
107
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesindeki 00068 numaralı Şiir Mecmuasının transkripsiyonu ve MESTAP'a göre tasnifi
Arapça kökenli bir terim olan mecmua, "cem" fiilinden türemiş olup "bir araya getirilmiş, toplanarak düzenlenmiş metinler bütünü" anlamını taşımaktadır. Edebiyat alanında ise mecmua; nazım veya nesir türündeki, aynı ya da farklı yazarlara ait metinlerin belirli bir düzen içinde ya da herhangi bir tertip gözetilmeden bir araya getirildiği yazma eserleri ifade eden bir kavram olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi'ndeki 00068 Numaraya Mecmua-i Eş'ar adıyla kayıtlı mecmua çalışmasıdır. Çalışmamızın başlığı "Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesindeki 00068 Numaralı Şiir Mecmuasının Transkripsiyonu ve MESTAP'a Göre Tasnifi"dir.
Vurmalı ve üflemeli müzik aletleri terimleri: Türkiye ve Azerbaycan (İnceleme–tematik, karşılaştırmalı ve görsel sözlük-dizin)
Binlerce yıldır var olan insanlık evrimleşerek, kendini geliştirerek yaşadığı her dönemde hayatını kolaylaştıracak aletler geliştirmişlerdir. Hayatta kalmak, avlanmak, iletişim kurmak için yaptığı aletlerin ham maddelerini doğadan temin etmiş, maddeyi keşfetmiş ve şekillendirmiştir. Bu süreçte maddelerin ses gücünü fark ederek bu maddelerden doğayı taklit eden sesler çıkarabilmeyi keşfetmiştir. Önceleri avlanmak, iletişim kurmak veya doğadaki vahşi hayvanlardan korunmak gibi durumlar için yaptığı bu ses çıkaran aletleri zaman içerisinde geliştirmiş, eklentiler yapıp farklı seslerin birlikte çıkardığı uyumu keşfetmiştir. En sonunda bu aletler de günümüzde müzik aleti diye tabir ettiğimiz bir çok çeşit aletlere evrilmiştir. Uzun yıllardır gelişen değişen müzik aletleri ve eklentilerine bir çok ad verilmiştir. Türk toplumuna ait veya entegre olmuş bir çok müzik aleti ve terimi vardır. Bu çalışmanın malzemesi de Türkiye ve Azerbaycan'da kullanılan vurmalı, üflemeli müzik aletleri ve bu aletleri oluşturan eklentiler, parçalarla ilgili terimlerdir. Bu araştırmanın başlangıç bölümünde Türkiye ve Azerbaycan'daki çalgıbilim çalışmalarına değinilmiştir. Devamında tezimizin girişi niteliğinde olan, her iki ülkede kullanılan üflemeli ve vurmalı çalgıların morfolojik ve sentaktik özellikleri incelenmiş, elde edilen veriler istatistiksel tablolarla desteklenmiştir. Ardından çalışmanın temelini oluşturan tematik sözlük kısmı başlamaktadır. Bu bölüm yedi ana başlık altında tasnif edilmiştir. Her başlık Türkiye ve Azerbaycan alt bölümleri şeklinde düzenlenmiş, karşılaştırmalı tablolar ve görsellerle zenginleştirilmiştir. Sözlük kısmını, alfabetik sırayla düzenlenmiş dizin bölümü takip etmektedir. Dizin de yine Türkiye ve Azerbaycan olmak üzere iki alt başlıkta ele alınmış, her terim maddesinin yapısal çözümlemesi bu kısımda sunulmuştur. Çalışma genelinde toplam 781 terim değerlendirmeye alınmıştır.
