Tokat Gaziosmanpaşa University
Discipline

Restorative Dentistry

Tokat Gaziosmanpaşa University

199

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Adeziv uygulama tekniklerinin dentine mikrogerilim bağlanma dayanımı üzerine etkisi

Bu in-vitro çalışma, iki farklı üniversal adezivin self-etch modda farklı teknikler ile uygulanmasının anlık ve 10000 devir termal siklus ile yaşlandırma sonrasında dentine mikrogerilim bağlanma dayanımına ve rezin-dentin arayüzeyine etkilerinin incelenmesini amaçlamaktadır. Bu tez çalışmasında, çürüksüz 80 insan molar dişi kullanılmıştır. Dişlerin dentin yüzeyleri elmas separe ve zımpara kâğıdı ile hazırlanmıştır. Dentin yüzeylerine iki farklı üniversal adeziv sistem (Nova Compo B Plus, AllBond Universal) aşağıdaki 5 farklı teknik ile self-etch modda uygulanmıştır. 1-Üretici talimatlarına göre adeziv uygulaması 2-Sonik aplikatör ile adeziv uygulaması 3-Biyoaktif cam uygulandıktan sonra adeziv uygulaması 4-Biyoaktif cam uygulamasından sonra adezivin sonik aplikatörle uygulanması 5-Çift tabaka adeziv uygulaması, her tabakanın ayrı polimerize edilmesi Adeziv uygulanan yüzeylere kompozit rezin uygulanmış ve örneklerin yarısı 10000 termal siklusa tabi tutulmuş, diğer yarısı 1 hafta distile suda bekletildikten sonra tüm örnekler mikrogerilim bağlanma dayanımı testine tabi tutulmuş ve kırılma tipleri (adeziv, koheziv, miks) ışık mikroskobu ile değerlendirilmiş, rezin-dentin arayüzeyi SEM ile incelenmiştir. Veriler JAMOVI 2.3.21 ile analiz edilmiş olup normal dağılıma uygunluk Shapiro-Wilk testi ile incelenmiştir. Uygulama tekniğine, adeziv sisteme ve yaşlandırmaya göre normal dağılmayan değerlerin karşılaştırılmasında Robust ANOVA kullanılmış ve çoklu karşılaştırmalar Bonferroni testi ile incelenmiştir. Analiz sonuçları budanmış ortalama ± standart hata (B-Ort±SD) şeklinde sunulmuştur. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. İki üniversal adeziv için de 2 kat uygulama tekniği diğer tekniklere göre anlamlı derecede yüksek bulunmuş, bu iki grup arasında AB2KT grubu (94,58±5,71), NC2KT grubuna (60,54±5,21) göre daha yüksek değerler göstermiştir. Yaşlandırma sonrası neredeyse bütün gruplarda µGBD değerlerinde düşüş gözlenmiştir. Üniversal adezivlerin çok basamaklı sistemlere göre genellikle düşük bağlantı değerleri göstermesi bir dezavantajdır. Teknikler arasında çift tabaka uygulamanın klinik kullanım açısından herhangi bir zorluk teşkil etmemesi ve bağlanma değerleri üzerindeki olumlu etkisi ile rutin pratikte kullanım potansiyeli oldukça yüksek görünmektedir. Anahtar Sözcükler: üniversal adeziv; biyoaktif cam; çift kat uygulama; mikrogerilim, SEM.

Alpaslan Can Çelik
Selçuk University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Endodontik tedavili premolar ve molar dişlerde polietilen fiber yerleştirilerek yapılan kompozit restorasyonların klinik değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı; endodontik tedavili premolar ve molar dişlerde farklı yönlerde (O şeklinde; bukkolingual yönde I şeklinde; mezio-distal yönde I şeklinde) polietilen fiber (ribbond) yerleştirilerek yapılan direkt kompozit restorasyonların klinik performanslarını 6. ve 12. ay sonunda değerlendirerek karşılaştırmaktır. Çalışmaya, 18-50 yaş aralığında 85 hasta (59 kadın, 26 erkek) ve endodontik tedavi görmüş 90 posterior diş dahil edilmiştir. Restorasyonlarda Clearfil SE Bond adeziv sistemi, G-aenial Universal Injectable, G-aenial A'chord universal kompozitler ve Ribbond (polietilen fiber) kullanılmıştır. Ribbond, kalan diş dokusuna göre farklı yönlerde yerleştirilmiş ve restorasyonlar üç gruba ayrılmıştır; Grup 1: Ribbond, pulpa tabanını kaplayacak şekilde dairesel olarak yerleştirilmiştir. Grup 2: Ribbond, pulpa duvarında mesiodistal yönde "I" şeklinde yerleştirilmiştir. Grup 3: Ribbond, pulpa duvarında bukkolingual yönde "I" şeklinde yerleştirilmiştir. Tüm restorasyonlar, 1. hafta, 6. ay ve 1. yıl kontrollerinde modifiye USPHS kriterlerine göre değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizde fiberin farklı oryantasyonuna (O, MD ve BL) göre gruplandırılan direkt kompozit restorasyonların 7. gün, 6. ve 12. aydaki klinik skorlarının zamana bağlı değişimleri Cochran Q testi ve Bonferroni düzeltmesi yapılarak değerlendirilmiştir. Farklı yönlerde fiber yerleştirilen restorasyonların aynı ölçüm zamanındaki Alpha skor oranları Fisher-Freeman-Halton testi ile karşılaştırılmıştır (p<0.05). Çalışmamızın limitasyonları dahilinde, endodontik tedavili premolar ve molar dişlerde üç farklı yönde Ribbond yerleştirilerek uygulanan kompozit restorasyonlar 6 ve 12 aylık klinik takip sonucunda başarılı ve benzer sonuçlar göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Ribbond ile güçlendirilmiş kompozit, endodontik tedavi görmüş posterior diş, modifiye USPHS, farklı fiber yerleşimi.

Furkan Kozakoğlu
Selçuk University
2025
00
DoctorateOpen AccessEN

FEM analysis in endocron and onlay restorations produced with different materials

In this thesis, the biomechanical behaviors of endocrown and onlay restorations prepared using different materials were investigated using the finite element analysis (FEA) method. In restorative dental treatment, the management of material losses, especially in posterior teeth, is of great importance in terms of both the mechanical strength of the restoration and its compatibility with the dental tissue. Therefore, the aim of the study is to comparatively examine and evaluate the effect of the restorative materials used on the stress distribution. In the study, three-dimensional digital models were created using CBCT images of mandibular first molars extracted for periodontal reasons and different cavity designs (endocrown, MO, DO and MOD onlay) were modeled with SolidWorks software. Restorations were placed on each model using lithium disilicate glass ceramic, resin matrix infiltrated glass ceramic and bulk fill composite resin materials and stress analyses were performed on these models using Finite Element Analysis method. As a result of the findings, it has been shown that the elastic modulus and structural properties of the restorative material directly affect the distribution of stress on the tooth and restoration. Lithium disilicate glass ceramic restorations provide lower stress accumulation due to their high elastic modulus; while resin matrix materials have been observed to provide more homogeneous stress distribution. It has also been shown that the cavity type and preparation depth affect the stress concentration regions. In conclusion, it is emphasized that not only the material but also factors such as cavity design and the remaining structural integrity of the tooth should be taken into consideration in the success of the restoration, and this study reveals the importance of material selection based on biomechanical evaluation in the clinical decision process.

Hakan Yasin Gönder
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı materyal ve tekniklerle yapılan endokron restorasyonlarının internal ve marjinal uyumunun karşılaştırılması: in vitro çalışma

Bu çalışmanın amacı aşırı farklı materyal ve tekniklerle yapılan endokron restorasyonlarının internal ve marjinal uyumlarının karşılaştırılmasıdır. Bu in vitro çalışmada, benzer morfolojik özelliklere sahip, çürüksüz ve çekilmiş toplam 28 adet insan molar dişi kullanılmıştır.Çekim sonrası dişler su içinde muhafaza edilmiştir. Araştırma sürecinde tüm dişler, ölçüm ve uygulama aşamalarında benzer koşullarda işleme alınarak, materyallerin karşılaştırılabilirliğinin sağlanmasına özen gösterilmiştir.1.Grupta silikon ölçü materyali ile(Durosil C Silikon Ölçü ) konvansiyonel ölçü alınarak alçı model elde edildi ve model üzerine nanohibrit kompozit materyalinden(Universal Nano Hibrit Kompozit) endokron restorasyon yapıldı,2. Grupta prepare edilen dişler üzerinden intraoral tarama cihazı(Trios 5, 3Shape A/S) ile ölçü alınarak Cad sisteminde(3 Shape Dental Manager 2021 ) restorasyon dizayn edildi ve 3 boyutlu yazıcı(NextDent 5100 3D Printer ) kullanılarak 3D Rezin(C&B MFH (Micro Filled Hybrid) endokronlar üretildi.3.Grupta direk prepare edilen dişler üzerinden intraoral tarama cihazı (Trios 5, 3Shape A/S) ile ölçü alındı, Cad-Cam sistemi ile dizayn(ExoCad ;Onex dental) edilip feldspatik cam bloklardan(G Cream Blocks ) endokronlar üretildi.4.Grupta konvansiyonel ölçü alınarak alçı model elde edildi ,laboratuvar tarama cihazı ile modelin tarandı, Cad-Cam sistemi ile dizayn( ExoCad ;Onex dental) edilerek ile felspatik cam bloklardan (G Cream Blocks )endokronlar üretildi.Üretilen endokronlar rezin siman (Panavia F 2.0 - Üniversal Rezin Siman Seti)ile simante edildi.Örnekler sonuz separe yardımıyla 4 parçaya ayrıldı , internal ve marjinal siman aralıkları mikroskop( ile Olymus SZ40 Streo Mikroskop ) yardımıyla ölçüldü .Siman kalınlıkları µm cinsinden ölçüldü ve kaydedildi. Sonuçlar istatiksel olarak SPSS programında One-Vay ANOVA testi kullanılarak değerlendirildi.İnternal boşluk değerleri ortalaması Grup 1: 259,53µm ,Grup 2: 278,78 µm ,Grup 3: 234,32µm,Grup 4: 260,75µm olarak bulundu.Grup 3 en düşük değeri gösterirken Grup 2 en yüksek değeri gösterdi. Marjinal boşluk değerleri ortalaması Grup1: 150,00 µm ,Grup 2: 179,57 µm ,Grup3: 185,28 µm ,Grup4: 236,57 µm olarak bulundu.Grup 1 en düşük değeri gösterirken Grup2 en yüksek değeri göstermiştir. Bu çalışmada sayısal olarak en iyi marjinal uyum 1.grupta ölçülürken en iyi internal uyum sayısal olarak 3.grupta bulunmuştur .Ancak gruplar arasında her ölçüm değeri sonuçlarında istatiksel olarak herhangi bir bulunmamaktadır.

Gülgün Dinler
Selçuk University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Endodontik olarak tedavi edilmiş molar dişlere derin marjin elevasyonu ile yapılan farklı endokron, overlay ve post-core-kron restorasyonların stress dağılımları: 3 boyutlu sonlu eleman analizi

Bu in vitro çalışmanın amacı; iki marjininde derin marjin elevasyonu (DME) gereksinimi olan, endodontik tedavi görmüş alt birinci molar dişlerde; endokron, overley, postlu ve postsuz tam kron restorasyonların biyomekanik davranışlarını üç boyutlu sonlu elemanlar analizi (SEA) ile değerlendirmektir. Çalışmada, çekilmiş sağlam bir alt birinci molar diş temel alınarak üç boyutlu bir model oluşturulmuştur. Model üzerinde kanal tedavisi simüle edilmiş; distal ve lingual duvarların subgingival seviyede kaybedildiği aşırı madde kaybı senaryosu kurgulanmıştır. Overlay gruplarında pulpa odası farklı kompozit rezin sistemleri ile build-up yapılarak restore edilmiştir. Çalışma kapsamında oluşturulan gruplar şu şekildedir: G1: DME gereksinimi olmayan Endokron (Kontrol) G2: DME uygulanan Endokron G3: DME + Geleneksel Kompozit (GK) build-up + Overlay G4: DME + EverX build-up + Overlay G5: DME + Ribbond post + GK build-up + Overlay G6: DME + Kavite tabanına Ribbond şerit + GK build-up + Overlay G7: DME + GK Core + Tam Kron G8: DME + Ribbond Post + GK Core + Tam Kron İndirekt restorasyonların tamamı lityum disilikat blok olarak modellenmiştir. Tüm modellere 300 N büyüklüğünde, dişin uzun aksına dikey ve 30° açıyla oblik olacak şekilde kuvvet uygulanmıştır. Diş dokusu, siman tabakası, kor materyali ve DME bölgesinde oluşan Von Mises ve maksimum asal gerilim değerleri analiz edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, oblik yükleme altında tüm modellerde dikey yüklemeye oranla daha yüksek stres değerleri saptanmıştır. Dikey yükleme altında diş dokusunda en düşük stres G2 (Endokron) grubunda, oblik yükleme altında ise G3 grubunda gözlenmiştir. Siman tabakasında ve DME'nin diş dokularına bağlandığı bölgelerde, oblik yükleme senaryosunda G3 grubu, G2'den daha az stres birikimi sergilemiştir. DME bölgesinde en düşük gerilim değerleri tam kron restorasyonlarda (G7 ve G8) kaydedilirken; G4 grubunda, özellikle oblik yükleme altında daha yüksek stres birikimi saptanmıştır. Tam kron restorasyonların diş dokularında ve DME-diş bağlantı bölgelerinde, G2 ve G3 gruplarına kıyasla daha az stres oluştuğu gözlenmiştir. Fiberle güçlendirilmiş kompozit rezin içeren overlay restorasyonlar (G4, G5 ve G6); diş dokuları, siman, DME ve kor materyallerinde diğer gruplara oranla daha yüksek stres değerleri göstermiştir. Derin marjin elevasyonu (DME) uygulamasının, restorasyonların mekanik özellikleri üzerinde olumsuz bir etkisi bulunmadığı saptanmıştır. Kalan diş dokusunun dayanımı ve restorasyonun retansiyonu açısından pulpa odasının geleneksel kompozit rezin ile restore edilmesi, çalışmada değerlendirilen diğer tasarımlara (fiber takviyeli sistemler vb.) kıyasla biyomekanik açıdan daha avantajlı bulunmuştur.

Rümeysa Öner Tuncer
Selçuk University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Derin marjin elevasyonu uygulanan dişlerde farklı pulpal build-up materyalleri kullanılarak üretilen 3B baskı endokronların kırılma dayanımı

Bu çalışmanın amacı, endodontik tedavi uygulanmış ve derin marjin elevasyonu (DME) yapılan molar dişlerde, pulpal build-up için kullanılan üç farklı kompozit materyalin, üç boyutlu (3B) yazıcı teknolojisi kullanılarak üretilen endokron restorasyonlarının kırılma dayanımı ve kırık tipi (restore edilebilir/restore edilemez) üzerindeki etkisini termomekanik yaşlandırma sonrasında karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir. Bu in vitro çalışmada, toplam 40 adet çekilmiş insan molar dişi dört gruba ayrılmıştır (n=10). Kontrol grubunda DME uygulanmaksızın pulpal taban G-ænial Universal Flo ile hazırlanmıştır. Deney gruplarında ise DME uygulanmış ve pulpal tabanda sırasıyla G-ænial Universal Flo (G2), Gænial Posterior (G3) ve EverX Posterior (G4) kompozit rezinleri kullanılmıştır. Tüm örneklere 3B yazıcı teknolojisi ile üretilen endokron restorasyonlar uygulanmış ve örnekler termomekanik yaşlandırma protokolüne tabi tutulmuştur. Yaşlandırma sonrasında üniversal test cihazı kullanılarak tüm örneklerde kırılma dayanımı testleri gerçekleştirilmiştir. Ortalama kırılma dayanımı değerleri; kontrol grubunda 2117,1 ± 795,6 N, G-ænial Universal Flo grubunda 2080,9 ± 1420,8 N ve EverX Posterior grubunda 1152,9 ± 345,1 N olarak elde edilmiştir. Yapılan Kruskal–Wallis testi sonucunda gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. Post-hoc analizlerde, kontrol grubu ile EverX Posterior grubu arasında ve Gænial Posterior grubu ile EverX Posterior grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur. Kırık tipi analizi yalnızca tanımlayıcı olarak yapılmış olup, gruplar arasında kırık tipi açısından istatistiksel bir karşılaştırma gerçekleştirilmemiştir. Kırık tiplerinin dağılımı tanımlayıcı bulgular olarak raporlanmıştır. Sonuç olarak, pulpal tabanda kullanılan kompozit materyal tipinin, 3B yazıcı ile üretilen endokron restorasyonlarının kırılma dayanımı üzerinde anlamlı etkiler oluşturduğu; buna karşın kırık tipleri üzerinde belirleyici bir etkisinin olmadığı görülmüştür. Bu bulgular, endodontik tedavi görmüş dişlerde restoratif materyal seçiminde mekanik özelliklerin dikkate alınmasının önemini ortaya koymaktadır. Çalışma sonuçlarının, benzer koşullarda gerçekleştirilecek ileri in vivo ve klinik çalışmalarla desteklenmesi önerilmektedir.

Sena Okut
Selçuk University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İndirekt restorasyonlarda farklı mekanik polisaj sistemlerinin yüzey özelliklerine etkisi

Bu in vitro çalışmanın amacı, iki farklı lityum disilikat seramik CAD/CAM blokta uygulanan yüzey işlemlerinin, materyallerin yüzey pürüzlülüğü ve yüzey parlaklığı değerleri üzerindeki etkilerini karşılaştırmak ve yüzey topografik morfolojilerini nanometrik ve mikrometrik ölçeklerde görüntüleyerek değerlendirmektir. Çalışmada, IPS e.max CAD Blok ve GC Initial LiSi Blok olmak üzere iki farklı lityum disilikat CAD/CAM blok materyalinden elde edilen toplam 192 adet örnek kullanılmıştır. Tüm bloklar 6 × 13 × 0,5 mm ebatlarında ve 0,5 mm kalınlığında hazırlanmıştır. Her bir materyal çeşidi, sekiz farklı yüzey işlemine (sırlama, frezle aşındırma ve aşındırma sonrası uygulanan üç farklı mekanik polisaj sisteminin [G&Z Instrumente Seti, Panther Seti ve OptraGloss Seti] iki farklı varyasyonu [polisaj pastası kullanılan/kullanılmayan]) tabi tutulmuştur (n=12). Yüzey pürüzlülüğü (Ra) profilometre ve yüzey parlaklığı (GU) glossmetre cihazı ile ölçülmüştür. Yüzey topografisi atomik kuvvet mikroskobu (AFM), taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve ışık mikroskobu ile incelenmiştir. İstatistiksel analizlerde verilerin normal dağılımı Shapiro-Wilk testi ile değerlendirilmiş; normal dağılım göstermeyen parametreler için Kruskal-Wallis H testi kullanılmıştır. Gruplar arasındaki anlamlı farkların belirlenmesinde ise Bonferroni düzeltmeli Dunn testi esas alınmıştır. Araştırma sonucunda, kullanılan materyal tipi ve uygulanan yüzey işlemlerinin yüzey pürüzlülüğü (Ra) ve parlaklık (GU) değerleri üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkiye sahip olduğu saptanmıştır (p < 0,05). Klinik uyumlamayı taklit eden frezle aşındırma işlemi, seramik yüzeylerini kabul edilemez düzeyde pürüzlü hale getirmiş ve parlaklığı anlamlı derecede düşürmüştür; bu aşamada en yüksek pürüzlülük (1,0775 μm Ra) ve en düşük parlaklık (3,2250 GU) değerleri GC Initial Blok grubunda gözlenmiştir. Mekanik polisaj sistemleri arasında Panther ve OptraGloss, polisaj pastası kullanımından bağımsız olarak yüzeyi klinik eşik değerin altına indirerek yüksek parlaklık sağlamada başarılı olmuştur. Çalışmanın en pürüzsüz (0,0667 μm Ra) ve en parlak (92,9083 GU) sonuçları, IPS e.max Blok - OptraGloss - Pasta kombinasyonuyla elde edilmiştir. G&Z Instrumente seti tek başına yetersiz kalırken, elmas polisaj pastası ile kombine edildiğinde tüm sistemlerin performansı istatistiksel olarak anlamlı şekilde artmış ve kontrol grubuna (sırlama) eşdeğer sonuçlar elde edilmiştir (p < 0,05). Niteliksel analizler (AFM, SEM ve ışık mikroskobu); Panther ve OptraGloss sistemlerinin pürüzsüz ve düz bir topografi oluşturduğunu, pastasız G&Z uygulamasında ise yüzeyde derin çukurların kaldığını doğrulayarak nicel verileri desteklemiştir. Elde edilen veriler, mekanik polisajın etkinliğinin kullanılan sistemin yanı sıra seramik materyalinin mikro yapısına da bağlı olduğunu göstermektedir. Çalışma, lityum disilikat seramik yüzeyleri için Panther ve OptraGloss mekanik polisaj sistemlerinin, yüzey pürüzlülüğü ve yüzey parlaklığı açısından başarılı olduğunu göstermiştir. Elde edilen veriler, mekanik polisajın etkinliğinin sadece kullanılan sisteme değil, aynı zamanda lityum disilikat seramik materyalinin mikro yapısına da bağlı olduğunu işaret etmektedir. Elmas polisaj pastası kullanımının mekanik polisaj sistemlerine son adım olarak eklenmesi, Ra ve GU değerlerini iyileştirmiştir. Klinikte restorasyonun simante edilmesinin ardından oklüzal uyumlamalardan sonra sırlamanın yapılamayacağı durumlarda tekrar parlatmanın mekanik polisaj sistemleriyle yapılması etkili bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: LiSi blok; parlaklık; polisaj; pürüzlülük.

