Middle East Technical University
Discipline

Political Science and International Relations

Middle East Technical University

1,027

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Arktika Bölgesi'nin uluslararası güvenlik çerçevesinde incelenmesi

İklim krizi günümüzün en önemli sorunlardan biri haline gelerek, insanlık için büyük riskler oluşturmaktadır. Arktika Bölgesi de iklim krizinden etkilenecek olan bölgelerin başında gelmektedir.Bu çalışmanın amacı Arktika Bölgesi'nin uluslararası güvenlik çerçevesinde kuramsal tartışmalarla çevre, enerji, ekonomik, siyasi ve askeri konularda incelenmesidir. Bu amaçdoğrultusunda ilk olarak "Uluslararası Güvenlik Kuramları" başlığı altında, güvenlik kavramının gelişimi incelenmekte, bölgedeki çeşitli faaliyetler üzerinde durulmaktadır. Ardından uluslararası güvenlik kuramları incelenmektedir. İkinci olarak "Arktika Bölgesi" başlığı ile bölgenin coğrafi tanımı yapılmakta, bölgenin stratejik önemine değinilmekte ve bölge devletlerinin anlaşmazlıkları incelenmektedir. Son olarak "Uluslararası Güvenlik Çerçevesinde Arktika Bölgesi" başlığı ile bölge devletleri, bölge dışı devletler ve uluslararası kuruluşların bölgedeki güvenlik politikalarına değinilmektedir. Ardından Neorealizm, Neoliberalizm, Kopanhag ve Aberystwyth Ekolü gibi uluslararası güvenlik kuramları aracılığı ile bölge güvenliği incelenmektedir. Bu çerçevede bu çalışma, Arktika Bölgesi sahip olduğu potansiyel kaynak zenginliği ile bir yandan ilgili devletler için rekabet unsuru oluştururken, diğer yandan bölgesel ve küresel açıdan uluslararası sistemde güvensizlik ortamı yaratmaktadır hipotezine dayanmaktadır. Hipotezi doğrulamak için şu sorulara yer verilmiştir: Bölge hangi kaynaklara sahip ve ne tür bir güvensizlik ortamı yaratıyor? Bölgesel ve küresel risk ve tehditler nelerdir? Bu risk ve tehditlerden etkilenen aktörler kimlerdir? Arktika Bölgesi'nde uluslararası güvenlik kuramlarından yola çıkılarak ne tür bir barış ortamı sağlanabilir?

Arktik OkyanusuArktikaGüvenlik+2
Aslıhan Genç
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bağımsızlık sonrası Kazakistan'da göç ve Oralmanlar

Sovyet yönetiminin baskıcı politikaları nedeniyle kendi topraklarından göç eden Kazaklar, 1991 yılında Kazakistan'ın bağımsızlığının ilan etmesinden sonra vatanlarına geri dönmeye başlamıştır. Bu göç bugüne kadar devlet desteğiyle devam etmiştir. Oralmanlara uygulanan devlet destekli göç politikasını ve bu politikaya uygun olarak geliştirilen "Nurlu Göç" (2 Aralık 2008 tarihinde kabul edilen göç programı) programıyla Oralmanların ülkeye olan dönüşlerini inceleyen bu çalışmanın temel hipotezi, Kazakistan'ın göç politikasının temelini oluşturan Nurlu Göç programının birincil amaçlarına uygun yapılmadığını ortaya çıkarmaktır. Çalışmanın hipotezini doğrulamak amacıyla Oralmanların topluma uyumu konusunda devletin ne tür politikalar uyguladığı ve uygulanan politikaların sonuç verip vermediği sorularına cevap aranacaktır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Oralman kimliği ile kimliğe en çok vurgu yapan inşacı uluslararası ilişkiler teorisi arasında pratik bir bağlantı kurulacaktır. İkinci bölümde Oralmanların anavatanına dönme tarihi ve süreçleri Sovyetler Birliği ve Bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti dönemleri ele alınarak anlatılacaktır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Kazakistan'ın göç politikası ve Nurlu Göç programı detaylıca ele alınacaktır. Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde ise Oralmanların Kazakistan'daki genel durumları, barınma ve istihdam koşulları, nerelerde yaşadıkları, eğitim olanakları ve sosyo-ekonomik durumları detaylıca incelenecektir. Çalışmada ilk elden bilgilerin toplanabilmesi için saha araştırması yapılarak Kazakistan'a gidilmiş ve çeşitli bölgedeki Oralmanlar ile mülakatlar yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kazakistan, Göç Politikası, "Nurlu Göç" Programı, Kimlik, Oralman.

BağımsızlıkGöçlerKazakistan+2
Fatıma Abdıl-sattar
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Voltaire ve Diderot'nun din anlayışları

Kant'ın "aklını kullanma cesareti göster" mottosu ile özdeşleşen aydınlanma, Avrupa tarihi açısından belli bir dönemin adı olduğu kadar; bir düşünüş tarzı, birey, toplum ve siyaset tasarımı anlamına da gelmektedir. 18. yüzyıla damgasını vuran aydınlanma dönemi için söylenebilecek ilk şey tek bir aydınlanmanın değil, farklı ülke gelenekleri ile şekillenmiş aydınlanma düşünüşlerinin olduğudur. Aydınlanma dönemi olarak bahsedilen 18 yy'da farklı değerlerin ve ilkelerin daha fazla öne çıkarıldığı Fransız, Alman, İskoç, Amerikan tarzı aydınlanmalardan bahsedilebilir. Her bir aydınlanma geleneği kendi toplumuna damgasını vurmuş, kendi toplumunun kültürel, siyasal ve birey anlayışını yansıtmış, önemli felsefecilerin çalışmaları ile şekillenmiş, kendine özgü ilkeleri öne çıkartmıştır. Farklı aydınlanmaların ortaya çıkışında toplumların tarihi, kültürel yapısı, siyasal yapısı, sınıfsal yapısı hatta ekonomik yapısındaki değişim dönüşüm belirleyici olmuştur. Farklı noktalarla birlikte her bir aydınlanma akılcılığı öne çıkartarak, bireyci düşünceyi, geleneksel politik ve toplumsal yapıları dönüştürmeyi ve metafizikten kurtulmayı murat etmiştir. Her bir aydınlanma belirlediği temel ilkeler çerçevesinde toplumun, bireyin ve politik yaşamın farklı yöntemlerle yeniden şekillendirilebileceğini düşündürtmek istemiştir. Tezin konusu, salt akıl, mantık, bilimsel yöntem, dinin sorgulanması temalarını öne çıkartan Fransız aydınlanması ve onun iki önemli temsilcisi Voltaire ve Diderot'nun düşüncelerinde din, birey, toplum, akıl, hoşgörü, özgürlük kavramlarının nasıl ele alındığının incelenmesidir. Her iki düşünür aklı öne çıkartarak politik ve toplumsal yapıyı dönüştürmek istemiştir. Voltaire din konusunda daha deist çizgide yer alırken; Diderot din konusundaki farklı görüşlere saygı duymakla birlikte fikren ateizme daha yakın bir yerde durmaktadır. Anahtar Kelimeler: Fransız Aydınlanması, Voltaire, Diderot, Din, Özgürlük

AydınlanmaAydınlanma felsefesiDiderot, Denis+5
Seray Altun
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş dönemi sonrası Amerika Birleşik Devletleri Cumhuriyetçi başkanlarının dış politika perspektiflerinin realizm kuramı çerçevesinde değerlendirilmesi

Soğuk Savaş, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği arasındaki iki kutuplu dünya düzeninin hâkim olduğu dönemi kapsar. Soğuk Savaş döneminin 1990'lı yılların başlangıcında bitmesiyle beraber ABD'nin küresel bir hegemonya gücünü üstlendiği, tek kutuplu dünya düzenine geçiş yaşandı. Bunun en temel nedenleri; SSCB'nin dağılması ve siyasal egemenliğinin sona ermesi, yeni devletlerin kurulmasıyla beraber politik istikrarın korunması yönündeki girişimlerin artması, ABD'nin gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek konuma erişmesi, demokrasi geleneğini sürdürmesi ve küresel piyasa ekonomisinde rol oynamasıdır. Bu çalışma ABD'nin iki ana partisi olan Demokrat Parti ve Cumhuriyetçi Parti arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ele almaktadır. Çalışmanın asıl amacı ise ABD'nin özellikle Soğuk Savaş sonrası uluslararası arenada benimsediği realist perspektifin Cumhuriyetçi başkanlar döneminde dış politikadaki yansımalarını açıklamaktır. Bu bağlamda, Cumhuriyetçi Parti'ye mensup başkanlardan Ronald Reagan, George H. W. Bush, George W. Bush ve Donald Trump'ın dış politika kararları incelenecektir. Çalışmada Cumhuriyetçi başkanların seçilmesinin temel sebepleri realist kurama dayandırılarak açıklanmaktadır. Tarihsel örnekler özellikle dış politikada Cumhuriyetçi başkanların Demokrat başkanlara kıyasla dış politikada daha aktif rol üstlendikleri ve daha radikal kararlar almaya meyilli olduklarını göstermiştir. Dolayısıyla çalışma ABD'nin dış politikada Cumhuriyetçi başkanlar döneminde Demokrat başkanlara kıyasla daha etkin olduğuna odaklanmaktadır. Anahtar Kelimeler: ABD, Başkanlık, Cumhuriyetçi Parti, Realizm, Soğuk Savaş.

Amerika Birleşik DevletleriBaşkanlık sistemiCumhuriyetçi Parti+6
Sadettin Alp Özata
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Latin Amerika ve Ortadoğu'daki askeri darbelerin karşılaştırmalı bir incelemesi ve ABD'nin tutumu: Venezuela ve Mısır

Askeri rejimler; çoğu zaman kalıcı olmayan, güçsüz, iktidarın siyasal zayıflığından dolayı ortaya çıkan istikrarsız yönetim biçimleridir. Bu şekilde yönetilen hükümetlerin genellikle demokrasi geleneğinin zayıf olmasıyla beraber muhalefet partilerinin, derneklerin, baskı ve çıkar gruplarının da etkinliği asgari düzeydedir. Ordu, kendi çıkar ve menfaatine yönelik politikalar üreterek toplumu, devleti, medyayı güç kullanarak kontrol altına alır. Ortadoğu ve Latin Amerika coğrafyaları askeri darbelerin en sık yaşandığı bölgeler arasındadır. Bunun en temel sebepleri; gelişmiş ülkelerle rekabet edebilecek politik yapılara, güçlü ve istikrarlı kurumlara sahip olmamaları, demokrasi geleneğini sürdürememeleri ve küresel piyasa ekonomisinde geri planda kalan dünya devletlerini barındırmalarıdır. Bu çalışmada, Venezuela ve Mısır ülkelerinde birbirinden bağımsız bir şekilde gerçekleşen askeri darbe girişimleri sivil-asker ilişkileri çerçevesinde ele alınmaktadır. Çalışmanın asıl amacı Latin Amerika ve Ortadoğu bölgelerinin sahip oldukları doğal kaynaklar ve stratejik önemleri nedeniyle Venezuela ile Mısır'da yakın dönemlerde gerçekleşen askeri darbeleri açıklayarak benzerliklerini ve farklılıklarını ortaya koymaktır. İlaveten, gerçekleşen askeri darbelerde Amerika Birleşik Devletleri'nin sergilediği tutum ve varsa rolünün hangi boyutlarda olduğuna yer verilmektedir. Bu çalışmanın hipotezi, tarihsel süreç boyunca Mısır ordusunun üst kademesiyle devirdiği hükümet ve Müslüman Kardeşler arasında ideolojik ayrışmalar varken, Venezuela'da ordu komutası ve Maduro hükümeti Chavismo ideolojisi etrafında birleşmektedir. Ayrıca Mısır ve ABD ordusu arasında Enver Sedat dönemine kadar uzanan köklü ilişkilerin olması gerçekleşen darbenin başarılı olmasının önünü açan bir diğer etken olmuştur. Böylelikle darbe öncesi dönemdeki sivil-asker ilişkileriyle beraber ABD'nin bu tezin konusunu oluşturan Venezuela ve Mısır orduları ile ilişkileri de bu ülkelerdeki askeri darbelerin gidişatını etkilemiştir. Anahtar Kelimeler: Askeri Darbe, Mısır, Venezuela, Sivil-Asker İlişkileri, ABD, Chavismo

Amerika Birleşik DevletleriAskeri müdahaleLatin Amerika+5
Fatmagül Günhar
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin uluslararası göç yönetimine güvenlik bağlamında bir bakış

Birçok alanın ortak öznesi durumunda olan göç özellikle son dönemde dünya gündeminin en üst sıralarında yer almaktadır. Bu sebeple sahip olduğu coğrafyasıyla dünyanın en eski topluluklarına ev sahipliği yapmış olan Türkiye için de göç hareketleri kaçınılmaz olarak gündemin öncelikli konularından biri haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'nin göç politikalarını incelemek ayrıca oluşturulan söylemlerin vatandaşların göçmen algısı üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu çalışma, güvenlik meselesinin devlet ya da vatandaş güvenliğine indirgenmemesi gerektiği ayrıca göçmenlerin bir güvenlik meselesi haline getirilmesi yerine onların toplumla uyumunun sağlanmasıyla ancak toplumsal güvenliğin sağlanabileceği hipotezine dayanmaktadır. Bu çalışma yaygın olanın aksine göçün devlet güvenliğinin yanında göçmen güvenliğiyle olan ilişkisinin ortaya konması açısından önemlidir. Bu amaçla çalışmada ilk olarak Türkiye'nin uluslararası göç politikalarının tarihsel gelişimine yer verilmiş ayrıca Türkiye'nin göç yönetiminde yer alan yasal düzenlemelerle uluslararası iş birliklerine değinilmiştir. İkinci olarak güvenlik kavramının tarihsel oluşumuna ve kullanıldığı alanlara yer verilmiş, göçün güvenlikle ilişkisini ortaya koymak amacıyla Kopenhag Ekolünün güvenlik anlayışından yararlanılmıştır. Son olarak üçüncü bölümde ise Türkiye'de göç ve güvenlik ilişkisi, göçün güvenlikleştirilmesi ve göçmenlerin güvenliği gibi başlıklara yer verilmiş ayrıca güvenlik söylemi üzerinde göçmen algısı ortaya konmuştur.

