
22
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye'de sağlık turizmine yönelik uygulamaların paydaş görüşleri ile değerlendirilmesi
Son yıllarda pek çok insan kendi ülkesine göre daha kaliteli, daha yüksek teknolojili ve daha ucuz sağlık hizmetine erişebilmek amacıyla farklı ülkeleri ziyaret etmektedir. Bu durum da alternatif sağlık turizminin önem kazanmasını sağlamıştır. Sağlık hizmetlerinin uluslararası düzeyde üretimi, tüketimi ve hastaların uluslararası düzeyde dolaşımı tarih boyunca her zaman var olmuştur. Ancak günümüzde bilgi ve iletişim teknolojisinin gelişmesiyle birlikte hız kazanan küreselleşme süreci uluslararası hasta dolaşımını daha da artırmış ve sağlık turizmi odaklı ciddi bir pazar yaratılmıştır. Sağlık turizmi; sağlık hizmetleri, oteller ve seyahat olmak üzere üç boyutu kapsamakta ve ortaya çıkan bu sektör cazip politikalar ve doğru pazarlama stratejileri ile katılımcı ülkeler için ekonomik büyüme ve altyapı geliştirmede önemli bir fırsat sağlamaktadır. Türkiyede tüm dünyada giderek artan bir ilgi gören sağlık turizmi konusunda faaliyet gösterebilecek düzeyde donanımlı hastaneleri, coğrafi konumu, sağlıkta dönüşüm projesi kapsamında uyguladığı politikalar ve bu doğrultuda sağlık hizmetleri sunumunda sağladığı gelişmeler ile lider bir ülke olmayı hedeflemektedir. Özellikle Afrika ülkelerine ve doğu bölgelerdeki komşularına bakıldığında Türkiye; sunmuş olduğu kaliteli sağlık hizmeti, yetişmiş insan gücü ve kullandığı ileri teknoloji ile sağlık turizmi açısından ön plana çıkmaktadır. Batı ülkelerinde ise bekleme sürelerinin çok uzun olması, sağlık hizmetlerinin göreceli olarak pahalı olması ve sigorta kapsamlarının her geçen gün daralmaya başlaması Türkiye'yi sağlık alanında cazip bir hale getirmektedir. Bu durum, nispeten yeni olan sağlık turizmi kavramının sektörel gelişiminin yanı sıra akademik olarak da gelişimine önem verilmesi ve daha sağlam teorik temeller üzerine oturtularak yol gösterici bir hal alması ihtiyacını kaçınılmaz kılmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de sağlık turizminin mevcut durumu, gelişim süreci, yaşanan aksaklıklar, gelişimi önündeki engeller ve tehditler ile karşılaşılabilecek fırsatlara yönelik değerlendirmeler yapılmıştır. Dünayda sağlık turizminde öncü olan ülkeler incelenmiş olup Türkiye'nin bu alandaki durumunun gelişmesi açısından yapılan içerik analizi çerçevesinde önerilerde bulunulmuştur. Sağlık Bakanlığı'ndan elde edilmiş verilerin tanımlayıcı istatistikleri ve araştırma kapsamında belirlenmiş kamu ve özel sektör sağlık turizm paydaşları ile yapılmış yarı yapılandırılmış görüşmelerin nitel analizlerine yönelik bulgular yer almaktadır. Bu çalışma, günümüze kadar sağlık turizmi ile ilgili yapılmış çalışmaların kapsamı incelendiğinde; Türkiye'de sağlık turizminin gelişimine ilişkin mevcut durumu uluslararası karşılaştırmalarla ortaya koyacak, geleceğe yönelik politikalara ışık tutabilmesi açısından önemli paydaş görüşlerini analiz ederek yorumlayacak ve bu doğrultuda tüm ilgili paydaşlara yararlı bilgiler sunabilecek kapsamlı bir çalışmaya ihtiyaç duyulması nedeniyle gerçekleştirilmiştir.
OECD ülkelerinde COVID-19 pandemisinin zamana dayalı karşılaştırılması
Tarih boyunca birçok salgın hastalık meydana gelmiştir. Toplumun sağlığının bozulmasına ve insanların ölümüne sebep olan salgınlar halkı ekonomik ve sosyal açıdan etkilemiştir. Salgın hastalıklardan bazıları ilk çıktığı yerin sınırlarını aşarak pandemiye dönüşmüş ve daha büyük olumsuzluklara yol açmıştır. Toplumda kayıplara yol açan pandemilerle mücadele edilmeye çalışılmış ve ortaya çıkan her pandemi bir sonraki pandemiyle mücadelede yol gösterici olmuştur. Pandemilerle mücadelede geçmiş pandemilerden elde edilen deneyimlerin kullanımı yanı sıra yaşanılan pandemiye has önlemler de araştırılmıştır. Bu nedenle pandemiler, çıkış noktaları, pandemilerle mücadele stratejileri ve uygulama karşılaştırmaları her zaman araştırmacıların ilgisin çekmiş ve inceledikleri konulardan birisi haline gelmiştir. Bu çalışmada OECD ülkelerinin COVID-19 pandemisiyle mücadelelerinin güvenli bölge oluşturma başarısı, önlem alma başarısı, tedavi başarısı ve kaynakları verimli kullanma başarısı başlıkları altında incelenmesi, birbirleriyle karşılaştırılması ve karşılaşılabilecek muhtemel bir pandemi için önerilerde bulunması amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında 37 OECD ülkesi bulunmaktadır. Bu ülkelerin güvenli bölge oluşturma başarısı, önlem alma başarısı, tedavi başarısı ve kaynakları verimli kullanma başarısı kriterlerini temsil edebilecek 22 farklı değişken kullanılmıştır. OECD ülkeleri bu değişkenlerle dört ana başlıkta aylık ve birer yıllık dönemler olarak ele alınmış ve karşılaştırılmıştır. OECD ülkelerinin güvenli bölge oluşturma başarısı oran analiziyle gerçekleştirilmiştir. Analizler sonucunda pandeminin ilk aylarında ABD ve Japonya vaka yoğunluğu en düşük; İzlanda ve İspanya en yüksek ülkeler olmuştur. Dönem boyu karşılaştırmasında ise çoğu ada ülkesi olan Yeni Zelanda, Avustralya, Güney Kore ve Japonya vaka yoğunluğu en düşük ülkeler olmuştur. GRA yöntemiyle gerçekleştirilen önlem başarısında Litvanya ve Kolombiya en başarılı; Meksika ve İngiltere en başarısız ülkeler olmuştur. Tüm dönemi ele alan karşılaştırmada ise Şili en başarılı, Estonya en başarısız ülke oluştur. AHS ve GRA yöntemleriyle gerçekleştirilen tedavi başarısı karşılaştırmasında ilk aylarda Türkiye ve Letonya en başarılı; Hollanda ve İzlanda ise en başarısız ülkeler olarak bulunmuştur. Tüm dönemi ele alan karşılaştırmada ise en çok test uygulayan ABD en başarılı, İzlanda ise en başarısız ülke oluştur. VZA yöntemiyle gerçekleştirilen kaynakları verimli kullanma başarısı karşılaştırmasında ilk aylarda Türkiye en başarılı; Belçika ve Norveç en başarısız ülkeler olmuştur. Dönem boyu karşılaştırmasında ise ABD en başarılı; Danimarka ise en başarısız ülkeler olmuştur. Araştırma sonucunda OECD ülkelerinin pandemiyle mücadele başarıları belirlenmiş ve karşılaştırılmıştır. Ayrıca ülkelerin başarısını sağlayan önlemler ya da ülke özellikleri ortaya çıkarılarak deneyimlerinden faydalanılacak ülkeler saptanmıştır. Bu sebeple pandemilerle mücadele konusunda literatüre özgün katkılar 178 sağlamıştır. Sonraki araştırmalarda değişkenlerin, ülke sayılarının ve zaman diliminin artırılması önerilmektedir.
