
401
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Semptomsuz yenidoğanlarda pulse oksimetre cihazı ile konjenital kalp hastalığı taraması sonuçları
GİRİŞ VE AMAÇ: Pulse oksimetri tarama testi, 10.000 canlı doğumda 8-10 bebekte karşımıza çıkan konjenital kalp hastalıklarının (KKH) taramasında kullanılmaktadır. Konjenital kalp hastalıklı bebeklerin yarısı ilk yaşlarını tamamlamadan kaybedilmektedir. Pulse oksimetre tarama testinin hastanemiz verilerini sunmak amaçlanmaktadır. GEREÇ VE YÖNTEM: Eylül 2020 ile Aralık 2023 tarihleri arasında Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Servisinde anne yanında takip edilen, gestasyonel 34 haftadan büyük olan tüm yenidoğan bebekler çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya alınan bebeklere yaşamın 24. Saatinde pulse oksimetri cihazı (Masimo Radikal-7®) ile saturasyonu ölçümü yapıldı. Amerikan Pediatri Akademisinin önerileri doğrultusunda testi kalan ve geçen bebekler belirlendi. Tüm bebeklere aynı zamanda ayrıntılı fizik muayene yapıldı. Testten kalan yenidoğanlara çocuk kardiyoloji uzmanı tarafından yapılan ekokardiyografi ile kritik konjenital kalp hastalığı olan hastalar tespit edildi. Test Amerikan Pediatri Akademisi'nin rehberine göre uygulandı. BULGULAR: Araştırmamızı yürüttüğümüz zaman diliminde Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 21.778 canlı doğum gerçekleşmiştir. 21.778 bebekten 2700'ü yenidoğan yoğun bakıma yattığı için tarama yapılamamıştır. Kalan 19078 bebeğe tarama yapıldı. 66 bebek (%0,34) taramayı geçemediği için pediatrik kardiyolog tarafından değerlendirildi. Taramayı geçemeyen 66 bebeğin 13'ü (%19'u, tarama yapılan bebeklerin tümünün %0,06'sı) kritik KKH tanısı almıştır. Taramayı geçemeyen bebeklerin %48'i başka klinik tanılar almıştır. Taramadan önce kötüleşen 16, intrauterin dönemdeki 22 bebek kritik KKH tanısı almıştır. Taramayı geçen bebeklerden daha sonraki zamanlarda kritik KKH tanısı alanların sayısı 8'dir. Pulse oksimetri testinin sensitivitesi %61,9 spesifitesi %99,7 pozitif prediktif değeri %19 negatif prediktif değeri ise %99,9 olarak hesaplanmıştır. Pozitif olabilirlik değeri %222,5 iken negatif olabilirlik oranı %38,2 olarak hesaplanmış olup literatürle yakın sonuçlar elde edilmiştir. SONUÇ: Pulse oksimetri testi kritik KKH taramada maliyeti düşük, kolay uygulanabilir ve başka tanılara da yardımcı olabilecek bir test olarak öne çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kritik Konjenital Kalp Hastalıkları Taraması, Konjenital Kalp Hastalıkları, Pulse Oksimetre Test
Kulak burun boğaz hastalıkları polikliniğine başvuran erişkin hastaların poliklinik başvuru sebeplerinin ve birinci basamakta yönetilebilirliğinin incelenmesi
Bir eğitim ve araştırma hastanesinin kulak burun boğaz hastalıkları polikliniğine başvuran hastaların başvuru nedenlerini, aile hekimine başvuru geçmişlerini, başvuru sebeplerinin birinci basamakta yönetilebilirliğini ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin poliklinik yükü üzerindeki etkisini araştırmaktır. Bu çalışma, sağlık sistemindeki hizmet akışını iyileştirme ve poliklinik üzerindeki yükü azaltma stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmamız, Sakarya Eğitim Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Polikliniği'ne başvuran 18 yaş ve üzeri 500 hasta ile gerçekleştirilen tek merkezli, tanımlayıcı tipte kesitsel bir araştırmadır. Araştırma, 1 Temmuz 2024 ile 1 Aralık 2024 