
62
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Necip Fazıl Kısakürek'in hikâye ve romanları üzerine bir araştırma
Şair olduğu kadar hikâye ve roman yazarı da olan Necip Fazıl, 20. yüzyılın edebî hayatı içerisine hem sanat hem de düşünce eserleriyle önemli katkıları olmuş bir şahsiyettir. Necip Fazıl, bu özelliklerinin yanına tiyatro yazarlığı, hatiplik ve gazetecilik vasıflarını da eklemiş, üstelik bütün bunları birbirini çelmelemeden yürütmüştür. Ayrıca yazar ve eserinin birbirinden ayrılmaz bütünlüğü içerisinde dünya görüşünü de ifade etmeye çalışmıştır. Şiirindeki yerli ve kendine özgü olma endişesi, dünya görüşüne de yansımıştır. Bu durum ona şair ve düşünür olma vasıflarının yanında, çağdaş bir yazar vasfı da kazandırmıştır.Necip Fazıl kendisinin şiir diline benzer bir dil ile hikâye-roman dilini buluşturmuş ve kendine özgü bir nesir dili meydana getirmiştir. Bu dille ayrıca edebî, dinî ve biyografik eserler yazmıştır. Gerek "O ve Ben" ve "Kafa Kâğıdı" gibi otobiyografik kitapları, gerekse "Çöle İnen Nur" gibi geleneksel nesir türünün modernize edilmiş örnekleri ile Necip Fazıl, etkili ve taklit edilerek benzerleri üretilen bir nesir yazarlığı ortaya koymuştur. Bu çalışmada Necip Fazıl'ın, hikâye ve roman yazarlığı üzerinde durulmuş, bu çerçevede Türk Edebiyatı'na kazandırdığı Hikâyelerim, Aynadaki Yalan, Kafa Kâğıdı ve Meş'um Yakut eserleri, edinilen bilgiler ışığında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Necip Fazıl, şair, mistik, hikâye, roman, sanatçı.
Afyonkarahisar'da Nur dergisindeki edebi yazıların incelenmesi
Afyonkarahisar'da Nur dergisi, Afyonkarahisar'ın basın-yayın tarihinde önemli bir yere sahiptir. Dergi bu önemini Afyonkarahisar'ın Millî Mücadele'deki yerinden ve derginin, genç Cumhuriyet'in kuruluşundan hemen sonra yayımlanmaya başlamasından almaktadır. Milletlerin bilinçlenmesi için yapılacak en önemli çalışmalardan biri de geçmişi aydınlatmaktır. Afyonkarahisar'ın kültür tarihinde saklı bir hazine olduğunu düşündü-ğümüz Afyonkarahisar'da Nur dergisi üzerinde yapılacak bütün çalışmaların bu açı-dan önem taşıdığını düşünüyoruz. İncelemesini yaptığımız Afyonkarahisar'da Nur dergisi, 1 Mayıs 1924 ile 30 Ağustos 1928 tarihleri arasında, yani Millî Mücadele'nin hemen akabinde yayımlanmaya başlanmıştır. Özellikle Millî Mücadele'yi ve dönemin şartlarını anlayabilmek açısından bu dergide yayımlanmış her yazının ayrı bir önem taşıdığı kanaatini taşıyoruz. Derginin ilk sayfasındaki "On beş günde bir çıkar ilmî, edebî, iktisadi mecmua" sözleri derginin kimliğini özetler mahiyettedir. Afyonkarahisar'da Nur dergisinin ilk sayısının birinci sayfasında, Tahrir Heyeti, derginin çıkış gayesini şöyle özetlemiştir: "Maksadımız gençliğin irfan sahasında terakkisine hizmet etmek, İstiklal Harbi'mizin şanlı bir sulhla tetevvüc etmesi milletimize nasıl yaşamak imkânı bahşetmişse; ilim ordu-sunun da azimkâr bir seciye ile yetişerek muvaffakiyetler ibda etmesi refah ve saadetimizi temin edecek. Vatan, millet ancak bu suretle payidar olacak ve bu suretle şenlenecektir. Münevver dimağlara olan ihtiyacımızı idrak etmeyenlerimiz elhamt yoktur, işte biz de elimizden gelirse bu hususa ehemmiyet atfetmek istiyoruz. Tevfiki Allah'tan bekleriz." Bu çalışmada dergideki yazılar türlerine, yazar adına ve dergi sayısına göre sınıf-landırılarak araştırmacıların istifadesine sunulmuştur. Afyonkarahisar'da Nur dergisi ile alakalı araştırma yapacaklara bu çalışmamızın kolaylık sağlamasını umut ediyorum.
Emine Işınsu'nun tarihî romanları üzerinde bir inceleme
Bu çalışmada, Cumhuriyet dönemi yazarlarından Emine Işınsu'nun tarihî romanniteliği taşıyan dört romanını (Ak Topraklar, Bayram, Bukağı, Cumhuriyet Türküsü)ele alarak bu romanları vak'a, şahıs kadrosu, mekân ve zaman açısından inceledik.Yapılan tarihî roman tanımlarından hareketle; yazarı tarafından gözlenmemiş, hâdiselerigerçeğe yakın, sanatsal bir biçimde aktaran romanları çalışmamıza dâhil ettik.Tarihî roman; tarihin bir yansıması değil, tarihin kurgulanarak yenidenyorumlanmasıdır. Emine Işınsu, bu görüşe bağlı kalarak geçmişe hem o devringözüyle, hem de şimdiki yaşam felsefesiyle yaklaşmış; tarihî vak'aları, kahramanları,zamanı ve mekânı çağın atmosferine uygun bir biçimde sunmuştur. Ak Topraklar'daTürklere Anadolu'nun kapılarını açan Malazgirt zaferi tarihsel gerçeklik altındasunulmuştur. Son dönemde yazdığı Bayram ve Bukağı'da büyük mutasavvıflardanHacı Bayram Veli ile Niyâzî Mısrî'nin yaşamı ve öğretilerine değinilmiştir.Cumhuriyet Türküsü'nde ise, Millî Mücadele yıllarının heyecanı ele alınmıştır. Sosyalgerçeklerden oluşan zaman ve mekân, tarihî ve kurmaca kahramanlarla bütünleşmiştir.Eserlerde, işlenen döneme uygun bir dil tercih edilmiştir.ANAHTAR KELİMELER: Emine Işınsu, Tarih, Tarihî Roman, TarihininAktarılması, Kurgu, Üslûp
Mustafa Kutlu'nun hikâyelerinde şahıs kadrosu
Mustafa KUTLU'nun hikâyelerinde şahıs kadrosu konulu tezimizde Cumhuriyet döneminin tanınmış hikâyecilerinden olan Mustafa KUTLU'nun sanatçı kişiliğini ortaya koymak, hikâyelerindeki şahıs kadrosu ile Türk toplumunu meydana getiren bireyler arasındaki benzerlikleri belirlemeyi, Türk insanının Mustafa KUTLU'nun hikâyelerine nasıl, ne şekilde, hangi özellikleriyle yansıtıldığını tespit etmeyi amaçladık.Çağdaş hikâyecilere göre, içinde yaşadıkları toplumun, çeşitli yönleriyle sanat eserine yansıması çok önemlidir. Onlar topluma adeta bir ayna tutarak, onu bütün yönleriyle eserlerinde yansıtmaya çalışırlar. Mustafa KUTLU da hikâyelerinde Türk toplumunu çeşitli kesimleriyle tanıtmaya büyük bir önem verir. Bunun akademik bir çalışmayla ortaya konulması, modern Türk hikâyeciliğinin gelişim çizgisinin ortaya konulması açısından son derece önemlidir.Cumhuriyet dönemi Türk hikâyesinin gelişiminin ortaya konulması, tek tek bu dönemin hikâyecilerinin incelenmesine bağlı olduğundan, Mustafa KUTLU ile ilgili yapılan bu çalışmayla Cumhuriyet dönemi Türk hikâyesinin gelişim çizgisinin ortaya konulmasına önemli bir katkıda bulunulacaktır.Tez beş bölümden oluşmuştur:1. Modern Türk Hikâyeciliğinin Gelişimi. 2. Mustafa KUTLU'nun Hayatı ve Sanatı. 3. Mustafa KUTLU'nun Hikâyeleri. 4. Mustafa KUTLU'nun Hikâyelerindeki Şahıs Kadrosu. 5. Sonuç.
Türk öykücülüğünde 1950 kuşağı ve varoluşçuluk
Türk öykücülüğü içinde 1950 Kuşağı, hem dil hem de biçimsel denemeler yönünden ayrı bir yere sahiptir ve öykücülüğümüzün modernleşmesinde bir dönüm noktasıdır. Bu yıllarda öykülerini yayımlamaya başlayan öykü yazarları, batı edebiyatına ve felsefesine duydukları ilgiyle kendi yazınlarını harmanlayarak öykücülüğümüzde yeni bir anlayışın temsilcisi olmuşlardır. Öykülerde; varoluşçuluğun da etkisiyle özgürlük, yabancılaşma, yalnızlık ve ölüm temalarının sıklıkla kullanıldığı görülmektedir. Bu tezde; varoluşçuluğun 1950 Kuşağı üzerindeki etkisi incelenmiş ve öykülerden alıntılarla bu etki gösterilmeye çalışılmıştır. Ayrıca varoluşçuluğun daha iyi anlaşılması için bu felsefenin temel anlayışı ve özellikleri açıklanmıştır.
Orhan Aras'ın hayatı ve eserleri üzerinde bir değerlendirme
Bu çalışmada Almanya'da yaşayan, gurbetçi yazar Orhan Aras'ın yaşamı ve yapıtları incelenmiştir. İlk edebi eserini 1990 yılında Almanya'da yazdığı Karabağ'ın Gözyaşları adlı şiir kitabıyla edebiyat dünyasına sunan Aras'ın şiirin yanında, romanları ve siyasi yazıları vardır.Bu çalışmanın amacı, yazarın yapıtlarını inceleyip edebiyat tarihindeki yerini belirlemektir. Tezimiz üç bölümden ibarettir. Birinci bölümde Orhan Aras'ın hayatı, edebî kişiliği ve eserlerinin listesine yer verilmiş, ikinci bölümde Orhan Aras'ın eserleri yapı ve tema bakımından incelenmiş ve son bölümde ise eserleri dil ve üslup yönünden değerlendirilmiştir.
Samim Kocagöz'ün hikâyelerinin tematik açıdan incelenmesi
Samim KOCAGÖZ 1916?1993 yılları arasında yaşamış, Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı'nın önde gelen yazarlarından biridir. Sanatçı; hikâye, roman, oyun, makale, inceleme, anı gibi çeşitli edebi türlerde pek çok eser vermiştir. Bu çalışma Kocagöz'ün on iki hikâye kitabında yer alan toplam yüz kırk sekiz hikâyesini kapsamaktadır.Çalışmamız Samim KOCAGÖZ' ün hayatı, hikâyelerinin tematik açıdan incelenmesi, mülakat, eserleriyle ilgili bazı dokümanlar ve kaynakçadan oluşmaktadır.Giriş bölümünde tema kavramı üstünde durulmuş ve başlangıçtan günümüze Türk öykücülüğünde görülen temalar genel olarak tanıtılmıştır. Bu tarihsel süreç içerisinde Kocagöz'ün yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Ayrıca sanatçının hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir.Birinci bölümde Samim KOCAGÖZ' ün hikâyeleri tematik açıdan tasnif edilip bu temaların en belirgin şekilde işlendiği hikâyeler tanıtılmıştır.Son bölümde yazarın oğlu Şükrü KOCAGÖZ'le yaptığımız Samim KOCAGÖZ'ün hayatı ve eserleri hakkındaki yayınlanmamış mülakat verilmiştir. Kaynakça kısmındaysa çalışma boyunca faydalanılan eserler alfabetik sırayla yazılmıştır. Ayrıca farklı yerlerde sanatçı hakkında yazılan yazıların bibliyografyası da burada verilmiştir.