Göç politikalarıGöçlerGüvenlik+5
Elif Tosun
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Siyasal tutumları oluşturan ve değiştiren faktörler: Muğla örneği

Birey kavramı açılımları ve siyasi önemi açısından; günlük dilde oldukça geniş bir anlam ifade etmesine rağmen genellikle ihmal edilmekte ve tek bir insan olarak algılanmaktadır. Ancak kavram tek bir insandan fazlasını içermektedir. Bireyler yaşadığı çevresindeki varlığını ve etkinliğini kanıtlama ihtiyacı duydukları için doğdukları andan itibaren başta aileleriyle başladıkları daha sonra ise genişleyen çevreleri doğrultusunda tutumlarını belirlemektedir. Bireylerin zaman içerisinde değişen ve değişmeyen tutumları oluşabilmektedir. Siyaset alanında bireyin rolü büyüktür. Birey varsa siyaset vardır. Bu anlamda siyasetin psikolojisini ele almak büyük önem taşımaktadır. Çünkü bireyin psikolojisi siyasi davranışlarını, tutumlarını ve katılımlarını etkilemektedir. Siyasi katılımdaki tutumları değiştiren farklı nedenler vardır. Bireyin karakteristik özellikleri doğrultusunda belirlediği tutumlar dışında cinsiyetinin, yaşının, eğitiminin, mesleğinin, medya ve kitle iletişim araçlarının yani çevresinin etkisiyle belirlediği ve değiştirdiği tutumları da bulunmaktadır. Geniş bir alanı kapsayan siyaset alanında siyasal tutumları inceleyebilmek adına öncelikle siyasal katılım kavramı incelenmelidir. Çalışmada da buna önem verilmiş, siyasal katılım sonrasında siyasal tutumlar incelenmiştir. Çalışmayı desteklemek amacı ile de Muğla ili ölçeğinde anket yapılmıştır. 2019 Yerel Seçimleri örnek alınarak siyasal tutumların oluşumu ve değişiminde etkili olan faktörlerin neler olduğuna dair bir çalışma yapılmıştır. Çalışmada karşılaştırmalı bir yöntem benimsenmiştir. Hedef kitlenin belirlenmesinde rassal yöntem ve teknikler kullanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Siyasal Tutum, Siyasal Katılım, Birey, Demokrasi, Muğla

DemokrasiMuğlaSiyasal davranış+3
Latife Çakır
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

"Rusya ve eski Sovyet ülkeleri ilişkilerinin doğal kaynak milliyetçiliği bağlamında incelenmesi"

Enerji güvenliği enerjinin temiz, sürdürülebilir, ucuz ve çeşitli yollardan kesintisiz bir şekilde temini olarak tanımlanabilir. Realist kuram özelinde enerji güvenliğini sağlamak devletlerin görevi olarak görülmüştür. Realist kuramın enerji güvenliğini tanımlamak için kullandığı doğal kaynak milliyetçiliği kavramı ise kaynak sahibi devletlerin kaynaklarını, kaynak sahibi olmayan devletler üzerinde bir baskı, kontrol ve tehdit aracı olarak kullanması şeklinde tanımlanmaktadır. Enerji saikinin ve enerji güvenliğinin uluslararası önemine bakıldığında doğal kaynak milliyetçiliği temelinde politika ve stratejiler geliştiren kaynak sahibi devletlerin bir enerji güvensizliği ortaya çıkardığı belirtilmektedir. Bu duruma en iyi örneklerden biri özellikle 2006 yılında gerçekleşen Ukrayna gaz krizinin ardından Rusya Federasyonu olarak görülmektedir. Doğal kaynaklar ve nakil hatları üzerindeki devlet kontrolünden, enerji arzında kesintiler yapma ve fiyat stratejileri gibi eylemlerle Rusya'nın eski Sovyet coğrafyasında yer alan devletleri kontrolü altında tutmak amacına sahip olduğu belirtilmelidir. Çalışmanın hipotezi Rusya Federasyonu'nun Sovyet ardılı ülkeleri enerji kaynakları özelinde kontrol ve baskı altında tuttuğu üzerine kurulmuştur. Çalışma iki kısım üç bölümden oluşmaktadır. İlk kısım ve ilk bölüm teorik altyapıya ayrılmış olup realizm, güvenlik ve enerji güvenliği konularını açıklamaktadır. İkinci kısımda ikinci bölüm Avrasya ve eski Sovyet coğrafyasının jeopolitik ve jeostratejik açıdan incelenmesine ayrılmış olup bölgesel bazda kaynak varlığı, Rusya'nın bölgedeki nüfuzu, bölgede yer alan enerji nakil hatları ve bölgenin enerji potansiyeli işlenmiştir. Üçüncü bölümün tamamı Sovyet ardılı ülkelerin Rusya ile enerji ilişkilerinin bölgeler bazında incelenmesine ayrılmıştır. Sonuç bölümünde ise çalışmanın hipotezi bulgular neticesinde tartışılıp çalışma nihayete erdirilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmış olup, Türkçe, İngilizce ve Rusça kaynaklardan istifade edilmiştir. Anahtar kelimeler: Enerji Güvenliği, Rusya Federasyonu, Doğal Kaynak Milliyetçiliği, SSCB, Realizm

Doğal kaynaklarEnerjiEnerji güvenliği+5
Tuğçe Dündar
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası ilişkilerde küçük devlet yaklaşımı bağlamında Yugoslavya sonrası Sırbistan dış politikasının analizi

Uluslararası İlişkilerde yapılan çalışmalar daha çok büyük devletler arasındaki ilişkileri incelemiştir. Küçük devlet kavramı Soğuk Savaş sonrası dönemde ortaya çıkmıştır. Dünyada birçok küçük devletin bağımsızlığını kazanması ile uluslararası ilişkilerde küçük devletler ön plana çıkmıştır. Ayrıca günümüz uluslararası sistemi büyük devletlerden ziyade küçük devletlerden oluştuğundan küçük devletlerin dış politikalarının analiz edilmesi önem kazanmaya başlamıştır. Küçük devletlerin sınırlı kaynakları nedeniyle büyük devletlerin ve uluslararası aktörlerin etkisi altında hareket edeceği öngörülmüştür. Küçük devletler, büyük devletlerle ya da diğer küçük devletlerle birlikte ortak dış politika ve güvenlik politikaları sergileyebilmektedir. Küçük devlet yaklaşımında inceleyeceğimiz Sırbistan, Soğuk Savaş'ın bitmesiyle çok partili hayata geçmiş, fakat komünist düzenin etkisi 1990'lar boyunca hissedilmiştir. Eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç'in yönetiminin sona erdiği 2000 yılından itibaren köklü bir dönüşüm süreci içerisine girmiştir. Bu dönüşüm, ülkedeki siyasi dengeleri etkilemiştir. Bu bağlamda Sırbistan dış politikası küçük devlet yaklaşımı bakımından oldukça dikkat çekici bir çalışma alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma ile uluslararası ilişkiler disiplini içinde ele alınan küçük devletlerin tanımı incelenecek, tanımlamadaki çelişkiler ve farklılıklar ortaya konacak ve küçük devletlerin dış politika ve ittifak davranışları üzerine oluşan literatür incelenerek örnek ülke olarak analiz edilen Sırbistan'ın dış politikası özellikle AB, Rusya, ABD ve Çin ile ilişkileri çerçevesinde ele alınacaktır. Tezin ilk bölümünde, uluslararası ilişkilerde küçük devlet nedir, küçük devletlerin dış politikaları hangi etmenlerden oluşur sorusuna cevap aranacaktır. İkinci bölümde, örnek ülke olarak inceleyeceğimiz Sırbistan'ın tarihsel arka planının ortaya konulması amaçlanmıştır. Üçüncü bölümde ise Sırbistan dış politikasının ABD, AB, Rusya ve Çin ile ilişkileri çerçevesinde Yugoslavya sonrası ve yeni dönemde nasıl şekillendiği açıklanacaktır.

Amerika Birleşik DevletleriRusyaSırbistan+5
Sultan Rados
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk siyasetinde Refah Partisi deneyimi: Gelenek, ideoloji ve politika

Türk Siyasetinde Refah Partisi Deneyimi: Gelenek, İdeoloji ve Politika adlı çalışmamız temel düzeyde 12 Eylül sonrası çok partili hayatın yeniden tesis edilmesi ile iktidar mücadelesine dahil olan ve 1998 yılında Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılan Refah Partisi'nin politik düşüncesini ve iktidar deneyimlerini ele almaktadır. Teorik olarak modern siyasete ait kavramlar ve çağdaş siyasal gelişmeye ait eleştirel yaklaşımlar ele alındıktan sonra, Milli Görüş Hareketinin bir temsilcisi olarak Refah Partisi'nin gelenek içerisindeki yeri sorgulanmış; kendisinden önce ve sonra var olan politik deneyimlere ne düzeyde aracılık ettiği gelenek içi bir tartışma üzerinden sınanmıştır. İkinci olarak Refah Partisi'nin ideolojik tahlili politik aktörler ve siyasal teoriye ait devlet, demokrasi, ekonomi, laiklik ve insan hakları kavramlarına üzerinden incelenmiştir. Modern Türk siyasetinde iktidar mücadelesi veren Refah Partisi'nin Türk modernleşmesine bakışı, İslamcılık söylemi ve din anlayışı ayrıca ele alınmıştır. Türk siyasetinin yaşadığı yapısal kriz ile geliştirilen Adil Düzen söylemi üzerinden üretilen meclis içi muhalefet ile yerel iktidar başarısının ne ölçüde merkezi iktidar başarısına katkı yaptığı değerlendirilmiştir. Refah Partisi'nin Doğru Yol Partisi ile yaptığı koalisyon ve iktidar süresince cari rejimin gösterdiği politik refleks 28 Şubat askeri müdahalesi üzerinden ele alınmıştır. Milli Görüş hareketi ve Refah Partisi, Türk siyasal hayatında cari olan iktidar bölünmelerinin ötesinde ortaya koydukları düşünce ve pratikler ile alternatif bir siyaset iddiasında olmuşlardır. Türk siyasal hayatı için Milli Görüş hareketinin alternatif bir politika ürettiği iddiası ele alınarak sorgulanmıştır. Böylece Refah Partisi'nin Milli Görüş hareketine ve modern Türk siyasetine olan katkısı çözümlenmeye çalışılmıştır.

GeleneklerMilli görüşRefah Partisi+4
Ömer Baykal
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Contemporary political history of Afghanistan according to Khaled Hosseini's books

Afghanistan's political history has always been an important and interesting issue for writers, especially political history of the last 30 years of Afghanistan, because it has a lot of changes and mutations, so different writers with different views has written about it. In other side the international acclaim from Khaled Hosseini novels (The Kite Runner and A Thousand Splendid Suns), shows that political-historical realities about Afghanistan in these novels are interesting for people in the world, and make them curious about Afghanistan. Even some peoples believe that these political- historical realities along with extensive advertising made these novels' reputation. (But we should consider that facts which mentioned in novels have been offered with good literary and artistic features.) In this study, after a short review of these novels, and also historical and political realities of Afghanistan, I want to accordance events in these novels with Afghanistan's political history. This study seeks to evaluate contemporary political history of Afghanistan according to Khaled Hosseini's novels. In this study I want to understand the political history of the country in the last half century, what happened in this period and how, on the other hand want to check whether the facts mentioned in Hosseini's novels completely true and matches with the other books in field of Afghanistan's political history or not? Has Khaled Hosseini written according to his own perception of historical events, or novels are consistent with the facts? To obtain this offer and achieve the purpose of research, I will use different books from Afghan and foreign writers and also evaluate every single political event which mentioned in the novels and other books.

AfghanistanHosseini, KhaledNovel+4
Ehsan Ahmad Najm
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kentsel dönüşüm ve güvenlik siyaseti: Gaziosmanpaşa Sarıgöl Mahallesi

Türkiye'de 2000'li yıllardan itibaren artan kentsel dönüşüm uygulamaları öncelikli olarak kent yoksullarının yaşadığı gecekondu mahallelerine odaklanmış ve bu mahallelerin yeniden inşası başlıca hedef haline gelmiştir. Geçmişte gecekondu mahallelerini göz ardı eden yönetimsel bakış açısının yerini kentsel dönüşümle düzenleme, ıslah etme, yenileme kavramlarına bırakması gecekondu mahallelerinde köklü değişimlerin yaşanmasına ve bu mahallelerin yeniden inşa sürecine girmesine neden olmuştur. Düzenleme ve ıslah etme anlayışının odak noktası ise belli etnik kimliklerin, işçilerin ve marjinal olarak tanımlanan grupların yaşam alanları olmuştur. Bu çalışma, afet riski altındaki alanların dönüştürülmesi hakkındaki kanun kapsamında dönüşüm alanı ilan edilen gecekondu mahallelerini irdeleyerek kent yoksullarının yaşadığı mahallelerin damgalanması ve suçlulaştırılması üzerinden güvenlik siyaseti ile kentsel dönüşüm arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Örnek mahalle olarak seçilen İstanbul Gaziosmanpaşa Sarıgöl mahallesinde yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiş ve kentsel dönüşüm öncesi, kentsel dönüşüm süreci ve sonrası araştırılmıştır. Kentsel dönüşümün hedeflediği yenileme, rehabilitasyon kavramları da irdelenerek Sarıgöl'deki kentsel dönüşümün mahalle halkı üzerindeki etkisi ele alınmıştır.

GüvenlikGüvenlik politikalarıKentsel dönüşüm+1
Leman Çelik Özşahin
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Suudi Arabistan'ın güvenlik algısı ve dış politikasının değişimi (2010-16)

Geleneksel olarak dış politikasında yumuşak güç unsurlarına başvuran, bölgesel rakipleri ile askeri karşıtlıklardan kaçınan, çatışan taraflar arasında arabuluculuğu önceleyen, maruz kaldığı tehditleri önlemek için ABD güvenlik garantilerine yaslanan İbn Suud rejiminin, Arap Baharı sürecinde bu geleneksel dış politikasından radikal bir şekilde uzaklaştığı gözlemlenmiştir. Bu süreçte rejimin dış politikasında yaşanan radikal değişim küresel, bölgesel ve ulusal düzlemde yaşanan gelişmeler ile bağlantılıdır. ABD'nin rejime sağladığı güvenlik garantilerinde yaşanan azalma, bölgesel aktörlerin rejimi tehdit eden politikaları ve rejimin gücünde meydana gelen nispi artış İbn Suud rejimini Arap Baharı sürecinde iddialı bir dış politikaya yönelmesine yol açmıştır. Rejim, bu süreçte bölgesel rakiplerinden kaynaklı tehditleri tırmandırmayı seçerek doğrudan askeri müdahalesi için bir gerekçe oluşturmuş, bölgesel çıkarlarını genişletmek için askeri güce başvurmayı da içeren çatışmacı bir dış politikaya yönelmiştir. Yeni dönemde geliştirdiği doğrudan askeri müdahaleye dayanan dış politikasını devam ettirebilmek için bölgesel aktörler arasında askeri oluşumlara liderlik etmeye, güvenliğini çeşitlendirmeye ve askeri/endüstriyel kapasitesini mümkün olduğunca arttırmaya çalışmıştır. İbn Suud rejimi, Arap Baharı sürecinde takip ettiği bu iddialı dış politika ile rejimine yönelik tehdide yol açan devletleri ve devlet dışı aktörleri dengelemeyi ve bölge genelinde oluşan güç boşluklarından da yararlanarak jeopolitik nüfuzunu genişleterek Ortadoğu bölgesinde liderlik rolü oynamayı hedeflemiştir.

