
23
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Perinthos antik kenti (Tekirdağ Marmara Ereğlisi) sözlü arkeolojik tarihi
Tekirdağ ili Marmaraereğlisi ilçesinde yer alan, Doğu Thrakia'nın önemli bir liman kenti konumundaki Perinthos Antik Kenti, Roma döneminde Thrakia eyalet başkentliği yapmıştır. Kent merkezi mevcut kalıntılar ışığında bir Roma ve Geç Antik devir kenti özelliği gösterse de antik kentin daha erken dönemlerine ait kalıntılar da mevcuttur. İskanı tarih öncesi devirlere giden kentte, Akropolis, aşağı şehir, nekropol alanları ile iki büyük liman bulunmaktadır. Antik kentten günümüze kalan yapı ve yapı kalıntıları arasında Bazilika, Tiyatro, Surlara ait yapı kalıntıları, sur kuleleri ve gövdelerine ait parçalar ve daha geç dönemlere ait Konstantin/Metropolit Evi gibi bir takım sivil mimari örnekleri bulunmaktadır. Antik kentteki güncel kazı çalışmaları 2021 yılında başlatılmıştır. Antik kente ait çok sayıda arkeolojik kültür varlığı, Tekirdağ Müzesi, Marmaraereğlisi Açık Hava Müzesi (Belediye Parkı - Taş Bahçesi), Marmaraereğlisi Belediye Binası Bahçesi ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri gibi çeşitli yerlerde sergilenmektedir. İlçe ile iç içe bulunan bu arkeolojik eserler, yapılar, yapı kalıntıları, doğal ve kültürel miras ögeleri, ilçe halkının yaşantısının ve gündelik hayatının bir parçasıdır. Bu tez Perinthos Antik Kenti'ndeki arkeolojik veri tarihinin sosyolojik bir yöntem olan sözlü tarih çalışması ile ortaya konmasını amaçlamaktadır. Uluslararası literatüre "oral archaeology" olarak geçen ve yerli literatüre "sözlü arkeoloji" olarak önerilen yaklaşım, arkeolojik çalışma sistemi yerine sosyolojik sözlü tarih çalışması yöntemi ile elde edilen sözlü verilerin kullanıldığı bir çalışmadır. Yapılan bu araştırma, bu verileri ortaya koymayı ve arkeolojik olarak yorumlamayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Perinthos, Marmaraereğlisi, Doğu Thrakia, Sözlü Tarih, Sözlü Arkeoloji
Türkiye'de fotoğraf müzesi örneği olarak Ara Güler müzesi & Ara Güler arşiv ve araştırma merkezi
Bu tez çalışması tarihi belgeleyen, koruyan, yansıtan ve nesilden nesile aktaran iki olguya odaklanır; fotoğraf ve müze. Her ikisi de kendi yöntemleriyle, kendi disiplinleri ve zaman dilimleri içinde tarihe tanıklık eder, onu korur, içselleştirir ve gelecek nesillere aktarır. Fotoğrafçılık, çeşitli yollarla bu iletimi kolaylaştırır. Kimi zaman dergilerde ve gazetelerde kimi zaman sergi alanlarında, kimi zaman da sokaklarda veya sosyal medya platformlarında var olur. Her fotoğraf karesi bir anı içerir ve onu tarihsel bir belgeye dönüştürür. Her belge içsel bir değere sahiptir. Bazı durumlarda, Ara Güler'in Afrodisias'ı yeniden keşfetmesi gibi tarihe bir pencere açar, diğer durumlarda ise belirli bir yerde çekilen bir kişinin fotoğrafı kişisel tarihlerine ışık tutar. Müzeler de fotoğraf gibi belgeleme, koruma, nesillere aktarma amacı taşır. Bazı müzeler arkeolojik kazıları barındırırken, bazı değerli resimleri sergiler ve kimi müzeler kişisel koleksiyonları içerir. Bu bağlamda müze türlerinin çeşitlendiği ve arkeoloji müzeleri, askeri müzeler, fotoğraf müzeleri, tarih müzeleri gibi çeşitli kategorilere ayrıldığı gözlemlenebilir. Yukarıda bahsedilen benzerlikler göz önüne alındığında, bu tez çalışmasının kritik bir noktada kesiştiği açık hale gelir. Ara Güler Müzesi & Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi, hem Ara Güler'in tarihe tanıklık ettiği ve bakış açısı kazandırdığı fotoğraflarını hem de kişisel koleksiyonları barındırarak