Sakarya University
Discipline

Ortadoğu Çalışmaları Anabilim Dalı

Sakarya University

71

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessEN

Terrorism and liberation movements in the Middle East: The case studies of FLN, Hezbollah and Hamas

Terrorism and liberation have always been controversial concepts. Different state and non-state actors have different interpretations of the two concepts. This study takes the liberation/terrorism designation of the National Liberation Front (French: FLN) in Algeria, Hezbollah in Lebanon, and Hamas in Palestine as case studies by focusing on how and why specific state-actors view them as liberation groups or terrorist organizations. The researcher applies the Theory of Just War, the National Liberation Theory and Revolutionary Terrorism (urban and psychological) throughout the research. Both state and non-state actors at the international and regional levels of analysis have been used to investigate how and why specific state actors view the three groups as terrorist or legitimate liberation actors, and the impact that the Cold War and the Arab Spring had on their designation. The research aims to answer how and why states view the FLN, Hezbollah and Hamas as terrorist or liberation groups and the impact of this designation on them. Hezbollah and Hamas were impacted the most by the Arab Spring while the FLN made use of the politics of the Cold War to its benefit. Hamas suffered the most because of its terrorist designation compared to the FLN and Hezbollah, due to the politics of the Arab Spring. The researcher applies a qualitative theory-oriented method throughout the study by using a comparative and case-studies approach, which includes consulting primary and secondary resources and literature on the issue and applying the theories of liberation/war and terrorism. The researcher concludes that the designation of the three groups by relevant state actors as liberatory or terrorist impacted their behavior on the ground and is unlikely to change in the short-term. The researcher suggests Finlay's proposed theory of non-terrorist resistance as a third way out of the terrorism/liberation controversiality. Keywords: Liberation, Terrorism, Middle East, FLN, Hezbollah, Hamas.

Algeria National Liberation FrontHamas organizationHizbullah+3
Yousef M. Y. Aljamal
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Detant Dönemi ABD'nin Ortadoğu politikası: Mısır ve Suriye örnekleri (1970-1978)

Bu tez çalışmasının amacı ABD'nin detant dönemi (1970-1978) Mısır ve Suriye politikasını tarihsel olarak ele almaktır. Bu noktada çalışma Mısır ve Suriye'nin 1973 sonrası dış politika ve Arap-İsrail çatışmasına dair politik farklılaşmasını açıklamayı hedeflerken, buna müteakip ABD'nin detant dönemi Ortadoğu politikasının bu farklılaşmadaki rolünü anlamaya çalışmaktadır. Dekolonizasyon döneminde aynı kaderi paylaşan, Arap-İsrail çatışmasında aynı tarafta yer alan, benzer politikaları takip eden ve Sovyet Rusya'nın müttefiki olan Mısır ve Suriye'nin 1973 Yum Kippur Savaşı/Ramazan Savaşı sonrası farklı dış politika hedefleri izlemesi nasıl açıklanabilir? ABD'nin detant dönemi bölge politikasının 1973 Arap-İsrail savaşı sonrası Mısır ve Suriye'nin dış politikada farklılaşmasındaki rolü nedir? Başka bir ifadeyle, özellikle Mısır'ın İsrail ile anlaşma yaparak ABD müttefiki olmasında bu politika nasıl bir rol oynamıştır? ABD'nin Suriye politikası neden Mısır gibi bir sonuç yaratmamıştır? Suriye neden Sovyet müttefiki olarak kalmıştır? Detant Üçüncü Dünya Ülkeleri için ne ifade ediyordu? Diğer bir deyişle, Büyük Güçlerin kendi aralarında anlaşması müttefikleri olan Üçüncü Dünya Ülkelerini nasıl etkiledi? sorularına cevap aramaktadır. Geleneksel yaklaşımlar tek tek bilişsel, sınıfsal ve yapısal açıklamalar üzerinde durmaktadır. Bu çalışma ise aktörlerin davranışlarındaki değişiklikler veya belli davranışları sürdürme nedenlerini incelerken belli veya belirleyici etken üzerinde durmak yerine, belli veya belirleyici etkeni yaratan yapılar ve aktörler arasındaki ilişkilere, bunların birbirleriyle ne kadar entegre ilerleyip ilerlemediğine bütünsel bakmanın faydalı olacağını iddia etmektedir. Bu noktada tarihsel bir metot benimsenerek, birinci el kaynaklar ve dönemin doğrudan politika yapımına katılan kişilerin hatıratları üzerinden bütünsel bir açıklama yapmayı hedeflemektedir. Bu yapılırken ayrıca mevcut literatürün göz ardı ettiği ABD ve Sovyet detantının Mısır ve Suriye ilişkilerindeki çatallanmaya etkisini açıklamaya dahil etmektedir. 1970'lerde Ortadoğu'yu ele alan çalışmalar detantın uluslararası sistemde yaratmış olduğu değişimlerin bölge ülkelerinin davranış biçimleri üzerindeki etkisini ele almamaktadır. 1970'ler Ortadoğu'su ve ABD'nin bu dönemdeki bölge politikasına ara bir fasıla konularak, detantın yaratmış olduğu değişim belirtilmelidir. Sedat (Mısır) ve Esad'ın (Suriye) yirmi yıldan uzun süre devam eden müttefiklik ilişkileri, Sovyetlerle iş birlikleri ve ABD karşıtlığı gibi ortaklıklarının neden 1970'lerde farklılaştığını anlamak için 1970'lere tekabül eden detantı anlamak ve açıklamaya dâhil etmekle mümkün olur. Çünkü 1970'lerde Mısır ve Suriye arasındaki ayrışma ve bu dönemde yaşanan gelişmeler detanta denk gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Detant, ABD Ortadoğu Politikası, Ortadoğu, Mısır ve Suriye

Amerika Birleşik DevletleriMısırOrta Doğu politikası+3
Menderes Kurt
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İran'da reform hareketinin doğuşu, yükselişi ve dönüşümü: Hatemi dönemi

Bu çalışma, İran reform hareketini Muhammed Hatemi'nin cumhurbaşkanlığı dönemini (1997-2005) merkeze alarak incelemektedir. Çalışmada reform hareketini ortaya çıkaran, yükselmesine ve çökmesine sebep olan dinamiklerin neler olduğu sorusuna yanıt aranmaktadır. Bu doğrultuda reform hareketinin niteliği sorunsallaştırılmaktadır. Literatürdeki hakim yaklaşımın aksine reform hareketinin demokratik bir hareket olmaktan ziyade elitist bir hareket olduğu iddia edilmektedir. Çalışmanın teorik yaklaşımı elit teorisidir. Elit teorisi, İran siyasal sistemi ve siyasal aktörler bazında, yani hem kurumsal hem de aktörsel olarak çerçeve oluşturacak biçimde uyarlanmıştır. İran siyasetinin kurumsal yapısının demokratik değil elitist bir siyasete kapı araladığı vurgulanmıştır. Ayrıca İran'daki siyasi aktörlerin aile ve akrabalık yapıları sebebiyle dışarıya kapalı ağlar oluşturdukları ve dışarıdan gelenlerle siyasi pozisyonları paylaşmadıkları ileri sürülmüştür. Daha sonra bu teorik yaklaşım, siyasal süreç analizi metoduyla birlikte hipotezlerin test edilmesinde kullanılmıştır. Reformcuların siyasal geçmişleri, onları reformist yapan siyasi süreçler, reform döneminde yaşananlar ve reform döneminin sona ermesi, bahsi geçen teorik perspektif uyarınca anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak, reform hareketinin elit içi siyasi kavgalar sonucunda ortaya çıktığı, hareketin yükselişinde ve çöküşünde de İran siyasetinin elitist yapısının, elitler arası mücadelenin ve hareketin aktörlerinin elit niteliğinin belirleyici olduğu anlaşılmıştır. Tezin ulaştığı sonuç, İran siyasetinde değişimin doğası ve sınırlılıklarına dair bir perspektif ortaya koymaktadır. Buna göre İran'da siyasal değişim ancak elitlerin kendi aralarındaki etkileşimleri, pazarlıkları ve mücadeleleri sonucunda ortaya çıkabilir. Taban hareketlerinin belirleyici olma şansları kısa ve orta vadede son derece zayıftır.

Hamaney, AyetullahHatemi, MuhammedReform+7
Mustafa Caner
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Damga ve meydan okuma: Soğuk Savaş sonrası Amerikan düzeninde haydut devletlerin konumlanışı

ABD'nin Soğuk Savaş sonrasında üstlendiği düzen kuruculuk rolü Irak işgalinden itibaren giderek sarsılırken, ABD'nin otoritesine ve Batılı-liberal norm düzenine meydan okuyan aktörlerin failliğinin araştırılması önem kazanmıştır. Bu çalışma; İran, Libya ve Suriye'nin, ABD tarafından Soğuk Savaş sonrası dünyanın normatif düzeninin sınırlarını belirginleştirmek üzere "haydut devlet" ve benzeri etiketlerle nasıl damgalandığını ve bu aktörlerin damga karşısında geliştirdikleri stratejileri araştırmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda şu sorulara cevap aranmaktadır: İran, Libya ve Suriye'nin normatif düzene itirazlarını şekillendiren emperyalizm karşıtı ve Amerikan karşıtı devlet kimliklerinin oluşumu nasıl bir tarihsel bağlamda gerçekleşti? ABD Soğuk Savaş sonrası yeni dünya düzeninin normatif sınırlarını çizerken, İran, Libya ve Suriye'yi nasıl damgaladı? İran, Libya ve Suriye bu damgayla nasıl başa çıktı? İran, Libya ve Suriye damgayla başa çıkma stratejilerinin uzantısı olarak ne gibi maliyetler yüklendi ve/veya kazançlar sağladı? Küresel sistemi tabakalaşmış, hiyerarşik bir toplumsal alan olarak inceleyen çalışma, temel araştırma sorularını cevaplamak üzere, tarihsel sosyoloji, sembolik etkileşimcilik ve inşacılığın kesişiminde yer alan bir kuramsal perspektiften ve Erving Goffman'ın ortaya attığı damga kavramının uluslararası siyaset sosyolojisi disiplinine uyarlanan analitik çerçevelerinden faydalanmaktadır. Yöntem olarak karşılaştırmalı vaka analizi ve süreç takibi kullanılarak, nedensellik mekanizmaları yeni bir anlatı kurmak üzere yorumlanmakta ve seçilen vakalar için sapkın kimliklerin nasıl inşa edildiği incelenmektedir. Çalışma damga teorisine, norm-çıkar dikotomisini aşmaya yönelik bir analitik çerçeve geliştirerek katkıda bulunurken araştırma bulguları, üç aktörün failliklerinin Çin ve Rusya'nın yükselişine ve Batılı-liberal normatif düzenin yaşadığı krize doğrudan ve dolaylı olarak etki eden boyutları olduğunu ortaya koymaktadır.

Amerika Birleşik DevletleriDamgalamaHaydut devlet+3
Müberra Dinler
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Dış politikada korunma (Hedging) stratejisi: Soğuk Savaş sonrası Suudi Arabistan'ın ABD, Çin ve Rusya ile ilişkileri

Bu çalışmada uluslararası ilişkiler literatüründe son yıllarda sıklıkla kullanılan korunma stratejisi ile Suudi Arabistan'ın ABD, Çin ve Rusya ile olan ilişkileri açıklanmıştır. Çalışmada korunma stratejisi risk yönetimi olarak ele alınmıştır. Uluslararası sistemin geçiş sürecinde olması ve buna bağlı olarak ABD, Çin ve Rusya'nın bölge politikaları Suudi Arabistan için ciddi riskler ve meydan okumaları beraberinde getirmiştir. Bu anlamda çalışmada Suudi Arabistan'ın Soğuk Savaş sonrası oluşan yeni bölgesel denklemde ABD'nin pasif, Rusya ve Çin'in aktif angajmanından kaynaklanan belirsizliklere karşı asimetrik korunma stratejisi izlediği iddia edilmiştir. Buna göre Suudi Arabistan tarihsel olarak da problemler yaşadığı ABD ile ittifaktan kaynaklanan terk edilme ve aşırı bağımlılık risklerine karşı, Rusya ve Çin ile yakınlaşmaktadır. ABD'nin bölgedeki aktif rolünden vazgeçmesiyle birlikte ortaya çıkan güç boşluğunu dolduran Çin ve Rusya'nın da bölgesel anlamda güçlenmesi Riyad'ın bu aktörlerle sınırlı da olsa yakınlaşmasını sağlamıştır. Buna göre Suudi Arabistan ABD ile ilişkileri koparmadan, Rusya ve Çin ile iş birliklerini geliştirmekte; dış politikada aktör çeşitlendirerek ABD'ye olan bağımlılığı azaltmaktadır.

