Yeditepe University
Discipline

Diş Hastalıkları ve Tedavisi Anabilim Dalı

Yeditepe University

76

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
DoctorateOpen AccessTR

Sentetik polimer esaslı bir kanal dolgu materyali ile rezin esaslı kanal dolgu patının bazı özelliklerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, 1) %2'lik klorheksidin ve %5.25'lik sodyum hipokloritin Resilon konların yüzey özellikleri üzerindeki etkilerinin atomik kuvvet mikroskobu ile değerlendirilmesi, 2) guta-perka ve Resilonun iki farklı dolgu yöntemi (System B ve Obtura II) kullanarak kanal içi düzensizlikleri doldurma özelliklerinin karşılaştırılması, 3) Epiphany kök kanal dolgu sisteminin dentin tübül penetrasyonu ve duvar adaptasyonunun tarayıcı elektron mikroskobu ile incelenmesi, 4) Epiphany kök kanal dolgu sisteminin üç dolgu yöntemi ile pat dağılımının gözlenmesi ve 5) Epiphany sistemi ile guta-perkanın yapay olarak oluşturulan lateral kanalları doldurma özelliklerinin karşılaştırılmasıdır.1) Resilon konlar 1 ve 5 dakikalık zaman aralıklarında dezenfektan ajanlarda (%5.25'lik sodyum hipoklorit ve %2'lik klorheksidin) bekletildi. Resilon konların yüzey değişikliklerini değerlendirmek için atomik kuvvet mikroskobu kullanıldı. Yüzey değişikliklerinin artış ve azalışlarını ölçmek için ?root mean square? (RMS) parametreleri hesaplandı. Sodyum hipoklorit ve klorheksidin solüsyonlarında 5 dakika bekletilen gruptaki konların diğer gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük RMS değerleri gösterdiği belirlendi (p<0.05). 1 dakika bekletilen Resilon konların yüzeyinde anlamlı bir bozulma görülmedi (p>0.05). Sonuç olarak, dezenfeksiyon için kullanılan sodyum hipoklorit ve klorheksidin solüsyonları Resilon konların RMS değerlerini 5 dakika uygulamada anlamlı derecede düşürdüğü saptandı.2) Çekilmiş iki adet insan üst santral kesici dişi sement-dentin birleşiminden akrilik rezin bloklara gömüldü. Koronal genişlikleri farklı apikal genişlikleri aynı iki adet split diş modeli elde edildi. Kök kanal genişletmesinden sonra, rond frezle dentin duvarlarına 4 adet yapay defekt yapıldı. Her bir split model sıcak vertikal kondensasyon (System B) ve termoplastik enjeksiyon yöntemi (Obtura II) kullanılarak guta-perka ve Resilon ile her grup için 10'ar kez dolduruldu. Örnekler defekt replikasyonu ve boşluk oluşumu yönünden incelendi. Guta-perka ve Resilon arasında boşluk oluşumu açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). System B ile Obtura II teknikleri arasında boşluk oluşumu yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu (p<0.05). Dar kanal geniş kanala göre anlamlı derecede fazla boşluk oluşturduğu belirlendi (p<0.05). Guta-perkanın istatistiksel olarak Resilondan ve aynı şekilde geniş kanallarda dar kanallardan istatistiksel olarak daha iyi kanal içi defekt replikasyonu gösterdiği saptandı (p<0.05). System B ve Obtura II grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı.3) Çekilmiş 30 adet tek ve düz köklü insan anterior dişleri toplandı ve kronları sement-dentin birleşiminden su soğutmalı elmas frezle uzaklaştırıldı. Kök kanalları dönen aletlerle genişletildi ve üç gruba ayrıldı. Gruplar lateral kondensasyon, sıcak vertikal kondensasyon (System B) ve termoplastik enjeksiyon yöntemi (Obtura II) kullanılarak guta-perka ve Resilon ile dolduruldu ve vertikal yönde kırıldı. Köklerin orta üçlüsünden Resilon-dentin ara yüzeyinde SEM incelemesi yapıldı ve dijital fotoğraflar alındı. Epiphany kök kanal patının dentin tübül penetrasyonu ve duvar adaptasyonu değerlendirildi. Sıcak vertikal kondensasyon yönteminin diğer gruplara göre daha iyi penetrasyon gösterdiği bulundu.4) Bu çalışma için 30 adet eğri kanallı simüle rezin bloklar kullanıldı. Kanallar dönen aletlerle genişletildi ve üç gruba ayrıldı. Gruplar lateral kondensasyon, sıcak vertikal kondensasyon (System B) ve termoplastik enjeksiyon yöntemi (Obtura II) kullanılarak guta-perka ve Resilon ile dolduruldu. Rezin bloklar, koronalin 5 ve 10 mm, apikalin 3 mm uzağından uzun aksa dik olacak şekilde su soğutmalı elmas kaplı testere ile kesildi. Her bir kesitten stereomikroskopa bağlı dijital kamera ile dijital fotoğraflar alındı. Görüntüler Adobe Photoshop programı ile analiz edildi ve pat ve dolgu alanları hesaplandı. Lateral kondensasyon yöntemi koronal kesitlerde en az dolgu oranı gösterdi (p<0.05). Obtura II yöntemi apikal üçlüde koronal ve orta üçlülere göre daha yüksek pat oranı gösterdi (p<0.05). System B tüm düzeylerde istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemiştir. Sonuç olarak, sıcak vertikal kondensasyon tekniği hem Resilon hem guta-perka için diğer gruplara nazaran daha homojen bir dolgu oluşturduğu belirlendi.5) Çekilmiş 60 adet düz köklü insan anterior dişleri toplanarak ve kronları sement-dentin birleşiminden su soğutmalı elmas frezle uzaklaştırıldı. Kök kanalları dönen aletlerle genişletildi ve koronal, orta ve apikal üçlülere yapay olarak lateral kanallar açıldı ve rasgele 6 gruba ayrıldı. Bu gruplar şu yöntemlerle dolduruldu; (1) guta-perka-AH Plus ile lateral kondensasyon, (2) guta-perka-AH Plus ile sıcak vertikal kondensasyon, (3) guta-perka-AH Plus ile Obtura II, (4) Resilon ve Epiphany ile lateral kondensasyon, (5) Resilon ve Epiphany ile sıcak vertikal kondensasyon, (6) Resilon ve Epiphany ile Obtura II. Dişler 72 saat %5'lik nitrik asitle demineralize edildi, metil salisilat ile şeffaflaştırıldı ve stereomikroskop ile değerlendirildi. Apikal, orta ve koronal üçlüdeki aksesuar kanallar değerlendirildi. Dolgu materyalinin ve patın lateral kanallara penetrasyon derinliği 5 skor derecesi ile numaralandı. Sıcak vertikal kondensasyon tekniği tüm düzeylerde en iyi penetrasyonu gösterdi (p<0.05). Guta-perka ve Resilon arasında teknikler açısından anlamlı fark bulunmadı. Ancak, apikal üçlüde guta-perka Resilona göre anlamlı derecede iyi penetrasyon gösterdi.Anahtar kelimeler: Resilon, guta-perka, lateral kondensasyon, System B, Obtura II.

