Recep Tayyip Erdoğan University
Faculty

Faculty of Medicine

Recep Tayyip Erdoğan University

85

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manyetik rezonans görüntülemede saptanan vertebra korpus lezyonlarının ayırıcı tanısında derin öğrenme tabanlı yapay zekanın etkinliğinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Omurga (vertebra) hastalıkları insan ömrünün uzamasıyla birlikte oldukça yaygın olarak görülmektedir. Vertebra korpusunda, metastazlar, en sık görülen malign hastalık grubudur. Hemanjiomlar, en sık izlenen benign tümörlerdir. Bunun dışında çökme kırıkları ve spondilodiskit oldukça sık görülmektedir. Bu hastalıkların tanısında MRG altın standarttır ancak lezyonların benzer görüntüleme özellikleri gösterebilmesi ayırıcı tanıda güçlük oluşturabilmektedir. Biz bu çalışmamızda, tedavi yaklaşımları ve prognozu birbirlerinden oldukça farklı olan bu antitelerin ayırıcı tanısında MRG kullanarak derin öğrenme modellerinin etkinliğini değerlendirmeyi amaçlamaktayız. Gereç ve Yöntem: Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde Ocak 2019- Mart 2024 tarihleri arasındaki hastalar geriye dönük olarak incelendi. Herhangi bir klinik gerekçeyle, 1.5 T (Tesla) MR cihazında torakal ve lomber spinal MRG çekimi yapılan hastaların görüntüleri taranarak toplamda 235 hastaya ait 392 vertebra korpus lezyonu çalışmaya dahil edildi. Çalışma için uygun görüntü verileri sagittal planda çekimi yapılmış T1 ve T2 ağırlıklı sekanslardan elde edilip kaydedildi. Tüm görüntüler standart boyutta düzenlendi. Standartize edilmiş görüntülerden T1 ve T2 ağırlıklı görüntüler için iki ayrı veri seti oluşturuldu. Patoloji grupları metastaz, akut çökme kırığı, hemanjiom, atipik hemanjiom ve spondilodiskit olarak sınırlayıcı kutu ile işaretlenerek belirlendi. 181 hastanın görüntülerinden oluşturulan veri seti %80 eğitim ve %20 doğrulama olarak ikiye ayrıldı. Ek olarak test amacıyla 54 hastanın görüntüleri kullanıldı. Görüntü ön işleme aşamalarının ardından YOLOv8 derin öğrenme modeli kullanılarak tespit ve sınıflandırma işlemi gerçekleştirildi. Bulgular: Test seti sonuçlarına göre; T1 ve T2 ağırlıklı görüntülerden elde edilen veri setleri için mAP (B) değeri sırasıyla 0,82 , 0,86, mAP (M) değeri sırasıyla 0,83, 0,85'tir. Kesinlik (B) değeri sırasıyla 0,85 ve 0,86, kesinlik (M) değeri sırasıyla 0,81 ve 0,82 elde edilmiştir. Geri çağırma (B) değeri sırasıyla 0,82, 0,84 ve geri çağırma (M) değeri 0,84 ve 0,82 olarak bulunmuştur. F1 skoru sırasıyla 0,82 ve 0,83 olarak tespit edilmiştir. Doğruluk oranı T1 veri seti için 0,84 ve T2 veri seti için 0,85'tir. Sonuç: Derin öğrenme modelleri vertebra korpus lezyonlarının ayırıcı tanısında yüksek başarı performansı göstermektedir. Bu sonuçlar derin öğrenme mimarilerinin, görüntüleme analizleri gerçekleştirerek tanısal süreçlerde değerli bir araç olarak kullanılabileceğini göstermektedir. Derin öğrenme yaklaşımları, vertebra korpus lezyonlarının tespitinde ve ayırıcı tanısında klinik uygulamalar için güçlü bir destek sunarak hasta bakımını iyileştirme potansiyeline sahiptir. Anahtar Kelimeler: Vertebra korpus lezyonları, manyetik rezonans görüntüleme, derin öğrenme, tespit, sınıflandırma, ayırıcı tanı

Hüseyin Er
Recep Tayyip Erdoğan University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnsidental papiller tiroid karsinomlu hastaların preop nodül özellikleri ve tiroid fonksiyon testleri açısıdan değerlendirilmesi

