
64
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Sınıf öğretmeni adaylarının bilimin doğası anlayışları ve çevresel tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Sınıf Öğretmeni Adaylarının Bilimin Doğası Anlayışları ve Çevresel Tutumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi GENÇ, Özcan Yüksek Lisans TEZİ, Temel Eğitim ABD, Sınıf Eğitimi Bilim Dalı Tez Danışmanı: Dr. Gülözge TÜRKÖZ Kasım 2025, 72 sayfa Bu araştırmanın temel amacı, sınıf öğretmeni adaylarının bilimin doğası anlayışları ile çevresel tutumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. İlişkisel tarama modeline göre yürütülen araştırmanın örneklemini, 2023–2024 akademik yılında Pamukkale Üniversitesi Sınıf Öğretmenliği programında öğrenim gören 96 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Veriler, Özgelen (2013) tarafından geliştirilen "Bilimin Doğası Ölçeği" ve Fernandez-Manzanal, Rodriguez-Barreiro ve Carrasquer (2007) tarafından geliştirilen, Yurt, Çelik ve Kalburan (2010) tarafından Türkçeye uyarlanan "Çevresel Tutum Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Bulgular, öğretmen adaylarının bilimin doğasına ilişkin anlayışlarının orta düzeyde olduğunu, çevresel tutumlarının ise yüksek düzeyde ve olumlu yönde olduğunu ortaya koymuştur. Cinsiyet değişkeni açısından, kadın öğretmen adaylarının çevresel tutumları erkek adaylara göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunurken, bilimin doğası anlayışlarında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Araştırmanın temel bulgusu olarak, bilimin doğası anlayışının genel düzeyi ile çevresel tutumun genel düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmemiştir. Ancak, bilimin doğasının alt boyutlarından "Bilimde Öznellik ve Teknoloji" ve "Sosyo Kültürel Yapı alt boyutlarının çevresel tutum alt boyutlarından "Çevre Eğitiminde Alan Gezilerinin Önemi" alt boyutu ile, "Bilimde Teorilerin Yeri" anlayışı ile "Çevresel Problemler İçin Eğitim Gereksinimi" ve "Çevresel Kirlilik ve Koruma" alt boyutları arasında pozitif yönde ve düşük düzeyde anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. Bu sonuçlar, öğretmen adaylarının çevreye yönelik tutumlarının, bilime dair genel bir epistemolojik anlayıştan ziyade, bilimsel teorilerin rolü ve işlevi gibi daha spesifik bilişsel unsurlarla ilişkili olabileceğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Bilimin doğası, çevresel tutum, sınıf öğretmeni adayları
Öğrenme için değerlendirmenin beden eğitimi ve spor derslerinde öğrencilerin motivasyonel çıktılarına etkisi ve öğretmen deneyimleri
Öğrenme için değerlendirme (ÖİD), öğrencilerin ve öğretmenlerinin, öğrencilerin öğrenme süreçlerinde nerede olduklarına, nereye gitmeleri gerektiğine ve oraya en iyi nasıl ulaşacaklarına karar vermek için kullanacakları kanıtları arama ve yorumlama sürecidir. Kalıcı öğrenmenin gerçekleşmesi için ÖİD'in, iletişim, uygulama ve gözleme dayalı ölçme sonuçlarının öğretmen, öğrenci ve akran tarafından günlük öğretim sürecinde kullanılması önemlidir. Bu çalışmanın iki amacı vardır. Birinci amacı, beden eğitimi ve spor derslerinde ÖİD'in öğrencilerin motivasyonel düzenlemeleri, motivasyonel stratejileri, özerklik desteği algıları, temel psikolojik ihtiyaç tatminleri ve tehditleri üzerine anlamlı düzeyde etkisi olup olmadığını belirlemektir. Çalışmanın ikinci amacı ise ÖİD uygulamalarını derslerinde kullanan beden eğitimi öğretmenlerinin deneyimlerini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırma grubu, devlet liselerinde görev yapan 11 öğretmen ile bu öğretmenlerin dokuzuncu ve onuncu sınıflarından seçilen birer şubedeki öğrencilerden oluşmaktadır. Çalışmaya, deney grubunda yer alan 180 öğrenci (86 kadın, 94 erkek) ile kontrol grubunda yer alan 157 öğrenci (91 kadın, 