
6.864
Arşivlenen Tez
6
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Turkish adult's grief and grief rituals aftermath in the of an earthquake
The aim of this study is to examine the grief and grief ritual experiences of individuals who lost one or more of their loved ones due to the earthquake that occurred in Turkey on 6 February 2023. The study adopted a phenomenological research design. The sample consisted of ten (seven women, three men) adults aged from 20 to 51 who experienced the earthquake in Kahramanmaraş province, the epicenter of the earthquake. Data were collected with a semi-structured interview form and analyzed by using interpretative phenomenological analysis. Participants were asked: "How do you define loss?", "What rituals did you perform for your loss?" In this study, the grief experiences and grief rituals of adult individuals who experienced loss were examined. The results revealed that, grief rituals have an important role in accepting and adjusmenting to the loss. Performed rituals facilitated individuals' acceptance of death and were found to be effective as a coping mechanism in the grief process. Individual rituals performed by individuals for their special relationships with the people they lost were found to have a supportive role in continuing the bonds of the bereaved individuals with the deceased. Rituals that are not performed after the loss may cause difficulty in accepting the deceased of a beloved one. The obtained research findings were discussed in light of the literature in the context of the Meaning Making Theory and the Continuing Bonds Theory.
The mediating role of positive dyadic coping in the association between psychological symptoms and marital satisfaction
The purpose of the current study is to investigate the mediating role of positive dyadic coping in the association between psychological symptoms and marital satisfaction in dual-career married couples living in Türkiye. The sample consisted of 120 dual-career couples (120 women, 120 men) who have been married for at least three months. Participants were recruited via snowball and purposeful sampling techniques. Depression Anxiety Stress Scale, Dyadic Coping Inventory, Marital Satisfaction Scale and a demographic form were used to collect data. The mediating role of positive dyadic coping in the association between psychological symptoms and marital satisfaction was examined via the Actor-Partner Interdependence Model. Independent samples t-test was conducted to determine whether participants' psychological symptoms, positive dyadic coping, and marital satisfaction differed by gender. Pearson product-moment correlation coefficients were calculated to analyze the relationships between the predictor (psychological symptoms), mediator (positive dyadic coping) and criterion variable (marital satisfaction). Results of Actor-Partner Interdependence Model analyzes revealed that association between psychological symptoms and marital satisfaction were mediated by positive dyadic coping for both wives and husbands. As a result, the findings were discussed in connection with the relevant literature, and suggestions for future research were presented.
A comparative case study on English language teacher motivation across the career span
Motivation is the energy that drives people to do something willingly. It is the most essential factor for learners to determine and achieve their goals. Not only is it crucial for students, but also for teachers. In English Language Teaching (ELT), teacher motivation is essential in generating pleasant learning environments for students, since improvement in teacher motivation has benefits for students as well as teachers. Although it is known that teacher motivation is important for effective teaching and professional development, there is a need to conduct more research on this topic. Therefore, the current study explores the factors affecting EFL teachers' motivation across career spans (early, mid, and late-career). This research seeks to define the factors (intrinsic and extrinsic factors) that motivate and demotivate EFL teachers at different career stages in Türkiye. The study examines the 6 EFL teachers' motivation levels regarding intrinsic and extrinsic factors through semi-structured interviews and thematic analysis. Findings indicate that early-mid and late-career teachers put greater emphasis on the institutional recognition, appreciation, and learner engagement, while severe workload, excessive demands from institutions and parents are key demotivators for experienced teachers. Findings also reveal that these kinds of factors' effects change from teacher to teacher and experience levels. Moreover, the current study seeks to shed light on new motivational strategies for EFL teachers and various seminars.
Şans başarısı düzeltme ve kayıp veri yöntemlerine göre test ve madde istatistiklerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, şans başarısı düzeltme formüllerine ve kayıp veri ile baş etme yöntemlerine göre test ve madde istatistiklerinin incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda 20 maddeden oluşan 500, 1000 ve 1500 kişilik veri setleri üretilmiştir. Bu veri setlerinin test ve madde istatistikleri hesaplanmıştır. Üretilen veri setlerine şans başarısı düzeltme formülleri uygulanmış akabinde test ve madde istatistikleri hesaplanmıştır. İlk başta üretilen tam veri setlerinden tamamen rastsal olarak kayıp (TROK) mekanizmasına uygun şekilde %5, %10 ve %20 kayıp oranına sahip yeni veri setleri üretilmiştir. Bu kayıp veri setlerinin test ve madde istatistikleri hesaplanmıştır. Ardından bu kayıp veri setlerine kayıp veri ile baş etme yöntemlerinden dizin silme (DS), regresyon atama (RA) ve beklenti maksimizasyonu (BM) yöntemleri kullanılarak tamamlanmış veri setlerinin test ve madde istatistikleri hesaplanmıştır. Tam, şans başarısı düzeltme formülleri uygulanan, kayıp veriye sahip olan ve kayıp veri ile baş etme yöntemleri uygulanan veri setlerinden elde edilen test ve madde istatistikleri incelenmiştir. Araştırma sonucunda şans başarısının test güvenirliğini, test varyansını ve madde ayırt edicilik indeksini azalttığı; madde güçlük indeksini, testin ortalama güçlüğünü ve test ortalamasını artırdığı anlaşılmıştır. Şans başarısına karşı alınacak en önemli tedbirin uygulanacak testin şans başarısından en az etkilenecek özellikte seçilmesi ve maddelerde şansla doğru cevabın bulunması olasılığının küçültülmesidir. Kayıp veri ile baş etme yöntemleri uygulanması sonucunda tam veri setleriyle en tutarlı sonuçların beklenti maksimizasyonu (BM) yöntemi ile elde edildiği anlaşılmıştır. Özellikle kayıp veri oranın arttığı veri setlerinde beklenti maksimizasyonu yönteminin kullanılması önerilebilir.
6. sınıf öğrencilerinin İngilizce dersinde dinlediğini-okuduğunu anlama ve yazma becerilerine ulaşma düzeyi
Bu araştırma 6. sınıf öğrencilerinin İngilizce dersinde dinlediğini-okuduğunu anlama ve yazma becerileri bakımından öğretim programındaki hedef davranışlara ulaşma düzeyini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Betimsel araştırma yönteminin kullanıldığı bu araştırma Ankara iline bağlı resmî ortaokullarda 6. sınıf düzeyinde öğrenim gören 621 öğrenci ile yürütülmüştür. Araştırmanın yürütüldüğü okullar Millî Eğitim Bakanlığı Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği'nde tanımlanan hizmet alanlarına göre sosyo-ekonomik olarak üst, orta ve alt grup olarak sınıflandırılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak düzey belirleme testleri ve görüşme formu kullanılmıştır. Düzey belirleme testlerinden elde edilen veriler SPSS istatistik programı ile analiz edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre üst, orta ve alt gruptaki öğrencilerin kapsama alınan hiçbir beceriye 0.75 düzeyinde ulaşamadığı ve üst gruptaki öğrencilere ait test puanlarının üç beceride de orta ve alt gruptaki öğrencilerin test puanlarından anlamlı düzeyde yüksek olduğu görülmüştür. Orta ve alt gruptaki öğrencilerin test puanları arasında ise anlamlı düzeyde fark bulunamamıştır. Öğrencilerin diğer becerilere göre dinlediğini anlama becerisinde daha başarılı olduğu, yazma becerisinde ise daha düşük düzeyde başarılı olduğu görülmüştür. Öğrenme düzeylerine göre yapılan karşılaştırma sonucunda ise farklı sosyo-ekonomik gruplarda yer alan üst düzeyde öğrenen öğrencilerin dinlediğini ve okuduğunu anlama becerilerine yönelik test puanlarının anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Farklı sosyo-ekonomik gruplarda yer alan alt düzeyde öğrenen öğrencilerin ise yazma becerisine yönelik test puanlarının anlamlı düzeyde farklılık gösterdiği belirlenmiştir. 18 öğrenci ile yürütülen görüşme uygulamasından elde edilen sonuçların analizinde MAXQDA veri analiz programından yararlanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre öğrencilerin İngilizce öğretiminin niteliğine ilişkin genel olarak olumlu görüşlere sahip olduğu; öğretme-öğrenme sürecinin geliştirilmesine yönelik ise birtakım beklentilerinin olduğu görülmüştür.
Türkiye, Singapur, Kanada ve Estonya'daı PISA 2018 başarılarını etkileyen değişkenlerin karşılaştırılması
Bu araştırmanın amacı PISA 2018 uygulamalarına katılan Türkiye ile Singapur, Estonya ve Kanada'daki öğrencilerin matematik-okuma-fen başarı puanlarını manidar olarak yordayan okul ve öğrenci düzeyi değişkenlerinin belirlenmesi ve farklılıkların ortaya konulmasıdır. Bu doğrultuda öğrenci düzeyi değişkenleri olarak; ekonomik, sosyal ve kültürel indeks, evdeki kültürel varlıklar, evdeki eğitim kaynakları, aile serveti, bilişim teknolojileri kaynakları, sınıf iklimi, öğrenme hedefleri, öğrencilerin küresel olaylar hakkında farkındalığı, küresel fikirlilik ve okula aidiyet duygusu alınmıştır. Okul düzeyi değişkenleri olarak ise, öğrenci başına düşen kullanılabilir bilgisayar oranı, yüksek lisans derecesine sahip öğretmen indeks oranı, eğitim materyali eksikliği, eğitim elemanı eksikliği, öğrenmeyi engelleyen öğrenci ve öğretmen davranışları analiz edilmiştir. Araştırmada veri setinin yapısına uygun olarak çok düzeyli-çok değişkenli regresyon modeli kullanılmıştır. Analiz sonucunda Türk öğrencilerin başarılarındaki değişimin okullar arasındaki farklardan, Singapur, Estonya ve Kanada uygulamalarında ise başarının daha çok bireyler arasındaki farklılıklardan kaynaklandığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğrenci düzeyinde Türkiye ile Singapur, Estonya ve Kanada uygulamalarında matematik okuryazarlığını yordayan değişkenler; ekonomik, sosyal ve kültürel indeks, sınıf iklimi olarak bulunmuştur. Okuma becerileri başarı puanlarını yordayan değişkenler; ekonomik, sosyal ve kültürel indeks, aile serveti, sınıf iklimi, öğrencilerin küresel sorunlar hakkındaki farkındalığı en güçlü manidar yordayıcı olarak karşımıza çıkmaktadır. Fen okuryazarlığını yordayan değişkenler ise; ekonomik, sosyal ve kültürel indeks, aile serveti, sınıf iklimi, öğrencilerin küresel sorunlar hakkındaki farkındalığı ve öğrenme hedefleri tüm ülkelerde anlamlı bulunmuştur. Okul düzeyi değişkenlerinde ise Türkiye, Singapur, Estonya ve Kanada'da tüm uygulama alanlarında en güçlü manidar yordayıcı değişken öğrenmeyi engelleyen öğrenci davranışlarıdır.
Heteroseksüel çiftlerde cinsiyetçilik türleri ile yakın ilişki şiddeti arasındaki ilişkide baskınlık düzeyinin aracı rolü
Bu araştırmanın amacı, heteroseksüel çiftlerde çelişik duygulu cinsiyetçilik ile yakın ilişki şiddeti arasındaki ilişkide baskınlığın aracı rolünün incelenmesi ve Baskınlık Ölçeği'nin Türkçeye uyarlanmasıdır. Bu araştırmada yordamaya dayalı korelasyonel model kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, bir büyük şehirde yaşayan ve uygun örnekleme yöntemiyle seçilmiş 108 heteroseksüel çift oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Çelişik Duygulu Cinsiyetçilik Ölçeği, Çatışmaların Çözümüne Yaklaşım Ölçeği-2 ve Baskınlık Ölçeği kullanılmıştır. Analizler Mplus 8.1 paket programında gerçekleştirilmiştir. Baskınlık Ölçeği Türkçeye uyarlanırken yapı geçerliği kapsamında doğrulayıcı faktör analizi yapılmış, ölçümlerin güvenirliği ise Cronbach alfa güvenirlik analizleriyle test edilmiştir. Sonuçlar Baskınlık Ölçeği Türkçe formundan elde edilen ölçümlerin güvenirlik ve geçerlik değerlerinin yeterli olduğunu göstermiştir. Araştırmaya katılan çiftler için ayırt edilebilir ve ayırt edilemez model testleri yapılmış; çalışmaya katılan çiftlerin ayırt edilebilir olduğu görülmüştür. Çiftlerden elde edilen veriler aktör-partner karşılıklı bağımlı aracılık yaklaşımıyla değerlendirilmiştir. Bu araştırmanın bulguları; yakın ilişki şiddeti konusunda bir cinsiyet simetrisi olduğunu ve şiddetin partnerler arasında karşılıklı şekilde ortaya çıktığını göstermiştir. Erkeğin korumacı cinsiyetçilik düzeyinin artmasının kadın ve erkek için uygulanan ve maruz kalınan yakın ilişki şiddetini azalttığı bulunmuştur. Çelişik duygulu cinsiyetçilik, yakın ilişki şiddetini doğrudan arttırmamaktadır; fakat partnerlerin baskınlığı arttığında çelişik duygulu cinsiyetçilik kadının ve erkeğin uyguladığı ve maruz kaldığı yakın ilişki şiddetini arttırmaktadır. Partnerlerden birinin baskınlığı arttığında, kadının korumacı cinsiyetçilik düzeyi, erkeğin ise düşmanca cinsiyetçilik düzeyinin artması partnerlerin uyguladığı ve maruz kaldığı şiddeti arttırmaktadır. Bu araştırmadan elde edilen sonuçlar yakın ilişki şiddeti literatürü kapsamında tartışılmış; araştırma ve uygulama alanına yönelik öneriler sunulmuştur. Bu araştırmanın yakın ilişki şiddeti literatürüne katkı sağlaması umulmaktadır.