Nasır Mensuri'nin Avava romanı üzerine bir inceleme
Bu tez Nasır Mensuri'nin Avava adlı eserini incelemek için yapılmıştır. Nasır Mensuri, 1952 yılında Azerbaycan'ın Miyana şehrinde doğmuştur. Dil çalışmalarına ağırlık veren yazarın Qaraçuxa ve Avava olmak üzere iki adet romanı vardır.Tezin konusu olan yazar Nasır MENSURİ'yi seçmemizin nedeni, onun Güney Azerbaycan'daki modern edebiyatın en önemli temsilcilerinden birisi olmasıdır.Nasır Mensuri'nin Arap alfabesi ile yazılmış olan 342 sayfalık Avava adlı eseri, önce Latin alfabesine aktarılmış daha sonra incelenmiştir. Romanın birçok açıdan tahlili yapılmıştır. Böylece Güney Azerbaycan Edebiyatı Türk okuyucusuna bir nebze de olsa tanıtılmak istenmiş, Azerbaycan Edebiyatı hakkında başvurulabilecek kaynaklara bir tane daha eklenmesi hedeflenmiştir.Tezde öncelikle Güney Azerbaycan Edebiyatı hakkında genel bilgi verilmiştir. Daha sonra Nasır Mensuri'nin hayatı, edebi yaşamı ve eserleri konusuna kısaca değinilmiştir. Nasır Mensuri ile ilgili bilgilerden sonra ise önce Postmodernizm açıklanmış ardından Avava romanının özeti verilmiştir. Son olarak roman; şahıs kadrosu, zaman, mekân ve olay örgüsü başlıkları altında ele alınmıştır.Romanın kahramanı adı söylenmeyen Kadındır. Onun dışında Esirlik Tanrısı ve Humay da eserin 2. derece kahramanlarındandır. Roman geri dönüşlerle Kadının özellikle üniversite ve sonrasındaki hayatını anlatmaktadır. Esirlik Tanrısı ve Humay da Kadının hayatına en büyük etkiyi yapan iki insan olduğu için önem kazanır.Sonuçta, Postmodernist bir eser olan bu roman Güney Azerbaycanın modern edebiyat alanında verilmiş en güzel örneklerinden birisini oluşturmaktadır.Anahtar Kelimeler: Avava, Nasır Mensuri, Güney Azerbaycan.
Muvakkıt Mustafa B. Ali Rumi'nin Hall-i Daire-i Muaddil'i(Çeviri yazılı metin gramer incelemesi )
Bu çalışmada Manisa İl Halk Kütüphanesi Yazma Eserler Bölümünde ?45 Hk 1479? numarada kayıtlı olan Muvakkıt Mustafa Bin Rumi tarafından 16. yüzyılda yazılmış Hall-i Daire-i Muaddil incelenmiştir. Hall; karışık bir işi sona erdirme, çözme anlamına gelir. Muaddil de düzelten, denkleştiren anlamına gelir. Eserde müellif tarafından; gök cisimlerinin hareketlerinden yola çıkılarak hesaplamalar yapılmış, bu hesaplamalara göre de namaz ve sahur vakitleri belirlenmeye çalışılmıştırSanat kaygısıyla yazılmadığından ve öğretme amacı güttüğünden eserin dili oldukça sade ve yalındır. Astronomi alanıyla ilgili ve kısmen de bilimsel bir eser olması nedeniyle çok sayıda terim kullanılmıştır. Arapça ve Farsça o dönemde Türkçe üzerinde tesirli olduğu için eserde çok sayıda Arapça ve Farsça terim vardır.Bu çalışmada Hall-i Daire-i Muaddil'in çeviri yazısı yapıldıktan sonra eserin imla özellikleri, biçim bilgisi ve ses bilgisiyle ilgili özellikleri incelenmiştir. Çalışmanın asıl amacı, 16. yüzyılda astronomi alanında yazılmış bir metnin gün ışığına çıkarılmasıdır ve o döneme ait bilimsel bir eserin dil ve imla özelliklerinin de ortaya konulmasıdır.
Naşide Gökbudak'ın ilk on romanındaki şahıs kadrosu üzerine bir inceleme
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, Naşide Gökbudak'ın ilk on romanındaki şahıs kadrosu incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerde roman incelemesi ve psikanalitik eleştiri kuramı ölçüt alınmıştır.Çalışmamızın birinci bölümünde giriş başlığı altında, yazarın hayatı, romanlarının özellikleri, kullanılan yöntem ve teknik hakkında bilgi verilmiştir.İkinci bölümde her romanın özeti yapılmış, vakanın zuhurunda yer alan şahıslar incelenmiş, dekoratif unsur durumundaki kahramanlardan söz edilmiştir. Bu incelemelerin her birinin sonunda şahıs kadrosu üzerinde toplu bir değerlendirmeye de yer verilmiştir.Üçüncü bölümde, yaptığımız çalışmanın tamamından elde ettiğimiz bilgiler sonuç bölümü olarak yazılmıştır.Bibliyografyada, çalışmamıza katkıda bulunan kitaplara, makalelere ve internet adreslerine yer verilmiştir.Eklerde ise yazarın kendi yazıp gönderdiği özgeçmişine ve yazar ile bizzat tarafımdan yapılmış bir görüşme metnine yer verilmiştir.
Turgut Özakman'ın ilk dönem tiyatro oyunlarında şahıs kadrosu
"Turgut Özakman'ın İlk Dönem Oyunlarında Şahıs Kadrosu" adlı bu çalışma yazarın hayatını, sanatını ve tiyatro eserlerindeki şahıs kadrosunu incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada özellikle oyunların şahıs kadrosu ayrıntılı olarak incelenmiştir. Çalışma üç bölümden oluşur. İlk bölümde Tanzimat'tan Turgut Özakman'a kadar Türk tiyatrosunun gelişimi, ikinci bölümde yazarın hayatı, mizacı ve sanatı, üçüncü bölümde ise oyunların tanıtımı ve oyunlardaki şahıs kadrosunun fonksiyonları ve tipleri bakımından incelenmesi yer almaktadır. Sonuç bölümünde yapılan araştırma ile ilgili bulgular bir araya getirilerek değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Turgut Özakman, Türk Tiyatrosu, ġahıs Kadrosu, Tiyatro, 1950 KuĢağı.
Ahmet Ümit'in romanlarında tarih ve mit
Ahmet Ümit'in Romanlarında Tarih ve Mit adlı bu çalışma, Ahmet Ümit'in eserlerini, tarih ve mit bağlamında incelemeyi amaçlamaktadır. Tezin "Giriş" kısmında tarih ve mit açıklanıp bu iki unsur ayrıntıları ile ele alınmış; mitolojinin ve tarihin edebiyatla ilişkisi anlatılmaya çalışılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Türk edebiyatında tarihi roman ve mitolojik roman verilmeye çalışılmış, mitolojinin Türk edebiyatındaki teşekkülü hakkında bilgi verilmiş; tarih, mit ve edebiyat ilişkisi anlatılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde Ahmet Ümit'in hayatı, mizacı, eserleri ve sanat hayatı üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölüm çalışmanın en hacimli bölümüdür. Bu bölümde, Ahmet Ümit'in eserlerinde tarih ve mitolojiye ait unsurlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu unsurlar tespit edilirken eserlerin zaman, mekân, kişi ve olay ögeleri derinlemesine incelenmiştir. Ayrıca bu bölümde incelenen bütün romanların tanıtımı da yapılmıştır. "Sonuç" kısmında ise Ahmet Ümit'in romanları hakkında bazı tespitler yapılmış, genel yargılara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ahmet Ümit, roman, mit, tarih.
İnkılap gazetesi üzerine bir inceleme (Değerlendirme-dizin)
1 Mart 1957'de ilk sayısı neşredilen İnkılap gazetesi toplam 3171 sayı yayımlanır. 1 Mart 1957 – 27 Temmuz 1960 yılları arasında gazetenin imtiyaz sahibi Memiş Yazıcı, 28 Temmuz 1960 – 24 Eylül 1961 tarihlerinde Fuat Muhasiboğlu, 25 Eylül 1961 – 31 Aralık 1966 tarihleri arasında Mustafa Bayman olur. Üç ayrı imtiyaz sahibi bulunan gazetede, yazar kadrosunda ve metin türlerinde çeşitlilik bulunur. Gazetedeki metinler, dönemin konjonktürü hakkında bilgi vermesi bakımından önemlidir. Bu çalışmada 1957 – 1966 yılları arasında neşredilen İnkılap gazetesindeki edebi metinler incelenecek ve bu metinler tür olarak kategorize edilecektir. Bununla beraber gazetede tespit edilen metinlerin hepsi kronolojik olarak sıralanacaktır. Kronolojinin kapsamlı olmasının sebebi tezimizin pek çok alana katkı sağlamasını istediğimizden dolayıdır.
