
2,847
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Travma sonrası kemik kırıklarının tespitinde bilgisayarlı görü ve derin öğrenme algoritmaları
1950'li yıllarda makinelerin düşünebileceği ve öğrenebileceği görüşünün ortaya atılmasından hemen sonra yapay zekâ kavramı ortaya çıkmıştır. 21.yy. geldiğimizde GPU ve CPU'ların gelişimi ile birlikte makine öğrenmesi kavramının içerisinde yer alan derin öğrenme insanoğlunun hayatında vazgeçemeyeceği bir noktaya erişmiştir. Gündelik yaşantıda insanoğlu artık ulaşımdan, güvenliğe, üretimden sağlığa kadar birçok alanda bilgisayarlı görüde derin öğrenme algoritmalarının kullanılmasının faydasını görmektedir. Bu çalışmada özellikle yaşlı popülasyonun karşılaştığı en kritik ve ölüm/sakatlanma gibi sonuçların en çok ortaya çıktığı sağlık problemlerinden biri olan femur üst bölge (kalça) kırıkları odağa alınmıştır. Dünya genelinde yapılan araştırmalar yaşlı popülasyonun karşılaştığı en kritik sağlık problemlerinden biri kalça kırıkları olduğunu göstermektedir. Beklenen yaşam süresinin uzamasıyla birlikte yapılan araştırmalar 2040 yılına kadar kalça kırıklarının iki kat artması beklenmektedir. Özellikle ortopedi hekimlerinin çözümledikleri bu kalça kırığı vakalarının, dünya genelinde 1990 yılında 1,26 milyon gerçekleşmesine karşın, 2050 yılına gelindiğinde 4,5 Milyona yükseleceği yapılan araştırmalarca ortaya konulmaktadır. Bütün ortopedik kemik kırıkları değerlendirildiğinde sakat kalma ve örüm oranı en yüksek kırık olduğu görülmektedir. Söz konusu femur üst bölge kalça kırıkları; derin öğrenme ve bilgisayarlı görünün en başarılı algoritmaları arasında yer alan "You Look Only Once - YOLO Darknet v4 algoritması, Faster R-CNN – Inception v2 Algoritması ve SSD - Mobilenet v2 algoritması ile ele alınmıştır. Söz konusu algoritmanın yeniden eğitilmesi adına nüfusu en kalabalık metropollerden biri olan İstanbul'da, kalça kırığı şikâyeti ile ortopedi servisine başvurmuş yaşları 22 ile 105 aralığında bulunan 500 üzeri hastanın X-ray görüntüsünde inceleme yapılmıştır. Bu incelemeler sonunda 410 hastanın X-ray görüntüsü veri çoklandırma tekniklerinden döndürme, ölçeklendirme kırpma ve yeniden boyutlandırma ile 820'ye çıkarılmıştır. Toplamda 1514 ((820-63)x2) adet femur üst bölge görüntüsüne yer verilmiştir. Söz konusu 820 X-ray görüntüsü %80 eğitim ve %20 doğrulama veri seti olarak ayrıştırılmıştır. Daha önce COCO – Common Object in Context veri setinde eğitilmiş olan YOLO Algoritması, dünyanın en güçlüsü olarak kabul edilmiş GPUlarından biri olan Tesla K80 24 GB GDDR5 GPUsu ile Google Colab üzerinden eğitim 5.000 iterasyon süresince eğitilmiştir. Bu eğitim 13 saat 6 dakikada tamamlanmıştır. Daha önce COCO veri setinde eğitilmiş olan Faster R-CNN algoritması ise Core i5-8300H CPU ve NVIDIA GeForce GTX 1050 GPU ya sahip iş istasyonu GPU'su ile eğitimi gerçekleştirilmiş, söz konusu 5000 adımdan oluşan eğitim 31,9 dakika sürmüştür. Yine daha önce COCO veri setinde eğitilmiş olan SSD Algoritması da yine Faster R-CNN Algoritması gibi Core i5-8300H CPU ve NVIDIA GeForce GTX 1050 GPU ya sahip iş istasyonu kullanılmış, toplamda 5000 iterasyona sahip eğitim 55,92 dk. da tamamlanmıştır. Ortopedi uzman doktorları ve asistanlarından oluşan 1. ekip %91,42 doğrulukta, yeniden eğitilerek ortaya çıkarılan YOLO algoritması doğrulukta %90,33 başarı gösterirken, yeniden eğitilen Faster R-CNN algoritması %84,29, pratisyen hekimlerden oluşan 2. grup %81,30 doğrulukta, yeniden eğitilen SSD Algoritması %72,74 oranında doğrulukta, başarı göstermiştir. Doğru pozitif oranı olarak ele alındığında en yüksek performans yine %91,67 ile ortopedi uzman doktorları ve asistanlarının olurken sırası ile Faster R-CNN Algoritması %90,64, YOLO Algoritması %87,67, SSD algoritması %78,32, Pratisyen hekim grubu ise %74,80 oranında başarı göstermiştir. Doğru negatif oranında ise en yüksek başarı oranı %92,98 oranı ile YOLO algoritmasının olurken, %91,17 ile bu sonucu, ortopedi uzmanı ve asistanları izlemiş, %87,80 ile pratisyen hekim grubu takip ederken, Faster R-CNN algoritmasının başarısı %77,94 seviyesinde kalırken, SSD algoritması %67,16 seviyesinde başarı gösterebilmiştir. Bu yapılan çalışma ile Yapay Sinir Ağlarının kullanıldığı algoritmaların kabuklarının dışına çıkarak resimlerdeki; hayvan, bitki ve nesneler dışında konumları ve şekilleri oldukça farklılaşabilen femur üst bölge kırıklarını da tespit edebileceği ve bu alanda ne kadar başarı elde edebileceğini tarafsız bir test veri seti ile ortaya koymuştur. Yapılan çalışma ile hekimlerin gerçekleştireceği teşhislerde kendilerine saniyeler içerisinde destek olacak birden fazla yapı geliştirilmesi de sağlanmıştır.