Ailelerin eğitim süreçlerine katılımları üzerine bir inceleme
Bu çalışma ailelerin okulda ve evde eğitim süreçlerine katılım alanları ve sıklıkları belirlemek ve bu kısımlardan ele edilen puanların demografik değişkenlerle arasındaki ilişkileri anlamlandırmak amacıyla yürütülmüştür. Çalışmanın evrenini Van ilinde ortaokul düzeyindeki öğrencilerin aileleri oluşturmaktadır. Araştırmanın çalışma grubu küme örneklem yoluyla belirlenmiş ve çalışma grubunu Van İli Tuşba, İpekyolu ve Gürpınar ilçelerindeki ortaokullarda öğrenim gören öğrencilerin aileleri oluşturmuştur. Çalışmada nicel araştırma yöntemi ve ilişkisel tarama deseni kullanılmıştır. Çalışmanın verileri araştırmacı ve danışmanı tarafından geliştirilen anket formu yoluyla elde edilmiştir. Elde edilen veriler SPSS aracılığı ile analiz edilmiştir. Bulgularımızda aileler okulda en çok veli toplantısı etkinliğine katılırlarken, en sık sınıf ziyaretleri etkinliği gerçekleştirdikleri tespit edilmiştir. Ev ortamında matematiksel eğitim süreçlerinden matematik dersi hakkında sohbet etme alanına en çok katılırlarken, en sık matematik dersi için kaynak kitap alma etkinliğini gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. Ailelerin demografik değişkenlere göre; a) okul katılım alan puanları ile matematik başarısı, evde yaşayan kişi sayısı, matematik dersi devamsızlık, odasının paylaşıldığı aile üyesi arasında, b) evdeki katılım alan puanları ile veli yaş ve odanın paylaşıldığı aile üyesi arasında, c) okuldaki katılım sıklık puanları ile matematik dersi başarısı arasında, d) evdeki katılım sıklık puanları ile veli yaş, okula devam durumu ve matematik dersi devamsızlık değişkenleri arasında anlamlılık tespit edilmiştir. Okul katılım, okul sıklık, ev katılım, ev sıklık puanlarının birbirleriyle olan ilişkisi incelendiğinde anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Bu çalışma ile Türkiye'deki ortaokul düzeyinde aile katılımına yönelik gelecekte yapılacak çalışmalara ve alandaki paydaşlara katkı sunması beklenmektedir. Anahtar sözcükler: aile katılımı, aile katılım alanları, aile katılım sıklığı, akademik başarı, ortaokul matematik eğitimi
Türkiye'de eğitimde fırsat eşitliğini sağlamaya yönelik politika ve uygulamaların değerlendirilmesi
Bu çalışma ile Türkiye'de ekonomik açıdan dezavantajlı öğrenciler için eğitimde fırsat eşitliğini sağlamaya yönelik uygulanan politika, program ve projelerin neler olduğu ve ekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilere nasıl yansıdığının ortaya çıkarılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, nitel araştırma deseni olarak değerlendirici durum çalışması kullanılmıştır. Veriler doküman incelemesi ve görüşmeler yoluyla elde edilmiştir. araştırmanın veri kaynakları araştırma probleminin yanıtlanmasına yönelik belirlenen dokümanların yanında sendika, düşünce kuruluşlarında ve bu alanda çalışmalar yürüten akademisyenlerden oluşmaktadır. Verilerin analizde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Üst politika belgelerinin önemli bir kısmında ekonomik açıdan dezavantajlı öğrencilere fırsat eşitliğinin sağlanması için eğitime erişimin artırılması, eğitim ve öğretmen niteliğinin iyileştirilmesi, bilişim teknolojilerinin yaygınlaştırılması, eğitim içerisinde özel sektör payının artırılması hedeflenmiştir. Bu araştırmada ilgili hedeflerden eğitime erişimin artırılması, bilişim teknolojilerinin yaygınlaştırılması, eğitim içerisinde özel sektör payının artırılması hedeflerinin gerçekleştiği buna karşın eğitim ve öğretmen niteliğinin iyileştirilemediği sonucuna ulaşılmıştır. Genel olarak hayata geçirilen politika, proje ve uygulamalar değerlendirildiğinde bir kısımı bütünsel bir yaklaşımla ele alınmadan uygulanarak süreklilik göstermemiştir. Hayata geçirilen bazı proje ve programlar ise iyi bir şekilde planlanmadığından ayrılan kaynakların verimsiz kullanımına yol açtığı görülmüştür. Bununla birlikte kimi uygulamaların etki analizleri yapılmadığı için uygulamaya dönük geliştirilebilecek taraflarının görülmediği ortaya çıkmıştır. Bazi projelerin etki analizlerinin yapılmasına rağmen kamuoyu ile paylaşılmadığı ortaya çıkmıştır. Uygulamaların kamuoyuyla paylaşılmaması politikaların katılım, şeffaflık, hesap verilebilirlik çerçevesinde yapılmadığı ve etkili bir şekilde izlenmediği sonucuna ulaşılmıştır.
COVID-19 pandemisinde evli ebeveynlerin aile uyumu
Bu araştırmanın temel amacı COVID-19 pandemisinde evli ebeveynlerin psikolojik sağlamlıkları ile aile uyumu arasındaki ilişkide anne-baba stresinin, ilişkisel yılmazlığın ve toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik tutumun sıralı aracılık rolünün incelenmesidir. Veri toplamak amacıyla Aile Uyumu Ölçeği Kısa Formu, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, İlişkisel Yılmazlık Ölçeği, Anne-Baba Stres Ölçeği, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Ölçeği ile araştırmacı tarafından geliştirilen kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Bu araştırmanın evreni, Türkiye'nin herhangi bir ilinde yaşayan evli ebeveynler iken örneklemi %72.2'si (n = 355) kadın, %27.8'i (n = 137) erkek olmak üzere 492 katılımcıdır. Katılımcıların aile uyumunu etkileyen olası faktörleri belirlemek amacıyla ilgili değişkenlerle regresyon modelleri elde edilmiştir. Hesaplanan regresyon katsayılarının ve dolaylı etkilerin anlamlılığı Bootstrap tekniği ile (5000 örneklem) %95 güven aralığında incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre ilk modelde bireylerin psikolojik sağlamlığı anne-baba stresi üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. İkinci modelde psikolojik sağlamlığının ve anne-baba stresinin ilişkisel yılmazlık üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlıdır. Üçüncü modelde psikolojik sağlamlığın, anne-baba stresinin ve ilişkisel yılmazlığın toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik tutumlar üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur. Son modelde ise katılımcıların psikolojik sağlamlıklarının, anne-baba stresinin, ilişkisel yılmazlıklarının ve toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik tutumların aile uyumu üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu saptanmıştır. Aracılık (dolaylı etki) analizine yönelik Bootstrap tekniği ile hesaplanan regresyon katsayıları ve güven aralığı (%95) değerleri doğrultusunda ise psikolojik sağlamlığın aile uyumu üzerindeki etkisinde anne-baba stresinin, ilişkisel yılmazlığın ve toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik tutumların birbirinden ayrı olarak ve üçünün birlikte anlamlı sıralı dolaylı etkilerinin olduğu belirlenmiştir. Elde edilen bulgular ilgili alanyazın ışığında tartışılarak yorumlanmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: aile uyumu, evli ebeveynler, psikolojik sağlamlık, ilişkisel yılmazlık, ebeveynlik stresi, toplumsal cinsiyet eşitliği, COVID-19
TIMSS 2019 4. sınıf düzeyinde yer alan maddelerin değişen madde fonksiyonu açısından incelenmesi
Bu araştırmanın amacı TIMSS 2019 testindeki 4. sınıf düzeyinde yer alan matematik ve fen bilimleri alt testlerindeki çoktan seçmeli maddelerin cinsiyete ve evde bilgisayara/tablete sahip olma durumuna göre Değişen Madde Fonksiyonu (DMF) gösterip göstermediğini tespit etmektir. Araştırmanın çalışma grubunu 2019 TIMSS araştırması Türkiye örnekleminde yer alan 5. sınıf öğrencilerinden sekizinci ve dokuzuncu kitapçıkları alanlar oluşturmuştur. TIMSS 2019 testindeki maddelerin DMF düzeyleri Mantel-Haenszel (MH), Lojistik Regresyon (LR) ve SIBTEST yöntemleriyle belirlenmiştir. Buna göre; cinsiyet değişkeni için sekizinci kitapçıkta biri matematik biri fen bilimleri olmak üzere iki maddede, dokuzuncu kitapçıkta ise dört fen bilimleri maddesinde DMF görülmüştür. Evde bilgisayara/tablete sahip olma durumu için sekizinci kitapçıkta iki matematik ve altı fen bilimleri olmak üzere toplam sekiz maddede, dokuzuncu kitapçıkta ise beş matematik ve beş fen bilimleri olmak üzere toplam on maddede DMF görülmüştür. Ayrıca alt testlere ve değişkenlere göre DMF'li madde sayısının ve yöntemlerin uyumunun farklılaştığı belirlenmiştir. En çok sayıda DMF gösteren maddeyi tespit eden yöntem LR olurken en az sayıda DMF gösteren maddeyi tespit eden yöntem MH olmuştur. Aynı maddeler üzerinde DMF belirleyebilme açısından yöntemlerin uyumuna bakıldığında en uyumlu yöntemlerin MH ve SIBTEST yöntemleri olduğu, en az uyum gösteren yöntemlerin ise MH ve LR yöntemleri olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırma TIMSS 2019 testindeki DMF'li maddelerin, bazı gruplara avantaj veya dezavantaj sağladığına ilişkin bir kanıt sunmaktadır. Bu durum, test sonuçlarına dayalı olarak alınan kararların geçerliğini ve güvenirliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca TIMSS uygulamasından elde edilen sonuçların karşılaştırmalı çalışmalarda kullanımına dikkat edilmeli ve DMF'li maddelerin araştırma sonuçlarının yorumlanmasında yanlılık durumu oluşturabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar sözcükler: TIMSS 2019, eTIMSS, değişen madde fonksiyonu, evde bilgisayara/tablete sahip olma, Mantel-Haenszel, Lojistik Regresyon, SIBTEST.
Öğretmen ve yöneticilerin cam tavan algıları ile örgüt kültürü arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı Milli Eğitim Bakanlığı'na (MEB) bağlı okul öncesi, ilk ve orta dereceli kamu okullarında görev yapan kadın öğretmen ve eğitim yöneticilerinin cam tavan algılarını bazı değişkenlere göre incelemek ve bu okullarda hakim örgüt kültürü ile arasındaki ilişkiyi saptamaktır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinin benimsendiği bu çalışma 2021-2022 eğitim öğretim yılı Ankara ili sekiz merkez ilçesinde farklı kademelerdeki kamu okullarında görev yapan 373 kadın öğretmen ve 78 kadın eğitim yöneticisi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada "Cam Tavan Sendromu Ölçeği" ve "Okul Kültürü Ölçeği" kullanılmıştır. Ölçeklerin geçerli ve güvenilir oldukları belirlendikten sonra verilerin analizinde SPSS 28.0 kullanılmıştır. Veri analizinde betimsel istatistikler, t-testi, ANOVA ve çoklu regresyon analizleri kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre katılımcıların cam tavan algılarının yüksek düzeyde olduğu, cam tavan algılarının yaş değişkenine göre anlamlı bir fark gösterdiği ancak medeni durum, unvan, kıdem ve eğitim durumu değişkenlerine göre anlamlı bir farklılık göstermediği saptanmıştır. Eğitim kurumlarında en yüksek düzeyde algılanan örgüt kültürü boyutunun görev kültürü olduğu görülmüştür. Başarı ve destek kültürünün de yüksek düzeyde hissedildiği belirlenmiştir. Bürokratik kültürün ise en az hissedilen örgüt kültürü boyutu olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Katılımcıların cam tavan algıları ile başat kültür olan görev kültürü ve başarı kültürü arasında bir ilişki bulunmamıştır. Yüksek düzeyde hissedilen destek kültürü ile katılımcıların cam tavan algıları arasında pozitif yönlü, anlamlı, düşük düzeyde bir ilişki olduğu görülürken, orta düzeyde hissedilen bürokratik kültür ile arasında negatif yönlü, anlamlı, düşük düzeyde bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. MEB kamu okulları örgüt kültürünün kadın öğretmen ve eğitim yöneticilerinin cam tavan algısının anlamlı bir yordayıcısı olduğu belirlenmiştir.
Öğretmenlerde kültürel zeka, yaşam doyumu ve iş performansı
Öğretmenler gelecek nesillerin yetişmesinde önemli rol oynamaktadır. Türkiye'de birçok öğretmenin meslek hayatının belli dönemlerinde, doğduğu ve yaşadığı kültürden farklı kültürel ortamlarda görev yaptığı görülmektedir. Öğretmenlerin karşılaştıkları farklı kültürel ortamlara uyum sağlama, kültüre özgü olan inanç ve hassasiyetleri fark edebilme, farklı kültürdeki bireylerin düşünce ve hislerini anlayarak onlarla etkili iletişim kurabilme gibi yeterliliklerde gösterdikleri farklılıkların özetle farklı kültürel zeka düzeylerine sahip olmalarının, onların yaşam doyumları ve iş performansları ile ilişkili olabileceği düşünülmüştür. Araştırmanın amacı öğretmenlerin kültürel zeka düzeyleri ile yaşam doyumları ve iş performansları arasındaki ilişkiyi ve kültürel zeka, yaşam doyumu ve iş performansının demografik değişkenlere göre farklılaşma durumunu incelemektir. Çalışma ilişkisel ve nicel bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Araştırmaya 2021-2022 eğitim öğretim yılında Doğu Anadolu bölgesinin bir ilinde görev yapmakta olan 300 (197 kadın, 103 erkek) öğretmen katılmıştır. Araştırma verileri çevrimiçi veri toplama araçları (Google Forms) kullanılarak Kişisel Bilgi Formu, Kültürel Zeka Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve İş Performansı Ölçeği ile toplanmıştır. Kültürel zeka ve iş performansı arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla regresyon analizinden faydalanılmış ve yaşam doyumunun kültürel zeka ve iş performansı arasındaki ilişkiyi etkileyip etkilemediğini incelemek amacıyla yaşam doyumu modele aracı değişken olarak eklenmiştir. Öğretmenlerde kültürel zeka, yaşam doyumu ve iş performansının cinsiyete göre incelenmesinde bağımsız örneklemler t testi, yaş gruplarına göre incelenmesinde tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Araştırmada kültürel zekanın iş performansı üzerindeki etkisinde yaşam doyumunun aracı rolü olmadığı saptanmıştır. Kültürel zeka, yaşam doyumu ve iş performansında cinsiyete göre anlamlı fark bulunmamıştır. Kültürel zeka ve yaşam doyumunda yaşa göre anlamlı fark bulunmazken iş performansında anlamlı fark saptanmıştır.
HLM ve YSA Yöntemlerinin PISA 2018 okuduğunu anlama becerilerini yordama düzeylerinin incelenmesi
Bu araştırmada Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2018 uygulamasında öğrencilerin okuduğunu anlama becerisini tahmin etmede hiyerarşik lineer modelleme ve yapay sinir ağları tahmin yöntemlerinin karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda; öğrencilerin PISA okuduğunu anlama beceri puanlarının birey ve okul düzeyinde nasıl tahmin edildiği, tahmin etmede kullanılan yapay sinir ağı ve hiyerarşik lineer modellemenin açıklanan varyans ve hata değerlerinin belirlenmesi planlanmaktadır. Çalışmanın türü, bağımlı ve bağımsız değişkenler arasında ilişkilerin bulunduğu modellerin kurulmasından dolayı bir yönüyle ilişkisel araştırmadır. Diğer bir yönüyle ise çalışmada örnekleme alınan her ülke için iki yöntemle analizler gerçekleştirilip elde edilen sonuçların açıklanan varyans ve hata değerleri açısından karşılaştırıldığı bir çalışmadır. Bu araştırmada eğitim alanında yeni yeni kullanılmaya başlanan veri madenciliği yöntemlerinden yapay sinir ağları (YSA) ve hiyerarşik lineer modelin (HLM) nasıl performans gösterdiğine ilişkin bulgular elde edilmiştir. HLM'in çok düzeyleri verilerin analizinde YSA'ya göre kullanılan veri setinde daha düşük hata ve daha yüksek R^2 ile tahminleme sürecini yürüttüğü belirlenmiştir. Ayrıca HLM değişkenlerin yordama düzeyi ve modelde yer alan değişkenler tarafından açıklanmayan varyans hakkında YSA'ya göre daha fazla bilgi sunmaktadır. Bu sebeple çalışmada okuduğunu anlama becerisini etkileyen değişkenleri incelemek için HLM analizi kullanılmıştır. Sonuç olarak modele eklenen birey düzeyi ve okul düzeyi değişkenlerinin okuduğunu anlama becerisi üzerinde istatiksel olarak anlamlı etkisi olduğu görülmüştür. Okuduğunu anlama becerisi üzerinde okuldaki eğitimsel materyal eksikliği negatif yönlü etkiye sebep olurken ekonomik-sosyal-kültürel durum, üstbiliş stratejileri, sınıftaki disiplin iklimi, öğretmen desteği, öğretmen yönlendirmeli öğretim, personel eksikliği değişkenleri pozitif yönlü etkisi olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar genel olarak literatürde yer alan benzer çalışmalarla uyum göstermektedir.
