Nevşehir Hacı Bektaş Veli University
Anabilim Dalı

Uluslararası Güvenlik ve Terörizm Anabilim Dalı

Nevşehir Hacı Bektaş Veli University

9

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

9 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk Devletleri Teşkilatının uluslarası güvenlik meselelerine dair yaklaşımının bir analizi

Soğuk Savaş'ın sona ermesiyle bağımsızlıklarını kazanan Türk devletleri, Sovyetler Birliği'nden miras kalan sınır sorunları, etnik çatışmalar, terörizm ve ekonomik istikrarsızlıklar gibi çok boyutlu güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalmıştır. 1992'de Türk Dili Konuşan Ülkeler Devlet Başkanları (TDKÜDB) Zirveleri ile başlayan ve 2009'da Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (TDKÜİK) ile kurumsal kimliğini pekiştiren örgüt, 2021'de Türk Devletleri Teşkilatı (TDT) adını almıştır. Bu çalışma, "Türk Devletleri Teşkilatının uluslararası güvenlik meselelerine dair yaklaşımı nasıl şekillenmektedir?" temel sorusuna yanıt aramaktadır. Tez çalışması kapsamında, 1992 Ankara Zirvesi'nden 2025 Gebele Zirvesi'ne kadar olan süreçteki zirve bildirileri ile temel belgeler incelenmiş, alanında uzman akademisyenler ve kurum çalışanları ile mülakatlar yapılmıştır. Araştırma, TDT'nin güvenlik gündeminin zamanla nasıl evrildiğini ortaya koymaktadır. Başlangıçta terörizm, organize suçlar ve sınır uyuşmazlıkları gibi geleneksel tehditlere odaklanan teşkilatın gündemine aldığı uluslararası güvenlik sorunlarının zamanla çeşitlendiği görülmüştür. Özellikle İkinci Karabağ Savaşı'nın, üye devletler arasında ortak güvenlik bilincini ve dayanışmayı güçlendiren önemli bir safhayı teşkil etmiştir. TDT'nin öncelikli olarak ele aldığı güvenlik konuları arasında terörizm, organize suçlar, bölgesel uyuşmazlıklar, sınır sorunları, iklim değişikliği, enerji güvenliği, siber güvenlik, insani yardımlar ve savunma sanayi iş birliği yer almıştır. Tüm bu bulgular ışığında çalışma, TDT'nin uluslararası güvenlik yaklaşımının, jeopolitik meydan okumalar ve değişen tehdit algıları bağlamında BM Şartı ve uluslararası hukuka bağlılığı esas alarak; kurumsallaşmasını kademeli biçimde artırırken üye devletlerin ulusal çıkarlarına duyarlı esnek bir yapıyı koruduğu; geleneksel askeri konuların ötesine geçerek insan güvenliği, hibrit tehditler ve Türk dünyasının farklı coğrafyalarını kapsayacak şekilde nitelik ve nicelik yönünden genişlediği ve ortak güvenlik algısı temelinde operasyonel iş birliğine yönelen istikrarlı bir eğilim sergilediği argümanını iddia etmektedir.

Uluslararası güvenlik
Engin Döşlü
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ekofeminizm ve çevresel adalet perspektifinden kadın hareketlerinin tarihsel gelişimi