Metalik biyomalzemelerin değerlendirilmesinde risk temelli bir karar modeli önerisi
Metalik biyomalzemeler, ortopedik uygulamalarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu biyomalzemelerin ortopedik cerrahideki ana rolü, kemik ve eklem işlevlerini eski haline getirmek ve mevcut bir ağrıyı gidermektir. Metalik biyomalzemelerin insan vücudunda uzun vadeli etkinliği için metallerin yüksek korozyon direnci, çekme dayanımı ve aşınma direnci gibi arzu edilen özelliklere sahip olması gerekir. Biyomedikal uygulamaların başarısı ve risklerin azaltılması/önlenmesi, malzeme özelliklerinin incelenmesi ile ilişkilidir. Metalik biyomalzemelerin kendine has özellikler içermesi ve maruz kaldıkları biyolojik ortamın agresif ve hassas olması nedeniyle bu malzemelerin doğru bir şekilde değerlendirilmesi ve seçimi önem kazanmıştır. Diğer karar verme alanlarında olduğu gibi biyomalzeme inceleme sürecinde de bazı sorunlar ve riskler belirir. Bu bağlamda, bilinçli ve doğru kararlar almak bir risk analizini gerektirir. Hata türleri ve etkileri analizi (HTEA), risk analiz araçları arasında en geniş çapta benimsenen etkili yöntemlerdendir. HTEA yöntemi, potansiyel hataları ve zorlukları değerlendirmek ve önlemek için uygulanabilir. HTEA, karar elemanlarını önceliklendirmek için üç risk faktörünün (şiddet, olasılık ve fark edilebilirlik) değerlerini çarparak risk öncelik katsayıları hesaplar. Ancak, klasik HTEA'da belirsiz risk bilgilerinin ifade edilmesi zordur ve hata türlerinin önceliklendirilmesine yönelik bazı sınırlamalar mevcuttur. Çok kriterli karar verme tekniği ve bulanık küme teorisi daha etkin bir risk değerlendirme ve yönetimi sağlama amacıyla HTEA'ya entegre edilebilir. Bu çalışmada, aralıklı tip-2 bulanık analitik hiyerarşi prosesi (AHP), aralıklı tip-2 bulanık HTEA ve aralıklı tip-2 bulanık ortalama çözüm uzaklığına göre değerlendirme (EDAS) yöntemlerini bütünleştiren bir karar verme yaklaşımı ile metalik biyomalzemeler sınıfı altında yer alan paslanmaz çelik, titanyum ve kobalt-krom alaşımları incelenmektedir. Literatür araştırması ve uzman görüşleri doğrultusunda altı ana kriter, otuz bir alt kriter ve üç risk faktörü belirlenmiştir. Aralıklı tip-2 bulanık AHP kriter ve faktör ağırlıklarını ortaya çıkarırken, aralıklı tip-2 bulanık HTEA'nın sağladığı risk öncelik katsayıları aralıklı tip-2 bulanık EDAS ile analiz edilmektedir. Risk faktörleri için elde edilen sıralama düzeni şiddet > fark edilebilirlik > olasılık şeklindedir. Ana kriterler için elde edilen önem ağırlıklarına göre biyolojik özellikler en öncelikli gruptur. Ayrıca, ekonomik özellikler grubu içerisinde maliyet, tasarım ve üretim özellikleri grubu içerisinde uyumluluk, mekanik özellikler grubu içerisinde çekme mukavemeti, fiziksel özellikler grubu içerisinde boyutsal kararlılık, kimyasal özellikler grubu içerisinde korozyon direnci, biyolojik özellikler grubu içerisinde ise enfeksiyon öncelikli alt kriterlerdir. Global önem ağırlıklarına göre enfeksiyon, kanserojenlik ve çekme mukavemeti en öncelikli karar kriterleridir. Malzemelerin öncelik sıralaması ise titanyum > paslanmaz çelik > kobalt-krom alaşımları şeklindedir. Bu sıralama sonucuna dayanarak, titanyumun en iyi malzeme seçeneği olduğu söylenebilir. Bu çalışma, metalik biyomalzemelerin incelenmesi için geniş bir çerçeve ve risk temelli bir karar verme yaklaşımı sunmaktadır. Mevcut çalışma, farklı alternatiflerin değerlendirilmesinde ve seçiminde etkili ve bilinçli kararlar almak için bir yol haritası sunmaktadır.
Bankacılık sektöründe robotik süreç otomasyonu - bir uygulama örneği
Teknolojinin hızlı gelişimi ve işletmelerin süreçlerinin karmaşıklaşması beraberinde yeni nesil teknolojileri de çalışma hayatına katmıştır. Bu çalışmada dijital dönüşümün etkisiyle çalışma hayatına giren robotik süreç otomasyonu detaylıca anlatılmıştır. Robotik süreç otomasyonu ile birlikte diğer yeni nesil teknolojilerden de bahsedilmiştir. Uygulamada kullanılan ve Robotik Süreç Otomasyonu olarak adlandırılan dijital çalışanlar, insan hareketlerini taklit eden, rutin ve kural bazlı işleri hayata geçiren yazılımsal robotlardır. İş süreçlerinin yönetimini en iyi sağlayan metodolojileden bir tanesi olan süreç yönetimi kavramı da ayrıca anlatılmıştır. Dijital dönüşüm teknolojilerine en fazla yatırım planlaması yapan sektörlerin başında gelen bankacılık sektörü aynı zamanda iş temposunun ve yoğunluğununda üst seviyede görüldüğü sektörlerdendir. Bankalar, kullandırdıkları kredilerin geri ödenememesi halini düşünerek kendilerini teminat denilen kavram ile güvence altına almaktadır. Bu güvence yöntemlerinden bir tanesi müşterinin maddi değeri de olan araçlarının rehin alınması işlemidir. Bu çalışmada bir bankanın araç rehni teminata alma süreci incelenerek robotik süreç otomasyonu teknolojisi uygulanmıştır. Araç rehni teminata alma sürecinin büyük bir ksmını gerçekleştiren şube satış birimleri, bankaların hedeflerine ulaşamabilmesindeki en önemli kaynaklardandır. Bu sebeple bu kaynağın mevcut iş yükününün minimize edilmesi önem arz etmektedir. İncelenen sürecin 8 aktivitesi bulunmaktadır. Bu aktivitelerin iş güçleri Tam Süreli Eşdeğer(FTE) yöntemiyle hesaplanmıştır. Sürecin toplam iş gücü 6,8 FTE olarak tespit edilmiştir. Sürecin %86,9'luk kısmı şube satış birimi tarafından gerçekleştirilmektedir. Bu çalışma sürecin %86,9'luk iş yükünü minimize etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Sürecin analizi gerçekleştirilirken iş akış şemalarından yararlanılmıştır. Tüm aktivitelerin işlem adetleri ve işlem süreleri analiz edilmiştir. Elde edilen analizin sonuçlarına göre çalışanların gereksiz yaptığı aktiviteler tespit edilerek süreç iyileştirilmiştir. Yapılan ilk iyileştirme müşteriden temin edilen araç rehin sözleşmesinin içeriğinin ve doküman tipinin değişikliği olmuştur. Değiştirilen dokümandaki verilerin bankacılık sistemine işlenmesi aktivitesi, robotik süreç otomasyonuna teslim edilerek süreç dijitalleştirilmiştir. Bu aktivitenin mevcut süreçteki iş gücü 4.51 FTE'dir. Yeni süreçte ise bu aktivitenin gerçekleştirilebilmesi için 0,0027 FTE harcanmaktadır. Bankanın Türkiye'deki tüm şubelerinin, erişebildiği bir ortak windows dosyası oluşturulmuştur. E-mail aracılığı ile gelen araç rehin sözleşmeleri şube şatış birimleri tarafından ortak alana bırakılarak günde 2 defa çalışması planlanan robota teslim edilmiştir. Bu çalışmada sağlanan tasarruf sayesinde bankanın bu operasyondaki hızı arttırılmıştır. İşlem süreleri kısaltılarak, operasyonel iş gücü ve hata oranları minimize edilmiştir. Çalışanlar katma değeri daha yüksek olan işlere yönlendirilerek bankanın insan kaynağına olumlu yönde katkıda bulunulmuştur.
