Sakarya University
Anabilim Dalı

Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı

Sakarya University

1.934

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Sömürgecilikten iç savaşa Cezayir'de devlet inşası ve İslamcılık

Cezayir'de 2019'da Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika'nın istifasına neden olan barışçıl eylemlerde İslamcı hareketlerin geri planda kalışı, 1990'lar boyunca süren iç savaşın bir sonucu olarak yorumlanmaktadır. İslamcı gruplar ve devlet güçleri arasında gerçekleşen iç savaşı ele alan çalışmalar, radikalizmi doğrudan İslam'ın bir sonucu kabul eden kültüralist yaklaşım ile siyasi aktörler arası ilişkilere odaklanan kısa-vadeli yaklaşım arasında çeşitlilik göstermektedir. Bu çalışmada İslamcılık, jeokültürdeki dönüşümlere paralel olarak sırasıyla rasyonalist, devletçi ve kimliğe dayalı bir nitelik kazanan bir çevre ideolojisi olarak ele alınmıştır. Bu çerçeve ile İslamcılığın yükselişini sağlayan sistemik etkenler göz önünde bulundurulurken, Cezayir'i benzerlerinden ayıran yerel koşullar bütüncül bir tarih anlayışı ile değerlendirilmektedir. Cezayir siyasetindeki süreklilik ve kırılmalar İslam, sosyalizm ve Arap milliyetçiliği kavramlarının izi sürülerek tespit edilmekte ve Fransa'nın Cezayir'de izlediği yerleşimci sömürgeci politikasının yarattığı ikili toplumun, rantçı devlet tarafından sürdürüldüğü, bu durumun iç savaşı doğuran koşulları yarattığı savunulmaktadır.

Tuğba Yürük Ekşioğlu
Ankara University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2016 ABD seçimlerinde Donald Trump'ın adaylık süreci üzerinden siyasal pazarlama uygulamalarının incelenmesi

Seçimler, demokrasinin mihenk taşı olup, halkların kendi liderlerini seçmeleri ve onları sorumlu tutmaları için bir araç olarak hizmet etmiştir. Dünyanın gelişimi ve değişimi, siyaset sahnesinde de kendini göstermiştir. İletişimin hız kazanması ve bilgiye ulaşımın kolaylaşması, seçmen davranışlarında değişikliklere yol açmıştır. Bu aşamada, seçmen davranışlarını yönlendirmek ve yankı uyandıran ikna edici bir siyasi anlatı oluşturmak için politik pazarlama sahneye çıkmıştır. Politik pazarlama disiplini, pazarlama öğelerinin politikaya uyarlanmasıyla literatüre dahil olmuştur. Sanayi Devrimi sonrası üretim gücünün artması ve küreselleşme ile ürün çeşitliliğinin artması, pazarlama kavramının önemini arttırmıştır. Markalar, yoğun rekabet ortamında kendilerini konumlandırarak ve tüketicilerin algılarına göre hareket ederek piyasada etkin olmayı amaçlamaktadır. Ürünler için geçerli olan bu süreç, siyasi mecrada da benzer şekilde yer bulmaktadır. Seçmenlerin zihinlerine erişip oy verme davranışlarını etkilemek için partiler ve siyasi figürler marka konumlandırması yapmalıdır. Bu sürecin sağlıklı işlemesi için siyasi figürlerin hedef kitlenin analizini yapması gerekir. Seçmenin ihtiyaçlarının belirlenmesi, siyasi tutumlarının analizi ve mevcut olaylara verdikleri tepkilerin iyi analiz edilerek rakiplerden farklılaşması önemlidir. Bu çalışma, 2016 ABD seçimlerinde Donald Trump'ın adaylık süreci üzerinden siyasal pazarlama uygulamaları ve Trump'ın kendini yeni bir siyasi marka olarak konumlandırması ve söylemleri incelenmiştir. Trump, rakiplerinden ve kendi partisinden ayrışan bir söylemle ortaya çıkmış, "Make America Great Again" sloganıyla net bir vurgu yaparak siyasi sahnede kendine yer bulmuştur. Mülteciler, yeni iş kollarının oluşturulması ve ABD'nin dünya polisi olma rolünü eleştirerek kendi marka algısını oluşturmuştur. Ekonomik olarak güçlenmek isteyen ve göçmen akışından etkilenen işçi sınıfı ve orta sınıfı hedef kitlesi olarak belirlemiştir. Bu hedef kitleye uygun etkili söylemler geliştirerek korumacı politikalarla yerli üretimi desteklemiş ve taraftar toplamıştır. Seçim çalışmalarında mevcut statükoya meydan okuyan söylemlerle ABD siyasi sahnesine yeni bir soluk getirmiştir. Çalışmada Donald Trump'ın kampanya döneminde politik pazarlama araçlarını nasıl kullandığı ve bu yolla seçim sonuçlarını nasıl etkilediği sorularının cevabı aranmıştır. Çalışma, Trump'ın seçim sürecindeki söylemlerini siyasal pazarlama stratejileri bağlamında analiz ederek, bu stratejilerin seçim sonuçlarına olan etkisini değerlendirmektedir. Nitel araştırma yöntemi olarak söylem analizi kullanılmış ve salıncak eyaletlerdeki miting konuşmaları Voyant Tools aracılığıyla analiz edilmiştir. Bu çalışma, Trump'ın popülist söylemleri ile nasıl başarılı bir kampanya yürüttüğünü ortaya koyarak, literatüre yeni bir katkı sunmayı hedeflemektedir.

Oğuz Hasan Sönmez
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

2000'li yıllarda küresel iklim değişikliği sorununa çözüm arayışlarında Birleşmiş Milletler

Geçmişi bin yıllar öncesine dayanan küresel iklim değişikliği sorunu küresel bir sorun olarak kabul edilmektedir. Yüzyıllar içerisinde atmosferde mevcut sera gazlarının yoğunluğunun artması sonucu iklim değişikliği sorunu ile insanlık karşı karşıya kalmış, mevcut sorunun engellenmesi adına bazı tedbirlerin hayata geçirilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Konu tarihsel bağlamda ele alındığında iklim değişikliği sorununun literatürde Endüstri Devrimi ile başladığı kabul edilmektedir. Sorun 19.yy son döneminden itibaren bilimsel olarak ele alınmaya başlanmış, özellikle II. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan teknolojik gelişmeler sebebiyle bilimsel incelemeler artmıştır. 1970'li yıllardan itibaren Birleşmiş Milletler öncülüğünde konferanslar yapılarak çevre ve çevre felaketleri konularına dikkat çekilmiş, 1980'li yıllardan itibaren konu spesifik olarak iklim değişikliği şeklinde ele alınmaya başlanmıştır. İlk defa 1988 yılında BM Genel Kurulunda iklim değişikliğine ilişkin karar alınmış ve küresel seviyede iklim değişikliği ile mücadeleye başlanmıştır. BM nezdinde iklim değişikliği ile mücadelede Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması gibi önemli anlaşmalar kabul edilmiş ve süreç bu anlaşmalar üzerinden yürütülmüştür. Çalışmada, BM nezdinde oluşturulmuş olan iklim değişikliği rejimi incelenmiş, oluşturulan rejim bağlamında her yıl düzenli olarak yapılan COP (BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Taraflar Konferansı) – CMP (Kyoto Protokolü Taraflar Konferansı) – CMA (Paris Anlaşması Taraflar Konferansı) konferanslarında alınan kararlar kronolojik olarak ele alınmıştır. Çalışmada özellikle 2000 yılı ve sonrası BM öncülüğünde iklim değişikliği ile mücadelede ne gibi adımların atıldığı üzerine araştırmalar yapılmıştır. Bunlara ek olarak süreç içerisinde altı adet yayınlanan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporlarına yine detaylı şekilde yer verilmiştir. Son tahlilde BM nezdinde iklim değişikliği konusunda atılan adımların ve elde edilen sonuçların neler olduğu, mevcut başarı ve başarısızlıkların neler olduğu, dünyanın mevcut durumu ve gelecekte insanlığın yaşaması muhtemel gelişmelerin neler olacağı, sorunları aşma adına ne gibi faaliyetlerin yürütüldüğü veya yürütülmesi gerektiği tarafsız bir göz ile değerlendirmeye çalışılmıştır.

Birleşmiş MilletlerIPCCKyoto Protokolü+4
Selçuk Eryılmaz
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye-AB ticaretinde sınırda karbon düzenlemesinin olası etkileri

İklim değişikliğinin etkileri gün geçtikçe daha yoğun bir hal almaktadır. İklim değişikliği hususunda mücadele kapsamında acil önlemler alınması ve güçlü politikalar geliştirilmesi elzemdir. Bu doğrultuda alınacak kararların başında atmosfere salınan karbondioksit salınımları gelmektedir. Paris Anlaşması uygulamaya konulması ile birlikte iklim sisteminde yeni bir süreci beraberinde getirmiştir. Bu sürecin en önemli unsuru ise, "ortak fakat farklılaştırılmış sorumluluklar" gereği sözleşmenin tüm taraflarının salınımlarını hafifletici tedbirler almaları üzerine koşul koymasıdır. AB, bu yöndeki gayretlerinin bir parçası niteliği taşıyan, iklim değişikliği ile mücadelede iklim değişikliği ve çevresel endişeleri küresel ölçekte tüm siyasi yaklaşımların temeline yerleştirdiği "Avrupa Yeşil Mutabakatı" planı kapsamında hedeflediği dönüşümü belirlemiştir. SKDM öncelikli olarak ETS'nin yaratacağı karbon kaçağı riskini önleyebilmek adına geliştirilmiş bir uygulamadır. Bu sayede, karbon yoğun üretimi Avrupa dışına itmek yerine, küresel emisyon düşüşüne katkıda bulunmasını sağlayacaktır. Öte yandan söz konusu bu uygulama AB'nin emisyonları azaltma amacı doğrultusunda ticaret gerçekleştirdiği her ülkenin bu uygulamaya tabi tutulmasının gerekli olması amacını taşımaktadır. Avrupa Komisyonu, karbonun fiyatlandırılmasının iklim yönündeki hedeflerine ulaşma yolunda en etkili yöntem olduğunu belirtmektedir. Genellikle karbon kaçağı olarak adlandırılan, endüstrilerin daha yumuşak politika çerçevelerine sahip ülkelere taşınması kaygısı, iklim politikaları için önemli bir harekete geçirici unsur olmuştur. AB'nin oluşturmuş olduğu "Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması" uygulaması, bahse konu olan karbon kaçağı tehlikesini bertaraf etme amacı gütmesiyle birlikte ithalatı gerçekleştirilen malların karbon emisyon miktarlarına yönelik ek bir mali ücret uygulayarak, atmosfere salmış oldukları karbon emisyonlarını azaltmayı amaçlamaktadır. Çalışmada, Türkiye-AB sınır ticaretinde SKDM uygulamasının meydana getireceği olasılıklar ve etkileri yeşil teori ekseninde ele alınacaktır.

Gamze Güneş
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ekim Devrimi'nden günümüze Rusya'da okutulan ders kitaplarında Rus kimlik inşasının analizi

Louis Althusser'in Devlet İdeolojik Aygıtları (DİA) devletin ideolojik gücünü kullanarak kimlik inşa sürecindeki etkisini anlatmaktadır. Althusser DİA'ları; eğitim, din, kültür, iletişim alanları olarak sıralamıştır. Bu çalışmada Althusser'in DİA içinde en önemli olan eğitim alanı ele alınacaktır. Söz konusu aygıtlarla Ekim Devriminden günümüze Rusya'da okutulan ders kitaplarında Rus kimlik inşasının analizi yapılacaktır. Çalışmada SSCB'de ve Rusya Federasyonu'nda Tarih, Rus dili, Edebiyat ve Coğrafya derslerde okutulan kitaplarda Rus/Sovyet kimlik inşa süreci analiz edilmiştir. Analiz süreci ise kendi içerisinde SSCB dönemi ve Rusya Federasyonu dönemi olarak ikiye ayrılmıştır. SSCB dönemi ile alınırken Sovyet kimlik inşası, Rusya Federasyonu ele alınırken ise Rus kimlik inşası analizi yapılmıştır. Analiz süreci ise kendi içerisinde SSCB dönemi ve Rusya Federasyonu dönemi olarak ikiye ayrılmıştır. Çalışmanın ana sorusu, SSCB dönemi gençlik inşasının Komünizm ve Marksizm ideolojilerinden ne derece etkilendiği ve bağımsızlık sonrası Rusya Federasyonu döneminde de ideolojiden ziyade evrensel bir Rus kimliğinin mi inşa edildiğidir. Bu sorular doğrultusunda araştırmada ağırlıklı olarak ders kitapları incelenmiş ve birincil kaynaklar kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen veriler çalışmanın teorik çerçevesi ile bağlantılı olarak analiz edilip çalışmanın hipotezi doğrulanmıştır.

