
224
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Arşivlenen Tez
Bir kamu kurumunda çalışan kadınların kişilik özellikleri ile içselleştirilmiş kadın düşmanlığı arasındaki ilişkinin incelenmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Kadın düşmanlığı anlamına gelen mizojini, kadın olmasından dolayı bireyin aşağılanması, toplum içinde cinsel bir obje olarak kabul edilmesi ve kadınlara yönelik her türlü şiddetin normalleştirilmesi biçiminde ortaya çıkabilmektedir. Bu araştırmada, bir kamu kurumunda çalışan kadınların kişilik özellikleri ile içselleştirilmiş kadın düşmanlıkları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Araştırmada Sakarya Büyükşehir Belediyesi'nde çalışan 255 kadına Sosyodemografik Bilgi Formu, Cervantes Kişilik Ölçeği ve İçselleştirilmiş Kadın Düşmanlığı Ölçeği'nden oluşan anket formu uygulandı. İstatistiksel analizler için SPSS 24.0 (Statistical Package for the Social Sciences) programı kullanıldı. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotların yanı sıra niceliksel verilerin normal dağılıma uygunlukları basıklık ve çarpıklık değerlerinin kesme noktaları (sınırları) çarpıklık (Skewness) değerleri ile sınandı. Normal dağılım gösteren parametrelerin iki grup karşılaştırmalarında Independent Sample T Test, üç ve üzeri grup karşılaştırmalarında ise One-Way Anova testi kullanıldı. Ölçeklerin birbiri arasındaki ilişkiyi belirlemek için Pearson Correlation analizi kullanıldı. BULGULAR: Kişilik özelliklerinden dışa/içe dönük olma ile içselleştirilmiş kadın düşmanlığı boyutlarından erkeklere kadınlardan daha fazla değer verme arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Kişilik özelliklerinden nörotizm ile içselleştirilmiş kadın düşmanlığı üç alt boyutu arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. Kişilik özelliklerinden tutarlı/ tutarsız olma ile içselleştirilmiş kadın düşmanlığı üç alt boyutu arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur. SONUÇ: Kadınların kişilik özellikleri ile içselleştirilmiş kadın düşmanlığı alt boyutları arasında ilişki olduğu saptanmıştır.
Yoğun bakım ünitelerinde nütrisyonel beslenme ve basınç yarası arasındaki ilişkinin incelenmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastalarda beslenme birçok yönden önemlidir. Beslenme sorunu veya yetersizliği olan hastalarda immün sistem fonksiyonlarında yetersizlik, yara iyileşmesinde gecikme ve kas gücünde azalma, basınç ülseri görülme sıklığının artması gibi çeşitli fizyolojik ve psikolojik sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu çalışma, yoğun bakımda yatan hastaların beslenme durumları ile basınç yaralanmaları arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla planlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma yoğun bakımda tedavi görmekte olan ve 10 gün boyunca takip edilen 101 hasta ile gerçekleştirildi. Veri toplamada "Yara Tanılama ve İzlem Formu" ve "Hasta Takip ve Beslenme Durumu İzlem Formu" kullanıldı. Hastaların SOFA (Ardışık Organ Yetmezliği Değerlendirme Skoru) ve Braden (Basınç Ülseri Risk Tanılama Formu) skorları hesaplandı. Verilerin analizinde SPSS 22 (Statistical Package for the Social Sciences) paket programı kullanıldı. Kategorik değişkenler için frekans dağılımı ve yüzde dağılımlar, sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler kullanıldı. Ayrıca non-parametrik analizlerden olan Mann-Whitney U testi, iki faktörlü ki-kare analizi kullanıldı. BULGULAR: Önerilen enerji gereksinimi ortalama 1822,90±516,56 kcal, önerilen beslenme ürün miktarı (saatlik) ise 93,40±166,05 ml olarak hesaplandı. Bu bulgular ile hastaların önerilen beslenme hedefine ulaşma başarısı %21 olarak belirlendi. Yoğun bakımda takip edilen hastaların %6,9'unda basınç yarası oluştu. Basınç yarası oluşumu ile beslenme yolu arasında anlamlı ilişki bulundu (p<0,05). Yara oluşumu olanların çoğunluğu %71,4 ile parenteral yol ile beslenirken, yara oluşumu olmayanların çoğunluğu %72,5 ile enteral yolla beslenmekteydi. SONUÇ: Yoğun bakımdaki hastalarda nütrisyon desteğinin önemli olduğu, basınç yarası oluşumu ile nütrisyon arasında ilişki bulunduğu, özellikle enteral beslenmenin tercih edilmesi gerektiği sonucuna varıldı. Anahtar Sözcükler: Nütrisyon, basınç yarası, enteral beslenme, paranteral beslenme, beslenme hedefi.