Elektrik sektöründe Edas ve Vikor yöntemi ile yeşil tedarikçi seçimi
İşletmeler yıllarca zehirli sıvı, katı, gaz biçiminde atıklarla doğayı kirletmiş ve yeryüzüne vermiş oldukları zararları hesaba katmamışlardır. Doğanın önemi ve gözlenmesi bakış açısı 90'larda önem kazanarak gündeme gelmiştir. Çağımız, bu bakış açısı ile doğaya daha farklı bir hassasiyetle yaklaşarak, işletmelerin endüstriyel anlamında ilerlemelerine olanak sağlamaktadır. Bu sayede farklı alanlar da faaliyet gösteren işletmeler doğayla dost nihai ürün üretilmesine destek olmaktadırlar. Aynı zamanda, ürün yaşam döngüsünün her basamağında doğanın dengesini koruyarak yeşil uygulamalarla gündeme gelmektedirler. Kağıt işletmelerinin üretilen kağıdı tekrar kullanılabilir konuma getirmesi, plastik üretimi gerçekleştiren işletmelerin çevreci hassasiyetle üretim yapmaları, bu alanda yapılan çalışmalardandır ve günümüzde oldukça önemli uygulamalardır. Bu sektörler dışında da birçok işletme, çevre dostu yaklaşımla üretim gerçekleştirmekte ve bu anlayışı tüm üretim süreçlerine yansıtmaktadırlar. İşletmelerin bu çevre dostu üretim bakış açısında doğru yeşil tedarikçi seçimi önemli bir yer tutmaktadır. Tüketicilerin de bu doğa dostu görüşe sahip olması ve yapılan yasal planlamalar da işletmeleri yeşil tedarik zinciri yaklaşımına yönelmektedir. Doğaya verilebilecek tehlikelerin en aza indirilme hedefi yeşil tedarik zincirinin yönetim faaliyetlerinin etkinliğini arttırmaktadır. Yeşil tedarik zinciri yönetiminde çevre ile ilgili yaklaşımların hedeflenmesi, onu önemli bir noktaya taşımaktadır. Bu yaklaşımı benimseyen işletmeler; sahip oldukları tedarikçilerinde ilerlemelerini en iyilemek için çok çeşitli hedefler belirleyerek bunları tedarikçilerine sunmaktadırlar. Böylece işletmeler rakiplerini geride bırakabilecek doğa dostu tedarikçilere sahip olmaktadırlar. Bu konu birçok işletmenin öncelikli olarak gördükleri çalışmaların başında gelmektedir. Söz konusu çalışmaların geliştirilmesi ve yürürlüğe konması maliyet bakımından işletmeleri zora sokabilmektedir. Bu çalışmalar arasından en iyinin belirlenmesi ve bunun uygulanabilmesi zorlu süreçlerden biridir. Aynı zamanda bilgi yetersizliği, yapılan çalışmalarda arzu edilen hedeflerin tutturulamaması, işletmelerin altyapı sorunlarının olması bazı sıkıntılar yaratabilmektedir. İşletmeler, günümüz koşullarında birden fazla tedarikçiye sahip olmakta ve bunlar arasından en iyisinin, en yeşil yaklaşıma sahip olanın seçimini gerçekleştirmek durumda kalmaktadır. Bu durum da işletmeler için tedarikçi seçim/karar verme problemlerini gündeme getirmekte ve bu problemler birçok belirsizlik barındırmaktadır. Karar vericilerin kararlarını objektif, doğru olarak verebilmesi özellikle de kriter ve alternatif sayılarının fazla olması durumunda daha da önem kazanmaktadır. Bu durumda, çok kriterli karar verme yöntemleri, birden çok alternatif ve kriter olması durumunda bilimsel ve sistematik bir yaklaşımla değerlendirmeyi mümkün kılmaktadır. Bu özelliğinden dolayı yeşil tedarikçi seçim problemlerinde çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Çok kriterli karar verme teknikleri nicel bilgilerin yetersizliğinin aşılmasını sağlamaktadır. Aynı zamanda bu teknikler konularında uzman kişilerin fikirlerini temsil yeteneği açısından da güçlüdür. Bu bağlamda, yeşil tedarikçi problemlerinde kazanç ve çevreci ölçütleri beraber ele alabilen bu teknikler işletmeler için rekabet avantajı sunabilmektedir. Bu çalışmaya konu olan, yeşil tedarikçi seçim çalışmasının gerçekleştirildiği işletmede, hali hazırda RoHS analizi kullanılmaktadır. RoHS analizi ile işletme tedarikçi seçimi yapmaktadır. Bu analiz tekniği ile civa, kadmiyum, kurşun, krom değerleri olması gereken standart ölçüm değerleri ile kıyaslanıp analiz edilerek tedarikçi seçimi gerçekleştirilmektedir. Tedarikçi seçimine temel olan kritik parça, çalışmanın gerçekleştirildiği işletmede üretilen otomatik sigortalarda kullanılan cıvatalardır. Bu kapsamda gerçekleştirilen çalışmada; çok kriterli karar verme tekniklerinden olan EDAS ve VIKOR yöntemleri ayrı ayrı ele alınarak işletme için en iyi yeşil tedarikçi seçimi yapılmış ve RoHS analizi ile tutarlılığı irdelenmiştir. Bu amaçla öncelikle işletmedeki uzmanların görüşü ve literatürden elde edilen; uygunluk kalitesi, yeşil ürün tasarımı, yeşil satınalma, yeşil üretim kriterler olarak belirlenmiştir. Çok kriterli karar verme tekniklerinden olan EDAS ve VIKOR tekniği belirsizlik altında karar vermede etkili ve karmaşık problemleri objektif bir yaklaşımla, hızlı bir şekilde sonuca ulaştırdığı için tercih edilmiştir. RoHS analizi, çalışmada gerçekleştirilen yeşil tedarikçi seçimi ile işletmenin mevcutta kullandığı tedarikçi seçiminin geçerliliğinin kıyaslanması amacı ile kullanılmıştır.