Haşim Nahit Erbil Hayatı Sanatı Fikirleri
Bu çalışmada Haşim Nahit Erbil?in hayatı, sanatı ve fikirleri üzerinde durulmuştur. Tezin asıl bölümlerine geçilmeden önceki ?Giriş? kısmında, Haşim Nahit Erbil?in Türkiye?ye geldiği dönemdeki fikir ve edebiyat ortamı kısaca ele alınmıştır. Daha sonra, yazarın eser verdiği dönemdeki siyasî ve kültürel gelişmeler değerlendirilmiştir. Böylece Haşim Nahit Erbil?in bu süreç içindeki yeri belirtilmiştir. Tezin asıl inceleme kısmı ise, üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm; yazarın doğumundan ölümüne kadar hayatının önemli safhalarını, beslendiği kültür kaynakları ile fikir ve sanat dünyasındaki çalışmalarını içermektedir. Ayrıca, yazarın kitap halinde bastırdığı on üç eseriyle ilgili değerlendirmeler yapılmıştır. Tezin ikinci ana bölümü, yazarın ?Kültür Çevresi ve Sanat Dünyası?nın incelenmesine ayrılmıştır. ?Haşim Nahit Erbil?in Kültür Çevresi, Güzel Sanatlara Ait Değerlendirmeleri, Eser Verdiği Türler? şeklinde üç alt başlığa ayrılan bu bölümde, yazarın otuz üç farklı gazete ve dergide yayımladığı beş yüzden fazla çalışması ele alınmıştır. Ayrıca yazarın şiir, hikâye, piyes, makale gibi çeşitli türlerdeki eserleri, konu ve üslûp özellikleri ile incelenmiştir. Tezin üçüncü ana bölümü ise, Haşim Nahit Erbil?in ?Fikir Dünyası?nın incelenmesine ayrılmıştır. Gerek yazarın araştırmacı mizacı gerekse dönemin karmaşık yapısı sonucu yoğunlaşılan bu bölüm, ?Irak Türkleri ve Haşim Nahit, Haşim Nahit Erbil?in Millî Meselelere Bakışı, Eğitim Anlayışı, Kültürel Değerler Hakkındaki Kanaatleri, Ekonomik Meselelere Bakışı? şeklindeki beş alt başlıktan oluşmaktadır. Bu başlıklar, meselelerin fazlalığı nedeniyle, elli madde etrafında değerlendirilmeye çalışılmıştır. Böylece Haşim Nahit Erbil?in eserlerinden hareketle, dönemin siyasî ve toplumsal değişimlerine de ayna tutulmuştur. Sonuç bölümünde Haşim Nahit Erbil?in edebî özellikleri, ilmî çalışmaları ile bunların düşünce ve edebiyat tarihimiz içinde ne anlam ifade ettiği özetlenmiştir. Tezin sonuna eklenen bugüne kadarki en geniş kapsamlı ?Haşim Nahit Erbil Eserleri Bibliyografyası? ile, aynı konuda çalışacaklara yardımcı olmak amaçlanmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Haşim Nahit Erbil?in hayatı 2. Haşim Nahit Erbil?in sanatı 3. Haşim Nahit Erbil?in fikirleri 4. Haşim Nahit Erbil eserleri bibliyografyası 5. Kültürel değerler
Mısır kamplarındaki Türk esirlerin çıkardıkları süreli yayınlar -inceleme,dizin, seçilmiş metinler
Birinci Dünya Savaşı'nda çeşitli cephelerde çoğunlukla İngiltere ile mücadele eden Osmanlı Devleti, savaştan mağlup olarak ayrılmış ve yine başta İngiltere olmak üzere Rusya, Fransa, Romanya, İtalya gibi ülkeler tarafından askerleri esir edilmiştir. İngilizler Türk esir askerleri Mısır'da inşa ettikleri Turra, Seydibeşir, Heliopolis, Rasel Tin, Bilbeis, Maadi adlı kamplarda tutumuşlardır. Rusya'ya, Korksika'ya ya da Burma'ya götürülüp kamplara yerleştirilen esirlere nazaran coğrafî açıdan çok fazla yabancılık çekmeyen Mısır'daki Türk askerleri, millî bilinç ve şuurla nevi motivasyon kaynağı olması, kamp içi iletişimle birlikte kampa yurt içinden ve dışından haber akışının sağlanması gibi amaçlar doğrultusunda süreli yayın faaliyetlerine başlamışlardır.1919-1920 yılları arasında çıkarılan ve teksir makinesiyle çoğaltılan Kızıl Elma, Kafes, Işık, Karikatür, Esaret, Badiye, Garnizon, Yarın, Tan, Nilüfer, İzmir, Türk Varlığı, Nasrettin Hoca, Sadâ ve Zincir olmak üzere 15 süreli yayının kütüphanelerdeki nüshaları tespit edilmiş ve bu çalışmada söz konusu dergi/gazetelerdeki edebî ve fikrî hareketlilik incelenmiştir. Kamp hayatına ilişkin bulgulara da bu süreli yayınlarda ulaşılmış ve çalışmaya dâhil edilmiştir. Ek olarak Tetebbuʻ, Hilal, Ocak, Dağarcık, gibi süreli yayınların -adları çeşitli ilan ve yazılarda görülse de- nüshalarına ulaşılamamıştır. Bazı dergilerin bütün sayılarına ulaşılırken (Yarın) bazılarının tam koleksiyonu tespit edilememiştir. Bu çalışmada bütün yazılar, süreli yayın ayırt etmeksizin, kronolojik olarak incelenmiş, dergi/gazetelerin bütün içerikleri tahlili fihrist ilebaşlığı altında sıralanmıştır. Süreli yayınlardaki edebî, fikrî faaliyetleri ve kamp hayatına ilişkin belirleyici bilgileri içeren bazı yazılar Latin esaslı Türk alfabesine aktarılarak konu yahut türlerine göre tasnif edilerek seçilmiş metinler olarak verilmiştir.
Mehmet Âkif Ersoy Ve Tevfik Fikret'in şiirlerindeki Tema karşılaştırması
Türkiye'de yaşanan Batılılaşma süreci Tanzimat öncesi döneme dayanmaktadır. Meşrutiyet Dönemi'nden itibaren toplum hayatında kendini hissettirmeye başlayan bu kavram, Cumhuriyet Dönemi'nde resmen programa girmiştir. Tanzimat'tan önce başlayıp Cumhuriyet'e kadar süren ve günümüzde de hâlâ devam etmekte olan Batılılaşma, Türk toplumu için bir değişim sorunudur. Batılılaşma sürecinde özellikle Osmanlı'nın son dönemlerinde "yeni aydın tipi" topluma sunulmuştur. Batılılaşma süreci içerisinde idari, askeri, toplumsal alanda ve eğitim alanında pek yok yenileşme hareketine gidilmiştir. Bu süreçte, "Batılılaşmak" tek çözüm yolu olarak görülmüştür. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde içine düşülen sıkıntılı durumdan kurtulma arayışına girilmiş ve dönemin düşünce adamları "yeni aydın tipi" adı verilen bir kurtarıcı aramaya başlamışlardır. Tevfik Fikret'in "Haluk tipi" ve Mehmet Akif'in "Asım tipi" buna en güzel örnektir. Tanzimat döneminden Cumhuriyet yıllarına kadar geçen zamanda ortaya konulan metinler içinde dikkati çekmeyi başaran gelecek tasavvurları da bulunmaktadır. Birer bürokrat, aydın özelliği ve sorumluluğu da yüklenen yazarlar, toplumları için mükemmel bir gelecek tasavvur etmişlerdir. Sürecin içinde Tevfik Fikret ve Mehmet Akif gibi şairler bu özellikleri ile belirgin bir şekilde öne çıkarlar. Bu şairlerin birincisinde Hümanist ve ilerlemeci; ikincisinde modern ve İslami zihniyet, gelecek tasavvurunun temel yapısını oluşturur. İki şair de "bugün" ün kötü olduğu konusunda ortaktır; ama önerdikleri veya hayalini kurdukları gelecekler konusunda ayrılırlar. Fikret'in oğlu Haluk; Akif'in ise arkadaşının oğlu Asım üzerinden geleceği kurgulaması da ortak bir tavır olarak görülebilir. Şairler, "kötü olan bugün" ün içinde yaşamaktadırlar; "oğullar" ise mükemmel olan geleceği hem kuracaklar hem de onun birer üyesi olacaklardır. Fakat iki oğuldan beklenenler oldukça farklıdır.
Kerim Korcan'ın eserleri ve edebiyatımızdaki yeri
Kerim Korcan, 31 Ocak 1918 tarihinde Adapazarı'nda fakir bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir. İlk hikâyesi, 1962 yılında Milliyet gazetesinin açtığı yarışmada ikincilik ödülü alır. Yazarlık hayatı bu yarışmada kazandığı dereceyle başlar. Yaşamının bir kısmını hapishanede geçiren Korcan buradaki gözlemlerine dayanarak roman ve hikâyeler kaleme almıştır. Yazdığı eserlerinde gözleme önem vermiş ve bu gözlemciliği eserlerinin başarısını artırmıştır.Kerim Korcan roman ve hikâye türlerinde eser vermiş bir yazarımızdır. Yayımlanan altı romanı ve dört hikâye kitabı çalışmamızda yapı, tema ve anlatım özellikleri bakımından incelenmiştir.Kerim Korcan'ın roman ve hikâyelerinde ele aldığı konulardan biri hapishane yaşamıdır. Hapishane bir mekân olarak dış dünyadan bağımsız olmayan, dışarısıyla paralellik arz eden bir yapıya sahiptir. Bu özelliğiyle hapishanede yaşayan insanlar yöneticilerin tutumundan, adalet mekanizmasındaki aksaklıklardan ve maddi imkânsızlıklardan büyük sıkıntı çekmişlerdir.Kerim Korcan'ın eserlerinde ele aldığı diğer bir konu ise toplumsal yaşamda insanların daha rahat yaşabileceği, ezen ve ezilenin olmadığı, herkesin eşit haklara sahip olduğu, herkesin çalışıp emeğinin karşılığını hak ettiği ölçüde aldığı bir dünyanın kurulması için mücadele edilmesi gereğidir. Bu konuda kendisi bir mücadele içine girmiş olan yazar, insanlara böyle bir dünya için eserleri aracılığıyla çeşitli önerilerde bulunmuştur.Korcan, Türk edebiyatında eser verdiği 1962 ile 1990 yılları arasında toplumcu bir çizgiyi takip etmiştir. Türk edebiyatına Arap Kadir, Tatar Ramazan gibi önemli karakterleri kazandırmıştır. Öyle ki bu karakterlerden bazıları kendisinden daha tanınır hâle gelmiştir.