2030 Barcelona hedefleri çerçevesinde Avrupa Birliği ülkeleri ve Türkiye'nin eğitim performansının çok kriterli karar verme yöntemleriyle değerlendirilmesi
Bu çalışma, Avrupa Birliği'ne üye 27 ülke ile Türkiye'nin eğitim performanslarını, Avrupa Eğitim Alanı'nın 2030 Barcelona Hedefleri doğrultusunda belirlenen dokuz temel gösterge kapsamında karşılaştırmalı olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmada, kriterlerin ağırlıkları objektif verilere dayalı LOPCOW yöntemiyle belirlenmiş; sıralama işlemleri ise AROMAN ve CRADIS yöntemleri aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Değerlendirmede kullanılan göstergeler; dijital beceriler, NEET oranı, eğitimi erken terk oranı, erken çocukluk eğitimi, STEM alanlarında eğitim, yaşam boyu öğrenmeye katılım, temel becerilerde başarı ve yükseköğretim mezuniyet oranlarından oluşmaktadır. Elde edilen bulgular, özellikle erken çocukluk eğitimi, dijital beceriler ve NEET oranı gibi göstergelerin kriter ağırlıkları açısından belirgin biçimde öne çıktığını göstermektedir. Türkiye'nin genel sıralamada alt grupta yer alması, dijital dönüşüm, kapsayıcı eğitim ve yaşam boyu öğrenme alanlarında yapısal politika ihtiyacının devam ettiğini ortaya koymaktadır. Çalışmada ayrıca, kriter ağırlıklarının farklı senaryolar altında değiştirilmesiyle duyarlılık analizleri gerçekleştirilmiş; bu analizler sonucunda bazı göstergelerdeki ağırlık değişimlerinin ülke sıralamalarını etkilediği gözlemlenmiştir. Duyarlılık analizi, kurulan modelin kararlılığını test etmek ve sonuçların kriter ağırlıklarındaki değişimlere karşı ne ölçüde korunduğunu ortaya koymak amacıyla uygulanmıştır. Bu durum, eğitim performansının çok boyutlu niteliğini ve kriterler arasındaki etkileşimlerin sıralama sonuçları üzerindeki etkisini ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra, CRADIS ve AROMAN yöntemleriyle elde edilen sıralamalar, TOPSIS, CODAS, EDAS, MARCOS ve WASPAS gibi farklı çok kriterli karar verme yöntemleriyle karşılaştırılmış; yöntemsel tutarlılığın düzeyi korelasyon analizi ile incelenmiştir. Korelasyon katsayılarının 0,769 ile 0,984 aralığında değişmesi, yöntemlerin ülkeleri büyük ölçüde benzer yönelimlerle sıraladığını ve kullanılan modelin yöntem farklılıklarına karşı kararlı sonuçlar ürettiğini göstermektedir. En güçlü ilişki MARCOS-CODAS (ρ = 0,984) arasında saptanırken, en düşük ilişki CODAS-CRADIS (ρ = 0,769) olarak belirlenmiştir; ayrıca CRADIS ve AROMAN yöntemlerinden elde edilen sıralamalar arasındaki yüksek düzeyde uyum (Spearman ρ = 0,947), çalışmada kullanılan yöntemsel yaklaşımın içsel tutarlılığını güçlendirmektedir. Uygulanan yöntemsel çerçeve, eğitim politikalarının objektif, karşılaştırmalı ve çok boyutlu analizine imkân tanımış; özellikle performansı düşük ülkeler açısından kritik müdahale alanlarının belirlenmesine katkı sağlamıştır. Elde edilen bulgular, politika yapıcıların dijital becerilerin geliştirilmesi, erken çocukluk eğitiminin yaygınlaştırılması ve NEET oranlarının azaltılmasına yönelik stratejiler oluşturmasında yol gösterici niteliktedir.