Arap BaharıGüvenlikSuudi Arabistan+2
Necmettin Acar
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Almanya'da yaşayan üçüncü nesil Türk kökenli bireylerde kimlik algısı

Bir aidiyet sorunu olan kimlik, içinde bulunduğu toplumsal ve kültürel ilişkilerin ve ayrıca geçmişten günümüze ortaya çıkan tarihsel durum ve süreçlerin tamamından etkilenerek kendini inşa eder. Bu bağlamda önemli kültürel ve toplumsal sonuçları olan göç süreçlerinin kimliğin inşasında oynadığı büyük rol, yadsınamaz bir gerçektir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında yükselişe geçen uluslararası göç de hem göç alan hem de veren ülkeler için kayda değer toplumsal ve kültürel sonuçlar doğurmuş; bunun yanı sıra kimlik tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Bu çalışmanın amacı; 1961 yılından itibaren Almanya'ya yönelik Türk işçi göçü hareketinin öngörülmeyen bir sonucu olarak bugün Almanya'da yaşayan, eğitim gören ve bu toplumun bir parçası olan Türk kökenli üçüncü nesil bireylerin sahip olduğu kimlik algısını araştırmaktır. Kimlik inşasında ön koşul, her zaman bir "öteki"ne duyulan ihtiyaçtır. Hiçbir kimlik aidiyeti, kendisinden farklılıklarının bulunduğu ve aynı zamanda asgari düzeyde benzerliklerde buluştuğu bir Öteki olmadan var olamaz. Dolayısıyla, Almanya'da yaşayan Türk kökenli bireylerin kendi kimliklerini inşa etmesinde de Öteki önemli bir yer taşımıştır. Ancak günümüzde üçüncü neslin, kendileri için Öteki olan Alman kimliğini, bu ülkeye ilk göçü gerçekleştiren akrabalarının aksine, kendilerinden tamamen farklı bir noktada konumlandırmadığı; kimliklerini inşa sürecinde Alman kimliğine de yer verdikleri gözlemlenmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk işçi göçü, uluslararası göç, ulusötecilik, transnasyonalizm, kimlik.

AlmanyaDış TürklerKimlik+7
Aslıhan Yurdakul
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Toplumsal hareketleri duygu sosyolojisiyle yeniden düşünmek: Temsil açmazında yas ve melankolinin siyasal imkanları

Toplumsal hareketler analizlerine duyguları da dahil eden bu tez, literatürde duyguların dışarıda bırakılışını sorunsallaştırmaktadır. Burada toplumsal hareketler sosyolojisinin, bireysel anlatıları, duyguları daha çok odağına alması gerektiği iddia edilmektedir. Diğer yandan duyguların da sosyolojik olarak soruşturulabileceği en uygun alanlardan birinin toplumsal hareketler olduğu tartışılmaktadır. Mevcut toplumsal hareketler literatüründeki görme biçimlerinin görünmez kıldığı alanlara temsil ve duygular ekseninde bakmaya çalışılmıştır. Temsil, temsil düzeneği, temsil edilemezlik kavramları ile toplumsal hareketlerin eylem repertuvarı, protestocuların kaynak ve motivasyonları arasında belirli hatlar kurulmuştur. Farklı disiplinler içinden duygu üzerine yapılmış kuramsal ve pratik çalışmalar taranarak, etik ve pratik bir duygu kuramının imkânları aranmıştır. Tüm bu kuramsal tartışmaları arkasına alarak, Türkiye'den bazı toplumsal hareket örneklerini duygu ve temsil eksenli analiz etmeye çalışan bu tez, daha geniş kapsamlı olarak duygusal bir şiddet tertibatı olan Zorla Kaybetmeler'e ve ardından ortaya çıkan Cumartesi Anneleri hareketinin duygu dolaşımına odaklanıyor.

Cumartesi AnneleriDuyguDuygu sosyalizasyonu+2
Anıl Derkuş
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrasi tartışmaları ve İsviçre'de 2011 – 2018 yılları arasında gerçekleştirilen referandumlar bağlamında modern demokrasinin doğrudan katılım aygıtları

Bu araştırma, bir siyasal katılım biçimi olarak modern demokrasinin doğrudan katılım formlarının modern İsviçre'de 2011-2018 yılları arasında gerçekleştirilen halkoylamaları bağlamında incelenmesini hedeflemektedir. Öncelikle bir demokrasi tanımı yapmak amacıyla demokrasinin geldiği anlamlar araştırılmış, ardından demokrasinin ilk hali olan Antik Yunan Dünyası'ndaki katılım mekanizmaları ve liberalizmle beraber demokrasinin hiç olmadığı kadar evrensel bir hale gelişini mümkün kılan koşullar Ellen Wood, T.H. Marshall ve Joseph Schumpeter gibi düşünürlerin çalışmaları ışığında incelenmiştir. Demokrasi tartışmaları, demokrasinin kapitalizmle ilişkisi, liberal hak kümeleri, kimlik hakları ve bir prosedür olarak demokrasi olmak üzere 4 farklı başlıkta incelenmiştir. Doğrudan ve temsilî demokrasi tartışmaları ve modern dünyada Atina tipi bir doğrudan demokrasinin uygulanabilirliğiyle ilgili yapılan tartışmadan sonra araştırmanın vaka çalışmasına geçilmiştir. İsviçre'de 2011-2018 yılları arasında gerçekleştirilen halkoylamaları bağlamında modern doğrudan siyasal katılım mekanizmalarının işlerliği tartışılmış, "halk girişimi" (initiative populaire) başta olmak üzere benimsenen en gelişmiş formların beraberinde getirdiği çelişkiler ve İsviçre'deki siyasal katılımın doğrudanlığı tartışılmıştır. 2011 yılından 2018 yılına kadar İsviçre'de gerçekleştirilen halkoylamaları konuları, politika alanları, sonuçları ve katılım oranları baz alınarak tablolaştırılmıştır. İsviçre demokrasisinin her ne kadar halk girişimi gibi vatandaşın anayasa değişikliği önermek suretiyle politikaya doğrudan katılımını mümkün kılan mekanizmaları olsa bile temsili hükümetin her zaman daha baskın olduğu düşünülmektedir.

DemokrasiDoğrudan demokrasiReferandum+1
Ekin İlke Keleşoğlu
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

İran'ın büyük stratejisinin Orta Doğu'ya yansıması

Tarih boyunca kıtalar ve medeniyetler arası geçiş görevi üstlenen jeostratejik konumu, kadim kültürü ve bünyesinde bulunan zengin yer altı kaynaklarıyla İran, küresel politikanın odak noktalarından biri olmuştur. Kendini büyük bir uygarlığın bakiyesi ve varisi olarak addeden İran, sahip olduğu jeopolitik konumu ve mevcut potansiyeli nedeniyle kendini milli sınırlarının çok ötesinde bölgesel bir güç olarak görmektedir. Geçtiğimiz yüzyılın sonlarına doğru gerçekleşen "İslam Devrimi" sonucunda her ne kadar bir rejim ve eksen değişikliği yaşamış olsa da İran, yer aldığı coğrafyada başat aktör olma arzusunu sürdürmektedir. Sosyal, kültürel ve dini çeşitlilikten beslenen tarihsel rekabetlerin hala etkisini sürdürdüğü Orta Doğu'da, kadim ve merkezi aktörlerinden biri olan İran, günümüzde bölgesel ve küresel düzlemde bir güç mücadelesi yürütmektedir. Karşı karşıya kaldığı tehdit ve meydan okumaları dengeleyebilmek adına İran, küresel sistemde yaşanan değişim ve dönüşümlerin sunduğu imkânları azami ölçüde değerlendirerek büyük stratejisini ulusal çıkarlarını koruma ve sürdürme hedefi doğrultusunda şekillendirmiştir. İran, kendisiyle benzer tarihi deneyimlere ve ortak ülkülere sahip paydaşlarıyla kurmuş olduğu ittifaklar ağı vesilesiyle bölgesel nüfuz alanını ve ulusal güvenlik sahasını sınırlarının ötesine taşımaya çabalamaktadır. Çalışma içerisinde, İran'ın varoluş ve nüfuz mücadelesi uzun vadeli hedeflere dayalı, çok boyutlu ve kapsamlı bir "büyük strateji" çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu bağlamda, İran'ın vekâlet savaşı doktrini aracılığıyla nüfuz sahaları oluşturma çabası, asimetrik yöntemlere dayalı caydırıcılık stratejileri ve Orta Doğu'daki ideolojik ve pragmatik saiklere dayalı jeopolitik yönelimleri detaylı biçimde incelenecektir. Teorik bir çalışma olan bu tezde, İran'ın büyük stratejisinin Orta Doğu'ya yönelik yansımaları çok katmanlı bir stratejik çerçevede ele alınacaktır.

Grand stratejisi
Muhammed Hüseyin Çelik
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Laik hegemonyanın inşa sürecinden İslamcı hegemonyanın inşasına Türkiye'nin dönüşen siyaseti: Gramscian bir analiz

Türkiye siyasi tarihinin seyrini laik ve İslamcı oluşumlar arasındaki mücadele üzerinden okumak mümkündür. Osmanlı modernleşmesi döneminde batıcılar ile gelenekselciler arasındaki çatışmacı ilişki Cumhuriyet döneminde laikler ve İslamcılar arasında devam etmiştir. Laikler ve İslamcılar arasındaki bu çatışmacı ilişki yakın dönem Türkiye siyasetinin şekillenmesinde de etkili bir rol oynamıştır. Laikler ile İslamcılar arasındaki ayrışma din-devlet-siyaset ilişkisinde "dinin konumunun ne olması gerektiği" meselesi üzerinden gerçekleşmiştir. Din üzerinden gerçekleşen bu ayrışma 1980'lere kadar genel olarak kültürel bir boyuta sahipken, 1980 sonrası dönemde ekonomik boyutu da içine almaya başlamıştır. Türkiye siyasetini laik hegemonya ile İslamcı hegemonya arasındaki mücadele ekseninde analiz eden ve laik ve İslamcı oluşumların mücadelesinin Türkiye'ye etkisini karşılaştırmalı bir yöntemle ele alan bu tez, Gramsci'nin hegemonya yaklaşımını esas alan almaktadır. Tez, daha çok teorik bir çalışma olsa da liderlerin konuşma ve demeçleri doküman analizine tabi tutulduğundan nitel bir boyuta da sahiptir. Tezde 1923-2011 yılları arası dönem Türkiye siyasetinde laik hegemonyanın egemen olduğu dönem olarak belirlenirken, 2011 sonrası dönem ise İslamcı hegemonyanın hâkim olduğu dönem olarak belirlenmiştir. Çalışmada Türkiye siyaseti, ideolojik, kültürel ve ekonomik etkenler üzerinden analiz edilmiş; 1980 sonrasında ortaya çıkan farklı toplumsal gruplar ve kimlikler ile uluslararası gelişmeler bağlamında analitik bir çözümlemeye tabi tutulmuştur. 1980 sonrası dönem Türkiye siyasetinin dönüşümü açısından bir kırılma noktasını teşkil etmektedir. Uluslararası konjonktürde yaşanan gelişmelerin Türkiye'yi siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel alanlarda önemli ölçüde etkilediği bu dönemde Türk-İslam Sentezi anlayışı doğrultusunda uygulanan politikalar ile liberal ekonomi politikaları İslamcı siyasetin yükselişine ve 1990'larda iktidar ortağı olmasına yol açmıştır. İslamcı siyasetin bu yükselişi 28 Şubat müdahalesiyle sona erdirilirken, bu dönemde uygulanan baskıcı politikalar laik hegemonyanın kendi anti-tezini doğurmasıyla sonuçlanmıştır. AK Parti adı altında daha güçlü bir şekilde örgütlenerek 2002 yılında iktidarı ele geçiren ve laik hegemonyanın karşısında konumlanan İslamcı siyaset bugün Türkiye siyasetinin dönüşümünün baş aktörü olmuştur. Laik ve İslamcı oluşumların politikalarının sonucunda Türkiye siyasetinde demokrasi adına önemli kazanımlar elde edildiği gibi önemli kayıplar da yaşanmıştır. Bu bağlamda demokrasi merkezli ele alındığında Türkiye siyasetinin dönüşümünü bir ilerleme ve gerileme süreci olarak okumak mümkündür. Nitekim Türkiye'de demokrasi adına atılan her ileri adım bir karşı koyuşla karşılaşmış ve Türkiye'de demokrasinin yerleşikleşmesi gerçekleşmemiştir. Laik hegemonyanın Türkiye siyasetine egemen olduğu dönemden İslamcı hegemonyanın egemen olduğu günümüze kadar geçen süreç boyunca yaşanan demokrasi krizlerinin esasında hegemonya bunalımının yaşanmasının ardından ortaya çıktığı görülmektedir. Genellikle karşı hegemonik oluşumların belirmeye başladığı dönemlerde ortaya çıkan hegemonya bunalımı egemen güçlerin karşı hegemonik oluşumlara yönelik anti-demokratik bir tutum takınarak devletin baskıcı araçlarına başvurmasına yol açmış, bu da hegemonya mücadelesinin devam etmesi sonucunu doğurmuştur. Hegemonyanın hem dinamik hem de diyalektik yapısının bir göstergesi olan bu duruma bağlı olarak, gelinen noktada Türkiye'de hegemonya mücadelesinin bitmediği, devam ettiği sonucuna ulaşılmış, bu mücadelenin dijitalleşmeyle birlikte farklı mecralarda ve farklı aktörlerle devam edeceği öngörülmüştür.

Hatice Dönmez
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Körfez Savaşı döneminde Türk dış politikası: Neoklasik realizm açısından bir analiz

Bu çalışma, 1990–1991 Körfez Savaşı sürecinde Türkiye'nin izlediği dış politikayı neoklasik realizm kuramsal perspektifiyle analiz etmeyi amaçlamaktadır. Neoklasik realizm, devletlerin dış politika davranışlarını sadece uluslararası sistemdeki güç dengeleriyle değil, aynı zamanda iç politika dinamikleri, lider algıları ve devlet kapasitesi gibi unsurlarla birlikte ele alır. Bu doğrultuda tezde, Türkiye'nin Körfez Savaşı'na yönelik tutumu hem sistemik düzeyde (Soğuk Savaş sonrası güç dengesi, ABD öncülüğündeki koalisyonun etkisi) hem de üniter düzeyinde (Turgut Özal'ın liderliği, ordu ve bürokrasinin rolü, kamuoyu etkisi) çok boyutlu olarak incelenmiştir. Araştırmanın bulguları, Türkiye'nin geleneksel ihtiyatlı dış politika çizgisinden saparak daha proaktif ve risk alan bir tutum geliştirdiğini ortaya koymaktadır. Özellikle Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın liderlik tarzı, Türk dış politikasında sistemik baskılar ile içsel dinamikler arasındaki etkileşimi görünür kılmıştır. Ordu ve bürokrasi içindeki çekinceler, ekonomik kaygılar ve kamuoyu baskısı ise dış politikada karar alma süreçlerini sınırlandırıcı faktörler olarak öne çıkmıştır. Bu çerçevede, Körfez Savaşı süreci Türkiye'nin dış politika yapımında karar alıcı algılarının, devlet kapasitesinin ve toplumsal faktörlerin sistemik koşullar ile birlikte nasıl şekillendirici rol oynadığını göstermektedir. Sonuç olarak, Türkiye'nin Körfez Savaşı sürecindeki deneyimi, neoklasik realizmin orta ölçekli devletlerin dış politikalarını açıklamada güçlü bir analitik araç sunduğunu teyit etmektedir. Bu çalışma, Türkiye'nin savaş dönemindeki dış politika yönelimlerinin yalnızca güç dengeleriyle değil, aynı zamanda içsel siyasal, ekonomik ve toplumsal dinamiklerle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Neoklasik realizm, Türkiye, Körfez Savaşı, dış politika, lider algısı, iç politika dinamikleri.

