408
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
İttihat ve Terakki döneminde sağlık politikaları ve halk sağlığı (1913-1918)
Sıklıkla İslâm ve Selçuklu tıbbının devamı olarak zikredilen Osmanlı tıbbı, XIX. yüzyıldan itibaren fark edilir bir değişim sürecine kapı aralamaktadır. Yaşanan askerî ve siyasi gelişmeler de bu süreçte önemli bir etken durumundadır. İttihat ve Terakki dönemi ise bu sürecin en kritik aşamalarından biridir. Zira Balkan ve Birinci Dünya Savaşı ile birlikte kademeli olarak zayıflayan Osmanlı Devleti'nin, sivil halkın korunmasına yönelik ortaya koyduğu sıhhi refleksler, sağlık politikalarının çok yönlü çehresini göstermektedir. Başkent İstanbul başta olmak üzere tüm Osmanlı coğrafyasında hayata geçirilmeye çalışılan yasal düzenlemeler ile tesis edilen sağlık müesseseleri, personel istihdamları, bütçeler ve salgın hastalıklara karşı mücadele usulleri, "sağlık politikalarının" temel nirengi noktasını teşkil etmektedir. Buradan hareketle, İttihat ve Terakki döneminde sağlık hizmetlerinin nasıl bir değişim ve dönüşüm yaşadığının tespit edilmesi bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır. Çalışma giriş ile birlikte dört bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde, İttihat ve Terakki hükümetlerinin sağlık bütçeleri ve finansmanı üzerine odaklanılmıştır. Mevcut hükümetlerin programları ile sağlık teşkilatlanmasındaki yapısal reformlar yine bu kısımda ele alınmıştır. İkinci bölümde, sağlık kurum ve kuruluş modellemeleri, mevcut kurumların modernizasyonu ve sağlık örgütlenmeleri irdelenmiştir. Üçüncü bölümde ise sağlık personelinin istihdamı, eğitimi ve örgütlenmeleri değerlendirilmiştir. Son bölümde de hastalıklarla mücadele yöntemleri ve halk sağlığına ilişkin genel tedbirler incelenmiş, yıkıcı etkisi yüksek yedi hastalık başta olmak üzere salgın ve ve diğer kronik hastalıklara ilişkin vaka ve vefat sayıları mukayese edilmiştir. Ayrıca çalışmanın her bölümünde, hayata geçirilen yasal düzenlemelere detaylı olarak yer verilmiştir. Böylelikle sağlık politikalarının nasıl bir hukuki zemine oturtulduğu gözler önüne serilmiştir.
İngiliz perspektifinden 12 Eylül Askeri Darbesi
12 Eylül 1980 Askerî Darbesi, yakın dönem siyasi tarihimizin en önemli dönüm noktalarından birini teşkil eder. Darbe ülkede siyaset, toplum ve ekonomi üzerinde derin izler bırakmıştır. Böylesine girift ve kapsamlı sonuçlar doğuran bu olayın ebetteki uluslararası arenada da yankıları olmuştur. Bu tez çalışmasında bu yankıların peşine düşülerek, 12 Eylül'ün dışardan nasıl algılandığı anlamaya çalışılacaktır. Bu çerçevede daha derinlemesine bir araştırma yürütmek ve kapsamı sınırlamak adına çalışmada, özel olarak 12 Eylül Askerî Darbesi'nin İngiltere tarafından nasıl görüldüğü incelenecektir. Ülkemiz açısından önemli bir tarihsel olay olan 12 Eylül Askerî Darbesi'nin yabancı bir devlet tarafından nasıl algılandığı ve darbeye karşı ne tür yaklaşım sergilendiği ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Anlamaya çalışılan bu algılama ve bakış açısının tespiti, büyük oranda sayıları on binleri bulan İngiliz diplomatik evrakı üzerinden okunmaya çalışılarak yapılmıştır. Ayrıca konuyla ilgili olması bakımından İngiliz yazılı ulusal basını da bu perspektifi yakalama çabamızda başvurulan kaynaklardan olmuştur. Tüm bu kaynaklarda darbe, darbe öncesi ve sonrası İngilizler tarafından yapılan gözlem, değerlendirme ve yorumların izi sürülmüştür. Araştırmamızın kurgusu darbe öncesi ve sonrası olarak şekillendirilmiştir. Yaklaşık 10 yıllık bir dönemi kapsayan çalışmamızda büyük oranda kronolojik (her konu başlığı kendi içinde) bir akış tercih edilmiştir. Türkiye'yi 12 Eylül Askerî Darbesi'ne getiren süreçte ve gerçekleştirilen müdahalede İngilizlerin bilgisi ve rolünün olup olmadığı sorgulanmıştır. Ayrıca darbenin ardından gelen dönemde İngilizlerin darbeyi nasıl yorumladıkları üzerinde yoğunlaşan ana odağımızın yanı sıra İngilizlerin darbeyi önceden öngörüp görmediği ile darbeye verilen ilk tepkinin zamanla değişime uğrayıp uğramadığı soruları da cevaplanmaya çalışılmıştır. Son olarak darbe sonrası oluşan askerî yönetime ilişkin değerlendirmeleri de tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler 12 Eylül, Askerî Darbe, İngiltere, Türk Silahlı Kuvvetleri, Kenan Evren, Kuvvet Komutanları, Millî Güvenlik Konseyi.
Demokrat Parti döneminde Türk dış politikası ekseninde Forum dergisi (1954-1960)
Bu çalışmada temel olarak 1954-1960 yılları arası Türk dış politikası Forum dergisi çerçevesinde incelenmiştir. 1950'li yıllar tüm dünya siyasetinin köklü değişimler yaşadığı dönemdir. Soğuk Savaş ikliminde siyasi elitlerin ve çıkar gruplarının tamamında dönüşümler yaşanmıştır. Bu bağlamda yeni bir aydın grubu olarak ele alınan Forum dergisi yazarları ilerleyen yıllarda Türk siyasi tarihinde önemli görevler ifa eden bir gruptur. 1954-1960 dönemlerinde çoğunlukla üniversitelerde akademisyen olarak meslekî hayatını devam ettiren Forumcular, 27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi sonrası siyasi iklimde kuvvetli siyasi aktörler olarak tarih sahnesinde yerini almaktadır. Türkiye'nin Osmanlı'dan beri gelen Batılılaşma hamlelerinin somutlaştığı bu dönemin yeni Anglo-Amerikan taraftarı aydın grubu vasfını taşıyan Forum yazarları, Kemalizm'i temel aldıkları kendilerine has bir ideolojiyle hareket etmiştir. Bu çalışmanın temel konusu, tüm dünyanın dönüşüm yaşadığı dönemde henüz genç akademisyenler olarak görev yapan Forumcuların değişen dünya düzeni üzerine yazdıkları yazıları incelemektir. Bu çalışmanın ilk bölümünde 1945-1960 tarihleri arasında Türk dış politikası genel hatlarıyla incelenmiştir. 1945-1950 yılları arası iktidar olan Cumhuriyet Halk Partisi dönemi dış politikası ve 1950-1960 yılları arası iktidar olan Demokrat Parti dış politikası incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde Forum dergisi hakkında temel bilgiler verilmiş, Forum dergisinin Türk siyasî ve fikir hayatına hangi alanlarda katkı yaptığı tartışılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Forum dergisinin 1954-1960 yılları arası yayınları incelenmiş, dış politika alanında yayımlanan yazılar tartışılmıştır. Son bölümde ise Forum dergisinin yazarlarının siyasete atıldıktan sonraki görevleri incelenerek dış politika alanında görev yapan Forumcuların ifa ettikleri görevlere değinilmiştir. Kemalizm'e hangi yazarın nasıl baktığı incelenmiştir.
Türkiye Cumhuriyeti'nin 50. yılı kutlamaları
Bu çalışmanın amacı Türkiye Cumhuriyeti'nin 50. Yılı Kutlamalarını; öncülleri ve dış dünyadan örnekleri ile karşılaştırarak, kutlamalar kapsamında yapılan etkinlikleri ve işlenen temaları ortaya koymaktır. Çalışma başta dış dünyadan örnekleri ile karşılaştırılması, taşrada yapılan kutlamalara da ağırlık verilmesi ve dönemin tanıklarının bakış açılarının ortaya konulması yönünden özgün niteliği ile özellikle 1960'tan sonraki Cumhuriyet bayramları ile ilgili alandaki boşluğa katkı sunacağından önem taşımaktadır. Çalışma giriş dışında 3 bölümden oluşmaktadır. Girişte konunun tanımı, önemi, sınırlılıkları, kullanılan kavramlarla ilgili genel bilgiler, araştırmanın yöntemi ve konuyla ilgili alanda yapılan çalışmalara değinilmiştir. Birinci Bölümde SSCB, İran, Yunanistan ve ABD'de yapılan milli gün kutlamaları genel hatlarıyla incelenmiş ve yakın dönemdeki ardılları ile karşılaştırmalar yapılarak işlenen temaların değişip değişmediği ortaya konulmaya çalışılmıştır. Yine aynı bölümde Osmanlı'dan Cumhuriyetin 50. Yılına Türkiye'de yapılan milli bayram ve genel tatil günleri kutlamaları irdelenerek çalışma ile ilgili bir alt yapı oluşturulmuştur. İkinci Bölümde kutlama süreci içerisinde yapılan tüm alanlardaki etkinlikler ve kutlamaların basın ve yayınlar üzerimdeki etkileri incelenmiştir. Burada Türkiye'de yapılan tüm etkinlikler ve resmi törenler kapsamında devletin etkinlikler ile hedef kitlesine verdiği mesajların sıklığı ve yönteminin altı çizilmiştir. Üçüncü Bölümde ise kutlamalara atfedilen amaç ve beklentiler, kutlamalarla ilgili yapılan değerlendirmeler ele alınmış, Cumhuriyet öncesi ve Cumhuriyet dönemi ile ilgili birçok alanda yapılan geçmişin muhasebesi ve dönemin hali hazırdaki durumuna devletin ve basının bakışı incelenmiştir. 50. Yıl Türkiye'sinde gerek devletin yaklaşımı gerekse basında ortaya konulan geleceğe yönelik beklentilerin hangi alanlarda yoğunlaştığı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Dönemin tanıkları ile yapılan sözlü tarih çalışması ile de devletin hedef kitleye verdiği mesajların hafızalarda nasıl kaldığı da tespit edilmiştir. Çalışmanın tüm alt ve ana bölümlerinin sonunda ortaya konulan tespitler tartışılmıştır. Sonuçta da milli bayramların işlevleri, ortaya konulan vurgular ve dış dünyadaki örnekleri açısından kutlamalarla ilgili çıkarsamalar yapılmıştır. Cumhuriyetin 50. Yılı Kutlamalarında 10. Yıl Kutlamaları model alınmaya devam edilmiş; fakat diğer on yıllar arasında 10. Yıl'dan sonra en coşkulu kutlanan Cumhuriyet Bayramı olmuştur. Kutlama haftasında açılan Boğaziçi Köprüsü törenlere damgasını vurmuştur. Ana esaslarında büyük bir değişiklik olmayan kutlamaların resmi törenler bölümü laik bir karakter taşımaya devam etmiştir. Kutlamalar seçimlerle şekillenen siyasi atmosferin etkisinde kalmakla birlikte, bir siyasi çekişme alanı olmaktan uzak kalmış, devlet toplumun tüm kesimlerine hitap edecek şekilde vermeye çalıştığı mesajlarını tüm gücü ile ulaştırmaya çalışmıştır. Atatürkçülük ve Cumhuriyetin kazanımları, milli birlik ve beraberlik, bağımsızlık, demokrasi, özgürlük, temel hak ve hürriyetler, TBMM, barış ve saygın devlet kavramlarının vurgulanması üzerine oturtulan kutlama sürecinde, 50 yıllık dönemin muhasebesi geniş ve sağduyulu bir yaklaşımla yapılmıştır. Cumhuriyet idaresinin bir yandan İslam dini ile uyumuna vurgu yapılırken, diğer yandan Boğaziçi Köprüsü açılışı aracılığı ile Batı dünyasının da bir parçası olarak doğu ile batı arasında bir medeniyet köprüsü konumunda olunduğu mesajı da verilmeye çalışılmıştır. Tüm gelişmelerin Atatürk'ün sayesinde ve Cumhuriyet rejimi ile birlikte başladığı vurgusunun sıklıkla tekrar edildiği söylemlerde, Atatürk imajı özlenen, liyakatli, halktan biri ve büyük devlet adamı olduğu yönünde şekillenmiştir. 50. Yıldan geleceğe yönelik geniş bir medeniyet tasavvuru ortaya konulamasa da kutlamalar olumlu ve gelecekten umutlu bir atmosferde gerçekleşmiş, dönemin tanıklarının hafızalarında somut unsurlardan çok soyut unsurlar daha fazla yer edinmiştir. Önemli milli günleri incelenen 5 ülkenin de kutlama yöntemlerinin benzer karakterler taşıdığı görülmüş, devletler milletlerinin ordu, tarih ve tarihi kişilikleri ile dünya medeniyetine yaptıkları katkıları öne çıkararak içeride özgüven ve umut, dışarıya güçlü ve köklü bir rejim mesajı vermeye çalışmışlardır.
Atatürk dönemi Türk ekonomisinde bir kalkınma modeli olarak "Kooperatifçilik siyaseti"
Bu doktora tezi, Türkiye'de 1930'lu yıllarda kooperatifçiliğin tarımsal alanda aktif bir "devlet politikası" haline geldiğini ileri sürmekte ve aynı zamanda da bu politikanın sosyal ve ekonomik temellerini açıklığa kavuşturmayı amaç edinmektedir. Türkiye'de kooperatifçilik fikri, ilk kez; modernleşme sürecinin hız kazandığı İkinci Meşrutiyet döneminde (1908-1918) gündeme getirilmiş ve bu fikrin uygulamaya geçirilmesi yönünde çalışmalar yapılmıştır. Yine Millî Mücadele dönemi (1918-1923) ve arkasından Cumhuriyet'in ilk yıllarında da kooperatifçiliğe yönelik faaliyetler devam ettirilmiştir. Fakat bu çabalar, kooperatifçilik alanında belli bir birikim oluştursa da somut anlamda bir gelişme doğurmamıştır. Esasen Türkiye'de kooperatifçilik fikrinin uygulamaya geçirilmesi, ancak 1930'lu yıllarda devlet tarafından ülke genelinde kurulan "ziraî kredi ve satış kooperatifleri" yoluyla sağlanabilmiştir. Bu şekilde kooperatifçiliğin tarımsal alanda devlet eliyle yerleştirilmesi ve geliştirilmesi olgusu ise araştırma kapsamında "Kooperatifçilik Siyaseti" adı altında kavramsallaştırılmıştır. Tez çalışmasında da araştırma konusuna ilişkin olarak üç katmanlı bir inceleme süreci yürütülmüştür. İlk aşamada, 1930'lu yıllarda gündeme gelen kooperatifçilik siyasetinin tarihsel ve düşünsel arka planı gözden geçirilmiştir. İkinci aşamada ise kooperatifçilik siyasetinin ortaya çıkış süreci; dönemin sosyal, politik ve ekonomik koşulları bağlamında incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü aşamasında, dönemin devletçi iktisat politikası ile kooperatifçilik siyaseti arasındaki ilişkiler ve bu kapsamda kooperatifçilik siyasetinin uygulama boyutu analiz edilmiştir. Sonuç olarak bu araştırma, Türkiye'de Atatürk döneminde kooperatifçilik konusunda yaşanan gelişmeleri; tarihsel, sosyal ve ekonomik bağlamı içinde ve ağırlıklı olarak da dönemin belge ve yayınları üzerinden incelemiş olmasıyla literatüre katkı sağlama potansiyeli taşımaktadır.
