
44
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Farklı eksternal sinüs lifting tekniklerinin perioperatif komplikasyonlar ve hasta konforu üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu prospektif randomize, kontrollü, klinik çalışmanın amacı farklı eksternal sinüs lifting tekniklerinin perioperatif komplikasyonlar ve hasta konforu üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma maksilla posterior bölgede diş eksikliği şikâyeti ile başvuran ve dahil olma kriterlerini sağlayan hastalar ile yürütülmüştür. Lifting işlemi uygulanacak sinüsler cerrahi rehber ile piezo cerrahi grubu, lateral sinüs lift için özel tasarlanmış frez grubu ve konvansiyonel grup olmak üzere 3 gruba randomize olarak ayrılmıştır. İntraoperatif süreçte komplikasyonlar, operasyon sahasına ulaşım kolaylığı ve operasyon süresi kaydedilmiştir. Görsel analog skala (VAS) ile ağrı düzeyi ve ağrı kesici tüketimi postoperatif 7 gün boyunca, ödem düzeyi postoperatif 2. ve 7. günlerde kaydedilmiştir. Hasta beklenti ile deneyimi ve Ağız Sağlığı Etki Ölçeği-14 (OHIP-14) ile yaşam kalitesi postoperatif 7. günde değerlendirilmiştir. Bulgular: Bu çalışmada 26-70 yaşları arasında 16 erkek, 11 kadın 27 gönüllüde toplam 30 sinüs lifting operasyonu gerçekleştirilmiştir. Gruplar arasında operasyon ve osteotomi süreleri, ağrı, ağrı kesici tüketimi, ödem, hasta deneyimi ve yaşam kalitesi bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken (p>0.05), membran elevasyon süresi (p=0.015) ve sahaya ulaşım rahatlığı (p<0.001) açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gözlenmiştir. Sonuç: Elde edilen veriler ışığında cerrahi rehber destekli piezo cerrahi yaklaşımın operasyon süresi, sahaya ulaşım ve yaşam kalitesi göz önünde bulundurulduğunda klinik pratikte sağlayabileceği avantajlar açısından tercih edilebilecek bir yaklaşım olabileceği, bununla birlikte sinüs lateral duvarının kalınlığının fazla olduğu vakalar gibi daha yüksek ödem öngörülen durumlarda lateral sinüs lift için özel tasarlanmış frezlerin kullanımının postoperatif ödem yönetimi açısından avantajlı olabileceği sonucuna varılmıştır.
Temporomandibular eklem morfolojisinin alt ve üst diş kavislerinin kapanış ilişkisi durumuna göre konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde alt ve üst diş kavislerinin kapanış ilişkisi durumuna göre temporomandibular eklem morfolojisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 131 hastaya ait KIBT görüntüleri değerlendirildi. Hastalar KIBT görüntülerinde diş kavislerinin kapanış ilişkisine göre Angle Sınıf I, Sınıf II ve Sınıf III olarak gruplandırıldı. Her iki kondilin uzun ekseninin birbiriyle yaptığı açı, sağ ve sol taraf için kondilin uzun ekseninin midsagittal düzlemle yaptığı açı, artiküler eminens yüksekliği ve eğimi, glenoid fossa genişliği ve derinliği ölçüldü. Bulgular: KIBT görüntüleri değerlendirilen 131 hastanın (96 kadın, 35 erkek) ortalama yaşı 25.06±7.99 yıldı. Yaş ile çalışma değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir korelasyon