Amerika Birleşik DevletleriKorunmaKorunma stratejisi+7
Mehmet Rakipoğlu
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yemen iç savaşında yerel aktörlerin rolü ve barış inşası sürecine katılımları

Bu çalışmada Arap isyanlarının 2011 yılında Yemen'e sıçraması, barışçıl bir şekilde başlayan toplumsal gösterilerin daha sonra hükümetin müdahaleleri sonucu iç savaşa evirilmesi ve sonrasındaki iç savaş süreci ve barış girişimleri yerel aktörler üzerinden, aktörlerin tarihsel süreçteki konumları, ideolojileri ve yapıları ele alınarak incelenmektedir. İç savaşa taraf olan yerel aktörlerin tarihsel süreçteki konumları ve devletle olan ilişkileri, 2015 yılında başlayan iç savaşta ve sonrasında gerçekleştirilmeye çalışılan barış müzakerelerinde aktörlerin konum ve tutumlarını belirlemiştir. Bu varsayımdan hareketle çalışmada öncelikle yerel aktörlerin tarihsel arka planları ve yapıları incelenmiştir. Bu amaçla, aktörlerin iç savaştaki motivasyonlarının anlaşılabilmesi adına ülkenin yakın siyasi tarihinde gerçekleşen olaylardaki pozisyonlarına da yer verilmiştir. Sonrasında iç savaştaki rollerinin daha iyi anlaşılabilmesi ve iç savaştaki artan veya azalan etki alanlarının ortaya konulabilmesi için aktörlerin pozisyonları Arap isyanları süreci öncesi ve sonrası olarak karşılaştırılmaya tabi tutulmuştur. Bu karşılaştırma neticesinde Husiler, Güneyliler ve AYEK'in ülkede etkinlik alanını geçmişe nazaran artırdığı; merkezi hükümetin ise etki alanının daraldığı görülmüştür. Son olarak ise yerel aktörlerin barış müzakereleri sürecindeki tutumları incelenmiştir. Bu süreçte ise özellikle Husiler ile hükümet arasındaki müzakerelerde tarafların fiziki ve hukuki konumlarının etkili olduğu görülmektedir. Bu incelemeler yapılırken literatür taraması sonucu elde edilen kitap, makale, rapor ve haber gibi kaynaklar kullanılmıştır. Yapılan bu incelemeler sonucunda ise aktörlerin tarihsel derinliğe sahip sorunlarının iç savaşı ve barış müzakerelerini etkilediği görülmüştür.

AraplarBarışBarış inşası+5
Emirhan Artar
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The Middle East Regional System and its implications for the Egyptian-Turkish relations (2013-2021)

The thesis examines the extent to which the Middle East regional system (MERS) contributed to influencing the path of Egyptian-Turkish relations during the period from 2013 to 2021, based on systems approach in international relations. The thesis starts with an introduction includes the methodology and the nature of the Middle East as a regional system, in addition to the development of the bilateral relations between the two countries during 2013 and 2021, while the four main chapters address how MERS contributed to influencing these relations, depending on the four components of regional system, the structure, actors, institutions, and interactions. The thesis concludes that while the internal factor represented in the overthrow of Morsi's rule in Egypt was the reason of the outbreak of the tension in Egyptian-Turkish relations in July 2013, the external factor, represented in MERS has contributed to, first, prolonging and deepening this tension during the period from 2013 to 2020, second, to calming this tension during 2021, and third to preventing the restoration of their diplomatic relations at the ambassadorial level until the end of 2021. Finally, due to the two countries' position in the structure of the MERS as competitor regional powers, the regional factor pushes towards straining their relations. In this context, the researcher suggests some recommendations for the two countries to overcome the tension stemming from the regional environment, which can lead to maximizing the cooperation between them at the bilateral and regional levels.

Regional systemEgyptMiddle East+5
Tarek Deyab
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

ABD'nin grand stratejisinin bölgesel güçlerin güvenlik stratejilerindeki rolü: İran-Suudi Arabistan rekabeti (2010-2020)

Bu çalışma, 2010 sonrası dönemde İran – Suudi Arabistan arasında artan rekabet ve çatışma durumunu incelemektedir. Çalışmanın temel amacı iki ülke arasında yaşanan rekabetin nedenlerini ABD'nin değişen grand stratejisi çerçevesinde ve yapısal realist kuram bağlamında ortaya koymaktır. Bu kapsamda temel olarak şu soruya cevap aranmaktadır: Uluslararası sistem içerisinde tek süper güç konumundaki ülkenin bir bölgeye yönelik değişen grand stratejisi sebebiyle oluşan güç boşluğunda bölgesel aktörler içerisinden herhangi ikisi arasında rekabet ve çatışma neden daha fazla artmaktadır? Bu yaklaşım çerçevesinde çalışma, Ortadoğu'da oluşan bölgesel güç boşluğunun aktörleri güç mücadelesine ittiğini öne sürmektedir. Bu mücadelenin İran ve Suudi Arabistan arasında daha fazla yaşanmasının sebebini ise iki dinamikle açıklamaktadır. Birincisi söz konusu iki ülkenin birbirlerine yönelik tehdit tanımlamaları iken ikincisi ABD'nin grand stratejisinin doğrudan bu ülkeler üzerindeki etkisidir. Bu kapsamda geliştirilen hipotezleri İran ve Suudi Arabistan ilişkileri üzerinden test eden çalışma, bölgesel aktörlerin davranış kalıpları ve güvenlik stratejileriyle alakalı genellenebilir bir çerçeve sunmaktadır.

Amerika Birleşik DevletleriBölgesel güçGrand stratejisi+6
Mustafa Şeyhmus Küpeli
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

AK Parti döneminde liberal kurumsalcı yaklaşımı çerçevesinde İran-Türkiye ekonomik ilişkileri (2010-2020)

Bu çalışmanın amacı, İran-Türkiye arasındaki ekonomik ilişkileri, AK Parti'nin iktidara gelmesiyle birlikte 2010-2020 döneminde liberal kurumsalcılık yaklaşımı çerçevesinde test etmektir. Çalışmanın temel araştırma sorusu, liberal kurumsalcı yaklaşımı çerçevesinde İran-Türkiye ekonomik ilişkilerinin istenilen düzeyin altında kalmasının nedenleri açıklamaktır. Liberal kurumsalcı yaklaşım, devlet aktörüne odaklanmasına rağmen, iki ülke arasındaki ekonomik işbirliğinin yüksek ve kurumsal bir çerçeveye ulaşması için devletlerin dış politika yaklaşımlarının yanı sıra ulus-ötesi işbirliği ve uluslararası rejimlerin etkisini de önemli faktörler olarak kabul eder. Bu yaklaşım, ulus-ötesi ilişkiler, karmaşık karşılıklı bağımlılık ve uluslararası rejimler bağlamında kurumsal ekonomik ilişkilerin geliştirilebileceğini öngörür. İran ve Türkiye'nin ekonomik ilişkilerine farklı perspektiften bakmamıza yardımcı olacak bu yaklaşımla iki ülkenin ekonomik ilişkilerine devlet içi, bölgesel ve uluslararası sistem bazlı faktörlerin hepsinin etkili olduğu gözlüğüyle bakılmaktadır. İki ülkenin ekonomik ilişkilerine devlet içi, bölgesel ve uluslararası sistem bazlı faktörlerin hepsinin önemli olmasına rağmen, ikili ekonomik işbirliklerinde en önemli faktör bölgesel düzeyde gelişen pozitif ve negatif gelişmelerin etkisi olacaktır. Tezin teorik bölümünde, İran-Türkiye ekonomik ilişkilerinin liberal kurumsalcı yaklaşımın temel unsurları ve analiz düzeyleri bağlamında nasıl bağlantı kurulabileceği anlatılmaktadır. Daha sonra, 2000'li yıllarda AK Parti'nin iktidara gelmesiyle birlikte gelişen ekonomik işbirliğinin temel faktörleri analiz edilmektedir. Bu dönemde, ikili ekonomik işbirliğinde ilk olarak devlet içi faktörün pozitif bir seyir izlemesi etkili olmuştur. Ancak, dönemin ilerleyen zamanlarında bölgesel ekonomik işbirliği faktörü diğer faktör düzeylerine göre daha ağırlık kazanmış ve ekonomik işbirliğine katkıda bulunmuştur. 2010'lu yıllarda, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri etkileyen bölgesel bir faktör olan Suriye krizi ve ardından gerginleşen devlet içi ve uluslararası faktörler nedeniyle önceki dönemde kaydedilen olumlu ekonomik adımlar zarar görmüştür. Bununla birlikte, iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri etkileyen olumsuz faktörlere rağmen, iki taraf ekonomik işbirliği alanlarını siyasi-güvenlik alanlarından ayrı tutmaya devam etmiştir. Bu dönem, 2010'larda liberal kurumsalcılık çerçevesinde kısmen yerleşen işbirliği dönemi olarak incelenecektir. Nitekim bu yaklaşım çerçevesinde hareket ettiğimizde, iki ülkenin 2000'li yıllarda liberal kurumsalcı yaklaşıma daha uygun gelişmeler yaşadığı, ancak 2010'lu yıllarda liberal kurumsalcılığın kısmen işletilmediği sonucuna varılmıştır.

Adalet ve Kalkınma PartisiEkonomik ilişkilerLiberal kurumsalcu yaklaşım+5
Mohammad Mehdı Shırazı
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortadoğu'daki İslâmî hareketlerin siyasal entegrasyonu: Mısır İhvanı, Hizbullah ve Hamas örnekleri

Bu çalışma, Ortadoğu'daki İslâmî hareketlerin siyasal entegrasyonlarını ve kurumsal siyasette üstlendikleri politik pozisyonlarını, Müslüman Kardeşler, Hizbullah ve Hamas vakalarını karşılaştırarak incelemektedir. Toplumsal faaliyet kapasiteleri ve performansları bakımından birbirine benzeyen bu hareketlerin bulundukları ülkelerde üstlendikleri siyasal roller açısından neden farklılaştıkları sorusuna yanıt arayan bu çalışma, süreçte belirleyici olan içsel ve dışsal faktörleri sorunsallaştırmaktadır. Çalışmanın kuramsal çerçevesini Toplumsal Hareket Teorisi oluşturmaktadır. İslâmî hareketleri 'öteki'nin anlaşılması kapsamında analiz eden kuramsal yaklaşımların aksine, görece 'içeriden' ve bütüncül bir anlama sürecine imkân sunan bu teoriye, mikro, mezo ve makro analiz birimlerinin sentezlenmesi yoluyla, hareketlerin ideolojik, örgütsel ve dışsal/yapısal dinamiklerini birlikte değerlendirmek için başvurulmuştur. Yöntem olarak karşılaştırmalı vaka analizi ve içerik analizinden faydalanılan çalışmada, ideoloji, teşkilatlanma ve otonomi başlıkları altında tematik bir mukayese yapılmıştır. Ayrıca, hareketlerin önde gelen isimleriyle yapılan derinlemesine mülakatlarla da, birincil kaynaklara erişim sorunu telafi edilmeye çalışılmıştır. Tüm bu teorik ve metodolojik yaklaşımlara, hareketlerin değişim dinamiklerine ilişkin ortaya atılan hipotezleri test etmek için müracaat edilmiştir. Çalışmanın bulguları, incelenen İslâmî hareketlerin siyasi rollerindeki ve çıktılarındaki farklılaşmada yapısal faktörlerin oldukça etkili olduğunu göstermiştir. Devlet/rejim yapısından ekonomik-siyasi özerkliğe kadar bir dizi faktörün, hareketlerin siyasi pozisyonlarına ilişkin kayda değer fırsatlar ve kısıtlamalar yarattığını ortaya koyan çalışma, aynı zamanda ideolojik ve örgütsel dinamiklerin de küçümsenmeyecek derecede belirleyici fonksiyonlara sahip olduğunu bulmuştur. Hareketlerin failliklerine kısmen alan açan bu sonuçlar, İslâmî hareketleri bütüncül perspektiften ele alan yaklaşımların daha güvenilir neticeler ortaya çıkardığını teyit ettiği gibi, gelecek araştırmalarda vakaların çeşitlendirilmesiyle bu hareketlere ilişkin daha genellenebilir çıkarımlara ulaşılabileceğine işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Hareket Teorisi, Siyasal Entegrasyon, Müslüman Kardeşler, Hizbullah, Hamas

Din sosyolojisiHamas örgütüHizbullah+7
Talha İsmail Duman
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tunus modernleşmesinde ulemanın rolü

Bu çalışma dört ana bölümden oluşmakta olup Tunus modernleşmesi sürecinde Fransız protektora döneminden Habib Burgiba dönemi dahil olmak üzere ulemanın rolünü merkeze almaktadır. İlk bölümde tezin teorik çerçevesinin sağlanması açısından modernleşme, sekülerleşme ve milliyetçilik literatürü din-devlet ilişkileri bağlamında incelenmektedir. İkinci bölümde Zeytune Cami'nin bir kurum olarak yeri ve öneminin yanı sıra Fransız protektorası döneminde ulemanın otoriteye ve onun modernleşme uygulamalarına yönelik konumu ve süreç içindeki tutumu, faaliyetleri incelenmektedir. Üçüncü bölüm ise Tunus'un bağımsızlık sürecinde Zeytunelilerin faaliyetlerine ve ulusal harekete katkılarına odaklanmaktadır. Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde ise Tunus Cumhuriyeti'nin kurulmasıyla birlikte ilk devlet başkanı olan Habib Burgiba'nın bağımsızlık sürecindeki faaliyetleri, Tunus modernleşmesi bağlamındaki reform faaliyetleri ve buna karşılık Zeytune'nin ve Zeytunelilerin bu süreçte ne şekilde ve nasıl bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. Çalışmada Ek-1 bölümünde adı geçen şahsiyetlerin, ulemanın birçoğunun Zeytune ile ilişkileri ve hayatları hakkında bilgiler verilmiştir. Bu bölüm bu ilişkinin daha net görülmesi ve kavranması açısından önem arz etmektedir. Bu incelemeler yapılırken nitel araştırma yöntemleri kullanılmış olup literatür taraması sonucu elde edilen kitap, tez, makale ve haber gibi kaynaklar kullanılmıştır. Yapılan bu incelemeler sonucunda protektora döneminden Habib Burgiba dönemi de dahil olmak ulemanın dini temsiliyet rolü ve etkisinin modernleşme bağlamında çoğu zaman otorite tarafından araçsallaştırıldığı, meşrulaştırım aracı olarak kullanıldığı ve baskılandığı, ulemanın ise bu duruma, modernleşmeye ve toplumun beklentilerine karşı tutumlarının çoğu zaman zayıf fakat zamanla güçlendiği ve bu tutumları etkileyen faktörlerin çeşitli olduğu görülmüştür.