Feminizm, en temel anlamıyla, ataerkil düzenin topluma işlenmiş olan eril kodlarını reddeden ve yerleşik bu zihniyete karşı çıkarak, her anlamda daha adil ve eşit bir düzeni savunan bir düşünce akımıdır. Yıllar içerisinde toplumsal değişimlerle birlikte dönüşüm geçiren bu düşünce, farklı alanlara nüfuz ederek çeşitlenmiş ve dallara ayrılmıştır. Feminist yaklaşımın bir alt dalı olarak gelişen ekofeminizm, kadınların toplumsal eşitsizlikler karşısındaki mücadelelerini çevresel sorunlarla ilişkilendiren bir yaklaşımı ifade etmektedir. Bu anlayış, doğa ve kadının, ataerkil zihniyet tarafından benzer şekilde tahakküm altına alındığını ve sömürüldüğünü savunmaktadır. Ekofeminist bakış açısına göre, kadın ve doğa arasında kurulan bu paralellik hem kadınların hem de doğal çevrenin benzer baskılara maruz kaldığına işaret etmektedir. Bu çerçevede çalışmada, "Ekofeminizm, kadın hareketlerinin tarihsel gelişiminde ve çevresel adalet mücadelesinde nasıl bir rol oynamıştır?" sorusu ele alınmıştır. Çalışma kapsamında kadınların çevresel mücadelelerdeki rollerini anlamak amacıyla ekofeminist düşüncenin temel kavramlarını ve kadın hareketlerinin tarihsel gelişimini incelemiştir. Çalışmanın birinci bölümünde feminizm, ekofeminizm ve çevresel adalet kavramlarına yer verilmiş; bu kavramların tarihsel gelişimi, kuramsal temelleri ve birbirleriyle olan ilişkileri incelenmiştir. Özellikle çevresel adalet kavramının, ekofeminist perspektifle nasıl iç içe geçtiği ve toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerle çevresel yıkım arasındaki yapısal bağlantıları görünür kıldığı tartışılmıştır. İkinci bölümde, kadınların çevresel mücadelelerdeki tarihsel ve güncel rolleri, dünya medyasındaki yansımaları ve küresel hareketlerdeki liderlikleri değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde ise, kadın-erkek eşitsizliğinin çevresel adalet ve güvenlik üzerindeki etkileri irdelenmiştir. Kadınların çevresel güvenlikteki rolleri ve iklim değişikliğinin kadınlar üzerindeki etkileri, kadınların karşılaştığı riskler ve çözüm stratejileri bağlamında ele alınmıştır. Bu tez kapsamında, doğaya yönelik ekolojik yıkım ile toplumsal cinsiyet eşitsizliği arasındaki yapısal paralelliğin ekofeminist bir perspektifle analiz edilmesi sonucunda, ekofeminizmin kadın hareketleri üzerinde dönüştürücü bir etki yarattığı ve kadınların çevresel adalet mücadelesinde aktif, belirleyici roller üstlendiği sonucuna varılmıştır.

EkofeminizmKültürel feminizmSosyalist feminizm+1
Beyza Nur Yüksek
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Terörizmin finansmanı ve terör örgütlerinin finanse edilmesi, desteklenmesinin devletlerarası ilişkilere etkileri

Devletleri ve devletlerin uluslararası düzlemdeki ilişkilerini önemli ölçüde etkileyen ve küresel siyasetle birlikte stratejik hedeflerini belirlemesinde kuvvetli bir bileşen olan terör örgütleri açısından finansman hayati derecede önemlidir. Faaliyetlerini sürdürmek için finansmana ihtiyaç duyan terör örgütlerinin, düzenli fon akışı sağlayamadıkları takdirde varlıklarını sürdürmeleri hemen hemen imkânsızdır ve dağılmaya mecbur kalmaktadırlar. Bu nedenle terör örgütleri finansman elde etmek için çeşitli yollara başvurmakta, sürekli büyüyen fon ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla geleneksel yöntemlerle birlikte oluşan yeni fırsatları değerlendirmek istemektedir. Devletler terörizmi ve terör örgütlerini farklı nedenlerle desteklemektedir. Devletlerin desteğini alan terör örgütleri stratejilerini gerçekleştirmede önemle avantajlar sağlamakta ve hedef ülkeye kayda değer zararlar verebilmektedir. Devletlerin terör örgütlerine verdiği destek destekçi ülke ile zarar gören ülke arasında ciddi gerginliklere ve sorunlara yol açabilmektedir. Çalışmada belgesel gözlem yolu kullanılarak derinlemesine doküman analizi tekniği kullanılmıştır. Literatürde bulunan tezler, makaleler, kitaplar, raporlar, internet kaynakları ve ilgili diğer kaynaklar taranarak çalışmanın bina edilmesinde faydalanılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde terör ve terörizm kavramları açıklanarak üzerinde uzlaşılmış tanımı bulunmaması üzerinde durulacaktır. Terörizm kavramının detayına inilerek terörizmin nedenleri, amaçları, çeşitleri, unsurları irdelenecektir. İkinci bölümde terör örgütlerinin finansman ihtiyacının nedenleriyle birlikte fon elde etmek için kullandığı yasal ve yasal görünümlü kaynaklar detaylı bir şekilde somut örnekler de ihtiva edecek şekilde açıklanacaktır. Çalışmanın esas problemini de oluşturan son kısımda ise devletlerin terör örgütlerine destek vermelerinin sebepleri, verilen desteğin uluslararası hukuk açısından değerlendirilmesi ve ne şekilde desteklerde bulundukları ortaya konulduktan sonra örneklerle devletlerin terör örgütlerine verdiği finansman başta olmak üzere desteklerinin devletlerarası ilişkilere yansıyan sonucu üzerinde durulacaktır.