Gamze Okumuş
Selçuk University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kalınlıklardaki seramik hibrit ve nano hibrit kompozitler altında polimerize edilen rezin simanların yüzey mikrosertliklerinin karşılaştırılması

Bu in vitro çalışmanın amacı farklı kalınlıklarda hibrit seramik CAD/CAM blok ve iki nanohibrit kompozit rezin kullanılarak hazırlanan indirekt restorasyonların altında, farklı yöntemlerle polimerize edilebilen rezin simanların yüzey sertlik derecelerinin karşılaştırılmasını değerlendirmektir. Çalışmada, hibrit-seramik CAD/CAM blok Lava Ultimate (LU), nano-hibrit kompozit rezin IPS Empress Direct (IPS) ve nano hibrit kompozit rezin Neo Spectra ST HV (NST) olmak üzere üç farklı restoratif materyalden 1 mm, 2 mm ve 3 mm kalınlıklarda örnekler hazırlandı. Bu örneklerin altına, yalnızca ışıkla polimerize olan veya hem kimyasal hem de ışıkla polimerize olan dört farklı rezin siman (Nova Resin, Imicryl ve NX3 Nexus, Kerr), 0,5 mm kalınlığında teflon kalıplar (6 mm çap × 0,5 mm yükseklik) aracılığıyla yerleştirildi. Farklı kalınlıktaki restoratif materyallerin altındaki simanlar, LED ışık cihazı ile 20 saniye süreyle polimerize edildi (n=15). Kontrol gruplarında ise simanlar, 0,5 mm kalınlığındaki teflon kalıplara yerleştirildi ve üzerlerine konulan şeffaf cam lamel aracılığıyla doğrudan ışıkla 20 saniye süreyle polimerize edildi. Örneklerin restoratif materyallere ve cama yapışmasını önlemek amacıyla yüzeylerine şeffaf bant uygulandı. Polimerizasyon sonrası örnekler, 24 saat boyunca ışık geçirmeyen karanlık ortamda bekletildi. Mikrosertlik ölçümleri, Hardway Microvickers cihazı ile üst ve alt yüzeylerden üç farklı noktadan, 50 g yük 15 saniye uygulanarak gerçekleştirildi.İstatistiksel analizler SPSS 24.0 yazılımı kullanılarak, α=0,05 anlamlılık düzeyinde tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Tukey ve Scheffe testleri ile gerçekleştirildi. Üst ve alt yüzeyler kendi aralarında karşılaştırıldığında her ikisinde de en yüksek mikrosertlik düzeyleri kontrol Imicryl DC grubunda kaydedilmiştir. Imicryl kontrol gruplarından sonra en yüksek sertlik değerleri 1 mm Imicryl DC gruplarında gözlenmiştir (p< 0,05). NX3 kontrol grupları için, Imıcryl kontrol gruplarından düşük sertlik değerleri saptanmıştır (p< 0,05). Bütün materyallerde farklı kalınlıklar kendi aralarında değerlendirildiğinde, NX3 DC gruplarının Imicryl DC gruplarına kıyasla anlamlı derecede daha düşük mikrosertlik değerleri gösterdiği belirlenmiştir (p< 0,05). Kontrol grupları, her iki siman sisteminde de diğer gruplara kıyasla anlamlı derecede daha yüksek mikrosertlik değerleri göstermiştir (p < 0,05). Rezin simanların mikrosertlik değerleri, restorasyon materyalinin tipi ve kalınlığından etkilenmiştir; materyal kalınlığı arttıkça mikrosertlik azalma eğilimi göstermiştir. Bu nedenle, klinik uygulamalarda rezin siman seçiminin restorasyon materyalinin ışık geçirgenliği ve kalınlığı dikkate alınarak yapılması önemlidir. Anahtar Sözcükler: İndirekt restorasyonlar; Mikrosertlik; Rezin siman

Selin Seda Çağlar Aşkın
Selçuk University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek dolduruculu akışkan kompozitlerin sağlam ve çürükten etkilenmiş dentin yüzeylerine mikrogerilim bağlanma dayanımlarının değerlendirilmesi

Bu in vitro çalışmada, sağlam ve yapay çürük oluşturulmuş dentin yüzeylerinde, iki farklı adeziv sistemin, dört farklı kompozit materyalle kombinasyonunun, termal siklus sonrası mikrogerilim bağlanma (μGB) dayanımı değerleri, arayüz kopma tipleri ve SEM görüntüleri incelenmiştir. Bu tez çalışmasında, çürüksüz 64 insan molar dişi kullanılmıştır. Dişlerin dentin yüzeyleri elmas separe ve zımpara kâğıdı ile hazırlanmıştır. Dişlerin yarısında yapay çürük oluşturmak amacıyla örnekler, önce 8 saat demineralizasyon solüsyonunda, ardından 16 saat remineralizasyon solüsyonunda bekletilecek şekilde 14 gün süren bir pH döngüsüne tabi tutulmuştur. Çalışmada dentin yüzeylerine iki farklı universal adeziv sistem (GC Premio Bond ve G2-Bond Universal) uygulanmış; ardından üç yüksek dolduruculu akışkan kompozit rezin (Clearfil Majesty Flow, G-ænial Universal Injectable, GrandioSO Heavy Flow) ile bir universal nanohibrit kompozit rezin (G-ænial Achord) kullanılarak restorasyonlar gerçekleştirilmiştir. Daha sonra tüm örnekler 10000 termal siklusa tabi tutulmuş ve tüm örneklere mikrogerilim bağlanma dayanım testi uygulanmıştır. Örneklerin arayüzlerinde meydana gelen kırılma tipleri (adeziv, koheziv, miks) ışık mikroskobu ile değerlendirilmiştir. Her grup için bir örnekte rezin-dentin arayüzeyi SEM ile incelenmiştir. Tüm istatistiksel analizler R 4.1.2 kullanılarak gerçekleştirildi. Verilerin normalliği Shapiro–Wilk testi ve Q–Q grafikleriyle, varyans homojenliği ise Levene testi ile değerlendirildi. Farklı adeziv sistemler, kompozit türleri ve dentin yapıları arasındaki mikrogerilim bağlanma dayanımı farkları, One-way ANOVA ve Tukey HSD ile; varyans homojenliği sağlanamayan durumlarda ise Welch's F testi ve Games–Howell çoklu karşılaştırmalarıyla analiz edildi. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p <0,05 olarak kabul edildi. Mikrogerilim bağlanma dayanımı açısından en yüksek değerler, sağlam dentinde G2-Bond Universal ile uygulanan Clearfil Majesty grubunda (40,75 ± 8,31 MPa) elde edilmiştir. Buna karşılık, en düşük bağlanma dayanımı ise yapay çürük oluşturulmuş dentinde GC Premio Bond + GC Achord grubunda (9,19 ± 4,91 MPa) kaydedilmiştir. G2-Bond Universal hem sağlam hem de yapay çürük oluşturulmuş dentin üzerinde GC Premio Bond'a kıyasla daha yüksek bağlanma dayanımı göstermiştir. GC Premio Bond yalnızca sağlam dentinde G-aenial Achord kompoziti ile uygulandığında daha yüksek bağlanma dayanımı değerleri (20,25 ± 5,01 MPa) göstermiştir; fakat iki adeziv sistem arasında istatistiksel farklılık izlenmemiştir. Sağlam dentin yüzeylerinde, tüm kompozit ve adeziv kombinasyonlarında yapay çürük oluşturulmuş dentine kıyasla daha yüksek mikrogerilim bağlanma dayanım değerleri izlenmiştir. Arayüz kırılma tipleri değerlendirildiğinde; sağlam dentinde G2-Universal Bond ile uygulanan Clearfil Majesty Flow grubunda yüksek oranda koheziv kırıklar izlenirken; diğer tüm gruplarda yaygın olarak adeziv kırıklar görülmüştür. Dentin dokusunun sağlam ya da çürükten etkilenmiş olması, dentine mikro gerilim bağlanma dayanımını etkileyen en kritik faktörlerden biridir. Sonrasında bunu adeziv sistem ve kompozit materyal seçimi takip etmektedir. Bu çalışmada her iki dentin yüzeyinde G2-Bond Universal bağlanma dayanımı açısından GC Premio Bond'dan daha başarılı performans göstermiştir. Sağlam dentin yüzeyinde G2-Bond Universal ve Clearfil Majesty Flow kombinasyonunun mikrogerilim bağlanma dayanım değerleri ise dikkat çekici şekilde tüm gruplardan yüksektir. Anahtar Kelimeler: mikrogerilim; universal adezivler, universal kompozit; yapay çürük, yüksek dolduruculu akışkan kompozit

Atiye Tuğba Kuzgun Türkmen
Selçuk University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Komplike olmayan kron kırıklarının tedavisinde insizal fragmanınreataçmanında kullanılan universal adezivlerin farklı uygulamatekniklerinin ve ph'larının kırılma dayanımı üzerine etkisininaraştırılması

Bağdatlı, Z., Komplike olmayan kron kırıklarının tedavisinde insizal fragmanın reataçmanında kullanılan universal adezivlerin farklı uygulama tekniklerinin ve Ph larının kırılma dayanımı üzerine etkisinin araştırılması. Hacettepe Üniversitesi Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2024. Bu in vitro çalışmanın amacı, dental travma nedeniyle mine-dentin kırığı oluşmuş anterior dişlerin reataçmanında, farklı pH değerine sahip üniversal adezivlerin, selektif etch ve self etch yöntemiyle uygulanmasının reataçman yapılan dişlerin kırılma dayanımı üzerine etkisini araştırmaktır. Çalışmaya çürüksüz 70 adet sığır mandibular keser dişi dahil edilmiştir. Dişler, Kendiliğinden sertleşen akrilik rezin (BMS Dental, Lava Dent) ile doldurulmuş silikon kalıplar içerisine (15mm x 20mm) mine sement sınırına kadar gömüldükten sonra 10 tanesi kontrol, 30 tanesi selektif etch ve 30 tanesi de self-etch olarak rastgele 3 gruba ayrılmıştır. Daha sonra self etch ve selektif etch grupları adezivin pH değerine göre orta (G Premio Bond, GC, Tokyo, Japonya), hafif (Single Bond, 3M Espe, St. Paul, MN, A.B.D.) ve ultra hafif üniversal adeziv (All Bond Universal, Bisco Inc., A.B.D.) grubu olarak (n=10) 3 alt gruba ayrılmıştır. Test gruplarındaki dişler bir hassas kesme cihazı ile (Micracut 201, Metkon, Bursa, Türkiye) su soğutması altında insizal kenardan 5mm uzaklıktan kesilmiştir. Daha sonra dişlere aşağıdaki gibi ilgili adezyon protokolleri uygulanarak reataçman yapılmıştır; Grup I: kontrol (K), Grup II: Selektif etch (SE) + G Premio Bond (GP), Grup III: SE + Single Bond (SB), Grup IV: SE + All Bond (AB), Grup V: Self + GP, Grup VI: Self + SE, Grup VII: Self + AB. Daha sonra örnekler bir termal döngü cihazında (Thermocycler, SD Mechatronic, Almanya) 10000 döngüye tabi tutulmuştur. Kırılma dayanımını ölçmek için örnekler bir üniversal test cihazına (Instron 4411, Canton, MA, ABD) aktarılmıştır. Ardından kırılma ara yüzü bir stereomikroskop (Leica MZ12, Leica Microsystems Ltd, Almanya) altında incelenerek kırılma tipleri belirlenmiştir. Veriler, SPSS (The Statistical Package for The Social Sciences) 23.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışmada yer alan tüm ölçümler için ortalama ± standart sapma değerleri hesaplanmıştır. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediği Shapiro-Wilks testi kullanılarak incelenmiştir. Kırılma dayanım testi bakımından gruplar arası fark incelemesi tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılarak yapılmıştır. Aralarında fark bulunan gruplar için LSD testi kullanılarak çoklu karşılaştırma yapılmıştır. Kontrol grubu ile yapılan karşılaştırmalarda ise Dunnett testi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p=0,05 olarak belirlenmiştir. Kırılma dayanımı açısından gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,016). Kırılma dayanımı sırasıyla; K > Self + GP > SE + AB > SE + SB > SE+ GP > Self + SB > Self + AB. Selektif etch uygulanan gruplar kendi aralarında karşılaştırıldığında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p= 0,972). Self-etch uygulanan gruplar kendi içerisinde karşılaştırıldığında anlamlı bir fark bulunmuştur (p=0,008). Adezivler pH değeri açısından karşılaştırıldığında orta derecede pH değeri olan adezivin self-etch veya selektif etch yöntemiyle uygulanması bağlanma değeri açısından bir fark yaratmamıştır (p = 0,692). Ancak hafif ve ultra hafif adezivlerde fark bulunmuştur (sırasıyla, p=0,032, p=0,014,). Kırılma modu analizinde en çok adeziv tipte başarısızlık görülmüştür ancak gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p=0,133). Mevcut çalışmanın sınırlılıkları dahilinde, göre hem asit uygulama yönteminin hem de adezivlerin pH derecesinin reataçman yapılan dişlerin kırılma dayanımını etkilediği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Dental travma, kırıma dayanımı, reataçman, selektif etch adeziv rezinin pH'sı, self-etch, üniversal adezivler.

Zeynep Bağdatlı
Hacettepe University
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı ışık kaynakları ile aktive edilen beyazlatma ajanının klinik etkinliğinin değerlendirilmesi

Uslu, A. Farklı Işık Kaynakları ile Aktive Edilen Beyazlatma Ajanının Klinik Etkinliğinin Değerlendirilmesi. Hacettepe Üniversitesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Restoratif Diş Tedavisi Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Ankara, 2019. Bu randomize klinik çalışmanın amacı, %35 hidrojen peroksit içeren beyazlatma ajanını Diyot lazer veya LED ışık kaynağı ile aktive ederek oluşan renk değişimini, diş hassasiyetini, diş yüzeyinde oluşan sıcaklık değişimini ve dişeti irritasyonunu bölünmüş çene modelinde 9 aylık takipte incelemektir. Çalışmaya çürüksüz ve restorasyon bulunmayan anterior dişlere sahip 35 katılımcı dahil edilmiştir. Bölünmüş çene modelinde %35 lik HP içeren (Whiteness HP, FGM) beyazlatma ajanı kullanılarak, sağ/sol alt-üst çene arklarının bir tarafı Diyot lazer (Epic X, Biolase) ile diğer tarafı ise LED (Radii Plus, SDI) ışık kaynağı ile aktive edilmiştir. Tüm beyazlatma işlemi süresinde kanin dişlerin bukkal yüzeyinden sıcaklık ölçer (DT-3891G K tipi/ J tipi Termometre datalogger, CEM Instruments) cihazı ile meydana gelen sıcaklık değişimi kaydedilmiştir. Diş hassasiyeti VAS (Görsel Analog Skala) ile beyazlatma işlemi öncesinde, sırasında, sonrasında, 48 saat, 1 hafta, 1, 6 ve 9 ay zaman dilimlerinde değerlendirilmiştir. Renk değişimi için subjektif (Vita Klasik Renk Skalası ve Vita 3D Master Beyazlatma Skalası) ve objektif (Vita Easy Shade spektrofotometre) renk değerlendirme yöntemleri kullanılmıştır. Beyazlatma işlemi öncesinde, sonrasında, 48 saat, 1 hafta, 1, 6 ve 9 ay zaman dilimlerinde renk ve dişeti irritasyonu değerlendirmeleri yapılmıştır. Renk değişimi ΔE ve ΔSGU verileri kullanılarak tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, çoklu karşılaştırmalarda ise Bonferroni testi ile; sıcaklık değişimi bağımlı gruplarda t-testi ile; diş hassasiyeti Friedman testi kullanılarak istatistiksel analiz yapılmıştır. Her bir zaman diliminde iki ışık kaynağı (Diyot lazer/LED) karşılaştırılırken Wilcoxon testi kullanılmıştır (p<0,05). Subjektif renk değerlendirilmesinde ΔSGU değerleri açısından, Diyot lazer ve LED ışık kaynakları arasında fark görülmemiştir (p>0,05). Objektif renk değerlendirilmesinde, 6 aylık kontroller haricinde tüm kontrollerde ortalama ΔE değerleri açısından Diyot lazer ve LED ışık kaynakları arasında fark görülmemiştir (p>0,05). Altı aylık spektrofotometrik değerlendirmede Diyot lazer ile istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek ΔE değerleri elde edilmiştir (p<0,05). Diyot lazer ile diş yüzeyinde oluşan sıcaklık farkı ve maksimum sıcaklık değerleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ortalama sıcaklıklar karşılaştırıldığında LED ışık kaynağı ile istatistiksel olarak anlamlı daha yüksek değerler görülmüştür (p<0,05). Değerlendirilen zaman dilimlerinin hiç birinde diş hassasiyeti ve dişeti irritasyonu açısından fark bulunmamıştır (p>0,05). Bu in vivo çalışmanın sınırlamaları dahilinde, Diyot lazer ve LED ışık kaynakları arasında renk değişimi, diş hassasiyeti ve dişeti irritasyonu açısından fark görülmemiştir (p>0,05). Diyot lazer ile diş yüzeyinde oluşan sıcaklık farkı ve maksimum sıcaklık değerleri daha yüksek gözlenirken, ortalama sıcaklık LED ışık kaynağı ile daha yüksek bulunmuştur (p<0,05)

Dental materyallerDiyod lazerDiş beyazlatma+4
Aybüke Uslu
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessEN

Evaluation of the efficacy of fluoridated and non-fluoridated remineralization agents applied by different methods on remineralization of early enamel lesions

This study evaluated the effect of pastes containing amorphous calcium phosphate (ACP) and hydroxyapatite (HA) with and without fluoride applied by finger and toothbrush on enamel demineralization. Human teeth were used. After artificial caries lesions were formed, they were addressed to 9 groups each group contained 13 specimens, 10 for microhardness test and 3 for SEM analysis. The specimens were demineralized by the pH cycling model for 8-hour intervals, after demineralization the remineralization agents were applied to all groups for 3 minutes and then cleaned with artificial saliva. Specimens were stored in artificial saliva for 16 hours for 28 days. Specimens were analyzed at baseline, after demineralization, and after 28 days of remineralization. Specimens were analyzed by surface microhardness (SMH) and SEM. T-test and the Mann-Whitney U test, One-way ANOVA, Tukey HSD and Tamhane's T2 and Bonferroni test (p<0.050). After remineralization, there is no significant difference between finger and toothbrush application methods. The HA-based has a higher microhardness mean value than ACP-based materials. The fluoridated has higher efficacy than the non-fluoridated groups. There is a significant difference between non-fluoridated ACP-based groups and the other fluoridated (HA and ACP) and non-fluoridated HA-based groups. There is no significant difference between the control group and non-fluoridated ACP-based groups. After remineralization of the SEM analysis, the control group has multi porosity with irregular rough surface same as non-fluoridated ACP-based groups, fluoridated ACP-based groups have complete coverage with irregular rough surface, while HA-based groups have complete coverage with smooth regular surface. Keywords: Early enamel lesions, Fluoridated, Non-fluoridated, Remineralization, Scanning Electron Microscopy, Hydroxyapatite.