Ameliyathane çalışanlarının cerrahi duman ve radyasyon güvenliği hakkında farkındalığının belirlenmesi ve bilgi düzeylerinin incelenmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu araştırma, ameliyathane çalışanlarının maruz kaldığı cerrahi duman ve radyasyondan kaynaklı sağlık sorunlarının belirlenmesi; çalışanların bu konulardaki bilgi düzeylerinin ve farkındalıklarının incelenmesi amacıyla yapıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı özellikteki bu çalışma, Mart-Temmuz 2021 tarihleri arasında Ankara bulunan iki farklı hastanenin ameliyathane birimlerinde çalışan 202 personel ile gerçekleştirildi. Veriler, "Birey Tanılama Formu", "Cerrahi Duman Bilgi Formu", "Radyasyon Güvenliği Bilgi Formu" ve "Radyasyon Güvenliği Çalışan Farkındalığı Formu" ile yüz yüze görüşme tekniği ile toplandı. Araştırma kapsamında verilerin analizinde, frekans ve yüzde dağılımlar ile birlikte iki faktörlü ki-kare analizi yapıldı. Ki-kare analizinde bazı değişkenlere ait gözlenen frekansın beşten küçük olduğu durumlarda Monte Carlo p değeri kullanıldı. Analizler SPSS 22 (Statistical Package for the Social Sciences) programında yapıldı. BULGULAR: Çalışmadaki 202 ameliyathane çalışanının; %61,4'ünün kadın, yaş ortalaması 36,92±7,61, %32,2'si lisans mezunu ve %38,6'sının ebe/hemşire/sağlık memuru olduğu belirlendi. Katılımcıların %75,2'sinin cerrahi dumana, %80,2'sinin radyasyona bağlı semptomlar yaşadıkları ve cerrahi dumana bağlı en sık; boğazda yanma ve baş ağrısı/baş dönmesi yaşandığı saptandı. Ameliyathanelerdeki duman tahliye cihazlarının el-göz koordinasyonunu zayıflatması nedeniyle sık kullanılmadığı bulundu. Ameliyathane çalışanlarının eğitim düzeyi ile yüksek filtrasyon etkili maske (p<0,05) ve tiroit koruyucu kullanımı (p<0,01) arasında anlamlı ilişki bulundu. Yardımcı personellerin "kurşun önlük muhafazası, aralıklı görüntüleme ve dozimetre" konularında bilgi düzeylerinin düşük olduğu görüldü. SONUÇ: Ameliyathane personelinin çoğunun cerrahi duman ve radyasyon güvenliği konularında eğitim ihiyaçlarının olduğu, risklere karşı alınan tedbirlerin yeterli düzeyde olmadığı ve ortamdaki risklerin çalışanlarda çeşitli semptomlara yol açtığı görüldü.
