
129
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Rönesans'tan postmodern Faust'a: Marlowe, Goethe ve Ravenhill'in Faust'u
Bu tez, Faust miti etrafında şekillenen üç önemli dramatik eseri—Christopher Marlowe'un Doctor Faustus'u, Johann Wolfgang von Goethe'nin Faust'u ve Mark Ravenhill'in Faust is Dead adlı oyununu—tarihsel, felsefi ve dramatik bağlamlarıyla karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Faust figürü, Rönesans'tan postmodern çağa uzanan süreçte insanın bilgi, güç, kimlik ve anlam arayışıyla şekillenen çok katmanlı bir temsil alanı sunar. Bu çalışmada, söz konusu figürün tarihsel ve düşünsel dönüşümüne odaklanılarak, her bir dönemde ait olduğu kültürel bağlam içinde nasıl yeniden yorumlandığı analiz edilmiştir. Tezin ilk bölümünde Marlowe'un Faust'u, Rönesans hümanizmi ile bireysel özgürlük ve Tanrısal otorite arasındaki gerilim bağlamında değerlendirilmiştir. İkinci bölümde Goethe'nin yorumu, Aydınlanma ile Romantizm arasındaki geçişin felsefi etkileri doğrultusunda insanın metafiziksel arayışına ve ahlaki ikilemlerine odaklanmaktadır. Son olarak, Ravenhill'in Faust is Dead adlı eseri, postmodern düşünce bağlamında kimlik, anlam ve temsil krizleri çerçevesinde incelenmiştir. Bu karşılaştırmalı çözümleme, Faust anlatısının sadece dramatik bir yapı değil, aynı zamanda Batı düşünce tarihinin kırılmalarını ve dönüşümlerini yansıtan bir ideolojik anlatı olduğunu ortaya koymaktadır. Tez, bu yönüyle hem Faust mitinin çağdaş dönüşümünü hem de modern tiyatro söylemine katkısını literatürde görünür kılmayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Faust miti, Karşılaştırmalı edebiyat, Modern tiyatro, Postmodern tiyatro, Kimlik ve anlam arayışı, Batı düşünce tarihi, Christopher Marlowe, Goethe, Mark Ravenhill, Dramatik yapı, İdeolojik anlatı
Tiyatro – anlatı ilişkisi ve anlatıcının dönüşümü
Bu araştırma tarihte geriye gidip ilk oyuncudan bugünlere kadar evrimleşen oyuncu arasında bir yolculuk yapacaktır. Araştırma da ilk olarak anlatının bilim ve sanattaki yeri incelenecek ve temel anlamda anlatı, semiyotik, anlatıcı ve anlatı teorileri araştırılacaktır. Ayrıca bu araştırma sözün, dilin, metinlerin çözümlemesini bilimsel örnekler ve kuramlar üzerinden açıklamayı amaçlamaktadır. İnsanlık tarihinin başlangıcından bu yana anlatıcı her zaman/dönem dinleyicisiyle buluşmaktadır. Anlatıcı, ilerleyen süreç içinde bir çok farklı anlatı teknikleri denemiş, bu yönde kendini geliştirmiş ve biçimlendirmiştir. Bu araştırma anlatıcının/oyuncunun bu evrimleşme serüvenini keşfetmeyi amaçlamaktadır. Bu çalışma içinde anlatının tiyatrodaki yeri esas alınarak araştırmalar yapılacaktır. Araştırmada ilk olarak anlatıcının farklı kimlik ve biçimlerinden biri olan tiyatroda anlatıyla beraber anlatıcının yeri incelenecek ve böylelikle tiyatronun vazgeçilmez unsurlarından biri olan oyuncunun çağdaş tiyatrodaki yeri belirlenmeye çalışılacaktır. Diğer bir açıdan, tiyatro disiplinindeki oyuncunun fenomenolojisini anlama yaklaşımında bulunurken; oyuncu bir hikâye anlatıcısı olarak da ele alınmalı mı sorusunu cevaplamaya çalışacaktır. Bu araştırma günümüzde ve ülkemizde örneklerine sıkça rastladığımız anlatı tiyatrosu oyunları için akademik bir araştırma kaynağı olmayı ve bu yolda eser üretmek isteyenlere (oyuncusuna, yönetmenine ve yazarına) rehber olmayı amaçlamaktadır.
19. yüzyıldan itibaren Opera'da Şeytan Teması'nın müzik ve oyunculuk bağlamında incelenmesi
Şeytan deyince aklımıza her zaman gelen nedir? Sadece insanları yollarından sapmaları için kötülüğe yönelten bir karakter midir? Yoksa insanların Tanrı yolundan saptıklarında sığındıkları bir liman mıdır? Medeniyet tarihi boyunca yaşadığımız dünyadaki, coğrafyadaki kurallar ve toplumsal değerler, genel olarak uhrevi dinlerin bize dayattıklarıyla oluşmuş kurallardır. Bazen tamamen insani olan bir duyguyu bile bu baskılarla yaşayamayan insanlar, baskıladıkları duygularını günün birinde ortaya çıkarttıklarında, Şeytan'a uyma diye bir tepkiyle karşılaşabilir. Goethe'nin Faust'unu incelediğimizde; Faust yıllarını sadece bilime, sanata edebiyata adamış, ancak dünyevi zevkleri tatmaya fırsatı bile olmamıştır. Bu duygular olmadan yaşadığı yılları düşündükçe aslına yaşamının ne kadar kısa olduğunu fark eden Faust, Şeytan'ın ona sunduğu anlaşmayı hem bilgiye olan açlığı hem de genç olabilmek için, Şeytan tarafından manipüle edilen bir kukla olduğunun farkında olmadan kabul etmiştir. Ardından gelen tüm olay dizilimi aslında Şeytan'ın bir oyun kurucu gibi tüm hikâyeyi yönetmesiyle oluşmaktadır. Aynı şekilde Christopher Marlowe tarafından yazılan Doktor Faustus eserinde ise Faustus ile anlaşmayı kutsal kitaplarda geçen Lucifer tarafından görevlendirilen Mephistofele karakteri yapmaktadır. 19. Yüzyılda yazılan operalarda genel olarak Goethe Faust üzerine durulmuştur. Ancak L. Spohr Faust operasını Marlowe 'un Doktor Faustus adlı trajedisi üzerine bestelemiştir. Karakter olarak ele aldığımızda Goethe'nin direk Şeytan olarak aldığı Mephistofele, Marlowe'a göre aslında Şeytan'ın uşağı olan Mephistofeledir. Ancak iki eserde de Şeytan yoldan çıkarandır. Bu çalışma ileride Şeytan karakteri ve temasının bulunduğu operalarda bu karakterini oynayacak Opera şarkıcılarına yol göstermek amacı taşır. Anahtar Kelimeler: 19. Yüzyıl, Opera, Şeytan
Akademik klasik bale eğitiminde temps lié'nin teknik, artistik, müzikalite ve koordinasyon açısından ilk üç (3) yıldaki gelişiminin incelenmesi
Dört ana başlıktan oluşan bu çalışmada klasik bale eğitiminde oldukça önemli bir hareket grubu olan Temps Lié hareketi ele alınmıştır. Bu hareket formunun akademik eğitim müfredatı çerçevesinde yapılış biçimi analiz edilmiş ve harekete hazırlayıcı egzersizler tarafımdan geliştirilmiştir. Hareket formu incelenirken Rus ekolüne bağlı kalarak bir çalışma sürdürülmüştür. Bu çalışmada, sekiz yıl süren klasik bale eğitiminin ilk yılı itibariyle öğretilmeye başlanan, gelişerek büyüyen, artistik ve teknik unsurlar içeren, eğitim hayatı itibariyle öğrenciyi sahneye hazırlayan, içerisinde dans motifleri barındıran Temps Lié hareket formunun sağladığı faydalar vurgulanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Klasik Bale, Temps lié,
Susan Sontag'ın Alice Yatakta oyununun Foucaultcu perspektiften yorumlanması
Bu tezde yazar Susan Sontag'ın Alice Yatakta oyunu Michel Foucault'nun felsefesinin perspektifinden okunacaktır. Bu sayede oyuna, tarihsel ve kültürel olarak kurgulanmış toplumsal cinsiyet normları ve bu normların oluşmasında etken olan ataerkil düzen ve bu düzenin sebep olduğu kadının ikincil konumuna dair bir eleştirel bakış getirilecektir. Böylelikle çalışma bir tiyatro metninin spesifik olarak seçilmiş bir felsefe üzerinden yorumlanması adına örnek teşkil edecektir.
William Shakespeare'in "Hamlet" oyununun psikanaliz çerçevesinde; Sigmung Freud, Carl Gustav Jung ve Jacques Lacan üzerinden incelenmesi
Bu çalışmada, psikanalizin kurucusu Sigmund Freud, analitik psikolojinin kurucusu Carl Gustav Jung ve 20. Yüzyılın en önemli psikanalistlerinden Jacques Lacan'ın kendi geliştirdikleri psikanalitik kavramlarla William Shakespeare'in "Hamlet" eseri psikanalitik bağlamda incelenecektir. Bu incelemeler tanım farklılıklarının ortaya koyulması ve karşılaştırılması üzerinden yapılacaktır. Sigmund Freud, Carl Gustav Jung ve Jacques Lacan'ın temel kavramları açılacak, daha sonra bu kavramlar ışığında "Hamlet" eseri yorumlanacaktır. Bu yorumlarda, Oidipus kompleksi ortak bir kavram olarak işlenecektir. Bununla birlikte, Freud, Jung ve Lacan'ın kendi geliştirdikleri kavramlar farklarıyla ortaya koyulacaktır. Çalışmanın temel amacı bu farklı kavramlardan doğan yeni dramaturjik perspektifleri ortaya koymaktır.
Librettosu Nazım Hikmet'in Ferhat ile Şirin eserinden uyarlanmış olan bir aşk masalı balesinin koreografi metnine uyarlanması ve analizi
Bu çalışma, Arif Melikov'un yaratıcılığının önemli bir parçası olan "Bir Aşk Masalı" balesinin kapsamlı bir incelemesini sunmayı hedeflemektedir. Eser, Nazım Hikmet'in unutulmaz eseri "Ferhat ile Şirin" oyunundan uyarlanmış ve Arif Melikov'un unutulmaz müziği ile Yuri Grigorovich'in etkili koreografileriyle 1961 yılında ilk kez sahnelenmiştir. "Bir Aşk Masalı" balesi, sadece bir aşk hikayesi olarak değil, aynı zamanda toplumsal bir soruna çözüm arayan bir kahramanın hikayesini anlatması açısından da önemlidir. Nazım Hikmet'in "Ferhat ile Şirin" eseri, çalışmanın edebi analiz bölümünde karakter analizleri ve toplumcu gerçeklik açısından ele alınmıştır. Arif Melikov'un bu baleyi sahneye uyarlamasının dünya çapında ün kazanmasındaki rolü vurgulanmıştır. Melikov'un yaratıcılığı, bestesi ve Yuri Grigorovich'in koreografileriyle birleşerek "Bir Aşk Masalı" eserinin büyük başarı elde etmesine katkı sağlamıştır. Bir Aşk Masalı balesinin tarihsel ve sanatsal önemi detaylı bir şekilde ele alınmış, koreografik olarak incelenmiştir. Koreograf Yuri Grigorovich'in biyografisi ve baledeki koreografik analizi de çalışmanın bir parçasıdır. Sonuç olarak, bu çalışmanın amacı, edebi bir eserden sahneye uyarlanan "Bir Aşk Masalı" balesinin klasik bale sanatına getirdiği yorumu açıklamaya çalışmaktır.
Michael Chekhov'un Konstantin Stanislavski'nin oyunculuk yöntemine yaklaşımı
Oyunculuk sanatı, diger bütün sanat dallarında oldugu gibi, kitaplardan ögrenilecek bir yetenek degildir. Oyunculuk sanatı, pratik olarak gerçeklestirilen bir sanat dalıdır. Oyunculuk sanatının bir tarzı olan gerçekçi oyunculuk, oyuncunun sahne üzerinde gerçek görünen karakterler yaratması olarak açıklanır. Gerçekçi oyunculuk yönteminin kurucusu olan Konstantin Stanislavski ise, kendi yönteminin en iyi uygulayıcılarından biri olarak Michael Chekhov'u gösterir. Bu çalısma, Konstantin Stanislavski'nin yöntemi ile bu yöntemin uygulanmasına yönelik Michael Chekhov'un gelistirdigi ?Esinlenilmis Oyunculuk Yaklasımı?nın, benzer ve farklı yönlerinin saptanması üzerine olusturulmustur.
Oyun yazımından sahnelemeye: Körayak
Tiyatro sanatının gelişmesi, günümüz yaşantısında bir işleve ve değere sahip olabilmesi için çeşitli araştırmalar yapılmaktadır. Bu yenilikler tutarlı oldukları ve tiyatro sanatına bir ivme getirdikleri sürece kuşkusuz yüreklendirilmelidir. Ancak tiyatro sanatının yaygınlaştırılması adına tiyatronun temel özellikleri yok sayılmamalıdır. Yaygınlaşma amacıyla tiyatronun televizyon ya da sinemaya öykünmesi, araçları nedeniyle gereksizdir ve başarılı olma olasılığı bulunmamaktadır. Bu çalışmada, tiyatroyu biricik kılan oyuncu ile izleyici arasındaki doğrudan ve anlık iletişimin gerçekleşme yöntemleri incelenmektedir. İncelenen tiyatro yöntemlerinin dışında, bazı törenlerin yapıları da izleyici ile oyuncu arasındaki iletişime katkı sağlamaları anlamında araştırma konusu edilmiştir. Araştırmalar sonucunda Körayak adlı metnin yazımı gerçekleştirilmiştir. Sahneleme düşüncesi de araştırmalar sonucu oluşturulmuştur. Sahneleme, geleneksel kaynaklardan yararlanan, oyuncunun varlığını bütün diğer tiyatro elemanlarının önüne taşıyan, törensel nitelikleri bulunan bir çerçevede sonuçlanmıştır.