Romancı kimliğiyle Attila İlhan
Bu çalışmada 1925-2005 yılları arasında yaşamış, yazın dünyasının pek çok alanında eser vermiş olan Attila İlhan'ı romancılığı yönünden ele almaya çalıştık.Temelde üç ana bölüm halinde düzenlediğimiz çalışmanın birinci bölümünde Attila İlhan'ın hayatı, romancı kimliği ve eserlerinin listesini sunduk.İkinci bölümde, Attila İlhan'ın toplam on iki romanını sanatçının romancılık anlayışında bir temel kabul ettiğimiz `ekonomik ve tarihi yapılanmayı' göz önünde bulundurarak oluşturduğumuz sınıflamaya bağlı kalarak yapısal ve tematik bakımdan çözümlemeyi denedik. Romanları `topluma yabancılaşan aydın', `toplumu tarihsel süreç içerisinde yapılandırmaya hazırlanan aydın' ve `yapılandıran aydın' kimliğinin yönlendirdiği bakış açısıyla üç bölüm halinde değerlendirirken Fena Halde Leman ve Haco Hanım Vay romanlarını bu sınıflandırmanın dışında, insanın ?ağırlıklı biçimde- kişisel diyalektiğini belirlemede cinselliği temel alarak başka bir bölüm halinde değerlendirdik.Üçüncü bölümde, Attila İlhan'ın dili kullanma biçim ve üslubunu romanlardan yapılan örneklemelerle yorumladık.Çalışmanın sonuna ise Attila İlhan'ın romancı yönünü aydınlatacak bir kaynakça ekledik.Anahtar Sözcükler: tarihi roman, nehir-roman, cinsellik, tema, yapı, çözümleme
Yusuf Atılgan'ın romanlarının psikanalitik açıdan incelenmesi
ÖZET " Yüksek Lisans Tezi Yusuf Atılgan'ın Romanlarmuı Psikanalitik Açıdan İncelenmesi Arzu ÖZDEMİR Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı 2005, Sayfa: xii+ 163. İnsan davranışlarının sebeplerini daha iyi anlayabilmek dolayısıyla insanı daha doğru bir şekilde tanıyabilmek için kullanılan psikanalitik eleştiri yöntemi, edebi eserlerin yorumlanmasına geniş bir açı kazandırmıştır. Temelde Freud'un bilinçaltıyla ilgili savlarına dayanan bu yöntem, edebi eserlerdeki karakterlerle okuyucu arasındaki eşduyumsallığı artırıcı bir işlev görür. Yusuf Atılgan, insan tekinin ruh iklimlerine girebilmişliğini romanlarında çarpıcı bir şekilde yansıtan son dönem Türk edebiyatının önde gelen isimlerindendir. Bu yüzden eselerinin psikanalitik eleştiriye tabi tutulmadan yorumlanması, onun yazar kimliğinin sergilenmesinde bir engel olarak düşünülmelidir. Türk edebiyatındaki büyük bir eksikliği gidermek amacıyla hazırlanan bu yüksek lisans tezinde, romanlarının psikanalitik incelenmesi, üç ana başlık altında yapılmıştır. "Bilinçaltından Gün Işığına" adlı birinci bölümünün Freudyen bakış açısı temel alınarak yürütülmesi uygun görülmüştür. Bu bölümde Freud'un kuramlanndan yola çıkılarak bireyin ilk çocukluk döneırünin bilinçaltına kazılmış görüntüleri sergilenmeye çalışılmıştır. "Benini Arayan Bireyin İletişimsizliği" bölümünde ise romanlar, daha çok ego psikologlarının görüşleri ışığında incelenmiştir. "Ben ve Öteki İlişkisi" isimli bölümde de bireyin öteki 'lerle olan ilişkisi üzerinde durulduğundan ben' i başkalarıyla birlikte inceleyen analistlerin görüşlerinden faydalanılmıştır. Açar Sözcükler: psikanaliz, sevgisizlik, horlanma, ölümseverlik, yalnızlık
Turgut Uyar'ın şiirlerinin yapı ve tema bakımından incelenmesi
Turgut Uyar, yasam çıkıslı bir siir yazma gayreti içinde olmus, yasamda olup bitenleri basarılı bir sekilde siirin estetik ortamına çıkarmayı/ aktarmayı basarmıstır. Uygarlığın/ modernitenin geldiği en son hâli, insanın iç ve dıs uyumunun bozulmasında ve doğayla olan irtibatının koparılmasında yegâne etken olarak görür. Bu nedenle siirinde, mutluluktan çok mutsuzluk getirdiğini iddia ettiği bilim ve teknoloji birikimlerinin protestosu çok yaygındır. Buna mukabil tabiat içinde, moderniteden uzak, neredeyse ilkel bir insan ve toplum düsü kurar. Aslında bunu hayalden çok sairin insanlığa bir önerisi/ kurtulus reçetesi olarak değerlendirmek gerekir. ?nsanın kendine ve nesline acımasızlığı karsısında tedirgindir, ümitsizlikten kaynaklanan bir bunalım duygusu yasar. ?nsan davranıslarına ve çağına sinmis anlamsızlık ve saçma duygularını, belli bir dönem siirine anlamsızlık penceresini açarak daha etkili anlatmayı basarır. Uyar, siirinin biçimini de söylediği seye göre ayarlamıstır. Yasam içerisinde her seyin bölünmüslüğü/ dağınıklığı gibi siirin sekli de belirsiz/ karmasık olmalıdır. Bu nedenle serbest siir onun asıl tarzını yansıtır. Bu durumda yazdıklarının siirsellik özelliklerini, basta kelime ve ibare yinelemelerine basvurmak suretiyle ritim ve ahenkle arttırmaya çalısır.
Mustafa Kutlu`nun hayatı, hikayelerinin tema ve yapı bakımından incelenmesi
ÖZET Mustafa Kutlu hikayeleriyle Türk edebiyatına yeni bir tarz kazandırmıştır. Batı edebiyatındaki yaratma faaliyeti olan "mimesis"e göre değil, şark edebiyatına mahsus yaratma faaliyeti olan "Tecrid"i esas alarak hikayelerini yazmıştır. Eserlerinin temel konularını; sosyal değişim, şehirleşme ve göç olgusu, tabiat, tasavvuf ve idealizm oluşturur. Yazar insanımızı iyi tanımış, onun çözülüşlerini, sıkıntılarını dile getirmiştir. Hikayeleri hangi zaman ve mekânda geçerse geçsin, hangi kahramanlardan bahsederse etsin hep bugünün insanına seslenir. Kutlu hikayelerinde son derece sade ve anlaşılır bir dil kullanmıştır. Cümleleri mümkün olduğunca kısa tutar. Az sözle çok şey ifade etmek ister. Böylece nesri nazma yaklaştırmış, bu da onun anlatımını şiirselleştirmiştir. Kutlu günümüzde yok olan veya yok olmaya doğru giden değerlerimize sahip çıkar. "Kökü mazide olan âti"ye ulaşmaya çalışır. Bunu yaparken okuyucuya da bir mesaj verir. Hikayelerinden tanıdığımız ayrıca; sinema, resim, desen, senaryo ve köşe yazarlığı gibi uğraşılan da olan Kutlu çok yönlü bir sanatçıdır. Bu yönlülüğü anlatımına görsel bir dil katar. Kullandığı görsel unsurlarla toplumsal değişimi ve bu değişimin psikolojisini iyi yansıtmıştır. İlk hikayelerinde Sait Faik ve Sabahattin Ali etkisi görülür. Bu hikayeleri klasik hikaye anlayışına göre yazmıştır. Yokuşa Akan Sular ile birlikte çerçeve hikayeciliğinin seçkin örneklerini vermeye başlar. Sonuç olarak Mustafa Kutlu, kendine has üslubuyla hikayeciliğimize ve dolayısıyla Türk edebiyatına özgün bir tarz kazandırmış ve edebiyatımızda yeni bir çığır açmıştır.
İnsan dergisi ve dergi etrafında gelişen edebi faaliyetler
In this study, we examined the "İnsan" Magazine which was one of most important magazines in 1938. We limited our study for first twenty five series of magazine considering the extensiveness of the subject. At the intreduct part of our study, information about political, socis cultural and literary development of era, which İnsan magazine ws published, has been given. At the first chapter literateur environment of th 1940's and the other magazines of era has been evaluated in gener structures. At the first part of our study a reason of existence and it's aim explained; about an author staff of magazine, supporters of magazine, e ideal of reader and politics of publishing has been explained. At the second part of our study evaluation of an articles in th magazine, poems and strories which is an litterateury writing has bee examined. According to their themes, these are examined on their commc evaluating. Types of novel and story in this magazine which is not examine has been tried to evaluate. Intellectual writing in this magazine, writing of i individual writing for a people, stories, trials, criticinsms, writings of rep translations and other writings has been evaluated. After that, anindex writing in this magazine has been prepared for an author's surname awdatyf of this writing.At the conclusion there has been an evaluation in general structure İnsan Magazine at Turkish literature and culture. At our study "Literary Environment Occuring Around İnsan Magazim our basic point is the magazine itself. While examining İnsan, when it needed memorials, biographies, history of literatures and sources whic illumunates the social-political surroundings of era have been applied. Since periodics were published, they have had a great role on our ide and art world progress. We think that; after such idea and art works, studied on newspapers and magazines like İnsan Magazines will take responsibility for writing a complete Turkish Literature and history of idea.
Çınaraltı dergisi etrafında oluşan edebi muhit
ÖZET YÜKSEK LİSANS TEZİ ÇINARALTI DERGİSİ ETRAFINDA OLUŞAN EDEBÎ MUHİT NECATİ TONGA GAZİ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ YENİ TÜRK EDEBİYATI BÖLÜMÜ 2004 Biz bu çalışmamızda 1940'lı yılların en önemli dergilerinden biri olan Çınaraltı dergisi üzerine bir inceleme yaptık. Çalışmamızı konunun genişliğini göz önüne alarak derginin ilk üç cildi ile sınırlandırdık. Çalışmamızın giriş bölümünde Çınaraltı dergisinin yayımlandığı dönemdeki siyasî, sosyal ve kültürel gelişmeler hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde 1940'lı yılların edebiyat ortamı ve dönemin diğer dergileri ana hatlarıyla değerlendirilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde Çınaraltı dergisinin teşekkülü ve özellikleri üzerinde durulmuş, derginin adı, şekil ve muhteva özellikleri, edebî muhiti, yayın dönemleri incelenmiştir. Üçüncü bölümün birinci kısmında derginin ilk üç cildinin iki ayrı fihristi hazırlanmıştır. İkinci kısımda ise dergide yer alan yazılar değerlendirilmeye çalışılmıştır. Sonuç bölümünde ise Çınaraltı dergisinin Türk edebiyatı ve kültüründeki yeri üzerine genel bir değerlendirme yapılmıştır. Çalışmamızın sonuna Ziya Gökalp'in incelediğimiz dergiye isim kaynağı olan Çınaraltı adlı makalesi konulmuştur ve dergide yayımlanan şiirlerden bir seçme yapılarak bir Çınaraltı Şiir Antolojisi hazırlanmıştır.Çınaraltı Dergisi Etrafında Oluşan Edebî Muhit adlı çalışmamızda temel hareket noktamız derginin kendisi olmuştur. Çınaraltı'nı incelerken yeri geldikçe hatıra kitaplarına, biyografilere, edebiyat tarihlerine ve dönemin sosyal-siyasî ortamını aydınlatacak kaynaklara başvurulmuştur. Periyodikler, yayımlanmaya başlandığı yıllardan itibaren fikir ve sanat dünyamızın gelişmesinde büyük rol oynamışlardır. Fikir ve sanat eserlerinin kendilerinden sonra, Çınaraltı dergisi gibi dergiler ve gazeteler üzerine yapılacak çalışmalar eksiksiz bir Türk edebiyatı ve fikir tarihi yazmak hususunda önemli görevler üstlenecektir kanaatindeyiz.
Bekir Sıtkı Kunt'un hayatı, sanatı, eserleri
"Bekir Sıtkı Kunt'un Hayatı, Sanatı ve Eserleri" adlı araştırmamızın amacı cumhuriyet döneminde eserlerini veren Bekir Sıtkı Kunt'u hayatı, sanatı ve eserleriyle tanıtmak ve bütün olarak incelemektir. Yazı hayatına henüz öğrenci olduğu 1924 yılından sonra başlayan Bekir Sıtkı Kunt sosyal gerçekçi çizgide yazdığı hikayeleriyle tanınır. Yazarımız roman kaleme almamıştır. Bekir Sıtkı Kunt'un hikayelerini tanıtmayı ve hikayeciliğini belirlemeyi amaç edinen bu çalışma, Giriş ve Sonuç dışında iki bölümden meydana gelmektedir. İlk bölümde yazarın hayatı, sanatı, eserleri ve Hatay'ın Türkleşmesi'ndeki rolü birlikte ele alınmıştır. Tezin ikinci bölümünde ise Kunt'un hikâyeleri incelenmiştir. Hikâyeler yapı, zaman, mekan, şahıs kadrosu ve bakış açısına göre ayrı ayrı ele alınmıştır. Ayrıca hikâyeler tematik yönden değerlendirildikten sonra "toplumsal hayatta meydana gelen değişikler" açısından da yorumlanmıştır. Bu bölümün diğer alt başlığını ise hikâyelerin dil özellikleri açısından değerlendirilmesi oluşturmuştur. Yalnızca hikaye yazarı olarak tanınan Bekir Sıtkı Kunt'un incelendiği bu çalışmanın edebiyat araştırmalarına yardımcı olacağı kanaatindeyiz.