Tiroid kanseri insidansı son yıllarda dünya çapında artış göstermiştir. Bu artışın nedeni ultrasonografik tetkiklerin ve patolojik değerlendirmelerin yaygın olarak uygulanmaya başlanmasıdır. Ancak tiroid kanser insidansında artış olmasına rağmen tiroid kanserine bağlı mortalitede artış olmamıştır. Tiroid karsinomlarının en sık görülen türü epitelyal tiroid karsinomlarından olan papiller tiroid karsinomlarıdır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan tanımlamaya göre en büyük çapı ≤10 mm olan tümörler tiroid papiller mikrokarsinomları olarak (PTMK) adlandırılmaktadır. Tirotoksikoz, bası yapan guatr ya da multi nodüler guatr (MNG) gibi kanser dışı nedenlerle yapılan tiroidektomiler sonrasında patoloji spesmenin incelenmesi ile tesadüfen tanı alan tümörlere insidental papiller karsinom denmektedir. Bu tümörlerin klinik önemiyle ilgili birçok tartışmalı konu vardır. İnsidental PTMK sağkalım oranı hemen hemen genel popülasyon ile aynıdır. İnsidental tiroid karsinomu son yıllarda artış göstermekte ancak bu artışa rağmen bu olguların saptanması için henüz belirlenmiş spesifik özellikler ortaya konamamıştır. Çalışmamızda kliniğimizde tanı alan 250 insidental PTMK hastası ile total tiroidektomi sonrası benign patoloji rapor edilen 250 nodüler guatr hastası (kontrol grubu) retrospektif olarak taranmıştır. Her iki grup arasında preop nodül özellikleri ve tiroid fonksiyon testleri (TFT) açısından maligniteyi ön gören bir fark olup olmadığı değerlendirildi. Çalışmanın sonucunda malign ve benign gruplar arasında T3 değeri, nodül boyutları, nodül çap oranları, nodül ekojenitesi, EU-TIRADS skoru ve tiroid bez boyutları parametrelerinde istatistiksel anlamlı farklar tespit edildi. ANAHTAR SÖZCÜKLER: İnsidental tiroid papiller karsinomu, tiroid nodülü, Tiroid fonksiyon testleri

Cüneyt Beyaz
Recep Tayyip Erdoğan University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon cerrahisi sonrası maküla değişikliklerinin optik koherens tomografi ile değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada komplikasyonsuz katarakt cerrahisinin santral maküla kalınlığı üzerine etkisinin OKT ile incelenmesi amaçlandı. Hastalar ve yöntemler: Herhangi bir sistemik hastalığı, fundus veya başka oküler patolojisi bulunmayan, komplikasyonsuz fakoemülsifikasyon cerrahisi geçiren 50 hastanın 100 gözü çalışmaya dahil edildi. Hastaların ameliyat olmayan gözleri kontrol grubu olarak kabul edildi. Hastaların ameliyat öncesi ve ameliyat sonrası 1. gün, 1. hafta, 1. ay her iki göz santral maküla kalınlığı ölçümleri OKT (Carl Zeiss Cirrus-HD) cihazı ile yapıldı. Bu parametreler eşliğinde istatiksel analizleri yapıldı (SPSS 13.0, SPSS Inc., Chicago, IL, USA). Bulgular: Çalışma grubundaki gözlerde ameliyat öncesi ve sonrası 1.gün, 1.hafta, 1.ay ve 3.aylardaki santral maküla kalınlığı ölçümleri sırasıyla, 248.56±21.67 µm, 249.08±21.36 µm, 250.26±19.8 µm, 254.3±24.81 µm ve 251.36±21.3 µm olarak ölçüldü. Ameliyat öncesi ölçümlere kıyasla, ameliyat sonrası ölçümlerin tamamında artış saptandı. Ancak ameliyat sonrası 1.günde tespit edilen artış istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Kontrol grubundaki gözlerde ameliyat öncesi ve sonrası 1.gün, 1.hafta, 1.ay ve 3.aylardaki santral maküla kalınlığı ölçümleri sırasıyla 250.80±21.47 µm, 251.46±21.44 µm, 251.36±21.41 µm, 251.3±21.51 µm ve 251.32±20.87 µm olarak ölçüldü. Kontrol grubunu oluşturan gözlerin ameliyat öncesi ve sonrası OKT ölçümleri karşılaştırıldığında, 1.gün, 1.hafta, 1.ay ve 3.aylarda santral maküla kalınlığı ölçümlerinde artış saptandı. Bununla beraber, bu değişikliklerin hiçbirisi istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Çalışmamızdaki hastalardan 1‟inde, 1.ayda klinik olarak anlamlı kistoid maküla ödemi gelişti. Topikal non-steroid anti-inflamatuar ve oral karbonik anhidraz inhibitörü tedavisi ile iv 3.ayda kistoid maküla ödemi kayboldu ve son görme keskinliği Snellen eşeli ile 1.0 değerine ulaştı. Sonuç: Çalışmamızda, komplikasyonsuz katarakt cerrahisi sonrası görme düzeyini etkilemese bile özellikle 1. ayda orta derece bir maküla kalınlık artışı gözlendi. Ancak bu artışın 3.ayda düşme eğilimine girdiği tespit edildi.