Ortaöğretimde eğitim hakkı ihlallerine ilişkin öğrenci ve öğretmen görüşleri: Bir durum çalışması
Bu çalışmanın amacı, ortaöğretimde eğitim hakkı ihlallerinin nedenlerine ve etkilerine ilişkin öğrenci ve öğretmen görüşlerini belirlemektir. Nitel araştırma yöntemlerinden betimsel durum çalışması ile yürütülen bu araştırmada ölçüt örneklem kullanılarak Ankara ili devlet liselerindeki öğrenci ve öğretmenler katılımcı olarak belirlenmiştir. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış "Öğrenci Görüşme Formu" ve "Öğretmen Görüşme Formu" kullanılmıştır. Bu formların 25 lise öğrencisi ve 25 lise öğretmeni olmak üzere toplam 50 katılımcıya uygulanmasıyla elde edilen veriler MAXQDA 2020 programı ile analiz edilmiştir. Araştırma bulguları ortaöğretimde eğitim hakkı kapsamında bazı hak ihlallerinin yaşandığını göstermektedir. Bu hak ihlallerinin nedenleri öğrencilerin sosyoekonomik düzeyinin düşük olması ve okula ulaşımda çeşitli sorunlar yaşaması, okulda fiziki yetersizliklerin bulunması, resmî ve özel okulların eşitsizliği, nitelikli öğretmen, araç ve ortam eksikliği, ayrımcılığa uğrama, zorbalığa maruz kalma ve dikkate alınmama şeklindedir. Eğitim hakkı ihlalleri hem öğrenci hem de öğretmenlerde üzüntüye ve motivasyon kaybına neden olmaktadır. Eğitim hakkı ihlallerinin önlenmesi için yapılması gerekenlere örnek olarak sosyoekonomik düzeyi düşük öğrencilere yardım edilmesi, okula ulaşım engellerinin kaldırılması, okullarda niteliğe ilişkin eksikliklerin giderilmesi, ayrımcılığın ve zorbalığın önlenmesi ve yöneticilerin liyakatle seçilmesi verilebilir. Bu araştırma sonucuna göre eğitim hakkı ihlalleri eğitimdeki eşitsizlikleri derinleştirmektedir.
PISA 2003-2018 uygulamalarında fen okuryazarlığını etkileyen değişkenlerin okul ve öğrenci düzeyinde incelenmesi
Bu araştırmada 2003, 2006, 2009, 2012, 2015 ve 2018 yıllarında PISA uygulamalarına katılan Türk öğrencilerin öğrenci düzeyinde; cinsiyet, program türü, ev olanakları, ebeveynlerin en yüksek mesleki statüsü, yıl bazında ebeveynlerin en yüksek eğitim seviyesi; okul düzeyinde ise okulun bulunduğu bölge, okul büyüklüğü, öğrenci/öğretmen oranı değişkenlerinden hangilerinin fen okuryazarlığını yordadığını ve döngüler boyunca tutarlı yordayan değişkenlerinin neler olduğunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. PISA uygulamasına ait örneklem okul ve öğrenci düzeyindeki özelliklerinin iç içe geçmiş olması sebebiyle çok düzeyli bir yapı göstermektedir. Bu nedenle araştırmada okul ve öğrenci özelliklerinin fen okuryazarlığı başarısına etkisinin çok değişkenli çok düzeyli modeller kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, 2003, 2006, 2009, 2012, 2015 ve 2018 PISA uygulamalarında okullar arasında öğrencilerin fen okuryazarlığı puanlarında farkların olduğu gözlemlenmiştir. Türkiye örnekleminde fen okuryazarlığı başarı puanını etkileyen değişkenler PISA 2003 uygulamasında ebeveynlerin en yüksek mesleki statüsü ve öğrenci/öğretmen oranı; PISA 2006 uygulamasında ebeveynlerin en yüksek mesleki statüsü ve okulun bulunduğu bölge; PISA 2009 uygulamasında ev olanakları, okulun bulunduğu bölge ve öğrenci/öğretmen oranı; PISA 2012 uygulamasında okul türü ve öğrenci/öğretmen oranı; PISA 2015 uygulamasında ebeveynlerin en yüksek mesleki statüsü, okulun bulunduğu bölge ve okul büyüklüğü; PISA 2018 uygulamasında ebeveynlerin en yüksek mesleki statüsü ve okulun bulunduğu bölge olarak tespit edilmiştir.
Türkiye ve Hollanda ilkokul İngilizce öğretim programlarının karşılaştırmalı incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Hollanda İlkokul Yabancı Dil Öğretim Çekirdek Programı ile Türkiye İlkokul İngilizce Öğretim Programının temel öğelerinin (amaçlar/hedefler, içerik, öğretme-öğrenme süreci ve sınama durumları) karşılaştırmalı olarak yatay yaklaşım ile incelenerek benzerlik ve farklılıkların ortaya konulmasıdır. Araştırma için gerekli veriler, araştırmaya konu olan ülkelerin resmi eğitim sitelerinden, akademik ve bilimsel kaynaklardan doküman incelemesi yöntemiyle elde edilmiş ve betimsel analiz yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre; Türkiye'de İngilizce eğitimi zorunlu olarak ikinci sınıfta, yedi yaş seviyesinde başlamaktadır; Hollanda'da zorunlu İngilizce eğitimi ise yedinci grupta on yaş seviyesinde başlamaktadır. Türkiye'de uygulanmakta olan programın merkezi bir program olduğu ve tüm okullarda aynı programın uygulandığı; Hollanda programının ise bölge ya da okulun ihtiyacına göre uyarlanabilen bir çerçeve program niteliği taşıdığı görülmüştür. Hollanda İngilizce öğretim programı öğretmene dersin planlanma, öğrenci ilgi ve ihtiyaçlarını göz önünde bulundurma noktasında daha fazla özgürlük sağlamaktadır. Türkiye'de ilkokul programında okuma ve yazma becerilerine dair hedef bulunmazken Hollanda'da dördüncü gruptan itibaren dört temel beceriye ilişkin hedeflere yer verilmiştir. Her iki ülke programı da içerik sunuşu noktasında farklılık göstermektedir. Hollanda'da öğretmenlere öğrencilerinin ilgi ve ihtiyaçları doğrultusunda içerik seçimi yapma fırsatı verilmiştir. Türkiye'de ise içerik ayrıntılı olarak sunulmuştur ve öğretmenler programı takip etmek zorundadır. Hollanda programında açıkça belirtilen yöntem ve teknik bulunmamaktadır; Türkiye'de ise kullanılacak yöntem ve teknikler sıralanmış, fakat bunların nerede ve nasıl kullanılacağına yönelik seçim öğretmene bırakılmıştır. Her iki ülkede de süreç ve ürün değerlendirmesi görülmektedir. Çalışmanın son kısmında programların yaşanılan bölgenin kültür ve ihtiyaçlarına yönelik hazırlanması, zorunlu yabancı dil öğretim sürecinin daha erken yaş düzeyine indirgenmesi gibi Türkiye'ye fayda sağlayabilecek önerilere yer verilmiştir.
2018 Sosyal Bilgiler öğretim programındaki becerilerin 6. sınıf ders kitabına yansıması
Çalışmanın amacı 2018 Sosyal Bilgiler Öğretim Programı'nda yer alan becerilerin 6. sınıf ders kitabına yansımasını incelemektir. Çalışma 6. sınıf ders kitabı ve 2018 Sosyal Bilgiler Öğretim Programı ile sınırlıdır. Çalışmanın amacı doğrultusunda 6. sınıf sosyal bilgiler ders kitabı, öğretim programında yer verilen 9 beceri üzerinden değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın ders kitabı yazarlarına, yazdıkları kitaplara becerilerin nasıl yansıdığını görme olanağı vereceği düşünülmektedir. Araştırmada nitel araştırma modellerinden biri olan doküman analizi deseni kullanılmıştır. 2018 Sosyal Bilgiler Öğretim Programı'nda yer alan becerilerin ders kitabına yansımaları doküman analizi yöntemi ile incelenmiştir. Çalışma sonucunda ise şu bulgulara ulaşılmıştır: Eleştirel düşünme becerisi, Türkçeyi doğru, güzel ve etkili kullanma becerisi, araştırma becerisi ve politik okuryazarlık becerilerine kitapta yer verilme durumu bakımından yeterli görülmüştür. Girişimcilik ve yenilikçilik becerisine yer verilme durumu ise yetersiz görülmüştür. Zaman ve kronolojiyi algılama becerisi değerlendirme temasında, mekanı algılama becerisi etkinlik ve değerlendirme temasında, harita okuryazarlığı becerisi ise etkinlik, değerlendirme ve görsel temasında yetersiz görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Sosyal Bilgiler, Ders Kitabı, Öğretim Programı, Beceri.
Gelecek kaygısı ile engellenmiş aidiyet ve algılanan yük olma: Deneyimsel kaçınmanın aracı rolü
Gelecek belirsizlik içerir ve belirsizlik bireyler için kaygı vericidir. Hayatının planlama aşamasında olan üniversite öğrencileri ise belirsizlikler karşısında gelecek kaygısı yaşayabilmekle beraber kimi zaman da intihara yönelik düşünceler kaygıya eşlik edebilir. Kişiler Arası İntihar Kuramına göre engellenmiş aidiyet ve algılanan yük olma bireylerin intihar düşünceleri geliştirmelerindeki risk faktörlerindendir. Gelecek kaygısı ile intihar eğilimi arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamak için bu çalışmada üniversite öğrencilerinde gelecek korkusu ve gelecekten umutsuzluk ile algılanan yük olma ve engellenmiş aidiyet arasındaki ilişkide deneyimsel kaçınmanın aracı rolünü incelemek amaçlanmıştır. Bu çalışma üniversiteye devam etmekte olan 629 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında kişisel bilgi formu, Kişiler Arası İhtiyaçlar Anketi (KİA-15), Üniversite Öğrencilerinde Gelecek Kaygısı Ölçeği (ÜÖGKÖ), Kabul ve Eylem Formu-II (KEF-II) kullanılmıştır. Araştırmada nicel bir çalışma yaklaşımı olan ilişkisel desenden faydalanılmıştır. Betimsel istatistiklere ait incelemeler SPSS programı aracılık analizine dayalı istatistiksel incelemeler MPlus programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonuçları, gelecek korkusu ile algılanan yük olma arasındaki ilişkinin tamamen deneyimsel kaçınma ile açıklandığını, deneyimsel kaçınmanın gelecekten umutsuzluk ile algılanan yük olma ve engellenmiş aidiyet arasındaki ilişkilerde kısmi aracı olduğunu, ayrıca gelecek korkusu ile engellenmiş aidiyet arasındaki ilişkiye tam aracılık ettiğini göstermektedir. Bu bulgular, bireylerin geleceğe yönelik korkularının, sosyal ilişkiler ve aidiyet duygusu üzerindeki etkilerini ve dolayısıyla intihar riski taşıyan bireyler için potansiyel risk faktörlerini anlamada önemli katkılar sunmaktadır. Çalışmanın bulguları, literatür doğrultusunda tartışılmış; çalışmanın sınırlılıkları değerlendirilmiş ve gelecekteki araştırmalar için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Gelecek Kaygısı, Gelecek Korkusu, Gelecekten Umutsuzluk, Algılanan Yük Olma, Engellenmiş Aidiyet, Deneyimsek Kaçınma
İlişki değerlendirme ve evlilik istikrarsızlığı: psikolojik sağlamlık ve deneyimsel kaçınmanın aracı rolü
Evlilik istikrarsızlığı, eşlerin ilişkilerine dair duygu ve düşüncelerini, boşanmaya yönelik eylemlerini ve eşlerin ilişkiyi sonlandırma eğilimini ifade etmektedir. İstikrarsız evliliklerin artmasıyla birlikte aile kavramı zayıflar. Güçlü bir aile, toplumu ileriye taşıyacak güçlü, üretken bir nesli, dolayısıyla güçlü bir toplumu ifade eder. Bundan dolayı evlilik istikrarsızlığına etki eden değişkenleri anlamak önem arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı, bireylerin romantik ilişkilerine dair değerlendirmesi (ilişki doyumu) ile evlilik istikrarsızlığı arasındaki ilişkide, psikolojik sağlamlık ve deneyimsel kaçınmanın aracı rolünü inceleyerek değişkenler arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Araştırmanın çalışma grubunu, on sekiz yaşın üstündeki 724 evli birey oluşturmaktadır. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, İlişki Değerlendirme Ölçeği, Evlilik İstikrarsızlığı İndeksi ve Kabul ve Eylem Formu-II kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanan bu araştırmada, nicel araştırma desenlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Örneklemden elde edilen değişkenlerin betimsel analizlerinde SPSS programı, araştırmadaki yapısal aracı modelin test edilmesi için ise Mplus 7 programı kullanılmıştır. Yapılan analiz sonuçlarına göre, evlilik istikrarsızlığı ile ilişki doyumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Evlilik istikrarsızlığı ile ilişki doyumu arasındaki ilişkiye psikolojik sağlamlık aracılık ederken; deneyimsel kaçınmanın ise bu ilişkide herhangi bir aracılık etkisinin olmadığı görülmüştür. Araştırma bulguları evlilik istikrarsızlığı ve evlilik doyumu üzerinde psikolojik sağlamlık düzeylerinin etkili olduğunu göstermektedir. Bu bağlamda çiftlerle çalışırken bireylerin psikolojik sağlamlığı üzerinde durulması ve çiftlerin psikolojik sağlamlık düzeylerinin artırılması hedeflenmelidir. Ayrıca bu değişkenlerin kullanıldığı ve deneyimsel kaçınmanın evlilikteki rolünün araştırıldığı daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir.