bulunmadı (p>0.05). Cinsiyetler arasında artiküler eminens eğimi ve glenoid fossa derinliği bakımından anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Sağ ve sol taraflar arasında artiküler eminens eğimi, glenoid fossa genişliği ve derinliği bakımından anlamlı fark gözlendi (p<0.05). Artiküler eminens yüksekliği ve eğimi bakımından çalışma grupları arasında anlamlı farklılık bulundu (p<0.05). Sonuçlar: Bu çalışmanın sonuçları, alt ve üst diş kavislerinin kapanış ilişkisi durumuna göre TME'de morfolojik farklılıklar olduğunu göstermektedir. Bu durum TME anatomisinin hem fizyolojik hem de patolojik değerlendirmelerinde göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Angle sınıflaması, Konik ışınlı bilgisayarlı tomografi, Morfoloji, Temporomandibular eklem
Anterior nazal spinanın konik ışınlı bilgisayarlı tomografi ile morfometrik olarak değerlendirilmesi
Amaç: Anterior nazal spina (ANS), nazal kavite tabanının ön bölgesinde yer alan, maksillada orta hat üzerindeki kemik çıkıntısıdır. Bu çalışmanın amacı konik ışınlı bilgisayarlı tomografi (KIBT) görüntülerinde ANS'nin morfolojik ve morfometrik özelliklerini belirlemek ve bu özelliklerin yaş ve cinsiyetle olan ilişkisini değerlendirmektir. Gereç ve yöntem: Bu çalışmada 01.07.2020-31.12.2023 tarihleri arasında başvuran hastalardan çeşitli endikasyonlar nedeniyle alınmış KIBT görüntüleri retrospektif olarak incelendi. Aksiyel ve sagital kesitlerde ANS'nin uzunluk, açı ve genişlik ölçümleri yapıldı. ANS'nin şekli aksiyel kesitlerde değerlendirildi ve düzensiz, üçgen, tek çubuk, çift çubuk olarak kaydedildi. Elde edilen veriler %5 anlamlılık seviyesinde istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: Yaşları 18 ile 80 arasında değişen 561 kadın ve 418 erkek olmak üzere 979 hastaya ait KIBT görüntüleri değerlendirildi. Aksiyel ve sagital kesitlerde, ANS'nin ortalama uzunluğu sırasıyla 9.19±2.06 mm ve 5.56±1.86 mm, ortalama açısı ise sırasıyla 108.94±12.51° ve 70.14±16.26° olarak bulundu. ANS'nin ortalama genişliği 5.72±1.92 mm olarak belirlendi. Erkeklerin kadınlara göre daha uzun ANS'ye ve daha düşük ANS açısına sahip olduğu görüldü. Cinsiyete göre uzunluk ve açı değerlerinde anlamlı farklılık bulunurken (p<0.05) genişlikte anlamlı farklılık gözlenmedi (p=0.056). En yaygın görülen ANS şekli üçgen (n=534, %54.5)'di. Bunu sırasıyla çift çubuk (n=226, %23.1), tek çubuk (n=131, %13.4) ve düzensiz şekil (n=88, %9) izledi. ANS şeklinin cinsiyete göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlendi (p=0.037). ANS'nin uzunluk ve açı değerleri ile yaş arasında anlamlı korelasyon bulunmazken, ANS genişliği ile istatistiksel olarak anlamlı, zayıf ve pozitif yönde bir korelasyon bulundu. (r=0.063, p=0.047). Sonuç: ANS morfolojisinin bilinmesi diş hekimliği, tıp ve adli tıp uygulamalarında kritik öneme sahiptir. Elde ettiğimiz verilerin, cerrahi uygulamalarda, ortodontik tedavilerde, adli tıp uygulamalarında ve ileride yapılacak çalışmaların karşılaştırmalı analizinde faydalı olacağı kanısındayız.