Mehmet Gökhan Aslan
Recep Tayyip Erdoğan University
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Retina ven tıkanıklığına bağlı gelişen makula ödeminde intravitreal bevacizumab enjeksiyonu sonuçlarımız

Amaç:Retina ven tıkanıklığına bağlı oluşan maküla ödemi tedavisinde intravitreal bevacizumab enjeksiyonu sonrası görme keskinliği ve santral fovea kalınlığı değişiklikleri incelemek. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya retina ven tıkanıklığına bağlı maküla ödemi tanısı alarak takip edilen intravitreal bevacizumab (Avastin) enjeksiyonu uygulanan 21 hastanın 21 gözü incelendi.Olgulara birer ay aralıklarla izlenerek 3 doz intravitreal 1.25mg/0.05ml bevacizumab enjeksiyonu uygulandı. Görme keskinliği (GK),Santral fovea kalınlıkları (SFK) ve komplikasyonlar kayıt edildi. Verilerin karşılaştırılmasında t-test kullanıldı, p<0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya RVT olan 11'i (% 52,36) erkek, 10'u (% 47,64) kadın olmak üzere 21 hastanın 21 gözü dahil edildi. Hastaların genel yaş ortalaması 62.14±9.4 yıl (46-84) idi. Hastaların enjeksiyon öncesi santral fovea kalınlığı ortalaması 548,0 ± 227,8μm iken, enjeksiyon sonrası 1.ay 272,8 ± 128,6μm ve 3.ay 269,6 ± 125,7μm olarak bulundu. Preoperatif santral fovea kalınlıgına göre, tedavi sonrası 1.ay ve 3.ay santral fovea kalınlıklarında azalma saptanmıştır. SFK'da görülen tüm bu azalmalar istatistiksel olarak anlamlı tespit edilmistir (p<0,05). Hastaların enjeksiyon öncesi görme keskinligi ortalaması 0,72 ± 0.45 logMAR (0.10- 2.0) iken, enjeksiyon sonrası 1.ay 0,39 ± 0,41 logMar (0,0- 1,1) ve 3.ay 0,41 ± 0,38 logMar (aralık; 0,0-1,3) olarak bulundu. Hastaların enjeksiyon öncesine göre 1. ayda ve 3. ayda EİDGK istatistiksel olarak anlamlı bir artış vardı (p < 0,05).

Yavuz Oruç
Recep Tayyip Erdoğan University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik maküla ödeminde intravitreal anti-vegf sonuçlarımız