Diyalojik iletişim perspektifinden BIST 50 Sürdürülebilirlik Endeksinde yer alan şirketlerin sürdürülebilirlik web açılış sayfaları üzerine bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, BIST 50 Sürdürülebilirlik Endeksi'nde yer alan şirketlerin kurumsal web sitelerindeki sürdürülebilirlik açılış sayfalarını Kent ve Taylor'un (1998) diyalojik iletişim modeli çerçevesinde değerlendirmektir. Araştırma kapsamında, sürdürülebilirlik sayfası bulunmayan veya analiz ölçütlerini karşılamayan şirketler kapsam dışında bırakılmış; toplam 46 şirketin sürdürülebilirlik sayfası, içerik analizi ve ikili kodlama (0–1) tekniğiyle incelenmiştir. Değerlendirmede diyalojik döngü, enformasyonun kullanışlılığı, yeniden ziyaretlerin sağlanması, arayüz kullanım kolaylığı ve ziyaretçilerin elde tutulması olmak üzere beş temel ilke ve bu ilkelere ilişkin alt göstergeler kullanılmıştır. Bulgular, incelenen şirketlerin sürdürülebilirlik sayfalarında özellikle enformasyonun kullanışlılığı ve arayüz kullanım kolaylığı ilkeleri açısından güçlü bir performans sergilediklerini göstermektedir. Sürdürülebilirlik raporlarına, strateji ve politikalara erişimin açık ve sistematik biçimde sunulması ile mobil uyumlu, tutarlı ve kullanıcı dostu arayüzler bu güçlü yönler arasında yer almaktadır. Buna karşılık, diyalojik döngü ve yeniden ziyaretlerin sağlanması ilkeleri bağlamında geri bildirim mekanizmalarının, paydaş katılımını teşvik eden araçların, abonelik sistemlerinin ve düzenli güncellenen sürdürülebilirlik içeriklerinin daha sınırlı olduğu görülmüştür. Ziyaretçilerin elde tutulması ilkesinde ise sayfa içi bağlantılar ve multimedya unsurlarının kısmen kullanıldığı, ancak kullanıcıyı sitede daha uzun süre tutacak yönlendirme ve öneri yapılarına her zaman sistematik biçimde yer verilmediği tespit edilmiştir. Genel olarak araştırma, kurumsal web sitelerinde sürdürülebilirlik odaklı bilgi sunumunun gelişmiş olduğunu, ancak diyalojik iletişim modelinin öngördüğü etkileşim ve paydaş katılımının henüz tam olarak yapılandırılmadığını ortaya koymaktadır.
Türk sosyal güvenlik hukukunda muvazaalı boşanma sorunu ve çözüm önerileri
Türk sosyal güvenlik hukukunda ölüm aylığı sistemi, hak sahiplerini korumayı amaçlarken uygulamada ekonomik bağımlılığı pekiştiren, kayıt dışı istihdamı teşvik eden ve muvazaalı boşanmalara zemin hazırlayan bir yapıya dönüşmüştür. Muvazaalı boşanma; kız çocuklarının gerçek iradeleri boşanma olmamasına rağmen ölüm aylığından yararlanmak için eşlerinden boşanıp fiilen birlikte yaşamaya devam etmesini ifade etmektedir. Çalışmanın amacı, muvazaalı boşanma olgusunu ölüm aylığı bağlamında çok boyutlu bir yaklaşımla ele almak ve bu olgunun ardındaki hukuki, ekonomik ve toplumsal nedenleri ortaya koymaktır. Çalışmada nitel ve nicel yöntemler kullanılmıştır. Çalışmada Yargıtay'ın 2010–2025 yılları arasında verdiği 157 karar incelenmiş; 8 Sosyal Güvenlik Denetmeni ve 15 Avukat ile derinlemesine mülakat gerçekleştirilmiştir. Ayrıca TÜİK 2024 GYKA mikro seti verilerinden yapılan hesaplamalarla uygulamadaki durumun istatistiksel verilerle uyumu analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, ölüm aylığı alanların büyük çoğunluğunu kadınların oluşturduğunu, dul/yetim aylığı alan boşanmış kadınların yaş ortalamasının 53 olduğu ve bu grubun %61,7 gibi yüksek bir oranda kayıt dışı istihdam edildiğini göstermektedir. Bulgular boşanmanın ailevi sebeplerden ziyade ekonomik bir strateji olarak kullanıldığına güçlü bir karine teşkil etmektedir. TÜİK verilerinde evli olduğu hâlde dul ve yetim aylığı alan 90.000 kişinin bulunması ve kişilerin yaş ortalamasının 47 olması mevcut düzenlemenin hak suiistimaline açık olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca muvazaalı boşanma ile yoksulluk ve kayıt dışı istihdam arasında güçlü bir ilişki tespit edilmiştir. Muvazaalı boşanma nedenlerinin en önemlileri ölüm aylığında hak sahipliğinde yaş sınırının olmaması ve anlaşmalı boşanmalarda saik denetiminin yapılmamasıdır. Sonuç olarak tez, muvazaalı boşanmanın tali bir sorun değil, ölüm aylığı rejiminin yapısal bir çıktısı olduğunu göstermektedir.