20. Yüzyıl başı kapsamında Arnold Schönberg'in op. 17 Erwartung Operası'nın incelenmesi
Bu çalışmada Klasik Batı Müziğinin önemli bestecilerinden Arnold Schönberg'in Op. 17 Erwartung Operası ele alındı. Çalışma tarihsel açıdan 20. Yüzyıl başı Modernizmi ile sınırlandırıldı. Bu sayede 20. Yüzyıl içinde oldukça farklılık ve çeşitlilik göstererek evrimleşen Modernizmin tüm özellikleri göz önünde bulundurularak Arnold Schönberg'in bu akım içindeki yeri ve önemi en kapsamlı haliyle gösterilmeye çalışıldı. Erwartung Operası müzikal ve dramatik yapıları bakımından incelenirken, Modernizmin 20. Yüzyıl başındaki durumu, özellikleri ve bu özelliklerin eser üzerindeki etkileri en ayrıntılı biçimiyle irdelendi. Bu kapsamda dönemin siyasi, ekonomik ve kültürel yapısı ve etkileşimlerine özel olarak değinildi. Çalışmada, nitel araştırma yöntemi kullanıldı. Bu sayede eserin sosyolojik bir bütünlük içinde incelenmesi sağlandı. Oldukça geniş ve kapsamlı bir kaynak taraması ve incelenmesi sonrası hazırlanan çalışma konu üzerine Türkiye'deki en zengin literatür taramasına sahip araştırmalardan biri olma özelliğindedir. Arnold Schönberg'in sanatını, yaşadığı dönem ve yer üzerinden değerlendiren bu çalışma, Erwartung Operası ile bestecinin ortaya koymayı amaçladığı müzik dilini ve bu yeni müzik dilinin beslendiği düşünce ve yaslandığı felsefe dolayısıyla ortaya çıkan sanat stilini en somut ve bütünlüklü haliyle anlatmayı hedeflemiştir. Çalışma sonunda klasik opera geleneği üzerine çeşitli araştırmalar olmasına karşın modern opera geleneği üzerine yeterince araştırma yapılmadığı, özellikle Türkiye'de hak ettiği ilgiyi görmediği ortaya çıkmıştır. Türkiye'deki opera sanatı ve opera eğitimi için önemli bir başvuru kaynağı olması amaçlan bu çalışma, aynı zamanda Türkçe literatürde modern opera sanatıyla ilgili ihtiyaç duyulan eksikliği biraz olsun gidermesi umuduyla tamamlanmıştır.
Mozart'ın Cosi Fan Tutte operasındaki kadın karakterlerin ses ve rol bakımından analizi
Bu çalışmanın ana amacı Mozart'ın Cosi Fan Tutte Operasındaki kadın karakterlerin ses ve rol bakımından analiz edilmesidir.Yapılan çalışmanın ilk bölümünde, besteci Mozart'ın hayatından kesitler sunulmuş, yaşadığı dönem olan Klasik Dönem müzik anlayışından bahsedilmiş, bu dönemi hazırlayan akımlara yönelik bilgiler aktarılmıştır. İkinci bölümde ise Cosi Fan Tutte Operasının konusu, türü ele alınmış, libretto yazarı Lorenzo Da Ponte'nin hayatından bölümler aktarılmış, operanın karakterleri açısından ayrılı bilgiye yer verilmiştir. Son bölümde ise operadaki kadın karakterlerin aryalarının her biri incelenmiş, müziğin notayla örtüşmesi analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mozart, Cosi Fan Tutte, Opera Buffa, Lorenzo Da Ponte, Fiordiligi, Dorabella, Despina, Aria
Wlodzimierz Staniewski tiyatroda köklere dönüş
Wlodzimierz Staniewski tiyatroda yeni biçim ve öz arayışında olan ve bu doğrultuda çalışmalarını dramın köklerini oluşturan ritüelleri derinlemesine araştırarak geliştiren, yenilikçi uygulamacılardan biridir. Kurucusu olduğu Gardzienice Tiyatro Topluluğu ile birlikte önce Bahtin'in karnavala ilişkin görüşlerinden etkilenerek kendi geleneksel kültürünü oluşturan hikâyeleri, geleneksel halk şarkıları ve ritüelleri uzun yıllar boyu araştırmış daha sonra Antik Yunan dramının kökenini oluşturan kaynaklara ve ritüellere yönelmiştir. Topluluk geliştirdiği kendine has görsel ve işitsel uygulama biçimleriyle dünyada ilgi odağı olan önemli tiyatrolardan biridir. Anahtar Sözcükler: Staniewski, Gardzienice, Bahtin, Ritüel, Tragedya
Feldenkrais Metodu ve farkındalığın oyuncunun performansına etkisi
Oyuncunun sanatını icra aracı bedenidir. Bu bağlamda, oyuncunun bedeni başta olmak üzere, tüm ifade araçlarını eğitmesi, geliştirmesi, güçlü ve çalışır durumda tutması gerekir. Bu nitelikler, performansının kalitesi açısından önem taşımaktadır. Oyuncunun hazırlığı, bireysel keşif süreciyle başlamalı, gelişim, değişim ve dönüşümle devam etmelidir. Oyuncu bu süreçte, malzemesi olan varlığıyla ilişkisini kuvvetlendirmelidir. Bu ilişki, oyuncunun kendisiyle derinden kuracağı bağlantıya ihtiyaç duyar. Bu açıdan oyuncunun farkındalığının geliştirilmesi önemli görülmektedir. Oyuncunun hazırlık ve performans sürecinde bu alanlarda öğrenmeye ve gelişmeye ihtiyacı vardır. Bu konuda oyuncuya yol gösterecek birçok yöntem ve çalışma disiplini bulunmaktadır. Bunlardan biri olan, Feldenkrais Metodu, belirtilen alanları bünyesinde barındıran bir metot olarak görülmektedir. Çalışmada, farkındalığın güçlendirilmesinde metodun önermesi olan, hareketten yola çıkılmasının etkilerine odaklanılmıştır. Feldenkrais Metodu'nun incelenmesi, farkındalık ve oyuncunun performansı üzerine kurulu bu çalışmanın, bu alanda oyunculuk çalışmalarına katkı sağlaması hedeflenmektedir. Anahtar Sözcükler: Oyuncu, Feldenkrais Metodu, Farkındalık, Beden, Performans
Yasmina Reza'nın "Katliam Tanrısı" adlı oyununun sahnelenmesi
Günümüzde, şehirleşme, toplumdaki modernleşme süreci ve ekonomik yapı, insan yaşantısındaki pek çok olguyu etkilemiş ve şekillendirmiştir. İletişim teknolojilerindeki hızlı gelişim ile birlikte bu değişim, çok geniş kitleleri etkilemiştir. Çağdaş insanı anlamak ve anlatmak amacındaki tiyatro için de, yeni koşullara ayak uydurmaya çalışan insanı ele almak önemlidir. Bu çalışmada Yasmina Reza'nın "Katliam Tanrısı" adlı metni kullanılarak, modernleşen toplumlardaki şehir yaşantısının, insanın üzerinde bıraktığı etkilere, aile kurumunda yarattığı değişimlere, bireyselleşme süreçlerinin sonuçlarına, değişen tüketim alışkanlıklarına ve ikili ilişkilerde üstünlük kurma çabasına dair değerlendirmeler yapılmaya çalışılmış, metnin verdiği olanaklar eşliğinde bu olguların tasvirleri sahneye taşınmaya çalışılmıştır. Simülasyon kuramının içeriği ve bakış açısı günümüz modernleşen toplumlarının süreç ve sonuçlarına eğilmektedir. Bu nedenle metin incelenirken ve sahne üzerindeki temsiller tasarlanırken Simülasyon kuramı ile ilişkiler kurulmuştur. Anlatının başarısı için dekor, kostüm, aksesuar, müzik gibi destekleyici öğelerin olanakları incelenmiştir. Bu çalışma, "Katliam Tanrısı" oyununa dair, bahsedilen etmenlerin farklı biçimlerde ve öğelerle sahnede temsilini amaçlayan bir sahneleme denemesidir. Anahtar Sözcükler: Sahneleme, Toplum , Modern Yaşam, Simülasyon, Aile
Cem törenleri ile tiyatro sanatının yapısal özelliklerinin karşılaştırılması ve yeni bir yaklaşım önerisi
Bu çalışmada Alevi ibadeti olan Cem törenlerinin tiyatral özellikleri araştırıldı. Bunun için ilk bölümde Alevi toplumunun oluşumu, tarihi ve yapısı ele alındı. Ardından Cem törenlerinin kaynakları, düzenleniş amaçları, konuları, tarihsel gelişimi, felsefi temeli, dinsel anlamı, kültürel yansımaları, sosyal-hukuksal-eğitsel işlevleri araştırıldı. Bununla birlikte törenlerin içerdiği öğelerin Alevi–Bektaşi belleğindeki soyut ve somut anlamları da açıklandı. Bu sayede, çok eski çağalara uzanan bir inanç ve kültür birikiminin çözümlenmesine katkı sağlanmaya çalışıldı. İkinci bölümde ise dramatik sanatların kaynağı olan dinsel ritüeller ile Cem törenleri arasındaki benzerlikler ortaya kondu. Sonrasında, Cem törenlerinin dramatik özellikleri detaylı ve somut bir biçimde tiyatral açıdan incelendi. Bu sayede dini bir ibadet biçimi olan Cem törenlerinin eylem, metin, seyirci, mekân, oyuncu, yönetmen, kişileştirme, dans, müzik, kostüm, aksesuar gibi ögelerle yapısal özellikleri tiyatral bir yaklaşım ile değerlendirildi. Tiyatromuzun Cem törenlerinden yararlanabilmesi için törenlerin yapısal özellikleri incelendi ve tiyatral bir dille tanımlanmaya çalışıldı. Bu tanımlama sonrasında, tiyatromuzun Cem törenlerinin yapısal özelliklerinden faydalanarak, özgünleşmesi yolunda öneriler sunuldu. Cem törenlerinin sosyolojik bir bütünlük içinde incelenebilmesi için nitel araştırma yöntemi kullanıldı. Geniş ve kapsamlı bir kaynak taraması, incelemesi ve karşılaştırmalar sonrası hazırlanan çalışma konu üzerine Türk tiyatrosu araştırmaları alanına önemli katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Alevilik, Cem törenleri, Ritüeller, Sahne sanatları, Tiyatro.
Tadashi Suzuki metodunda oyuncunun çalışma, hazırlık ve yaratım süreçleri
XX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, tiyatronun ritüel karakterini ve özünü kaybetmiş olduğu yönündeki eleştiriler yeni arayışlara kapı aralamıştır. Bu doğrultuda aralarında Tadashi Suzuki'nin de bulunduğu kimi yönetmenler tarafından bu öze yeniden ulaşmanın olanakları araştırılmış ve Doğu'nun geleneksel dramatik türleri, hem eğitimi ve uygulamasıyla yaygınlık kazanmış gerçekçi tiyatro anlayışının sorgulanması hem de alternatif bir yaklaşımın geliştirilebilmesi açısından bir kaynak olarak kabul edilmiştir. Bu çalışmada öncelikle, Geleneksel Japon Tiyatrosu türlerinden faydalanılarak, Japon yönetmen Tadashi Suzuki tarafından geliştirilmiş çağdaş bir oyunculuk metodu olan ve Tadashi Suzuki Metodu (TSM) olarak adlandırılan metodun oluşumuna etki eden türler ve koşullar incelenmiştir. Oluşumuna etki eden türlerin ve koşulların özelliklerinin saptanıp açıklanmasının ardından TSM'de oyuncunun çalışma, hazırlık ve yaratım süreçleri araştırılmıştır. Bu doğrultuda, TSM'de oyuncunun çalışma sürecini oluşturan alıştırmalar, ayrıntılı bir biçimde açıklanmış ve bu alıştırmaların amaçlarından ve uygulanma biçimlerinden hareketle metodun, oyuncunun hazırlık ve yaratım süreçlerini nasıl yönlendirdiği saptanmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak, oyuncunun hazırlık ve yaratım süreçlerine içkin olduğu bulgulanan TSM'de oyuncu çalışması sürecinin, oyuncuya sunduğu olanaklar değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Tadashi Suzuki, Geleneksel Japon Tiyatrosu, Oyunculuk metodu,Tadashi Suzuki Metodu.