Mays Marwan Abedalazız Alrefaı
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Uşak Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine başvuran hastaların sağlık okuryazarlığı ve tedavi gereksinimi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Ağız ve diş sağlığı ile genel sağlık ayrılmaz bir bütündür. Bireylerin sağlık okuryazarlığı seviyesi genel sağlığı etkilediği gibi ağız ve diş sağlığını da etkilemektedir. Ağız sağlığının kötü olması, yapılması gereken tedavilerin artmasına sebep olduğu için sağlık sistemi üzerindeki yükün artmasına neden olur. Koruyucu tedavilerin uygulanması ileri seviyedeki tedavilere ihtiyaç olmasının önüne geçer ve sağlık alanında yapılan harcamaların azalmasını sağlar. Literatürde çürük sayısı ile sağlık okuryazarlığı seviyesi arasındaki ilişkinin incelendiği çalışma sayısı yeterli değildir. Diş çürüğü kendi başına genel sağlığı etkilemese de ilerlediği durumda kanal tedavisi, periodontal problemler ve diş çekimine sebep olarak çene eklemi problemleri, sindirim zorluğu ve estetik görünüşteki bozulma sebebiyle psikolojik problemlere neden olabilir. Çürük prevelansının azaltılması için bireylerin sağlığın korunması konusunda bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Ancak kültürel farklılıklar ve beslenme alışkanlıklarnın farklı olması gibi sebeplerle toplumlar arasında çürük prevelansı, sağlık okuryazarlığı seviyesiyle her zaman ilişki göstermeyebilir.

Ağız sağlığıDiş hastalıklarıDiş çürükleri+4
Özhan Yağcı
Uşak University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üç boyutlu yazıcılarla üretilen rezin laminate veneerlerin uyumlarının mikrosızıntı yöntemiyle in-vitro olarak araştırılması

Amaç: Bu in-vitro çalışmanın amacı, üç boyutlu (3B) yazıcı teknolojisiyle üretilen rezin laminate veneer restorasyonlar ile direkt kompozit kullanılarak yapılan restorasyonların termal siklus sonrası mikrosızıntı düzeylerini karşılaştırmaktır. Yöntem: Toplam 72 çekilmiş anterior ve premolar dişe laminate veneer preparasyonu uygulandı. İndirekt restorasyonlar, iki farklı 3B yazıcı rezini [Crowntec (Saremco, İsviçre) ve NextDent C&B MFH (Vertex, Hollanda)] ve dört rezin siman [Panavia V5, Variolink Esthetic LC, RelyX Universal, RelyX Veneer] kullanılarak simante edildi. Direkt restorasyonlar serbest el tekniğiyle uygulandı. Örnekler 5000 döngülük termal siklusa tabi tutuldu. Dişler tırnak cilası ile izole edilip %2'lik bazik fuksin solüsyonunda bekletildi. Kesitler mikroskop altında incelendi ve mikrosızıntı skorlandı (0–3). Veriler Fisher's Exact testi ile değerlendirildi. Bulgular: En sık görülen skor 0 (mikrosızıntı yok) idi. Crowntec (%87,5), C&B (%75,0) ve direkt kompozit (%75,0) gruplarında benzer oranlarda mikrosızıntısız restorasyon gözlendi (p=0,217) ile gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Sonuç: 3B yazıcı ile üretilen restorasyonlar, biyomekanik açıdan direkt kompozitlere alternatif olabilir. Dijital diş hekimliğinde yaygın kullanımları öngörülmektedir. Anahtar kelimeler: Laminate veneer, 3B yazıcı, mikrosızıntı, kompozit

Diş kaplamaları
Sinem Güler Mutlu
Uşak University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı rezin simanlar kullanılarak yapıştırılan üç boyutlu yazıcı ile üretilen inley restorasyonların indirekt kompozit inley restorasyonlarla mikrosızıntı yönünden in-vitro karşılaştırılması

Amaç: Bu in-vitro çalışmada iki farklı rezin siman ile simante edilen, 3 boyutlu yazıcı ile üretilen inley restorasyonların, indirekt kompozit inley restorasyonlarla yaşlandırma varlığında ve yokluğunda mikrosızıntı yönünden karşılaştırılması amaçlandı. Yöntem: Çalışmada; çürüksüz 108 adet molar çekilmiş dişe (n=9) sınıf II (mezio-oklüzal) kaviteler hazırlandı. İki farklı üç boyutlu yazıcı rezini [( NextDent C&B MFH, NextDent B.V., Hollanda), (Saremco Print Crowntec, Saremco, İsviçre)] ve bir indirekt rezin kompozit (GC Gradia Plus, GC, Japonya) kullanılarak üretilen inley restorasyonlar iki farklı rezin siman [(Panavia V5, Kuraray Noritake Dental, Japonya), (Variolink Esthetic LC, Ivoclar Vivadent AG, Lihtenştayn)] ile simate edildi. Bitirme ve polisaj işlemlerinden sonra örneklerin yarısına 5.000 döngü termal siklus uygulanırken, diğer yarısı yaşlandırılmadı. Tüm örnekler 24 saat %2'lik bazik fuksin solüsyonunda bekletildi. Kenar sızıntısını değerlendirmek için okluzo gingival yönde longitudinal olarak kesildi. Boya geçiş dereceleri 4X büyütmede kaydedildi ve skorlandı. Elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirildi. Kategorik veriler Pearson Ki-Kare testi ve Fisher's Exact testleriyle analiz edildi. Bulgular: Analizler sonucunda skorlar ile yaşlandırma durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05). Yaşlandırılmayan örneklerin çoğu skor 0 iken yaşlandırılanlarda skor 1-3 oranı yükseldi. Materyal ya da siman türünün tek başına etkisi yoktu (p>0,05). Ancak Panavia V5-Kompozit ile Variolink-Crowntec kombinasyonlarında yaşlandırma etkisi anlamlıydı. (p<0,05). Oklüzal ve Gingival skorlar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki elde edilmedi (p>0,05). Sonuç: Elde edilen bulgular, yaşlandırma uygulamasının mikrosızıntı üzerinde anlamlı bir artışa yol açtığını ortaya koyarken; kullanılan rezin siman ve restoratif materyal türlerinin bu etki üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmadığını gösterdi. Bu sonuçlar, materyal ve siman seçiminin mikrosızıntıyı belirlemede tek başına yeterli olmadığını, ancak yaşlandırma gibi çevresel faktörlerle birlikte değerlendirildiğinde restorasyonun sızdırmazlık performansına dair daha kapsamlı bilgiler sunabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: 3B baskı, inley restorasyon, mikrosızıntı, yaşlandırma, rezin siman, indirekt kompozit

Cansın Aşkın
Uşak University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Daimi restorasyon amacıyla eklemeli üretim yöntemiyle üretilen rezin materyallerin tamir dayanımına farklı yüzey işlemlerinin ve yapay yaşlandırmanın etkileri

Amaç: Bu çalışmanın amacı, iki farklı 3B (üç boyutlu) yazıcı rezini [NextDent C&B MFH ve Saremco Print Crowntec] kullanılarak üretilen ve termal siklusla yaşlandırılan numunelerde altı farklı yüzey işleminin nanofil kompozit [Filtek Ultimate Universal Restorative] ile tamirin makaslama bağlanma dayanımına (SBS) etkisini değerlendirmektir. Yöntem: 3B yazıcı rezinleriyle 240 örneğe termal siklus uygulanmış ve altı farklı yüzey işlemine (Kontrol, Silan, Kumlama, Kumlama+Silan, Hidroflorik asit ve Hidroflorik asit+Silan) tabi tutulmuştır. Nanofil kompozit rezinle tamir edilen örnekler 24 alt gruba ayrılmıştır (n=10) ve grupların yarısına ek termal siklus uygulanmıştır. Tüm örneklerde SBS testi yapılmış, başarısızlık tipleri stereomikroskopla incelenmiştir. İstatistiksel analizlerde Shapiro-Wilk, Fisher's Exact, Mann-Whitney U, Bonferroni düzeltmeli Z testi ve üç yönlü Robust ANOVA kullanılmış; pürüzlülük verileri Genelleştirilmiş Lineer Modeller ile analiz edilmiştir. Bulgular: Yüzey işlemi, rezin türü ve termal siklus etkileşiminin SBS üzerinde anlamlı etkisi olduğu saptanmıştır (p<0,05). En yüksek SBS değeri, ek termal siklus uygulanmamış C&B rezinin Kumlama grubunda; en düşük değerler ise kontrol grubunda elde edilmiştir. Kumlama grubunun pürülülüğü (0,96±0,51), Kontrol (0,37±0,12) ve Hidroflorik asit (0,33±0,06) gruplarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0,05). Başarısızlık tipleri çoğunlukla kohezivdir. Taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve pürüzlülük analizleri, yüzey morfolojisindeki belirgin farklılıkları göstermiştir. Sonuçlar: Yüzey işlemleri SBS'yi anlamlı şekilde artırmıştır. Kumlama ve Hidroflorik asit grupları, Silan grubuna göre daha yüksek SBS değerleri göstermiştir. Her iki 3B rezin materyali klinik olarak yeterli SBS sergilemiş ve aralarında anlamlı fark bulunmamıştır. Uygun yüzey işlemleri, 3B yazıcıyla üretilen rezinlerin tamir başarısını artırabilir.

Gözde Karaaslan
Uşak University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı yüzey uygulamalarının bleach renk tonundaki rezin kompozitlerin renk stabilitesi, beyazlık indeksi ve yüzey pürüzlülüğü üzerindeki etkilerinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı yüzey uygulamalarının kahveye daldırma sonrası bleach renk tonundaki rezin kompozitlerin renk stabilitesi, beyazlık indeksi ve yüzey pürüzlülüğü üzerindeki etkilerini incelemektir. Yöntem: Çalışmada dört bleach renk tonunda; Estelite Asteria (BL), Brilliant EverGlow (BL Trans), G-aenial A'chord (BW), Opallis (E-Bleach L) ve bir klasik renk tonunda Filtek Z250 (A2) rezin kompozitleri kullanıldı. Her kompozitten 60 adet, toplamda 300 adet örnek hazırlandı ve 12 gün süreyle kahveye daldırıldı. Ana gruplar; tek aşamalı polisaj (OptraGloss), iki aşamalı polisaj (NovaTwist), beyazlatma (WhitenessHp), beyazlatma+tek aşamalı polisaj, beyazlatma+iki aşamalı polisaj ve kontrol grubu olarak 6 alt gruba ayrıldı (n=10). Örneklerin renklendirme öncesi (t0), renklendirme (t1) ve yüzey işlemleri (t2) sonrasında renk ve pürüzlülük ölçümleri yapıldı. Renk değişimi CIEDE 2000 ve beyazlık indeksi CIELAB tabanlı Diş Hekimliği için Beyazlık İndeksi (WID) formülüyle hesaplandı. İstatistiksel analizlerde Kruskal-Wallis H ve Dunn testi, Robust ANOVA ve Spearman analizi kullanıldı (p<0,05). Bulgular: Kahve maruziyeti sonrası tüm örneklerde klinik olarak kabul edilemez düzeyde ΔE₀₀ değerleri (5,52–10,45) ve WID değerlerinde azalma bulundu. Renklendirme sonrası en yüksek renk stabilitesi Estelite Asteria; en yüksek WID değerleri Brilliant EverGlow ve G-aenial A'chord kompozitlerinde bulundu. Anlamlı düzeyde en yüksek Ra değerleri beyazlatma gruplarında, en düşük Ra değerleri tek aşamalı polisaj gruplarında saptandı. Beyazlatmayla sınırlı düzeyde renk geri kazanımı elde edilirken kombine tedaviler yüzey düzgünlüğünü daha iyi sağlayarak renk ve beyazlık değerlerinde anlamlı iyileşmeler sağladı. ΔE₀₀ ile ΔRa arasında t1–t0'da zayıf, t2–t1'de orta; ΔE₀₀ ile ΔWID arasında ise güçlü pozitif korelasyon bulundu (p<0,05). Sonuç: Beyazlatma+iki aşamalı polisaj ve iki aşamalı polisaj grupları renk geri kazanımını ve beyazlık değerini arttırırken yüzey pürüzlülüğü artışına neden oldu. G-aenial A'chord×tek aşamalı polisaj; renk stabilitesi, yüzey pürüzlülüğü ve beyazlık indeksi açısından klinik olarak en avantajlı etkileşim olarak bulundu. Anahtar Kelimeler: Rezin kompozit, Bleach renk tonu, Renk stabilitesi, Yüzey pürüzlülüğü, Polisaj, Beyazlatma

BiyokompozitDental cilalamaDiş beyazlatma+2
İlayda Kutlu
Uşak University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Genç yetı̇şkı̇nlerde ağız hı̇jyen alışkanlıklarının, dental anksı̇yete ve korku düzeylerı̇nı̇n doğal dı̇ş rengı̇ üzerı̇ndekı̇ etkı̇sı̇nı̇n değerlendı̇rı̇lmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, dental anksiyete ve korku düzeylerinin, ağız hijyeni alışkanlıkları ve diş rengi üzerindeki etkisini genç yetişkin bireylerde incelemektir. Yöntem: Çalışmaya 18-35 yaş arası 503 kişi katılım gösterdi. Muayene sırasında DMFT, gingival indeks, plak indeksi hesaplandı. Vita Easyshade V spektrofotometre cihazı ile alt ve üst çeneye ait kaninler arası diş renkleri ölçüldü. Katılımcılar sosyodemografik veriler, ağız hijyeni alışkanlıkları, modifiye dental anksiyete skalası ve dental korku skalasının bulunduğu anketi doldurdu. İstatistiksel analizinde Kruskal-Wallis H ve Dunn testi, One-Way ANOVA ve Spearman tesleri, yapısal eşitlik modeli (SEM) için Dağılımdan Bağımsız Tahmin Yöntemi (ADF) kullanıldı. İstatistiksel analizlerde anlamlılık düzeyi p < 0,05 olarak alındı. Bulgular: 503 hastadan elde edilen verilerin analizinde, ölçümler arası güvenilirliğin yüksek olduğu belirlenmiştir (ICC > 0,85). Katılımcıların ortalama yaşı 24,36 ± 4,58 olup, kadın oranı %64,6'dır. Dental anksiyete ölçeği ortalaması 10,99 ± 4,78, dental korku ölçeği ortalaması ise 39,98 ± 16,39 olarak bulunmuş; iki ölçek XVIII arasında güçlü pozitif korelasyon saptanmıştır (r = 0,834, p < 0,001). Gingival indeks ve plak indeks skorları, cinsiyet, anne-baba eğitim düzeyi, gelir ve ağız hijyeni alışkanlıklarıyla anlamlı ilişki göstermiştir (p < 0,05). Kadınlarda, düzenli fırçalama yapanlarda ve diş ipi kullananlarda PI ve GI değerleri anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur. Sigara kullanımı, günlük tüketilen renkli içecek miktarını artırmış (p<0,001) ancak diş rengi üzerindeki CIELab (Commission Internationale de l'Eclairage) değerlerinde anlamlı fark yaratmamıştır. SEM sonucunda, dental anksiyete ve korku düzeylerinin periodontal indekslerle anlamlı ilişkisi bulunurken, diş rengi parametreleri (L, a, b) üzerinde sadece üst çene dişlerinde doğrudan anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p < 0,05). Sonuç: Genç yetişkinlerde dental anksiyete ve korku, periodontal sağlık göstergeleriyle anlamlı ilişkiler göstermektedir. Anksiyete arttıkça plak ve gingival indeks değerlerinin yükseldiği, buna karşın dental korkunun ağız bakımı davranışlarını artırarak indeks değerlerini azalttığı görülmüştür. Ayrıca psikolojik değişkenlerin diş rengi üzerindeki etkisi yalnızca üst çenede anlamlı bulunmuş; bunun estetik farkındalıkla ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğal diş rengi, Anksiyete, Korku, Periodontal sağlık, Ağız hijyeni alışkanlıkları

İbrahim Elgin Olgar
Uşak University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Yüksek florür konsantrasyonuna sahip iki farklı materyalin kompozitin dentine bağlanma dayanıklılığına etkisinin incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı, dentin çürüğü ve dentin aşırı duyarlılığı tedavilerinde kullanılan yüksek florür konsantrasyonuna sahip iki farklı materyalin, uygulandıktan hemen sonra ve yaşlandırıldıktan sonra kompozitin sağlam ve demineralize dentine bağlanma dayanıklılığına etkisini araştırmaktır. Bu çalışmaya çürüksüz 60 adet insan büyük azı dişi dahil edilmiştir. Dişlerden on tanesi rastegele bir şekilde tarama elektron mikroskop görüntüleme işlemi için ayrılmıştır. Dişler bukko-lingual/palatinal yarı olmak üzere ikiye bölünmüş, akrilik blokların içerisine yerleştirilmiş ve bukkal/lingual/palatinal mine uzaklaştırılarak 100 adet dentin örneği oluşturulmuştur. Dentin örneklerinin yarısı demineralizasyon solüsyonunda bekletilerek demineralize edilmiştir. Ardından örnekler her bir grupta örnek sayısı (n=10) olacak şekilde rastgele 10 gruba ayrılmıştır. Deney gruplarında topikal florürlü ajanlar, gümüş diamin florür solüsyonu/potasyum iyodür(GDF/KI; Riva Star, SDI, Avustralya) ve florürlü vernik(FV; Fluor Protector, Ivoclar Vivadent, Lihtenştayn) dentin yüzeylerine uygulanmış ve uygulama sonrası hemen ve florürlü ürünler termal siklus ile yaşlandırıldıktan sonra universal bir adeziv (Solare Universal Bond, GC, Japonya) ile kompozit rezin (Gradia Direct Posterior, GC, Japonya) tüm örneklere bağlanmıştır. Kompozit rezin bağlanmasının ardından tüm örneklere termal siklus ile yaşlandırma uygulanmıştır. Bağlanma dayanıklıklılığını ölçmek için makaslama bağlanma dayanıklılık testi (MBDT) uygulandı. MBDT ardından örnekler stereomikroskop altında incelenerek kırılma tipleri değerlendirilmiştir. Tüm gruplar arasında makaslama bağlanma dayanıklılık testi ortalama değerlerinde fark olup olmadığı Tek Yönlü ANOVA ile belirlenmiştir. Genel veri karşılaştırması amacıyla, aşağıdaki bağımlı değişkenlerle Üç Yönlü ANOVA analizi yapılmıştır: zaman (florürün termal yaşlandırması ve sonrası), florür tedavileri (GDF/KI, FV) ve dentinin durumu (demineralize ve sağlam). Gruplar arasında farklılık olması durumunda Post Hoc karşılaştırma testleri kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p=0,05 olarak alınmıştır. Florürlü ürünlerin kullanımı kontrol gruplarına göre bağlanma dayanıklılığında anlamlı bir fark oluşturmamıştır (p>0,05). İki ürün arasında bağlanma dayanıklılığına etkisi açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05). Florürlü materyallerin yaşlandırılması hemen bağlanma yapılan gruplara göre bağlanma dayanıklılığını anlamlı olarak azaltmıştır(p<0,05). Sağlam dentin grupları demineralize dentin gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha yüksek bağlanma dayanıklılık değerleri göstermiştir (p<0,05). GDF/KI ve FV kullanımı, kompozit restorasyonların sağlam ve demineralize dentine bağlanma dayanıklılığını olumsuz etkilememiştir.

