
90
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Archived Theses
Kanal giriş yolunun ni-ti kanal aletlerinde apikal basınç ve tork değerlerine etkisi: Bir in vitro çalışma
Amaç: Bu in vitro çalışmanın amacı; farklı NiTi aletlerin farklı kanal giriş açılarında oluşturdukları tork ve apikal kuvvet değerlerini incelemektir. Materyal ve Metod: Bu çalışmada çekilmiş dişlerden oluşturulan 90 adet deney modeli kullanılacak eğelere göre (ProTaper Next, One Curve, One Reci) 3 gruba ayrıldı (n=30). Her bir grup kanal giriş açılarına göre (0°, 10°, 20°) 3 alt gruba ayrıldı (n=10). Özel olarak üretilmiş test cihazında deney modelleri standart parametreler doğrultusunda preparasyon işlemleri tamamlandı ve preparasyon sırasında oluşan değerler kaydedildi. Elde edilen veriler, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılarak ve ikili karşılaştırmalar ise Post-Hoc Tukey veya Tamhane's T² testleri kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Kanal giriş açılarının artması tork ve apikal kuvvet değerlerini artırdı. Protaper Next ve One Curve grubunda istatistiksel olarak anlamlı tork ve apikal kuvvet artışları bulunmasına rağmen (p<0,05) One Reci grubunda istatistiksel bir farklılık bulunmadı (p>0,05). Farklı eğeler arasında farklı tork ve apikal kuvvet değerleri tespit edildi. Kuvvet değerleri ProTaper Next ve One Curve grupları arasında benzer olmasına rağmen One Reci grubuna göre tüm açı değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edildi (p<0,05). Tork değerlerinde ise ProTaper Next ve One Curve grupları arasında düz kanal girişlerinde (0°) istatistiksel olarak farklılıklar gözlenmemesine rağmen (p>0,05) açılı kanal girişlerinde (10°, 20°) tüm eğeler arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edildi (p<0,05). Sonuçlar: Kanal giriş açısının artmasına bağlı olarak tork ve apikal kuvvet değerleri, rotasyon gruplarında resiprokal gruba göre daha fazla artış gösterdi. En yüksek tork değerleri ProTaper Next gruplarında, en yüksek apikal kuvvet değerleri ise One Reci grubunda bulundu. NiTi aletlerin çalışma kinematiği tork ve apikal kuvvet değerlerini etkiledi ve resiprokal grup en düşük tork ve en yüksek apikal kuvvet değerlerini gösterdi.
Tavşanlarda oluşturulan deneysel osteoartrit modelinde tek dalga boylu geleneksel ve çift dalga boylu yeni nesil düşük enerjili lazer uygulamalarının histopatolojik olarak değerledirilmesi
Temporomandibular bozukluklar (TMB), temporomandibular eklemleri (TME'ler), çiğneme kaslarını ve çevre dokuları etkileyen farklı kas-iskelet sistemi ve nöromüsküler bozuklukları ifade eder. TMB'lerin etiyolojisi multifaktöriyeldir. Literatürde, travma, psikososyal faktörler, sistemik faktörler (romatolojik, endokrin, nörolojik, miyopatiler, fibromiyalji, uykusuzluk, irritabl bağırsak sendromu gibi komorbid hastalıklar), lokal faktörler (sertlik, ağrı, kramp gibi spesifik olmayan orofasiyal semptomlar) ve genetik faktörler dahil olmak üzere TMB'lerin gelişmesine yol açabilecek birkaç farklı faktör listelenmiştir. Düşük doz lazer tedavisi (low level laser therapy, LLLT) literatüde terapötik lazer tedavisi, lazer biyostimülasyonu veya düşük düzeyli lazer terapisi gibi farklı isimlerle geçmektedir. TMB'ler için LLLT kullanımı, uygulama kolaylığı, analjezik, antiinflamatuar ve rejeneratif etkileri nedeniyle faydalıdır. Bu çalışmada tavşanlar üzerinde deneysel osteoartrit oluşturularak tek dalga boylu geleneksel ve çift dalga boylu yeni nesil düşük enerjili lazer uygulamalarının histopatolojik etkileri araştırılmıştır. Sonuç olarak, geleneksel ve yeni nesil lazer uygulamalarının hücre düzeyinde rejenerasyon kapasitesini artırdığı görülmüş ancak istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p<0.05). Osteoartrit tedavisinde daha etkili lazer tedavi protokollerinin belirlenebilmesi açısından daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.
