Van Yüzüncü Yıl Üniversity
Anabilim Dalı

Laboratuvar Hayvanları Anabilim Dalı

Van Yüzüncü Yıl Üniversity

11

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

11 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sentetik kannabinoidlerin HBV aşılamalarında antikor yanıtı üzerine etkilerinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Hepatit B ve Sentetik Kannabinoidler önemli bir halk sağlığı sorunudur ve her iki sorunda önlenebilir halk sağlığı sorunları arasındadır. Alkol, sigara, eroin vb. materyallerin şekillendirdiği kronik bağımlılık immün sisteme hasar vererek hem yapay hem de doğal aktif bağışıklığı baskılayabilmektedir. Bu çalışmanın temel amacı THC'ye benzer etki oluşturan JWH-018'in Hepatit B aşısı öncesinde veya sonrasında antikor titresindeki değişimlerine olası etkisini araştırmaktır. Materyal ve Metot: Araştırmada 25 adet C57BL/6 fare kullanılmıştır. Fareler 3 gruba bölünmüştür. Deney grubu farelere JWH-018 ve Hepatit B aşısı uygulanmıştır. Kontrol grubu farelere ise sadece Hepatit B aşısı uygulanmıştır. Farelerden alınan kanlar ELISA okuyucusunda 405 nm'de okultulmuştur. Bulgular: Kontrol grubu ile Deney Grubu 1 ölçümleri arasında 1. ve 3. ölçümleri arasında istatistiki fark istatistiki olarak önemlidir (p<0.05). Kontrol grubu ile Deney Grubu 2 ölçümleri arasında sadece 3. ölçümü arasında istatistiki fark oluşmuştur (p<0.05). Sonuç: Yapılan bu çalışmada JWH-018 kullanımının anti-HBs parametresinin üzerine etkili olduğu gösterilmiştir. Ayrıca bu çalışmanın JWH-018'in Hepatit B aşısının antikor titresini nasıl arttırdığı üzerine yapılacak bilimsel çalışmalara da ışık tutabileceği kanaatindeyiz.

AşılamaAşılarFareler+3
Serkan Köksoy
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sıçanlarda kolit modelinde etil pirüvatın inflamatuar yanıt üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: İnflamatuar bağırsak hastalıkları, morbidite ve mortalite ile seyredebilen, Dünya genelinde yaygın ve etkili tedavi arayışları süren hastalıklardır. Bu çalışmada bir antiinflamatuar ve antioksidan etkili bir ajan olan etil pirüvatın (EP) deneysel kolit modelindeki etkisi araştırıldı. Yöntem: On yedi Wistar sıçan 3 gruba ayrıldı. Sham grubunda (n=3) kolit modeli ve tedavi uygulanmadı; EP grubunda (n=7) ve SF (Serum Fizyolojik) grubunda (n=7) %6 `lık asetik asit ile kolit modeli oluşturuldu. EP grubuna 7 gün boyunca EP (50 mg/kg), SF grubuna da aynı sürede ve aynı miktarda SF subkutan olarak uygulandı. Sıçanların ağırlıkları tartılarak ağırlık değişimleri ölçüldü. 7. günün sonunda tüm hayvanlar sakrifiye edildi. Çıkarılan distal kolon segmentleri histopatolojik ve biyokimyasal olarak incelendi. Bulgular: Çıkarılan distal kolon segmentlerinde EP grubunda SF grubuna göre histopatolojik olarak iyileşme gözlendi. MDA parametreleri EP grubunda SF grubuna göre daha düşük olmasına rağmen istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. EP grubundaki sıçanlarda SF grubundakilere göre daha belirgin ağırlık artışı görülmesine rağmen bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı değildi. Sonuç: EP sıçanlardaki koliti iyileştirmektedir. Böylelikle, inflamatuar bağırsak hastalıklarının tedavisinde etkili bir ajan olabilir.Anahtar Kelimeler: Kolit, Etil Pirüvat, Sıçan