Dental bondingDental materyallerDental restorasyon+5
İlknur Elitok
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

CAD/CAM porselen lamina vener restorasyonların fonksiyonel kuvvetlere karşı stres dağılımlarının incelenmesi: Üç boyutlu sonlu elemanlar analiz çalışması

Bu in vitro araştırmada, klinikte uygulanan tedavilerden biri olan porselen lamina venerlerin (PLV) farklı kesim derinliği ve farklı CAD/CAM materyali kombinasyonlarında tek tip yapıştırıcı ve tek tip preparasyon şekliyle hazırlandıktan sonra üç farklı fonksiyonel kuvvet karşısında gösterdiği stres dağılımlarının, üç boyutlu sonlu elemanlar analizi kullanılarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu çalışmada, maksiller santral kesici dişi simüle eden bir üç boyutlu simülasyon modeli kullanılmıştır. Kesim modeli tüm dişlerde insizal bevel preperasyonu şeklinde oluşturulmuştur. Servikal marjin mine-sement birleşiminin 1 mm koronalinde olacak şekilde yerleştirilmiş ve tüm kesim kenarları chamfer preparasyon basamağı şeklinde hazırlanmıştır. Kesim derinlikleri sırasıyla 0,3, 0,5, 0,7 ve 0,9 mm olmak üzere dört farklı şekilde belirlenmiş ve her bir restorasyon modeli için IPS Empress CAD (Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein), IPS e.max CAD (Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein) ve Vita Enamic (VITA Zahnfabrik, Essen, Germany) olmak üzere üç farklı materyal kullanılmıştır. Tüm restorasyonlar ışıkla sertleşen Variolink Veneer (Ivoclar Vivadent, Schaan, Liechtenstein) rezin siman kullanılarak yapıştırılmış ve restorasyon modellerinde siman tabakası kalınlığı 100 µm olarak belirlenmiştir. Modeller kortikal ve trabeküler kemiğin üst ve arka bölgesinde bulunan düğüm noktalarından her üç eksendeki hareketi engellenecek şekilde tüm serbestlik dereceleri kısıtlanarak sabitlenmiştir. İnterkaspal ve protruziv hareketi simüle etmek için kesici kenarların lingual yüzeyine üç farklı açıda (0, 60° ve 120°) 100 N kuvvet uygulanarak analiz yapılmıştır. Sonlu elemanlar modeli üzerindeki stresin dağılımı ve yoğunlukları hem renk kodlaması hem de sayısal değerler olarak verilmiştir. Elde edilen veriler incelendiğinde farklı CAD/CAM bloklarından üretilen PLV'ler üzerinde oluşan çekme ve sıkışma gerilim stresleri fark göstermiştir. Kesim derinliği ile birlikte artan vener kalınlığı sonucu PLV'ler daha derin preparayonlarda daha az çekme gerilme stresi yaratmıştır. Palatinal diş yüzeyine gelen fonksiyonel kuvvetlerin açısı arttıkça, PLV'ler üzerinde oluşan stresler artmıştır. Materyal sertliği arttıkça PLV'lerde oluşan stresler de arttmıştır.

CAD/CAMDental materyallerDental porselen+4
Ömer Taha Meriç
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı beyazlatma ajanlarının diş minesinin mineral değişimi üzerindeki etkileri ve uygulama sonrasında diş rengi değişiminin değerlendirilmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı; 5 farklı beyazlatma ajanının diş minesi üzerindeki etkilerini karşılaştırmak ve diş rengi değişimlerini değerlendirmektir. 80 adet çekilmiş, üst daimi santral veya lateral dişler köklerinin alt 2/3'ünden kesilmiştir. Örnekler 5 gruba (n=12) ayrılmıştır: (1) Opalescence Boost PF %40 (OPLB) (2) Opalescence Go %6 (OPLGO) (3) Opalescence PF %16 (OPL16) (4) Total Blanc Office H35 (TBL) (5) Cavex Bite&White %25 Office (CV). Her grup için 4 diş (toplam 20), SEM görüntülemeleri için kullanılmıştır. Tüm gruplardaki örneklerin Kalsiyum (Ca), Fosfor (P), Potasyum (K), Sodyum (Na), Magnezyum (Mg), Flor (F), Oksijen (O), Silisyum (Si), Karbon (C), Azot (N), Alüminyum (Al), Kalay (Sn), Stronsiyum (Sr), Çinko (Zn) seviyeleri SEM-EDS cihazı kullanılarak ölçülmüştür. Her grup için SEM görüntülemeleri yapılmıştır ve spektrofotometre cihazıyla (VITA Easyshade V) renk ölçümleri gerçekleştirildikten sonra beyazlatma uygulamaları üreticilerinin önerilerine göre yapılmıştır. Beyazlatma işleminden hemen sonra ve 14 gün sonra mineral içerikleri ölçümleri tekrarlanmıştır. Beyazlatmadan hemen sonra, beyazlatmadan 7 gün sonra ve beyazlatmadan 14 gün sonra ise renk ölçümleri tekrarlanmıştır. Örnekler, bekleme süreleri boyunca 37°C'de yapay tükürükte bekletilmiştir. Mineral değerleri tekrarlı ölçümlü ANOVA testi ve Friedman testi kullanılarak, renk farklılıkları ve ∆WID değerlerindeki zamana bağlı değişimleri iki yönlü karma ANOVA (two-way (5x3) mixed ANOVA) ile incelenmiştir. TBL ve CV gruplarında beyazlatmadan sonra Ca seviyeleri bakımından anlamlı bir azalma görülürken; OPLB, OPLGO ve OPL16 gruplarında anlamlı bir azalma görülmemiştir. Beyazlatmadan öncesi ile karşılaştırıldığında beyazlatmadan sonra OPLB, OPLGO, OPL16, CV gruplarında P seviyeleri bakımından anlamlı bir değişiklik görülmezken; TBL grubunda anlamlı bir azalma gözlemlenmiştir. Beyazlatmadan öncesiyle beyazlatmadan hemen sonrası karşılaştırıldığında OPLB, OPL16 ve TBL grupları diğer gruplara göre daha yüksek ∆E00 değerleri göstermiştir. OPL16, TBL, CV grupları diğer gruplara göre beyazlatmadan sonra zamana bağlı olarak renk stabilitesini daha iyi korumuştur. OPLGO grubunda, diğer gruplara göre daha az WID değeri değişimi gözlenmiştir. Renk stabilitesini en iyi koruyan TBL grubudur. Test edilen beyazlatma ajanları insan minesindeki mineral içeriğini etkilemiştir. Çalışmada kullanılan beyazlatma ajanları farklı etkinlikte renk değişimlerine sebep olmuştur. Anahtar kelimeler: Diş Beyazlatma, Enerji Dağılımlı X-ışını Spektroskopisi, Mineral İçerik, Renk, Spektrofotometre

Dental materyallerDental mineDiş beyazlatma+3
Ebru Özkan
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Radyoterapi uygulanmış diş minesine farklı remineralizasyon ajanlarının ve lazerin çürüğe karşı direnci artırmadaki etkilerinin incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı radyoterapi öncesi diş minesine uygulanan farklı remineralizasyon ajanlarının ve lazerin çürüğe karşı direnci artırmadaki etkinliklerinin incelenmesidir. Çalışmada 81 adet çekilmiş sağlam insan molar dişi kullanıldı. Dişlerden 15 tanesi EDS analizi, 6 tanesi tarama elektron mikroskobi analizi için ayrıldıktan sonra kalan 60 diş sertlik ölçümünde kullanılmak üzere meziodistal yönde kesit alınarak mine yüzeyleri açıkta kalacak şekilde akril bloklara gömüldü. Hazırlanan mine örnekleri rastgele 6 gruba ayrıldı: Grup I(K): Hiçbir işlem uygulanmadan radyoterapi alan kontrol grubu, Grup II (F): Radyoterapi öncesi florürlü vernik uygulanan, Grup III (CPP-ACP): Radyoterapi sırasında CPP-ACP uygulanan, Grup IV (L): Radyoterapi öncesi Er,Cr:YSGG lazer uygulanan, Grup V(L+F): Radyoterapi öncesi Er,Cr:YSGG lazer uygulamasını takiben florürlü vernik uygulanan, Grup VI (L+CPP-ACP): Radyoterapi öncesi Er,Cr:YSGG lazer uygulamasını takiben CPP-ACP uygulanan grup. Tüm gruplara radyoterapi, günlük 2 Gy'lik doz haftada 5 kez olmak üzere 7 hafta boyunca uygulandı. İşlem sonrası radyoterapiyi takiben tüm örnekler 5 gün boyunca pH siklusuna tabi tutuldu. Örneklerin mine mikrosertlik ölçümleri, SEM/EDS analizleri, T0 (başlangıç-radyoterapi öncesi), T1 (remineralizasyon/radyoterapiyi takiben) ve T2 (pH siklusu sonrası) zamanlarında gerçekleştirildi. Mikrosertlik ölçümleri Vickers sertlik cihazı ile, mineral analizi enerji dağılımsal X-ışını spektroskopi analizi (EDS) ile yüzey morfolojisi ise tarama elektron mikroskopisi (SEM) ile değerlendirildi. Mikrosertlik ve mineral içerik verilerinin analizinde iki yönlü karma ANOVA ve Bonferroni düzeltmeli çoklu karşılaştırma testi kullanıldı. Her grubun kendi içinde farklı zamanlardaki değişimlerinin karşılaştırmasında tekrarlı ölçümlerde varyans analizi kullanıldı. İkili karşılaştırmalar ise Bonferroni testi ile yapıldı (p<0,05). Tüm grupların (T1) ölçüm zamanlarındaki mikrosertlik değerleri başlangıç mikrosertlik değerlerinden (T0) istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0,05). pH siklusu (T2) sonrasında elde edilen sertlik değerleri ise (T1) değerlerinden daha düşük bulundu (p<0,05). L+F ve L+CPP-ACP gruplarının (T2) zamanındaki sertlik değerleri ile (T1) başlangıç sertlik değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farka rastlanılmazken (p>0,05), K, F ve CPP-ACP ve L gruplarının mikrosertlik değerlerinde başlangıç değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı bir azalma saptandı (p<0,05). Tüm grupların başlangıç (T0) sertlik değerlerinde bir farka rastlanılmazken, (T1) ölçümlerinde F, CPP-ACP ve L+F diğer gruplardan istatistiksel olarak anlamlı yüksek değerler gösterdi, remineralizan ajanlar lazerle birlikte kullanıldığında daha yüksek sertlik değerleri elde edildi. pH siklusundan sonra ise en yüksek sertlik değeri gösteren L+F(p<0,05) grubu hariç tüm gruplarda benzer sertlik değerleri görüldü (p>0,05). Radyoterapi ve remineralizan ajan/lazer uygulaması tüm grupların mineral içeriklerinde anlamlı farklara neden oldu. Radyasyon tedavisi öncesinde lazerle kombine kullanılan remineralizan ajanlarının diş minesinin çürüğe karşı direncini arttırmada diğer test edilen koruyucu uygulamalarından daha etkili olduğu sonucuna varılabilir. Anahtar Kelimeler: Mine, radyoterapi, florür, lazer, remineralizan ajan, CPP-ACP, mikrosertlik, SEM/EDS mineral analiz

Sabına Gasımova
Hacettepe University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

3D baskı reçinelerinin ve geleneksel kompozit rezinlerin su emiliminin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışma, bir geleneksel nano hibrit bir kompozit rezin ile iki daimi restorasyonların üretimi için üretilmiş 3B baskı kompozit rezin materyalin farklı bekleme süreleri boyunca su emilimlerini karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Materyal ve Metot: Çalışma kapsamında, 60 adet silindirik örnek (8,0 mm çapında ve 2,0 mm kalınlığında) hazırlandı ve kullanılan materyal türüne göre üç gruba (n=20) ayrıldı: Materyaller Nano hibrit kompozit rezin (Kuraray Clearfil Majesty Esthetic, NC, Japonya) ve iki farklı 3B baskı kompozit rezin materyali (Saremco Crowntec, SC, İsviçre; VarseoSmile Crown Plus, VS, Almanya) olarak belirlendi. NC örnekleri paslanmaz çelik kalıplar kullanılarak üretilirken, SC ve VS örnekleri Phrozen Sonic Mini 8K MSLA 3D yazıcı (Phrozen Technology, Tayvan) kullanılarak üretildi. Postkür aşamasında SC ve VS örnekleri, 5 dakika boyunca etanolde bekletildi, ardından 405 nm UV ışığı altında 20 dakika boyunca kürlendi. Tüm örnekler sabit bir kütleye ulaşana kadar desikatörde bekletildi ve ardından distile su içerisine bekletilmek üzere yerleştirildi. Su emilimi (SE), ISO 4049:2009 standartlarına göre 1, 7, 30 ve 90. günlerde ölçüldü. İstatistiksel analiz, tek yönlü ANOVA ve Tukey'in testleri ile yapıldı (p=0.5). Bulgular: Nano hibrit kompozit (NC), tüm ölçümlerde 3B baskı kompozit rezin gruplarına (SC ve VS) göre anlamlı derecede daha yüksek su emilimi göstermiştir (p<0,05). 3B baskı kompozit rezinler arasında, SC grubu 1 ve 7. günlerde VS grubundan anlamlı derecede daha yüksek su emilimi göstermiştir (p<0,05), ancak 30 ve 90. günlerde anlamlı bir fark gözlenmemiştir (p>0,05). Tüm materyaller ilk hafta yüksek bir oranda su emilimi göstermiş, ardından süreç uzadıkça daha yavaş bir emilim oranı ile devam etmiştir. Sonuç: Nano hibrit kompozit (NC), 3B yazıcı daimi kron materyallerine kıyasla daha yüksek su emilimi göstermiştir. Bu bulgular, daimi kron materyallerinin uzun süreli klinik restorasyonlar için uygun bir alternatif olabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Su emilimi, nanohibrit kompozit, 3B yazıcı kullanarak üretilmiş daimi kron materyali, dental materyaller

Zeliha Işıl Metin
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

3B baskı reçine ile yapılmış onleylerin marjinal adaptasyonuna preparasyon tasarımının etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, plastik dişlerde iki farklı preparasyon tekniği ve iki farklı 3B baskı reçine kullanılarak üretilen onley restorasyonların marjinal adaptasyonlarını karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 80 restorasyon örneği üretmek için iki farklı 3B baskı kuron reçine (Crowntec, Saremco Dental AG ve VarseoSmile Crown Plus, Bego) kullanılmıştır. İki reçine için iki farklı preparasyon tasarımı uygulanmış ve örnekler dört gruba ayrılmıştır: Grup 1: VarseoSmile Crown Plus + Shoulder preparasyon, Grup 2: VarseoSmile Crown Plus + Flat preparasyon, Grup 3: Saremco Crowntec + Shoulder preparasyon, Grup 4: Saremco Crowntec + Flat preparasyon. Örnekler shoulder ve flat preparasyon için tasarım kurallarına uygun olarak hazırlanmıştır. Hazırlanan modeller 3B ağız içi tarayıcı (Trios, 3Shape, Kopenhag, Danimarka) ile taranmıştır. Tasarımlar CAD yazılımı (ExoCAD 2.4 Plovdiv; ExoCAD GmbH, Darmstadt, Almanya) kullanılarak oluşturulmuştur. Chitubox V1.7.0 (Guangdong, Çin) 3B baskı yazılımı kullanılarak 50 µm katman kalınlığı ve 0° baskı açısı ayarlanmıştır ve modeller dilimlenmiştir. Ardından restorasyonlar bir 3B yazıcı (Phrozen sonic mini 8K SLA cihazı, Phrozen Technology, Hsinchu City, Tayvan) ile üretilmiştir. Her bir restorasyon x40 büyütmede stereomikroskop (Leica S6 D; Leica Microsystems Inc) altında incelenmiştir. Ölçümler her diş için önceden belirlenmiş 18 noktada kaydedilmiştir. İstatistiksel analiz tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey'in post hoc testleri kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: İstatistiksel analiz, Crowntec ile üretilenlerin (Grup 3-4) VarseoSmile Crown Plus ile üretilenlere (Grup 1-2) göre anlamlı marjinal adaptasyon farklılıkları gösterdiğini ortaya koymuştur (p<0.05). Flat preparasyon grupları shoulder gruplarına göre daha iyi marjinal adaptasyon göstermesine rağmen istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). En düşük marjinal aralık değerleri oklüzal konumda gözlenirken, en yüksek değerler mezial konumda gözlenmiştir. Sonuç: Reçine tipi ve konum onley restorasyonların marjinal adaptasyonu üzerinde etkili olabilir, ancak daha ileri çalışmalar gereklidir. Anahtar Kelimeler: Marjinal adaptasyon, onley, preparasyon tasarımı, üç boyutlu yazıcı

Dental kavite preparasyonuKompozit reçinelerÜç boyutlu yazıcı
Sena Nur Yigin
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı remineralizasyon ajanlarının minenin mikrosertliğine ve makaslama bağlanma dayanımına etkisi

FARKLI REMİNERALİZASYON AJANLARININ MİNENİN MİKROSERTLİĞİNE VE MAKASLAMA BAĞLANMA DAYANIMINA ETKİSİ Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı remineralizasyon ajanlarının minenin mikrosertliği ve makaslama bağlanma dayanımına etkisini incelemektir. Materyal ve Method: Çalışmada 105 adet insan küçük azı dişi kullanıldı. Dişler bukkolingual olarak iki parçaya ayrıldı ve bukkal parçalar 3*3 mm'lik bir alan açık kalacak şekilde tırnak cilası ile kaplandı. Örnekler rastgele 5 gruba ayrıldı (n:21). Grup 1 (sağlam mine) pozitif kontrol olarak görev yaptı. Pozitif kontrol grubu dışındaki örneklerde 3 gün boyunca, günde iki kez, 30 dakika, %0.5'lik sitrik aside tabi tutularak yapay çürük lezyonları oluşturuldu. Grup 2 (demineralize mine) negatif kontrol olarak görev yaptı. Grup 3 (CCP-ACPF jeli; MI Paste Plus®, GC, Leuven, Belçika), grup 4 (%5 NaF vernik; Profloroid Varnish, Voco, Cuxhaven, Almanya) grup 5 (NovaMin diş macunu; Sensodyne Repair & Protect®, GlaxoSmithKline, Brentford, Middlesex, Birleşik Krallık)' teki örnekler üretici talimatları izlenerek 1 hafta boyunca ilgili remineralizasyon tedavilerine tabi tutuldu. Her gruptan birer örnek SEM altında incelendi. Örneklerin yüzey mikrosertlik değerleri Vickers cihazında (Duramin, Struers, Almanya) incelendikten sonra mine yüzeyine 2*3mm boyutunda universal kompozit rezin uygulandı. Örneklerin makaslama bağlanma değerleri universal test cihazında (Autograph AGS X; Shimatsu Corp, Kyoto, Japonya) 0,5 mm/dk çapraz kafa hızında kaydedildi ve başarısızlık tipleri stereomikroskopta incelendi. Veriler SPSS (22.0) yazılımında analiz edildi (α=0,05). Bulgular: Yüzey mikrosertliği (202,61±15,77) ve makaslama bağlanma dayanımı (11,81±3,69) grup 2'de en düşüktü. Tüm remineralizasyon gruplarında yüzey mikrosertliği ve bağlanma dayanımı grup 2'ye kıyasla anlamlı derecede fazlaydı (p<0.05), ancak grup 1'e kıyasla düşüktü. Bağlanma dayanımı açısından remineralizasyon grupları arasında anlamlı bir fark yoktu. Adeziv başarısızlık grup 2'de diğer gruplara kıyasla anlamlı derecede yüksek bulundu (p<0.05). Sonuç: Remineralizasyon ajanlarının demineralize minenin yüzey mikrosertliğini arttırmada faydalı olduğu ve kompozit rezinlerin mineye bağlanma dayanımını ve başarısızlık tiplerini önemli derecede etkilediği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Demineralizasyon, Remineralizasyon, CPP-ACPF, NaF, NovaMin, Bağlanma Dayanımı, Mikrosertlik