Sabina Satymova
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Realizm bağlamında Asya pasifik güvenliği ve tehdit algısı: Çin Halk Cumhuriyeti ve Japonya karşılaştırma analizi

Bu tez çalışmasının amacı Realizm kuramı kapsamında, Asya Pasifik bölgesindeki güvenlik ve tehdit algısını Çin Halk Cumhuriyeti ve Japonya örnekleri üzerinden karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Realist kuramın temel varsayımlarından biri uluslararası sistemin anarşik yapısı nedeniyle devletlerin hayatta kalabilmek için güç arayışına yöneldiğidir. Bu bağlamda tez, Realizmin iki ana yaklaşımı olan saldırgan realizm ve savunmacı realizm perspektiflerini analizin merkezine yerleştirmektedir. Saldırgan realizm, devletlerin güvenliklerini güç maksimizasyonu ve bölgesel hakimiyet arayışlarıyla sağlamaya çalıştığını vurgulamaktadır. Çalışmanın hipotezi Çin'in saldırgan realist yöneliminin ve Japonya'nın savunmacı realist stratejilerinin bölgesel güvenlik ikilemlerini derinleştirdiğini, bölge güvenliğinin kırılgan bir yapıda olduğu ve bölgedeki güvenlik ortamının devletlerin algıladıkları ve uygulamaya koyduğu politikalarla şekillendiğidir. Bu tez çalışmasında üç temel soruya cevap aranmaktadır: Çin ve Japonya'nın Asya Pasifik bölgesindeki güvenlik politikaları bölgedeki güç dengesi ve güvenlik ortamı nasıl etkilenmektedir? Realist kuram çerçevesinde Asya Pasifik bölgesi güvenlik ortamı nasıl açıklanabilir? İki devletin güvenlik stratejileri ve tehdit algıları Realizm kuramının öngörüleriyle hangi kapsamda örtüşmektedir, sorularına cevap aranmaktadır. Bu çalışma, Realizmin kuramsal esnekliğinin, farklı devlet davranışlarını açıklamada güçlü bir araç sunduğunu ortaya koymakta ve Asya Pasifik güvenlik mimarisine ilişkin akademik literatüre katkı sağlamaktadır. Bu doğrultuda aktörlerin güvenlik politika beyanları ve uygulamaya konan stratejileri mercek altına alınacak, bölgede yaşanan güç mücadelesi anlamlandırılmaya çalışılacak ve bu aktörlerin askeri güvenlik ile ilgili tehdit algıları realizm teorisi ekseninde analiz edilecektir.

Asya Pasifik bölgesiGüvenlikJaponya+2
Aslıhan Genç Yorulmaz
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Adalet ve Kalkınma Partisi dönemi Türkiye'nin göç politikası ve güvenlikleştirme yaklaşımı üzerine söylem analizi (2002-2022)

2011 yılında başlayan Suriye iç savaşı ile birlikte çok sayıda Suriyeli göçmen, Türkiye'ye sığınmak zorunda kalmıştır. Bu göç dalgası karşısında sayıları gittikçe artan Suriyeli göçmenler, savaşın ilk yıllarında Türkiye tarafından misafir olarak kabul edilmiş ve 2016 yılına kadar hükümet, açık kapı politikası uygulayarak Suriyeli göçmenleri kabul etmiştir. Ancak bu politika ile birlikte, dünyanın en büyük sığınmacı ve göçmene kitlesine sahip ola Türkiye'de, göç; ciddi bir güvenlik tehdidi haline gelmiştir. Dolayısıyla ülke içerisinde sayıları gittikçe artan sığınmacı ve göçmen kitlesi zamanla toplum içinde sorun teşkil etmeye başlamış ve a ortaya çıkan sosyal, ekonomik ve güvenlik sorunları nedeni ile hükümet, açık kapı politikasından vazgeçmek zorunda kalmıştır. Bu çalışmada Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) döneminde Türkiye'nin göç politikasında etkili olan siyasi liderlerin göç ve güvenlik ilişkisi çerçevesinde göçün güvenlikleştirmesine ilişkin söylemleri ele alınmaktadır. Çalışmada güvenlikleştirici aktör olarak dönemin göç politikalarının belirlenmesinde etki olan dört siyasi lider seçilerek ve bu liderlerin konuşmaları ele alınmaktadır. Veri toplama yöntemi olarak doküman analizi kullanılmaktadır. Konuşmalar kamu kurumlarına ait resmi internet sayfalarının konuşma bölümlerinden, internet haber siteleri ve gazetelerden temin edilmiştir. Konuşmalar, belli kodlara ayrılarak söylem analizi yönetimi ile analiz edilmektedir.

Serkan Güler
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Avrupa Birliği'nin enerji sorunu: Önlenemeyen bağımlılık

Avrupa Birliği (AB), dünyanın en önemli siyasi ve iktisadi yapılarından biri olarak enerji ihtiyacını karşılama konusunda büyük oranda dış kaynaklara bağımlı bir yapı içerisindedir. Bu bağımlılık, özellikle Rusya ile olan ilişkileri çerçevesinde hem mali hem de jeopolitik ve güvenlik bağlamlarında kırılganlıklar oluşturmaktadır. Bu çalışma, AB'nin enerji bağımlılığını azaltmaya yönelik politika girişimlerini, bu süreçteki gerek yapısal gerekse siyasi sorunları ve Rusya'nın enerjiyi bir dış politika aracı olarak kullanmasının AB stratejilerine etkilerini incelemektedir. Çalışma, enerji ilişkilerini yalnızca arz-talep dengesiyle incelememiş; bağımlılık, karşılıklı bağımlılık ve asimetrik bağımlılık kuramları bağlamında AB-Rusya enerji dinamiklerini çok boyutlu bir bakış açısıyla analiz etmektedir. 2000'li yıllardan itibaren AB, yenilenebilir enerji yatırımlarını artırma, enerji tedarik kaynaklarını çeşitlendirme ve enerji verimliliğini iyileştirme gibi stratejiler hamleler geliştirmektedir. Ancak üye devletlerin farklı ulusal çıkarları, enerji altyapılarındaki uyumsuzluklar, fosil temelli yakıtlara bağımlı halihazırdaki sistemin yüksek maliyetli dönüşümü ve yenilenebilir enerji teknolojilerinin yüksek yatırım gereksinimleri, bu stratejilerin kısa vadede etkili olmasını mümkün kılmamaktadır. 2006, 2009 ve 2014 Ukrayna gaz krizleri ile 2022 Ukrayna Savaşı, AB'nin Rusya'ya bağımlılığının yarattığı politik ve mali riskleri açıkça göstermiş; AB'yi LNG ithalatı ve Norveç, Azerbaycan, ABD gibi alternatif tedarikçilerle enerji ticaretine zorlamıştır. Ancak bu adımlar bağımlılığı ortadan kaldırmak yerine, bağımlılığı farklı coğrafyalara yayarak çeşitlendirmiştir. Sonuç olarak, AB enerjide tam bağımsızlığa erişmek yerine daha dağınık ve yönetilebilir bir bağımlılık modeli üretme çabası içerisindedir. Yenilenebilir enerjiye geçiş, enerji altyapısının bir araya getirilmesi ve yeni tedarik kanallarının kurulması uzun vadeli çözümler yaratırken; siyasi irade, üye ülkeler arası koordinasyon ve ulus üstü yaptırım mekanizmaları kurulmadan bu hedeflerin hayata geçirilmesi güç görünmektedir. Bu bağlamda tez, AB'nin enerji politikalarının yalnızca teknik değil jeopolitik, kurumsal ve stratejik boyutlarıyla ele alınması gerektiğini savunarak literatüre ve politika yapıcılara eleştirel bir çerçeve sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, enerji politikaları, enerji bağımlılığı, Rusya, karşılıklı bağımlılık

Olgun Ukşal
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

21. yüzyıl uzay politikaları ve çalışmalarında özel sektör ve girişimciliğin önemi: ABD örneği

Bu çalışmada, giriş başlığı ve üç ana başlık ile toplam dört bölümde uzay çalışmalarının kapsamlı bir analizi sunulmaktadır. çalışmanın giriş kısmı, Soğuk Savaş'a kadar olan uzay çalışmalarının tarihsel arka planını ele almaktadır. Bu bölüm, antik çağlardan 20. yüzyılın ortalarına kadar olan dönemde astronomik gözlemler ve teknolojik ilerlemelerin evrimini incelemektedir. Erken dönem roket denemeleri, öncü bilim insanlarının katkıları ve uluslararası işbirlikleri vurgulanarak, bu çabaların gelecekteki uzay keşiflerine nasıl zemin hazırladığı gösterilmektedir. Birinci bölüm, Soğuk Savaş döneminde Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyetler Birliği arasındaki yoğun uzay yarışına odaklanmaktadır. Sputnik'in fırlatılması ve Ay'a iniş gibi önemli kilometre taşları, bu rekabetin yol açtığı hızlı ilerlemeleri göstermek için incelenmektedir. Ayrıca, Soğuk Savaş sonrası dönemde diğer ülkelerin uzay faaliyetlerine katılımı, Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Japonya, Çin ve Hindistan'ın rollerini de içermektedir. Bu bölüm, ulusal güvenlik, prestij ve teknolojik üstünlüğün uzay keşiflerinin seyrini nasıl etkilediğini vurgulamaktadır. İkinci bölümde, uzay çalışmalarının hukuki ve politik boyutları analiz edilmektedir. Bu bölüm, özellikle 1967 Dış Uzay Anlaşması ve sonrasındaki anlaşmalara odaklanarak, uzay faaliyetlerini düzenleyen uluslararası antlaşmalar ve yasal çerçeveleri kapsamaktadır. Egemenlik hakları, uzay kaynaklarının kullanımı ve uzay çöpü yönetimi gibi konular, uzayın barışçıl ve işbirliğine dayalı kullanımını yönlendiren ilkeleri ve zorlukları ortaya koymaktadır. Son bölümde, uzay çalışmalarında özel sektör faaliyetlerinin artan önemi ele alınmaktadır. SpaceX, Blue Origin ve Virgin Galactic gibi şirketler, uzay turizmi, maliyet etkin fırlatma hizmetleri ve Mars kolonizasyonu gibi yeniliklerle bu alanda devrim yaratmaktadır. Bu bölüm, özel sektörün dinamizmi ve esnekliğinin etkisini değerlendirerek, bunun uzay keşfinde yeni bir çağın habercisi olduğunu öne sürmektedir. Ayrıca, kamu-özel sektör işbirliklerinin potansiyeli ve özel sektörün uzayda karşılaştığı düzenleyici ve etik zorluklar da tartışılmaktadır. Özetleyecek olursak, bu çalışma uzay çalışmalarının tarihsel, politik, hukuki ve ekonomik boyutlarını bir araya getirerek, bu alandaki gelişmeleri geniş bir perspektiften değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın esas odak noktası ise gelecekteki uzay girişimlerinin çerçevesini çizmek ve insan faaliyetlerinin uzaydaki seyrini şekillendiren mevcut ve ortaya çıkan eğilimleri değerlendirmek olacaktır. Anahtar Kelimeler: Uzay Çalışmaları, Uzay Politikaları, Özel Sektör Uzay Faaliyetleri, Uzay Hukuku, Uluslararası İlişkiler

Burak Karakulak
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Batı Trakyada bir dernek: Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği

Batı Trakya'da Bir Dernek: Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği'ni konu alan bu çalışmanın temel amacı bu derneğin hangi şartlar altında nasıl bir sosyolojik ortamda ortaya çıktığı, başlangıçtaki durumu ve geçen süreçte nasıl gelişme gösterdiğini incelemektir. Azınlık ve insan haklarına karşı gelişen hassasiyetlerin yaşandığı bu dönemde, Batı Trakya Müslüman Türk azınlığının durumuna daha fazla yoğunlaşılmıştır. Mevcut şartlar altında kurulmuş olan, günümüzde faaliyetini sürdüren, Yunan Makamları tarafından tanınmış tek resmi azınlık STK'sı olan, Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği (BTAYTD)'nin faaliyetleri incelenmiştir. Yunanistan, Batı Trakya'da yalnızca Müslüman bir azınlığın bulunduğunu, Müslüman azınlığın da Yunan ırkına mensup olduğunu ileri sürmektedir. 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilanıyla, Yunanistan devlet yönetimlerinde "Türk" ifadesine karşı bir duyarlılık ve hassasiyet gelişmiştir. Bu yaşananlara bir dahiliyeti olmayan azınlık bir şekilde bedel ödemekle yüz yüze kalmıştır. Bu duruma karşı mücadelede; BTAYTD, kurulmasına neden ihtiyaç duyulmuştur? BTAYTD, Batı Trakya Türk azınlığın etnik kimliğinin, dini inancının, ana dilinin, kültürünün ve maddi manevi değerlerinin muhafazası, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılması hususlarında nasıl bir rol oynamıştır? "Türk" azınlığın en temel insan haklarının yanı sıra uluslararası hukuk yoluyla teminat altına alınmış olan azınlık haklarını kullanabilmeleri için üstlendikleri sorumluluk, çalışma ve faaliyetler nelerdir? Sorularına cevaplar aranmıştır. Azınlık için verilen toplumsal mücadeleye ışık tutmak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Batı Trakya, Dernekler, Türk Yunan İlişkileri

AzınlıklarBatı Trakya
Kudret Yazıcı
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Balkanlar'da insan hakları ihlallerinin uluslararası güvenlik ve uluslararası hukuka yansımaları

Güvenlik ile insan hakları, demokratikleşme süreçlerinin başında yer almaktadır. Günümüz toplumunda insan hakları, modern devletlerin varlıklarının meşruluk kazanması bakımından önem teşkil etmektedir. Soğuk Savaş sonrası ayrı bir önem kazanan insan hakları, farklı disiplinlerle incelendiğinde daha anlaşılır hale gelmektedir. Güvenlik de insan hakları kavramının gelişim sürecinin yorumlanmasında önem teşkil eder. Soğuk Savaş sonrası birey merkezli bir anlayışın gelişmesi, ortaya atılan görüş ve antlaşmaların başarısızlığı, devlet ve uluslararası aktörleri bu alanda daha fazla çalışma yapmasına sevk etmiştir. Tüm bu süreçlerin gelişimi de ne yazık ki ciddi insan hakları ihlallerinin, soykırımların, savaşların ve ağır insani dramların yaşanması sonucunda meydana gelebilmiştir. Birleşmiş Milletler'in kurulmasıyla yeni bir dönem başlamış, insan haklarına dair çalışmalar uluslararası antlaşmalarda yer almaya başlamıştır. Fakat oluşturulan antlaşmanın büyük güçlerin çıkar çatışmasına üstün gelememesiyle, eleştiriler ve bir takım yeni yorumlar da beraberinde gelmiştir. Balkanlar'da gerçekleşen insan hakları ihlalleri ve insani dram olayları doğrultusunda BM'nin görev tanımı değişerek kuvvet kullanma ve güvenli bölge uygulaması açısından güvenlik ve uluslararası hukukun şekillenmesinde yeni bir dönem başlamıştır.

Esra Rada
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

ABD'nin Afganistan'a müdahalesi(2001-2021)

11 Eylül saldırılarından sonra dünyada güvenlik algısı değişmiş, terör örgütleri uluslararası sahada güvenlik tehdidi haline gelirken asimetrik savaş başlamıştı. ABD Başkanı Bush, "ya bizden olacaksınız ya da teröristlerden yana" ifadesi ile soğuk savaş sonrası yeni bir düşman tanımı yaparak NATO-Sovyet kutuplaşmasının ötesinde yeni bir dönem başlatmıştı. Afganistan'a müdahalesi ile Taliban hükûmetinin devrilmesine rağmen 20 yıl savaş devam etmiş, 2017'de ABD Başkanı Trump'ın çekilme kararı alması ve 2021'de ABD Başkanı Biden'ın çekilmeyi tamamlamasıyla ABD askeri varlığı sonlandırılmıştır. Bundan sonra Afganistan'da Taliban hükûmeti ile yeni bir döneme girilmiştir. Ancak ABD'nin 2001 yılında Afganistan müdahale gerekçelerini ve söylemlerini 2021'de de devam ettirmesiyle birlikte ABD, hegemonyasını siyasi ve ekonomik araçlar ile bölgede ve dünyada hissettirmeye devam etmektedir. Çekilme sonrası oluşan güvenlik sorunu bölgesel ve küresel bir problem haline gelmiştir. Bu sebeple uluslararası kuruluşlar ile bölgesel aktörler, problemin çözümü için gayret sarf etmekte ve uluslararası toplantılar yapmaktadır. Çalışma, ABD'nin Afganistan'a müdahalesini, liberal güvenlik yaklaşımları kapsamında ebedi barış teorisi ile analiz etmekte, ABD hegemonyasının varlığını, Gramsci'nin hegemonya kavramı ile açıklamakta, ABD'nin 20 yılda değişen güvenlik yaklaşımını irdeleyerek çekilmesinin savaşı kaybetmediği aslında Rusya ve Çin gibi güçlü rakiplerine yeni bir güvenlik sorun sahası bıraktığını analiz etmektedir. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde "Tarihsel Açıdan Uluslararası Müdahaleye Giden Süreç" başlığı altında teorik yaklaşım, kavramsal analiz ve Afganistan siyasi yapısı ile 2001'e kadar ABD varlığı açıklanmaktadır. İkinci bölümde "ABD'nin Afganistan'a Müdahalesi ve Süreç Analizi" başlığı altında ABD'nin Afganistan'a müdahalesi ve çekilme kararı almasına kadar hegemonyası analiz edilmektedir. Üçüncü bölümde "ABD'nin Afganistan'dan Çekilme Kararı Alması İle Oluşan Güvenlik Sorunu" başlığı altında ABD'nin Afganistan'daki askeri varlığını sonlandırması, çekilme sonrası oluşan güvenlik sorunları ve uluslararası çözüm arayışları irdelenmektedir.

Özenç Bacaksız
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

ABD'nin nükleer duruş incelemesi raporları bağlamında nükleer silahların rolü ve nükleer silahsızlanma girişimleri

Nükleer enerjinin keşfi dünya tarihinde çığır açan en önemli gelişmelerden biri olarak kabul edilmiştir. Atomun parçalanmasıyla elde edilen bu enerji çeşidi, aynı zamanda yeni bir çağ olarak görülen nükleer çağı da başlatmıştır. Uluslararası sistemdeki devletler politikalarını her zaman güvenliklerini, amaçlarını ve çıkarlarını sağlamak doğrultusunda uygulamaya koymuşlardır. Devletler, atom enerjisinin ortaya çıkışıyla, bu enerjiyi barışçıl amaçlarla kullanma adı altında, dünyanın en korkunç silahları olan nükleer silahları üretmek istemeleri elbette ki kaçınılmaz olacaktı. Çünkü zarar verebilecek nitelikteki birçok somut varlık güvenliğin sağlanmasındaki en öncül araç olarak görülmektedir. Özellikle, uluslararası ilişkiler gibi anarşik ve dinamik bir yapının içinde yer alan devletler, hem ulusal hem de uluslararası güvenliğin sağlanmasında ölümcül nitelikteki nükleer silahlara caydırıcılık olgusu gibi önemli bir rol atfetmeleri sebebiyle bu silahların varlığı ve etkileri günümüze kadar süregelen önemini korumuştur. ABD, 2. Dünya Savaşı'nı sonlandırmak ve nükleer çağın öncüsü olmak adına, 6 Ağustos ve 9 Ağustos'ta Japonya'nın Hiroşima ve Nagazaki kentleri üzerinde atom bombalarını patlatmış ve bu silahları üreten ve kullanan ilk devlet olmuştur. Yaşanan felaket, yüzbinlerce insan zafiyetine neden olmuş, dünya ilk kez nükleer silahların tüm canlı ve cansız varlığı yok edebilecek korkunç etkileriyle tanışmıştır. Soğuk Savaş döneminde, sıkı iki kutuplu sistem oluşmuş ve nükleer silahlanma girişimleri hız kazanarak, ABD'nin sahip olduğu tek nükleer güç olma tekeli kırılmıştır. Devletler, nükleer silahlara yönelip, nükleerleşme arzusuna girmişlerdir. Dolayısıyla, nükleer silahlanmada yaşanan artış ciddi boyutlara ulaşmıştır. Bunun en temel sebebi olarak ise, yadsınamaz ki devletlerin ulusal güvenlik endişeleri olmuştur. Nükleer güç olma rekabeti, yaygınlık gösterdikçe uluslararası konjonktürde güvenlik olgusunun boyutunu değiştirmiş ve sistemin en önemli sorunu haline gelmiştir. Nükleer silahların yayılmasının yarattığı güvensizlik olgusunun tek çözümü ise silahların kontrolü ve nükleer silahsızlanma girişimlerinin zorunluluğunu kılmıştır. Bu çalışma, Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı tarafından yayımlanan Nükleer Duruş İncelemesi raporları bağlamında, nükleer silahların neler olduğu, bu silahların ABD açısından ne anlam kazandığı, yine, nükleer silahlara ilişkin politika ve stratejilerin belirlenmesi ve ABD'nin çıkar ve kalıcı hedefleri doğrultusunda nükleer silahlara biçilen rolün ne olduğu gibi önemli konuların analizinin yapılmasıyla birlikte, silahların kontrolü ve silahsızlanma girişimlerinin incelenmesine de yer verilecektir.

Uğur Tatlısöz
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası ilişkilerde 11 Eylül sonrası terörizm algısı üzerine ABD propagandasının korku çekiciliği bağlamında incelenmesi

ÖZET Bu tez çalışması, 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD'nin uluslararası ilişkilerde terörizm algısını söylem yoluyla nasıl şekillendirdiğini ve bu doğrultuda yürüttüğü propaganda faaliyetlerini korku çekiciliği bağlamında incelemektedir. Çalışmanın odağını, ABD Başkanı George W. Bush'un dünya kamuoyuna hitap ettiği en önemli platform olan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda gerçekleştirdiği konuşmalar oluşturmaktadır. Birinci ve ikinci bölümlerde propaganda ve terörizm kavramlarının tarihsel gelişimi ve tanımları ele alınmış; üçüncü bölümde ise korku çekiciliği kavramı ile bu kavrama ilişkin başlıca kuramsal modeller —Dürtü Azaltma Modeli, Paralel Yanıt Modeli, Korunma Motivasyonu Teorisi, Genişletilmiş Paralel Süreç Modeli ve Aşama Modeli— incelenmiştir. Ardından, çalışmanın yöntemi olarak benimsenen eleştirel söylem analizi açıklanmış ve Bush'un Birleşmiş Milletler Genel Kurulu konuşmaları bu yöntemle çözümlenmiştir. Bush, söz konusu konuşmalarda "Terörle Savaş" doktrinine diğer devletleri dâhil etmeye çalışırken, Afganistan ve Irak'a yönelik askeri müdahalelere uluslararası meşruiyet kazandırmayı hedeflemiştir. Yapılan analiz sonucunda, Bush'un söyleminde kullanılan korku çekiciliği ögelerinin kısa vadede etkili olduğu; ancak bu söylemin sağlam kuramsal ve etik temellere oturmadığında uzun vadede meşruiyet açısından kırılganlıklar yarattığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Korku Çekiciliği, Propaganda, Eleştirel Söylem Analizi, George W. Bush, Meşruiyet, Terörle Savaş, 11 Eylül, Birleşmiş Milletler, Terörizm, Afganistan ve Irak müdahaleleri, Uluslararası İlişkiler.