66 erkek) olmak üzere toplam 337 öğrenci dahil edilmiştir. Deney grubu öğretmenleri, deneysel süreç başlamadan önce ÖİD stratejileri ile ilgili uygulamalarını kapsayan üç günlük hizmet içi eğitime katılmışlardır. Deneysel süreç bir eğitim-öğretim dönemi boyunca (14 hafta) sürmüştür. On dört haftalık müdahale programının ilk haftasında öğrenci ve veli onamları alınmış, ikinci haftasında ön testler uygulanmış, son haftasında son testler uygulanmış, kalan 11 hafta ise deneysel süreç yürütülmüştür. Deney grubu sınıflarında ÖİD stratejileri uygulanırken, kontrol grubu sınıflarında değer biçmeye yönelik ölçme değerlendirme uygulanmıştır. Deney grubu öğretmenlerinin ÖİD stratejilerinin beden eğitimi ve spor derslerinde kullanımı konusunda deneyimlerini belirlemek için deneysel süreç boyunca ders sonu değerlendirme toplantıları yapılmış, öğretmenler ve araştırmacı günlük tutmuş ve deneysel süreç sonunda öğretmenlerle yapılandırılmış bireysel görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Nicel verilerin analizinde 2x2 faktöriyel ANOVA, nitel verilerin analizinde içerik analizi kullanılmıştır. Bulgular, ÖİD stratejileri ile ders işlenen deney grubu öğrencilerinde içsel motivasyon, özdeşimle düzenleme, içsel değer, bilişsel strateji kullanımı, öz-düzenleme, yeterlik ihtiyacı tatmini ve özerklik desteği algıları son test puanlarının ön test puanlarına göre arttığını ortaya koymuştur. Beden eğitimi öğretmenlerinin ÖİD stratejileri deneyimi üzerine toplanan nitel verilere yapılan içerik analizi sonucunda 1) Öğretmenlerin ÖİD uygulamalarının başında yaşadığı zorluklar, 2) ÖİD stratejilerinin öğrenciler üzerindeki olumlu etkisi, 3) Öğretmenlerin, ÖİD stratejilerinin uygulanabilirliğini kabul etmesi şeklinde üç temaya ulaşılmıştır. Sonuç olarak, araştırmadan elde edilen nitel ve nicel bulgular, ÖİD stratejilerinin hem öğretmenler hem de öğrencilerde farklı açılardan olumlu etkiler yarattığını ortaya koymuştur. Bu nedenle beden eğitimi ve spor derslerinde öğretmenlerin ÖİD stratejilerini kullanmaları önerilmektedir.
Güvenli bağlanma ve ontolojik iyi-oluş arasındaki ilişkide sorumluluk ve cesaretin aracılık rolü
Mevcut çalışmanın amacı, güvenli bağlanmanın ontolojik iyi-oluş ile ilişkisinde cesaret ve sorumluluğun aracılık rolünün incelenmesidir. Tarama modeli ve nicel yöntemlerin kullanıldığı araştırmanın örneklemi, Pamukkale Üniversitesi'nde öğrenim gören 724 üniversite öğrencisinden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri bu çalışma için uyarlama çalışması gerçekleştirilen Varoluşsal Doyum Ölçeği'nin yanı sıra Anlamlı Yaşam Ölçeği, Adleryen Cesaret Ölçeği, Sorumluluk Ölçeği ve Ebeveyn ve Arkadaşlara Bağlanma Envanteri Kısa Formu aracılığıyla toplanmıştır. Güvenli bağlanma ve ontolojik iyi-oluş arasındaki ilişkide sorumluluk ve cesaretin rolü yapısal eşitlik modelleme (YEM) analizi aracılığıyla yapılmıştır. Bulgular model-veri uyumunun mükemmele yakın düzeyde olduğunu göstermiştir. Ayrıca, güvenli bağlanmanın doğrudan sorumluluğu, cesareti ve ontolojik iyi-oluşu öngördüğünü; sorumluluk ve cesaretin de doğrudan ontolojik iyi-oluşu öngördüğünü; ayrıca güvenli bağlanmanın, sorumluluk ve cesaret aracılığıyla ontolojik iyi-oluşu dolaylı olarak da öngördüğünü göstermiştir. Güvenli bağlanma ve ontolojik iyi-oluş ilişkisinde sorumluluk ve cesaretin kısmi aracılık rolü üstlendiği ortaya konmuştur. İleri analizler geliştirilen modelin cinsiyete göre anlamlı farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur. Erkeklerde güvenli bağlanmanın ontolojik iyi oluşa etkisi hem doğrudan hem de sorumluluk ve cesaret aracılığıyla anlamlı iken; kadınlarda dolaylı etki yalnızca cesaret aracılığıyla gerçekleşmiştir. Ayrıca modelin ontolojik iyi-oluşu açıklama düzeyi kadınlarda daha yüksek bulunmuştur.