Modern toplumModernleşmeTunus+2
Sinem Akgün
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

The rise and fall of non-state armed groups (NSAGS) in Libya: What determines their fate?

NSAGs vary greatly in terms of their success rate, lifespan, identity, nature, level of violence, enjoyed legitimacy and so on. Among all qualities of NSAGs, the factors that enable them to prosper, flourish, expand, and establish control and authority over a certain territory; as well as the factors that pave the way and foreshadow their defeat, dissolution, dismantlement, and demise are especially important to know and understand. This study aims to contribute to the existing body of knowledge on NSAGs by offering a framework for explaining why certain NSAGs thrive and expand while others shrink and dissolve despite sharing temporal and spatial commonalities. This study attempts to provide a peculiar approach to the question building on an original set of case studies from Libya. Libya was chosen as the theatre and the main case study of this work due to its suitability for this kind of inquiry since phenomena such as civil war, state collapse, fragmented or partial state authority, violent extremism, an abundance of all sorts of armed groups and even hybrid and semi-state formations are all present in the country since the toppling of the former ruler Colonel Muammar Gadhafi in 2011. Libya provides one of the few cases even in the wider Middle East where a sustained and protracted authority vacuum is partly filled by numerous competitive armed formations. In a way, Libya has been a 'heaven' and hence, a 'laboratory' for both similar and starkly different NSAGs at the same time.

Libya
Bilgehan Öztürk
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

How Israel uses digital diplomacy to improve its image in Arabic

Thanks to the internet and communications revolution, many countries and their foreign ministries have migrated to social media platforms to rebrand their image and build channels of communication with a wider audience. Indeed, social media has opened new avenues for governments and organizations to engage with foreign audiences. However, governments in developing countries have yet to realize the potential of social media. Israel is one of the countries investing most in digital diplomacy to improve its image internationally and in the Middle East. It's efforts in digital media have combined with the Arab revolutions that broke out in 2010 to communicate with Arab publics for the first time in its history. As a result, the Israeli Ministry of Foreign Affairs (MFA) has set up a special digital diplomacy unit that manages dozens of digital pages in several languages, including Arabic, English, Persian, Kurdish, Hindi, Chinese and others. This thesis examines Israel's digital efforts to communicate with Arabs during conflict and non-conflict periods by analyzing (764) posts published on the "Israel speaks Arabic" Facebook page. Considering Nye's theory of soft power, as well as framing and agenda setting theories, the findings of the paper indicate that Israel uses soft power tools and political propaganda strategies to improve its image and to present itself as a democratic and peace-loving country to its Arab neighbors. Moreover, the results show that the page uses many interaction elements to simulate Arab emotions to change their beliefs and attitudes towards the Palestinian-Israeli conflict and to accept the idea of Israel's existence and normalize relations with it.

Linda S.ı. Shalash
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

The impact of domestic actors on Iraq's foreign policy formulation: Structural autonomy, foreign policy coalition, and domestic balance of political power

This thesis provides a theoretical explanation for Iraqi foreign policy from the 1950s to the late Cold War by analyzing the successive regimes' attitudes to the selected cases in this period. The research examines the dynamics and patterns of Iraqi foreign policy through the systemic factors from the great and regional powers and the unit-level factors of the Iraqi foreign policy executive (FPE) and societal elites. The study focuses on four dimensions of Foreign Policy Decision-Making in Iraq – the international, regional, and domestic threat environment, the FPE's structural autonomy, the foreign policy coalition between the FPE and domestic actors, and the domestic balance of political power. Employing these concepts, the study attempts to unearth how the interplay between the FPE and domestic societal elites produces Iraqi foreign policy behavior. The thesis relies on a methodological framework that includes process tracing, case study analysis, and analytical narrative. The research examines secondary source materials, encompassing empirical and theoretical literature, media sources, and think-tank reports. This study presents five arguments. Firstly, in states whose domestic decision-making environments afford strong structural autonomy to FPEs, decision-makers can construct foreign security policies and neglect domestic opposition when the international environment poses a threat to their survival. Secondly, in high-threat international environments and domestic ambiguity, whose risks to the state and its survival are paramount to the FPE, decision-makers utilize foreign policy to reverse societal groups' challenge to their rule. The rivalry between Iraq and Egypt destroyed Qasim's credibility, and opposition from societal groups pushed him to invade Kuwait to secure his regime. Thirdly, societal elites urge the FPE to identify shifts in the global or regional balance of power to strengthen their positions in the domestic balance of political power. Fourthly, the FPE makes concessions to societal elites in an environment where international threats and domestic ambiguity are low. Nasserism, Arab nationalism, and anti-Israel sentiments caused President Arif with weak structural autonomy to participate in the 1967 Arab Israeli War. Finally, when identifying specific components of the rising state's power as a threat to the national interest in the high-threat environment, the FPE with strong structural autonomy in domestic certainty neglects and intimidates societal elites who have a different "evoked set" of concerns related to the ascending foreign power.

Fatih Oğuzhan İpek
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı sonrası dönemde Suriye'de Sünniliğin siyasi bekası (1920-1970): Haznevi Okulu ve Suriye İhvanı

Bu çalışmada din ve siyaset literatüründe önemli bir yere sahip olan Sünniliğin 1920-1970 yılları arasında Suriye'deki siyasi bekasını korumaya yönelik geliştirdiği çıkış stratejileri incelenmektedir. Bunu yaparken seçmen teorisinin kuramsal çerçevesi kullanılmaktadır. Fransız mandasının ilk dönemlerinde siyasi alandan dışlanan Sünnilerin başarılı çıkış stratejileri geliştirerek siyasi alana dahil olduğu ve 1963 yılına kadar siyasi bekasını koruduğu bu çalışmanın iddiasını oluşturmaktadır. Dışlandığı dönemde siyasi alana dahil olmak ve çıkarlarını korumak yerine sosyal bir hareket olarak varlığını sürdürmüştür. Bu durum toplumsal alanda güçlenmesine ve kapasitesini arttırmasına imkan tanımıştır. 1928 yılına gelindiğinde diğer rakipleriyle işbirliğine dayalı bir strateji benimseyen Sünniler, Ulusal Blok'u desteklemiştir. Bu işbirliği Suriye'nin bağımsızlığını kazanmasını kolaylaştıran ana unsurlardan biridir. Sünnilik askeri darbelerin olduğu 1947-1963 yılları aralığında politik bir parti olarak sınırlı sayıda da olsa mecliste temsiliyet hakkı kazanarak siyasi bekasını sürdürmüştür. Suriye ordusu içerisinde yeterince etkin olamaması ve yaşadığı iç bölünmeler 1963 sonrası dönemde siyasi bekasını korumasına imkan vermemiştir.

Ersin Aksoy
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Madundan muktedire: Lübnan Şiiliğinin siyasal dönüşümü

Lübnan içerisinde mezhepsel bir grup olan Şiîlerin tarihsel dönüşümünün incelendiği bu çalışmada, Lübnan tarihine dair okuma temelde post-kolonyalist bir çerçevede yapılmaktadır. Hegelci anlayıştan mülhem Fransız hegemonyasının ülkede kurduğu yapı itibariyle Lübnan'ı, fail(ler)i değişen ama sömürge olma halinin devam ettiği bir çıkmaza hapsettiği iddiası, Şiilerin siyasal dönüşümü örneği ile açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu çalışma bir sömürge ülkesinde radikal ve köklü bir yapı değişikliği olmadığı -hegemonyanın ideolojik aygıtları ulusal, kolektif halkçı bir irade ile kökten değiştirilmediği- sürece o ülke içerisinde tesis edilen her tür hegemonyanın sömürge yönetiminin bir kopyası olacağını dolayısıyla benzer yapıların tahakkümünden müteşekkil bir döngüsel tarih seyri izleneceğini iddia etmektedir. Bu çalışmada Lübnan Şiilerinin günümüz itibariyle sahip olduğu iktidar türünün yozlaşmış ve minimal hegemonyanın karması dördüncü tip bir hegemonyaya denk düştüğü iddia edilmekte ve bu hegemonya tipi 'minimal yozlaşmış hegemonya' olarak adlandırılmaktadır.

HegemonyaLübnanMaduniyet+5
Ayşe Selcan Özdemirci Cinal
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk Deniz Kuvvetleri stratejik kültürünün evrimi ve dönüşümü

Klasik Türk Deniz Harp Tarihi yazımında Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren deniz gücüne çok önem verildiği ve deniz kuvvetlerinin Genelkurmay çatısı altında diğer kuvvetler ile Cumhuriyet kurulduğu andan itibaren bir bütünün uyumlu bir parçası olarak görev yaptığı vurgulanmaktadır. Söz konusu argüman ikincil kaynaklar kullanarak yapılan çalışmalarda da tekrar etmektedir. Birbirini tekrar eden bu yazımların, sadece resmi tarih kitapları üzerinden araştırma yaptıkları ancak TBMM tutanaklarını, İngiliz arşivlerini ve deniz kuvvetleri dergilerini taramadıkları görülmüştür. Literatürdeki Türk Deniz Kuvvetleri tarihi incelendiğinde temelde birkaç sorun öne çıkmaktadır. Öncelikle, mevcut kaynaklar daha çok ulusal tarih araştırmalarını içermektedir. Ancak, Osmanlı Döneminde donanma tarafından öncelikli olarak İngiliz ekolü benimsenmiş olmasına rağmen, İngiliz arşivlerinin söz konusu tarih yazımında göz ardı edildiği tespit edilmiştir. Öte yandan, deniz kuvvetleri personelinin görüş, öneri ve dönemin askeri stratejisine olan eleştirilerini içeren önemli bilgi kaynağı olan deniz kuvvetleri dergilerinin de dahil edilmediği görülmüştür. Bununla birlikte, deniz kuvvetlerinde komuta kademesinde aktif rol almış ancak aktif görevdeyken gündeme getirilemeyen hususların emekli olduktan sonra yazılan anı kitaplarında eleştirel bakış açıları da dikkate alınmamıştır. Dönemin "Tayyare mi Donanma mı?", "Harbiye mi Bahriye mi?" tartışmalarına kaynak teşkil eden meclis tutanaklarında da aynı ihmalin tekrarlandığı görülmektedir. Bu sorunlar, Türk Deniz Kuvvetleri'nin tarih yazımının eksik ve sınırlı olduğu gerçeğini gündeme getirmektedir. Bu durum, kuvvetler arasındaki fikir ayrılıklarının ve deniz kuvvetlerine verilen önem derecesinin ortaya konulamamasını da beraberinde getirmektedir. Böylece Cumhuriyetin kurulduğu ilk andan itibaren deniz kuvvetlerine gereken önemin verildiği, deniz kuvvetlerinin ülke savunmasının dayandığı milli güvenlik ve askeri strateji içerisinde önemli bir yer tuttuğu gibi eksik bir sonuca ulaşılmasına yol açmaktadır. Bu tezde, stratejik kültür, askeri kültür ve kurumsal kültür üzerinden kuvvetler arası fikir ayrılığı ortaya konacak ve Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren deniz kuvvetlerinin oluşturulan stratejideki yeri gösterilecektir. Erken Cumhuriyet Dönemi 1923-1947, Soğuk Savaş Dönemi 1947-1991 ve Soğuk Savaş sonrası dönem olmak üzere toplam üç dönemde deniz kuvvetlerinin dönüşen stratejisi ortaya konacaktır.