Romantik ilişkilerde algılanan ilişki kalitesinin bilinçli farkındalık, kişilerarası duygu düzenleme ve psikolojik sağlamlık bağlamında incelenmesi
Romantik ilişkiler yakınlık, sevgi, bağlılık, tutku ve birlikte katılımın olduğu; bireylerin yaşamlarının hem sağlıklı biçimde sürmesini hem de duygusal, psikolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarının giderilmesini sağlayan birlikteliktir. Romantik ilişkilerin sürdürülebilir olmasında ve evlilik gibi ileri ilişki boyutlarına taşınmasında algılanan romantik ilişki kalitesi oldukça önemlidir. Bu çalışmanın amacı evlilik öncesi dönemde bireylerin algıladıkları romantik ilişki kalitesiyle bilinçli farkındalıkları arasında psikolojik sağlamlığın aracılık rolü ve bireylerin algıladıkları romantik ilişki kalitesi ile kişilerarası duygu düzenleme arasında psikolojik sağlamlığın aracılık rolünün incelenmesidir. Ayrıca araştırmanın diğer amaçlarına yönelik olarak katılımcıların algıladıkları romantik ilişki kalitesi; kişilerarası duygu düzenleme, bilinçli farkındalık ve psikolojik sağlamlık ile çeşitli demografik özellikler açısından incelenmiştir. Araştırma nicel yönteme göre hazırlanmış olup araştırma verilerinin analizi için LİSREL 8.7 ve SPSS 25.0 paket programlarından faydalanılmıştır. Araştırmanın amacı kapsamında iki model oluşturulmuş ve yapısal eşitlik modelinden yararlanılmıştır. Araştırmanın alt amaçlarının incelenmesinde ise Bağımsız Örneklem T-Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) ve Pearson Korelasyon Analizi, Çalışma Türkiye örnekleminden katılımcılarla yürütülmüş olup 675 (396 Kadın, %58,70; 279 Erkek, %41,30) katılımcıya ulaşılmıştır. Çalışmanın veri seti Kişisel Bilgi Formu (KB), Algılanan Romantik İlişki Kalitesi Ölçeği (ARİKÖ), Kişilerarası Duygu Düzenleme Ölçeği (KDDÖ), Romantik İlişkide Bilinçli Farkındalık Ölçeği (RİBFÖ) ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (KPSÖ) ile toplanmıştır. Ölçeklerin faktör yapılarının doğrulanması için doğrulayıcı faktör analizlerine bakılmıştır. Araştırma bulgularına göre bilinçli farkındalık, kişilerarası duygu düzenleme ve psikolojik sağlamlık değişkenleri, algılanan ilişki kalitesi üzerinde istatistiksel olarak anlamlı ve olumlu yönde bir etkiye sahiptir. Algılanan ilişki kalitesi ile bilinçli farkındalık arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın aracılık etkisinin anlamlı olduğu bulunmuştur. Algılanan ilişki kalitesi ile kişilerarası duygu düzenleme arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlığın aracılık etkisinin anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen tüm bulgular literatür ışığında tartışılmış ve sonuçlara yönelik öneriler sunulmuştur.
Lise öğretmenlerinin 21.yüzyıl öğreten ve öğrenen becerileri arasındaki ilişkinin analizi
Araştırmada ortaöğretim öğretmenlerinin 21. yüzyıl öğreten ve öğrenen becerileri arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Bu temel amaç doğrultusunda öncelikle ortaöğretim öğretmenlerinin 21. yüzyıl öğreten ve öğrenen becerilerini kullanım düzeyleri belirlenmiş; ardından bu becerileri kullanım düzeylerinin öğretmenlerin cinsiyetlerine, mesleki kıdem yıllarına ve çalıştıkları okul türüne göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırma ilişkisel araştırma desenine göre desenlenmiştir. Araştırmanın katılımcılarını 2023-2024 eğitim öğretim yılında Ordu ili Altınordu ilçesi sınırları içinde yer alan ve Millî Eğitim Bakanlığı'na bağlı liselerde görev yapan toplam 282 ortaöğretim öğretmeni oluşturmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre, ortaöğretim öğretmenlerinin 21. yy. öğreten becerilerinden sırasıyla en yüksek puanla onamacı becerileri, sonrasında teknopedagojik becerileri, yönetsel becerileri, üretimsel becerileri ve en düşük puanla esnek öğretme becerilerini kullandıkları belirlenmiştir. Ortaöğretim öğretmenlerinin 21. yüzyıl öğrenen becerilerinden ise, sırasıyla en yüksek puanla bilişsel becerileri, sonrasında yenilikçilik becerilerini, işbirliği ve esneklik becerileri ve en düşük puanla otonom becerileri kullandıkları belirlenmiştir. Araştırmanın diğer alt problemi kapsamında öğretmenlerin cinsiyet ve mesleki kıdem değişkenleri ile ortaöğretim öğretmenlerinin 21. yy. öğreten ve öğrenen becerileri kullanım düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Okul türüne göre ise, ortaöğretim öğretmenlerinin 21.yy. öğreten ve öğrenen becerileri kullanım düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık görülmüştür. Araştırmada temele alınan problem kapsamında ulaşılan sonuçlara göre, ortaöğretim öğretmenlerinin 21.yy. öğreten becerileri ile 21. yy. öğrenen becerileri kullanım düzeyleri arasında pozitif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir.
Öğretmenlerin metaverse kullanımına ilişkin tutumlarının incelenmesi
Bu araştırmada öğretmenlerin Metaverse kullanımına yönelik tutumları incelenmiştir. Araştırma Türkiye'de bir şehirde MEB'e bağlı okullarda kadrolu olarak çalışan toplam 240 öğretmenle yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi, seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden uygun örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak Çengel ve Yıldız (2022) tarafından geliştirilen "Metaverse Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından geliştirilen kişisel bilgi formu uygulanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde betimleyici istatistik, t-Testi, tek yönlü varyans analizi (One-Way-ANOVA) ve post hoc testlerinden Tukey kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, öğretmenlerin Metaverse kullanımına yönelik tutumlarının cinsiyete göre anlamlı bir farklılık göstermediği belirlenmiştir. Bilgisayar eğitimi almış öğretmenlerin, Metaverse kullanımına yönelik daha olumlu tutumlar sergiledikleri bulunmuştur. Öğretmenlerin Metaverse kullanımına yönelik tutumlarının, derslerinde dijital materyallerden yararlanma düzeyine göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Dijital materyalleri aktif olarak kullanan öğretmenlerin, Metaverse teknolojisine karşı daha olumlu tutumlar geliştirdikleri gözlenmiştir. Öğretmenlerin Metaverse kullanımına yönelik tutumlarında branşa göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Öğretmenlerin Metaverse kullanımına yönelik tutumlarında mesleki deneyimlerine göre istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Öğretmenlerin Metaverse kullanımına yönelik tutumlarının, görev yaptıkları okul türüne göre anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. İlkokulda görev yapan öğretmenlerin Metaverse kullanımına yönelik tutum puanlarının, lisede görev yapan öğretmenlerin tutum puanlarından daha yüksek olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma, öğretmenlerin Metaverse kullanımına yönelik tutumlarının çeşitli faktörlere göre nasıl şekillendiğini ortaya koyarak, eğitimde teknolojik yeniliklerin benimsenmesi sürecine ışık tutmaktadır. Bu bulgular, gelecekteki araştırmalar ve eğitim politikaları için önemli bir referans noktası oluşturarak, öğretmenlerin dijital becerilerini geliştirmeye yönelik stratejilere odaklanılması gerektiğini göstermektedir.
Okul müdürlerinin motivasyon becerilerinin öğretmenlerin iş doyumuna etkisi (Meslek liseleri örneği)
Bu araştırmada, meslek liselerinde görev yapan okul müdürlerinin motivasyon becerileri ile öğretmenlerin iş doyumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olup olmadığına odaklanılmıştır. Bu çalışmanın amacı, okul müdürlerinin motivasyon becerileri ile Meslek liselerinde görev yapan öğretmenlerinin iş doyumu algıları arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modelinde yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Ordu ilinde, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı devlet okullarında görev yapan meslek lisesi öğretmenleri arasından ulaşılabilir örnekleme yöntemi ile belirlenen 424 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, Minnesota İş Doyumu Ölçeği ile Öğretmenlere Yönelik Motivasyon Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmanın verileri, betimsel istatistik (frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma) teknikleri yanında bağımsız gruplar için t-testi, ikiden fazla grup puanları arasındaki farklılığı belirlemede tek yönlü varyans analizi (ANOVA); okul müdürlerinin motivasyon becerileri ile öğretmenlerin iş doyumu arasındaki ilişkiyi belirlemede korelasyon ve okul müdürlerinin motivasyon becerilerinin öğretmenlerin iş doyumunu yordama düzeyini belirlemede ise basit doğrusal regresyon analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırmanın sonuçları okul müdürlerinin motivasyon becerilerinin yüksek düzeyde olduğunu ve öğretmenlerin iş doyumunun orta düzeyde olduğunu ortaya koymaktadır. Öğretmenlerin işdoyumu puanları arasında katılımcıların cinsiyet, branş, eğitim, okulun yerleşim yeri, ve okul müdürüyle birlikte çalışma süresi değişkenleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Ancak öğretmenlerin işdoyumu puanları arasında 1-5 meslek kıdeminde olan öğretmenler lehine istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur. Okul müdürlerinin motivasyon becerileri ile öğretmenlerin işdoyumu arasında yüksek düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Ayrıca okul müdürlerinin motivasyon becerileri öğretmenlerin iş doyumunu orta düzeyde yordamaktadır.Bu sonuçlara bağlı olarak, meslek liselerinde görevli okul müdürlerinin motivasyon becerilerinin öğretmenlerin iş doyumlarını artırdığı söylenebilir. Okul müdürlerine yönetsel karar ve eylemlerinde öğretmenlerin motivasyonunu göz önünde bulundurmaları önerilebilir. Mesleki ve teknik eğitim veren okullarda görevli öğretmenlerin işdoyumu algılarını olumlu ya da olumsuz şekilde etkileyen faktörlerin derinlemesine analiz edilmesi amacıyla nitel araştırma deseninde araştırmalar yapılabilir
Sınava hazırlanan öğrenci velilerinin yükümlülüklerinin incelenmesi
Hayatın her aşamasında karşı karşıya kalınan sınavlar küçük yaşlardan itibaren çocukların hayatlarının şekillenmesinde önemli bir etken olmuştur. Ülkemizde bir eğitim kademeleri arasında geçiş yapmak için uygulanan sınavlara aileler tarafından önemli görülmektedir. Ailelerin ve toplumun sınavlara yüklediği anlam öğrencilerin sınav kaygısı yaşamasına neden olmaktadır. Öğrencilerin sınav sürecinde yaşadıkları kaygıyla baş edebilmeleri için okul dışında en çok vakit geçirdikleri ailelere önemli sorumluluklar düşmektedir. Örneğin öğrenci için sürecin daha kolay ilerlemesi adına öğrenciye gerekli psikolojik ve fiziksel ortam sağlanmalıdır. Bu çalışmada sınava hazırlanan öğrenci velilerinin yükümlülüklerini belirlemek ve ifade ettikleri yükümlülüklerinin önem sırasına göre incelenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmada amaçlı örneklem yöntemi ile belirlenen 6'sı kadın 4 'ü erkek olmak üzere 10 öğrenci velisi ile görüşülmüştür. Yapılan görüşmede araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış kişisel bilgi formu ile velilere yönlendirilen veri toplama aracı kullanılmıştır. Araştırmada nitel bir çalışma deseni olan olgu bilim (fenomonoloji) deseninden faydalanılmıştır. Elde edilen bulgular analiz edilirken içerik analizi yaklaşımı kullanılmıştır. Elde edilen veriler uzman görüşüne sunulmuştur. Alınan dönütlere göre düzenlemeler yapılmış ve geçerlik güvenirlik sağlanmıştır. Araştırma sonucunda velilerin yükümlülükleri 20 ayrı kod tanımlanmıştır. Velilerin yükümlülükleri "Psikolojik İyi Oluş Halini Destekleme", "Okul-Aile İşbirliğinin Geliştirilmesi", "Fiziksel Öğrenme Ortamını Geliştirme ve Kolaylaştırıcı Olma", "Ekonomik Destek Sağlama" ve "Mentorluk Hizmeti Verme" teması altında ifade edilmiştir. Elde edilen bulgular ilgili literatür kariyer danışmanlığı ve eğitsel uygulamalar bağlamında tartışılmıştır. Ailelere ve kurumlara gerekli öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Sınav Kaygısı, Verimli Ders Çalışma, Hedef Oluşturma, Motivasyon, Çalışma Ortamı, Mentorluk Hizmeti Verme
Okul müdürlerinin liderlik stilleri ve öğretmenlerin üretkenlik karşıtı iş davranışları arasındaki ilişkide çeşitli değişkenlerin düzenleyicilik rolü
Bu araştırma, okul müdürlerinin liderlik stillerinin öğretmenlerin üretkenlik karşıtı davranışları ile ilişkisini ve bu ilişkide demografik değişkenlerin düzenleyici rolünü incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ordu ilinde görev yapan 405 öğretmenden elde edilen veriler, SPSS 26.0 ve JAMOVI programları kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada, betimsel istatistikler, bağımsız örneklemler t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), düzenleyicilik analizi ve yol analizi yöntemleri kullanılarak anlamlı farklılıklar ve ilişkiler test edilmiştir. Araştırma bulguları, okul müdürlerine yönelik dönüşümcü liderliğin öğretmenler arasında yüksek algılanmasına karşın, serbest bırakıcı ve sürdürümcü liderlik algılarının daha düşük seviyelerde olduğunu göstermektedir. Öğretmenlerde üretkenlik karşıtı iş davranışları genel olarak düşük düzeyde gözlemlenirken, bazı demografik değişkenlerin bu davranışları etkilediği tespit edilmiştir. Cinsiyet değişkenine göre kadın öğretmenlerin dönüşümcü liderlik algısı erkek öğretmenlerden anlamlı şekilde yüksek bulunurken, erkek öğretmenlerin serbest bırakıcı ve sürdürümcü liderlik algıları daha yüksek seviyede ölçülmüştür. Eğitim düzeyi açısından, çalma alt boyutunda yüksek lisans mezunu öğretmenlerin lisans mezunlarına kıyasla daha yüksek puan bildirdiği tespit edilmiştir. Okul müdürünün atanma şekline göre yapılan analizlerde, çalma ve geri çekilme alt boyutlarında asaleten atanmış müdürlerin puanlarının vekaleten atanmış müdürlerden anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlenmiştir. Okul müdürünün cinsiyeti değişkeni açısından dönüşümcü liderlik kadın müdürler tarafından daha yüksek algılanırken, serbest bırakıcı ve sürdürümcü liderlik erkek müdürler tarafından daha yüksek bildirilmiştir. Görev yapılan kademe değişkenine göre, dönüşümcü liderlik algısının ilkokulda görev yapan öğretmenler arasında daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Üretkenlik karşıtı iş davranışları açısından ise, okul öncesi ve ilkokul kademesinde çalışan öğretmenlerin, ortaöğretimde çalışan öğretmenlere kıyasla daha düşük düzeyde kötüye kullanma, çalma ve geri çekilme davranışı sergiledikleri belirlenmiştir. Yol analizi bulgularına göre, dönüşümcü liderliğin doğrudan üretkenlik karşıtı iş davranışlarını azalttığı, serbest bırakıcı liderliğin ise bu tür olumsuz davranışları artırdığı belirlenmiştir. Sürdürümcü liderlik ile üretkenlik karşıtı iş davranışları ilişkisinin ise sınırlı olduğu görülmüştür. Düzenleyicilik analizi sonuçları, dönüşümcü liderliğin çalma alt boyutu üzerindeki etkisinin cinsiyete bağlı olarak değiştiğini ortaya koymuştur. Kadın öğretmenler için dönüşümcü liderlik çalma davranışını anlamlı şekilde azaltırken, erkek öğretmenler için bu etkinin anlamlı olmadığı belirlenmiştir. Serbest bırakıcı liderliğin erkek öğretmenler için çalma davranışını artırdığı da tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları, okul müdürlerinin liderlik stillerinin öğretmenlerin iş davranışlarını şekillendirmede önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadır.