KolitPiruvatlarSıçanlar+1
Nazım Güreş
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2010
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sıçan testis torsiyon-detorsiyon modelinde etil pirüvat etkisinin incelenmesi

Bu çalışmada, sıçanlarda testiküler iskemi/reperfüzyon (İ/R) (torsiyon-detorsiyon) hasarında etil pirüvat (EP)'ın etkisi araştırıldı. Erişkin Wistar erkek sıçanlar 4 gruba ayrıldı: Sham (n=7), İ/R+Serum fizyolojik (SF) (n=7), İ/R+EP (n=7), EP+İ/R (n=7). Sıçanlarda testiküler İ/R hasarı, sol testisleri (ipsilateral) 720 derece torsiyone edilerek 1 saat süreyle iskemisi, sonrasında 720 derece detorsiyone edilerek 4 saat boyunca reperfüzyonu ile oluşturuldu. EP (50 mg/kg), EP+İ/R ve İ/R+EP grubundaki sıçanlara, sırasıyla iskemiden 30 dakika önce ve reperfüzyonun 30. dakikasında intraperitoneal olarak injekte edildi. Reperfüzyon sonunda tüm sıçanların, sağ ve sol testisleri eksize edilerek, biyokimyasal ve histolojik olarak incelendi. Malondialdehit (MDA) düzeyleri açısından incelendiğinde; sol testiste (ipsilateral) gruplar arasında anlamlı bir fark bulunmazken (p>0.05), sağ testiste (kontralateral) fark gözlendi (p<0.05). Sol testis İ/R (ipsilateral) hasarı, sağ testiste (kontralateral) MDA düzeyini yükselti (p<0.05). EP uygulaması MDA düzeylerini etkilemedi (p>0.05). Histolojik skorlamaya göre (Johnsen skorlaması) ise; sol testis İ/R uygulaması, hem sol (ipsilateral) hem de sağ (kontralateral) testiküler dokularda hasar oluşturdu (p<0.001). EP, iskemiden önce uygulanan grupta sol testis dokusunda hasarı azalttığı gözlenirken (p<0.001), sağ testiste herhangi bir değişiklik oluşturmadığı saptandı (p>0.05). Sonuç olarak, EP sıçanlarda İ/R'ye bağlı testiküler doku hasarını koruyucu etkisi ile azaltır.

PiruvatlarReperfüzyon lezyonuSıçanlar+2
Aslı Çelik
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2011
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı laboratuvar ortamlarında yetiştitrilen sıçanların yetiştirilme şartlarının fizyolojik parametreler üzerine etkilerinin araştırılması