tarihleri arasında yüz yüze görüşerek 37 soruluk anketle yapılmıştır. Verilerin analizinin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 istatistiksel paket programı kullanılmış olup, istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. BULGULAR: Araştırmanın sonuçlarına göre, kulak burun boğaz hastalıkları polikliniğine başvuran hastaların %24'ü birinci basamakta yönetilebilecek durumdayken, %28,8'i birinci basamakta yönetilebilirdi fakat ilgili ilaçlar SGK kapsamında olmadığı için bu mümkün olmamıştır. Çalışmamızda katılımcıların aile hekiminin ünvanına ya da aile hekimini tanımalarına göre şikayetleri için ilk başvurdukları kurum ile aile hekimi tarafından sevk edilme, KBB polikliniğine başvuru şekli ve şikayet süresi gibi değişkenlerle birinci basamakta yönetilebilirlik arasında istatistiksel olarak anlamlı farklar belirlenmiştir (p<0,05). SONUÇ: Aile hekimliği sisteminin güçlendirilmesi, zorunlu sevk uygulamasının devreye girmesi ve birinci basamak sağlık hizmetlerinin kapasitesinin artırılması, hastaların aile sağlığı merkezlerine başvurularını teşvik edebilir. Bu değişiklikler, hastanelerdeki yoğunluğu azaltarak sağlık hizmetlerinin daha verimli sunulmasını sağlar ve aynı zamanda sağlık harcamalarındaki ekonomik yükü hafifletir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, ayaktan tedavi hizmeti, kulak burun boğaz hastalıkları, temel sağlık hizmeti
Kemoterapiye bağlı periferik nöropati (CIPN)' de sinir büyüme faktörü (NGF) düzeyleri
GİRİŞ ve AMAÇ: Kemoterapinin verdiği hasara bağlı olarak Kemoterapiye Bağlı Periferik Nöropati (CIPN) gelişebilmektedir. Bu çalışmada kanser tedavisi gören çocuklarda gelişen CIPN durumunda Sinir Büyüme Faktörü (NGF) düzeylerini incelenmiş olup nörotoksik ilaç tedavisi alan çocuklarda klinik bulgular ortaya çıkmadan NGF'nin bir öngörücü olup olamayacağının araştırılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Bilim Dalı Servisi'nde nörotoksik bir kemoterapi alan 28 hasta dahil edildi. Bu hastalarda kemoterapiden 1 gün önce, 1 hafta sonra, 1 ay sonra NGF düzeyleri incelenerek nöropati ile aralarındaki ilişki araştırıldı. BULGULAR: Hastaların %28,57'sinde motor nöropati saptanmış olup bu hastaların vinkristin tedavisi aldığı ve tedavi sonrasında nöropati bulgularının düzeldiği saptandı. Tüm hastaların NGF 0. gün değeri 312,25±195,59, NGF 7. gün değeri 393,84±165,38 ve NGF 30. gün değeri 408,84±203,8 olarak bulundu. Hastalarda motor nöropati varlığı ile NGF arasında anlamlı farklılık bulunamadı. Motor nöropati görülen grupta vinkristin tedavi dozu anlamlı olarak daha düşük bulundu. Vinkristin tedavisi alan hastalarda motor nöropati varlığı ile NGF arasında da anlamlı farklılık yoktu. Vinkristine bağlı nörotoksisitenin kümülatif dozla ilişkili olmadığı, tedavinin başlarında daha olası olduğu ve NGF düzeyi yükselmeye devam etmez ise nöropati gelişme ihtimali arttığı saptandı. Yaptığımız lojistik regresyon analizinde ve ROC analizinde motor nöropatiyi açıklayıcı herhangi bir yordayıcı saptanamadı. SONUÇ: Çalışmamızda vinkristin tedavisi alan çocukların 1/3'ünde dikkatli bir nörolojik muayene ile nöropatinin saptanması önemli bir sonuç olup kemoterapötik olarak vinkristin ve türevlerini alan her çocuğun geniş bir nörolojik muayene ile izlenmesinin yerinde olacağını düşünmekte ve önermekteyiz. Bu çalışmada NGF'nin nöroprotektif özelliği vurgulanmış olup ileride yapılacak çalışmalara yol gösterici olacaktır.
