
1,916
Archived Theses
5
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Türk militarizminin inşası: Silah gazetesinin söylem analizi
Çalışma, genel itibariyle toplumsallığın en önemli belirleyenlerinden olan devlet denilen yapıyı ve onun iktidarını tarihsel sosyolojik bir yaklaşımdan yola çıkarak anlamaya dairdir. Anti-statik işleyiş yapısıyla türlü mücadelelerin verildiği devlet arenası, kaynakları tekelinde toplamaya çalışan kişi ve grupların çatıştığı bir alandır. Bu mücadele hâlinde de kimi zaman altyapısal kimi zaman da müstebit iktidar biçimleri galebe çalma yolunda işe koşulur. Özel olarak bu çalışma da İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin altyapısal iktidarını tahkim etmek için işe koştuğu basın faaliyetlerinin bir ürünü olan Silah gazetesinin söylemleri üzerinden tüm bu bağlamı kavramayı amaçlamaktadır. Bunları yaparken de özellikle popülerleştirilek itiyat hâline getirilen militarizmin ve sosyal Darwinizm'in kullanım biçimlerine odaklanılacaktır.
Türk devrimi'nin inşası süresinde Kadro dergisinin yeri ve önemi
Toplumsal değişikliklerin esaslı olarak yaşanmış olduğu dönemler, fikirlerin de dönüşüm ve gelişim geçirdiği dönemler olmuştur. Türkiye'nin de bu köklü değişimi, I. Dünya savaşı sonrası yeni kurulan ülkenin nasıl ilerleyeceği, ne gibi süreçlerden geçeceği ile ilgiliydi. Kurtuluş savaşı sonrası egemenlik anlayışının kökten değiştiği bir dönem olmuştur. Bu bağlamda Türk-siyasal hayatının önemli akımlarından biri olan kadro dergisi de siyasal ve düşünsel alanda etkili izler bırakmıştır. Kadro dergisinde geliştirilen düşünceler, kalkınmacı modeli benimseyen bir "üçüncü yol" arayışının ideolojisini yansıtmıştır. Dergide yer alan önemli isimler Türk Devrimine temel bir ideoloji hazırlamak istemişlerdir. Kadro Dergisi'nin özgün ve yerli bir akım olması önemlidir. 1930'lu yıllar da ve sonraki dönemler de, akademik ve politik çevrelerin ilgisini çekmiş, birçok araştırmada yer almıştır.
Çocuk evlerinin sosyal uyumdaki rolü üzerine bir meta analiz çalışması
Bu çalışma kurum bakımında kalmakta olan çocuklar üzerine yapılan araştırmaların çocuk evi özelinde incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Kurum bakımı elverişli aile ortamı bulunmayan çocukların hem bilişsel hem ruhsal hem de duygusal manada sağlıklı bireyler olarak topluma kazandırılması için devletin sunduğu bir hizmettir. Aksi bir durum olmadığı sürece 18 yaşına kadar her birey çocuktur ve devlet hem kendi anayasasında da hem müdahil olduğu uluslararası sözleşmelerde çocukların koruyucusu olarak gerekli yaptırımları ve tedbirleri uygulamakla mükelleftir. Yapılan araştırmanın çıkış noktası ise çocuk evi bakım modelinin yeterince yaygınlaşması ve bu konu üzerinde birçok çalışmanın gerçekleştirilmiş olmasıdır. Aynı konu hakkında yapılmış farklı araştırmaların tekrara düşme sorunu ile yüz yüze gelmesi olası bir durumdur. Bu alan özelinde oluşturulan çalışmaların amacı çocuklara daha iyi bir yaşam olanağı sunmaktır. Bu sebeple bu konuda yapılmış çalışmaların bir analizini yapmak hem mevcut durumu açıklığa kavuşturmaya hem de bundan sonra bu konuda yapılacak araştırmalara yön göstermeye yardımcı olacaktır. Çocukların daha iyi yaşam şartlarına sahip olması amacıyla yapılabileceklerin neler olduğunu tespit ederek çocukların sosyalizasyon süreçlerinde bir iyileşme sağlanması gerekmektedir. Araştırmada analizi yapılacak toplam 4 kaynak kullanılmıştır. Bunlardan bir tanesi doktora tezi, üç tanesi yüksek lisans tezidir. Yapılan literatür taraması sonucu çocuk evlerinin sosyal uyuma katkısı çevresinde yapılan araştırmalar taranmıştır. Ancak araştırılan konu özelinde tatmin edici miktarda kaynağa ulaşılamamıştır. Araştırma konusu tam olarak karşılayacak araştırmalar seçilerek değerlendirme kriterleri üzerinden gerekli analizler gerçekleştirilmiştir.
Yerleşim yerlerinde yavaş değişmenin sosyolojik analizi: Köyceğiz örneği
Kasabalar tarım, turizm, sanayi ve ticaret gibi potansiyellere sahip, kendine özgü yapısı olan yerleşim yerleridir. Cumhuriyet sonrasından günümüze doğru hızlı bir değişim sürecine girilmiştir. Bazı kasabalar değişim sürecinden kaynaklı çeşitli dinamiklerin etkisiyle bu potansiyellerden bir ya da birkaçı ile ön plana çıkmışlardır. Bu hızlı değişime rağmen bazı kasabalar yavaş değişmekte, mevcut yapısını ve statüsünü korumaktadır. Muğla İlinin Köyceğiz Kasabası da değişimin yavaş olduğu kasabalardan biridir ve mevcut yapısını, tarihsel statüsünü, kültürel dokusunu korumaktadır. Köyceğiz tarihsel süreç içerisinde tarım, ticaret, eğitim, idari gibi alanlarda merkez konumunda olmuştur. Ancak 1980 sonrasında daha önce kendisine bağlı olan iki yerleşim yeri Köyceğiz'den ayrılarak ilçe konumuna gelmişler ve hızlı bir değişim sürecine girmişlerdir. Bu çalışmada Köyceğiz Kasabasının kendine özgü yapısı, yavaş değişimi altında yatan temel dinamikler nicel ve nitel yöntemler kullanılarak incelenecektir.
Gözetim toplumu bağlamında kişisel verilerin korunmasında karşılaşılan sorunlar ve riskler
Araştırmanın amacı; bireysel farkındalık düzeyi, e-devlet uygulamaları bilgi düzeyi, e-nabız uygulaması bilgi düzeyi, sosyal medya uygulamaları bilgi düzeyi, internet üzerinden yapılan alışveriş algıları, online bankacılık hizmetleri bilgi düzeyi ile MOBESE kameraları bilgi düzeyinin kişisel verileri kullanmasının gözetim toplumu bağlamında ortaya çıkardığı sorun ve risklerin incelenmesidir. Araştırma evreni; Türkiye sınırları içerisindeki 81 ilde bulunan kişilerden oluşmaktadır. Araştırma örneklemi; Muğla il sınırları içerisinde bulunan 121 kadın ve 152 erkek olmak üzere toplam 273 katılımcıdan oluşmaktadır. Veri toplama aracı olarak; sosyo-demografik özellikler hakkında veri elde etmek için Kişisel Bilgi Formu; gözetim toplumu bağlamında kişisel verilerin korunmasında karşılaşılan sorunlar ve riskleri belirlemek için Kişisel Verilerin Korunmasında Karşılaşılan Sorunlar ve Riskler Anketi kullanılmıştır. Tüm istatistiksel analizler IBM SPSS 25.0 programı ile araştırma değişkenleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla istatistiksel veri analiz yöntemleri kullanılmıştır. Veri analiz yöntemleri olarak betimleyici istatistiksel yöntemler, fark testleri, açımlayıcı faktör analizi, çarpıklık ve basıklık katsayılarına bakılarak parametrik test yöntemleri kullanılmış, iç tutarlılık analizi yapılmış, betimsel analiz sonuçları incelenmiş, iki grup karşılaştırmalarında bağımsız örneklem t-Testi ile üç ve üzeri grup karşılaştırmalarında ANOVA kullanılmıştır. Araştırma sonucunda; "gözetim toplumu" ile "bireysel farkındalık düzeyi, e-devlet uygulamaları bilgi düzeyi, e-nabız uygulaması bilgi düzeyi, sosyal medya uygulamaları bilgi düzeyi, internet üzerinden yapılan alışveriş algıları, online bankacılık hizmetleri bilgi düzeyi, MOBESE kameraları bilgi düzeyi" arasında ilişki olduğu görülmüştür. Ayrıca "Kişisel Verilerin Korunmasında Karşılaşılan Sorunlar ve Riskler Anketi ve alt boyutlarından; bireysel farkındalık düzeyi, e-devlet uygulamaları bilgi düzeyi, e-nabız uygulaması bilgi düzeyi, sosyal medya uygulamaları bilgi düzeyi, internet üzerinden yapılan alışveriş algıları, online bankacılık hizmetleri bilgi düzeyi, MOBESE kameraları bilgi düzeyi" ile "cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, medeni durum, aylık gelir düzeyi, meslek, günlük internet kullanım süresi" yönüyle istatistiki bakımdan farklılaştığı (p<0.05) görülmüştür.
Dijital medya döneminde siber zorbalık ve siber mağduriyet
Bu çalışmanın amacı değişen iletişim mecraları ve sosyal medya aracığıyla gerçekleşen siber zorbalık eylemine dikkat çekmek ve çözüm önerileri getirmektir. Araştırma iki kavram özelinde şekillenmektedir; siber zorbalık ve siber mağduriyet. Araştırmanının yöntemsel modeli olarak nicel ve nitel yöntem tercih edilmiştir. Araştırma nicel yöntemin anket tekniği ile siber zorbalık eylemlerinin yaygınlık durumunu ortaya çıkarırken, nitel yönteminin yarı-yapılandırılmış görüşme tekniği ile siber mağduriyet yaşayan bireylerinin olaydan etkilenme durumlarını ortaya çıkartması amaçlanmıştır. Araştırmanının örneklemi Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi olup 3 ve 4 sınıf öğrencileri ile anket görüşmeleri gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın yarı yapılandırılmış görüşmeleri de yine Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi öğrencileri ile gerçekleştirilmiştir. Yapılan bu araştırmaya göre siber zorbalık eylemlerine maruz kalma oranı oldukça yüksektir. Siber zorbalık eylemlerine maruz kalan mağdurlar ile yapılan görüşmeye göre de bu durum ile karşı karşıya kalan kişiler psikolojik, sosyal ve gündelik hayat olarak derin problemler yaşamaktadırlar. Araştırma siber zorbalık eylemlerinin oldukça yüksek olmasına dikkat çekerken aynı zamanda da mağdurların yaşadığı derin psikolojik duruma da odaklanmıştır. Siber mağdurlar yaşadıkları olaylar sonucunda fiziksel özelliklerinden memnuniyetsizlik hissettikleri, sosyalleşme problemi yaşadıkları, akademik çalışma ve eğitim durumlarında isteksizlik hissettikleri ve derin mutsuzluk yaşadıkları tespit edilmiştir. Siber zorbalık eylemlerinin yol açtığı derin psikolojik durum içerisine giren mağdurlar bu durumdan kurtulamayacaklarını düşündükleri tespit edilmiş. Bazı mağdurlar da kalıcı hasarlar alarak hayatlarına bu olumsuz olayın etkileri ile devam ettikleri tespit edilmiştir. Araştırma bu durumlara örnek veriler sunmakta ve siber zorbalık eylemlerinin oranlarını gün yüzüne çıkarmaktadır.
Modern erkeklikten postmodern erkek(lik)lere askerlik algısı ve pratikleri
Askerlik, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her sağlıklı erkek için bir zorunluluktur. Savunma ve eğitim işlevinin yanı sıra kültürel bir anlama sahip olan askerlik vazifesi, erkeklik inşa sürecinin en önemli aşamalarından biridir. Üzerinde ortaklaşılan bir askerlik uygulamasından bahsetmek mümkünken tek ve değişmez bir erkeklikten bahsetmek oldukça zordur. Dolayısıyla her erkek askerliği farklı şekilde algılamakta ve deneyimlemektedir. Bu çalışmanın amacı moderniteden postmoderniteye geçişle farklılaşan erkek(lik)lerin askerliği nasıl algıladığı ve deneyimlediğini ortaya koymaktır. Bu bağlamda İstanbul'un farklı semtlerinde ikamet eden, askerlik vazifesini yerine getirmiş 32 erkek katılımcıyla yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir.
Mahremiyetin dönüşümü: Yeni medya perspektifinden kuşaklararası farklar
Bu araştırmanın amacı, geçmişten günümüze kadar gelen mahremiyet algısının yeni medya kaynaklı olarak kuşaklar arası değişim gösterip göstermediğini belirlemektir. Bu araştırmada, öncelikle nicel yaklaşımlar temel alınarak betimsel araştırma modeli ve nicel yaklaşımların veri toplama araç ve analiz şekillerinden faydalanılmıştır. Bu nedenle çalışma, anket tekniği ve buna paralel olarak içerik analizi yöntemi ile yürütülmüştür. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan katılımcıların yeni medya kullanım durumlarına yönelik 37 soruluk anket formu aracılığı ile toplanmıştır. Araştırma X, Y ve Z kuşaklarını kapsayan 154 katılımcıyı kapsamaktadır. Araştırma gönüllülük esası alınarak gerçekleştirilmiş ve katılımcılara veri toplamadan önce detaylı bilgi aktarıldıktan sonra onayları alınmıştır. Veri analizinde, SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Betimsel analizler için aritmetik ortalama ve standart sapma kullanılmıştır. Betimsel analizlerinin yanı sıra cinsiyet değişkenine göre yeni medya kullanımlarına yönelik soruların yorumlanabilmesi için Bağımsız Gruplar (Independent Sample) T Test, iki veya daha fazla gruplara tek yönlü anova ve gruplar arası farklar için post-hoc testi kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara bakıldığında; katılımcıların %57,8'inin kadın, %42,2'sinin erkek olduğu görülmektedir. Yaş değişkenine göre değerlendirdiğimiz zaman katılımcıların % 35,1'i 15-25 yaşlarında, %72,1'i 26-40 yaşlarında ve %27,3'ü ise 41 ve üzeri yaşlarda olduğunu belirtmişlerdir. Katılımcıların %96,8'i yeni medya araçlarını aktif olarak kullandıklarını belirtirken; %3,2'si yeni medya araçlarını kullanmadıklarını beyan etmişlerdir. Sosyal medya kullanım sıklığı değişkenine göre sosyal medya kullanımlarına yönelik verilen cevaplarda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Cinsiyet değişkenine göre sosyal medya kullanımlarına yönelik sorulara verilen yanıtlar incelendiği zaman ise istatistiksel olarak anlamlılık tespit edilmemiştir (p>0.05). Tarihsel olarak bakıldığında; geçmişten günümüze kuşaklar arası mahremiyet algısının gerek gelişen teknoloji sebebiyle gerekse ağ toplumunun getirisi olan gösteriş kültüründen ötürü mahremiyet algısının bireylerde farklı anlamlara gelmesine sebep olmuştur. Bu nedenle, yeni medya bağlamında mahremiyet algısının kuşaklar arası dönüşüme uğradığını söyleyebiliriz.