Laboratuvar hayvanlarıyla yapılan deneysel çalışmalarda, güvenilir sonuçların elde edilmesi ve çalışmaların tekrarlanabilirliği temel öneme sahiptir. Konvansiyonel yetiştirilen laboratuvar hayvanlarının kullanıldığı bilimsel araştırmalarda, çalışmaya alınan laboratuvar hayvanlarının fizyolojik özelliklerinin standart olduğu varsayılır. Fakat laboratuvar hayvanlarının bakım şartları standart değilse bu varsayım çoğu zaman doğru değildir.Gelişmiş ülkelerde, ülke genelinde yapılan çalışmalarda standardizasyonu sağlamak için üretim yapan firmalar ile bu hayvanların kullanıldığı araştırma merkezleri ayrı tutulmuştur. Fakat yurdumuzda hemen her tıp fakültesinin laboratuvar hayvanı üretim merkezi bulunduğu için farklı üniversitelerde yetiştirilen laboratuvar hayvanlarının yetiştirilme şartları birbirlerinden farklı olabilmektedir. Bu nedenle çalışmamızda, ülkemizde üniversite rektörlüklerine bağlı farklı laboratuvar hayvanları üretim merkezlerindeki konvansiyonel sıçan yetiştirme koşullarını, standart kabul edilen koşullarla karşılaştırarak; ülkemizde yapılan çalışmalar yurt içinde ve yurt dışında tekrarlandığında elde edilecek sonuçların birbirine yakın olması sağlanacaktır. Böylece ülkemizde yapılan çalışmaların hem standardizasyonu hem de güvenilirliği arttırılacaktır.Bu projede etik kurul onayı alındıktan sonra Türkiye'de yedi laboratuvar hayvanı yetiştirme merkezi çalışmaya dâhil edildi. Her bir merkezde hayvan yetiştirme odalarında yapılan ölçümlerde ısının bir merkezde yüksek, nemin bütün merkezlerde düşük, ışık ve gürültü şiddetlerinin bütün merkezlerde standart seviyede olduğu belirlendi. Merkezde yetiştirilen yetişkin Wistar ve/veya Sprague Dawley suşları erkek ve dişilerinde yapılan kan şekeri ölçümleri normal parametreler içinde olmasına rağmen bir merkezde diğerlerine göre yüksek bulundu. Alınan sıçan kanlarının tüm hemogram ölçümlerinde bir merkezde alyuvar sayısı; bir merkezde hemoglobin sayıları standart değerlere göre yüksek bulunmuştur. Parazitolojik inceleme için alınan dışkı örneklerinde iki merkezde Giardia sp. bir merkezde E. coli saptanmıştır.Belirlenen bu farkların ana nedeni Türkiye'de laboratuvar hayvanı yetiştirilen hiçbir merkez binası inşaatının merkeze özgü yapılmamış olmasıdır. Bu nedenle standart yetiştirme koşulları bilinse bile teknik sorunlar bu koşulların uygulanmasını zorlaştırmaktadır

Hatice Efsun Kolatan
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2008
00
DoktoraAçık ErişimTR

Konvansiyonel (üstü açık) ve bireysel havalandırmalı (IVC) kafes sistemlerinde barındırılan farelerin, davranış, metabolik ve ağrılı uyaranlara yanıtlarının karşılaştırmalı olarak incelenmesi

Laboratuvar farelerinin barındırılması için türlerine özgü, refah koşullarını sağlayan farklı kafes sistemleri bulunmakta olup, yaygın olarak konvansiyonel (üstü açık - OTC) ve bireysel havalandırmalı (IVC) kafes sistemleri kullanılmaktadır. Hayvanların barındırılmasına bağlı olarak gelişebilecek stresin; davranış, metabolik ve ağrılı uyaranlara yanıtlarının değişkenlik gösterebileceğini düşünmekteyiz. Bu nedenle farklı kafeslerde barındırılan farelerde davranış, ağrılı yanıtlar, hormonal ve fizyolojik parametreleri karşılaştırmalı olarak incelenmesini amaçladık. Çalışmamızda toplam 48 adet F2 jenerasyon 8-10 haftalık erkek BALB/c albino fareler kullanıldı. OTC ve IVC kafes sistemlerinde barındırılan fareler, deney ve naive kontrol grupları olarak toplam dört gruba ayrıldı. Deneysel süreç boyunca, tüm grupların vücut sıcaklığı ve vücut ağırlığı postnatal 63.- 105. günlerde ölçüldü. Deney gruplarına davranış analizleri için open field test ve elevated plus maze testleri ile ağrılı yanıtları araştırmak için hot-plate ve tail-flick termal nosiseptif testleri yapıldı. Bu testlerin sonunda genel anestezi altında sakrifiye edilen farelerden alınan kan ile plazmadan adrenokortikotropik hormon (ACTH), kortikosteron (KORT), ghrelin, leptin seviyeleri ELISA yöntemi ile değerlendirildi ve adren ağırlığı ölçüldü. Elde edilen veriler, Windows SPSS 24 istatistik programı kullanıldı ve karşılaştırmalar; t-testi, tek yönlü-ANOVA ve Mann Whitney U testi ile analiz edildi. IVC'de barındırılan farelerin vücut sıcaklığı, vücut ağırlığı, adrenal bez ağırlığı ve davranış testlerindeki stres seviyesi, OTC'de barındırılan farelere kıyasla yüksek bulundu. IVC grubundaki farelerde termal ağrılı uyaranlara yanıtlar, OTC gruptaki farelere kıyasla daha gecikmeli oldu. IVC deney ve naive kontrol gruplarındaki farelerin, OTC deney ve naive kontrol gruplarındaki farelere kıyasla plazma KORT, ACTH ve ghrelin seviyeleri yüksek, leptin seviyeleri düşük bulunmuştur. Bu araştırma verilerine göre, IVC kafeslerde barındırılan farelerin stres parametrelerinin yüksek olduğunu göstermekte olup, ağrılı yanıtlarda da değişim olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak deneysel çalışmalardaki farklı yaşam alanlarının ve prosedürlerin farelerde yarattığı stresin çalışma sonuçlarını değiştirebileceğini göstermektedir.