Derin öğrenme yöntemi ile panoramik radyografilerdeki lezyonların tespiti
Amaç: Bu çalışmanın amacı derin öğrenme yöntemi ile panoramik radyografilerdeki lezyonların tespit performansını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na çeşitli sebeplerle başvuran 18 yaş üstü hastaların panoramik radyografileri retrospektif olarak incelenmiştir. Lezyon bulunan toplam 2371 panoramik radyografi radyolusent ve radyoopak olarak iki ayrı veri setine ayrılmıştır. Radyolusent lezyon veri setinde 1325 panoramik radyografi, 1561 etiket; radyoopak lezyon veri setinde ise 1046 panoramik radyografi, 1323 etiket bulunmaktaydı. Lezyon sınırları çerçeve içerisine alınarak ve lezyon bölgesi belirlenerek etiketleme yapılmıştır. Lezyonları tespit etmek için YOLOv8 algoritması kullanılmıştır. Görüntüler yapay zekâda değerlendirilirken 3 farklı senaryo oluşturulmuştur. 1. senaryoda radyolusent ve radyoopak lezyonların tespit performansı değerlendirilmiştir. 2. senaryoda radyolusent ve radyoopak lezyon veri setleri lokalizasyonlarına göre değerlendirilmiştir. 3. senaryoda ise tüm veri seti içerisinde radyolusent ve radyoopak lezyonların tespit performansı değerlendirilmiştir. Bu çalışmada veri setlerinin %70'i eğitim, %15'i doğrulama, %15'i test için kullanılmıştır. Sonuçlar kesinlik, duyarlılık ve F-1 skorunu içeren performans kriterlerine göre değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmada radyolusent lezyonlar için 0.91 kesinlik, 0.72 duyarlılık ve 0.8 F1-skoru elde edilmiştir. Radyolusent lezyonların lokalizasyonlarına göre tespit skorlarına bakıldığında kesinlik, duyarlılık ve F1-skorlarının mandibula posteriorda sırasıyla 0.75, 0.74, 0.74 değerleriyle en yüksek skorlara sahip olduğu görülmüştür. En düşük skorların ise sırasıyla 0.57, 0.17 ve 0.26 skorlarıyla maksilla posterior bölgede olduğu tespit edilmiştir. Radyoopak lezyonlar için 0.73 kesinlik, 0.69 duyarlılık ve 0.71 F1-skor değeri elde edilmiştir. Ek olarak radyolusent lezyonlara benzer şekilde radyoopak lezyonlarda da en yüksek skorların mandibula posteriorda olduğu tespit edilmiştir. Tüm veri setinin birlikte değerlendirilmesinin model performansını düşürdüğü görülmüştür. Sonuç: Elde edilen sonuçlara göre YOLOv8 algoritması panoramik radyografilerdeki lezyonların tespitinde kullanılabilir.
Derin öğrenme yöntemi ile karışık dişlenme döneminde diş tespiti
Amaç: Son yıllarda teknolojik gelişmelerin artmasıyla yapay zekaya duyulan ilgi artmaktadır. Diş hekimliği alanında bu teknolojik gelişmeler takip edilerek yapay zekâ destekli uygulamaların kullanımı artmıştır. Bu çalışmanın amacı, derin öğrenme yöntemleri kullanarak geliştirilen yapay zekâ modeliyle karışık dişlenme döneminde olan çocuklardan alınan panoramik radyografilerde diş tespiti ve numaralandırılmasının etkinliğini değerlendirmektir. Bu kapsamda, çocukların panoramik radyografilerindeki dişlerin doğru bir şekilde tespit edilip numaralandırılması, tedavi planlamasında ve ortodontik analizlerde kritik bir öneme sahiptir. Derin öğrenme algoritmalarının kullanılması, bu işlemlerin otomatik ve yüksek doğrulukla gerçekleştirilmesini sağlayarak, diş hekimlerinin iş yükünü azaltmayı ve tanı doğruluğunu artırmayı hedeflemektedir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 6-12 yaş aralığındaki çocuklardan alınan 1378 panoramik radyografi kullanılmıştır. Panoramik radyografiler, Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı radyoloji arşivinden elde edilmiştir. Otomatik diş tespiti ve numaralandırılması için CNN tabanlı bir model olan YOLOv8 mimarisi kullanılmıştır. YOLOv8 modelinin performansını değerlendirmek