Ortognatik cerrahi hastalarında ameliyat öncesi yapılan tedavi planlamasının gerçekleşme oranının incelenmesi
Amaç: Ortognatik cerrahi hastalarında ameliyat öncesi alınan lateral sefalometrik filmler ve alçı modeller kullanılarak yapılan cerrahi planlamanın, cerrahi sonrası ne ölçüde gerçekleştiğinin incelenmesidir. Materyal ve metot: Ortognatik cerrahi ile tedavileri gerçekleştirilmiş iskeletsel Sınıf III maloklüzyona sahip 77 bireyin ameliyat öncesi ve sonrası alınan lateral sefalometrik filmleri Dolphin 11.5 programında çizilmiş, filmler Adobe Photoshop programına aktarılarak çakıştırılmıştır. Ameliyat öncesi yapılan sefalometrik ve model analizleri sonucu planlanan ve ameliyat sonrası gerçekleşen hareket miktarı karşılaştırılmıştır. Bulgular: Maksillada gerçekleşen hareket miktarı, planlanandan 0.24 mm az; mandibulada ise 0,24 mm fazla bulunmuştur. Sonuç: Cerrahi öncesi yapılan planlama ile cerrahi sonrası elde edilen sonuçlar arasındaki fark her ne kadar istatistiksel olarak anlamlı bulunsa da, klinik açıdan herhangi bir önem taşımamaktadır. Cerrahi öncesi sefalometrik filmler ve alçı modeller üzerinde yapılan planlama son derece tutarlı sonuçlar vermektedir.
Fonksiyonel ortopedik tedavi ile elde edilen değişikliklerin kalıcılığının uzun dönem değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı, fonksiyonel ortopedik tedavi ile elde edilen değişikliklerin uzun dönem kalıcılığını retrospektif olarak değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya iskeletsel sınıf II maloklüzyona sahip, ANB açısı 4 dereceden büyük, kronolojik yaş aralığı 10-13 yıl olan(ortalama 12,43 ±1,6), Twinblok apareyi ile tedavi edilen, 51 hasta (37 kadın, 14 erkek) dahil edildi. Bu çalışmada, tedavi başlangıcında (T1), tedavi sonunda (T2) ve 3-8 yıllık (ortalama 6,62 ±1,51) uzun süreli takip döneminde (T3) alınan sefalometrik röntgenler üzerinde 77 değişkenin ölçümü yapılmıştır. T1-T2 ve T2-T3 dönemlerindeki değişiklikler karşılaştırılmıştır. Dönemler arasındaki farklılıkların karşılaştırılmasında, tekrarlı ölçümlerde tek yönlü varyans analizi uygulandı. Bulgular: Anlamlılık testleri sonucunda T1-T2 döneminde 24, T2-T3 döneminde 7 sefalometrik değişkenin değeri istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermiştir (p<0,05). Sonuçlar: Fonksiyonel ortopedik tedavi ile elde edilen değişikliklerin çoğu, hastalar yaklaşık 3-8 yıl (ortalama 6,62 ±1,51) sonra değerlendirildiğinde korunmuştur.
Farklı yüzey işlemleri uygulanan ti-base abutmentların zirkonyumla olan tutuculuğunun değerlendirilmesi
Çalışmamın amacı; Ti-base (Titanyum base) abutment yüzeylerine uygulanan çeşitli yüzey işlemlerinin, rezin siman ile simante edilen implant destekli zirkonyum kronların tutuculuğu üzerindeki etkisini değerlendirmektir. 66 adet Ti-base abutment 6 gruba (n:11) ayrıldı. Ti-base abutmentlar analoglara vidalanarak torklandı. Silindir kalıplar içine basamak dışarıda kalacak şekilde polimetil metakrilata gömüldü. Ti-base abutmentlar yüzey işlemlerine göre kontrol grubu, alüminyum oksit tozu ile kumlama, asit uygulama, non termal atmosferik oksijen plazma uygulaması, Nd:YAG lazer uygulama ve Er:YAG lazer uygulama olarak 6 gruba ayrıldı. Farklı yüzey işlemlerinden sonra örneklerin yüzey morfolojisini değerlendirmek için SEM ile yüzey analizi yapıldı. CAD/CAM ile Ti-base abutmentlara uygun zirkonyum kronlar üretildi. Zirkonyum kronlara mesial ve distalden 1.4 mm genişliğinde delikler açıldı. Dual cure rezin siman ile yapıştırılan kronlardaki deliklerden 1 mm'lik güçlendirilmiş çelik tel geçirilerek pull out testi uygulandı. Pull out testinden sonra stereomikroskop cihazı ile analiz yapıldı ve siman ayrılma tipleri belirlendi. Veriler istatiksel olarak değerlendirildi. Kumlama işlemi uygulanan grubun tutuculuk değerlerinin ortalaması, kontrol grubu ve diğer tüm deney gruplarından istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur (p<0.001). Kontrol, asit, oksijen plazma, Nd:YAG ve Er:YAG lazer uygulaması arasında tutuculuk değerleri ortalamaları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık oluşmadığı (p>0.05) belirlenmiştir. Ti-base abutment yüzeyine uygulanan yüzey işlemleri arasında en yüksek bağlanma dayanım değeri kumlama grubunda elde edilmiştir.