Millî Mücadele'nin "Sinir Sistemi": Anadolu'da telgraf hatları ve telgrafhaneler
30 Ekim 1918 tarihinde İtilaf Devletleri ve Osmanlı Devleti arasında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması, bilhassa yedinci ve yirmi dördüncü maddeleri ile Anadolu'da olası bir silahlı direnişin önünü almaya yönelikti. Osmanlı ordusunun terhisi, haberleşme ve ulaşım hatlarının işgalci güçlerin denetimine girmesi ve ABD başkanı Woodrow Wilson tarafından yayınlanan 14 Prensip'in on ikinci maddesi, İstanbul hükûmeti ve kamuoyunu teslimiyetçiliğe itmişti. İşgalcilere karşı silahlı çatışmaya girmenin daha geniş çaplı istilalara neden olacağı bir ortamda, İttihatçılık ve hilafet karşıtlığı yaftalarına maruz kalan millî hareket için ilk seçenek propaganda; bunun için en verimli yöntem de telgraf hatlarına ve telgrafhanelere sahip olmaktı. Zira telgraf söz konusu dönemde Anadolu'daki hemen her eyalet, sancak ve kazayı bir sinir sistemi gibi birbirine bağlıyordu. Bu açıdan en geniş erimli kitle iletişim aracıydı. Böylece Millî Mücadele'yi yürüten aktörler, hâlihazırda "tepkisel hareket" olan Kuva-yı Millîye'yi "ortaklaşa harekete" dönüştürmek adına öncelikle Orta Anadolu'daki telgraf hatlarını ve telgrafhaneleri ele geçirdiler; bir bölgedeki haberleşmeyi denetimi altında tutan telgrafhane memurlarını kendi saflarına çekmeye çabaladılar. Bir anlamda, dönemin telgraf teknolojisi ve telgrafhanelerin konumu, yarattığı imkânlarla Millî Mücadele aktörlerinin amaç ve tutumlarını belirledi. Bu nedenle Anadolu'daki hatların döşenmesinin ardındaki etkenler, tarihsel özneler ve onların endişeleri; Millî Mücadele'nin kazanılmasındaki önemli nedenlerden olan haberleşme altyapısının çözümlenmesi açısından ehemmiyet teşkil etmektedir.
Türk-Amerikan ilişkilerinde Truman dönemi (1945-1953)
Bu araştırmanın konusu Türk-Amerikan ilişkilerinde Truman Dönemi'nin incelenmesidir. Çalışmanın temel amacı II. Dünya Savaşının bitiminden itibaren Harry S. Truman'ın iktidarda kaldığı süre boyunca (1945-1953) Türk-Amerikan ilişkilerini siyasi, askerî ve ekonomik bakımdan incelemektir. Truman dönemi Türkiye'nin yeniden yapılandığı bir dönem olmuştur. Araştırmanın 1953 yılına kadar olan dönemi kapsamasının sebebi Başkan Truman'ın görev süresinin sona ermesinin yanında Marshall planıyla Avrupa'nın yeniden kalkındırılmasının 1953'te tamamlanması ve Stalin'in 5 Mart 1953'te ölümünden sonra 30 Mayıs 1953 tarihli Sovyet notasıyla artık Sovyetler'in Türkiye'de hiçbir toprak iddiası olmadığını açıkça ifade etmesiyle yumuşamanın başlamış olmasıdır. 1953 yılına gelindiğinde ekonomik ve siyasi bakımdan Türkiye ve Avrupa stabil duruma gelmiştir. Hem Avrupa'da hem Türkiye'de yapısal değişiklikler 1953 yılına kadar olup bitmiştir. 1953 bu bakımdan da önemli bir tarihtir. Truman döneminde ABD'nin Türkiye'nin önemini kavraması Birleşik Krallık'ın uyarılarından sonra olmuştur. Truman Doktrini, esas konusu Türkiye ve Yunanistan'ı güçlendirmek maksadıyla yapılacak yardım olmaktan öte hem Amerikan iç siyasetinde Truman'ın konumunu sağlamlaştırmak maksadını güden bir manevraydı, hem de Amerika'nın dünya egemenliği doktrini oldu. Truman Doktrininin ilanı sonrasında Türk-Amerikan ilişkileri hızla ve ABD kontrolünde gelişmiştir. Bu durum Türkiye'nin siyasal, ekonomik ve toplumsal değişiminin başlangıç noktasını oluşturmuş, günümüze kadar uzanan etkiler yaratmıştır. Bu çalışma bu dönemin tarihini yeni belgelerle ve yeni bir bakış açısıyla yeniden ele almayı hedeflemektedir. II. Dünya Savaşı sonundan günümüze dek Türk-Amerikan ilişkilerinin temel çerçevesi, Truman Dönemi'nde (1945-1953) kurulmuştur. II. Dünya Savaşı sonrası Türkiye'ye yönelik Sovyet tehdidi tarihsel bir olgudur/gerçektir. Truman Dönemi'nde Türk-Amerikan ilişkilerinin seyrinde, Türkiye'nin yön verici etkisi sınırlı olmuştur. Bu dönemde hem dış politikada hem de dış ekonomik ilişkilerde iktidar muhalefet arasında görüş ayrılığı olmadığı gibi süreklilik unsuru vardır. Türkiye iç ve dış politikasını kendi çıkarları doğrultusunda belirlerken inisiyatifi elde tutamamıştır. Truman Dönemi ve sonrasında Türk-Amerikan ilişkileri, Amerikan karşıtlığı veya yandaşlığı gibi ideolojik yaklaşımları dışlayarak, küresel güvenlik durumu, ekonomik kalkınma ve karşılıklı çıkarlar perspektifinden incelenmelidir.
Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin savaştığı Avrupa cepheleri üzerine mukayeseli bir inceleme
Çalışmanın konusu; Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin Avrupa'da savaştığı Galiçya, Romanya ve Makedonya Cephelerinin önemini ortaya koyacak şekilde, Osmanlı Devleti'nin diğer cepheleriyle mukayese ederek incelemektir. Çalışmanın amacı; yabancı kaynaklarda neredeyse hiç değinilmeyen, yerli kaynaklarda da tam anlamıyla topluca ve derinliğine incelenip değerlendirilmemiş olan, Osmanlı Devleti'nin, Avrupa cephelerine müttefikleri takviye için birlik göndermesinin sayısal verilerle toptan bir muhasebesinin yapılmasıdır. Çalışma yapılırken; öncelikli olarak T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığındaki Birinci Dünya Harbi Koleksiyonu belgelerinden, bu konudaki yayımlanmış belgelerden, Meclisi Mebusan ve Meclisi Ayan Zabıt Ceridelerinden, konuyla ilgili birincil kaynaklarla, diğer yerli ve yabancı literatürden faydalanılmıştır. Konu üç bölümde ele alınmıştır. Birinci bölümde; savaşın yönetimi, Osmanlı Devleti'nin kendi topraklarında açılan cephelerdeki muharebelerde dikkat çeken hususlar ile bu süreçte savaşın nasıl idare edildiği ve müttefiklerle ilişkiler konuları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde; Avrupa cephelerinin birlikler gönderilinceye kadarki durumu, gönderilme kararının alınma süreci ve sonrasında birliklerin sevkleriyle; söz konusu birliklerin teşkilat ve lojistik durumları ortaya konulmuştur. Üçüncü bölümde ise; gönderilen birliklerin müttefik ordular içindeki yeri ve emir komuta bağlantı durumları, Avrupa cephelerindeki birliklerin harekâtı, harekât esnasında müttefiklerin sevk ve idaresi, birliklerin dönüşleri ve akıbetleri incelenmiştir. Bu bölümde ayrıca gönderilen birliklerin Osmanlı ordusu içindeki yeri ve birlikler gönderilmeselerdi çeşitli hâl tarzlarına göre, Avrupa cephelerinde ve Osmanlı cephelerinde alternatif kullanım durumlarının nasıl olabileceği konularında değerlendirmeler yapılmıştır. Çalışma neticesinde; Avrupa'ya birlik göndermenin, müttefiklere sağladığı katkı, Osmanlı Devleti ve gönderilen birliklere sağladığı kazanç, Osmanlı Devleti'ne neye mal olduğu; yapılan sayısal mukayeseler çerçevesinde gönderilen birliklerin müttefik kuvvetler ve Osmanlı ordusu için öneminin ne olduğu konularında sonuçlara ulaşılmıştır. Bununla birlikte neden ısrarla Avrupa cephelerine birlik gönderildiği, kısa süre sonra sonuç alınmadan neden birliklerin geri çağırıldığı; gönderilen birliklerin toplam mevcut ve zayiatlarının ne kadar olduğu, müttefik orduların yönetimine Osmanlı yönetiminin etkisi konularında tespitlerde bulunulmuştur. Çalışmada Avrupa cephelerine gönderilen birliklerin harekât alanları herkes tarafından anlaşılabilecek şekilde güncel haritalar üzerinde gösterilmiş ve bu bölgelerdeki eski yer isimleri de güncellenmiştir.
Mısır'ın bağımsızlık mücadelesi ve Türkiye ile ilişkileri (1919-1937)
Bu çalışmada, İngiliz işgalinin Mısır'da oluşturduğu dirençle birlikte Mısır aydın ve siyasi çevrelerince benimsenen kendine özgü milliyetçilik anlayışını ortaya koyarak bağımsızlık mücadelesinde Mısır'ın hangi açmazlarla karşılaştığı açıklanmaya çalışılmıştır. Bunu yaparken uzun yıllar aynı yönetim yapısı içerisinde yaşadıkları Türklerin Anadolu'da verdiği Kurtuluş Savaşı sonunda elde ettiği zaferin ve devamında Türk inkılabının oluşturduğu çerçevenin Mısırlılar tarafından nasıl algılandığı, yeni Türk devletinin bir model alınıp alınmadığı tartışmalarını Mısır basınında çıkan başlıca gazete ve dergileri inceleyerek vermenin o dönemdeki iki ülke ilişkilerini anlamak açısından daha bütüncül bir bakış açısı katacağı düşünülmüştür. Çalışmanın sonunda iki ülke ilişkilerinin yaşamış oldukları modernleşme pratiklerinden bağımsız açıklanamayacağı ortaya çıkmıştır. Osmanlı Devleti'nin Birinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan yenilgisi sonrası Türkiye Cumhuriyeti bağımsız bir devlet olarak kurulurken, Batılı modelleri uygulayacak kadrolar iktidar gücünü ellerinde tutarak zihinsel ve kurumsal temelli dönüşümleri gerçekleştirme fırsatı elde etmiştir. Mısır'da ise bağımsızlık meşalesini yakan milliyetçi kadro siyasal alanda iktidarı İngiliz Temsilcisi ve Kral ile paylaşmak zorunda kalmıştır. Aydın ve siyasi kesimlerce modernleşme bağlamında ortaya atılan köklü değişiklik önerileri sınırlı destek bulmuş ve belli bir dönem sonra etkisini yitirmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde Mısır'da fikri ve siyasi hareketler, yeni ulusal bilinç arayışında İslam öncesi kadim Mısır medeniyeti vurgusu, Mısır milliyetçiliğinin Arap milliyetçiliği ile ilişkisi ortaya konulmuştur. İkinci bölümde, Birinci Dünya Savaşı sonrası Mısırlıların bağımsızlık yolundaki çabaları anlatılmıştır. Bağımsızlık için yeşeren umutların taşındığı 1919 Paris Barış Konferansı ve Mısırlıların oluşturduğu Heyet'in diplomasi faaliyetlerine bakılarak Mısır'ın bağımsızlık talepleri incelenmiştir. Bu bölümde İngilizlerin verdiği sınırlı bağımsızlık ve devamında Vefd'in Mısır siyasetinde aldığı konumu ile 1936 tarihli İttifak Anlaşması'na kadar yürüttüğü siyasetin yansımalarına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde, Atatürk dönemi Mısır-Türkiye ilişkileri 1936 yılında yapılan Dostluk Antlaşması'na kadar incelenerek; iki ülke ilişkilerini belirleyen dinamikler, Millî Mücadele dönemi ve Lozan Antlaşması ekseninde açıklanmıştır. Ayrıca Türk inkılabının Mısır basınında nasıl değerlendirildiği ve ilişkilere etkisi ile basının propaganda aracı olarak nasıl kullanıldığı anlatılmıştır. Dördüncü bölümde ise, dönemin iki ülke siyasi ve diplomatik ilişkileri sorun alanlarının ortaya çıkardığı mesafe ve iki ülkeyi birbirine yaklaştıran faktörler bağlamında incelenmiştir.
Soğuk Savaş Dönemi'nde jeopolitik: Türkiye ve Afganistan örnekleri
Batı'nın uluslararası sistemde üstünlüğü ele geçirmesiyle birlikte geri kalan toplumlar, Batı'da yaşanan gelişimi yakalamak için uzun süren bir mücadeleye girişmiştir. Türkiye ve Afganistan, bu doğrultuda, Batı'da başlayan dönüşümü yakalayabilmek için modernleşme deneyimi yaşamışlardır. Mustafa Kemal'in emperyalizme karşı başlattığı Millî Mücadele'nin başarıya ulaşması ve büyük bir modernleşme projesini hayata geçirmesi Afganistan'daki modernleşme hareketlerine de ilham vermiştir. Son birkaç yüzyıldır sömürgeci devletlerin tehditleriyle karşı karşıya kalan her iki ülke Soğuk Savaş Dönemi'nde Sovyet tehdidine maruz kalmışlardır. Türkiye, izlediği politikalarla Sovyet tehdidini bertaraf etmiş; Afganistan ise Sovyet işgaline maruz kalmıştır. Her iki ülkenin de önemli jeopolitik konuma sahip olması çalışma konusu olarak bu konunun seçilmesinde etkili olmuştur. Çalışmamızda önemli bir jeopolitik konuma sahip olmanın ülkelere her zaman avantaj sağlayıp sağlamadığı sorusuna cevap aranmaktadır. Jeopolitikle ilgili yapılan çalışmalarda jeopolitiğin ülkelere sunduğu fırsatlar üzerinde durulmaktadır. Ancak önemli bir jeopolitik konuma sahip olmak ülkeler için her zaman iyi bir fırsat olmayabilmektedir. Önemli bir jeopolitik konuma sahip olan Afganistan, tarih boyunca büyük güçlerin rekabetine maruz kalmış ve savaşların odağı hâline gelmiştir. 19. yüzyıldaki İngiliz-Rus rekabeti ve 20. yüzyıldaki Amerika Birleşik Devletleri (ABD) - Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) rekabeti Afganistan'ın istikrarsız olmasına sebebiyet vermiştir. Soğuk Savaş Dönemi, Türkiye'nin jeopolitiği, Afganistan'ın jeopolitiği gibi konularda ayrı ayrı çalışmalar yapılmış olsa da diğer araştırmalardan farklı olarak bu çalışmada Türkiye ve Afganistan örnekleri üzerinden jeopolitik kavramı bütüncül ve karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde jeopolitik kavramının kavramsal ve kuramsal çerçevesi ele alınmış ve önemli jeopolitik teoriler irdelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde ABD ve SSCB ekseninde gelişen Soğuk Savaş Dönemi ele alınmış ve bu dönemde kurulan Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) ve Varşova Paktı gibi kuruluşlar incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde jeopolitik teoriler çerçevesinde Soğuk Savaş Dönemi'nde Türkiye ve Afganistan örnekleri jeopolitik, ekonomik ve siyasi faktörler üzerinden ayrı ayrı incelenmiş ve sahip oldukları jeopolitik konumlarının ülkelere sunduğu tehdit ve fırsatları değerlendirilmiştir.