Dijitalleşen sahne sanatlarında anlatı formları
Dijital kültürde hikâye anlatıcılığı dijital araçlardan bağımsız olarak düşünülemez. Bu çalışmada, "Dijitalleşme, anlatı, sahne sanatlarında dijital anlatı formları" metnin dijitalleşen toplum ve kültür ile etkileşimi bağlamında ele alınması amaçlanmıştır. Çalışmanın başlığına, "Dijitalleşen Sahne Sanatlarında Anlatı Formları" na" ithafen, teatral metin olgusu her dönemde ve akım temsillerinde kırılmalar yaşamıştır. Bu sebeple çalışma kapsamında, sanayi devriminin makineleşen toplumundan bireyin makine ile otonom ilişkisine, geleneksel medya sürecinden yeni medya sürecine, dramatik metnin biçimsel kırılmalarından post-dramatik metnin yapısına, post-dramatik temsilcilerin metnin hiyerarşik düzenine karşı başkaldırılarından dijitalleşen metin olgusuna, metnin değişim ve dönüşüm süreci incelenmiştir. Teknolojik araçların gelişimiyle ortaya çıkan bilgisayar sistemleri, Web 1.0'dan Web 3.0'a geçiş sürecindeki bireysel interaktif yapının teatral metin ve dil yapısına yansıması açıklanmasına çalışılmıştır. Bununla birlikte dijital çağ toplumunda dilsel yönelimlerin ve sözel dilin yanı sıra yeni kavramlara: göstergesel anlatım, emoji, dilde teknolojik determizm, bilinçaltında dijitalleşen dil yapısı, bilgisayar aracılığıyla oluşturulan hipermetin olgularının metindeki değişimi referans alınmıştır. Tez çalışması süresince, dil yapılanması ve sahneleme olanakları bağlamında, post-dramatik tiyatroda dil yapısı, anlatının tarihi ve evrimi, dijital hikâye anlatıcılığı ve yeni anlatı formları çerçevesinde belirlenmiştir. Bu çalışma süresince, metnin ve sahneleme olanaklarının gelişen teknoloji ile birlikte değişim süreci ve yeni medyanın sahne sanatlarına etkisi incelenmiştir. Fiziksel uzamın ve siber uzamın iç içe geçtiği oyun yapıları, telematik anlatılar, çoklu ortam sahnelemeleri, transmedya anlatısı, dijital araçlarla oluşturulan interaktif oyun katmanları, mobil cihazlarla katılım sağlanan gösterimler, sosyal medyanın ve yeni dijital kamusal alanlar kapsamında yabancı ve Türkçe kaynaklardan faydalanarak araştırılmıştır. Tiyatro ekiplerinin performansları, dijital teknik yoluyla gerçekleşen anlatılar, tiyatro yönetmenlerinin, yazarlarının ve ekiplerinin dijital tekniklerle oluşturdukları gösterimlere karşı düşünceleri incelenmiştir. Tezin konusunu oluşturan dijitalleşen toplumda sahne sanatlarında üretim, dijital kimlik kazanan bireyde ve sanat yapıtındaki yansıması incelenmiştir. İnternet teknolojilerinin keşfi ile sanat üretiminde sınırların ortadan kalktığı, mekansızlaştığı, bir nevi dijital ortamlarda yapılan üretimde dijital kültür seyircisinin konumu ve etken yapısı tanımlanmıştır. Tiyatro/dijital metin/ seyirci bağlamında metnin dijital kültürdeki yeni konumu baz alınarak, "Hikâye anlatıcılığı nedir? Dijitalleşme nedir? Sanat türlerine, sahne sanatlarına etkisi nasıl olmuştur? Sahne sanatlarında metnin değişimi, yeni tekniklerin denenmesi ve anlatı formları: dijital anlatı ile nasıl bir form oluşturulmuştur? Dijitalleşme ile doğan yeni anlatı mekanları nedir? Metne etkisi nasıl olmuştur? Dijitalleşme ile oluşan yeni hikâye anlatı biçimlerinin oyunlara yansımaları nasıl olmuştur?" soruları kapsamında yanıtlara ulaşılmaya çalışılmıştır.
Sinemada görüntü estetiği ve Nuri Bilge Ceylan sineması
Görüntü dilini kullanan bir sanat olarak sinemada görüntü estetiği konusu, sinemanın ilk yıllarından günümüze dek önemini korumuştur. Bu bağlamda sinema teknoloji ilişkilerinin gelişimine paralel olarak film görüntüsüne dair estetik yaklaşımların da farklılaştığı söylenebilir. Özellikle ticari sinema ve sanat sineması anlamında gözlemlenmekte olan bu farklılıklar sinema dilini doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyebilmektedir. Sinemanın farklı sanat disiplinlerini bünyesine katabilen yapısı, insanı bilişsel ve duyusal olarak yönlendirebilme gücüyle hem toplumları manipüle etme hem de iyileştirme etkisine sahiptir. Ancak her iki farklı amaçta da sinema, teknik ve teknolojik yapısının etkisinde sinematografik ögelerle anlatımını oluşturmaktadır. Sinemanın teknolojik bir eğlence aracından, sanatsal bir üretime dönüşmesi kamera hareketi, ışık, renk, çerçeveleme, kurgu, çekim ölçekleri gibi birçok sinematografik unsurun bilinçli bir şekilde bir araya getirilmesiyle sağlanmaktadır. Sinema filminin üretim sürecinde, yönetmenin anlatımı oluştururken tercih ettiği her sinematografik öge, göstergeler üzerinden yeni anlamlar yaratmakta ve filmi sanatsal bir düzeye taşımaktadır. Sinemada yönetmenin kendine özgü anlatım yapısıyla insan zihninin bilişsel ve duyusal algısını yönlendirerek bir anlatım oluşturması, sinemayı eğlence aracı olmanın çok daha ötesinde bir alana taşımaktadır. Bu yaklaşımdan yola çıkarak Türk sinemasında kendini uluslararası düzeyde temsil eden bir yönetmen olan Nuri Bilge Ceylan'ın filmlerinde görüntü estetiğini bilinçli bir biçimde kullanması ve film dilini bu yaklaşım doğrultusunda oluşturması konuya dair önemli bir örnek oluşturmaktadır. Sinemada görüntü estetiğinin filmsel anlam üzerindeki etkilerini incelemeyi amaç edinen bu çalışmada; öncelikle yukarıdaki yaklaşım çerçevesinde estetik kavramının kuramsal olarak değerlendirilmesi ve sinemada görüntü estetiğinin tarihsel süreçteki gelişimi incelenmiştir. Ardından bu veriler çerçevesinde sinematografik ögelerin film dilini oluşturmadaki etkileri ilgili örnekler ışığında ele alınmıştır. Bu bağlamda güncel bir örnek olarak Nuri Bilge Ceylan sinemasında görüntü estetiği konusu yönetmenin "Koza" (1995), "Üç Maymun" (2008) ve "Ahlat Ağacı" (2018) filmleri üzerinden değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler: Estetik, Sinema, Görüntü Estetiği, Nuri Bilge Ceylan
Türkiye'de oyunculuk eğitimi ve kamera önü oyunculuğu
İnsanın en eski eylemlerinden biri olan "oynamak", zaman içinde tiyatro aracılığı ile yeni formlar kazanmış ve oyunculuk mesleğinin doğmasına yol açmıştır. İlerleyen dönemde, sinema ve televizyonun da devreye girmesi ile birlikte, sinema-tv alanında "kamera önü oyunculuğu" olarak bilinen bir oyunculuk tarzı oluşmuştur. Buna paralel olarak, çeşitli ülkelerde tiyatro, sinema ve televizyon için oyuncu yetiştirmek üzere faaliyetlerde bulunan eğitim kurumları ve kurslar ortaya çıkmıştır. Bu tarihten günümüze uzanan zaman dilimi içinde, Türkiye'de oyunculuk eğitimi veren okulların teorik ve uygulamalı ders içerikleri incelendiğinde ise, ağırlıklı olarak tiyatro oyunculuğuna yönelik bir yaklaşımın benimsendiği gözlemlenmektedir. Yukarıda belirtilen yapı içinde, Türkiye'de eğitim gören oyunculuk bölümü öğrencilerinin sinema ve televizyon alanında da rol alabilecekleri düşünüldüğünde, kamera önü oyunculuğu eğitiminin önemi daha iyi anlaşılacaktır. Bu bağlamda, oyunculuk öğrencilerinin mevcut eğitim süreçlerinde bu alana dair teorik ve pratik bilgiler/deneyimler edinmeleri, mezuniyet sonrasında sinema ve televizyon sektöründe çalışmaları açısından da hazırlayıcı bir işlev görecektir. Bu noktada, Türkiye'de oyunculuk eğitimi alanında belirlenen ya da benimsenen yöntemlerin, kamera önü oyunculuğu alanını da kapsayacak biçimde yeniden gözden geçirilmesi ve yapılandırılması, yerinde olacaktır.
Cumhuriyet Dönemi Türk tiyatrosunda kadın oyun yazarlarının kadın eksenli oyun metinlerinde kadın karakterlere yaklaşımlarının incelenmesi
Bu çalışmada, Cumhuriyet'in kuruluşundan günümüze değin TürkTiyatrosu'na ürün vermiş ?kadın? oyun yazarlarının, oyunlarındaki ?kadın? karakterleryoluyla, ?kadın? olgusuna nasıl baktıkları ve bunu oyunlarında hangi açıdan ele aldıklarısorusunun yanıtı aranmaktadır.Çalışmanın ilk bölümünde, İslamiyet'in kabulünden önceki dönemlerdenbaşlayarak, Cumhuriyet'in kuruluşundan bugüne kadar gelen süreç içinde Türk kadınınınkonumu üzerinde durulmuş, konu sosyolojik açıdan ele alınmaya çalışılmıştır.İkinci bölümde, toplumdan aldığını topluma yansıtan bir sanat dalı olaraktiyatronun kadın sorunsalından ne yönde etkilendiği araştırılmıştır. Bunu yaparkenizlenilen yöntem şöyle oluşturulmuştur; İlk aşamada Cumhuriyet Dönemi TürkTiyatrosu'nun zeminini oluşturan Tanzimat ve Meşrutiyet Tiyatrosu üzerinde durulmuş,ikinci aşamada yıllara göre evrelere ayrılan Cumhuriyet Tiyatrosu hakkında kuramsal vetarihsel bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Döneme ait kadın oyun yazarları hakkında tanıtıcıbilgiler verildikten sonra, sahnelenmiş ya da yayımlanmış ?kadın eksenli? oyunlarsaptanmaya çalışılmıştır.Çalışmanın üçüncü bölümünde, saptanan otuz iki ?kadın eksenli? oyunun,?kadın" karakter açısından dramaturjik çözümleme denemeleri gerçekleştirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Cumhuriyet Dönemi Türk Tiyatrosu, Kadın Oyun Yazarları, KadınEksenli Oyunlar, Kadın, Dramaturgi
Fiziksel tiyatro çalışmalarının ve dv8 grubunun fiziksel tiyatro yaklaşımı
Dansın ve Tiyatronun işbirliği ile oluşturulan fiziksel tiyatro özellikle son otuz yılda giderek önem kazanmıştır. Fiziksel bir yaklaşıma yönelim; mim, dans ve dansın tiyatro ile ilişkisinde bir biçim edinebilmesine olanak sağlayan koreografi, fiziksel tiyatronun oluşumunda üç ana öge olarak belirir.Fiziksel tiyatroda kurgu; dans, hareket, söz, mim, oyunculuk ve sahne için gerekli bütün diğer ögelerin (ışık, dekor, aksesuar, müzik) birbiriyle sentezlenmesiyle oluşturulur.Dans ve tiyatro alanında gerçekleştirilen en önemli deneyler son otuz yılın ürünleridir. 1970 lerde uygulama alanında dans- hareket tiyatrosu ile ilgili grupların temelini oluşturan önemli buluşlar ve çalışmalar 1930 lu yıllarda dans ve tiyatro alanındaki gelişmelere dayanmaktadır. Avrupa'da fiziksel tiyatro alanında önemli araştırmalar gerçekleştiren isimler arasında V. Meyerhold ve J. Grotowski belirledikleri yöntemleriyle 1970'lerin dans- hareket tiyatrosu gruplarını dolaylı olarak etkilemişlerdir.Pina Bausch ve Wuppertal Dans Tiyatrosu, Jiri Kylian ve Hollanda Dans Tiyatrosu, Sasha Waltz, Carlos Saura, Maurice Bejart, Silvia Guillem, Mats Ek ve Dv 8 grubu 1970'den günümüze kadarki süreçte belirleyici niteliklere sahip fiziksel tiyatro grupları olarak değerlendirilmektedirler.Bağlantılı Doğaçlama çalışma tekniğini, fiziksel tiyatro gruplarının her biri bu teknik doğrultusunda kendi metodlarını geliştirerek kullanmaktadırlar. Martha Graham'ın yöntemi ve bağlantılı doğaçlama günümüz fiziksel tiyatro uygulayıcılarının, hem dans ögesinin bu tür içinde kullanımı konusunda hem de yapılan koreografilerde hareket koreografisine gidilmesinde belirleyici unsurlar olmuşlardır.Gerek fiziksel tiyatroda, gerek dramatik tiyatroda beden, artık günümüzde kalıplardan uzak, bağımsız olarak kendi özgün hareketinin arayışı içindedir. Bir çok fiziksel tiyatro grubunun çalışma yöntemi olan Bağlantılı doğaçlama; beden, yanıt veren beden, bu yanıtı veren diğer bedeni dinleyen beden ya da bu iki bedenin beraberliği ile ortaya çıkan üçüncü bir dinamiği meydana getiren bir teknik olarak tanımlanabilir.Fiziksel tiyatro çalışma yöntemi olan bağlantılı doğaçlama (contact improvisation) tekniği çalışılırken oyuncunun bedenini biyomekanik açıdan incelemesi, sanatının ifade aracı olan bedenini bir makine olarak parçalara bölmesinde yardımcı olacak ve gerek dramatik tiyatro gerek fiziksel tiyatro öğrenci oyuncuları için yeni açılımlar sunacaktır.Anahtar sözcükler: Fiziksel Tiyatro, Dans, Pandomim, Koreografi, Hareket, Bağlantılı Doğaçlama.