Yiğit Yaşar Demirer
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Fransa'nın güvenlik algısı ve post kolonyal dönemde Afrika ülkelerine askeri müdahaleleri: Eleştirel bir değerlendirme

Fransa'nın Güvenlik Algısı ve Post Kolonyal Dönemde Afrika Ülkelerine Askeri Müdahaleleri: Eleştirel Bir Değerlendirme Tezin asıl amacı, Fransa'nın post-kolonyal dönemde, Afrika kıtasında yaptığı, bazen sonuçları soykırım boyutuna varan askeri müdahaleleri inceleyerek, müdahalelerin görünen ve görünmeyen nedenlerini, karanlıkta kalmış bölümlerini incelemek ve varsa post- modern sömürgecilik diye adlandırılabilecek sömürü sisteminin esaslarını ve uygulamasını ortaya koymaktır. Bu maksatla öncelikle günümüzde Fransa'nın güvenlik algısı ve bunun Afrika'ya yansıması incelenmiştir. Buradan yola çıkılarak "Beyaz Kitap-Livre Blanc" diye adlandırılan Fransa'nın yazılı dört güvenlik strateji belgesinde, Fransa'nın güvenlik stratejisinin amaç, araç ve yöntem açısından Afrika ağırlıklı incelemesi yapılmıştır. Yöntem açısından inceleme yapıldığında, Fransa'nın Post-modern Sömürgecilik (Françafrique) diye tanımlanabilecek bir yöntemi tatbik ettiği değerlendirilmiştir. Bu sömürgecilik modeline nasıl gelindiği ve nasıl uygulandığı, askeri müdahalelerin bu uygulamadaki yeri ve ne tür aşamalardan geçtiği irdelenmiş, örnek olarak alınan Ruanda ve Mali müdahaleleri ayrıntılı incelenmiştir. Yapılan incelemede Fransa'nın, dekolonizasyon döneminden itibaren Afrika'da kurmuş olduğu askeri, politik, sosyo-kültürel teşkilat ve kurumlar sayesinde sürdürdüğü faaliyetlerle, Afrika'daki askeri gücünün dışında, Afrika ülkelerinin ordularını teşkil ederek lojistik ve eğitim bağımlılığı yaratmış, istikrarsızlık yaratarak darbe yaptırabilecek veya darbeleri önleyecek bir kadro, ekonomik alanda özellikle finansal bağımlılık yaratarak Fransa'nın yörüngesinde hareket edecek ve Afrika'daki askeri gücüne destek olabilecek ordu, komuta ve yönetim kadrosu ve sistemi oluşturduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, tezde faaliyet sahaları açıklanan ve post-modern sömürgecilik (Françafrique) diye tabir edilebilecek bir sömürü sistemini tatbik ettiği ve askeri müdahalelerin bu sistemin en önemli vasıtası olduğu ve post-modern sömürgecilik sistemini yeni bir politika ile değişik bir algı yaratıp yöneterek ve ilave tedbirlerle sürdüreceği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Askeri müdahale, Françafrique, Güvenlik Stratejisi, Post-modern, Sömürgecilik. ABSTRACT