Bilgi teknolojileri kullanımı ile insan kaynakları yönetimi performansı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; bilgi teknolojileri (BT) kullanımı, insan kaynakları yönetimi (İKY) işlevsel performansları ve örgütsel performansın sosyodemografik özelliklere göre (cinsiyet, eğitim durumu, bilgisayar kullanımı konusundaki eğitim durumu ve bu eğitimin nereden alındığı, kurumda ve meslekte toplam çalışma süresi) farklılaşıp farklılaşmadığı ve bilgi teknolojileri kullanımı ile insan kaynakları yönetimi işlevsel performansları ve bilgi teknolojileri kullanımı ile örgütsel performans arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Araştırma evrenini, hastanede görev yapan 80 idari personel oluşturmuştur. Araştırmada evrenin tamamına ulaşılması planlanmış, fakat evrenin %75'ine ulaşılmıştır. Veri toplama aracı olarak "Tanımlayıcı Bilgiler" kısmının yanı sıra "Bilgi Teknolojilerinin Kullanımı", "İnsan Kaynakları Yönetiminin İşlevsel Performansları" ve "Örgütsel Performans" başlıkları altında toplam dört bölümden oluşan Lee (2008) tarafından geliştirilen, orijinal adı "The IT – HRM Survey Questionnaire" olan "BT – İKY Araştırma Anketi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre; BT kullanımı, İKY işlevsel performansları ve örgütsel performans ile katılımcıların sosyodemografik özellikleri arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Ölçeğin alt boyutları olan BT kullanımı, İKY işlevsel performansları ve örgütsel performans arasında anlamlı farklılıklar saptanmış, kurumdaki BT kullanımı düzeyi arttığında İKY'nin işlevselliğinin ve örgütsel performansın arttığı saptanmıştır. Kurumlar; amaçlarına ulaşmak, faaliyetlerini etkili ve verimli bir şekilde yürütebilmek için bilgi teknolojileri sistemlerini süreçlerine dahil etmeleri onlara rekabet avantajı sağlayabilir.
Akut miyokard infarktüsünde hastalık maliyeti ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Akut Miyokard İnfarktüsü (AMİ), tüm dünyada ölüm nedenleri arasında önemli yere sahiptir. Hem yaşam kalitesini olumsuz etkilemekte hem de hastalara, hasta yakınlarına, sağlık sistemlerine ve topluma ekonomik yük getirmektedir. AMİ'nin yaşam kalitesine etkilerinin incelenmesi ve maliyetinin hesaplanarak oluşturduğu ekonomik yükün tespit edilmesi önemlidir. Bu araştırmanın amacı AMİ hastalık maliyetini hesaplamak, hastaların yaşam kalitesini ölçmek, hastalarda risk faktörleri, eşlik eden hastalık, tedaviye uyum durumlarını tespit etmek ve hastalık maliyeti ile yaşam kalitesini birlikte değerlendirmektir. Araştırma, Ankara Üniversitesi İbni Sina Hastanesi'nde 2022 yılında AMİ geçirmesi nedeniyle tedavi olmuş 284 hastayla gerçekleştirilmiştir. Hastalık maliyeti hasta ve hasta yakını, geri ödeme kurumu ve toplumsal perspektiflerden Aşağıdan Yukarı Maliyetleme yaklaşımı ile hesaplanmıştır. Hastalığa özgü ve genel yaşam kalitesi ölçülmüştür. Hastaların yaşam kalitesi; hasta ve hasta yakınlarının katlandığı doğrudan maliyetler ve gelir kayıpları verileri telefon görüşmesi ile elde edilmiştir. Geri ödeme kurumunun katlandığı tıbbi bakım maliyetleri hasta faturalarından alınmıştır. Olası belirsizliklerin hastalık maliyeti üzerindeki etkisini tek yönlü duyarlılık analiziyle değerlendirilmiştir. AMİ'nin bütçe etkisi analizi yapılmıştır. Araştırma grubunun hastalığa özgü yaşam kalitesi skoru olarak HeartQol fiziksel 2,22±0,90, HeartQol duygusal 1,88±0,54 ve HeartQol genel skoru 2,13±0,73'tür. Genel yaşam kalitesi skoru olarak EuroQol indeks 0,84±0,24 ve EuroQol VAS 70,74±22,94'tür. Hasta ve hasta yakını perspektifinden toplam hastalık maliyeti 1.565.307,69 TL (94.190,67 $); ortalama hastalık maliyeti 5.511,65 TL (331,66 $); geri ödeme kurumu perspektifinden toplam hastalık maliyeti 3.029.935,39 TL (182.323,04 $) ve ortalama hastalık maliyeti 10.668,79 TL (641,98 $); toplumsal perspektiften toplam hastalık maliyeti 5.339.458,12 TL (321.296,03 $); ortalama hastalık maliyeti 18.800,91 TL (1.131,32 $)'dir. Yaşam kalitesi ile cinsiyet, yaş, çalışma durumu, kalış günü, hipertansiyon, diyabet, kolesterol, sigara kullanma ve obezite risk faktörleri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Hastalık maliyeti ile obezite ve diyabet risk faktörleri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Hastalık maliyeti ve yaşam kalitesi ilişkisi incelendiğinde hasta ve hasta yakını perspektifinden hastalık maliyeti ile hastalığa özgü yaşam kalitesi puan ortancaları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Hastalık maliyetinde önemli paya sahip olan tıbbi bakım maliyetlerini azaltmak amacıyla kaynakların daha verimli kullanılmasına yönelik tedbirler önerilmektedir. Hastalık maliyeti, yaşam kalitesi ve kardiyolojik risk faktörleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunduğundan gelecek araştırmalarda bu konuların birlikte değerlendirilmesi önerilmektedir.
Sağlık hizmetleri kullanımı ve hasta tatmininin değerlendirmesi: Somali'de anne ve çocuk sağlığı hizmetleri üzerine bir araştırma
Bu araştırmanın amacı, Somali'de anne ve çocuk sağlığı hizmetlerini kullanan kadınların sosyo-demografik, gebelik ve doğum ile ilgili sağlık hizmetleri kullanım özelliklerini tanımlamak, hizmetlerden tatmin düzeyini belirlemek, sosyo-demografik, gebelik ve doğum ile ilgili sağlık hizmetleri kullanım özelliklerine göre hasta tatminindeki farklılıkları saptamaktır. Kesitsel ve tanımlayıcı türde planlanan araştırmada örneklem seçilmeyerek evreninin tamamına ulaşılması hedeflenmiştir. Buna göre veriler Somali Wadajır Anne ve Çocuk Sağlığı Merkezi'nde 2 Ağustos-2 Eylül 2019 tarihlerinde, 9:00-17:00 saatleri arasında toplanmıştır. Bir aylık sürede merkezi 813 hasta ziyaret etmiştir. Araştırmanın dâhil etme kriterleri (üreme yaşı olan 15-49 yaş aralığında olmak, gebe olmak, çocuk sahibi olmak, akıl sağlığı yerinde olmak ve araştırmaya katılmaya gönüllü olmak) çerçevesinde, 500 katılımcı araştırmaya gönüllü olarak katılmıştır. Buna göre, evrenin % 62'sine ulaşılmıştır. Bu araştırmaya ilişkin veriler anket yöntemiyle toplanmıştır. Veri toplama amacı ile kullanılan anket 3 bölüm halinde yapılandırılmıştır. Anketin ilk iki bölümünde yer alan sorular, davranışsal modelin (eğilim, kolaylaştırma ve ihtiyaç) faktörlerine göre düzenlenmiştir. Anketin üçüncü bölümündeki veriler Rand Corporation tarafından hasta tatmin düzeyini incelemek amacıyla geliştirilen hasta tatmini anketinin kısa formu (PSQ-18) ile toplanmıştır. Verilerin hipotez analizinde Kruskal-Wallis Testi ve Mann-Whitney U testi kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler dağılımı normal olmayan değişkenler için ortanca (min – maks), nominal değişkenler ise frekans ve yüzde olarak gösterilmiştir. Araştırma grubunun %45'inin çocukları için sağlık kuruluşuna başvurduğu, %69'unun kamu sağlık kurumunu tercih ettiği, %52,4'ünün 3 kez doğum öncesi ziyaret yaptığı, %50,8'inin evde doğum yaptığı, %37'sinin sağlık kurumlarında sunulan sağlık hizmetlerinin yanlış algılanması nedeniyle sağlık kuruluşu dışında doğum yaptığı, %45'inin doğum yapacağı yere ailesinin karar verdiği, %97,4'ünün normal doğum yaptığı %49'unun doğum sonrası bakıma