Eleştirel jeopolitikGrand stratejisiTürk donanması
Serkan Balkan
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Malezyadaki Ihvan Müslimin

This thesis investigates how Islamic Organizations in Malaysia have been impacyed the Muslim Brotherhood's ideology to achieve social and political agendas. In doing so, this paper makes a comparative analysis of three Islamic Organizations in Malaysia, which are PAS (Islamic Party of Malaysia), IKRAM (Pertubuhan IKRAM Malaysia) and ISMA (Malaysian Muslim Solidarity). It is done by first scrutinizing the founding history and ideology of the Muslim Brotherhood in Egypt. Then, the analysis will be done by including how these Islamic Organizations in Malaysia perform their ideology of da'wa (preaching) and tarbiyyah(education) that they have impacted from Muslim Brotherhood. The political action, political statements, and social activities to achieve the political and social agenda of these organizations are also analyzed. The methodology used in this study is a qualitative research methodology which is case study. Analysis of its portal and website and observation of the movement on the ground are done. Movement documents, literature, newspaper and book published by the organizations are also analyzed. Key Words: Malaysia, Islamic Organization, Egypt, Muslim Brotherhood

Iffah Fadhılah Bıntı Awang Muhaıdın
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ortadoğu'da siyasal ve ekonomik kurumların ekonomik büyüme üzerine etkileri: Mısır örneği

Bu çalışma, ekonomik ve siyasal kurumların ekonomik büyüme üzerindeki etkilerini Mısır örneği üzerinden incelemektedir. Araştırma ayrıca, 2002-2022 yılları arasındaki verileri kullanarak, Mısır'ın da dahil olduğu alt orta gelir grubundaki 14 ülkenin ekonomik performansını değerlendirmektedir. Çalışmada, Acemoğlu ve Robinson'un geliştirdiği kapsayıcı ve sömürücü kurumlar kavramından hareketle, Mısır'ın kurumsal yapısının ekonomik büyüme üzerindeki etkileri detaylı bir şekilde ele alınmıştır. Kapsayıcı kurumlar, toplumun geniş kesimlerinin ekonomik ve siyasi süreçlere katılımını teşvik ederken, sömürücü kurumlar belirli bir elit grubun çıkarlarını koruyarak geniş halk kesimlerini dışlamaktadır. Mısır örneğinde, sömürücü kurumların sürdürülebilir büyümeyi engelleyip ekonomik eşitsizlikleri artırdığı tespit edilmiştir. Nicel bölümde, Siyasi İstikrar ve Şiddet/Terörizm Yokluğu ile İfade Özgürlüğü ve Hesap Verebilirlik göstergelerinin kişi başına GSYH büyüme oranı üzerinde anlamlı ve pozitif etkileri olduğu görülmüş, siyasal kurumların büyüme üzerinde ekonomik kurumlardan daha etkili olduğu sonucuna varılmıştır. Tezde elde edilen bulgular, Kurumsal İktisat teorisinin pratik uygulamaları açısından önemli çıkarımlar sunmakta ve Mısır'ın ekonomik kalkınma sürecine yönelik politika önerileri içermektedir.

Cahit Çelik
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Tehdit ve güç dengesi çerçevesinde Türkiye - Birleşik Arap Emirlikleri ilişkileri

Bu çalışmada uluslararası ilişkiler literatüründe son yıllarda sıklıkla kullanılan tehdit dengesi teorisi ile Türkiye ve BAE arasında 2011 yılı sonrası yaşanan rekabetin temelleri ve detayları açıklanmıştır. Çalışmada tehdit dengesi, olaylar ve gelişmeler arasındaki ilişkileri detaylı bir şekilde ele alıp analiz kriterleri çerçevesinde bir değerlendirmeyi yapma amacını taşıyan betimsel ve meydana gelen değişkenler arasında ilişki olup olmadığını inceleyen bağlantısal yöntemler çerçevesinde ele alınmıştır. 2011 sonrası Türkiye ile BAE arasında çıkan rekabeti konu eden çalışma iki ülke arasındaki ilişkilerin 1983-2011 ile 2011-2021 dönemlerinde nasıl gelişe geldiğini incelemektedir. 2011 yılında Ortadoğu bölgesinin birçok ülkesinde meydana gelen ayaklanmalar, uluslararası sistemin bir geçiş süreci yaşamasında önemli rol oynamıştır. Ortadoğu ve dünya çapında uluslararası sistemin bir geçiş sürecinde olması ve buna bağlı olarak ABD'nin Ortadoğu bölgesindeki nüfuzunun azalmasının yanı sıra İngiltere, Fransa, Çin ve Rusya gibi büyük güçlerin aktif rol oynamaları, bölgenin bazı ülkeleri için; özellikle Türkiye ve BAE için aktif olma fırsatını sunarken bazı ülkelerdeki otorite boşluğu ve çok kutuplu sistemin istikrarsız bir güç dengesini ortaya çıkarması birçok tehdidin meydana gelmesine sebep olmuştur. Ortadoğu'da aktif jeopolitik faaliyetler gerçekleştirerek bölgesel bir güç olmak isteyen Türkiye "Arap Baharı" devrimlerini destekleme yoluna girince statükoyu koruma hedefini benimseyen BAE ve diğer Körfez ülkeler için büyük bir beka tehdidi oluşmuştur. Bu noktadan yol çıkarak Türkiye ile BAE arasında karşılıklı bir tehdit dengesinin yaşandığı iddia edilmiştir.

Jalal Ts Selmı
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Irak'ın İran politikasında Lockeçu ve Kantçı kültürün yansımaları rekabet, çatışma ve dostluk (1958-2020)

Bu çalışma Irak-İran ilişkilerindeki ani dönüşümleri incelemektedir. Çalışmanın amacı uluslararası sistemin anarşik yapıya sahip olmasının devletler arasında sürekli bir düşmanlık ilişkisi üretmediğini Irak-İran ilişkileri örneği üzerinden açıklamaktır. Bu kapsamda çalışma devletler arasındaki ilişkilerin karşılıklı etkileşim, karşılıklı kimlik atıfları, uluslararası sistemin yapısı, uluslararası normlar, fikirler ve kimlikler gibi pek çok unsurdan etkilendiğini iddia etmektedir. Bu doğrultuda çalışmada "Irak-İran ilişkilerinde dönüşümler nasıl şekillenmiştir?" ve "İki ülkenin birbirlerine yönelik politikalarını belirleyen faktörler nelerdir?" sorularına cevap aranmıştır. Bu cevap arayışı sosyal inşacı uluslararası ilişkiler teorisyenlerinden Alexander Wendt'in "Anarşi Kültürleri" kavramı içinde kalarak yapılmıştır. Bir başka deyişle anarşi kültürleri kavramı iki ülke arasındaki ilişkilere uyarlanmıştır.

Recep Tayyip Gürler
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Postkolonyal akültürasyon: Tunus'ta Habib Burgiba dönemi modernleşme

Bu çalışma, sömürge mirasına sahip ülkelerde kültürel değişim ve modernleşme tecrübesini incelemek için yeni bir kavramsal çerçeve olarak "postkolonyal akültürasyon" kavramını önermekte ve kavramın uygulanabilirliği ile geçerliliğini Tunus odaklı kapsamlı bir vaka çalışması ile değerlendirmeyi amaçlamaktadır. "Postkolonyal akültürasyon" kavramı,sömürgeleştirilen toplumlarda sömürgeci politikaların kültürel bir sonucu olarak kavramsallaştırılan akültürasyon olgusunu, yalnızca askeri işgalin damgasını vurduğu resmi sömürge dönemi ile sınırlı tutan literatüre karşı geliştirilen eleştirel bir tutumun ürünüdür.Postkolonyal teorinin modern sömürgeciliğe dair sunduğu çözümlemeyi temel alan çalışmada,akültürasyonun sadece resmi sömürgecilik döneminde ortaya çıkan bir olgu olarak kavramsallaştırılması durumu sorunsallaştırılmaktadır. Teorik ve kavramsal zeminini postkolonyal teori üzerine inşa eden bu çalışmanın iddiası şudur: Sömürgecilik döneminin bir ürünü olan akültürasyon, sömürge sonrası dönemde de olgusal gerçekliğinden hiçbir şey kaybetmemiştir ve bu sebeple, sömürgecilik döneminde olduğu gibi, sömürge sonrası dönemdede yerli halkların kültürel yapılarının incelenmesinde başvurulması gereken temel birkavramdır. Bununla birlikte, sömürge sonrası akültürasyonunun, sömürge dönemi akültürasyondan farklı içerimlere sahip olduğunu imlemek ve yalnızca postkolonyal teori perspektifi ile çözümlenebileceğine işaret etmek amacı ile "postkolonyal akültürasyon"şeklinde kavramsallaştırılan yeni bir kavram önerilmiştir.Çalışmanın iddiasını test etmek ve postkolonyal akültürasyon kavramının kullanışlılığını, yetkinliğini değerlendirmek amacı ile vaka olarak 75 yıl Fransız sömürge yönetimi altında kalmış olan Tunus seçilmiştir. Çalışmada, postkolonyal dönem Tunus'ta kültürel değişim ve modernleşme politikalarının en yoğun olduğu Habib Burgiba dönemine (1956-1987) odaklanılmıştır. Bu bağlamda toplumsal kültürün şekillenmesinde belirleyiciliği oldukça yüksek olan eğitim, din ve aile kurumları temel alınarak, Burgiba'nın bu kurumlara yönelik hayata geçirdiği politikalar ve üretilen siyasi söylemler incelenmiş ve bunların postkolonyal akültürasyon olgusu ile ilişkiselliği analiz edilmiştir. Çalışmanın sonucunda ortaya çıkan bulgular, Burgiba döneminde, kültürel hayatın şekillenmesinde etkin olan eğitim, din ve aile politikaları ile bu kurumlara yönelik siyasi söylemlerin, sömürge mirasından kaynaklanan akültürasyonun sürekliliğine işaret ettiğini göstermektedir.

ModernleşmePostkolonyalizmTunus
Rumeysa Köktaş
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessEN

İsrail-Filistin çatışması ve güvenlikleştirme teorisi:Filistin'in devlet olma hakkının tanınması ve İsrail'in hayatta kalma sorunları

This study aims to evaluate the Israeli-Palestinian conflict through the securitization theory, particularly the traditional approach of securitization theory as speech act with expended to focus on other determined securitization theory assumptions, which were reformulates by Balzacq, which includes speech act, contexts, practices, centrality of audiences, and intersubjectivity assumptions by focusing on specific examples of the validity of that assumptions. It analyses the influence of securitization theory on the Palestinians' rights to statehood and Israeli survival. This is a conflict at which both parties securitize each other and particular factors, such as Palestinian securitization of settlement construction and of specific Israeli laws that were opposed Palestinian interests. On the other side, Israeli securitizing of principle action of UN Resolutions 181, 242, and 194 on Palestinian state establishment, withdrawal, refugees return, and Israel's securitization of the Gaza Strip. The main research question of this thesis: How does the evaluation of the Israeli-Palestinian conflict through securitization theory contribute to assessing the recognition of a right to statehood for Palestinians and Israeli survival? The gap in the literature, which this study tries to overcome, is being unrestricted with the original format of securitization theory that only emphasizes speech acts. This study aims to understand the Israeli-Palestinian conflict through securitization theory that include both a focus on speech acts of securitizing actor and a focus on adapted contexts and practices between securitizing actors and audiences. The importance of the study is understanding the Israeli-Palestinian conflict in the light of the securitization process between the two parties influences Palestinian rights to statehood and Israeli survival. The understanding of the Israeli-Palestinian case through securitization theory will be expanded in the next chapters. The contribution of this thesis is to understand and evaluate the Israeli–Palestinian conflict through securitization theory. The study contributes to providing insights into the applicability of securitization theory and the securitization assumptions in the Israeli-Palestinian conflict. The chosen assumptions will be clarified in the theoretical framework section. Particularly, the study focuses on securitizing specific factors mentioned above as base stones to securitize each other as "us" and "them". The contribution of this thesis is to look at the Israeli-Palestinian conflict through the lens of securitization theory. To understand that securitization of each other has been an adapted practice. The thesis focuses on speech act, the centrality of audience, context, and practice assumptions validity in that conflict, constructing inevitable influences upon the conflict.

Renad Ahmad Noah Issa
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

Securitization of the Muslim brotherhood by Egyptian regimes: A comparison of the Nasser and Sisi era

This thesis explores the security relationship between the Egyptian regimes and the Muslim Brotherhood, culminating in the Nasser era and post-2011 revolution to a securitization process aimed at eradicating the Brotherhood's activities. The study concludes by finding the similarities and differences between the securitization patterns held by the Egyptian regimes towards the movement in the eras of presidents Nasser and Sisi. While multiple frameworks exist to dissect regime preservation tactics, this thesis uniquely harnesses securitization theory to illuminate these patterns. Research arguments are based on the theoretical framework of Terry Balzaque' s securitization theory and Juha Vuori's foundational work on securitization in non-democratic environments. The research emphasizes that the relationship between the Egyptian regime and the Muslim Brotherhood has taken on a security-oriented form since the group's inception up to the present day. The regime allowed limited freedom for the Brotherhood in religious and charitable activities while seeking to stifle the group's political activities. This is evidenced by the regime's efforts to completely halt the Brotherhood's activities through a successful securitization process during the Nasser era and after the 2011 revolution, which enabled the Egyptian regime to implement violent extraordinary measures against the Brotherhood following the expansion of the group's political capabilities, which posed a large threat to the rule of the military regime in Egypt. In other words, The Egyptian army regime systematically cracked down on the brotherhood whenever the group's influence grew in the political sphere. Additionally, the research highlights the utilization by the Sisi regime of Nasserist security strategies in dealing with the Brotherhood.

Arabian revolutionCoupSecuritization+2
Ahmet Fathy İbrahimoğlu
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Soğuk savaş sonrası Ortadoğu'da Askeri denge (1991-2016)

Soğuk Savaş sonrası Ortadoğu'da askerî dengenin hangi parametreler üzerinden değiştiğini araştıran bu tez temel anlamda dört kısma ayrılmıştır. Teorik olarak bölgesel güvenlik kompleksi teorisi bağlamı içerisinde gerçekleşen bu çalışma, güçler dengesi ve askerî denge kavramlarını da teorik bağlama dahil etmektedir. Ortadoğu'da nasıl bir bölgesel güvenlik kompleksi olduğunu açıklamak adına yapılan bu araştırmada, bölgede askerî dengeyi etkileme potansiyeli en yüksek olan beş ülke seçilmiştir. İran, İsrail, Mısır, Suudi Arabistan ve Türkiye'den oluşan bu grubun Soğuk Savaş sonrasında ne gibi bir güvenlik değişimi geçirdiği ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu amaçla bu devletlerin 1991-2003 ve 2003-2016 dönemleri içerisinde olmak üzere belirli askerî nicelikleri incelenmiştir. En güçlü bölge devletlerinden oluşan bu grubun, savunma sanayi ve ihracatlarındaki gelişme ve değişimler açığa çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bunun yanında bu devletlerin ordu yapılanmaları ve sahip oldukları savunma envanterleri de incelenerek iki dönem arasındaki nasıl değişiklikler olduğu incelenmiştir. Bölge devletlerinin kendilerini ne düzeyde güvenli hissettiklerini anlamak içinse savunma harcamaları ve önceliklendirmesi incelenmiştir. Son olarak devletlerin güvenlik postürleri de incelenerek bölge devletleri arasında güncel bir güç mukayesesi yapılmaya çalışılmıştır. Ortadoğu'da güvenlik krizlerinin derinleştiği bir dönemde bölgesel güvenliği anlamaya yönelik bu çalışmanın Türkçe literatüre katkı yapacağı düşünülmüştür.