Afrika ülkeleriAskeri müdahaleFransa+7
Raif Akbaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Human rights and international humanitarian law in the Colombian conflict

The involvement of United Nations (UN) mechanisms in armed conflicts may have different effects on influencing the dynamics of the conflict and potentially assisting in the achievement of a peace agreement. This is the case in Colombia, where the United Nations has established an Office of the High Commissioner for Human Rights (OHCHR) accountable for promoting and protecting human rights in the country. The OHCHR produces annual reports to the UN Commission on Human Rights that allow understanding from an international perspective of the reality of the effects of the armed conflict on the country's human rights and international humanitarian law situation. Similarly, it enables evaluation of the Office's activities in Colombia through its submitted reports. Therefore, this study examines how the situation of human rights and international humanitarian law in Colombia evolved according to the OHCHR annual reports from 2002 to 2018, during the presidential administrations of Alvaro Uribe Velez and Juan Manuel Santos. This study aims to contribute to the literature on Colombian peace studies and conflict resolution studies in relation to the Colombian conflict. The findings of this research suggest specific factors that appear to have affected the situation of human rights and international humanitarian law in Colombia during the armed conflict. The main factors found include the systematic impunity identified in all annual reports, the coordination deficiencies between state entities, a recurring disregard for humanitarian obligations within the armed conflict by the illegal armed groups, a disproportionate impact of the conflict on especially vulnerable groups, and a slow and inefficient implementation of the peace agreement.

PeaceGuerilla warColombia+5
Davıd Leonardo Moreno Herrera
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mérida Planı: ABD ve Meksika'nın yaklaşımları

Mérida Planı, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Meksika arasında kabul edilen iki taraflı bir güvenlik stratejisidir. 2007 yılında imzalanan planın temel amacı, Meksika topraklarındaki suç örgütleriyle mücadele etmek ve ABD sınırındaki uyuşturucu kaçakçılığını engellemektir. Mérida Planı, hem ABD hem de Meksika suç gruplarının bir tehdit oluşturduğunu ve bu grupların kontrol ettiği alanların etkin bir şekilde azaltılması için ortak bir sorumluluğun hakim olması gerektiğini kabul etmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, Mérida Planı'nın/ girişiminin Meksika sınırlarında yaşanan göç, sınır güvenliği ve insan hakları gibi olgular üzerindeki temel etkilerini 2008-2023 dönemini kapsayacak şekilde açıklamaktır. Bu bağlamda, ilk bölüm, Mérida Planı'nın 1990'lardaki arka planına, imzalanma ve yürürlüğe girme sürecine odaklanmaktadır. İkinci bölümde ise, Meksika'nın girişime bakış açısı detaylı bir şekilde anlatılmaktadır. Ayrıca 2007'den günümüze kadar Meksika hükümetinin kaydettiği ilerleme ve şeffaflık eksikliği ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi zorluklar da tartışılmaktadır. Benzer şekilde, üçüncü ve son bölüm Mérida Planı'nın uygulanmasına yönelik ABD yaklaşımını açıklamaktadır. Bu bölümde ABD başkanlarının ve ilgili devlet kurumlarının sınır güvenliği ve uyuşturucu talebi konularında kaydettiği ilerleme ve eksiklikler gösterilmektedir. Sonuç olarak çalışmada, Mérida Planı'nın kısmen başarılı olduğu ancak genel olarak beklentileri karşılayamayan bir plan olduğu sonucuna varılmıştır. Meksika'dan kaynaklanan bu yaygın başarısızlığın nedenleri, i) adaleti sağlamakla görevli kurumları etkileyen yolsuzluk, ii) organize suça karşı faaliyet gösteren güçlerin profesyonellik eksikliği, iii) Meksika'nın hesap verebilirlik eksikliğidir. Diğer taraftan ABD kaynaklı sorunlara bakıldığında, i) ABD'den kaynaklanan uyuşturucu talebininin fazla olması, ii) Meksika'da suç örgütü liderlerini yakalamak için uygulanan standartlaştırılmış stratejinin uzun vadede suç gruplarının eylemlerini azaltmaması, iii), sorunun temelde Meksika kökenli olması nedeniyle ABD'nin kartellerin ortadan kaldırılmasında üstlendiği sorumluluğun çok az olmasıdır. Anahtar Kelimeler: Mérida Planı, ABD, Meksika, güvenlik, uyuşturucu kaçakçılığı

Dıego Rodolfo Carballo Lopez
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güney Afrika Cumhuriyeti'nde yabancı düşmanlığı ve bölgesel etkileri

Yabancı düşmanlığına maruz kalan kişinin sadece milliyet temelinde bir ulustan açıkça ayrılabilen kişi olmadığını, yabancı düşmanlığının hedefindeki yabancının, ırk, kültür, etnik köken, dil veya diğer özellikler temelinde öteki olarak algılanan herkes olduğunu belirtmek önemlidir. En önemli değişken, içinde var olmaya çalıştıkları topluluktan ayıran bir özelliğin varlığıdır. Yabancı düşmanlığının kanıtları 1880'lerde Amerika Birleşik Devletleri'nde ve Avusturya'da görülebilir. Yabancı düşmanı davranışların ortaya çıkmasına yol açabilecek yoksulluk ve işsizlik gibi toplum içinde yoksunluk hissinin artmasına neden olan ekonomik nedenlerden yabancıların içinde yaşadıkları toplumun kimliğine yönelik bir tehdit oluşturduğu fikrine kadar çeşitli nedenler bulunmaktadır. Güney Afrika'nın apartheid sisteminden bağımsızlığını kazanmasıyla birlikte yabancı düşmanlığı, ülkede yaşayan göçmenlerin güvenliğine yönelik bir tehdit olarak ortaya çıkmıştır. Bu teze örnek olan seçilen Malavi'nin, Mozambik'in, Zimbabve'nin, Güney Afrika Cumhuriyeti'ndeki yabancı düşmanlığına yönelik tutum ve politikalarının araştırılarak ortaya konması amaçlanmıştır. Tezin hazırlanmasında kullanılan yöntemler belge ve söylem incelenmesi olup tarihsel ve karşılaştırmalı yöntemlerle desteklenmiştir. Mozambik, Malavi ve Zimbabve bu soruna bir çözüm arayışı içinde olmuştur. Söz konusu ülkelerin müdahaleleri yabancı düşmanı şiddetin gerçekleştiği durumlarda ülkelerine geri dönmelerini sağlamak gibi açıl önlem almayı amaçlamıştır. Bu devletler yabancı düşmanlığı sorununu çözmek için yumuşak bir yaklaşım seçmiştir, bu tutum da yabancı düşmanlığı sorununu etkili bir şekilde çözmeyi zorlaştırmaktadır. Öte yandan, Güney Afrika Ülkeleri Topluluğu, Afrika Birliği, Uluslararası Göç Örgütü ve Birleşmiş Milletler gibi Afrikalı ve uluslararası örgütler, bu soruna çözüm üretmek ve Güney Afrika Cumhuriyeti'ndeki vatandaşlar ve yabancılar arasında barış içinde bir arada yaşamayı teşvik etmek amacıyla yabancı düşmanlığını tartışmak için forumlar oluşturmuştur.

Evanilde Rofina Alfıado
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Afrika boynuzu'nda güvenlik ve barış inşasında Hükümetlerarası Kalkınma Örgütü'nün (IGAD) rolü: Somali örneği