amacıyla karışıklık matrisi kullanılmıştır. Bulgular: Karışık dişlenme döneminde diş tespiti amacıyla kullanılan CNN tabanlı model diş tespit etme ve numaralandırmada yüksek performans sergilemiştir. Karışıklık matrisi kullanılarak hesaplanan kesinlik, duyarlılık ve F1-skor, mAP değerleri sırasıyla 6 yaş grubu için; 0.8846, 0.8949, 0.8897, 0.8914, 7 yaş grubu için; 0.8973, 0.8958, 0.8966, 0.8801, 8 yaş grubu için; 0.8795, 0.9313, 0.9055, 0.8773, 9 yaş grubu için; 0.8734, 0.8933, 0.8832, 0.8984, 10 yaş grubu için; 0.9590, 0.9721, 0.9655, 0.9672, 11 yaş grubu için; 0.9460, 0.9588, 0.8966, 0.9523 ve 12 yaş grubu için; 0.9473, 0.9551, 0.9511, 0.9571 olarak hesaplanmıştır. Sonuç: Derin öğrenme tabanlı yapay zekâ algoritmalarının, karışık dişlenme dönemindeki çocuklardan elde edilen panoramik radyografilerde süt ve daimî dişlerin tespiti ve numaralandırılmasını amaçlayan bu çalışmanın sonuçları umut vaat etmektedir. Çocuk hastalardan alınan panoramik radyografilerde yapay zekâ kullanımının performans sonuçları, özellikle pedodonti alanında daha fazla araştırma yapılmasını teşvik edebilir. Anahtar kelimeler: Derin öğrenme, karışık dişlenme, yapay zekâ
Travmaya uğramış üst anterior daimi dişlerde çatlak hatlarının farklı yöntemlerle değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada, travmaya uğramış üst anterior daimi dişlerde oluşan çatlak hatları farklı yöntemlerle değerlendirilmiştir. Çalışmanın amacı, görsel muayene, loupe, transillüminasyon ve fotoğraf makinesi yöntemlerinin çatlak tespitindeki etkinliğini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışma 01.08.2023-01.04.2024 tarihleri arasında T.C. Ordu Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı kliniğine başvuran yaşları 7-14 arasında değişen üst anterior daimi dişleri dental travmaya uğramış 39 çocuk hasta üzerinde yürütülmüştür. Hastaların dişleri deneyimli iki gözlemci tarafından, görsel muayene, loupe, transillüminasyon ve fotoğraf makinesi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bu yöntemlerin tespit ettiği çatlak hatlarının sayısı ve yönü (horizontal, oblik, vertikal) kaydedilmiştir. Çatlakların tespit yöntemlerinin dağılımlarının istatiksel analizinde frekans analizi, Ki-kare ve Fisher testleri kullanılmıştır. Gözlemciler arası ve gözlemci içi güvenilirlik uyumu için Cohen's Kappa analizi tercih edilmiş ve tüm istatistiksel analizlerde güven aralığı %95 olarak belirlenmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda, transillüminasyon yöntemi toplam çatlak sayılarının %32'sini tespit ederek birinci, dental loupe %26 oranla ikinci, görsel muayene %22 oranla üçüncü sırada yer almıştır. Fotoğraf makinesi ise %20 oranıyla diğer yöntemlere göre daha az sayıda çatlak tespit etmiştir. Çatlak tipleri incelendiğinde, %50 oranında görülme sıklığı ile en yaygın çatlak tipi olarak oblik çatlaklar tespit edilmiştir. Sonuç: Bu çalışma, travmaya uğramış dişlerde çatlak hatlarının tespitinde transillüminasyon yönteminin en hassas yöntem olduğunu ortaya koymuştur. Bu bulgular, dental travma olgularında erken ve doğru tanı konulmasını sağlayarak tedavi süreçlerinin iyileştirilmesine katkıda bulunabilir. Anahtar Kelimeler: Çatlak diş, dental loupe, dental travma, fotoğraf makinesi, transillüminasyon
Farklı giriş kavitesi tasarımlarının kök kanallarından kalsiyum hidroksit uzaklaştırma üzerine etkisi
Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı giriş kavitesi tasarımları ve farklı irrigasyon sıvılarının kök kanallarından kalsiyum hidroksit uzaklaştırma üzerine etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada kullanılmak üzere 84 adet insan mandibular molar dişi seçildi. Örnekler hazırlanacak kavite tasarımlara göre her grupta 28 diş olacak şekilde 3 ana gruba ayrıldı. Kavite hazırlığı ve kök kanal şekillendirmesi yapılan dişlerin kök kanallarına kalsiyum hidroksit yerleştirildi. Tüm örnekler bir hafta 37° C ve %100 nem sağlayan etüvde bekletildi. Konkofal lazer taramalı mikroskopta görüntü verebilmesi için kalsiyum hidroksit, rodamin B boyası ile karıştırıldı. Daha sonra örnekler, kalsiyum hidroksiti uzaklaştırmak için kullanılacak irrigasyon sıvılarına göre 4 alt gruba ayrıldı. Kalsiyum hidroksit uzaklaştırma işleminden sonra apikal 3 mm kesitler ve konfokal lazer mikroskopta kesitlerin görüntüsü oluşturuldu. Görüntüler İmageJ ile analiz edildi. Elde edilen veriler iki yönlü Anova ve Tukey ost hoc testleri kullanılarak p<0.05 anlamlılık düzeyinde tutulacak şekilde analiz edildi. Bulgular: Kalsiyum hidroksitten temizlenen kanal duvarı çevresinde giriş kavitesi tasarımları açısından anlamlı fark bulundu. TGK grubunun kanal duvarları, NGK grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha temiz olduğu görüldü (p<0.05). İrrigasyon sıvısı açısından temizlen kanal duvarı çevresinde %70 etanol ile %0.2 kitosan arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmedi (p>0.05). Ayrıca %0,2 kitosan ile %17 EDTA arasında da anlamlı fark bulunamadı (p>0.05). %70 etanolün, %17 EDTA'ya göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde kanal duvarlarından kalsiyum hidroksiti daha fazla uzaklaştırdığı görüldü (p<0.05). Giriş kavitesi tasarımları arasında temizlenen tübül derinliği açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi (p>0.05). %70 etanolün, istatistiksel olarak anlamlı düzeyle %0.2 kitosan ve %17 EDTA'ya göre daha derin tübül temizliği yaptığı görüldü (p<0.05). %0.2 kitosanın, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde %17 EDTA'ya göre daha derin tübül temizliği yaptığı görüldü (p<0.05). Kalsiyum hidroksitin maksimum penetrasyon derinliği ve penetrasyon alanı incelendiğinde, %70 etanol, %0.2 kitosan ve %17 EDTA açısından anlamlı fark bulunamadı (p>0.05). GGK grubunun, diğer kavite gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek alana penetre olduğu görüldü (p<0.05). GGK ve NGK gruplarının, istatistiksel olarak anlamlı düzeyde TGK grubundan daha yüksek penetrasyon derinliği gösterdiği belirlendi (p<0,05). Sonuç: Minimal invaziv kavite tasarımları, diş kırıklarının önüne geçmek için önerilmiştir. Ancak bu kavite tasarımları, kök kanal temizliğini tehlikeye atabilmektedir. Etanol ve kitosan, kalsiyum hidroksiti uzaklaştırmak için EDTA'ya bir alternatif olabilir. Anahtar Kelimeler: Kalsiyum hidroksit, Kitosan, Konfokal lazer mikroskop, Ninja kavite, Truss kavite
Farklı kanal dolgu patları kullanılarak tek seans kanal tedavisi uygulanan kronik apikal periodontitisli hastalarda oksidatif stresin değerlendirilmesi: İn vivo çalışma
Amaç: Bu çalışmanın amacı epoksiamin rezin bazlı ve biyoseramik bazlı kök kanal patları kullanılarak tek seansta kanal tedavisi yapılmış kronik apikal periodontitis tanılı hastalarda oksidatif stres belirteçlerinin karşılaştırılmasıdır. Aynı zamanda katılımcıların başlangıç PAİ seviyeleri de başlangıçta alınan örneklerden elde edilen oksidatif stres belirteçleriyle karşılaştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Kronik apikal periodontitis teşhisli 26 hasta, kullanılacak kök kanal patına göre sayıca eşit (n=13) iki gruba ayrıldı (Biyoseramik Grubu ve Epoksiamin Grubu). Hastalarda kullanılacak kanal patı başka bir hekim tarafından kapalı zarflar içerisinden seçildi. Hastaların tedavi öncesi PAİ skorları kaydedildi. Kanal tedavisine başlamadan önce hastalardan tükürük örneği alındı. Kanal tedavisi esnasında da kök kanalı içerisinden diş ve pulpa dokusu örneği alındı. Kök kanal tedavisi seçili patla bitirildikten sonra hastalara tekrar randevu oluşturuldu ve 30. günde ikinci defa tükürük örneği alındı. Tükürükten alınan örnekler ve kök kanalı içerisinden alınan örnekler; Total Antioksidan Seviye (TAS), Total Oksidan Seviye (TOS), Oksidatif stres indeksi (OSİ), 8-Epi, Malondialdehit (MDA) ve Myeloperoksidaz (MPO) belirteçleri için incelendi. 8-Epi için ELİSA test kiti, diğer belirteçler için kolorimetrik analiz yöntemleri kullanıldı. İstatistiksel analizde normallik varsayımının karşılandığı durumlarda bağımsız iki grubun karşılaştırılmasında Bağımsız Örneklem T testi, bağımlı olduğu durumda Bağımlı Örneklem T testi; varsayımın karşılanmadığı durumlarda ise Mann Whitney U ve Wilcoxon İşaret Sıra testi uygulandı. Normal dağılıma uygun sürekli ölçümler arası ilişkileri incelenmesinde Pearson Korelasyonu, normal dağılım olmadığı durumda ise Spearman korelasyonları uygulandı. (p<0.05) anlamlı kabul edildi. Bulgular: Biyoseramik Grubunda 8-Epi belirtecinde 30. günde 1. güne oranla istatistiksel olarak anlamlı bir azalma gözlenmiştir. Biyoseramik Grubunda TAS, TOS, OSİ, MDA, MPO değerleri zamana göre incelendiğinde iststistiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Epoksiamin Grubunda ise zamana göre incelemede 1. ve 30. günler arasında hiçbir belirteçte anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Kök kanalı içerisinden alınan örneklerden elde edilen biyokimyasal sonuçlar ile tedavi öncesi alınan tükürükten elde edilen sonuçlar arasında herhangi bir belirteçte anlamlı bir ilişki kurulamamıştır. Zamana göre oksidatif stres belirteçlerinin değişimi gruplar arası karılaştırıldığında Epoksiamin Grubu ile Biyoseramik Grubu arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. PAİ skorları ile tedavi öncesi alınan tükürük örneklerinden elde edilen belirteçler ilişkilendirildiğinde; PAİ ile 8-Epi arasında pozitif ve çok yüksek düzeyli anlamlı bir ilişki bulunmuştur. PAİ skorları ile kök kanalı içerisinden alınan örnekler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Sonuçlar: Biyoseramik ve epoksiamin rezin bazlı kök kanal patları kullanılarak yapılan bu çalışmada bulgular gruplar arası benzerlik göstermektedir. Biyoseramik kök kanal patı kullanıldığında 8-Epi'de gözlenen azalma, oksidatif stres seviyesi yüksek sistemik hastalıklara sahip hastalarda, ya da PAİ skoru büyük hastalarda biyoseramik bazlı kök kanal patı kullanılmasının muhtemel faydaları hakkında fikir verici olabilir. Tükürükten incelenen 8-Epi ve PAİ arasında kurulan ilişki de artan kemik kaybının sistemik oksidatif stresi de arttırdığını doğrular niteliktedir. Oksidatif stres belirteçlerinin endodonti alanında incelenmesi oldukça yeni bir başlık olduğu için bu alanda daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
Üç boyutlu yazıcılar ile üretilen rezin kronların farklı alt yapı materyalleri üzerindeki kırılma dayanımı ve doğruluklarının incelenmesi