Öğretmenlerin mesleki gelişiminde gelişimsel denetimin rolü: Karma yöntem çalışması
Bu araştırmanın amacı, öğretmenlerin geleneksel denetimin mesleki gelişime katkısına yönelik algılarını ve gelişimsel denetim uygulamalarının mesleki gelişim üzerindeki rolünü incelemektir. Çok aşamalı deneysel karma yöntem araştırması olarak tasarlanan araştırma temelde iki aşamadan oluşmaktadır. Her aşamada farklı çalışma grubu kullanılmıştır. Birinci (nicel) aşamadaki geleneksel denetime ilişkin mevcut durum analizinde, araştırmanın örneklemini, tabakalı küme örnekleme yöntemiyle belirlenen Denizli'deki resmi 59 ilkokul, 45 ortaokul ve 38 lise olmak üzere toplam 142 okul oluşturmaktadır. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen "Denetimin Öğretmenlerin Mesleki Gelişimine Katkısı Ölçeği (DÖMGKÖ) ile toplanmıştır. İkinci (deney) aşama iki adımdan oluşmaktadır: Birinci adım, "Gelişimsel Denetim Modeli Yönetici Eğitimi" nin verildiği "eğitim adımı", ölçüt örnekleme yöntemiyle belirlenen deney grubundaki 9 ilkokul yöneticisinden oluşmaktadır ve araştırmacı tarafından hazırlanan "Yönetici Eğitimi Programı (YEP)" uygulanmıştır. Bu adımda, yönetici eğitiminin etkililiğini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından geliştirilen "Gelişimsel Denetime İlişkin Senaryo Rubriği" kullanılmıştır. İkinci adım, gelişimsel denetim bazlı ders denetimlerinin uygulandığı "uygulama adımı", ölçüt örnekleme yöntemiyle belirlenen deney grubundaki 9 ilkokul yöneticisi, 37 deney grubunda ve 24 kontrol grubundaki ilkokul öğretmenlerinden oluşmaktadır. Veriler, deney ve kontrol grubundaki öğretmenlere uygulanan "DÖMGKÖ", "Mesleki Gelişime Yönelik Tutum Ölçeği" ve "Öğretmenlerin Mesleki Gelişim Özyeterlikleri Ölçeği" ile toplanmıştır. Deney grubundaki öğretmenlerle araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak ön-son görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın nicel ve nitel verileri, karma yöntem gereği raporlama bölümünde entegre edilmiştir. Araştırmanın bulguları ışığında: geleneksel denetimin mesleki gelişime katkı sağlamadığı, gelişimsel denetimin mesleki gelişimi desteklediği, denetimin öğretmenlerin mesleki gelişime ilişkin tutumlarını ve özyeterliklerini etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Gelişimsel denetim uygulaması, geleneksel denetimin yol açtığı olumsuz psikolojik ortamı ortadan kaldırarak, denetimi profesyonel gelişimi destekleyen ve mesleki motivasyonu içselleştiren bir araç olarak konumlandırmıştır. Ayrıca, denetimin amacını "kontrol etme ve cezalandırma"dan "güven verme ve güçlendirme"ye başarıyla taşımış, mesleki bağlılığı doğrudan artırmıştır. Bu nedenle etkili okullar için, gelişimsel denetimin eğitim sistemine başarılı bir şekilde entegre edilmesi, denetmen yetkinliğinin sağlanması ve güven kültürünün kurumsallaştırılması vazgeçilmezdir.
Mental toughness and learner autonomy among ELT undergraduates: Dimensions and associations
Learner autonomy and mental toughness have both received substantial research attention, but in separate domains. Taking charge of one's own learning and maintaining personal agency to convert potential into performance involve overlapping regulatory processes, yet no study has examined their relationship in language learning contexts. This study addresses this gap through a two-phase quantitative design with Turkish ELT undergraduates. In Phase 1 (n=216), both instruments were adapted and validated through exploratory factor analysis. In Phase 2 (n=230), confirmatory factor analysis verified construct validity before correlational and regression analyses were conducted. Results revealed a moderate positive correlation between mental toughness and learner autonomy (r=.366, p<.001). The Mental Toughness Scales yielded three dimensions: Comprehensive Control, Motivation Control, and Dysfunctional Cognitions. Of these, Motivation Control was the sole consistent predictor of learner autonomy, emerging as the strongest predictor of total autonomy (β=.48) and all four subdimensions. These findings suggest that autonomous learning depends less on whether learners are initially motivated than on their ability to sustain motivation when external support is limited and to generate new incentives when initial interest fades. For language teacher education, this suggests focusing not only on whether students are motivated but on developing their capacity to maintain motivation independently—through strategies such as sub-goal setting, self-reward, and goal-oriented self-talk. This capacity may be as important as fostering motivation itself.