Öğretmenlerin Mesleklerine Yönelik Duyguları ve Öğretmen Duygularının Öğretim Yaklaşımlarına Etkisi
Bu çalışmanın amacı öğretmenlerin mesleklerine yönelik duygularının öğretmenlerin kullandıkları öğretim yaklaşımlarına etkisini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda ilk olarak öğretmenlerin mesleklerine yönelik duyguları belirlenmiş ve bu duygularının cinsiyet, görev yapılan kademe, kıdem, görev yapılan yerleşim birimi ve eğitim düzeyi değişkenlerine göre değişip değişmediği incelenmiştir. Sonraki aşamada öğretmenlerin öğretim yaklaşımlarını kullanma düzeyleri belirlenmiş ve bu yaklaşımları kullanım düzeylerinin öğretmenlerin cinsiyet, kademe, kıdem, görev yapılan yerleşim birimi ve eğitim düzeyi değişkenlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Nihai olarak öğretmenlerin mesleklerine yönelik duygularının öğretim yaklaşımlarına etkisi belirlenmiştir. Araştırmanın örneklemini 2023-2024 eğitim öğretim yılında Giresun ilinde resmi anaokulu, ilkokul, ortaokul, lise kurumlarında görev yapmakta olan 300 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan ölçekler "Öğretim Yaklaşımları Ölçeği" ve araştırmacı tarafından geliştirilen "Öğretmenlerin Mesleklerine Yönelik Duyguları Envanteri"dir. Analiz aşamasında betimsel analizler, açımlayıcı faktör analizi, doğrulayıcı faktör analizi, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon analizi ve yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır.Araştırma sonuçlarına göre Türk kültüründe öğretmenlerin mesleklerine yönelik duyguları kaygı, mutluluk, üzüntü, umut, öfke, gurur, sevgi, sabır, sorumluluk, hayal kırıklığı ve utanç olarak belirlenmiştir. Envanterde yer alan kaygı, üzüntü, öfke, hayal kırıklığı ve utanç duyguları kendi aralarında; mutluluk, gurur, umut, sevgi, sabır ve sorumluluk duyguları kendi aralarında pozitif yönde anlamlı ilişkiler oluşturmuştur. Demografik değişkenler açısından, öğretmenlerin mesleklerine yönelik üzüntü, gurur ve sorumluluk duygularında kadın ve erkek öğretmenler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuş, kadın öğretmenlerin ortalama puanın daha yüksek olduğu gözlemlenmiştir. Diğer duygular için iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Tüm duygu ölçekleri için öğrenim durumuna göre öğretmenler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Farklı kademelerde görev yapan öğretmenler arasında sevgi ve sorumluluk duyguları dışında anlamlı istatistiksel fark bulunamamış; sevgi ve sorumluluk duygularında okul öncesi öğretmenleri ilkokul ve ortaokul öğretmenlerine göre anlamlı derecede daha yüksek düzeyler bildirmişlerdir. Diğer yandan öğretmenlerin hem öğretmen merkezli hem de öğrenci merkezli öğretim yaklaşımlarını yüksek düzeyde kullandıkları belirlenmiştir. Öğretim yaklaşımları düzeylerinde öğretmenlerin cinsiyet, öğrenim durumu, kademe değişkenlerine göre anlamlı bir istatistiksel fark bulunamamıştır. Son olarak öğretim yaklaşımları ile kaygı, hayal kırıklığı ve utanç ölçekleri arasında anlamlı ilişki bulunamamış; anlamlı ilişkisi olan duygular ile öğretim yaklaşımları arasında yapısal eşitlik modeli uygulanmıştır. Analiz sonucuna göre mutluluk, sorumluluk, sevgi, üzüntü ve öfke duyguları öğrenci merkezli öğretim boyutuyla; umut, gurur ve sabır duyguları öğretmen ve öğrenci merkezli öğretim boyutlarıyla model oluşturmuştur. Buna göre öğretmenlerin mesleklerine yönelik umut, gurur ve sabır duyguları her iki öğretim yaklaşımını da etkilerken, mutluluk, sorumluluk, sevgi, üzüntü ve öfke duyguları ise öğrenci merkezli öğretim yaklaşımlarını etkilemektedir.
İlkokullarda aile eğitimi uygulamalarının etkililiğine yönelik çok aşamalı bir değerlendirme: Bir karma yöntem araştırması
Bu araştırmanın amacı, ilkokullarda yürütülen aile eğitimi uygulamalarını; veliler ve eğitimcilerin (eğiticiler, öğretmenler ve okul yöneticileri) görüşleri doğrultusunda bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmektir. Bu kapsamda, mevcut aile eğitimi uygulamaları içerik, uygulama süreci, okullarda aile katılımına etkisi ve genel etkililik düzeyi açısından incelenmiştir. Araştırmada karma yöntem ve çok aşamalı desen bir arada kullanılmış olup, çalışma üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamada, Türkiye genelinde ailelere yönelik yürütülen aile eğitimi programlarının etkililiği; okul yöneticileri, öğretmenler, programlarda görev alan eğiticiler ve bu programlara katılan velilerin görüşleri doğrultusunda değerlendirilmiştir. İkinci aşamada, söz konusu aile eğitimlerine katılan veliler, öğretmenler, okul yöneticileri ve eğiticiler aracılığıyla programın uygulanışına, içeriğine, işleyişine ve okul-aile etkileşimine katkısına ilişkin derinlemesine veriler elde edilmiştir. Üçüncü aşamada ise her iki aşamadan elde edilen bulgular karşılaştırmalı olarak analiz edilerek yorumlanmış; uygulamaların güçlü ve gelişime açık yönleri belirlenmiş, geliştirilmesine yönelik somut öneriler sunulmuştur. Araştırmanın çalışma grubunu, 2023-2024 eğitim-öğretim yılında Ordu ilindeki Millî Eğitim Bakanlığına bağlı ilkokullarda ve Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde görev yapan eğitimciler ile bu kurumlarda düzenlenen aile eğitimlerine katılan veliler oluşturmaktadır. Nicel veriler 106 veli ve 112 eğitimciden; nitel veriler ise 10 veli ile 10 eğitimciden elde edilmiştir. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen ölçme araçları kullanılmış; analiz sürecinde betimsel istatistikler ve tümevarımsal analiz yöntemi tercih edilmiştir. Elde edilen bulgular; aile eğitimlerine tüm bireylerin katılımının önemli olduğunu, bu eğitimlerin çocukların gelişimini desteklediğini, tanıtım faaliyetlerinin yetersiz kaldığını ve çok amaçlı aile eğitim merkezlerine ihtiyaç duyulduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, eğitim içeriklerinin güncellenmesi, eğiticilerin özel bir eğitim sürecinden geçirilmesi, materyallerin zamanında ve eksiksiz sağlanması, programların esnek yapıda tasarlanması ve uygulamalı örneklere daha fazla yer verilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Eğiticiler ile Millî Eğitim Bakanlığı arasında köprü görevi üstlenecek bir koordinatör ihtiyacı ve eğitimlerin ailelerin okul etkinliklerine katılımını artırıcı etkisi dikkat çekici diğer bulgular arasında yer almıştır. Sonuç olarak, çok aşamalı desen ve karma yöntem yaklaşımıyla yürütülen bu araştırmanın, ilkokul düzeyindeki aile eğitimi uygulamalarını çok boyutlu ve kapsamlı bir şekilde ele alarak mevcut uygulamaların geliştirilmesine katkı sunması ve bu yönüyle alanyazına özgün bir katkı sağlaması beklenmektedir.
Denetleyen ve denetlenen gözüyle ders denetimi: Okul müdürleri ve öğretmenlerin değerlendirme ve görüş farklılıkları
Bu araştırmada, okul müdürleri ile öğretmenlerin ders denetimine ilişkin algı ve beklentilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, ders denetimlerinin gerekliliği, odaklandığı boyutlar, işlevi, denetimi gerçekleştiren kişilere yönelik tercih ve yeterlik algıları, denetimlerin sıklığı, kullanılan denetim teknikleri, sürecin sınırlılıkları ve denetimlerin öğretmenlerin mesleki gelişimine katkısı gibi boyutları kapsamaktadır. Araştırma, nicel ve nitel verilerin birlikte kullanıldığı betimsel bir desenle yürütülmüştür. Nicel veriler, 2023–2024 eğitim-öğretim yılında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kamu okullarında görev yapan 50 okul müdürü ve 133 öğretmenden elde edilen anketlerle toplanmış; bulgular betimsel istatistikler ile analiz edilmiştir. Nitel veriler ise 8 öğretmen ve 8 okul müdürleriyle gerçekleştirilen yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla elde edilmiş ve içerik analiziyle çözümlenmiştir. Bulgular, hem öğretmenlerin (%70) hem de okul müdürlerinin (%82) çoğunluğunun ders denetimlerini gerekli gördüğünü, ancak mevcut denetimlerin odağına ilişkin algıların önemli ölçüde farklılaştığını göstermektedir. Okul müdürleri denetimi ağırlıklı olarak rehberlik temelli bir süreç olarak tanımlarken, öğretmenler büyük oranda denetimi kontrol odaklı ve baskı unsuru taşıyan bir uygulama olarak görmektedir. Hem müdürler hem öğretmenler ideal ders denetimlerinin odağında "rehberlik" ve "personeli geliştirme" boyutlarının yer alması gerektiği konusunda büyük ölçüde uzlaşmakta; buna karşın mevcut uygulamaların bu idealden uzak, daha çok biçimsel ve evrak ağırlıklı yürütüldüğünü ifade etmektedir. Araştırma sonuçları, ders denetimini kimin yapması gerektiği konusunda da farklılaşan algılar olduğunu ortaya koymaktadır. Okul müdürleri denetimi kendi görev ve sorumluluk alanlarının doğal bir parçası olarak görürken; öğretmenler daha çok özdenetim, branş bazlı denetim ve alan uzmanlarının sürece dâhil olduğu modelleri tercih etmektedir. Okul müdürleri kendi denetim yeterliklerine ilişkin algılarında görece iyimser bir tutum sergilerken, öğretmenler müdürleri branş bilgisi, nesnellik ve rehberlik yeterlikleri açısından çoğunlukla yetersiz bulmaktadır. Öğretmenlerin önemli bir kısmı ders denetim sürecini stresli, sınırlı ölçüde geliştirici ve çoğu zaman mesleki gelişime katkı sağlamayan bir süreç olarak değerlendirmektedir. Genel olarak bulgular, Türkiye'de ders denetimi uygulamalarında mevcut durum ile ideal olarak arzu edilen rehberlik ve gelişim temelli model arasında belirgin bir uçurum bulunduğunu göstermektedir. Çalışma, denetim süreçlerinde standartların netleştirilmesi, denetleyicilere yönelik hizmet içi eğitimlerin güçlendirilmesi, branş temelli ve geri bildirim odaklı denetim modellerinin geliştirilmesi ve öğretmenlerin mesleki gelişimini önceleyen daha katılımcı denetim yaklaşımlarına ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır.
Okul müdürlerinin kullandığı örgütsel güç kaynakları ile öğretmenlerin örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişki
Bu araştırmada, okul müdürlerinin kullandıkları örgütsel güç kaynakları ile öğretmenlerin örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkiye odaklanılmıştır. Bu amaçla araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama deseninde yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma örneklemini Ordu ilinde Millî Eğitim Bakanlığına bağlı devlet okulları ve özel okullarda görev yapan 379 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, 'Örgütsel Bağlılık Ölçeği' ve 'Yöneticilerin Kullandıkları Örgütsel Güç Kaynakları Ölçeği' aracılığıyla toplanmıştır. Araştırmada, öğretmenlerin okul müdürlerinin kullandığı örgütsel güç kaynaklarını hangi düzeyde algıladıkları ve bu algının örgütsel bağlılık üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Araştırmanın verileri, betimsel istatistik (frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma) teknikleri yanında bağımsız gruplar için t-testi, ikiden fazla grup puanları arasındaki farklılığı belirlemede tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılarak analiz edilmiştir. Okul müdürlerinin kullandığı güç kaynaklarının öğretmenlerin örgütsel bağlılıkları arasındaki ilişkiyi ve yönünü belirlemek amacıyla Pearson kısmi korelasyon analizinden yararlanılmıştır. Okul müdürlerinin kullandığı güç kaynaklarının öğretmenlerin örgütsel bağlılığını yordama düzeyini belirlemek için basit doğrusal regresyon analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Araştırmanın sonuçları, okul müdürlerinin daha çok uzman yöneticilik stili sergilediklerini ve örgütsel güç kaynaklarından yasal gücü kullandıklarını ortaya koymaktadır. Öğretmenlerin okul müdürlerinin kullandığı örgütsel güç kaynaklarına ilişkin algıları, cinsiyet, branş, eğitim durumu, okul türü ve hizmet yılı değişkenleri açısından farklılaşmaktadır. Öğretmenlerin örgütsel bağlılık algıları ise cinsiyet, branş, eğitim durumu, okul türü, hizmet yılı değişkenleri açısından anlamlı farklılık göstermektedir. Okul müdürlerinin kullandığı uzmanlık gücü, karizmatik güç, yasal güç ve ödül gücü ile öğretmenlerin örgütsel bağlılık algıları arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde istatiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Zorlayıcı güç alt boyutu ile örgütsel bağlılık arasında ise pozitif yönlü ve düşük düzeyde anlamlı bir ilişki söz konusudur. Okul müdürlerinin kullandıkları güç kaynakları öğretmenlerin örgütsel bağlılıklarını orta düzeyde yordamaktadır. Bu sonuçlara göre, okul müdürlerinin zorlayıcı güç yerine uzmanlık gücü, karizmatik güç, yasal güç ve ödül gücünü görece daha fazla kullanmaları, öğretmenlerin örgütsel bağlılığını artıracağı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Güç Kaynakları, Okul Müdürü, Örgütsel Bağlılık, Öğretmen.
Ergenlerin çevrim içi yabancılarla etkileşim farkındalığını arttırmada planlı davranış teorisine dayalı psikoeğitim programının etkililiği
Bu araştırmanın temel amacı, ergenlerin çevrim içi yabancılarla kurdukları etkileşimlere yönelik farkındalıklarını artırmayı hedefleyen yapılandırılmış bir psikoeğitim programının etkililiğini incelemektir. Araştırma, nicel yöntemle desenlenmiş ve ön test–son test–izleme ölçümlerine dayalı yarı deneysel model kullanılarak yürütülmüştür. Çalışma grubu, çevrim içi yabancılarla etkileşim düzeyleri yüksek olarak belirlenen 48 ortaöğretim öğrencisinden oluşmaktadır. Katılımcılar, 16 kişilik deney, plasebo ve kontrol grubu olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Deney grubuna, araştırmacı tarafından geliştirilen ve sekiz oturumdan oluşan psikoeğitim programı uygulanmıştır. Plasebo grubuna tek oturumluk seminer verilmiştir. Kontrol grubuna ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu (KBF) ve İnternette Yabancılarla Etkileşim Ölçeği (İYEÖ) aracılığıyla toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 23.0 paket programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Analiz sürecinde tanımlayıcı istatistikler, Tek Yönlü Varyans Analizi, Tekrarlı Ölçümler İçin Varyans Analizi ve anlamlı farkların tespiti amacıyla Bonferroni post hoc testi kullanılmıştır. Ayrıca çok değişkenli istatistiksel varsayımlardan kovaryans matrislerinin eşitliği, Box-M istatistiği ile incelenmiş, varyansların eşitliği ise Levene testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, deney grubunda ön testten izleme testine kadar çevrim içi yabancılarla etkileşim düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı ve kısa ve orta vadede kalıcı bir azalma olduğunu ortaya koymuştur. Plasebo grubunda ölçümler arasında anlamlı bir değişim görülmemiş, etkileşim düzeyleri büyük ölçüde sabit kalmıştır. Kontrol grubunda ise özellikle izleme testinde çevrim içi yabancılarla etkileşim düzeylerinde zamanla bir artış görülmektedir. Genel olarak bulgular, psikoeğitim programının çevrim içi yabancılarla etkileşim davranışları üzerinde anlamlı ve sürdürülebilir bir etki yarattığını ortaya koymaktadır. Psikoeğitim temelli müdahale programlarının, ergenlerin dijital risklerle başa çıkma becerilerini geliştirmede ve bilinçli dijital davranışlar sergilemelerinde etkili olabileceğini göstermektedir.