Mehmet Berk Deniz
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı bağlamında Türkiye'nin yenilenebilir enerji uyum politikaları

Bu tez çalışması, Türkiye'nin Avrupa Birliği Yeşil Mutabakatı kapsamında yenilenebilir enerjiye dayalı uyum politikasını inceleyerek yapısal, kurumsal, yasal ve finansal engelleri ortaya koymakta; Türkiye'nin 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşması için uygulanabilir bir stratejik yol haritası önermektedir. Çalışma, AB mevzuatının Türkiye'nin iç hukukuna uyumunu; enerji piyasaları, finansman modelleri ve sanayi dönüşümüyle birlikte bütüncül bir çerçevede ele almaktadır. Tezin amacı, Türkiye'nin AB Yeşil Mutabakatı çerçevesinde yenilenebilir enerjiye dayalı uyum politikasını incelemek, yapısal–kurumsal–yasal engelleri tespit etmek ve 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için uygulanabilir bir yol haritası sunmaktır. Çalışma, uluslararası ilişkiler disiplininde Yeşil Teori yaklaşımını esas almakta; Ian Manners'ın Normatif Güç Avrupa ve Chad Damro'nun Piyasa Gücü Avrupa çerçevelerini birlikte değerlendirmektedir. Tezin temel varsayımı, Türkiye'nin uyum başarısının yalnızca teknik ve mevzuat uyumuna değil, aynı zamanda normatif, çok taraflı ve güvenlik boyutunu içeren uluslararası strateji geliştirme kapasitesine bağlı olduğudur. Dört bölümden oluşan bu çalışmada sırasıyla: (i) teorik arka plan, (ii) Avrupa Yeşil Mutabakatı ve Fit for 55 araçları (ETS, CBAM vb.), (iii) Türkiye'nin mevcut durum analizi (kurumsal yapı, politikalar, finansman), (iv) kısa-orta-uzun vadeli politika önerileri sunulmuştur. Bulgular, Türkiye'nin yenilenebilir enerji kapasitesinde önemli ilerleme kaydettiğini; ancak SKDM/CBAM baskısı, şebeke altyapısı yetersizlikleri, enerji depolama eksikliği ve Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi'nin hukuki altyapısındaki gecikmelerin uyumu zorlaştırdığını göstermektedir. Çalışmanın sonucunda, Türkiye'nin Yeşil Mutabakat'ta pasif bir uyumcu değil; yenilenebilir enerji potansiyeli ve jeopolitik avantajları sayesinde bölgesel enerji dönüşümünde öncü bir aktör olabileceği ve bunun siyasi gücünü artırabileceği savunulmaktadır. Uyum başarısının, teknik mevzuatın ötesinde normatif, çok taraflı ve iklim güvenliği odaklı uluslararası strateji geliştirme kapasitesine bağlı olduğu vurgulanmaktadır. Anahtar kelimeler: Avrupa yeşil mutabakatı, normatif güç Avrupa, yeşil teori, yeşil politik ekonomi, iklim değişikliği, iklim güvenliği.

Ayşe Tuğçe Aytaç
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Suriyeli sığınmacı algısı ve Türkiye'de milliyetçilik: Ekşi Sözlük örneği

Bu tezde Ekşi Sözlük'teki Suriyeli sığınmacı algısı ve bunun sebepleri incelenmiştir. Çalışmaya kontrol değişkenlerini tespit etmek için bir literatür taraması ile başlanmış ardından tezin temel argümanlarına geçilmiştir. Bu çalışmanın temel hipotezi sığınmacılara yönelik olumsuz tutumların temel sebebinin Billig'in 'Banal Milliyetçilik' kavramını da kapsayacak şekilde milliyetçilik olduğudur. Hem kolayca fark edilen milliyetçilik yani 'Dalgalanan Milliyetçilik' hem de günlük hayatta kolay fark edilmeyen banal milliyetçilik milliyetçiliğin tespitinde kullanılacaktır. Ayrıca tezde milliyetçilikten olumsuz tutuma giden süreç de Allport'un 'Günah Keçisi' kavramı, Sosyal Kimlik Teorisi ve Young'ın 'Maskülen Koruma Mantığı' kavramı yardımıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Hipotezlerin testi için içerik ve söylem analizi metotları kullanılmıştır. Sonuçların analizi göstermiştir ki sığınmacılara yönelik olumsuz tutumların temel sebebi milliyetçiliktir ve milliyetçilikten olumsuz tutuma giden süreçte sığınmacıları günah keçisi haline getirme, toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin vurgular ve yerleşik halka sahte bir mağduriyet yaratma son derece önemlidir.

AlgıEkşi SözlükMilliyetçilik+3
Melis Zeynep Ünür
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geçmişin görünmez kadınları: Geleneksel kadınların siyasallaşma süreci

Bu çalışmanın temel konusunu 1960'lara kadar devlet için görünmez konumdaki geleneksel kadınların siyasallaşma süreci oluşturmaktadır. Bu yıllarda üniversitelerde başörtüsü yasağına karşı verilen tepkilerle beraber başlayan siyasallaşma sürecinin sebebi araştırılmıştır. Bu siyasallaşma sürecinin temel sebebinin 1950'lerden itibaren yoğun bir şekilde gerçekleşen kırsal bölgelerden kentlere doğru göç olduğu tespit edilmiştir. 1960'lara kadar farklı yerlerde yaşayan kentli kadınlarla geleneksel kadınların göçle beraber ortak bir mekânda buluşması sonucunda siyasallaşma da başlamıştır. İslam'ın siyasallaşmasının da benzer bir şekilde göçün yansıması olarak gerçekleştiği tespit edilmiştir. Ayrıca 1980'lerden itibaren Türkiye'de hâkim bir konuma gelen ahbap-çavuş kapitalizmiyle beraber başörtüsünün ve İslam'ın kamu kaynaklarının dağıtımındaki etkileri de araştırılmış ve son yirmi beş yılda kamu kaynaklarının dağıtımında İslam'ın etkisinin git gide arttığı gözlenmiştir.

Din-siyaset ilişkileriKadınlarKamu kaynaklarının dağıtımı+3
Emre Ünür
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hannah Arendt'in "Haklara sahip olma hakkı" kavramı çerçevesinde Türkiye'deki Suriyelilerin çalışma hakkı

Bu tezin amacı; mültecilik ve çalışma hakkı kavramlarını Hannah Arendt'in "haklara sahip olma hakkı" kavramı çerçevesinde incelemektir. Bir mültecinin, Arendt'in İnsanlık Durumu adlı eserindeki insan tanımında olduğu gibi bir canlılık (vita activa) gösterme ihtimalinin, o mültecinin çalışma hakkına sahip olmasına bağlı olduğu düşünülmektedir. Çalışma hakkına sahip olan mülteciler, kamusal alanda görünür olabileceklerdir. Buradaki asıl soru, bu görünürlüğün ne kadar mümkün olabildiği ve ulus devletlerin buna ne ölçüde izin verdiği üzerine kuruludur. Bu tezde de bu sorudan hareketle mülteciler ve çalışma hakkına sahip olma hakkı arasındaki ilişkinin Türkiye'deki Suriyeliler üzerinden test edilmesi amaçlanmıştır. İlk olarak Hannah Arendt'in vita activa ve haklara sahip olma hakkı kavramlarının teorik arka planı açıklanmıştır. Bir sonraki bölümde ise uluslararası hukukta bu hakkın nasıl düzenlendiği yine Arendtçi bir yaklaşımla incelenmiş ve ulus devletlerdeki uygulama örneklerine bakılmıştır. Son bölümde ise Türkiye'deki hukuki düzenlemeler çerçevesinde mültecilik kavramına ve Suriyeliler özelinde çalışma hakkına odaklanılmıştır. İncelenen hukuki metinler ve uygulama örnekleri göstermiştir ki insan hakları olarak kabul edilen temel haklar aslında ulus devletin yarattığı bir kategori olan vatandaşlık haklarıdır. Kendi ülkelerini terk etmek zorunda kalan mülteciler çoğu zaman sahip oldukları bu hakları da terk etmek zorunda kalmaktadırlar. Anahtar Kelimeler: Haklara Sahip Olma Hakkı, Çalışma hakkı, Mültecilik, Suriyeliler, Türkiye

Arendt, HannahGöçmenlerMülteciler+5
Büşra Efe
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çin'in hegemonik dönüşümü üzerine bir inceleme

Son zamanlarda, uluslararası ilişkiler disiplininin en çok tartışılan konulardan biri Çin'in yükselişidir. Özellikle ekonomik performansı ile ABD'ye rakip olabileceği ile ilgili tartışmalar yapılmaktadır. Bu çalışma Robert W. Cox'un eleştirel teorisi ile Çin'in hegemonik dönüşümü üzerine bir değerlendirme yapmaktadır. Üretim ilişkilerini başlangıç noktası kabul ederek Çin'in yeni bir dünya düzeni kurma ihtimali üzerinde durulmaktadır. Bu amaçla, Mao döneminden günümüze kadar olan süreci üretim ilişkileri, sosyal kuvvetler ve devlet biçimleri açısından ele almakta ve "Çin karşı bir hegemonik hareket yaratabilir mi, yoksa bu gelişmeler bir Amerikan pasif devrim midir?" sorusunun yanıtını aramaktadır. Üzerinde durulan bir diğer nokta, Çin'in ekonomik modelinin ne olduğu ve bunun sürdürülebilirliğidir. Bu çalışma Çin'in ekonomik modelinin neoliberal politikalara dayandığını savunmaktadır. Bu çerçevede, Çin'in neden neoliberal bir ekonomik modeli olduğu, diğer neo-liberal modeli takip eden ülkelerden neden farklı olduğu ve bu modelin sürdürülebilirliği tartışılacaktır.

Eleştirel kuramHegemonyaKapitalizm+2
Begüm Hazal Kurt
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Amerikan ve Rus istihbarat servislerinin kritik dönemeçleri

Bu tezin amacı, Amerikan ve Rus istihbarat servislerinin kurumsallaşmaları sürecinde karşılaştıkları meydan okumalar ile birlikte gelen kritik dönemeçleri ayrıntılı bir şekilde incelemektir. Bu tez, Amerikan ve Rus istihbarat servislerinin yapısal değişimlerinde etkili olan faktörlere odaklanmaktadır. Tezde öncelikle Amerikan ve Rus istihbarat servislerinin tarihine değinilmiş, ardından bu servislerin geçtikleri kritik dönemeçler ve bu kritik dönemeçlere neden olan etkenler ele alınmıştır. Kritik dönemeçlerin kurumsal yapılar üzerindeki etkileri incelendikten sonra, kritik dönemeçler sonrası kurumların yapısal durumları incelenmiştir. Son olarak, günümüzdeki kurumsal yapılar mercek altına alınmış ve son durumları irdelenmiştir. Bu tezde, birincil ve ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Birincil kaynak olarakCIA ve eski istihbarat çalışanlarının belgeleri kullanılmıştır. Gelişmelerin kronolojik bir sıraya sahip olmasının sağladığı kolaylıkla kırılma noktalarının arasındaki neden- sonuç ilişkisi net bir şekilde ortaya koyulmuştur. Kurumların tarihlerine belirtilen kaynaklar vasıtasıyla yaklaşıldığında, istihbarat kurumlarının, ulusal güvenliği sağlama açısından tehdit önceliklerine, uluslararası sisteme ve teknolojiye duyarlı olarak yapısal değişimler yaşadıkları görülmektedir. Bununla birlikte, kurumların yapısal değişimleri ve icra tarzlarında devlet adamlarının yaklaşımlarının etkili olduğu da tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: İstihbarat, Kritik Dönemeçler, İstihbarat Teşkilatları, Soğuk Savaş, Terörizm

Amerika Birleşik DevletleriCIAKGB+4
Cem Tuna Aksu
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Soğuk savaş döneminde Türkiye'deki siyasal İslamcılık hareketinin dış politika söylemlerinin hidayet romanları üzerinden incelenmesi

Türkiye Soğuk Savaş Döneminde, resmi bir politika olarak Batı Bloku ittifakı içinde yer almıştır. Diğer taraftan ülke içindeki siyasi hareketler kendi ilke ve menfaatleri çerçevesinde iki kutuplu uluslararası sisteme dair bir dış politika söylemi geliştirmişlerdir. Önce 1946 sonrası gelişen demokratik siyasi ortam ve ardından 1960 sonrasında genişleyen sivil özgürlükler sebebiyle bu söylemler daha görünür hale gelmişlerdir. İslamcılık, Türkiye'nin en eski ve etkili siyasi hareketlerinden biridir. Batıya karşı tepkisel gelişen ama batı değerlerini eklektik olarak alan İslamcı düşünce Cumhuriyetin ilanı sonrasındaki seküler inkılap süreci ile akademik ve resmi alandan çekilmiştir. Roman edebiyat türleri içinde en siyasal olan türlerden biridir. Bir kurgu bağlamında okura siyasal mesaj vermek hem etkili hem de adli açıdan güvenli bir metottur. 196o sonrasında yazılan hidayet romanları dönemin İslamcılık düşüncesi için birer propaganda ve doktriner eğitim aracıdır. Kitle medyası işlevi gören bu romanlar okuyucuyu İslamcı ideoloji etrafında toplumsallaştırmıştır. Her siyasi propaganda metni gibi hidayet romanlarında da savunduğu ideolojinin dış politika söylemi bulunmaktadır. Bu tezde, "Soğuk Savaş Dönemi Türkiye İslamcılığının dış politika söylemi nasıldır" sorusu, hidayet romanları üzerinden yapılan söylem ve metin incelemesi metodu ile incelenmiştir. Tezin sonunda iki çok satan hidayet romanı; Minyeli Abdullah ve Oğlum Osman romanları geliştireln tez çerçevesinde incelemeye tabi tutulmuştur.