Yoğun bakım ve palyatif bakım veren hemşirelerde merhamet yorgunluğunun belirlenmesi: Bir ölçek geliştirme çalışması
Giriş ve Amaç: Hemşirelerin bakım davranışının bir sonucu olan ve yine hemşirelerin bakım davranışını etkileyen merhamet yorgunluğunun, hastalar, hemşireler ve kurum için olumsuz sonuçları bulunmaktadır. Merhamet yorgunluğunun erken dönemde belirlenerek, baş etme stratejilerinin uygulanması olumsuz sonuçlarla karşılaşmamak için önemli görülmektedir. Bu araştırma, yoğun bakım ve palyatif bakım veren hemşirelerde merhamet yorgunluğunu belirlemek için bir ölçüm aracı geliştirmek, geliştirilen ölçüm aracının geçerlik ve güvenirlik çalışmasını yapmak amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Karma desen kullanılarak metodojik tipte gerçekleştirilen bu araştırma, iki eğitim araştırma ve bir devlet hastanesinin yoğun bakım, palyatif bakım veren servislerinde çalışan 313 hemşire ile gerçekleştirildi. Ölçeğin madde havuzu 81 maddeden oluşturularak, uzmanın görüşüne sunuldu. Kapsam geçerliği sonucunda aday ölçek 45 maddeden oluşturuldu. Veriler, nitel yöntemde içerik analizi, nicel yöntemde ise normallik testleri, açımlayıcı faktör analizi, maksimum likelihood, varimax rotasyonu, Pearson Korelasyon testi, Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Katılımcıların %66'sının 26-31 yaş aralığında, %61'inin kadın, %94'ünün lisans mezunu olduğu belirlendi. Açıklayıcı faktör analizi sonucunda ölçekte toplam 27 madde ile fiziksel etki, çalışma koşulları, bakım, psikolojik etki, sosyal-manevi etki olarak 5 faktörlü yapı belirlendi. Ölçeğin kapsam geçerlik indeksi 0,79, toplam varyansı %41,498 madde-toplam test korelasyon değerleri 0,330 ile 0,673, Cronbach alfa güvenirlik katsayısının alt boyutlarda 0,613-0,827 arasında değiştiği belirlendi. Ölçek genelinde Cronbach alfa katsayı 0,782, omega 0,781 ve CR 0,830 olduğu hesaplandı. Sonuç: Yapılan analizler sonucu Yoğun Bakım ve Palyatif Bakım Veren Hemşirelerde Merhamet Yorgunluğu (MERY) Ölçeğinin yoğun bakım, palyatif bakım veren hemşirelerin merhamet yorgunluğu düzeylerinin belirlenmesinde kullanılmak üzere geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu saptandı.
Perinatal dönemde verilen bağlanma temelli desteğin prenatal bağlanma, erken dönem anne bebek bağlanması ve maternal bağlanmaya etkisinin incelenmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışma Erken Dönem Anne Bebek Bağlanma Göstergelerini Değerlendirme Ölçeği"nin geliştirilmesi geçerlik ve güvenirliğin test edilmesi, Perinatal Dönemde Verilen Bağlanma-Temelli Desteğin Prenatal Bağlanmaya, Erken Dönem Anne Bebek Bağlanma Göstergelerine ve Maternal Bağlanmaya Etkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu araştırmanın birinci aşaması metodolojik, ikinci aşaması ise randomize kontrollü bir çalışmadır. Araştırmanın örneklem grubunu birinci aşamada 143 anne, ikinci aşamada ise 34 girişim, 36 kontrol grubu olmak üzere toplam 70 katılımcı oluşturmuştur. Çalışmanın ikinci aşamasında girişim grubu gebelerine Bağlanma Temelli Destek kapsamında mobil video destekli eğitim ve pospartum 0. günde ten tene temas ve emzirme desteği verilmiş, kontrol grubundaki gebeler ise hastanenin rutin takip ve bakım uygulamalarını almıştır. BULGULAR: Ölçek geliştirme aşamasında; uygulanan faktör analizi sonucunda ölçek madde sayısının 13 ve kapsam geçerliliği sonucunda 2 faktörde toplandığı belirlenmiştir. Doğrulayıcı faktör analizi modeline ilişkin uyum indeksi değerleri χ²/df: 1.890, RMSEA: 0,079, CFI: 0,929, SRMR: 0,060 ve Cronbach alfa katsayısı tüm ölçek için 0,882, Fiziksel ve Duygusal Yakınlık alt boyutu 0,851, Keşfetme ve Çabalama alt boyutu ise 0,803 olarak saptanmıştır. Çalışmanın ikinci aşamasında girişim grubundaki katılımcıların Anne Doğum Öncesi Bağlanma, Erken Dönem Anne Bebek Bağlanma Göstergeleri ve Maternal Bağlanma ölçek puan ortalaması kontrol grubundan yüksek olup anlamlı derecede fark olduğu görülmüştür (p=0.000). SONUÇ: Geliştirilen ölçeğin geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir. Perinatal dönemde gebelere verilen Bağlanma Temelli Desteğin, prenatal bağlanma, erken dönem anne bebek bağlanma göstergeleri ve maternal bağlanmanın artmasında etkili olduğu görülmüştür.