İmplant üstü monolitik zirkonya restorasyonların kalınlığının sonuç rengi üzerindeki etkisinin incelenmesi
Çalışmamızın amacı; implant üstü monolitik zirkonyum (MZ) tasarımlarda üstyapının farklı kalınlık ve doygunluklarda olmasının sonuç renge etkisini değerlendirmektir. Çalışmamızda süper translüsenside A1 ve A2 renklerinde MZ bloklar (VITA YZ ST Multicolor Super Translucent Zirconia,Bad Säckingen, Germany) kullanıldı. 3 boyutlu yazıcı (ELEGOO Saturn 3 Ultra 12K MSLA 3D Yazıcı, Shenzhen, China) ile tasarlanan ve vhf K5 freze makinesi (Ammerbuch, Almanya) ile 1 mm, 1.5 mm, 2 mm kalınlığında A1 ve A2 renklerinde veneer örnekler elde edildi (n=10). Kolorimetre cihazı ile veneerlerin L0*, a0*, b0* değerleri; dayanak ile birlikte veneerlerin L1*, a1*, b1* değerlerleri ölçüldü. Renk farklılıkları; (∆E00*) hesaplandı. 2-yönlü ANOVA ve Eşleştirilmiş Örneklem T-Test ile istatistikleri yapıldı (P˂0.05). Kalınlıklara göre kıyaslandığında L*, a*, b* ve ∆E00* değerleri arasında anlamlı farklılıklar tespit edildi (P<0.05). Tüm gruplarda titanyum altyapı ile birlikte L*, a*, b* değerlerinde anlamlı azalma görüldü. Ölçümler Titanyum altyapı ile yapıldığında üstyapının artık daha koyu, daha yeşil ve daha mavi olduğu ölçüldü. Doygunluklara göre kıyaslandığında A1 ve A2 grupları arasında L* değerinde anlamlı bir faklılık bulunamadı. a* değerinde tüm gruplarda anlamlı bir farklılık bulundu (P˂0.05). b* değerinde ise 1 mm ve 1.5 mm kalınlıklarda anlamlı farklılıklar bulundu (P˂0.05). 2 mm kalınlıkta anlamlı bir fark bulunamadı. ∆E00* değerinde ise tüm gruplar için doygunluk farkının sonuç renge etkisinde anlamlı bir sonuç bulunamadı. Sonuç rengin kalınlık ile doğru orantılı şekilde etkilendiği sonucu ortaya çıkmıştır. Kalınlığın artması ile sonuç renk asıl istenilen renge yaklaşmıştır. Ancak doygunluğun değişmesi her ne kadar a* ve b* değerlerine etki etse de istenilen sonuç renge ulaşmada anlamlı bir sonuç vermemiştir.
İmplant Destekli Tam Protez Uygulamalarında, İmplantlar Arası Mesafelerin Ve Açıların Tutuculuğa Etkisinin Değerlendirilmesi
The aim of this study is to investigate the effect of different inter-implant distances and angles on retention force values in lower jaw two-implant-supported overdenture applications in a laboratory setting. The obtained laboratory results are intended to guide clinical applications and contribute to further research.In order to create blocks for the implantation of 36 implant analogs and replicate 36 prostheses, 72 abutments, 72 retentive superstructures, and 72 implant analogs were employed in this study. Six different test groups were created based on 12 mm and 22 mm inter-implant distances and 0°,5°, 10°-degree angulations of implants in the buccolingual direction (n=6). Each group underwent 360, 720, and 1440 insertion/removal cycles corresponding to 3 months, 6 months, and 12 months of clinical use. Retention tests were conducted using a Universal Testing Machine. The collected data were transferred to the IBM SPSS program. Independent sample t-test was used to determine if there was a difference between the two groups, and one-way analysis of variance (One Way ANOVA) was used to examine differences among more than two groups. As a final step, metal matrices and matrix inserts of the prostheses were examined by scanning electron microscopy (SEM) to assess the wear values of the retentive components.There was no significant effect of the distance between implants and the angulation on Locator retention (p > .05). However, the effect of the insertion/removal cycle count on retention was statistically significant (p < .05). Significant wear was observed in the rubber inserts after 1 year of use.The similarity in retention values between the distances and angles of the implants provides clinicians with an opportunity to place the implants as close together as possible and with a buccal angulation of up to 10 degrees.