Konstantin Stanislavskiy'in oyunculuk yöntemi ve evrimi: Vsevolod Meyerhold ve Yevgeniy Vakhtangov'un yönteme fonksiyonel yaklaşımları
Stanislavskiy, gerçek psiko-fiziksel oyunculuk tekniğini geliştirmek için; hayatının son aşamaları süresince kendini çözücü olarak psiko-fiziksel doğal oyunculuğa adadı ve bu teknik üzerinde kendini geliştirdi. Stanislavskiy geliştirdiği sisteminin, insanın doğal ve biyolojik kanunları sürecinde gerçekte tiyatronun teamülleri anlamına geldiğine inanıyordu. Meseleleri ele alırken kendi sahne tecrübelerine önem verirdi ve teşhislerini, ünlü aktörlerin rol üzerine çalışmalarından derliyordu.Stanislavskiy hareket çözümlemesini ve psiko-fiziksel aksiyonun metodlarını tanımladı. İnsanın doğasına bağlı olan zihinsel, duygusal, ruhsal ve fiziksel güçler ile ilgili bu metotlar aynı dönemdeki bütün aydınlar tarafından kabul ve ilgi gördü.Meyerhold, hocasının psiko-fiziksel oyunculuk yöntemini sahnede salt psiko-fiziksel gerçekçilik olarak algılıyor, her şeyden önce buna karşı çıkıyordu. Ona göre günlük yaşam gerçeği ve sahne gerçeği birbirinden çok farklıydı. Bu yüzden Stanislavskiy'in psiko-fiziksel oyunculuk yöntemini oyuncu açısından fonksiyonel bulmuyordu.Vakhtangov ise tiyatrosunda oyuncunun fantezisini öne çıkaran bir oyunculuk yöntemi benimsemişti. Stanislavskiy'in doğalcı gerçekçi oyunculuk yönteminin büyük bölümünü aynen kullanmış ve bunun yanında Meyerhold'ün biyomekanik oyunculuk anlayışını ise, oyuncunun bedeninin eğitilmesi amacıyla kullanmıştır. Her iki oyunculuk yönteminin sentezi sonucunda, tiyatrosunun seyircilerinin bilinçlerini, oyun esnasında sürekli açık tutmayı hedeflemiştir. Buradan, yaşamda görülmesi olası bir gerçeği, teatrallik içerisinde seyircisiyle buluşturmuştur.Stanislavskiy'in psiko-fiziksel oyunculuk sisteminde olduğu gibi karakterin oyuncu üzerinde etkili olmasına karşın Vakhtangov, oyuncunun karakter üzerinde etkili olmasına müsaade etmiştir.Anahtar Sözcükler: Stanislavskiy, Meyerhold, Vakhtangov, Oyunculuk, Oyunculuk Yöntemleri, Fantastik Gerçekçilik, Biyomekanik.
Okul öncesi eğitimde doğaçlama
Eğitimde doğaçlama çalışmalarını kullanmak çocuğun değerlendirmeye, yaratmaya ve çözümlemeye yönelik soru sorma becerilerine sahip olma şansını artırmaktadır. Ayrıca bu çalışmalarla çocuğa insancıl düşünme, hissetme, kendini ve çevresini tanıma yetisi kazandırılmaktadır.Çocukların, yaşam tecrübelerinin kazandırılması için drama yöntemleriyle yaratıcılık sınırları araştırılır. Doğaçlama bu yöntemlerden biridir. Problem çözme becerileri geliştirilerek çözüme ulaşmaları sağlanmaya çalışılır. Böylelikle çocuğun yaratıcı yeteneğini kullanarak, kendini tanıması, kendine olan güvenini kazanması ve gereksinmelerini daha etkili olarak doyurabilmesi sağlanır.Doğaçlama çalışmaları, salt çocuğun fiziksel problemlerini değil, insan ilişkilerinde karşılaşacakları sosyal problemleri de çözebilme konusunda onlara deneyim kazandıracaktır. Ayrıca bu etkinliklerle, çocukların yaratıcılık kapasitelerinin ölçümü ve değerlendirmesi yapılabilmektedir. Yaratıcılığın gelişmesi içinse, yaratıcılığı engelleyen nedenlerin saptanması gerekmektedir. Çünkü amaç; sonuç elde etmek olduğu için, yaratıcılığı engelleyen nedenleri saptamak ve nedenlerini irdelemek gerekmektedir.Doğaçlama türleri olarak; beden doğaçlamaları, pandomimle doğaçlama, konu doğaçlamaları ve olay-öykü doğaçlamaları kullanılmaktadır. Bunlar çocuğun yaratıcılığının gelişmesini sağlamaya yöneliktir ve bu çalışmaların tek amacı, çocuğun kendini en rahat biçimde ifade etmesini sağlamaktır.Okul Öncesi Eğitimde uygulanacak doğaçlama çalışmaları çocuğun bağımsız düşünme yetisinin gelişmesine, sosyal ve psikolojik duyarlılığının artmasına, yaratıcılık ve estetik gelişiminin sağlanmasına, hata yapma korkusundan arınarak yeni olumlu davranışlar geliştirmesine, kendine olan etmede güvenini kazanmasına, ihtiyaç duyduğu bilgilere ulaşmasına ve onu kullanmaya istekli duruma gelmesine yardımcı olur.Çocuklarla yapılacak olan doğaçlama çalışmaları; onların birbirlerini tanımalarına, güven duymalarına, iletişim kurabilmelerine, içinde bulundukları çevre ile uyum problemi yaşayan çocukların ise problem yaşadıkları noktaların belirlenmesine ve bunları oyunlaştırarak yaşatmaya bu yolla uyum sağlamalarına yardımcı olacaktır. Çünkü kişiler arası etkileşimde en önemli eylem, göstererek ve yaparak öğrenmedir. Yaşamla oyun arasındaki benzerlikler toplumsal davranışların öğrenilmesini sağlar. Çocukluk döneminde doğaçlama çalışmalarıyla kazandırılabilecek bu özellikler; toplumun gelişmesindeki en önemli etkenlerden birisidir.Anahtar Sözcükler: Doğaçlama, drama, yaratıcılık, doğaçlama türleri
Gaetano Donizetti ?Don pasquale? Operasının ses-söz uyumu (prozodi) yönünden incelenmesi
Prozodi bozukluklarının saptanabilmesi için, operanın çevrildiği dildeki vurguların ve ses özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Orijinal dilindeki bir opera, yabancı bir dile özensiz bir şekilde çevrildiğinde, operanın müziği ile dilin müziği arasında yaşanacak uyuşumsuzluklar, müziğin vermek istediği mesajın kötü bir şekilde verilmesine ve müziğin amacına ulaşmasına engel olacaktır. Bu nedenle Türkçeye çevrilen operalar da Türkçenin ses-söz yapısına uygun olarak çevrilmeli ve bestecinin kendi dilinde yazdığı opera, aslına sadık kalınarak dinleyicilere ulaştırılmalıdır. Bu nedenle de Türkçenin bilinen dil ve vurgu özelliklerine uygun hale getirilmek istenen orijinal librettonun çeviriminde Türkçe prozodi kurallarına uyulması gerekir.Bu araştırmada, opera bestecisi Gaetano Donizetti'nin en ünlü operalarından biri olan, üç perdelik opera komik tarzındaki ?Don Pasquale? operası, Türkçe prozodi kuralları açısından incelenerek, operanın geneli hakkında bir değer yargısına ulaşılmaya çalışılmıştır.Araştırma; Don Pasquale operasının, günümüzde Türkçe oynandığı şekliyle, tüm orijinal librettosu araştırmacı tarafından tekrar tercüme edilerek ve Türkçe prozodi kurallarına göre karşılaştırılarak incelenmiştir.Operanın solo, düet, terzet, quartet ve koro partileri, notaları üzerinden incelenerek buralardaki prozodik yanlışlıklar gösterilmeye çalışılmıştır.Ayrıca bestecinin hayatı, eserleri ve tarihsel önemi, ?Don Pasquale? operasının konusu, albüm kayıtları, performans tarihçesi, İtalyanca ve Türkçe librettosuna da araştırma içinde yer verilmiştir.Prozodisi incelenen ?Don Pasquale? operasının büyük bir bölümünün prozodisinin çok fazla bozuk olmadığı saptanmıştır. Ancak, orijinal dilindeki kusursuzluğu da göz ardı etmemek gerekir. Librettonun birebir tercümesi (günümüzde oynanan Türkçe uyarlaması için), prozodik açıdan olmasa da yakın ve güzel bir tercüme oluşuyla dikkati çekmiştir.Sonuç olarak; Gaetano Donizeti'nin bestelediği bu opera, opera komik tarzında ilk eser olma özelliği ile birlikte, yorumlanmasında da, doğru artikülasyon, acelite ve güçlü bir nefes tekniği gerektirmektedir. Dünyadaki bütün operalarının repertuvarlarında her yıl yer alan bu eser, genellikle orijinal dilinde icra edilmektedir.Bu bağlamda ?operalar orijinal dilinde güzeldir? demek yanlış bir yaklaşım olmaz.
Manuel Patricio Rodriguez Garcia'nın şan metodunun incelenmesi
Bu çalışmada, Manuel Parricio Rodriguez Garcia'nin şan metodu incelenmiştir. Manuel Garcia'nin şan pedagogu ve ses fizikçisi olarak yapmış olduğu icat, şan eğitimciliği ve egzersizleri araştırılmıştır. Manuel Garcia, kendisinin buluşu olan larengoskop ile canlı insan ses tellerini gören ilk kişi olmuştur. Kendisini tümüyle şan eğitimine ve yoğun tıbbi çalışmalara veren Garcia, şan sanatı ile uğraşan herkes için ve ses eğitimcileri için büyük bir kaynaktır.Bu tez çalışması Manuel Garcia'nın araştırma ve egzersizlerini en belirgin şekilde incelenmesini amaç edinmiştir. Garcia'nın araştırmalarında sesin oluşumu, mekanizması, öğrenci yetenekleri hakkında bilgiler, ses rejistirleri, bayan ve erkek sesleri sınırları ve kendisinin uyguladığı egzersizler öğrenci ve şan eğitimciler için uygulayacakları bir yöntem olduğu açıkça gözlenmiştir. Manuel Garcia hayatı boyunca ses telleri ile ilgili çalışmalar yapmış ve usta bir şancı olabilmek için nelerin yapılması gerektiğini kitapları ile yayınlamıştır. Tezde Manuel Garcia'nın Hints of Sing kitabını kapsamlı bir şekilde incelenmiştir. Manuel Garcia şan hocası olarak kendinden sonra gelecek tüm şan pedagoglara takip edebilecekleri bilgiler sunmuştur. Modern şan tekniğinin babası olarak kabul edilmektedir.Garcia İspanyol şarkıcı, vocal pedagog ve tıbbi alanda yoğun çalışmalar yapmıştır. Kendisinin yetiştirdiği çok sayıda ünlü şan sanatçıları olmuştur. Çalışmalarında dayanak noktası sesin iyi bir eğitimci tarafından doğru duyulmasıdır.Sonuç olarak şan pedagog ve öğrencilerin bu metodu incelemesi ve uygulaması bu sanatta başarılı olmalarını sağlayacaktır.Anahtar Kelimeler: Manuel Patricio Rodriguez Garcia, Şan Metodu, Larengoskop, Şan egzersizleri, Şan Pedagog.
Andrew Lloyd Webber'in sahne sanatlarına katkısı
Bu çalışmada amaçlanan, Andrew Lloyd WEBBER'in müzikal tiyatroda yarattığı işitsel ve görsel açıdan farklı estetik anlayışlarını ve eserlerini ortaya koymaktır. İncelemede, Andrew Lloyd WEBBER eserleri incelenecek, eserlerinde ele aldığı konular işlenecektir. Müzikal tiyatro sektöründeki başarısının altında yatan sebepler araştırılacaktır. Tezde araştırılan konunun Andrew Lloyd WEBBER eserleri olmasının sebebi, sanatçının müzikal bestelerinin hem tiyatro, hem de müzikal olarak sahnelenebiliyor olmasıdır. Andrew Lloyd WEBBER eserleri, uzun süreler tüm dünyada dev prodüksiyonlar halinde seyirciyle buluşmuştur. Bu eserler hakkında genel bilgiler tezin içerisinde yer almıştır. Yapmış olduğu "Unmasked" adlı albümün içindeki parçalar listelenmiştir. Ayrıca müzikli vokal eseri olan "Requiem" incelenmiştir. Sanatçının müzikal eserleri, hem video kayıtları izlenerek hem de, oyun metinleri incelenerek tarafımca özetlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Andrew Lloyd WEBBER, müzikal, sahne sanatları, mega müzikal.