Askeri yapıBölgesel Güvenlik Kompleksi TeorisiGüvenlik+4
Furkan Halit Yolcu
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Continuity and change in the Soviet and Russian foreign policies in the Middle East: The cases of Egypt and Libya (1943-2017)

This study aims at exploring and unveiling the continuity and change components of the Soviet and Russian foreign policies in the Middle East towards Egypt and Libya throughout modern history. It seeks to figure out the factors which play a crucial role in Russian foreign policy towards the given Arab states in the different period of time. To do so, a primary research question and five sub-research questions have been put forward. The paramount question following: What was the Russian foreign policy trajectory followed throughout their history with Egypt and Libya? In order to clarify the main research question, there are five sub-questions which are as follows 1. What are the main foreign policy principles Russia pursues in regards with the Middle East, particularly towards Egypt and Libya? 2. How does the Russian foreign policy towards Egypt and Libya differ from that during the Soviet Union and after its collapse? 3. How has Russia perceived the uprisings in Egypt and Libya? 4. How have the Arab uprisings affected Russian-Egyptian and Russian-Libyan relations? 5. What are the main lines of the "new" Russian policy towards the post-Arab uprising Egypt and Libya? To investigate the contemporary Russian foreign policy with regard to Egypt and Libya, the interpretive approach and descriptive historical method have been applied throughout the research. As for the sources of information, both first and second-hand accounts have been utilized. The first-hand sources are transcripts of doctrines and agreement texts. As far as second-hand sources are concerned, some various books, academic and analytical articles, both published and unpublished Master and Ph.D. degree dissertations, documentary films and also the news reviews have been used. The above-mentioned information has been available in English, Russian and Turkish. In order to examine Russian foreign policy applied to Egypt and Libya, a number of series of foreign policy doctrines and domestic political, economic and social factors according to which Russia has interacted with players in the Middle East, particularly in Egypt and Libya, regional events and dynamics of international systems have been scrutinized in the following three chapters. The 1st chapter examined the USSR-Egyptian and the USSR-Libyan relations. The 2nd part of the paper focused on the analysis of the Russian Federation's foreign policies towards the given states. The 3rd part was dedicated to the investigation of the recent political situation in Egypt and Libya, and Russian foreign policy towards the rapidly changing socio-political directions in the Middle East.

ChangeLibyaEgypt+7
Kulpunaı Barakanova
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

On the road to Turkey's EU membership: Analyzing the Dilemma of eu accession

Turkey is one of the countries that have sought to join the EU from the past to the present. However, efforts to join the EU are still unsuccessful due to various dilemmas and limitations of Turkey, in terms of the political, social, economic and cultural identities of Turkey itself. Consequently, there are many reasons against Turkey's inclusion in the EU. The aims of this work are; 1) to analyze the causes of problems why Turkey has not been accepted by member nations, and 2) to develop new knowledge and new contextual variations that are still a problem for Turkey to join the EU. This research emphases on several secondary and primary resources and include both qualitative and quantitative methods. The results of this work found that Turkey's problems in joining the EU ranging from above all its dilemma identity in the religious and cultural dimension of Turkey, the current political problems and economic difficulties. This will likely affect the EU member countries in the future. Based on the findings of this investigation, it was concluded that the EU may benefit if it accepts Turkey's EU membership on social, strong economic, political and security matters.

European UnionFull membershipTurkey
Abdullah Yuhannan
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessEN

Historical roots of the development of the Ombudsman in modern Turkey: A synthesis of The Ottoman legacy and European model

From the beginning of the 1960s, there was a gradual understanding of the relevance of the ombudsman institution as an alternative mechanism to justice restoration that has taken a significant place in present-day societies. Attempts to institutionalize the ombudsman in Turkey go back to the 1970s, however, the process for its legalization came as part of internal and external factors. The internal factors include the legislative amendment and administrative reforms that the country has launched extensively as part of the modernization plan, while the external factor came in line with the European Union (EU) harmonization process. As part of the institutional amendments, Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK) acquired a 'constitutional status'. The main aim of this research is to study the development of the ombudsman in modern Turkey. This research tries to answer the following question: How can we view the recent institutionalization of the ombudsman in modern Turkey: is it an adoption of the EU norms and practices for the mere sake of bureaucratic rapprochement, or an attempt to draw on Ottoman legacy being a pioneer of ombudsman, or a synthesis of both? A qualitative methodology was adopted to study the historical roots of the ombudsman institution. This study, divided into four chapters, looked into the main concepts adopted, discussed the theoretical approach, the different existing models of the ombudsman, and their development. It also discussed the EU ombudsman being one model of supranational ombudsman, and the KDK as an institutional classical model. The research also looked into the aspect of continuity and change by studying the ombudsman in its traditional and modern models; an analytical study of Diwan Al-Mazalem (Grievances Court) in its ancient and current forms was carried out. This research found that although the Orientalists' discussions associate the ombudsman to the early Scandinavian experience, grievances resolution system has been a far-reaching institution of the Islamic administration, and that the roots of the ombudsman is an 'ancient notion' that originated from Diwan Al-Mazalem and the Ottoman's Chief Justice model. The research argued that there are many factors affecting institutional attributes such as legal traditions, governance regime, economic development, social structure, etc. Hence, the functional model of the ombudsman should take into account the critical national infrastructure and distinct conditions of Turkey, internal and external dynamics as well.

Divanü'l-MezalimOmbudsman InstitutionModernization+1
Nadıa Lahdılı
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya'nın hibrit savaş stratejisi ve Suriye örneği

Arap İsyanları olarak adlandırılan sürecin bir parçası olarak ortaya çıkan Suriye İç Savaşı yaşanan süreç ve hala devam eden sonuçları itibariyle son yılların en büyük uluslararası krizlerinden biri halini almıştır. Bir ülkenin iç savaş ortamında dağılmasından da öte Suriye, oluşan yerel grupların, devlet dışı silahlı aktörlerin ve bölgesel ve küresel devletlerin de dahil olmasıyla içinden çıkılamaz bir hale gelmiştir. Yedi yılı aşkın süredir devam eden iç savaş, oluşturduğu tüm insani krizler bir kenara bırakılsa bile, bölgesel ve küresel siyaseti derinden etkileyen bir vaka olarak durmaktadır. Müdahil olan aktörlerin sayısı ve çelişen çıkarları göz önüne alındığında zor bir denklem haline gelen krizi anlamak, krizin geleceği adına da bizlere önemli ipuçları sağlayacaktır. Bu amaçla, krizin en önemli aktörlerinden olan Rusya'nın Suriye iç savaşı özelinde politikalarını çözümlemek ve spesifik olarak askeri stratejisini ortaya koymak bu çalışmanın ana konusunu teşkil etmektedir. Bunu yaparken de özellikle Ukrayna krizi sonrası yükselen bir tartışma olarak hibrit savaş konsepti ve bu konseptin Rusya'ya uyarlanışı olan Gerasimov Doktrini'nden yararlanılacaktır. Bu çerçevede üç bölümden oluşan tezin ilk bölümünde hibrit savaş konsepti incelenmiştir. İlk olarak hibrit savaşın oluşumu, savaş çalışmaları içerisinde bir düzleme oturtulmaya çalışılmış ve William S. Lind'in savaşın jenerasyonları yaklaşımının doğal bir devamı olarak literatüre yerleştirilmeye odaklanılmıştır. İkinci bölümde Sovyetler Birliği sonrası Rus ordu modernizasyonu, yaşanılan askeri çatışmalar üzerinden anlatılmış ve Gerasimov Doktrini'nin ortaya çıktığı şartlar anlatılmıştır. Üçüncü bölümde ise Rusya'nın Suriye iç savaşına müdahil olması, fırsatlar tehditler dengesi ile kazanımlar ve maliyetler anlatılmıştır. Ayrıca krize müdahil olmanın Rusya'nın bölgesel müttefiklerle ilişkilerine etkisi incelenmiştir. Son olarak Rusya'nın Suriye'deki askeri stratejisi incelenerek hibrit savaş konseptinin stratejide ne derece etkili olduğu açıklanmaya çalışılmıştır.

Askeri stratejilerHibrit savaşRusya+2
Ahmet Arda Şensoy
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Tek kutuplu sistemde bölgesel güçlerin ulusal güvenlik stratejileri: Suudi Arabistan örneği (1990-2015)

Bu araştırma, yapısal realist kuramla bölgesel güç statüsüne sahip olan Suudi Arabistan'ın Soğuk Savaş sonrası dönemde (1990-2015) takip ettiği ulusal güvenlik stratejilerini incelemektedir. Araştırmanın asıl amacı, tek kutuplu küresel güç dağılımının hakim olduğu bir ortamda bölgesel güçlerin ulusal güvenlik stratejileri ile uluslararası sistemin yapısı arasındaki nedensel ilişkiyi ortaya çıkarmaktır. Bu kapsamda araştırma, "Soğuk Savaş sonrası dönemde küresel güç dağılımında (tek kutuplu) bir değişim yaşanmadığı halde, neden bölgesel güçlerin ulusal güvenlik stratejilerinde değişim yaşanmaktadır" şeklinde formüle edilen ana araştırma sorusuna yanıt aramaktadır. Araştırmanın temel argümanı, tek kutuplu küresel güç dağılımında, kutup liderinin temel aktörlerin bölgesel güçlerden meydana geldiği stratejik bir bölgeye yönelik angajman biçimi (grand stratejisi) ilgili bölgenin güç yapısının biçimlenmesinde etkili olmakta ve bu yapı da bölgesel güçlerin ulusal güvenlik stratejilerini şekillendirmektedir. Bu temel argümanla ilgili olarak araştırma sürecinde on ayrı hipotez geliştirilmekte ve bunlar Suudi Arabistan örneği üzerinden sınamaya tabi kılınmaktadır.

Bölgesel güçGrand stratejisiGüvenlik+3
İsmail Akdoğan
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İran'ın körfez politikasının analizi: Hatemi ve Ahmedinejad dönemleri

Bu tez, Muhammed Hatemi ve Mahmud Ahmedinejad dönemlerinde, İran dış politikasında hangi faktörlerin etkin olduğunu, Körfez bölgesi üzerinden incelemektedir. Devrim sonrası İran iç siyasetinde var olan mücadele sonucunda, hangi kurum veya grup galip gelirse gelsin sistemik değişimlerden bağımsız hareket etmemişlerdir. Bu temel varsayımdan hareketle, İran dış politikasını şekillendiren iç ve dış/sistemik faktörlerin tespit edilmesi hedeflenmektedir. Tezde bir taraftan İran siyasal eliti, farklı siyasi fraksiyonlar ve kurumlar arasındaki güç ilişkileri ele alınırken; diğer taraftan sistemik etkileri olan gelişmelerin, dönemin dış politika yapımcıları tarafından nasıl yorumlandığına odaklanılmıştır. Burada yapılan tartışmalardan elde edilen bulgular üzerinden, İran'ın Körfez politikası analiz edilmektedir. İç siyasetteki değişimler ve sistemik etkileri olan gelişimlerin dış politika yapım süreci üzerindeki etkilerini ortaya koyabilmek için, Dış Politika Analizinin sunduğu teorik çerçeveden faydalanılmaktadır. Bu kapsamda tezin ilk bölümünde Dış Politika Analizinin Uluslararası İlişkiler disiplini içerisinde nasıl bir yaklaşım sergilediği incelenmektedir. İkinci bölümde Hatemi ve Ahmedinejad dönemlerinde dış politika yapım sürecinde etkili olan faktörler ortaya konmaya çalışılmıştır. Son bölümde burada öne çıkan faktörlerin, İran'ın Körfez'e yönelik izlediği dış politika üzerindeki etkileri incelenmektedir.