Albino fareAğrıDavranış-hayvan+5
Aslı Çelik
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Din psikolojisi açısından Carl Gustav Jung'un analitik psikolojisi ve kolektif bilinçdışının bir arketipi olarak tanrı

Sosyal bilimler alanındaki çalışmalar ve araştırmalarincelendiğinde görülecektir ki insanlık, tarihin her döneminde aşkın ve mutlak kabul ettiği bir varlık arayışında olmuştur. Bu arayışın sonunda kabullenilen dini inanış ve Tanrı algısı doğrultusunda insanlar, inancının gereği olarak inandığı varlıkla iletişim kurma çabasında olmuştur. Buna bağlı olarak bir takım dini ibadet, ayin ve ritüeller aracılığıyla inandığı varlıkla iletişime geçen birey, inandığı varlığın ve kabul ettiği dini inanışın gerekliliklerini yerine getirirken bunu düşünce, tutum ve davranışlarına da yansıtmaktadır. Bir psikolog olarak Jung, insanı derinden etkileyen bu olgunun üzerinde çalışmalarda bulunmuştur. Araştırma ve çalışmalarındaki düşüncelerini; dünyanın çeşitli coğrafyalarına yaptığı seyahatlerdeki gözlemlere, farklı disiplinlerden elde ettiği bulgulara dayanarak temellendiren Jung, tüm bu dini içeriklerin insan psişesinde ortaya çıktığını düşünmektedir. Bu noktada Jung, insan psişesini derinden etkileyen Din ve Tanrı fenomenlerini ampirik değerlendirmelerle bir psikolog bakış açısıyla ele almaktadır. Çalışmaları sırasında bu iki fenomeni psişik bir gerçeklik ve kolektif bilinçdışına ait arketipler olarakdile getirmektedir. Ona göre, bu iki fenomen "numinous" deneyimiyle açığa çıkan psişik bir tecrübe olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra Jung, kolektif bilinçdışının bir arketipi olarak Tanrı'yı arketipal bir form ve arketipal içerik olarak iki ayrı başlıkta ele almaktadır. Psişenin en derin katmanında bulunan Tanrı İmgesi'nin "God-Image" içeriklerinin semboller aracılığıyla tezahür edeceğini söylemektedir. Tanrı arketipi ile Kendilik (Self) arketipi arasındaki ilişkiden hareketle "Bütünleşme" olarak da isimlendirdiği Bireyleşme Süreci sırasında gerçekleşen Kendilik tecrübesiyle birlikte Tanrı imgesinin bilince yükseleceğini dile getirmektedir. "Din Psikolojisi Açısından Carl GustavJung'un Analitik Psikolojisi ve Kolektif Bilinçdışının Bir Arketipi Olarak Tanrı" adlı bu çalışmada kısa özet şeklinde sunduğumuz Jung'un görüşleri ve açıklamaları ele alınacak ve değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Analitik Psikoloji, Psişe, Bilinç, Ego, Bilinçdışı, Kompleksler, Kolektif Bilinçdışı, Arketipler, Persona, Gölge, Anima-Animus, Kendilik, Din, Tanrı-İmgesi, Tanrı, Bireyleşme.