Yurt dışı dil eğitim kurumlarında veri madenciliği yöntemi ile hedef kitle belirleme
Günümüzde teknolojinin gelişmesi ve beraberinde getirdiği yenilikler ile yabancı dil öğrenimin ve öneminin oranı ciddi olarak artmıştır. Global düzende yabancı dil öğrenmek sektör fark etmeksizin profesyonel iş yaşamında da oldukça kritik bir öneme sahip olmaya başlamıştır. Özellikle bu önem özel sektör çalışanlarında daha fazla görülmeye başlanmıştır. Özel sektörde kaynaklanan bu önemden dolayı dil bilmek işe alımlarda en belirleyici faktörlerden biri olmıuştur. Üniversite öğrencileri çoğunlukla hem maliyet hem zaman açısından öğrenci değişim programlarını tercih etse de bu durum yetersiz gelmeye başlamıştır. Bu derece öneme sahip kriter için Türkiye'de de her kesim bireyin yararlanabileceği çok fazla yurt dışı eğitim danışmanlık şirketleri kurulmuştur. Bu kuruluşlar her kesime her yaşa hitap eden hem eğitim içerikli hem çalışma içerikli hemde seyahat etmeli programlar uygulamaktadırlar. Gün geçtikçe bu kuruluşların sayısının artması kuruluşlar arasında bir rekabete yol açmaya başlamıştır. Çalışmada ele alınan danışmanlık şirketinin müşteri bilgileri toplanarak hangi kriterlerin kayıt durumunu etkilediğinin öğrenilmesi amaçlanmıştır. Bu sonuca göre müşterilerin tanımlanması, hedef müşteri grubunun belirlenmesi, özel teklif sunulabilecek müşterini profilinin belirlenmesi, gerekli durumlarda müşteri portföyünün değiştirilmesi, en çok müşteri aldıkları zamanların belirlenmesi, gerekli iyileştirme önerilerinin sunulması hedeflenmektedir. Çalışmada ele alınan sektöre özel veri madenciliği yaklaşımında bir çalışmaya rastlanmaması ile literatürde ki boşluğun doldurulması da amaçlanmaktadır. Ele alınan çalışmada veri madenciliği yöntemlerinden olan karar ağacı tekniğinin C5.0 ve C&R algoritmaları kullanılmış ve sonuçlar karşılaştırılmıştır. C5.0 algoritmasının çalışma mekanizmasında entropi değerlerini ele alırken, C&R algoritması gini algoritmasına göre çalışmaktadır. Çalışma için 727 müşterinin verileri alınmış, 8 tane bağımsız değişken, 1 tanede bağımlı değişken veri setine dâhil edilmiştir. Bağımlı değişken şirkete kayıt olup olmaması ile ilgiliyken, bağımsız değişkende kayıt olanların ya da sadece danışmanlık alanların bilgileri alınmıştır. Bağımız değişken faktörleri: cinsiyet, yaş kategorisi, bölüm, statü, aranılan şehir, yıur dışı deneyimi, başvurduğu program ve aranılan tarih olarak ayrılmıştır. Çalışmada yer alan ilk teknik C5.0 algoritması sonuçlarına göre kayıt durumunu etkileyen en belirleyici bağımsız değişkenler arasında müşterinin mesleki alanı , statüsü , yurt dışı deneyimi yer alırken; ikinci teknik olan C&R algoritması modellemesine göre de müşterinin mesleki alanı, yaşadığı şehir, aranılan tarih bağımsız değişkenleri kayıt durumunu etkilemede en belirleyici faktörler olarak yer almıştır. Çalışma sonucunda SPSS Modeler 18.0 programında yer alan literatürde çok rastlanmayan analysis modülü ile her iki tekniğinde performans değerlendirmesi yapılmıştır. Her iki teknik training ve testing olmak üzere değerlendirildiğinde C5.0 algoritması için trainig doğruluk oranı %60,33, testing doğruluk oranı %46,67 olarak, aynı şekilde C&R algoritması için training doğruluk oranı %57 iken, testing değerlendirmesinde %50,23 değerinde bir başarı oranı hesaplanmıştır.