27 Mayıs darbesinden 12 Mart muhtırasına Türk basınında Atatürk ve Atatürkçülük (1960-1971)
Bu çalışma, 1960-1971 yılları arasında Türkiye'de yayımlanan yazılı basın örnekleri üzerinden Atatürk ve Atatürkçülük konulu köşe yazılarını incelemeyi hedefler. Bu kapsamda tez çalışmasının kavramsal çerçevesini ve köklerini sunan bir girişle beraber ilk bölümde 27 Mayıs 1960 darbesinden hemen önceki birkaç yılda yaşanan hadiseler anlatılmıştır. Bu bölümün içeriğinde iktidar ve muhalefetin temel konulara bakışlarındaki farklılıklar ve gerginlikleri meydana getiren başlıklar açıklanmaya çalışılmıştır. Tezin ikinci bölümünde 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra Türk basınının genel görünümü, darbeye mahalli ve ulusal çapta yaklaşım tarzı ile darbe sonrası yapılan yargılamalara ilişkin açıklamaları ele alınmıştır. Üçüncü bölüm ise bu tez çalışmasının yazılı basın arşivine ait incelemelerin yer aldığı kısımdır. Atatürk ve Atatürkçülük bağlamında yapılan ideoloji benzetmeleri, siyasi yelpazede Atatürk ve Atatürkçülüğü bir yere konumlandırma girişimleri bu bölümde aktarılmıştır. Dördüncü ve son bölümde mezkur dönemin kapanışını yapan 12 Mart Muhtırasının Türk basınındaki yankılarına bakılarak, tez çalışması bir sonuç ile tamamlanmıştır.
Atatürk Döneminde çocuk algısı
Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyeti kurduğu zaman sadece rejimi değil aynı zamanda geleneksel anlayışı ve toplum hayatına etki eden konuları da değiştirme ve medenileştirme yoluna gitmişti. Cumhuriyet rejimi ile beraber yeni Türk kimliği yaratılmış ve rejimin kalıcılığını sağlamak amacıyla bazı çalışmalar yürütülmüştü. Çalışmaların odağına bakıldığında bu konuların daha çok, ülkenin geleceğini temsil eden çocuklar ve çocukları da kapsayan gençlik üzerine doğrudan veya dolaylı olarak ele alındığı görülmektedir. Geçmişte böyle bir anlamdan mahrum olan, diğer bir deyişle ihmal edilen çocuk olgusu, cumhuriyet ile beraber kendisine ülkede bir yer edinecek, görünür olacak ve toplumun çocuk algısında yeni bir kavram oluşturmaya başlayacaktı. Cumhuriyet'in yeni ulus-devlet kimliğini taşıyacak ideal vatandaşını çocukluktan yetiştirmesi gerekmekteydi.
İktidar ve başkent: Değişim ve süreklilik çerçevesinde Ankara'da şehircilik (1946-1960)
"İktidar ve Başkent: Değişim ve Süreklilik Çerçevesinde Ankara'da Şehircilik (1946- 1960)" başlıklı yüksek lisans tez çalışması kapsamında çok partili hayata geçiş ve sonrasında Demokrat Parti'nin iktidara gelmesiyle Ankara'nın şehircilik bakımından geçirdiği değişim ve sürekliliklerin çerçevesi çizilmeye çalışılmıştır. Bu amaçla Cumhuriyet Halk Partisi iktidarıyla mukayeseli bir inceleme yürütülmüştür. Çalışma boyunca iktidarların siyasi karakterlerinin başkentlere yansıdığı ve dolaylı olarak da başkentler üzerinden okunabileceği kabul edilmiştir. Ankara başkent ilan edildiği andan itibaren Cumhuriyet rejiminin başarısının simgesel gösterim alanı olarak kurgulanmıştır. Bu kurgu ülkenin kurucu partisi Cumhuriyet Halk Partisi tarafından oluşturulmuş ve yıllarca yine aynı iktidar tarafından şekillendirilmiştir. 1950 yılı itibariyle iktidara gelen Demokrat Parti'nin başkent Ankara'ya yaklaşımı çeşitli açılardan CHP yönetimiyle değişiklik göstermiş ya da süreklilik arz etmiştir. Bu kriterler sorgulanırken kentin ana aksı Atatürk Bulvarı temel alınarak özellikle Ulus ve Kızılay merkezlerine yoğunlaşırmıştır. Ayrıca genel literatür içerisinde 1950 öncesi Ankara'sına dair kapsamlı çalışmalar yer almakla birlikte 1950 sonrasına dair çalışmaların görece yetersizliği giderilmeye çalışılmıştır. Değişim ve süreklilikler incelenirken bir taraftan da Demokrat Parti iktidarının Ankara özelinde şehircilik faaliyetlerinin neler olduğunu ortaya konulmuştur. Anahtar Sözcükler: Ankara, Başkent, Ulus, Kızılay, Atatürk Bulvarı, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Değişim, Süreklilik.
Millî Mücadele Dönemi'nde Amerikan Wilson propagandası
Millî Mücadele, sadece yurdun işgaline karşı Türk Milleti'nin bir araya geldiği silahlı bir direniş hareketi değildir. Çok yönlü bir ulusal ve ulusçu mücadeledir. Osmanlı Devleti'nin çöküş sürecinden itibaren toprakları üzerinde siyasî, iktisadî ve dinî alanda nüfuzu giderek artan Avrupa devletleri, nitekim I. Dünya Savaşı sonrasında yine bir Yeni Dünya Düzeni'nin sağlanmasında (19. Yüzyılın kongreleriyle beraber anılan Viyana, Paris ve Berlin olarak bilinen üç düzeni) belirleyici olma mücadelesi vermişlerdir. Bu mücadeleyi verirken kendi iç ulusal ve dış uluslararası kamuoyuna uygun politikalar da izlemişlerdir. İç ve dış kamuoyunu kendi tezleri üzerinden yönlendirmek üzere politik propaganda makinesini çalıştırmışlardır. Bu çalışmada I. Dünya Savaşı'nın bloklaşması içinde Müttefik Kuvvetleri'nin safında yerini almış olan ABD'nin Savaş sonrası Osmanlı Topraklarının ve Devleti'nin geleceği konusunda karar verilirken kendi çıkarları, müttefikleri uyuşarak ve uyuşmayarak bu doğrultuda biçimlendirdiği Amerikan propagandasının Türk Millî Mücadele Hareketi'nde nasıl yer bulduğu, Millî Mücadele'nin aklının ve politik, askerî heyetinin, başta önderi olarak Atatürk'ün Amerikan propagandasına karşı izlediği politikalar ve seçilen yöntemler, Türk ve Amerikan tarafındaki aktörler dönemin kitle iletişim araçları tahlil edilerek incelenmiştir. Bu tahlil, Türk ve Amerikan taraflarının hafızalarında karşılıklı olarak toplumların hakkında yerleşik ve eski ile yeni çelişkileri çerçevesinde toplumsal ve kültürel imgenin oluşumu ve varlığında tarihsel süreç üzerine inşa edilmiştir.
Türkiye'de istihdam edilen İngiliz uzmanlar ve Türk modernleşmesine katkıları (1924-1975)
Bu çalışmada 1924-1975 yılları arasında Türkiye'de istihdam edilen İngilizlerin istihdam edildikleri alanlar istihdam süreleri, istihdam türleri ve Türkiye'nin modernleşme sürecine sundukları katkıları ele alınmıştır. Çalışma bir prosopografi çalışmasıdır. Cumhuriyet döneminde müstakil olarak İngilizlerin istihdamı ve Türk modernleşmesine sundukları katkıları konusunda yapılan ilk lisansüstü tez çalışmasıdır. Çalışmanın I. bölümünde internet taramaları ve kütüphanelerde yapılan literatür taramaları sonucu ulaşılan kaynaklardan faydalanılmıştır. Çalışmanın asıl konusunu oluşturan İngiliz uzmanlarla ilgili bölümlerde Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi'nin ilgili fonlarında tespit edilen kararnameler ve bu kararnamelerde tespit edilen İngiliz uzmanlar hakkında yapılan internet ve literatür taramaları sonucunda makale ve eserlerde yer alan bilgiler kullanılmıştır. Birinci bölümde Batı dışı modernleşme örnekleri incelenmiştir. Bu kapsamda Rusya, Mısır, Osmanlı, İran, Japonya ve Afganistan'da modernleşme ve dinamikleri, sürdürülen modernleşme çalışmaları ve özellikle yabancı uzman istihdamı dolayısı ile modernleşme konusu üzerinde durulmuştur. Ayrıca bu bölümde Türk-İngiliz ilişkileri Osmanlı Devleti döneminde ilk İngiliz diplomatın İstanbul'a gelmesi ile başlayan ilişkiler ve sonrasındaki gelişmeler yerli ve yabancı kaynaklardan faydalanarak ele alınmıştır. Millî Mücadele ve Cumhuriyet dönemi Türk-İngiliz ilişkileri incelenmiştir. İkinci bölümde İngiliz uzmanların istihdamları ile ilgili kanunlar, aldıkları ücretler ve istihdam alanları ile ilgili genel değerlendirmeler yapılarak eğitim ve sanat alanında istihdam edilen İngiliz uzmanlara ait bilgiler derlenerek Türk modernleşmesine katkıları incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise sanayi ve askeri alanlarda istihdam edilen İngiliz uzmanların çeşitli sanayi kuruluşları ve fabrikalarda, Karabük Demir-Çelik Fabrikasında ve inşaatında, madencilik, askeri alanda istihdam edilen İngilizler hakkında elde edilen verilerle İngilizlerin bu alanlarda Türk modernleşmesine yaptıkları katkıları İngiliz -Türk siyasi ilişkileri ekseninde anlamlandırarak incelenmiştir. Yine üçüncü bölümde, "Diğer Alanlarda İstihdam Edilen Uzmanlar" başlığı altında sağlık, arkeoloji, denizcilik, bakanlıkların merkezi teşkilatları, telefon-telgraf ve ziraat alanlarındaki İngiliz uzmanların istihdamları ve Türk modernleşmesine katkıları incelenmiştir. Çalışmada Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi ve ATESE II. Dünya Savaşı Katoloğu'nun ilgili fonlarında tespit edilen kararnameler ve bu kararnamelerde tespit edilen İngiliz uzmanlar hakkında yapılan internet ve literatür taramaları sonucunda uzmanlara ait istihdam alanları, istihdam süreleri, istihdam edildikleri kurumlar, aldıkları ücretler, akademik ünvanlar gibi bilgiler tablolara işlenmiş ve çeşitli grafikler oluşturulmuştur. Ayrıca özellikle ikinci bölümden itibaren İngiliz uzmanlara ait rastlanılan hatıratlardan faydalanılarak uzmanların gözünden de Türkiye'deki istihdamları ve sundukları katkılar incelenmiştir. İstihdam edilen uzmanlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin modernleşme hedeflerine uygun olarak görevlendirildikleri kurumlarda bilgi birikimleri ile özellikle modern Türkiye'nin işbilir insanlarını yetiştirme ve kurumların oluşturulması konularında katkı sunmuşlardır. Sayı bakımından en büyük istihdam eğitim alanında gerçekleşmiştir. Özellikle ülkedeki yabancı dil öğretiminde İngilizcenin, Fransızcanın yerini alması ile birlikte çok sayıda dil bilimci bu alanda kendine yer bulmuştur. Türkiye'nin yabancı dil öğretimi konusundaki izlediği eğitim stratejisini uzun yıllar bu uzmanların şekillendirdiği anlaşılmıştır. Bunun yanında eğitim alanında başka alanlardan birçok yetkin kişinin istihdam edildikleri yerlerde kendi yeterlilikleri doğrultusunda yeni kürsüler kurmak ve alanlarında ilerleme kaydetmek gibi katkılar sunmuşlardır. Sosyokültürel yapının da büyük etkisiyle çok fazla gelişim gösterememiş bir alan olan güzel sanatlar alanı özellikle konservatuvar ve bale alanında yerli ve dünya standartlarında uzmanların yetişmesinde İngiliz uzmanların katkısı büyüktür. Sanayi alanında özellikle Karabük Demir-Çelik Fabrikasının inşaatı ve fabrikanın işletilmesinde yer alarak, yeterli sayıda yerli işbilir insan yetiştirme konusunda tamamen sorumlu oldukları görülmüştür. Osmanlı Devleti döneminde deniz kuvvetlerinde gerçekleşen İngiliz uzman istihdamının Cumhuriyet dönemiyle beraber hava kuvvetlerine kaydığı ve askeri alanda talim terbiye ve II. Dünya Savaşı zamanında savunma konusunda katkı sunmuşlardır. Tarihsel süreçte gerçekleşen değişimlerle ilişkilerin aynı zamanda istihdamların da evrildiği gözlemlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Türk Modernleşmesi, Yabancı Uzman, Yabancı Uzman İstihdamı, İngiliz Uzman
Çanakkale Cephesi'nde Osmanlı ve itilaf devletleri hava güçlerinin görsel verilerle desteklenmiş nispi güç analizi
Türk silahlı kuvvetlerinde havacılığın kurulması 20. yüzyılın başında, Osmanlı Devleti'nin son zamanlarında, döneminin ileri ülkeleriyle aynı zamanda Osmanlı Ordusu bünyesinde gerçekleşmiştir. Tarihte askeri havacılığın muharebe alanında kullanılmasının ilk tecrübelerini de Osmanlı Ordusu yaşamıştır. 1911-1912 Osmanlı-İtalyan Harbi'nde imkânları yeterli olmadığı için hava gücünden faydalanamayan Osmanlı Ordusu, İtalyan havacıların askeri faaliyetlerine karşı savunma tedbirleri geliştirme tecrübesini kazanmıştır. 1912-1913 Balkan Harbi'nde hava gücü unsurlarını kullanmaya başlayan Osmanlı Ordusu, muharebe sahasında yaşadığı tecrübelerden gerekli dersleri çıkararak, hava gücünün karadaki ordu hareketlerini daha etkin olarak desteklemesini sağlayan yöntemleri belirleyerek ve uygulamaya koyarak askeri havacılıkta öncü olmuştur. Birinci Dünya Savaşı'na (1914-1918) önceki savaşlardaki tecrübe birikimi ile giren Osmanlı Ordusu, havacılık sanayi alt yapısı, teçhizat, mühimmat ve diğer alanlardaki eksiklerine rağmen savaşın ilk yıllarında hava gücünü diğer ordulara göre daha etkin kullanmıştır. İtilaf Devletleri Orduları ise Birinci Dünya Savaşı'na askeri havacılık alanında oldukça hazırlıksız ve tecrübe eksiğiyle girmiştir. Teknolojik liderlikleri ve sayısal büyüklüklerinin hava gücünden beklentilerini karşılamakta yeterli olacağı öngörüsüyle hareket etmişlerdir. Bu kanı daha sonraki yılarda Çanakkale Cephesi'nde hava gücü üzerine yapılan çalışmalarda da yaygın olarak geçerli kabul edilmiş ve değerlendirmelerin sonuçları buna bağlı olarak ifade bulmuştur. Bu çalışmada; konuyla ilgili daha önceki çalışmalarda yer almayan, nicelik ve nitelik unsurları kullanan karma araştırma özelliklerine sahip, "nispi güç analizi" yöntemi ilk defa kullanılarak, savaşın başlamasından İtilaf Devletleri kara ordusunun Gelibolu yarımadasından çekilmesine kadar zaman aralığında (1 Ağustos 1914 - 9 Ocak 1916) Osmanlı Ordusu hava gücü İtilaf Devletleri Ordularının hava gücü ile kıyaslanacaktır. Güç analizi faktörlerinin değerlendirilmesine temel teşkil eden unsurlar görsel verilerle desteklenecektir. Döneme ait orijinal fotoğrafların yanı sıra güncel canlandırma teknikleriyle oluşturulan görsellerin, tarafların hava gücü unsurlarının birbirine kıyaslanmış olarak gerçek durumuyla ilgili algıyı güçlendirmesi amaçlanmıştır. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Çanakkale Cephesi'nde belirli bir tarih kesiti özelinde, Osmanlı Ordusu ve İtilaf Devletleri Ordularının hava gücünün bugün sahip olduğumuz tarihi veriler ışığında analizinden ortaya çıkan netice; Çanakkale Cephesi'ndeki hava gücü faaliyetlerinin sonuçları ve literatürde yer alan mevcut değerlendirmelerle karşılaştırılmıştır. Cephedeki sonuçlarla literatürde ifade edilen değerlendirmenin tarihi olaylarla ne derece örtüşebildiği incelenmiştir. Nispi güç analizi için veri derlenmesinde; T.C. Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, Birleşik Krallık - The National Archives, Almanya - Bundesarchiv-Militärarchiv askeri arşiv belgeleri, Fransa-Lyon Garnizon Kütüphanesi'nde mevcut askeri dokümanlar, Türkiye Cumhuriyeti, Birleşik Krallık, Almanya, Fransa, Avustralya ve Amerika Birleşik Devletleri resmi havacılık tarihi yayınları ve konuyla ilgili olarak bu ülkelerde yayınlanmış bulunan askeri ve bilimsel eserlerde yer alan veriler kullanılmıştır. Nispi güç analizinde, nicelik ve nitelik verilerin bir arada değerlendirilmesi ile karma araştırma yöntemi bu çalışmada uygulanmıştır. Görsel veriler için şahsi arşivimde bulunan Birinci Dünya Savaşı Çanakkale Cephesi hava gücü faaliyetlerine ait özgün ve orijinal fotoğrafların yanı sıra yukarıda adı geçen ülkelerin arşivlerinde ve yayınlarında yer alan fotoğraflar kullanılmıştır. Nispi güç analizi modelinin oluşturulmasında; bir süreci etkileyen faktörlerin belirlenmesinde kullanılan problem çözme teknikleri arasından en uygun olan Ishikawa Diyagramı (Balık-kılçığı Diyagramı, Sebep-Etki Diyagramı) kullanılmıştır. Güç analizinin gerçekleştirilmesinde; 1990 yılından beri Genelkurmay Başkanlığı Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı ve Hava Kuvvetleri Komutanlığı arşivlerinde ve kütüphanelerinde yaptığım araştırma çalışmalarında, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'nda kuvvet komutanından şube müdürlerine kadar her seviyede subaylarla yapılan görüşmelerde, 2009-2013 yılları arasında Harp Akademileri Komutanlığı Hava Harp Akademisi'nde Hava Harekâtı Dersleri'nde danışman öğretim görevlisi olarak yer aldığım sürede Akademi komutanı ve öğretim görevlisi kurmay subaylarla yapılan görüşmelerde edindiğim bilgi ve birikim geniş ölçüde kullanılmıştır. Gerçekleştirilen nispi güç analizi sonucunda; Osmanlı Ordusu hava gücünün nicelik olarak İtilaf Devletleri Ordusu hava gücünden daha küçük olmasına rağmen, nitelik olarak daha üstün olduğu ortaya çıkmıştır. Çanakkale Cephesi'nde İtilaf Devletleri Orduları hava gücü; hem insan kaynakları hem de teçhizat (uçaklar, balonlar, hava gemileri, silahlar, vb.) bakımından beklentileri karşılayacak nitelikte değildir, denizdeki ve karadaki harekâtları destekleyecek yetkinlikte olamamıştır. Diğer tarafta; Osmanlı Ordusu hava gücünün insan kaynaklarının ve teçhizatının niteliği daha yüksektir, elindeki hava araçlarını, silahlarını ve gereçlerini daha etkin kullanmış ve İtilaf Devletleri Orduları hava gücüne daha fazla kayıp verdirmiştir. İncelen zaman dilimi içerisinde; Osmanlı Ordusu veya İtilaf Devletleri Orduları hava gücünün cephe üzerinde hava hâkimiyeti kuramadığı, Osmanlı Ordusu hava gücünün hava muharebelerinde üstünlük sağladığı ortaya konmuştur. Bu çalışmanın sonucunda; önceki çalışmalarda öne sürülen, Çanakkale Cephesi'nde "düşman ordularında daha fazla uçak vardı, o nedenle onlar daha başarılıdır" şeklindeki iddiaların geçersiz olduğu ortaya konmuştur. Çalışmada gerçekleştirilen nispi güç analizi sonuçları tarihi olaylarla da uyumludur. Osmanlı Ordusu hava gücü tarafından düşürülen İtilaf Devletleri Orduları hava gücüne ait uçak sayısı, hayatını kaybeden, yaralanan ve esir alınan İtilaf Devletleri Orduları havacı sayısı ile Osmanlı Ordusu hava gücünün Çanakkale Cephesi semalarında daha etkin ve başarılı olduğu tarihi olaylar tarafından da ortaya konulan bir gerçektir. Çalışmadan elde edilen sonuç sosyal bilimler ve silahlı kuvvetlerle ilgili çalışma alanlarında yeni açılımlar sunmaktadır. Sosyal bilimler ve tarih alanında yapılan araştırmalarda; benzerlikler, farklılıklar ve ilişkilerin yapılandırılmasında problem çözme tekniklerinin sunduğu araçların kullanılabileceği gösterilmiştir. Tarihteki olayların sebep-sonuç ilişkilerini anlamak ve ortaya çıkarmak için kıyaslama yapan matematiksel modelleme yöntemlerinin kullanılabileceği gösterilmiştir. Tarihi perspektiften yapılan değerlendirmeden ortaya çıkan sonuç: günümüzde silahlı kuvvetler tarafından gerçekleştirilecek nispi güç analizi uygulamalarında; veri toplamak amacıyla kullanılan kaynakların dikkatli bir biçimde ele alınması gerektiğine, kaynakların eleştirel düşünce süzgecinden geçirilerek değerlendirilmesi gerektiğine, kullanılan yaklaşımların zayıf ve kuvvetli yanlarının irdelenmesi gerektiğine işaret etmektedir. Bu farkındalığın uygulamadaki modellerin iyileştirilmesine katkıda bulunacağı ümit edilmektedir. Tarih alanında yapılan çalışmalarda da aynı titizliğin ve farkındalığın önemine işaret edilmiştir ve bunun tarih bilimi alanındaki çalışmaların niteliğini yükselteceği ümit edilmektedir.
Lozan görüşmeleri sırasında yapılan askeri hazırlıklar
Bu tez, Lozan Görüşmeleri devam ederken görüşmelerin kesintiye uğraması halinde işgal altında bulunan İstanbul, Boğazlar (Çanakkale, İstanbul) ve Musul'un askeri harekâtla alınması amacıyla yapılan askeri hazırlıkları konu almaktadır. Bu kapsamda, birincil arşiv kaynakları ve konu üzerinde yapılmış çalışmalar birlikte ele alınarak çalışma yürütülmüştür. Bu çalışma ile Lozan Görüşmeleri devam ederken sürecin orduya yansıması ve yeni bir savaş ihtimali karşısında Türkiye'nin tutumunun araştırılması amaçlanmıştır. Türkiye'nin Lozan Görüşmeleri esnasında görüşmelerin kesintiye uğraması ihtimaline karşılık askeri hazırlık yaparak teslimiyetçi bir tavır takınmadığı ortaya çıkmaktadır. Yürütülen askeri faaliyetlerin İtilaf Devletleri üzerinde propaganda etkisi yaparak İtilaf Devletleri'nin konferanstaki tutumuna etki etmesi amaçlandı. Aynı zamanda Meclis'te ve ordu içerisinde yer alan savaş taraftarı kesimin, askeri hazırlıklar yapılarak muhalefeti önlenmiş oldu. Görüşmelerin kesintiye uğramasıyla doğrudan bir savaşa başlanılmayıp mevcut durumun korunduğu ve sürecin diplomasi yoluyla yürütülmeye çalışıldığı görülmektedir.
Bir geminin hikâyesi: Germanic/Gülcemal Vapuru (1874-1950)
1492 yılında Kristof Kolomb'un farkında olmadan keşfettiği ve talihsiz bir biçimde Amerika olarak adlandırılacak olan yeni kıta Dünya'nın algılanış biçimini değiştirecekti. Amerika'nın keşfini izleyen birkaç yüzyıl içerisinde dünyanın tamamı sömürge imparatorlukları tarafından paylaşılacaktı. Atlantik ticareti ile gelişen Batı Avrupa Ülkeleri ile Yeni Dünya arasında kesintisiz ticaret ağları oluşacaktı. Ticaret yolları üzerindeki yegâne ulaşım aracı olan yelkenli gemiler, Sanayi Devrimi sonrası yerlerini daha hızlı ve güvenli yolculuk imkânı sunan buharlı gemilere bırakacaktı. Osmanlı Devleti; II. Mahmut Dönemi'nde tanıştığı buharlı gemilere çabuk adapte olmuştur. Balkan Savaşları'nın hemen öncesinde Osmanlı Devleti tarafından satın alınan Germanic/Gülcemal Vapuru, Türklerin sahip olduğu ilk transatlantik yolcu gemisidir. Uzun yıllar hizmet verecek olan Gülcemal, devrin birçok önemli hadisesine şahitlik edecekti.
Osmanlı'dan cumhuriyet'e Türk sineması ve tarih (1918-1950)
Türk sineması bugün yüz yıldan fazla bir süreyi geride bırakmıştır. Sinema yönetmenleri ellerindeki senaryoyu kendi zihninde canlandırarak, kendi bakış açısıyla beyaz perdeye aktarır. Tarihçinin yaptığı iş de bir nevi bir sinema yönetmenin yaptığı iş gibidir. O da geçmişteki olayları kendi zihinsel süzgecinden geçirerek, yeniden kurarak yazıya aktarır. Osmanlı'nın son dönemlerinde başlayan sinema dergiciliği Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. Sinemanın Osmanlı Devleti'nde gelişmesinde ve halkın ilgisini çekmesinde sinema içerikli süreli yayınların oldukça önemli bir yeri vardır. Tezimiz Türkiye'de sinema dergiciliğini ve Türk sinemasındaki tarih yaklaşımını temel almaktadır. Çalışmamızda, 1918 yılındaki ilk tarihî film denemesi olan Alemdar Mustafa Paşa adlı filmden başlayarak 1950'ye kadar çekilen tarih içerikli filmler dönemin sinema içerikli süreli yayınlarında ele alınışlarına göre incelenmiştir. Giriş bölümünde, sinema kavramı üzerinde durularak, sinemanın tarihine kısaca değinilmiştir. Ayrıca bu bölümde sinema-tarih ilişkisi verilmiştir. Birinci bölümde Türkiye'de sinemanın gelişimi ele alınmıştır. İkinci bölümde genel olarak basın hayatının gelişimi ve bunun içinde de sinema ile ilgili süreli yayınlarında -özellikle sinema dergilerinde- sinemanın yer alışının seyri kronolojik bir şekilde ele alınmıştır. Tezimizin asıl konusu üçüncü bölümde ele alınmıştır. Bu bölümde Türkiye'de sinema ile ilgili süreli yayınların, özellikle sinema dergilerinin ışığında Türk sinemasında tarih içerikli filmler değerlendirilmiştir. Sonuç bölümünde çalışmanın genel bir değerlendirilmesi verilmiştir.
Osmanlı kara ordusunda yeniden yapılanma girişimleri (1913-1914)
Son dönem Osmanlı askerî tarihinin en büyük felaketi hiç şüphesiz Balkan Savaşlarında uğranan ağır yenilgidir. Balkan bozgunu sadece Balkanlarda değil, Osmanlı İmparatorluğu'nun bütün vilayetlerinde siyasî, sosyal ve kültürel dengeleri değiştirmiştir. Savaş sırasında darbe ile tüm yetkileri ele geçiren İttihatçı subaylar, Enver Paşa'nın liderliğinde Osmanlı ordusunda kapsamlı bir yeniden yapılanma süreci başlattılar. Çünkü devleti içinde bulunduğu çıkmazdan kurtaracak yegâne güç, güçlü bir orduydu. Bir yıl gibi kısa bir sürede yapılan yeniden yapılanma girişimleri ile Balkan Savaşlarında kısa sürede dört küçük Balkan devletine karşı dağılan Osmanlı ordusu, Birinci Dünya Savaşı'nda kendisinden beklenmeyecek bir performans gösterdi. Müteakip süreçte Modern Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran kurucu askerî kadro 1913-1914 yıllarında yapılan ıslahatlar ile ordu içerisinde önemli görevlere geldiler.
V. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi (1935-1939)
Bu çalışmada Mustafa Kemal Atatürk'ün Mecliste Cumhurbaşkanı olarak son kez bulunduğu, Cumhuriyet rejiminin en güçlü dönemi olan süreç incelenmiştir. 1935 ve 1939 yılları arasında kalan bu döneme V. Dönem adı verilmiştir. Bu dönem boyunca TBMM'nin yapısı, teşekkülü ve genel durumu konu edilmektedir. Bu anlamda ülkenin siyasi politikalarını ortaya koyan TBMM'yi incelemek, dönemin iç ve dış politikasının aydınlatılması adına bir yol sunmaktadır. Bununla birlikte TBMM'de görev alan kabineleri ve hükumetleri incelemek, dönemde değişen koşulların ve inkılapların nasıl uygulandığının anlaşılması adına ışık tutmaktadır. 1935-1939 yılları boyunca iç politika başta olmak üzere bu dönemde yaşanan ekonomik, hukuki, mali, siyasi ve toplumsal her gelişme TBMM'nin süzgecinden geçmiştir. Meclis aynı zamanda neredeyse yapılan tüm uluslararası temaslara ve müzakerelere öncülük etmiştir. Bu anlamda zikredilen yıllar arasında görev yapan V. Dönem TBMM'de geçen iç ve dış siyasi gelişmeler de çalışmanın konusuna dahil edilmiştir. Bu anlamda çalışma Türkiye'nin demokratikleşme sürecini özetleyen genel bir girişten sonra beş bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde V. Dönem TBMM'nin toplanmasına dek geçen süreç irdelendikten sonra V. Dönem TBMM'nin teşekkülü ve genel yapısı ve bu yapıda meydana gelen değişiklikler incelenmiş, Meclise dahil olan Milletvekillerinin sosyoekonomik bir tasnifi yapılarak önceki dönem Meclis verileriyle karşılaştırmalı bir analize gidilmiştir. Tezin ikinci bölümünde bu dönemde meydana gelen ve ülkeyi etkileyen iç politika gelişmeleri irdelenmiştir. Üçüncü bölümde V. Dönem TBMM'de toplumsal ve hukuki alanda yaşanan gelişmelere yer verilerek bunların toplumda yarattığı etkiler ele alınmıştır. Dördüncü bölümde bu sürece gelene dek yaşanan ekonomik gelişmelere değinilerek V. Dönem boyunca uygulanan ekonomik politikalar ele alınmıştır. Son bölümde ise 1935-1939 arasında uygulanan dış politika siyasetiyle beraber bu dönemde dış politika özelinde meydana gelen gelişmeler incelenmiştir. Sonuç bölümünde tüm bu alanları kapsayan genel bir değerlendirme yapılarak çalışmaya son verilmiştir.