Analitik psikolojiArketipDin psikolojisi+3
Ahmet Hamit Bozkır
Dokuz Eylül University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
11
DoktoraAçık ErişimTR

Sıçanlarda bir batında doğan yavru sayısının ve kafeslemenin fiziksel ve mental gelişim üzerine etkilerinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada amacımız farklı yavru sayısına sahip annelerin büyüttüğü yavruların ve bir kafeste barındırılan hayvan sayısının, bu yavruların fiziksel, fizyolojik ve mental özellikleri üzerine etkisinin olup olmadığını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada ağırlıkları 200-250 gr arasında, 30 adet Wistar albino dişi sıçan kullanılmıştır. Monogamik yöntemle çiftleştirilen dişilerin, doğum sonrası yavrularının doğum ağırlığı ve haftalık ağırlık artışları ölçülmüş ve fiziksel gelişim parametreleri takip edilmiştir. Yavrular sütten kesildikten sonra randomize bir şekilde, dişi ve erkek ayrı olarak bir kafeste üçerli, beşerli ve yedişerli sıçan olacak biçimde bir ay boyunca barındırılmıştır. Yavrular 12 haftalık olduklarında sırasıyla, açık alan, yükseltilmiş artı labirent ve Morris su labirenti davranış testlerine tabi tutulmuşlardır. Davranış testlerinden 24 saat sonra ve 33. haftada plazma kortikosteroid seviyesi ölçülmüştür. Daha sonra her kafesleme grubundan dişiler çiftleştirilerek, annelik davranışları gözlemlenmiştir. Bulgular: Sıçanlarda bir batında doğan yavru sayısı, yavruların fiziksel gelişimini ve canlı ağırlık artışını etkilemiştir. Kafeslemenin sıçanların, ağırlık artışını etkilediği, özellikle yedili kafeslenen sıçanların vücut ağırlığının diğer gruplardan az olduğu saptanmıştır. Kafeslenmenin, hayvanların davranış test parametreleri üzerine etkisi saptanmamıştır. Cinsiyet faktörünün, sıçanların davranış testinde değerlendirilen parametreler üzerine etkisi saptanmıştır. Sıçanların kortikosteroid düzeylerine bakıldığına, yedişerli barındırılan dişi sıçanların plazma kortikosteroid seviyesinin diğer gruplardan yüksek olması, kafesleme stresinden daha çok etkilendiklerinin göstergesidir. Tüm karşılaştırmalarda istatistik anlamlılık sınır değeri p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Sonuç: Sonuç olarak, bu soya ait sıçanların bir kafeste üçlü ve beşli barındırılmasının hayvanların fiziksel ve mental durumlarını etkilemediği, fakat yedili barındırmanın bu değişkenleri etkileyebildiği saptanmıştır. Anahtar sözcükler: sıçan, kafesleme, bir batında doğan yavru sayısı, hayvan refahı

DoğumFiziksel gelişmeHayvan deneyleri+3
Meryem Çalişir
Dokuz Eylül University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ratlarda parasetamol ile oluşturulan akut zehirlenmede kenevir tohumu yağının etkisinin araştırılması