Amaç: Diyabetik maküla ödemi (DMÖ) tedavisinde, intravitreal ranibizumab (İVR) monoterapisi ile intravitreal ranibizumab + intravitreal triamcinolon (İVR + İVTA) kombinasyon tedavisinin, düzeltilmiş en iyi görme keskinliği (GK) ve santral fovea kalınlığı (SFK) üzerine etkilerini araştırmak. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya, ETDRS sınıflamasına göre "klinik olarak anlamlı maküla ödemi" tanımına uyan ve SFK > 300 μm olan 37 hastanın 52 gözü dahil edildi. Tüm hastalara ilk olarak intravitreal 0.5 mg / 0,05 cc Ranibizumab enjeksiyonu uygulandı. Hastalar aylık kontrollere çağrıldı. Üst üste birer ay ara ile 2 ranibizumab enjeksiyonu sonrası SFK değişmeyen ve görme keskinliği artmayan 16 göze, intravitreal 0,5 mg / 0,05 cc İVR + 2 mg / 0,05 cc İVTA kombinasyon tedavisi uygulandı. Enjeksiyon öncesinde ve sonrasındaki 1., 3. ve 6. ay kontrollerinde görme keskinliği ve SFK değerleri kaydedildi. Verilerin karşılaştırılmasında t-test kullanıldı, p < 0.05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Hastaların genel yaş ortalaması 60,7 ± 9,2 yıl olarak tespit edildi. Tüm hastalarda enjeksiyon öncesi ortalama görme keskinliği değeri 0,68 ± 0,42 logMAR iken, enjeksiyon sonrası 1.ayda 0,54 ± 0,42 logMar, 3.ayda 0,58 ± 0,44 logMar ve 6.ayda 0,59 ± 0,40 logMar olarak bulundu. Hastaların enjeksiyon öncesi görme keskinliğine göre 1. ve 3. ayda istatistiksel olarak anlamlı bir artış vardı (p < 0,05). Görme keskinliği 6. ayda da artmakla beraber istatistiksel olarak anlamlı değildi (p > 0,05). Hastaların enjeksiyon öncesi ortalama SFK değerleri 557,4 ± 157,7 μm iken, enjeksiyon sonrası 1.ayda 359,7 ± 154,5 μm, 3.ayda 449,8 ± 202,8 μm ve 6.ayda 446,0 ± 209,3 μm olarak bulundu. Preoperatif SFK‟ya göre, tedavi sonrası 1., 3. ve 6.ay kontrollerin tümünde istatistiksel olarak anlamlı azalma saptandı (p<0,05). Sadece İVR yapılanlar ile İVR + İVTA kombine tedavisi uygulanan hastalar, 6. ay sonuçları açısından karşılaştırıldığında ortalama görme keskinliği sırasıyla 0,60 ± 0,41 logMar ve 0,58 ± 0,38 logMar, ortalama SFK ise sırasıyla 419,35 ± 205,5 μm ve 487,0 ± 215,5 μm olarak bulundu. İki grup arasında, görme keskinliği ve SFK açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark izlenmedi (p > 0,05). Sonuç: İntravitreal ranibizumab monoterapisi DMÖ‟de, görme keskinliğini artırmakta ve SFK‟yı azaltmaktadır. İntravitreal ranibizumab monoterapisinin yetersiz kaldığı, dirençli DMÖ olgularında İVR + İVTA kombinasyon tedavisinin uygulanması tedavinin etkinliğini artırabilir. Anahtar Kelimeler: Diyabetik maküla ödemi; ranibizumab; triamsinolon asetat; dirençli diyabetik maküla ödemi; intravitreal enjeksiyon

Gökhan Özgür
Recep Tayyip Erdoğan University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tekrarlayan gebelik kayıplarında scube1 düzeyinin ve carotis intima media kalınlığının değerlendirilmesi

Amaç: Tekrarlayan gebelik kaybı olan hasta grubu ile tekrarlayan gebelik kaybı öyküsü olmayan hasta grubu arasında scube1 düzeyinin ve carotis intima media kalınlığının değerlendirilmesi Materyal ve Metot: Prospektif ve tek merkezli çalışmaya 20-40 yaş arasında 30 tekrarlayan gebelik öyküsü olan, 30 tekrarlayan gebelik kaybı öyküsü olmayan hasta olgusu alınmıştır. Tekrarlayan gebelik kaybı olanlarda ve kontrol grubunda anatomik kalıtımsal endokrin trombofilik defekti olanlar çalışma kapsamına alınmamıştır. Hasta grubu ile kontrol grubu arasında scube1 düzeyinde ve ölçülen carotis intima media kalınlığı arasında istatistiksel anlamlı fark olup olmadığı araştırılacaktır. Bulgular: TGK kaybı olan hastaların ortalama SCUBE1 düzeyleri (16,44±5,43)kontrol grubunun ortalama SCUBE1 düzeylerinden (10,17±5,19)istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksektir (p=0,001). TGK kaybı olan hastaların ortalama CIMT düzeyleri (0,60±0,09)kontrol grubunun ortalama CIMT düzeylerinden (0,44±0,07) istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksektir(p=0,001). Hasta ve kontrol grubunun BMI ortalamaları arasında bir fark bulunamamıştır(p>0,05). Kontrol grubunun yaş ortalaması (30,73±2,90) ile çalışma grubunun yaş ortalaması (30,47±4,83) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p=0,120). Sonuç: TGK etiyolojisinde iskemi ve endotelyal disfonksiyon etkili olmaktadır. Gelecekte bu konu üzerine yapılacak çalışmalar TGK 'nın tanı tedavi ve yönetimine ışık tutabilir.