Dental materyallerDiş demineralizasyonuDiş remineralizasyonu+1
Ayşegül Kaya
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı polimerizasyon yöntemleriyle polimerize edilen akışkan kompozitlerin dönüşüm derecesi ve renklenmesinin İn-Vitro olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı farklı kürleme modlarının farklı akışkan kompozitlerin dönüşüm derecesi ve renk stabilitesi üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada 4 farklı akışkan kompozit [Estelite Bulk Fill Flow (EBF), G-aenial Universal Injectable (GUI), Tetric N-Flow Bulk Fill (TNF), Filtek Bulk Fill Flowable (FBF)] kullanıldı. Kompozit materyaller, LED ışık cihazının (VALO Cordless, Ultradent, ABD) 3 farklı kürleme modunda (standart mod: 1000 mW/cm2, 1*20 s; yüksek güç modu: 1400 mW/cm2, 3*4 s; ekstra güç modu: 3200 mW/cm2, 2*3 s) polimerize edilerek 5 mm çapında 4 mm yüksekliğinde her grupta 10 örnek olmak üzere 120 silindirik numune hazırlandı (n=10). Örneklerin dönüşüm derecesi FTIR spektroskopisi ile kaydedildi. Numunelerin renk değerleri başlangıçta ve kahve solüsyonunda bekletildikten sonraki 7. ve 14. günde spektrofotometre kullanılarak kaydedildi. Renk değişim değerleri CIEDE2000 formülüne göre hesaplandı. Veriler SPSS kullanılarak, iki yönlü varyans analizi, tek yönlü varyans analizi, post hoc Tukey ve Tamhane's T2 ile istatistiksel olarak analiz edildi (α=0.05). Bulgular: Kompozit materyal tipi, polimerizasyon modu, materyal ve polimerizasyon modu etkileşiminin dönüşüm derecesi ve renk değişikliği üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.001). Tüm kompozitlerde en yüksek dönüşüm derecesi yüksek güç modunda kürleme ile bulundu. Materyallerin ekstra güç modundaki dönüşüm derecesi, yüksek güç moduna kıyasla daha düşüktü ve bu azalma FBF ve GUI için istatistiksel olarak anlamlı idi (p<0.05). En az renk değişimi yüksek güç modunda kürleme ile elde edildi. Ekstra güç modunda renk değişimi 7. günde EBF ve FBF'de; 14.günde TNF, FBF ve EBF'de yüksek güç moduna kıyasla anlamlı derecede yüksekti (p<0.05). Sonuçlar: LED ışık cihazlarının geliştirilmesiyle birlikte, zaman kazandıran ekstra güç kürleme modu, akışkan kompozitlerde dönüşüm derecesinde azalmaya ve renklenmede artışa neden olabilir. Anahtar Kelimeler: Akışkan kompozit, bulk-fill kompozit, dönüşüm derecesi, kürleme modu, renk stabilitesi

Eda Karaaslan
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı 3D yazıcı rezinlerin renk stabilitelerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı iki farklı 3 boyutlu yazıcı rezin, bir CAD/CAM rezin nanoseramik blok ve bir nanohibrit kompozit rezinin uzun dönem kahve solüsyonunda bekletildikten sonra renk stabilitelerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada rezin nanoseramik CAD/CAM blok (Grup CS, Cerasmart, GC Europe), nanohibrit kompozit rezin (Grup CME, Clearfil Majesty Esthetic, Kuraray) ve iki farklı 3 boyutlu yazıcı rezini (Grup VS, VarseoSmile Crown plus, BEGO ve Grup CT, Crowntec (CT, Saremco), SaremcoDental AG) kullanıldı. Her materyalden 8 mm çapında 2 mm kalınlıkta 20 numune olmak üzere toplam 80 disk şeklinde numune hazırlandı. Numuneler 30 gün boyunca her gün 45 dakika kahve solüsyonunda bekletildi. Kahve solüsyonu her gün yenisiyle değiştirildi. Numuneler günün geri kalanında distile suda bekletildi. Renk değişimi aynı gözlemci tarafından spektrofotometre (VITA Easyshade® Advance V, Vita Zahnfabrik, Bad Sackingen,Germany) ile 1.gün, 7.gün, 14.gün ve 1.ay sonunda kaydedildi. Renk farklılığını belirlemede CIEL*a*b* renk sistemi kullanıldı. Veriler one way ANOVA istatistiksel analiz ile değerlendirildi. Post hoc testi olarak Tukey testi kullanıldı. p anlamlılık değeri <0.05 kabul edildi. Bulgular: 30.günün sonunda, en az renk değişikliği Grup VS (ΔE=4.69)'de bulunurken, en fazla renk değişimi Grup CS (ΔE=5.60)'deydi. Gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p=0.69). Sonuçlar: 3B yazıcı rezinlerin renk değişikliği, CAD/CAM nanohibrit seramik bloklar ve kompozit rezinle benzerdi. Ancak tüm gruplarda renk değişimi klinik olarak kabul edilir değerin üzerindeydi (ΔE>1.8). 3 boyutlu yazıcılar ve eklemeli imalat rezinleri için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: 3B yazıcı, CAD/CAM, kompozit rezin, renklenme

CNC frezelemeNanokompozitlerÜç boyutlu yazıcı
Bengisu Koca
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Beyazlatma sistemlerinin farklı restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, farklı üretim yöntemleriyle elde edilen üç farklı restoratif materyalin yüzey pürüzlülüğüne çeşitli beyazlatma ajanlarının etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada nanohibrit kompozit rezin (Neo Spectra™ ST, NS), eksiltmeli üretim nanoseramik hibrit CAD/CAM blok (Cerasmart™ 270, CS) ve eklemeli üretim daimi reçine (Saremco print Crowntec, CT) kullanılarak toplam 99 örnek (8×8×2 mm) hazırlandı. Her bir materyal iki tedavi alt grubuna ayrıldı: ofis tip beyazlatma (Opalescence Boost – %40 hidrojen peroksit, 3×20 dk) ve ev tipi beyazlatma (Opalescence PF – %16 karbamid peroksit, 6 saat, 14 gün). Beyazlatma uygulamaları üretici talimatlarına ve belirtilen uygulama sürelerine uygun şekilde gerçekleştirildi. Yüzey morfolojisinin değerlendirilmesi için toplam 9 örnek (3'ü başlangıç, 6'sı beyazlatma sonrası) SEM ile incelendi. Geriye kalan 90 örneğin (n=15 her grupta) yüzey pürüzlülüğü (Ra) ve pürüzlülük derinliği (Rz) bir temaslı profilometre ile beyazlatma öncesi (T₀) ve sonrası (T₁) ölçüldü. Her örnek için ölçümler üç kez tekrarlandı ve ortalamaları alındı. Yüzey pürüzlülüğündeki değişimler (ΔRa, ΔRz), T₁ ölçüm değerlerinden T₀ değerlerinin çıkarılmasıyla hesaplandı. Veriler SPSS yazılımında Two-way ANOVA, One-way ANOVA ve Eşleştirilmiş örneklem T testi ile analiz edildi (α=0,05). Bulgular: Beyazlatma sonrası Ra ve Rz değerleri açısından, materyal × beyazlatma tipi etkileşimi istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Tüm materyallerde, beyazlatma sonrasında Ra ve Rz değerleri başlangıç değerlerine kıyasla anlamlı şekilde arttı (p<0.05). Beyazlatma sonrası, CT grubunun Ra değeri (p=0.019) ve NS grubunun Rz değeri (p=0.032), ofis tipi beyazlatma grubunda ev tipi beyazlatma grubuna göre anlamlı şekilde daha yüksekti. ΔRa ve ΔRz açısından materyaller arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı değildi (p>0.05). Sonuçlar: Test edilen beyazlatma ajanlarının, üç restoratif materyalin yüzey pürüzlülüğü ve pürüzlülük derinliğini anlamlı şekilde artırdığı; bu etkinin ofis tip beyazlatmada daha belirgin olduğu sonucuna varıldı.

Yüzey pürüzlülüğü
Beyza Yılmaz
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Çeşitli şartlar altındaki sınıf V kavitelerde akışkan restoratif materyallerin bağlanma dayanımının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, uzun süreli mide asidine maruz bırakılan dentin yüzeyleri ile yapay tükürükte bekletilen kontrol yüzeylerini karşılaştırmak ve farklı özelliklerdeki akışkan kompozit rezin materyallerinin makaslama bağlanma dayanımlarını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, çürüksüz 80 adet insan molar dişi kullanıldı. Dişler akrilik bloklar içerisine yerleştirildikten sonra bukkal yüzeyler dentin ekspoze olacak şekilde aşındırıldı ve Sof-Lex disklerle standardize biçimde polisajlandı. Örneklerin yarısı, hazırlanmış gastrik asit solüsyonunda 9 gün boyunca günde 6 kez 2'şer dakikalık erozyon döngüsüne tabi tutuldu. Diğer yarısı ise kontrol grubu olarak yapay tükürük içerisinde bekletildi. Akışkan kompozit uygulamaları için 2.4 mm çapında ve 3 mm yüksekliğinde silikon kalıplar yardımıyla dentin yüzeyine adapte edildi. Örnekler, her biri 10 dişten oluşan sekiz gruba ayrıldı: Grup 1 ve 5: Vertise Flow Self-Adhesive Flowable Composite (Kerr, Orange, CA, ABD). Grup 2 ve 6: Fusio™ Self-Adhesive Flowable Composite (Pentron Clinical, Orange, CA, ABD). Grup 3 ve 7: Estelite Universal Medium Flow (Tokuyama, Tokyo, Japonya). Grup 4 ve 8: EverX Flow (GC Corp., Tokyo, Japonya). Tüm materyaller üretici talimatlarına uygun olarak uygulandı. Örnekler 24 saat distile suda bekletilerek post-polimerizasyon tamamlandı. Makaslama bağlanma dayanımı ölçümü Universal Test Cihazı (Autograph AGS-X, Shimadzu Corp., Kyoto, Japonya) kullanılarak gerçekleştirildi. Kırılma modları 30x büyütme altında stereomikroskop ile değerlendirildi. Erozyonun yüzey morfolojisine etkisini incelemek amacıyla rastgele seçilen örneklerden SEM görüntüleri (Hitachi SU-1510, Japonya) alındı. İstatistiksel analizler SPSS yazılımı (IBM SPSS, IBM Corp., Armonk, NY, ABD) ile yapıldı ve anlamlılık düzeyi p < 0.05 olarak belirlendi. Bulgular: Estelite Universal Medium Flow ve Vertise Flow akıcı kompozitlerde, erozyon varlığında bağlanma dayanımında anlamlı fark yoktu. EverX Flow™ ve Fusio™ Self Adeziv ise erozyon koşullarında daha yüksek bağlantı gösterdiler. İki durumda da self adezivlerin bağlanma dayanımı, geleneksel akışkan kompozitlere kıyasla anlamlı derecede düşüktü (p < 0.05). Toplam 80 örneğin 77'sinde adeziv tipte kırılma gözlendi. Sonuçlar: Çalışmanın bulguları, mide asidi kaynaklı dental erozyon riskinin bulunduğu klinik durumlarda, EverX Flow™ ve Fusio™ Self Adeziv akışkan kompozitlerin artan bağlanma dayanımı gösterebileceğini düşündürmektedir. Bununla birlikte, self adeziv kompozitlerin klinik işlem basamaklarını azaltması bir avantaj oluştursa da, genel bağlanma dayanımlarının konvansiyonel akışkan kompozitlere kıyasla daha düşük olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Gastrik Asit, Erozyon, Self Adeziv, Akışkan Kompozit, Bağlanma Dayanımı

Diş erozyonuGastrik asit
Büşra Şenocak
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı estetik restoratif materyallerin bağlanma dayanımına yüzey işlemlerinin etkisi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, estetik dental restoratif materyallerin mineye bağlanma dayanımına farklı yüzey hazırlık işlemlerinin etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Bu in vitro çalışmada toplam 146 mine örneği kullanıldı. Altı diş SEM analizi için ayrıldı; kalan örnekler labial yüzeyleri açıkta kalacak şekilde akrilik rezin içerisine gömülerek hazırlandı. CAD/CAM gruplarında Lava Ultimate (3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) ve Vita Enamic (VITA Zahnfabrik, Bad Säckingen, Almanya) materyalleri, kompozit gruplarında Filtek Ultimate (3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) materyali kullanıldı. CAD/CAM materyalleri, 3 mm çapında ve 3 mm yüksekliğinde silindirik örnekler olacak şekilde standardize edildi ve her bir materyal, uygulanan yüzey işlemine göre kumlama, hidroflorik asit, 20 Hz Nd:YAG lazer ve kontrol olmak üzere dört alt gruba ayrıldı (n = 10). Kompozit gruplarında örnekler, kullanılan adeziv sistemlere göre total-etch ve self-etch olmak üzere iki ana gruba ayrıldı; her adeziv grubunda Nd:YAG lazer (20 Hz), Nd:YAG lazer (10 Hz) ve kontrol olmak üzere üç farklı yüzey işlemi uygulandı. Mine yüzeyleri standardize edildikten sonra CAD/CAM blokları dual-cure rezin siman (RelyX U200, 3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) ile mine yüzeyine simante edildi; kompozit rezin örnekleri ise silikon kalıplar aracılığıyla mine yüzeyine kondanse edildi. Makaslama bağlanma dayanımı testi, üniversal test cihazı (Autograph AGS-X; Shimadzu Corp., Kyoto, Japonya) kullanılarak gerçekleştirildi ve kırık tipleri stereomikroskop altında değerlendirildi. Yüzey morfolojisini incelemek amacıyla SEM analizi yapıldı. İstatistiksel analizler SPSS (22.0) yazılımı kullanılarak yapıldı. Bulgular: CAD/CAM materyallerinde uygulanan yüzey işleminin bağlanma dayanımı üzerinde anlamlı etkisi olduğu bulundu (p < 0.05). En yüksek bağlanma dayanımı, Vita Enamic kumlama grubunda (29.06 ± 5.36 MPa) elde edildi. Nd:YAG lazer her iki CAD/CAM materyalinde de kontrol gruplarına kıyasla daha yüksek ortalama makaslama bağlanma dayanımı değerleri gösterdi. Kompozit rezin örneklerinde total-etch adeziv sistemi, self-etch sistemine göre daha yüksek bağlanma değerleri gösterdi. Total-etch grubunda, 10 Hz Nd:YAG lazer uygulaması bağlanma dayanımını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde artırdı (22.85 ± 5.12 MPa). Sonuç: Restoratif materyalin yapısal özellikleri, yüzey işlem parametreleri ve adeziv protokolün bağlanma dayanımı üzerinde belirleyici rol oynadığı görülmüştür. Nd:YAG lazer yüzey işlemi, belirli materyal ve uygulama koşullarında bağlanma dayanımını destekleyebileceği göz önünde bulundurularak, klinik uygulamalarda alternatif bir yüzey hazırlama yöntemi olarak değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: CAD/CAM, Kompozit Rezin, Yüzey İşlemleri, Makaslama Bağlanma Dayanımı, Nd:YAG Lazer

CAD/CAM
Ayşenur Şahin
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Daimi indirekt restorasyon materyali olarak kullanılan 3B baskı reçinelerinin fiziko-mekaniksel özelliklerinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, daimi 3B baskı reçinelerinin fiziko-mekanik özelliklerini (mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü ve bükülme dayanımı), bir rezin nanoseramik CAD/CAM blok ve bir kompozit rezin ile karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada dört farklı materyal grubu oluşturulmuştur: kompozit rezin (Clearfil Majesty Esthetic), rezin nanoseramik CAD/CAM blok (Cerasmart), ve iki adet 3B baskı reçinesi (Saremco Print Crowntec ve Varseo Smile Crown Plus). Numuneler, mikrosertlik ve yüzey pürüzlülüğü testleri için disk şeklinde (10 mm çap, 2 mm kalınlık), bükülme dayanımı testi için ise ISO 4049 standardına uygun olarak 2×2×25 mm boyutlarında hazırlanmıştır. Kompozit numuneler teflon kalıplar kullanılarak hazırlanmış ve LED ışık cihazı ile polimerize edilmiştir. 3B baskı reçinelerine ait numuneler dijital ortamda tasarlanarak STL formatında dışa aktarılmış, ardından Chitubox yazılımı ile dilimlenmiş ve Sonic Mini 8K yazıcı ile basılmıştır. CAD/CAM bloktan numuneler ise Exocad yazılımında tasarlanarak 5 eksenli frezeleme cihazı ile üretilmiştir. Mikrosertlik ölçümleri Vickers testi kullanılarak her numune üzerinde üç noktadan gerçekleştirilmiştir. Yüzey pürüzlülüğü değerleri optik profilometre ile üç tekrar ölçülerek Ra cinsinden kaydedilmiştir. Bükülme dayanımı ise üniversal test cihazında üç nokta bükülme testi yöntemiyle değerlendirilmiştir. İstatistiksel analiz tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey'in post hoc testleri kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Cerasmart en yüksek mikrosertlik (85,53 ± 3,97) ve bükülme dayanımı (184,45 ± 9,42) değerlerini göstermiştir. Saremco Crowntec ise en düşük mikrosertlik değerine (38,63 ± 2,14) sahiptir. Clearfil Majesty en yüksek yüzey pürüzlülüğü değerini (1,24 ± 0,35) göstermiştir. Kompozit rezin dışında tüm materyaller, ISO 4049 standardında belirtilen eşik değerin üzerinde bükülme dayanımı sergilemiştir. Sonuçlar: 3B baskı reçineleri, klinik olarak kabul edilebilir fiziko-mekanik özellikler göstermiştir. Bükülme dayanımı ve yüzey pürüzlülüğü açısından performansları geleneksel materyallerle karşılaştırılabilir hatta bazı durumlarda daha üstün bulunmuştur; ancak mikrosertlik değerleri CAD/CAM bloklara kıyasla daha düşük kalmıştır. Anahtar Kelimeler: 3B baskı, dental rezin, CAD/CAM, mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü, bükülme dayanımı