Ahmedinejad, MahmudHatemi, MuhammedKörfez politikası+3
Nurhak Gürel
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Indo-Israeli nuclear posture against Pakistan: A case of deterrence instability

Department: Middle Eastern Studies Republic of India and Israel share their protracted ideological and military antagonism with Pakistan. This study follows critical approach with qualitative method of research for finding the answer of the question "how does Indo-Israeli defense partnership pose asymmetric credible threat to Pakistan for nuclear deterrence instability in South Asia?" by reviewing and analyzing the relevant primary and secondary sources of information (books, journal and newspaper articles, reports, and other published material by experts, scholars and stakeholders). Researcher took benefit from the assumptions of Perfect Deterrence Theory (theorized by Frank C. Zagare and D. Marc Kilgour) about rational decision making, threat capability, threat credibility, status quo and deterrence stability for recognizing conventional and nuclear weapons posture of these countries. This limited academic exercise found that not only existing Indo-Israeli defense partnership directly poses asymmetric credible threat to Pakistan for nuclear deterrence instability in South Asia, but both countries share a history of sharing intelligence and secret arms supply during Indo-Pakistan wars (1965, 1971 and 1999). Further, both countries planned for joint air strikes on nuclear installations of Pakistan in 1979, 1982, 1984, 1986-1987, 1999 and 2003, but the credible retaliatory threat thwarted their plans before execution. Furthermore, Israel neither hesitates while transferring defense technology to India nor prohibits it to use against Pakistan. In Indo-Israeli defense partnership, India mostly remains at receiving end. It has deployed Israel-made air to surface bombs; anti-tank guided missiles; air and ballistic missile defense systems; UAVs and armed drones; early warning systems and intelligence gathering technologies; and spying satellites against Pakistan. Furthermore, India and Israel share relatively common political, diplomatic and military discourse about Pakistan and the issue of Jammu & Kashmir. Moreover, Indo-Israeli defense partnership causes asymmetric relationship with Pakistan and Indian Cold Start Doctrine further increases this asymmetry in both conventional and nuclear weapons domains. Subsequently, Pakistan has to add its nuclear option as a deterrent with ambiguous First Use posture like Israel. Despite declaring No First Use posture, the readiness of Indian conventional and nuclear forces shows its configuration with First Use posture. Resultantly, nuclear deterrence stability is at risk in South Asia. It is significant that India shows its rivalry with Pakistan openly, but Israel and Pakistan mostly ignore to talk about severe antagonism between each other overtly, instead in a euphemistic manner, but they regularly count each other's defense capabilities in their security calculus.

IndiaNuclear deterrenceNuclear weapons+5
Muhammad Yaseen Naseem
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Putin Dönemi Rusya İran arasındaki askeri ilişkiler

İran ve Rusya arasında ideolojik farklılıklara, gerek ilişkilerin tarihi gerekse İran İslam Cumhuriyeti'nin kuruluşundan bugüne kadar iki ülke arasında ortaya çıkan engellere rağmen son dönemlerde ilişkilerinde dikkat çekici bir yakınlaşma kaydedilmiştir. Vladimir Putin 2000 yılında iktidara geldiğinde, Tahran ile Moskova arasındaki askeri ilişkileri kısıtlayan "Gore-Çernomırdin" anlaşmasını tek taraflı feshederek iki ülke arasındaki askeri ilişkiler yeniden gelişme sürecine girmiştir. Böylece sonraki dönemler için askeri işbirliği bu iki ülke arasındaki ilişkilerin en önemli alanlarından biri haline gelmiştir. Nitekim 2000'li yılların sonrasındaki dönemlerde askeri işbirliği konusunda Tahran'ın en büyük silah kaynağı olan Moskova ile aralarında çeşitli silahların tedariki söz konusu olmuştur. İran-Rusya askeri ilişkileri İsrail, ABD gibi devletlerin tedirginliğinin artmasına sebep olan başlıca konulardan olmuştur. Öyle ki Tahran ile Moskova arasındaki askeri ilişkiler 21. yüzyıl uluslararası sisteminin en tartışmalı meseleleri arasında yer almaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı, 2000 yılından sonraki dönemde İran İslam Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu arasındaki askeri ilişkilerini incelemek, tanımlamak ve Moskova ile Tahran arasındaki askeri ilişkilerine etkileyen faktörleri belirtmektir. Bu çerçevede dört bölümden oluşan bu çalışmada ilk bölümde Rusya ve İran'ın dış politikalarını ve ikili arasındaki diplomatik ilişkilerinin seyri incelenmiştir. İkinci bölümde Rusya ve İran'ın askeri yapısı, savunma politikaları, ulusal savunma güçleri ele alınmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümü ise Moskova ile Tahran arasındaki askeri ilişkilerin tarihsel arka planının bakıldıktan sonra Putin döneminde nasıl olduğu ve bu ilişkilerin hangi alanları kapsadığına değinilmiştir. Moskova ve Tahran askeri ilişkilerini etkileyen ABD, İsrail, İran Nükleer Çalışmaları ve bazı iç dinamikler gibi faktörlerden ise dördüncü bölümde bahsedilmiştir.

Putin, ViladimirRus-İran ilişkileriRusya+3
Hoshimjon Mahmadov
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The foreign policy objectives of Saudi Arabia and Iran in Indonesia

This thesis seeks to understand Iran's and Saudi Arabia's foreign policy objectives in Indonesia and how these relations impact both the government's decision making and people. Iran and Saudi Arabia's foreign policy objectives have been discussed in so many literature but special attention has not been given on their competitive influences as a mean of gaining soft power in Indonesia. This study will focalize only on Indonesia to determine the bilateral and diplomatic relations between the country and Iran and Saudi Arabia. The thesis intends to make a comparative study between Iran's and Saudi Arabia's foreign policy objectives, and see the similarities and differences in the objectives of the foreign policy between the two countries. The foreign policy of the two countries are based on national interest but the objective of spreading religious doctrines continue to act as a fundamental factor in the foreign policy objectives of the two countries. This study uses a qualitative research method and the sources are based on secondary data that have been used in literature. The study concludes by showing the rivalry between Iran and Saudi Arabia and some cases are provided to see how their foreign policy objectives have led to the creation of religious institutions and organizations in Indonesia. Some of these institutions and organizations have been involved in religious conflicts and even terrorist attacks.

IndonesiaSaudi ArabiaTerror avents+4
Muhammad Ravı
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

2001 sonrası Suudi Arabistan ile İran'ın bölgesel rekabetinin Afganistan üzerindeki etkileri

Afganistan coğrafî, tarihi, sosyo-kültürel yapısı, ekonomik konumu itibariyle çeşitli çalışmalara ve bilimsel araştırmalara konu olmuşsada, İran ve Suudi Arabistan'ın bölgedeki rekabetinin Afganistan üzerindeki etkilerini açıkça ortaya çıkaran bir çalışma yapılmamıştır. Dolayısıyla bu araştırmada iki ülke arasındaki rekabetin güvenlik ve siyasal açılardan Afganistan üzerindeki etkilerinin ortaya çıkarılması hedeflenmektedir. 11 Eylül 2001 saldırısı dolayısıyla ABD'nin Afganistan operasyonu sonrasında Taliban yönetimi iktidardan uzaklaştırılmış ve ülkenin yeniden yapılandırılmasında Suudi Arabistan ve İran bölgedeki birçok ülkede yaptıkları gibi Afganistan'da da oluşan güç boşluğu üzerinde rekabet etmeye başlamışlardır. Dolayısıyla Suudi Arabistan ile İran'ın bölgedeki rekabeti Afganistan'ı siyasal ve güvenlik açılardan olumsuz etkilemektedir. Ayrıca ekonomik açıdan da oldukça zayif konumda olan Afganistan iki ülke başta olmak üzere dışa bağımlı bir konudadır. Bu bağlamda İran ekonomisinin batılı ülkeler tarafından uygulanan ambargolar dolayısıyla zayıflaması hem İran'da bulunan üç milyona yakın Afgan işçileri hem de onların desteklemekle yükümlü oldukları ailelerini dolayısıyla Afganitan'ı olumsuz etkilemektedir. Aynı zamanda ülkedeki farklı etniksel ve mezhepsel grupların bu ülkeler tarafından desteklenmesi ülke güvenliğinin istikrara kavuşmasındaki en büyük engel olarak ifade edilmektedir. Bu araştırma deskriptif analitik bir yöntemle yazılmış olup teori olarak da Ortadoğu'nun rekabete ve çatışmaya dayalı bir bölge olduğunu gösteren realist yaklaşım çerçevesinde devlet içi dinamikleri ile uluslararası sistemi bir arada değerlendiren neoklasik realizm esas alınmıştır. Araştırmada varılan sonuç ise Ortadoğu'da Suudi Arabistan ile İran rekabetinin Afganistan'ın güvenliğini olumsuz etkilemekte olduğudur. Zira Afganistan'ın hem coğrafi hemde kültürel açıdan İran ve Suudi Aarabistan ile kopmaz bağlarının mevcudiyeti sebebiyle bu iki ülke kaynaklı bir değişikliğin bölgede meydana gelmesi sonucunda doğrudan etkilemektedir.

AfganistanRekabetSuudi Arabistan+3
Rahmatullah Hakimi
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye iç savaşında İsrail'in politikası

2010 yılının sonlarına doğru Tunus'ta bir seyyar satıcının kendisini yakması ile başlayan, daha sonra sırasıyla Mısır, Suriye, Bahreyn ve Yemen'e sıçrayan halk ayaklanmalarında, Suriye önemli bir yer teşkil etmektedir. Zira 2011 yılının Mart ayında başlayan Esad rejimi karşıtı protestolar, kısa zaman içerisinde muhalifler ile rejim arasında, daha sonra ise terör örgütleri, bölgesel ve küresel aktörlerin de dâhil olduğu doğrudan ve vekâleten yürütülen bir savaşa dönüşmüştür. Suriye'de 8'inci yılına giren iç savaşta, Avrupa Birliği (AB), ABD ve Türkiye gibi ülkeler Esad rejimi karşıtı muhaliflerin tarafında yer almışken, Rusya, İran ve Hizbullah Suriye rejimini desteklemiştir. Suriye'nin 20'inci yüzyılın ikinci yarısı itibari ile birçok kez karşı karşıya geldiği İsrail ise sekizinci yılına giren iç savaşta yerel, bölgesel ve küresel aktörlerin politikalarına etkisi ile iç savaşta birçok farklı politika belirleme yoluna gitmiştir. İsrail, Suriye iç savaşında politikasını, İran, Suriye ve Lübnan olarak tanımladığı "şer üçgeni"nin güçlenmemesi, İran'dan Hizbullah'a gelişmiş füzelerin naklinin engellenmesi, İran ve Hizbullah milislerinin Suriye'de sınırına yakın bölgelerde kalıcı üsler kurmaması ve Rus modern silahlarının Hizbullah ve İran militanlarının eline geçmemesi üzerine bina etmiştir. İsrail politika elitlerinin bir kısmı "tanınan düşman" olarak nitelendirdikleri Esad rejiminin varlığını sürdürmesi yönünde politika izlemişlerdir. Ancak daha önce girdikleri bütün savaşlarda mağlup ettikleri Esad rejiminin zayıflığının İran tarafından, İsrail sınırlarında mevzilenmesine de neden olmamasını arzulamışlardır. Bu tez, Suriye-İsrail ilişkilerinin ana kaynağı olan Filistin sorunundan başlayarak, ABD Başkanı Donald Trump'ın Golan Tepelerini İsrail toprağı olarak tanımasına kadar geçen süreyi ele alarak İsrail'in Suriye'de izlediği politikayı belirlemeye çalışmıştır.

SavaşSuriyeUluslararası ilişkiler+3
Selami Kökçam
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dış politikada bir rekabet alanı olarak Balkanlar: Körfez ülkelerin Balkanlar siyaseti

Petrol ve doğalgaz ile bilinen Körfez ülkeleri, rezervlerden gelen gelirler sayesinde jeopolitik, ekonomik ve turizm gibi birçok alanda hızlı gelişme sağlamıştır. Ancak, petrol, rezervlerinin getirdiği ekonomik istikrara rağmen Ortadoğu'daki uluslararası güvenliği tehdit eden gerilimler ile çatışma sayısının artmasına sebep olmasının yanı sıra Körfez ülkeleri arasında bir rekabet kaynağı da olmuştur. Genel olarak dolaylı bir şekilde veya kendi toprak sınırları dışında rekabetlerini sürdüren Körfez ülkeleri, bölgedeki istikrarsızlıktan ve krizlerden dolayı farklı dış politika izlemeye başladı ve yeni müttefiklikler kurmaya çalıştı. 2008 yılın sonunda başlayan ekonomik kriz ise, Balkan ülkelerinin ekonomilerinin ciddi bir şekilde etkilenmesi ve Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri tarafından gelen finansman kaynaklarının azalması, Balkan ülkelerinin yeni yatırımcılar aramasına sebep oldu. Bu bağlamda, Körfez ülkeleri bu fırsatı değerlendirip Balkan ülkeleri ile ilişkilerinin tekrar canlandırılmasına ilişkin çalışmalarının başlatılması ile birlikte Balkanlar, petrol zengini Körfez ülkelerin arasında önde gelen aktörler Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar'ın yeni rekabet alanı haline geldi. Çalışmada, Körfez ülkelerin 2010 yılından itibaren Balkanlar'daki rekabetlerinin motivasyonlarını ortaya çıkarmak amacıyla kültürel, ekonomik ve siyasi faaliyetleri ele alınıp yumuşak güç bağlamında incelenmiştir. Araştırmada öne sürülen sonuçlar arasında ise, Ortadoğu dışında da daha aktif bir dış politika izlemeye başlayan Körfez ülkelerin siyasi, ekonomik ve sosyal sebeplerden dolayı Balkan ülkelerine yönelmiş olmasıdır. Gıda kaynaklarına sınırlı erişim ve petrol rezervlerin tükenmesi, Körfez ülkeleri arasında mevcut çatışmaların büyümesine ve aralarındaki rekabetin kilit bir unsuru haline gelmesine sebep olmuştur. Körfez ülkeleri, bir taraftan liderlik konumlarını sağlamlaştırmak için, diğer taraftan ise Ortadoğu'daki sorunlara ve Türkiye'nin artan gücüne tepki olarak daha güvenilir müttefikler bulmaya çalışmaktadır. Diğer önemli bir sonuç ise, Körfez ile Balkan ülkeleri arasındaki ilişkilerin ortaya çıkan ekonomik ve siyasi bağımlılık açısından olumsuz ve ekonomi ile turizmin canlanması açısından olumlu olarak tespit edilen Balkanlar'a etkisidir.