An investigation into in-service EFL teachers' digital competency levels
In this study, the purpose is to identify a group of in-service EFL teachers' digital competence (DC) levels, their exposure to digital materials, how they use their digital competency in their professional lives, and how they define it within their teaching contexts. Taking into account the importance of digitalism in education, identifying teachers' DC levels is considered to contribute to the field of EFL in terms of establishing the foundation. Furthermore, delving deeply into teachers' thoughts and experiences is among the first and most important steps to take regarding the overall improvement of education. Designed to enhance language education in Türkiye, which is the primary objective, determining the in-service EFL teachers' DC levels is prioritized and detailed under the subheadings. With this purpose, the study adopts two different data collection tools within the embedded mixed methods design. The Teachers Digital Competence Scale (TDiCoS) is applied to 351 in-service EFL teachers as the primary data source. The results are evaluated within the European Framework for Digital Competence of Educators (DigCompEdu). According to the framework, it is revealed that the majority of the participating teachers have high DC levels, C1 (Leader) and C2 (Pioneer). Compared to the overall inclination, the participants scored lower in the areas of assessment and copyright. As the secondary data source, the semi-structured interviews revealed that the participants' exposure has increased significantly over time, and that they often use digital materials in their classes when practicing the English language by utilizing games and visual support. Additionally, it was specified that the participants are open to improving their DCs and they benefit and/or have expectations from the stakeholders, such as the Ministry of National Education, academics, and their colleagues. Moreover, they state the areas of improvement regarding these stakeholders, as pointed out in the semi-structured interviews. Finally, the details are given on how the participants define and position DCs with respect to teaching.
0-3 yaş çocukların dil becerileri ile dijital teknoloji kullanımları arasındaki ilişkiye aracılık eden faktörlerin boylamsal incelenmesi
Dijital teknolojilerin günlük yaşamda yaygınlaşması, özellikle bebeklik dönemindeki kullanımın ve ebeveyn rehberliğinin çocukların dil becerileri açısından incelenmesini önemli hâle getirmektedir. Bu doğrultuda araştırmanın amacı; bebeklerin dil becerileri ile dijital teknoloji kullanımları arasındaki boylamsal ilişkiyi incelemek ve ebeveynlerinin dijital teknoloji kullanımı, dijital ebeveynlik davranışları, maternal bağlanma, mizaç, anne-baba tutumları, kullanım sırasındaki ebeveyn-bebek etkileşimi ve sosyodemografik özelliklerin bu ilişkideki olası aracılık rollerini belirlemektir. Bu amaçla araştırmada iç içe karma desen benimsenmiş; nicel bölümde ardışık boylamsal desen, nitel bölümde ise durum çalışması deseni uygulanmıştır. Araştırmanın örneklemini 8-36 aylık 220 bebek ve ebeveyni, çalışma grubunu ise bu ailelerden amaçlı örneklemeyle seçilen 15 katılımcı oluşturmuştur. Araştırmanın nicel verileri; Ankara Gelişim Tarama Envanteri, Türkçe İletişim Gelişimi Envanteri, Dijital Ebeveynlik Davranışları Ölçeği, Bebeklerde Dijital Teknoloji Kullanımı Ölçeği, Maternal Bağlanma Ölçeği, Ebeveyn Tutum Ölçeği, Çocuklar için Mizaç Değerlendirme Bataryası ve Teknoloji Kullanım Anketi, nitel verileri ise Ebeveyn-Bebek Etkileşimi Gözlem Formu ve yarı yapılandırılmış görüşmelerle