Türkiye'de fotoğrafçılık müzeleri türünde benzersiz bir örnek oluşturur. Ara Güler'in fotoğraflarını kurumsallaştırarak tarihe ışık tutar ve özgün bir bakış açısı sunar. Bu çalışma kapsamında, fotoğrafçılık ve müze kavramları ayrı ayrı incelenmiş ve sonunda Ara Güler ve Ara Güler Müzesi & Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi örneği üzerinden kesişim noktaları incelenerek bir değerlendirme sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Müze, Fotoğraf, Ara Güler, Ara Güler Arşiv ve Araştırma Merkezi
Modern Kürt siyasal hayatında birakuji (Kardeş katli) olgusu: Şemdinli örneği (1978 ve sonrası)
Bu tez, Kürt siyaseti ve sosyolojisinin modern bir veçhesi olan "birakuji"yi ele alıyor. Türkçe'ye "kardeş katli" olarak çevrilebilecek birakujî, 1940'lı yıllardan itibaren Kürt siyasal hayatında parti geleneğinin oluşmasıyla birlikte inşa olan bir kavramdır ve Kürtlerin hafızasında derin travmalara da yol açmıştır. Tez sahası olarak daha çok Şemdinli olmak üzere, Hakkâri vilayeti seçilmiş ve bu sahada yaşayanların birakujî olgusuna ilişkin deneyimleri, algıları ve tanıklıkları ele alınmıştır. Bu bağlamda 1978'de, KDP (Kürdistan Demokrat Partisi) ve KYB (Kürdistan Yurtseverler Birliği) arasında, Şemdinli'de cereyan eden ve 800'ye yakın peşmergenin hayatını kaybettiği veya ortadan kaybolduğu örnek başta olmak üzere bazı birakujî deneyimlerine odaklanılmıştır. Araştırmada bu deneyimlere ve sürece tanıklık edenlerle derinlemesine görüşmeler yapılmış, ilgili literatür ve dönemin basını taranmıştır. Bu deneyimlerin Kürt siyaseti ve sosyolojisi bakımından anlamı, etkisi ve neticeleri sosyolojik olarak analiz edilmiştir.
Türkiye'de dindar olmama halleri ve bedensel tezahürleri
Türkiye'deki yedi farklı şehirden elde edilen ampirik verilerden yararlanan bu çalışma, Türkiye'de dinsizliğin bedensel görünümlerini incelemekte ve "seküler beden" kavramsallaştırmasını irdelemektedir. Özellikle sosyal, kişisel ve politik dinamiklerin Türkiye'de dinsizliği nasıl şekillendirdiği üzerinde durulmakta, katılımcıların kendi bedenlerini nasıl inşa ettiği ve hem dindar hem de dindar olmayan bedenleri nasıl algıladığı farklı hatlar ve bulgular üzerinden incelenmektedir. Ayrıca çalışma, bu bedenlerin kendilerini toplumsal yapı içerisinde nasıl belirgin ve görünür kıldığına da odaklanmaktadır.
Âteş-zâde Mehmed İzzet Paşa'nın Yûsuf u Züleyhâ tercümesi (Transkripsiyonlu metin – inceleme)
Klasik Türk Edebiyatı, oluşumundan Tanzimat Fermanı'nın ilanına kadar çeşitli evreler geçirmiş; şiir anlayışı, edebî muhitler, kullanılan mazmunlar, edebî sanatlar ve nazım şekillerinde meydana gelen değişiklikler; sosyal ve siyasi yapıdaki yeniliklerle XIX. yüzyılın sonuna dek sürmüştür. XIX. yüzyılda edebiyatta farklı bir sanat anlayışının geliştiği görülmektedir. Bu dönemde eser veren sanatçılar, yeni konular işlemeye başlamış ancak eski şiirin sanat zevkiyle yetişmeleri vesilesiyle vezin, dil ve nazım şekilleri bakımından eskiye bağlı kalmışlardır. Eski ve yeni şiirin iç içe olduğu bu dönemde Klasik Türk Edebiyatı da son ürünlerini vermiş; Leskofçalı Gâlip, Hersekli Arif Hikmet, Yenişehirli Avnî gibi şairler, klasik şiir anlayışını devam ettirmeye çalışmışlar; Keçeci-zâde İzzet Molla, Hasan Aynî ve Mehmed İzzet Paşa gibi şairler de mesnevî edebiyatının son temsilcileri olmuşlardır. Mesnevî, tahkiyeye dayalı metinler için tercih edilen bir nazım şeklidir. Türk edebiyatında şairler; konularını Arap-Fars mesnevîleri, tarihî-dinî-ahlâkî hikâyeler ya da kişisel gözlemlerinden elde