Yapay sinir ağları ve derin öğrenme algoritmalarının kripto para fiyat tahmininde karşılaştırmalı analizi
Günümüzün gelişen teknolojisi ile internet üzerinden yapılan işlemlerde artış olmuştur. Bunun bir neticesi olarak verilerde artış olduğu gözlemlenmiştir. Verilerde meydana gelen bu artış ile birçok firma verilerin güvenli bir şekilde saklanması, paylaşılması, kontrolünün sağlaması, yönetilmesine yönelik teknoloji arayışına girmektedir. Güncel teknolojilerden biri de blok zinciri (Blockchain) yapısıdır. Blok zinciri yapısı, dağıtık yapıda bir veri tabanı olup bloklardan oluşmakta olan şifrelenmiş iş takibi sağlamaktadır. Daha şeffaf yapıda olması, hiçbir işlemin değiştirilememesi, yüksek güvenlik yapısı, merkezi yapıda olmaması tercih sebeplerinden olmuştur. Blok zinciri yapısı birçok alanda kullanılabilecek bir teknoloji olup günümüzde en popüler kullanım alanı kripto paralar üzerinde olmaktadır. Değişen teknolojiler ile kripto paralar önemli yatırım araçlarından olup finansal piyasalarda önemli hacme sahip olmuştur. Kripto paralarda işlem sayısının her geçen gün arttığı gözükmekte olup kripto para fiyatlarında meydana gelen artış ve alt kripto paralarda hızlı yükselişler, alt kripto paralara olan talebi arttırmıştır. Bu çalışmada önemli alt kripto para birimlerinden biri olan Polkadot kripto para birimi üzerinde tahminleme işlemi yapılması amaçlanmıştır. Yapılan çalışmada 20.08.2020 - 27.02.2023 tarihleri arasındaki veriler kullanılmış olup, bu verilere göre çıktı değer olarak günlük ortalama Polkadot değerlerinin tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Girdi değerleri için oluşturulan kümeler iki farklı şekilde oluşturulmuştur. İlk girdi değerlerinde; Polkadot YouTube arama sayısı, Polkadot Google sayısı ve Polkadot hacmi kullanılmıştır. İkinci girdi değerlerinde ise ilk girdi değerlerinden farklı olarak alt kripto paraların lideri Ethereum eklenmiştir. Böylece kurucusu aynı kişi olan Polkadot ve Ethereum kripto para birimlerinin birbirine olan etkisi, daha net bir ifade ile Polkadot para birimi üzerinde Ethereum para biriminin etkisini tespit etme imkânı sağlanmıştır. İki farklı girdi yapısından oluşan bu çalışmada Polkadot para birimi günlük ortalama değerlerinin tahminlenebilmesi için yapay sinir ağlarında çok katmanlı algılayıcılar ile derin öğrenme yöntemlerinden olan uzun kısa süreli bellek yapısı kullanılarak tahminleme çalışması yapılmıştır. Çıkan sonuçlara bakıldığında 0.93 korelasyon katsayısı ile yapay sinir ağlarında 4 girdi kümesinden oluşan değerlerin daha iyi sonuç verdiği gözlemlenmiştir. Yapılan çalışma ile farklı girdi kümeleri, farklı algoritmalar karşılaştırılarak çıktı değerlerine nasıl etkisi olduğu incelenmiştir.
Türkiye'de BIM (bina bilgi modellemesi)'in benimsenmesini engelleyen faktörlerin araştırılması
BIM (yapı bilgi modellemesi) , dijital çağın yeni ve öncü teknolojilerinden biridir. Yeni teknolojilerin uygulanmasında meydana gelebilecek zorluklar, bu teknolojilerin benimsenmesini geciktirebilir. Bu nedenle bu zorlukların önceden tespit edilmesi risklere karşı erken önlem alınmasını sağlayarak başarılı olma olasılığını artırması açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada, BIM teknolojisinin Türk inşaat sektöründe benimsenmesini ve uygulanmasın zorlaştıran faktörler araştırılmıştır. Çalışmanın amacı, uygulayıcılar ve araştırmacılar için inşaat projelerinde bina yaşam döngüsünün tasarım ve projelendirme-yapım aşamalarında BIM'in benimsenmesi önündeki zorlukların daha iyi anlaşılmasını sağlamak ve bu zorluklar karşısında hazırlanacak plan ve stratejilere uzman görüşleri ile rehberlik etmektir. Bu çalışma öncesinde gerçekleştirilen literatür taraması ile BIM'in benimsenmesine engel olan değişkenler incelenmiştir. Bu değişkenlerin Türkiye'deki önem derecelerinin yanı sıra, Türkiye'deki güncel gelişmelere dayalı olarak BIM'in tercih edilmemesi üzerinde başka faktörlerin etkili olup olmadığının araştırılmaya açık bir konu olduğu düşünülmektedir. Bu çalışma tamamlandığında, Türkiye'de BIM kullanımının yaygınlaşmamasının arkasındaki güncel nedenleri ortaya çıkarması ve sorunların çözümüne yönelik atılacak adımlarda yol gösterici niteliği sebebiyle literatürde önemli bir boşluğu doldurması hedeflenmektedir. BIM (Bina Bilgi Modelleme) hakkında bilgi ve tecrübe sahibi olan ve İnşaat mühendisliği veya mimarlık alanlarında eğitim almış uzmanlar anket çalışması için hedef kitle olarak belirlenmiştir. Anket sonucunda elden edilen verilere Cronbach alfa (α), frekans, göreli önem indeksi (RII) analizleri uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda, BIM kullanımını engelleyen faktörler arasında en fazla etkiye sahip olan 5 faktör, bina yaşam döngüsünün ''Tasarım Evresi'' ile ''Projelendirme ve Yapım Evresi'' için ayrı ayrı elde edilmiştir. Göreceli önem indeksi (RII) analiz sonuçlarına göre, Tasarım Evresi'nde BIM kullanımında en etkili 5 faktör sırasıyla; ''BIM anlayışı ve farkındalığında eksiklik'', ''BIM'in benimseme, yazılım, uygulama ve tasarım aşamalarında maliyetleri arttırması'', ''geleneksel uygulama ve standartların benimsenmesi (BIM talep eksikliği, isteksizlik veya zorluk) '', ''uygulayıcıların becerilerindeki farklılıklar ve kullanabilirlik sorunları (deneyim eksikliği) '' ve ''İşverenin (sahibinin) farkındalığının ve pazar talebinin olmamasıdır (dış motivasyon eksikliği) ''. Öte yandan, Projelendirme ve Yapım Evresi'nde BIM kullanımında en etkili 5 faktör sırasıyla; ''BIM kullanımı ile iş yükünün artması'', ''BIM anlayışı ve farkındalığında eksiklik'', ''değişime karşı direnç'', ''uygulayıcıların becerilerindeki farklılıklar ve kullanabilirlik sorunları (deneyim eksikliği), BIM eğitimi eksikliği'' ve ''geleneksel uygulama ve standartların benimsenmesidir (BIM talep eksikliği, isteksizlik veya zorluk)''. Sonuç olarak, ''Tasarım Evresi'' ile ''Projelendirme ve Yapım Evresi''nde BIM kullanımını ekileyen farktörler arasında önemli farklılıkların da mevcut olduğu söylenebilir. Elde edilen bu sonuç, bina yaşam dögüsündeki her iki evrenin ayrı ayrı dikkate alınmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. BIM'in benimsenmesi önündeki zorlukların önlenmesi için BIM uzmanı katılımcılar tarafından her iki evreye özgü olarak öneriler sunulmuştur. Tasarım Evresi'nde BIM'in kullanımını artırmak için katılımcılar tarafından sunulan önerileri; ''devlet teşviki ve maliyetlerin düşürülmesi, standart ve mevuzat, lisans düzeyinde BIM eğitimi ve semineri'' başlıkları altında toplamak mümkünüdür. Projelendirme ve Yapım Evresi için BIM uzmanları tarafından sunulmuş olan önerilerin yanısıra, çok daha fazla paydaşın işbirliği içinde olmasını gerektiren Yapım Evresi'nde BIM uyglamasının maliyeti ve inşaat süresini düşüreceği, geriye dönük imalatları ve dolayısıyla iş yükünü azaltacağı ve diğer avantajları hakkında daha fazla bilgilendirme yapılması gerektiği ifade edilmektedir. Bu faktörlerin iki evre için ayrı ayrı ele alınması ve her evreye özgü çözüm önerilerinin geliştirilmesi ile BIM kullanımını artırmak üzere atılabilecek adımlardan daha fazla verim alınmasının sağlanması beklenmektedir.