Körfez Savaşı
Havva Çevik
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk siyasal hayatında merkez sağın elit döngüsü: 'Seçilmiş' liderler üzerine bir inceleme

Bu çalışma, Türk siyasal hayatında merkez sağ geleneğin tarihsel sürekliliğini ve bu geleneği temsil eden "seçilmiş" liderlerin siyasal yükseliş süreçlerini elit teorileri çerçevesinde incelemektedir. Araştırmanın temel amacı, Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren Türkiye'de yönetici elit yapılarının dönüşümünü, çok partili siyasal yaşama geçişten günümüze uzanan süreçte merkez sağ siyaset üzerinden analiz etmektir. Bu doğrultuda çalışma, özellikle Vilfredo Pareto'nun "elitlerin dolaşımı" kavramından hareketle oluşturulan "elit döngüsü" yaklaşımıyla, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal ve Recep Tayyip Erdoğan gibi liderlerin siyasal kariyerlerini karşılaştırmalı bir biçimde değerlendirmektedir. Araştırma, merkez sağın bir ideoloji olmanın ötesinde, halkla kurduğu bağ, benimsediği siyasal kültür ve dayandığı toplumsal meşruiyet anlayışıyla yerleşik bir siyasal gelenek haline geldiğini göstermektedir. Bu gelenek, farklı dönemlerde farklı biçimlerde varlığını sürdürmüştür. Menderes'in halk merkezli kalkınmacı yaklaşımı, Demirel'in teknik uzmanlıkla harmanlanmış halkçı liderliği, Özal'ın neoliberal dönüşüm vizyonu ve Erdoğan'ın karizmatik, tabandan yükselen siyasal örgütlenme biçimi bu sürekliliğin farklı tezahürlerini ortaya koymaktadır. Her biri, kendi döneminin toplumsal koşullarıyla uyum içinde, Türkiye'deki elit yapısının yeniden şekillenmesine katkıda bulunmuştur. Bu bütünlük içinde değerlendirildiğinde, çalışma merkez sağ siyaset içinde süreklilik ile değişimin dengelendiği bir elit dönüşüm sürecini, tarihsel veriler ve analitik gözlemlerle açıklamayı amaçlamaktadır. Araştırma nitel bir yöntemle yürütülmüş; tarihsel-sosyolojik analiz, doküman incelemesi ve literatür taraması teknikleri birlikte kullanılmıştır. Çalışmanın kapsamını, çok partili siyasal yaşama geçişten günümüze kadar olan dönemde siyasal iktidarda belirleyici rol oynamış dört merkez sağ parti (Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve Adalet ve Kalkınma Partisi) ve bu partilerin liderleri oluşturmaktadır. Çalışma, merkez sağın ideolojik sınırlarını, temsil anlayışını ve toplumsal tabanla kurduğu ilişkiyi, klasik ve modern elit teorileri perspektifinde değerlendirmiştir. Elde edilen bulgular, Türkiye'de merkez sağın kurumsal ve kültürel sürekliliğinin, seçilmiş liderlerin kişisel nitelikleriyle ve toplumsal meşruiyet inşasıyla yakından ilişkili olduğunu dolayısıyla merkez sağın tarihsel seyrinin Türk siyasetinde elit yapısının halkla kurulan temsiliyet ilişkisi üzerinden sürekli yeniden üretildiğini ortaya koymaktadır. Menderes'le başlayan halk temelli siyaset tarzı, Demirel'le kurumsallaşmış; Özal döneminde ekonomik modernleşme ve neoliberal politikalarla yeniden tanımlanmış; Erdoğan döneminde ise muhafazakâr popülizmle birleşerek merkez sağın yeni biçimini oluşturmuştur. Bu dönüşüm süreci, Pareto'nun öne sürdüğü biçimiyle, Türk siyasal hayatında "elitlerin dolaşımı"nın sürekliliğini gösteren özgün bir örnek olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Türk Merkez Sağı, Elit Teorileri, Elit Dolaşımı, Elit Döngüsü, Pareto, Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut Özal, Recep Tayyip Erdoğan.

Musa Özdemir
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessEN

The importance of Turkish-Soviet relations during the Early Republican period in Turkey

During the World War I, the Tsarist regime was overthrown by the socialist revolution in 1917. In recent times, a national struggle process has also been experienced by Türkiye. In this period, Turkish-Soviet relations started in the axis of anti-imperialist struggle. During the days of the Turkish War of Independence, the close political relations established between the Ankara Government and Soviet Russia against the Western states, from the proclamation of the Republic in 1923 to the World War II. It continued until the end of World War II in 1945. Turkish-Soviet relations in the early Republican period witnessed many important events. The development of political, economic and military ties between the two countries is an important issue in terms of international relations. In this context, the Early Republican period is particularly important in terms of Turkish-Soviet relations. In this direction this study aimed to examine Turkish-Soviet relations in the early Republican period. The study concluded that Turkish-Soviet relations started amicably in the early Republican period and later became tense. The problems such as trust, ideological differences and borders between the two countries have been effective in the development of relations. However, Turkish-Soviet relations have always had the potential for mutual cooperation and dialogue. Key words: Turkish Soviet Relations, Early Republican Period.

Utku Akın
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

The revolt of Sheikh Ubeydullah (1880-1881): An instrumentalist study of a nationalist movement

At the end of the 19th century, between 1880-1881, Sheikh Ubeydullah, the leader of the Naqshbandi sect, attacked the cities and villages of the border regions of Iran and the Ottoman Empire and caused many killings and loots in the Qajar Empire's Azerbaijan state. The reason for the beginning of this rebellion was the jeopardy of the Sheikh's personal interests. The sheikh lost the right to own several villages, which were actually a gift from Shah Qajar to his father. In the following, the signing of the Berlin Treaty and the Sheikh's fear of creating an Armenian state in his claimed territory were added for this reason. Sheikh needed supporters and followers to maintain his power and wealth. By creating ethnic and religious symbols and distorting the existing symbols, he provoked the people and mobilized supporters. Therefore, it can be said that Sheikh as an elite, by creating ethnic symbols and abusing them, was able to bring the heads of Kurdish tribes and their citizens with him and try to protect his interests under the title of Kurdish nationalism. In this thesis, the method of discourse analysis with inductive approach is used. In the historical study of the movement, it has been tried to use more first-hand sources and government archives. Key Words: Sheikh Ubeydullah, Ottoman, Qajar, Iran

Alı Sadıq Bayraq
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Comparison of the counterterrorism strategies of France, the United States of America and Russia in Africa

In the 21st century, Islamic terrorism emerges as a very important security and stability threat for many countries all over the world. Jihadist terrorism which is a global terrorism targeting everyone who does not adopt the tendency of Islamic fundamentalism poses a very significant security threat not only for underdeveloped countries but also developed ones. According to Global Terrorism Index 2023, the deadliest terrorist groups in 2022 were Islamic State (IS) and its affiliates, al-Shabaab, Balochistan Liberation Army ( BLA) and Jamaat Nusrat Al-Islam wal Muslimeen (JNIM). Most of these terrorist groups are related with Islamic terrorism. The purpose of this research is to examine the counterterrorism strategies of France, the USA and Russia, that experienced serious and deadly Islamic terrorist strikes at their home, in the continent of Africa where Islamic terrorism has been expanding and causing many casualties. Besides, this research is trying to find the similarities and differences between the counterterrorism policies of France, the USA and Russia and their success or failure for combatting Islamic terrorism in Africa. Keywords: Islamic terrorism, Counterterrorism, France, the USA, Russia, Africa

Melek Daşıkan
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

Temporary protection in International Law

In history, asylum movements originated from religious and ethnic intolerances, nowadays mostly due to wars among countries, civil wars, revolutions, foreigner state occupations, discriminating and repressive regimes with regards to race, religion, language and ethnic origin. Agreements, protocols, regulations and circulars have been developed nationally and internationally for creating a legal basis and giving legal descriptions of asylum and international protection. The basic convention related to asylum is the 1951 Geneva Convention and the basic protocol is the 1967 Protocol. Turkey accepted this convention and protocol with geographical limitation and put the 1994 Regulation into force. Then, as the first immigration law "Law on Foreigners and International Protection" entered into force. By taking as a basis of the Article 91 of this law, the 1994 Regulation lost its effect and was replaced by The Temporary Protection Regulation. There are three types of international protection in Turkish Law: refugees, conditional refugees, and secondary protection. Temporary protection, is not accounted among the types of international protection under the LFIP. Temporary Protection status is only provided when the Council of Ministers decides and provided to foreigners who were forced to leave their countries in mass influxes, who entered another country collectively, sought urgent protection and who are expected to return to their home countries when the life-threatening situations have passed. In its history, Turkey has hosted large numbers of protection seekers. Bosnians, Iraqis, and now Syrians are examples of temporarily protected people. Key Words: International Protection, Temporary Protection, Temporary Protection Regulation, Syrians

Temporary legal protectionConservationProtection laws+5
İnayet Burcu Akyürek
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessEN

Ezidi women's diaspora

In this study, the role of women in Ezidi culture and the effects of migrations on women are examined. Women in agricultural societies have a secondary role, their main place being the home and this space became even narrower for Ezidis, a closed community. This is because of the fact that they experienced exclusion and pressure for long years. Anxiety of extinction became a pressure mostly on women. This limited case study with the members of Ezidi diaspora demonstrated that migration meant the access to the right to live, to be educated, to existing as an individual both for women and men and running away from pressure. It is important to note that there is limited research on the Ezidi migration and the Ezidi diaspora. Even though there are some studies on Ezidi culture related with the study of Ezidi history and religion, there is a gap in sociological studies. This study on the Ezidi women's diaspora was conducted via communication with Ezidi associations in different parts of the world. The social media enabled to connect with these associations. Through these associations, it was possible to find some interviewees who had accepted to communicate with me and tell their experiences. Listening to them telling their own stories enriches our point of view. Despite the language DIASPORA, it was possible to communicate with them easily. Communication was made especially with young people between the ages of 20 and 26.Bu çalışmada Ezidilik kültüründe genel anlamda kadının rolü ve göçlerin kadın rolündeki etkileri incelenmektedir. Tarım toplumu içindeki kadının ev ile sınırlı kalan alanı Ezidi için daha dar bir alana sıkışmışlardır. Yıllar içerisinde yaşadıkları dışlanma ve baskının bu duruma neden olduğunu vurgulanmaktadır. Yıllar boyunca yaşanılan yok olma endişesi en çok kadınların üzerinde baskı hissetirmeye başlamıştır. Göç, hem kadınlar hem de erkekler için sadece baskıdan kaçış anlamına değil aynı zamanda eğitim hakkının, geçinme şansının ve birey olarak var olmayı ifade etmektedir. Türkiye'de Ezidiler üzerine yapılan az sayıda çalışma genellikle inançcın yapısı ve kökenleri üzerinde durmaktadır. Sosyolojik araştırmalar çok fazla konu edilmemektedir. İçe kapalı, çok fazla alana dağılmış olan Ezidi topluğu ile ilgili hazırladığım çalışmada öncelikli olarak yurt dışında bulunan derneklerle iletişim haline geçerek gerçekleştirilmiştir. Aynı zamanda sosyal medya sayesinde daha rahat bir şekilde ulaşım sağlanmıştır. Yurtdışındaki derneklerle bağlantıya geçerek görüşmeciler bulunmasına gayret edilmiş ve böylece Ezidi diasporası üzerine bilgi sahibi olunması hedeflenmiştir. Kendi ağızlarından kendi terimleriyle onları dinlemenin bakış açısını zenginleştirdiğini belirtmek gerekir. Kürtçe bilmememe rağmen göçler sayesinde yaşadıkları toplumun dilini benimsemiş olan Ezidi gruplarla kolaylıkla iletişime geçilebilmiştir. Son derece sıcak ve içten bir şekilde konuşma fırsatı bulunmuştur. Özellikle görüşmelerimde 20-26 yaş arasındaki gençlerle iletişime geçilmiştir.

DiasporaWomenCulture+2
Nazlıgül Candaş
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessEN

The transparency factor in Turkish foreign policy during the Second World War

Turkey's ability to stay out of the Second World War is one of the most impressive accomplishments in diplomatic history. Pressured for help bythe ?allies? and threatened by the adverseries, Turkey was under constant duress. However Turks escaped from the destruction of the war while receiving credits and supplies from both sides.The consensus is that Turks used their critical geo-political location as a bargaining chip, playing one side against the other. Even though such argument is succesful in many respects, one significant factor deserves more attention. It is the argument of this thesis that transparency (the ability of states to recognize what others are doing) was that factor leaving less room for possible misperceptions and miscalculations.Turkish polity was not faction ridden but stable. Turkish decision makers were few, homogenious, authoritarian and hierarchical bunch. İnönü?s total grip of the country was unchallanged. There was no other centers of power or ideological factions that could be manipulated. Thus Turkish actions and intentions were easier to analyse by foreigners. Turkish polity was transparent.Turkish decision makers also made efforts to be transparent. They affectively comminicated. In addition to official contacts, Turks used strickly controlled media to expose their intentions. During their manevours, they tried to reduce perception of surprize. They were carefull limiting their commitments and took precautions against upsetting any interested powers. At many turning points, Turkish manevours were well expected by their counterparts thus miscalculations and overreactions were prevented.The transparent structure also helped. The decisive victory of Germany in Western Europe or inadequacy of Turkish military capabilities did not leave room for miscalculation. The Turks were also able to read interantional structure correctly. The Impossibility of Balkan solidarity and Soviet intentions were correctly calculated by Turks.Having benign and transparent intentions does not avoid war. If thought to be essential, Turkey could have been attacked by Germany, Russia or even by England. If Turkey did not have an extremely important geopolitical position she could have easily been a bargaining chip that could be sacrificed. Had Turkey not managed to put together a large army or did not have a difficult and costly terrain to invade the outcome could have been very much different. The argument of this thesis does not deny that structural factors are the prime determinants. However reducing the likelyhood of miscalculation, transparency played a major part in the outcome of Turkish Foreign Policy during the Second World War.

DiplomacyWorld War IIDecision making+2
Bülent Oğuz Mavioğlu
Yeditepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Balkan Savaşları'nın Balkanlar'dan Anadolu'ya Türk göçü üzerine etkisi

Yarımadadaki ilk Türk varlığı, Hunların 4. yüzyılda bölgeye gelmesiyle başlamış ve daha sonraki yüzyıllarda Avarlar, Bulgarlar, Vardar Türkleri, Peçenekler, Uzlar, Kumanlar-Kıpçaklar gibi Türk kavimleri bölgeye göç etmiştir. Balkanlar'a kuzeyden gelen bu Türk kavimlerinden sonra 13. yüzyılda Anadolu'dan Selçuklu Türkleri ve onları takiben de 14. yüzyıldan itibaren Osmanlı Türkleri gelmeye başlamıştır. 1361'de Edirne'nin fethinden sonra Balkan topraklarına doğru genişleyen Osmanlı Devleti, Balkanlar'da kurulmuş ve bir Balkan İmparatorluğu olarak doğup gelişmiştir. Anadolu gibi Balkanlar da Türklere vatan olmuştur. 19. yüzyılda Balkan Müslümanlarının yeni milliyetçilik akımı ile katliama uğramaları 1821 Yunan ayaklanmasıyla başlamış ve Yunan ulus devletinin kurulması diğer Balkan milletleri için örnek teşkil etmiştir. 19. yüzyılın sonlarına gelindiğinde, Osmanlı İmparatorluğu yüzyıl boyunca Balkanlar'da isyanlarla mücadele etmiştir. Balkan Savaşı'na hazırlıksız yakalanan Osmanlı İmparatorluğu, Balkan devletleri karşısında beklenmedik bir yenilgiye uğramıştır. Doğu Sorunu'nun bir hedefi ve bu siyasi düşüncenin bir sonucu olan Balkan Savaşı'nda, Rumeli'nin tamamına yakın kısmı çok kısa bir süre içerisinde elden çıkmıştır. 17. yüzyıl sonunda Osmanlı İmparatorluğu'nun Avrupa'da toprak kaybetmesiyle başlayan göçler, Avrupa'daki topraklardan geri çekilmenin devam etmesi ile hızlanmıştır. Balkanlar'da yeni ulus devletler yaratılırken bir engel olarak görülen Müslümanlar ya katliama uğramış ya da göç etmeye zorlanmışlardır. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında ve sonrasında yaşanan göç ve katliamların benzerleri Balkan Savaşı sürecinde de yaşanmıştır. Balkan Savaşları sonunda Türkler, Anadolu ile birlikte vatan olan ve bazı bölgelerinde çoğunluğu oluşturdukları Balkanlar'da azınlık durumuna düşmüşlerdir. Anahtar Kelimeler: Balkanlar, İsyanlar, İskân, Balkan Savaşları, Mezalimler, Göçler.