Sabri Çolak
Recep Tayyip Erdoğan University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Epikardiyal yağ doku kalınlığı ile koroner arter hastalığı yaygınlığı arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Amaç: Epikardiyal yağ dokusu kalple olası birçok etkileşimleri olan metabolik olarak aktif endokrin ve parakrin bir organdır. Bu çalışmada pekçok kardiyovasküler hastalığın etyopatogenezinde tetikleyici bir faktör olan epikardiyal yağ dokusunun koroner arter hastalığı yaygınlığı ile ilişkisini değerlendirmeyi amaçladık Materyal ve Metod: Çalışmaya stabil angina pektoris nedeniyle kardiyoloji polikliniğine başvuran ve non-invaziv testlerle iskemi tespit edilip koroner anjiografiye alınan ve en az bir koroner arterde lezyon saptanan 53 olgu dahil edildi.Koroner arter hastalığı yaygınlığını belirlemede koroner anjiografide yeni bir formül kullanıldı. Epikardiyal yağ doku kalınlığı da ekokardiyografik olarak ölçüldü. Bulgular: Epikardiyal yağ doku kalınlığı ile koroner arter hastalığı yaygınlığı skoru arasında anlamlı bir korelasyon bulunmaktadır.(p<0,01).Ayrıca koroner arterlerdeki lezyon uzunluğu ile epikardiyal yağ dokusu kalınlığı arasında anlanmlı ilişkili bulunmuştur. (p<0,01) Sonuç: Epikardiyal yağ dokusu kalınlığının , koroner arter hastalığı yaygınlığı ve diffüz tutulumu ile ilişkili olduğu tesbit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Epikardiyal yağ dokusu, koroner arter hastalığı , yaygın tutulum

Elif Ergül
Recep Tayyip Erdoğan University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diz osteoartritinin sementli total artroplasti ile tedavisininsonuçları