Dede Korkut anlatılarında mücadele
Bu çalışma, Dede Korkut anlatılarında mücadele kavramının nasıl işlendiğini incelemektedir. Destandan halk hikayesine geçişin en önemli ürünlerinden olan Dede Korkut Kitabı, Türk kültürünün değerlerini, toplumsal düzenini ve yaşam biçimini yansıtan bir kaynaktır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, Dede Korkut anlatılarında yer alan mücadele temalarını belirlemek, sınıflandırmak ve değerlendirmektedir. Çalışmada metin merkezli bir yaklaşım benimsenmekle birlikte mücadele olgusunun yorumlanmasında kültürel bağlamdan da faydalanılmıştır. Dresden, Vatikan ve Türkmensahra nüshalarının temel alındığı bu çalışmada, mücadele olgusu beş başlık altında ele alınmıştır. Bunlar; birey merkezli mücadele, bireyler arası mücadele, bireyin toplum normları ile mücadelesi, bireyin doğaüstü varlıklarla mücadelesi ve toplumlar arası mücadeledir. Elde edilen bulgular, mücadele kavramının anlatılarda yalnızca çatışma merkezli bir durum olmadığını, kimlik kazanma ve olgunlaşma sürecinin temel bir parçası olduğunu göstermektedir. Anlatılarda yer alan kahramanların ad alma, statü kazanma ve toplumsal kabul görme süreçlerinin mücadele üzerinden gerçekleştiği dikkat çekmektedir. Toplumlar arası mücadeleler ise Oğuz toplumunun birlik duygusunu ve kültürel sürekliliğini pekiştiren bir işlev taşımaktadır. Dolayısıyla Dede Korkut anlatılarında mücadele olgusu hem bireysel hem de toplumsal düzlemde anlam kazanan çok boyutlu bir süreci temsil etmekte ve metinlerin düşünsel yapısını kavramada önemli bir anahtar niteliğinde konumlanmaktadır.
Dede Korkut anlatılarında mücadele
Bu çalışma, Dede Korkut anlatılarında mücadele kavramının nasıl işlendiğini incelemektedir. Destandan halk hikayesine geçişin en önemli ürünlerinden olan Dede Korkut Kitabı, Türk kültürünün değerlerini, toplumsal düzenini ve yaşam biçimini yansıtan bir kaynaktır. Bu doğrultuda çalışmanın amacı, Dede Korkut anlatılarında yer alan mücadele temalarını belirlemek, sınıflandırmak ve değerlendirmektedir. Çalışmada metin merkezli bir yaklaşım benimsenmekle birlikte mücadele olgusunun yorumlanmasında kültürel bağlamdan da faydalanılmıştır. Dresden, Vatikan ve Türkmensahra nüshalarının temel alındığı bu çalışmada, mücadele olgusu beş başlık altında ele alınmıştır. Bunlar; birey merkezli mücadele, bireyler arası mücadele, bireyin toplum normları ile mücadelesi, bireyin doğaüstü varlıklarla mücadelesi ve toplumlar arası mücadeledir. Elde edilen bulgular, mücadele kavramının anlatılarda yalnızca çatışma merkezli bir durum olmadığını, kimlik kazanma ve olgunlaşma sürecinin temel bir parçası olduğunu göstermektedir. Anlatılarda yer alan kahramanların ad alma, statü kazanma ve toplumsal kabul görme süreçlerinin mücadele üzerinden gerçekleştiği dikkat çekmektedir. Toplumlar arası mücadeleler ise Oğuz toplumunun birlik duygusunu ve kültürel sürekliliğini pekiştiren bir işlev taşımaktadır. Dolayısıyla Dede Korkut anlatılarında mücadele olgusu hem bireysel hem de toplumsal düzlemde anlam kazanan çok boyutlu bir süreci temsil etmekte ve metinlerin düşünsel yapısını kavramada önemli bir anahtar niteliğinde konumlanmaktadır.