Balkan TürkleriBalkan savaşlarıBalkanlar+4
Hacer Zorlu Uğur
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ekvator yerli hareketi: Buen vivir ve ekolojik mücadele

Bu tez Ekvator yerlileri ve yerli hareketinin, ekolojik hareketler içerisindeki ekolojizmin felsefesi ve değerlerinden beslenerek kendi buen vivir (iyi yaşam) anlayışlarıyla bütünleştirdikleri, toprakları ve doğa için verdikleri bütüncül mücadeleyi inceler. Bir Güney Amerika ülkesi olan Ekvator, ekolojik çeşitlilikte dünyanın en önemli ülkelerinden birisidir. Ülkenin temel gelir kaynağı petrol ekonomisine dayanmaktadır. Bu ekolojik çeşitlilik ile petrol rezervleri çoğunlukla ülkenin Amazonlar ve And bölgelerinde toplanmıştır. Bu bölgeler aynı zamanda Ekvator yerli halklarına da ev sahipliği yapmaktadır. Ekvator tarihinde kültürel, politik, ekonomik, toplumsal gibi birçok alanda dışlanan yerliler 1990'lı yıllardan itibaren sistemli ve örgütlü bir biçimde ayaklanmışlardır. Bu çalışmada, 1990 sonrası Ekvator yerli hareketleri, yerlilerin siyasi sürece katılımları, Ekvator'daki istikrarsız politik süreç, yeni anayasa (2008) yapım süreci, yerliler ile hükümetin aldığı karşılıklı pozisyonlar ele alınmıştır. Ekvator'daki buen vivir temelli yerli hareketi, ekolojik hareketin hüviyetini taşıyan bir hareket olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: İyi Yaşam (Buen Vivir), 1990 Ayaklanmaları, 2008 Ekvator Anayasası, Ekolojik Hareket, Petrol Ekonomisi

EkolojiEkvadorPetrol+2
Yasin Özbey
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası dönemde yasadışı göçün Türkiye'nin sınır güvenliğine etkisi

Ülkelerin büyümesi ve sınırların birbirine yaklaşması ve yaşanan sanayi devrimi ile birlikte insanlar kendi ülkeleri dışında yaşam sürmek ve çalışmak istemişlerdir. Bunun da beraberinde getirdiği bazı sorunlar meydana gelmektedir. Bu sorunların açıklandığı ve hukuk yönünden meseleye bakıldığı çalışmamızda, sınır güvenliği ve yasa dışı göç hareketlerinin önlenmesinin hukuki boyutu ele alınmıştır. Çalışmamızın amacı soğuk savaş sonrası sınır güvenliğinin ne kadar önemli hale geldiğini göstermek ve sınır güvenliğine yönelik önlem alınmasına dikkat çekmektir. Yasadışı göçmen hareketliliğinin yaşandığı ülkemizde hukuki olarak yapılan düzenlemeleri ve sınır güvenliğini sağlayan kurum ve kuruluşlarının hangileri olduğu ve görevlerinin ne olduğu etraflıca araştırılmış ve yasadışı göçlerin ülkemizin sınır güvenliğini nasıl etkilediği konusu üzerinde durulmuştur.

GöçlerGüvenlikGüvenlik önlemleri+5
Hakan Karaduman
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

I. Körfez Savaşı'nın Türk dış politikasına etkisi

Irak'ın Kuveyt'i 2 Ağustos 1990 tarihinde işgali ile başlayan Körfez Krizi'nin 17 Ocak 1991'de Körfez Savaşı'na dönüşmesiyle birlikte Orta Doğu dengeleri önemli bir kırılma yaşamıştır. Bu savaşla birlikte bölge dengeleri yeniden dizayn edilmiştir. Soğuk Savaş sonrası dönemde ilk ciddi kriz olan I. Körfez Savaşı yalnızca bölge ülkelerini değil başta ABD olmak üzere Batılı birçok devleti ve uluslararası örgütleri de harekete geçirmiştir. Körfez Krizi süresince Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşundan itibaren Orta Doğu bölgesinde dış politikada izlemiş olduğu Araplar arası sorunlara müdahil olmama kısacası bölgede izlenen statüko ve denge politikası terk edilmiş ve Türk dış politikasının bölge içi dinamiklere etkisi giderek artmaya başlamıştır. Böylece Türkiye bölgede aktör olma konumuna evrilmeye başlamıştır. Körfez Savaşı'nın hemen ardından Kuzey Irak'ta Saddam Hüseyin'e karşı Kürt grupların gerçekleştirdiği ayaklanmanın başarısız olması sonucunda mülteci krizi ortaya çıkmış ve bu kriz Türkiye'ye sıçramıştır. Savaş sonunda mülteci krizini yaşayan Türkiye, sorunun çözümü için dış politikada yapmış olduğu manevralarla Kuzey Irak'ta güvenli bölgelerin oluşmasına öncülük etmiştir. Bölgede yer alan Kuzey Iraklı Kürtlerin olası özerk bir Kürt devleti kurmalarına karşı Türk dış politikası yapıcıları önlemler almış ve bu oluşuma izin verilmemiştir. Sonuç olarak Körfez Savaşı'nın ardından Türk dış politikası, Orta Doğu açısından büyük bir değişime uğramış ve dış politikada eksen kayması yaşanmıştır. Bölgede Türkiye'nin de içinde bulunduğu siyasi sorunlarda aktör olarak yer aldığı yıllar başlamıştır. Anahtar Kelimeler: Körfez Savaşı, Türk Dış Politikası, Turgut Özal, Orta Doğu, Kuzey Irak.

KuveytKörfez SavaşıKörfez politikası+7
Anıl Acar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yapay su yollarının Uluslararası Hukuk bakımından incelenmesi ve Kanal İstanbul projesi

Uluslararası mal ve ticaret hizmetinin yüzde sekseninden fazlası denizler üzerinden gerçekleşmektedir. Deniz Ticaretinin en önemli güzergâhları yapay ve doğal suyolları olarak nitelendirdiğimiz kanallar ve boğazlardır. Dünyadaki kanallar örneklerinin amacı ticaret yolunu kısaltarak maliyetten ve zamandan kazanım sağlamaktır. Türk Boğazlarının ticaret hacminin artmasıyla birlikte gemi trafiğinin yoğunlaşması beklemelere ve gemi kazalarına yol açması sebebiyle alternatif suyolu yapılması gerekmektedir. Türk Boğazlarından geçiş rejimi 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile belirlenmiştir. Dönemin değişen koşulları münasebetiyle Türk Boğazlarında artan gemi trafiği ve gemi boyutlarının büyümesi İstanbul Boğaz'ında kazalara sebep olabilmekte ve bazı boyuttaki gemilerin geçişleri zorlaşabilmektedir. Boğazlardan seyir eden tehlikeli madde taşıyan gemilerin olası kaza sonucu şehre hasar vermesi çok yüksek ihtimaller dâhilindedir. Ulusal suyolu projesiyle İstanbul Boğaz'ında geçiş sistemini yeniden düzenlenmesi gündeme gelmiştir. Kanal İstanbul olarak ifade edilen suyolu projesi İstanbul Boğaz'ına alternatif bir suyolu olarak planlanmaktadır. Bu çalışmada dünyada yer alan önemli kanalların tarihi, yapısı, geçiş sistemleri stratejik konumlarının ülkeye etkisi ve Kanal İstanbul incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde kavramsal çerçeve oluşturulmuş, ikinci bölümde deniz ticaretinde önemli kanallar; Süveyş, Panama, Kiel, Korint, Welland, Don-Volga, Lingqu ve proje olarak açıklanan Fars, İsrail ve Nikaragua kanalları incelenmiştir. Üçüncü bölümde yapılması planlanan alternatif suyolu Kanal İstanbul Projesinin yapısı ve konumu incelenmiş, Montrö ve Tüzükler ile İstanbul Boğazı'nda geçiş sistemi ve Kanal İstanbul'un hukuki boyutuna bakılmıştır.

Kanal İstanbulSu yoluUluslararası Hukuk
Meliha Çinar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş Sonrası Dönemde Türkiye'nin Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz bölgesine yönelik politikaları

1571'de Türklerin egemenliğine giren Kıbrıs Adası, 1878 Berlin Anlaşması ile Osmanlı egemenliğinden çıkmıştır. Osmanlı egemenliğinde 300 yılı aşan barış ve huzur dönemi de bu tarihlerden itibaren kademeli bir şekilde sona ermiştir. Özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında Yunanistan ve Rumların Megola İdea ve ENOSİS doğrultusunda hareket etmesi adada barışın tamamen ortadan kalkmasına yol açmış, Türklerin adadaki varlığının tehlikeye girmesi üzerine Türkiye ilki 1964 ikincisi 1974'te olmak üzere iki kere askeri müdahalede bulunmak zorunda kalmıştır. Türkiye'nin müdahaleleri sonrasında adadaki Türklerin varlığı güvenceye alınmış ve ardından Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur. Uzun yıllar Rumların uluslararası çevrelerden aldıkları destekle olumsuz bir tutum takınması nedeniyle çözülemeyen Kıbrıs Sorunu konusunda 2004'te yapılan Annan Planı referandumu önemli bir fırsat olmuş ancak o tarihlerde AB üyeliği elde etmiş olan Rumların reddetmesi ile bu çözüm fırsatı da kaçırılmıştır. Annan Planının başarısızlığa uğramasından sonraki yıllarda tüm dünyayı etkisi altına alan küresel ekonomik krizin etkisi ile AB, Rumlara eskisi kadar destek veremez duruma gelmiştir. Bunun yanında Doğu Akdeniz'de yeni enerji sahalarının tespit edilmesi ve bu kaynakların Avrupa için önemi gibi konular Türklerin elini güçlendiren hususlar olmuştur. Öte yandan Arap Baharı dolayısıyla Mısır'da yönetimin değişmesi, Suriye'de iç savaşın çıkması ve Rusya ile ABD arasındaki vekalet savaşlarının Suriye'de yoğunlaşması gibi faktörler Doğu Akdeniz'deki konjonktürü önemli ölçüde değiştirmiştir. Bu yeni konjonktürde Türkiye'nin elini güçlendiren faktörlerin yanında etkinliğini olumsuz etkileyen faktörlerin de olduğu görülmektedir. Bu çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde öncelikle Akdeniz Bölgesi ve bu bağlamda Doğu Akdeniz bölgesi ele alınmıştır. Bölgede aktör olan ülkelerin özelliklerine, konumlarına ve birbirleriyle olan ilişkilerine değinilmiştir. İkinci bölümde, Kıbrıs Adası'nın tarihsel ve siyasi olarak yüzyıllar içerisindeki değişimi ve Türklerin elinden adanın çıkması ve Rumlar ile Türklerin adada birlikte yaşamaları adına Annan Planı çerçevesinde yapılan çalışmalara değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise Doğu Akdeniz'de bulunan enerji kaynaklarının bölge içi ve dışı aktörlerin politikalarına etkisi çerçevesinde değerlendirilerek Türkiye'nin Orta Doğu temelinde ve Kıbrıs özelinde Doğu Akdeniz politikalarına, deniz yetki alanlarının paylaşımında ülkelerin yetkilerine, bu bölge dışında kalan ülkelerin etkilerine ve bu bölgeden beklentileri doğrultusunda hukuki dayanaklarına değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs Sorunu, Doğu Akdeniz, Enerji Güvenliği, Doğu Akdeniz Enerji Kaynakları

Doğu Akdeniz bölgesiKuzey Kıbrıs Türk CumhuriyetiKıbrıs+5
Barış Kaygısız
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Anayasa yapım sürecinde toplumun etkisi

Anayasalar, yönetimlerin güçlerini keyfi kullanmalarını önlemek adına en üst hukuk normu olarak görülen belgelerdir. Ancak anayasalar, içerikleri ve kullanım alanları açısından sadece hukuki değil, siyasi ve toplumsal özellikler de taşımaktadır. Anayasaların toplumsal bir sözleşme olması, anayasa yapım süreçlerinde de toplumun aktif olarak katılımını gerektirmektedir. Anayasa yapım süreçlerini inceleyen bu çalışma da üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; tarihi süreçte anayasa yapım süreçleri incelenmiştir. İlk yazılı anayasa olan ABD'nin anayasa yapım süreci, tarihi olaylarla birlikte değerlendirilerek ele alınmıştır. Ardından ABD'de başlayan anayasa yapım sürecinin Avrupa'ya yayılması incelenmiş ve dünyadaki anayasa yapım süreçleri değerlendirilmiştir. Bir sonraki kısımda ise, Avrupa'da başlayan bu anayasa yapım geleneğinin Türkiye üzerindeki etkileri incelenip; tarih boyunca hem Osmanlı Devleti'nde hem de Türkiye'de yaşanan anayasa yapım süreçleri, öncesi ve sonrasında yaşanan olaylar dikkate alınarak değerlendirilmiştir. İkinci bölümde; Eski Anayasacılık Anlayışından itibaren dünyadaki anayasa yapım süreçlerindeki değişimler incelenmiştir. Demokratik ve katılımın yoğun olduğu bir anayasa yapım sürecinin hangi demokratik yönetim biçimlerinde daha aktif gerçekleştiği, anayasa yapım süreci aşamaları ve katılımlı anayasa yapım süreçleri üzerinde yapılan olumlu ve olumsuz değerlendirmelerden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde; günümüzde yapılmış olan ve katılımın yoğun olduğu anayasa yapım süreçleri incelenmiştir. Bu bağlamda Güney Afrika Cumhuriyeti ve İzlanda'nın anayasa yapım süreçleri ve bu ülkeleri bu sürece yönelten etmenler değerlendirilmiştir.