Endometrial polip ön tanısı ile histeroskopikcerrahi yapılan hastaların operasyon öncesirutin taramalarındaki tam kan hücresisayımındaki sistemik inflamatuar indeksdeğerlerinin nihai patoloji sonuçlarınıöngörmedeki başarısının rolü
GİRİŞ VE AMAÇ: Endometrial polipler, anormal uterin kanama, infertilite ve malign durumlarla ilişkilendirilen yaygın bir jinekolojik sorundur. Poliplerde dejeneratif süreçler ile eritrositlerin morfolojik yapısında değişiklik gözlemlenebilir. Bu çalışmada endometrial polip ön tanısı nedeni ile yapılan histeroskopik cerrahi öncesi tam kan sayımındaki inflamatuar indekslerinin patoloji sonuçlarını öngörmedeki rolü incelenmiştir. YÖNTEM: 01.01.2014- 31.04.2024 yılları arasında kliniğimizde endometrial polip ön tanısıyla histeroskopik cerrahi yapılan 1743 olgunun, operasyon öncesi sistemik inflamatuar indeks değerleri (MPV, PLR, NLR, PDW, MLR), ultrason bulguları, histeroskopi ve biyopsi sonuçları retrospektif olarak incelenmiştir. BULGULAR: Nihai patoloji sonuçlarına göre "proliferatif endometriyum" (Grup 1) ve "endometrial polip" (Grup 2) olarak iki grup oluşturuldu. Gruplar, yaş, VKİ, anormal uterin kanama, infertilite öyküsü ve TVUSG ile ölçülen endometrial kalınlık açısından karşılaştırıldı. Endometrial kalınlık, Grup 2'de anlamlı olarak yüksek bulunurken, diğer parametrelerde fark saptanmadı. Ayrıca gravida, parite, abortus, ektopik gebelik ve yaşayan çocuk sayılarında anlamlı fark yoktu. PDW ortalaması, Grup 1 ile Grup 2 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark gösterirken, diğer hematolojik parametrelerde anlamlı bir fark bulunmadı. SONUÇ: Bu çalışma, endometrial polip ön tanısı ile histeroskopik cerrahi yapılan hastalarda sistemik inflamatuar indekslerin ön tanıyı yeniden değerlendirmedeki önemini vurgulamaktadır. Hemoglobin, WBC, MPV, NLR, MLR ve PLR ortalamaları açısından anlamlı fark bulunmazken, PDW ortalamasının preoperatif öngörüde anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Endometrial polip, histeroskopi, endometrial biyopsi.
Video aracılı torakoskopik cerrahi hastalarında ultrasonografi.eşliğinde yapılan torasik paravertebral blok, erektor spina ve serratus posterior superior interkostal plan bloklarının postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılması
GİRİŞ VE AMAÇ: Video aracılı torakoskopik cerrahide (VATS) postoperatif analjezi sağlamak amaçlı torasik bölge plan blokları yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu çalışmanın amacı, VATS yapılan hastalarda ultrasonografi eşliğinde uygulanan torasik paravertebral (TPV), erektör spina plan (ESP) ve serratus posterior superior interkostal plan (SPSIP) bloklarının postoperatif analjezik etkinliklerinin karşılaştırılmasıdır. YÖNTEM: Çalışma için yerel etik kuruldan onay alındı. Çalışmamızda Kasım 2023- Ekim 2024 tarihleri arasında VATS cerrahisi geçirmiş hastaların dosyaları tarandı. 18- 65 yaş aralığında, ASA I-III risk grubunda ve TPV, ESP ve SPSIP blok uygulanmış hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastaların demografik verileri arşiv dosyalarından elde edildi. Postoperatif ilk 24 saatlik opioid tüketimi, sayısal değerlendirme ölçeği (NRS) skorları, ilk analjezi gereksinim zamanları ve kurtarıcı analjezik gereksinim zamanı dosyalarından taranarak elde edildi. BULGULAR: Çalışmamızda TPV blok uygulanmış 20, ESP blok uygulanmış 20 ve SPSIP bloğu uygulanmış 19 hasta olmak üzere toplam 59 hasta saptandı. Gruplar arasında fentanil tüketimi ve ilk analjezi gereksinim zamanı benzerdi. Gruplar arasında postoperatif 0., 2., 4., 8., 16. ve 24. saat sayısal değerlerlendirme ölçeği (NRS) ile değerlerlendirilen ağrı şiddetinde anlamlı farklılık saptanmadı. Ayrıca, gruplar arasında ilk analjezi gereksinim zamanı ve kurtarıcı analjezi ihtiyacı da benzer bulundu. SONUÇ: Çalışmamızda VATS uygulanan hastalarda postoperatif analjezik amaçlı kullandığımız TPV, ESP ve SPSIP bloklarının yeterli analjezi sağlamada etkin oldukları ve etkinliklerinin benzer olduğu kanısındayız. Her üç yöntemin de VATS için birbirine alternatif olarak güvenli şekilde uygulanabileceği kanaatindeyiz.