İlkokul ders kitaplarında hayvanın epistemolojik yaratımı
Hayvanlar tüketim, giyim ve bilimsel araştırma alanlarında öldürülerek dönüştürülür; hayvanat bahçesi, "doğal yaşam" ve su parklarında kürate edilir; eğlence, spor ve gelenek adı altında muhtelif edimlere zorlanır. Hayvanın dönüştürülmesi temelde araçsallaştırılması antroposantrik rejimle ilişkiseldir. Bu rejimin yapısal ve kemikleşmiş faktörleri, toplumsal kurumların kökeninde aranmalıdır. Eğitim kurumunun bir materyali olan ders kitaplarının hayvanları tanımlama biçimleri, toplumsal hayatta insan hayvan etkileşiminin nasıl olması gerektiğini kuşaklara aktarır. Bu tezin konusunu ders kitaplarının üretip dolaşıma soktuğu hayvan tasavvuru oluşturur. Araştırma Türk eğitim sisteminin ilkokul seviyesindeki Türkçe, Hayat Bilgisi, Sosyal Bilgiler ve Fen Bilimleri ders kitaplarıyla sınırlandırılmıştır. Ders kitapları hayvanı endüstriyel bir kaynak, proleter, öldürülebilir, sergilenebilir ve ticarileştirilebilir meta bedenler olarak formülleştirir. Bu formülasyon, kendi hayatının bir eyleyeni olan hayvanın öznelliğine son verir. Sosyoloji biliminde yürütülen çalışmalar, pek tabii çeşitli konuları ele almakla birlikte toplumda sınıfı, etnisitesi, cinsiyeti ve cinsel yönelimi gibi sebeplerden dolayı azınlık konumuna düşürülmüş ve ötekileştirilmiş bireylerin özne olma mücadelesini inceler. Türkiye'de sosyoloji bilimi altında yürütülen araştırmalar, yaşamın kıyısında dünyaya gelip hayatları boyunca sistematik şiddete maruz bırakılan hayvanları göz ardı etmiştir. Hayvanların öldürülmesi ve tahakküm altına alınması temelde onların nesne olarak görülmeleriyle ilişkiseldir. Bu çalışmada hayvanları nesneleştirici söylemlerin ortaya çıkartılması amaçlanmıştır. Araştırma sonucunda; ders kitaplarının insanı yeryüzüne yönetici kılan arkaik öğretilerin ve bununla ilişkisel olarak doğa-kültür düalizminin etkisi altında olduğu saptanmıştır. Bunun yanında ders kitapları, devletin resmi hayvan politikasıyla paraleldir. Ders kitaplarının ürettiği söylemler hayvanları radikal bir biçimde imlemekte ve hatalı hayvan epistemolojileri üretip dolaşıma sokmaktadır.
Ülkemizi geçiş bölgesi olarak kullanan düzensiz göçmenlerin Muğla ilini tercih etme nedenleri ve karar süreçleri
Göç çağı olarak adlandırabileceğimiz modern dünyada düzensiz göç olgusunda artış söz konusudur. Göç yolları üzerinde yer alan Türkiye de bu göç sürecinden nasibini almaktadır. 2015 yılı ve sonrasındaki gelişmelerin yanı sıra Türkiye'nin Asya, Avrupa ve Afrika Kıtalarının kesişim noktasında olması Türkiye'yi göç yolu haline getirmiştir. Sosyo-ekonomik açıdan gelişmemiş ülkelerden gelen düzensiz göçmenler gelişmiş batı ülkelerine Türkiye üzerinden ulaşmaktadırlar. Ülkemize düzensiz göçmenlerin gelme hikâyesi 1980'li yıllara dayanmaktadır. 1980'li yıllardan sonra ülkemiz göç veren ülke konumundan göç alan ülke konumuna geçmiştir. Bu çalışmanın konusu küresel köy haline gelen günümüz dünyasında artış gösteren düzensiz göç olgusudur. Bu çalışmada nicel ve nitel veriler birbirini dışlamayacak şekilde kullanılmıştır. Bu çalışmada ülkemizi geçiş bölgesi olarak kullanan düzensiz göçmenlerin Muğla ilini tercih etme nedenleri ve karar süreçleri araştırılmıştır.
Savaş ve kadın
Bu çalışma, savaş olgusunu ve sosyal yaşamda kadının konumunu ele alarak, toplumsal cinsiyet ilişkileri çerçevesinde savaş ve kadın etkileşimini çeşitli yönleriyle incelemektedir. İlk bölümde, savaş kavramı detaylı bir şekilde açıklanmış, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik perspektiflerden savaşın nedenleri değerlendirilmiştir. Ayrıca, toplumsal cinsiyet bağlamında kadının sosyal yaşam içerisindeki yeri ve kadına yönelik şiddet konularına da değinilmektedir. İkinci bölüm, savaş sürecinde kadınların değişen rollerini ve katkılarını ele almaktadır. Kadınların savaş hazırlığındaki rolleri, savaş ekonomisi içerisindeki yerleri, doğrudan savaşan kadınlar ve savaş sırasında karşı karşıya kaldıkları insan hakları ihlalleri detaylandırılmaktadır. Bu bölümde ayrıca, savaş sonrası barış sürecinde kadınların toplumsal dönüşümlerdeki rolü incelenmektedir. Üçüncü bölümde ise, zorunlu göç sürecinde kadınların sosyal konumu ele alınmaktadır. Göç hareketliliği, mülteciler ve zorla yerinden edilme süreçleri üzerinden kadınların yaşadığı değişimler ve mücadeleler tartışılmaktadır. Mülteci kadınların toplumsal söylemlerdeki temsili ve savaş ile zorunlu göçün kadın sağlığı üzerindeki etkileri değerlendirilerek, bu sürecin kadınların yaşamlarına olan yansımaları analiz edilmektedir. Bu araştırmada doküman analizi yöntemi kullanılmış olup, akademik çalışmalar, tarihsel belgeler ve uluslararası raporlar incelenerek savaş, zorunlu göç ve kadının sosyal konumu arasındaki ilişki incelenmiştir. Oluşturulan temalar yöntemsel olarak betimleyici bir yaklaşımla oluşturulmuştur. Yapılan çalışmada savaşın, kadınlar için hem yıkıcı hem de dönüşüm sağlayan bir süreç olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kadınlar, geleneksel bakım ve destek rollerini sürdürmeye zorlanırken, aynı zamanda ekonomik ve sosyal yaşamda daha görünür hale gelmektedirler. Ancak bu görünürlük, her zaman kadınların güçlenmesi anlamına gelmemekte; aksine birçok durumda daha fazla kırılganlıkla sonuçlanmaktadır.
Taşrada yaşayan kadınların sanal kimlik rolleri üzerine dramaturjik bir inceleme (Gümüşhane merkez örneği)
Günümüzde sosyal medya platformları bireylerin kendilerini görünür kıldığı, kimliklerini sunduğu ve performanslar sergilediği önemli dijital etkileşim alanlarıdır. Özellikle Instagram, kullanıcıların benlik sunumlarını şekillendirdikleri bir sahne olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu benlik sunumunun yalnızca bireysel tercihlerle değerlendirilmesi eksik bir yorumdur. Çünkü bireylerin dijital kimlikleri, içinde yaşadıkları toplumsal ve kültürel çevre tarafından da biçimlendirilmektedir. Bu sebeple araştırma, taşrada yaşayan kadınların Instagram’daki sanal kimlik rollerini Erving Goffman’ın dramaturjik yaklaşımı çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma, nitel araştırma yaklaşımı doğrultusunda bütüncül tek durum çalışması deseninde tasarlanmıştır. Çalışma grubu, Gümüşhane Merkez’de yaşayan ve Instagram’ı aktif olarak kullanan 22 kadından oluşmaktadır. Araştırma verileri yarı yapılandırılmış görüşmeler ve aynı katılımcıların Instagram hesaplarına yönelik gözlemler aracılığıyla toplanmıştır. Elde edilen veriler hibrit tematik analiz ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın bulguları, katılımcıların Instagram’da anne, eş, üreten kadın, sosyal kadın ve doğasever gibi farklı kimlik performansları sergilediklerini göstermektedir. Kadınların bu kimlikleri taşra bağlamında etkili olan toplumsal normlar ve tanıdık seyirci kitlesinin olası değerlendirmelerini dikkate alarak yönettikleri belirlenmiştir. Katılımcıların aile yaşamı gibi bazı kişisel alanları çoğunlukla sahne arkasında bıraktıkları ve buna karşılık toplumsal açıdan risksiz görülen içerikleri sahne önüne taşıdıkları tespit edilmiştir. Bu süreçte mahremiyet yönetimi, öz-denetim, içerik sansürü, seyirci seçimi ve görünürlüğü sınırlandırma gibi çeşitli izlenim yönetimi stratejilerinin yaygın biçimde kullanıldığı belirlenmiştir. Bununla beraber katılımcıların olası tepkileri önceden hesaplayarak önleyici görünürlük stratejileri de kullandıkları görülmüştür. Ancak taşrada dijital görünürlüğün yalnızca dışsal bir toplumsal denetim alanı olmadığı, aynı zamanda içselleştirilmiş bir öz-denetim mekanizmasına dönüştüğü değerlendirilmiştir. Sonuç olarak taşra bağlamı, kadınların Instagram’daki kimlik performanslarını sınırlandıran, aynı zamanda aidiyet duygusunun, kültürel ve yerel değerlerin yeniden üretildiği bir toplumsal bağlam olarak değerlendirilmiştir.