Parasetamol, güvenirliği, etkinliği ve maliyet düşüklüğü ile en sık kullanılan ağrı kesici ve analjeziklerden bir tanesidir ve terapötik dozlarda güvenlidir Parasetamol (asetominofen) zehirlemmesi yaygın kullanımı ve kolay ulaşılması sebebiyle en sık bildirilen ve çalışılan intoksikasyonlardan biridir. Kenevir son yıllarda yapılan araştırmalar ve gelişmeler ışığında tedavi de kullanılabilecek bir bitki olmaya başlamıştır. Bu çalışmada her biri altı rat'tan oluşan 4 grup üzerinde 7 gün içerisinde gerçekleştirildi. Gruplar; Kontrol(K), Parasetamol(P), Kenevir tohumu yağı (KTY) ve Parasetamol+Kenevir tohumu yağı (P+KTY) olarak çalışıldı. Çalışma sonrasında rompun+ketalar anestezisi altında tüplere kan alındı. Comet analizi için 36 saat içerisinde kullanılmak üzere 0,2 ml EDTA' lı tüplere alınan kanlar +4oC'de saklandı. ALP, AST, ALT ölçümü için biyokimya tüplerine alınan kanlar, 4000 rpm de 10 dakika süresince +4oC'de santifüj edildi. Alınan kanlardan ALP, ALT, AST değerleri ile tam kandan Comet DNA hasar testi uygulandı. Parasetamol uygulaması ile tüm değerlerde kontrol grubuna göre istatistiksel olarak fark olduğu görüldü. Sonuç olarak Parasetamol ile şekillenen toksisitenin, kenevir tohumu yağı ile azaltıldığı ancak kontrol grubuna yakın değerler sağlayamadığı tespit edildi. Kenevir tohumu yağının parasetamol zehirlenmesindeki etkiyi azalttığı ancak tam bir tedavi sağlamadığı belirlendi.

Ali Geçioğlu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lipopolisakkarit kaynaklı endotoksemide biochanin a ve formononetin uygulamasının böbrek hasarını önlemeye etkisi

Yaptığımız bu çalışmada deneysel olarak lipopolisakkarit (LPS) indüksiyonu ile oluşturulmuş sepsise karşı, antioksidan ve antienflamatuvar etkileri bilinen biochanin A (BCA) ve formononetinin (FMN) böbrek dokusundaki oksidatif stres ve enflamatuvar yanıtı ne ölçüde engelleyebileceği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmamızda Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Deneysel Uygulama ve Araştırma Merkez Müdürlüğü'nden temin edilen en az 8 haftalık Wistar Albino cinsi, 42 adet dişi (180-220 gr) sıçan kullanılmıştır. Sıçanlar rastgele seçilerek her grupta 7'şer hayvan olacak şekilde 6 gruba ayrılmıştır. Bu gruplar sırasıyla; kontrol grubu, LPS grubu, LPS+BCA25 grubu, LPS+BCA50 grubu, LPS+FMN25 grubu ve LPS+FMN50 grubudur. Kontrol grubuna herhangi bir uygulama yapılmamış olup çalışma sonunda sakrifiye edilmiştir. LPS grubuna çalışmanın 7. günü % 0.9'luk NaCl içinde çözülerek hazırlanan 5 mg/kg LPS (i.p.) uygulanmış olup çalışma sonunda sakrifiye edilmiştir. LPS+BCA ve LPS+FMN gruplarına çalışma boyunca sırasıyla her gün 25 ve 50 mg/kg Biochanin A ve Formononetin oral yolla uygulanmıştır. Ayrıca bu gruptaki hayvanlara çalışmanın 7. günü % 0.9'luk NaCl içinde çözülerek hazırlanan 5 mg/kg LPS (i.p.) uygulanmış olup çalışma sonunda sakrifiye edilmiştir. Çalışma sonunda 10 mg/kg/i.p. ksilazin ve 50 mg/kg/i.p. ketamin anestezisi altında sıçanların kardiak punction ile kanları alınarak, böbrek dokuları çıkartılmıştır. Alınan kanlar vakit geçirilmeden santrifüj edilerek serum elde edilmiştir. Serum örneklerinde üre, kreatinin ve kan üre azotu düzeyleri otoanalizörde ticari kit kullanılarak bakılmıştır. Böbrek dokularında ise lipid peroksidasyonunu belirlemek için malondialdehit (MDA) düzeyine, protein oksidasyonunu belirleyebilmek için protein karbonil düzeyine, DNA oksidasyonunun belirlenebilmesi için 8-hidroksi deoksi guanozin (8-OH dG) düzeyine, antioksidan durumun belirlenebilmesi için süperoksit dismutaz (SOD), katalaz, glutatyon peroksidaz (GSH-Px) ve glutatyon redüktaz (GSH-Rx) aktiviteleri ile redükte glutatyon (GSH) düzeyine, inflamatuvar yanıtın gözlenmesi için ise nitrik oksit (NOx) ve prostaglandin E2 (PGE2) düzeylerine bakılmıştır. Çalışmanın istatistiksel analizi SPSS v16.0 istatistik programı kullanılarak yapılmıştır. Elde edilen veriler ortalama±standart sapma şeklinde ifade edilmiş ve p değeri 0.05 ve daha küçük olan veriler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Biyokimyasal parametrelerin değerlendirilmesinde tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey testi kullanılmıştır. LPS indüksiyonu sonucu oluşan sepsiste böbrek fonksiyon testlerinin bozulduğu, böbrek dokusundaki lipid peroksidasyonunun, protein ve DNA oksidasyonunun ve enflamatuvar yanıtın arttığı, antioksidan savunma sisteminin ise zayıfladığı görülmüştür (p<0.05). Biochanin A ve formononetinin ise böbrek dokusundaki oksidatif stresi ve enflamasyonu önlediği gözlemlenmiştir (p<0.05). Yaptığımız bu çalışma antioksidan, antikanser, antiproliferatif, antimetastatik, antiviral ve antimikrobiyal etkisi kanıtlanmış olan biochanin A ve formononetinin özellikle yüksek dozlarının LPS ile oluşturulan sepsiste profilaktik olarak kullanılabileceğini, antienflamatuvar ve antioksidan etki gösterebileceğini ve nefrotoksisitenin önüne geçebileceğini ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Lipopolisakkarit, Sepsis, Antioksidan, Antienflamatuvar, İzoflavonlar