Türkiye'de "edebiyat sosyolojisi" yle ilgili araştırmalar, bakışlar ve yorumlar
Edebiyat eseri basit ve tek yönlü değil, karmaşık bir yapıyı gösterir. Çünkü bir edebiyat eseri, sadece yazarın hayatı, düşünce ve duygularını değil, onun içinde yaşadığı toplumu da yansıtır. Bu tespit, elbetteki Taine'ın öne sürdüğü kadar sert değildir. Ancak yine de toplumun edebiyat eserine katkısı önemlidir. Edebiyat eserindeki gerçeklik, yüzyıllardır tartışılan bir konudur. Romanesk döneminden bugüne kadar edebiyat eseri hem nesir hem de nazım olarak önemli değişiklikler kaydetmiştir, ilk zamanlarda basit ve kaba şekillerle karşımıza çıkan gerçeklik, 19. yüzyılda Avrupa'da romanın zirvesini yaşadığı yüzyıl da dahil olmak üzere artık farklı şekillerle karşımıza çıkmaktadır. Okuyucu gruplarının tercihlerinde rol oynayan etkenler, daha çok hissî ve bilimsellikten uzak görünmektedirler. Bir kişi Türkiye'de en az 14 yıl eğitim gördükten sonra üniversiteyi bitirmektedir. Ancak bu zaman da bireye okuma alışkanlığını kazandırmak için yeterli olmamaktadır. Türkiye'de edebiyat sosyolojisi kriterleri uygulayarak çalışmalar yapılmaya devam edilmeli ve Türkiye'nin okuması sağlanmalıdır. Çünkü, bizim okurumuz, tek taraflı okumaktadır ve farklı dünyalara açık değildir. Buradan hareketle bilimsellik ve buna bağlı yayınlar çok az okunmaktadır. Teknolojik ilerleme baskı tekniklerinin de gelişmesine sebep olmuştur ve bugün artık kitap okuyucuya çok farklı yollardan ulaşmaktadır. Reklamcılık da Türkiye'de okum etkilemekte ve özellikle kitle iletişim araçlarında sık rastlanan kitaplar daha fazla okunmaktadır. Edebî nüfus, daha sağlam yönlendiricilere sahip olduğunda, okur kitlesi de istenen seviyeye gelmiş olacaktır. 135
Selami İzzet Sedes, hayatı, edebi şahsiyeti ve eserleri
Selâmi İzzet SEDES, Cumhuriyet devri Türk Edebiyatı yazarlarındandır. 1896-1964 yıllan arasında yaşamış olan SEDES, edebiyat dünyasına, 1917 yılında, Servet-i Fünûn dergisinde yayımlanan "Son Gece" adlı şiiriyle girer. Kırk altı yıl sürecek olan gazetecilik hayatına ise, 1918 yılında "Akşam" gazetesinde çalışarak başlar. Herhangi bir edebî akün veya gruba üye olmayan SEDES, 1964 yılında ölünceye kadar Akşam, Son Posta, Milliyet, Cumhuriyet, Vakit, Son Telgraf, İkdam, Ulus gibi gazetelerde çalışır. Bu gazetelerde, çeşitli konulardaki fıkra, sohbet, tenkit ve röportajları yayımlanır. Ayrıca, Yeni Mecmua, Servet-i Fünûn, Fağfur, Aydede, Akbaba, Dolmuş gibi edebiyat ve mizah dergilerinde de eserleri çıkar. Selâmi İzzet SEDES edebiyatın nazım ve nesir alanlarında, özellikle nesir ağırlıklı eserleriyle dikkat çeker. Roman, hikâye, tiyatro, mektup, şiir, gazete ve mizah yazılan gibi türlerde, pek çok eseri vardır. Biz bu çalışmamızın Giriş bölümünde popüler kültürün tanımından; popüler edebiyatın muhtevası ile popüler edebiyat ile ilgili yapılmış çalışmalardan; Türkiye'de popüler edebiyatın başlangıcından, popüler edebiyatçı olarak zikredilebilecek isimlerden ve Selâmi İzzet SEDES'in popüler edebiyat içindeki yerinden bahsettik. Tezimizin birinci bölümünde, Selâmi İzzet SEDES'in hayatı ve edebî şahsiyeti yer almaktadır. İkinci bölümde ise yazarın; romanlarını; hikâyelerini; edebî ve sosyal tenkitlerini; fıkra, sohbet ve röportaj gibi gazete yazılarım;286 mektuplarını, şiirlerini, mizah yazılarını ve tek tiyatro eserini değerlendirdiğimiz bölümdür. Çalışmalarımız üçüncü bölümdeki sonuç değerlendirmesi ve yazarın eserlerinin genel listesi ile son bulmaktadır.
1908-1918 arası Türk edebiyatında hatıra türünün edebi özelliklerinin incelenmesi
Türk Edebiyatında hatıra türünün gelişimini ele aldığımız çalışmamız, 1908-1918 yılları ile sınırlandırılmıştır. Diğer birçok Batı kaynaklı tür gibi, eski edebiyatımızda mevcut olmakla birlikte, Tanzimat'tan sonra adı konan ve yeniden şekillenen hatıra türünün, bu türle benzer özellikler gösteren ve birbirine karıştırılan türlerle mukayesesi yapılmış, benzeyen ve ayrılan yönleri belirtilmiş; konuyla ilgili kaynakların yetersizliği sebebiyle, imkânlar dahilinde türün sınırlılıkları belirlenmeye çalışılmıştır. II. Meşrutiyet'in ilân edilmesinden sonra, Sultan Abdülhamid yönetimini eleştiren yazarların, duygularını sübjektif yorumlarla ifade ettikleri eserler yayımlanmıştır. Bu eserler, döneminin aydın mantalitesini göstermesi açısından önemlidir. II. Meşrutiyet'in ilânından sonra, İttihad ve Terakki Cemiyeti taraftarı olan yazarlar, hatıralarında, Meşrutiyet yönetimini överken; Cemiyete mensup olup, daha sonra muhalif saflara geçenler ise hatıralarında İttihad ve Terakki'yi eleştirmişlerdir. Sultan Abdülhamid, İttihad ve Terakki dönemini anlatan hatıralar dışında; Sultan Abdülmecid, Sultan Abdülaziz, Sultan V. Mehmed Reşad, Sultan VI. Mehmed dönemlerini anlatan hatıralar da yazılmıştır. Bu eserler, yakın siyasi tarihimizi aydınlatması açısından önemlidir. 1908 yılından önce ve sonra yapılan savaşları anlatan hatıra kitapları da genellikle hadiselere, müşahedelere, savaşın insanlar üzerinde bıraktığı izleri anlatan duygusal ifadelere yer vermeleri bakımından, edebiyat ve tarihimiz açısından büyük değere haizdirler. Sultan Abdülhamid döneminde üst düzey yönetici olarak görev yapan devlet adamları, hatıralarında, kendi dönemlerinde yapılan olumsuz247 faaliyetlerde rolleri olmadığını ispatlayarak kendilerini savunma amacını gütmüşlerdir. Bu da yazarların, eserlerinde kendi özel hayatlarından çok, resmî belgelere yer vermelerine neden olmuştur. özel hayata ait olan hatıralar da, yazarlarının hususî hayatlarına ait bilgileri aksettirirken, onların dönemlerinin siyasî atmosferlerini de hissettirmeleri bakımından dikkate değerdirler. Tezimizde hatıra türüne ait olan eserlerden başka, "hatıra" adını taşımasına ve kaynaklarda "hatıra" olarak geçmesine rağmen, bu türe dahil edemeyeceğimiz eserleri de, son bölümde "Hatıra Türüne Girmeyen Eserler" başlığı altında inceledik. Çalışmamızda, sınırlılıkları tam olarak tespit edilmemiş ve bugüne kadar, üzerinde derli toplu bir çalışma yapılmamış olan hatıra türüne ait, 1908-1918 yılları arasında kitap olarak yayımlanmış eserlerin tespiti, inceleme ve değerlendirmeleri yapıldı.
Hayat mecmusasındaki sanat, edebiyat ve fikir yazılarının sınıflandırılması ve değerlendirilmesi
1928-1946 arası yayımlanan Türk romanlarında Dünya savaşları, Milli Mücadele ve Ağrı Dağı İsyanı`nın yansıma biçimleri ile belgesellik özellikleri
ÖZET Bu çalışma; 1928-1946 yılları arasında yayımlanan Türk romanlarını kapsamaktadır. Konusu, savaş ve askerlik olan on sekiz Türk romanı, çalış manın ana dokusunu oluşturmaktadır. Yakın Türk tarihine, hattâ dünya tarihi ne yön veren Birinci Dünya Savaşı (1914-1918), Türk Millî Mücadelesi (1919 -1922), Cumhuriyet'in ilk yıllarında meydana gelen Kürt İsyanları (1925- 1930) ve İkinci Dünya Savaşı (1939/1945) dönemlerindeki savaş ve asker lik konularını anlatan romanlar incelenmek suretiyle konu sınırlandırması yapılmış ve bu şekilde araştırma, daha etkili kılınmaya çalışılmıştır. Söz Başı bölümünde de açıklandığı gibi, Türk sosyal, siyasal ve kültürel hayatında önemli birer basamak noktası bilinen 1928 yılında yapılan Harf İnkılâbı ile 1946 yılında geçilen Çok Partili Hayat; çalışma konusunun sınırlanmasında, bir başka etkendir. 1928-1946 yılları arasında yayımlanmamış olmasına rağmen, Mücadele döneminin olaylarını ve kişilerini etkili bir üslûpla yansıtan Tarık BUĞRA'nın Küçük Ağa adlı romanının inceleme alanına dahil edilmesinin uygun olacağı düşünülmüştür. Nitekim, Türk milletinin; bağımsızlık ve özgür lük mücadelesini anlatan romanlar içinde tarihî gerçeklere en uygun roman olarak Küçük Ağa gözlemlenmiştir. Ayrıca, dil, üslûp, entrik unsurlar, roman kahramanlarının özelliklerinin verilmesi ve mekân tasvirlerinde de Küçük Ağa, diğer romanlara göre, daha başarılı bir niteliktedir. Çalışmada; bir taraftan romanları, roman tekniği (zaman, mekân un surları ve tasvirleri, dil ve üslûp özellikleri, figürler vb.) yönünden ele alırken, diğer taraftandan da romanlarda anlatılan olay ve kişilerin tarihî gerçeklerle olan ilişkisi üzerinde durulmuştur.. Durum böyle olunca, iki önemli kaynak581 ortaya çıkmıştır. Bunlardan birincisi, inceleme alanına dahil edilen romanlar; ikincisi ise, dönemlerle ilgili yazılmış anı, biyografi ve tarih kitaplarıdır. Araştırma; beş ana bölümden meydana gelmektedir. Bunlar: I. BÖLÜM: 1928-1946 Yılları Arasında Yayımlanan Romanların Ro man Tekniği Yönünden İncelenmesi II. BÖLÜM: Birinci Dünya Savaşı'nı Anlatan Romanların Tarihî Olay larla İlişkisi III. BÖLÜM: Millî Mücadele Dönemi'ni Anlatan Romanların Tarihî Olaylarla İlişkisi IV. BÖLÜM: Cumhuriyet'in ilk Yıllarındaki Kürt isyanları ve Kürtçülüğü Anlatan Romanın (Esat Mahmut KARAKURT: Dağları Bekleyen Kız) Tarihî Olaylarla ilişkisi V. BÖLÜM: İkinci Dünya Savaşı'nı Anlatan Romanın (Esat Mahmut KARAKURT: Ankara Ekspresi) Tarihî Olaylarla İlişkisi Çalışmanın I. Bölümü'nde yer alan romanların teknik yönden incelen mesinde dikkate alınan plân, şudur: A. VAK'A TERTİBİ 1. Ana Çizgileriyle Vak'a 2. Fiktif Yapıyı Belirleyen Unsurlar a. Zaman b. Mekân c. insan Unsuru Dışında Kalan Figürler ç. Dil ve Üslûp ile Merak Unsurlarının Düzeni ve Gücü 3. Ana Fikir B. FİGÜRLER 1. Merkez Figür 2. Karşıt Figür 3. Yardımcı Figürler C. KAVRAMLAR ve KABULLER582 Çalışmanın diğer dört bölümünde, romanlarda yansıtılan olaylar ve kişilerin, tarihî gerçeklerle ilişkisini ve uyumunu ortaya koymada temel kay naklar olarak anı, biyografi ve tarih kitaplarına müracaat edilmiş ve bunlar dan doğrudan ya da dolaylı olarak alıntılar yapılmıştır. Doğrudan yapılan alıntılar, sayfanın sağından ve solundan içeri girmek suretiyle ve italik harflerle yazılmıştır. Dolaylı alıntılar ise, metin içinde dip not numarası verile rek ve sayfa altında dip not açıklamaları yapılarak gösterilmiştir. Kaynakça bölümü, kendi içinde üç alt bölüme ayrılarak çalışmada yararlanılan temel kaynakların, daha anlaşılır tasnifi yapılmış, bu şekilde konuyla ilgili araştırma yapacak olanlara kolaylık sağlanılmıştır. Kaynakça' nın alt bölümleri şunlardır: 1. 1928-1946 Yılları Arasında Yayımlanan Romanlar Listesi 2. İncelemeye Tâbi Tutulan Romanlar Listesi 3. Anı, Biyografi ve Tarih Kitapları Listesi
İsmail Habip Sevük hayatı ve edebiyat tarihçiliği
İsmail Habip Sevük, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı tarihçisi ve eleştirmenidir. Gazete ve dergilerde yazılar yazan, hukuk tahsili yapmasına rağmen öğretmenliği kendisine meslek seçen İsmail Habip Sevük'e, 1925 yılında yayınladığı Türk Teceddüt Edebiyatı Tarihi, büyük bir şöhret kazandırmıştır. İsmail Habip Sevük, Edebî Yeniliğimiz ve Yeni Edebî Yeniliğimiz Tanzimattan Beri I Edebiyat Tarihi olmak üsere iki edebiyat tarihi daha yazmıştır. Bizim bu çalışmamız, bir taraftan edebiyat tarihi kavramına yönelik problemleri, nazarî sahada ortaya koyarken, diğer taraftan da İsmail Habip Sevük'ün edebiyat tarihçiliğine ve eserlerine ışık tutuyor. Bu çalışma, Giriş, altı Bölüm, Sonuç ve Toplu Değerlendirme, Kaynakça ve Eklerden oluştu.