Acil servise göğüs ağrısı yakınmasıyla başvuran ölümcül kardiyovasküler tanılar alan 65 yaş üstü ve altı hastaların laboratuvar bulgularının ve risk skorlarının karşılaştırılması
GİRİŞ VE AMAÇ: Ölümcül kardiyovasküler patolojiler saptanan 65 yaş ve üstü hastalar ile 65 yaş altı hastaların laboratuvar parametreleri ve risk skorlarlarındaki farklılıkların ortaya konması amaçlanmıştır. YÖNTEM: Bu retrospektif çalışmada, Sakarya Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine 01.01.2023–01.07.2023 tarihleri arasında Göğüs ağrısı şikâyeti ile başvurup Akut Koroner Sendrom (AKS), Pulmoner Emboli (PE) ve Aort Diseksiyonu (AD) tanılarıyla hastaneye yatırılan ve hastane otomasyon sisteminde veri eksiği olmayan hastalar dahil edildi. 18 yaş altı hastalar, başka hastaneye sevk edilenler ve eksik verisi olanlar dahil edilmedi. Hastaların demografik verileri, komorbiditeleri, vital bulguları, laboratuvar parametreleri, klinik skorlamaları ve hastane içi mortalite durumları hasta dosyalarından incelenerek kaydedildi. Hastalar önce 65 yaş ve üstü ile 65 yaş altı olmak üzere iki gruba ayrıldı, ardından farklı tanı gruplarına göre ayrı ayrı incelendi. İstatistiksel analizler IBM SPSS 21.0 programı kullanılarak yapıldı. BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 64 olup, çoğunluğu erkekti. 65 yaş ve üstü grupta üre (<0,001), kreatinin (<0,001), troponin (0,002), C-reaktif protein (CRP) (0,002), kırmızı hücre dağılım genişliği (RDW) (<0,001), ortalama platelet hacmi (MPV) (0,004), nötrofil yüzdesi (<0,001), nötrofil/lenfosit oranı (NLR) (<0,001), platelet/lenfosit oranı (PLR) (<0,001) değerleri istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksekti. 65 yaş altı grupta WBC (<0,002), kırmızı kan hücresi (RBC) (<0,001), hemoglobin (<0,001), trombosit (<0,001), lenfosit (<0,001), WBC/MPV (<0,001) istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksekti. STEMI veya NSTEMI tanısı alan 65 yaş ve üstü hastalarda GRACE (Global Registry of Acute Coronary Events) skoru (<0.001) ve hastane içi mortalite (<0,001) istatistiksel olarak anlamlı şekilde daha yüksekti. SONUÇ: Ölümcül kardiyovasküler tanı alan 65 yaş ve üstü hastalar ile 65 yaş altı hastalar arasında kan parametreleri, inflamatuvar belirteçler, GRACE skoru ve mortalite açısından anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ölümcül göğüs ağrısı, akut koroner sendrom, geriatri, laboratuvar, inflamasyon
Akut miyeloid lösemi tanılı çocuk hastalarda klinik ve laboratuar bulgularının prognostik faktörlerle ilişkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Çocukluk dönemi akut miyeloid lösemilerin tedavi başarısı son yıllarda artsa da, akut lenfoblastik lösemilerin tedavi başarısına ulaşamamıştır. Bu çalışmada, hastaların geriye dönük verileri incelenerek, sağkalım üzerine etkili faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Hastanemizde 2016-2023 yılları arasında, akut miyeloid lösemi (AML) tanısı konulan 0-18 yaş arası hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Hasta bilgilerine hastane bilgi kayıt sistemi, hasta dosyaları üzerinden erişilmiştir. Hastaların başvuru semptomları, laboratuvar ve görüntüleme bulguları, tedavi protokolleri, tedavi komplikasyonları ve ölüm nedenleri incelenmiştir. BULGULAR: AML tanısı alan 12 erkek ve 12 kız çalışmaya dahil edilmiştir. Ortalama tanı yaşı 7,69±5,53 yıl, ortanca tanı yaşı 6,6 yıldır. Hastaların 2'sine (%8,3) İnfant AML tanısı konmuştur. Hastalardan 2'sinde (%8,3) Down Sendromu, 1'inde Osteosarkom (%4,2) vardı. Tedavi protokolü olarak 4 hastada (%21,1) AML-BFM 2013, 15 hastada (%78,9) AML-BFM 2019 protokolü uygulanmıştır. Kemik iliği blast oranı, birinci indüksiyon tedavisi sonrası <%5 altında olan 15 hasta, ≥%5 üzerinde olan 1 hasta mevcuttur. Hastalardan 8'i HKHN için dış merkeze yönlendirilmiş, bu hastalardan 1 tanesi relaps öncesi ve sonrası HKHN için dış merkeze yönlendirilmiştir. Hastaların 5'inde tedavi komplikasyonu olarak tifilit izlenmiştir. Hastaların 4'ünde relaps izlenmiştir. Hastalardan 21'inin sağkalım durumuna ait verilerine ulaşılabilmiş olup 5 (%20,8) hasta ölmüştür. Bu hastalardan 1'i indüksiyon ölümü, 4 hasta enfeksiyon ölümü olarak değerlendirilmiştir. Hastaların laboratuvar bulguları ile sağkalım durumu ve süresi arasındaki ilişki incelenmiştir. SONUÇ: Çalışmamızda hastaların genel sağkalım süresi, ülkemiz ve dünyada yapılan çalışmalarla benzerlik göstermektedir. İnfant AML hastaların ölüm olasılığı diğer AML hastalarına göre 21,57 kat fazla bulunmuştur. GGT, d-dimer değerlerinin ve CD 117, CD64 immünfenotip markerlarının sağkalım süresi üzerine istatistiksel olarak anlamlı negatif etkileri mevcuttur. Bu bilgilerle tedavi ve takip açısından yeni bakış açıları oluşturulabilir. Tek merkezli bir çalışma olması ve AML tanılı hasta sayısının az olması çalışmanın kısıtlılıklarındandır. Sağ kalım üzerine etki eden faktörlerin daha geniş vaka serilerinde araştırılması sonrası bunlarla daha spesifik mücadele AML'de yaşam oranlarını arttırması muhtemeldir. Anahtar Kelimeler: Akut Miyeloid Lösemi, Çocuk, Prognoz, Retrospektif, Sağkalım Analizi
Kontrastlı MR çekilen hastalarda akut böbrek hasarı gelişme riski
GİRİŞ VE AMAÇ: Kontrast maddeye bağlı nefropati gelişimi halen ciddi sorun yaratmaktadır. Gadoliniyuma bağlı nadir deri fibrozisi nadiren gelişir. Ancak gadoliniyuma bağlı akut böbrek hasarı (GBABH) sıklığı hala tartışma konusudur. Bu çalışmanın amacı gadolinyuma bağlı gelişen ABH insidansı ve risk faktörlerini araştırmaktır. YÖNTEM: Merkezimizde 1 Ocak 2021 ile 31 Aralık 2022 tarihleri arasında Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde kontrastlı MR görüntülemesi yapılan tüm hastaların dosyaları retrospektif olarak tarandı. Hastaların cinsiyet, yaş, eşlik eden hasalık, MR çekim günündeki veya son 48-72 saat içinde bakılan böbrek fonksiyon testleri ve diğer biyokimyasal parametreleri kaydedildi. MR görüntülemesinden en az 72 saat-14 gün