Göçmen gençlerde kültürel dönüşüm üzerine sosyolojik bir analiz: İnegöl Huzur Mahallesi örneği
Bu çalışma, Doğu ve Güneydoğu'nun kırsal bölgelerinden 1990'lı yıllarda göç ederek, Bursa'nın İnegöl ilçesinde Huzur mahallesine yerleşen Kürt göçmenlerin kültürel dönüşümlerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, Kürt göçmenlerin ve çocuklarının deneyimledikleri kimlik oluşum süreçleri, kent yaşamına uyumları, toplumsal cinsiyet, geleneksel ve dinsel davranış örüntüleri ve sosyal bütünleşme boyutlarındaki deneyimlerine referansla göçün mekan kaynaklı meydana getirdiği kültürel dönüşümleri ele alacaktır. Kürt göçmenlerin ikinci kuşak gençlerinin yaşadığı kültürel dönüşümler çalışmanın odak noktasını oluşturmaktır. Çalışma sonucunda, ikinci kuşak gençlerin deneyimledikleri kültürel dönüşüme bakıldığında, bu konuda gençlerin tahmin edilenden çok daha güçlü bir rol üstlendikleri gözlenmiştir. Huzur mahallesinde ikamet eden ikinci kuşak gençlerin kendi davranışlarını şekillendirirken, çoğu durumda ebeveynlerinin bilinçli olarak kaçındığı kentin popüler kültürünü örnek aldıkları görülmektedir. Diğer taraftan, ikinci kuşak gençlerin kendi anadillerine hakim olmamaları, tam anlamıyla Türkçeye hakim olmayan ebeveynleri ile aralarındaki iletişimi zorlaştırmaktadır. Bu durum birinci ve ikinci kuşak arasındaki duygusal bağların zayıflamasına ve dolayısıyla zaman zaman evde bir yabancılaşmaya neden olabilmektedir. Ayrıca, ikinci kuşak genç kadın ve erkeklerin geleneksel ilişkilere yönelik tutumlarında bazı durumlarda farklılıklar göze çarpmaktadır. Kadının toplum içindeki geleneksel konumu ikinci kuşak kadınlar tarafından daha fazla eleştirilmektedir. Bunun yanında, çalışmada ikinci kuşak erkeklerin kendi ebeveynleri ile ikinci kuşak kadınlardan daha fazla çatıştıkları gözlenmiştir. Bu çalışma, ikinci kuşak gençlerin her ne kadar ebeveynlerinin bazı kültürel kodlarını ve habituslarını taşıyor olsalar da, karşılaştıkları kent ortamı ve kültürüne uyumları açısından "geçiş kuşağı" özellikleri göstermekte olduklarını öne sürmektedir. Alan araştırmasının verilerine dayanan bu çalışmanın örneklemi, Bursa'nın İnegöl İlçesinin Huzur mahallesinde adrese dayalı nüfus kayıt sisteminden yararlanarak rastgele seçilmiş Doğu ve Güneydoğu'dan göç eden birinci kuşak göçmenler ve onların çocukları olan ikinci kuşaktan oluşan 300 kişidir. Yüz yüze uygulanmış olan anket formu, birinci kuşak göçmenlerin ve ikinci kuşak gençlerin kültürel normlarını ve geleneksel değerlerini şekillendiren temel öğelere, kültürel davranış kalıplarına ve siyasal ilgilerine odaklanan sorulardan oluşmuştur. Ayrıca, birinci kuşak göçmenler ve ikinci kuşak gençlerin içinde yaşadıkları kente uyum süreçlerindeki kültürel ve sosyal koşulların ayrıntılı bilgisine ulaşmak için bu gruplardan seçilmiş 30 kişi ile derinlemesine mülakat ve odak grup görüşmeleri yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Göçmen Kürtler, Gençlik, Kimlik Oluşumu, Aidiyet, Kültürel Dönüşüm, Kent, Bursa
Sosyal sermaye ve akademik başarı arasındaki ilişkinin sosyolojik bir analizi: Şanlıurfa'da bir alan araştırması
Bu çalışma, Şanlıurfa İl Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı farklı lise türlerinde (fen,Anadolu, düz, meslek) öğrenim gören öğrencilerin akademik başarı(sızlık)larını sosyal sermaye, kültürel sermaye ve eğitimde uygulanan politikalardan kaynaklanan yapısal faktörlere odaklanıp sosyolojik olarak analiz etmeyi hedeflemiştir. Araştırmada, bu karmaşık ilişkileri çözümlemek amacıyla, hem nicel hem de nitel araştırma yöntemleri birlikte kullanılmıştır. Bu kapsamda Şanlıurfa'nın farklı lise türlerinde okuyan 410 öğrenciye anket uygulanmış; öğretmen, idareci, öğrenci, veli ve farklı sendika temsilcilerinden toplam 49 kişi ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Çalışmada, ailenin sahip olduğu sosyal ve kültürel sermayenin bazı unsurları ile akademik başarı arasında güçlü bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Bu unsurlar; ailenin çocuğun eğitim sürecine katılımı, beklentisi, tutumu, sahip olduğu sosyal ağlar, bireyin doğduğu yer, konuştuğu dil, edindiği habitus, yaşadığı çevre ve eğitime yönelik motivasyonudur. Bununla birlikte, dezavantajlı bazı bireyler dini cemaatler ve STK gibi sosyal ağlara dahil olarak yaşadığı akademik başarısızlığı sınırlı da olsa telafi edebilmektedir. Ancak, sosyal sermaye ile eşleşen ve Şanlıurfa'da sosyal ağlar üzerinden kazanılan yüksek oranda var olan güven ve yakın sosyal ilişkiler vb. unsurlar ile akademik başarı arasında ciddi bir ilişki bulanamamıştır. Bununla birlikte, okulun sahip olduğu sosyal sermaye akademik başarıya pozitif yönde, yapısal faktörlerden doğan birçok sorun da negatif yönde etki etmektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal sermaye, kültürel sermaye, yapısal faktörler, akademik başarı, Şanlıurfa
Sosyal paylaşım ağlarında gençlerin sosyalleşme ve kimlik inşası süreçleri: Facebook örneği
Bu çalışmanın amacı, Eskişehir'de yaşayan 15-24 yaşları arasındaki gençlerin Facebook kullanım pratiklerini ortaya koymak; ağ üzerindeki sosyalleşme biçimlerini ve kimlik inşası süreçlerini incelemektir. Karma desenin benimsendiği bu araştırmada, nicel ve nitel veri toplama teknikleri birlikte kullanılmıştır. Böylece, 2013 yılının Ağustos ve Ekim ayları arasında, 402 genç ile anket çalışması yapılmıştır. Ayrıca 6'sı yüz yüze ve 3'ü çevrimiçi olmak üzere toplam 9 genç ile yarı-yapılandırılmış görüşmeler yapılmış ve 8'inin izinleri alınarak Facebook profilleri incelenmiştir. Nicel veriler, Spss programında frekansları alınarak, Ki-kare, Mann Whitney-U testi ve Spearman korelasyon analizi kullanılarak çözümlenmiştir. Bulgular, bildiğimiz anlamdaki sosyalleşme pratiklerinin dönüşmesinde, küçülen yeni medya araçlarının önemli rol oynadığını ortaya koymuştur. Bununla birlikte, Facebook kullanımına ilişkin belli pratiklerin cinsiyete ve yaşa göre farklılaştığı bulgulanmıştır. Örneğin, Facebook'u yeni insanlarla tanışma aracı olarak gören erkek kullanıcılar kadın kullanıcılardan, 15-19 yaşları arasındaki kullanıcılar ise 20-24 yaşları arasındaki kullanıcılardan fazladır. İlişki durumu, e-posta, tel numarası ve adres bilgileri gibi daha özel bilgiler erkeklerde ve alt yaş grubunda daha fazla paylaşılmakta; Facebook'taki arkadaş sayısı ise, yine alt yaş grubundaki kullanıcılar için önemli bir kimlik göstergesi olarak ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla, Facebook'taki kimlik inşası ve sosyalleşme süreçlerinde, toplumsal cinsiyete ve yaşa ilişkin farklılıkların belirleyici olduğu söylenebilir. Ayrıca Facebook'ta paylaşılan beğeni alanları da, bireyin kültürel sermayesi ve sosyo-demografik özelliklerine ilişkin önemli işaretler vermektedir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Paylaşım Ağları, Facebook, Sosyalleşme, Kimlik İnşası.
Türkiye'deki bilişim suçlarının sosyolojik bir analizi: Tehditler ve çözüm stratejileri
Bu çalışmanın amacı, teknolojik gelişmeler sayesinde hayatımızın her alanının dijitalleştiği günümüzde, bilişim suçlarının nedenlerini ve yarattığı riskleri, faillerin özellikleri ve motivasyonlarını sosyolojik açıdan analiz ederek, bilişim suçlarının izlediği seyir hakkında genel bir bilanço çıkarmaktır. Bu kapsamda bilişim suçlarının teorik açıklamaları, mevzuattaki yeri, bilişim suçlarıyla mücadele yöntemleri, sosyal medyanın bilişim suçu içindeki rolü ve suç öncesi koşullar ayrıntılı olarak soruşturulacaktır. Çalışmanın bulgularına göre, sosyal medya ve bilişim teknolojileri sayesinde işlenen suçların arttığı ve bu kapsamda bilişim suçlarından çocuk istismarı ve kişisel bilgilerin farklı amaçlarla suiistimali suçlarında ciddi düzeyde artış olduğu anlaşılmaktadır. Son olarak, bu çalışmada bilişim suçlarındaki genel bilançosu değerlendirilerek eğitim, denetim, uluslararası işbirliği ve mevzuat ölçeğinde çözüm önerileri getirilerek, Türkiye'deki bilişim suçlarıyla mücadele edebilmek için bireysel ve kamusal ölçekte uygulanabilecek tedbirlere yer verilmiştir. Ayrıca, bilişim suçlarına yönelik devlet eliyle yapılacak denetimlerin yeterliliği ve yerindeliği konusu tartışılarak, denetimlerle kişi hak ve özgürlükleri ihlal edilmeden verilecek bir mücadele için nasıl bir yol izlenebileceği hakkında öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bilişim, Bilişim suçu, Sosyal medya, Suç, Fail, Türkiye.
Türkiye'de "Sivil itaatsizlik" üzerine sosyolojik bir inceleme: Sivil Cumalar örneği
Bu çalışmanın amacı; Türkiye'de son zamanlarda gerçekleştirilen en önemli sivil itaatsizlik eylemlerinden bir olan sivil cumalar üzerine sosyolojik bir analiz yapmaktır. Çalışmanın temelinde sivil cumaların ne ölçüde bir sivil itaatsizlik hareketi olarak değerlendirilebileceği sorusu yatmaktadır. Bu sorunun cevaplanması için öncelikle sivil itaatsizlik kavramı ve teorileriyle ilgili literatür analizi edilecek. Daha sonra özel olarak sivil cumaların hangi gerekçelerle gerçekleştirildiği, hangi rahatsızlıklardan yola çıkıldığı veya hangi amaçların hedeflendiği sorularına cevap aranacak. Çalışmanın saha araştırması kısmında iki farklı grup ile mülakatlar yapılacak. Öncelikle sivil cumaları organize edenler ve sivil cumalara katılanlarla yapılacak mülakatlar aracılığıyla bunların hangi gerekçelerle sivil cumalara katıldıkları, hangi rahatsızlıkların ortadan kaldırılmasını talep ettikleri ve hangi hakları elde etmeyi hedefledikleri tespit edilmeye çalışılacak. Diğer taraftan, sivil cumaların düzenlendiği kentlerde yaşayıp sivil cumalara katılmayanlarla yapılacak olan mülakatlarla öncelikle sivil cumalara katılmayanların da aynı rahatsızlıkları paylaşıp paylaşmadığı ve aynı hakları talep edip etmedikleri tespit edilecek. Bununla birlikte, bu kişilerin sivil cumalara neden katılmadıkları da yine bu mülakatlarda tespit edilmeye çalışılacak. Çalışmanın sonuç ve değerlendirme bölümünde mülakatlarda elde edilen bulgular özellikle kavramsal çerçeve ve teorik arka plandaki tartışmaların ışığında analiz edilecek. Bu analiz sonucunda, sivil cumaların ne ölçüde bir sivil itaatsizlik eylemi olarak değerlendirilebileceği; sivil cumaların arkasında yatan gerekçelerin neler olduğu; hangi talepler veya hangi haksızlıkların sivil cumaların gerekçesi olarak ileri sürüldüğü ve sivil cumalarda ortaya çıkan rahatsızlıkların ne ölçüde bir tarihsel arka plana sahip olduğu soruları cevaplanmaya çalışılacak. Bu noktalarla bağlantılı olarak İslam'da sivil itaatsizliğin yerinin ne olduğu da özellikle literatürdeki tartışmalardan yola çıkılarak tartışılacak. Anahtar Kelimeler: Sivil cumalar, sivil itaatsizlik, kamu vicdanı, Kürtçe hutbe
Trafik suçlarının suç kuramlarındaki yeri ve sosyolojik analizi
Bu çalışmanın amacı trafik suçlarının suç kuramları içindeki yerini tartışmak ve temelinde yatan sosyolojik nedenleri incelemektir. Çalışma 2013-2014 yılları arasında Eskişehir'de yürütülen bir alan araştırmasının verilerine dayanmaktadır. Nicel yöntemi izleyen araştırmanın verileri 300 anketle toplanmış, SPSS yardımıyla çözümlenmiş ve 12 yarı yapılandırılmış görüşme ile desteklenmiştir. Araştırmada cinsiyet, yaş, eğitim, meslek ve gelir gibi değişkenlerin yanı sıra trafikte sürücü veya yaya olmanın trafik kazalarına ve trafik suçlarına yönelik düşünce ve davranışlar üzerindeki etkisini ortaya koymaya yönelik sorular sorulmuştur. Çalışmada ayrıca ölümlü veya yaralanmalı trafik kazası geçirmiş olma deneyiminin trafik suçlarına yönelik bakış açısı üzerindeki etkisi de araştırılmıştır. Bu amaçla, araştırmada özellikle kendileri veya yakınları ölümlü veya yaranmalı trafik kazası geçirmiş olan katılımcılarla geçirmemiş olan katılımcıların trafik kazaları ile trafik suçlarının nedenlerine ve çözüm önerilerine yönelik görüşleri karşılaştırılmıştır. Çalışmada trafik suçlarının sosyolojik nedenleri dört ana başlık altında toplanmaktadır. Bunlar; modern dünyanın maddi unsurlarıyla maddi olmayan unsurlarının eş zamanlı gelişmemesinin küresel ve ülke bazında yol açtığı sonuçlar, toplumda trafik kazalarına ilişkin kültürel bir hafızanın gelişmemiş olması, trafik suçlarının toplumda etnik, sınıfsal ve sosyal tüm kesimler ve gruplar tarafından işlenebilen bir suç olması ve son olarak trafik suçlarının kapitalist bir ekonomide satılabilir riskler olmamasıdır. Bulgular cinsiyet, yaş, eğitim, meslek ve gelir düzeyi gibi değişkenlerin trafik suçlarına yönelik düşünce ve davranışları etkilediğini ortaya koymaktadır. Öte taraftan bulgular, katılımcıların ölümlü ya da yaralanmalı trafik kazası geçirmiş olmalarının trafik kazaları ve trafik suçlarının nedenlerine ve çözüm önerilerine yönelik görüşleri üzerinde önemli bir etki yaratmadığını da ortaya koymaktadır. Trafik suçlarının ışık ihlalinden taksirle ölüme sebebiyet vermeye kadar uzanan farklı suç türlerini içinde barındırması birçok suç kuramının kavramsal bütünleşmesiyle açıklamayı gerektirmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada trafik suçları caydırıcılık teorisi, rutin aktiviteler teorisi ile nötrleştirme teknikleri gibi bazı sosyal öğrenme ve süreç teorilerinin belirli kavramlarıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Suç, suç sosyolojisi, suç kuramları, trafik kazaları, trafik suçları
