uygulama kullanımının Akdeniz tipi beslenme, fiziksel aktivite ve metabolik parametrelere etkisini incelemektir. Yöntem: İki aşamalı çalışmada ilk aşamada prediyabetli bireylere yönelik mobil uygulama geliştirilmiştir. İkinci aşama ise randomize kontrollü klinik çalışmadır. Dahil edilme kriterlerine uyan 33 kişi girişim 28 kişi kontrol grubuna tabakalı blok randomizasyon ile atanmıştır. Girişim grubu altı ay araştırmacı tarafından geliştirilmiş olan mobil uygulamayı (PREDIABE-TR) kullanmıştır. Kontrol grubuna ise Sağlık Bakanlığı'nın Diyabet Kontrol Listeleri Mobil Uygulaması ile Türkiye Beslenme Rehberi Mobil Uygulaması sunulmuştur. Bulgular: PREDIABE-TR uygulamasının içeriği (KGİ: 0.98) ve kullanılabilirliği (KGİ: 0.91) yüksek bulunmuştur. Akdeniz tipi beslenme davranışı girişim grubundaki bireylerde değişmezken kontrol grubunda anlamlı artış göstermiştir. Her iki grubun fiziksel aktivite düzeyinde anlamlı azalma saptanırken bu değişim gruplar arasında farklı bulunmamıştır. Her iki grupta da 3 ve 6. aylarda kan glukoz değeri normal olanların oranı yükselmiştir. Başlangıca göre izlemde ve son testlerde kan glukoz değeri normal ve diyabetli olanların oranındaki değişim gruplar arasında anlamlı farklılık göstermemiştir. Kontrol grubunun sistolik kan basıncında artma, girişim grubunun diyastolik kan basıncı ve BKİ değerinde anlamlı azalma saptanmıştır (p<0.05). Sonuç: Geliştirilen PREDIABE-TR mobil uygulamasının kapsamı ve kullanılabilirliği yüksek bulunmuştur. Geliştirilen PREDIABE-TR mobil uygulaması bireylerin Akdeniz tipi beslenme, fiziksel aktivite düzeylerini iyileştirmezken, metabolik parametrelerde kan basıncı, kan glukozu ve BKİ değerlerinde umut verici bir değişim yaratmıştır. Anahtar Kelimeler: Prediyabet, erişkin, mobil uygulama, Akdeniz tipi beslenme, fiziksel aktivite, hemşirelik
Kontrolsüz hipertansiyonu olan bireylerde integratif hemşirelik ilkelerine temellenen multimodal girişimlerin kan basıncı, stres ve tedavi uyum düzeylerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Amaç: Bu çalışmanın amacı; toplumda kontrolsüz hipertansiyonu olan bireylerde integratif hemşirelik ilkelerine temellenen multimodal girişimlerin (Uncontrolled Hypertensives for Integrative Nursing based Multimodal Interventions-UHTINuM) kan basıncı, stres ve hipertansiyon tedavisine uyum düzeylerine etkisini değerlendirmektir. Yöntem: Çalışma, tek kör (katılımcı), aktif kontrol grupla randomize kontrollü deneysel bir çalışmadır. Çalışmada UHTINuM müdahalelerinin uygulandığı grup girişim (n:24), sağlık önerilerinin verildiği grup aktif kontrol grubu (n:24) olarak alınmıştır. Bu çalışma 50-65 yaş arası erişkin bireylerle Antalya İli Konyaaltı İlçesi'nde yer alan Hayat Park'ta yürütülmüştür. Girişim grubuna 12 haftalık meditasyon ve nefes alma tekniklerini içeren yoga, hipertansiyon tedavisine uyum eğitimi ve evde kan basıncı ölçümü eğitimlerini içeren multimodal girişimler uygulanmış, aktif kontrol grubuna hipertansiyona yönelik bilgi notu ve Sağlık Bakanlığı broşürleri verilerek uzman doktora yönlendirilmiştir. Çalışmanın birincil