etmişlerdir. Kaynağını Arap ve Fars edebiyatlarından alan mesnevîlerin farklı şairler tarafından tercüme edilmesi dikkat çekici bir husustur. Bu tercümelerle zenginlik kazanan mesnevî edebiyatında şair, tercümesine kaynaklık eden zemin eserden daha başarılı bir eser sunarak kendi yeteneğini ortaya koymayı amaçlar. Geleneğin kuralları çerçevesinde şairin özgün üslubunu yansıtması, klasik edebiyatın da temel vasıflarından biridir. Bizim edebiyatımızda Farsçadan Mantıku'tTayr, Hüsrev ü Şîrîn, Cemşîd ü Hurşîd gibi mesnevîlerin birçok tercümesi yapılmış; bu mesnevîlerin kimi birebir tercüme iken kimileri de te'lîfe yaklaşmıştır. Son dönem mesnevileri içinde Mütercim Mehmed İzzet Paşa'nın Yûsuf u Züleyhâ isimli mesnevîsi dikkat çekmektedir. Bu mesnevî, Fars şairi Molla Câmî'nin Yûsuf u Züleyhâ'sını nazmen tercüme eden örneklerden biridir. Yusûf u Züleyhâ, Şeyyad Hamza'dan Hamdullah Hamdî ve Kemal Paşa-zâde'ye birçok tercüme ile edebiyatımıza kazandırılmış bir mesnevîdir. İzzet Paşa'nın tercümesi diğer mesnevîler içinde son dönemde yapılmış olması, Farsçadan bire bire yaklaşan bir tercüme özelliği göstermesi, metinde tercümeye kaynaklık eden Farsça beyitler ile yanlarında Türkçe karşılıklarının yer alması, bazı kelimelerin anlamlarının verilmesi ve bazı kavramların metnin yanında açıklanması, edebî sanatlara dair notlar düşülmesi, kıssaya kaynaklık eden ayetlerin tercümelerinin yapılması gibi vasıflarıyla edebiyatımızda tercüme ve şerh faaliyetleri açısından büyük önem taşımaktadır. Bunun yanı sıra metin, Latin alfabesi ile alınan notlar ve noktalama işaretleri içermektedir. Yûsuf u Züleyhâ, dönemin Farsçaya hâkim, münevver şahsiyetlerinden İzzet Paşa'nın tercümeye olan katkılarını yansıtmaktadır. Eser, Kâmûs-ı Fârisî isimli bir sözlük çalışmasının da müellifi olan İzzet Paşa'nın tercüme yeteneğini ortaya koyduğu bir ürün olarak değerlendirilebilir. Paşa'nın elyazmasından hareketle bir mesnevînin tercüme serüveninin takip edilmesi mümkündür. Bazı beyitlere sunduğu birden fazla tercüme örneği ile vezin, üslûp ve anlam bakımından daha iyi bir tercümeye ulaşma çabası olduğu âşikârdır. Metin giderek olgunlaşan bir yapı arz etse de 55 varaktan ibaret olup tamamlanamamıştır. Mütercim Mehmed İzzet Paşa'nın Yûsuf u Züleyhâ mesnevîsini ele aldığımız bu çalışma, dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Klasik Türk Edebiyatı'nda tercüme geleneği bağlamında Yusûf u Züleyhâ mesnevîleri ile tercümeye kaynaklık eden eserin müellifi Molla Câmî'nin eseri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Mehmed İzzet Paşa tanıtılmış, hayatı ve eserleri işlenmiştir. Üçüncü bölümde çalışmanın konusu olan Mehmed İzzet Paşa'nın Yûsuf u Züleyhâ mesnevîsi incelenmiş; eserin şekil ve muhtevâ özelliklerinin yanı sıra tercüme yöntemi değerlendirilmiş ve Molla Câmî'nin eseri ile mukâyese edilmiştir. Dördüncü bölümde eserin transkripsiyonlu metni yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Âteş-zâde Mehmed İzzet Paşa, Molla Câmî, Yûsuf u Züleyhâ, tercüme
Sınıf öğretmeni adaylarının teknolojik pedagojik alan bilgisi özyeterlik algıları ve teknoloji destekli öğrenme görevi tercihleri