Bir iktidar biçimi olarak devlet kavramı: Erken dönem sovyet sinemasında iktidarın görünümü
Kavramlar, anlamlarını içinde oluştukları toplumsal ilişkiler üzerinden kazanmaktadır. Bu kavramlardan biri olan devletin, anlam kazandığı toplumsal ilişkilerle bağı koparıldığı oranda, nitelediği alanın kapsamı ve kullanım alanı muğlaklaşmaktadır. Bu nedenle, devlete ilişkin yaklaşımlar ve tartışmalar somut zeminle arasındaki mevcut bağ koparılmadan oluşturulmalıdır. Bu çalışmada, devlet kavramının nitelediği iktidar biçiminin çerçevesi ve kavramın kullanım alanı tartışılmaktadır. Kavramın çerçevesi devletin kökeni, devleti ortaya çıkaran koşullar ve devletin ele alınma biçimlerine referansla tanımlanmıştır. Kullanım alanı ise, literatüre dayanarak çizilmeye çalışılan kavramsal çerçevenin, iki temel üzerinden değerlendirilmesi yoluyla tartışılmıştır. İlk olarak, Marksist kuramın temel kavramları ve somut bir zemin sunması adına Sovyet Rusya tarihine referansla, sosyalist devlet kavramı üzerine bir tartışma yürütülmeye çalışılmıştır. İkinci olarak, iktidar-sinema ilişkisi ve Sovyet Rusya tarihinde sinemaya verilen önem dolayısıyla, kültür ve eğitim politikaları üzerinden, erken dönem Sovyet sineması değerlendirilmiştir. Bu çerçevede, kuramsal tartışmaların somut bir zeminde yürütülmesi adına, Sovyet sinemasının erken döneminden yedi film, çalışmada devlet kavramı için çizilen çerçeve üzerinden analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Devlet, sosyalist devlet, sinema sosyolojisi, Sovyet Rusya, Sovyet sineması
Sağlık riskleri algısının gıda tüketimine yansımaları: Eskişehir örneği
20. yüzyılın ikinci yarısından sonra sistematik bir şekilde hızla artan dünya nüfusunun gıda ihtiyacını rahat karşılamak amacıyla ortaya çıkan gıda endüstrisi, sağlıkla ilgili birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Gıdanın ve gıdanın üretildiği yerin hijyeni, gıdaya katılan katkı maddelerinin belirsizliği başta olmak üzere, gıdanın tüketiminde tüketiciye ne tür zararlarının olabileceği belirsiz kalarak sağlık korkularına neden olmuştur. Gıda güvenliği eksikliği, bireylerde kaygı ve korkulara neden olarak güven erozyonu yaratmış, tüketicilerde gıda tüketimi konusunda kaygı oluşmaya başlamıştır. Tüketicilerin gıda tüketimine yönelik korku, kaygı veya güvenlerinin, sosyo-ekonomik yapılarıyla nasıl ilişkilendirildiğinin ele alınacağı bu araştırmada, nitel ve nicel yöntem kullanılmıştır. Eskişehir Tepebaşı ve Odunpazarı ilçelerinde iki farklı sosyo-ekonomik yapıya sahip 4 mahallede seçilen 400 kişiye anket tekniği uygulanarak ve 12 kişi ile derinlemesine görüşme yapılarak; bireylerin sağlıkla ilgili risk tutumlarının gıda tüketimine nasıl yansıdığı araştırılmış ve analiz edilmiştir. Gıda tüketiminde gösterilen tutumun bireylerin sosyo-ekonomik yapılarıyla ne denli bağlantılı olduğu, bireylerin riskin farkında olduklarında tüketim faaliyetlerinin nasıl değiştiği, kaygı, korku ve risklerin tüketim davranışlarını ne derece etkilediği üzerinde durulmuştur. Araştırmanın bulgularında, sosyo-ekonomik farklılıkların sağlık riski algısında pek farklılık yaratmadığı, genel anlamda tamamına yakın kısmının sağlık riski korkusu içerisinde olduğu, tükettiklerinden şüphe ettiği, devlete, üreticiye ve aracılara güven duymadığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Aylık hane geliri yükseldikçe organik ürün tüketimi artmaktadır. Bunun yanında genetiği değiştirilmiş ürünlerin hastalık yapıcı etkisinin varlığına inanç söz konusudur. Bu konuda yeterli önlem alınmadığı savunulmakta ve tüketicilerin bilinçlendirilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gıda güvencesi, sağlık, risk, korku, güven ve gıda tüketimi
Türk düşünce dünyasında Osmanlı devlet ve toplum yapısı tartışmaları üzerine tarihsel sosyolojik bir değerlendirme
Bu çalışmada, Türk düşünce dünyasında Osmanlı devlet ve toplum yapısı tartışmaları üzerine ortaya atılan farklı görüşlerin sistemli bir biçimde analiz edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç çerçevesinde döneminde kendi çağdaşlarını etkileyebilmiş özgün çalışmalar incelenerek tartışmaya ışık tutulması hedeflenmektedir. Bu çalışma, betimsel bir araştırma türü olup çalışmada doküman/belge tarama tekniği kullanılmıştır. Bu bağlamda çalışma Türk düşünce dünyasında Osmanlı devlet ve toplum yapısı üzerine geliştirilen tahlillerin dönemsel sınırlılıklarını göz önünde bulundurarak Osmanlı İmparatorluğu'nun devlet ve toplum yapısını tarihsel sosyolojik bir çerçevede değerlendirmiştir. Bu çalışmada, öncelikle Osmanlı toplum yapısını anlamak için tarihsel sosyolojik bir bakış açısının nasıl olması gerektiği üzerinden bir tartışma yürütülmüş ve sonrasında bu bakış açısından hareket ederek Osmanlı Devleti'nin kuruluş süreci, devlet yapısı ve üretim biçimi farklı düşünürlerin düşünceleri etrafında değerlendirilmiştir. Bu nedenle bu araştırmada Osmanlı Devleti'nin toplum yapısını açıklamak için kullanılan feodalizm, doğu despotizmi ve Asya tipi üretim tarzı (ATÜT) kavramları karşılaştırılmıştır. Bu bağlamda çalışmada, alanyazındaki önde gelen tarihçi, sosyolog, iktisatçı ve siyaset bilimcilerin Osmanlı devlet ve toplum yapısı hakkında olan değerlendirmeleri karşılaştırmalı bir biçimde ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Asya Tipi Üretim Tarzı, Doğu Despotizmi, Feodalizm, Osmanlı Toplum Yapısı, Tarihsel Sosyoloji
Çanakkale Fevzipaşa Mahallesi'nde Roman kimliğinin oluşumu üzerine bir saha çalışması
'Öteki' ile temasın kaçınılmaz hale geldiği ve ulusal sınırların zorlanmaya başladığı günümüz toplumlarında, kimlik oluşumunun kurgusal arka planının gözler önüne serilme sürecinin hız kazandığı görülmektedir. Kimlik tartışmalarının kendisine bu denli yoğun yer edinebildiği bir süreçte, Çingene/Roman topluluklarının yaşam koşullarının gündeme gelmesi kaçınılmazdır. Çingene/Roman topluluklarının kendilerini hala çeşitli hak talepleri ile ortaya koymaktan büyük oranda geride duruyor olmasıysa, onların içinden geldiği tarihsel süreci ve bağlamsal yaşam koşullarını dikkate almanın önem ve gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu minvalde, bu araştırmanın, mevcut soru işaretlerine kimlik oluşumu bağlamında bazı yanıtlar sunabilmesi umulmaktadır. Genel olarak Çingene/Roman topluluklarının kimlik oluşumunu konu edinen bu araştırmanın mekânsal çerçevesini Çanakkale'de Roman Mahallesi olarak tanınmakta olan Fevzipaşa Mahallesi oluşturmaktadır. Katılımlı gözlem yönteminin eşlik ettiği alan araştırması neticesinde, mahalle sakinleri içerisinden, amaçlı örneklem yoluyla seçilmiş 54 katılımcıyla görüşülmüş ve grubun kimlik oluşumunu anlamaya dönük birinci elden nitel veriler elde edilmeye çalışılmıştır. Bu araştırmada elde edilen bulgular, mahalle halkının gerek sosyal gerekse ekonomik anlamda dışlanma deneyimleriyle mücadele etmeye devam ettiğini ortaya koymaktadır. Kendisine yöneltilen damga biçimlerini kendi bağlamsal yaşam koşullarının gerektirdiği stratejileri benimseyerek aşma gayretindeki mahallelinin, bir nevi 'mikro kimlik' örneği olarak, 'Fevzipaşalılık' vurgusunu kimlik oluşumunun merkezi bir noktasında konumlandırdığı ve kendisini diğer Çingene/Roman gruplarından bu mekansal kimlik hattı üzerinden ayırma eğiliminde olduğu görülmüştür. Bu araştırma, söz konusu sınırların onları diğerlerinden ne oranda ayırdığı ve hangi konularda kader ortaklığına mahkum ettiğini anlama amacıyla; özelde mahalle içi dinamikler, mekana kazandırılan anlam, öteki ile ilişki, genelde ise medya, eğitim ve istihdam olanakları gibi noktalara odaklanmaktadır. Tüm bu ilişkiler; birey, yapı ve alan arasında süregelen dinamik ve diyalektik ilişkiyi gözden kaçırmamanın en uygun yollarından biri olarak görülen Bourdieu sosyolojisi perspektifinden ve özellikle habitus kavramı çerçevesinde ele alınmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çingene/Roman, Kimlik, Etnisite, Sosyal Dışlanma, Habitus
Sınıfiçi farklılaşma ve sınıfiçi bütünleşme biçimi olarak Eskişehir'de orta sınıfın yeme-içme örüntüleri
Gıda ve beslenme sosyolojisi 1980'lerden itibaren sosyoloji disiplini içerisinde bir alt disiplin olarak ortaya çıkmıştır. Dünyada son iki ya da üç on yıllık zaman diliminde, sağlıklı beslenme, halk sağlığı ve diyet tartışmaları ile gündeme gelen gıda ve beslenme sosyolojisi (sociology of food and nutrition); yeme-içme alışkanlıklarının, kültürlerinin ve pratiklerinin ele alındığı oldukça yeni bir araştırma alanıdır. Bu tez çalışması literatürde gıda sosyolojisi, yeme-içme sosyolojisi olarak kabul edilen bazen ortak, kimi zaman aralarında nüans bulunan bir alanda, gıda ve beslenme sosyolojisi alanında gerçekleştirilmiştir. Çalışma birincil olarak Eskişehir'de orta sınıfın gıda tüketimlerini sosyolojik olarak saptamayı, yeme-içme pratiklerini ve dışarıda yeme alışkanlıklarını, yeme-içme mekânları ile kurdukları ilişkileri, bu anlamda mekânların sosyolojik incelemesini gıda ve beslenme sosyolojisi bağlamında anlama amacı taşımıştır. Gıda ve beslenme sosyolojisi üzerine Türkiye'de çok az sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu araştırmada küreselleşen ve kentsel alanda dönüşen, nezihleşen Eskişehir'de orta sınıfın yeme-içme pratiklerini, gıda harcamalarını ve dışarıda yeme alışkanlıklarını, yeme-içme mekânları ile kurdukları ilişkileri gıda ve beslenme sosyolojisi bağlamında yapılmıştır. Nitel bir anlayışın benimsendiği, alan araştırmasına dayalı, özgün bir çalışma olma özelliği taşımaktadır. Gıda ve beslenme sosyolojisi alanındaki ilk görgül araştırmalardan biri olma iddiası taşımaktadır. Alan araştırmasının evreni Eskişehir'deki orta sınıf hanelerdir. Araştırmanın örneklemini ise orta büyüklükteki bir kent olan Eskişehir'de kartopu örnekleme ile oluşturulmuş olan orta sınıf aileler meydana getirmektedir. Örneklem dahilinde 23 derinlemesine görüşme yapılmıştır. Orta sınıfın zevk ve beğenileri doğrultusunda ekonomik ve kültürel sermayeleri doğrultusunda tüketmeyi tercih ettiği 16 yeme-içme mekânı işletme sorumlusu ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Gıda ve beslenme sosyolojisi, tüketim sosyolojisi, orta sınıf, habitus, kültürel sermaye, tüketim, mekân
Mekânsal eşitsizlik ve Türkiye'de demiryollarının gelişimi
Bu tezin amacı mekânsal bakış açısıyla eşitsiz gelişme kavramını yeniden ele alarak tartışmak, eşitsiz gelişme sürecini açıklayan kuramsal yaklaşımlarda göz ardı edilen coğrafya ile ilişkisini ortaya koymak ve Türkiye'nin eşitsiz gelişme sürecini, sermayenin coğrafi hareketliliğinin mekânsal bir altyapısı olan demiryolu ulaşımı ve politikalarıyla ilişkili olarak çözümlemektir. Bu amaç doğrultusunda ilk bölümde mekânsal bakış açısının ne olduğu sorusu üzerinde durularak mekânın sosyal teori ile ilişkisi ele alınmaktadır. Tezin ikinci bölümünde eşitsiz gelişme kavramı üzerinde durulmakta ve modernleşme sürecinde coğrafi/mekânsal farklılıkları göz ardı eden eşitsiz gelişme kuramları değerlendirilmektedir. Üçüncü bölüm, Türkiye'de eşitsiz gelişme sürecinin nasıl tartışıldığına odaklanmaktadır. Türkiye'de bölgesel eşitsiz gelişmenin mekânsal bir bakış açısıyla ele alınmadığının görülmesi üzerine, son bölümde Türkiye'deki bölgesel eşitsiz gelişme sürecinin, mekânsal bakış açısıyla ele alınarak değerlendirilmesi ve coğrafi farklılıklarla ilişkisinin anlaşılmasına yönelik bir çalışma geliştirilmiştir.