Demokrat Parti Dönemi Türkiye-Irak ilişkilerinde A.B.D. etkisi (1950-1960)
Bu çalışma Demokrat Parti Dönemi'nde Türkiye'nin Irak ile kurduğu ittifak ilişkilerine, Soğuk Savaş'ın başlamasıyla hegemon güç haline gelen ABD'nin etkisini ele almak maksadıyla hazırlanmıştır. Soğuk Savaş'ın başlamasıyla Sovyetler Birliği'nin bölgede yayılmasını engellemek isteyen ABD, bölge ülkelerini yeni oluşumlar için teşvik etmiştir. Bu oluşumlardan biri olan ve kısaca Ortadoğu Savunma Sistemi olarak adlandırılan planlardan ortaya çıkan Ortadoğu Komutanlığı, Orta Doğu Savunma Organizasyonu, Kuzey Kuşağı ve Bağdat Paktı'nın kuruluş nedeni Sovyet tehdidini önlemektir. Ancak zaman içerisinde bölge ülkeleri ve küresel güçlerin çıkarları çerçevesinde yönlendirmeye çalıştığı yapılara dönüşmüşlerdir. Konunun seçilme sebebi; ABD'nin kendi oluşturduğu ve tüm planlama aşamasında yer aldığı Ortadoğu Savunma Sistemi'nin hayata geçirildiği Bağdat Paktı organizasyonuna üye olmamasının arkasında yatan nedenleri incelemektedir. Çalışmanın ana konusu iki ülke arasındaki ilişkiler üzerinde ABD'nin etkisi olduğu için Türkiye ve Irak arasındaki kültürel ve ekonomik ilişkiler tezin kapsamı dışında bırakılmıştır. Çalışmadan elde edilen bulgular ışığında Demokrat Parti Dönemi'nde Türkiye ve Irak ilişkilerinin ittifak içerisinde olma seviyesine çıkmasında ABD'nin doğrudan etkisi bulunduğu görülmektedir. Ancak aynı etki Bağdat Paktı ve iki ülkenin Orta Doğu politikasının çöküşünde de başat rol oynamıştır. ABD'nin Mısır ve Arap milliyetçiliği karşısındaki çekingen pozisyonu ve İngiltere'ye verdiği tavizler bölgedeki tüm projelerin kendi hakimiyetinden uzaklaşmasına yol açmıştır. Bu durumdan en çok etkilen iki ülke olan Türkiye ve Irak tüm çabalamalarına rağmen Bağdat Paktı'nı güçlendirememiştir. İki ülkenin tarihsel devamlılıklarından kaynaklanan Musul Sorunu, Misak-ı Milli ve Hatay'ın Türkiye'ye katılımı konularındaki görüş ayrılıkları devam etmekteydi. Ayrıca kendi aralarında Suriye'de izlenecek politika konusunda da fikir ayrılıkları bulunmaktaydı. Tüm bu problemlere İngiltere'nin Süveyş Krizi sürecindeki davranışları ve ABD'nin Bağdat Paktı'na gerekli desteği vermek yerine daha tarafsız kalma isteği eklenince ilişkiler daha karmaşık bir hal almıştır. Çalışma da ek olarak Orta Doğu'daki krizlerin Bağdat Paktı'ndan kaynaklanmadığı ve Irak'ın iç sorunlarının Bağdat Paktı'nın ilanı nedeniyle değil, Süveyş Krizi ardından daha görünür hale geldiği kanıtlanmaya çalışılmıştır. Tez içerisinde Türkiye'nin Orta Doğu'ya yeniden yönelişinin Sovyet tehdidinden farklı etkenlere sahip olduğu belirtilmiştir. Çalışmada genel olarak Türk, Amerikan ve İngiliz Arşivleri temel alınarak siyasî ve diplomatik ilişkiler karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Dönem boyunca görev yapan Iraklı yöneticilerin hatıratları, Irak'ta yayınlanan gazeteler ve Arapça ikincil kaynaklardan yararlanılmıştır. Böylece bütüncül bir bakış açısı ile ABD'nin bölgesel politikasının Irak-Türkiye ilişkilerine yansıması ve yarattığı sorunlara açıklık getirmek hedeflenmiştir.
Türkiye'de mukaddesatçı anti-Kemalizm (1945-1960)
Kendilerini dini anlam dünyasında konumlandıran ve başlarda kendilerini milliyetçi-mukaddesatçı ya da daha çok mukaddesatçı olarak tanımlayan İslamcı aydınların ve tarikat çevrelerinin Kemalizm'i algılama biçimleriyle ortaya çıkan anti-Kemalizm, bir zihniyet, söylem ve faillikle Kemalizm'in ima ettiği bütün anlamlara, alanlara ve uygulamalara karşı olmayı içerir. Anti-Kemalizm, dinsel aidiyetlerin, temaların ve dilin ağır bastığı bir faillikle Kemalist modernleşemeye karşı mukaddesatçı muhalefet olduğu gibi, aynı zamanda o, Kemalizm'e karşı mukaddesatçı ideolojik iktidar talebinin adıdır. Bu muhalefetin örneklerini Nakşibendilik, Süleymancılık, Nurculuk ve Ticanilik gibi tarikatlarda ve Mustafa Sabri, Eşref Edip, Osman Yüksel Serdengeçti ve Necip Fazıl Kısakürek gibi dönemin aydınlarında görmek mümkündür. Anti-Kemalizm, ülke içinde ve dışında üretilmiş ve 1945 yılına dek açıkça ortaya çıkmamıştır. Ancak, çok partili sisteme geçişle birlikte Atatürk devrimlerine karşı mukaddesatçı anti-Kemalist faaliyetler alenileşmeye başlamıştır. Anti-Kemalizm'in oluşumuna katkı yapan mukaddesatçı kanaat önderlerinin bıraktığı ideolojik miras, ilerleyen yıllarda post-Kemalizm'in de etkisiyle, toplumsal sorunların temel sebebinin Cumhuriyet modernleşmesi olduğu yönünde bir mukaddesatçı bilincin inşasına neden olmuştur. Bu bilinçle üretilen eleştiriler, Cumhuriyet öncesi ve 1950 sonrasını da belirleyen kültürel sürekliliğin ve bu arada iktidarda olan siyasal faillerin sorumluluğunu görmezden gelmeyi beraberinde getirdiği için, Tek Parti döneminin ve Kemalizm'in, bütün siyasal ve sosyal sorunların tek müsebbibi olarak okunması gibi seçmeci bir geçmiş okumasını doğurmuştur. Bu süreçte mukaddesatçılık, kendine uygun bir muhayyilenin oluşmasında, Kemalizm karşıtlığı içeren kitapların, dergilerin ve risalelerin oluşturduğu işlenmemiş büyük anti-Kemalist bir külliyatın üretilmesini sağlamıştır. Tez çalışmamızda bu külliyattan faydalanarak 1945-1960 yılları arasında, mukaddesatçı yapıların ürettiği anti-Kemalizm ve bu çerçevede dolaşıma sokulan mukaddesatçı ideolojik miras ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bu sayede mukaddesatçı anti-Kemalizm'in, Türkiye'nin siyasal ve toplumsal yaşamını bugün dahi belirleyen ideolojik mirasının oluşumu ve içeriği biraz da olsa anlaşılabilecektir.
Kıbrıs Türk mücadele tarihinde spor kulüpleri
Kıbrıs'ın 1571'de tamamen Osmanlı İmparatorluğu egemenliğine geçmesi ile birlikte Ada'da bir Türk nüfus oluşumu başlar. Ancak, Osmanlı Devletinin 1878'de, çeşitli sebeplerle Ada'nın yönetimini kira yöntemi ile İngiltere'ye devretmesi neticesinde, Rum toplumunun Ada'yı Yunanistan'la birleştirmek yani Enosis yönündeki saldırgan girişimleri hız kazanır. Kıbrıs Türk toplumunun her geçen gün Ada'daki huzuru azalır, refah seviyesi düşer, nüfus dengesi Rum toplumu lehine değişir ve varlığı tehlikeye girer. Kilise önderliğindeki Rum toplum liderliğinin şiddeti her geçen gün artan Enosis faaliyetlerine karşılık, Kıbrıs Türk toplumu 1878'den, Ada'da toplumlar arası çatışmaların başladığı 21 Aralık 1963 tarihine kadar olan süreçte bir varoluş mücadelesi verir. EOKA tedhiş örgütünün Kıbrıs adasında Türk varlığını ortadan kaldırmak üzere, 1 Nisan 1955'te Ada çapında başlattığı tedhiş hareketlerine karşı, Kıbrıs Türk toplumu da canını, malını ve varlığını korumak için topyekûn bir toplumsal mukavemet hareketine girişir. EOKA tedhişine karşı 1955'lerden itibaren Türk toplum liderliğince bir takım öz savunma, direniş ya da mukavemet oluşumları meydana getirilir. İşte bu çalışmada, 1955-63 yılları arasındaki, bu oluşumlarda, teşkilatlanma faaliyetlerinde önemli bir rol oynadığı değerlendirilen Kıbrıs Türk spor kulüpleri incelenmiştir. İnceleme, Kıbrıs Türk toplumunun EOKA tedhişine karşı öz savunma amaçlı teşkilatlanma faaliyetlerini gerçekleştirdiği 1955-1963 yılları ve Türk spor kulüpleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Çalışmanın daha anlaşılır olmasını sağlamak için öncelikle Kıbrıs Meselesinin ve Ada'da sporun gelişim tarihi kısaca ortaya konulmuş, çalışmanın özgünlüğünü sağlamak için de dönemin yaşayan şahısları ile geniş çaplı görüşmeler gerçekleştirilerek, teşkilatlanma faaliyetinde spor kulüplerinin rolü tüm gerçekliği ile dönemin yaşayan aktörlerinin meseleye bakış açısı ile ortaya konulmaya çalışılmıştır.
İngiliz kamuoyunda Demokrat Parti ve 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi
Bu çalışmada esas olarak Demokrat Parti'nin iktidar serüveninin İngiliz kamuoyunun gözünde nasıl değerlendirildiği ele alınmıştır. Demokrat Parti'nin iktidar sathı boyunca iç ve dış politikadaki meseleleri büyük bir yekûn tutmaktadır. Bu bağlamda söz konusu meseleler, tarihsel bağlam içerisinde kronolojik olarak ele alınmıştır. Ayrıca söz konusu meseleler tematik olarak değerlendirilmiştir. Demokrat Parti'nin iktidara gelişi, bu iktidar sürecinde yaşadığı sorunlar, seçim zaferleri, yaşadığı siyasi krizler gibi olgular ve son kertede 1960 Askerî Darbesinin İngiliz Kamuoyunda nasıl alımlandığı tematik olarak işlenmeye çalışılmıştır. Büyükelçilik belgeleri ve gazete haberlerinden yararlanılan bu çalışmada ayrıca Türkiye'nin değişen dış politika paradigmasının İngiliz kamuoyundaki yansımalarına da değerlendirilmiştir. İlk bölümde çalışmaya bir giriş havası oluşturmak amacıyla Türkiye'yi çok partili demokrasiye götüren süreç, aynı zamanda söz konusu sürecin iç ve dış politikadaki sebepleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, Demokrat Parti'nin iktidara gelişi, ilk beş yılı sırasında uyguladığı iç ve dış politikalar önce Türkçe kaynaklardan daha sonra bunlara müzahir İngiliz belgeleri ve gazeteleri üzerinden değerlendirilmiştir. Son bölümde ise Demokrat Parti'nin 1955-1960 yılları arasındaki iç ve dış politikadaki meseleleri, daha önceki bölümlerde olduğu gibi hem Türk hem İngiliz kamuoyu gözünden ele alınmıştır. Son kertede ise 1960 Askerî Darbesi İngiliz Kamuoyu gözünde nasıl değerlendirildiği ve darbeye giden sürecin serencamı üzerinde durulmuştur. Varılan sonuç; İngiltere'nin Türkiye'deki meselelere genelde Ortadoğu'da çıkarları doğrultusunda yaklaştığı, demokratik krizleri – 1960 Askerî Darbesi gibi- ilkesel bir mesele olarak ele almak yerine, yukarıda da belirtildiği üzere öz çıkarları bağlamında değerlendirdiği görülmektedir.
Türk dış politikasındaki gelişmelerin Türk ordusunun donatım ve organizasyonuna etkileri (1936-1945)
Bu çalışma 1936-1945 yılları arasındaki dönemde ortaya çıkan Hatay (İskenderun Sancağı) meselesi ile II.Dünya Harbi tehlikesinin Türk Ordusunun donatım ve organizasyonuna olan etkilerini ortaya koymak maksadıyla hazırlanmıştır. Türkiye'nin bir harbin eşiğine geldiği bu yıllarda "Yurtta sulh, cihanda sulh." ilkesi ile şekillenen Türk dış politikasının hedefi ülkenin millî menfaatlerini, toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını korumak, onu olası bir harp felaketinin dışında tutmak olmuştur. Bu nedenle yönetim kadrosu yurdun güvenliğine yönelik beliren tehditlere karşı koyabilmek için birinci öncelikle ordunun caydırıcı gücünden yararlanmıştır. Bu caydırıcılık ortaya çıkan tehditlere her an karşı koyabilecek güçlü bir ordunun harbe hazır olmasını gerektirdiğinden bu gerçek ordunun donatım ve organizasyonunda değişikliklere yol açmıştır. Genelkurmay Başkanlığı, Hatay meselesinde yaklaşan II.Dünya Harbi tehlikesini de göz önünde bulundurarak sınırlı ve bölgesel bir taarruz harekâtı planı, II.Dünya Harbi'nde ise Türk dış politikasının harp dışılık/tarafsızlık prensibi çerçevesinde her hal ve şartta ulusun bağımsızlığı ile yurt sınırlarının korunacağı genel bir stratejik savunma harekâtı planını hazırlayıp tatbik etmiştir. Harbin gelişmesine ve eldeki kaynaklara bağlı olarak safha safha uygulanan bu plan Türk Ordusunun teşkilatlanmasında yeni düzenlemeleri beraberinde getirmiştir. Hatay'ın 1939'da Türkiye'ye katılmasıyla sonuçlanan meselenin çözümü, II.Dünya Harbi'ne katılmak istemeyen Türkiye'nin Fransa ve İngiltere ile imzaladığı Üç Taraflı Yardım Antlaşması'na zemin hazırlamıştır. Bu antlaşma, harp süresince bir taraftan Türkiye'nin Müttefikler ve Mihverle olan ilişkilerinin esaslarını belirlerken diğer taraftan dış askerî yardım sağlanmasına da imkân vermiştir. Genelkurmay Başkanlığı, dönem içerisinde bir yandan harekât planlarını hazırlarken bir yandan da ordunun durumunu, ihtiyaçlarını ve harbe ilişkin değerlendirmelerini hükümete sunarak dış politikanın şekillenmesine girdi sağlamıştır. Türkiye'nin milli güç unsurlarının en başında yer alan Türk Ordusunun durumu ve caydırıcı gücü Atatürk'ün şahsi meselem dediği Hatay meselesinin çözümünde ve İsmet İnönü'nün II.Dünya Harbi'ne katılmamak için izlediği dış politikada her zaman dikkate alınmıştır. Ülkenin sınırlı ekonomik ve teknolojik altyapısı nedeniyle bu askerî gücü sadece millî kaynaklarla artırmak kolay olmadığından dış alım ve askerî yardımlardan da istifade yoluna gidilmiştir. Anahtar Kelimeler Atatürk, Genelkurmay Başkanlığı, Harekât, Hatay, Türk Ordusu, II.Dünya Harbi
Ortaöğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersi öğretim programının değerlendirilmesi (2018)
Bu araştırmada 2018 Ortaöğretim Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Öğretim Programının gerçekleştirilme durumu hem ders kitabı hem de programın uygulayıcıları olan öğretmen boyutunda ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Bu kapsamda araştırmanın birinci bölümünde öğretim programın yapısı, programın dört temel unsuru olan hedefler, içerik, öğrenme-öğretme süreci ve değerlendirme bakımından incelenmiş ve önceki programlarla mukayesesi yapılmıştır. Araştırmanın ikinci bölümünde yeni öğretim programına göre hazırlanan ders kitapları genel özellikleri ve programın temel unsurları açısından incelenmiştir. Araştırmanın üçüncü bölümünde ise Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersini veren tarih öğretmenlerinin öğretim programı ile ilgili görüşleri yine programın unsurları doğrultusunda incelenmiştir. Araştırma sonuçları, yeni öğretim programında dersin sınırlarının önceki programlara göre genişletildiğini, bu değişikliklerin kazanım sayısının azaltılmasına ve Atatürkçülük ile İlgili Konuların çıkarılmasına rağmen yeni kazanımların eklenmesi ve toplam ders saati süresinin değişmemesi ile konuların işlenişine sınırlılıklar getirdiğini göstermiştir. Bu sınırlılıklar ders kitaplarında mevcut konularda sayfa azaltılması ile konuların sunumunda eksiklikler şeklinde olmuştur. Konuların çeşitlenerek sayısının fazlalaşması ancak sürenin değişmemesi ise öğretimdeki uygulamasına genel amaçlar ve kazanımların gerçekleştirilmesinde, içeriğin sunumunda derinlikte ve kullanılan öğretim yöntemlerinde sınırlılıklar şeklinde yansımıştır. Öğretim programında dersin genel amaçlarının bilişsel, duyuşsal ve psikomotor alanlara yönelik olsa da kazanımların yalnızca bilişsel alanda ve büyük oranda alt düzey düşünme becerileri ile belirtilmesi ders kitaplarına konu metinlerinin daha çok bilgiyi aktarmaya yönelik, konu metni dışında kullanılan yöntem ve tekniklerin ise duyuşsal ve psikomotor alanları da geliştirmeye yönelik olması şeklinde yansımıştır. Öğretmenler de kazanımlarda bilişsel alan vurgusu yaparak duyuşsal ve psikomotor alanlardaki gerekliliği belirtmişlerdir. Öğrenme-öğretme sürecine ilişkin kullanılabilecek birçok yöntem ve teknik yeni öğretim programında kazanım özelinde verilmeyip somut örnekler ile sunulmamış olsa da programda belirtilmiştir. Programda belirtilen bu yöntemler ders kitaplarında miktar ve çeşitlilik açısından zengin şekilde ele alınmış, ilgili konularda ders içi ya da ders dışı etkinlikleri olarak kullanılmıştır. Ancak öğretmenler öğretimde birden fazla yöntem ve teknik kullandıklarını ifade etse de ders saati süresinin yetersiz oluşu ve konuların fazla oluşu gerekçesiyle öğretimde düz anlatım yöntemine yöneldiklerini açıklamışlardır. Son olarak, yeni öğretim programında diğer derslerin yeni öğretim programları ile ortak olarak yazılan değerlendirme sürecinde süreç ve sonuç odaklı yöntemlerin birlikte kullanımı ile çeşitliliği teşvik ettiği, bu olguların ders kitaplarında farklı miktarlarda dikkate alındığı tespit edilmiş, öğretmenlerin de çeşitli değerlendirme yöntemlerini bir arada kullandığı, ancak öğretim programında bu yöntemlere ilişkin somut örneklerinin sunulması gerektiği de ifade edilmiştir. Çalışmada öğretim programının yapısı, ders kitapları ve öğretimdeki uygulaması boyutlarındaki sınırlılıkların yeni öğretim programının tam olarak gerçekleştirilme durumunu olumsuz etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.