Küreselleşmenin tiyatral anlatıdaki uzama etkileri
Uzam bir ilişkiler dizgesidir ve bu dizge içinde zaman-mekan, özne, eylem, uzamın vazgeçilmez dinamikleridir. Küreselleşmenin mekanı olan kent insan tarafından üretilen, iletişim aracılığıyla gelişen ve daima bir zaman-mekan yapısına koşullu olan ilişkiler bütünüdür. Dolayısıyla toplumsal ilişkileri yapılandıran kent, aynı zamanda bu ilişkiler tarafından yapılandırılan uzamsal bir organizmadır. Her kentli, odadan başlayarak eve, mahalleye, kente, bölgeye ve ülkeye doğru uzanan bir dizi iç içe geçmiş katmanlar halindeki yaşamsal mekanla çevrilidir. İnsan, bu mekanların izdüşümünden oluşur ve tiyatro mekanı, böylesi bir izdüşümle varolan karakterin ?öznenin- uzamsal eylemini estetize ederek anlatır. Kentin küreselleşmeyle birlikte dönüşen yapısında insanın zaman-mekan algısı değişikliğe uğrar ve uzamsal dinamiklerden biri değiştiğinde diğerleri de değişir. Küresel kültürün etkisiyle varolan kent uzamı, tiyatral anlatıdaki uzamın referans noktası oluşuyla yeni bir anlama bürünür.Küreselleşmenin tiyatral anlatıdaki uzama etkilerinin incelenmesini amaçlayan bu çalışmanın girişinde, uzam ile mekanın iki farklı kavram olduğu üzerinde durulmuş ve küreselleşmenin tarihsel gelişimi anlatılmıştır. Birinci bölümde, küreselleşmenin kentsel uzamdaki görünümleri ve kent yaşamında yol açtığı değişimler irdelenmektedir. İkinci bölümde, tiyatral anlatıda dil ve anlam ilişkisiyle varlık bulan uzamın yapısı, türleri ve uzamsal dinamiklerin işlevine yer verilmiş, küresel kent uzamının tiyatral anlatıdaki uzama etkileri tarihsel olarak ele alınmıştır. Üçüncü bölüm, küreselleşmenin 1990 sonrasından bugüne değin, Türk Oyun Yazarlığı'nda anlatısal uzama yansımalarının değerlendirilmesini içermektedir. Sonuçta, kentsel uzamda görülen değişimin tiyatral anlatıdaki uzamı dönüştürdüğü; küresel iletişimin mekanların iç içe geçtiği bir estetik anlayışa yol açtığı; küçülen, aynılaşan küresel dünyada insanı diğerlerinden ayıran farkların hızla yok olmasının anlatıdaki karakteri de eylemsizleştirdiği saptanmıştır.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Küreselle?me 2- Kent 3- Anlatı 4- Uzam 5- Zaman
Beden dili ve dans eğitiminin oyunculuk sanatındaki yeri üzerine bir yöntem önerisi
Yüzyıllardır kendini değişik biçimlerde ifade eden sahne sanatları; insanın doğadan, toplumdan ve içinde yaşadığı kültürden aldığı değerlerin bilinçli bir şekilde estetik değerlerle buluşmasına imkan tanıyan, planlı bir iletişim şeklidir. Sahne sanatlarında asıl amaç, öncelikle sanatçı-seyirci arasında kurulan iletişim sayesinde sanatçının mesajını seyirciye aktarabilmesi ve onu etkileyebilmesidir. Toplumsallaşmanın vazgeçilmez bir öğesi olan iletişim ile sahne sanatlarının amacı birleştiğinde, temel iletişim dizgesindeki anlam sanatsal bir boyut kazanmaktadır. İletişimin birçok biçimini kullanarak, iletişimi sanatsal boyutta gerçekleştiren Tiyatro ve Dans, her dönemde seyircinin görme işitme ve hissetme duyularında estetik izlenimler bırakan sanatsal yapıtlarla, seyircinin yaşamı anlamasına ve yorumlamasına yardımcı olmuşlardır. Bunu gerçekleştirirken her iki sanat dalının da en önemli anlatım aracı sanatçının bedeni olmuştur.Beden aracılığıyla oyuncu-seyirci arasında kurulan iletişim sözsüz iletişimin büyük bir bölümünü oluşturmakta ve beden dili iletişimi olarak adlandırılmaktadır. Beden dili iletişimi üzerine yapılan çalışmalar, beden dilini daha iyi kullanabilmek için eğitimin gerekli olduğu sonucunu doğurmuş ve beden dili eğitimi bir çalışma alanı haline gelmiştir. Sözden daha etkili bir iletişim biçimi olan beden dili iletişimini sahne üzerinde seyirciyle kuran oyuncular için de beden dili eğitimi zorunlu bir çalışma alanıdır. Tiyatro ve Dans'ta tarihsel süreçte bedenin değişik biçim ve özelliklerle anlatım aracı olarak kullanılması ve bedeni eğitmek için harekete ve dansa dayalı tekniklerin denenmesi de bunun bir göstergesidir.Oyuncunun sahne üzerinde kurduğu beden dili iletişimi, günlük yaşamdaki beden dili iletişiminden bazı noktalarda farklı özellikler göstererek varlığını sürdürmektedir. Bu durum, oyuncunun bedenini bilinçli bir şekilde kullanması için tiyatro ve dans sanatının sahne dışında eğitim sürecinde de birlikteliğini şart kılmaktadır. Bedenini birincil anlatım aracı olarak dansçının eğitiminde kullanılan hareket ve dans tekniklerinin oyunculuk eğitiminde de kullanılması oyuncunun bedenini tanımasını ve daha iyi kullanmasını sağlayacaktır. Beden farkındalığı kazanan, sesinin yanı sıra bedensel olanaklarını da geliştiren oyuncu günümüz tiyatrosunda ayrıcalıklı bir yere sahip olacaktır.Bu çalışmada, oyuncularda olması gerektiği düşünülen beden bilincini edindirebilmek için beden dili eğitimi ve dans eğitiminin temel ilkeleri incelenerek, oyunculuk sanatı açısından önemi açıklanmaktadır. Oyunculuk eğitiminde beden dili ve dans tekniklerinin kullanılması gerektiği ve sahne sanatlarının disiplinler arası çalışmaya ihtiyacı olduğu düşüncesi ile oyunculara beden farkındalığı kazandırmak adına kullanılacak bir yöntem önerisi sunulmaktadır.Türkçe Anahtar Kelimeler:1- Beden dili 2- Dans 3- Tiyatro Oyunculuğu 4- Halk Dansları
Türkiye'de klasik bale dansçısının aktif dans yaşamı sonrasındaki sorunları ve çözüm önerileri
Bu çalışmada, Türkiye'deki klasik bale dansçılarının aktif dans hayatı sonrasında ortaya çıkan sorunların kaynağı tespit edilerek bazı çözüm önerileri üretmeyi amaçlanmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmaya ait araştırmalar sorunların tabanını oluşturan bale sanatının eğitim biçimini, mesleki uygulama sürecini ve bağlı olduğu mekanizmayı da kapsayan genişliklere uzanmak durumunda kalmıştır. Türkiye'de müzik ve sahne sanatları kurumları devlet desteğiyle yönetilmektedir. Türkiye'de bu işlevi Kültür Bakanlığı üstlenmiştir. Opera-bale kuruluşlarımız, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü'ne bağlıdır. Dolayısıyla bu mekanizma; Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve kanunlarıyla çerçevelenen yasal boyutları da içermek durumundadır.Klasik bale, vücut yoluyla sergilenen artistik bir anlatımdır ve bir takım fiziksel uygunluk gereksinimlerine sahip olunması gereken bir sanat dalıdır. Bale dansçılarının aktif dans hayatını sona erdirme nedenlerinin başında biyolojik bir faktör olan ?yaş? unsuru gelmektedir. Ekonomik, bürokratik ve psikolojik faktörler, sakatlanmalar, eğitim ve kültürel eksikliklere bağlı sorunlar da aktif dans yaşamını sonlandırma nedenleri olabilmektedir. Bale sanatçılarının söz konusu gereksinimlerinin yerine getirilmesi, kariyerlerinin gelişimi ya da ilerlemesi ?sürekli eğitim? araçlarına başvurularak sağlanabilir.Türkiye'de bale sanatının kurumsallaştığı dönemde idealize edilen sanat politikası; ?Türk koreografların yetişmesi, Türk balesinin ulusal kimliğinin oluşturulması? sağlanamamıştır. T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Devlet Opera ve Balesi mevzuatında bale sanatçılarının aktif dans yaşamı sonrası için yapılmış özel bir düzenleme yer almamaktadır. Bale sanatçıları, Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü 1309 sayılı kuruluşu hakkındaki kanunun 16/a maddesi gereğince görgü ve bilgi ihtisasını artırmak amacıyla yurtdışına gidebilmektedirler. Ancak başvurular için 50 yaş sınırlaması ve istenilen yabancı dil belgesi engeller arasında yer aldığından çözüm önerisi niteliğini taşımamaktadır.Bu çalışma için yapılan tüm araştırmalar sonucunda, tespit edilen sorunlara yönelik üretilen çözümler için ?kurum içi eğitim? modeli sunulmuştur. Bu çözüm modeline göre, aktif dans yaşamı sona eren bale sanatçısı kurum içinde kültürel, psikolojik, sanatsal eğitimlerin ardından kurumsal ve toplumsal görevlerde bulunarak emeklilik sürecine kadar çalışma hayatını sürdürebilecektir.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1-Aktif Dans Yaşamı 2-Sakatlanmalar 3-Bale Eğitimi 4-Devlet Opera ve Balesi 5-Türk Balesi
Tarihsel gelişim süreci içinde Ballets Russes'in sahne tasarımına yansıması
1898?1906 yıllarında Rus sanatçılar St. Petersburg?da (Mir Iskusstva) grubunu kurarak Rus sanatı üzerine çalışmalar yapmıştır. Buna bağlı olarak Diaghilev (1909?1929) aynı eksende, aynı sanatçılarla Ballets Russes topluluğunu kurmuştur. Diaghilev XX. yüzyılın yaşamını, sanatsal bakışını sahne üzerinde birleştirerek, baleyi tiyatral gösteri formunda sunmuştur. Ballets Russes Diaghilev?in 1929 yılında ölümüyle, en önemli sayılan evreyi tamamlamıştır. Toplu sanat yapıtı özelliğini taşıyan bu birliktelik, eklektik özellik kazanarak günümüze kadar gelmiştir. Tur topluluğu olarak Avrupa ve Amerika?da gösterilerini sunan Ballets Russes; estetik yaşamı yanında sosyal yaşamıyla da dünyayı etkisi altına almıştır. Halk yaşamı ya da masallarını da konu alabilen bu baleler, özellikle de sahne tasarımı ve moda üzerine kalıcı etki yaratmıştır. Her gösterisi, sahne tasarımı için bir dönüm noktası kabul edilmiş, plastik ve teknik yeniliklerin ilk denemeleri bu topluluğun gösterilerinde olmuştur. Diaghilev ilk dönem Rusya?nın etnik öğelerini vurguladığı sahne tasarımında, Rus ressamlar Bakst, Benois, Gonçharova ve Larionov ile çalışmıştır. Parade balesinde Picasso ile çalışması modern sanatın başlangıcı kabul edilmiş, sonrasında ise günümüz sanatına tasarımlarıyla katkıda bulunan diğer önemli sanatçılar; Delaunay, Derain, Matisse, Braque, Miro, Chirico, Gabo, Pevsner ve Dali gibi dünyaca ünlü birçok sanatçı, Ballets Russes için sahne tasarımları yapmıştır. Dekor ve kostümdeki bu yenilikler koreografi için yeni kapılar açmış günümüzde bale sanatı yanında modern dansın da gelişmesinde etkili olmuştur. Müziğe klasik bale müziğinden ziyade, günlük yaşamı anımsatacak efektler yerleştirilmiştir. Türkçe Anahtar Kelimeler: 1. Tiyatro 2. Sahne 3. Modern 4. Tasarım
Makyajın sahne estetiğindeki yeri
Makyaj uygulaması insanlık tarihi kadar eskidir. İnsan varlığını sürdürme amacını taşıdığından beri doğaya müdahale etmiş, doğanın bir parçası olan öz benini güçlendirmek istemiştir. Tabiatta kendisinden daha güçlü varlıkları bedenine taşımak ya da onları alt etmek amacıyla makyaj uygulaması yapmıştır. Süregelen zaman içinde gerek ilkel insan, gerekse modern insan toplumsal statüsü için giyinmek gibi makyaja da ihtiyaç duymuştur. Görgü ve beğenisi doğrultusunda günlük yapılan makyaj sanatsal olana dönüşmüştür. Bilimsel ve sanatsal gelişmeler doğrultusunda günümüze çeşitlenerek taşınmıştır. Gelişen ve değişen insanın yaşam temposuna bağlı; her çağda makyaj uygulamaları ve teknikleri farklılıklaşmış, günümüzde de sanatsal bir kavrama dönüşmüştür. Sanatsal olan makyaj tasarımı malzeme ve uygulama çeşitliliği kazanmış, önemli bir sektör haline dönüşmüştür. Makyaj hem simgedir hem de belirttiği şeyi doğrudan canlandırdığı için önemli bir göstergedir. Ayrıca gösteri sanatları içinde önemli bir yere sahiptir. Sahne üzerindeki oyuncu, büründüğü role seyircisini makyajla ikna eder, yönlendirir ve bir bakıma kandırır. Makyajın sahne estetiğindeki önemi ise, görsel bir dil oluşturmada, metinle uyumlu birleşiminde görülmektedir. Günümüzde çirkinin de, biçimsizin de değeri vardır ancak bunlar, bütünün içinde daha fazla estetik değere sahip olur. Bunun için de sahne sanatının bileşenleri olan dekor, kostüm, makyaj, ışık tasarımının birbirleriyle birlikteliği çok önemlidir. Dolayısıyla tiyatral olan için de, makyaj zorunluluktur.
J. W. v. Goethe'nin Faust eserinde geçen 'Flohlied' ve 'Der König in Thule' baladlarından bestelenmiş liedlerin şiir müzik ilişkisi açısından incelenmesi
Sözlü bir eserin müzikle zenginleştirildiği şarkı geleneği, kökü antik dönemlere uzansa da: 'Romantik lied' ile birlikte en verimli dönemini yaşamıştır. Bu çalışma, Goethe'nin Faust eserinde geçen iki edebi balad üzerine bestelenmiş liedlerin, lied formları bağlamında karşılaştırmalı incelemesini içermektedir. Bu bağlamda Faust eserinde geçen iki baladın 'strofik', 'ikili – üçlü şarkı formu' ve 'through composed' lied formları yapısında olan beste örnekleri, şiir - müzik ilişkisi bağlamında incelenmiştir. Araştırmaya öncelikle Goethe'nin hayatı ve Faust eserinin anlatılmasıyla başlanmıştır. Sonrasında Romantik dönemde şiir ve müzik ilişkisi 'Romantiklerin Çatışması' ekseninde incelenmiş; akabinde edebi baladın bu dönemdeki gelişimi ele alınmıştır. Daha sonra lied sanatının Romantik dönemdeki gelişimi incelenmiş; strofik ve through composed formları anlatılmıştır. Edebiyat ve müzik arasındaki bu biçimsel ve dramatik ayrımların yapılmasının lied yorumcularının performanslarına katkısı araştırılmıştır.