içinde bakılan kontrol böbrek fonksiyonları olan hastaları dahil edildi. BULGULAR: Çalışmamıza 503 hasta dahil edildi. Demografik özellikleri incelendiğinde, yaş ortalaması 60,88±16,83 yıl olarak tespit edilmiştir. Hastaların ortanca yaş 60 yıl olup %61,5'i (n=304) erkek idi. Kontrast sonrası serum üre, kreatinin değerlerinde anlamlı artış ve e-GFR de anlamlı azalma kaydedilmiştir (p=0.001). GBABH sıklığı %16,5 (n=83) tespit edilmiştir. Ayrıca, hemoglobin ve hemaokrit derlerinde anlamlı azalma ve platelet sayısında anlamlı artış kaydedilmiştir (Sırasıyla; p= 0.010, 0.037 ve 0.001). SONUÇ: Çalışmamızda kontrastlı MR çekimi yapılan böbrek hastalığı olmayan hastalarda ABH gelişebileceği gösterdik. Özellikle GBABH risk faktörleri taşıyan hastalarda gadolinium maruziyeti sonar böbrek fonksiyon testlerin takibi önem arz etmektedir. Anahtar Kelimeler: Akut böbrek hasarı, gadolinium, kronik böbrek hastalığı, manyatik rezonans görüntülemesi
Perinatal depresyonda tedaviye erişimin önündeki engeller- nitel ve nicel bir inceleme
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada perinatal dönemde depresyon açsısından riskli hastalarının tedaviye başvurmalarının önündeki gözden kaçan, kültüre ve bölgeye özgü engellerin tespiti amaçlanmıştır. YÖNTEM: Bu çalışma nitel ve nicel yöntemin kullanıldığı 2 aşamadan oluşmaktadır. Çalışmaya 2022 yılında kadın hastalıkları ve doğum kliniğinde Edinburg Doğum Sonrası Depresyon Ölçeği (EPDÖ) uygulanan ve depresyon açısından riskli saptanıp perinatal psikiyatri polikliniğine yönlendirilen ancak tedaviye başvurmayan kadınlar dahil edilmiştir. Nitel aşama için 20 katılımcıya sosyodemografik veri formu, EPDÖ uygulanmış ve nitel görüşme yapılmıştır. Nicel aşama için ise 66 katılımcıya sosyodemografik veri formu, EPDÖ ve nitel veriler doğrultusunda oluşturulan nicel anket formu uygulanmıştır. BULGULAR: Nitel aşamada bireysel faktörler, çevresel faktörler, sosyokültürel faktörler, damgalama ile ilgili faktörler ve sağlık sunucusu ile ilgili faktörler olmak üzere toplam 5 tema elde edilmiştir. Nicel aşamada ise en çok puan alan ilk 3 soru 'temizlik, ütü, yemek, çocuk bakımı gibi ev işlerin; toplumda kadının sorumluluğunda olması', 'temizlik, ütü, yemek, çocuk bakımı gibi ev işlerin yoğunluğu', 'günlük yaşam telaşesinin sizin için ruhsal sorunlarınızın önünde olması' şeklinde tespit edilmiştir. Nicel anket formundaki soruların EPDÖ ile korelasyonu incelendiğinde 'çocuğunuzu bırakabileceğiniz güvenilir bir yer olmaması', 'yakın çevrenizin yaşadığınız ruhsal sıkıntıları önemsiz görmesi', 'temizlik, ütü, yemek, çocuk bakımı gibi ev işlerin yoğunluğu', 'günlük yaşam telaşesinin sizin için ruhsal sorunlarınızın önünde olması', 'temizlik, ütü, yemek, çocuk bakımı gibi ev işlerin; toplumda kadının sorumluluğunda olması', 'eşinizin gebelik ve doğum sonrası dönemde ilgisiz olması veya yetersiz destek göstermesi' soruları ile pozitif yönde korelasyon saptanmıştır. SONUÇ: Nitel aşamada, bireysel faktörler, çevresel faktörler, sosyokültürel faktörler, damgalama ile ilgili faktörler ve sağlık sunucusu ile ilgili faktörler olmak üzere beş tema elde edilirken nicel aşamada ise, en yüksek puan alan 3 sorunun sosyokültürel faktörler ile işkili olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Nitel inceleme, perinatal depresyon, tedavinin önündeki engeller