Amerika Birleşik DevletleriAnayasaBurjuvazi+7
Cansel Sakal
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin sosyo politik analizi

Irak tarihi, devletin kuruluşundan günümüze kadar devamlı olarak Kürt grupların ayrılıkçı etkinliklerine ve başkaldırılarına sahne olmuştur. Bu başkaldırılar, giderek ülkenin kuzey bölgesinde artmış ve ayrılıkçı bir davranışa dönüşmüştür. Kürt gruplar Bölgesel Kürt Yönetimi ismi altında I. Körfez Savaşı'ndan bu güne dek sanki "de facto" bir devlet gibi hareket etmişlerdir. 2003 senesinden sonra ise, Kürtlerin aktiviteleri giderek artmıştır. Önümüzdeki süreçte, Bölgesel Kürt Yönetimi'nin "otonomi" ayrıca "tam bağımsızlık" elde etmek için faaliyetlerini devam ettireceği düşünülmektedir. Kuzey Irak'ta özerk durumda olan Kürt Bölgesel Yönetimi'nin varlığı Irak-Türkiye arasındaki ilişkileri farklı bir kapsama taşımıştır ve üstelik bu özerk yönetimin ilerleyen zamanlarda tam bağımsız olması bile bazen gündeme gelmektedir. Kürt Bölgesel Yönetimi ve Türkiye arasında son zamanlarda politik, ekonomik ve kültürel bağlar gittikçe artmaktadır. Çalışmamızda Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin ayrıntıları ile incelenmesi ve Bölgesel Kürt Yönetimini kapsayan coğrafyanın demografik bir profili ve politik tarihine ilişkin önemli aktörler ve hadiselerle ilgili bilgiler vererek, burada yaşayan insanların sosyal hafızasına dair bir bakış açısı yakalamak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Irak, Kürt, Yönetim

Irak Kürdistan Bölgesel YönetimiKürtlerSiyasal analiz+4
Ali Çayır
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Ortadoğu'da otoriter rejimler

Ortadoğu siyasal coğrafyasının en belirgin özelliklerinden biri, uzun yıllardır bölgede hüküm süren dirençli otoriter rejimlerdir. Otoriter rejimler yalnızca güncel siyaset üzerinde değil, yürüttükleri politikalarla, bölgenin ekonomik, toplumsal ve kültürel yapısı üzerinde de uzun erimli ve belirleyici etkilere sahiptir. Bu nedenle, Ortadoğu siyasetini ve toplumlarını anlayabilmek için, otoriter rejimlerin kaynaklarını ve işleyiş mekanizmalarını kavramak büyük öneme sahiptir. Bu tez, Ortadoğu'da otoriter rejimler üzerine akademik literatürün bir bilançosunu sunmayı hedeflemektedir. Otoriter rejimleri incelerken hangi kuramsal yaklaşımların benimsendiği, bu yaklaşımların literatüre olan katkıları ve sorunlu yönleri eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Böylece, Ortadoğu'da otoriter rejimleri uzun yıllar ayakta tutan kültürel, ekonomik, siyasal ve toplumsal dinamikleri ana hatlarıyla ortaya koyabileceğime inanıyorum. Bu amaç doğrultusunda, ilk olarak, mevcut literatür otoriter rejimlerin kaynakları ve rejimlerin kendilerini sürdürme stratejileri bakımından iki ana başlık halinde sınıflandırılacaktır. Literatürün sınıflandırılması ve alt başlıklar halinde incelenmesinin ardından, son bölüm, otoriter rejimler nasıl incelenmeli sorusuna cevap arayan bir tartışmaya ayrılmıştır. Bu bölümde ilk olarak, son yılların yeni otoriteryanizm tartışmaları ele alınacaktır. Yeni otoriteryanizm çalışmalarının vaatleri ve sınırlılıkları ortaya konulduktan sonra, otoriter rejimleri siyasal iktidar perspektifinden okumanın, ana akım rejim çalışmalarının sıkıştığı dar formalist bakış açısını zenginleştireceği, siyasal rejimleri ortaya çıkaran toplumsal faktörleri ve rejimlerin maddi ve sembolik yaşam stratejilerini bütün veçheleriyle kavramamıza yardımcı olabileceği ileri sürülecektir. Burada, siyasal iktidar perspektifi olarak önerilen yaklaşıma, Pierre Bourdieu'nun alan teorisi ve Michael Mann'ın siyasal iktidar üzerine geliştirdiği kavramsallaştırmalardan hareketle varılmıştır.

DemokrasiDevlet egemenliğiDevlet politikaları+4
Abdullah Erdem Demirtaş
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türk-Yunan ekonomik ilişkileri (1980-2010)

Bu çalışmada Türkiye ve Yunanistan arasındaki ekonomik ilişkiler ve bu ilişkilerin derecesinin devletlerin çatışmasının önüne geçip geçemeyeceği incelenmiştir. Ekonomik ilişkiler analiz edilirken, Keohane ve Nye'ın ?karmaşık karşılıklı bağımlılık? teorisinden yararlanılmıştır. Buna göre, çatışmacı devletlerin kuracakları ekonomik ilişkilerde birbirlerine bağımlı olmaları, devletleri çatışmadan uzaklaştıracak ve ticaretin kârını elde etme çabasına girmelerini sağlayacaktır.Çalışmada bu bağlamda birinci bölüm içinde ekonomi ve siyaset ilişkisi incelenmiş, çatışmacı devletlerin analizinde kullanılacak olan ?karmaşık karşılıklı bağımlılık? teorisinin anlamı ve teoriyi oluşturan sacayakları analiz edilmiştir. İkinci bölümde, çalışma kapsamında incelenecek olan Türkiye ve Yunanistan arasındaki tarihsel problemlere ve Türkiye'nin 1980 yılı sonrasındaki dönüşümüne göz atılmış ve iki ülkeyi birbirine bağlayan bir parça olarak Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkileri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise, Türkiye ve Yunanistan arasındaki ekonomik ilişkiler ve bu ilişkilerin ülkeler arasında karşılıklı bağımlılık yaratıp yaratmadığı analiz edilmiştir. Ekonomik ilişkilerde karşılıklı bağımlılığın olup olmamasının uyuşmazlıkların çözümüne ve iki ülke arasında diyalog ortamının yaratılmasına yapmış olduğu etki ortaya konulmuştur. Ayrıca AKP hükümetleri döneminde tercih edilen komşularla yakınlaşma politikası ve bu politikanın Yunanistan'a yansımaları da incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda ise iki ülke arasında, henüz bir bağımlılık ilişkisinden söz edilemeyeceği, ancak sürece göz atıldığında, ekonomik ve siyasi ilişkilerdeki işbirliğinin geliştirilmesine koşut olarak ilişkilerin her geçen gün iyiye doğru seyrettiği yorumu yapılmıştır.Anahtar Kelimeler: Türkiye, Yunanistan, karmaşık karşılıklı bağımlılık, siyasal ekonomi.

Ekonomik ilişkilerKarşılıklı bağımlılıkSiyasal ekonomi+4
Nazlı Usta
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki Gürcü ve Çerkes Diasporasının gözüyle Abhazya meselesi ve kimlik sorunu

Bu çalışma, SSCB döneminden sonra ortaya çıkan Abhazya Meselesinin Türkiye'deki Çerkes ve Gürcü topluluklarının kimlik yapısını nasıl etkilediğini göstermektedir. Bir de bu çalışma, bu topluluklar için Abhazya Meselesi'nin anlamının nasıl değiştiğini anlatmaktadır. 1993'te meydana gelen Gürcü-Abhaz Çatışması, Türkiye'deki Çerkes topluluğunda, özellikle genç Çerkesler arasında ?diaspora? kimliğini oluşturmuştur. Ayrıca Abhazya Meselesi, Türkiye'deki Çerkes topluluğunda ?birleşme?nin sembolü olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye'deki Gürcü topluluğu ise 2003 yılındaki ?Gül Devrimi?nden sonra Gürcistan ile ilişkileri güçlendirmiştir. Bu süreçte Türkiye'deki Gürcü topluluğu içinde de ?diaspora? bilinci oluşmaya başlamıştır. Abhazya meselesi de Gürcistan ve Türkiye'deki Gürcüleri bağlayan ?birleştirici? işlevini kazanmıştır. 2008'de Abhazya'nın bağımsızlığının tanınması, 2014'teki Soçi Olimpiyatları'nı ve Çerkes Sürgünü'nü de gündeme getirmiştir. Bu durumun günümüzde Çerkes topluluğu içinde bölünmeler yarattığı söylenebilir. Özellikle Kafkaslarla ilişkileri güçlendirmesi Gürcistan'ın kendi kimliği ile ilgili tartışmalara sebep olmuştur. Sonuç olarak; Abhazya meselesi, hem Çerkesler hem de Gürcüler arasında ?diaspora? kimliğinin oluşumunu hızlandırmıştır. Aynı zamanda, son yıllarda bu toplulukların ?ana yurtları? ile ilişkilerini güçlendirmiştir. Bilhassa teknolojinin gelişmesiyle Abhazya ve Gürcistan'daki gelişmeleri yakından takip etmeleri Türkiye'deki Çerkes ve Gürcüleri daha derinden etkilemeye başlamıştır. Dolayısıyla bu toplulukların yapısı da daha karmaşık olmuştur.

AbhazyaDiasporaGürcistan+3
Keisuke Wakizaka
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

2005 yılından günümüze Türkiye-AB ilişkilerinde temel sorunlar

Bu tez çalışmasında, Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki temel sorunlar irdelenecektir.Türkler, Osmanlı İmparatorluğu döneminden itibaren Batı'nın bir parçası olmuştur. Osmanlı İmparatorluğu zor bir süreç yaşarken, Batılılar, Osmanlı'yı `Hasta Adam' olarak adlandırmışlardır. Bu adlandırmada Osmanlı İmparatorluğu'nun, Batı'nın bir parçası olduğunun delilidir.Avrupa Devletleri, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları'nın tekrar yaşanmaması için bir Topluluk (AET) kurmuşlardır. Türkiye'de 1950'li yılların ikinci yarısından itibaren bu Topluluğun bir üyesi olmak için politikalar üretmiştir. 1959 yılında Türkiye, bu Topluluğa ortak üye olmak için başvuruda bulunmuştur. 1963 yılında Türkiye ile AET arasında Ankara Anlaşması imzalanmıştır. 1963 ile 1999 yılları arasında AB ile Türkiye arasındaki ilişkilerde pozitif bir ilerleme sağlanamamıştır. 1999 yılında Helsinki Zirvesi'nde Türkiye aday ülke olarak ilan edilmiştir. 2005 yılında Türkiye ile Birlik arasında müzakereler başlamıştır. Ancak Birlikle yürütülen müzakerelerde kapatılması gereken 35 fasıldan sadece bir fasıl kapatılabilmiştir. Birçok fasıl, Fransa, Avusturya, Yunanistan ve Kıbrıs sorunu nedeniyle açılamamaktadır.Bu çalışma, Türkiye ile Birlik arasında duraklama noktasına gelen müzakeredeki temel sorunların anlamını ve yerini ortaya koymaya çalışmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde Türkiye ile Birlik arasındaki ilişkilerin arka planı tartışılacaktır. Türkiye'nin, AET'ye ortak üyelik başvurusundan itibaren gelişen politik süreç irdelenecektir. Çalışmanın ikinci bölümünde ise, Türkiye ile Birlik arasında müzakere sürecinin başlamasının ardından ilişkilerinin gerilemesinin nedenleri incelenecektir. Üçüncü bölümde, AB'nin, Türkiye'nin tam üyeliğine bakışında temel tartışma konuları değerlendirilecektir. Üçüncü bölümün son kısmında ise Avrupa Birliğinin, Kıbrıs ve Ege sorunlarına karşı olan politikası irdelenecektir.Yapılacak inceleme sonucunda, AB ile Türkiye arasında imzalanan Müzakere Çerçeve Sözleşmesi'ne göre müzakerelerin uçunun açık olduğu vurgulanacak ve devam eden müzakerelerde yaşanan sorunlar ele alınacaktır. Bu incelemede ayrıca, AB ile Türkiye arasındaki temel sorunlar da irdelenecektir. Bu temel sorunlardan en önemlisi Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlardır. Kıbrıs sorunu nedeniyle Birlik, Türkiye ile devam eden müzakerelerde sekiz başlığın açılmamasına karar vermiştir. Açılamayan müzakereler nedeniyle Birlik ile Türkiye arasındaki müzakere süreci durma noktasına gelmiştir. Bir diğer taraftan AB, Kıbrıs ve Ege sorunlarının çözümünde havuç-sopa politikasını yürütmektedir. Birliğin bu politikasının incelenmesinde, Birliğin bir parçası olan Yunanistan'a havuç politikası uygularken, Türkiye'ye karşı sopa politikasını uygulamasının analizi yapılacaktır.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Avrupalılık Kimliği, AB-Türkiye İlişkileri, Türkiye-Yunanistan İlişkileri, Kıbrıs Sorunu.

Avrupa BirliğiSosyoekonomik sorunlarTürkiye+1
Arzu Balıkçı
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye siyasetine paradigmatik yaklaşımlar: İktidar-sivil toplum ilişkisinde MÜSİAD ve MAZLUMDER örnekleri

1990 yılında kurulan MÜSİAD ve 1991 yılında kurulan MAZLUMDER farklı alanlarda faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları olmalarına rağmen İslami kimliğe sahip oldukları için ortak bir paydada buluşmuşlardır. İki dernek de kuruluş anlarındaki mevcut iktidara muhalif olmuş, kendilerini mazlum/dışlanmış olarak görmüş ve kuruluş gerekçelerini İslami referanslarla oluşturmuşlardır. MÜSİAD ekonomik alana yönelik faaliyetlerinde İslami referanslar sunarken, MAZLUMDER ise sosyal ve siyasal alana yönelik söylemlerinde İslami referanslara başvurmuştur. 28 Şubat sürecinde İslami kimliklerini temkinli bir şekilde yansıtan MÜSİAD ve MAZLUMDER, AKP iktidarına kadar olan dönemde belirli siyasal süreçlerde benzer refleksler geliştirmiş; ancak AKP hükümeti ile birlikte bu durum son bulmuştur. AKP hükümeti döneminde MÜSİAD iktidara yönelik muhalif kimliğini kaybederken, MAZLUMDER bu kimliğini korumuştur. Bu dönemde MÜSİAD, MAZLUMDER?in aksine, merkeze yakın bir konuma geçmiş ve dışlanmış/mağdur kimliğini terk etmiştir. Ayrıca bu tespit sadece AKP iktidarında değil Refah Partisi iktidarında da gözlemlenmiştir. Aynı siyasal konjonktürde iki derneğin sergilediği bu farklılık ise bize AKP iktidarıyla - bunun yanı sıra aynı siyasal çizgiden geldiği Refah Partisi iktidarıyla- sivil toplum arasındaki dinamik ilişkiyi analiz etme imkânı sunmuştur. Anahtar Kelimeler: Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), Refah Partisi (RP), Müstakil Sanayici ve ??adamları Derneği (MÜS?AD), ?nsan Hakları ve Mazlumlar ?çin Dayanı?ma Derneği (MAZLUMDER

Adalet ve Kalkınma PartisiDerneklerMazlum-Der+5
Özgül Karaaslan
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kapitalizm ve korku