Türkiye'de protest müziğin 68 kuşağı gençlik hareketleri sürecinde incelenmesi
Tüm dünyayı kasıp kavuran, 1960lı yılların başlarında başlayıp 1970li yılların ortalarına kadar devam eden gençlik hareketleri en yoğun dönemini 1968 yılında yaşamıştır. İşçilerin ve öğrencilerin başlattığı bu hareketler dünyada ciddi bir siyasi ve toplumsal gerginlik başlatmış ve adeta bir dalga gibi neredeyse tüm dünya ülkelerine yayılmıştır. Amerika'dan İngiltere'ye, Çin'den Senegal'e, İsrail'den Çekoslovakya'ya kadar birçok ülkeyi etkisi altına alan bu durum ülkemizde de büyük ayaklanmalara neden olmuştur. Başlarda öğrenci haklarını savunan; daha kaliteli ve eşit bir eğitim hakkı isteyen, ülkenin dört bir yanında eşit yaşam koşulları talebi için alevlenen bu hareketler daha sonra kitleleri de peşine ekleyip siyasi ve toplumsal hareketlere dönüşerek ülkemizde ciddi olayların yaşanmasına neden olmuştur. Devrimci yapısıyla tüm dünya gençliğini etkisi altına alan bu olaylar süreci, özellikle de 1968 yılı, dünyayı sarsan yıl olarak kayıtlarda yerini almıştır. Değişen dünyada kendi hak ve özgürlüklerini savunmak için, daha adaletli ve eşit bir yaşam arzusuyla çıkılan bu yol daha sonra sağ-sol, güçlü-güçsüz, eğitimli-cahil, zengin-fakir zıtlıklarından da payını almıştır. Ülkemizde emperyalist karşıtı gençlerin başlattığı bu haklı direniş her ne kadar istenilen sonuca varılamasa da, günümüze kadar gelen izler ve yaralar bırakmıştır. Bu süreçte hem dünyada hem Türkiye'de seslerini duyurmak isteyen gençler farklı müzik türlerinin doğmasına olanak sağlamıştır. Yaşanan olaylar sonrası müziğe yeni bir yön verilmiştir. Ülkemizde bu tür, geleneksel halk ezgilerimiz ve batı müziği ezgileri harmanlanarak ortaya çıkmıştır. Bu müzik türünde isyan, başkaldırı, emek, hak ve özgürlük temaları yoğun bir biçimde işlenmiştir. Antiemperyalist ve daha çok sol ideolojisine sahip kimseler, dile getirmek istedikleri her türlü konuyu bu müzikle kitlelere aktarmıştır. Geleneksel müziğimize sadık kalarak yaratılan bu müzik türüne Protest/Muhalif/Özgün müzik adı verilmiştir.
Ege Bölgesinde icra edilen Türk Yunan ortak ezgileri üzerine bir inceleme
Farklı kıtalarda, toplumlarda yaşayan birçok insan müziğin gücü sayesinde iletişim kurabilmiştir. Bu melodik birleşme, uluslararası ilişkiler açısından ülkelerin birbirleriyle kültürel anlamda ortak bir bağ kurmasına olanak sağlamıştır. Türkiye ve Yunanistan'ın Ege Bölgesi sınırları içerisinde melodik anlamda birbirlerinden hangi boyutlarda etkilendikleri değerlendirilmiştir. Kültürel bağı kuvvetlendiren ortak ezgilerin neler olduğu ve iki ülkenin beraberliğine ne gibi yansımaları olduğunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmada ilk olarak kültür ve müzik ilişkisi incelenmiştir. Daha sonra kültür ve müzik etkileşiminin, kimlik yaratımının önemi ele alınmıştır. Ege Bölgesi ve Yunanistan hakkında bilgiler verilmiştir. Türkiye ve Yunanistan açısından sosyokültürel taşınmaya önemli bir biçimde etki eden mübadele süreci, Lozan Barış Antlaşması ve sonrasında yaşanan süreçler araştırılmıştır. Her iki yakada kıyıya vurmuş olan rebetiko, zeybek gibi müzik türleri incelenmiştir. Anadolu'dan Yunanistan'a taşınmış Ege Bölgesi'ne ait olan ortak ezgiler ve o bölgeye ait olmasa da popüler hâle gelmiş olan ortak türküler, şarkılar toplumların birbirleriyle kültürel uzlaşma sağlamaları açısından, dostluk ve barış adına yapılan farkındalığa dikkat çekmek amacıyla araştırılmıştır. Araştırma sonucunda Türk-Yunan ortak ezgilerinin her iki ülkede de bir paylaşım alanı oluşturduğu, şarkıların sınırlarını aşarak iki ülke adına kültürel bir anlayışa, kaynaşmaya olanak sağladığı, ortak bir dil yarattığı sonucuna ulaşılmıştır.
Gençlik korolarının eğitim sürecinde kullanılan metot ve tekniklerin uzmanlar tarafından değerlendirilmesi
Koro müziği, insan sesinin çok sesli ve toplu bir biçimde kullanıldığı bir tür olarak enstrümantal müziğin karşılaştırmalı tanımından daha geniş bir alanı kapsar. Örneğin, bir orkestrada bir yaylı çalgılar dörtlüsü toplu yaylılar bölümünden ayrılarak icra edilebildiği hâlde, bir senfoni eserini yalnızca tek bir enstrümanla sunmak alışılmadık bir durumdur. Buna karşılık, günümüzde vokal topluluklar tarafından icra edilen müziğin çoğu başlangıçta solistlere yönelik bestelenmiş olup toplu yorumlar, tarihsel özgünlükten sapma riski taşısa da amatör müzisyenlerin bir arada müzik yapmasına imkân tanır. İnsan sesi, en etkileyici enstrümanlardan biri olarak birden çok sesin bir araya gelişiyle güçlü toplumsal mesajlar iletme kapasitesine sahiptir. Koro müziğinin kökenleri çok eskilere, özellikle 6. yüzyıldaki Gregoryen reformlarına kadar izlenebilir; Batı medeniyeti ve Hıristiyanlık, bu repertuarın en verimli gelişim ortamını sağlamıştır. Avrupa'da olgunlaşan bu gelenek, Kuzey Amerika'da da giderek yaygınlaşmış; 20. yüzyıldan itibaren kültürlerarası etkileşimle dünyanın hemen her bölgesinde yerel özellikler taşıyan vokal topluluklar türemiştir. Günümüzde kanonik formlar ve mevcut stil kalıpları hem daha çeşitli dillerde hem de zamansız, sözcüksüz ezgilerle sunulmakta; koro müziği, her zamankinden daha geniş kitlelere hitap edecek biçimde yeniden hayal edilmektedir. Bu çalışma, gençlik vokal topluluklarında başarıya ulaşmak için başvurulan eğitim metot ve tekniklerini incelemektedir. Müzik sanatının koro repertuvarı ve koro gelişimine etkileri; koro ile şef arasındaki bağ, performans etkileşimleri ve bunların koristler ile topluma yansımaları ayrıca kullanılan materyaller, sanatsal ölçütler ve temel eğitim ögelerinin koroyu güçlendirmeye yönelik rollerine ilişkin bulgular sunulacaktır. Araştırmada, alan yazı taraması ve uygulamalı gözlemlerin yanı sıra vokal topluluk yöneticileri, koro şefleri ile görüşmeler yapılmış röportajlar yoluyla nitel veri toplanmış; elde edilen veriler ışığında öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Koro, korolarda ses eğitiminin önemi, koro yönetimi, gençlik koroları, röportaj
Zihinsel imgeleme yöntemlerinin bel canto vokal eğitimindeki uygulamaları
Pırıl Uçar, Zihinsel İmgeleme Yöntemlerinin Bel Canto Vokal Eğitimindeki Uygulamaları, Başkent Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sahne Sanatları Anasanat Dalı, Performans Tezli Yüksek Lisans Programı, 2025. Bu çalışma, zihinsel imgelemenin Bel Canto vokal tekniği üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlayan özgün bir literatür araştırmasıdır. Zihinsel imgeleme, bireylerin zihinsel olarak bir durumu, hareketi ya da performansı canlandırarak, fiziksel becerilerini ve genel performanslarını iyileştirme amacını taşıyan bir tekniktir. Bel Canto ise opera sanatında teknik mükemmeliyet ve estetik ses kullanımı için geliştirilmiş, vokalistlerin ses kontrolünü en üst düzeye çıkarmalarını sağlayan bir söyleme stilidir. Bu tez, zihinsel imgelemenin Bel Canto stili ve uygulamalarındaki rolünü anlamayı ve bu alandaki öğrenme ve uygulama zorluklarını gidermeyi amaçlamaktadır. Literatür taraması yoluyla, zihinsel imgeleme tekniklerinin vokalistlerin ses tekniklerini geliştirme, vokal kullanım zorluklarını aşma ve performanslarını güçlendirme üzerine olan etkileri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Ayrıca, bu çalışmada zihinsel imgelemenin, Bel Canto sanatçılarına yeni bir eğitim aracı olarak nasıl entegre edilebileceği araştırılmıştır. Araştırma, teorik bir yaklaşımla, zihinsel imgeleme ve Bel Canto stilinin tekniklerinin birleştirilerek sanatçılara ve eğitmenlere olası faydalarını sunmaktadır. Bu çalışma, akademik literatürde bu iki alandaki bilgi boşluğunu doldurmayı ve ses sanatçılarının eğitim süreçlerine katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Benjamın Brıtten'ın Peter Grımes operasının karakter analizi ve dönemin sosyopolitik koşullarında müzikal kimlik açısından değerlendirilmesi
Aleyna Bozoğlu, Benjamin Britten'ın Peter Grimes Operasının Karakter Analizi ve Dönemin Sosyopolitik Koşullarında Müzikal Kimlik Açısından Değerlendirilmesi, Başkent Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Performans Tezli Yüksek Lisans Programı, 2025. Benjamin Britten 20. yüzyıl opera dünyasının en önemli bestecilerinden biri olarak, operalarında bireysel ve toplumsal çatışmaları derin bir müzikal ve dramatik perspektifle ele almıştır. Bu çalışma, Benjamin Britten'ın Peter Grimes operasının karakter analizi ve dönemin sosyopolitik koşullarında müzikal kimlik açısından değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Britten, sanatçı kimliği ve müziğiyle çağının sanatına yön verecek kadar başarılı bir bestecidir. Onun bazı operaları, özellikle Peter Grimes, modern sanat ve müzik dünyasına yön veren en önemli eserlerindendir. Operaları, hem müzikal özellikleri hem de öne çıkardığı temalar açısından, kendi döneminde olduğu kadar günümüz sanat dünyasında da Britten'e özel bir yer kazandırmıştır. Benjamin Britten savaş karşıtı, bireysel özgürlüğe önem veren, otoriter sistemlere karşı olan bir bestecidir. Pasifist tavrıyla dikkati çeken Britten, operalarında II. Dünya savaşı sırasında, savaş karşıtı düşüncelerini ve savaşı gerekli gören politikacılara karşı eleştirilerini keskin ifadelerle yansıtmıştır. Bununla beraber, yaşadığı dönemde toplumun kabulleri ve ahlaki kurallarına aykırı yaşamı nedeniyle toplumdan soyutlanmıştır. Bu soyutlanma, operalarında içinde yaşadığı topluma yabancılaşma teması olarak karşımıza çıkar. Bu bağlamda Britten'ın operalarının, yalnızca estetik kaygılarla değil, aynı zamanda savaş sonrası yaşadığı travmalar ve bireysel kimlik mücadeleleriyle şekillendiğini söylemek mümkündür. Bu çalışmada onun bu özelliklerini en çok yansıtan, belki de düşüncelerinin aynası olan en bilinen operası ele alınmıştır: Peter Grimes. Bu operasındaki karakter, tema ve müzikallik unsurlarından yola çıkılarak Benjamin Britten'ın operalarında içinde yaşadığı dönemin genel özellikleri ışığında müzikal kimlik ve politik bağlam üzerine çalışılmıştır. "Peter Grimes"te birey-toplum ilişkisi, kimlik arayışı, ve toplumsal dışlanma temaları öne çıkmaktadır. Bu eserlerdeki yabancılaşma teması, Britten'ın kişisel yaşamında deneyimlediği ötekileştirilme ile ilişkilendirilmiştir. Bu eserlerde, toplumun normlarına karşı eleştirel bir yaklaşım benimseyen Britten, bireyin içsel mücadelelerini hem müzikal hem de dramatik yapılar aracılığıyla derin bir şekilde yansıtmıştır. Bestecinin homoseksüel kimliği ve bu kimliğin toplumsal baskılar altında nasıl şekillendiği, eserlerindeki tematik ve müzikal dokulara nüfuz etmiştir. Savaş sırasında ve sonrasında İngiltere'nin sosyal yapısında yer alan ahlaki ve kültürel çatışmalar da Britten'ın eserlerinde önemli bir yer tutar. Anahtar Kelimeler: Benjamin Britten, Peter Grimes Operası, Müzikal Kimlik, Karakter Analizi, Sosyopolitik Koşullar
Barok dönemde reçitatif
Reçitatif, Batı müziği tarihinde Barok dönemden Çağdaş döneme kadar, dönemin önde gelen bestecileri üzerinden incelenmiştir. Reçitatifin kökeni, Floransa Camerata‟sının Antik Yunan tragedya anlayışından etkilenerek geliştirdiği Erken Barok dönem pratiklerine dayanmaktadır. Claudio Monteverdi ve Jacopo Peri gibi öncü bestecilerle başlayan bu ifade biçimi, zamanla operanın dramatik yapısının merkezi olmuştur. Çalışma, Barok dönemdeki "Stile Rappresentativo" anlayışından başlayarak, Gluck ve Mozart gibi bestecilerin Klasik dönemde getirdiği, sadelik ve denge arayışını, Romantik dönemde Bellini gibi besteciler ile birlikte lirik anlatıma dönüşmesini ve Schönberg gibi Modern bestecilerle "atonalite" ve "Sprechstimme" gibi yöntemlerle geçirdiği evrimi incelemiştir. Barok Dönem, Klasik Dönem, Romantik Dönem ve Modern Dönem eserlerinden birer reçitatif örneği ile incelenmiş, müzikal analiz, tarihsel kaynaklar ve müzik kuramları üzerinden yapılan değerlendirmeler, reçitatifin biçimsel ve işlevsel değişimlerini ortaya koymuştur. Bu çerçevede çalışma, reçitatifin sadece bir anlatım aracı değil, aynı zamanda her dönemde ifade gücünün arttığı ve dönemsel dramatik anlayışların ve müzikal anlamda değişen yaklaşımların bir yansıması olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Reçitatif, secco reçitatif, accompagnato reçitatif, barok dönem.