toplanmıştır. Boylamsal verilerin analizinde ANOVA ve LMM testleri, aracılık ilişkilerinin belirlenmesinde yapısal eşitlik modellemesi, nitel verilerde ise içerik analizi kullanılmıştır. Araştırma sonuçları; bebeklik dönemi boyunca dil becerilerinin ve bebeklerin dijital teknoloji kullanımlarının arttığını ancak anne-babalarının dijital ebeveynlik davranışlarında anlamlı bir fark oluşmadığını ortaya koymuştur. Bebeklerin dil becerileri ile kendilerinin ve ebeveynlerinin dijital teknoloji kullanımlarının ilişkisiz olduğu ancak bebeklerin kullanımında teknoferans, anne ekran süresi ve anne-baba tutumlarının belirleyici olduğu saptanmıştır. Bu anlamlı ilişkilerde ebeveyn eğitimi ve anne çalışma durumu gibi sosyodemografik özelliklerin düzenleyici rol üstlendiği görülmüştür. Araştırmanın nitel sonuçları ise ebeveynlerin dijital teknolojilerin dil becerilerine etkisine ilişkin görüşlerinin bebeklik dönemi boyunca olumlu yönde değiştiğini, birlikte kullanım sırasındaki ebeveyn-bebek etkileşiminin geliştirilmesi gereken yönleri bulunmakla birlikte artış gösterirken teknoferansa ilişkin ebeveyn farkındalığının sınırlı kaldığını göstermiştir. Bu sonuçlar ışığında dijital ebeveynliğe yönelik bilinçlendirme çalışmaları yapılması önerilmektedir.
Strateji odaklı okuma eğitiminin okuduğunu anlama, çıkarım becerileri ve okur özyeterliğine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Türkçe dersi okuma becerisi etkinliklerinde strateji odaklı eğitim durumlarının öğrencilerin okuduğunu anlama, çıkarım becerileri ve okur özyeterliğine etkisini incelemektir. Çalışma yedinci sınıfta öğrenim gören ve uygun örnekleme yöntemi ile belirlenen 30'u deney grubu ve 30'u kontrol grubu olmak üzere toplam 60 öğrenci ile yürütülmüştür. Bu iki gruptan hangisinin deney, hangisinin kontrol grubu olacağı ise seçkisiz atama yoluyla belirlenmiştir. Yine uygulama aşamasına başlamadan önce seçkisiz atama yoluyla belirlenmiş 10 öğrenci ile pilot uygulama gerçekleştirilmiştir. Aşamalı Sorumluluk Aktarım Modeli (Kademeli Sorumluluk Devri Modeli) doğrultusunda bilişsel ve üstbilişsel stratejiler haftalık 2 ders saatini kapsayacak biçimde eğitim durumları ile uygulanmıştır. Araştırmaya ilişkin veriler; öğrencilerin okuduğunu anlama becerisinin değerlendirilmesi ereğiyle Ülper vd. (2017) tarafından geliştirilen Okuduğunu Anlama Testi, öğrencilerin çıkarım becerilerini değerlendirmek ereğiyle Çetinkaya vd. (2023) tarafından geliştirilen Çıkarım Becerileri Değerlendirme Aracı ve öğrencilerin okumaya yönelik özyeterliklerini belirlemek ereğiyle Ülper vd. (2013) tarafından geliştirilen Okur Özyeterlik Ölçeği ile toplanmıştır. Elde edilen bulgular, strateji odaklı okuma eğitimi yönteminin okuduğunu anlama başarıları üzerinde orta düzeyde; çıkarım becerileri üzerinde yüksek düzeyde; okur özyeterlikleri üzerinde ise orta düzeyde etkili olduğunu belirlemiştir. Bulgular Türkçe dersi öğretiminde strateji odaklı okuma eğitiminin sürece olan katkısını vurgulamaktadır. Anahtar Sözcükler: Strateji öğretimi, okuduğunu anlama, çıkarım becerisi, okur özyeterliği
Alt düzey ve üst düzey okuduğunu anlama becerileri: Türkçe ders kitaplarındaki etkinlikler ve öğretmen uygulamaları üzerine bir inceleme