Menopoz dönemindeki kadınların meme kanseri korkusunun sağlıklı yaşam bilinci davranışlarına etkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Dünya üzerindeki her dört kadından birinin meme kanseri tehdidi altında olduğu bilinmektedir. Kadınların yaşam süresinin uzaması ile birlikte menopozal dönemdeki kadınların meme kanseri riski artırmakta, bu durum da kadınlarda meme kanseri korkusuna neden olabilmektedir. Bu araştırmanın amacı, menopoz dönemindeki kadınlarda sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının meme kanseri korkusuna etkisinin incelenmesidir. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı tipteki bu araştırma 15 Kasım 2021 – 14 Kasım 2022 tarihleri arasında bir kamu hastanesinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini menopoz döneminde olan 289 kadın oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında "Sosyo-demografik ve Kişisel Bilgi Formu", "Meme Kanseri Korku Ölçeği (MKKÖ)" ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ-II)" kullanılmıştır. BULGULAR: Örnekleme dâhil olan kadınların çoğunluğu (%42,2) 46-55 yaş arasındadır. MKKÖ puan ortalaması 24,97 ±7,48 (min-max=8-40) iken, çoğunluğunun (%60,2) yüksek düzeyde meme kanseri korkusu yaşadığı saptanmıştır. SYBDÖ-II'nin toplam puan ortalamasının 142,64±20,78), alt boyutlardan en yüksek puan ortalamasının manevi gelişim (26,84±5,06) ve kişilerarası ilişkiler (26,45±5,1) olduğu, en düşük puan ortalamasının ise fiziksel aktivite (18,8±5,02) olduğu belirlenmiştir. Korelasyon analizinde; MKKÖ ile SYBDÖ-II da dâhil (r=0,156; p=0,004; p<0,01; Adjusted R2: 0.021), alt boyutlarından sağlık sorumluluğunun (r=0,168; p=0,004; p<0,01; Adjusted R2: 0.025), kişilerarası ilişkinin (r=0,299; p=0,001; p<0,01; Adjusted R2: 0.086), stres yönetiminin arasında pozitif yönlü (r=0,22,9; p=0,001; p<0,01; Adjusted R2: 0.049) anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Regresyon analizinde;meme kanseri korkusu, SYBDÖ-II ve alt boyutları üzerinde pozitif yönlü etkiye sahiptir. SONUÇ: Menopoz dönemindeki kadınlarda meme kanseri korku düzeyi arttıkça SYBD; sağlık sorumluluğunu alma, kişilerarası ilişki, stres yönetimi davranışı pozitif yönde artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Menopoz, Meme Kanseri, Meme Kanseri Korkusu, Hemşirelik, Sağlıklı Yaşam Bilinci Davranışları.
Bir flavonoid olarak rutinin TLR4/TRIF/IRF3 sinyal yolu aktivasyonundaki rolünün hormon duyarlı meme kanseri hücrelerinde belirlenmesi
GİRİŞ VE AMAÇ: Meme kanseri, dünya çapında ikinci en yaygın malign neoplazm türü olmakla birlikte hastalığın tedavisi çeşitli klinik özellikler ve kemoterapötiklerin toksik yan etkileri nedeniyle sınırlı kalmaktadır. Bu nedenle yeni terapötik bileşiklerin meme kanserindeki etkilerinin değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Toll-benzeri reseptör 4 (TLR4), Toll-benzeri reseptör ailesinin en önemli üyelerinden biridir ve meme kanseri hücrelerinde aşırı ekspresyonu progresyona eşlik etmektedir. Rutin (RUT) bir polifenolik flavonoid olup, gösterdikleri anti-neoplastik etkinlikler nedeniyle kanser immunoterapisinde dikkat çekmektedir. Bu nedenle bu çalışmada RUT'un TLR4/TRIF/IRF3 sinyal yolu aktivasyonundaki rolünün hormon duyarlı meme kanseri hücrelerinde araştırılması amaçlanmıştır. GEREÇ YÖNTEM: RUT konsantrasyonlarının MCF-7 hücrelerindeki sitotoksisitesi WST-1 analizi ile, TLR4 ekspresyon seviyesi RT-PCR analizi ile, TLR4 ve IRF3 hücresel lokalizasyonu IF boyama ile ve anti-migratif etkisi Strach (Çizik) analizi ile tespit edilmiştir. BULGULAR: RUT' un MCF-7 hücrelerinin canlılığını ve migrasyonunu azalttığı, tipik apoptotik morfolojiyi arttırdığı, TLR4 ekspresyonunu baskıladığı, TLR4'ün endozomal lokalizasyonunu ve IRF3'ün nükleer translokasyonunu azalttığı belirlenmiştir. SONUÇ: Çalışmada RUT'un anti-inflamatuar etkinlik ile hormon duyarlı meme kanserinde TLR4'e karşı antagonist aktivite göstererek TLR4/TRIF/IRF3 sinyal yoluna aracılık edebileceği ortaya konulmuştur. Ayrıca, RUT ve TLR aktivasyonun dahil olabileceği hücre kaskadının ortaya konulması için daha fazla in vitro araştırmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Sözcükler: Apoptoz, flavonoid, meme kanseri, rutin, TLR4