BalkanlarKörfez ülkeleriUluslararası ilişkiler+3
Aydzhan Yordanova Peneva
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Türkiye'nin stratejik kültürü

Profound changes that took place in the political process of Turkish Republic in the last fifteen years among other things exerted a profound impact on how the national government views foreign policy. New trends resulted in reconsideration of traditional approaches in the Turkish foreign policy where views on utilization of military power has been holding a dominant place. To grasp these new tendencies, we should turn to the analysis of the nature of Turkish strategic culture, i.e. views, ideas and norms linked to the military power use outside national borders. Cases from modern Turkish history when political decision-makers were facing with security issues and were pondering over deployment of power may give us a factual background for formation of theoretical views on strategic culture of Turkey.

StrategyStrategic cultureTurkish foreign policy+3
Timur Akhmetov
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İbn Arabî'de yorum-güç ilişkisi

Bu tez, İbn Arabî epistemolojisini yorum-güç ilişkisi bağlamında okumayı hedeflemektedir. "İlahi tecelli" üzerine temellenen âlem tasavvurunun incelenmesi tezin ilk aşamasını oluşturmaktadır. Bu aşamada Allah ile âlem arasında kurulan ontolojik bağdan yola çıkılarak bilginin İbn Arabî düşüncesinde nasıl temellendirildiğinin izi sürülmüştür. İkinci aşamada ise, bu âlem tasavvurunda önemli bir ilke olan "tekrarlanamazlık" ve onun epistemolojik sonuçları ele alınmıştır. Buna göre, aklın bilmesi ve sınırlandırması ile "tekrar"ın üretilmesi arasındaki ilişkiye dikkat çekilmiş ve tekrarlanabilir bilginin üretilmesi ve sabitlenmesinin bir "yorumlama" süreci olduğu sonucuna varılmıştır. Son bölümde ise, yorumun nasıl üretildiği, hangi yorumun sabitlenip tekrar edildiği sorusuna iktidar ilişkileri üzerinden cevap aranmıştır. Bu bağlamda, İbn Arabî'nin hedef aldığı yorumcular (ulema) ve muktedir olanlar (sultan) tanıtılmış ve bilginin üretilmesinde ulema-sultan ilişkisinin rolü belirlenmeye çalışılmıştır.

Din felsefesiEpistemik duygularEpistemoloji+3
Feyza Özçelik
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Heterojen toplumlarda ulus devlet çıkmazı: Irak örneği

Ulus devlet, ortak soydan gelen, aralarında dil birliği bulunan, aynı dini inanca sahip, ortak tarihe ve kültüre sahip insan topluluğunun siyasi örgütlenmiş biçimidir. 15. ve 16. Yüzyıllarda Avrupa'da dini ve dünyevi tüm kurumları hakimiyeti altına alarak merkezi bir yönetim sergileyen modern devletin devamı olarak doğmuştur. Sahip olduğu normlar, reformlar sonrası Kilisenin yönetim organizasyonun değiştirilmesiyle, daha doğrusu el değiştirmesiyle ortaya çıkmıştır. Varoluşunu milliyetçilik akımlarının yükselişine borçludur. Avrupa ulus devletlerinin egemenlik alanları belirlenirken, insanların hissettikleri mensubiyetlere göre doğal süreç içerisinde oluşan sınırlar, ulus devletlerin de sınırlarını belirlemiştir. Batılı toplumların gelişmişlik seviyesini yakalama arzusunda olan, sömürge yönetiminden henüz kurtulmuş birçok yeni devlet, ulus devlet modelini medeniyet reçetesi olarak görmüş ve uygulamaya çalışmıştır. Batıda reformlar sonrası tabandan yönetime doğru gelişen değişim baskısı, yeni kurulan devletlerde üstten tabana dayatma şeklinde olmuştur. Ulus devletin temel unsurlarını oluşturan milli kimlik, ortak tarih, kutsal vatan, tek dil unsurları halk topluluklarına benimsetilmeye ve uygulatılmaya çalışılmıştır. Sınırların dışında ulus devletin bağımsızlığını tehdit ettiği varsayılan ortak düşmanlar yaratılmıştır. Tez örneği Irak, kurulduğu tarihe kadar ayrı yönetilmiş birden fazla topluluğu, Iraklı kimliği altında bir arada tutmaya çalışmış, ulus devlet unsurlarını dini veya etnik köken gözetmeksizin uygulamaya çalışmıştır. Ulus devletin temel unsurlarının Hristiyanlığın din ve yönetim organizasyonu üzerine kurulduğu görmezden gelinmiştir. Irak' ın gerçek tarihi, dini ve etnik yapısı gözardı edilmiştir. Irak örneğinde görüldüğü üzere homojen olmayan toplumlarda zorlama bir ulus devletin, kurulduğu dönemde içerdiği bire bir unsurlarıyla birlikte yaşama şansı bulunmamaktadır.

DemokratikleşmeHeterojenIrak+5
Cengiz Danışan
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

The rise of GCC and Turkey: Convergent and divergent agendas

Over the past two decades, both the GCC states and Turkey have experienced unprecedented economic growth and played effective regional roles. In tandem, the relations between the two parties have gradually grown from economic cooperation to strategic partnerships. This has been evident through the development of their common interests to include cooperation in all fields. As a result, Turkey was considered for a while a 'strategic partner' by the GCC. The new region's disorders, such as the potential Iraq's disintegration, the Syrian crisis, the Yemeni war, the emerging threats of sub-state actors and the expansion of Tehran's influence have given new momentum to Turkish-GCC relations. However, this positive progress has turned into clashing agendas in the region. Two competing camps have appeared. These are Turkey and Qatar on one hand, and Saudi Arabia, the UAE and Bahrain on the other. Their differences are based on new dynamics of the Arab Spring and were clearest over Egypt, the Muslim Brotherhood and Libya. In addition, the Gulf crisis since June 2017 has been escalating the divergence. The differences among Turkey and the GCC states also raised a question of whether they still need an alliance to counterbalance Iran's influence or not. This research seeks to comprehend these complicated relations, which are a mixture of cooperation and conflict, through appropriate theories of international relations: functionalism, the balance of power and the balance of threat. It has used different methods such as interviews, archive documents, books, articles, official speeches and statistics. Its scope starts in 2002 and extends to 2017. It concluded that despite their divergent agendas, their cooperation is important if they look to increase their influences in the regional balance of power equation and to counter common threats. Keywords: GCC, Turkey, convergence, divergent agendas, balance of threat, alliances

Economic policiesEconomic developmentThe Golf Cooperation Council+5
Emad Yousef Kaddorah
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Küçük devlet neden süper güç ittifakından ayrılır? Soğuk savaş dönemi Irak, Mısır, İran örneklerinin incelenmesi

İttifak, Uluslararası ilişkiler disiplininin önemli kavramlarından birisidir. İttifak literatürü baskın oranda realist ve neo-realist yaklaşımların etkisi altında bulunmaktadır. Bu sebeple, pek çok çalışmada, ittifak ilişkilerini şekillendiren faktörlere ilişkin açıklamalar için devletin dışındaki unsurlar olan uluslararası sistemin ve sistemdeki güç dağılımının dikkate alınması gerektiğini ileri sürülmektedir. Bu bakış açısına göre, Soğuk Savaş döneminde sistemin yapısında bir değişiklik meydana gelmiyorken devletlerin mevcut ittifak ilişkilerinden ayrılmamaları beklenirdi. Fakat yaşananlar bunun aksini göstermekteydi. Bu sebeple, bu bakış açısı, devletlerin ittifak ilişkisinin şekillendirilmesi sürecinin anlaşılabilmesi için yetersiz kalmaktadır. Bu noktada, neo-klasik realizmin devletin birim düzeyindeki değişkenlerini değerlendirmelerine dahil eden bakış açısı, devlet davranışlarını etkileyen faktörlerin anlaşılabilmesi için daha geniş bir perspektif sunmaktadır. Ayrıca literatürde, büyük ölçüde ittifakların oluşumuna ve sürdürülmesine odaklanılıyorken, ittifaktan ayrılışı göz ardı edilmiş durumdadır. Bu çalışmada, küçük devletin süper güç ittifakından ayrılışının devlet düzeyindeki ekonomik ve siyasal nedenlerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu sebeple Soğuk Savaş döneminde, Irak, Mısır ve İran'ın deneyimlediği süper güç ittifakından ayrılışları, çalışmada analiz edilmiştir. Yapılan araştırma ve inceleme sonucunda, rejim değişikliği, lider değişikliği, travmatik olayın yaşanması, kapasite artışı, meşruiyet krizi nedenlerinin devletin ittifaktan ayrılış kararını şekillendirdiği tespit edilmiştir.

IrakMeşruiyetMısır+6
Feyza Nur Atabay
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya'nın Suriye iç savaşında İsrail politikası

Rusya'nın Ortadoğu politikasında İsrail önemli yere sahiptir. Rusya'nın İsrail ile ilişkileri İsrail'in kurulması ile başlasa da 1967 yılında iki ülke arasında diplomatik ilişkiler kesilmiş ve 1991'de tekrar kurulmuştur. 2000'li yıllarda Rusya'nın Ortadoğu politikasına ağırlık vermesi ve bölgede var olan İsrail devletinin askeri ve teknik alanlarda ilerlemesi iki ülke arasındaki ilişkilerin gelişmesinde önemli olmuştur. Putin'in iktidara gelmesiyle birlikte Rus dış politikasında İsrail'in önemi daha da artmıştır. 2011'de Ortadoğu'da başlayan Arap isyanlarının Suriye'de bir iç savaşa dönüşmesi ve Rusya'nın Suriye rejimine verdiği yoğun destek Rusya'nın Suriye'ye müdahalesi ile sonuçlanmıştır. Bu çalışmanın amacı Suriye iç savaşı boyunca Rusya'nın İsrail politikasını incelemektir. Üç bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümünde Rusya'nın İsrail politikasını belirleyen faktörler araştırılmış, ikinci bölümde bu etkenler doğrultusunda 2010-2015 arası dönemde Rusya-İsrail ilişkileri anlatılmış, üçüncü bölümde ise 2015 sonrası Rusya'nın İsrail politikası incelenmiştir. Bu bağlamda araştırmada Suriye iç savaşının başlangıcından beri Rusya-İsrail ilişkilerindeki gelişmeler izlenmiştir. Çalışma sonucunda Rusya'nın İsrail politikasını şekillendiren faktörler ve bu faktörlerin Suriye iç savaşı boyunca Rusya'nın İsrail politikasındaki etkileri ortaya koyulmaktadır.

Orta Doğu politikasıPutin, ViladimirRusya+5
Vugar Savzalıyev
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessDE

Türkische und Deutsche flüchtlingspolitik im Syrien konflikt vor dem hintergrund Bulgarien Türkischer aussiedler und Kurdi-Scher und Bosnischer kriegsflüchtlinge

The Syrian civil war, which has lasted for nine years, has triggered the biggest refu-gee crisis since the Second World War. In addition to Turkey, which took in at least three and a half million Syrian refugees, Germany is also home to a Syrian refugee community of several hundred thousand people. Because of this similar situation and the historical and current mutual importance of Turkey and Germany, this thesis compares the situation of the Syrians in both countries. In the 1990s Turkey had expe-rienced large refugee flows with the Bulgarian-Turkish emigrants and the Kurdish refugees from the Gulf Wars, just as Germany had experienced large flows of refu-gees from the Bosnian war. In order to draw a clearer and broader picture, these his-torical refugee movements are therefore compared as well to identify developments and constants in the respective refugee policies. The work is based primarily on cur-rent research publications and, for current developments in the Syrian context, also on journalistic articles. This work, which is mainly based on the analysis of current research publications and, for current developments in the Syrian context, on newspaper articles, shows the ef-fects of domestic policy and foreign actors as well as factors in the fields of culture, security and economy on the shaping of Turkish and German refugee policy.It is also shown that, due to its direct neighbourhood to hot spots of conflict, the Turkish bor-der protection is much more developed than that of the Federal Republic of Germany, which instead relies on the secured EU's external border and contractual ties. Fur-thermore, it is discussed that for several reasons, Turkish reception and care of differ-ent groups varied, while the German procedure was similar in both analysed precipi-tates.. Furthermore, it is shown that both states have a selective interest in the better educated refugees. The last important point concerns the long-term plans with the refugees. It was shown, that Germany pursued a similar policy with regard to Bosnian and Syrian refugees, while Turkey saw major differences in dealing with Bulgarian-Turkish repatriates and the other refugee flows.