Sakarya ili Soğucak yaylası Collohmannia, Neoliodes ve Oribotritia (Acari: Oribatida) türleri üzerine sistematik araştırmalar
Toprak, bir çok organizmayı barındıran karmaşık bir ekosistemdir. Toprak ekosisteminde yaşayan eklembacaklıların %40' ı akarlardan oluşturmaktadır. Oribatid akarlar orman topraklarında hem birey hem de tür saıysı bakımından en zengin hayvan grubunu oluştururlar. Toprak organik maddesinin parçalanmasına ve ayrışmasına, humus sentezine, mantar ve bakterilerin toprak içerisinde yayılmasına katkıda bulunarak toprağın biyolojik verimliliğinde önemli rol oynarlar. Bazı oibatid türlerinin asit yağmurları, hava kirliliği ve toprağın işlenmesi gibi toprak ekosistemleri üzerinde insan aktivitelerin ekolojik etkisinin göstergeleri biyoindikatörler olarak önemli oldukları bilinmektedir. Bu sebeple ülkemiz oribatid akarlarının biyoçeşitliliğinin belirlenmesi önem arzetmektedir. Oribatid akarların morfolojik tanımları, sırttan ve karından görünümleri ve bacak yapıları esas alınarak yapılmaktadır. Sırt kısmı notogaster ve prodorsum olmak üzere iki bölgeden oluşmaktadır. Karın kısmı ise genitoanal ve epimeral bölge olmak üzere iki bölgeden oluşmaktadır. Epimer plaklarının şekli, gental ve anal plakların kıl donanımı ve büyüklükleri, ağız parçalarını içeren kamerostom ve subkapitulumun yapısı ve kıl donanımı sistematik bakımdan öneme sahiptir. Ülkemizdeki oribatid akar biyoçeşitliliğinin ortaya çıkarılmasına yönelik çalışmaların artması gerekmektedir. Türkiye oribatid akar (Acari, Oribatida) faunası yeterince çalışılmamıştır, Dünya çapında bilinen oribatid akar sayısı 11.000'in üzerinde iken bu sayı ülkemizde sadece 250 civarındadır. Bu araştırmanın temel amacı, 1100 metre yüksekliğinde ve Sapanca'ya 17 kilometre uzaklıkta bulunan Soğucak yaylası oribatid akar faunası (Oribotritia, Neoliodes ve Collohmannia cinsleri) hakkında ilk verileri elde etmektir. Yüksek tür yoğunluğu ve çeşitliliğine sahip eski orman alanları, çalılıklar, akarsu kıyılar gibi doğal alanlar diğer toprak faunaları için rezerv teşkil ettiklerinden korunmaları önemlidir. Çok çeşitli bitki örtüsü ile zengin bir biyotopa ve korunmuş alanlara sahip olan Sakarya ili Soğucak yaylasından alınan toprak örnekleri Biyoloji bölümü Akaroloji labaratuvarına getirilerek birleştirilmiş Berlese-Tullgren huni düzeneklerine yerleştirilmiştir. Bir hafta ışık kaynağı altında bekletilen toprak örnekleri içerisindeki Oribotritia, Neoliodes ve Collohmannia cinslerine ait oribatid akarlar düzeneğin alt kısmındaki %70'lik etil alkol içeren toplama şişelerine düştükten sonra Olympus SZX51 tipi stereo mikroskop altında pipet ve iğneyle yardımı ile ayıklanmıştır. Oribatid akarları temizlenmesi ve ağartılması laktik asitte, incelenmesi ise Leica DM 1000 tipi ışık mikroskobunda gerçekleştirlmiştir. Tür teşhisleri Balogh ve Balogh (1992), Weigmann (2006) ve Walter ve ark. (2014)'a göre yapılmıştır. Taksonların morfolojik özelliklerinin incelenmesi için Sakarya Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümünde bulunan JEOL JSM 6060 LV taramalı elektron mikroskobu kullanmıştır.Bu tez çalışmasında Soğucak Yaylasından tespit edilen toprak akarı türleri Oribotritia (O.) krivolutskyi, Neoliodes theleproctus ve Collohmannia gigantea'ya ait çeşitli vücut yapılarının ışık mikroskobu incelemeleri ile ölçümler yapılmış, taramalı elektron mikroskobu görüntüleri alınmış, yakın türler ve daha önce ülkemizden kaydedilen türler ile karşılaştırılması yapılmıştır. Sakarya ili Soğucak Yaylası toprak akarları Oribotritia, Neoliodes ve Collohmannia (Acari: Oribatida) cinsleri üzerinde yapılan araştırmalarda: Oribotritia (O.) krivolutskyi Liu, Niedbała et Starý, 2011, Neoliodes theleproctus (Hermann, 1804) ve Collohmannia gigantea Sellnick, 1922 türleri terpit edilmiştir. Tespit edilen türlerin elektron mikroskobu görüntüleri verilmiştir. Yarıkozmopolit bir dağılıma sahip olan Neoliodes theleproctus türü Türkiye'de daha önce Yozgat ilinde Per ve arkadaşları tarafından 2015 yılında kaydedilmiştir. Holarktik zoocoğrafik bölgede yayılış gösteriren Collohmannia gigantea türü ise Türkiye'de daha önce Baran ve Bezci tarafından 2017 yılında Amasya ilinden kaydedilmiştir. Oribotritia (O.) krivolutskyi türü daha önce Liu, Niedbała ve Starý tarafından 2011 yılında Dünyada sadece Kafkasya'dan (Azerbaycan) kaydedilmiştir. Yapılan bu çalışma ile dünya genelinde ikinci olarak Türkiye'den kayıt altına alınmıştır.