Merve Arıkan
Ordu University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Florür salımı yapan restoratif materyallerin etkilenmiş dentine etkilerinin mikro-bt ile analizi ve restorasyonlara komşu diş dokularına remineralize edici etkilerinin incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı; güçlendirilmiş restoratif cam iyonomer siman (Fuji BULK), cam hibrit restoratif sistem (EQUIA Forte Fil) ve giomerin (Beautifil Bulk Restorative) florür salımları, restorasyona komşu mine dokusu mikro sertlikleri ve dentin dokusunun mineral yoğunluğu üzerine etkilerinin incelenmesidir. Florür salımı ve komşu mine dokusu mikro sertliği analizlerinin yapılması için çekilmiş insan molar diş kronlarının ortasına 3×1,5×1,5 mm boyutlarında preparasyonlar yapılmış, bu preparasyonların yarısı kontrol için dental mum, diğer yarısı ise test edilen materyal ile doldurulmuş (n=8) ve 37°C'de 24 saat distile suda bekletilmiştir. Bu işlemleri takiben örnekler, 5 gün süreyle pH döngüsüne maruz bırakılmıştır. Restore edilen dentin mineral yoğunluğu değişiminin mikro-BT ile analizi için ise radyograflar üzerinden dentin dokusunun yarısına kadar ilerlemiş ara yüz çürüğü olduğu belirlenen 6 adet insan posterior dişi kullanılmıştır. Bu dişler, DIAGNOdent pen ile standardizasyonu sağlanan çürük uzaklaştırma prosedürünü takiben test edilen materyallerle restore edilmiş, 5 gün süreyle pH döngüsüne tabi tutulmuştur. Mikro-BT taramaları, mineral yoğunluğu değişiminin incelenebilmesi için döngü öncesi ve sonrasında yapılmıştır. Elde edilen veriler tekrarlı ölçümler ANOVA, genelleştirilmiş tahmin denklemleri (GEE) ve Wald ki kare testleri ile analiz edilmiştir (α=0.05). Florür salımı en çok EQUIA Forte Fil; en az ise Beautifil Bulk Restorative grubunda görülmüştür (p=0.000). Tüm restoratif materyallerin, kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, döngü sonrası mine mikro sertliğinde daha az azalma sağladığı bulunmuştur (p=0.041). Restoratif materyalin (p=0.035) pH döngüsü sonrası mine mikro sertliğini anlamlı olarak etkilediği görülmüştür. Mikro sertlik değişim miktarları incelendiğinde, mikro sertlikte azalma en az Fuji BULK, en çok ise Beautifil Bulk Restorative'de gözlenmiştir. Mikro-BT analizi sonucunda, materyallerin hepsinin döngü sonrasında dentin mineral yoğunluğunda anlamlı artışa neden olduğu bulunmuştur (p=0.000). Fuji BULK, hem EQUIA Forte Fil hem de Beautifil Bulk Restorative'e göre daha çok mineral yoğunluğu artışına neden olmuştur (p=0.000). Sonuç olarak, etkileri farklılık göstermekle birlikte florür salım özelliği olan biyoaktif restoratif materyaller, restorasyona komşu diş dokularında asit atakları sonucu oluşabilecek demineralizasyonu inhibe etmekte ve kalan dentin dokusunda remineralizasyonu arttırmaktadır. Anahtar Kelimeler: biyoaktif restoratif materyal, florür, pH döngüsü, mikro sertlik, mikro-BT

Dental materyallerDental restorasyonDentin+7
Ece Balkan
Hacettepe University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

CAD/CAM sistemi ile üretilen hibrid seramik inley ve onley restorasyonların adezyonunda farklı rezin simanların etkisinin klinik olarak karşılaştırılması

CANATAN, S. CAD/CAM Sistemi İle Üretilen Hibrit Seramik İnley ve Onley Restorasyonların Adezyonunda Farklı Rezin Simanların Etkisinin Klinik Olarak Karşılaştırılması. Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi Programı Uzmanlık Tezi, Ankara, 2020. Bu klinik çalışmanın amacı, CAD/CAM sistemi kullanılarak hibrit seramikten üretilen inley/onley restorasyonların simantasyonunda farklı içerik ve uygulama yöntemi olan iki farklı adeziv rezin simanın klinik olarak karşılaştırılmasının incelenmesidir. Bu amaçla, Hacettepe Üniversitesi Girişimsel Klinik Çalışmalar Etik Kurul onayından sonra, CEREC Omnicam (Sirona Dental, Bensheim, Almanya) sistemi kullanılarak Cerasmart (GC, Tokyo, Japonya) hibrit nanoseramik bloktan posterior vital dişlerde 70 inley/onley restorasyonu üretilmiştir. Her grup 35'er restorasyon olmak üzere rastgele iki gruba ayrılmıştır. Bir grup, self adeziv rezin siman RelyX U200 Automix (3M ESPE, Seefeld, Almanya) ile, diğer grup etch and rinse adeziv rezin siman G-Cem LinkForce (GC, Tokyo, Japonya) ile dişlere simante edilmiştir. Restorasyonlar, birbirleriyle kalibre iki hekim tarafından modifiye USPHS kriterlerine göre 6, 12 ve 18. aylarda değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi SPSS 23.0 programı ile yapılmıştır. Grup içi ve gruplar arası karşılaştırmalar Ki-kare (χ2) testi ve Friedman testi kullanılarak analiz edilmiştir. Tüm restorasyonlar modifiye USPHS kriterlerine göre klinik olarak kabul edilebilir seviyede başarılı bulunmuştur. RelyX U200 Automix self adeziv rezin siman uygulanan restorasyonların ağızda kalım oranı %94.3, G-Cem LinkForce etch and rinse adeziv rezin siman uygulanan restorasyonların ağızda kalım oranı %91,4 olarak değerlendirilmiş ve her iki simanın klinik performansları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı belirlenmiştir. 18 ay sonunda, CAD/CAM sistemi kullanılarak hibrit seramikten üretilen inley/onley restorasyonların vital posterior dişlere simantasyonunda her iki siman sistemi benzer klinik performans sergilemiştir.

AdezyonlarCAD/CAMDental porselen+2
Simge Canatan
Hacettepe University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı remineralizasyon ajanlarının demineralize minenin yüzey ve yüzey altı mikrosertliğine etkisinin değerlendirilmesi

Bu in vitro çalışmada, yüzey ve yüzey altı mikrosertliği analizi yapılarak, mine kesitlleri üzerine uygulanan farklı remineralizasyon ajanlarının, tedavi uygulanan alan ve buna komşu alandaki etkileri değerlendirilmiştir. Sığır kesici dişi minesinden elde edilen 4x9x3 mm boyutlarındaki 60 örnek 5 gruba (n=12) ayrılmıştır. Örnekler akrilik bloklara gömülüp 320, 600 ve 1200 gridlik aşındırıcılı disklerle polisajları yapıldıktan sonra başlangıç mikrosertlik değerleri ölçülmüştür. Mine yüzeyi tedavi alanı, komşu alan ve cilayla örtülü alan olmak üzere 3 eşit parçaya ayrılmıştır. Asitten etkilenmeyen bir cila ile 1/3'lük kısmı kaplanan örnekler 5 günlük pH siklusuna tabi tutulmuştur. Daha sonra demineralize mine örneklerinin mikrosertlik ölçümü yapılmış ve kaydedilmiştir. Grup 1: BioMin F (BioMin Technologies Ltd., Londra, İngiltere) diş macunu, Grup 2: Colgate Üçlü Etki (Colgate Palmolive Co., Ltd., Çin) diş macunu, Grup 3: FCP COMPLEX (Flor-Kalsiyum-Fosfat Kompleksi) (US Patent 8956596) solüsyonu, Grup 4: Fluor Protector (IVOCLAR VIVADENT AG, Schaan, Lihtenştayn) vernik ve Grup 5: Kontrol (yapay tükürük) olacak şekilde her gruptaki örneklerin tedavi alanlarına remineralizasyon ajanları uygulanmıştır. Örneklerin üzerindeki cila aseton yardımıyla uzaklaştırıldıktan sonra yüzey mikrosertliği ölçümleri tedavi alanı (T), komşu alandaki 150 µm (K1), 300 µm (K2) ve 450 µm (K3) mesafelerinden yapılmıştır. Ardından yüzey altı mikrosertlik ölçümü için 4 mm enindeki örnekler iki parçaya bölünmüş ve elde edilen örneklerden birine 320, 600 ve 1200 gridlik aşındırıcılı disklerle polisaj yapılmıştır. Örneklerdeki yüzey mikrosertliği ölçümü yapılan her bölgenin (T, K1, K2, K3) ve cilayla örtülü olan bölgenin (C); 20, 50, 100 ve 200 µm derinliklerinden yüzey altı mikrosertliği ölçülmüş ve kaydedilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 23.0 programı kullanılarak istatistiksel olarak analiz edilmiştir. Yüzey mikrosertliği değerlendirmesine göre en fazla mikrosertlik artışı T>K1>K2>K3 sıralamasına göre olmuştur (p<0,05). Yüzey mikrosertlik değerindeki en büyük artışı BioMin F diş macunu sağlarken bunu sırasıyla FCP COMPLEX, Colgate ve Fluor Protector materyalleri izlemiştir (p<0,05). Yüzey altı mikrosertlik değerlendirmesine göre; 20 µm derinlikte en düşük mikrosertlik değerleri görülürken, derinlikle birlikte bu değerlerin arttığı ve 200 µm derinlikte normal mineye yakın değerler gösterdiği görülmüştür (p<0,05). Yüzey altı mikrosertlik değerini en fazla artıran materyaller BioMin F ve Colgate diş macunları olurken bunu FCP COMPLEX solüsyonu izlemiş (p<0,05) ve Fluor Protector vernik uygulaması ise etkisiz bulunmuştur. Yüzey mikrosertlik değerlendirmesinde BioMin F ve FCP COMPLEX materyalleri başarılı sonuçlar gösterirken (p<0,05); yüzey altı mikrosertlik değerlendirmesinde ise her iki diş macunu benzer şekilde iyi sonuçlar göstermiştir. Her iki değerlendirmede de Fluor Protector vernik uygulaması en düşük değerleri göstermiştir. Anahtar Kelimeler: BioMin F, FCP COMPLEX, komşu mine, florür.

DemineralizasyonDental mineDiş remineralizasyonu+2
Gamze Kes
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı diş beyazlatma ürünlerinin mine üzerine etkilerinin in vitro incelenmesi

Bu in vitro çalışmanın amacı; market, eczane veya internette satılan farklı uygulama yöntemlerine sahip 4 farklı beyazlatma ürününün (Opalescence Go, Opalescence beyazlatıcı diş macunu, Listerine Healthy White ağız çalkalama suyu, Cavex Bite&White beyazlatıcı kalem)diş hekimi kontrolünde evde uygulanan %10 karbamid peroksit içeren beyazlatma ürünü (Opalescence PF %10) ile karşılaştırarak, minenin mikrosertliği, yüzey pürüzlülüğü, rengi, kesme bağlanma dayanıklılığı ve yüzey morfolojisi üzerine etkilerinin incelenmesidir. 78 adet çekilmiş üst daimi santral diş, mine-sement sınırının 1-2 mm apikalinden kesilerek ayrılmış ve kron kısımları bukkal yüzeyleri üstte olacak şekilde akril bloklara yerleştirilmiş ve slikon karbid kağıtları ile polisaj yapılarak düz yüzeyler elde edilmiştir. Örnekler 6 gruba(n=13) ayrılmıştır: 1.Grup: Opalescence PF %10, 2.Grup: Opalescence Go, 3.Grup: Opalescence beyazlatıcı diş macunu, 4.Grup: Listerine Healthy White, 5.Grup: Cavex Bite&White, 6. Grup: Bu gruptaki örneklere beyazlatma uygulanmamıştır Tüm gruplardaki örneklere (6.grup hariç) mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü, renk ölçümü testleri yapıldıktan sonra beyazlatma uygulamaları üreticilerinin önerilerine göre yapılmıştır. Beyazlatma işleminden sonra, mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü, renk ölçümü testleri tekrarlanmış, her gruptan bir örnek de taramalı elektron mikroskobu ile incelenmiştir. Örnekler, deney süresi boyunca 37⁰C'de yapay tükürükte bekletilmiştir. On dört gün sonunda testler tekrarlanmıştır. Daha sonra 6. grup da eklenerek kesme bağlanma dayanıklılığı testi yapılmıştır. Elde edilen veriler tekrarlı ölçümler için ANOVA, aralarında fark bulunan gruplar ya da zamanlar için Fisher'in LSD testi, kesme bağlanma dayanıklılığı karşılaştırması için ise Welch testi ile analiz edilmiştir. Opalescence PF %10, Opalescence Go, Listerine Healthy White ve Cavex Bite&White minenin mikrosertliğini azaltmış(p<0.05); Opalescence beyazlatıcı diş macununu ise değiştirmemiştir(p>0.05). Minenin yüzey pürüzlülüğünü Opalescence PF %10, Opalescence Go ve Opalescence beyazlatıcı diş macunu arttırırken (p<0.05); Listerine Healthy White ve Cavex Bite&White değişikliğe neden olmamıştır (p>0.05). Opalescence PF %10 en fazla renk değişimine sebep olurken(p<0.05), Opalescence beyazlatıcı diş macunu renk değişimine neden olmamıştır(p<0.05). Test edilen ürünler arasında sadece Opalescence PF %10 kesme bağlanma dayanıklılığını azaltmıştır (p<0.05). Beyazlatmadan hemen sonra ve 14 gün sonra mine yüzeylerindeki değişiklikler farklı bulunmuştur. Test edilen beyazlatma ürünlerini minenin mikrosertliği, yüzey pürüzlülüğü, rengini ve kesme bağlanma dayanıklılığını farklı etkilemiştir. Anahtar kelimeler: diş beyazlatma, mikrosertlik, yüzey pürüzlülüğü, renk,kesme bağlanma dayanıklılığı

Esra Yıldırım
Hacettepe University
2020
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Üniversal adezivlerin farklı biyoaktif materyal ve dentin kompleksine bağlanma dayanıklılığına etkisi

Bu in vitro çalışmanın amacı; restoratif diş hekimliğinde pulpa kaplaması veya kaide olarak sıklıkla kullanılan biyoaktif materyaller olan kalsiyum silikat dolduruculu rezin içerikli liner (TheraCal LC), rezin modifiye cam iyonomer siman (Riva LC), geleneksel cam iyonomer siman (Riva SC) ve mineral trioksit agregatın (BioMTA+) kompozit restorasyonlar altında kullanıldığında, farklı üniversal adeziv sistemlerin (Single Bond Üniversal Adeziv, 3M ve Prime&Bond Üniversal, Dentsply), bu biyoaktif materyal ve dentin kompleksine bağlanma dayanıklılıklarının incelenmesidir. Kesme bağlanma dayanıklılığı analizlerinin yapılması için çekilmiş insan molar dişleri separe yardımıyla köklerinden ayrılmış ve akrilik bloklar içine yerleştirilmiştir. Bukkal yüzeylerinde dentin dokusu açığa çıkarılan örnekler rastgele 8 gruba ayrılmıştır (G1: Theracal LC + Single Bond (SB) (T-SB), G2: Riva LC + SB (RLC-SB), G3: Riva SC + SB (RSC-SB), G4: BioMTA+ + SB (M-SB), G5: Theracal LC + Prime&Bond (PB) (T-PB), G6: Riva LC + PB (RLC-PB), G7: Riva SC 4 PB (RSC-PB), G8: BioMTA+ + PB (M-PB)) (n=10). 1 mm çapındaki fissür frezlerle dentin dokusu içerisinde 1 mm çapında ve 1 mm derinliğinde su soğutması altında preparasyonlar yapılmış, 80 adet örnek içindeki preparasyonlar eşit sayıda olacak şekilde (n=20) bahsedilen 4 farklı biyomateryal ile doldurulmuştur. Dentin ve biyomateryal kompleksini kaplayacak şekilde 15 sn süreyle %37 ortofosforik asit uygulaması yapılmış ve suyla yıkanıp kurutulmuştur. Hazırlanan örneklerin yarısına Single Bond Üniversal Adeziv (3M), diğer yarısına ise Prime&Bond Üniversal (Dentsply) adeziv sistemi uygulanarak 2 mm yükseklik ve 2 mm çapındaki kompozit bloklar bağlanmıştır. Hazırlık aşaması tamamlanan örnekler 37C'de 48 saat süreyle distile suda bekletilmiştir. Örnekler, 37C, 5C ve 55C'lerde 10.000 termal siklus döngüsüne maruz bırakılmıştır. Bu işlemleri takiben, tüm örneklere üniversal test cihazında 0,5 mm/dk kafa hızı ile başarısızlık meydana gelene kadar yük uygulanmıştır. Kırılan örnekler x10 büyütmeli bir stereomikroskop yardımıyla kırılma tiplerinin analizi için incelenmiştir. Elde edilen veriler T-testi ve iki yönlü ANOVA testleriyle analiz edilmiştir. Kesme bağlanma dayanıklılık verilerinin değerlendirilmesinin sonucunda, en yüksek bağlanma dayanıklılığını Theracal LC göstermiştir (p<0,05). Bağlanma dayanıklılığı en düşük olan materyal ise BioMTA+ olarak tespit edilmiştir (p<0,05). Test edilen tüm materyaller için bağlanma dayanıklılık değerleri Theracal LC> Riva LC> Riva SC> BioMTA+ şeklinde sıralanabilir. Kullanılan iki farklı üniversal adezivin bağlanma dayanıklılığına etkisi karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Kırılma tipi sonuçlarına göre, Theracal LC ve Riva LC için adeziv başarısızlık, BioMTA+ için koheziv başarısızlık en yaygın görülen kırılma tipi olmuştur.

Cam iyonomer çimentolarıDental bondingDental materyaller+4
Yasemin Çakmakçı
Hacettepe University
2021
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Kompozit tamirinde farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin ve yaşlandırma sürelerinin bağlanma dayanıklılığına etkisi

Bu in vitro çalışmada bir nanohibrit kompozit rezinin üç aşamalı bir etch&rinse adeziv sistem kullanılarak tamirinde, farklı yaşlandırma sürelerinin ve farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin mikro gerilim bağlanma dayanıklılığına (μGBD) etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Güncel bir üniversal nanohibrit kompozit rezin (Harmonize, Kerr) kullanılarak, 112 adet kompozit rezin blok oluşturulmuş ve örnekler yüzey hazırlama yöntemlerine göre 4 gruba ayrılmıştır (n=28): Kontrol Grubu (Tamir uygulanmayan sağlam kompozit bloklar); Er,Cr:YSGG Lazer grubu; Air Abrazyon grubu; Silikon karbit (SiC) grubu. Ardından tüm örnekler, yaşlandırma sürelerine göre 4 alt gruba ayrılmıştır: Yaşlandırma yok; 10.000 kez termal siklusla yaşlandırma; 30.000 kez termal siklusla yaşlandırma; 50.000 kez termal siklusla yaşlandırma. Her gruptan rastgele seçilen birer örneğin yüzeyi Tarama Elektron Mikroskobu (SEM) ile incelenmiştir. Yüzey hazırlama işlemi uygulanan gruplarda, örnek yüzeylerine üretici firma önerilerine göre üç aşamalı bir etch&rinse adeziv (Optibond FL, Kerr) uygulanmış, aynı nanohibrit kompozit rezin kullanılarak tamir işlemi yapılmıştır. Ardından tüm örneklerden, su soğutması altında 1x1x8 mm boyutlarında çubuklar elde edilmiş, her gruptan 30'ar çubuk, 1,0 mm/dk kafa hızında μGBD testine tabi tutulmuştur. Kırılma tipleri bir stereomikroskop ile x10 büyütmede değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler, istatistiksel olarak İki Yönlü Varyans Analizi, Post-hoc Bonferroni ve Ki-Kare testleri kullanılarak analiz edilmiştir (p=0,05). Farklı yüzey hazırlama yöntemleri bir arada değerlendirildiğinde, yaşlandırma uygulanmayan ve 10.000 kez termal siklus uygulanan gruplar, 30.000 ve 50.000 kez yaşlandırma uygulanan gruplardan daha yüksek μGBD değerleri sergilemişlerdir (p<0,05). Tüm yaşlandırma süreleri birlikte değerlendirildiğinde, Air abrazyonla yüzey hazırlama yönteminin Lazer ve SiC'e kıyasla daha yüksek μGBD'ı sağladığı görülmüştür (p<0,05). Farklı yaşlandırma süreleriyle, farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin etkileşimi incelendiğinde; tüm yaşlandırma sürelerinde, yüzey hazırlama yöntemleri arasında μGBD değerleri açısından anlamlı farklılıklar olduğu ve Kontrol, Lazer ve Air Abrazyon gruplarında farklı yaşlandırma sürelerinin μGBD değerleri üzerinde anlamlı değişikliklere yol açtığı bulunmuştur (p<0,05). Kırılma tipi dağılımları açısından, yüzey hazırlama yöntemleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunurken (p˂0,001), farklı yaşlandırma sürelerine göre anlamlı bir fark bulunmamıştır (p˃0,001). SEM görüntüleri, μGBD bulgularını destekler niteliktedir. Bu in vitro çalışmanın sınırlamaları dahilinde, test edilen nanohibrit kompozit rezinin üç aşamalı bir etch&rinse adeziv sistemle tamirinde, farklı yaşlandırma sürelerinin, farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin ve bu etkenlerin birbirleriyle etkileşiminin μGBD'ı üzerine etkisi olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Tamir, Kompozit Rezin, Etch&Rinse Adeziv, Mikro Gerilim Bağlanma Dayanıklılığı.