2016-2024 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesi Hematoloji Bilim Dalında takip edilen multipl myelom hastalarının genetik özelliklerinin prognostik değeri
GİRİŞ VE AMAÇ: Multiple myelom, kemik iliğinde plazma hücre infiltrasyonu ve buna bağlı olarak aşırı immunglobulin üretimi ile seyreden ve kemiklerde litik lezyonlar, renal yetmezlik, hiperkalsemi ve anemi gibi çok çeşitli klinik bulgular gösterebilen bir plazma hücre diskrazisidir. Bu çalışmada kliniğimizde takip edilmiş olan MM hastalarının sitogenetik özelliklerinin hastalık prognozu ve seyri üzerindeki etkilerini retrospektif olarak incelemeyi amaçladık. YÖNTEM: Bu retrospektif çalışmada 1 Ocak 2016 ve 31 Aralık 2024 yılları arasında Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hematoloji kliniğinde MM tanısı alarak kemik iliği aspirasyon biyopsi örneğinden sitogenetik analiz yapılmış olan 81 hastanın demografik özellikleri, laboratuvar parametreleri, kemik iliği aspirasyon biyopsi bulguları, FISH analizi sonuçları, görüntüleme bulguları, takip sürelerince aldıkları tedaviler ve tedavi yanıtları gibi verileri arşiv dosyalarından ve hastanemiz otomasyon sistemi üzerinden incelendi. BULGULAR: Çalışmamıza dahil edilen 81 hastanın %48,1'i kadın, %51,9'u erkek idi ve hastaların tanı anında yaş ortalaması 63,79±10,19 olarak tespit edildi. Hastaların %60,5'inde tanı anında en az bir komorbid hastalık mevcuttu ve en sık hipertansiyon izlendi. Hastalarımızda en sık görülen paraprotein alt tipinin IgG kappa olduğu görüldü. Sitogenetik analizlerine göre hastaların %76,5'inin standart riskli, % 23,5'inin ise yüksek riskli olduğu saptandı ve en sık görülen anomalinin t(4;14) olduğu tespit edildi. Standart riskli hastalarda ortalama sağkalım süresi 33 ay ve progresyonsuz sağkalım süresi 26,5 ay olarak tespit edilmiş, bu sürelerin yüksek riskli hastalarda 19 ve 15 ay olduğu görülmüştür. OKHN yapılan hastaların median sağkalım süresi 32 ayken yapılmayan hastalarda bu sürenin 14,5 ayda kaldığı görülmüştür ve OKHN yapılan hastalarda progresyonsuz sağkalım süresi 25 ay iken OKHN gerçekleştirilememiş hastalarda bu sürenin 14,5 ay olduğu görülmüştür. SONUÇ: Multipl miyelom hastalarında sitogenetik özellikler, hastalığın prognozunun belirlenmesi ve tedavi stratejilerinin oluşturulmasında önemli bir rol oynamaktadır. Sitogenetik analizlerin, özellikle yüksek riskli hastaların erken dönemde belirlenmesi ve kişiselleştirilmiş tedavi yaklaşımlarının planlanması açısından değerli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Multiple myelom, otolog kemik iliği nakli, sitogenetik analiz