Diyete bağlı süreğen hastalığı olan çocukların velilerinin okul temelli sorunları ve okuldan beklentileri
Çölyak, diyabet ve fenilketonüri gibi diyete bağlı süreğen hastalıkların çocukluk döneminde tanı yaygınlığının yanı sıra okullarda sağlıksız beslenme alışkanlıklarının artması sonucunda bu hastalıklarla eğitim yaşantılarını sürdüren öğrencinin problemleri dikkat çeker hale gelmiştir. Bu çalışmanın amacı söz konusu çocukların okullarda karşılaştığı sorunları ve beklentileri veli bakış açısıyla incelemek ve çözüm önerileri geliştirmektir. Katılımcılar evrenini amaçlı örnekleme yöntemlerinden kriter örnekleme yöntemi ile ulaşılan ve ilkokul çağında diyete bağlı süreğen hastalığı bulunan çocukların velileri oluşturmaktadır. Veliler tamamen gönüllük esasına dayalı olarak araştırmaya katılım göstermişlerdir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik analiz yöntemi kullanılmıştır. Yapılan görüşmelerde araştırmacı tarafından hazırlanan görüşme soruları cevaplanmıştır. Görüşme sorularının geçerliği ve güvenirliğinin sağlanabilmesi amacıyla uzman görüşleri alınmış, geri bildirimler doğrultusunda gerekli düzeltmeler yapılarak geçerlik ve güvenirlik sağlanmıştır. Görüşme soruları doğrultusunda elde edilen sonuçlar analiz edilerek kod, tema ve alt temalar belirlenmiştir. Araştırma bulgularına göre diyete bağlı süreğen hastalığı bulunan çocuklar okullarda sağlıksız beslenme uygulamaları, kurum içi bilgi eksikliği, dil ve söylem, hastalığın doğası ve okul personellerinin tutumundan kaynaklı güçlükler yaşayabilmektedir. Sağlıklı bir eğitim yaşantısı süreğen hastalıklara yönelik okul bilinciyle orantılı olarak gelişmektedir. Bu bilinç çocuğun sağlık bilinci, acil durum müdahalesi ile pedagojik esneklik, öğretmenlerde pedagojik esneklik ve bilinçlilik hali, özyönetiminin yanı sıra okullarda müdahale yetkinliğine sahip görevlilerin bulunmasıyla oluşmaktadır. Süreğen hastalıklara yönelik okul bilincinin oluşturulmasın farkındalık ve bilgilendirme faaliyetleri kritik rol oynamaktadır. Ayrıca okulda sağlık hizmetleri ve fiziksel koşulların geliştirilmesiyle okul-veli iletişimi ve iş birliğinin önemi veliler tarafından vurgulanmıştır. Süreğen hastalıkların psikolojik bir boyutu olduğu da göz önünde bulundurularak psikososyal önleme ve müdahale hizmetlerinin önemi aktarılmıştır. Mevcut literatür ve araştırmadan elde edilen bulgular birlikte tartışılmış, gelecek araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur.
Swipe çağında dijital ilişkiler: Bireylerin flört uygulamalarını kullanma deneyimleri
Dijital platformların gündelik hayatın birçok alanına sirayet edilmesiyle, romantik ilişki dinamikleri büyük bir dönüşüme uğramış; mobil flört uygulamaları bireylerin partner edinme, yakınlık ve bağ kurma ile ilişki sürdürme pratiklerinde önemli bir kanal niteliği kazanmıştır. Bu bağlamda çok yönlü bir çerçevede ele alınan ve yürütülen bu araştırmanın amacı; mobil flört uygulamalarında kullanıcıların kullanım motivasyonlarını, uygulamaların zorlayıcı ve konfor sağlayıcı yönlerini, bireylerin partner seçimlerini, benlik sunumlarını, güvenlik endişeleri ve bununla baş etme stratejilerini, toplumsal yargılar karşısındaki bireysel konumlanmalarını derinlemesine incelemektir. Araştırma evrenini belirlemede amaçlı örnekleme yöntemlerinden ölçüt örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmaya genç yetişkin 12 kadın ve 12 erkek olmak üzere toplam 24 kişi katılım sağlamış ve katılımcılarla yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmelerde katılımcılar, araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu ve konuya ilişkin görüşme sorularına yanıt vermiştir. Elde edilen veriler içerik analizi yöntemiyle çözümlenmiş; kod, alt tema ve temalar belirlenmiştir. Araştırma bulguları kullanıcıların mobil flört uygulamalarını yalnızca duygusal bağ kurma amacıyla değil; sosyalleşme ve sosyal ağları genişletme, cinsel ilgi ve ihtiyaçlar, öz doğrulama gibi çeşitli arzu ve beklentilerle kullandıklarını ortaya koymuştur. Partner seçim kriterlerinde ise sadece fiziksel çekiciliğe değil; kişilik özellikleri, iletişim biçimi, uyum ve ortak ilgi alanları gibi ölçütlerin de önem teşkil ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Hem katılımcıların hem de hem de diğer kullanıcıların flört uygulamalarındaki benlik sunumları gerçek ve ideal benlik arasında stratejik bir dengeyle şekillenmiş; gerçek ve güvenirlik algısı dijital profilin temsili ile gerçeklik arasındaki tutarlılık ve uyumluluğa göre oluşturulmuştur. Dijital ortamdaki flörtün çevrim dışı ortama taşınmasında belli kriterler ön plana çıkmış, güvenliğe yönelik belli başlı stratejiler geliştirilmiştir. Kullanım sonrası fikirler, kullanıcıların beklentilerinin karşılanma düzeyine göre şekil almıştır. Aynı zamanda hem toplumun hem de kullanıcıların flört uygulamalarına yönelik tutumları ele alınmış ve yargılara karşı bireysel konumlanmaların değişkenlik gösterdiği ortaya çıkmıştır. Elde edilen bulgular ilgili literatür bağlamında tartışılmış, hem kullanıcılara hem de uzmanlara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Benlik ayrımlaşması ile travma sonrası büyüme ve travma sonrası stres arasındaki ilişkide psikolojik sağlamlık ve deneyimsel kaçınmanın aracı rolü
Travmatik yaşantılar yaşayan bireyler, kimi zaman travma sonrası stres bozukluğu belirtileri gösterirken kimi zaman da bu süreci daha güçlü bir şekilde atlatıp travma sonrası büyüme yaşayabilmektedir. Bireylerin travma sonrasında nasıl bir psikolojik süreç geçireceği; duygusal, bilişsel ve sosyal yapılarıyla yakından ilişkilidir. Bu süreçte farklılaşmaya neden olan en önemli etkenlerden biri ise köken ailedir. Bowen'ın aile sistemleri kuramına göre, bireyin erken dönem aile ilişkileri benlik ayrımlaşması düzeyini belirler. Benlik ayrımlaşması, bireyin kendi duygu ve düşüncelerini başkalarından ayırt edebilme kapasitesidir ve travma sonrası psikolojik uyumu önemli ölçüde etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, benlik ayrımlaşmasının TSSB ve TSB ile ilişkisi; deneyimsel kaçınma ve psikolojik sağlamlık değişkenlerinin aracılığıyla incelenmiştir. Araştırma da bütüncül (integrative) bir yaklaşım benimseyerek TSSB ve TSB ile ilişkili faktörleri incelerken kuşaklararası aile terapisi ve kabul ve kararlılık terapisi (ACT) gibi farklı kuramsal yaklaşımlardan kavramları bir araya getirerek kapsamlı bir model oluşturulmuştur. Araştırma, 6 Şubat'ta Türkiye'de meydana gelen Kahramanmaraş depremlerini doğrudan deneyimlemiş, 11 ilde yaşayan 495 yetişkin bireyin katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma da kişisel bilgi formu, Benliğin Farklılaşması Envanteri – Kısa Form (BFE-KF), Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği (KPSÖ), Travma Sonrası Büyüme Envanteri (TSBE), Kabul ve Eylem Formu-II (KEF-II) ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi kullanılmıştır. Araştırma değişkenleri arasındaki ilişkilerin incelendiği bu araştırma da nicel araştırma desenlerinden ilişkisel model kullanılmıştır. Araştırma da betimsel analizleri SPSS programı ile yapılırken yapısal eşitlik modellemesi (YEM) çalışmaları için JASP ve AMOS programları tercih edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, benlik ayrımlaşması ile TSSB arasında betimsel olarak ilişki bulunurken TSB ile bir ilişki bulunamamıştır. Aynı zamanda benlik ayrımlaşması ile TSSB arasındaki ilişkiye deneyimsel kaçınma ve psikolojik sağlamlık aracılık ederken yine TSB değişkenine deneyimsel kaçınma ve psikolojik sağlamlık aracılık etmemiştir. Sonuç olarak TSSB ile çalışan alan uzmanlarının bireylerde deneyimsel kaçınmayı azaltacak ve psikolojik sağlamlığı artıracak programlar yapılması önerilmektedir.
Öğretmenlerin iş yaşam kalitelerine yönelik ölçek geliştirme çalışması
Bu araştırmanın amacı, öğretmenlerin iş yaşam kalitelerini belirlemeye yönelik Türk kültürüne ve öğretmenlik mesleğinin özgün yapısına uygun, geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı geliştirmektir. Araştırma, ölçek geliştirme yaklaşımı çerçevesinde karma yöntem kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmanın birinci aşamasında, öğretmenlerin iş yaşam kalitesine ilişkin algılarını ortaya koymak amacıyla 20 öğretmenle çevrim içi senaryo çalışması gerçekleştirilmiştir. Elde edilen nitel veriler betimsel analizle çözümlenmiş ve öğretmen görüşlerinin örgütsel, mesleki ve kişisel unsurlar olmak üzere üç ana tema altında toplandığı belirlenmiştir. İkinci aşamada, iş yaşam kalitesine ilişkin algıların derinlemesine incelenmesi amacıyla 10 öğretmenle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşme bulguları, örgütsel süreçlerin (yönetici desteği, iletişim, fiziki koşullar ve stres) öğretmenlerin iş yaşam kalitesini belirlemede merkezi bir rol oynadığını ortaya koymuştur. Üçüncü aşamada, nitel bulgular ve alanyazın doğrultusunda 97 maddelik bir madde havuzu oluşturulmuş; uzman görüşleri ve önem sıralaması çalışmaları sonucunda ölçek 62 maddelik hâle getirilmiştir. Dördüncü aşamada ölçeğin yapı geçerliğini incelemek amacıyla Açımlayıcı Faktör Analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda geliştirilen Öğretmen İş Yaşam Kalitesi Ölçeği, öğretmenlerin iş yaşamına ilişkin algılarını örgütsel ve yönetsel deneyimler odağında bütüncül biçimde ölçebilen, geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olarak ortaya koyulmuştur. Ölçeğin, öğretmenlerin iş yaşam kalitesine yönelik akademik araştırmalarda ve uygulamaya dönük çalışmalarda kullanılabilecek nitelikte olduğu değerlendirilmektedir.
Öğretmen ve okul yöneticilerinin görüşlerine göre öğretmen rotasyonu
Okul öncesi, ilkokul, ortaokul ile ortaöğretim kademelerinde görev yapan öğretmen ve okul yöneticilerinin öğretmen rotasyonu ile ilgili görüşlerini belirlemeyi amaçlayan bu araştırmada katılımcıların duygu ve düşünceleri olduğu gibi yansıtılmaya çalışıldığından nitel araştırma yöntemi ve temel nitel araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Ordu il millî eğitim müdürlüğüne bağlı resmî bağımsız anaokulu, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim kademelerindeki okullarda görev yapan, her kademeden üç öğretmen ve üç yönetici olacak şekilde amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitleme örneklemesiyle belirlenmiş 12 öğretmen ve 12 okul yöneticisi oluşturmaktadır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan görüşme formu aracılığıyla, yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmada toplanan veriler, betimsel analiz yöntemi kullanılarak analiz edilmiş ve beş tema olacak şekilde kategorileştirilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre öğretmen ve okul yöneticilerinin büyük bir çoğunluğu aynı okulda beş yıl ve daha fazla süre çalışmayı uzun süreli bir çalışma olarak nitelendirilebileceğini, bu nedenle öğretmenlere yönelik getirilmesi planlanan öğretmen rotasyon uygulamasına mevcut düzenlerinin bozulmasına neden olmayacak şekilde rotasyon bölgesi oluşturularak ilçe içerisinde ya da yakın ilçelerde olacak şekilde yapılması halinde olumlu baktıklarını, rotasyonun sadece hizmet puanına dayanarak yapılmasının adaletsizliklere yol açabileceğini, dolayısıyla akademik, mesleki ve sosyal faaliyetler vb. gibi herkes tarafından kabul görülebilecek kriterlerin dikkate alınıp hizmet puanına eklenerek bir "rotasyon puanı" hesaplamasının gerektiği sonuçlarına ulaşılmıştır. Bu sonuçlar çerçevesinde Millî Eğitim Bakanlığı tarafından öğretmenlere yönelik uygulanması planlanan öğretmen rotasyonu ile ilgili öğretmenlerinde fikirleri alınarak mevcut yönetmelikte gerekli düzenlemelerin yapılması ve adil, şeffaf ve liyakatli bir rotasyon uygulamasının planlanması önerilmektedir.
Milli Eğitim Bakanlığı ödül sistemine ilişkin taşra teşkilatı çalışanlarının görüşleri
Ödüllendirme, diğer örgütlerde olduğu gibi eğitim örgütlerinde de çalışanların motivasyonu, verimlilik ve başarı açısından kritik bir öneme sahiptir. Millî Eğitim Bakanlığı ödül sistemi, başarı belgesi, üstün başarı belgesi ve ödül (maaş ödülü) olmak üzere üç aşamalı bir süreçten oluşmaktadır. Bu araştırmayla Millî Eğitim Bakanlığı taşra teşkilatı çalışanlarından öğretmenlerin, okul müdürlerinin, şube müdürlerinin ve ilçe milli eğitim müdürlerinin mevcut ödül sistemi hakkındaki görüşlerinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Araştırma nitel araştırma desenlerinden temel nitel araştırma deseniyle gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunu, 2024-2025 eğitim öğretim yılında Ordu İlinde görev yapmakta olan altı öğretmen, altı okul müdürü, beş şube müdürü ile üç ilçe milli eğitim müdürü olmak üzere toplamda 20 katılımcı oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan görüşme formu aracılığıyla, yarı yapılandırılmış görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Araştırmaya katılan eğitimciler amaçlı örneklem yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi yöntemine uygun olarak belirlenmiş ve veriler içerik analizi tekniğiyle çözümlenmiştir. Araştırmada, Millî Eğitim Bakanlığı ödüllendirme sisteminin çalışanların motivasyonunu olumlu yönde etkilediği, değerlendirmelerin adaletli olduğu ile ilgili yöneticiler ve öğretmenler arasında görüş farklılıkları bulunduğu, alınan belgelerin hak ederek alınmış olması kaydı ile çeşitli durumlarda ek puan getirisinin olması gerektiği belirlenmiştir. Mevcut ödül sisteminin yöneticiler tarafından amacına uygun bulunurken öğretmenler tarafından amacına uygun bulunmadığı, personellerin başarı belgesinin objektif kriterlere göre verilmediğini düşündüğü, başarı belgesi verilmesinde okul ya da ilçe yönetiminin etkisinin arttırılmasının daha uygun olduğu, başarı belgesi ve ödülde farklı il ve ilçeler arasında farklı uygulamaların olduğu ve bu duruma standart getirilmesi gerektiği bulunmuştur. Ayrıca ödülün herhangi bir kotaya tabi tutulmadan hak edenlere verilmesi ve ödenen miktarın günümüz koşullarına uygun hale getirilmesi gerektiği, değerlendirme ve puanlamaların objektif, şeffaf ve konunun uzmanlarından oluşan komisyonlar vasıtasıyla yapılması gerektiği, ödüllerin çeşitlendirilebileceği, maddi ödüllerin yanında manevi ödüllerinde verilmesi gerektiği, aynı kişilere verilmesinin önüne geçilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Sonuçta, ödül sisteminin amacına ve Millî Eğitim Bakanlığı personeline uygun hale getirilmesi, sürecin objektif, adil ve şeffaf bir şekilde yürütülmesiyle ilgili karşılaşılan olumsuzluklara yönelik çözüm önerilerinde bulunulmuştur.