Akşamcıl kronotipli obez bireyler için oluşturulan sirkadiyen zamanlama programının obezite yönetimi ve uyku kalitesine etkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu araştırmada, akşamcıl kronotipli obez bireyler için oluşturulan sirkadiyen zamanlama programının obezite yönetimi ve uyku kalitesine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Randomize kontrollü, deneysel desende yürütülen araştırma için etik kurul izni ve ClinicalTrials.gov'dan kayıt numarası alınmıştır. Araştırmanın örneklemini her bir çalışma grubunda 19'ar olmak üzere toplam 38 akşamcıl kronotipli birinci derece obez birey oluşturmuştur. Müdahale grubunda bulunan bireylere araştırmacılar tarafından geliştirilen sirkadiyen zamanlama programı (SİZAP) eğitimi, araştırma WEB sitesi aracılığı ile araştırmacı tarafından verilmiştir. SİZAP programı 12 hafta uygulanmıştır. Müdahale grubunun SİZAP'a uygun bir şekilde yaşam şekli değişiklikleri sağlanmıştır. Kontrol grubu normal günlük yaşam tarzlarını takip etmiştir. Her iki grubun diyet uygulamalarına hiç bir müdahale yapılmamıştır. Verilerin toplanmasında "Horne ve Ostberg Sabahçıl Akşamçıl Anketi," "Kişisel Bilgi Formu", "Antropometrik Ölçüm Formu", "Metabolik Kontrol Değişkenleri Formu", "Epworth Uykululuk Ölçeği", "Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi", "Kilonun Yaşam Kalitesine Etkisi Anketi – Kısa Sürüm" ve "bir haftalık uyku günlüğü" kullanılmıştır. Ayrıca müdahale grubunda katılımcıların akıllı bileklik ile haftalık uyku izlemleri, WEB sitesi üzerimden takip edilen "SİZAP Uyum Formu", "Uyku Günlüğü" ve "Beslenme Günlüğü" verileri de toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Student's t test, Mann Whitney U testi, bağımlı örneklerde t testi, Wilcoxon t testi ve kikare testi kullanılmıştır. BULGULAR: Müdahale grubunun antropometrik ölçümlerinde ve gündüz uykuluğunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde azalma olduğu, uyku kalitesi ve bedensel işlevler yaşam kalitesi boyutunun kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde arttığı saptanmıştır (p<0.05). SONUÇ: SİZAP'ın akşamcıl kronotipli bireylerde obezite yönetiminde etkili olduğu, kilo verme başarısını ve uyku kalitesini artırdığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: kronotip, akşamcıl kronotip, obezite, sirkadiyen yanlış hizalama, uyku kalitesi
Prematüre ve miadinda bebeğe sahip annelerin postpartum dönemde bebek bakımıyla ilgili obsesif kompulsif davranışların emzirme özyeterliliği ve annelik memnuniyetine etkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Anne olmak kadın hayatında en önemli gelişimsel olaylardan biridir. Bu çalışma prematüre ve miadında bebek annelerin postpartum dönemde bebek bakımıyla ilgili obsesif kompulsif davranışlarının, emzirme öz yeterliliğine ve annelik memnuniyetine etkisinin incelenmesi ve karşılaştırılması amacıyla yapılmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Tanımlayıcı, vaka-kontrol ve analitik tipte gerçekleştirilen çalışma 175 prematüre, 175 miadında bebek annesiyle gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Tanıtıcı Bilgi Formu, Postpartum Dönemde Annelerin Bebek Bakımı ile ilgili Obsesif ve Kompulsif