gitmediği, %60,8'inin sağlık kuruluşuna yürüyerek eriştiği, %78'i çocuğu hastalandığında geleneksel uygulamaları kullandığı, %46,2'si aileden veya komşudan sağlıkla ilgili bilgi aldığı, %58,2'sinin sağlık durumunun kötü olduğu, %58,4'ünün gebelikte sağlık eğitimi almadığı, %70,4'ünün aile planlaması farkındalığının olmadığı bulunmuştur. Araştırma grubunun toplam hasta tatmini puan ortalamasının (X̄=46,00; ±7,720) orta düzeyde olduğu görülmüştür. Hasta tatminin genel tatmin (X̄=4,00; ±1,400), teknik kalite (X̄=8,00; ±3,786), kişilerarası tutum (X̄=4,00; ±2,373), iletişim (X̄=5,00; ±1,751), finansal yönler (X̄=8,00; ±2,003), doktorla geçirilen zaman (X̄=4,00; ±2,068), ulaşılabilirlik ve rahatlık, (X̄=8,00; ±3,863) alt boyutlarının puan ortalaması da orta düzeyde bulunmuştur. Buna göre, anne ve çocuk sağlığı hizmetlerinden tatminin orta düzeyde olduğu söylenebilir. Sosyodemografik verilerle birlikte sağlık hizmeti kullanımı ile toplam hasta tatmini ve alt boyutları arasında yaş, eğitim, çocuk sayısı, sağlık kuruluşuna ziyaret nedeni, doğum yaptığı yeri ve algılanan sağlık durumuna göre istatistiksel farklılıklar saptanmıştır. Toplam hasta tatmini ve alt boyutları ile birlikte medeni durum, gelir düzeyi, gebelik durumu, sağlık kuruluşuna ulaşım şekli ve sağlık eğitimi desteği değişkenleri arasında istatistiksel olarak farklılık bulunmamıştır. Bu çalışma, hizmet sunumu noktasında anne ve çocuk sağlığı hizmetlerine ilişkin farkındalığın ve eğitimin geliştirilmesini önermektedir. Erişim sorunlarını yansıtmak için araştırma, hizmet kapasitesini artırma, rahat ulaşım, sağlık hizmeti veren kurumlara yönelik düzenlemelerin geliştirilmesi ve üniversite eğitimi sırasında öğrencilere iletişim becerilerinin kazandırılmasını önermektedir. Kaynak kullanımı, kalite iyileştirme ve sağlık hizmetlerinin yönetimi ile ilgili maliyet etkili politikaları ve programları geliştirmek büyük bir etki yaratabilir. Çalışma, Somali sağlık bilimleri üniversitelerinin sağlık yönetimi alanında lisans ve lisansüstü programlar sunmasını önemli bir adım olarak görmekte ve bu bakış açısıyla ülke, sağlık hizmeti sunumunu iyileştirmek ve kötü yönetişimle mücadele etmek için sağlık yöneticilerinin profesyonelleşmesine öncelik veren yaklaşımları değerlendirebilir. Çalışma, özellikle anne ve çocuk sağlığı hizmetlerinde hasta tatmini konusunda derinlemesine araştırmaların yapılmasını önerilmektedir. Anahtar Sözcükler: Anne ve Çocuk, Hasta Tatmini, Sağlık Hizmetleri Kullanımı, Sağlık Politikası, Sağlık Yönetimi.
Sağlık kurumlarında hastane yöneticilerinin zaman yönetimi becerilerinin bazı demografik özellikler açısından incelenmesi: Bir hastane uygulaması
Yapılan Yüksek Lisans çalışmasında sağlık kurumlarında görevli yöneticilerin zaman yönetimi becerileri, bazı demografik özelikler açısından incelenmiştir. Çalışmada yönetim performansının en önemli kavramlardan biri olan, zaman yönetimini olumlu ve olumsuz yönde etkileyen eğitim, tecrübe, yaş, cinsiyet, zaman planlaması, gelir durumu, iletişim teknolojileri, zaman tuzakları gibi faktörlerin ölçülmesine yönelik anket geliştirilmiştir. Geliştirilen anket Tarsus'ta faaliyet gösteren devlet ve özel hastanelerde görev yapan 132 yöneticiye uygulanmıştır. Anket ile elde edilen veriler İstatistiksel analiz yöntemleri ile analiz edilmiştir. Araştırma altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; çalışma konusu ile ilgili literatürde yapılan çalışmalara yer verilmiştir. İkinci bölümde; Sağlık yönetimi, Sağlık kurumları yöneticisi, hastane yönetimi kavramları üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde araştırma yöntem ve araçları verilmiştir. Dördüncü bölümde çalışma kapsamında geliştirilen anketlerden elde edilen verilerin analizleri yapılarak zaman yönetimine etki eden bulgulara ulaşılmıştır. Beşinci bölümde, çalışmadan elde edilen sonuçlar tartışılarak, yorumlanmıştır. Altıncı bölümde tez çalışmasından elde edilen sonuçlar ve öneriler verilmiştir.
Sağlık hizmet ihracatı: Adana ilinde faaliyette bulunan özel hastaneler üzerine nitel bir araştırma
Dünya'da ve Türkiye'de son 10 yılda sağlık hizmet ihracatının yaygınlaşması, hızlı büyüme gerçekleştiren faaliyetlerden birisi olarak görünmektedir. Sağlık hizmet ihracatı, hastaların tedavi gereksinimlerini karşılamak amacıyla yapılan bir eylemdir. Sağlık hizmet ihracatının amacı, hastaların rahatlığını sağlamak için tedavi yöntemleri sunmaktır. Dünya'da gelişmiş ülkelerin sağlık hizmetleri sunumu oldukça maliyetli olmaktadır. Bu gelişmiş ülkelerde yaşayan ve yaşlanan nüfusun sağlık gereksinimleri ve sağlık giderleri giderek artmaktadır. Gezi ve turlara katılarak Türkiye'ye gelen turistlerin, son yıllarda sağlık hizmet ihracatının sunduğu olanaklardan da faydalanmak amacı ile Türkiye'ye gelmesi, sağlık hizmet ihracatına farklı bir boyut kazandırmıştır. Adana ise sağlık hizmet ihracatı kapasitesi ile dikkat çekmektedir. Bu bağlamda, Adana ilinin sağlık hizmet ihracatı alanında güçlü yönleri ve potansiyeli ele alınmaktadır. Gerçekleştirilen bu araştırmada, yapılan görüşmeler ve nitel veriler ile Adana ilinde sağlık hizmet kalitesinden, düşük fiyat politikasından, coğrafi konumun etkisinden, teknolojik alt yapı ve uzman kadronun mevcudiyetinden bahsedilerek, cazip sağlık turizmi faaliyetlerinin verimliliğinin artırılabilirliği araştırılmıştır. Buradan hareketle, alanında uzman katılımcılar ile gerçekleştirilen görüşmelerin analizi sonucunda, coğrafi konum unsuru, markalaşma unsuru, maliyet unsuru, teknolojik alt yapı unsuru, yabancı dil unsuru, nitelikli personel unsuru, uzun bekleme süresi, sosyo-kültürel unsurlar, ulaşım unsuru, mevzuat unsurlarının ön plana çıktığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Küresel Sağlık İhracatı, Sağlık, Sağlık Hizmetleri, Sağlık Turizmi
Akademik çalışanlarda örgütsel adalet ve sanal kaytarma ilişkisi
Bu çalışmada; üniversitelerdeki akademik personellerin örgütsel adalet algılarının belirlenerek sanal kaytarma ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada veriler anket yöntemi uygulanarak toplanmıştır. Anketler tüm katılımcılar tarafından gönüllülük esasıyla ceaplanmıştır. 271 kişinin katılmış olduğu çalışmada kayıp veriler dolayısıyla 257 kişinin verileri analize tabi tutulmuştur. Veriler SPSS 20 istatistik paket programıyla analiz edilmiş; güvenilirlik ve normallik, regresyon ve anova analizleri yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Mersin ilinde faaliyet gösteren Çağ Üniversitesi ve Adana ilinde faaliyet gösteren Çukurova Üniversitesi'nde çalışan akademik personel oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Moorman Niehoff (1993) tarafından geliştirilmiş olan örgütsel adalet ölçeği, Blanchard ve Henle (2008) tarafından geliştirilen sanal kaytarma ölçekleri kullanılmıştır. Yapılan analiz sonucunda katılımcıların adalet konusunda verdikleri ceaplara bakıldığında çalışmakta oldukları örgütlerde adaletli bir anlayışın olduğu, örgütsel adalet algısının arttıkça sanal kaytarma düzeyinin arttığı görülmektedir. Ayrıca akademik personelin örgütsel adalet algısının cinsiyete göre farklılık göstermediği tespit edilmiştir.
Sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonların önlenmesinde el hijyeninin önemi
Sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonlar (SHİE) Türkiye' de ve tüm dünyada önemli bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tür enfeksiyonlar hastada mortalite ve morbitideye, başka ek hastalıklara, tedavi süresinin ve hastanede yatış süresinin uzamasına, duygusal strese, izolasyon gereken hasta sayısının artmasına, hastane için ek maliyetlere ve bununla beraber ekonomik kayıplara sebep olmaktadır. Fakat sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonlar uygun önlemler alındığında ve yeterli el hijyeni sağlandığında önemli düzeyde önlenebilmektedir. Sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonları önlemede en etkili ve en ucuz yöntem el hijyenidir. Uygun el hijyeni sağlanabilmesinin ilk koşulu sağlık personelinin el hijyeninin önemi ile ilgili bilgilendirilmesi, el hijyeni konulu eğitimler verilmesi ve denetimler düzenlenmesidir. Çünkü patojen mikroorganizmalar sağlık personelinin elleri aracılığıyla hastadan hastaya bulaşmaktadır. Patojen mikroorganizmaların geçişini engellemek için uygun izolasyon önlemleri ve el hijyeni uygulanmaktadır. Yapılan birçok çalışmada sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonların %30' unu sadece el hijyeniyle önlenebildiği gözlenmiştir. Sağlık hizmeti ilişkili enfeksiyonları önlemek için enfeksiyon kontrol komiteleri oluşturulmalı, hastanelerde düzenli sürveyans yapılmalı ve en önemlisi de sağlık personelinin sürekli eğitimi gelmektedir. Eğitimlerin de davranışa dönüşebilmesi için sürekli el hijyeni gözlemleri yapılmalı, çalışanlara geri bildirimlerde bulunulmalıdır.
Hasta memnuniyeti ve SSKB Ankara Eğitim Hastanesi`nde bir uygulama
Sağlık işletmeleri kendilerinden hizmet talep eden müşterilerine kaliteli hizmet vermeli, son derece yüksek olan maliyetleri aşağı çekecek yöntemler geliştirmelidir. Hizmet sunum sürecini optimum seviyeye çekebilmeli, teşhis koyma ve tedavi yöntemini seçmede sıfır hatayı hedeflemelidir. Sağlık kurumları; hastaya durumu hakkında yeterli ve aydınlatıcı bilgi vermeli, mümkün olduğunca hasta sağlığına kavuşturabilmelidir. Ayrıca hasta, hastane sonrası yapması gerekenler hakkında yeterince bilgilendirilip yönlendirilmeli ve hastaneden memnun olarak ayrılmaları sağlanmalıdır. Bu araştırma, SSKB Ankara Eğitim Hastanesi'nde yatarak tedavi olan hastaların yararlandıkları sağlık bakım hizmetlerinin kalitesi, hasta memnuniyetini değerlendirmede etkili olan faktörlerin belirlenmesi, hastaların yararlandıkları hizmetlerle ilgili genel memnuniyetlerini etkileyen faktörlerin saptanması ve hasta memnuniyetinin incelenmesi amacıyla yapılan tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. 194 hastaya; demografik, kültürel, ekonomik ve psikolojik özelliklerden etkilenen kalite ve tatmin derecelerini ölçmek amacıyla anket uygulanmıştır. Anket verileri SPSS programının 11.0 versiyonunda işlenmiş olup bütün sorular için yüzde dağılımları yapılmıştır. Anket formunda, hastaların hastane hizmetlerini değerlendirmelerini içeren sorularda, 5 düzeyli Likert tipi ölçek kullanılmıştır. Anket sonucunda; hasta memnuniyet düzeyinin çeşitli faktörlerden etkilenerek değiştiği ve hastanenin bazı eksik yönlerinin olduğu belirlenmiştir. Araştırma verileri, SSKB Ankara Eğitim Hastanesi'nde tedavi gören ve rastgele seçilen 194 hastadan elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hasta Memnuniyeti, Hizmet Kalitesi ve Toplam Kalite Yönetimi.
Hemşirelerde işe bağlı stres ve iş doyumu: Bir eğitim hastanesinde saha çalışması
Günümüzde hemşirelikte stres faktörünün işe devamsızlık, düşük iş perforsmansı, personel sağlığı açısından en yüksek maliyetli sorun olduğu kabul edilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, bir üniversite hastanesinde çalışan hemşirelerin işe bağlı stres düzeylerini ve stresin iş doyumuna etkisini incelemektir. Çalışmanın birinci bölümünde, işe bağlı stres ve iş doyumu ile ilgili kuramsal kavram ve yaklaşımlar açıklanmıştır. Bu bölümde, ayrıca stres kaynakları ve stresin iş doyumuna etkisi irdelenmiştir.İkinci bölümde, araştırma tasarımı açıklanmıştır. Araştırma problemi, hipotezler, evren ve örneklem, örneklem süreci, veri toplama araçları ve istatistiksel analiz yöntemlerine bu bölümde yer verilmiştir,. Araştırma bulguları dördüncü bölümde açıklanmıştır. Beşinci bölümde araştırma sonuçları ve önerilere yer verilmiştir.Araştırma bir vakıf üniversitesi araştırma hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aacı olarak anket yöntemi uygulanmıştır. Araştırma evreninin özelliklerini betimlemek için tanımlayıcı istatistiksel analiz yöntemleri kullanılmıştır. Stres faktörlerini saptamak amaıyla faktor analizi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki farklılıkları test etmek için tek yönlü varyans analizi ve T testi işlemleri gerçekleştirilmiştir..Faktör analizi sonucunda, 7 faktör seçilmiştir. Bu faktörler, toplam varyansın % 67 `sini açıklamaktadır. Başlıca stres faktörleri şunlardır: Yönetim tarzı ve dengesiz iş yükü, hastalık ve ölüm süreci, hasta güvenliği, hekimlerle ilişkiler, işin tamamlanamaması, acil karar verme, ve mesleki gelişim faktörü. İş tatmin boyutları ise şu şekilde belirlenmiştir: İşletme politikası, fiziksel koşullar, kişilerarası ilişkiler, ücret, bireysel faktörler ve kontrol.