Periodontal sağlık ve hastalık durumlarında diş eti oluğu sıvısında bulunan IGG alt tiplerinin seviyesinin belirlenmesi
Bu araştırmanın amacı, periodontal sağlık ve hastalık durumlarında IgG alt tiplerinin (IgG1, IgG2, IgG3 ve IgG4) diş eti oluğu sıvısındaki seviyelerinin belirlenmesidir. Bu çalışma 30 erkek 50 kadın olmak üzere toplam 80 hastanın dahil edildiği kesitsel bir çalışmadır. Çalışmada sağlıklı grup (9 kadın 7 erkek, Grup S), gingivitis grubu (9 kadın 7 erkek, Grup G), periodontitis evre III derece B grubu (11 kadın 5 erkek, Grup P3B), periodontitis evre III derece C grubu (12 kadın 4 erkek, Grup P3C) ve diyabetli periodontitis evre III derece C periodontitis grubu (9 kadın 7 erkek, Grup P3CD) olmak üzere toplam 5 grup bulunmaktadır. Bu hastalardan alınan diş eti oluğu sıvısı örneklerinde IgG1, IgG2, IgG3 ve IgG4 seviyeleri ELISA yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bulgulara göre IgG1 seviyesi Grup P3B'de en düşükken; Grup S'de en yüksektir. Grup P3CD'nin IgG1 seviyesi, Grup G ve Grup P3B'den yüksektir (p=0,001). IgG2 seviyesi Grup S'de en yüksektir (p=0,001). Gruplar arası IgG3 ve IgG4 seviyeleri değerlendirildiğinde, istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak, periodontal sağlık ve hastalık durumlarında diş eti oluğu sıvısında bulunan IgG1 ve IgG2 seviyeleri farklılık göstermektedir; ancak IgG3 ve IgG4 seviyeleri farklılık göstermemektedir. Anahtar Kelimeler: IgG alt tipleri, Gingivitis, Periodontitis, Diş eti oluğu sıvısı, Tip II Diyabet
Sağlıklı ve periodontitisli bireylerde sigaranın düzenleyici T hücresi biyobelirteçleri üzerine etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı sigaranın sağlıklı ve periodontitisli bireylerin diş eti dokularındaki düzenleyici T hücreleri (Treg) biyobelirteçleri olan Forkhead Box Protein 3 (FOXP3), Cluster of Differentiation 69 (CD69), İnterlökin-2 (IL-2), Dönüştürücü Büyüme Faktörü Beta 1 (TGF-β1) ve Janus Kinaz 3 (JAK3) üzerine etkisinin belirlenmesidir. Bu çalışma 15 kadın, 21 erkek olmak üzere, toplam 36 hastanın dâhil edildiği kesitsel bir çalışmadır. Çalışmada sağlıklı grup (7 kadın 2 erkek, Grup A), sigara kullanan sağlıklı grup (4 kadın 5 erkek, Grup B), periodontitis evre III derece C grubu (3 kadın 6 erkek, Grup C) ve sigara kullanan periodontitis evre III derece C grubu (9 erkek, Grup D) olmak üzere toplam 4 grup bulunmaktadır. Bu hastalardan elde edilen diş eti örneklerinde; FOXP3, CD69, IL-2, TGF-β1, JAK3 ekpresyonları epitel doku (ED) ve bağ dokuda (BD) immunohistokimya yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bulgulara göre, Grup C Grup A'ya göre istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı, daha fazla FOXP3, CD69, IL-2 ekpresyonu göstermektedir (p< 0,001). JAK3-BD değerleri de Grup C'de Grup A'ya göre daha yüksektir Grup C'de Grup A'ya göre daha (p< 0,001). Grup C'de Grup A'ya göre TGF-β1-ED ve JAK3-ED daha düşük (p< 0,05); JAK3-BD daha yüksektir (p< 0,001). Grup B Grup A'ya göre daha düşük TGF-β1-ED (p< 0,05), daha yüksek IL-2-BD, CD69-ED, CD69-BD, FOXP3-ED ve JAK-BD değerleri göstermektedir (p< 0,001). Grup D Grup C'ye göre daha yüksek CD69-ED, IL-ED, TGF-β1-BD değerleri; daha düşük FOXP3-BD değerleri göstermektedir (p< 0,001). Sonuç olarak; periodontitiste FOXP3, CD69, IL-2 ekpresyonu artmakta; TGF-β1 ve JAK3 değerleri ise epitelde azalmakta, bağ dokuda artmaktadır. Sigara CD69 ve IL-2 ekpresyonunu uyarmakta; FOXP3 ve JAK3 ekpresyonunu sağlıklı bireylerde uyarmakta, FOXP3'ü periodontitisli bireylerde baskılamaktadır. Sigara TGF-β1 ekpresyonunu ise sağlıklı bireylerde epitel üzerinden baskılamakta hastalıklı bireylerde bağ doku üzerinden uyarmaktadır. Anahtar Kelimeler: Treg, FOXP3, JAK3, Periodontitis, Sigara