Dental bondingDental materyallerDental restorasyon+4
Meltem Nermin Dursun
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Sigara kullanan ve kullanmayan bireylerde universal adezivin üç farklı modu kullanılarak yerleştirilen servikal kompozit restorasyonların bir yıllık klinik takibi

Sigara kullanan ve kullanmayan bireylerde universal adezivin (G-premio BOND; GC) farklı modları kullanılarak çürüksüz servikal lezyonlara yerleştirilen kompozit rezin (Essentia, GC) restorasyonların modifiye USPHS kriterleri, gingival indeks, plak indeksi ve dentin aşırı duyarlılığı açısından değerlendirilmesi amaçlandı. En az 3 çürüksüz servikal lezyonu olan 47 bireye (sigara kullanan;23, sigara kullanmayan;24) ait toplam 228 çürüksüz servikal lezyon restore edildi. Bireylerin sigara kullanma alışkanlıklarına ve universal adezivin uygulama modlarına (Etch&Rinse-ER, Selektif-Etch-SLE, Self-Etch-SE) göre 6 grup oluşturuldu. Kompozit rezin tek bir hekim tarafından tabakalı olarak yerleştirildi. Deneyimli ve kalibre başka iki araştırmacı restorasyonları 1.hafta, 3., 6. ve 12. aylarda modifiye USPHS kriterleri, gingival indeks, plak indeksi ve dentin aşırı duyarlılığı açısından değerlendirdi. Gruplar arasında ve zaman içindeki değişiklikleri incelemek amacıyla hem nitel hem de nicel değişkenler için genelleştirilmiş tahmin denklemleri yöntemi kullanıldı, (p<0,05). Bireylerin kontrollere gelme oranı %100'dü. Sigara kullanmayan grupta 6. ayda bir restorasyon (SE:1), 12 ayda bir restorasyon (ER:1) kaybedildi, bu durum istatistiksel olarak farklılık oluşturmadı (p>0,05). Modifiye USPHS kriterlerine göre sigara kullanan ve kullanmayan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark sadece 12. ay kontrolünde kenar renklenme bulgularında olduğu görüldü (p<0,05). Sigara kullanan grupta kullanmayanlara göre kenar renklenme riski 2,72 (%95 GA 1,36-5,45) kat fazla olup, bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Hem sigara kullanan hem de kullanmayan gruptaki tüm restorasyonlarda kenar renklenme oranı değerlendirildiğinde 3., 6. ve 12. aylarda başlangıca göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fazla bulundu (p<0,05). Kenar uyumunda ise sadece başlangıç ve 12. ay kontrollerinde arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu ve uyumdaki bozulmanın 12. ayda daha fazla olduğu izlendi (p<0,001). Universal adezivin farklı modları arasında modifiye USPHS kriterlerine göre değerlendirildiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmedi (p>0,05). Sigara kullanan bireylerde, kullanmayanlara göre hem pre-operatif hem de post-operatif dönemde dentin aşırı duyarlılığı (VAS) skorlarının fazla olması istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0,031). Sigara kullanımının restoratif materyallerin klinik performansları ve dentin aşırı duyarlılığı üzerine etkisi olduğu görüldü.

Dental bondingDental materyallerDental restorasyon+4
Gülnaz Aydemir Ateş
Hacettepe University
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Beyaz nokta lezyonlu dişlerde beyazlatma sonrası antioksidan uygulamasının rezin infiltrasyon başarısına etkisi

Günümüzde beyaz nokta lezyonlarının tedavisinde altın standart olarak kabul edilen rezin infiltrasyon tekniğinin beyazlatma işleminden hemen sonra uygulanmasının rezin infiltrant penetrasyonunu olumsuz yönde etkilediği gösterilmiştir. Çalışmamızın amacı, azalan penetrasyon derinliğini artırmak için antioksidan özellikteki sodyum askorbat hidrojel kullanımının, beyazlatma işleminin hemen ardından uygulanan rezin infiltrantın düşen penetrasyon derinliğine etkisini araştırmaktır. Sığır dişlerinden elde edilen 105 adet, 6x4x4 mm boyutlarındaki mine örnekleri akrilik bloklara gömüldükten sonra Queiroz solüsyonu kullanılarak ICDAS: 2 skoruna sahip beyaz nokta lezyonları oluşturuldu. Oluşturulan lezyon özelliklerini incelemek için rastgele 5 örnek seçildi ve negatif kontrol olarak kullanıldı (grup I). Daha sonra kalan 100 örnek eşit sayıda (n=25) 4 gruba ayrıldı. Grup II'deki örneklere sadece rezin infiltrasyon uygulanırken (pozitif kontrol) , grup III örneklerine ilk olarak beyazlatma işlemi ve hemen arından rezin infiltrasyon uygulandı. Grup IV'teki örneklere beyazlatma işlemini takiben antioksidan jel iki saat süre ile tatbik edildi ve sonrasında rezin infiltrasyon uygulandı. Grup V'te yer alan örnekler beyazlatma işleminden sonra deiyonize su içinde 1 hafta bekletildi ve daha sonra rezin infiltrasyon uygulandı. Penetrasyon derinliği ölçümleri lazer taramalı konfokal mikroskop görüntüleri ile değerlendirildi. İkinci grup en yüksek penetrasyon yüzdesini gösterirken en düşük penetrasyon yüzdesi beyazlatma tedavisinden hemen sonra rezin infiltre edilen grup III'te gözlendi. Bu gruba kıyasla grup IV ve V istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha yüksek rezin penetrasyon yüzdeleri sergiledi (p<0.05). Bu çalışmanın sınırları dahilinde sonuçlar değerlendirildiğinde, sodyum askorbat uygulamasının, beyazlatma nedeni ile azalan penetrasyon derinliğini artırdığı saptandı. Beyazlatma sonrası rezin infiltrasyon işlemlerinin ertelenmesi de aynı şekilde düşen penetrasyon yüzdelerini artırmaktadır. Çalışmamızda bu yöntemle elde edilen penetrasyon artışının sodyum askorbat ile elde edilenden daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0.05). Bu sonucun antioksidan uygulama süresini artırmak ile değişip değişmeyeceğini anlamak için ileri araştırmalara gereksinim vardır.

AntioksidanlarDental materyallerDiş beyazlatma+4
İsmail Serhat Sadıkoğlu
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İndirekt yöntemle yapılan prefabrik kompozit rezin venerler ile direkt yöntemle yapılan kompozit rezin venerlerin klinik karşılaştırması

Bu çalışmada; indirekt ve direkt olmak üzere, iki farklı yöntem ile yapılan kompozit rezin vener restorasyonların klinik başarılarının karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi amaçlandı. Bu amaçla; Ege Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Restoratif Diş Tedavisi AD'ye, ön bölge dişlerinde diastema (aralık) varlığı sebebiyle estetik şikayetle başvuran, sistemik hastalığı olmayan 30 gönüllü birey, dahil edilme ve çıkarılma kriterleri göz önünde bulundurularak çalışmaya dahil edildi. Prefabrik kompozit rezin vener (indirekt yöntem - Componeer, Coltene) veya direkt kompozit rezin vener olmak üzere (direkt yöntem - Essentia, GC) toplam 102 adet vener restorasyon rastgele olacak şekilde diastemaları kapatmak üzere uygulandı. Restorasyonların uygulama sonrası, 6 ay ve 12 aylık klinik değerlendirmeleri Modifiye Ryge Kriterleri'ne göre (USPHS kriterleri) deneyimli ve bağımsız iki gözlemci tarafından yapıldı. Bu amaçla renklenme, kenar renklenmesi, anatomik form, kenar uyumu, ikincil çürük oluşumu, yüzey pürüzlülüğü, retansiyon kaybı ve cila retansiyon kaybı incelendi. İstatistiksel analizler McNemar ve Chi-kare testi ile yapıldı (p<0.05). Sonuç olarak direkt kompozit rezin venerler ve indirekt prefabrik kompozit rezin venerler klinik olarak ve hasta memnuniyeti açısından 1 yılın sonunda başarılı bulundu. Gruplar arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi.

Dental estetikDiş aralığıDiş kaplamaları+3
Ali Osman Demirhan
Ege University
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Endodontik tedavi yapılmış posterior dişlerin farklı restorasyon yöntemleriyle tedavileri

Çalışmanın amacı beş farklı restorasyon yönteminin endodontik tedavili dişlerin kırılma direncine olan etkisini laboratuvar şartlarında değerlendirmek ve in vitro testlerde en iyi sonucu veren restorasyon yönteminin başarısını, konvansyonel kompozit rezin ile klinik ortamında karşılaştırılmalı olarak incelemektir. Bu çalışmanın in vitro bölümünde gerçekleştirilen kırılma dayanımı testi için 140 adet insan molar dişi kullanıldı. Kanal tedavisi tamamlanan dişlere Sınıf II MOD kaviteler hazırlandı. Hazırlanan kaviteleri restore etmek için 1) Direkt Kompozit Rezin (DK), 2) Örgü Fiber ile Güçlendirilmiş Kompozit Rezin (ÖFGK), 3) Kısa Fiber ile Güçlendirilmiş Kompozit Rezin (KFGK), 4) Akışkan Bulk-Fill Kompozit Rezin (ABFK) ve 5) İndirekt Kompozit Rezin (İK) olmak üzere beş farklı materyal kullanıldı. Kanal tedavisi uygulanıp MOD kavite açıldıktan sonra restorasyon uygulanmayan dişler negatif kontrol, hiç bir işlem uygulanmamış sağlam dişler pozitif kontrol olarak çalışmaya dahil edildi. Test verilerinin tek yönlü ANOVA varyans analizi sonuçlarına güre kırılma direnci restorasyonun türünden önemli ölçüde etkilenmiştir (p < 0.05). Kırılma dayanımı değerleri restorasyon grupları için 1687 N-2228 N arasında değişmektedir. In vitro kısımda gerçekleştirilen çalışmalar kapsamında beş farklı kompozit rezin materyal için üç noktada esneme dayanımı testi uygulandı. Bu amaçla ISO 4049 standartlarına uygun paslanmaz çelik kalıp yardımıyla her bir grupta 15 adet olmak üzere toplam 75 adet örnek elde edildi. Bu aşamada test grupların elde edilen esneme dayanımı değerlerinin 140–184 MPa arasında değişikiği görülmektedir (p < 0.05). Elde edilen elastiklik modülü değerlerinin 6.33-18.89 GPa arasında değiştiği görülmektedir (p < 0.05). Kırılma dayanımı ve esneme dayanımı verileri değerlendirildikten sonra en yüksek fiziksel performansı veren materyal olan kısa fiberle güçlendirilmiş kompozit rezin (KFGK) klinik çalışma için seçilerek klinik test grubunu oluşturdu. Kontrol grubu olarak klinik pratikte yaygın kullanımı olan direkt posterior kompozit rezin tercih edildi. Otuz hastanın dâhil edildiği in vivo çalışmada her grup için 15 restorasyon yapıldı. Yapılan istatistiksel değerlendirmede gruplar arasında başlangıçtan 12 ay sonuna kadar sekonder çürük ve yüzey pürüzlülüğü açısından hiç bir değişim olmamıştır. Yapılan restorasyonlar marjinal bütünlük, marjinal renklenme, anatomik form kriterlerine göre hafif derecede değişimler gösterse de, bu değişimler gruplar arasında anlamlı fark oluşturmamıştır (p>0,05).

Dental restorasyonDental stres analiziDişler+3
Jusuf Lukarcanin
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

İki farklı deproteinizasyon protokolünün universal adeziv sistemlerin mikro sızıntısı üzerine etkisinin mikro-bt ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, iki farklı deproteinizasyon materyallerinin mikrosızıntı üzerine etkisinin mikro-BT kullanılarak değerlendirilmesidir. 60 adet yeni çekilen çürüksüz insan azı dişi toplanmış, temizlenmiş ve distile su içinde bekletilmiştir. Her diş bukkolingual yönde 3mm genişliğinde, gingival basamak sement-mine birleşiminin 1 mm altında ve aksiyal duvar duvar derinliği 2mm olan standardize sınıf II kaviteler hazırlanmıştır (120 kavite hazırlığı). Hazırlanan dişler eşit olarak 4 adeziv gruba ayrılmıştır (Clearfil Universal Bond Quick ER, Prime & Bond Universal, Clearfil SE Bond ve G2 Bond Universal). Bu gruplardan 3'ü universal adeziv biri self-etch adezivdir. Her grup deproteinizasyon materyali çeşidine göre (deproteinizasyon yapılmayan kontrol grubu, NaOCl deproteinizasyonu, HOCl deproteinizasyonu) göre 3 eşit alt gruba (n = 10) ayrılmıştır. Termal siklus uygulamasından sonra,% 50 gümüş nitrat çözeltisi izleyici olarak kullanılmıştır. Sızan AgNO3 miktarı, mikro bilgisayarlı tomografi sistemi (Bruker Skyscan 1275, Kontich, Belçika) kullanılarak ölçülmüştür. Kullanılan adezivden bağımsız olarak, kontrol grubundaki mikrosızıntı miktarı, deproteinizasyon yapılan gruplardan daha fazla gözlemlenmiştir. Prime Bond Universal kullanılmış, HOCl ve NaOCl ile deproteinize edilmiş gruplar arasında AgNO3 penetrasyonunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktur. Prime Bond Universal dışındaki diğer adeziv gruplarda, NaOCl uygulanan örneklerdeki mikrosızıntı miktarı, HOCl ile deproteinize gruplarla karşılaştırıldığında bir artış gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Deproteinizasyon, Universal Adezivler, Mikrosızıntı, Micro-BT

Dental materyallerDental restorasyonDental sızma+2
Neslihan Vural
Ankara University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı self adeziv restoratif malzemelerin dentine makaslama bağlanma dayanımına yaşlandırmanın etkisi

Farklı Self Adeziv Restoratif Malzemelerin Dentine Makaslama Bağlanma Dayanımına Yaşlandırmanın Etkisi Bu çalışmanın amacı; dört farklı self adeziv restoratif malzemenin dentine olan makaslama bağlanma dayanımına, yaşlandırmanın etkisini değerlendirmektir. Çalışmada kullanılan 60 adet daimi insan molar dişi, dentin yüzeyi açığa çıkacak şekilde okluzalden aşındırılmıştır. Her grupta 10 adet diş olmak üzere rastgele 6 ayrı gruba ayrılmıştır. Dentin yüzeyleri hazırlandıktan sonra üretici firmaların önerileri doğrultusunda Clearfil Majesty ES-2 (CM) ve Clearfil Majesty ES Flow (CF) gruplarına adeziv rezin ve ardından kompozit uygulanmış, self adeviz özellikteki kompozitlerden oluşan KERR Vertise Flow (VF), GC EQUIA Forte (EQ), PENTRON Fusio Liquid Dentin (PF), IMICRYL Nova Compo SF (NC) gruplarına ise adeziv sistem uygulamaksızın direkt restoratif malzeme uygulanmıştır. Restorasyonların yapımında silindir şeklinde (2mmx2mm) silikon kalıplar kullanılmıştır. Her dişe 2 adet restorasyon yapılmıştır. Restorasyonları tamamlanan dişler üzerindeki örneklerden biri 24 saat diğeri ise 6 ay süre ile distile suda bekletilerek yaşlandırılmıştır. Örneklere her iki yaşlandırma periyodu sonrası makaslama bağlanma dayanımı testi uygulanmıştır. İstatiksel değerlendirmede Kolmogorov Smirnov testi, İki Yönlü Varyans Analizi Testi (2-Way-ANOVA) ve Tukey testi kullanılmıştır. Yirmi-dört saatlik yaşlandırma sonucu self adeziv gruplar ile kontrol grupları arasında makaslama bağ dayanımı yönünden anlamlı bir fark olduğu gözlenmiştir. Altı aylık yaşlandırmanın sonucunda bağ dayanımı değerlerinin akıcı kompozit malzemede (CF) artma ve iki farklı self adeziv restoratif malzeme grubunda (NC, EQ) ise azalma ile sonuçlanmıştır. Macun kıvamındaki kontrol kompozit grubunda (CM) ve iki farklı self adeziv restoratif malzeme grubunda (VF, PF) ise 24 saatlik ve 6 aylık yaşlandırma sonuçları arasında bağ dayanımı değerlerinde anlamlı bir fark gözlenmemiştir. Self adeziv malzemeler ile kontrol grubu kompozit malzemeler arasında makaslama bağ dayanımı açısından hem 24 saatlik sürede hem de 6 aylık yaşlandırma süresinde fark gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Makaslama bağlanma dayanımı, self adeziv restoratif malzeme, suda yaşlandırma