Alüminyum 2024 T351 malzemenin delik delme işleminde kesme parametrelerinin kesme kuvveti ölçümü ile optimizasyonu
Talaşlı imalat oldukça yaygın bir üretim yöntemidir. Ayrıca delik delme operasyonları da tüm talaşlı imalat proseslerinin %33'ünü ve tüm talaş kaldırma proseslerinde harcanan enerjinin %25'ini oluşturmaktadır. Delik delmenin imalat sektörü içerisindeki yaygınlığı göz önünde bulundurulduğunda, delik delinen proseslerde takım aşınmasını, harcanan enerjiyi ve süreyi minimize ederek maliyeti düşürmek amaçlanır. Bu da delik delmeye etki eden parametrelerin optimizasyonu ile mümkündür. Bu çalışma kapsamında havacılık ve uzay endüstrisinde oldukça fazla tercih edilen dolayısıyla binlerce delik delme işlemine tabi tutulan Al 2024 T351 alaşımı kullanılarak delik delme deneyleri gerçekleştirilmiştir. Deneylerden elde edilen kesme kuvveti değerlerine göre kesme parametrelerinin optimum seviyeleri tespit edilmiştir. Kesme parametreleri olarak, kesme hızı (50, 70, 90 ve 110 m/dk) ve diş başı ilerleme miktarı (0,06/0,08/0,1 ve 0,12 mm/diş) ele alınmıştır. Deneyler Taguchi L16(4^2) deney tasarımına göre 8 mm çaplı üç takım türü (HSS, HSSE-Co5, HSSE-Co5 TiAlN kaplamalı) için ayrı ayrı gerçekleştirilmiştir. Deneylerin gerçekleştirilip kuvvetlerin elde edilmesinde; FANUC kontrol paneline sahip Taksan TMC-700 V CNC dik işleme tezgâhı, ESİT AX3 yük hücresi, NI cDAQ-9188 veri toplama ünitesinin NI 9237 modülü ve FlexLogger yazılımı kullanılmıştır. Deneylerde elde edilen tüm kuvvet verilerine, Excel yazılımında üstel düzeltme veri çözümleme metodu uygulanarak sinyal gürültülerinin neden olduğu anlam ifade etmeyen veriler azaltılmaya çalışılmıştır. Her bir delik için işleme yönündeki (z ekseni) maksimum kuvvetler tespit edilmiştir. Tespit edilen bu maksimum kesme kuvvetleri kullanılarak Minitab 19 yazılımı yardımıyla Taguchi optimizasyonları, varyans analizleri (ANOVA) ve regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Ayrıca maksimum kesme kuvveti ve işlem süresini birlikte minimize eden kesme parametrelerinin çoklu yanıt optimizasyonları (yanıt yüzey metodu) da gerçekleştirilmiştir. Üç takım türü için de maksimum kesme kuvvetleri açısından parametrelerin optimum seviyeleri; kesme hızı için 50 m/dk olarak, diş başı ilerleme miktarı için ise 0,06 mm/diş olarak Taguchi optimizasyonu ile tespit edilmiştir. Üç takım türünde de kesme kuvveti üzerinde en etkili kesme parametresinin diş başı ilerleme miktarı olduğu sonucuna varyans analizi yardımıyla varılmıştır. Regresyon analizleri neticesinde maksimum kesme kuvveti ile kesme parametreleri arasındaki ilişkiyi tanımlayan matematiksel modeller elde edilmiştir. Maksimum kesme kuvveti ve işlem süresini birlikte minimize eden kesme parametrelerinin optimum seviyeleri, kesme hızı için 110 m/dk olarak diş başı ilerleme miktarı için ise 0,06 mm/diş olarak çoklu yanıt optimizasyonu ile tespit edilmiştir.
İkincil alüminyum cürufunun çimento ve beton üretiminde değerlendirilmesi
Bu çalışmada, hurdadan ergitilerek ikincil alüminyum üretimi sonucu açığa çıkan ve bertaraf edilen alüminyum cürufunun kalsiyum alüminat çimento üretiminde kullanılabilirliği araştırılmıştır. İkincil alüminyum cürufu öğütme işlemlerine tabi tutularak 20 μm altına getirilmiştir. Öğütülmüş ham cürufun XRF analizine göre alümina oranının %37,74 içerdiği ve cüruf içerisinde oldukça düşük olduğu tespit edilmiştir. Cüruf içerisinde Cr, Mn, Cu, Zn, Ba, Ti, Na, K ve Fe gibi elementlerin oksit formlarına da rastlanmıştır. İlave olarak, XRD analizine göre cürufta yüksek miktarda NaCl ve KCl gibi tuzları içerdiğini tespit edilmiştir. Cüruftaki tuzlardan kaynaklanan klor içeriği, elde edilecek çimentonun mukavemetini olumsuz yönde etkilemektedir. XRF analizlerinde klor ihtivası %22,57 olarak tespit edilmiştir. Bu durum, cürufun ikincil bir işlem öncesi çimento hammaddesi olarak doğrudan kullanımını sınırlandırmaktadır. Çimento üretiminde değerlendirilmek istenen cürufun yüksek klor ve kükürt ihtivası betonda gevrek kırılma ve çatlamalara sebep olacağı için istenmez ve uzaklaştırılması gerekir. Bu nedenle yapılan 60 dakika süreli yıkama işlemleri sonucunda Cl- içeriği % 22,57 seviyesinden %0,033 seviyesine kadar düşürülmüştür. Cürufun alümina içeriği de % 37,74'ten %68,03'e yükselmiş, bu süre zarfında suda çözünmeyen TiO2, SiO2, MgO, Fe2O3, CaO gibi oksit formlarının da cüruf içerisindeki yüzde miktarı artmıştır. Yıkama işlemi ardından cüruf içerisindeki klorür ve kükürt ihtivası istenilen seviyeye düştüğünden 60 dakika yıkama işleminin yeterli olduğu görülmüştür. 