Süleymaniye yazma eserler kütüphanesindeki "00068" numaralı şiir mecmûasının transkripsiyonu ve MESTAP'a göre tasnifi
Arapça kökenli bir terim olan mecmûa, "cem" fiilinden türemiş olup "bir araya getirilmiş, toplanarak düzenlenmiş metinler bütünü" anlamını taşımaktadır. Edebiyat alanında ise mecmûa; nazım veya nesir türündeki, aynı ya da farklı yazarlara ait metinlerin belirli bir düzen içinde ya da herhangi bir tertip gözetilmeden bir araya getirildiği yazma eserleri ifade eden bir kavram olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesi'ndeki 00068 Numaraya Mecmûa-i Eş'ar adıyla kayıtlı mecmûa çalışmasıdır. Çalışmamızın başlığı "Süleymaniye Yazma Eserler Kütüphanesindeki 00068 Numaralı Şiir Mecmuasının Transkripsiyonu ve MESTAP'a Göre Tasnifi"dir.
Antik kent yerleşmelerinde fiziki ortam özelliklerinin rolü: Stratonikeia örneği
Bu tez çalışması, Stratonikeia teritoryumunun Dipsiz Çayı Havzası'nda antik dönem yerleşmelerinin doğal ortam koşullarıyla olan ilişkilerini coğrafi arkeoloji (jeoarkeoloji) perspektifinden değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Holosende meydana gelen doğal ortam değişimleri antik dönem toplumlarında farklı yerleşme desenleri oluşturmuştur. Bu çalışmada Doğal ortam koşulları ile kültürel süreçlerin uzun dönemli etkileşimi farklı yöntemlerle incelenmiştir. Tezde SYM, MGM, HGM ve MTA verileri kullanarak tematik haritalar üretilmiş, sınıflandırmalarla elde edilen raster katmanları ESDA yöntemleri kullanılmıştır. ESDA analizleri kullanılarak havza içerisinde 20 farklı antik dönem yerleşmelerinin dağılımları test edilerek doğal ortam ile etkileşimi değerlendirilmiştir. Dipsiz Çayı Havzasında dönemsel yerleşim dağılımı rastlantısal olarak gelişmemiş her dönemin kendi sosyoekonomik ve politik nedenleri fiziki coğrafya ortamıyla uyumluluk göstermektedir. Stratonikeia teritoryumunun yerleşim deseni doğal ortam bakımından mikro ölçekte değişkenlik göstermektedir. Mikro ortam düzeyinde yapılan incelemeler kapsamında Stratonikeia antik kentindeki 6 yapıya ait stratigrafik kesitlerin tane boyu dağılımları hidrometre yöntemiyle belirlenmiştir. Helenistik dönemde kurulan kent yüksek enerjili birikim ortamından günümüze dengeli birikim ortamına evrilmiştir. Dendroklimatoloji analizleri kapsamında havza içerisinde farklı mikro topografya ortam koşullarına sahip 12 adet Kızılçam (Pinus brutia) ağaçlarından artım kalemleri, Stratonikeia antik kenti içerisinde restorasyonu başlayan 5 farklı yapıdan ahşap dilimleri alınmıştır. Analiz sonucunda havzanın iklim sinyalleri belirlenerek 1852-2025 yılları arası iklim trendi belirlenmiştir. Havza genelinde nemli-yağışlı ortam koşullarından nemli ancak görece daha düşük yağışlı, ılıman iklim koşullarına geçilmiştir. Bu çalışma kapsamında elde edilen bulgular, Dipsiz Çayı Havzası ve Stratonikeia antik kentinde yerleşimlerin dağılımının çoğu dönem için rastlantısal bir mekânsal düzen sergilediğini, ancak Post-Antik dönemde belirgin bir dağınık yerleşim deseni ortaya çıktığını göstermektedir. Doğal ortam bileşenleri, sedimanter süreçler ve dendroklimatolojik iklim sinyalleri birlikte değerlendirildiğinde, yerleşimlerin tek bir belirleyici faktöre bağlı kalmaksızın, çevresel koşullara duyarlı ve zamansal olarak değişken mekânsal stratejiler geliştirdiği sonucuna ulaşılmıştır. Tezde kullanılan mekânsal analiz yöntemleri, sedimantoloji ve dendroklimatoloji analizleri coğrafi arkeolojinin gelişimine önemli katkılar sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: Coğrafi arkeoloji, mekânsal analiz (ESDA), sedimantoloji, dendroarkeoloji, stratonikeia.
