
2
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Gestasyonel diyabetes mellitus tanılı gebeler ile sağlıklı gebelerin, tiroid fonksiyon testlerinin ve her üç trimesterdeki hemogram değerlerinin karşılaştırılması
Amaç Gestasyonel Diyabetes Mellitus (GDM) hem annede, hem de fetüste önemli komplikasyonlara yol açabilen bir hastalıktır. Bu nedenle, hastalığın mümkün olduğunca erken tespit edilerek gerekli yaşam tarzı değişikliklerinin yapılması ve gerekirse uygun tedavinin başlanması gereklidir. Tanı koymada oral glikoz tolerans testine alternatif olarak daha çabuk uygulanan, zahmetsiz, ucuz ve güvenilir yöntemlerin geliştirilmesi için çalışmalar devam etmektedir. Bu çalışmada, gebelerde rutin çalışılan, tiroit fonksiyon testleri (TFT) ve hemogram testi parametreleri ile GDM arasındaki ilişkinin araştırılması ve bu laboratuvar testlerinin GDM' u tahmin gücü açısından istatiksel olarak anlamlı olup olmadığını bulmayı amaçladık. Gereç-Yöntem Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Merkez ve Doğumevi Kampüslerindeki Kadın Hastalıkları ve Doğum Poliklinikleri' nde 2017-2019 yılları arasında takip edilen 451 gebe çalışmaya dahil edildi. Hastalar yaş, kilo, gravida, parite durumları ve etnik kökenleri açısından herhangi bir seçim yapılmadı. Grup 1: 75 gr veya 100 gr OGTT sonucuna göre GDM tanısı alan ancak kronik endokrin veya metabolik herhangi bir başka hastalık tanısı olmayan hastalar (n=226). Grup 2: 75 gr veya 100 gr OGTT ile gestasyonel diyabet tanısı ekarte edilen herhangi bir ek hastalık ve risk faktörü olmayan sağlıklı gebeler (n=225). Gebelerin, TSH, sT3, sT4 değerleri; birinci, ikinci ve üçüncü trimesterdeki hemogram parametre değerleri retrospektif olarak karşılaştırıldı. Bulgular Her iki grup karşılaştırıldığında GDM' li grubun yaşları, diğer gruptan daha yüksek bulunmuştur (p=0,001). TFT değerlerinin gruplara göre istatiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği bulundu (p>0,05). her iki grubun, her üç trimesterdeki hemogram parametrelerinden Hgb ve Hct ölçümleri, MCH değerleri, diğer gruptan yüksek izlenirken (p:0.001), RBC ve RDW değerlerinin istatiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği bulundu (p>0,05). MCV değeri karşılaştırıldığında 1.trimesterde istatistiksel anlamlı farklılık izlenmezken, 2.ve 3.trimesterde GDM'li grupta MCV değerleri daha yüksek bulundu(p:0.001). Trombosit parametrelerinden PLT, PCT, MPV, PDW değerlerinin iki grup arasında her üç trimester için de anlamlı farklılık göstermediği görüldü(p>0,005). WBC değerleri karşılaştırıldığında, 1.ve 2. trimesterde iki grup arasında anlamlı farklılık izlenmezken, sadece 3. Trimesterde anlamlı düşük olduğu bulundu (p:0.001) Gruplar arasında Nötrofil sayısında 1. ve 2. trimesterde anlamlı farklılık saptanmazken, 3. trimesterde GDM'li grupta Nötrofil değerleri anlamlı olarak daha düşük bulundu. Her üç trimesterdeki Lenfosit değerleri karşılaştırıldığında, GDM'li grubun Lenfosit sayısı her üç trimesterde diğer gruptan yüksek izlenirken(p:0.001) gruplar arasında Eozinofil ve Bazofil değeri için anlamlı farklılık saptanmadı. Her üç trimesterdeki PLR değerleri karşılaştırıldığında, 1.ve 2. Trimesterde anlamlı farklılık saptandı, 1.trimesterdeki anlamlılık daha yüksekti (p:0,011). 3.trimesterde ise anlamlı farklılık saptanmadı. NLR değerleri karşılaştırıldığında 1.trimesterde anlamlı fark bulundu (p:0.018), ancak 2.ve 3.trimesterde anlamlı farklılık saptanmadı. Birinci trimesterde PLR değerinin NLR değerine göre daha anlamlı olduğu bulundu. 1.trimester PLR ve NLR ölçümleri için ROC analizi yapıldığında PLR değeri 109,71 ve altı olan olgularda, GDM riskinin 1,785 kat daha fazla olacağı ve NLR değerinin 2,78 ve altı olan olgularda, GDM riskinin 1,598 kat fazla olacağı sonucuna varıldı. Sonuç Hemogram testi hızlı, kolay ve neredeyse tüm sağlık kuruluşlarında rutinde polikliniğe başvuran tüm gebelere yapılabilmektedir. Hemogram parametrelerinin erken dönemde GDM tahmininde kullanılması birçok maternal ve fetal komplikasyonu önleyebilir. Bu konuda daha çok sayıda olgu içeren randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler Gestasyonel diyabetes mellitus, tiroid fonksiyon testleri, hemogram, platelet, PLR, NLR