Din-siyaset ilişkileriRomanSoğuk Savaş sonrası+6
Hasan Hilmi Akın
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ulus markalama ve Türkiye'deki ulus markalama girişimleri

Bu tezin amacı ulus markalama kavramını ve Türkiye'nin tanıtım faaliyetlerini ulus markalama kavramı çerçevesinde incelemektir. Tezde ilk olarak ulus markalama literatürü, kavrama yönelik eleştirilere de yer verilerek ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Türkiye vakası ele alınırken, taranan literatüre ek olarak içerik analizi ve yarı yapılandırılmış mülâkat yöntemleri kullanılmıştır. Turkey: Discover the Potential ve Turkey: Home kampanyaları, liderlerin söylemleri, tanıtım videoları, faaliyet raporları ve ilgili kişilerle gerçekleştirilen mülâkat sonuçları alt-başlıklarıyla analiz edilmiştir. Ulus markalama faaliyeti olarak tarihsel bir referans noktası olabileceği düşünüldüğü için 1926 Seyyar Sergi projesi de çalışmaya dahil edilmiştir. Tezde gerçekleştirilen araştırmanın sonucunda, Türkiye'nin mevcut tanıtım faaliyetlerinin, ulus markalama kavramına, 1926'daki Seyyar Sergi projesi kadar dâhi yakın olamadığı ve Türkiye'nin ulus markalamanın tanımına muhalif bir şekilde mevcut koşullarını gerçekçi bir şekilde değerlendiremediği, marka kimliğini belirginleştiremediği ve sahip olduğu olumsuz imajın nedenlerini dış faktörlerde aradığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ulus Markalama, Türkiye, Turkey Discover the Potential, Turkey Home, Seyyar Sergi.

MarkaMarkalamaTürkiye+1
Remziye Öztürk
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Başarılı güvenlikleştirmeden başarısız güvenlik-dışılaştırmaya: 2001-2017 yılları arasında ABD yönetimlerinin İran nükleer programı'na yönelik politikası

Bu tez 2001-2017 yılları arasında ABD Yönetimi'nin İran Nükleer Programı'na yönelik güvenlikleştirme politikasını söylem analizi ve süreç takibi yöntemleriyle kapsamlı şekilde analiz etmeyi hedeflemiştir. Bu amaçla; öncelikle Bush ve Obama başkanlıklarındaki sekizer yıllık dönemlerde İran Nükleer Programı'na yönelik baskın politikanın ne olduğu, ardından güvenlikleştirmenin veya güvenlik-dışılaştırmanın kim tarafından, ne amaçla, hangi koşullar altında, nasıl ve hangi sonuçlarla gerçekleştirildiği sorularına cevap aranmıştır. Kopenhag Okulu'nun ortaya attığı Güvenlikleştirme Teorisi'ni ve bu teoriye sonradan yapılan katkıları dikkate alarak yürütülen analiz sonucunda Bush döneminde güvenlikleştirme hamlesinin iç hedef kitleye yönelik başarılı ve dış hedef kitleye yönelik kısmen başarılı şekilde sonuçlandırıldığı tespit edilmiştir. 2013 yılında hem ABD hem İran tarafında yaşanan önemli değişimler nedeniyle Obama'nın birinci ve ikinci dönemleri ayrı ayrı incelenmiştir. Birinci dönemde Obama Yönetimi'nin Bush Yönetimi'nden devraldığı güvenlikleştirmeyi başarılı şekilde sürdürdüğü ve uluslararası desteğini artırdığı görülmüştür. İkinci dönemde Obama Yönetimi politikasını tersine çevirmiş ve İran'la diplomatik bir çözüme ulaşabilmek için hedef kitlesi ABD Kongresi olan bir güvenlik-dışılaştırma hamlesi başlatmıştır. Varılan nükleer anlaşmaya rağmen ABD Kongresi İran'ı nükleer bir tehdit olarak görmeye devam etmiş ve güvenlik-dışılaştırma hamlesi başarısız olmuştur.

Amerika Birleşik DevletleriGüvenlikleştirmeNükleer güç+6
Şeyda Güney Kayım
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uluslararası hukuku çalışmak ve öğretmek: Türkiye'de erken Cumhuriyet Döneminde uluslararası hukuk eğitimi ve literatürünün analizi (1923-1945)

Bu tezde ilk olarak uluslararası hukuk eğitiminin Türkiye'de erken cumhuriyet döneminde kimler tarafından, ne şekilde, hangi kurumlarda verildiği, Osmanlı İmparatorluğu döneminde verilen uluslararası hukuk eğitimi ile benzerlikleri/ farklılıkları ve imparatorluktan cumhuriyete geçişte uluslararası hukuk eğitiminde devamlılık/değişimlerin neler olduğu sorularına yanıt aranacaktır. Bu çerçevede bu tez Türkiye'de uluslararası hukuk eğitiminin Osmanlı İmparatorluğu'ndan tevarüs eden kurumsal ve kuramsal bazı devamlılıklar gösterdiğini, ancak cumhuriyete geçişle beraber gerek yeni kurumların tesisi veya eski kurumların reformu, gerekse hukuk eğitiminin cumhuriyet ideallerine göre yeniden tasarlanması ile önemli farklılıkların da ortaya çıktığını iddia etmektedir. Bu tezde ikinci olarak Türk uluslararası hukuk akademyasının erken cumhuriyet döneminde hangi konuları tartıştığı, bu konuların Avrupa'daki tartışmaları takip edip etmediği ve uluslararası hukuk literatürünün gelişiminde Türkiye'nin dış politika sorunlarının nasıl bir rol oynadığı sorularına yanıt aranacaktır. Bu dönemde az sayıda özgün uluslararası hukuk tartışması yapılmış olmakla birlikte büyük ölçüde Avrupa'daki literatür takip edilmiş; ancak literatürde ağırlığı Türk dış politikasının birçoğu Lozan Antlaşması ile doğrudan ya da dolaylı olarak alakalı meselelerinin hukuki analizi oluşturmuştur. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Hukuk, Erken Cumhuriyet Dönemi, Hukuk Eğitimi, Türk Dış Politikası, Lozan Antlaşması.

Cumhuriyet DönemiHukuk eğitimiLiteratür taraması+3
Sevgi Tansu Yavuz
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İsrail ve Suriye'nin Golan Tepeleri üzerine geliştirdikleri söylemin eleştirel jeopolitik analizi

Bu tez İsrail ve Suriye arasında 1967'den bu yana çözülememiş bir soruna, Golan Tepeleri meselesine eleştirel jeopolitik kuram aracılığıyla odaklanmaktadır. Eleştirel jeopolitiğin jeopolitik bilgiyi bir söylem olarak ele almasına paralel olarak bu tez İsrail ve Suriye'li karar alıcıların 1967'den günümüze Golan Tepeleri için geliştirdikleri söylemleri analiz etmektedir. Tezin üç temel argümanı vardır. İlk olarak coğrafi bir mekân salt sahip olduğu fiziksel altyapı ile değil, aynı zamanda kendisine atfedilen söylemsel üstyapı ile tanımlanır. Diğer bir deyişle, Golan Tepeleri sadece iki devlet arasında bir sınır çatışmasının geçtiği coğrafi bir alan değil, bu devletlerin idarecilerinin ona atfettiği niteliklerle devletlerin iç ve dış politikalarını etkileyen söylemsel bir inşadır. İkincisi, Golan Tepeleri için geliştirilen jeopolitik söylem zamansal ve mekânsal farklılıklar içermektedir; kronolojik olarak zaman içinde evrildiği gibi, krizin aktörleri tarafından da kimi zaman benzer, kimi zaman farklı anlayışlarla ele alınmaktadır. Üçüncüsü, İsrail ve Suriye'nin Golan Tepeleri'ni algılayışı küresel, bölgesel ve ulusal gelişmeler çerçevesinde değişmiştir; yani iki devlet arasında bir sınır anlaşmazlığı bölgesi olarak tanımlanan Golan Tepeleri aslında devletlerin iç politikaları, komşuları ile olan ilişkileri ve küresel sistemdeki değişikliklere cevapları çerçevesinde sürekli olarak yeniden tanımlanmıştır. Bu tez özellikle İsrail ve Suriyeli karar alıcıların söylemlerini analiz ederek, Golan Tepeleri için geliştirilen söylemlerin evrimini incelemeyi hedeflemektedir.

Eleştirel jeopolitikSuriyeSuriye-Golan+1
Selim Yıldırım
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Birleşmiş Milletler düzeni, terörizm ve yabancı terörist savaşçıların hukuki statüsü

Bu çalışmamızda öncelikle terörizm kavramı temel hatlarıyla ele alınmaktadır. Terörizm, Efesli filozof Heraklitos'un meşhur "her şey değişir, değişmeyen tek şey değişimdir" sözünü doğrularcasına çağlar içerisinde birtakım değişikliklerden geçerek bugünkü halini almış, geldiği noktada ise ulus aşan özelliği bulunan yabancı terörist savaşçı kavramını kendi kapsamından çıkarmıştır. Terörizmi etkisiz kılma adına yürütülecek mücadelede çeşitli yöntemler benimsenebilir. Sınırları aşan ve birden fazla devleti ilgilendiren bir problem söz konusu olduğu için devletlerin birlikte hareket etmeleri gerekmektedir. Bu birlikteliğin tek bir çatı altında yürütülmesi elzemdir ve bu noktada öne çıkan kuruluş ise bütün dünya devletlerini ortak zeminde bir araya getirme özelliğini haiz olan Birleşmiş Milletler'dir. Yabancı terörist savaşçı meselesine yönelik Birleşmiş Milletler'in almış olduğu kararların yanı sıra, devletlerin kendi mevzuatlarında gerçekleştirmiş oldukları değişikliklere de bu çalışmada yer verilmektedir. Tezin amacı, Birleşmiş Milletler'in yabancı terörist savaşçılarla mücadeledeki rolünün ve bu rol yerine getirilirken verilen katkı ve zorlukların incelenmesidir. Anahtar Kelimeler: Terörizm, Yabancı Terörist Savaşçılar, Birleşmiş Milletler, DEAŞ, YPG

Birleşmiş MilletlerHukuki statüIŞİD+6
Işık Orçun Denemeç
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İttifak perspektifinden "Direniş Ekseni" söylemi: Tehdit Dengesi Kuramı ve Suriye iç savaşı

Bu çalışma, 2000'li yıllarda bir söylem ve eylem olarak ortaya çıkan Direniş Ekseni'ne odaklanmaktadır. Amerika ve İsrail karşıtlığında birleşen İran ve bölgesel müttefikleri Suriye, Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad arasındaki ilişkiler her ne kadar 2000'li yıllarda Direniş Ekseni olarak tanımlansa da ilişkilerin kökeni 1979 İslam Devrimi ile İran'da yaşanan köklü değişime uzanmaktadır. Bu bağlam literatürde Direniş Ekseni'nin ağırlıklı olarak ideoloji ve kimlik gibi unsurların bir ürünü olarak tarif edilmesine neden olmaktadır. Oysa Ortadoğu'da yükselen bir dizi tehdidin eksenin kuruluşuna eşlik etmesi, bu oluşumun söylem düzleminde incelenmesi ve ideolojik olarak okunmasının ötesinde ittifak olarak değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığı sorusunu gündeme getirmektedir. Bu bağlamda tez 2000'li yıllarda söylem olarak ortaya çıkan ancak temelleri 1979'dan itibaren atılan Direniş Ekseni olgusunun ittifak olup olmadığını sorgulamaktadır. Tez, Direniş Ekseni'nin kuruluşunda ve güç kazanmasında Stephen Walt'un tehdit dengesi kuramından hareketle toplam güç, coğrafi yakınlık, saldırgan kapasiteler ve saldırgan niyetler gibi unsurların rolünü hem 1979-2010 arası dönemde, hem de 2010'dan günümüze Arap Baharı döneminde Suriye iç savaşı bağlamında irdelemektedir. Tez ayrıca 1979 İslam Devrimi ile devlet kimliğinde yaşanan büyük dönüşümün Devrim öncesi ve sonrasında İran'ın ittifak davranışını nasıl şekillendirdiğini, ideolojik dönüşümün ittifak davranışına nasıl etki ettiğini de sorgulamaktadır. Bu bağlamda tez kalitatif araştırma yöntemlerinden vaka analizi ve söylem analizi yöntemlerini kullanmaktadır.