Siyasî-sosyal ve ekonomik yönleriyle Diyarbakır (1946-1960)
İnsanlık tarihinin ilk yerleşim yerlerinden biri olan Diyarbakır, ticaret yolları üzerinde yer almış ve birçok medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Diyarbakır'da hüküm sürmüş devletlerin kültürel, sosyal ve ekonomik zenginlikleri günümüze kadar gelmiştir. Bu bağlamda Diyarbakır'ın 1946-1960 yılları arasındaki siyasi, sosyal ve ekonomik yapısı ortaya konulmuştur. Toplam dört bölümden oluşan tezin ilk bölümünde; ilin kısa bir tarihçesi, coğrafi konumu, ilin adı üzerindeki değişiklikler ve nüfus yapısı üzerinde durulmuştur. Tezin ikinci bölümünde; Diyarbakır'da kurulan siyasi partiler ve faaliyetleri, ülke genelinde yapılan dört genel seçimin şehre yansımaları, seçim mitingleri ve propagandaları, seçilen milletvekillerinin doğum yerleri, yaş grupları, eğitim seviyeleri ve meslekleri birinci el kaynaklardan istifade edilmek suretiyle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Tezin üçüncü bölümünde Diyarbakır'ın sosyal ve kültürel alandaki faaliyetleri ve değişimi üzerinde durulmuştur. Eğitim alt başlığında özellikle TÜİK verileri detaylı analiz edilerek şehirde mevcut olan okul, öğretmen ve öğrenci sayıları verilmiştir. Elde edilen veriler tek parti dönemi ve çok partili dönem olarak incelenmiş ve çeşitli karşılaştırmalar yapılmıştır. Bu bölümde ayrıca halk eğitimi, kütüphaneler ve eğitim ile ilgili dernek ve kuruluşlar, Halkevi faaliyetleri, ulaşım, sağlık hizmetleri, spor faaliyetleri, sinema ve tiyatro alt başlıkları da yer almaktadır. Tezin dördüncü ve son bölümünde; Diyarbakır'ın ekonomik faaliyetleri elde edilen veriler ışığında değerlendirilmiştir. Ekonominin tarım ve hayvancılığa dayandığı şehirde bunlara bağlı gelişen sanayi, fabrika, küçük imalathaneler, el tezgâhları, oda, cemiyet ve derneklerin durumu açıklanmıştır. İlde üretimi en fazla yapılan tarım ürünleri ile hayvan türleri tespit edilerek, ülke ve bölge geneli karşılaştırmaları yapılmıştır. Anahtar Sözcükler Diyarbakır, Cumhuriyet Halk Partisi, Demokrat Parti, Sosyal ve Kültürel, Ekonomi, Hayvancılık, Tarım.
Türk milli basınında siyasi ve sosyo-kültürel alandaki inkılâplar (1928-1938)
Bu çalışmada, Türk milli basınında siyasi ve sosyo-kültürel alanda gerçekleşen inkılaplar incelenmiştir. Türk inkılabının etkili ve yaygın bir şekilde Türk milleti tarafından özümsenmesi ve kalıcı hale gelmesi için Mustafa Kemal Paşa'nın ve Devlet Erkânı'nın basınınla birlikte çalıştığı görülmektedir. Bu çalışmada da, Türk milli basınında önemli bir yere sahip olan Hâkimiyeti Milliye, Milliyet, Akşam, Cumhuriyet, İkdam, Son Posta ve Yarın gazetelerindeki haberler tarafımızca taranmıştır. Ayrıca bu gazetelerde köşe yazısı bulunan Yakup Kadri, Falih Rıfkı, Yunus Nadi, Siirt Mebusu Mahmut Bey, M. Zekeriya ve Arif Oruç gibi dönemin etkin kalemlerinin de yazıları tespit edilmiştir. İlk bölümde Meşrutiyet öncesi basından Cumhuriyet dönemi basın dâhil genel bilgiler verildikten sonra 1931 tarihli Matbuat Kanunu, Birinci Basın Kongresi ve Türk Basın Birliği hakkında ayrıntılı bilgiye yer verilmiştir. Bu bağlamda Türk milli basının ve köşe yazarlarının 1931 tarihli Matbuat Kanunu, Birinci Basın Kongresi ve Türk Basın Birliği'ne bakışı ve değerlendirmesine yer verilmiştir. İkinci bölümün ana başlığını "Türk Milli Basınında Siyasal Alandaki Gelişmeler" oluşturmaktadır. Bu bölüm kendi içinde iki alt başlığa ayrılarak incelenmiştir. Bu başlıkların ilkini Serbest Cumhuriyet Fırkası, Türk kadınına verilen siyasal haklar oluşturmaktadır. Ayrıca bölüm alt başlıkları ilgili Türk milli basınında yer aran karikatürlere de yer verilmiştir. Üçüncü bölümü ise "Türk Milli Basınında Sosyo-Kültürel Alandaki Gelişmeler" şeklindedir. Bu başlığın alt başlıklarını ise Harf İnkılabı ve Millet Mektepleri, Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu, Türk Ocağı, Halkevi ve Darülfünun'un kapatılması, şeklinde oluşmuştur. Sonuç olarak, Türk inkılabının gerçekleşme aşamaları, topluma yansımaları, bürokrasinin tutumu Türk basınının bakış açısıyla değerlendirilmiştir.
Çok partili hayata geçiş ve sonrasında Çankırı: Eğitim, kültür, siyasi ve sosyal hayat (1946-1960)
Cumhuriyet tarihinde yeni bir dönemin başlangıcı olan çok partili hayata geçiş, Türkiye'de birçok dinamikleri değiştiren bir süreçtir. Bu sürecin Türkiye'de olduğu kadar Çankırı'da da nasıl yansıdığı çalışmada ele alınmıştır. Tez, giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde 1946 yılına kadar olan Çankırı tarihi genel hatları ile açıklanmıştır. Birinci bölümde Çankırı'nın idari yapısı ve değişimleri ile siyasi hayat başlıkları ele alınmıştır. İdari yapı içerisinde ilçe, bucak, köy teşkilatındaki değişimler, 1946-1960 arasında görev yapan Çankırı valileri ve faaliyetleri ele alınmıştır. Siyasi hayat adı altında Türkiye'de çok partili hayata geçiş süreci ve çalışmamızın zaman aralığında gerçekleşen seçimlerin Türkiye ve Çankırı sonuçları ile Çankırı milletvekillerinin Meclis faaliyetleri incelenmiştir. 27 Mayıs 1960 darbesinin Çankırı'ya yansıması, 1961 anayasa oylaması ve genel seçimi de bölüm içinde ele alınarak sonraki sürecin nasıl ilerlediği hakkında çıkarımlar yapılmıştır. İkinci bölümde Çankırı'da eğitim ve nüfus, CHP ve DP dönemi olarakayrı başlıklandırılmış olup yapılan faaliyetler ve istatistik verileri ışığında, hem kendi içerisinde hem de karşılaştırılarak ele alınmıştır. Üçüncü bölüm Çankırı'da sosyo-kültürel hayat başlığı altında sağlık, ulaşım, dernekler, sinema ve tiyatro, spor ve doğal afetler konuları içinde yaşanan değişim ve gelişimleri kapsamaktadır.
Türk modernleşmesine mukayeseli bir bakış: Ali Fuad Başgil ve Tarık Zafer Tunaya
Bu tezde Türk modernleşme süreci, farklı fikir ve düşün dünyasına sahip Ali Fuad Başgil ve Tarık Zafer Tunaya'nın mukayeseli bakışlarıyla ele alınmaktadır. Çalışmanın konusunu, muhafazakâr ve modernleşmeci zihin dünyasına sahip iki aydının fikir ve düşünceleri oluşturmaktadır. Avrupa merkezli modernleşmenin gelişimi ve bunun Osmanlı İmparatorluğu'na yansıması ile birlikte Türk modernleşme süreci başlamıştır. 1700'lerin başında atılan ilk askeri yenilik adımları ile birlikte gelişen süreç, Cumhuriyet Türkiye'sine kadar çeşitli dönüşümlerle devam etmiştir. Bu dönüşüm modern Türkiye Cumhuriyeti'nin doğmasını sağlamıştır. İki aydın, yeni Türkiye'nin kurtuluş ve kuruluş yıllarına tanık olmuş, onu yaşatmayı kendisine ülkü edinmiş ve Türk modernleşmesinin başladığı andan itibaren birçok kırılma noktasına şahit olmuşlardır. Bu aydınların yaşamlarının en bariz kırılma noktası olan 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesine kadar geçen dönemin onların fikir ve düşüncelerine göre ortaya konulması çalışmanın genel yapısını teşkil etmiştir. Ele alınan süreçte yaşanan gelişmelerin onların zihin dünyasında nasıl yankı bulduğu, ortaklık ve farklılıkların neler olduğunun belirlenmesi ve Türkiye'nin modernleşmesinde yaşananlar tahlil edilmek istenmiştir. Çalışma boyunca Başgil ve Tunaya'ya ait eserler ve süreli yayınlardaki yazıları esas alınmıştır. Bununla birlikte, muhafazakâr ve modernleşmeci zihniyet dünyasına mensup kişiler ile modernleşme üzerine çalışan aydınların eserlerinden faydalanılmıştır. Aydınların yazılı eserlerinin yanında, hatıraları ile dönemin tanıkları ve üçüncü şahısların eserleri taranıp, bunların fişlenmesi yapılmıştır. Çalışma boyunca olay ve olguların kronolojik bir sıraya göre ele alınmasının yanında belirli dönem ve kavramların öne çıkarılması da hedeflenmiştir. Yapılan çalışmanın temel hedefi, geçmişten günümüze yaşanan sürecin zihinlerde nasıl yankı bulduğu ve içselleştirildiğidir. Bu çalışmanın bir diğer hedefi, modernleşme ve demokrasi sorunlarının iki aydının düşünce dünyası üzerinden farklılık ve benzerliklerinin tespitidir. Böylece Türk modernleşmesinin dönemsel analizi yapılmaya çalışılmıştır.
Harp prensipleri ışığında Güney Cephesinde Kuvayı Milliye (Gaziantep örneği)
Sykes-Picot gizli antlaşması ile parçalanması planlanan Anadolu toprakları, Mondros Mütarekesi ile bu plan kapsamında işgal edilmişti. İngilizler, işgal bölgelerinde Rusya ile arasına tampon görevi yapmak üzere başlangıçta Fransızlara verdiği Anadolu'nun güney kısımlarını, Rusya'da rejimin yıkılması ve kendi iç sorunlarına dönmesi üzerine, Musul petrollerine karşılık geçici olarak işgal etmiş, Suriye İtilafnamesi ile Musul bölgesini alınca, Güney bölgesini Fransızlara bırakarak çekilmişti. İngiliz işgal dönemi, bölgede nispeten sükûnet içinde geçmiş ancak Fransızların Ermenilerle birlikte bölgeye gelmesi, bölgede direnişi artırmıştı. Güney cephesinin önemli bir bölümünü oluşturan Antep cephesinde direniş ve örgütlenme faaliyetleri Sivas Kongresi sonrası başlamıştı. Önce Kılıç Ali'nin, arkasından Özdemir Bey'in şehir içi savunma organizasyonunu düzenlemeleri ile şehir içi savunma için hazırlık yapılmıştı. Şehir içi savunmaya paralel olarak bölgedeki yerel kaynaklardan temin edilen personel ile oluşturulan 2'nci Kolordunun, Fransızları bölgede sürekli taciz etmesi sonucu, Fransız işgali Maraş ve Urfa'dan çekilmeyi müteakip, Antep bölgesi ile sınırlı kalmıştı. Bu kapsamda; Antep Savunmasına katılan Milli Kuvvetler, Sivas Kongresinde tespit edilen Milli Mücadelenin askeri stratejisinde kendisine verilen Fransız işgalinin sınırlandırılması ve Fransızların sürekli tedirgin edilmesi hedefini; kanı, canı pahasına elde etmiş, Fransız Kuvvetlerini şehre sokmamış fakat açlığa teslim olmuştur.
1947-1998 Türkiye-Suriye ilişkileri: Güvenlik sorunu bağlamında problemler ve krizler
Bu çalışmada, 1947-1998 yılları arasında Türkiye ile Suriye arasında güvenlik sorunu bağlamında yaşanan problemler ve krizler incelenerek, her iki ülkenin de birbirlerine karşı uyguladığı politika ve stratejiler ele alınmıştır. Çalışma neticesinde elde edilen bulgulara göre; 1947-1998 yılları arasında Türkiye ile Suriye arasında yaşanan "güvenlik sorunu"nun nedenlerinin çok köklü temellere dayandığını söyleyebiliriz. Suriye'nin Osmanlı Devleti'nden ayrılmasından itibaren Türkiye'ye karşı sürdürdüğü hasmane tutumu, 1946 yılında bağımsızlığını kazanmasından itibaren artarak devam etmiştir. Bunun yanı sıra Suriye'nin kendi içerisinde yaşadığı iç siyasi sorunlar, 1947 yılında başlayan Soğuk Savaş faktörü ve son olarak Hatay konusu ile sınır aşan sular meselesi de buna eklenince Suriye tarafından 1947-1998 yılları arasında Türkiye'ye karşı büyük güvenlik tehditleri yöneltilmiştir. Bunun sonucunda, uzun yıllar boyunca iki ülke arasında güvenlik sorunu bağlamında büyük problemler ve krizler yaşanmıştır. Ancak Türkiye'nin kararlı tutumu karşısında 1998 yılında Suriye, imzaladığı Adana Mutabakatı'yla bundan böyle Türkiye'ye karşı herhangi bir güvenlik tehdidi oluşturmayacağını kabul ederek imza altına almıştır. Anahtar Sözcükler Güvenlik, Soğuk Savaş, 1957 Krizi, Hatay Meselesi, Su Sorunu, PKK, 1998 Ekim Krizi.