Teknolojinin hızla gelişmesi, eğitim alanında da kaçınılmaz bir dönüşümü beraberinde getirmiştir. Bu dönüşümün merkezinde ise eğitim ortamlarının düzenlenmesinden sorumlu olan öğretmenler bulunmaktadır. Öğretmenlerin, eğitim programlarının her bir ögesine nüfuz eden teknolojiyi, doğru ve etkili bir şekilde öğrenme ve öğretme süreçlerine dâhil etmeleri, günümüz eğitim anlayışının temel bir gerekliliğidir. Buna bağlı olarak öğretmenlerin öğretim içeriğine uygun teknolojileri uygun öğretim yöntemleri ile bağdaştırarak öğrencileri öğrenme hedeflerine ulaştırması olarak tanımlanabilen teknolojik pedagojik alan bilgisi yeterliklerinin doğrudan öğretim sürecinin niteliğini etkileyen değişkenlerden biri olduğu söylenebilir. Bu çalışmada da öğretmen adaylarının teknolojik pedagojik alan bilgisi özyeterlik algılarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Karma yöntemde tasarlanan araştırmanın amacı, öğretmen adaylarının teknolojik pedagojik alan bilgisi özyeterlik algılarının ve teknoloji destekli öğrenme görevi tercihlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın temel amacı doğrultusunda araştırmanın nicel kısmında cinsiyet değişkeninin öğretmen adaylarının teknolojik pedagojik alan bilgisine yönelik özyeterlik algılarında etkisi olup olmadığını; nitel kısmında ise öğretmen adaylarının teknoloji destekli öğrenme görevleri tercihlerinin özelliklerinin neler olduğu, bu görevlere puanlama anahtarı aracılığıyla verilen puanların üst ve alt özyeterlik düzeyinde yer alan öğretmen adaylarına göre nasıl farklılaştığı, yanıtlanması amaçlanan alt problemler olarak belirlenmiştir. Araştırma kapsamında karma desen kullanıldığı için çalışma grubu, tesadüfi olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Çalışma grubunu Marmara Üniversitesi 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Sınıf Öğretmenliği Bölümü'nde okuyan 59 4. sınıf öğretmeni adayları oluşturmuştur. Araştırmanın nicel ve nitel verileri aynı çalışma grubundan toplanmıştır. Araştırmanın nicel verileri, araştırmacı tarafından oluşturulan Kişisel Bilgi Formu ve Horzum, Akgün ve Öztürk (2014) tarafından geliştirilen Teknolojik Pedagojik Alan Bilgisi Ölçeği (TPABÖ) ile toplanmıştır. Nitel verilerin toplanmasında ise, araştırmacı tarafından geliştirilen ve Ders Bilgi Formu, Öğrenme Etkinliği Formu ve Görüşme Formu isimlerinde 3 bölümden oluşan Teknoloji Destekli Öğrenme Görevi Formu ile Teknoloji Destekli Öğrenme Görevi Puanlama Anahtarı kullanılmıştır. Araştırmanın nicel verileri ilişkisiz örneklemler t testi ile, nitel veriler için ise içerik analizi yapılarak çözümlenmiştir. Elde edilen bulgulara göre, öğretmen adaylarının teknolojik pedagojik alan bilgisine yönelik özyeterlik algı düzeylerinin ölçeğin toplam puanı açısından yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Öğretmen adayları en fazla pedagojik alan bilgisi, en az teknolojik bilgi alt boyutlarına yönelik kendilerini yeterli gördüklerini belirtmişlerdir. Çalışmada, öğretmen adaylarının teknolojik pedagojik alan bilgisi ölçeğinden aldıkları toplam puanların cinsiyet değişkenine göre anlamlı bir farklılık göstermediği görülmüştür. Ancak erkek sınıf öğretmeni adaylarının teknolojik bilgi alt boyutunda kadın öğretmen adaylarına göre kendilerini daha yeterli gördükleri tespit edilmiştir. Etki büyüklüğüne bakıldığında bu farkın küçük düzeyde büyüklüğe sahip bir etki olduğu görülmüştür. Araştırmanın nitel boyutunda, öğretmen adaylarının teknoloji destekli öğrenme görevi puanlama anahtarı puanlarının düzeyi, teknoloji destekli öğrenme görevlerinin özellikleri ve öğrenme-öğretme süreçlerinde teknoloji kullanımının faydalarına yönelik görüşleri incelenmiştir. Öğretmen adaylarının teknoloji destekli öğrenme görevleri puanlama anahtarı puanlarının üst ve alt özyeterlik düzeylerine göre anlamlı şekilde farklılaşmadığı görülmüştür. Araştırmadan elde edilen sonuçlar alan yazın ışığında değerlendirilerek öneriler geliştirilmiştir.