Direniş EkseniSuriyeTehdit Dengesi Kuramı+3
Kerem Türk
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uzatmalı adaylık sürecinin Türkiye'deki AB şüpheciliğine etkisi: Dışsallık, belirsizlik ve geç kalmışlık

Bu çalışmada Türkiye'nin adaylık statüsünün beraberinde getirdiği dışsallık, belirsizlik ve geç kalmışlık durumlarının üniversiteli gençlerin AB şüpheciliği üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Çalışmada spesifik olarak bilişsel mobilizasyonları yüksek olan üniversite öğrencilerine odaklanılmasının nedeni genç nüfusun oldukça yüksek olduğu Türkiye'de, küreselleşmenin kazanan grupları olarak nitelendirilebilecek üniversite öğrencilerinin Avrupa Birliği'ne yönelik tutumlarını anlamanın önem taşımasıdır. Bunun için öncelikle üye ve aday ülkelerdeki kamuoyu tutumlarını açıklayan farklı yaklaşımlara yönelik geniş bir literatür taraması yapılmıştır. Ardından aday ülkelerde AB şüpheciliğine neden olduğu ifade edilen dışsallık, belirsizlik ve geç kalmışlık durumlarının ne olduğuna detaylı bir şekilde değinilerek tezin teorik çerçevesi ve hipotezleri ortaya koyulmuştur. Hipotezlerin test edilebilmesi için nicel araştırma yöntemlerinden anket yöntemi kullanılmıştır. Bu çerçevede Survey Monkey çevrim içi anket sistemi aracılığıyla üniversite öğrencilerine Türkiye genelinde bir anket çalışması uygulanmıştır. Örneklemin 1027 öğrenciden oluştuğu anket çalışmasında dışsallık, belirsizlik ve geç kalmışlık durumları bağımsız değişkenler olarak; literatürdeki alternatif yaklaşımlara dair değişkenler ise kontrol değişkenler olarak ele alınmıştır. Çoklu doğrusal regresyon analizlerinin sonuçları dışsallık, belirsizlik ve geç kalmışlık durumlarının üniversite öğrencilerinin AB şüpheciliği üzerinde değişen seviyelerde etkili olduklarını göstermiştir.

Avrupa BirliğiBelirsizlikDışsallık+4
Ezgi Zengin
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yerel yönetimlerin göç ve entegrasyon politikaları: Gaziantep Büyükşehir Belediyesi örneği

Göç olgusu, şehirleri ve şehirlerde kamu hizmetlerini sağlayan yerel yönetimlerin faaliyetlerini etkilemektedir. 2011 yılında Suriye'den başlayan göç hareketi, başta Türkiye'deki belediyeler olmak üzere farklı ülkelerdeki yerel yönetimlerin politikalarını ve hizmetlerini doğrudan etkilemiştir. Yerel yönetimler bir yandan göçe yaklaşımlarını belirleyerek politikalar oluştururken, diğer yandan ise göçmenlere yönelik çeşitli hizmetler sunmakta ve toplulukların bir arada yaşamasına katkı sağlamaya çalışmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nin Suriyelilere yönelik faaliyetlerini kuramsal bir çerçeve ile analiz etmektir. Çalışma, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi'nin yasal, ekonomik ve insan kaynağı eksikliklerine rağmen Suriyelileri yerel halktan ayırmayarak hizmet sağladığını ve topluluklar arasında entegrasyonun derinleşmesini katkı sağladığını tespit etmektedir.

BelediyelerBütünleşmeGaziantep+5
Doğan Demirkıran
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'nin Suriye'de düzenlediği askeri operasyonlar ve Türk medyasının operasyonları kavramsallaştırması: Popüler jeopolitik bir bakış açısı

Bu tez Türkiye'nin 2016-2019 yılları arasında Kuzey Suriye'de düzenlediği üç sınır ötesi harekâtta (Fırat Kalkanı Harekâtı, Zeytin Dalı Harekâtı ve Barış Pınarı Harekâtı) terör örgütleri ile mücadele yürütülen ya da kontrol altına alınan bölgelerin kendilerini iktidara göre farklı şekilde konumlandıran (muhalif, merkez, iktidara yakın) üç gazete (Cumhuriyet, Habertürk, Sabah) tarafından nasıl alansallaştırıldıklarını karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Bunu yaparken eleştirel jeopolitik kuramsal çerçeve olarak ele alınmış ve medyanın coğrafi bilgiyi nasıl üretip yaydığını sorgulayan popüler jeopolitik söylem ile bu gazetelerin bu harekâtlar için geliştirdikleri söylemler mukayese edilmiştir. Tez üç farklı gazetenin aynı harekâtı alansallaştırırken farklı söylemler ürettiği gibi aynı gazetenin farklı harekâtlar için farklı söylemler üretebildiğini de göstermiş, eleştirel jeopolitiğin bilgi-iktidar ilişkisinin söylemi etkilediği varsayımından hareketle harekât bölgeleri için geliştirilen farklı söylemlerin gazetelerin iktidara göre konumlanışlarından etkilendiklerinin altını çizmiştir.

Askeri harekatlarBarış Pınarı HarekatıEleştirel jeopolitik+7
Selin Yanık Koç
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The impact of the European Union membership on human development progress of candidate countries: Albania and Serbia

The European Union (EU) membership process is one of the main factors shaping the reform process and evolution of institutions in the Western Balkan countries. Following the end of the conflicts in the region in the 1990s, the EU membership process started for the countries in the region. The major question of the thesis concerns how the Western Balkan countries' economic and political institutions, which are also the major targets of the EU membership conditionality driven reform process, have developed and to what extent the reform process in these institutions relate to the human development in these countries. For this purpose, the literature on the institutional economics school is reviewed and the indicators related to the economic and political institutions of the Western Balkan countries are identified and demonstrated by years. Further, the progress in the human development index during these countries institituional reform process is also presented. In light of the observed difference in human development index values among the EU candidate countries' variance in reform process, Albania and Serbia are chosen for case study to examine the major question of the thesis. The findings of the study indicate that the EU's key priorities for full membership coincide particularly with the quality of institutions and democracy emphasized by the institutionalist economics. This thesis concludes that the reason for the difference in the progress of Albania and Serbia in terms of human development approach during the membership process is international integration.

Candidate countriesAlbaniaEuropean Union+4
Burcu Kaptan Akbulut
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Neoklasik realizm ve neo-revizyonist dış politika: Rusya'nın Gürcistan ve Ukrayna müdahaleleri

Rusya Federasyonu'nun 2000'li yılların sonlarından itibaren izlemeye başladığı aktif dış politika gözlerin tekrar Moskova'ya çevrilmesine yol açmıştır. Gorbaçov ve Yeltsin döneminde takip edilen statükocu dış politika Putin döneminin ilk yıllarında devam etse de dönüşüme uğrayarak neo-revizyonist bir hal almıştır. Çalışma, Rusya'nın izlediği dış politikayı revizyonizm ve reformizmden ayrı tutarak bunun nedenlerini açıklamaktadır. Rusya'nın neo-revizyonist dış politikası neoklasik realizm üzerinden incelenmektedir. Neo-revizyonizmin yükselmesiyle gerçekleşen dış politika dönüşümü iki hipotez ile açıklanmıştır. Çalışmanın hipotezleri devletlerin dış politika davranışlarını uluslararası sistemdeki konumlarına göre belirlediklerini savunurken uluslararası stratejik ortamın belirsiz doğasının dış politika yapım sürecinde stratejik kültür ve tehdit algısı gibi ara faktörlerin rol oynamasını daha muhtemel bir hale getireceğini savunmaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden vaka analizi yöntemini kullanan çalışma hipotezlerini 2008 yılındaki Rusya-Gürcistan Savaşı, 2014 yılında Ukrayna toprağı Kırım'a yapılan askeri müdahale ve Donbas bölgesine yapılan sınırlı müdahale ile test etmiştir.

GürcistanNeo-klasik realistNeo-revizyonizm+6
Taha Kalaycı
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Domestic political constraints for the eu's democracy promotion: A comparative analysis of democratic consolidation performances in croatia, Serbia, and Slovenia

This comparative study is an inquiry into democratization reforms from selected Western Balkan countries to offer a generalizable explanation for democratic consolidation. Even though all post-Yugoslav societies have a similar background, have started their state-building processes simultaneously, and have been in contact with the EU as the agent of 'democratization promotion', their democratic consolidation performances vary. While some of them -Slovenia and Croatia- achieved a certain level of democratic consolidation in the early phase of their transition, some others are still defective democracies according to worldwide democratic governance indexes. In this regard, this study aims to find out what explains the varying democratization experience across Western Balkan countries- namely Croatia, Serbia, and Slovenia. Building upon Tolstrup's (2013) analytical framework, which emphasizes the significance of gatekeeper elites' role in controlling and using the external actor's democratization influence, this research explains the variation across the selected cases and also seeks to complement the aforementioned framework as it focuses on how and under what circumstances the political elites embrace democratic reforms. By examining critical junctures in each country's historical democratization processes, the study suggests that the interests of the political elites, their connection to the pro-European agenda, features of the playing field -power distribution and institutional settings- are the dimensions that define the differences in domestic political contexts.

European UnionDemocracyDemocratic consolidation+6
Meriç Ergündüz
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tehdit ve yetersiz dengeleme: Ahmedinejad dönemi Türkiye'nin İran politikasının neoklasik realist analizi (2005-2013)

Tehdit dengesi teorisi devletlerin uluslararası sistemden gelen tehditlere karşı etkin dengeleme davranışı sergilediğini savunmaktadır. Ancak devletlerin her zaman bu davranışı sergilememesi yapısal realizm açısından bir anomali oluşturmaktadır. Neoklasik realist yetersiz dengeleme teorisi ise, devletlerin tehditlere karşı, uluslararası sistemin dikte ettiği etkin dengeleme davranışı yerine yetersiz dengeleme davranışı sergilemesinin iç politik faktörlerin etkisiyle olduğunu savunur. Bu tez, yukarıdaki anomalinin açıklanabilmesi için iki alt hipotez ortaya atmaktadır. Bu bağlamda tez, stratejik kültür ve/veya toplumsal bütünleşiklik değişkenlerinin etkilerinin, devletlerin, sistemik etkilerle uyumlu biçimde etkin dengeleme davranışı sergilemesine engel olabileceğini ve yetersiz dengeleme davranışı sergilemelerine sebep olabileceğini savunmaktadır. Bu tez, yetersiz dengeleme teorisini test etmek için vaka çalışması yöntemini kullanacaktır. Bu açıdan, Türkiye'nin Ahmedinejad dönemi İran politikası en muhtemel vaka olarak dikkat çekmektedir. Değişkenlerin etkileri Türkiye'nin Ahmedinejad dönemi İran politikasında görülmektedir.