Bu çalışmada, diz ekleminin anatomisi biyomekaniği diz protezlerinin özellikleri ve çeşitlerini, cerrahi teknik ve komplikasyonları ile kliniğimizde sementli total diz protezi ameliyatı yapılan hastaların takip sonuçları incelendi. Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinde sementli total diz protezi ameliyatı yapılan 88 hastanın 102 dizi çalışmaya alındı. Hastaların arşiv ve son kontrol verileri kullanıldı. Diz cemiyeti klinik ve radyolojik skorlama sistemi, görsel analog skala ile değerlendirildi. Hastaların ameliyat tarihindeki yaşları ortalaması 68.86±6.41 yaş arasındadır. Hastaların ortalama vücut kitle indeksi 35.68±6.08 kg/m 2 olarak tespit edildi. Hastaların 39 (% 44.3) unun sol dizi, 35 (%39.8)inin sağ dizi ve 14 (%15.9) ünün her iki dizi ameliyat edildi. Hastaların 25' inde (%24.5) diz ön ağrısı varken 77' inde (%75.5) yoktu. Bir hasta da total tibial gevşeme tespit edildi. Revizyon artroplasti uygulandı. Hastanede yatış süresi ortalama 11.87±3.26 gündü. Kan transfüzyonu miktarı ortalama 2.23±1.20 ünite idi. Ameliyat süresi ortalama 135.09±37.27 dakika idi. Ameliyat esnasında uygulanan turnike süresi ortalama 77.47±23.71 dakika idi. Kullanılan insert kalınlığı ortalama 11.43±1.98 mm idi. Ameliyat sonrası ostalama takip süreleri 32.82±14.01 ay idi. Çalışmamızda en sık karşılaşılan akut komplikasyon 20 hasta ile yüzeyel enfeksiyondu. Onsekiz hastaya antibiyo terapi yeterli olurken, iki hastaya anestezi altında yara debritmanı ve kapatma uygulandı. Derin enfeksiyon septik gevşeme saptanmadı. Bir hastada ameliyat sonrası erken dönemde diz çıkığı gelişti. Aşhil gerginliği olan hastaya aşiloplasti uygulandı. Femoral stem revize edildi. Bir hastada ameliyat sonrası derin ven trombozu gelişti. Tedaviyle geriledi. Bir hastada ameliyat sonrası 1. ayında patellar tendon rüptürü gelişti. Tenodez uygulandı. Ameliyat sonrası 2. ayında bir hastamızda femur boyun sters kırığı tespit edildi. Parsiyel kalça protezi ile tedavi edildi. Çalışmaya alınan hastaların ameliyat öncesi diz skoru ortalamaları 29.15±10.63 olarak tespit edildi. Ameliyat sonrası diz skoru ortalamaları ise 85.90±6.25 oldu. Çalışmaya alınan hastaların ameliyat öncesi fonksiyonel skoru ortalamaları 32.38±20.35 olarak tespit edildi. Ameliyat sonrası fonksiyonel skor ortalamaları ise 83.91±18.54 oldu. Takipte diz skorlarına göre 63 dizde mükemmel, 38 dizde ise iyi sonuç elde ettik. Diz fonksiyonel skorlarına baktığımızda 65 mükemmel, 16 iyi, 10 orta, 10 dizde ise kötü sonuç elde ettik. Yani diz puanlarına göre değerlendirirsek %100 mükemmel ve iyi sonuç fonksiyonel puanlara baktığımızda ise %79.4 mükemmel ve iyi sonuç elde ettik. Olgularımızın tümü ele alındığında %89,5' inde mükemmel ve iyi sonuç elde ettik. Hastaların ameliyat öncesi görsel analog skala puanları ortalaması 9.05±0.876 olarak tesbit edildi. Ameliyat sonrası görsel analog skala puanları ortalaması ise 1.07±1.25 olarak tespit edildi. Sonuç olarak; doğru hasta, uygun implant ve tecrübeli ekip ile komplikasyonu düşük tatminkar fonksiyonel sonuç elde edilebilir. Anahtar sözcükler: Total diz artroplastisi; diz osteoartriti; diz eklemi

Volkan Güneş
Recep Tayyip Erdoğan University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Migren türü baş ağrısı olan hastalarda anksiyete duyarlılığı, aleksitimi, öfke ve bedensel duyumları büyütme

Amaç: Bu çalışmada migren tipi baş ağrısı olan hastalarda aleksitimi, anksiyete, bedensel duyumları abartma ve öfke ifade tarzı sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Yöntem: Çalışmaya 1 0cak 2013-1 Haziran 2013 tarihleri arasında Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nöroloji Polikliniğine ardışık sıra ile başvuran, çalışmaya alınma ölçütlerini karşılayan, 100 migren türü baş ağrısı olan hasta ile 100 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen tüm olgulara Sosyodemografik Veri Formu, SCID-1, Anksiyete Duyarlılığı İndeksi (ADİ), Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği (BDAÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği (TAS) ve Spielberger Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği (SÖÖİT) uygulandı. Bulgular: Çalışmamızda migrenli hastalarının 65'i (%65) kadın, 35'i erkek(%35) olarak, kontrol grubunun ise, 57'si kadın (%57), 43'ü erkek (%43),hasta grubunun yaş ortalaması 37.87 ±7,8 (25-56) yıl, kontrol grubunun yaş ortalaması 36.91 ±6,2 (25-55) yıl olarak saptandı. Migren türü baş ağrısı olan hasta grubunda % 56 oranında psikiyatrik eş tanı olduğu belirlendi. ADİ, BDAÖ ve TAÖ ortalama puanlarına göre karşılaştırıldığında hasta grubunun puanlarının kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu saptandı. Öfke ifade tarzı ölçeğinde hasta grubunda kontrol grubuna göre yüksek tespit edilmiş olup, öfke dışa vurumu ve öfke kontrolü açısından her iki grup arasında anlamlı bir fark olduğu tespit edilmiştir. TAÖ ile sürekli öfke, öfke içe atım ve öfke dışa vurum puanları arasında anlamlı bir ilişki olduğu belirlendi. Sonuç:Bu çalışmada, migren türü baş ağrısı olan hastalarda çok sayıda ruhsal belirtinin klinik tabloya eşlik ettiği saptanmıştır. Hastaların mevcut tedavilerini ve hastalığın seyrini etkileyen bu ruhsal belirtiler sıklıkla klinisyenlerin dikkatinden kaçabilmekte ya da yanlış tanı alabilmektedir. Çalışmamız klinikler arasında konsültasyonun ve liyezonun gerekliliğini ortaya koymaktadır. Anahtar sözcükler: Migren Tipi Baş Ağrısı, Anksiyete, Aleksitimi, Bedensel Duyumları Abartma, Öfke.