Amaç: Bu tez çalışmasının amacı farklı materyal-üretim tekniklerinin alt yapı ve kron restorasyonların doğruluk, kırılma dayanımı (KD) ve kırık tipleri üzerindeki etkisisin değerlendirilmesidir. Materyal ve Metot: Yetmiş iki adet maxillar premolar güdük (alt yapı) örneği Bilgisayar Destekli Tasarım-Bilgisayar Destekli Üretim (CAD-CAM) teknolojisi, eksiltmeli üretim (SM) teknikleri kullanılarak polietereterketon (Dental PEEK; SM_PEEK), titanyum (Titanium tube; SM_TI) ve eklemeli üretim (AM) ile kobalt krom (Scheftner CoCr; AM_CoCr) olarak üretilmiştir (n=24). Yetmiş iki adet maxillar premolar kron restorasyon örnekleri ise SM olarak polimetilmetakrilat (DuoCad Temp; SM_PMMA), AM olarak ise bir geçici kron-köprü reçinesi (C&B MFH; AM_CB) ve daimî kron reçinesi (Crowntec; AM_CT) kullanılarak üretilmiştir (n=24). Her bir alt yapı ve kron grubundan rastgele seçilen 10'ar örnek intraoral tarayıcıyla (Trios 3; 3 Shape AG) taranmış ve doğruluk analizleri ana tasarım model referansına göre bir tersine mühendislik programı (Geomagic Control X; 3D Systems) kullanılarak gerçekleşmiş, örneklerin farklı bölgeleri için deviasyonlar kök ortalama kare (RMS) değeri (µm) olarak kaydedilmiştir. Daha sonra tüm alt yapı örnekler rezin bloklara gömülmüş, kron ve alt yapı örneklerin bağlantı yüzeyleri 50 ve 110 μm Al₂O₃ kum ile pürüzlendirilmiş, primer uygulamalarının ardından örnekler bir self adeziv dual cure rezin simanla (PANAVIA™ SA Cement) ile simante edilmiştir. Daha sonra bu örnekler 24 saat 37 ºC distile suda bekletilmiş ve ardından universal test cihazında 1 mm/dakika kafa hızında kırılma dayancı (KD) testi gerçekleştirilmiştir. Doğruluk analizi ve KD test verileri tek ve iki yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey HSD testi ile istatistiksel olarak analiz edilmiştir (α=,05). Test gruplarına ait kırık tiplerinin analiz edilmesinde Pearson chi-kare testi, KD ve kırık tipleri arasındaki korelasyonun değerlendirmesinde ise Pearson Korelasyon testi kullanılmıştır. Bulgular: Tek ve iki yönlü varyans analizi (ANOVA) testi sonuçlarına göre farklı materyal-üretim teknikleri ve bunların etkileşimlerinin ortalama doğruluk, KD değerleri ve kırık tipleri üzerinde anlamlı derecede etkili olduğu görülmüştür (P<,001). Çoklu Tukey HSD karşılaştırma analizlerine göre alt yapı grupları arasında en yüksek doğruluk marjinal, internal ve tüm yüzeylerde AM_CoCr grubunda, kron restorasyon gruplarında ise marjinal bölgede AM_CB, internal, eksternal ve tüm yüzeylerde ise AM_CB ve AM_CT gruplarında gözlenmiştir (P<,05). Alt yapı gruplarında en yüksek KD değeri SM_PEEK grubunda (1250,1 ± 87,8 N), kron restorasyon gruplarında SM_PMMA (1237 ± 96,6 N) grubunda ve alt yapı-kron kombinasyon (test) gruplarında ise TI_CB (1352,62 ± 120,94 N) grubunda tespit edilmiştir (P<,05). KD ve başarısızlık tipleri arasında istatistiksel olarak anlamlı korelasyon olduğu (P<,001; r2=0,549) görülmüştür. Sonuç: Farklı materyal ve üretim tekniklerinin alt yapı ve kron restorasyonların doğruluk, KD değerleri ve kırık tiplerini etkilediği görülmüştür. AM teknikle hazırlanan CoCr alt yapıların ve rezin kronların daha yüksek doğruluğa sahip olması nedeniyle, hibrit protezler ve geniş-komplike sabit protetik uygulamalarda tercih edilmesiyle daha uyumlu sonuçlar elde edilebilir. AM teknikle hazırlanan rezin kronların yüksek performanslı biyopolimer PEEK materyalinden elde edilmiş alt yapılar üzerinde KD'nın arttığı söylenebilir. Hibrit protez ve geniş-komplike sabit protetik uygulamalarda bu tez çalışmasının KD testi sonuçları göz önünde bulundurulduğunda, SM teknikle hazırlanan TI alt yapı üzerine AM teknikle hazırlanan CB üst yapıların klinik olarak kullanımı tavsiye edilebilir. CT kron restorasyonların başarısızlık tiplerinin daha az madde kaybıyla sonuçlandığı ve lokalize kırıklar şeklinde olduğu göz önünde bulundurulduğunda hibrit protezler ve geniş-komplike sabit protetik uygulamalarda üst yapı materyali olarak tercih edildiğinde istenmeyen durumlarda tamir edilebilirliği daha mümkündür. Anahtar Kelimeler: 3B yazıcı, CAD-CAM, eklemeli üretim, eksiltmeli üretim, kırılma dayanım testi.