Davranışları Ölçeği, Postpartum Emzirme Öz-yeterlilik Ölçeği (BSES-SF) ve Anne Olma Ölçeği (BaM-13) kullanılmıştır. Veriler IBM SPSS Statistics 26 programına aktarılarak tamamlanmıştır. BULGULAR: Araştırmaya katılan annelerin %61,4'ünün 25-34 yaş arasında olduğu görülmüştür. Prematüre bebek annelerinin BSES-SF puanı ile Postpartum Dönemde Annelerin Bebek Bakımı ile ilgili Obsesif ve Kompulsif Davranışları Ölçeği puanları arasında negatif yönde istatistiksel bir ilişki bulunmuştur (r=-0,253, p=0,001). Miadında bebek annelerinde bu ölçekler arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (r=-0,100, p=0,190) Prematüre ve miadında bebek annelerinin BSES-SF puanı ile BaM-13 puanları arasında negatif yönde istatistiksel bir ilişki görülmüştür sırası ile (r=-0,343, p=0,000), (-0,343, p=0,000). Prematüre ve miadında bebek annelerinin Postpartum Obsesif ve Kompulsif Davranışları Ölçeği ile BaM-13 puanları arasında pozitif yönde istatistiksel bir ilişki saptanmıştır (sırası ile r=0,311, p=0,000; r=0,206, p=0,006). SONUÇ: Prematüre ve miadında bebek annelerinin Postpartum Dönemde Annelerin Bebek Bakımı ile ilgili Obsesif ve Kompulsif Davranışları Ölçek puanları arasında bir farklılık bulunmamıştır (t=1,234; p=0,218). BSES-SF ölçek puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmuştur (t=-5,147; p=0,000). Prematüre ve miadında bebek annelerinin BaM-13 puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmuştur (t=1,988; p=0,048).
Onkolojik maligniteli hastalarda propolisle yapılan ağız bakımının oral mukozit gelişimine etkisi
GİRİŞ VE AMAÇ: Propolisin oral mukozit tedavisinde kullanılan doğal ajanlardan birisi olması nedeniyle bu çalışmada, onkolojik kanser tanısı almış kemoterapi uygulanan hastalarda propolisin oral mukozit gelişimine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma 38 hasta üzerinde randomize kontrollü deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Kontrol grubundaki hastalara karbonatlı ağız bakım protokolü, Müdahele grubuna da standart protokol yanında suda çözünebilir %10 oranında saf Anadolu propolisi içeren propolis damla uygulanmıştır. Veriler, Hasta Tanıtım Formu, Dünya Sağlık Örgütü Oral Toksite Skalası Takip Formu ve Ağız Değerlendirme Rehberi Takip Formu (ADR) kullanılarak 7. 14. ve 21. günlerde toplanmıştır. Elde edilen veriler bilgisayar programına aktarılarak değerlendirilmiştir. Çalışma verileri değerlendirilirken kategorik değişkenler için frekans dağılımı, sayısal değişkenler için tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. İki grup arasında fark olup olmadığı bağımsız örneklem t testi ile, iki kategorik değişken arasında fark olup olmadığı Ki kare testi ile değerlendirilmiştir. Zamanlara göre değişimlerin incelenmesinde tekrarlı ölçümler için varyans analizi kullanılmıştır. Anlamlılık için p<0,05 kabul edilmiştir. BULGULAR: Dünya Sağlık Örgütü Oral Toksite Skalasına göre oral mukozit varlığının propolis grubunda daha düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Oral mukozit derecesi açısından istatiksel açıdan anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). ADR'den alınan puanlar bakımından propolis grubunun ADR puanlarının daha düşük olduğu belirlenmiştir (p<0,05). ADR'nin oral mukoz membran bozulma riski kontrol grubunda anlamlı derecede daha yüksek çıkmıştır (p<0,05). SONUÇ: Onkolojik kanser tanılı kemoterapi alan hastalarda oral mukozit önlenmesi için Anadolu propolisinin kolay uygulanabilir ve yan etkisi olmayan bir ürün olduğu belirlenmiştir. Propolisin oral mukozit üzerindeki etkisinin ve kanıt düzeyinin belirlenebilmesi için daha büyük örneklem grubuna sahip araştırmaların ve metaanaliz çalışmalarının yapılması önerilmektedir.