Yöneticilerin sosyal zekâ seviyelerinin çalışanların iş doyumuna etkisi
Bu çalışma, amacını destekleyen literatür ve yöntemlerdenyararlanılarak yöneticilerin sosyal zekâ seviyesi ve çalışanların iş doyumuarasındaki ilişkiyi incelemek üzere tasarlanmış bir tez çalışmasıdır. Betimselnitelikteki ilişkisel tarama modelinde yapılan araştırmanın evrenini İzmirSosyal Güvenlik İl Müdürlüğü ve bağlı Merkez Müdürlüklerindeki yöneticilerve çalışanlar oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini 148 yönetici 1275çalışan içinden kolayda örneklem yöntemiyle yansız olarak seçilmiş 68 yönetici345 çalışan oluşturmaktadır. 68 yönetici ve 345 çalışan tarafından doldurulantoplam 415 soru formu geri dönmüş ve analize dâhil edilmiştir. Verilerinanalizinde güvenilirlik analizi, faktör analizi, doğrulayıcı faktör analizi, frekansanalizi, tek örneklem için t- testi, bağlantısız örneklemler için t- testi, tek yönlüvaryans analizi, korelasyon analizi ve çoklu regresyon analizi gibi analizyöntemleri kullanılmıştır.Elde edilen bulgulara göre; yöneticiler sosyal zekâ yetenekleribakımından kendilerini orta düzeyin biraz üstünde yeterli görürken çalışanlar tarafından orta düzeyde yeterli olarak değerlendirmişlerdir.İş doyumu ve yönetici sosyal zekâsı arasındaki ilişkiyi gösterenkorelasyon ve regresyon analizi sonuçlarına göre sosyal zekânın sosyal bilgisüreci ve sosyal farkındalık boyutu tüm iş doyumu boyutları üzerinde etkigöstermektedir. Sosyal zekânın sosyal beceri boyutunun, iş doyumunun yönetimtarzı boyutu dışında diğer iş doyumu boyutları üzerine etkisi saptanmamıştır.Sosyal zekânın sosyal bilgi süreci ve sosyal farkındalık boyutlarının, işdoyumunun iş kazanımları alt boyutuyla negatif yönde anlamlı bir ilişkigösterdiği tespit edilmiştir. Analizlere göre iş doyumunun yönetim tarzı altboyutu sosyal zekâdan en çok etkilenen iş doyumu boyutudur.Çalışanların iş doyumları orta düzeyin biraz altında saptanmıştır. Ancakçalışanlar orta düzeydeki iş doyumları içinde en yüksek iş doyumunu yönetimtarzı boyutundan sağlarken en düşük iş doyumunu iş kazanımları ve çalışmakoşulları boyutundan almaktadırlar. Sonuç olarak; Çalışanlar yöneticilerinin sosyal zekâsını orta düzeydeyeterli bulmaktadır. İş doyumları ise orta düzeyin biraz altında olaraksaptanmıştır. Çalışanların iş doyumları üzerinde yöneticilerin sosyal bilgi sürecive sosyal farkındalık boyutları etki göstermekte sosyal beceri boyutu etkigöstermemektedir.Anahtar kelimeler: Sosyal Bilgi, Sosyal Farkındalık, Sosyal Beceri, Sosyal Zekâ, İşDoyumu
Alturistik liderliğin bilgi paylaşma ve örgütsel öğrenme üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, alturistik liderlik davranışlarının bilgi paylaşımı ve örgütsel öğrenme üzerindeki etkilerini belirlemektir. Çalışma ayrıca alturistik liderlik ve örgütsel öğrenme arasındaki ilişkide bilgi paylaşımının aracılık etkisinin olup olmadığını belirlemeyi amaçlamıştır. Araştırma tanımlayıcı ve ilişkisel bir tasarımda hazırlanmıştır. Çalışmanın örneklem grubu Afyonkarahisar Devlet Hastanesi'nde görev yapan 439 sağlık çalışanıdır. Veriler, SPSS 25.0 programı kullanılarak tanımlayıcı istatistikler, t-testi, ANOVA, korelasyon, regresyon ve aracılık analizleriyle değerlendirilmiştir. Araştırma bulgularına göre, katılımcıların büyük çoğunluğunun kadın, evli, lisans mezunu, 18-30 yaş aralığında, hemşire ve 1,5 yıllık mesleki deneyime sahip olduğu belirlenmiştir. Yapılan analizlerde cinsiyet, ünvan, yöneticilik görevi ve eğitim duruma göre anlamlı farlılıklar tespit edilmiştir. Korelasyon analizinde alturistik liderlik ile bilgi paylaşımı (r=0.553) ve örgütsel öğrenme (r=0.670) arasında pozitif ve anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Alturistik liderliğin hem bilgi paylaşımı (B=0.57, p<0.001) hem de örgütsel öğrenme (B=0.55, p<0.001) üzerinde pozitif etkisi olduğu, bilgi paylaşımının örgütsel öğrenmeyi pozitif yönde etlilediği (B=0.23, p<0.001) saptanmıştır. Aracılık analizinde, alturistik liderliğin örgütsel öğrenmeyi bilgi paylaşımı yoluyla dolaylı olarak da güçlendirdiği belirlenmiş ve bu etki %95 güven aralığında anlamlı bulunmuştur (GA [0.0057, 0.0472]). Bu sonuçlar, alturistik liderliğin örgütsel öğrenmeyi hem doğrudan hem de bilgi paylaşımı yoluyla dolaylı olarak güçlendirdiğini göstermektedir.
Türkiye'de uygulanan ilaç politikaları konusunda paydaşların görüş ve tercihlerinin çok kriterli karar verme yöntemi (ElECTRE III) ile değerlendirilmesi
Yaşlanan nüfus ile birlikte hastalık yapısının değişmesi ve bunların yanı sıra sağlık bilincinin ve hizmetlere erişimin artması sağlık politikalarının etkin bir şekilde seçilmesi ve kullanılması ihtiyacını artırmıştır. Söz konusu sağlık politikalarının önemli bir parçası da ilaç politikalarıdır. İlaç fiyatlandırma ve geri ödeme politikalarının bireylerin ihtiyaçlarını zamanında karşılayan, kaynakların etkin kullanımını sağlayan, araştırma geliştirme faaliyetlerini destekleyen bir yapıda olması beklenmektedir. Söz konusu beklentiler her bir paydaşa göre farkılılık gösterdiğinden, paydaş gruplarının tercihlerini doğrudan etkilemektedir. Bu çalışma ile paydaşların ilaç politikaları ile ilgili farklı görüş ve tercihlerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Dört farklı paydaş grubunun ilaç politikaları konusundaki tercihlerinin belirlenmesi amacıyla bir anket uygulanmış anket sonuçlarının analizi Çok Kriterli Karar Verme yöntemlerinden ELECTRE III metodu yardımıyla yapılmıştır. Analiz sonucunda ilaç politikası paydaşlarının en önem verdikleri politika amaçlarının ilaçlara erişim, sağlık sisteminin sürdürülebilirliği ile ilaç harcamalarının kontrolü ve etkin tahsisi olduğu görülmüştür. Paydaşların sayılan amaçlara ulaşmada en etkili gördükleri araç ise hızlandırılmış ruhsatlandırma ve geri ödeme süreçleri olmuştur. Bunu sırasıyla farmakoekonomik değerlendirme ve alternatif geri ödeme sözleşmeleri takip etmiştir. Paydaş gruplarının tercihleri ayrı ayrı analiz edildiğinde; paydaşların politika amaçları konusunda benzer görüşlere sahip oldukları fakat araçlar konusunda ise tercihlerinin birbirinden farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonuçlarının karar vericilere mevcut politikaları değerlendirirken ve yeni politikalar oluştururken yol göstermesi beklenmektedir.
Ürdün hastanelerinde outsourcing kullanımı
Outsourcing in the healthcare system has been continuously extended and reached a significant financial size in developing countries' healthcare systems such as Jordan. The primary aims of this study were to explore the current status of outsourcing adoption in Jordanian hospitals including the extent, reasons, advantages, disadvantages, barriers of currently outsourced services, and to identify the general perception of Jordanian hospital managers regarding the benefits, risks, and barriers for outsourcing. 83 hospitals (29 public hospitals, 2 university hospitals, and 49 private hospitals) were surveyed using a self-administered questionnaire. Sampling was not taken in order to reach the universe as a whole. The data was analyzed using SPSS version 21. The results showed that all hospitals outsource one or more services. The waste disposal was the most outsourced service (n=79; 95%). The managers indicated that the currently outsourced services contributed positively in hospitals works mainly in decreasing the workforce (n=65; 78%), and contributed negatively mainly in the loss of privacy and confidentiality (n=34; 41). The primary challenge of the currently outsourcing processes was political interference (n=61, 73%). The most frequently used strategy for monitoring was the regular meetings with the supplier (n=61; 73%). The results showed that the managers strongly agree or agree (at least 76% of them) with the general benefits of outsourcing, and strongly agree or agree (6%-32% of them) with the general risks of outsourcing. The results concluded that outsourcing is widely adopted for both medical and supportive services, and it is perceived as a strategic advantage in Jordanian hospitals. Qualitative studies and financial analysis were recommended to be performed in order to complete the full picture of outsourcing process in Jordan.