Resiprokasyon hareketi ile çalışan orijinal, replika benzeri ve sahte nikel titanyum eğelerin döngüsel yorgunluk dirençlerinin karşılaştırılması: in vitro çalışma
Amaç: Bu çalışmanın amacı resiprokasyon hareketi ile çalışan orijinal, replika benzeri ve sahte nikel titanyum eğelerin tasarım özelliklerinin, vücut sıcaklığında döngüsel yorgunluğa karşı dirençlerinin ve metalurjik özelliklerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Orijinal (Reciproc Blue R25), replika benzeri (Recip-One Files Blue R25) ve sahte (Reciproc Blue R25) eğe sistemlerinin yer aldığı 4 grup için toplamda 100 adet nikel titanyum eğe çalışma kapsamında kullanıldı. Eğelerin tasarım özelliklerini değerlendirmek için: stereomikroskop ile üretim hataları karşılaştırıldı; taramalı elektron mikroskobundan (SEM) alınan verilerle uç tasarımı incelendi, taper ve uç çap değerleri Image J programıyla ölçülerek karşılaştırıldı; dijital kumpas ile de 18-20 mm ölçüm çizgilerinin hassasiyetleri incelendi. Döngüsel yorgunluk testi vücut sıcaklığında (37°C), 60° kurvatür eğimi ve 5 mm kurvatür yarıçapı değerlerinde oluşturulan yapay kanalda gerçekleştirildi. Örneklerin metalurjik özellikleri diferansiyel taramalı kalorimetre (DSC) ve enerji dağılım spektrometresi (SEM-EDS) aracılığıyla incelendi. Verilerin normalliği Shapiro-Wilk testi ile değerlendirildi. Normal dağılan veriler için one-way ANOVA, normal dağılım göstermeyen veriler için Kruskal-Wallis testi yapıldı. Post hoc testi olarak Games-Howell ve Bonferroni testi kullanıldı. Anlamlılık seviyesi %5 olarak belirlendi. Bulgular: Sahte eğe sistemleri (Cf1, Cf2) diğer gruplardan stereomikroskop altında üretim hataları izlenmesiyle ayırt edilebilmiştir. Orijinal eğe sistemi (Of) ve replika benzeri eğe sistemi (Rf) pasif uç tasarımı sergilerken, sahte eğe sistemleri SEM altında aktif uç tasarımı sergilemiştir. Rf grubu eğeleri Of grubuna benzer uç çapı ve taper değerleri gösterirken, Cf1 grubu eğeler Of grubuna kıyasla düşük taper ve uç çap değerleri göstermiştir. Sahte eğe sistemleri diğer gruplara kıyasla 0.1 mm' den yüksek ölçüm çizgilerinden sapma göstermiştir. Döngüsel yorgunluk test sonuçlarına göre kırılma süreleri gruplar arasında benzerlik göstermiştir. DSC sonuçları vücut sıcaklığında Of grubu eğelerin östenit fazda yer aldığını gösterirken, diğer grup eğeler ise martensit fazda yer almıştır. SEM-EDS sonuçlarına göre gruplar arasında nikel- titanyum oranları benzerlik göstermiştir. Sonuçlar: Orijinal, replika benzeri ve sahte eğe sistemlerinin karşılaştırıldığı bu çalışmada döngüsel yorgunluğa karşı direnç ve nikel-titanyum seviyelerinde gruplar arasında benzerlik gözlenirken, tasarım özellikleri ve DSC sonuçları farklılık göstermektedir. Sahte eğe sistemleri iddia edilen taper ve uç çap değerlerini karşılamamış, incelenen verilerde bu sistemlerin standart sapma değerleri diğer gruplara kıyasla yüksek seyretmiştir. Standardizasyonu olmayan bu sistemlerin, orijinal sistemlere göre güvenilir olmadığı kabul edilebilir.