Çatışmayı ele almayı ve barışı inşa etmeyi amaçlayan kıtasal ve Alt-Bölgesel girişimlerin kolektif teşviki ve savunulması, Soğuk Savaş sonrası ve sömürge dönemi sonrası uluslararası rejimlerden kaynaklanan engellere karşı Afrika'nın tek olmasa da birincil çaresi olmuştur. Afrika'daki bölgesel örgütlerin misyonunun çatışma yönetimi ve barış inşası yükümlülüklerini de kapsayacak şekilde genişletilmesi, bölgesel entegrasyonun gücüne genel bir güven kazandırmıştır. Ancak bölgesel ekonomik toplulukların kıtadaki barış inşası süreçlerine katılımı konusunda pek çok sorun halen devam etmektedir. Bu çalışma, Afrika Boynuzu bölgesinde barış ve güvenlik için tanınmış bir Afrika Bölgesel Güvenlik Cephesi olarak Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi'nin (The Intergovernmental Authority on Development-IGAD) yararları hakkında ihtiyaç duyulan bir tartışmayı sunmaktadır. IGAD'ın Somali'deki barışı yeniden tesis etme süreçlerindeki katkısını ve karşı karşıya kaldığı zorlukları ortaya koymaktadır. Bunu nitel bir yaklaşımla sunarak IGAD'ın bölgesel barışı, güvenliği ve diplomasiyi savunma gücünü ortaya koymaktadır. Bu çalışma, bölgesel kurumsal aygıtın, çatışmaları etkili bir şekilde çözmek için platformlar sağlamanın yanı sıra çatışmalara yol açtığı kanıtlanmış karşılıklı müdahalelere son verme konusundaki olağanüstülüğüne tanıklık etmektedir. Anahtar Kelimeler: IGAD, Somali, Bölgesel Güvenlik Toplulukları, Bölgesel Güvenlik.

Uluslararası güvenlikUluslararası güvenlik stratejileriİç güvenlik
Vıctorıa Nansası
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dini motivasyonlu terörle hukuki mücadele politikası: Japonya'nın Aum Shinrikyō ile mücadele örneği

Dini motivasyonlu bir terör örgütü olan Aum Shinrikyō, 1995 yılında Tokyo metrosuna kimyasal silahla saldırarak adını duyurmuştur. Bu kapsamda tezde, dini bir hareket olarak başlayan Aum Shinrikyō'nun bir külte akabinde de terör örgütüne dönüşüm süreci, terör türleri arasındaki yerinin tespiti, diğer terör örgütlerinden farklılaşan özellikleri ve Japonya'nın başvurduğu mücadele yöntemleri ele alınmıştır. Başlangıçta bir yoga kursu olarak faaliyete başlayan Aum Shinrikyō zamanla kendi başına kitle imha silahları dahi üretebilecek kabiliyete erişmiş olup geniş kitlelerin hayatına kasteden eylemler gerçekleştirmiştir. Buna rağmen Japonya bu denli tehlike oluşturan bir terör örgütüyle mücadelesini temel hak ve özgürlükleri kısıtlamadan, dini oluşumları yasallaştırarak denetim altında tutmuştur. Bu yöntem ile terör örgütünü kontrol altına almış ve eylem yapamayacak hale getirmiştir. Aum Shinrikyō'nun devamı niteliğinde olan Aleph gibi dini oluşumlarla da mücadelesini hukuki yollarla sürdürerek yeni bir terör örgütünün filizlenmesini engellemiştir. Türkçe literatürde dini motivasyonlu terör örgütleri veya suç örgütleri ile mücadele konusunda, İslam Dini ile ilişkilendirilen örgütler dışında bir başka yapı incelenmemiştir. Dolayısıyla bu alanda ulusal literatürde bir boşluk olduğu tespit edilmiştir. Bu bağlamda çalışmanın amacı dini motivasyonlu terörle mücadele kapsamında Japonya'nın terörle mücadele politikasına açıklık getirmektir. Nitel dokümantasyon incelemesi yöntemiyle gerçekleştirilen bu tez çalışmasında Japonya'nın Aum Shinrikyō ile hukuki mücadelesinde getirdiği hukuki düzenlemeler, Aum Shinrikyō'nun ardılı sayılan dini oluşumların tâbi tutulduğu denetimler ve Tokyo metrosu saldırısına ilişkin yargılama süreci ele alınmıştır. Araştırma sonunda Japonya'nın dini motivasyonlu bir terör örgütüyle etkin bir mücadele ettiği, bu mücadelede hukuk ve insan hakları değerlerine bağlı kaldığı bulgusuna ulaşılmıştır.

Aum ShinrikyoDinDini unsurlar+7
Namık Berke Alpcan
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00