Yeni muhafazakâr orta sınıf, din ve gündelik hayat: Kayseri MÜSİAD örneği
Din olgusunun sosyal yansımalarıyla ele alınması toplumun sosyal ve kültürel yapısının anlaşılabilmesi için bir gerekliliktir. Bu olgunun ve ilişkili olduğu yapıların ekonomi alanıyla kesiştiği noktalar da ele alınmaya değer özel bir çalışma alanı sunmaktadır. Bu doğrultuda bu çalışma "Yeni Muhafazakâr Orta Sınıf" kavramsallaştırmasıyla ele aldığımız dindar sermaye sahiplerinin gündelik pratiklerinde ve ekonomik tutumlarında inandıkları ilkelerin ve piyasa şartlarının ne ölçüde etkin olduğuna odaklanmaktadır. Bu aktörlerin bulundukları konumun daha iyi anlaşılabilmesi için Weber'in ekonomi ve din ilişkisine dair yaptığı belirlemeler, bu belirlemelere –özellikle Ülgener tarafından- yöneltilen eleştiriler ve İslâmi ilkelere göre organize edilen ekonomik yaklaşımların ortaya çıkış süreçleri ele alınmaktadır. Bu hat izlenerek Anadolu sermayesinin Türkiye'deki etkinliği ve MÜSİAD'ın bu süreçte üstlendiği rol üzerinde durulmaktadır. Dindar sermaye sahiplerinin söz sahibi olmak istedikleri alanlara nasıl dâhil oldukları, bu süreçte alanları nasıl dönüştürdükleri ve kendilerinin nasıl dönüşümler yaşadıkları MÜSİAD Kayseri Şubesi örneği üzerinden Bourdieu'nün kavramlarıyla ele alınmaktadır. Anahtar Sözcükler: Yeni Muhafazâkar Orta Sınıf, Din, Gündelik Hayat, Ekonomi,Kayseri, MÜSİAD, Pierre Bourdieu
Afganistan'da kadınlara yönelik şiddet üzerine sosyolojik bir inceleme
Afganistan farklı etnik gruplardan oluşmuş ve tarihsel olarak farklı siyasal, toplumsal ve ekonomik süreçlerden geçmiş bir ülkedir. Bu değişim süreci içinde kadınların durumu ve onlara yönelik şiddetin düzeyi, türü ve oranı da farklılaşmıştır. Bu çalışmanın temel amacı Afganistan'da kadınlara yönelik şiddeti sosyolojik olarak incelemektir. Bu inceleme şu sorular etrafında yapılmıştır: Tarihsel süreç içinde Afganistan'da kadınların toplumsal konumu nasıl değişmiştir? Bu değişime bağlı olarak Afganistan'ın farklı siyasal dönemleri içinde kadın yönelik şiddetin yönü ve boyutu nedir? Son dönemde Afganistanlı kadınlar toplumda ve aile içinde ne tür şiddete maruz kalmaktadır? Kadınların şiddete maruz kalma nedenleri nelerdir? Kadına yönelik şiddetle mücadelede gelinen durum nedir? Bu sorular feminist kuram çerçevesinde irdelenmiş ve ataerkillik kavramı temelinde analiz edilmiştir. Bu analiz birincil ve ikincil kitaplara, makalelere, dergilere, resmi raporlara, internet haber kaynaklarına ve araştrımacının tanıklık ettiği olaylara dayanmaktadır. Anahtar kelimeler: Ataerkillik, Şiddet, Kadın, Afganistan,
Modern dönem gözetim olgusunda sınıflandırma pratiğinin değerlendirilmesi ve toplumsal hayata yansımaları: Eskişehir örneği
Modern dönemin akışkan ve karmaşık yapısını takip edebilmek, düzenlemek ve yönetebilmek için gözetim araçlarının gün geçtikçe arttığı gözlemlenmektedir. Teknolojik yeniliklerle gelişen gözetim araçlarının birçok çeşidine rastlamak mümkündür. Bu araçlar bir taraftan bireylerden farklı şekillerde veri/bilgi/malumat toplarken, diğer taraftan bunları sistematik bir şekilde kategorilere ayırıp kullanıma hazır hale getirmektedir. Gözetim araçlarının ucuzlaması, küçülmesi, uzaktan yönetilebilmesi toplumun bilgisine ulaşabilmek için gözetimi cazip hale getirmektedir. Ancak aynı zamanda gözetimin şeffaflığını yitirmesi ve sınırlarının muğlaklaşması çeşitli problemlere yol açmaktadır. Genel olarak güvenlik kaygıları, disiplin ve düzen arayışları gözetimin yaygınlaşmasını meşrulaştırdığı gibi gözetime yönelik eleştirel bir bakışın oluşmasını da engellemektedir. Gözetim olgusu, genellikle 'güvenlik, denetim, düzen ve disiplin' çerçevesinde değerlendirilmekte, farklı sosyo-ekonomik grupların sosyal hayata katılmaları noktasında belirleyici olduğu göz ardı edilmektedir. Bu durumun toplumsal algıda edindiği yeri ortaya koymak için farklı sosyo-ekonomik kesimlerden toplanan veriler gözetimin sınıflandırma pratiği çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu bağlamda Eskişehir'de gerçekleştirilen saha çalışmasının amacı, katılımcıların gözetimi nasıl değerlendirdiğini anlamak, farkındalığını ölçmek ve gözetimin ayrıştırma edimine yönelik düşüncelerini ortaya koymaktır. Araştırmanın sonunda ise sosyo-ekonomik durum, güvenlik algısı ve gözetim talepleri arasında güçlü bir bağ olduğu ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Gözetim, güvenlik, risk, panoptikon, ban-optikon, sınıflandırma
Toplumsal mekân ve mekânsal bilinç
Bu çalışmada varlığın ve toplumsal ilişkilerin temel kategorilerinden biri olan mekân ve bu bağlamda gelişen mekânsal kavrayışlar, "mekânsal bilinç" kavramıyla tartışılmaktadır. Mekânın dışında değil, içinde ve onun tarafından sarılı olan özneler ve toplum için bütünsel ve ilişkisel analizler, mekân kavrayışlarının ön koşulu sayılarak, öncelikle modern öncesi düşünce biçimlerinde mekân kavramı açıklanmaktadır. Daha sonra, değişen kapitalist üretim ilişkileri ve toplumsal ilişkiler özelinde, mekân kavramının ve kavrayışlarının ele alınışı, buna bağlı olarak da mekânsal bilincin konumu tartışılmaktadır. Son olarak, kapitalist ilişkilere eşlik eden modernlik aracılığıyla çoklaşan mekânsal kavrayışların analizi ve mekânın zihinsel örgütlenişi, mekânsal bilincin çelişkileriyle tartışılmaktadır. Tüm bu izlekte ve ilişkilerde gerçekleştiği varsayılan düşünsel yarılmalara, mekânın ontolojik konumuna bağlı çelişkilere ve toplumsal alanda görünmez kılındığı düşünülen mekân kavramına, mekânsal bilinç aracılığıyla bütünsel ve ilişkisel bir sorgulama zemini oluşturmak amaçlanmaktadır. Anahtar Sözcükler: Mekân, Mekânsal Kavrayış, Mekânsal Bilinç, Toplumsal Mekân.
Ebeveynlerin çocuklarının boş zamanlarını organize etme tutumları üzerine sosyolojik bir inceleme: İstanbul'da bir saha çalışması
Bu çalışmanın amacı, İstanbul'daki farklı gelir gruplarından ebeveynlerin ortaokul çağındaki çocuklarının boş zamanlarını organize etme davranışları ile sahip oldukları sosyal, kültürel ve ekonomik sermayeleri arasındaki ilişkiyi sosyolojik olarak analiz etmektir. Ebeveynlerin çocuklarının hane içi ve hane dışı sosyalizasyonlarına yönelik tutumları çocukların eylemde bulunabilme kapasitesi (agency) odağında ele alınmaktadır. Çalışmanın örneklemi, 2016-2017 akademik yılında İstanbul'a bağlı Üsküdar ilçesinin farklı mahallelerindeki iki ortaokula giden çocukların ebeveynleridir. Nitel yöntemin benimsendiği bu çalışma kapsamında, amaçlı örnekleme tekniğiyle belirlenen 365 ebeveyne anket uygulaması yapılmış ve kota örnekleme tekniğiyle belirlenen 37 ebeveyn, öğretmen ve idareciyle yarı-yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Saha çalışmasından elde edilen veriler ışığında orta gelirli ailelerinin çocuklarının sosyalizasyon ortamlarının büyük ölçüde sokak gibi kurguya açık alanlardan kapalı mekânlara dönüştüğü ifade edilebilir. Sürekli hedef koyan pragmatist eğilimlere sahip ebeveynler, çocukların meşgul oldukları faaliyetleri daha yoğun ve çok yönlü biçimde gözetim altına almaktadır. Çocukların kendilerine özgü akran kültürü oluşturma süreçlerinin ebeveynlerin otoritesine doğrudan bağımlı olduğu tespit edilmiştir. Yeni medya araçlarının, ebeveynlerin evde ve dışarıda çocuklar üzerindeki denetim ve tahakküm alanlarını genişleterek bir süper gözetim aygıtı haline geldiği bulgulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Çocuk, Boş zaman, Ebeveyn Otoritesi, Çocukluk Sosyolojisi,İstanbul.
Sığınmacıların günlük yaşam deneyimleri, temel sorunları ve sorunlarla baş etme stratejileri: Eskişehir örneği
Bu tez çalışmasının temel amacı, Eskişehir'de yaşayan sığınmacıların gündelik hayat deneyimleri, karşılaştıkları temel sorunlar ve bu sorunlarla başetme stratejilerinin tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmanın hedef kitlesi olan Irak, İran, Sahara-altı Afrika ve Afganistan'dan gelip mülteci olarak üçüncü ülkelere yerleşmeyi bekleyen sığınmacılarla derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerin yanısıra alan araştırması süreci boyunca bazı katılımcılarla kurulan yakın ilişkiler sayesinde gündelik hayat deneyimleri ve yaşam koşulları yakından gözlemlenmiştir. Alan araştırması sürecinde elde edilen veriler NVivo 11 programının yardımı ile analiz edilmiştir. Alan bulguları üzerinden yola çıkarak katılımcı sığınmacıların sınır geçişi ile vatandaşlık haklarını yitirdikleri, bu yitirişle birlikte sığınmacıların gündelik hayatta ciddi sorunlarla başetmek zorunda kaldıkları görülmüştür. Bu sorunlar sömürüye açık kayıt dışı çalışma, uygun olmayan barınma koşulları, yerelle temas anlarında deneyimlenen dışlanma ve yabancılık hissi ile sınırdalık/eşiktelik hali şeklinde kendini göstermektedir. Yaşadıkları sorunlarla başetme stratejisi olarak ise sığınmacıların, sahip oldukları sosyal sermayelerini harekete geçirerek kendi grupları içinde dayanışma ağları kurdukları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sığınmacı, Düzensiz göç, Küreselleşme, Neo-liberalizm,Maduniyet, Toplumsal Ağlar, Mensubiyet Yitimi, Eskişehir
Mesleki ve teknik anadolu lisesi öğrencilerinin sosyal hareketliliğine ilişkin profilleri: Eskişehir ili örneği
Araştırmanın amacı, mesleki ve teknik ortaöğretim kurumlarında eğitim gören öğrencilerin sosyal hareketlilik beklentileri ile mesleki ve teknik ortaöğretim süreci arasındaki ilişkileri Eskişehir örneğinde incelemektir. Araştırmada nicel ve nitel yöntemler bir arada kullanılmıştır. Veriler, Eskişehir'de 7 mesleki ve teknik Anadolu lisesinden 12. sınıf öğrencisi 797 kişiden anket, 8 öğrenci, 8 mezun, 9 öğretmen olmak üzere 25 kişiden yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla elde edilmiştir. Nitel ve nicel araştırma verileri, eş zamanlı toplanmış ve analiz edilmiş, iki veri grubuna da eşit düzeyde ağırlık verilmiştir. Sosyoekonomik ve sosyokültürel özellikleri bakımından kısıtlı imkânlara sahip ailelerden gelen öğrencilerin meslek liselerine, kısa zamanda meslek ve gelir elde etme beklentisiyle yöneldikleri ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin, mesleki becerilere dayalı sermaye biçimine yatkınlık geliştirme, akademik becerilere dayalı sermaye biçimine mesafe koyma eğilimlerinin güçlü olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin, meslek liselerini tavsiye etme eğilimlerinin zayıf ancak fırsat verildiğinde tekrar tercih etme eğilimlerinin güçlü olduğu ortaya çıkmıştır. Öğrencilerin, kısa sürede çalışma hayatına atılmayı kolaylaştırma ve iş gücü piyasasında tercih edilmeyi sağlama olasılığı bakımından meslek liselerini bir sığınak olarak algıladıkları tespit edilmiştir. Öğrencilerin, çalışma koşulları rahat, prestij ve gelir düzeyi yüksek işler kazandırma ve yüksek öğretime geçişi kolaylaştırma olasılığı bakımından meslek liselerini bir tuzak olarak algıladıkları ortaya çıkmıştır. Sığınak ve tuzak şeklinde betimlediğimiz algı formlarının iç içe geçtiği, kesiştiği ve birbirini dışlamadığı tespit edilmiştir. Öğrencilerin sosyal hareketlilik beklentilerinin yatay yönde, sınırlı düzeyde olduğu ve bu beklentilerin şekillenmesinde mesleki eğitimin, tek başına olmasa da etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin beklentileri ile mevcut toplumsal koşullarının da önemli düzeyde örtüştüğü tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Eğitim, mesleki ve teknik eğitim, eğitim sosyolojisi, sosyoloji, sosyal hareketlilik, toplumsal tabakalaşma.