Bazı edebi sanatların balagat kitaplarına göre tanım ve tasnifi
Çalışmamız, özellikle 19. y.y.'den itibaren artan bir hararetle tartışılmaya başlayan 'Milli Retorugue" meselesini, 'Edebi Sanatları" bakımından ele almıştır. a-Mecazlar b-Sözle ilgili sanatlar c- Anlamla ilgili sanatlar başlıklarının oluşturduğu 3 bölümden oluşmuştur. Bu bölümlerde; seçilen beş ayrı sanat, on ayrı kitaptaki tanımlan, açıklamaları ve örneklendirmeleri ile verilmiştir. Bu kitaplar: 1. Süleyman Paşa'nın, Mebani'l İnşâ 2. Ahmet Cevdet'in, Belâgât-ı Osmaniyye 3. Recaizade Mahmut Ekrem'in, T'alim-i Edebiyat 4. D. Sait Paşa'nın, Mizanü-1 Edeb 5. Ş.Süleyman,F. Köprülü' nün, Malumat-ı Edebiye 6. Menemenlizâde Tahir'in, Osmanlı Edebiyatı 7. Tahirü-1 Mevlevi'nin, Edebiyat Lügati 8. Kaya Bilgegil'in, Edebiyat Bilgi ve Teorileri (Belagat) 9. Cem Dilçin'in, Türk Şiir Bilgisi 1O.M.Orhan Soysal'ın, Edebi Sanatlar ve Tanınması adlı eserlerdir. Seçilen sanatlarla ilgili bu kitapların verdiği tüm bilgi ve örnekler çalışmamıza alınmış, basım tarihleri dikkate alınarak kimin kimden etkilendiği; örneklerin, tanım ve açıklama benzerlikleri tek tek dipnotlarda işaretlenmiştir.
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu hayatı, şiir sanatında ahenk ve tarih şuuru
ÖZET "Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu- Hayati, Şiir Sanatında Ahenk ve Tarih Şuuru" adını taşıyan bu tezimizle, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun hayatını tüm ayrıntısıyla tespit etmeye çalıştık. Bununla birlikte, Gençosmanoğlu'nun yetişmesinde etkili olan kültür çevrelerini, edebî faaliyetlerini, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu bibliyografyasını ve şiir sanatını ortaya koymak gayelerimiz arasında idi Bu amaçla tezimizin birinci bölümünde, Niyazi Yıldrran'm soyunu, hususî ve resmî hayatim, yetiştiği ve etkilendiği kültür muhitlerini, yayımlanmış olan şiir ve nesirlerini kronolojik olarak dikkatlere sunmakla birlikte, Mtaplaşan şiirlerini de ele aldık. İkinci bölümde, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun şiirlerindeki ahenk unsurlarını, bunun dışında Niyazi Yıldırım'ın destanı söyleyişte ahengi oluştururken istifade ettiği unsurları ve şiirlerini meydana getirirken kullandığı nazım formlarını inceledik. Üçüncü bölümde ise, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun şiirlerindeki bediî tefekkür unsurlarından tarih şuurunu araştırdık. Tezimizin sonuna ise önemli gördüğümüz bazı belgelerle geniş bir kaynakça ekledik. *
Baha Tevfik ve edebi görüşleri
Yeni Mülakat kitabından yedi ana kavram
Sevinç Çokum`un hikaye ve romanlarında zaman, mekan ve insan unsuru, I. Cilt
1897 Osmanlı - Yunan Muharebesi`nin Türk edebiyatındaki akisler
Türk edebiyatında Nev-Yunanilik akımının kaynakları 1912-1950
Faik Ali Ozansoy hayatı, eserleri ve sanatı
Mecami'ül Edeb'in şiirde ahenk kavramı açısından incelenmesi
ÖZET GİRİŞ - Bizde Arapça uzun yıllar ilim dili olarak rağbet görmüştür. Bu sebepten 19. Asır belagat kitaplarında özellikle Arapça'nın hemen ardından Farsça'nın etkisi büyük ölçüde dikkatleri çeker. Bununla birlikte bu yüzyılda Batıyla resmî anlamda temasların başlaması, eğitim sisteminde ki batılı mânâda gelişen değişiklikler belagat kitaplarına da etki etmiştir. Batıdaki rhetorique sistemi edebiyatımızda yerini bulmaya başlamıştır. Re- caizâde Mahmud Ekrem'in Tâlim-i Edebiyat adlı eseriyle bizdeki Batılı edebiyat anlayışı sistemleştirilmiş olur. Mebâni'l - İnşâ'da Batı Edebiyatı rhetorique'i âdeta Türkçe'ye adapte edilmiştir. Mecâmiü'l - Edeb eskiye sıkıca bağlı kalmakla birlikte Batıyı da benimsediğini örnekleriyle aksetti ren bir kitaptır. I. BÖLÜM- İstilahât-ı Edebiyye'de nazım ve nesir için öncelikle belîğ olması gerektiği fikri esastır. Şiiri edebiyatın en güzel parçası olarak gören Muallim Naci her manzum sözün şiir olamayacağını belirtir. Şiir mutlaka manzum olacaktır, görüşü söz konusu değildir. Şiir hem manzum hem de mensur olabilip derken tabiat itibariyle manzum şiire daha fazla meyledildiğini belirtir. Bunun sebebi nazımdaki âhenktir. Kâfiye ise bu hususta cazibeyi artıran unsurdur. Sözün varoluşundan beri şiirin de var olduğu görüşündedir. Cevdet Paşa'nın Belâgat-ı Osmâniyye'sinde şiir, hayâllerden oluşmuş bir terkib olarak görülür. Şiirin nazım ve nesir olabileceğini fakat Arapların vezinli ve kafiyeli söz dışında kümuhayyel olsa bile nesir saydıklarını söyler. Bu tip nesirlerde ise bediî sanatların varlığına değinir. Mecâmiü'l - Edeb 'de bir çok hususta Muallim Naci'nin fikirlerine riâyet edilmiştir. A. Cevdet Paşa'nın eserine de sık sık atıflarda bulunarak fikir birliği bildirilmiştir. Mehmed Rifat'in nesirde, nazımda ve şiirde dol durma sözlere karşı olduğu görülür. Kötü, laubali sözlere, kaba, soğuk tâbirlere, alışılmışın dışındaki sözlere edebiyatta yer verilmemesinden yanadır. Sözün akıcı olması, telaffuza dikkat edilmesi maksadın açık ve düzgün ifade edilmesini belirtmesi yanında boşuna tekrarların güzellikle yapılması durumunda ahengi sağlayabileceğini söyler. M. Rifat, şiiri hayâl gücüyle yazılan vezinli ve kafiyeli sözden ibaret görür. Şiirin birtakım tabii doğuşları açığa çıkaran, hisleri tahrik eden sözlerden husüsi bir zevk meydana getireceğini söyler. Ona göre nesirle de hisler tahrik edilebilir; ancak şiir vezinli ve kafiyeli olmalıdır. Nesirle nazmı burada ayırır. II. BÖLÜM - Bu bölüm, sâdece Mecâmiü'l - Edeb'le ilgilidir. Ahenk bahsi etraflıca ele alınır. Ahenk, üslûbun esâsı olarak belirtilir. Sözlerin dizilmesinden ortaya çıkan bu işitme zevki âheng-i müfred, âheng-i kelâmî ve âheng-i tasviriyye olmak üzere üç kısımda incelenir. Vezin bahsinde "aruz"a büyük ölçüde yer verir. Bir kelâmın manzum olup olmadığını tamamıyla bildiren ilme, aruz der. Arapların kullandıkları aruzun Türkçe'ye tamamen uymaması, uysa bile güzel olmaması sebebiyle on dört bahrin alındığını bildirerek bunlarla ilgili örnekler verir.Ona göre kafiye, aynı cinsten, tekrar edilen harflerin, hareket ve dur günlükte beraber olması ve farklılaşmasıdır. Mürekkeb ve mücerred olmak üzere aslında iki çeşit kâfiyenin olduğunu belirtir ve örneklerle açıklar. Bazı mühim kâfiyeleri cinslerine göre ayırır ve örnekler verir. (Elif, bâ, tâ,... vb.) Revî harfinden sonra tekrar eden zamir, edat veya bir kelimeye değişik adlar verir. Eğer tekrar eden kelime ise ona redif der. "Vasi u şâygân", tekrar eden zamir veya edat; kâfiye olan kelimeden önce aynen tekrar eden kelime ise "hicâb"dır. Itnab, cinas ve seci bahislerini, armoni kısmına almayı uygun bulduk. Ayrıca armoni ve armoniyi sağlayan asonans, alliterasyondan bahsedilmemiştir. III. BÖLÜM - Giriş, I. ve II. bölümde ifâde edilenlerin kısaca değerlendirilmesi yapılmıştır.