Ortaöğretim İngilizce öğretmenlerinin mesleki profesyonellikleri ile İngilizce özyeterlik algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Araştırmanın amacı ortaöğretim İngilizce öğretmenlerinin öz yeterlilik algıları ile mesleki profesyonellikleri arasındaki ilişki düzeyini belirlemektir. Çalışmada nicel araştırma yöntemlerinden olan ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışma grubu İstanbul ilinde 8 ilçede bulunan ortaöğretim İngilizce öğretmenlerinden, basit seçkisiz örneklem yoluyla gönüllü 220 İngilizce öğretmeninden oluşmuştur. Katılımcı öğretmenlere yönelik İngilizce öz yeterlilik ölçeği ve mesleki profesyonellik ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde çalışmaya katılanların demografik özelliklerini belirlemek için frekans ve yüzde istatistikleri kullanılmıştır. Demografik değişken düzeylerinde ölçek puanlarının normal dağılım gösterme durumu incelenmiştir. Normallik varsayımı incelenirken çarpıklık ve basıklık değerleri hesaplanmıştır. İki düzeye sahip bağımsız değişkenler olduğu için bu değişken düzeylerinde ölçek puanlarının normal dağılım gösterdiği durumlarda ilişkisiz örneklemler t testi ve normal dağılım göstermediği durumlarda Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Kıdem değişkeninde ise ikiden fazla düzeye sahip bağımsız değişken olduğu için bu değişken düzeylerinde ölçek puanlarının normal dağılım gösterdiği durumlarda varyans analizi ve normal dağılım göstermediği durumlarda Kruskal Wallis H testi kullanılmıştır. Çalışmanın bulguları doğrultusunda ise Ortaöğretim İngilizce öğretmenlerinin cinsiyet fark etmeksizin kişisel gelişim, mesleki duyarlılık bakımından düzeylerin benzer olduğu gözlemlenmiştir. Kuruma katkı ve öz yeterlilik algıları boyutunda ise erkek öğretmenlerin kadın öğretmenlere oranla kuruma katkı profesyonellik düzeyleri ve öz yeterlilik düzeylerinin daha yüksek olduğu görülmektedir. Öğretmenlerin mezun olunan fakülte türüne göre öz yeterlilik algıları ile mesleki profesyonellik düzeyleri benzerlik göstermektedir. Kıdem değişkenine bakıldığında ise çalışma süresi fark etmeksizin öğretmenlerin kişisel gelişim, kuruma katkı ve duygusal emek düzeyleri benzer düzeydedir. Öğretmenlerin aldığı eğitim seviyesine göre ise lisans mezunları, yüksek lisans, doktora mezunlarının arasında kişisel gelişim düzeyleri bakımından anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Ortaöğretim İngilizce öğretmenleri öz yeterlilik algıları ile mesleki profesyonellikleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiş ve öğretmenlerin mesleki profesyonelliklerinin düzeyi arttıkça öz yeterlilik algı düzeylerinin öğrenme-öğretme sürecinde anlamlı yönde arttığı söylenebilir. Çalışmanın ortaya çıkardığı bulgular ışığında mesleki profesyonellik düzeylerinin düşük olarak saptanması sonucunda öğretmen eğitimi alanında mesleki profesyonelliğin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılması önerilebilir.