Eğitimde yeni istihdam politikaları ve esnek çalışma ilişkileri: Eskişehir'de ücretli öğretmenler üzerine bir saha araştırması
Bu araştırmanın temel amacı, ücretli öğretmenlerin çalışma koşullarını, yaşam standartlarını, çalışma ilişkilerini ve emek süreçlerini nasıl deneyimlediklerini anlamaya ve açıklamaya çalışan sosyolojik bir analiz yapmaktır. Araştırma genel çerçevede neoliberal süreçle değişen çalışma hayatını, yeni istihdam biçimleri ve eğitimdeki esnekleştirme sürecini, eğitimin ticarileştirilmesini, bilginin ve eğitim kurumlarının piyasalaşmasını ve öğretmenlik mesleğinde yaşanan yapısal dönüşümler hakkında ücretli öğretmenlerin tutum ve görüşlerini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Bunun yanı sıra araştırma kapsamında okul idarecilerinin ve eğitim sendikalarının yönetici görüşleri de ele alınarak konuya dair farklı bakış açıları sunulmaktadır. Bu çalışma nitel araştırma yöntemine dayalı olarak yapılmaktadır. Çalışmanın grubunu, Eskişehir'de, MEB'e bağlı okullarda esnek ve güvencesiz istihdam edilen 33 ücretli öğretmen ve 19 okul idarecisinin yanı sıra 4 eğitim sendika yöneticisi oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak tüm bu eğitim bileşenlerinin esnek ve güvencesiz istihdam biçimlerine yönelik görüşleri nitel veri toplama tekniklerinden görüşme tekniği ile alınmıştır. Saha çalışmasından elde veriler çerçevesinde değerlendirildiğinde, öğretmenlik mesleğindeki istihdam çeşitliliği ve yapısal dönüşümler ücretli öğretmenlerin hayatında ekonomik, sosyal, kültürel ve mesleki yönlerden birçok farklılıklar ortaya çıkarmıştır. Ücretli öğretmenler düşük ücretle, iş güvencesizliğiyle, gelecek belirsizliğiyle, iş yoğunluğu ve düzensiz çalışma saatleri ile baş etmektedirler. Okul idarecilerine ücretli öğretmenlik istihdamı ek iş yükü getirmektedir. Ayrıca, ücretli öğretmenlik istihdamı, farklı çalışma koşulları ve sunulan kurumsal fırsatların zayıflığı nedeniyle hem öğretmenlik mesleğinin prestijinin ve çekiciliğinin azalmasına hem de aynı kurumda aynı işi yapan insanların daha kötü olanaklara sahip olmasının çalışma barışının ve kurum kültürünün oluşmasında çok büyük bir engel oluşturduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Esnek çalışma, Ücretli öğretmenlik, Güvencesizlik, Metalaşma, Proleterleşme, Eskişehir
Madde bağımlılığının sosyolojik nedenleri ve etkileri: Sosyal bağışıklık sistemi analojisi üzerinden Malatya örneği
Amaç: Günümüzde madde bağımlılığı, her yaştan insanı etkileyen ve özellikle sentetik maddelerin yaygınlaşmasıyla daha karmaşık ve hızla büyüyen bir sorun haline gelmiştir. Bu bağlamda araştırmanın amacı, bireyi ve toplumu olumsuz olarak etkileyen madde bağımlılığının sosyolojik nedenlerini ve etkilerini derinlemesine incelemektir. Yöntem: Nitel olarak tasarlanan bu araştırmada fenomenolojik desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Malatya İnönü Üniversitesi Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezinde ve Yeşilay Danışmanlık Merkezinde tedavi gören ve Denetimli Serbestlik Müdürlüğünde yükümlü olarak bulunan 41 erkek madde bağımlısı, 19 kadın madde bağımlısı ve madde bağımlılığı alanında çalışan 9 alan uzmanı oluşturmaktadır. Araştırmanın çalışma grubu, amaçlı örnekleme tekniği kullanılarak belirlenmiş ve veriler, yarı yapılandırılmış görüşme formu ile gerçekleştirilen yüz yüze derinlemesine mülakatlar aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: Bu araştırmada gerçekleştirilen tematik analiz sonucunda, madde bağımlılığı sürecine ilişkin üç ana tema ve bu temalar altında toplam on altı alt tema elde edilmiştir. Ana temalar; sosyal bağışıklık sisteminin zayıflaması ile maddeye başlama süreci, bağımlılık alt kültürüne yönelme ve entegrasyon süreci ile sosyal bağışıklık sisteminin işlev kaybı ve bağımlılığın çok boyutlu etkileri olarak belirlenmiştir. Sonuç: Madde bağımlılığı, bireysel bir tercihten ziyade, sosyal bağların zayıflamasıyla başlayan, bireyin bağımlılık alt kültürüne yönelmesi ile derinleşen ve süreç içerisinde sosyal bağışıklık sisteminin işlev kaybıyla birlikte çok boyutlu sonuçlar üreten dinamik bir süreç olarak ortaya çıkmaktadır. Bu süreçte birey, yalnızca madde kullanımına yönelmekle kalmamakta; aynı zamanda bağımlılık alt kültürüne entegre olarak sosyal çevresiyle ilişkisini yeniden yapılandırmakta ve zamanla damgalanma, sosyal sermaye kaybı, aile ilişkilerinde bozulma ve toplumsal hayattan uzaklaşma gibi çok yönlü etkilerle karşı karşıya kalmaktadır.
Malatya'da meslek yapısı ve sosyal hareketlilik: Malatya Merkez uygulaması
Bu çalışmanın temelini, teorik düzeyde, meslek sosyolojisinin uğraşı alanlarından; sosyal yapı ile mesleki yapı arasındaki karşılıklı münasebetler, sosyal yapıdaki değişme ve gelişmeler ile mesleki yapıdaki değişme ve gelişmeler, sosyal tabakalaşma ile meslek, sosyal hareketlilik ile meslek arasındaki ilişkiler ile ilgili konular oluşturmaktadır. Çalışmanın uygulama yönüyle de, ortaya konulan varsayımlar, farklı bir sosyal çevre gibi görünen Malatya'dan elde edilen verilerle irdelenip yoklanmaya çalışılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Meslek, Sosyal Tabakalaşma, Sosyal Hareketlilik, Malatya
Kapitalizm, Kayseri ekonomisi ve işadamları
KAPİTALİZM, KAYSERİ EKONOMİSİ VE İŞADAMLARIİnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim DalıDoktora Tezi: Mayıs-2012Danışman: Prof. Dr. Beylü DİKEÇLİGİLÖZET VE ANAHTAR KELİMELERAraştırmanın konusu kapitalist ekonomik sistem içerisinde, Kayseri ekonomisinin temel aktörleri olan işadamlarının ürettiği ve kentin ekonomik yapısına da karakterini veren sosyoekonomik süreçlerdir. Sosyoekonomik süreçlerle de, iş adamlarının maddi koşulları, zihniyet dünyaları ve davranışları ile bunlar arasındaki bağlantılar sonucunda ortaya çıkan etkileşim örüntüleri kastedilmektedir.Çalışmanın nihai hedefi ise kapitalist süreç ile bağlantılı olarak Anadolu'nun ekonomik gelişmesinde öncü bir rol üstlenen Kayseri ekonomisinin ve Kayserili sanayicilerin başarılarında/başarısızlıklarında sosyokültürel özelliklerin oynadığı rolü, mevcut kuramsal açıklamaların dışında kendi bağlamında açıklayabilme potansiyeline sahip bir kuramsal çerçeve oluşturmaktır.Araştırmanın metodolojik yaklaşımı bütüncül sosyolojik yaklaşımdır. Yöntem olarak sosyal hayatı kendi akışı içinde, derinlemesine anlamaya ve açıklamaya yönelik olan nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Araştırma tekniği olarak ise, alandan elde edilen verilere dayalı olarak bir kuram oluşturma amacı taşıyan temellendirilmiş kuram kullanılmıştır. Alandan elde edilen veriler Nvivo programında analiz edilmiş, analizlerin sonucunda ortaya çıkan kavramsal çerçevelerin modelleri oluşturulmuştur.Kayserili işadamlarının ve Kayseri ekonomisinin kapitalizme uyum süreci iş adamlarının arayışları ile gerçekleşmiştir. Bu arayışa yön veren ve onu biçimlendiren yapısal ve nedensel koşullar ise Kayserili işadamlarının kapitalizmin temel niteliklerine ilişkin algılarıdır. Bu nitelikler; sermaye algısı, pazar arayışı, uluslar arası rekabet, ülkeler hiyerarşisi, kapitalist ekonomik sistemde devletin rolü ile kaygan ve belirsiz ekonomik zemindir. Arayışın içinde gerçekleştiği Kayseri'ye özgü sosyoekonomik süreçler ile bu süreçler çerçevesinde oluşan uyum mekanizmaları paradigma modelinin bağlam ve eylem/etkileşim stratejileri unsurunu oluşturmaktadır. Bunlar; ticari birikim, devlet yatırımları, üretim mekânları, küreselleşme algısı ve oturmalardır. Nedensel yapısal koşullar ile bağlam ve eylem stratejileri neticesinde ortaya çıkan sonuçlar ise şu şekilde sıralanabilir: Temkinli girişimci, sektörel akışkanlık ve sektörel sıçrama, hâkim firmaların sunduğu imkânlar ve yol açtıkları sınırlamalar, ülkeler arasında eşitlenme eğilimi ve kurumsallaşma çabası.ANAHTAR KELİMELER: Kapitalizm, Girişimci, Kayseri Ekonomisi, Temellendirilmiş Kuram
Geleneksel toplumdan modern topluma etik'in sosyolojik temelleri
Geleneksel toplumlarda ve modern toplumlarda etiğin ve ahlakın nasıl temellendirildiği, nasıl bir dönüşüm geçirdiği araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Geleneksel toplumların temel dinamiklerinin anlaşılması için antik dönemdeki tartışmalara yer verilmiştir. Çalışmanın bütünselliğinin korunması için ise güncel tartışmalara yer verilmiştir. Tarihsel süreç içerisinde, Akıl'ın, Tanrı'nın, Doğa'nın ve Sözleşme'nin etiğin ve ahlakın kaynağı olarak görüldüğü anlaşılmıştır. Zamanla bu unsurların önemlerinin azaldığı; buna bağlı olarak da, bireylerin ciddi dönüşümlerle, risklerle karşı karşıya kaldığı saptanmıştır.
İngiliz edebiyatında sömürgecilik ve kölelik: Aphra Behn'in Oroonoko veya Soylu Köle romanı örneği
Bir metnin sosyolojik açıdan okunması diğer okuma biçimleriyle kıyaslandığında daha avantajlı gözükmektedir. Yazar, eser, okur ve ilk üç bileşeni kapsayan toplum öğesi sosyolojik okuma sürecinde önemli faktörlerdir. Sosyal teorilere dayalı diğer okuma biçimleri bazı sınırlılıklara sahipken sosyolojik okuma, araştırmacılara daha geniş bir perspektif sunar.Bu çalışmada, Aphra Behn'in ?Oroonoko veya Soylu Köle? romanını, sosyolojik imgelemin bütüncül perspektifiyle okunması amaçlanmıştır. Behn'in eseri, sömürge edebiyatının birçok arketipini bünyesinde barındıran bir metin olarak, bir süreliğine İngiliz Edebiyatı'nda soylu vahşinin ilk sunumu; sömürgecilik karşıtı, kölelerin serbest bırakılması ve azat edilmesini destekleyen ilk roman olarak okunmuştur. Zamanla eleştirel bir okur grubu ortaya çıkmıştır. Bu grup, metine dair sahip olunan bu tür algıların ve rutin okumaların sarsılmasına ve gizemli noktaların açığa çıkarılmasına çalışmıştır. Bu çalışma da rutin okumaları sarsarak; bütüncül kavrayışını Edebiyat Sosyolojisinden alan kendi perspektifiyle benzer bir ideale hizmet eder.Bu çalışma kapsamında toplum ve edebiyat ilişkisine dair bazı konular ve kavramlar tartışılmıştır. Tarihsel arka plan dâhilinde ?kölelik, sömürgecilik, şarkiyatçılık, ırkçılık? gibi bazı kavramlar tanımlanmaya ve anlaşılmaya çalışılmıştır. ?Sömürgeciliğin ve Köleliğin Meşruiyeti? kölelik ve sömürgeciliğe dair muğlak bir meselenin açıklığa kavuşturulması açısından tüm bu konular içerisinde en önemli olanıdır. Shakespeare'den Defoe'ya sömürge edebiyatının ortaya çıkışı da tartışılmıştır. Behn'in sosyal statüsü, ideolojisi, eğitimi, arkadaş çevresi, ailesi, mesleği, medeni durumu ve hayatındaki değişimler de analiz edilmeye çalışılmıştır. Sosyolojik biyografisinin yanı sıra metindeki retoriği de çözümlenmeye çalışılmıştır. Son bölümde Behn'in eseri, kölelik ve sömürgecilik yönünden incelenmiştir. Sömürgecinin ve sömürülenin portreleri çizilmeye çalışılmıştır.Bu çalışma sonucunda, Behn'in metninin kölelerin azat edilmesinden yana olmadığı ve sömürgecilik karşıtı olmadığı sonucuna varılmıştır. Metin, karakterlerin köleleriyle olan ilişkileri açısından okunduğunda Behn'in söyleminde iki tür sömürgecilik modeli çözümlemek mümkün gözükmektedir. Birisi, Behn tarafından desteklenmekte diğeri ise eleştirilmektedir. Behn, şiddetle yönetilen ve işkenceye uğrayan kölelere sempati duyarken bir yandan da bünyesinde şiddet ve işkence olmayan yeni bir kölelik ve sömürgecilik paradigması kurmaya çalışmaktadır. Behn, okurlarına kölelerine asla eziyet etmeyen onları şiddet olmaksızın yöneten bazı karakterler ve aynı zamanda kölelerine tam tersi yönde muamelede bulunan bazı karakterler tanıtmaktadır. Bu mevzudaki temel sorun şudur: Gerçek hayatta şiddet olmaksızın var olan böyle bir sömürgecilik modelini görmek mümkün müdür? Sömürgecilik tarihine baktığımızda böylesi bir sömürgeciliğin daha önce var olmadığını görebiliriz. Öyleyse Behn, sömürgecilik ve köleliğe dair ütopik bir teori kurmaktadır. Böylece retoriğiyle yanılsamalar üretmekte ve plantasyon sahiplerinden oluşan yönetici sınıfı desteklemektedir. Fakat Behn, bunu yaparken (sömürgecilik ve köleliğe duyulan) nefretin yönünü zenginler sınıfının mensuplarından aşağı sınıf üyelerine çevirmek için bazı karakterleri nesneleri olarak kullanmaktadır.Behn'in barbar karakterlerinin de üst sınıfa ait olmaları gerçeğine rağmen, tutumları ve ahlaki değerleri Behn tarafından aşağı sınıfla ilişkilendirilmektedir. Bu çelişkide Behn'in görevi nedir? O, ürettiği yanılsamalar sayesinde, kendini beyaz sömürgeci ve sömürülen siyah nesne arasındaki barış elçisi olarak takdim eder. Behn'in metninde şiddetten ve işkenceden arındırılmış yeni bir sömürgecilik modeli sunulmaktadır. Böyle olsa bile, bütün köleler Behn'in gözünde aynı değere sahip değildir. Oroonoko, Behn için soyluluğu ve Avrupalılaştırılmış olduğu için değerlidir. Bununla birlikte romanın sonunda irrasyonel bir köleye dönüşecek ve eşinin canına kıyacaktır. Hikâyenin sonlarına doğru Behn'in soylu vahşiye dair fikirleri de değişecektir. İlk bakışta kölelere sempati duymasına rağmen, eserinin retoriğinde şarkiyatçı, ırkçı ve sömürgeci tutumlarını okumak mümkündür.