Son dönem kalp yetmezliği tedavisinde ventrikül destek cihazı ve kalp naklinin maliyet etkililik analizi
Bu çalışmanın amacı, son dönem kalp yetmezliğinin kalp nakli (HTx) ve sol ventriküler destek cihazı (LVAD) tedavi yöntemlerinin geri ödeme kurumu olan SGK perspektifinden maliyet etkililiğini tespit etmek ve bu tedavi yöntemlerin bütçeye etkisini tahmin etmektir. Araştırma kapsamında maliyet verileri Delphi Panel yöntemiyle, etkililik verileri ise sistematik tarama yapılarak literatürden elde edilmiştir. Delphi Panel yöntemi kapsamında 11 kişilik multidisipliner alanlarda çalışan uzman grubu ile maliyet formu oluşturulmuştur. Etkililik verileri ise yapılan sistematik derleme ile elde edilmiştir. Araştırmada tedavi seçeneklerinin maliyet etkiliği Markov modeli ile hesaplanmıştır. Araştırmada, model döngü uzunlukları aylık olarak çalıştırılmış ve zaman dilimi ömür boyu (10 yıl) alınmıştır. Araştırmada tedavi seçeneklerinin klinik etkililiği kaliteye ayarlanmış yaşam yılı (QALY) ölçütü ile hesaplanmıştır. İndirgeme oranı %3 olarak alınmıştır. Sonuçlar İlave Maliyet Etkililik Oranı (İMEO) ve ilave net parasal fayda (NMB) ölçütleri ile tespit edilmiştir. Ayrıca tek yönlü ve olasılıksal duyarlılık analizi (PSA) yapılmıştır. Araştırma bulgularına göre 10 yıllık zaman diliminde HTx toplam maliyeti 2.250.974-TL/69.840 $ olup bu maliyetin %55,5'i operasyon maliyeti, %44,5'i ise ilaç ve takip maliyetidir. LVAD tedavisinin toplam maliyeti 3.000.956 TL/93.110 $ olup toplam maliyetin %62,8'i operasyon ve cihaz maliyeti, %37,2'si ise ilaç ve takip maliyetidir. HTx tedavi seçeneğinin QALY değeri 8,39 iken LVAD tedavisinin QALY değeri 7,39 olarak tespit edilmiştir. Maliyet etkililik analizi sonucunda kalp nakli LVAD'a göre 0,99 QALY ve 753,432 TL/23.376-$ ilave kazanç sağlamıştır. Bütçe etki analiz sonuçlarına göre kalp nakli tedavi maliyetleri 2024 yılı toplam sağlık harcamalarının %0,01'ini oluşturduğu tespit edilmiştir. Bu çalışmada son dönem kalp yetmezliği tedavisinde HTx'in LVAD'a kıyasla maliyet etkili bir tedavi seçeneği olduğu tespit edilmiştir. Ancak HTx hastası bir donör kalbi için bekleme süresi sırasında ölebilmekte veya kötüleşen klinik durum nedeniyle nakil için uygun olmayabilmektedir. Bu hastalar için ise, LVAD tedavisi HTx tedavisine bir köprü veya HTx'e alternatif bir tedavi olarak kullanılmaktadır. Bu nedenle her iki tedavi yöntemlerinin her biri hayat kurtarıcı birer müdahaledir. Son dönem kalp yetmezliği tedavisinde bu tedavi yöntemleri rekabetçi olmaktan ziyade tamamlayıcı tedavi yöntemleri olarak düşünülmelidir. Ayrıca son dönem kalp yetmezliği hastalarının tamamına kalp nakli yapılması mümkün olmaması nedeniyle LVAD yönteminin maliyet etkililiğini artırmak için cihaz maliyetinin azaltılması yönünde sağlık politikaları geliştirilmesi önerilmektedir. Son dönem kalp yetmezliği tedavisinde LVAD cihaz teknolojisinin klinik etkililik bulgularının iyileşmesi ve maliyetinin düşmesi durumunda bu tedavilerin maliyet etkililiği yeniden analiz edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kalp Yetmezliği, LVAD, Kalp Nakli, Maliyet Etkililik Analizi
Sağlık kurumlarında malzeme ve stok yönetiminin hastane yönetimine sağladığı avantajlar
Malzeme ve stok yönetimi gerek kurum giderleri açısından gerek depolama açısından oldukça önem teşkil eden bir durumdur. Yeterince yönetilemediği zamanlarda depolama maliyeti, kontrol-koruma zorluğu, tarih geçme, bozulma, kullanılamama, demode olma, stok bitmesi gibi durumlarla karşılaşılabilir. Söz konusu olan hastaneler ise bu durum daha özverili ve güvenli şekilde yapılmalıdır. Stok yönetimi gerçekleştirme ve analizini sağlamak amacıyla sağlık kurumlarında; Stok koordinasyon birimleri, taşınır kayıt kontrol yetkilileri, satın alma birimleri ve ihtiyaç tespit komisyonları oluşturulmuştur. Bu komisyonlar stokları denetleme anlamında sağlıklı sonuçlar verse de bir sonraki evre olan tedarik zincirinde bazı gecikmelere sebebiyet verebilir. Personellerin iyi eğitilmiş olması bu yüzden bir gerekliliktir. Konuya aşina personeller malzeme ve stok kontrolünü düzgün bir şekilde yapması beklenir, tedarik vakti geldiğinde ise komisyonların onay sürecini göz önünde bulundurarak ekstra süreleri de hesaplama yetisine sahip olmalıdırlar. Bu çerçevede sağlıklı bir malzeme-stok yönetimi bir kurumun çalışma tabanı olarak görülebilir. Sağlıklı bir tabanı bünyesinde bulunduran kurumlar ise alım gücü olarak yüksek potansiyele sahip olacak ve dolayısıyla hizmet kalitesi artacaktır.