Dental bondingDental materyallerDental restorasyon+3
Burcu Öztürk Dedeoğlu
Ankara University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı bitim ve cila yöntemlerinin kompozit rezin, Cad Cam blok ve 3d rezin materyallerinin yüzey pürüzlülüğü ve parlaklığı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı direkt kompozit rezin (G-ænial, GC Corporation, Tokyo, Japonya) nanoseramik Cad/Cam blok (Cerasmart, GC Corporation, Tokyo, Japonya) ve 3d daimi rezin (Permanent Crown Resin, Formlabs ,Somerville, ABD) materyallerine farklı bitim cila yöntemleri uygulayarak materyallerin ve bitim cila yöntemlerinin pürüzlülük ve parlaklık yönünden karşılaştırılmasıdır. Materyal-Metot: Çalışmada 4 farklı materyal için her grupta 10 adet olmak üzere toplamda 320 adet örnek hazırlanmıştır. Kompozit örnekler için 3d printer'da üzerinde 10 adet boşluk olan kalıp oluşturulmuştur. Örneklerin çevresi 5 mm, kalınlığı 2mm'dir. 40 örnek kontrol grubu olarak ayrılmıştır. Örneklerin 120 tanesi tungsten karbit frezler ile 120 tanesi de elmas frezler ile bitimi yapılmıştır. Tungsten kullanılan 120 örneğin 40'ına Clearfil Twist Dia, 40'ına One Gloss ve 40'ına da Diapolisher Pat uygulanıp ölçüm yapılmıştır. Clearfil Twist Dia ve One Gloss uygulanan örneklere pat uygulayıp tekrar ölçüm yapılmıştır. Elmas ile bitim yapılan örneklere aynı işlemler uygulanmıştır. Kalan 40 örneğe Tor Vm disk seti kalın grenliden ince grenliye doğru sırayla uygulanıp ölçüm yapılmıştır. Pürüzlülük kontak profilometre cihazı ile (Perthometer M2, Mahr GmbH, Almanya) parlaklık glossmetre cihazı ile ölçülmüştür (Novo-Gloss Trio, Rhopoint, East Sussex, İngiltere). İstatistiksel değerlendirmede veriler SPSS 21 paket programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Verilerin normallik analizlerine Shapiro wilk testi ile bakılmıştır. Verilerin normal dağılmasından dolayı gruplar arasındaki karşılaştırmaya Anova ile bakılmıştır. Çoklu karşılaştırmalarda Scehffe testi kullanılmıştır. Sonuç: Tüm materyallerde Tor Vm Polishing disk ile en pürüzsüz yüzeyler elde edilmiştir. Tüm materyallerde tungsten karbit frez kullanılan örneklerin yüzey pürüzlülüğü elmas frez kullanılan örneklere benzer ya da daha düşük, yüzey parlaklığı ise benzer ya da daha yüksek çıkmıştır. İlave pat kullanılması, kullanılmayan örneklere göre benzer ya da onlardan daha düzgün yüzey sergilenmesine neden olmuştur. Bitim ve cila işlemleri uygulanan anterior ve posterior kompozitin pürüzlülük ve parlaklık değerlerinde anlamlı farklılık çıkmamıştır. Bitim ve cila işlemleri uygulanan Cerasmart materyalinin parlaklık değeri diğer materyallerin parlaklık değerlerinden daha yüksek çıkmıştır. Cerasmart'ın bitim ve cila işlemleriyle Ra değeri, diğer materyallerin Ra değerine benzer veya daha düşük çıkmıştır. Anahtar kelimeler: Yüzey Pürüzlülüğü, Yüzey Parlaklığı, Hibrit Blok, Kompozit Rezin, 3D Rezin

Koruyucu diş hekimliği
Beyza Yılmaz
Ankara University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimliğinde sosyal medya paylaşımlarının dental özgüven ve estetik memnuniyet ile benlik saygısı üzerine etkisinin incelenmesi

Amaç: Bu tez çalışması; yetişkinlerin, sosyal medyada karşılaştıkları dental resimler veya reklamların etkisi ile kendi diş estetiği memnuniyetlerini, dental özgüvenlerini ve buna bağlı olarak benlik saygılarını ölçmeyi amaçlamaktadır. Yöntem: 19 ile 59 yaş aralığında sosyal medya kullanan 592 katılımcıya demografik, estetik diş hekimliği ve sosyal medya kullanımı, dental özgüven ve memnuniyetle ilgili sorulardan, benlik saygısını değerlendirmek üzere Rosenberg Benlik Saygısı Envanterinden (RSES) oluşan bir anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 yazılımı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Pearson ki-kare testi ile değerlendirilmiş, istatistiksel anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak belirlenmiştir. Ayrıca frekans analizi yapılarak, sonuçlar yüzde olarak verilmiştir. Bulgular: %61,5'i kadın, %38,5'i erkek olan katılımcıların, yaklaşık yarısından fazlası günde 2 saatten fazla süreyi sosyal medya üzerinde geçirmektedir. Sosyal medyada geçirilen zamanla yaş (p<0,0001), eğitim düzeyi (p<0,0001) ve benlik saygısı (p<0,001) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Benlik saygıları yaş faktörü ile karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu (p<0,05) sosyal medyada en çok zaman geçiren 19-29 yaş grubunun benlik saygısının diğer gruplara göre düşük olduğu tespit edilmiştir. Ankete katılan kişilerin %60'ına yakının dental özgüvenlerinin, %75'ine yakınının da benlik saygılarının yüksek olduğu, aralarında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin olduğu görülmüştür (p<0,05). Sonuç: Sosyal medya platformları üzerinde uzun zaman geçiren kişilerde benlik saygısı ile birlikte dental özgüvenin düştüğü, estetik tedavilere yönelme eğiliminin ise arttığı belirlenmiştir. Sosyal medyanın etkisinin ve kullanıcı sayısının hızla artması, estetik operasyon geçiren kişilerin sayısının her yıl katlanarak artmasının bir nedeni olabileceğinden, özellikle genç bireylerin, psikolojik sağlıklarını korumak, benlik saygılarını geliştirmek ve kendileri ile ilgili doğru kararlar alabilmeleri için bu platformlarda gördükleri içerikleri eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirmeleri gerektiği vurgulanabilir. Anahtar Kelimeler: Benlik saygısı, Dental özgüven, Estetik diş hekimliği, Sosyal medya

Benlik saygısıDental estetikDiş hekimliği+4
Gizem Özpala
Pamukkale University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı remineralizasyon tedavilerinin beyazlatma sonrası minenin optik özellikleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada farklı remineralizasyon tedavilerinin beyazlatma sonrası kullanımının minenin optik özellikleri üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamızda 100 adet sığır kesici dişi mine örneği kullanıldı. İki gruba ayrılan örnekler ofis ve ev tipi beyazlatma işlemine tabi tutuldu. Daha sonra örnekler beş alt gruba ayrıldı. Kontrol dışındaki gruplara asidüle fosfat florür (APF), kazein fosfopeptit amorf kalsiyum fosfat florür (CPP-ACPF), kalsiyum gliserofosfat, florür (CaGP, F) ve hidroksiapatit, florür (HAp, F) içeriğine sahip ajanlar uygulandı. Remineralizasyondan sonra örnekler şarap ile renklendirildi. Renk ölçümleri, başlangıçta, beyazlatmadan sonra, remineralizasyondan sonra ve renklendirmeden sonra bir spektrofotometre cihazı ile yapıldı. Renk değerlendirmeleri L*, a*, b*, CIEDE2000 renk değişimi (ΔE00), diş hekimliğinde beyazlık indeksi (WID) ve beyazlık indeksi değişimi (ΔWID) değerleriyle yapıldı. Veriler IBM SPSS V23 programı ile analiz edildi. İstatistiksel analiz için Kruskal Wallis testi, Friedman testi ve Dunn testi kullanıldı. Bulgular: Beyazlatmadan sonra tüm gruplarda L* değerleri artmış, a* ve b* değerleri azalmıştır. Ofis ve ev tipi ajan uygulanan grupların beyazlatma sonrası renk değişimi ve beyazlık indeksi değişimi değerlerinin istatistiksel olarak benzer olduğu görüldü. Remineralizasyon ajanı uygulanan gruplar değerlendirilen parametreler açısından kontrol grubu ile istatistiksel olarak benzer bulundu. Renklendirmeden sonra tüm gruplarda L* değerleri azalmış, a* ve b* değerleri artmıştır. Renklendirme sonrası renk stabilitesi açısından kontrol ve APF grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmazken, CPP-ACPF, CaGP, F ve HAp, F grupları ile kontrol arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır. Sonuç: Ofis tipi ve ev tipi beyazlatma yöntemleri benzer renk ve beyazlık değişimi göstermiştir. Florür, CPP-ACPF, CaGP, F ve HAp, F içeriğine sahip remineralizasyon ajanlarının ofis ve ev tipi beyazlatma yöntemlerinden hemen sonra uygulanması renk ve beyazlık indeksi değişimine etkisiz bulunmuştur. Sırasıyla HAp, F, CPP-ACPF ve CaGP, F içeriğine sahip remineralizasyon ajanları renk stabilitesi açısından daha başarılı bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: beyazlatma, remineralizasyon, renk

Dental mineDiş beyazlatmaDiş remineralizasyonu+2
Aslıhan Ertemür
Pamukkale University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Denizli ilinde yaşayan geriatrik bireylerin oral hijyen alışkanlıklarının sosyodemografik veriler ve kronik hastalıklar açısından incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı; Denizli ilindeki 65 yaş üstü bireylerin çürük, dolgulu, eksik diş sayısını, plak ve diş taşı indekslerini de inceleyerek ağız sağlığı profillerini ortaya çıkarabilmektir. Daha sonra bu verilerin kronik hastalıklar, sosyodemografik veriler ve oral hijyen alışkanlıklarıyla ilişkisini tespit ederek ve halk sağlığı programlarının belirlenmesine katkıda bulunmak hedeflenmektedir. Yöntem: Çalışmaya Pamukkale Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi'ne başvuran ve Denizli ilindeki huzurevlerinde bulunan 65 yaş üstü 534 kişi dahil edilmiştir. Katılımcılar; demografik sorular, mevcut oral durumunu saptamaya yönelik sorular, oral hijyen alışkanlıklarını saptamaya yönelik sorular olmak üzere toplam 19 sorudan oluşan bir ankete katılmışlardır. Ayrıca katılımcıların oral muayenesi yapılıp DMFT ve OHI-S değerleri kaydedilmiştir. İstatistiksel anlamlılık seviyesi p<0,05 olarak belirlenerek veriler One Way ANOVA testi, Independent Samples T-Testi ve Pearson ki-kare testi ile analiz edilmiştir. Bulgular: DMFT indeksi ile aşağıda belirtilen parametreler (yaş, ikamet yeri, eğitim düzeyi, birlikte yaşadıkları kişiler, hipertansiyon ve diyabet) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. (p<0,05) OHI-S ile aşağıda belirtilen durumlar (yaş, eğitim durumu, yaşanılan kişiler, görme bozuklukları ve ortopedik rahatsızlıklar) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki görülmüştür. (p<0,05) Diş fırçalama sıklığı, fırça değiştirme sıklığı ve fırçalama yönü ile aşağıdaki sosyodemografik veriler (eğitim düzeyi, ikamet yeri ve yaş) arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. (p<0,05) Diş macunu kullanımı yaş ve eğitim düzeyi ile istatistiksel olarak ilişkiliyken arayüz temizliği sadece eğitim düzeyi ile istatistiksel olarak ilişkili bulunmuştur. (p<0,05) Sonuç: Yaşlı insanlar, kalan doğal dişleri çok az olsa da oral hijyen konusunda bilinç düzeylerini artıracak programlara ihtiyaç duyulmak tadır. Anahtar Kelimeler: DMFT, geriatrik, OHI-S

Ağız sağlığıDenizliGeriatri+5
Zinnet Erkoç
Pamukkale University
2023
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Gıdaları taklit eden solüsyonlarda bekletilen farklı restoratif materyallerin yüzey pürüzlülüğü ve biyofilm oluşumunun In Vitro olarak incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı gıdaları taklit eden solüsyonlarda bekletilen farklı restoratif materyallerin, yüzey pürüzlülüğü ile biyofilm oluşum parametrelerini analiz etmek ve bu parametreler arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Beş farklı restoratif materyal [alkasit, giomer, ormoser, direkt kompozit ve indirekt kompozit] ile hazırlanan 220 örnek gıdaları taklit eden solüsyonlarda (heptan, etanol, sitrik asit ve tükürük[kontrol]) bekletilme öncesinde rastgele gruplara ayrılmış, isimlendirilip numaralandırılmıştır. Başlangıç yüzey pürüzlülük değerleri ölçülen numuneler solüsyonlarda 7 gün süre ile bekletilmiştir. İkinci pürüzlülük değerleri kaydedilen örnekler ile sterilizasyon sonrasında bakteri adezyon deneyi gerçekleştirilmiş, yüzeylerdeki bakteri tutulumu colony forming unit (cfu) yöntemi ile ölçülmüştür. Önceden belirlenmiş 20 adet numune bakteri adezyon deneyi sonrası taramalı elektron mikroskobu (SEM) ile görüntülenmiştir. Bulgular: Cention N ve Beautifil II grupları yüksek yüzey pürüzlülük değerleri gösterirken, Gradia Plus grubu ise düşük pürüzlülük değerleri sergilemiştir (p<0,001). Solüsyonlardan sitrik asit yüzey pürüzlülüğünü diğer solüsyonlardan daha fazla etkilerken, heptan yüzey pürüzlülüğünü en az etkileyen solüsyon olmuştur (p<0,001). Cention N ve Beautifil II örneklerinin diğer materyallerden daha yüksek düzeyde bakteri tutulumu gösterdiği tespit edilmiş, G-ænial A'Chord ve Gradia Plus gruplarında ise düşük bakteri adezyon değerleri görülmüştür (p=0,008). En yüksek mikrobiyal tutulum değerleri sitrik asite maruz bırakılmış örneklerde tespit edilmiş, en düşük değerler ise heptanda bekletilen örneklerde ölçülmüştür (p<0,001). Sonuç: Farklı özellikteki materyaller solüsyonlardan değişen oranlarda etkilenmiştir. Alkasit ve giomer örnekleri, diğer numunelerden daha çok etkilenirken, solüsyonlardan sitrik asitin yüzeye etkisi yüksek olarak saptanmıştır. Araştırmamızda yüzey pürüzlülüğünün restoratif materyaller üzerindeki mikrobiyal tutulumu etkilediği görülmekle birlikte yüzey yükü, yüzey enerjisi ve materyal bileşimi gibi diğer faktörlerin de bakteri adezyonu açısından kritik olduğunu unutmamak gerekir. Anahtar Kelimeler: bakteri adezyonu, kompozit, yüzey pürüzlülüğü

Bakteriyel adezyonlarKompozit reçinelerYüzey pürüzlülüğü
Mehmet Alperen Şahin
Pamukkale University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diş hekimlerinin restoratif tedavi uygulamalarına bakış açısı

Amaç: Diş hekimleri tarafından gerçekleştirilen restoratif tedavilerin çeşitliliğinin, koruyucu uygulamaların kapsamının ve toplanan verilerin sistematik olarak değerlendirilmesinin; ağız-diş sağlığı hizmetlerinin sunulması ve gerek duyulduğunda yeniden düzenlenmesinde belirleyici bir rolü vardır. Bu unsurlar, yalnızca klinik tedavi süreçlerinin kalitesini artırmakla kalmaz, aynı zamanda hizmetlerin uzun vadeli verimliliğini ve lisans eğitiminin de temel dayanak noktalarından birini oluşturur. Ayrıca hekimlerden elde edilen istatistiksel veriler, güncel tedavi yöntemleri ve teknolojik gelişmeler doğrultusunda hekimlerin kendi bulundukları konum hakkında da bilgi sahibi olmalarını sağlar. Bu nedenle; Türkiye'de aktif olarak çalışmakta olan diş hekimlerinin restoratif tedavilerdeki bakış açıları hakkında bilgi sahibi olabilmek amacıyla bir anket metni hazırlanmıştır. Yöntem: Anket metni toplam 27 soru ve iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde diş hekimlerinin demografik özellikleri hakkındaki sorular yer alırken; ikinci bölümde hekimlerin restoratif tedaviler sırasında kullandıkları materyaller, uyguladıkları tedaviler, koruyucu uygulamalar, restoratif diş hekimliği kursları ve hasta motivasyonu hakkındaki sorular yer almıştır. Verilerin incelenmesinde Pearson Ki Kare Testi uygulanmış ve analiz sonuçları aynı zamanda frekans (n) ve yüzde (%) şeklinde sunulmuştur. İstatistiksel olarak anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Bulgular: Ankete 174'ü erkek ve 247'si kadın olmak üzere 421 kişi dahil edilmiştir. Kategorik olarak karşılaştırmalarda yaş, cinsiyet, mesleki tecrübe ve hekimlerin çalıştıkları kurumlar dikkate alınmıştır. Yeni mezun ve genç hekimler ankete daha fazla katılım sağlamış, koruyucu uygulamaları ve üniversal adezivleri daha fazla tercih etmişlerdir (p<0,001). Diş ağartma uygulamalarını kadın hekimler daha fazla uygulamışlardır (p<0,001). Genellikle özel muyanehane ve kliniklerde güncel restoratif tedaviler ve materyaller daha fazla oranda tercih edilmiştir. Sonuç: Diş hekimleri arasında modern teknik ve yöntemlerin yaygınlaştırılması gerekmekte; bununla ilgili olarak lisans eğitimi süresince ya da mezuniyet sonrasında hekimler restoratif tedaviye yönelik eğitim programları, tanıtımlar ve kurslarla desteklenmelidir. Özellikle ileri restorasyon teknikleri ve dijital gülüş tasarımı konularında bir farkındalık oluşturulmalıdır. Anahtar Kelimeler: anket, diş hekimliği, restoratif diş tedavisi

AnketlerDental materyallerDental restorasyon+1
Onur Akkurt
Pamukkale University
2025
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Farklı polisaj sistemlerinin renk adaptasyon yeteneği yüksek üniversal kompozitlerin renk değişikliği, yüzey pürüzlülüğü ve bakteriyel adezyonuna etkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamızda farklı polisaj sistemlerinin üniversal kromatik kompozitlerin renk değişikliği, yüzey pürüzlülüğü ve bakteriyel adezyonuna olan etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmada Brilliant EverGlow, Clearfil Majesty Esthetic, Neo Spectra ST HV ve Omnichroma kompozitlerinin her birinden 52 adet olmak üzere toplamda 208 örnek hazırlanmıştır. Her bir kompozit grubundaki örnekler polisaj sistemlerine göre (kontrol grubu-Mylar Strip, OneGloss, OptiDisc ve Clearfil Twist Dia) n=13 olacak şekilde rastgele 4 alt gruba ayrılmış, polisaj sistemlerinin uygulanmasının ardından her alt gruba ait 1 adet örnek taramalı elektron mikroskobunda incelemek üzere kullanılmıştır. Renk değerleri spektrofotometre ile, pürüzlülük ise mekanik profilometre ile ölçülmüştür. Bakteriyel adezyon deneyinde pelikıl oluşumu amacıyla örnekler tükürükte 1 saat bekletilmiş, Streptococcus mutans içeren süspansiyon eklenerek 24 saat 37°C'de inkübasyona bırakılmıştır. Deney aşamalarını takiben her örnek için 50'şer µl besiyerine ekim yapılmış, 24 saat boyunca CO2'li ortamda 37°C'de inkübe edilmiştir. İnkübasyon işleminin ardından oluşan koloniler sayılıp mililitre başına koloni oluşturan birim (cfu/ml) cinsinden hesaplanmıştır. Daha sonra örnekler 12 gün boyunca kahve ile renklendirilmiş, polisaj işlemleri sonrası ve renklendirme prosedürü sonrası ölçümler yapılmış, renk değişikliği CIEDE2000 formülüyle hesaplanmıştır. Bulgular: Clearfil Majesty Esthetic, en az renk değişikliğinin olduğu kompozittir. Tüm kompozit gruplarında Mylar Strip grubu en fazla renk değişikliğinin görüldüğü gruplar olurken; OneGloss, OptiDisc ve Clearfil Twist Dia polisaj sistemleri arasında anlamlı fark yoktur. Omnichroma en az yüzey pürüzlülüğü sergileyen kompozit olmuştur. Bakteriyel adezyon bulgularında ise en yüksek değerler tüm kompozitler için Mylar Strip gruplarında görülmüş, yüzey pürüzlülüğü ile bakteriyel adezyon değerleri arasında sadece Omnichroma'nın Mylar Strip grubunda anlamlı pozitif korelasyon bulunmuştur. Yüzey pürüzlülük değerleri ile ΔE00 arasında ise, tüm gruplar için anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç: Çalışmada yer alan grupların tümünün ΔE00 değeri, klinik olarak kabul edilebilir eşik düzeyden (ΔE00=1,8) yüksek bulunmuştur. Pürüzlülük değerleri tüm gruplarda 0,2 µm'den azdır. Bakteriyel adezyon değerleri kompozit materyalden ve polisaj sisteminden etkilenmiştir. Anahtar Kelimeler: bakteriyel adezyon, üniversal kompozit, polisaj sistemi.

Bakteriyel adezyonlarStreptococcus mutansYüzey pürüzlülüğü
Ebru Yılmaz
Pamukkale University
2025
00