Aşiret sisteminde dönüşüm-aşiretin kentte aldığı yeni şekiller-Batman örneği
"Aşiret Sisteminde Dönüşüm -Aşiretin Kentte Aldığı Yeni Şekiller- Batman Örneği" başlıklı bu çalışma, Batman il merkezinde ikamet eden aşiret mensuplarının modernleşme ve kentleşme süreciyle nasıl bir değişim geçirdiklerini anlamak amacıyla gerçekleştirilen nitel bir araştırmadır. Aşiretlerin günümüz kent hayatında nasıl bir görünüme sahip olduklarını anlamak için öncelikle aşiretin geçmişte neye benzediği anlaşılmaya çalışılmış ve bu yöredeki aşiret terminolojisi çerçevesinde, aşiret sisteminin "ideal bir tip"i oluşturulmaya çalışılmıştır. Böylece aşiretin tarihsel süreç içerisinde toplumsal olayları yönlendirmedeki etkisi, değişen şartlara karşıkendini konumlandırması ve sosyolojik açıdan bu kavramanın önemi üzerinde durulmuştur. Aynı çerçevede, bu yapının merkezileşme/modernleşme sürecinden ne şekilde etkilendiği de, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemindeki toprak ile ilgili düzenlemeler, iskân politikası ve Tanzimat ile başlayan idarî/siyasî merkezileşme politikaları üzerinden kısaca değerlendirilmiştir. Araştırmanın teorik kısmında ayrıca kentin, kentleşme sürecinin ve kentliliğin sanayileşmeyle birlikte kazandıklarımodern biçimlerinin, tüm kentlilik ve diğer hayat biçimleri aleyhine evrenselleştiği ve diğerlerini sonlandırma sürecinde olduğu düşüncesinin hakim olduğu bir literatür içerisinde, diğer hayat biçimlerinin de varlığını "bir biçimde" sürdürdüğü ve kentliliğe tek bir "biçimin" model teşkil edemeyeceği düşüncesinin izleri sürülmeye çalışılmıştır. Araştırma alanından edinilen verilerin değerlendirilerek, aşiretin dönüşümünün toplumsal, siyasal, ekonomik ve dinsel görünümleri, özellikle gündelik hayata yansıyan boyutları üzerinden bir analize tabi tutulmuştur. Klasik/modernleşmeci sosyal bilim anlayışı, aşiretin, geleneksel zamanlara ait bir toplumsal biçim olduğu ve modern zamanlarda herhangi bir yerinin olmadığıyönündedir. Oysa araştırmamız, aşiretin yaşanan toplumsal ve küresel değişimlerden bağımsız olarak klasik örgütsel yapılanmasını sürdüremediğini; ancak geleneksel dünyayla iç içe geçmiş bulunan değer ve ilişkilerinin de yerini, modern değer ve ilişkilere bırakmadığını göstermiştir. Her iki dünyanın değer ve ilişkileri yan yana VIII yaşanmakta, bazen çatışma halinde ama bazen de uyumlulaşarak sürdürülmektedir. İnsanlar, bir yandan modern bir aidiyet biçimi olan modern ideolojilere kendini nispet etmekte, ama aynı zamanda geleneksel bir aidiyet biçimi olan "aşiret" aidiyetini de sürdürebilmektedirler. Kuşkusuz eğitim, yaş, cinsiyet, kentte kalış süresi gibi değişkenlerin yanı sıra, benimsenen modern ideoloji de aşirete aidiyeti belirleyebilmektedir. Anahtar Sözcükler: Aşiret, kentleşme, modernleşme, gelenek, töre, gündelik hayat
Sanal cemaatler
Cemaat yüzyıllar boyunca insanların içinde yer aldığı çok önemli bir sosyolojik olgu olmuştur. Bunun yanında günümüz teknolojik imkânları düşünüldüğünde insana dair pek çok unsur gerçek hayatın ötesinde internet ve sanal dünyada gerçekleşmektedir. Bu durum sanal cemaat kavramını kaçınılmaz hale getirmiştir. Sanal cemaat kavramını son derece detaylı incelemek gerekmektedir.Bu düşünceden hareketle doktora çalışması sanal cemaatler üzerine yapılmıştır.Eser iki ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde cemaat ve sanal dünya kavramları açıklanmıştır. Daha sonra bu iki temel kavramın birleşiminin ortaya çıkardığı sanal cemaat olgusu irdelenmiştir. Sanal cemaatin etkileriyle günlük yaşamın nasıl bir parçası haline geldiği üzerinde durulmuştur.İkinci bölümde sosyoloji biliminin genel kabul gören inceleme metotları çerçevesinde gerçekleştirilen gözlemler doğrultusunda genel usullere uyularak oluşturulan mülakatlarla sanal cemaatlere üye insanların durumları ortaya konulmuştur. Bu bölümde sanal cemaatlere üye isimlerin çeşitli açılardan yaşama bakışları, nasıl davranışlar gösterdikleri ve bu davranışların geri planı açıklanmıştır.Anahtar Kelimeler: Sanal, Cemaat, İnternet, Sanal Cemaat, Sanal İlişki,
Alev Alatlı'nın fikirlerinin sosyolojik açıdan değerlendirilmesi
Türkiye'de edebiyat, Batı'daki değerinin aksine uzun yıllar sosyal bilimlerin odak noktasının dışında kalmıştır. Oysaki edebiyat disiplini, felsefe ve sosyal bilimler, özellikle de sosyoloji için çok değerli bulguların yer aldığı bir bilgi deryasıdır. Türkiye'de, romancı kimliğiyle tanınan Alev Alatlı, ülkemizdeki çoğu sosyal bilimcinin aksine, toplumsal konuları ve sorunları tahlil ederken, edebiyat alanından önemli ölçüde istifade etmiştir.Alatlı, Aristoteles mantığının tek düzeliğine karşın "saçaklı mantık"ın önemine vurgu yapan, bütüncül düşünce biçimini öne çıkaran, anti-pozitivist, gerçekçi bir romancıdır. Alatlı, Doğu-Batı ayrımı hakkındaki düşüncelerini, coğrafyadan ayrı olarak, biyofilik ve nekrofilik yönden kâinatı algılama tarzındaki farklılıkların üzerine kurmuştur. Alatlı'ya göre, Türk toplumu, Doğu ve Batı arasında arafta kalmış, ahlâk yapısı kapitalist sistemin zorlamasıyla göreceli ahlâka kurban gitmiş, değerler dünyasında büyük karmaşalar yaşamış, genç nüfusu cehalete yenik düşmüş, insanları Batılılaşmanın tesiriyle çeşitli açmazlarla karşı karşıya kalmış, kimlik bunalımı yaşamış, fertleri birbirine yabancılaşmış bir toplum haline gelmiştir.Alatlı, Türk toplumunun Batılılaşma süreciyle nekrofilik bir ruha büründüğünü, kendi yapısına ve dokusuna ters düşen bir yabancılaşma yaşadığını iddia etmiştir.Alatlı, Türk insanının derin kültürel bağlarında yatan özgürlük ruhuna vurgu yapmıştır. Alatlı, dünyayı tahakküm altına alan yağma düzenine eleştirel bakmıştır. Türk toplumunu dünyanın emniyet supabı olarak görmüştür. Alatlı, Türk toplumunun sahip olduğu değeri ve önemi fark etmiştir. O, Türk toplumunun özünü bulması için eserler kaleme almıştır.Tezimiz, Alatlı'nın kaleme aldığı yazıların ışığında, Türk toplumunu hangi dinamikler açısından nasıl değerlendirdiğini konu edinmiştir. Bunun yanı sıra tezimizde, Alatlı'nın toplum sorunlarına bakışını, Doğu-Batı ayrımına, Türk toplumuna ve insanına dair fikirlerini tahlil etmeyi amaçladık. Türkiye'de edebiyat dünyası ve sosyal bilimlerde önemli bir yere sahip olan Alatlı'nın görüşlerini genel ivbir çerçeveye oturtmaya çalıştık. Tezimiz, genellikle edebi yönüyle ele alınmış olan Alatlı'yı, sosyolojik bir perspektifle bütün yönlerini incelemiş olan ilk çalışmadır.Anahtar SözcüklerAlev Alatlı, Aydınlanma, Modernizm, Postmodernizm, Pozitivizm, Oryantalizm, Yabancılaşma, Biyofili, Nekrofili, Batılılaşma, Türk Toplumu, Türk İnsanı, Aydın, Bütüncül Düşünce, Kavram Kargaşası, Saçaklı Mantık, Rölativistik Ahlâk, Murat
Toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretilmesinde eğitimin rolü: Afyonkarahisar Süleyman Demirel Fen Lisesi ve Atatürk Lisesi örneği
Geleneksel toplumlarda statüler ve statülerin gerektirdiği roller, insan için birer veri niteliğindedir. İnsana düşen görev, verili statüsünün gerektirdiği rolünü yerine getirmektir. Bu sebeple geleneksel toplumlarda insanların sahip oldukları statüleri genellikle değişmemektedir. Modern toplumlarda ise statüler doğuştan değil, sonradan bireyin çabasıyla kazanılmaktadır. Toplumsal statü kazanmanın en önemli aracı eğitimdir. Eğitim yoluyla bireyler, toplumsal konumlarını değiştirip dikey sosyal hareketliliğe uğrayabilmektedir. Yukarı doğru dikey hareketliliğin sağlanabilmesi için, eğitimde fırsat ve imkân eşitliğinin bütün bireylere sağlanması gerekmektedir. Aksi taktirde eğitim, yukarı doğru dikey sosyal hareketliliğin aracı olmaktan çıkıp, mevcut eşitsizlikleri sürdürmenin aracına dönüşmüş olacaktır. Toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretiminin aracı olarak eğitim, kendinden beklenen işlevi yerine getiremeyecektir. Nitekim, günümüz Türk toplumunda ailelerin sosyoekonomik ve kültürel özellikleri, onların çocuklarına sağlayacakları eğitim imkânlarını belirlemektedir. Bu işleyiş mekanizmasının çözümlenmesi, muhtemel çözüm önerilerinin geliştirilmesi bakımından hayatî önem taşımaktadır.Toplumsal eşitsizliklerin yeniden üretilmesinde eğitimin rolünü tespit etmenin amaçlandığı bu çalışmada, Afyonkarahisar merkezinde bulunan Atatürk Lisesi ve Süleyman Demirel Fen Lisesi öğrencileri üzerinde anket uygulanmıştır. Bu liselerin seçilmesinin nedeni, birinin en yüksek puana göre sınavla öğrenci alırken, diğerinin sınavsız öğrenci almasıdır. Araştırmada Fen Lisesinde 276, Atatürk Lisesinde 634 olmak üzere toplam 910 öğrenciye anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS programında Khi-kare testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonucunda, araştırma varsayımlarının doğruluğu test edilmiştir.Anahtar Kelimeler: Toplumsal eşitsizlik, yeniden üretim, eğitim, eğitimde fırsat eşitliği, dikey toplumsal hareketlilik, toplumsal statü ve rol, fen lisesi, genel lise
Sosyal değişme ve suç
Değer farklılaşmalarının sosyolojik boyutu (Malatya örneği)
Değerlerin toplumda merkezû bir konumu bulunması, onların sosyolojik olarakincelenmesini ve araştırılmasını gerekli kılar. Değerler, soyut izafi tasvip hükümleri olmaklabirlikte, hem bireysel hem de toplumsal alandaki özellikleri ve etkileri dolayısıyla, insanhayatının önemli somut gerçekliklerini oluştururlar. Değerler insan psikolojisinin vedavranışlarının temel organize edicileridir. Değerler sosyal kurumların, birliklerin vegrupların şekillenmesine etki etmekte ve böylece sosyal yapıya rengini kazandırmaktadırlar.Aynı zamanda değerler, sosyal gelişme, değişme ve sosyal çözülme gibi dinamik sosyalsüreçlerin temel belirleyici faktörleridirler. Bu açıdan toplumun, tanımlanması, farklılaşmasıve yeni bünyevi özelliklerin kazanılmasıyla, sosyal değerler arasında önemli bir ilişki vardır.Bu çalışmadaki esas amacımız, çağdaş psikolojide ve sosyolojide kullanılmakta olan çokgenel ve gevşek değer tanımlarının belirsizliğini ortadan kaldırmak; sosyal bilimlerde değerkavramının ve olgusunun uygulamayla desteklenmiş, kuramsal bir izahını yapmak olmuştur.Bu amaçla çalışmada öncelikle değer kavramının sosyolojik bir izahını yapıldıktan sonra,değer kavramının tanımlanması ile alakalı olan, değerler sistemi, değerler hiyerarşisi, değerlersınıflaması, değer çatışmaları gibi konular verilerle birlikte incelenmiştir. Yine çalışmaiçerisinde değerlerin kabulünde, yaşatılmasında ve değişmesinde etkili olan bazı değişkenlerinetkisi, uygulamadan elde edilen verilerle ortaya konulmuştur.