Students sent abroad for the aim of education (1908-1922): An example of prospographical study
In this study, students who were sent abroad for education have been investigated with group biography method. The investigation is based on the archive documents of the Presidential State Archives in the funds of Ottoman and Republic Period, biographical encyclopedias about students, memoirs and various internet searches. The study was prepared based on the military and political events that took place in the Second Constitutional (II. Meşrutiyet) Period and it was predicated upon the historical periods of 1908-1913, 1914-1918, 1919-1922. The features of the students who were sent in these periods have been discussed in four sections. In the first section, the relation between education and modernization has been discussed. Examples from various countries applying for education abroad in order to educate qualified people by the increase of the power of education in state policies have been given and the historical process of foreign education policies have been emphasized. Also in this section, the phases of foreign educational practices from Tanzimat Period to Second Constitutional Period have been explained. After that, students' birth dates and birth places, the grades and schools that they graduated from, profession categories of their fathers, their genders, their purpose of education and the institutions they were in have been examined via tables and graphics in order to put forth the sociocultural level of the students who were sent abroad between 1908 and 1922. In the second section, the distribution of students abroad according to the years and countries they were sent to, their distribution according to the foundations and countries they recieved scholarship from, the schools where students were educated at have been examined via tables and graphics. Beside that, the funds, investigations and general problems of students abroad have been commentated based on reports of investigators of the period. In the third section, the results of foreign education have been examined. Accordingly, the success / failure status of those who were sent for education were presented and the success status of those, who returned to the country, according to the branches of science they studied and their contributions to Ottoman and Turkish modernization have been discussed. As a result of the investigations made above, we have determined that Ottoman valued education abroad despite human loss and financial difficulties which it faced due to wars took palce during the Second Constitutional Period. Among these difficulties, it was determined that students were sent for education abroad, albeit limited, during the War of Independence, which was initiated under the leadership of Mustafa Kemal Atatürk and resulted in full independence, and with the establishment of the TBMM government, those students undertook important duties in government cadres. It has been determined that the vast majority of these students, whose number was very little compared to the population of the country, were appointed at universities in the Republic of Turkey's first period and were brought to the state's senior civil service and they spent great efforts for the problems of the community. Finally, it was determined that the success-failure status of foreign educational practices varies according to institutions and branches of science, and the success rate is high, although not at the targeted rate. Key Words: Second Constitutional Period, Study abroad, Modernization, Republic of Turkey.
Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı (1928-2017)
Çalışmamız, 17 Mayıs 1928 tarihinde kabul edilen kanun tasarısıyla Ankara'nın Yenişehir semtinde Sıhhat ve Muavenet-i İçtimaiye Vekâletine bağlı olarak "Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi" adıyla kurulan ve çeşitli isim değişikliklerinin ardından "Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı" adını alan kurumun tarihsel bir perspektiften gelişimini ve halk sağlığını korumaya yönelik politikalara ne derecede katkı sunduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bunu en sağlıklı şekilde yapmak için öncelikle birinci bölümde koruyucu sağlık kavramı ile Başkanlığın devraldığı koruyucu sağlık hizmetleri mirası konuları incelenecektir. İkinci bölümde; Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Teşkilatı'nın mimarı ve çalışmamıza konu olan Başkanlığın da kurucusu Dr. Refik Saydam'ın ailesi, eğitimi, mesleki hayatı ve kişilik yapısı ele alınacaktır. Üçüncü bölümde; Merkez Hıfzıssıhha Müessesesinin kurulma nedenlerine ve kuruluşuna, isim değişikliklerine, inşaat sürecine ve görev gelişimine değinilecektir. Dördüncü bölümde; Müesseseyi teşkil eden ilk şubeler olması hasebiyle önemli olduğu değerlendirilen Kimyevi Tahlilat, Bakteriyoloji, Farmakodinami ve İmmünobiyoloji Şubelerinin kuruluş, konuş, teçhizat ve görevleri incelenecektir. Beşinci bölümde; Müesseseye bağlı olarak 1936'da faaliyete başlayan Hıfzıssıhha Mektebinin kuruluşu, görevleri ve geçirdiği aşamalar ile Okula yapılan dış yardımlar ve Okulun önemli faaliyetleri ele alınacaktır. Altıncı bölümde; Müessesenin 1990'lara kadarki hizmet gelişimine ve Müessesede yapılan yeniliklere ve yine 1990'lara kadarki üretim faaliyetleri ile bu faaliyetlerin daha iyi yürütülebilmesi için yapılan yeni teşkilatlanmalara değinilecektir. "1990'lardan Kapatılışına Kadar Başkanlık" isimli yedinci ve son bölümde ise bu zaman aralığında Başkanlığın konuş ve yerleşim durumu, teşkilat gelişimi, önemli birimlerinin görevleri, personel durumu, hizmet gelişimi, önemli faaliyetleri, sorunları ile Başkanlığın kapatılışı hakkında bilgi verilecektir.
Türkiye'de İslamcılık fikrini dergiler üzerinden okumak (1960-1980)
Bu çalışma, Türkiye'de, 1960-1980 yılları arasında ortaya çıkan İslamcı görüşleri dergiler üzerinden, belirli temalar çerçevesinde ele almayı hedeflemektedir. Bu kapsamda tezin ilk bölümünde, Türkiye'de İslamcılık düşüncesi ve din-devlet ilişkilerinin seyri ele alınmaktadır. Bu bölümde, Osmanlı'da İslamcılık düşüncesinin gelişimi; II. Abdülhamid dönemi politikaları ve II. Meşrutiyet dönemi entelektüel yaklaşımları kapsamında ele alınmıştır. Ayrıca bu bölümün ikinci kısmında Cumhuriyet dönemi İslamcılık düşüncesinin seyri; din-devlet ilişkileri ve toplumsal alanda İslamcı oluşumlar kapsamında ele alınmıştır. Tezin ikinci bölümünde, belli bir metodoloji çerçevesinde seçilen ve 1960-1980 yılları arasında Türkiye'de yayınlanmış; Büyük Doğu, Diriliş, Diyanet İlmi Dergi, Fedai, Hilal, İlahi Işık, İslam, Müslüman Sesi, Pınar, Tohum, Yeniden Milli Mücadele, isimli dergilere yönelik içsel ve dışsal incelemelere yer verilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde, tez kapsamına alınan İslamcı dergiler; siyaset, batı algısı ve sol ideolojiler, iktisat, eğitim, kadın, bilim, sanat temaları çerçevesinde incelenmiştir. Bu inceleme, belirlenen temalar çerçevesinde oluşturulan kavramların, dergilerde yayınlanan makalelerin başlıklarından müteşekkil bir dosyada taranması ve ulaşılan makale örneklemlerinin, çalışmaya dayanak oluşturması esasına dayandırılmıştır.
Kadın ve Aile ile Nokta dergilerinde kadın imajı (1985-1998)
Türkiye için 1980'ler büyük bir değişim dönemini ifade etmektedir. Siyasi, sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel olarak derin dönüşümler geçirmiştir. Bu değişimden etkilenen en önemli konu başlıklarından biri kadın ve kadının rolüdür. Siyasi ayrışmanın arttığı bu dönem içerisinde kadın konulu ya da bu konuyu sıkça işleyen yayınlar görülmektedir. Seküler ve çağdaş bir görünüm sergileyip daha renkli portreler sunmaya çalışan dergiler kadar yükselen muhafazakârlığı temsil eden dergiler de bu anlamda literatürde önemli bir alanı temsil etmektedir. Bu bağlamda Nokta dergisi, seküler bir görünüm sergileyip gündeme dair siyasi, ekonomik, sosyal haberler ve yazılar içermekte aynı zamanda dönemin kadın imajını yansıtmaktadır. Dergi, her ne kadar bir kadın dergisi olarak çıkmasa da kadına ve kadın imajına dair önemli katkılar sunmaktadır. Gerek kullandığı kapak fotoğraflarında gerek gerçekleştirdiği kadın röportajlarında gerekse de satır aralarında belirttiği düşünceleriyle dönemin kadın imajı tablosunu çizmektedir. Kadın ve Aile dergisi ise muhafazakar düşünce yapısını temsil etmektedir. Dergi, İslami yaşam biçimini temel alıp, kadına ve aileye dair yer verdiği içeriğiyle zengin bilgiler sunarak muhafazakar kadın imajını yansıtmaktadır. Bu bağlamda Giriş bölümünde çalışmanın amacı, araştırma yöntemi ve literatürün özeti ele alınmıştır. Birinci bölümde kadın hareketinin çıkış noktalarından başlayarak feminizm kavramının anlamına farklı bakış açıları ile değinilmiş, genel olarak tarihsel alt yapısı verilen bu konu başlığından sonra ülke sınırlamasına gidilerek çalışmanın temsil ettiği Türkiye'de Tanzimat sürecinden başlayarak Cumhuriyet öncesi süreçte kadın anlatılmış daha sonra Cumhuriyet sürecine geçilmiştir. Cumhuriyet sürecinden başlayarak dergilerin ele alınmaya başladığı 1985 senesine kadar anlatılmıştır. Birinci bölümün son aşamasında ise iki tema ön plana çıkarılmış ve Türkiye'de kadının durumu siyasi ve kültürel yaşamdaki farklı tezahürleri, etkinliği ve daha birçok açıdan var olma ya da olamama halleri tarihsel sürece bağlı kalarak ele alınmıştır. İkinci bölüm çalışmanın ana konusundan oluşmuş, bu evrede Kadın ve Aile ile Nokta dergisi konu başlığını oluşturmuştur. Bölümün alt başlıklarını oluştururken her iki dergide de konuya sıkça yer verilmesine dikkat edilmiştir. Örneğin cinsellik konu başlığı yer verilen dergilerden sadece bir tanesinde sıkça geçmesi sebebiyle ele alınmamış ancak bahsi geçen derginin bakış açısını yansıtırken dikkate alınmıştır. Üçüncü bölümde ise çalışmada yer verilen iki derginin farklı görüşlere sahip olması nedeniyle bu görüş ayrılıklarının tarihsel alt yapısı anlatılmıştır. Bu bölümün birinci ve ikinci alt başlığında bu süreç verildikten sonra üçüncü alt başlığında Nokta dergisi özelinde bir konu başlığına yer verilmiştir. Nokta dergisinde ünlü kadın röportajlarına sıkça rastlanması nedeniyle ve kadın imajının yansıtılması noktasında derginin yaklaşımını daha iyi yansıtabilmek adına 90'lar Türkiyesi'ne bu kısımda yer verilmiştir.
Millî Mücadele'de uygulanan askerî strateji
Mehmet ÇANLI. Millî Mücadele'de Uygulanan Askerî Strateji, Doktora Tezi, Ankara, 2018. Osmanlı İmparatorluğu, I. Dünya Savaşı'nda dört yıl boyunca birçok cephede savaştıktan sonra topraklarının çoğunu kaybetti. Artık savaşı yürütemeyecek duruma gelince, 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesi'ni imzalayarak savaştan çekildi. Fakat İtilaf Devletleri, mütarekenin ardından Osmanlı İmparatorluğu'nun kalan topraklarını da işgal etmeye başladılar. Bu işgaller üzerine, devleti kurtarmak için değişik çevrelerce bazı girişimler başlatıldı. Bu girişimler, 19 Mayıs-11 Eylül 1919 tarihleri arasında Mustafa Kemal Paşa ve çevresindeki kadro tarafından teşkilatlandırıldı. Bu teşkilat, Anadolu'nun üç stratejik bölgesi olan Murat Başyaylası-Uzunyayla-Erzurum Yaylası ile Karadeniz ve Akdeniz'e paralel olarak uzanan sıradağlar arasında kalan alanı güvenli bir bölge haline getirdi ve bu bölgenin kaynaklarıyla savaşı örgütlemeye başladı. 16 Mart 1920'de İstanbul işgal edilince, güvenli bölgedeki tüm işgalci güçler dışarıya çıkarılarak bu bölgede tam hâkimiyet sağlandı. Bu bölge içindeki stratejik bir mevki olan Ankara'da TBMM açıldı ve savaşın yönetimi tek merkezde toplandı. Bundan sonra, ülkenin iç hat konumuna uygun olarak, kuvvet mevcut tehditlere karşı sırayla kullanılmaya başlandı. İlk olarak doğuda Ermenilere karşı stratejik taarruza geçildi. İkinci olarak Güney Cephesi'nde Fransızlar etkisiz hale getirildi. Batı Cephesi'nde ise üç aşamalı bir strateji uygulandı. Önce, ülke derinliklerinde stratejik savunma yapılarak Yunan ordusu anakarasından ve ikmal üslerinden uzaklaştırıldı. Bu şekilde zayıflatılan Yunan ordusu, Sakarya Meydan Muharebesi'nde yenildi ve stratejik denge sağlandı. Bu safhada diğer cephelerden de bazı birlikler getirilerek yeterli kuvvet oluşturuldu ve stratejik taarruz safhasına geçilerek Yunan ordusu ülkeden çıkarıldı. Boşta kalan birliklerle boğazlar ve İstanbul'daki İtilaf Devletleri kuvvetlerine karşı zorlama konsepti uygulandı ve bu devletler barışa zorlandı. Anahtar Sözcükler Cephe, Ankara, Harekât, Millî Mücadele, Mondros Mütarekesi, Mustafa Kemal Paşa, Savaş, Strateji, TBMM.
Osmanlı'dan Cumhuriyet'e müzecilik 1846-1938
Türklerin birtakım tarih ve sanat değeri taşıyan objeleri eski eser adı altında değerlendirmesi ve bunları müze çatısı altında koruması 19. yüzyılın ortalarına rastlamaktadır. Tanzimat süreciyle birlikte bir Batılılaşma ürünü olarak ortaya çıkan bu müzecilik serüveninin ise kendine has birtakım özellikler sergilediği görülmektedir. Öncelikle eski eser bakımından oldukça zengin Osmanlı topraklarına Batılıların ilgi duymaya başlamasıyla bir sürecin geliştiği görülmekte ve böylelikle Batılılardan sonra Türklerin kazı, eski eser, müze ve arkeoloji gibi kavramlarla tanıştığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu tür kavramların farkında olunmadığı dönemlerde birtakım eşyaların saklanıp biriktirilmesini müze faaliyeti çerçevesinde değil, bir tür koleksiyonculuk veya koleksiyonculuğa giden evre içerisinde görmenin daha doğru bir yaklaşım olacağına inanılmaktadır. Bu sayede birçok yenileşme faaliyetinde olduğu gibi bazı eksikliklere rağmen ilk adımların 1846 yılı itibariyle atılmaya başlandığı ve müzecilik alanında yavaş yavaş bir gelişmenin yaşandığı süreç daha iyi anlaşılacaktır. Konuya kavramsal açıdan yeni bir yaklaşım getirmekle birlikte keskin ve basit ifadelerden kaçınılarak hazırlanan bu çalışmaya "Osmanlı'dan Cumhuriyet'e Müzecilik 1846-1938" başlığı uygun görülmüş ve bu çalışmada müzecilik faaliyetleri kronolojik olarak ele alınmaya çalışılmıştır.