Ahmedinejad, MahmudDengelemeDengeleme teorisi+7
Botan Buran
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Gender mainstreaming in international security organizations: The case of NATO

This thesis examines the adoption of UNSCR 1325 and implementation of the Women, Peace and Security (WPS) agenda by NATO. Within the framework of Feminist Security Studies, it discusses how NATO's integration of a gender-sensitive perspective reflects on the organization's structures and operations and whether the process has led to a transformation of its masculine culture and institutions. Through an extensive overview of NATO reports, news and discussions in the literature about the integration of gender perspective in NATO, the thesis examines both military and civilian /political structure of NATO and finds out that NATO has taken several institutional steps for inclusion of UNSCR 1325 and Women, Peace and Security agenda into its structures. However, it also argues that without a meaningful interpretation of what a gender perspective truly is, the efforts of NATO to implement the UNSCR 1325 and the WPS agenda will stay unfinished. As a conclusion, the thesis asserts the necessity of diminishing the masculine culture in militaries, abstaining from essentialist approaches, increasing efforts to push the WPS agenda commitments of NATO member states as well as increasing the political will and awareness, decreasing the glass ceiling syndrome, and usage of more reliable and standardized tools in order to integrate gender perspectives into military and civilian /political structures of NATO. Keywords: International Security, Gender, NATO, UNSCR 1325

United Nations Security CouncilSecurityNorth Atlantic Treaty Organisation+2
Zeynep Tece
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Suriye iç savaşındaki göçlerde tetikleyici bir unsur olarak çevresel faktörler: Yeşil jeopolitik bir analiz

Bu tez, günümüzde yaşanan bilhassa çevresel kaynaklı göçlere, bugüne kadar siyasal pratiği yapılandırılmış coğrafi politik varsayımların ötesinde eleştirel jeopolitik bir okuma sunmayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda tez öncelikle klasik jeopolitik ve göç kavramı arasındaki ilişkiye odaklanmaktadır. Klasik jeopolitiğin hâkim jeopolitik söylem olduğu dönemler boyunca göç kavramı literatürde yeterli görünürlüğe sahip olamamıştır. Klasik jeopolitik söylemler doğası gereği göçe de tıpkı ele aldığı diğer jeopolitik kavramlar gibi devlet merkezli bir çerçeveden yaklaşmış, dolayısıyla bu dönemde bireysel motivasyonlu göçler görmezden gelinmiştir. Tezin bir diğer odak noktası ise eleştirel dönüşümün etkisiyle gelişen eleştirel jeopolitik söylem ve göç kavramı arasındaki ilişki üzerinedir. Bu dönemde birey tecrübeleri doğrudan jeopolitik söyleme dâhil edilerek özellikle sonuçları itibariyle gelişmiş bir göç kavramsallaştırması yaratılırken göçün nedenleri yeterince görünür kılınmamıştır. En nihayetinde tezin temel savı, çevresel kaynaklı göçleri analiz etmek üzere, iklim değişikliği ve çevresel güvenliği temel alan yeşil jeopolitik kuramın en uygun jeopolitik söylemlerden biri olduğu yönündedir. Bu kabul ile yeşil jeopolitik kuramın prensiplerinden faydalanarak yürütülen vaka analizi sonucunda bu tez Suriye'de iç savaş öncesi yaşanan kuraklığın ve bu kuraklığa bağlı gerçekleşen ülke içi yerinden edilmelerin savaşa giden süreçte etkin birer unsur olduğunun altını çizmektedir. Bu tez jeopolitiğin akademik bir disiplin olmaya başladığı dönemlerden itibaren kaleme alınan kaynaklardan günümüze dek değişen hâkim jeopolitik söylemler içinde göç kavramının uğradığı dönüşümü incelemeyi hedeflemektedir.

Eleştirel jeopolitikEleştirel kuramGöçler+4
Aylin Salman
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İspanya'da vatansızlık sorunu: Romanyalı ve Batı Sahralı vatansız çocuklar vakalarının analizi

Devletin birey haklarının sağlayıcısı olduğu bir ortamda herhangi bir devlete mensup olmamak, temel insan hakları ihlallerini de beraberinde getirir. Bu durum sosyal bilimlerce vatansızlık kavramı ile incelenir. Bu tezde, sorunun önlenmesi ve azaltılması konusunda Vatansızlık Endeksinde yapılan olumlu değerlendirmeler nedeniyle İspanya özelinde bir çalışma yapılmıştır. Çalışmada, İspanya'da aslında vatansızlığa ilişkin kuşatıcı bir çözüm sürecinin işlememiş olduğu tespit edilmiştir. Bu ikilemli durumu anlamak ve açıklamak için, vatansızlık sorunu yaşayan Romanyalı ve Batı Sahralı göçmen çocuklar karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Vatansızlık, vatandaşlık politikalarında yapılacak düzenlemelerle doğrudan doğruya bağlantılıdır ve vatandaşlık politika yapımı süreçlerini incelemeyi gerekli kılmaktadır. İspanya özelinde karşılaştırmalı olarak incelenen iki vaka, vatansızlık sorununa ilişkin çözüm süreçlerinin nasıl ve neden farklılık gösterdiğini ve farklı sonuçlar ürettiğini anlama imkânı sunmaktadır. Çalışma, vakaların politika değişim süreçlerini karşılaştırmada esas aldığımız Çoklu Akış Teorisinin önemli iki bileşeni olan "Politika Girişimcisi" ve "Politika Penceresi" unsurlarının farklı politika çıktıları oluşmasında etkili olduğunu ortaya koyar. Özetle, Romanyalı çocuklar vakasında iki unsurun etkin olup süreci başarıya götürdüğü; Batı Sahralı göçmen vatansızlar vakasında ise bu iki kavramdan birinin yüklenicisi olacak kişi ya da kurumların eksikliği nedeniyle çözümsüzlüğün devam ettiği görülür.

Batı SahraDevletsizRomanya+5
İrem Abiş
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The European Union in global climate governance: A "Critical" role for the climate negotiations

This thesis aims to examine global climate governance and the role of the European Union (EU) throughout the Conference of Parties (COP) negotiations as the main supreme body of the United Nations Convention Framework Convention on Climate Change (UNFCCC). This thesis considers analytical frames introduced in the literature, such as the "norm life cycle" and reinterprets the EU's role in climate politics within the scope of constructivist arguments. The findings reveal that the EU's role in global climate governance is related to a normative framework based on its claim of a "leading by example" role given its productive policies and consistent position addressing the significance of climate change during the COP negotiations. The EU's official discourse is traced during the selected COP negotiations that demonstrate its pledges and commitments reinforcing the legitimacy of the climate regime. These findings highlight the importance of legitimacy and authority in advancing climate governance and in the EU's role in the process.

European UnionUnited Nations Framework Convention on Climate ChangeConstructivism+6
Elif Kelekci
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The tribes of Syria's Manbij – co-optation strategies of third parties and the evolution of intratribal dynamics

Tribes have been a strong social, political, and even military factor throughout the Middle East. This thesis investigates the impact of rival foreign states' competition and co-optation strategies within the Syrian civil war on tribal dynamics, specifically focusing on the Manbij region from February 2018 to September 2019. The case-study provides insight into how the relationship between intervening third parties in a civil war affect intra-group dynamics of strategic local actors and ethnic or sub-ethnic groups, such as tribes. By analyzing elite interviews, literature, and open-source data, the study reveals that multiple third-party interventions disrupted traditional tribal hierarchies while intensifying lower-level tribal identities at the familial and clan levels. This breakdown of hierarchy and simultaneous strengthening of lower-level tribal identities is a result of the complex interplay between civil war, co-optation, and multi-party intervention. The findings contribute to understanding co-optation as a legitimacy strategy in international relations and underscore the need for further exploration into diverse co-optation strategies and their effects on third-party interventions in civil wars. Keywords: Syria, Third-Party Intervention, Civil War, Tribes, Co-optation

Ömer Hidayet Özkızılcık
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenilenebilir enerji güvenliği bağlamında kritik mineral tedariki: Devletlerin ticaret politikalarının değerlendirilmesinde Çin vakası

Bu tez, yenilenebilir ve temiz enerji teknolojilerine geçiş sürecinin önemli bir unsuru olan kritik mineral tedarikine yönelik ticaret politikalarını analiz etmektedir. Tezde, Uluslararası Politik Ekonomi (UPE) literatüründeki tartışmalara dayanarak, takip eden araştırma sorusu için devletlerin ticaret politikalarının tek bir kuramsal çerçeve ile bütüncül biçimde anlaşılamayacağı iddia edilmektedir: Enerji dönüşümü sürecinde yenilenebilir enerji arz güvenliğini sağlama doğrultusunda devletler nasıl bir ticaret politikası izlemektedir? Bu bağlamda, Ekonomi Diplomasisi ve Enerji Güvenliği literatüründeki yaklaşımlar sentezlenerek oluşturulan eklektik analitik çerçeve, UPE zemininde seçilen Çin vakasına uygulanmıştır. Çin'in güneş paneli, rüzgâr türbini ve elektrikli araç bataryası üretimi için ihtiyaç duyduğu bakır, kobalt, lityum, nadir toprak elementleri ve nikel minerallerini en yüksek miktarda tedarik ettiği ülkeler belirlenmiştir. Eklektik çerçeve doğrultusunda bu minerallerin tedarikine yönelik ticaret politikaları hem merkezi politikalar hem de ülke bazındaki politikalar açısından 2010-2021 yılları arasında analiz edilmiştir. Analiz yöntemi içerik analizidir. Tezin temel bulgusu, kritik minerallerin tedarikinde Realist, Liberal ve İnşacı kuramlarla açıklanan ve çeşitli amaçlar ve araçlarla karakterize edilen politikaların bir arada kullanıldığıdır. Dolayısıyla, kritik minerallerin tedarikinde UPE açısından ticaret politikasından ziyade ticaret politikalarının varlığı söz konusudur.

Çin
Hüsnü Aydoğdu
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

Saudi Arabia-Israel relations after the Arab Spring: Dynamics of normalization from role theory perspective

Daha sonra doldurulacaktır.

Esma Nacaroğlu
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

De facto devletlerde insan haklarına uyum: Patron devletin rejim tipi ve asimetrik bağımlılık ilişkisi

Bu çalışma, uluslararası alanda sınırlı tanınmaya sahip defacto devletlerin insan hakları normlarına uyum düzeylerini incelemektedir. Çalışmanın temel amacı, bu yapıların insan hakları politikalarının, onları destekleyen patron devletin rejim tipi ve aralarındaki asimetrik bağımlılık ilişkileri aracılığıyla nasıl şekillendiğini analiz etmektir. Kosova ve Abhazya örnekleri karşılaştırmalı yöntem ve süreç izleme tekniğiyle incelenmiştir. Bulgular, liberal-demokratik patron devletlerin insan hakları uyumunu teşvik ederken otoriter patron devletlerin bu alanı zayıflattığını ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: De facto Devletler, İnsan Hakları, Asimetrik Bağımlılık

Yağmur Tuğba Karagülle
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi reform taleplerinin uluslararası dinamikleri ve aktörlerin söylemleri: Çin ve Türkiye örnekleri

Bu çalışmada, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) reform süreci, rejim teorisi ve inşacılık kuramları çerçevesinde ele alınmış; Çin Halk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti'nin reform taleplerine ilişkin söylemleri karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Araştırma sorusu, "BMGK reform talepleri, uluslararası rejimlerin sürdürülebilirliği ve değişimi bağlamında aktörlerin söylemleriyle nasıl şekillenmektedir?" şeklinde belirlenmiştir. Çalışmada nitel araştırma tasarımı benimsenmiş, söylem analizinde tarihsel söylem analizi yaklaşımı kullanılmıştır. Ayrıca BMGK'nın tarihsel gelişimi ve BM Şartı'nda reformun önündeki yapısal engeller de incelenmiştir. Çalışmanın bulguları, aktörlerin reform taleplerinin yalnızca güç dengesi ve çıkar hesaplamalarına dayanmadığını; aynı zamanda kendi kimlik tanımlarına göre şekillenen normatif beklentiler ve meşruiyet arayışlarıyla da biçimlendiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: BMGK, Reform, Söylem, Çin, Türkiye.