Parçalanmış aile çocuk ilişkisinin sebep olduğu sosyal problemler (Malatya uygulaması)
Tarihin en eski kurumu olan aile, toplum için büyük önem taşıyan fonksiyonlar yerinegetirmektedir. Nüfusu yenileme, ekonomik bir birim olma, kültür aktarma, çocuğu eğitme vesosyal hayata hazırlama bu fonksiyonlar arasındadır. Çocuk, en iyi şekilde aile ortamındaeğitim almakta, sosyalleşmekte ve sağlıklı bir kişilik kazanmaktadır. Ailenin ölüm veboşanma yoluyla parçalanması, ilgi ve desteğe en fazla ihtiyacı olan çocuğu olumsuzetkilemektedir. Ailenin parçalanmasıyla, çocuğun eğitim ve sosyalleşme süreci kesintiyeuğramakta; sağlıklı bir yetişkin olması engellenmektedir. Dolayısıyla, ailenin parçalanması,çocuğun bazı sosyal problemler yaşamasına neden olmaktadır.Bu düşüncelerden hareket eden araştırma, iki bölümden meydana gelmektedir.Araştırmanın birinci bölümünde, aile kavramına ait teorik bilgiler verilerek, parçalanmayaneden olan faktörlere yer verilmiştir. kinci bölümde ise, uygulamadan elde edilen bulgulardeğerlendirilmiştir. Uygulamaya 280 parçalanmış aile çocuğu, 280 de tüm aileye sahip çocukolmak üzere toplam 560 çocuk dahil edilmiştir.
Türkiye'de siyasal İslamcılık, kimlik siyaseti ve muhafazakar demokrasinin toplumsal temelleri: AKP Hükümeti ve kimlik politikalarının değerlendirilmesi
Kimlik, yirminci yüzyılın son çeyreğinden beri sıklıkla tartışılan önemli konulardan biridir. Kimliğin diğer alanlardan ziyade siyasal alanda görünürlüğünü arttırması, kimlik siyaseti denilen bir olguyu ortaya çıkarmış. Böylelikle sınıf siyasetine dayanan bir siyasal anlayıştan kimlik siyasetine dayanan bir siyaset anlayışına geçilmiştir. Türkiye'de kimlik siyasetinin ciddi bir sorun olarak algılanması 1980'li yıllara denk gelmiş ve bu olgu, dinsel bağlamda ortaya çıkan "İslamcı kimlik siyaseti" başlığı altında siyasal tartışma alanını kimlikler alanına hapsetmiştir. Kimlik siyasetinde, "farklılık" üzerine yapılan vurgu, kimlik siyaseti olgusunun daha da pekişmesine yol açmıştır. Bunun yanı sıra dini kimliği ön plana çıkaran İslamcı siyaset, toplumsal ve siyasal bütünleşmeyi de zorlamaya başlamıştır.Osmanlı Devleti ile başlayan dinsel kimlik siyaseti, Milli Görüş Hareketi ve sonrasında, her ne kadar 28 Şubat süreciyle (1997) kesintiye uğrasa da, AKP'nin 2002'de elde etmiş olduğu oy oranıyla farklı boyutlara ulaşmıştır. Kendisini "muhafazakar demokrat" olarak ilan eden AKP, dinsel sembolizmi açıktan, kabaca kullanmaktan kaçınmış ve kendisini demokrat sıfatı ile ön plana çıkarmıştır. Bu çalışmada, 1980 sonrası Türkiye'de daha da belirginlik kazanan kimlik siyaseti ve Siyasal İslam meselelerinin toplumsal temellerini tartışmak ve Siyasal İslam'ın git gide azaldığı yönündeki düşüncelere karşı olarak aslında Siyasal İslam'daki artışını ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Bunu yaparken de 2002'den bu yana kendisini muhafazakar demokrat olarak tanımlayarak diğer İslamcı partilerden farklılığını öne süren AK Parti'nin siyasal arenada nerede durduğu ve seçmenleri tarafından nasıl algılanıp değerlendirildiği ve ayrıca günümüzde gelinen nokta da ortaya konmaya çalışılacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Siyasal İslam, Kimlik siyaseti, Muhafazakar demokrasi, farklılık, AKP.
Feminist yaklaşımın kadınların gözünden değerlendirilmesi Bursa örneği
Feminizm en genel anlamıyla tanımlandığında kadın ve erkeğin eğitim, hukuk, ekonomi, siyaset, sosyal yaşam gibi alanlarda eşit olması gerektiğini savunan akımdır. Bir toplumun gelişmesi ve ilerlemesi o toplumda yaşayan insanların özgürlüğü ve haklarıyla ilişkilidir. Bu nedenle feminizm kadınların da erkeklerle eşit sosyal ve siyasal haklara sahip olmasını savunarak toplumların gelişimine katkı sağlamaktadır. Feminizm ilk kez bu gelişme için çaba gösteren bir toplum olan Fransa'da 18.yy da ortaya çıktığı görülmektedir. Ancak feminist tartışma etkisini her dönemde sürdürmeyi başarmıştır. 21.yüzyılda yaşadığımız bu dönemlerde kadın haklarının hala konuşuluyor olmasının ve erkeklerin kadınlar üzerinde oluşturmuş olduğu tahakkümün tartışılıyor olmasının yanında kadınların da bu konuda ne düşündüğü ve feminizm hakkında ne kadar bilgi sahibi oldukları araştırılmak istenmiştir. Bu çalışmada Türk kadınının feminizm kavramından haberdar olup olmadığı, feminizm kavramından ne anladığı, kendi hakları üzerinde ne kadar durduğu araştırmaya çalışılmıştır. Çalışma Bursa örneği üzerinden yürütülmüştür. Bursa ilinde kadınların feminizme bakış açısını değerlendirmek adına Bursa ilinin tarihi, eğitim durumu, demografik durumu, ekonomik durumu gibi bilgilere yer vererek Bursa ili genel bir bakışla değerlendirilmiştir. Bu kısım anket verilerinin değerlendirilmesi ile devam ettiğinden Bursa ilinin genel durumu ele alınmak durumunda kalınmıştır. Araştırmanın uygulamalı kısmı olan anket verilerinin değerlenmesiyle sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. Sonuçta Bursa'da yaşayan kadınların feminizm kavramından uzak olmadığı ve kadınların kendi haklarının savunuculuğunu yaptığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kadın, Feminizm, Feminist Teori, Toplumsal Cinsiyet, Özel Alan, Kamusal Alan, Erkek Tahakkümü, Eril Egemenlik. Ataerkillik.
Hollywood sinemasında Türkiye'ye yönelik oryantalist bakışın sosyolojik analizi
Oryantalizm, Batı toplumlarının düşünce sistemini meydana getiren bir tür ötekileştirme biçimidir. Doğunun az gelişmişliğine vurgu yapar. Sistematik bir düşünce üretmekle birlikte kurumsallaşmış yapılara da sahiptir. Batının kendi varlığını inşa etmek için, Batı dışı toplumları tanımladığı din, dil ve etnik temelli ötekileştirici bir söyleme sahiptir. Yedinci sanat dalı olarak kabul edilen sinema, bu söylemin kullanıldığı araçlardan biridir. Sinema, insanların dünyaya bakışını şekillendirmekte, izleyicilerin algılarını değiştirmekte ve düşünce mekanizmalarını etkilemektedir. Bu yönüyle Doğu toplumlarına karşı oryantalizmin kullandığı biz ve öteki algısını oluşturmada oldukça etkili bir sanat olarak kullanılmaktadır. Özellikle Hollywood sineması, oryantalist temsillerin aktarımında önemli rol oynamaktadır. Bu çalışma, Hollywood sinemasının Türkiye ve Türklere yönelik ortaya koyduğu oryantalist bakış açısını inceleyerek, sosyoloji literatürüne katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bu bağlamda çalışmada, Gece Yarısı Ekspresi, Arabistanlı Lawrence, Dehşete Yolculuk, Takip-2 ve Hapishane Ateşi filmleri ele alınmıştır. Filmlerde sunulan oryantalist ideolojiler ortaya konulmaya çalışılmış ve Hollywood sinemasında oluşturulan hayali Doğu imgesi olarak Türkiye incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Hollywood Sineması, Oryantalizm, Öteki, İdeoloji, Türkiye
Popüler kültür bağlamında okuma: lise öğrencilerinin popüler kültüre karşı tutumları ile okumaya karşı tutumlarının karşılaştırılması (Tavşanlı örneği)
Günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline getirilen popüler kültürün kitle kültürüne dönüşmesi, okuma alışkanlığının azalmasına dolayısıyla da halkın anlam üretimlerinin kaybolmasına neden olur. Halkın popüler kültür düzeylerinin okuma ile ilişkilendirilerek irdelenmesi, günümüz modern toplumundaki bireyin anlam dünyasını anlamaya yardımcı olur. Popüler kültür kavram olarak halkın çoğunluğu tarafından benimsenen kültürel beğenilerini ifade eder. Günümüzde bu beğeniler, haz ve isteklerin kolayca doyurulması ile şekillenir. Halk, kendisi için üretilen hazır kültür içeriklerini tercih ederek yani sadece tüketerek popüler kültürü şekillendirir. Popüler kültür içerikleri kitle iletişim araçlarıyla dağıtılır ve bireyler bu metinleri yazılı, görsel ve işitsel olarak okurlar. Okuma bilinen anlamıyla, kitapla etkileşim süreci olarak okuyucu ve metin arasındaki iletişimdir. Okuyanın okuduğu metni anlamlandırabilmesi, onu etkin bir şekilde değerlendirebilmesi zihinsel bir beceriyi gerektirir. Popüler kültürün bireyi pasifleştirmesi sonucu okuma becerileri de bundan etkilenir. Bireyin kendine sunulan popüler metinleri edilgin bir biçimde değil de etkin bir biçimde okuyabilmesi toplumu ve popüler kültürü sorgulamasına neden olur. Bu nedenle toplumların popüler kültürden etkilenmeleri ile okuma alışkanlıkları arasında bir etkileşim vardır. Bu çalışmada, popüler kültüre ilişkin öğrenci tutumları ile okumaya ait öğrenci tutumları arasında karşılaştırma yapılmaktadır. Bu karşılaştırma yapılırken popüler kültüre karşı olumlu tutum geliştirenlerin okumaya ait tutumlarının olumsuz olacağı varsayımından hareket edilmektedir.
Tüketim toplumu-narsisizm ilişkisine sosyolojik bir bakış
Toplumsal yapıda meydana gelen dönüşümler bireyin ruhsal yaşamını etkileyerek benliğini şekillendirmektedir. Bu nedenle her toplumsal sistemin kendi yapısına uygun yaygın bir kişilik örgütlenmesi vardır. Günümüzde giderek yaygınlaşan, psikanalitik kuramın en önemli kavramlarından biri olmakla birlikte gündelik yaşamda da sık sık kullanılan narsisizm, çağımızın psikopatolojisi haline gelmektedir. Narsisizm sadece psikolojik bir kavram değil aynı zamanda kültürel bir durumu ifade etmektedir. Dolayısıyla son yıllarda giderek artan narsisizmi tek bir açıdan ele almak diğer etkenlerin yok sayılmasına neden olur. Bu nedenle narsisizmi, toplumsal yapıda meydana gelen değişimler ve kültürel yapı içerişinde ele alıp değerlendirmek gerekir. Bu bağlamda tez; günümüz tüketim toplumunun bireyin yaşam tarzını ve kimliğini dönüştürerek narsisizmi hangi koşullarda tetikleyip beslediğini ve bu durumun toplumsal yaşama nasıl yansıdığını incelemektedir. Birinci bölümde, narsisizm kavramının anlamı açıklanarak kökeni, türleri ve boyutları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, tüketim toplumunun gelişim sürecine ve tüketim kültürüne değinilmiş, tüketimin kimlik üzerindeki etkisi incelenmiştir. Son bölümde ise tüketim toplumu unsurları ile narsisizm arasındaki ilişki analiz edilerek yaygınlaşan narsisizmin toplumsal sonuçları ele alınmıştır.
Sosyalist bir proje olarak kolhozlaştırmanın kazak toplum hayatına etkileri (1928-1933)
"Sosyalist Bir Proje olarak Kolhozlaştırmanın Kazak Toplum Hayatına Etkileri" adlı bu çalışmada, Kolhozlaştırma süreci (1928-1933) esnasında yapılan uygulamaları anlamak amacıyla öncelikle geleneksel Kazak toplum yapısı incelenmiş ve onun içinde: Göçebe Kazakları ekonomik hayatı, eğitim ve din alanı, aile yapısı araştırılmıştır. Göçebe Kazakların sosyal yapısını inceledikten sonra Bolşevik devriminden Kazakistan'da uygulanan, Sovyetleştirme, Kolektifleştirme ve Kolhozlaştırma esnasında uygulanan mülksüzleştirme, yerleşik hayata geçirme politikaları ve eğitim, aile alanında yapılan toplumsal değiştirme uygulamaları incelenmiştir. Sonuç olarak Kazakistan'daki Kolhozlaştırma politikasının Kazakistan toplum hayatına etkileri genel değerlendirilmesi yapılmıştır.