Milli Mücadele Döneminde Mizah basını: Ay Dede ve Güleryüz (1922)
1922 Yılının Ocak ayında Saray basını ile Ankara basını arasındaki mücadele, Refik Halid tarafından çıkarılan Ay Dede ve Sedad Simavi tarafından çıkarılan Güleryüz mizah gazetelerinde karikatür ve mizah üzerinden ilerlemiştir. Ocak ayından Kasım ayına kadar bu mücadelenin şiddeti gitgide sönmüş ve Büyük Taarruz'dan sonra Ankara'nın ve dolayısıyla Güleryüz'ün kesin zaferiyle sonuçlanmıştır. Araştırmamızda bu süreç, bahsi geçen iki mizah dergisinde yer alan karikatürler üzerinden incelenmiştir. İncelemenin teorik zemini mizah kuramlarına ve özellikle de üstünlük kuramına dayandırılmıştır. Karikatürleri tarihsel düzleme oturtmaya yardımcı bilgi ve yorumlara yer verilmeye çalışılmıştır. Teorik incelemenin bulguları ise sonuç kısmında verilmiştir.
1927-1950 yılları arasında Türkiye/de radyo yayıncılığı
Üç bölümden ibaret bu çalışma, tek parti dönemini kapsaması dolayısıyla 1927-1950 yılları arası ile sınırlandırılmıştır. Birinci bölümde iletişim, kitle iletişim, propaganda, radyonun tarihçesi, dünyada radyo yayınları, radyo yönetim biçimleri, uluslararası radyo örgütleri ve kamu hizmeti yayıncılığı kavramı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Türkiye'de radyo yayıncılığının ilk yıllarını ifade eden "şirket dönemi" yayıncılık faaliyeti ele alınmıştır. Bu dönemde, Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi TTTAŞ'ın kuruluşu, ilk radyo yayınları, özel günlerde ve milli bayramlarda radyo yayıncılığı ile radyoda Türk Müziği yasağı örneklerle, tanıkların hatıralarıyla ve tarihsel verilerle işlenmiştir. Üçüncü bölümde devlet dönemi radyo yayıncılığı konu edilmiştir. Bu bölümde Ankara Radyoevi'nin açılışı, radyoda söz, müzik, haber ve eğlence yayınları, Atatürk'ün hastalığında ve ölümünde radyo yayıncılığı, savaş dönemi ve çok partili hayata geçişte radyo yayıncılığı, İstanbul Radyosu'nun yeniden yayına başlaması, kısa dalga yayıncılık ve eğitim radyoları, Türkiye'de alıcı sayıları ve nüfusa oranı ile verici güçleri ele alınmıştır. Çalışma sonuç bölümü ve metin içindeki konulara ilişkin eklerle sonuçlandırılmıştır. Bu çalışmada benzer çalışmalardan ayrı olarak 'radyo' gerçeği, bir "özne" olarak ele alınmış, herhangi bir olgu, olay ya da durum ile ilintilendirilmemiştir. Dolayısıyla radyo, kendi gelişim çizgisi içinde irdelenmiş, bu yapılırken içinde yaşadığı toplum ve koşullardan arındırılmamıştır. Bu araştırmanın amacı, 1927-1950 yılları arasındaki dönemin koşullarının radyo yayınları üzerinden yansımalarını tespit etmek, Türkiye'de radyo yayıncılığının geçirdiği evreleri, yerine getirdiği görevleri, işlevleri, üzerindeki tartışmaları ve Türkiye'nin gelişimindeki yerini ortaya koymaktır. Türkiye'de radyonun tarihi, Türk Milletinin modernleşme tarihinin bir özetidir fikri, bu çalışmanın ön kabullerinden biridir.
Cumhuriyet dönemi kadın imajı inşası (1928-1938)
Kadın, aile ve toplum arasındaki en önemli bağdır. Toplumsal sistemin işleyişine katkısı büyüktür. Mustafa Kemal Atatürk, Türk toplumunu muasır medeniyetler seviyesine ulaştıracak gücün, toplumsal değişme doğrultusunda yetiştirilmiş gençlerden oluşacağını düşünmüştür. Cumhuriyet kadınını, hem aile içerisinde hem de toplumun her alanında erkeklerle eşit haklara sahip kadın olarak belirlemiştir. Bu doğrultuda Cumhuriyet'in ilk yıllarında ülkenin geri kalmışlığı ile kadınların erkeklerden çok farklı ikincil konumda tanımlanmış olması arasında bir bağlantı kurmuş ve kadının hem toplumsal hem de siyasal alandaki konumunu yeniden biçimlendirmeye ve toplumdaki görevlerini yeniden tanımlamaya yönelik çalışmalar başlatmıştır. Bu bilgiler ışığında yazılmış olan yüksek lisans tezi üç ana bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, "1927-1935 Nüfus Sayımlarına Göre Toplumsal Doku" başlığı altında kadın nüfusu ve kadının eğitim durumu hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, "Milli Mücadele Döneminde Kadın" başlığı altında, savaş yıllarında kadının cephede ve cephe gerisinde üstlendiği görevler üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise "Cumhuriyet'in İnşa Etmeye Çalıştığı Kadın İmajı" başlığı altında, yasalar önünde kadın erkek eşitliğini sağlayan Türk Medeni Kanunu, siyasal alanda kadının önünü açan belediye, muhtarlık ve milletvekili seçme - seçilme hakları üzerinde durulmuştur. Bunların yanı sıra, kadının sosyal yaşamında önemli bir payı olan moda ve güzellik konularına ilişkin bilgiler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: kadın, imaj, modernleşme, nüfus, siyasal haklar
The New York Times gazetesi'nde Türk kadını (1923-1938)
The New York Times Gazetesi'nde Türk Kadını (1923- 1938) isimli tezde; bahsi geçen yıllar arasında Türk kadınının geçirdiği değişimler ve bunun Amerikan basınında ki yankıları incelenmiştir. Tezin ilk bölümünde Osmanlı dönemindeki kadının durumu incelenmiştir. İkinci bölümde Erken Cumhuriyet Döneminde kadınların eğitimi, sosyal hayatı, çalışma hayatı ve giyim kuşamları ile birlikte yaptıkları aktiviteler incelenmiştir. Bu bağlamda The New York Times Gazetesi'nin bu olayları nasıl ele aldığı tartışılmıştır. Üçüncü bölümde ise Erken Cumhuriyet Döneminde Kadın Aktivitelerinden Sonuç bölümünde ise yukarıda bahsedilen haberler genel olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler Atatürk, Basın, Amerika, Kadın, Türk, Cumhuriyet, Eğitim, Sosyal, Osmanlı
Punishment, education and reintegration policies in a penitentiary housing convicted youth in Turkey: A study in the Izmir Juvenile Education House
This thesis scrutinizes the interpenetration of the principles of punishment and education at the discursive and practical level through focusing on the Izmir Juvenile Education House which is one of the penitentiaries receiving convicted youth in Turkey. From the very beginning, penitentiaries for juvenile convicts have employed educatory practices, and particularly vocational training through industrial or service sector works. Today, the Juvenile Education House which receives the convicted youth in Turkey incorporates educational practices as the basis of its correction method in the form of formal and vocational training. The main concern of this study is to illuminate today?s Juvenile Education Houses? governance of convicted youth as it is experienced and perceived by the convicted youth, itself. The historical transformation of the Juvenile Education House is also helpful in scrutinizing its institutional discourse.Today the specific educational levels of the convicted youth determine their programs in the Juvenile Education House, while the education received in relation to this background, within the walls of the institution, results in diverse and distinct experiences of conviction itself. In addition, techniques of discipline, surveillance, dominance, subjectification and, above all, self-formation stand out as the primary power mechanisms to shape the inmate as the convicts? presence in the institution is determined minute by minute via daily schedules. Thus, the self-positioning of the Juvenile Education House, in relation to other correctional facilities, eventuates in distinct punitive policies and practices intrinsic to the institution itself. The analysis of these policies and practices is based on in-depth interviews and a focus group conducted with the residents as well as participant observation within the İzmir Juvenile Education House.
The interplay of the global and the local: The socio-economic development of the towel and bathrobe cluster of Denizli
This study scrutinizes the main socio-economic factors that facilitated the development of the towel and bathrobe sector in the western Anatolian city Denizli. The city experienced a great volume of economic development in accordance with the global trends after 1980. Since then, its efforts to adapt to the changes in the international market through export-orientation have resulted in success. In facilitating this adaptation, the city has drawn upon its local historical and social characteristics, and a certain pool of production know-how that has come to accumulated in the region for more than two thousand years. In that sense, it emerges as a successful example of a region which industrialized rapidly and strongly around its indigenous textile industry, and by specializing in a certain branch, with the help of the cluster model of economic development. To this end, the city developed its textile sector around a local capital aiming at industrialization for export through a production motivated by buyer-driven networks. The city achieved this success through an effective strategy by clustering, in addition to adopting strong measures of local competitiveness in the global economy. This analysis of the cultural and socio-economic factors of Denizli from a political economy perspective helps to achieve several objectives with respect to the social science literature: first of all, it conducts an investigation into the contemporary political economy of Turkey. Second, it clarifies some of the manifestations of the intersections between local and global economic processes in the context of modern global capitalism.
An analysis of inter-communal conflicts in Cilicia during the Independence War years 1918-1922
This thesis examines the historical and socio-economic reasons behind the emergence of ethnic conflicts in Cilicia during the Independence War years. The years between the end of 1918 and the beginning of 1922 not only witnessed the French occupation of Cilicia but also the rise of the Turkish nationalist movement aspiring to establish hegemony over the same lands. Cilicia, hosting a variety of communal groups of Turks, Kurds, Armenians, Greeks, Circassians, and Arabs, became the stage on which imperial and national power blocs competed to gain the allegiance of local groups, which they envisioned as vital for the consolidation of their institutional power. For this reason, the reasons for the various ethno-religious groups either giving consent to the French occupation or opposing it by joining the ranks of the Turkish nationalist movement are given careful consideration in order to understand their agencies in choosing their sides. The thesis, therefore, reviews critically the literature, which evaluates the ethnic violence of this period as a fight between the nationalisms of the various ethno-religious groups involved in the conflict, who either sought for the patronage of the Great Powers or the Turkish/Ottoman state in achieving their ends. The thesis, on the other hand, portrays how violence was employed by all international, national, and local actors involved in the conflict, but more importantly, became a means through which the different classes of different ethno-religious groups of the region articulated their interests and negotiated their positions against the changing central authority. Finally, by displaying the shifting allegiances of various communal groups of the region, both to the French occupation and the Turkish nationalist movement, the thesis concludes that rather than the ideological motivations of religion or nationalism, classist and regional concerns were more on the agenda of the ethno-religious groups in choosing their sides in the violent conflicts of the period.
Türk İslamcılığında sosyal adalet söyleminin evrimi ve anti-kapitalist Müslümanlar
The thesis examines social justice discourse of Turkish Islamism and emergence of an anti-capitalist Muslim politics in Turkey. It looks at discourses of the Islamist parties and Islamist leaders in Turkey from 1970s to today. The research was primarily based on books of Islamist thinkers and politicians, speakings of Islamist leaders and interviews of some anti-capitalist Muslims. Additionally, articles about Islamist movement and newspaper reports were used. The conclusions reached were that the rising inequality among Muslims and AKP?s power which is neo-Islamist made an anti-capitalist Muslim politics become possible in Turkey and an Islamic liberation theology which is based on social justice discourse in Islam emerged.
The sultan's entrepreneurs, the entrepreneurs' sultan: Beratli Avrupa Tuccari and institutional change in the Nineteenth Century Ottoman Empire (1835-1868)
Bu tez 19. yy?da sultanın adına verilen özel beratlarla ticaret yapan ve Beratlı Avrupa Tüccarı olarak adlandırılan gayri-Müslim Osmanlı tüccarlarını incelemektedir. Tezin araştırması esas olarak Başbakanlık Osmanlı Devlet Arşivleri?nde mevcut belge ve defterlere dayanmaktadır. Tezin ulaştığı sonuçlara göre devletin ticaretdeki artışı ülkenin zenginliğiyle özdeşleştirdiği ve bunu mümkün kılmak için gerekli düzenlemeleri yapma görevini kendisinde gördüğü ve tüccarların güçlü bir şekilde devlet desteğini ve sistemik değişim talep ettikleri bir ortamda Osmanlı imparatorluğunun kurumsal dönüşüm yaşaması kaçınılmazdı. Hali hazırda artmakta olan iktisadi aktivite ve ticaretse devlet ve tüccar arasındaki bu etkileşime ivme kazandırmıştır. Sonuç olarak, 19. yy hukuki ve ticari reformları tüccarların uygulamaları, devletin aktif siyaset yapımı ve artan ticaret ve iktisadi büyüme koşullarının izlerini taşımaktadır.
The construction of gendered subjectivities of female broadcast professionals within TRT (1964-1989)
This dissertation studies the construction of gendered subjectivities of the women who worked as broadcast professionals for the Turkey Radio and Television Corporation (TRT), during the period of state monopoly on air between 1964 and 1989. The primary aim of the research is to make visible these women's agency in the development of radio and TV broadcasting in Turkey, which is usually neglected in conventional accounts about media history. Besides this overall aim, the research particularly attempts to find out the ways female broadcast professionals were incorporated into the state ideology as its agents. It pursues this objective by situating these women's personal narratives within the historical context of the socio-economic, political and cultural transformation through which Turkey passed from developmentalism to neoliberalism as the dominant state ideology. The research first describes the development of radio broadcasting in Turkey under the state monopoly before the establishment of TRT in 1964 and women's involvement in this process. Then it questions the influence of the definition of radio and television's social role as citizen education in the developmentalist period of the 1960s and the 1970s on the women TRT recruited as broadcast professionals, with a focus on these women's negotiation with the dominant gender ideology sponsored by the state. After that, it examines the implications of the transformation in the state hegemony to neoliberalism as aligned with conservatism in the 1980s both for the discourse on womanhood circulating on the state-governed air and for female broadcast professionals' participation in the creation of this discourse. The final focus is given to the changes and continuities in the imagery of female broadcast professionals as depicted in the popular culture from the 1970s to the 1980s. The research analyzes women's engagement with the professional field of broadcasting with an emphasis on their agency in the creation of mediated texts in both time periods. Drawing mainly on female broadcast professionals' personal narratives, it accepts them not as passive conduits whereby the state ideology was transmitted to audiences, but as active and critical mediators of this ideology. In this way, the study sheds light on the historical interaction between these women's participation in media production and the circulation of mixed and/or conflicting meanings about womanhood on the state radio and television.
Identity, interest, and politics: The rise of Kurdish associational activism and the contestation of the state in Turkey
This dissertation investigates associational behaviour in a context of ethnic conflict and contestation of the state. With a case study of the Kurdish issue in Turkey, it examines the position of interest associations in major Kurdish province Diyarbakır in relation to political struggles between different models of social integration by exploring the relative weight of economic interests and collective identity politics in influencing associational strategies. This examination draws on the theoretical literature on interest associations and their impact on social order and democracy. In particular, the analysis adopts the framework of Streeck and Schmitter to understand the logic of associational action by looking at the environments of membership and influence. The analysis, however, modifies this framework by emphasizing the duality seen within both environments, as well as the transitional context that the contestation of the state and socio-economic changes contribute to. The empirical analysis focuses on a selection of interest associations with either de jure or de facto compulsory membership (the Chamber of Commerce and Industry; the Bar and Medical Associations; and labor unions in municipal sector). It provides an in-depth analysis of strategies of each association in relation to its membership and its interlocutors, as well as a broader analysis of organized interests in relation to other `partial regimes,? that is, institutionalized sites for the political representation of social groups such as political parties and social movements that represent diverse `interests? and `passions? reflecting the cleavages in society. The dissertation relies on archival research and four-months of fieldwork, focusing on the last decade for the examination of associational politics.