Yaşlı bakım ve hizmetleri yönetimi konusunda bir araştırma
Yaşlılık döneminde yaşanan en önemli sosyal sorunlardan birisi de yaşlılarımızın bakım sorunudur. Her ne kadar 65 yaş ve üzerindeki her insan da mutlak hastalık ve bakıma muhtaç olma gereksinimi olmasa da hastalanma riski ve fiziksel yetersizlikler nedeniyle yardıma ihtiyaç duyma olasılığı artmaktadır. Değişen ekolojik sistem, hızla gelişen teknolojik çağ, ne yazık ki her canlı türünü olduğu gibi insanları da olumsuz yönde etkilemiştir. Toplu konutlar bahçeli geniş yapıların yerlerini almıştır, daha çok birey hayatın zor koşulları karşısında uzun saatler çalışmak zorunda kalmışlardır, aileler daha çok çekirdek aile olmayı amaç edinmiştir. Bir yandan da aynı teknolojideki ilerlemeler ve tıptaki gelişmeler insan ömrünün uzamasına ve ortalama yaşam beklentisinin artmasına yol açmıştır. Zira sanayileşme, teknolojik gelişmeler, kadının iş hayatına girmesi, gençlerin iş ve eğitim amacıyla yaşadığı bölgeyi terk etmesi gibi durumların gerçekleşmesi sonucunda yaşanan bu çelişkili toplumsal değişim, yaşlılarımızı yalnız kalmaya, zorlamıştır. Aynı Dünyanın bu değişen düzeniyle birlikte fonksiyonel ve fiziksel yetersizlikler nedeniyle çoğalmakta olan yaşlı bireylerin yalnız olarak evlerde bakımları zorlaşmış ve aileler haklı olarak yaşlı aile bireylerinin hayatlarını kolaylaştırmak ve ailelere yardımcı olmak amacıyla huzur evleri, bakım evleri gibi Kurumlar ortaya çıkmıştır. Aileler de gözlerinin arkada kalmaması için bu toplumsal bakım alternatifleri arasından birini seçme ile karşı karşıya kalmışlardır. Modern hayatın doğal sonucu olarak, birlikte yaşamaktan çıkan problemlerin yanı sıra yaşlılıkta görülen problemlerin çözümünde profesyonel yardım gerektiği açıktır. Profesyonel kurumlaşma ve meslek örgütleri çerçevesinde yaşlı bakımı ve hizmeti yapılarak, hem ailenin üzerinden yük alınacak hem de yaşlının yeni rolüne uygun bir yaşam şansı yakalaması sağlanacaktır. Bu anlamıyla huzurevleri, bakım evleri kentsel hayatın bir gereği olarak ortaya çıkmıştır. Huzurevleri, devletin sosyal alana bir müdahalesidir. Huzurevleri, Türk toplumunda yaşlı vatandaşları barındırmayı ve yaşamlarının geri kalan kısmını huzurlu geçirmelerini sağlamayı amaç edinmektedir. Bakım evleri daha komplike, yaşlının istediği ortam, istediği mekan, istediği bölgeye yakınlığı ve yaşama şartlarına uygunluğunun kendi isteğine göre olduğu yerlerdir. Bu Kurumlarda sağlık hizmetleri de aynı ölçüde önem taşımaktadır. Yaşlı bireyin güvenli, huzurlu ve mutlu yaşama hakkının oluşturulduğu bir merkezlerin oluşması ve sürdürülebilmesi oldukça önem arz etmektedir. Yaşlılarımızın yalnızlaştırmadan, ne istediklerini ve nasıl yaşamak istediklerini tespit edip uygulayarak, son baharlarını şekillendirmek hepimizin görevi ve isteğidir. Anahtar kelimeler: Yaşlı, Yaşlı Bakımı, Yaşlanma, Sağlıklı Yaşlanma
Hastalıkla güçlenme perspektifinden bireylerin hastalık kimliği deneyimleri
Hastalık kimliği, "bir rahatsızlığın kişinin kimliğine entegre edilme derecesi" olarak tanımlanır. Hastalık kimliğinin, "yutulma, reddetme, kabullenme ve zenginleşme" olmak üzere dört boyutu bulunmaktadır. Yutulma ve reddetme boyutunu sergileyen bireylerin tedaviye uyum düzeyleri ve sosyal uyumları düşük olmaktadır. Kabullenme ve zenginleşme boyutlarını yansıtan bireyler ise hastalıklarını kimliklerinin bir parçası olarak görmekte, hastalıklarıyla elde ettikleri güce odaklanmaktadır. Bu boyutlarda yer alan bireyler tedaviye uyum sergilemekte, stres düzeyleri azalmakta ve hastalıkları olumlu seyretmektedir. Bu durum hastalıkla güçlenme olarak değerlendirilmektedir. Bu araştırmanın temel amacı, hastalık kimliği süreçlerini analiz etmek, özellikle bireylerin reddetme ve yutulma aşamalarından kabullenme ve zenginleşme aşamalarına geçişlerini anlamak ve bu geçişi sağlayacak bir model oluşturmaktır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi ve fenomenoloji deseninden yararlanılmıştır. Örneklemin belirlenmesinde; amaçlı örnekleme, ölçüt örnekleme ve kartopu örnekleme teknikleri kullanılmıştır. Araştırmaya 6 kanser, 2 Tip 1 diyabet, 2 görme engelli, 2 MS, 2 cilt hastalığı, 1 kalp hastası, 1 panik atak, 1 SMA Tip 2, 1 diyaliz, 1 lupus, 1 MD hastası katılım göstermiştir. Araştırmada yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin analizi kapsamında betimsel analiz ve tematik analiz yöntemleri kullanılmış, Maxqda 2020 programından yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda, hastalıkla güçlenmenin hastalık kimliğinin oluşumuyla başladığı, hayatta var olma çabası, anlam arayışı ve hastalığı aşma arzusundan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Hastanın özellikleri, hastalığın normalleştirilmesi, hastalık-rol dengesinin sağlanması ve hastalığa yönelik bilinçli farkındalığın güçlenmeyi kolaylaştırdığı, hasta ve toplumun hastalığa yönelik olumsuz tutumları, tıbbi ve dışsal olumsuzlukların ise hastalıkla güçlenmeyi kısıtladığı görülmüştür. Hastalıkla güçlenmenin belirleyicilerinin, hastalığın önceliğini kaybetmesi, tedaviye yönelik olumlu yaklaşım sergileme, rol model olma ve hastalıkla çeşitli kazanımlar sağlama olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: hastalıkla güçlenme, kronik hastalık, hastalık, kimlik, nitel araştırma
Covid 19 pandemisi sürecinde ölüm oranlarının karşılaştırmalı analizi
Giriş ve Amaç: COVID-19 pandemisi, yalnızca salgın etkeni kaynaklı ölümleri değil, sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlanması ve sosyal, ekonomik etkiler nedeniyle dolaylı ölümleri de artırmıştır. Bu çalışma, Türkiye, Almanya, İspanya, Güney Kore, Japonya ve Finlandiya'da 2015–2021 yılları arasında ölüm nedenlerine göre aylık bazda gerçekleşen ölümleri analiz ederek, özellikle 2020–2021 döneminde COVID-19 dışı nedenlere bağlı aşırı ölüm sayılarını ve bu gerçekleşen ölümlerde pandemi politikalarının rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada, altı ülkeye ait 2015–2021 yıllarına ilişkin yedi temel ölüm nedeni kategorisinde (ICD-10 sınıflandırmasına göre) aylık ölüm sayıları, yıllık nüfus verileri ve Oxford COVID-19 Government Response Tracker (OxCGRT) veritabanından elde edilen iki politika endeksi (Sıkılık Endeksi, Ekonomik Destek Endeksi) ve bu tezde hesaplanan yeni bir endeks (Sağlık Endeksi) kullanılmıştır. Öncelikle 2015–2019 dönemine ait verilerle her bir ülke ve ölüm nedeni için lineer regresyon modeli kurularak 2020–2021 yılları için beklenen ölüm sayıları tahmin edilmiştir. Ardından, gözlenen değerlerle beklenen değerler arasındaki fark kullanılarak aşırı ölüm sayıları hesaplanmış; bağımlı değişken olarak COVID-19 dışı aşırı ölümler, bağımsız değişken olarak üç politika endeksinin yer aldığı sabit etkiler panel veri regresyon modeli ile analiz edilmiştir. Ayrıca nüfusa normalize edilmiş aşırı ölümler üzerinden ülke kıyaslaması yapılmıştır. Bulgular: Ölüm nedenlerine göre aşırı ölümler(toplam, COVID-19 dahil, dışı ve kümülatif) ülkeler arası farklılıklar göstermektedir. Model sonuçlarına göre, ülkeler ve ölüm nedenleri düzeyinde politika endekslerinin etkileri farklılık göstermektedir. Sağlık Endeksi, bazı ülkelerde solunum