Bu çalışma kapitalist toplumda üretim ve tüketim alanındaki öznenin, Marx, Foucault ve Lacan'nın özne üzerine tartışmalarından hareketle korku ve kaygı üzerinde temellenen nasıl bir öznellik geliştirdiğini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Günümüzde kapitalist sistem devamlılığını sağlarken, insanı da kendisiyle birlikte dönüştürmektedir. Üretim ilişkileriyle kendisine bağladığı insanı gün geçtikçe çeşitlenen tüketim ürünleriyle de kendisine bağlamaktadır. Diğer taraftan kapitalizm dünyayı tehdit eden risklerin küresel düzeyde artmasıyla insanları korku durumlarını çoğaltan bir sistemdir. Bu çalışma kapitalist sistemin ilerlemesiyle birlikte insanların genel kaygı ve korku düzeylerinin arttığını, çalışmanın hayatta kalmak için zorunlu para kazanma kaynağı haline dönüşmesiyle, insanların üretim ilişkilerine mecburen eklemlenmesi sonucu yaşadığı korku ve kaygı durumlarını tartışmaktadır. Burada üretim ilişkilerinin bir egemenlik ilişkisine dönüşürken, çalışmanın bir statü halini alması, statü endişesini oluştururken, esnek üretime geçmeyle birlikte iş güvencesizliğinin getirdiği korku ve kaygıya değinildi. Diğer taraftan tüketimin artık bir ihtiyacı karşılamak yerine bizzat kendisinin bir ihtiyaç halini almasıyla tüketim toplumuna girdiğimizi ilan eden Baudrillard?dan hareketle, insanın salt kendisi istediği için değil, kendine ?rasyonel? diye sunulan davranışları yapmak, ürünleri tüketmek zorunda hissetmesiyle birlikte bu uyumlulaştırma sürecinin modern insanda açtığı korku ve kaygının varlığı ortaya konulmaya çalışıldı. Öznenin kapitalist toplumda artık nesneler, göstergeler ve resmin şiddetine maruz kaldığını tespit ettik. Büyüsü bozulan dünyada gösteri toplumu her şeyi temsile bırakıp kaçarken öznenin nasıl anlamsızlık dünyasında kaldığına ulaşıldı. Marx bize sosyalizm fikrini sunarken onu istememiz ve sosyalizmi kurmamızın en büyük nedenlerinden birisi olarak insanın kendi değerini kendi belirlemesi olarak ortaya koyar. Tüketim ve üretim ile çevrilmiş toplumun hiçbir zaman kendi değerini kendinin biçemediği, artık tükettikçe yok olan, sahip oldukça var olduğu yanılsaması yaşayan bir öznenin olduğu tespit edildi. Öznenin kendi değerini bulduğunu sandığı nesneler ve gösteri dünyası, yaşamanın anlamı gibi görünen üretim ilişkileri, öznenin kendisini kaybederek kendini gerçekleştirdiği, kendi hakikati olabilmek için başkası haline geldiği bir ortam olduğunun altı çizildi. Anahtar Kelimeler: Kapitalizm, Korku, Kaygı, Marx, Baudrillard, Tüketim, Üretim, Gösteri Toplumu, Özne, Öznellik, Debord, Tüketim Toplumu

Baudrillard, JeanKapitalizmKorku+7
Olkan Senemoğlu
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye-Bulgaristan ilişkilerinde 1989 krizi: Kriz yönetimi açısından bir inceleme

Bu tez çalışmasında, Türkiye ve Bulgaristan arasında 1984 ve 1989 yılları arasında yaşanan ?göç krizi? incelenecektir. İkili ilişkiler 1984?ün sonlarına kadar iyi komşuluk ilişkileri çerçevesinde yürütülmektedir. Ancak Bulgaristan içindeki Türk azınlığı kendisine tehdit olarak algılamaktadır.1984?ün sonlarında bu tehdit algısına son vermek için de Bulgar yönetimi azınlığın asimilasyonuna yönelik eylemler gerçekleştirmiştir. Türkiye, soydaşları olarak kabul ettiği bu azınlığa karşı Bulgaristan'ın kendi lehine yaratmış olduğu fiili durum ihlaline son vermesini talep etmiştir. Bulgaristan yönetiminin istenen yönde bir tutum değişikliğine gitmemesi karar alıcıların tehdit algısının seviyesini yükselterek bir dış politika krizine yol açmıştır. Bir dış politika krizinde karar alıcılar hedef devletin eylemlerine göre karar almaya zorlanmaktadırlar. Bu kararların alınmasında karar alıcılar birtakım önceliklere sahip olmaktadırlar. Bu öncelikler onların hedef devletin yaratmış olduğu fiili durum ihlalini tehdit olarak algılamasından söz konusu krizin yönetilmesinde tercih edilecek araçların şekline kadar belirleyici olmaktadır. Bu önceliklerin belirlenmesinde karar alıcılar aktif bir rol oynamakla beraber ulusal/uluslararası kamuoyu, üçüncü aktörlerin davranışları, uluslararası sistem de kararların alınmasında karar alıcıları sınırlandıran ya da rahat hareket etme olanağı tanıyan faktörler olarak karşımıza çıkmaktadır.Bu faktörleri göz önünde bulundurarak yapılacak olan bu çalışmada Bulgaristan ile yaşanan azınlık sorununun nasıl bir krize dönüştüğünü net bir şekilde görmek mümkün olacaktır.Diğer yandan krizler de çatışmalardan farklı ama yine de bir anlaşmazlık durumunu içerdikleri için uluslararası ilişkiler teorilerinin çatışmaya bakış açılarına yer verilecektir. Fakat öncelikle bu çalışma diğer uluslararası ilişkiler teorilerinden farklı olarak karar alıcıların algılamalarına, göreceli güç kavramına, ulusal faktörlere atıfta bulunan Neoklasik Realizm temeli üzerinden kurgulanacaktır. Bu teorinin kullanımı ister istemez bir dış politika analizinin de yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu noktada karar alıcıların eylemlerinin hedef ülke ve üçüncü aktör üzerindeki etki ve tepkileri de bu çalışmada önemli bir yere sahiptir.Krizler bir süreç içerisinde işlemekte olup karşılaşılan olayın niteliğine, tarafına, krizlerin ortaya çıktığı coğrafyaya göre farklı şekillerde ortaya çıkmakta ve farklı sonuçlar doğurmaktadırlar. Bu nedenle de bu çalışmada bir kriz tasnifi yapılması gereksinimi ortaya çıkmıştır.Liderler kriz sürecinde, ulusal çıkarlarını asgari seviyede koruyarak ihtiyaçlarının karşılanmasını içeren kriz yönetiminin zorluklarıyla mücadele etmek durumundadırlar. Bu mücadele sürecinde seçilecek olan strateji kaynakların ne derecede kullanılacağını da belirlemektedirler. Bu nedenle hedefi fiili durum ihlalinden caydıracak stratejinin benimsenmesi önemli olmaktadır. Benimsenen strateji krizleri yönetmede tek başına etkili olmayıp kriz yönetiminin başarısını etkileyen faktörler de bu çalışmada krizin ne kadar etkin bir şekilde yürütüldüğünü anlamak açısından dikkate değer olmaktadır.Bu çalışmada, Türkiye ile Bulgaristan arasındaki ilişkilerin `kara leke? olarak adlandırıldığı kriz sürecini karar alıcıların uygulamaları dahilinde ele almak neden bir krizin ortaya çıktığını ve binlerce göçmenin mağduriyetine yol açtığını göstermesi açısından önemli olacaktır. Anahtar Kelimeler: Kriz Yönetimi, Dış Politika Krizleri, Uyuşmazlık Çözümü, 1989 Bulgaristan Göçü.

BulgaristanKriz yönetimiTürk dış politikası+4
Zehra Gürsoy
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Kriz yönetimi açısından Doğu Akdeniz deniz yetki alanları uyuşmazlığı

Bu tez çalışmasında, Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Uyuşmazlığı kriz yönetimi bağlamında analiz edilecektir. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) 2001 yılından itibaren Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları ile ilgili çalışmalar yapmaktadır. Kıbrıs Adası etrafında Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) ilan etmiş; Mısır, Lübnan ve İsrail ile MEB Sınırlandırma Antlaşmaları imzalamıştır. İlan ettiği MEB?de Hidrokarbon Arama Ruhsat Sahaları ilan etmiş ve bunları ihaleye açmıştır. İhalelerin ilk sonucu olarak Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Noble Enerji Şirketi 13. sahada ruhsat sahibi olmuş ve sondaj faaliyetlerine başlamıştır. Türkiye, GKRY?nin fiili durum yaratmasını kıyı devlet olarak hak ve menfaatlerine zarar verdiğini ve Kıbrıs Sorununun çözüm sürecini de olumsuz etkileyeceği için kabul etmemektedir. Türkiye için karar alıcıların algılarına bağlı olarak bir kriz hali alan bu süreçte kriz yönetim stratejileri olarak önce zorlayıcı diplomasi stratejisi kullanılmıştır. Daha sonra değişen uluslararası konjonktür ile beraber misilleme ve zamana yayma stratejisi uygulamasına geçilmiştir. Bu çalışma kriz yönetimi bağlamında Türkiye?nin önce zorlayıcı diplomasi uygulayıp sonra stratejisini daha yumuşa bir söyleme dayanan zamana yayma ve misillemeye kaymasındaki süreci ve nedenlerini açıklamaya çalışmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde kavramsal ve kuramsal kısıma yer verilecektir. Burada uluslararası ilişkiler teorisi olarak Neoklasik Realist çerçeve verilecek ve kriz ve karar almaya ilişkin bilgiler aktarılacaktır. Üçüncü bölümde Türk Dış Politikasında karar alıcıların neler olduğu ve Anayasa?da ya da kurucu yasalarda belirlenen dış politikaya ilişkin görev ve yetkilerine değinilerek Türk dış politikasında karar alma mekanizması hakkında bilgi verilecektir. Son bölümde ise Doğu Akdeniz Deniz Yetki Alanları Uyuşmazlığı?nın arka planı anlatılarak kriz yönetimi bağlamında analizi yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Doğu Akdeniz, Kıbrıs, Kriz, Kriz Yönetimi, Uyuşmazlık Çözümü, Dış Politika Krizi, Deniz Yetki Alanları

Akdeniz bölgesiDoğu Akdeniz bölgesiGüney Kıbrıs Rum Yönetimi+6
Tuğçe Kafdağlı
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni kapitalizm ve insan: Tüketim toplumunda yaşam pratikleri

1970'lerden itibaren kapitalist üretim tarzındaki değişimlerin yalnızca ekonomik değil, toplumsal ve kültürel alanlar üzerindeki etkileri sosyal bilimlerin farklı disiplinlerinde de üzerine yoğunlaşılan konulardan olmuştur. Esnek üretim tarzının yanında teknolojinin gelişiminin de etkisiyle ürünlerin nasıl üretileceğinden ziyade, nasıl pazarlanacağı kapitalist sistem için asıl sorun haline gelmiştir. Buna bağlı olarak kapitalist sistemin odak noktası üretimden satışa yani tüketime kaymıştır. Çeşitli adlandırmalarla karşımıza çıkan; çalışmada kapitalizmin yeni bir evresi olarak ele aldığımız ve yeni kapitalizm, esnek kapitalizm, yeni ekonomi, post-modern ekonomi olarak ifade edilen dönemde belirgin olan husus, esneklik ve tüketimin önemli bir rol almış olmasıdır. Üretimin her şeyden daha çok pazarlama imkânlarına göre gerçekleştirildiği ve çeşitli araçlar vasıtasıyla tüketimin teşvik edildiği bu toplum yapısı tüketim toplumu olarak adlandırılmaktadır. Çalışmada yeni kapitalizm ve tüketim toplumu tartışmalarına yer veren literatürden hareketle, kapitalist üretim tarzının dönüşümlerinin etkisinden yola çıkarak ve esnek üretim tarzının yeni normlarının sonuçlarıyla birlikte toplumun bir tüketim toplumuna dönüşümü ve tüketim toplumunda yaşayan insanların yaşam pratikleri araştırılmıştır. Bu anlamda kapitalizm ve insan ilişkisi ekseninde çalışmada, esnek üretim tarzının ön plana çıkardığı tüketim odaklı düzenlemelerin insanı hem üretim hem de tüketim alanında nasıl etkilediği konusu üzerine yoğunlaşılmıştır. Çalışmada tüketim kültürünün hâkim olduğu bir toplumda yaşayan insanın hayatının her anında tüketim yönlendirmesi ile karşılaştığı tespit edilmiştir. Tüketim araçlarının aynı zamanda bireylerin denetlenmesinin bir aracı olduğu iddia edilmiştir. Kapitalist sistemin kendini yeniden gerçekleştirmesi adına bir zorunluluk olan tüketimin devamlılığının sağlanması için, sistemin tüketiciler olarak ele aldığı insanlar için de tüketimin en önemli amaç haline getirilmekte olduğu görülmektedir. Kapitalist sistemin tüketimi arttırmak kaygısı ile kullanıma soktuğu çeşitli araçların insanların yaşamını derinden etkileyen sonuçlara sebebiyet verdiği ve bunun yanında tüketim toplumunun giderek bir borçlular toplumuna dönüştüğü sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yeni Kapitalizm, Esneklik, Tüketim, Tüketim Toplumu, Borçlular Toplumu

EsneklikKapitalizmTüketim+2
Nermin Kılıç
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Halk Partisi'nde parti içi demokrasi: İstanbul- Fatih örneği

Siyasi partiler çağdaş demokratik devletlerin vazgeçilmez unsurlarından birisidir. Demokrasi teorisi incelemelerine göre siyasi partiler son iki yüzyıllık sosyal, ekonomik ve siyasal mücadelenin ürünüdür. Bu çalışmada siyasi partilerin ne olduğu, ne işe yaradığı, hangi rolü oynadığı ve hangi amaca hizmet ettiği literatürde geçen tartışmalar üzerinden ele alınmıştır. Bununla birlikte siyasi partilerde parti içi demokrasi kavramı üyelik hak ve yükümlülüklerine, karar alma süreçlerine, siyasi partilerde aday gösterme süreçlerine ve finansman biçimine göre değerlendirilmiştir. Çalışmanın esas konusunu Cumhuriyet Halk Partisi'nde parti içi demokrasi düzenlemeleri ve uygulamaları oluşturmaktadır. Bu amaçla, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Fatih İlçesi'nde 210 kişiyle anket ve 8 kişiyle de mülakat çalışması yapılmıştır. Böylelikle CHP'de üyelik hakları, karar alma süreçleri, aday belirleme biçimleri ve parti finansmanı parti içi demokrasinin katılım ve merkeziyet ilkelerine göre incelenmiştir. CHP İstanbul Fatih İlçesi örneğinden hareketle, CHP'de üyelik haklarını, yükümlülüklerini ve karar alma süreçlerini gösteren düzenlemeler katılımcı iken uygulamalar merkeziyetçi bir anlayışla yürütülmektedir. CHP'de aday belirleme süreçleri ise katılımcılıktan uzak merkeze dayalı bir şekilde yönetilmektedir. Parti finansmanı yeni düzenlemeler ile katılımcı olsa da finansmanın kullanımı açısından merkeziyetçi bir anlayışla yönetilmektedir. Buna göre Cumhuriyet Halk Partisi'nde parti içi demokrasinin işleyiş biçiminin katılımcılıktan uzak merkeze dayalı bir şekilde yönetildiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Siyasi Partiler, Parti İçi Demokrasi, Cumhuriyet Halk Partisi

Cumhuriyet Halk PartisiDemokrasiParti içi demokrasi+1
Ahmet Yaman
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Liberal insan doğası kavrayışının eleştirisi