Anterior bölge kompozit rezinlerin yaşlandırmaya bağlı mikrosertliklerinin karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmanın amacı; anterior bölgede kullanılan farklı yapıdaki üniversal restoratif materyallerin, iki farklı polisaj tekniği kullanılarak, aside ve yapay tükürüğe maruz kaldığında, gösterdikleri yüzey sertlik değerlerinin in vitro olarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 5 farklı restoratif materyale (Essentia Üniversal Shade-GC, Omnichroma-Tokuyama, Charisma Diamond One-Kulzer, ZenChroma-President Dental ve Essentia HiFlo-GC) ve 2 farklı polisaj yöntemi (Shofu One Gloss ve EVE Diacomp Plus) uygulandı. Sonrasında örnekler 3 farklı yaşlandırma yöntemine (yapay tükürük, portakal suyu ve portakal suyu-yapay tükürük) maruz bırakıldı. Kompozit örneklerin yapılmasında 8 mm çapında, 2 mm kalınlığında kalıplar kullanılarak toplamda 240 adet örnek hazırlandı (n=8). Örnekler polisaj ve yaşlandırma yöntemlerine göre alt gruplara ayrıldı. Restoratif materyaller, teflon bir kalıp içerisine yerleştirildi ve polimerize edildi. Örneklerin yaşlandırma öncesinde Vicker's sertliği ölçümleri (Matsuzawa® MHT2, High Quality Microhardness Tester, Matsuzawa SEIKI Co; Ltd, Tokyo, Japonya) yapıldıktan sonra, yaşlandırma amacıyla yapay tükürük, portakal suyu ve portakal suyu-yapay tükürükte 24'er saat bekletildi. Yaşlandırma sonrasında tekrar Vicker's sertlik ölçümleri bakıldı. Örneklerin üst yüzeyleri yaşlandırma öncesinde ve sonrasında SEM (JEOL JSM 7001F, Japonya) ile analiz edildi. Verilerin istatistiksel analizleri SPSS v.19 paket programı (IBM SPSS Statistics for Windows, Version 27.0. Armonk, NY: IBM Corp, ABD) kullanılarak yapıldı. Bulgular: Kompozitlerin başlangıç sertlik değerleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmiştir. En yüksek başlangıç sertlik değeri Charisma Diamond One (89,578)'da izlenirken, en düşük Essentia HiFlo (54,830)'da görülmüştür (p<0,05). Bütün kompozitlerin başlangıç ve 1. Gün sertlik farkları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Yaşlandırma sonrası sertlik değerinde en fazla düşüş; Zenchroma'ya EVE Diacomp Plus polisaj uygulaması sonrası portakal suyunda bekletilmesi ile gözlenmiştir (-2,82±1,51). Yaşlandırma sonrası sertlik değerlerinde en az düşüş; Omnichroma'ya EVE Diacomp Plus polisaj uygulaması sonrası yapay tükürük+portakal suyu döngüsünde gözlenmiştir (-0,64±0,84) (p>0,05). Sonuçlar: Kompozit rezin restorasyonlar farklı pH'a sahip sıvılarda belirli oranlarda bekletildiklerinde, bu sıvılardan değişik oranlarda etkilenmişlerdir. Rezin bazlı restoratif materyallerin yüzey sertliği değerlerinde, asidik içeceklerin ve yapay tükürüğün etkisiyle değişimler olduğu kaydedilmiştir. Çalışmada kullanılan kompozitlerin birkaçı hariç yaşlandırma sonrası sertlik değerleri, yaşlandırma öncesi sertlik değerlerine göre istatistiksel olarak düşük sonuç göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Kompozit rezin, Vickers, yaşlandırma, polisaj yöntemleri, mikrosertlik.