Genç işsizliğinin yarattığı psikolojik sorunlar açısından bir ara değişken olarak mesleki eğitim
Çalışmanın amacı, ortaöğretim son sınıf öğrencilerinin işsizlik kaygısı, stres, depresyon ve özsaygı düzeylerini belirlemek ve mesleki ortaöğretimin bu değişkenler arasındaki ilişkilerde aracılık etkisini incelemektir. Bu doğrultuda, mesleki ortaöğretimin gençlerin psikolojik iyi oluşuna katkısı araştırılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre öğrencilerin %18,9'u yüksek veya çok yüksek düzeyde işsizlik kaygısı yaşamaktadır. Öğrencilerin %66,4'ü iş bulamama nedenini ülkenin sosyo-ekonomik koşullarında görmektedir. Bu bulgu, ekonomik koşulların psikolojik kaygılar üzerindeki etkisini göstermektedir. İşsizlik kaygısı en düşük okul türü mesleki ve teknik Anadolu lisesidir. Bu değişken okul türlerine göre anlamlı biçimde farklılaşmaktadır. Örneklemi oluşturan öğrencilerde depresyon (%63,1) ve stres (%66,1) deneyimi yaşayanların oranı oldukça yüksektir. Bunun da ötesinde örneklemin yaklaşık üçte biri çok ileri düzeyde depresyon (%30,4) ya da stres deneyimi (%30) yaşamaktadır. Bulgular, öğrencilerin %43,7'sinin yüksek, %42,7'sinin orta, %13,6'sının ise düşük özsaygıya sahip olduğunu göstermektedir. Anadolu lisesi öğrencilerinin depresyon ve stres düzeyleri, mesleki eğitim merkezi (MESEM) öğrencilerinden anlamlı biçimde daha yüksektir. Depresyon, stres ve özsaygı düzeyi cinsiyete göre anlamlı biçimde erkekler lehine farklılaşmaktadır. İşsizlik kaygısı, depresyon ve stres değişkenleri, özsaygıdaki değişimin %44,8'ini; işsizlik kaygısı, özsaygı ve stres değişkenleri ise depresyondaki değişimin %71,6'sını açıklamaktadır. Bu oranlara göre modelimiz güçlü bir açıklayıcılığa sahiptir. Mesleki ortaöğretimin aracılık etkisi stres - depresyon, stres - özsaygı, depresyon - özsaygı arasındaki ilişkilerde tespit edilmiştir. İşsizlik kaygısı, depresyon, stres ve özsaygı düzeyleri açısından mesleki ortaöğretim öğrencilerinin genel ortaöğretim (Anadolu lisesi) öğrencilerine kıyasla daha iyi durumda olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bulgular mesleki eğitimin öğrencinin psikolojik iyi oluşu üzerinde koruyucu bir rol oynayabileceğini göstermektedir.