Ali Kemal'in kimliği ve siyasi faaliyetleri
Ali Kemal, Özellikle İkinci Meşrutiyetten Cumhur^te kadar olan yazı hayatımızda eskin kalemi ve kuvvetli üslubu ile ile dikkat çeken bir yazannuzdır.Özellikle köşe yazarı larakMemim aktif siyasesette kullanmış ve ülkenm kaderi üzerinde ç^ labilmiştir. Bu yönleriyle dikkat çeken Ali Kemal'in henüz araştırılmamış olan "kimliği ve siyasî ialiyetleri" bu teze konu olarak seçilmiştir. Gazetelerdeki makaleleri taranmış, yayınlanmış 21 itabı incelenmiş, hakkında yazılanlar ve söylenenler derlenerek özellikle daha önceleri atışma konusu olan, kökeni ve doğum tarihi ile ilgili birinci derece önem arzeden belgeler ^unarakbuaraştırmadakullaııılnuşte elgesidir. Yine ailesinin kökeni ile ilgili resmi nüfus bilgileri elde edilerek kullanılmıştır. Bu araştırmada Ali Kemal'in ailesi, ilişkileri ve daha sonra da hayatı kronolojik sırası gerisinde özetiendikten sonra, elde edilen belgelere dayamlarakfi^vela»rakterö2»llikleri elirlenmeye çalışılmış, dili ve üslubu ile ilgili tesbitler değerlendirilmiştir. Ali Kemal'in eserleri bölümünde, daha önceleri ona ait olduğu kesinlik kazanmamış lan iki ayrı kitabın yazara ait olduğu belirlenmiş, ayrıca yazıp da yayınlama imkanı bulamadığı a da yarım kalan çalışmaları, ailesinden elde edilen bilgiler ışığında çalışmaya konu dilmiştir. ı Bu tezin başlıca çalışma konusu Ali Kemal'in 3 1 Mart'a kadar olan siyasi faaliyeüerinin azılan ışığında incelenmesidir. Bu çerçevede onu Osmanlı împaratorrüğu'nda ilk öğrenci iareketini başlatanlar arasında zikretmek gerektir. 1883te kaydolduğu Mülkiye Mektebittin ıçüncü sınıfında iken Fransa'ya kaçmış,dönüşte ilk öğrenci demeğini kurmuştur. Bu demek racılığryîa giriştiği rejim aleyhtarı faaliyetler yüzünden Halep'e sürülmüş, buradan geldiği »ariste hocası Mizancı Murat Bey*in yanında Jöntürk hareketinin kurucuları arasında yer ılrnışür. Daha sonraları Jöntûrklerin çalışmalarını Saraya jumallediği anlaşılınca gruptan ızaklaşünlmış, bundan sonraki bütün hayatım da şiddetli birlttihatçı aleyhtarı olarak sürdürmüştür. Bu münasebetle Hüseyin Cahit ve Bahattin Şakir başta olmak üzere diğer ittihatçı yazarlarla giriştiği polemikler ayrı bir çalışma konusu olacak niteliktedir. Ali Kemal'in kalemi 3 i Mart Vakfesi sırasında ülke gündemi Wlemeyi başarmış» ^azdığı yazılarla 3 1 Martin tahrikçileri arasında ilk sıralarda yer almıştır.îttihat ve Terakki kemiyeti Genel Merkezi tarafından Hareket Ordmu'nun İstanbul'a geh^inin hemen öncesinde Padişah Abdulhamit'e gönderilen bir telgrafta bazı kimler zikredilerek bu isimlerin ordu[inceye kadar Istanbul dışına çıkışlaımm engellenmesi istenmiştir ki bu isimlerden ikinci ada yer alanı Ali Kemal'dir. Ayrıca aynı günlerde Gazeteci Hasan Fehmi'nin öldürülmesi üzerine Mülkiye'deki rsinde öğrencilere yaptığı konuşma büyük bir öğrenci eylemine sebep olmuş ve bu olay 3 1 afin başlıca sebepleri arasında yer almıştır. Ali Kemal, başardı bir kalem ve kuvvetli bir üslubun, maddi ve manevi menfaat temini peşinin de ağır basmasıyla yanlış siyasi tercihlerle birleşmesi sonucu koskoca bir paratorluğun kaderi üzerinde nasıl etkili olunabileceğini göstermesi ve kendisini linç ilmek gibi acı bir sona1 götürmesi açısından son derece ilginç bir örnektir. 26.12.1994 Ebubekir AKKAYMAK /12/ 1994 KABUL EDİLMİŞTİR DOÇ. DR. ALEMDAR YALÇIN
Nesir yönünden Dergah mecmuasının incelenmesi
Abdullah Ziya Kozanoğlu'nun 1933'ten sonraki tarihî romanlarının incelenmesi
Bu çalışmada tarihî serüven romancılığımızın en önemli isimlerinden Abdullah Ziya Kozanoğlu'nun Türk edebiyatındaki yeri ve eserlerinin edebî niteliği ortaya konulmak istenmiştir. Bunun için de yazarın 1933 sonrasında yayınlanan dokuz romanı ilmî usullere göre incelenmiştir.Abdullah Ziya Kozanoğlu, tarihî romanlarıyla resmî tarihin söyleminin ötesinde, olayların gizli sebeplerini açıklamak, okuyucuyu bu gerçeklerden haberdâr etmek, mazideki başarılarımızın yanında başarısızlıklarımızı da nesnel bir tavırla ortaya koymak amacını taşır. Okuyucu, yazarın bu amaçla kaleme aldığı romanlarında, Türk tarihinin farklı dönemlerine yolculuk yapar; Moğol istilâsından Haçlı seferlerine, İnebahtı Deniz Savaşı'ndan Patronalı Halil İsyanı'na kadar, tarihimizin önemli birçok olayını, farklı bir bakış açısıyla değerlendirme imkânı bulur.Abdullah Ziya Kozanoğlu'nun tarihî romanları, Türk milletinin ortak tarih şuuru kazanmasında çok önemli role sahip eserlerdir. Bu romanlar, her ne kadar edebî bakımdan üstün nitelikli eserler değilse de yayınlandıkları dönemde geniş okuyucu kitlesine ulaşmış ve bu kitlenin hem edebî zevk kazanmasını hem de romanlarda ele alınan tarihî dönem hakkında bilgi sahibi olmasını sağlamıştır.Anahtar Kelimeler: Tarihî Roman, Tarihî Serüven Romanı, Roman, Roman İncelemesi, Abdullah Ziya Kozanoğlu.
Bulgurluzade Rıza'nın Müntahabat-ı Bedâyi-i Edebiye isimli antolojisinin çeviriyazı ve incelemesi
Antolojiler, genellikle yazar yapıtlarından belli bir amaca ve yönteme göre seçilmiş nesir ve nazım parçalarından oluşan eserlerdir. Türk edebiyatında antoloji olarak değerlendirebileceğimiz en eski eserler şiir mecmuaları ile şairlerin biyografileri hakkında bilgi içeren şuara tezkireleridir.Bu çalışmamızda 19. yüzyılda tanınmış antolojilerinden olan Müntahabat-ı Bedâyi-i Edebiye'nin nesir kısmını günümüz alfabesine aktardık. Sözlük ve indeks hazırlayarak bu konuda çalışma yapacakların istifadesine sunmayı amaçladık. Ayrıca çalışmamızın başında kısaca antolojide yer alan çalışmalarla ilgili genel bir değerlendirme yapmayı uygun gördük.Bedâyi-i Edebiye'de Tanzimat ve Servet-i Fünun'a ait şair ve yazarların parçalarından örneklerinin bulunduğu nesir kısmı 384 sayfadan oluşmaktadır. Bedâyi-i Edebiye'nin nesir kısmı Toplam 13 yazarın 54 yazısından oluşur. Bu yazılar mektup, makale, hikâye, anı ve şiir türlerinde kaleme alınmıştır.Bunlar içerisinde Hersekli Arif Hikmet'in 5, Namık Kemal'in 13, Samipaşazade Sezai'nin 9, Abdülhak Hamid'in 8, Rıza Tevfik'in 1, Recai-zade Mahmut Ekrem'in 5, Şemsettin Sami'nin 5, Muallim Naci'nin 1, Menelizâde Tahir'in 2, Ziya Paşa'nın 1, İbnü'r Reşat Ali Ferruh'un 2, Nabızâde Nazım'ın 1 ve Münif Paşa'nın 1 yazısı bulunmaktadır. Son iki sayfasında ise Bulgurluzade Rıza'nın antoloji ile ilgili görüşlerine çok kısa yer verdiği ?Bir İfadecik? isimli yazısı yer almaktadır.