Max Wıttmann
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Umman Sultanlığı'nın Ortadoğu'daki arabulucu rolü

Son 100 yılda yaşanan çatışmalar ve sadece bölgesel değil küresel etkilere de sebep olan krizlerle anılan Ortadoğu'da, ülkeler dış politikalarını ittifak ilişkilerine dayandırarak bölgesel rekabetlere girmektedir. Bölge ülkelerinden olan Umman Sultanlığı ise hem yapısal olarak benzer özellikler taşıdığı Basra Körfezi ülkelerinden hem de diğer Arap ülkelerinden bu olaylar karşısında izlediği farklı dış politikası yaklaşımı ve uygulamalarıyla ayrışmaktadır. Geleneksel olarak krizlerde taraf tutmak yerine arabulucu rolü almakta ve müzakere süreçlerini desteklemektedir. Umman'ın dış politikası bu yönüyle incelemeye değerdir. Bu çalışmada, "Umman'ın etrafında süregelen tüm krizlere ve savaşlara taraf olmamasını ve aynı zamanda birbirleriyle rekabet halinde olan aktörlerle aynı anda iyi ilişkiler kurmasını mümkün kılan etkenler nelerdir?" sorusu cevaplanmaya çalışılırken, çatışma çözüm teorisinin arabuluculuk yaklaşımından faydalanılarak bir küçük devlet olan Umman Sultanlığının Ortadoğu bölge siyasetindeki rolü ortaya konulacaktır. Arabuluculuk özellikle küçük devletler tarafından hem hayatta kalma stratejisi olarak kullanılan hem de uluslararası sisteme bağımsız bir şekilde kendilerini konsolide etmelerine yarayan bir dış politika aracıdır. Ayrıca bir çatışma çözüm yöntemi olan arabuluculuk, devletlerin bu rolü üstlenebilmeleri için belirli kriterler öne sürmektedir. Buradan yola çıkarak çalışmada Umman'ın arabulucu kriterlerini ne kadar sağladığını incelenecek ve yaptığı arabuluculuk faaliyetleri neticesinde elde ettiği çıkarlar araştırılmaya çalışılacaktır. Sonuca ulaşmak için Basra Körfezine ve Ortadoğu bölgesine derin etkileri olan kriz ve savaş durumlarında Umman'ın izlediği politikalar incelenecektir. Araştırmada varılan netice, Umman'ın dış politikada kullanacağı kaynak ve kapasitenin farkında olarak diplomasiyi öncelediği ve bunu sağlamak adına da dış politika ilkelerini bu doğrultuda inşa ettiği ve kaynaklarını da (jeostratejik konum, çok kültürlü yapı ve güç) bu doğrultuda kullandığı ve bütün bunların sonucu olarak bölgedeki krizlerde arabulucu olarak tercih edildiğidir.

ArabuluculukOrta Doğu politikasıOrta Doğu sorunu+4
Rumeysa Ayverdi
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ortadoğu'da yeni medya ve dijital aktivizm: İran Yeşil Hareketi, Tunus ve Mısır Devrimi örnekleri

Bu çalışma dört ana bölümden oluşmakta olup Orta doğu üzerinde yeni medya ve dijital aktivizm gibi hem çağdaş, hem de sürekli incelemeye tabi olan konuları araştırmayı amaçlamaktadır. Teorik çerçevesi bağlamında yeni medya açısından demokrasi kavramı ve geleneksel medya ile farklılıkları incelenmiştir. Ayrıca, siyasal süreçler bağlamında, dijital aktivizm ve dijital medyanın rolüne dair mevcut olan teorik yaklaşımlar farklı görüşler ile beraber araştırılmıştır. Çalışma temel olarak 1990'lı yıllarda Orta doğu bölgesinin İnternet'e ilk bağlantısından günümüze kadar olan süreci kapsamaktadır ve bu süreçte yeni medya açısından iki önemli örnek olay ele alınmaktadır. Birinci örnek 2009 İran cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonraki izlenen İran Yeşil Hareketi olarak bilinen büyük kapsamlı protestolar sürecidir. İkinci örnek 2010-2012 yıllar arasında meydana gelen Arap Baharı olarak adlandırılan büyük ölçekli protesto dalgasıdır ve odak noktası ise Tunus ve Mısır gelişmeleridir. Her iki süreçte de dijital medyanın önemli bir rol oynadığı herkesçe kabul edilmiştir, fakat çelişkili görüşler de mevcuttur. Bu tez çalışmasında - İran Yeşil Hareketi ve Arap Baharı örnek olayları bağlamında Ortadoğu'nun siyasal ve sosyal hayatına dijital medya nasıl etki etmektedir? - sorusu merkeze alınmıştır.

Arap BaharıDevrimlerMısır+7
Nıno Tsıntsadze
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi (Fetih) içerisindeki iç rekabet dinamiklerinin örgütün siyasi rolüne etkisi 2004-2017

Fetih hareketi, Filistin halkının siyasi tarihinde etkili ve önemli rol oynayan en önemli Filistin siyasi partilerinden biridir. Fetih'in kuruluşundan bu yana en önemli siyasi özelliklerinden biri, iktidar merkezleri arasındaki iç rekabettir. İç rekabeti beslemeye katkıda bulunan faktörler iki ana bölüme ayrılabilir: Bunlardan ilki, Arap devletlerinin Fetih içinde bu ülkelere sadık olan destek grupları ve unsurları aracılığıyla Fetih'i etkileyerek Filistin ulusal hareketini kontrol etme arzusu gibi dışsaldır. İkinci faktör içseldir ve Fetih hareketi ve siyasi gelişimi ile ilgilidir. Hareket, Fetih'ten önce var olan ve farklı ideoloji ve örgütlenme ve çalışma yöntemlerini benimseyen bir dizi Filistin grubunun birleşmesi sonucu kuruldu. Bu, hareket içindeki iç rekabetin güçlenmesine katkıda bulunmuştur. Fetih hareketindeki zayıf örgütsel yapısı da bu gruplar arasındaki rekabeti daha da artırdı ve Fetih'teki iç rekabet üç temel aşamadan geçti: ilk aşama Fetih'in kurulmasından 1993'te Oslo anlaşmasının imzalanmasına kadar, ikinci aşama, Oslo anlaşmasının imzalanması ve 1993'te Filistin Otoritesinin kurulmasıyla 2004'te Yasser Arafat'ın ölümüne kadar, üçüncü aşama ise Yaser Arafat'ın ölümünden (2004), Fetih hareketinin 7. konferansına (2017) kadar. Bu aşamaya Cumhurbaşkanı Mahmud Abbas ve Muhammed Dahlan arasındaki yoğun rekabet damgasını vurdu. Bu çalışma, Fetih hareketindeki iç rekabetin doğasını ve onu etkileyen faktörleri, üç bölüm şeklinde ele almaktadır. Ilk bölüm Fetih hareketinin siyasi rolü kavramını ele alırken, ikinci bölüm Fetih hareketindeki iç rekabetini, üçüncü bölüm ise iç rekabetin Fetih'in (2004-2017) siyasi rolü üzerindeki etkisini ele almaktadır. Çalışma birkaç sonuçla ortaya çıktı, en önemlisi, Fetih hareketi içindeki siyasi rekabetin, siyasi performansı üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu ve bunun çeşitli siyasi haklarda görülebileceğidir.

Mamoun Y.m. Abujarad
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

AK Parti döneminde Türkiye'nin Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri politikaları

2002 yılından itibaren Türkiye ile Körfez ülkeleri arasındaki ilişkiler Türk dış politikasının ana gündem maddelerinden biri olmuştur. Arap İsyanları sürecinin başlamasıyla birlikte bölge ülkelerinin Türkiye'nin Ortadoğu politikasına yönelik yaklaşımları farklılık arz etmiştir. Bu farklılığı Körfez ülkeleri arasında da görmek mümkündür. Bu bağlamda Ankara'nın Doha ve Abu Dabi ile ikili ilişkilerini karşılaştırmalı olarak ele almak önem arz etmektedir. Dolayısıyla bu tez çalışmasında AK Parti döneminde Türkiye'nin Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri politikaları ele alınmıştır. Tezin odaklandığı ana soru ise neden Türkiye ile Katar arasındaki ikili ilişkiler stratejik iş birliği düzeyinde gelişirken Türkiye ile Birleşik Arap Emirlikleri arasında ikili ilişkilerde gerilim meydana geldiği üzerindedir. Türkiye'nin Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri politikaları incelenirken bazı parametreler ön plana çıkmıştır. Bu parametreler: ekonomi, ideoloji ve uluslararası sistemdir. Bu çerçevede Türkiye'nin Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri ile ikili ilişkilerinde hangi parametrenin asıl belirleyici olduğu ele alınmıştır. Bununla birlikte tez çalışmasında nedensellik ilişkisini analiz etmek için süreç takibi yöntemi kullanılmıştır. Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri aynı yapısal özelliklere sahip iki Körfez ülkesi olması sebebiyle Türkiye'nin dış politika davranışlarının gözlemlenebildiği en ideal örnekler olduğu söylenebilir. Sonuç olarak, 2002-2018 arasında AK Parti döneminde Türkiye'nin Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri politikalarında ekonomi ve ideoloji faktörlerinin önemi bulunmasına rağmen asıl belirleyici olanın uluslararası sistem olduğu iddia edilmiştir.

Birleşik Arap EmirlikleriEkonomiKatar+7
Abdullah Erboğa
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

1948 Arap-İsrail savaşı: Tarafların askeri gücü üzerine bir araştırma

Bu çalışmada İsrail'in kurulmasını sağlayan faktörler in açıklanarak, Arap ülkelerinin askeri gücünün oluşumu ve 1948 Arap İsrail Savaşına etkilerini açıklamak amaçlanmıştır. Amaca uygun şekilde, çalışma üç ana bölümde hazırlanmıştır. İlk bölümde tarih içerisinde Filistin'e gerçekleştirilen Yahudi göçlerinden bahsedilerek, siyonizm ve siyonist hareketin doğuşu açıklanmıştır. Ardından Filistin'de İngiliz manda yönetiminin önünü açan 1917 yılındaki İngiltere Dışişleri bakanı Arthur James Balfour'un Deklerasyonu'na yer verilerek, deklerasyona karşı Filistinlilerin verdiği tepkiler ve 1922-1939 yılları arasında Filisnt İngiliz manda yönetimi uygulamaları ve bu dönemde yaşanan olaylara açıklık getirilmiştir. Ayrıca bu bölümde Filistin'de kurulan direniş örgütlerinden bahsedilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde 1936 yılında gerçekleşen İngiliz manda yönetimine karşı Filistin-Arap ayaklanmasına ve II. Dünya Savaşı sürecinde Filistin sorununa dünya ülkelerinin bakışına yer verilmiştir. Ayrıca bu süreçte kurulan Yahudi çeteleri ve faaliyetlerinden bahsedilmiştir. Çalışmanın üçüncü ve son planında İsrail Devleti'nin kurulmasının resmi olarak önünü açan 1947 yılındaki İngiliz taksim planından bahsedilerek İsrail Devleti'nin kuruluşu açıklanmıştır. İsrail Devleti'nin kuruluşunun ardından İsrail ile Araplar arasında yaşanan 1948 Birinci Arap-İsrail Savaşı neden ve sonuçları ile yeralmıştır. Sonuç olarak Arap Kudüs Büyük Müftüsü (Arap Filistinlilerin dini lideri) liderliğindeki Filistinliler ve Mısır, Irak, Ürdün, Lübnan, Suudi Arabistan güçlerinden oluşan Arap ülkelerinin askeri güçleri; yeni kurulan İsrail Devleti'ne karşı, aralarındaki siyasi rekabet, birlikte hareket edememe , tutarsızlık vb. nedenlerden dolayı başarı gösterememişlerdir. İsrail savaşı kazanmış ve hatta topraklarını genişletmiştir. Filistin'de savaştan sonra neredeyse hiç toprak kalmamıştır. Yaklaşık yarım milyon Filistinli korkudan kaçmış veya savaş sırasında İsrail tarafından ele geçirilen topraklardan çıkmaya zorlanmıştır.

Arap devletleriArap-İsrail savaşlarıFilistin+6
Sonıa Sultanzada
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

A role theory analysis of Bolivia-Turkey relations: Examining bilateral relations in the context of Turkey`s Latin America policy and Bolivia`s Middle East policy

Even if the origins of Bolivia and Turkey diplomatic relations can be traced to the 1950`s major advances took place just in the last few years. In 2018 Turkey opened its Embassy in La Paz and one year later Bolivia`s President Evo Morales visited Ankara and met with President Erdogan. It was the first time in the history of both countries that a meeting at the presidential level took place. The objective of the thesis is to analyze the development of this relation within the broader picture of Bolivia`s foreign policy towards the Middle East and Turkey`s foreign policy towards Latin America. More specifically, the thesis will examine Bolivia and Turkey own national role conceptions, their role in each other regions, their role expectations (perceptions) and enacted roles towards each other. In order to do that, apart from the bibliographic consultation –which is scarce-, interviews were made to the main diplomatic representatives involved in the development of the relation. Also, as a way of measuring the perceptions Bolivia has about Turkey and vice versa, questionnaires were handled to young people in both countries. Finally, speeches of Bolivia`s President Morales and Turkey`s President Ergdoan about the subject were analyzed. The research found which enacted roles by Bolivia and Turkey is compatible/incompatible and how the enactment of more specific roles, from the part of Bolivia, can be beneficial for the relation. Also perceptions/misperceptions about both countries were identified. Finally, suggestions were given about how Bolivia`s foreign policy towards the Middle East in general and Turkey in specific can improve. In the case of the bilateral relation with Turkey, opportunities in the areas of trade, tourism, culture, academics, connectivity and solutions for the drug trafficking problem were identified.

BoliviaCultural diplomacyLatin American countries+6
Alvaro Montenegro
Sakarya University · Ortadoğu Enstitüsü
2021
00