Ortaöğretim öğretmenlerinin eğitimde dijital dönüşümden yararlanma düzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırma, ortaöğretim öğretmenlerinin eğitimde dijital dönüşümden yararlanma düzeylerinin belirlenmesini amaçlamaktadır. Dijital dönüşümün öncüsü olarak kabul edilen dördüncü endüstri devrimi diğer adıyla endüstri 4.0, tarihsel süreç içerisinde incelenmiş ve bu devrimin eğitime olan yansımaları ortaya konulmuştur. Eğitimde dijital dönüşüm kapsamındaki gelişmelere, hedeflere ve uygulamalara odaklanılmıştır. Bu noktada, öğretmenlerin bu dönüşüm içerisinde önemli bir yere sahip oldukları belirtilmiştir. Araştırmada, ortaöğretim öğretmenlerinin yararlanma düzeyleri belirlenerek cinsiyet, yaş, çalışılan kurumun türü ve statüsü değişkenleri bakımından incelenmiştir. Nicel yöntemle desenlenen bu araştırmada tarama modeli kullanılmıştır. Örneklem seçiminde ise tabakalı örnekleme tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini 2019-2020 eğitim öğretim yılında, Gaziantep ili Şahinbey ve Şehitkâmil merkez ilçelerinde kamu ve özel ortaöğretim kurumlarında görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen "öğretmenlerin eğitimde dijital dönüşümden yararlanma düzeyini belirleme ölçeği" kullanılmıştır. Ölçeğin "dijital dönüşümü oluşturan teknoloji farkındalığı", "eğitimde dijital dönüşüm teknolojilerini kullanma düzeyi", "endüstri 4.0 ve dijitalleşmeye yönelik genel yaklaşım" alt boyutlarından oluştuğu bulunmuştur. Verilerin analizinde betimleyici istatistik yöntemlerinden yararlanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre ortaöğretim öğretmenlerinin eğitimde dijital dönüşümden yararlanma düzeyleri "orta düzey" olarak bulunmuştur. Araştırma ile öğretmenlerin endüstri 4.0 ve dijital dönüşüm bağlamında eğitimde dijital dönüşümden daha çok yararlanarak yeterlilik kazanmaları ve dijitalleşen dünyanın ihtiyaçlarına uygun nitelikte bireyler yetiştirmelerinin sağlanması önerilmektedir. Anahtar sözcükler: dijital dönüşüm, dijitalleşme, eğitimde dijital dönüşüm, dördüncü endüstri devrimi, ortaöğretim öğretmenleri
Test boyutluluğunun değişen madde fonksiyonuna etkisinin farklı koşullar altında incelenmesi
Bu araştırmanın amacı iki boyutlu ve üç boyutlu yapay ve iki boyutlu gerçek veri setlerinde DMF'nin farklı koşullardan nasıl etkilendiğini belirlemektir. Testlerin basit ya da karmaşık yapıda olmaları, orta veya yüksek düzeyde DMF etki büyüklüğü içermeleri, 600-1200-2400-3600-4800-6000 olarak değişen örneklem büyüklükleri, 1:1, 1:2 olarak değişen odak ve referans grup oranına sahip olmaları araştırmanın koşullarındandır. İki boyutlu ve üç boyutlu olarak üretilen iki kategorili veri setlerine geleneksel SIBTEST ile çok boyutlu çoklu nedenler çoklu göstergeler (Multi-MIMIC) yöntemleri kullanılarak gerçekleştirilen DMF analizleri neticesinde ulaşılan 1. tip hata ve güç değerleri karşılaştırılmıştır. Gerçek veri seti ile gerçekleştirilen analizlerde ise DMF yöntemlerine bağlı olarak belirlenen DMF'li madde sayıları karşılaştırılmıştır. Yapay veri setlerini elde etmek için madde parametreleri ITEMGEN programı kullanılarak üretilmiştir. Gerçek veri seti PISA 2012 Türkiye örnekleminden sırasıyla 600,1200 ve 3600; odak (kız) ve referans (erkek) oranı 1:1 ile 1:2 olarak seçilmiştir. Veri setlerinin çalışmaya uygunluğunun kontrol edilmesi için FACTOR 10.8, yapay ve gerçek veri setleri için gerçekleştirilen analizlerde SAS 9.4 ve MPLUS 7 programları kullanılmıştır. Yapay veri setleri için 100 tekrar yapılmıştır. Araştırma neticesinde iki boyutlu verilerde, örneklem büyüklüğü arttıkça, DMF etki düzeyi yükseldikçe ve testin yapısı basitten karmaşığa gittikçe 1. tip hata azalmaktadır. Güç oranları ise örneklem büyüklüğüne bağlı olarak anlamlı farklılık göstermemekte, DMF etki düzeyinin artmasına bağlı azalmakta ve testin yapısının karmaşıklaşmasıyla yükselmektedir. Üç boyutlu verilerde de paralel sonuçlar çıkmıştır. İki ve üç boyutlu verilerde DMF yöntemi olarak klasik yöntem yerine çok boyutlu model olan Multi-MIMIC yönteminde daha düşük 1. tip hata ve daha yüksek güç oranları elde edilmiştir. Gerçek veri setinde ise DMF'li madde sayısı örneklem büyüklüğüne ve odak-referans grup oranına bağlı olarak değişmezken, DMF yöntemi olarak Multi-MIMIC yöntemi seçildiğinde DMF gösteren madde sayısında azalma olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak yeterli örneklem büyüklüklerine uygulanmış testlerin basit yapılı olması ve DMF analizleri için Multi-MIMIC yönteminin kullanılması önerilmektedir. Anahtar sözcükler: çok boyutluluk, değişen madde fonksiyonu, SIBTEST, Multi-MIMIC
Okullarda ayrılma, kayıtsız kalma, muhalefet ve sadakat ile örgütsel adalet ilişkisinde iş doyumunun aracı etkisi
Bu araştırmadaki amaç Ankara ilinde yer alan resmi Anadolu liselerinde görev yapan öğretmenlerin görüşlerine göre iş doyumu, örgütsel adalet, ayrılma, kayıtsız kalma, sadakat ve örgütsel muhalefet davranışı arasındaki çok yönlü ilişkileri incelemektir. Bu kapsamda araştırma değişkenlerine yönelik öğretmen görüşlerinin cinsiyet, mesleki kıdem, eğitim düzeyi, görev süresi, medeni durum değişkenleri açısından anlamlı bir farklılık olup olmadığı da incelenmiştir. Araştırmada nicel ve nitel desenin birarada kullanıldığı karma yöntem araştırma desenlerinden yakınsayan desen modeli kullanılmıştır. Çalışmanın nicel bölümünde ilişkisel tarama deseni, nitel bölümünde ise fenomenoloji (olgu bilim) deseni kullanılmıştır. Araştırmanın evrenini 130 resmi Anadolu Lisesinde görev yapan 6605 öğretmen oluşturmuştur. Bu kapsamda araştırmada tabakalı örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Örneklemimizi ise 612 öğretmen oluşturmuştur. Araştırmada, 2019- 2020 Eğitim- Öğretim yılında Ankara iline bağlı dokuz ilçede (Altındağ, Çankaya, Etimesgut, Gölbaşı, Keçiören, Mamak, Pursaklar, Sincan ve Yenimahalle) yer alan öğretmenlerden veri toplanmıştır. Araştırma sürecinde toplanan verileri analiz etmek amacıyla betimsel istatistiklerin yanı sıra Pearson korelasyon, regresyon ve yol analizi kullanılmıştır. Araştırmanın nitel aşamasında içerik analizi kullanılmıştır. Öğretmenlerin örgütsel adalet, iş doyumu, kayıtsız kalma tepkisine yönelik algılarının cinsiyet, mesleki kıdem, eğitim düzeyi, görev süresi, medeni durum değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Örgütsel adaletin aracı değişken olan iş doyumunu doğrudan ve anlamlı olarak etkilediği saptanmıştır. İş doyumu, örgütsel muhalefet, örgütsel sadakat tepkisine yönelik öğretmen görüşlerinin cinsiyet, görev süresi ve medeni durum değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı fark gösterdiği saptanmıştır. Adil olmayan uygulamalar karşısında öğretmenlerin süreç adaleti boyutunda olumsuz görüş bildirdikleri üzüntü duygusu yaşadıkları, örgütsel muhalefet tepkisine başvurdukları belirlenmiştir.
Comparison of equating methods for multidimensional tests which contain items with differential item functioning
Differential item functioning (DIF) and test equating are two important subjects for fairness in reported test scores. However, they have been treated separately in the psychometric literature. Hence, studies investigating the relationship between DIF and equating are quite rare. Moreover, there is no study addressing this relationship in multidimensional perspective, yet. The purpose of this study is to reveal the relationship between DIF and equating in multidimensional perspective, and contribute to the literature. In order to reveal this relationship accurately and clearly, population invariance of equating was investigated. The data used in the study were generated in accordance with the simple structure multidimensional item response theory (SS-MIRT) model. Four different equating methods were used in the study: simple structure-multidimensional item response theory observed score, unidimensional item response theory observed score, unidimensional item response theory true score and equipercentile equating. The performances of the equating methods were compared according to their population invariance under various simulation conditions (differential form DIF, correlation between dimensions, group mean ability differences between two forms). According to the results, the method that most accurately reflects the relationship between DIF and equating is the multidimensional equating method for the 0.5 correlation condition. On the other hand, under 0.8 and 0.95 correlation conditions, all methods give similar results except the results of equipercentile equating method at scores with low frequencies. Also, group mean ability difference between two forms has no effect on the population invariance of the methods.
Üniversite öğrencilerinde sosyotelizmin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin sosyotelizm düzeyleri ve iletişim becerileri arasındaki ilişkinin, iletişim becerilerinin sosyotelizmi yordayıp yordamadığının ve sosyotelizm düzeyinde araştırmada ele alınan değişkenlere göre gruplar arasında anlamlı bir fark olup olmadığının incelenmesidir. Bu araştırma nicel yöntem temel alınarak korelasyonel ve betimsel modele uygun bir şekilde tasarlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu uygun örnekleme yöntemi ile yaşları 18-30 arasında değişen 495 (%58.6 kadın ve %41.4 erkek) üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Kişisel Bilgi Formu, Genel Sosyotelist Olma Ölçeği ve İletişim Becerileri Ölçeği veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25.0 ve AMOS 23.0 programlarından yararlanılmıştır. Sosyotelizm ve iletişim becerilerinin ilişkisinin belirlenmesinde Pearson korelasyonu, iletişim becerilerinin sosyotelizmi yordayıp yordamadığının incelenmesinde yapısal eşitlik modellemesi yol analizi yapılmıştır. Araştırmanın diğer değişkenlerine yönelik veri analizi için ilişkisiz örneklemler t testi ve tek faktörlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre sosyotelizm ve iletişim becerileri arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde düşük düzeyde bir ilişki tespit edilmiştir. İletişim becerileri sosyotelizmi istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde yordamaktadır. Sosyotelizm düzeyinde cinsiyet, arkadaş sayısı ve haftalık arkadaşla görüşme sıklığı değişkenlerinde gruplar arasında fark bulunmazken; haftalık kitap okuma sayısı ve serbest zaman etkinliğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. Haftada birden fazla kitap okuyan üniversite öğrencilerinin sosyotelizm puan ortalaması, haftada birden az kitap okuyanlardan düşüktür. Serbest zaman etkinliğine göre video oyunları oynayan üniversite öğrencilerinin sosyotelizm puan ortalaması; spor yapan ve kitap okuyanlardan yüksektir. Elde edilen bulgular, alanyazın çerçevesinde tartışılarak öneriler sunulmuştur. Anahtar sözcükler: sosyotelizm, sosyotelist, iletişim becerileri
Mültecilerin sosyal içerilmeleri bağlamında eğitime erişmelerinde yaşanılan problemler ve çözüm önerileri
Bu araştırmanın amacı Samsun'da farklı milliyetlere tabi öğrencilerin öğrenim gördüğü eğitim kurumlarında çalışan öğretmen, rehber öğretmen/psikolojik danışman ve yöneticilerin eğitim süreçlerinde karşılaştıkları problemleri ve çözüm önerileri ile beraber sosyal içerilmelerine yönelik düşüncelerini açığa çıkarmaktır. Aynı zamanda mülteci öğrenci velilerinin eğitime erişim sürecinde yaşadıkları sorunlar ve sosyal içerilme beklentileri de araştırmanın diğer amacıdır. Nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik araştırma deseniyle tasarlanan araştırmada, araştırmanın çalışma grubu amaçlı örnekleme tekniklerinden ölçüt örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırma, Samsun ili İlkadım, Atakum ve Canik ilçelerinde yürütülmüştür. Araştırmada ilkokul, ortaokul ve lise düzeylerinde görev yapan mülteci öğrencilerin yoğun olduğu okullardaki yönetici, rehber öğretmen/psikolojik danışman ve öğretmen toplam 37 katılımcı ile farklı milliyetlerden 14 mülteci öğrenci velisi ile görüşmeler yapılmıştır. Çalışmada literatür araştırmaları sonucunda oluşturulan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde içerik analizi ve betimsel analiz yaklaşımı kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, katılımcıların göç ve mülteciliği daha çok duygusal ve maddi temelli kavramlarla ifade ettikleri görülmüştür. Katılımcıların mülteci öğrencilerle öğretim sürecinde disiplin, derslere ilgisizlik, şiddet, akademik yetersizlik, dil ve iletişim problemleri yaşadıkları tespit edilmiştir. Katılımcılar mültecilerin sosyal içerilmelerine genel olarak olumlu yaklaşmışlar, mültecilere istihdam imkanları sunulmasını, toplumsal uyumun sağlanması noktasında kamu kurumlarının daha etkin rol almasını ve Türk toplumunun değerlerini ve kültürünü öğrenmeleri gerektiğini belirtmişlerdir. Araştırma sonucunda mülteci ve Türklerin bir arada katılacakları etkinlikler düzenlenmesi ve öğrencilerin okullara dengeli dağıtılması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Mülteci velilerin ise devletten Türk vatandaşlığı, güvenceli çalışma, ücretsiz sağlık ve eğitime erişim, toplumdan ise iyi komşuluk, hor görülmeme ve kendilerine saygı duyulmasını bekledikleri belirlenmiştir.