ve dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı aşırı ölümleri anlamlı biçimde azaltırken; bazı ülkelerde artırmıştır. Sıkılık Endeksi, bazı durumlarda azaltıcı etki göstersede genel itibariyle pozitif yönde aşırı ölüm etkileri göstermiştir. Ekonomik Destek Endeksi'nin etkisi genel olarak sınırlı olmakla birlikte, bazı ülkelerde etkisi daha belirgin gözlenmiştir. Bulgular, politika bileşenlerinin ülke bağlamında ve nedenlere göre farklı etkiler oluşturduğunu göstermektedir. Sonuç: COVID-19 pandemisine karşı uygulanan politika önlemleri, yalnızca enfeksiyon yayılımını değil, aynı zamanda dolaylı ölümleri de etkilemiştir. Çalışma, pandemi yönetiminde sağlık sisteminin kapasitesinin ve politika tasarımının ölüm oranları üzerindeki kritik rolünü vurgulamaktadır. Politika endekslerinin nedenlere göre ayrıştırılarak analiz edilmesi, gelecekteki kriz durumlarında daha hedefe yönelik stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Bu yönüyle çalışma, hem yöntemsel hem de ampirik açıdan literatüre özgün bir katkı sunmaktadır. Anahtar kelimeler: COVID-19, aşırı ölüm, dolaylı ölüm sayıları, politika endeksleri,
Covid 19 pandemisi sürecinde ölüm oranlarının karşılaştırmalı analizi
Giriş ve Amaç: COVID-19 pandemisi, yalnızca salgın etkeni kaynaklı ölümleri değil, sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlanması ve sosyal, ekonomik etkiler nedeniyle dolaylı ölümleri de artırmıştır. Bu çalışma, Türkiye, Almanya, İspanya, Güney Kore, Japonya ve Finlandiya'da 2015–2021 yılları arasında ölüm nedenlerine göre aylık bazda gerçekleşen ölümleri analiz ederek, özellikle 2020–2021 döneminde COVID-19 dışı nedenlere bağlı aşırı ölüm sayılarını ve bu gerçekleşen ölümlerde pandemi politikalarının rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada, altı ülkeye ait 2015–2021 yıllarına ilişkin yedi temel ölüm nedeni kategorisinde (ICD-10 sınıflandırmasına göre) aylık ölüm sayıları, yıllık nüfus verileri ve Oxford COVID-19 Government Response Tracker (OxCGRT) veritabanından elde edilen iki politika endeksi (Sıkılık Endeksi, Ekonomik Destek Endeksi) ve bu tezde hesaplanan yeni bir endeks (Sağlık Endeksi) kullanılmıştır. Öncelikle 2015–2019 dönemine ait verilerle her bir ülke ve ölüm nedeni için lineer regresyon modeli kurularak 2020–2021 yılları için beklenen ölüm sayıları tahmin edilmiştir. Ardından, gözlenen değerlerle beklenen değerler arasındaki fark kullanılarak aşırı ölüm sayıları hesaplanmış; bağımlı değişken olarak COVID-19 dışı aşırı ölümler, bağımsız değişken olarak üç politika endeksinin yer aldığı sabit etkiler panel veri regresyon modeli ile analiz edilmiştir. Ayrıca nüfusa normalize edilmiş aşırı ölümler üzerinden ülke kıyaslaması yapılmıştır. Bulgular: Ölüm nedenlerine göre aşırı ölümler(toplam, COVID-19 dahil, dışı ve kümülatif) ülkeler arası farklılıklar göstermektedir. Model sonuçlarına göre, ülkeler ve ölüm nedenleri düzeyinde politika endekslerinin etkileri farklılık göstermektedir. Sağlık Endeksi, bazı ülkelerde solunum ve dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı aşırı ölümleri anlamlı biçimde azaltırken; bazı ülkelerde artırmıştır. Sıkılık Endeksi, bazı durumlarda azaltıcı etki göstersede genel itibariyle pozitif yönde aşırı ölüm etkileri göstermiştir. Ekonomik Destek Endeksi'nin etkisi genel olarak sınırlı olmakla birlikte, bazı ülkelerde etkisi daha belirgin gözlenmiştir. Bulgular, politika bileşenlerinin ülke bağlamında ve nedenlere göre farklı etkiler oluşturduğunu göstermektedir. Sonuç: COVID-19 pandemisine karşı uygulanan politika önlemleri, yalnızca enfeksiyon yayılımını değil, aynı zamanda dolaylı ölümleri de etkilemiştir. Çalışma, pandemi yönetiminde sağlık sisteminin kapasitesinin ve politika tasarımının ölüm oranları üzerindeki kritik rolünü vurgulamaktadır. Politika endekslerinin nedenlere göre ayrıştırılarak analiz edilmesi, gelecekteki kriz durumlarında daha hedefe yönelik stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Bu yönüyle çalışma, hem yöntemsel hem de ampirik açıdan literatüre özgün bir katkı sunmaktadır. Anahtar kelimeler: COVID-19, aşırı ölüm, dolaylı ölüm sayıları, politika endeksleri,
Covid 19 pandemisi sürecinde ölüm oranlarının karşılaştırmalı analizi
Giriş ve Amaç: COVID-19 pandemisi, yalnızca salgın etkeni kaynaklı ölümleri değil, sağlık hizmetlerine erişimin kısıtlanması ve sosyal, ekonomik etkiler nedeniyle dolaylı ölümleri de artırmıştır. Bu çalışma, Türkiye, Almanya, İspanya, Güney Kore, Japonya ve Finlandiya'da 2015–2021 yılları arasında ölüm nedenlerine göre aylık bazda gerçekleşen ölümleri analiz ederek, özellikle 2020–2021 döneminde COVID-19 dışı nedenlere bağlı aşırı ölüm sayılarını ve bu gerçekleşen ölümlerde pandemi politikalarının rolünü incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada, altı ülkeye ait 2015–2021 yıllarına ilişkin yedi temel ölüm nedeni kategorisinde (ICD-10 sınıflandırmasına göre) aylık ölüm sayıları, yıllık nüfus verileri ve Oxford COVID-19 Government Response Tracker (OxCGRT) veritabanından elde edilen iki politika endeksi (Sıkılık Endeksi, Ekonomik Destek Endeksi) ve bu tezde hesaplanan yeni bir endeks (Sağlık Endeksi) kullanılmıştır. Öncelikle 2015–2019 dönemine ait verilerle her bir ülke ve ölüm nedeni için lineer regresyon modeli kurularak 2020–2021 yılları için beklenen ölüm sayıları tahmin edilmiştir. Ardından, gözlenen değerlerle beklenen değerler arasındaki fark kullanılarak aşırı ölüm sayıları hesaplanmış; bağımlı değişken olarak COVID-19 dışı aşırı ölümler, bağımsız değişken olarak üç politika endeksinin yer aldığı sabit etkiler panel veri regresyon modeli ile analiz edilmiştir. Ayrıca nüfusa normalize edilmiş aşırı ölümler üzerinden ülke kıyaslaması yapılmıştır. Bulgular: Ölüm nedenlerine göre aşırı ölümler(toplam, COVID-19 dahil, dışı ve kümülatif) ülkeler arası farklılıklar göstermektedir. Model sonuçlarına göre, ülkeler ve ölüm nedenleri düzeyinde politika endekslerinin etkileri farklılık göstermektedir. Sağlık Endeksi, bazı ülkelerde solunum ve dolaşım sistemi hastalıklarına bağlı aşırı ölümleri anlamlı biçimde azaltırken; bazı ülkelerde artırmıştır. Sıkılık Endeksi, bazı durumlarda azaltıcı etki göstersede genel itibariyle pozitif yönde aşırı ölüm etkileri göstermiştir. Ekonomik Destek Endeksi'nin etkisi genel olarak sınırlı olmakla birlikte, bazı ülkelerde etkisi daha belirgin gözlenmiştir. Bulgular, politika bileşenlerinin ülke bağlamında ve nedenlere göre farklı etkiler oluşturduğunu göstermektedir. Sonuç: COVID-19 pandemisine karşı uygulanan politika önlemleri, yalnızca enfeksiyon yayılımını değil, aynı zamanda dolaylı ölümleri de etkilemiştir. Çalışma, pandemi yönetiminde sağlık sisteminin kapasitesinin ve politika tasarımının ölüm oranları üzerindeki kritik rolünü vurgulamaktadır. Politika endekslerinin nedenlere göre ayrıştırılarak analiz edilmesi, gelecekteki kriz durumlarında daha hedefe yönelik stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Bu yönüyle çalışma, hem yöntemsel hem de ampirik açıdan literatüre özgün bir katkı sunmaktadır. Anahtar kelimeler: COVID-19, aşırı ölüm, dolaylı ölüm sayıları, politika endeksleri,