Glomerulonefrit hastalarındaki supar(solubl-urokınase-type plasminogen activator receptor) düzeyleri ile tedaviye yanıt arasındaki ilişki: Tekmerkez deneyimi
DAYANAK VE AMAÇ: suPAR (Soluble Uriokinase-type Plasminogen Activator Receptor), FSGS, nefrotik sendrom, proteinüri gibi glomerüler patolojilerden sepsis, kardiyovasküler hastalık, KBY ve otoimmün hastalıklara kadar pek çok inflamatuar süreçte yükseldiği bildirilen önemli bir proteindir. suPAR'ın podosit üzerindeki β3 integrine bağlanarak onu aktive ettiği ve bunun da podosit morfolojisini ve fonksiyonunu bozduğu ileri sürülmüştür. Özellikle de podosit hasarında yükseldiği tahmin edilen bu yeni belirtecin tam olarak hangi hastalıklar/durumlarda ne kadar yükseldiğinde anlamlı bir sonuç ifade ettiği konusunda henüz fikirbirliği oluşmamıştır. Çalışmamızda glomerulonefrit hastalarında suPAR seviyelerinin, tedaviye yanıt veren ile tedaviye yanıt vermeyen hastalar arasında anlamlı bir belirteç olup olmadığını belirlemeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi nefroloji kliniği, glomerülonefrit polikliniğinde takipli, böbrek biyopsisi yapılan ve glomerüler patolojisi saptanan 117 glomerulonefrit tanılı hastadan ve 54 herhangi bir kronik hastalığı olmayan sağlıklı bireyden (kontrol grubu) kan alındı. Santrifüj edildikten sonra serumları ayrılan kanlar çalışılana dek eksi 80 dolabında bekletildi. BAP kapsamında temin edilen kitlerle sayısı tamamlanan hasta ve kontrol grubunun kanları hastanemiz laboratuarında çalışıldı ve suPAR sonuçları elde edildi. Hastaların demografik özellikleriyle birlikte klinik ve laboratuvar verileri kaydedildi. Glomerunefrit poliklinik hasta dosyalarından ve kontrol grubu laboratuar sonuçlarından elde edilen veriler NCSS (Number Cruncher Statistical System, 2007, Kaysville, Utah, USA) programında değerlendirildi. BULGULAR: 117 kişilik hasta grubumuzun %56,4'ü erkek cinsiyette olup ortalama yaş 49,6 ve ortalama izlem süresi 32,2 ay olarak saptandı. Ortalama proteinüri 3,17±2,63 gr/gün, ortalama e-GFR 69,91±35,58 ml/dk/1.73m 2 idi. En sık saptanan primer hastalık FSGS olurken bunu ikinci sırada Ig A nefropati, üçüncü sırada ise MPGN takip etti. Hasta grubunda suPAR seviyeleri kontrol grubuna göre yüksek bulunurken (p=0,001;p<0,01), tedaviye yanıt verme durumu (p=0,057;p>0,05) ve hastalığın şiddeti (p=0,605;p>0,05) ile suPAR seviyeleri arasında anlamlı bir ilişki 13 saptanamamıştır. Bunun yanı sıra BMI ile suPAR seviyeleri arasında da anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p=0,251;p>0,05). Tüm hastalar değerlendirildiğinde hematüri varlığının tedaviye istatistiksel olarak anlamlı bir ölçüde yanıt verdiği görülürken (p=0,02;p<0,05), dirençli hasta grubu (immünsüpresif tedavi alan 54 hasta, hasta grubunun %46'sı) değerlendirildiğinde hematüri varlığının tedaviye yanıtı görülememektedir (p=0,128;p>0,05). Hasta grubunun ortalama BMI değeri kontrol grubuna göre yüksek saptanmıştır (p=0,027;p<0,05).İmmünsüpresif tedavi alan hastalarda en sık kullanılan ajan prednizolon olmuştur (%96,2). SONUÇ: suPAR değerinin glomerülonefritli hastayı sağlıklı kişiden ayırt edebildiği ancak, suPAR seviyeleri ile hastalık şiddeti ve tedaviye yanıt arasından bir ilişki olmadığı çalışmamızda gösterilmiştir. Çalışmamızın sonucunda suPAR molekülü, glomerülonefritli hastaların takibinde ve tedaviye yanıtlarını değerlendirmede faydalı bir biyobelirteç olarak değerlendirilmemiştir. Yine de, suPAR seviyeleri ile tanı, takip ve tedavi süreçleri arasındaki ilişkinin netleştirilebilmesi için daha büyük hasta gruplarıyla daha çok çalışmanın yapılması gerekmektedir.