Eray Güven Kılıç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diklofenak sodyumun rat uterusundaki oksidatifstres ve bazı üreme hormonları üzerine etkisinin araştırılması

Diklofenak Sodyum (DS) nonsteroid antiinflamatuar (NSAİD) ilaçtır. DS etkisini, COX-1 ve COX-2'ye bağlanarak ve şelasyon yoluyla araşidonik asidin pro-inflamatuar prostaglandinlere dönüşümünü engelleyerek gerçekleştirir. DS hem hayvan sağlığı hem de insan sağlığında ağrı, enflamasyon, şişlik, dismonera vs tedavilerinde sıklıkla kullanılır. Sunulan bu çalışmada DS'nin dişi ratlarda uterus ve ovaryumlar üzerindeki oksidatif stres parametrelerinin ve serum örneklerinden reprodüktif hormonların incelenmesi amaçlandı. 28 adet dişi Albino Wistar rat rastgele 4 gruba ayrıldı (Kontrol, Grup I, Grup II, Grup III). Kontrol grubuna hiçbir uygulama yapılmadı. Grup I-II-III'e 3 gün boyunca günde tek doz 2,5 mg/kg DS intramuskuler (IM) yolla enjeksiyon yapıldı. 3ncü DS uygulamasını takiben Grup I (2 saat), Grup II (48 saat), Grup III (7 gün) sonra sakrifiye edildi. Uterus ve ovaryumda oksidatif stres parametrelerinden SOD1, GPx, CAT analizi; serum örneklerinden Prostaglandin (PGE), Östrojen (ERa, ERb), Progesteron (PR) analizi PCR yöntemi ile incelendi. CAT değeri uterus ve ovaryumda uygulama gruplarının hepsinde (Grup I-II-III) azalma gösterdi (p<0,001). Uterustaki SOD1 analizinde Grup I-II de artış, Grup III'te azalma tespit edildi (p<0,001). Ovaryumdaki SOD1 değeri Grup I artış ve Grup II-III'te azalma gösterdi (p<0,001). Östrojen reseptörü olan ERa ve ERb analizinde uygulama gruplarında (Grup I-II-III) artış tespit edildi (p<0,001). PR düzeyinde Grup I-III'te artma, Grup II de ise azalma meydana geldi (p<0,001). mPGES seviyesinde Grup I'de azalma, Grup II-III'te artış tespit edildi (p<0,001). Tüm karşılaştırma ve istatistiksel analiz uygulama gruplarıyla Kontrol grubunun Fold Chance değerinin karşılaştırması ile hesaplandı. Bu çalışma sonucunda DS kullanımının dişi ratlarda uterus ve ovaryumlarda oksidatif stresi artırdığı ve serum örneklerinde reprodüktif hormonlarda değişimlere yol açtığı tespit edildi. Çalışmamızın verileri ışığında gerek insan gerek hayvan sağlığında sıklıkla kullanılan DS'nin uygulanmasını takiben 7 günlük süreçte yavru elde etmek amacıyla çiftleştirmenin uygun olmadığı düşünülmektedir.