Feminist pedagoji üzerine bir tartışma: Okul öncesi eğitim örneği
Bu tez çalışmasının amacı, feminist pedagojinin okul öncesi eğitimdeki izdüşümlerini ve sınırlılıklarını tartışmak suretiyle onu yeni bir mercekle ele almaktır. Bu amaçla, feminist pedagojinin sınıfta ve sınıf ötesinde hangi yöntemler ve araçlar aracılığıyla özgürleşme kıvılcımı yaratabileceği gösterilecektir. Bilinç yükseltme pratiklerinin özgül pedagojik yapısından ilham alarak, feminist düşünceyle bireyler arasındaki mesafanin kaldırılması, tahakküm koşullarını tahlil eden kadınların politik mücadeleye yönelmesi ve yalnızca kadınların değil, erkeklerin de bu mücadelenin parçası olması açısından feminist pedagojinin ne tür imkanlar barındırdığı serimlenecektir. Öte yandan feminist pedagojiye yaklaşımımız feminizmin içsel çatışmaları etrafında şekillenen tartışmalardan bağımsız olarak düşünülemez. Bu açıdan feminist düşüncede kırılma yaratmış olan, ancak mevcut toplumsal cinsiyet paradigmasını açıklamakta yetersiz kalan kimi öncüller tartışılacaktır. Toplumsal cinsiyet, cinsel fark, bakım ve annelik gibi kadınların hayatında mühim bir yer teşkil etmeye devam hususlara dair tartışma sunularak, tez çalışmasının feminist pedagojiyi hangi feminist öncüllerin üzerine inşa ettiği detaylandırılacaktır. Kuramsal tartışmadaki temel çerçeve etnografik gözlemlerle birlikte ele alınacak, feminist pedagojinin okul öncesi eğitimdeki özgül bağlamda nasıl işlediği tartışılacaktır. Okul öncesi eğitimdeki hangi pratiklerin, feminist pedagojideki hangi kavramlarla örtüştüğü veya örtüşmediği gösterilecektir.
Epigrafik belgelerin ışığı altında Küçükasya'daki Roma askerlerinin dinsel yaşamları
Bu yüksek lisans tezi, askerler tarafından dikilmiş adak yazıtlarına odaklanarak Roma'nın Asia'daki genişlemesinin başlangıcından Principatus döneminin sonuna kadar olan sürede Küçük Asya'da konuşlanmış veya burada yaşamış olan muvazzaf ve emekli askerlerin dinsel yaşamını incelemeyi amaçlamaktadır. Bahsi geçen epigrafik belgelerin detaylı analizi yoluyla tez, Küçük Asya'daki farklı rütbe ve birliklere mensup olan Roma askerlerinin sıklıkla adak sundukları hem geleneksel Roma tanrı ve tanrıçalarını hem de birbirinden farklı sıfatlarıyla Küçük Asya'nın yerel kutsal varlıklarını ortaya koymaktadır. Söz konusu epigrafik belgeler ayrıca askerler arasında imparatorluk kültüne ilişkin olarak yürütülen ibadet yöntemlerine de ışık tutmaktadır. Dahası, çalışma askerlerin dinsel yaşamı için kilit rol oynayan kutsal mekânlar olan çeşitli tapınakların ve başlıca dinsel yaşamlarını yürüttükleri Roma karargâhlarının önemini vurgulamaktadır. Ayrıca çalışma, bazı sunuların askerlik hizmetini tamamlamış emekliler tarafından gerçekleştirildiğini göstererek, sahip oldukları dinsel inançlara olan bağlılıklarının emeklilikleri sırasında devam ettiğini ortaya koymaktadır. Askerler arasındaki dinsel uygulamaları yönetmede komutanların rolü de araştırılmaktadır. Çalışmanın üzerinde durduğu tarih aralığı başlıca Principatus dönemi olmakla beraber askerlerin dinsel uygulamalarıyla ilişkili bazı antik gelenekler ve inançlar hakkında Principatus döneminden öncesine uzanan bir tarihsel arka plan sunulmaktadır. Bu çalışma genel olarak Roma İmparatorluğu'nun sosyal ve kültürel tarihi hakkında daha geniş bir araştırmaya katkıda bulunarak, Roma askerlerinin dinsel yaşamları ve Küçük Asya ile kurdukları dinsel etkileşimleri hakkında bilgi ve değerlendirmeler sağlamayı amaçlamaktadır.