Bu çalışma, Türkçe ders kitaplarındaki alt düzey ve üst düzey okuduğunu anlama becerilerine yönelik etkinliklerin dağılımını, bu dağılımların kitaplar arasında farklılık gösterip göstermediğini, öğretmenlerin bu etkinlikleri öğretim sürecinde kullanım sıklıklarını ve uygulamaların yeterliliğine ilişkin görüşlerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Karma yöntem deseninde yürütülen çalışmada, ders kitapları araştırmacı tarafından geliştirilen çözümleme çizelgesi ve formu kullanılarak belge çözümlemesiyle değerlendirilmiş, öğretmenlerden elde edilen nicel veriler likert biçiminde geliştirilen sormacayla nitel veriler ise görüşme formu aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular, ders kitaplarında üst düzey becerilere nicel açıdan daha fazla yer verildiğini, ancak bu etkinliklerin nitelik bakımından derinlik kazanamadığını göstermektedir. Alt düzey becerilerde sözcük bilgisi genişliği, sözcük bilgisi derinliği ve dilbilgisel boyutlarda eksiklikler belirlenmiş, sınıf düzeyleri arasında farklılıkların bulunduğu fakat içerik bütünlüğünün sağlanamadığı saptanmıştır. İstatistiksel çözümlemeler, alt ve üst düzey becerilerin oranları bakımından özellikle 5. sınıf ile 7. sınıf Türkçe ders kitapları arasında anlamlı fark olduğunu, bu farkın daha çok çıkarım yapma ve üstbilişsel düzenleme etkinliklerinin yoğunluğundan kaynaklandığını ortaya koymuştur. Öğretmenlerden elde edilen nicel veriler, alt ve üst düzey etkinliklerin öğretim sürecinde genellikle "ara sıra" ile "sıklıkla" düzeylerinde kullanıldığını göstermiştir. Görüşmelerden elde edilen bulgular ise öğretmenlerin söz konusu etkinliklerin uygulanmasında programın öngördüğü yeterliliğe ulaşamadıklarını, özellikle sözcük bilgisi, çıkarım yapma ve üstbilişsel düzenleme alanlarında ders kitaplarının destekleyici araç sunmadığını vurgulamaktadır. Bu sonuçlar, Türkçe ders kitaplarının hem içerik çeşitliliği hem de pedagojik derinlik bakımından geliştirilmesi ve öğretim sürecinde öğretmenlerin uygulamalarını destekleyecek nitelikli araçlarla varsıllaştırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Yabancı dil olarak Türkçe öğrenenlerin sözcük bilgisi genişliği, sözcük bilgisi derinliği ile alıcı ve üretici eşdizimlilik bilgileri arasındaki ilişki
Bu çalışma, yabancı dil olarak Türkçe öğrenenlerin sözcük bilgisi genişliği, sözcük bilgisi derinliği ile alıcı ve üretici eşdizimlilik bilgisi arasındaki ilişkileri belirlemeyi amaçlamıştır. İlişkisel tarama modeliyle tasarlanan çalışmanın katılımcılarını Ondokuz Mayıs Üniversitesi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezinde C1 düzeyinde öğrenim görmüş ya da görmekte olan, 52 ülkeden ve 36 farklı ana dili konuşan 172 uluslararası öğrenci oluşturmuştur. Veriler, sözcük bilgisi genişliği ve derinliği ile alıcı ve üretici eşdizimlilik bilgilerini ölçen ölçme araçları aracılığıyla toplanmış, betimleyici ve ilişkisel çözümleme teknikleri kullanılmıştır. Bulgular, katılımcıların yüksek sıklık dilimlerinde bulunan sözcüklere ilişkin sözcük bilgisi genişliği ortalama puanlarının daha düşük sıklık dilimlerindeki sözcüklere oranla istatistiksel olarak anlamlı biçimde yüksek olduğunu; sözcük bilgisi derinliğinin dil öğrenimi ve kullanım süreçlerinde belirleyici bir rol oynadığını göstermiştir. Ayrıca alıcı eşdizimlilik bilgisinin, dilbilgisel ilişkilerin kavranmasında temel bir öge olup öğrenim düzeyi ile yakından ilişkili olduğu; katılımcıların üretici eşdizimlilik bilgi düzeylerinin orta düzeyde kaldığı, alıcı becerilerin geliştirilmesinin üretici eşdizimlilikteki başarıyı artırabileceği saptanmıştır. Sonuç olarak dil öğretim izlencelerinin yalnızca sözcük sayısını artırmaya odaklanmaması; sözcüklerin anlamları, kullanıldığı bağlamlar ve sözcük birlikteliklerini derinlemesine öğretmeye yönelmesi gerektiği vurgulanmıştır. Araştırmanın bulgularının, sözcük bilgisi gelişimine bütüncül ve çok yönlü bir bakış açısıyla yaklaşılmasına, yabancı dil olarak Türkçe öğrenenlerin dil yeterliklerini güçlendirilmesine önemli katkılar sağlayacağına inanılmaktadır.