Romantik Dönem: Devrimler çağı ve opera
"Romantizm" kelimesi İngiltere'de 1659 gibi erken bir tarihte kullanılmıştır. İngiliz şairlerin Fransız Devrimi'ne hayranlıkları bilinmektedir. Romantik şiirin temsilcisi olan İngiliz şairler, Göl Bölgesi (Lake District) olarak adlandırılan bir bölgede yaşamaktaydılar ve burası ile anılır olmuşlardı. Romantizm kelimesini bugünkü anlamına en yakın şekilde ilk olarak kullanan kişi Jean Jacque Rousseau'dur. Rousseau, bir eserinde Bienne gölünü anlatırken, anlattığı yerin "romantik bir yer" olduğunu söyler. Fransız Akademisi, buradan hareketle kavramı 1789'da, "Romantik, umumiyetle insana şiirlerdeki ve romanlardaki manzaraları tahayyül ettiren yerlere denir." Şeklinde tarif etmiştir. 19. yüzyıla kadar kullanılmayan Romantizm terimini müzik tarihinde ilk kullanan kişi ise, Alman yazar ve besteci Ernst Theodor Amadeus Hoffmann olmuştur. Romantik dönemin ilk operalarından biri olarak kabul edilen "Undine" ile tanınan Hoffmann, romantizm kelimesini ilk kez 1813 yılında Ludwig Van Beethoven'in eserlerini incelediği bir makalesinde kullanmıştır. Romantik dönem müziğinin tarihsel aralığının belirlenmesi konusunda fikir birliği bulunduğu söylenemez. Genel hatları itibariyle 1830-1910 yılları arasında hüküm sürdüğü söylenebilecek olan müzikte Romantik dönemi özellikle Alman kökenli müzikbilimciler, Erken Romantizm (1800-1830) Yüksek Romantizm (1830-1860), Geç Romantizm (1860-1910) başlıkları altında inceleme yoluna giderler. Romantik Dönem ve bestecilerinin incelenmesi, Fransız operası ve bu dönemin ruhunun ve sanatının ortaya çıkışı, özellikle sanatçılarının kimler olduklarına, eserlerine, bu eserlerde çağdaşlarından farklı olarak ortaya neler koyduklarına ve neoklasik dönemden romantik döneme geçiş süresince yaşanan olayları göz önünde bulundurarak bu sanatsal anlayışın nasıl başladığına değinilmektedir. Bu çalışmanın önemi, konuyla ilgili yapılacak araştırmalarda kaynak niteliği taşıyabilecek olması düşünülmektedir.
Standart postürün sahne performansına etkisinde opera sanatçılarının görüşlerinin incelenmesi
Bu araştırma opera sanatçılarının standart postürün sahne performanslarına olan etkisi hakkında görüşlerinin incelenmesini amaçlamaktadır. Araştırma, opera sanatçılarının görüşlerine ilişkin bir durum saptama olduğundan dolayı betimsel bir çalışmadır. Bu çalışmada opera sanatçılarının görüşlerini incelemeye yönelik olarak 2019-2020 sanat sezonunda Samsun Devlet Opera ve Balesi sanatçılarından çalışmaya katılmaya onay veren 27 kişiyle ön test yapılmıştır. Ön test sonucunda 20 kişiyle görüşme yapılmıştır. Bunun ışığında opera sanatçılarının standart postür ile şarkı söylemelerinin sahne performansına etkileri hakkında görüşleri kaynak alınarak bulgulara dönüştürülmüştür. Sonuç olarak postürün opera sanatçılarının vokal tekniğine, sahne üzerindeki konforlarına, seyirciye yansıtılan dramaturjiye çok büyük etkisi olduğu ve opera sanatçılarının daha uzun yıllar rahat ve sağlıklı şarkı söyleyebilmeleri ve beden sağlıklarını koruyabilmeleri için standart postürün çok önemli olduğu kanısına varılmıştır.
Fransız İhtilali sonrası değişen toplumsal yapının müziğe etkilerinin, Fransa'da operetin ortaya çıkış süreci ve gelişimi üzerinden incelenmesi
Fransız İhtilali sadece ülkelerin siyasal yapılarını etkilemekle kalmamış, burjuva sınıfının güçlenmesi ve ihtilal sonrası hak ve özgürlüklere kavuşan halkın söz sahibi olmasıyla müzik ve birçok sanat dalını da etkilenmiştir. Bu çalışma, Fransız İhtilali sonucunda müzikte, özellikle de sahne sanatları alanında ortaya çıkan yeni bir tür olan operet müziğini ele almaktadır. Bu çalışmada, Fransız İhtilali'yle birlikte Fransa'da değişen toplumsal yapının, sahne sanatları alanında gerçekleştirdiği değişimler ve yeni oluşan bir tür olan operet müziğinin nasıl etkilendiği araştırılmaktadır. Araştırmaya öncelikle Fransız İhtilali'yle ortaya çıkan sosyo-ekonomik değişimlerin toplum üzerindeki yansımaları ile başlanmış, devamında bu değişimlerin Romantik müzik üzerine etkileri incelenmiş, sonrasında Romantik Dönem biçimi olan operet türünün ortaya çıkış ve gelişim süreci ele alınmıştır. Araştırma sonucunda, Fransız İhtilali'nin toplumdaki farklı sınıflara kazandırdığı özgürlük düşüncesi ve sonrasında gelen Romantik dönemin "ben" anlayışı ile devam eden bu düşünce yapısı, operet türünün doğuşuna öncülük etmiş ve özgürleşmiş toplumun kazanılmış haklarıyla bu türün gelişmesine katkı sağladığı sonucuna varılmıştır.
Sabahattin Kudret Aksal Tiyatrosu
Bu çalışmanın konusu Sabahattin Kudret Aksal Tiyatrosu'dur. Sabahattin Kudret Aksal, 1920-1993 yılları arasında yaşamış bir sanatçıdır. Ürünlerini şiir, öykü, deneme ve tiyatro alanlarında vermiştir. Üniversitede felsefe bölümünde okumuştur. Tüm yapıtlarında felsefe öğreniminin izleri görülmektedir. Sanatçı, güzellik ve estetik arayışlarına yönelmiştir. Sözcük seçimlerinde her zaman titiz davranmıştır. Özellikle dil konusu üzerinde durmuştur. Farklı türlerdeki yapıtlarının bütününde duru bir dil kullanmıştır. Sanatçının şair kimliği, tiyatro oyunlarına da yansımıştır. Şiir dilini sahneye taşımıştır. Sabahattin Kudret Aksal'a göre tiyatronun dili şiir dilidir. Tiyatronun yaşamsallaşabilmesinin tek yolunun metin okuma alışkanlığının yaygınlaşması olduğunu savunan yazar, kendi yapıtlarını da okuma tiyatrosuna benzetir. Sanatçı aynı zamanda bir kuramcı titizliğinde çalışarak, tiyatronun temel problemlerini değerlendirmiştir. Oyunlarında politik tartışmalardan uzak duran yazar genellikle evlilik, aile içi ilişkiler, kadın ve erkeğin arasındaki uyumsuzluklar, bireyin varoluşu üzerine eğilmiştir. Oyunları dramaturjik olarak başarılıdır. Oyunlarının sık sık sahnelenmesi bu özelliğinin sonucudur. Yazarın yapıtları hem içerikleri hem de kullandığı dil nedeniyle günümüzde de canlılığını korumaktadır. Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Tiyatro 2- Sahne Sanatları 3- Sabahattin Kudret Aksal 4- ġiir Dili 5- Sabahattin Kudret Aksal'ın Oyunları
Dramatik dil ve Türk tiyatrosu model oyunlarında yansıması
İnsan dilde yaşar, dille yaşar. İnsanın toplumsal ve bireysel genetik kodlarından uygarlık oluşumlarına dek her şeye nüfuz eden dil, bireyin olduğu kadar toplumların da bilincini, bilinçaltını, duygu ve düşünce sistematiğini, yaşamı görme, okuma ve yorumlama yaklaşımını biçimlendirip, karakterize eder. Dilin insan ile ilişkisindeki bu içiçelik, birbirine olan böylesi bir koşullanmışlık, dilin insanı biçimlendirdiği gibi, insanın da dili çok çeşitli dilsel pratiklere ayrıştırmasına yol açmıştır. Dil çeşitleri de diyebileceğimiz bu pratikler temelde iki biçime ayrışır. Bunlardan biri konuşma dili, diğer yazı dilidir. Diğer tüm dilsel etkinlikler bu iki dilin türevleri konumundadır. Bu dillerin sanata, dilin insan üzerindeki etkinliğiyle doğru orantılıdır. Görsel sanatlar dışındaki her sanat alanı dilden katkılanıp, dille yaşarlar. Dilin dram sanatındaki varlığı ise tartışılmazdır. Dram sanatı dili bir araç olarak kullanırken, ona atfettiği işlev, neredeyse varlık nedenine denk ağırlıktadır. Bu, özellikle 20. yüzyıla kadar süregelen ?ki 2500 yıllık bir süreçtir kastedilen- bir zaman dilimini kapsar. Dram sanatı dili yaşamı yansılamanın bir aracı olarak kullanır. Buna dramatik dil diyoruz. Dramatik dil, tarihi süreç içerisinde iki temel dil çeşidine sahiptir. Biri 18.yüzyıla kadar tiyatronun başat anlatım araçlarından biri olan koşuklu dramatik dil, diğeri ise modern tiyatroyla birlikte yaygınlık alanını genişleten ve gerçeklik duygusunun aktarımı olarak da kabul edebileceğimiz düzyazılı dramatik dildir. Dramatik dil, temelde konuşma dili ve yazın dilinin kodlarıyla donanan, çağın algısına göre ilke ve özelliklerini biçimlendiren özel bir dil tasarımıdır. İnsanın hikayeleştirilmeye değer yaşamsal kırılma anının dilsel mimesisidir. Günümüzde çok çeşitli işlev ve ilkelerle oyunlarda varlık bulan bu özel dil, temelde tiyatral olmayı zorunlu kılar. Bu dilin olmazsa olmazlarından bir diğeri de, ölçülü, düzenlenmiş; yaşam gerçeğindeki tekrarlardan, ayrıntılardan ve diğer çapaklardan arındırılmış, anlamı açık etmekle birlikte estetik bir haz da uyandıran tasarımla donanmış olmasıdır. Dramatik dilin Türk Tiyatrosunda kullanımı ise, yaklaşık 200 yıllık bir geçmişi olan metinli tiyatromuzun belleğinde yer almaktadır. Bu bellekteki dramatik dil, batıdaki kullanımlarından niteliksel olarak hiç de düşük değildir. Hatta bu bebek yaşına karşın, oyunlardaki dil kullanımlarının nitelik ve kalibreleri, metinli Türk Tiyatrosunun boyundan büyük hamleler gerçekleştirdiğinin göstergesidir.
Modern ve modern sonrası tiyatroda karakterin evrimi
Bütün bir insanlık düzeninin simgesi olarak karakter geçmişten günümüze kadar geçen süreçte pek çok evrim yaşamıştır. Karakterin dramatik yapı içindeki işlevini ve dramatik yapının diğer araçları ile olan ilişkisini belirleyen, her dönemde değişen benliğe ilişkin algıdır. Aristoteles'ten Shakespeare'e, Strindberg'e Samuel Beckett'e ve Heiner Müller'e doğru yapılan tarihsel bir sıralamada, karakterin olaylardan zihinsel durumlara doğru evrildiği sonucu ortaya çıkmaktadır.Tragedyada iyiden kötüye doğru giden bir kurgu içinde yazgısı ile yönlendirilen oyun kişileri sadece aksiyona hizmet ederken, Hegel'in teorileri ile değerlendirildiğinde dramatik yapının merkezi haline gelir. Bu aynı zamanda oyun kişilerinin sosyolojik konumlarının da değiştiğinin göstergesi olur. Öznelciliğin ağırlık kazandığı on dokuzuncu yüzyılda sahnede soylu kişiler yerine sıradan insanlar vardır. Gerçekçi yazarların bireysel dünya görüşlerini yansıtan oyun kişileri, toplumsal çevrenin ve bu çevredeki nedensel ilişkilerin çözümlenmesine de olanak sağlar. Gerçekçiler, oyun kişilerini, iç dünyaları ile birlikte davranışlarını koşullandıran toplumsal yapı içinde tarihselliği vurgulayarak gösterirler. Klasik kuralları ve dram anlayışının kökünden sarsan Epik tiyatro ise her biri kendi içinde tamamlanmış episodlar halinde olayları tarihsel gelişim içinde verirken karakterin üstünlüğüne son verip, düşüncenin egemenliğinde diğer tüm etmenleri de kullanarak toplumsal ilişkiler içinde bireyi göstermektedir.Karakter, Absürd tiyatroyla başlayan süreçte bilincinden kurtulmak amacıyla kendine yönelmiştir. Bu durumda zihinsel durumları göstermekten öteye gidemez. Bu dönüşüm karakterin metin derinliğindeki gücünü kaybetmesine neden olur. Bundan sonra yazılan oyunlarda karakter, zihnin dışındaki fiziksel alandan ve genellikle bütün bir insanlık düzeninin simgesi olmaktan uzaklaşmıştır. Artık zihnin içindeki psişik ve tinsel dünyayla ilgilidir.
Türk tiyatrosunda oyun yazarlığının gelişimine yönelik girişimler üzerine bir inceleme
Bu araştırmada, ulusal tiyatromuz ve oyun yazarlığımızın tarihi bir perspektiften değerlendirilmiştir. İlk bölümde oyun yazarlığımızın sosyal, kültürel ve ekonomik sorunları bir bütün olarak ele alınmış ve araştırılmıştır. İkinci Bölümde ise sorunların çözümüne yönelik yapılan çalışma ve girişimler değerlendirilmiştir.Bilindiği gibi günümüz Türk Tiyatrosu iki kaynaktan beslenmektedir, Batı Tiyatrosu ve Geleneksel Türk Tiyatrosu. Osmanlı imparatorluğundan günümüze, Türk Tiyatrosu'nun özgünleşmesi yolunda, gelenekselden çağdaşa uzanan bize özgü yöntemler bulunması gerektiği ortadadır. Bu araştırmada tiyatro uzmanlarının yeni fikirler ve çabaları araştırılıp değerlendirilmiştir.Araştırmada, Osmanlı toplum yapısının olumsuz etkileri, kurumsal çalışmaların yetersizliği, telif hakkı sorunu, eleştiri ve eleştirmenlik olgusu, sinema ve televizyon'un olumsuz yansımaları ve sansür gibi temel sorunlar irdelenmiş, Bugüne kadar bu sorunların çözümüne yönelik girişimler değerlendirilmiştir.