Yönetici rolleri, örgüt iklimi ve duygusal emek arasındaki ilişkilere yönelik öğretmen görüşleri
Bu araştırmada yönetici rolleri, örgüt iklimi ve duygusal emek arasındaki ilişkiler öğretmen görüşlerine göre incelenmiştir. Nicel yöntemle yapılan bu çalışmada ilişkisel tarama deseni kullanılmıştır. Veriler, 2019-2020 eğitim-öğretim yılında Kahramanmaraş ilindeki 535 ilkokul öğretmeninden elde edilmiştir. Verilen toplanması için Yönetici Rolleri Ölçeği (YRÖ), Örgüt İklimi Tanılama Ölçeği (ÖİTÖ) ve Duygusal Emek Ölçeği (DEÖ) kullanılmıştır. Veri setinin çözümlenmesi için frekans, aritmetik ortalama, standart sapma, t-testi, ANOVA, Games Howell ve LSD testleri, Pearson momentler çarpımı korelasyon katsayısı hesaplamaları, çoklu doğrusal regresyon analizleri ve aracılık incelemeleri yapılmıştır. Analizler sonucunda cinsiyet, branş ve görev yeri değişkenleri açısından katılımcıların yönetici rollerine ve örgüt iklimine ilişkin görüşlerinde anlamlı farklılıklar olduğu saptanmıştır. Katılımcıların duygusal emeğe ilişkin görüşlerinde ise cinsiyet, branş, görev yeri, medeni durum, yaş, öğrenim durumu ve okuldaki süre değişkenlerine göre anlamlı farklılıklar bulunmaktadır. Bunun yanı sıra yönetici rollerinin örgüt iklimi ile ilişkili olduğu belirlenmiştir. Çalışmada ayrıca örgüt iklimi ve duygusal emek arasında bir ilişki olduğu da gözlenmiştir. Ancak aynı ilişki yönetici rolleri ve duygusal emek alt boyutları/boyutları arasında tam olarak gözlenmemiştir. Çoklu doğrusal regresyon analizleri, yönetici rollerinin örgüt iklimini ve duygusal emeği yordadığını göstermektedir. Benzer şekilde, örgüt iklimi de duygusal emeğin anlamlı bir yordayıcısıdır. Son olarak yönetici rollerinin duygusal emeği yordamasında örgüt ikliminin tam aracılığının bulunduğu ortaya konulmuştur. Araştırmada genel olarak yönetici rolleri, örgüt iklimi ve duygusal emek arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişkiler olduğu belirlenmiştir. Çalışma, yönetici rollerinin örgüt iklimini, örgüt ikliminin de duygusal emeği yordaması açısından dikkat çekicidir.
Ergenlerde sosyal ve duygusal öğrenmenin incelenmesi
Bu araştırmada, ergenlerde sosyal ve duygusal öğrenme (SDÖ) becerileri ile ilişkili olan öğrenci ve okul düzeyindeki faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, iki ya da daha fazla sayıdaki değişken arasındaki değişimin varlığını belirlemeyi amaçladığından yordamaya yönelik korelasyonel bir çalışmadır. Araştırma grubunu 2020-2021 eğitim öğretim yılında Erzincan ili genelinde yer alan 42 ortaöğretim kurumunda öğrenim gören 10, 11 ve 12. sınıf öğrencileri arasından seçkisiz atama yöntemiyle belirlenen 3017 lise öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada veriler Öğrenci Bilgi Formu, Okul Bilgi Formu, Ergenlerde Sosyal ve Duygusal Öğrenme Ölçeği, Okul İklimi Ölçeği-Lise Formu ve Ergen-Ebeveyn İlişkileri Ölçeği ile elde edilmiş, verilerin analizinde HLM 6.0 paket programı kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre; okulların SDÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan önemli bir farklılık bulunmaktadır. Öğrenci düzeyinde; ebeveyn ilişkileri olumlu; akademik başarısı, bilimsel etkinlik ve sportif etkinlik katılım durumu yüksek; devamsızlık durumu düşük olanların SDÖ puanları daha yüksektir. Okul düzeyinde; öğretmen-öğrenci ilişkilerinin olumlu olduğu, disiplin oranının düşük ve rehber öğretmenin olduğu okullardaki öğrencilerin SDÖ puanları daha yüksektir. Öğrenciler arasındaki ilişkilerin olumlu olduğu ve öğretmen başına düşen öğrenci sayısının az olduğu okullarda akademik başarısı yüksek olanların SDÖ puanları daha yüksektir. Müzik sınıfının aktif kullanıldığı okullarda ebeveynleriyle ilişkileri olumlu olanların SDÖ puanları daha yüksektir. Öğrenci kulübü sayısının fazla olduğu okullarda toplum hizmeti çalışmalarına ve sanatsal etkinliklere katılanların SDÖ puanları daha yüksektir. Veli katılımının fazla olduğu ve disiplin oranlarının düşük olduğu okullarda devamsızlık durumu az olanların SDÖ puanları daha yüksektir.
Öğretmenlerin mesleki kabul alanlarının öncülleri ve sonuçları: Kültürlerarası bir karşılaştırma
Bu karşılaştırmalı durum çalışmasının odak noktası, okul yöneticilerinin yetkisine ilişkin öğretmenlerin kabul alanının öncüllerini ve sonuçlarını bireycilik, belirsizlikten kaçınma ve güç mesafesi toplumsal normları çerçevesinde irdelemektir. Araştırma dört farklı kıtada yer alan ve tipik durum örnekleme yöntemiyle belirlenen Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Gana ve Türkiye'de yürütülmüştür. Belirlenen ülkelerdeki araştırma süreçleri, her ülke için uygun örnekleme yöntemiyle seçilen bir ortaokul ve bir lise olmak üzere iki farklı okulda gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın katılımcıları ise maksimum çeşitlilik örneklem yöntemiyle belirlenen her ülkeden 16 öğretmen olmak üzere toplam 64 öğretmenden oluşmaktadır. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formuyla elde edilmiş, içerik analizi tekniğiyle çözümlenmiştir. Araştırma sonuçları, çalışmanın yürütüldüğü dört farklı ülkede de okul müdürlerinin kullandıkları yetki türlerinin ve yönetim anlayışlarının öğretmenlerin kabul alanlarını önemli ölçüde şekillendirdiğini göstermektedir. Gelecek araştırmaların, bu çalışmanın bulgularında belirlenen ancak daha önce kabul alanı kavramı ile ilişkisi araştırılmayan motivasyon, stres, memnuniyet ile mesleki ve örgütsel bağlılık gibi kavramları ele alması önerilmektedir.
Değişen madde fonksiyonu gösteren ortak maddelerin test eşitlemeye etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada değişen madde fonksiyonu (DMF) gösteren ortak maddelerin test eşitlemeye olan etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Testlerin eşdeğer olmayan gruplar ortak test deseni yöntemiyle eşitlenmesinde, DMF gösteren ortak test maddelerinin testten çıkarılmasının eşitlenmiş puanlara ve eşitleme hatasına olan etkisi doğrusal ve doğrusal olmayan eşitleme yöntemleriyle incelenmiştir. DMF değişkenleri İngilizce, İspanyolca dilleri ve bu dillerde testi alan bireylerin cinsiyetleri olarak belirlenmiştir. DMF gösteren maddelerin belirlenmesinde Mantel-Haenszel ve SIBTEST teknikleri kullanılmıştır. Eşitleme çalışması doğrusal eşitleme yöntemlerinden Tucker, Levine, zincir eşitleme yöntemi, doğrusal olmayan yöntemlerde ise frekans kestirim, zincir eşit yüzdelikli ve Daire-Yay Levine yöntemleri ile yürütülmüştür. Çalışma verilerini, PISA 2018 uygulaması 18 ve 24. kitapçıkları İngilizce, İspanyolca dillerinde bilgisayar ortamında almış fen okuryazarlığı birey yanıtları oluşturmaktadır. Tekniklere göre B ve C düzeyinde DMF gösteren maddelerin ortak testten çıkarılmasının eşitleme hatasına etkisi ağırlıklandırılmış hata kareleri ortalaması ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda DMF'li maddelerin ortak testten çıkarılması ile eşitleme hatalarında tutarlı değişimler gözlenmemiştir. Eşitleme hatalarındaki tutarsızlığa; kitapçıkların ortalamaları arasındaki istatistiksel olarak anlamlı fark, DMF değişkenlerine ait alt gruplar arasındaki yetenek farklılaşması ve eşitleme yöntemlerine ait varsayımların karşılanma derecesinin kaynak olabileceği düşünülmüştür.
Ebeveyn medya aracılığı stilleri ile oyun oynama bozukluğu arasındaki ilişkide kaçış motivasyonun aracılık rolü
Bu araştırma kısıtlayıcı aracılık stillerinin oyun oynama bozukluğuyla ilişkisini, kaçış motivasyonu aracılığıyla incelemeyi ve çevrimiçi oyun motivasyonları ile ebeveyn aracılık stillerini ölçen iki ölçeği Türkçeye uyarlamayı amaçlamaktadır. Araştırmanın deseni yordamaya dayalı korelasyoneldir ayrıca bir ölçek uyarlama çalışmasıdır. Araştırmanın grubunu, çoğunluğu Ankara ilinde yaşayan ve ortaokul 5., 6., ve 7. sınıflarında öğrenim gören, uygun örnekleme yoluyla seçilmiş 501 ortaokul öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Çevrimiçi Oyun Motivasyonları Ölçeği, Algılanan Ebeveyn Medya Aracılığı Ölçeği ve İnternette Oyun Oynama Bozukluğu Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi, R programlama dili ile RStudio 1.4 derleyicisi üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında uyarlanan ve kullanılan ölçeklerin geçerlik analizleri için doğrulayıcı faktör analizi yapılmış; güvenirliği test etmek için Cronbach alfa ve Mcdonald omega katsayıları hesaplanmıştır. Araştırma verileri normal dağılmadığı için doğrulayıcı faktör analizlerinde ki-kare testine Satorra-Bentler düzeltmesi uygulanmış ve aracılık etkisini değerlendirmek için bootstrap güven aralıkları kullanılmıştır. Araştırma sonucunda ölçeklerden elde verilerin geçerlik ve güvenirlik katsayılarının yüksek olduğu görülmüştür. Ayrıca, aracılık testi özerkliği destekleyerek kısıtlayıcı stilin negatif yönde, kontrolle kısıtlayıcı stil ve tutarsız kısıtlayıcı stilin ise pozitif yönde oyun oynama bozukluğuna dolaylı etkisi olduğunu göstermiştir. Araştırma bulguları öz belirleme kuramının açıklamaları ışığında tartışılmıştır. Uygulama ile kuramsal alanda öneriler sunulmuştur. Bu araştırmanın gelecek araştırmalar için kapsamlı ve ekonomik ölçekler sunması, ebeveynlik becerilerine ilişkin kuramsal ve uygulama alanına katkı sağlaması, çocuklarda oyun oynama bozukluğu risk ve koruyucu faktörlerini anlamaya yardımcı olması beklenmektedir.
Lise öğrencilerinin karar stratejilerinin farklı karar durumlarında incelenmesi
Bu araştırma ile lise öğrencilerinin rasyonel, sezgisel, kararsız ve bağımlı karar stratejilerini kullanmalarıyla, karar durumlarını ifade eden analitik, davranışsal, direktif ve kavramsal durumlarda verdikleri kararlar arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada karar stratejilerini ve karar durumlarını ölçmek üzere iki ölçek hazırlanmış, ölçeklerden alınan puanlar cinsiyet, sınıf ve sosyoekonomik düzeye göre karşılaştırılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu liselerde öğrenim gören, 216'sı kız 211'i erkek toplam 427 öğrenci oluşturmuştur. Araştırma grubu uygun örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Araştırmada veri toplama araçları olarak, araştırmacı tarafından hazırlanan Karar Stratejileri Ölçeği, Karar Durumları Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Faktör yükleri, madde güçlük ve ayırıcılık katsayıları, güvenirlik katsayıları ve F değerleri hesaplanmıştır. Araştırma sonucunda farklı karar verme stratejilerini kullananların, farklı karar durumlarındaki puan ortalamaları arasında fark bulunmamıştır. KDÖ'de kızların davranışsal boyutta erkeklerden; 10. sınıfların direktif ve davranışsal durum puanlarının 9. ve 11. sınıflardan; 12. sınıf puanlarının da 11. sınıf puanlarından daha yüksek oldukları görülmüştür. 10. sınıf analitik durum puanı 9., 11. ve 12. sınıflardan, 11. sınıf kavramsal durum puanı 9. sınıf puanlarından daha yüksektir. Sosyoekonomik düzeyi düşük öğrencilerin analitik puanları orta öğrencilerin puanlarından, davranışsal durum puanlarının da orta ve yüksek düzeydeki öğrencilerden yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca KSÖ'de erkeklerin rasyonel, kızların bağımlı ve kararsız strateji puanlarının; yüksek olduğu; 9. Sınıf öğrencilerinin 10. sınıfa göre kararsız puanlarının daha düşük olduğu; sosyoekonomik düzeyin dört boyutta da farklılaşmadığı bulunmuştur.
Çok kategorili puanlanan maddelerde değişen madde ve adım fonksiyonu belirleme yöntemlerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı çok kategorili maddelerde değişen madde (DMF) ve adım fonksiyonu (DAF) belirleme yöntemlerini çeşitli koşullarda karşılaştırmaktır. Bu bağlamda PISA 2018 kapsamında öğrencilere yönelik hazırlanan "Bilgi ve İletişim Teknolojilerine Aşinalık Anketi" içerisindeki okulda dijital cihazları kullanma sıklığıyla ilgili maddelerin (IC011) yanıtlandığı Kazakistan, Türkiye ve ABD verileri üzerinde çalışılmıştır. Çok kategorili DMF analizleri için Mantel test, Liu- Agresti istatistiği, Cox β ve poly-SIBTEST yöntemleri; DAF analizleri için ise Ardışık Kategori Log Odds Oranı (AC-LOR) ve Kümülatif Kategori Log Odds Oranı (CU-LOR) yöntemleri kullanılmıştır. İlişkisel tarama modelinde yürütülen bu çalışmada "kategori birleştirme kuralı, odak grup- referans grup, odak grup örneklem büyüklüğü, odak grup:referans grup örneklem oranı, DMF belirleme yöntemi" şeklinde koşullar oluşturulmuştur. Koşulların oluşturulmasında SAS ve R yazılımlarından; analizler için ise poly-SIBTEST yöntemi için SIBTEST; diğer yöntemler için DIFAS programlarından faydalanılmıştır. Analizler sonucunda yüksek düzey DMF/DAF sergileyen madde/adım sayısının; çok kategorili DMF yöntemlerine göre küçük örneklemde, DAF yöntemlerine göre ise büyük örneklemde daha fazla olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte yöntemlerin büyük örneklemde daha tutarlı sonuçlar verdiği tespit edilmiştir. Adımlar boyunca zıt işaretli DAF bulunduran maddelerde DMF değerinin daha düşük olduğu, dolayısıyla DMF sergilemeyen bir maddede DAF analizi yapılmamasının hatalı sonuçlar verebileceği belirtilmiştir. Araştırma kapsamında oluşturulan kategori birleştirme koşullarının sonuçlar üzerinde sistematik bir etkisinin olmadığı görülmekle birlikte birleştirilen kategorilerin işaretlenme sıklığının sonuçları farklılaştığı düşünülerek sonraki çalışmalarda bu durumun incelenmesi önerilmiştir.