Kürtçenin Kurmancî lehçesinde roman yazımının özerk bir alan olarak oluşumu
2004 yılından itibaren Kürtçe Kurmancî edebiyat alanında bir yılda çıkan yeni roman sayısı ciddi bir nicel sıçrama gerçekleştirmiştir: 2004 yılında 10'u, 2009 yılında 20'yi, 2012'de 30'u, 2014'te de 40'ı aşmıştır. 1935 ile 2003 yılları arasında yazılan roman sayısı 90 iken 2004 yılından sonraki beş yılda iki katına, 2017 yılına gelindiğindeyse beş katına çıkarak 453'e ulaşmıştır. 1935 ile 2017 yılları arasında roman yazan yazarların sayısı 205'tir. 2004 ve sonrasında roman yazmaya başlayan yazarların sayısı (151) üç katına çıkmıştır. Romancıların %75'ine yakını bu dönemde Kürtçe roman yazmaya başlamıştır. Roman ve yazar sayısının dikkate değer derecede arttığı bu dönem Kürtçe roman alanının özerkleşme sürecinin belirginleştiği zaman dilimidir. Tezimde bu zaman dilimini ilk Kürtçe romanın çıktığı 1935'ten başlayarak inceliyorum. İncelememi yaparken bu alandaki edebiyat unsurlarını karma yöntemlerle ele alıyorum. Romanları her birinin somut halini elde edip, istatistiki analizlerle; yaşayan romancıların tamamına yakınıyla soruşturma gerçekleştirerek, yayıncılığı ikincil kaynakların yayıncılarla yaptığı soruşturmaların metinsel analizlerini yaparak, okurları da okuma kulübü fenomeni üzerinden ele alarak inceliyorum. İlgili zaman aralığındaki tüm romanları ele alması, Kürtlerin yaşadığı bütün coğrafi alanları kapsaması, yaşayan birçok romancıyla soruşturma yapması, bir tür roman tarihi yazması ve bu tarihi dönemleştirmesi bakımından kendinden önceki birçok çalışmadan ayrılmaktadır. Özellike romanların ayrıntılı listesini, istatistiksel analizlerini yapması ve yazarlarla soruşturma yürütmesiyle kendinden sonraki tezlere de kaynaklık edebilecek temel olma iddiasındadır. Araştırma sonuçlarına bakıldığında özerkleşme unsurlarının belirginleştiği 2004 ve sonrası dönemde edebiyatın farklı paydalarında bir dizi özerkleşme dinamiği ortaya çıkmıştır. Bu alandaki aktörlerin inanç üretimiyle birlikte ortaya çıkan romandaki nicelik artışı beğeni yargısını ve ayrım ilkesini tetikleyip özerkleşme sürecine ivme kazandırmıştır. Roman basımının yayıncılar nezdinde ayrım ilkesi oluşturması ve roman yazmanın yazara daha fazla itibar kazandırması özerkliği artırıcı etkenler olarak işlemektedir. Yayıncılıkta Kürtçe eser basmak, daha çok roman basmak, yazardan para almamak özerkliği hızlandırırken; bu ayrım ilkeleri yazara karşı bir tür minnet yükü olarak işlenip, telif hakkının gasp edilmesiyle sembolik şiddete dönüşmektedir. Böylece ekonomik sermayenin işlevsizleştirilmesiyle sembolik pazar kurulmaktadır. Telif hakkının gaspını nötralize etmek isteyen yazar ve yayıncılar arasında kitapların basılması için yazarların telif hakkından vazgeçmesini içeren sessizlik mutabakatı ve rıza üretimi gibi stratejiler görülmektedir. Okuma kulüpleriyle birlikte gerçek okur sınıfının doğuşu aydın tipi okurlara bağımlı alanın dönüşmesiyle özerkleşme olasılığını güçlendiren edebi kamunun inşasına olanak vermiştir. Sömürgeci tahakkümün Kürtler üzerinde yarattığı parçalanma hali (parçalı toplumsal yapı, coğrafi bölünmeler, lehçe ve alfabe farklılıkları gibi) Kürt diline ve edebiyatına kendi yurdundan uzak ve politikaya bağımlı bir rol belirlemiştir. Nitekim Kürtçe roman sayısının artması ve bu eserlerin kendi topraklarında yayımlanma imkânı bulmasıyla edebi alan politik alandan ayrışmaya ve kendi yazınsal alanının kurallarını belirlemeye başlamıştır. Sonuç olarak özerklik artırıcı etkenlerin fazlalığıyla alanda edebi kamu ve yazarlık kurumundan bahsedebilecek sanatsal bir özgünlüğün temin edildiği söylenebilir. Anahtar kelimeler: edebi kamu, edebi özerklik, edebi alan, Kürt edebiyatı, Kürt yayıncılığı, Kürtçe roman, okuma kulüpleri, postkolonyal eleştiri, ulusal edebiyat, yazarlık kurumu.