12 Mart Süreci'nde İstanbul Şehir Tiyatrosu
ÖZET12 Mart 1971 Muhtırası Türkiye'nin siyasal, toplumsal ve ekonomik yönde gelişiminde bir dönüm noktası niteliğindedir. 27 Mayıs İhtilalinden sonra kabul edilen 1961 Anayasası ile oluşan özgürlük ortamı; her alanda serbest düşünme ve tartışma olanağı sağlar. Toplum ideolojik açıdan yapılanma süreci yaşar. Sosyalist, Milliyetçi ve muhafazakar kesim arasındaki ayrımlar belirginleşir. Muhtıraya doğru yaklaşan süreçte genel anlamda bir toplumsal gerginlik yaşanmaktadır. Fraksiyon farklılıkları, dünya görüşleri arasındaki uzlaşmazlık silahlı çatışmalara dönüşmüş, öğrenci ve işçi olayları patlak vermiştir. Enflasyonist politikaların getirdiği hayat pahalılığı gibi etkenler de eklenince toplum bunalıma sürüklenmiştir.Yetmişli yıllarda, yaşanan tüm değişimlerin izleri tiyatroya yansımıştır. Toplumsal yapının, siyasi ortamın, sosyal hayatın içindeki değişimin yoğunluk kazandığı bu dönem tiyatro metinlerine dolayısıyla da genel anlamda tiyatroya yansır. Oyun yazarları, 12 Mart dönemi öncesi ve sonrasında yaşanan çalkantılardan, dönemin hem ülkede hem de dünyadaki gelişimden etkilenen, toplum ve bireyin değişim dönüşümünü oyunlarına taşımış, irdelemişlerdir. Bu dönem, Türk Tiyatrosu'na uygulanan sansürün yoğun olduğu yıllardır. Siyasal ve ideolojik olarak ayrılan taraflar tiyatronun yönelişini de belirlemişlerdir. İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatrosu 12 Mart döneminde kurum içi çalkantılar yaşamakta, tiyatro çevresi tarafından eleştiri oklarına isabet olmaktadır. Kuruluşundan bugüne gerileme, ilerleme, duraksama dönemlerinden geçmiş olan Şehir Tiyatrosu seçtiği oyun repertuarıyla, yönetim değişiklikleriyle, iç karışıklarıyla 12 Mart döneminde varlığını sürdürmüştür. Dönemin tiyatro yaşantısındaki canlılık, Şehir Tiyatrosu'nun içerik ve biçim yönünden arayışlarına etken olmuştur.
Sahne tasarımında efekt boyutu açısından ?Rock Set?
Rock müzik, önce müzikallerle daha sonra da ortaya çıkan rock akımları, gelişen teknolojiler, farklı sanatsal eğilim ve disiplinlerin bir araya gelmesiyle sahnede görsellik kazandı. Grup ve sanatçılar, hem seyirciyi etkilemek, hem sanatsal ve maddi kaygılarla, sahnede görselliği kullanmaya başladılar. Zamanla bu alanın sektörleşmesiyle sahne tasarımı kendi içinde uzmanlık alanını yaratmıştır.Bu çalışmanın amacı, konserlerde hangi teknoloji ve tekniklerin kullanılarak, hangi sanatsal eğilimlerin ortaya çıktığını derli toplu olarak görmek ve yeni arayışlar için bir çıkış noktası oluşturmasını sağlamak; yeni çıkış noktaları için temel olacak bir kuramsal çalışma hazırlamaktır.Giriş bölümünde, rock setinin ortaya çıkmasını oluşturan nedenlere, rock setin tarihsel sürecine ve bu süreçte ortaya çıkan rock akımlarına, çalışmanın içeriğine ve çalışmada ön plana çıkan anahtar kavramlara genel hatlarıyla değinilmiştir. Birinci bölümde, tarihsel süreci içinde, bazen birbiriyle iç içelik gösteren rock akımları, rock seti ele alış yönleriyle ve yöntemleriyle sınıflandırılmış ve akımlarım tarihsel gelişimlerinin yanında, diğer akımlara olan etkilerine değinilmiş ve akım içinde iz bırakmış grupların sahne performanslarından kapsamlı örnekler verilmiştir. İkinci bölümde, başlangıcından günümüze rock sette kullanılan teknoloji ve tekniklere değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise öncelikle rock set tasarımlarıyla ve rock gruplarının görsel konseptleri üzerine olan çalışmalarıyla öne çıkan tasarımcıların özgeçmişlerine, sanatsal eğilimlerine ve yaptıkları tasarımların örneklerine yer verilmiştir.Son olarak sonuç bölümü; diğer bölümlerde verilen bilgilerin ışığında sahne tasarımında rock setin ve müzikte görselliğin önemi, görselliğin müzikle ilişkisi, sahne tasarımının müzikteki görsellikle nasıl bir etkileşim içerisinde olduğu ve bu bağlamlarda çalışmaların nasıl ve hangi yöntemlerle geliştirilebileceği hakkındaki görüşlerimi içermektedir.
Geçmişten günümüze Türk tiyatrosu'nda nüktenin evrimi
Komiğin üretilmesinde bel kemiği olarak nükte, geçmişten günümüze kadar geçen süreçte pek çok evrim yaşamıştır. Nüktenin Türk Tiyatrosu içindeki işlevini ve tiyatral alan ile olan ilişkisini belirleyen, sosyo-kültürel değişimler olmuştur. Yapılan bu araştırmada veriler Döküman İnceleme Yöntemi ile toplanmıştır. Döküman İnceleme yöntemi ile kuramsal çerçevenin oluşturulmasında; Türkçe ve yabancı dillerde yayımlanmış olan genel başvuru kaynakları ve kitapların yanı sıra, tezler, röportajlar, internet dökümanları ile oyun ve film görüntülerinden yararlanılmıştır. Aynı zamanda bu görüntüler deşifre edilerek içerikleri de incelenmiştir. Nitel veri çözümleme tekniklerinin kullanıldığı araştırmanın sonucunda, Geleneksel Türk Tiyatrosu içinde Meddah'tan Karagöz'e, Ortaoyunu'na, Tanzimat Dönemi'nde "Şair Evlenmesi"ne, Meşrutiyet Dönemi'nde "Pazartesi Perşembe'ye", Cumhuriyet Dönemi'nde "Sersem Kocanın Kurnaz Karısı"na, Günümüz Tiyatrosu'nda "Çok Tuhaf Soruşturma"ya ve Stand Up'ta "CM101MMXI Fundamentals"a, son olarak da "İnternet Dolaşımında" capslere doğru yapılan tarihsel bir sıralamada, nüktenin içerikten biçime doğru evrildiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Komedya, Türk Tiyatrosu'nda, gerek geleneksel dönemde gerekse Batı etkisinde olduğu dönemde çok sevilen bir tür olarak yerini almıştır. Meddah, Karagöz, Ortaoyunu, Tanzimat ve Meşrutiyet dönemlerindeki töre komedyalarında serpilip gelişen nükte günümüzde artık farklılaşmıştır. Buna karşın kaybolmaya yüz tutan bu türler ve türlerin aort damarı olan nüktenin kimi özellikleri, daha sonra biçimlenen komedya çalışmalarında kendini göstermektedir. Nükte, Batı Örneğinde Gelişen Türk Tiyatrosu sürecinde sosyo-kültürel değişimler nedeniyle içerik olarak daha basit olan espriye yönelmiştir. Bu durumda biçimsel özellikler açısından değişimler göstermekten ileri gitmemiştir. Bu dönüşüm nüktenin oyun metinlerindeki nitelikli gücünü kaybetmesine neden olmuştur. Bundan sonra yazılan oyunlarda nükte, güldürürken düşündürmeyi amaçlayan yapısından ve zekâ pırıltısı isteyen örtülü biçiminden uzaklaşmıştır. Artık teknolojik dünyanın bir zorunluluğu olan internetin ve sosyal paylaşım sitelerindeki fast-food esprilerin sahası konumundadır. Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Tiyatro 2- Sahne Sanatları 3- Nükte 4- Türk Tiyatrosu 5- Mizah
Çocuk tiyatrosunda güldürü elde etme yöntemleri
Mizah ve yol açtığı gülme edimi üzerine konuya daha çok ahlaki olarak bakan Platon'dan günümüze kadar pek çok düşünür çeşitli görüşler ileri sürmüştür. Düşünürler genel olarak gülmeyi, üstünlük, uyuşmazlık ve rahatlama kuramları ile açıklamışlardır. Gülmenin mekanizmasını açıklamaya çalışan bu kuramların hiç birinde, diğerini çürütme çabası görülmez; yalnızca biri diğerinin önüne geçer. Bunun nedeni her bir kuramın gülme görüngüsü içindeki rolü ile açıklanabilir. Çağdaş düşünürlere göre gülmeyi harekete geçiren temel mekanizma "uyumsuzluk" tur. Üstünlük duygusu, uyumsuz şey karşısında gülmeyi hareketlendiren bir sebep ise, rahatlama duygusu, gülme olayının ruh ve bedende yol açtığı değişiklikleri işaret eden bir sonuç olarak görünmektedir. Olumlu mizah tarzına sahip olan insanların fizyolojik, psikolojik, sosyolojik ve akademik açılardan büyük kazanımlara sahip oldukları düşünülmektedir. Çocuklar üzerinde bu yönde yapılan çalışmaların sonuç bölümlerinde, sağlıklı ruh ve beden sahibi olmada, aile ve sosyal bağların güçlendirilmesinde, akademik başarı sağlamada, olay ve durumlar karşısında yapıcı eleştirel bakış açısı geliştirmede, yaratıcı düşünmede, dil gelişimi ve zihinsel fonksiyonları artırmada, mizahın ve gülme eyleminin önemi vurgulanmıştır. İnsan çeşitli şekillerde uyumsuz olarak algıladığı şeylere gülmektedir. Tiyatro da güldürü elde etmeye yarayan görsel ve işitsel uyumsuz görüntülerden yararlanır. Çocukların duygusal ve bedensel gelişimleri bir yetişkininkinden farklıdır. Bu yüzden çocuk tiyatrosu yazın ve uygulamalarında çocukların mizah kavrayışlarının göz önünde bulundurulması gereklidir. Çocuk, söz dağarında bulunmayan kavramlarla üretilmiş olan uyumsuzlukları anlayamaz ve gülemez. Yine biçim, hareket ve ses yoluyla yaratılacak uyumsuzlukların çocuğu incitmeyecek, gülme yerine korku ve endişe yaratmayacak şekillerde ayarlanması gerekir. Çocuk tiyatrosu çeşitli sözlü mizah araçlarının yanında hareket ve biçim açısından uyumsuzluklardan yararlanır. Genellikle oyunun mesajını barındıran şarkılar, oyun sırasında kullanılan ses efektleri, dekor, kostüm ve aksesuarlar güldürü elde etmede kullanılmaktadır. Çocuklar özellikle görsel olarak tasarlanmış mizahı algılamaya daha açıktırlar. Bu yüzden, sözlü mizah tasarımları da mümkün olduğunca görsel olarak desteklenmelidir. Türk Tiyatrosu çocuk oyunlarına baktığımızda çeşitli dil oyunları, mecaz ve benzetmeler, karşıtlıklar, deyimler, atasözleri, tekerlemeler, uyaklı sözler, yalanlar, ironiler, şakalar ve bilmeceler yoluyla sözlü güldürü elde edildiği görülmektedir. Hareket yoluyla elde edilen güldürü yöntemlerinin başında sakarlıklar, şaklabanlıklar el kol şakaları, şiddete yönelik hareketler ve söz ya da durumla uyumsuzluk içeren hareketler gelmektedir. Kabaca oyun metninin yönlendirmeleriyle canlandırılan güldürü amaçlı hareketlerde yönetmen ve oyuncunun katkıları çok önemlidir. Oyun metninde yer almayan ama oyun örgüsü ve akışı ile ters düşmeyecek farklı hareket biçimleri güldürü elde etmek için denenmelidir.
1990 sonrası Türk oyun yazarlığında eğilimler
?1990 Sonrası Türk Oyun Yazarlığında Eğilimler? başlıklı bu süreç çalışmanın ilk bölümünde; toplumsal dinamikler ortaya konmuştur. Global eksende Türkiye'ye bakarak; gerek bu dönemde de yazmayı sürdüren eski oyun yazarlarının, gerekse yeni yetişen oyun yazarlarının etkilenmesi olası temalar gözden geçirilmiştir.İkinci bölümde; Türk Tiyatrosu'ndaki gelişmeler ortaya konmuş, ödenekli ve yarı ödenekli tiyatrolar, özel tiyatrolar ve bu tiyatroların repertuarlarında ne ölçüde yerli oyunlara yer verdikleri gözetilerek, Türk oyun yazarlarının bu ortamdaki varlıkları saptanmaya çalışılmıştır.Çalışmanın üçüncü ve son bölümü ise oyun yazarlarının toplumsal yapıyla nasıl bir ilişkiye girdiği ve hangi temalara eğilim gösterdiğini bulgulamak üzerine oluşturulmuştur.12 Eylül, politika, insan, kadın, göç ve tüketim toplumu, medya, sistem ve bilim, hayatın saçmalığı, tiyatro ve sanat, biyografi ya da söylence kaynaklı olarak temaları belirlenen oyunlar; metinleri esas alınarak toplumsal gelişmelerle ilişkileri içinde irdelenmiştir.