Mehmet Eroğlu'nun fay kırığı üçlemesi ve 9,75 santimetrekare romanlarında varoluşçuluk
Teknolojideki ilerlemeler dolayısıyla sanayinin gelişmesi sonucu ortaya çıkan modernizm, biz insanoğlunu makineleşme karşısında sürekli olarak güç kaybına uğratır. İnsanoğlu ile makineleşme arasındaki bu savaş günümüze kadar devam eder. Bahsi edilen savaş neticesinde insanoğlu, kalabalıklar içerisinde kendine yer edinmede yani kendini tanımlamada sıkıntılar yaşar. Öyle ki birey, yokluğa sürüklenir, yalnızlık ve yabancılık çekerek toplumdan soyutlanmaya başlar. 19. yüzyıl'ın ortalarında savaş ve ölüm gibi olumsuzluklarla meydana gelen toplumsal yıkımlar da bu bireyselliğe geçişi destekler. Özellikle II. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da birçok akım ortaya çıkar. Bu akımlardan bir tanesi de araştırma konumuz olan varoluşçuluk akımıdır. Varoluşçuluğun yayılma alanının genişliği göz önüne alındığında yalnızca felsefe sahasında değil, edebiyatta da etkili olan bir akım olduğu söylenebilir. Bu akım, Avrupa edebiyatında önemli temsilcilere sahiptir. Türk edebiyatında da varoluşçu akımdan etkilenen yazarlar da yok değildir. Bu yazarlar arasında incelenmesi gerektiğini düşündüğümüz isimlerden birisi Mehmet Eroğlu'dur. Bu çalışmada Eroğlu'nun dört romanı -"Fay Kırığı I: Mehmet", "Fay Kırığı II: Emine", "Fay Kırığı III: Rojin", "9,75 Santimetrekare"- varoluşçu felsefe kapsamında analiz edilmiştir. Ayrıca yapılan çalışmada romanların yazıldığı dönemde Türkiye'de yaşanan kutuplaşmalar sonucu çıkan çatışmaların ortasında mücadele eden başkahramanların kimlik ve aidiyet sorunundan doğan yalnızlık ve yabancılığa sürüklenişini gözlemlemek amaçlanmıştır. Anahtar kelimeler: Mehmet Eroğlu, Varoluşçuluk, Birey, Yalnızlık, Yabancılaşma
Karakter gelişimi açısından Kemal Tahir'in esir şehir üçlemesine psikanalitik bir bakış
ÖZET Kemal Tahir, yazarlık hüneri ile yalnızca kendi döneminde etki yaratan bir sanatçı değil, bugün hâlâ fikirleri ve sanatıyla var olabilen Türk edebiyatının önemli isimlerinden biridir. Yazarın eserleri pek çok yönden incelendiği halde roman karakterlerinin ruhsal gelişimi üzerine daha önce psikanalitik bir çalışma yapılmamıştır. Dolayısıyla, sanatçının ruh yaratmadaki derinliği ile alan içerisinde görünürlüğünü arttırmak bu çalışmanın temel amacını oluşturmaktadır. Onun eserlerinde sosyal dramın, bireyin dramının önüne geçtiği anlayışı hâkimdir. Ancak bu çalışma ile birlikte bireyin dramı, itilmiş olduğu sonraki planlardan gün ışığına çıkartılarak, yazarın şahsiyet yaratma kabiliyetine ışık tutmaktadır. Bu amacın gerçekleştirilmesine olanak sağlayan şerh yolu ise psikanaliz olarak seçilmektedir. Psikanaliz kuramının sağladığı olanaklardan faydalanılarak bireyin bilincinin gerisine itilen yaşantılar daha görünür kılınmakta ve bu yolla davranışlarının yahut duygularının gerekçeleri belirgin bir biçimde işlenebilmektedir. Yazarın kurduğu şahsiyetlerin ruh gelişimindeki tutarlılıkların psikanaliz evreninde bir karşılığının olması, sanatçının psikanalitik teorisiyle ilgilenmiş olma ihtimalini arttırmaktadır. Bu çalışmanın tamamında, karakterlerin ruh gücündeki kırılmalar, aksaklıklar, ruhsal bozukluklar, kendi şartları ve nedensellikleri ile mercek altında tutulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kemal Tahir, psikanaliz, davranış, psikoloji, edebiyat
Dîvânü Lügati't Türk' teki isimlerle Anadolu ağızlarında ortaklaşan isimler
Dîvânü Lügâti't Türk ile Anadolu ağızlarındaki isimlerden ne kadarının ortaklaştığını tespit etmek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Bunun için de çalışmamıza Orta Türkçe döneminin en önemli çalışmalarından, Türkçenin ilk sözlüğü olan Dîvânü Lügâti't Türk kaynaklık etmiştir. Bugünkü Anadolu ağızlarının sözvarlığını tespit için Derleme Sözlüğü ve haricindeki ağız çalışmalarından istifade edilmiştir.Öncelikle Dîvânü Lügâti't Türk'teki isimler tespit edilip ardından Anadolu ağızlarında muhafaza edilenleri tespit için Derleme Sözlüğü' nden yararlanılarak karşılaştırmalı bir sözlük oluşturulmuştur.Bu tez çalışması Ses Bilgisi ve Sözlük bölümlerini içermektedir.Ses Bilgisi kısmında karşılaştırmalı sözlükten yararlanarak ortaklaşan kelimelerin geçirdikleri ya da geçirmedikleri ses olayları tespit edilmeye çalışılmıştır. Çünkü seslere dayanan söz varlıklarının tarihi süreç içindeki geçirdiği değişim ancak ses olayları vasıtasıyla tespit edilebilir.Daha sonra ise ortaklaşan kelimelerin Anadolu' da görüldüğü yerler de belirtilerek Dîvânü Lügâti't Türk ile Derleme Sözlüğü'nün karşılaştırmalı sözlüğüne yer verilmiştir.
Turgut Uyar şiirinde söylem arayışı
Modern Türk şiirinde gerek şiirleri gerekse şiir hakkındaki düşünceleriyle izler bırakmış, günümüzde dahi sesini korumayı başaran bir estetik performansla edebiyat üretmiş olan Turgut Uyar'ın metinlerinde söylem kavramı önemli bir yer tutmaktadır. Onun şiirinde söylemde yaşanan kırılmalar sürekli olarak estetik yapıyı ya tümden etkileyen ya da büyük ölçüde etkileyen bir unsur olarak yer almıştır. Bu çalışmanın amacı Turgut Uyar'ın şiirlerinin söylemle ilişkisini, şairin şiirinde değişen söylem tavrını ve bu değişikliğin onun şiiri üzerindeki etkilerini incelemektir. Turgut Uyar şiirinde söylemin kurucu estetik unsurlardan olduğunu iddia eden bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde Turgut Uyar'ın hayatı, sanatının devreleri hakkında genel bir bilgi ve İkinci Yeni şiirine yönelik değerlendirmeler ve eleştiriler ekseninde şiirinin nerede durduğu hakkında bilgiler verilmektedir. İkinci bölüm incelemelerde kullanılan söylem, iktidar, ideoloji, modernleşme, modernizm gibi kavramların açıklandığı ve çalışmanın teorik arka planının verildiği kısımdır. Üçüncü bölümde ise Turgut Uyar şiirleri bu kavramlar ekseninde incelenmekte ve söylemin Turgut Uyar şiirindeki işlevi irdelenmektedir. Turgut Uyar'ın yazın hayatındaki poetik atılımlarda söylem değişikliği ve estetik değişimin bir arada bulunduğu görülmektedir.
Safiye Erol'un romanlarındaki kadınların Simone De Beauvoir'ın feminist teorisine göre incelenmesi
Erken Cumhuriyet dönemi yazarlarından Safiye Erol; romanlarında aşk, evlilik, annelik gibi pek çok konuda kadının mücadele ettiği çatışmaları ortaya koyarak eserleriyle kadının özgürleşme sürecinin sancılarını yansıtmıştır. Bu çalışma; kadınların iç dünyalarında, bireysel ve toplumsal ilişkilerinde kadın olarak var olurken yaşadıklarını tespit edebilmeye imkân veren Safiye Erol'un romanlarındaki karakterleri, feminizmin İkinci Dalga olarak adlandırılan döneminin referans ismi olan Simone de Beauvoir'ın varoluşçu feminist teorisine göre ele alıp incelemektedir. Çalışmanın amacı doğrultusunda, tezin Giriş kısmında Safiye Erol'un hayatı, edebi şahsiyeti ve eserleri üzerine getirilen yorumlardan kısaca bahsedilerek Simone de Beauvoir'la bir araya getirme gerekçeleri vurgulanmıştır. Birinci bölümde feminist teorinin ortaya çıkışı ve gelişim süreci tarihsel olarak özetlenmiştir. İkinci bölüm Simone de Beauvoir ve onun hâlâ feminist teorinin en çok referans gösterilen kitaplarından olan biri olan İkinci Cins adlı eserinden yola çıkarak teorisinin ana çerçevesi verilmiş; sınıflandırdığı kadın tiplerinin özellikleri üzerinde durulmuştur. Son bölümde ise yayım tarihine göre sırasıyla Kadıköyü'nün Romanı, Ülker Fırtınası, Ciğerdelen ve Dineyri Papazı romanlarındaki ana kadın karakterler; çizilen teorik çerçevede toplumsal çevre ve ikili ilişkiler özelinde incelenmiş ve ikinci cins/öteki olma kavramları yardımıyla değerlendirilmiştir. Bu çalışma, Safiye Erol'un romanlarındaki kadınlara Simone de Beauvoir'ın feminist bakış açısından yaklaşarak yazarın farklı bir yönünü ortaya çıkarmayı ve feminist teorinin Türk romanı üzerindeki çalışmalarına ve kadın bir yazar olarak Safiye Erol'un akademideki görünürlüğüne katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Türk şiirinde taşra: 1859-1959
Türk Şiirinde Taşra: 1859-1959?, Türk şiiri tarihinde taşra olgusunun geçirdiği dönüşüme odaklanan bir çalışmadır. Bu çalışmada, edebî merkezin dışında kalan bölgeler olarak tarif edilen taşranın şiirde nasıl işlendiği üzerinde durulmaktadır. Doğası ve üzerinde yaşayan insanlarıyla taşra anlatımında ortaya çıkan özellikler, tezin ilgi alanını oluşturmuştur. Taşrayı anlatan şiirlerde kullanılan dil, anlatıcının bakış açısı ve yeğlenen imajların çözümlendiği bu çalışmada, taşra anlatımında ortaya çıkan özelliklerin dönüşümü açıklanmaktadır.Bu çalışmada taşranın nesnel gerçekliğinin şiire yeterince yansımadığı belirlemesi yapılmaktadır. Taşrayı işleyen şiirlerde taşra, büyük ölçüde belirli bir düşünceyi anlatmanın vesilesidir. Bu şiirlerde merkezin seçkinci ve standart dili değil, taşra dili ve sanatına öykünen bir dil kullanılır. Bu şiirlerdeki anlatıcılar, karşılaştıkları farklı formları ancak merkezin yaydığı estetik ideolojinin form bilgisine çevirerek tanımlayabilmişlerdir. Bu yüzden bu şiirlerde görsel imajlar ve benzetmeler baskındır.Divan şiiri döneminde anlatılan taşra bütün Osmanlı coğrafyası değil, merkezî eyaletlerdir. Cumhuriyet döneminde ise taşra uzun süre denize uzak bölgeler olarak anlaşılmıştır. Taşra anlatımında çok sayıda ortak özellik bulunmasına karşın üç ayrı bölgenin üç ayrı şekilde işlendiği gözlemlenmektedir: Yakın taşra (Edirne, Bursa, Ege havzası), uzak taşra (Eskişehir-Afyon hattı, İç Anadolu, Batı ile Orta Karadeniz ile Batı ile Orta Akdeniz'in iç bölgeleri) ve derin taşra (Sivas, Doğu Akdeniz'in iç bölgeleri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu ile Doğu Akdeniz bölgeleri).Yakın taşrada uhreviyet, erotizm, bereket, mutluluk, yaşama sevinci ve gündelik sıkıntılar öne çıkar. Uzak taşrada yoksulluk, taşralıyla özdeşleşme, göç, tarımda makinalaşma, halkçı simgeler işlenir. Derin taşrada ise isyan, milliyetçilik, geri kalmışlık, aydınlanma arzusu, yiğitlik ve epik söylem dikkati çeker.Anahtar sözcükler: Şiir, Türk Şiiri, Taşra, Tanzimat Şiiri, Cumhuriyet Dönemi Şiiri
Rasim Özdenören'in hikayelerinde gelenek-modernizm çatışması
Bu yüksek lisans tezi Rasim Özdenören'in hayatını, sanatını ve tüm hikâye kitaplarındaki gelenek modernizm çatışmasını kapsayan bir çalışmadır. Kendisi hakkında bugüne kadar yapılan çalışmalarda hikâyelerindeki bu tematik bakış açısı değerlendirilmemiştir. Çalışmamızda sadece Özdenören'in hikâyelerinden değil, denemelerinden, hakkında yazılmış kitaplardan ve farklı alanlara ait eserlerden de yararlanılmıştır. İlk hikâyesini 1957'de yayımlayan Rasim Özdenören, 2009'a kadar on hikâye kitabı yayımlar. Yaklaşık yarım asırdır hikâye yazmaya devam eden yazar 1970 sonrası Türk hikâyeciliğinin önemli isimlerindendir. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde gelenek-modernizm kavramlarının genel değerlendirilmesi; ikinci bölümde Rasim Özdenören'in hayatı, sanatı ve eserleri; üçüncü bölümde yazarın hikâyelerindeki gelenek modernizm çatışması yer alır. Türk edebiyat ve sanatının son elli yılında öykü ve denemeleriyle mühim bir yeri olan Rasim Özdenören üzerine hazırlanan bu çalışmanın daha sonraki çalışmalara bir kaynak olmasını ümit ediyorum. Anahtar Kelimeler:Türk Edebiyatı, Türk Hikâyesi, Rasim Özdenören, Gelenek Modernizm Çatışması