Yasin Demirhan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sıçanlarda siklofosfamid ile oluşturulan renal hasarın tedavisinde bromelain uygulamasının rolünün araştırılması

Yapılan bu çalışma, bromaleinin ratlarda siklofosfamidin (CYP) neden olduğu oksidatif stress ve nefrotoksisite üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla gerçekleştirildi. Çalışmamızda 42 adet Wistar albino erkek rat kullanıldı ve her bir grupta 7 hayvan olacak şekilde 6 gruba ayrıldı. Kontrol grubuna tek doz serum fizyolojik, BRM20 grubuna 10 gün 20 mg/kg oral bromalein, BRM40 grubuna 10 gün 40 mg/kg oral bromalein, CYP grubuna tek doz 200 mg/kg siklofosfamid, CYP+BRM20 grubuna tek doz 200mg/kg siklofosfamid ve 10 gün 20 mg/kg oral bromalein, CYP+ BRM40 grubuna tek doz 200 mg/kg siklofosfamid ve 10 gün 40 mg/kg oral bromalein uygulamaları yapıldı. Siklofosfamid uygulaması çalışmanın 4. günü intraperitoneal olarak yapıldı. Çalışma sonrası alınan örneklerden tam kanda üre ve kreatinin düzeyleri, böbrek dokusunda ise malondialdehit, protein karbonil, 8-hidroksi deoksi guanozin, glutatyon, nitrik oksit ve prostaglandin E2 düzeylerine, katalaz, süperoksit dismutaz, glutatyon peroksidaz ve glutatyon redüktaz aktivitelerine bakıldı. Sonuçların değerlendirilmesinde tek yönlü varyans analizi ve çoklu varyans analizi olarak Tukey testi kullanıldı. Siklofosfamidin toksik etkilere neden olduğu oksidatif stress ve enflamatuvar parametrelerdeki artışın, glutatyon ve diğer antioksidan seviyelerindeki düşüşün tespitiyle anlaşılmıştır. Siklofosfamid ile birlikte 20 mg/kg bromalein uygulamasının siklofosfamidin toksik etkilerinde kısmi olarak iyileştirme gösterdiği, 40 mg/kg bromalein uygulamasının ise tüm oksidatif stress ve enflamatuvar parametrelerde iyileşmeye neden olduğu görülmüştür. Sonuç olarak siklofosfamid ile birlikte bromaleinin bir arada uygulanması siklofosfamidin toksik etkilerini iyileştirdiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Siklofosfamid, Böbrek hasarı, Oksidatif stress, Enflamasyon, Bromalein

Muhammed Bican
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00