sonuçları, aneroid tansiyon cihazı (kan basıncı), Hill-Bone Hipertansiyon Tedavisine Uyum Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği kullanılarak ölçülmüştür. Bulgular: Girişimlerden sonra UHTINuM grubunun kan basıncı ve stres düzeyi aktif kontrol grubuna göre önemli ölçüde azalmış, hipertansif tedaviye uyum düzeyi artmıştır. Grupların başlangıca göre sistolik ve diyastolik kan basıncı farklılıkları UHTINuM grubunda -21.75±9.58 mmHg (p<0.01) aktif kontrol grubunda -4.70±12.36 mmHg (p>0.05), diyastolik kan basıncı sırasıyla -11.37±8.00 mmHg (p<0.01) ve +0.33±9.24 mmHg (p>0.05) bulunmuştur. Gruplar arası karşılaştırmada UHTINuM grubu aktif kontrol grubuna göre algılanan stres düzeyinde (4.54/1.12 puan) ve hipertansif tedaviye uyumda (2.83/1.58 puan) önemli ölçüde daha fazla iyileşme göstermiştir (p<0.01). Sonuç: UHTINuM programı, kan basıncı kontol altında olmayan hipertansif bireylerde kan basıncı ve stresi azaltma ve hipertansif tedaviye uyumu artırmada olumlu etki sağlamıştır.
Precede-proceed modeline temellendirilmiş "sigarayı bırakıyorum geleceğimi ve sağlığımı koruyorum" programının hemşirelik öğrencilerinin sigara içme davranışına etkisi
Amaç: Bu çalışma Preced-Proceed Modeline temellendirilmiş Sigarayı Bırakıyorum Geleceğimi ve Sağlığımı Koruyorum (SiBGeSaK) programının hemşirelik öğrencilerinin sigara içme davranışına etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma iki grupta ön test-son test-izlem düzeninde yarı deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın uygulanması Ekim 2021-Nisan 2022 tarihleri arasında bir üniversitede eğitim gören hemşirelik öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Etik kurul, kurum izni ve öğrencilerden bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Çalışma 40 girişim, 40 kontrol grubu olmak üzere 80 hemşirelik öğrencisi ile yapılmıştır. Girişim grubuna SiBGeSaK Programı uygulanmıştır. Verilerin toplanmasında Sigara İçenleri Tanılama Formu, Bireysel Bilgi Formu, Davranış Değiştirme Süreci Ölçeği, Karar Denge Ölçeği, Öz Etkililik/Yeterlik Ölçeği, Teşvik Eden Faktörler Ölçeği, Değişim Aşamalarının Sınıflandırılması Ölçeği, Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde Frekans analizi, betimsel analizler, Wilcoxon, ANOVA, Bağımlı gruplarda t testi, ANCOVA analizi ve eta-kare değeri kullanılmıştır. Bulgular: SiBGeSaK Programında yapılan girişimler, girişim grubunda kontrol grubuna göre öğrencilerin sigarayı bırakmada davranış değişikliğini, öz yeterliğini, sağlığı algılama düzeyini artırmış; karar verme düzeyi yarar boyutunu, teşvik eden faktör düzeyini, nikotin bağımlılık düzeyini ve sigara içme sayısını azaltmış (p<0.05) ve girişim grubundan 12 kişi (%30) sigarayı bırakmıştır. Sonuç: SiBGeSaK Programının hemşirelik öğrencilerinin sigara içme davranışı üzerinde olumlu etkisi olmuştur. Bu programın uygulandığı randomize kontrollü çalışmaların CO düzeyi ölçülerek yapılması ve sağlık merkezlerinde bu programın uygulanması önerilir. Anahtar Kelimeler: Precede-Proceed Modeli, hemşirelik öğrencileri, sigarayı bırakma, halk sağlığı hemşireliği.