60 dakika yıkanmış ikincil alüminyum cürufunun içerisindeki alümina seviyesinin düşük alüminalı CA (Kalsiyum Alüminat) çimento üretimi için uygun seviyede olduğu görülmüş, kalsiyum oksit seviyesinin yeterli olmaması nedeniyle ticari kalitede sönmemiş kireç ile karıştırma işlemi gerçekleştirilmiş ve çimento bileşimleri TS EN 14647 standartlardında yer alan sınır değerler içerisinde harmanlanarak elde edilmiştir. İkincil alüminyum cürufunun yüksek alümina içeriği sebebiyle portland çimentosuna katkı olarak kullanılmasının yerine portland çimentosuna göre daha pahalı olduğu bilinen kalsiyum alüminat çimentosunda kullanımı hedeflenmiştir. Bu sayede, cürufun katma değerinin arttırılması sağlanmıştır. Cürufun içerisindeki alümina miktarı, kalsiyum oksit miktarı ve bazı oksit fazlarının varlığı sebebiyle orta alüminalı ve yüksek alüminalı CA çimento üretiminde kullanılmasının uygun olmayacağı tespit edilmiştir. Karışımların 1200 ˚C'de 1, 3 saat ve 1250 ˚C'de 3, 5 saat süreleri sonrası elde edilen numunelerin XRD analizlerine göre kalsiyum alüminat çimentosunda ana faz olarak mayenit (C12A7), mono kalsiyum alüminat (CA) ve grossit (CA2) fazlarına, bununla birlikte silika, magnezyum ve demir içerikli düşük alüminalı kalsiyum alüminat çimentolarında bulunan gehlenit (C2AS), larnit-belit (C2S), spinel (MA), brownmillerit (C4AF) ve cürufta yüksek seviye olması sebebiyle reaksiyona girmemiş MgO fazlarına rastlanmıştır. 1200°C'de yapılan sinterlemelerde reaksiyona girmeyen sönmemiş kireç ve wadsleyit fazlarına rastlanmıştır. 1250°C'de 3 ve 5 saat yapılan sinterleme sonucunda kalsiyum alüminat çimentoda istenilen fazların yeterli ve birbirine yakın seviyede olduğu gözlenmiştir. 1300°C'de yapılan sinterleme işlemi sonucunda cüruf bünyesindeki düşük ergime noktasına sahip bileşikler nedeniyle sinter karışımının camsı hale geldiği gözlenmiştir. Ticari kalsiyum aluminat çimentosuna deneysel olarak elde edilen atık çimentonun ağırlıkça % 2.5, 5, 7.5, 10 ve 12.5 oranında katkılar yapılarak çimentonun fiziksel özelliklerine etkisini incelemek için testler gerçekleştirilmiştir. Hazırlanan çimento karışımlarının özgül ağırlık deney sonuçlarına bakıldığında, çimento içindeki atık ikamesinin artması ile birlikte özgül ağırlık değerinin kısmen düştüğü ancak birbirine yakın olduğu görülmektedir. Özgül ağırlık değerlerlerinin ticari çimento ile yakın olması atık CA çimentonun içerdiği fazların ve miktarının ticari çimento ile benzerlik gösterdiğini doğrular niteliktedir. Karışımların normal kıvam deney sonuçları incelendiğinde; çimento hamurundaki atık çimento oranının yükselmesine bağlı olarak işlenebilirliğin azaldığı ve su ihtiyacının arttığı gözlemlenmiştir. Çimento karışımına daha yüksek seviyede atık CA katkısı durumunda çimento işlenebilirliği daha da azalacağından karışım içerisindeki atık CA oranı sınırlandırılması gereklidir. Çimento karışımlarının priz alma deney sonuçları incelendiğinde; çimento hamurlarındaki priz başlangıç ve bitiş süreleri çimento hamurundaki atık CA çimento katkısının artması ile birlikte azalmaktadır. Buna bağlı olarak, çimento içirinde artan atık CA çimento içeriğinin sertleşmeyi hızlandırdığı görülmüştür. TS EN 14647 standardına göre başlangıç priz süresinin 90 dakikadan az olmaması bir gerekliliktir. Tüm karışımlar için elde edilen sonuçların priz tayinlerinin standart şartlar dâhilinde olmasına rağmen ürünün istenilen kullanım koşullarına bağlı olarak atık CA çimentonun karışım içerisinde oranı sınırlandırılmalıdır. Ticari çimento içerisindeki atık çimento oranı artışına bağlı olarak hacim genleşme miktarının arttığı gözlemlenmiştir. Bu durum, betonun sertleşmesi sonrası geç bir şekilde hidrate olarak genişleyen serbest MgO fazlarının hacim genleşmesine olumsuz bir katkı yaptığı şeklinde yorumlanmıştır. TS EN 14647 standardına göre, kalsiyum alüminat çimentosunun basınç dayanımı 6 saat ve 24 saat sonrası test edildiğinde, çimento karışımı içerisindeki atık CA ikamesinin artmasıyla basma mukavemeti düşmüştür. %0'dan %12,5 oranına kadar atık çimento ikameli olarak hazırlanan çimento karışımlarında, betonun basınç dayanımı 6 saatlik numunelerde %65,2 ve 24 saatlik numunelerde ise %58,9 oranında düşmüştür. İlaveten, kalsiyum alüminat çimentosunun basınç dayanımı, EN 196-1 standardına göre 6 saat ve 24 saat sonrası test edildiğinde, 6 saat için 18 MPa, 24 saat için ise 40 MPa'dan az olmamalıdır. %7,5 atık CA ikameli 4 nolu karışım 6 saat için 20,6 MPa, 24 saat için ise 42,33 MPa basma mukavemeti değeriyle TS EN 14647 standardında yer alan beton minimum gerekliliklerini sağlamıştır. Beton numunelerinin eğilme test sonuçları incelendiğinde, basma dayanımı sonuçlarına benzer şekilde karışımdaki atık çimento ikame seviyesinin artması ile birlikte eğilme mukavemeti özelliklerin olumsuz etkilendiği ve atık CA miktarının sınırlandırılması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Düşük alüminalı kalsiyum alüminat çimento üretiminde atık çimentonun ticari çimento içerisinde ağırlıkça %7,5'e kadar ikame seviyelerinin uluslararası standart gerekliliklerini sağladığı ve kullanılabilir olduğu gözlemlenmiştir.