Betül Şüheda Akkoyunlu
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Emperyalizm ile göç arasında Ümit Özdağ ve Zafer Partisi: Sosyal kimlik temelli bir inceleme

Bu tez, Zafer Partisi ve lideri Ümit Özdağ'ın göçmen karşıtı söylemlerinin nasıl inşa edildiğini, milliyetçilik/milli kimlik bağlamında ve Sosyal Kimlik Teorisi çerçevesinde anlamayı amaçlamaktadır. Çalışmanın çıkış noktası, Zafer Partisi'nin göç olgusunu yalnızca demografik veya ekonomik bir mesele olarak değil, aynı zamanda toplumsal kimlik, aidiyet ve ulusal güvenlik bağlamında nasıl yeniden-tanımladığını ortaya koymaktır. Bu kapsamda tez, göçmen karşıtı söylemin ardındaki sosyal-psikolojik dinamikleri, Sosyal Kimlik Teorisinin iç-grup/dış-grup ayrımı, tehdit algısı, ötekileştirme ve "özenilen biz" kavramları üzerinden analiz etmektedir. Bulgular, Zafer Partisi'nin "Türk milleti"ni bir iç-grup öznesi olarak kurguladığını; göçmenleri, özellikle Suriyelileri, kültürel ve demografik bir tehdit unsuru olarak konumlandırdığını göstermektedir. Buna karşılık, AB, ABD ve İsrail gibi aktörlerle doğrudan bir çatışma ilişkisi kurulmamakta; bunun yerine bu güçlerin "emperyalizm" başlığı altında muğlak ve bütüncül bir "büyük öteki" olarak kodlandığı görülmektedir. Böylece göç meselesi araçsallaştırılarak, yalnızca bir nüfus hareketi değil, ulusal kimlik inşası, siyasi kutuplaşma ve demokratik değerler açısından belirleyici ve dönüştürücü bir unsur hâline gelmektedir.

Hasan Başkurt
TOBB Economics and Technology University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Akdeniz'in doğu satranç tahtası

Bu çalışmanın amacı "Doğu Akdeniz" bölgesinin jeopolitiği, bölgede yaşanan gelişmelerin, global askeri, ekonomik ve siyasi sistemlerine etkisi ile Doğu Akdeniz'e kıyısı olan devletlerin bölge üzerinde ki yaklaşımlarını incelemektir. Bu kapsamda, "Doğu Akdeniz" bölgesinin coğrafi ve siyasi sınırlarını ortaya koymak, sahip olduğu enerji kaynakları ticaret yolları ile stratejik konumunu tanımlayabilmek, bölgenin günümüz enerji jeopolitiği üzerinden gelişen hamleleri değerlendirmek amacı güdülmektedir. Günümüzün en büyük ihtiyaçlarından birisi enerji kaynağıdır. Bu noktada Doğu Akdeniz enerji havzası olarak uluslararası ilginin toplandığı bir bölgedir. Bölgeden elde edilecek kazanımlarla ekonomik ve siyasi güç olma isteğinde olan aktörler Doğu Akdeniz'de boy göstermektedir. 20'inci Yüzyıl'ın ikinci yarısından itibaren deniz tabanında keşfedilen enerji kaynakları, satranç hamlelerinin enerji oyununa dönüşmesine neden olmuştur. Ancak oyun kurallarını uluslararası hukuka uygun hamleler ile şekillendirmeyen aktörler, hakkaniyete uygun olmayan kazanımlar elde etmeye çalışmaktadır. Bu kapsamda bölgede en uzun deniz kıyısına dolayısıyla deniz yataklarında bulunan kaynakların da hak sahibi devletlerden biri olan Türkiye'yi hukuksuz bir şekilde saf dışı etme çabaları devam etmektedir. Uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde deniz yetki alanları sorun sahaları ve enerji kaynakları paylaşım mücadeleleri ele alınmıştır.

AkdenizAkdeniz bölgesiDoğu Akdeniz+2
Ahmet Kemal Çetin
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimEN

The effects of China's thought system and space perception on chinese geopolitical understanding

Although that the emergence of China as a new power in the world system in recent years has been tried to be explained by the democratic state administration of the West, the liberal economic system, the distribution of sovereignty with the help of alliances, and transparency, China's geopolitical understanding is based on different principles. Just as people take into account the physical conditions and judgments while making decisions about their lives, states also apply to their geography and management philosophies when forming their policies. This study aims to examine how successful the dominant views and theories in the field of geopolitics can be in explaining Chinese geopolitical practices and how history, philosophical beliefs and spatial perception affect China's geopolitical understanding. In the research to be carried out, it will be tried to put forward a new and different perspective other than the classical evaluations on Chinese geopolitics. But to what extent these theories can be sufficient to explain the geopolitical understanding of a country like China, which has been on the road to global domination in recent years; this will be that thesis' primary subject in question.

ChinaThoughtConstruction of the theought+5
Mehmet Onur Eraslan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Brexit sonrası İngiltere'nin göçmen ve sığınmacı politikaları

Göç sosyal bilimlerde birçok disiplinin kesiştiği bir kavramdır. Neredeyse insanoğlu kadar eski olan göç kavramı, aradan geçen binlerce yıla, ilerleyen teknoloji ve medeniyete rağmen varlığını sürdürmüştür. Bundan dolayı da akademik çalışmalar için ilgi çekici bir konu olmuştur. Sığınmacılık ise tanımlanması açısından, göç kavramına göre oldukça yeni bir kavramdır. Her iki kavram da zamanla uluslararası gündemin önemli maddeleri haline gelmişlerdir. Çalışmanın ana odağı, Brexit sürecinin nedenleri ve sonuçlarını İngiltere'deki göçmen ve sığınmacı akını bağlamında değerlendirerek; Brexit'ten sonra ortaya çıkan yeni göçmen politikalarını öncekilerle karşılaştırarak analiz etmek olmuştur. Bu noktada, göçmen ve sığınmacı haklarının uluslararası insan hakları hukukunda ve Avrupa Birliği hukukundaki yeri incelenmiştir. İngiltere özelinde, İngiltere iç siyaseti ve İngiltere – Avrupa Birliği ilişkileri üzerine, çalışmanın konusuyla ilgili bilgiler verilmiştir. Bu bilgiler; eleştirel realizm, dünya sistemi kuramı, mekânsal ayar ve transnasyonal göç teorisi gibi sosyal bilimlerin farklı disiplinlerinden alınmış kuramlar aracılığıyla analiz edilmiştir. Çalışmada İngiltere'nin Brexit sonrası oluşturulan göçmen ve sığınmacı politikalarını ekonomik, kültürel ve politik yönlerden ele alınmaktadır. Çalışmanın odağı İngiltere özelinde olup, Birleşik Krallık'taki diğer ülkelerin uyguladığı politikalar çalışmaya dâhil edilmemiştir. Çalışmada; İngiltere'nin geçmişte uyguladığı göçmen ve sığınmacı politikalarının, Brexit sonrası uygulananlara etkisi, AB'nin uyguladığı ortak göçmen politikaları ve bu uygulamaların Brexit ile ilişkisi, 11 Eylül ve 7 Temmuz saldırılarının İngiltere'nin göçmen ve sığınmacı politikalarına etkisi ve Brexit sonrası İngiltere'nin uyguladığı göçmen ve sığınmacı politikalarının ekonomik, hukuki ve sosyal analizleri yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Brexit, İngiltere, göç, göçmen, sığınmacı, göçmen politikaları

Çağrı Gülerer
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Karar alma modelleri çerçevesinde TİKA ve Dışişleri Bakanlığı arasındaki bürokratik rekabet

Devletler için dış politika hiçbir zaman önemini kaybetmemiş aksine konjonktürle birlikte önemini her geçen gün daha çok arttırmıştır. Bundan dolayı ise devletlerde dış politika yapımında birincil aktör olan devlet içerisinde yer alan bakanlıkların yanı sıra yeni aktörler eklenmeye başlanmış ve dış politika zamanla daha karmaşık hale gelmiştir. Bundan dolayı dış politikayı daha iyi analiz edebilmek adına çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Ülkemizde Dışişleri Bakanlığı ve Türk İşbirliği Koordinasyon Ajansı tarafından yürütülen dış politika, Allison tarafından ortaya atılan karar alma modelleri çerçevesinde incelenip analizleri yapılarak iki kurumun rekabeti ele alınmış ve bu rekabeti en doğru ortaya çıkaran modelin Bürokratik Politika Modeli olduğu görülmüştür. Sonuç olarak ise rekabeti azaltacak veya rekabeti avantaja çevirecek öneriler verilerek çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Bürokratik Rekabet, Dışişleri Bakanlığı, Karar Alma Modelleri, TİKA

İsmet Ünlü
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Abd-İsrail ilişkilerinin İsrail-Filistin çatışmasının gidişatı üzerindeki etkisi

Bu çalışma, ABD-İsrail ilişkilerinin doğasını analiz etmeyi ve İsrail-Filistin çatışmasının seyri üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda çalışma üç ana bölüme ayrılmıştır: İlk bölümde İsrail-Filistin çatışmasının tarihi ele alınmakta ve başlangıcından günümüze kadar geçirdiği ana dönüm noktaları analiz edilmektedir. İkinci bölüm, ABD-İsrail ilişkilerinin gelişimine ve bu ilişkileri şekillendiren ana aşamalara odaklanmakta ayrıca ABD'nin İsrail'e verdiği sınırsız desteğin düzeylerini ve bu desteğin nedenlerini vurgulamaktadır. Üçüncü bölüm ise, bu ittifakın çatışma üzerindeki etkisinin birbiriyle bağlantılı dört düzey üzerinden derinlemesine bir analizini sunmaktadır: Filistin iç düzeyi, İsrail iç düzeyi, ABD iç düzeyi ve bölgesel düzeyi. Çalışma, ABD-İsrail ilişkilerinin gelişimini izlemek, bu ilişkilerde yaşanan dönüşümleri ortaya koymak ve bu ittifakın İsrail-Filistin çatışmasına olan etkilerini analiz edebilmek amacıyla tarihsel-analitik yöntem kullanılarak hazırlanmıştır. Çalışmanın ulaştığı en önemli sonuçlardan biri, ABD-İsrail ilişkilerinin çatışmada tarafsız bir dış faktör olmadığı, aksine çatışmanın uzamasına katkıda bulunan ve adil ve kapsamlı bir çözüm şansını zorlaştıran etkili bir taraf olduğu söylenebilmektedir. Bu etki İsrail ve Filistinliler arasındaki iç düzeyle sınırlı kalmamış, tüm bölgesel ve Arap sistemine yayılmıştır.

Warda Tamer Fawy Mohamed
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çin'in yükselişinin Rusya'nın Orta Asya politikaları üzerindeki etkisi: Kazakistan örneği

Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bağımsızlığını kazanan Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Tacikistan'dan oluşan Orta Asya devletleri jeopolitik konumları ve sahip olduklarını zengin enerji kaynaklarıyla küresel güçlerin dikkatini çekmiştir. Rusya, tarihsel bağları kültürel bağları, güvenlik endişeleri gibi sebeplerle Orta Asya coğrafyasında nüfuzunu sürdürmeye çalışmaktadır. Çin'in ise yükselen ekonomisi ve artan enerji ihtiyacı yüzünden bölgeye olan ilgisi artmıştır. Bir Kuşak Bir Yol projesiyle Çin Orta Asya bölgesine enerji ve altyapı alanında yatırımlar yapmıştır. Orta Asya ve özellikle Kazakistan projenin kara bölümü için oldukça önemlidir. Bu gelişmeler doğrultusunda Rusya ve Çin arasında hem iş birliği hem de rekabet yaşanmaktadır. Bu tezde Çin'in yükselişinin, Rusya'nın Orta Asya politikalarını nasıl şekillendirdiği Kazakistan örneği üzerinden ortaya konulmaya çalışılmıştır.

KazakistanOrta AsyaOrta Asya politikası+2
Zülal Çınar Tanrıverdi
Selçuk University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00