Bu tezin amacı modern dönemin biçimlenmesinde belirleyici önemi bulunan liberal düşüncenin insan doğası kavramlaştırmasının bir eleştirisini ortaya koymaktır. Her yeni çağın eşiğinde güncellenen bir kavramlaştırma olarak insan doğası yeni toplumun yaşamsal kodlarını içermiştir. İnsanın belirli bir tarihsel evrede ve toplumsal ilişkiler bütünündeki biçiminin o anın dışına çıkarılarak bir evrensellik zeminine oturtulması inşa edilen toplumsal sistemin meşruiyet kaynağı olmuştur. Bu nedenle belirli amaçlar doğrultusunda yapılan insan doğası tanımının kurgusallığını incelemek bütünsel bir sistem eleştirisinin önemli dayanaklarından birini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda çabamız, modern dönemin birey nosyonuna temel teşkil eden insan doğası kavrayışının aslında hangi tarihsel ihtiyaçlara cevaben biçimlendiğini betimlemektir. Çalışmamızda insanın bir doğa olarak tanımlanabilmesinin tarihsel arka planı sunulmaya çalışılmıştır. Bilimsel düşüncenin gelişme biçimiyle ilişkilendirilen bu durumun Avrupa'da büyüyen liberal düşünce ve piyasa ekonomisiyle etkileşimi vurgulanmıştır. Feodalizmden moderniteye geçiş evresinde somutlaşan liberal insan doğası tanımının bu çerçevede tarihsel çatışmalardan aldığı içeriğin açığa çıkarılmasına gayret edilmiştir. Anlatılanlar doğrultusunda çalışmamız liberal düşüncenin kurucusu kabul edilen John Locke'un doğa durumu ve insan doğası kavramlaştırmalarına odaklanmıştır. Doğal hukuk geleneğinin moderniteye taşınmasında katkısı olan Locke'un burjuva bireyinin niteliklerini doğal hak kuramı çerçevesinde insan doğasıyla buluşturması incelenmiştir. Bu bağlamda Locke'un merkezi kavramı olarak mülkiyet kavramının oynadığı rol anlatılmaya çalışılmıştır. Moderniteye yönelik ilk kapsamlı eleştiri olma niteliğiyle Jean-Jacques Rousseau'nun uygarlık eleştirisi bizim de eleştirimizin ilk basamağını oluşturmuştur. Liberalizmin rasyonel birey kurgusuna karşı Rousseau'nun toplumsallığı ve eşitliği öne çıkaran ahlaki eleştirisinin sınırlılıkları ortaya konulmuştur. Hem liberal kurgunun hem de "eleştirinin eleştirisi" olma mahiyetiyle Marx'ın tarihselliğe, bilincin emekle olan ilişkisine ve toplumsallığa dair çözümlemeleri ise eleştirimizin ana dayanağını oluşturmuştur. Sonuç olarak çalışmamız değişmezlik ve evrensellik içerisinde ele alınan liberal insan doğası kavrayışının kısıtlayıcılığına işaret etmektedir. Liberal düşüncenin insan doğası yoluyla burjuva toplumunun değişmezliğini ileri sürmesinin dayanaksızlığı savunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Doğa, İnsan Doğası, Doğa Durumu, Doğal Hukuk, Mülkiyet,Birey, Negatif Özgürlük, Gereksinim, Feodalizm, Liberalizm, John Locke, JeanJacques Rousseau, Karl Marx

BireyBurjuvaziKavramsallaştırma+7
Özgün Emre Koç
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Amerika ve Türkiye'de kürtaj politikaları ve feminizm üzerine karşılaştırmalı bir analiz

Bu tez Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri'ndeki kürtaj politikalarına ve her iki ülkedeki feminist hareketlerin kürtaj meselesini nasıl ele aldığına dair karşılaştırmalı bir inceleme sunmaktadır. Feminist teoride kürtaja dair temel yaklaşımlar açıklanmış, ABD ve Türkiye'de yasaklama, serbestleşme ve düzenlemelerin tarihi anlatılmış, feminist hareketlerin bu gelişmeler karşısında hangi yaklaşımları benimsediği incelenmiştir. ABD ve Türkiye kürtaj konusunda uzun yıllar tezat oluşturmuşlardır: Amerika'da kürtaj tartışmaları ülkenin en önemli gündemiyken, Türkiye'de kürtaj anti-natalist politikalar doğrultusunda serbestleşmiş ve uzun süre tartışma konusu olmamıştır. Fakat Türkiye'de nüfus trendinin değişmesiyle pro-natalist politikalar uygulanmaya ve kürtaj karşıtı bir tavır alınmaya başlanmış, bu noktadan itibaren iki devlet çok daha benzer bir manzara sunmaya başlamıştır. ABD'de geliştirilmiş kürtaj karşıtı söylemler ve kürtajı doğrudan yasaklamadan kısıtlamaya yönelik uygulamalar Türkiye'deki hükümetin kürtaj karşıtı politikaları için örnek teşkil etmektedir. Kürtaj konusundaki tartışmaları çoğunlukla hak söylemi domine etmektedir; fakat bazı feministler hak söyleminin maskülen olduğunu savunmaktadırlar. Bu nedenle hak söylemini reddetme ya da üreme hakları gibi feminist bir hak söylemi üretme yollarına gidilmiştir. Amerika'da ana akım feminizm olumsuz sonuçlara rağmen kişisel seçim hakkı söyleminde ısrar ermeye devam ederken beyaz olmayan ırklardan feministler bunu eleştirmekte ve üreme haklarını savunmaktadırlar. Türkiye'de ise kürtajı yasaklama girişimlerine verilen ilk tepkilerde kişisel seçim hakkı söylemi öne çıkmış olsa da örgütlü feminizm bunu eleştirmiştir. Kürtajı tartışmaya yeni başlayan Türkiye feminizmi daha çok üreme hakları ve hak söyleminin reddini tartışmıştır. Anahtar Kelimeler: Kürtaj, feminizm, nüfus politikaları, Amerika, Türkiye

Amerika Birleşik DevletleriFeminizmKürtaj+1
İçten Keskin
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Alaın de Botton ve modernizm eleştirisi

Alain De Botton, modernizm tarafından kurgulanan günümüz dünyasını anlamaya çalışan bir düşünürdür. İnsanların modern dünya içindeki sorunlarına dikkat çekmektedir. Sorunları tespit ettikten sonra çözümler önermektedir. Bu çözümlerin kaynağı ise filozoflar, sanatçılar ve bu gibi bilge insanların eserleridir. Modern dünyanın sorunlarına, geleneksel çözümler üretmesi dikkat çekici yönüdür. Batı tarzı felsefe eğitiminden geçmiş olan Alain De Botton, gerektiğinde Doğu menşeli yaklaşımlardan istifade etmektedir. Özellikle inanç sistemleri ile ilgili konularda kadim eserlere vurgu yapmaktadır. İnsanların, modern dünyanın içinde yer alabilmeleri için karşı karşıya kaldıkları durumu "statü endişesi" olarak adlandırmaktadır. Alain De Botton'a göre, insanların bu kaygı durumu, toplum tarafından acımasızca körüklenmektedir. İnsanlar, sosyal hayat içindeki değerlerini, elde ettikleri statü ile ortaya koymak zorunda kalmaktadırlar. Bu durum, modernizm anlayışı çerçevesinde, on sekizinci yüzyıldan günümüze kadar gelmiştir. Aydınlanma Düşüncesi'nin ön plana çıkardığı "akıl", yaşanması daha kolay olan bir dünya arzulamaktaydı. Lakin kendisi için serpilme imkânı bulan kapitalizm, modernizm anlayışına, Aydınlanma Düşüncesi'nin akıl anlayışı ile eklemlenmiştir. Bu durum günümüzdeki modern dünyayı ortaya çıkarmaktadır. Alain De Botton ortaya çıkan bu modern dünyanın, meritokrasi ile beslendiğini düşünmektedir. Çalışmamızın çerçevesini Alain De Botton'un eserleri belirlemiştir. Çalışmamızda, modernizm anlayışına yönelik eleştirilerin, çözüm odaklı olarak incelenmesi hedeflenmiştir. Alain De Botton tarafından ortaya konulan geleneksel yöntemlerin anlaşılabilmesine özen gösterilmiştir. Çalışmamızın en önemli bulgularından biri, statü endişesinin insan hayatını şekillendirmesidir. Sonuçta, insanların modern dünyanın üstesinden gelebilecek yöntemleri, asırlar önce kullandığı hatırlatılmaktadır. Alain De Botton'un düşüncesi, bu yöntemleri günümüze taşıyarak, günümüz dünyasının sorunları için çözümler bulmamızı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Alain De Botton, Modernizm, Aydınlanma Düşüncesi,Meritokrasi, Statü Endişesi

AydınlanmaDe Botton, AlainMeritokrasi+2
Erşan Ağbaş
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de islami kadın algısının dönüşümü: Alâ Dergisi üzerinden bir analiz

Türkiye'de 1980 sonrasında İslamcılık bir siyasal hareket olarak yükselmeye başlamıştır. 1990 sonrasında İslami yönü ön planda olan Refah Partisi'nin siyasi başarı elde etmesi, o döneme kadar merkezden uzak konumda olan kesimlerin merkeze hareketinin başlangıcını oluşturmuştur. Merkeze yaklaşma ve 2002 sonrası Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarıyla merkeze yerleşme, İslami kesimler için ekonomik yükselişe ve modern yaşam biçimlerine entegrasyona neden olmuştur. İslami kesim için lüks, aşırı tüketim ve modern yaşam normalleşmiş, moda İslami kesimin kadınları için bir yaşam biçiminin göstergesi haline gelmiştir. Âlâ dergi, estetik kaygıların ön planda olduğu, lüks ve tüketime özendiren moda dergilerinin İslami versiyonunu oluşturmaktadır. Bu çalışmada, Türkiye'de başörtülü kadınların "görünürlüğünün" normalleşmesi ve İslami kadın algısının dönüşümü Âlâ dergisi örneği üzerinden incelenmiştir. Temel olarak derginin modaya, lüks yaşam biçimlerine, kadının aile ve iş yaşamındaki varlığına bakışı dergide yer alan yazılar, reklamlar ve moda çekimleri aracılığıyla analiz edilmeye çalışılmıştır. Geleneksel İslamcılığın kadına bakışı ile geleneksel İslam içerisinde kadının yeri ve 1980'lerden sonra başörtüsü mücadelesi ile öne çıkan siyasal bir hareket olan İslamcılığın kadına bakışı ve kadının buradaki konumu, Âlâ dergisinde çizilen kadın tipi ile zaman zaman karşılaştırılarak Türkiye'de İslami kadın algısının dönüşümü ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır.

Ala dergisiAlgıDergiler+6
Hilal Hacıbayramoğlu
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

E-devlet ve İstanbul valiliği uygulaması

Bu çalışma, stanbul Valiliği Resmi nternet Sitesi olan stanbul Genel AğSayfası'nı e-Devlet ölçütleri açısından incelemeyi amaçlamaktadır. Öncelikle e-Devletin ilkeleri denebilecek bilgiler verilmiş ve stanbul Genel Ağ Sayfası'nınbugünkü durumu ortaya konmuş, daha sonra sayfanın sunduğu hizmetlerin e-Devlethizmetleri ile ne ölçüde örtüştüğü incelenmiş, bu anlamda sayfanın olumlu ve olumsuzyönlerine değinilmiş, son olarak, olumsuzlukların giderilmesi için ne tür çalışmalaryapılması gerektiğine ilişkin önerilerde bulunulmuştur.Birinci bölümde, e-Devletin tanımı yapılıp, ardından özellikleri, amaçları, e-Devlet uygulamalarının altyapı hazırlığı, e-Devlet uygulamalarına geçiş hazırlıkları, e-Devletin kullanım alanları, e-Devletin etkililiğini belirleyen faktörler ve e-Bireyedeğinilip onlar hakkında bilgi verilmiş, e-Devlet dendiğinde ne anlaşılması gerektiğibelirtilmiş, e-Devletle ilgili genel bir çerçeve çizilmiştir.kinci bölümde, stanbul Genel Ağ Sayfası tanıtılmıştır. Sayfanın bölümleri vesunduğu hizmetler hakkında bilgi verilmiştir.Üçüncü bölümde, stanbul Genel Ağ Sayfası sunduğu e-Devlet hizmetlerinindüzeyi açısından bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Birinci bölümde verilen bilgilerışığında ortaya çıkan e-Devlet profili, e-Devlet hizmetlerinin sunulması öncesindekihazırlıklar ve bu hizmetlerin başlamasından sonra yapılması gereken çalışmalara göresayfanın durumu değerlendirilmiştir.Tüm bu bilgi ve değerlendirmelere göre, Türkiye'deki e-Devlet hizmetlerikapsamında, bazı ilklere de imza atan stanbul Genel Ağ Sayfası'nın Türkiye'dekivalilik genel ağ sayfaları arasında iyi bir yere sahip olduğu, Türkiye'de e-Devletingeldiği nokta ve eldeki olanaklar açısından bakıldığında valilik genel ağ sayfaları içinyol gösterici bir sayfa olabileceği tespit edilmiştir. Ancak sayfanın bugünkü durumustanbul için yeterli değildir, eksikleri bulunmaktadır, bu eksiklerin giderilmesi vesayfanın daha ileri düzeyde e-Devlet hizmeti sunması için Türkiye çapında vestanbul'da yürütülen e-Devlet çalışmalarına daha çok önem verilmeli, bu çalışmalardaizlenen yöntemlerde değişiklikler yapılmalı, e-Devlete ilişkin istikrarlı bir bilişimpolitikası yürütülmeli, e-Devlete daha fazla parasal kaynak, daha fazla sayıda donanımlıpersonel tahsis edilmelidir; aksi takdirde yapılan tüm çalışmalar hizmetlerinotomasyona dökülmesi anlamına gelecektir ki e-Devletin hedefi bu değildir.

Gökhan Çoban
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Demokratikleşme teorisinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesinde uygulanabilirliği sorunu

ÖZETBu tezin amacı demokratikleşme teorisinin Ortadoğu ve Kuzey Afrika (ODKA)bölgesinin demokratikleşmesine uygulanıp uygulanamayacağını incelemektir. Temel iddiası,bölge tarihinde ciddiye alınabilecek herhangi bir demokratikleşme pratiği yaşanmamasınakarşın, uygun şartların sağlanması halinde bölgede demokratikleşmenin gerçekleşebileceğihipotezidir. Bu çalışmanın hedefi, birçok bölgede veya ülkede yaşanmış demokratikleşmepratiklerini açıklamada kullanılabilmesine karşın ODKA'da uygulandığında sonuç vermeyendemokratikleşme teorisinin yetersiz kaldığı noktalara dikkat çekmek, demokratikleşmeteorisinin bölgeye uyarlanması ile birlikte ortaya çıkan sorunlar ve çelişkileri göstermek,bunların aşılması için uygulanabilecek politikalar önermektir.Çalışmada ilk olarak, demokratikleşme teorisi kapsamında, demokratikleşme vedemokrasi kavramları açıklanmıştır. Teori incelendikten sonra ikinci bölümde bölgededemokratikleşme tarihi ele alınmıştır. Bölge tarihinde ciddiye alınabilecek birdemokratikleşme pratiği yaşanmamıştır. Buna karşın birçok ülkede demokratikleşme çabalarıyaşanmış, bunun için çeşitli fırsatlar yakalanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünün amacı,bölge ülkelerinin bağımsızlıklarını kazandıkları tarihten günümüze değin yakaladığıdemokratikleşme fırsatları ve bu fırsatların nasıl değerlendirilemediğini, bölge ülkelerindekisiyasal gelişmeler eşliğinde ele almaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise, bölgededemokratikleşme sürecinde karşılaşılan sorunlar ve bu sorunların çözümüne yönelik önerilerele alınmıştır.

Fatih Furtun
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2006
00