Selim Polat
Recep Tayyip Erdoğan University
2014
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Toraks travması nedeniyleacil servise başvuran hastalarınbaşvuru süreleri ve travma şekli ile morbidite ve mortalite arasındaki ilişki

Amaç: Bu çalışmamızda, toraks travmalı hastaların analizi yapılarak, bu hastaların acil servise başvuru süresi ve maruz kaldıkları travma şekilleri ile mortalite ve morbiditeleri arasındaki ilişki irdelenmiştir. Böylece, çalışmanın yapıldığı bölgedeki popülasyonun toraks travma karakteri ile sonuçlarının küçük ölçekte yansıtılması amaçlanmıştır. Ayrıca, bu hastaların optimal tedavi stratejisinin en hızlı ve en etkin biçimde nasıl uygulanabileceği ve yönetimindeki olası yeni unsurların öngörülmesi hedeflenmiştir. Materyal ve Metod: Çalışmaya Aralık 2012 ile Ağustos 2013 tarihleri arasında T.C Sağlık Bakanlığı Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Servisi'ne toraks travması nedeniyle başvuran/refere edilen 248 hasta dahil edildi. Hastaların anamnez, laboratuar bulguları, görüntüleme yöntemleri, takip ve tedavi çizelgeleri gözden geçirilerek; yaş, cinsiyet, travma etiyolojisi, travmalı hastanın hastaneye geliş süresi, hastanın başvuru şekli, toraks travmasının karakteri, eşlik eden travmalar, tedavi yaklaşımı, komplikasyonlar ve hastanede yatış süresi analiz edilerek, morbidite ve mortalite araındaki ilişki incelendi. Bulgular: Olguların travma maruziyetinden sonra acil servise başvuru süresi ortalama 6,5 saat idi. Hastaların %30,2'sinde pnömotoraks, %23,8'inde hemotoraks ve %13,3'ünde görülen hemopnomotoraks tespit edildi. Hastalarımzın %71,4'ine konservatif tedavi uygulanırken, 58 (% 23.3) hastaya tüp torakostomi ve 3 (1.2) hastaya major toraks cerrahisi uygulandı. Yaşın artması ile beraber kot fraktürü sayısındaki artma arasında istatiksel olarak anlamlı artış tespit edildi (p<0,01). Ayrıca kot fraktürü sayısı daha fazla olan hastalarda hastanede yatış süresinin, kosta fraktürü sayısı daha az olan hastalara göre istatiksel olarak anlamlı oranda artış gösterdiği görüldü (p<0,05). Travma nedeniyle kaybedilen hastaların büyük kısmının 25 dakika ve altında hastane acil servisine başvurdukları görülürken, bu hastaların başvuru süreleri ile hayatta kalan hastaların başvuru süreleri arasında istatistiki olarak anlamlı bir fark tespit edilemedi (p>0,05). Sonuç: Günümüzde sağlık kuruluşlarına başvuru imkan ve hızındaki artışa paralel olarak toraks travmalı hastaların erken tanı alma ve müdahale olasılığının yükselmiş olduğu söylenebilir. Bu hastaların değerlendirilmesinde, maruz kalınan travma şeklinin bölgesel özellikler ile ilişkili olabileceği bilgisi tanı ve tedavi aşamasında yaralı olabilir. Toraks travmalı hastaların acil servise makul sürelerde başvurması ve erken müdahalenin yapılabilmesi bu hastaların morbiditesinin azalmasına katkı sağladığı sonucu küçük bir hasta grubunu içerse de bizim çalışmanın bir sonucu olarak söylenebilir.

Ahmet Acıpayam
Recep Tayyip Erdoğan University
2014
20