Adile Şehnaz İşçi
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Periapikal lezyonlu dişlerde enterococcus faecalis ve candida albicans'ın bulunma sıklığı ve antimikrobiyal duyarlılıklarının test edilmesi

Bu çalışmanın amacı endodontik enfeksiyonlarda kök kanallarında ve tükürükte, E.faecalis ve C.albicans'ın varlığının kültür ve PCR yöntemleri ile araştırılmasıdır.Mikrobiyolojik örnekler enfekte kök kanallı 100 hastanın (birincil enfeksiyon) 117 dişinden ve inatçı periapikal lezyona sahip kanal tedavili (ikincil enfeksiyon) 70 hastanın 114 dişinden elde edildi. Tükürük örnekleri her hastanın dil altı bölgesinden alındı.E.faecalis, 117 nekrotik kanala sahip dişlerin 16 (%14) adedinde ve 114 başarısız kök kanal tedavili dişlerin 10 (%9) adedinde kültür yöntemi ile bulundu. Bu hedeflenen tür PCR yöntemi ile birincil ve ikincil enfeksiyonlu dişlerde sırasıyla 19 (%16) ve 11 (%10) adet bulundu.C.albicans, 117 nekrotik kanala sahip dişlerin 20 (%17) adedinde ve 114 başarısız kanal tedavili dişlerin 10 (%9) adedinde kültür yöntemi ile bulundu. Bu hedeflenen tür PCR yöntemi ile birincil ve ikincil enfeksiyonlu dişlerde sırasıyla 23 (%20) ve 13 (%11) adet bulundu.Tükürük örneklerinde ise E.faecalis birincil enfeksiyonlu dişlere sahip 100 hastanın 7 (%7)'sinde ve ikincil enfeksiyonlu dişlere sahip 70 hastanın 6 (%9)'sında kültür yöntemi ile bulundu. PCR yöntemi ile bu hedeflenen tür sırasıyla 6 (%6) ve 7 (%10) adet bulundu. C.albicans birincil enfeksiyonlu dişlere sahip 100 hastanın 15 (%15)'inde ve ikincil enfeksiyonlu dişlere sahip 70 hastanın 11 (%16)'inde kültür yöntemi ile bulundu. PCR yöntemi ile bu hedeflenen tür sırasıyla 17 (%17) ve 15 (%21) adet bulundu.On sekiz E.faecalis ve 18 C.albicans izolatlarının antimikrobiyal ve antifungal ajanlara (E.faecalis izolatları için penisilin, vankomisin, spiramisin, kolistin ve C.albicans izolatları için amfoterisin B, nistatin, flukanazol ve ketokanozol) karşı duyarlılığı agar dilüsyon yöntemi ile değerlendirildi. Bu izolatların %5 NaOCl, %2,5 NaOCl, %17 EDTA ve %2 Klorheksidin solüsyonlarına antimikrobiyal aktivitesini değerlendirmek için strip difüzyon yöntemi kullanıldı. İzolatların pansuman materyalleri olan Ca(OH)2+Serum fizyolojik, Ca(OH)2+Gliserin ve Ca(OH)2+Klorheksidin'e olan duyarlılığı ise agar difüzyon yöntemi ile değerlendirildi. SF bütün testlerde pozitif kontrol olarak kullanıldı.E.faecalis izolatlarının hepsi penisilin, vankomisin, spiramisin, kolistin'e direnç gösterdi. Irrigasyon solüsyonlarından %2 Klorheksidin E.faecalis'i öldürmede en etkili olan solüsyondur ama %5 NaOCl diğer solüsyonlara göre en geniş inhibisyon zonunu oluşturdu. Pansuman materyali olarak Ca(OH)2+Klorheksidin patı E.faecalis izolatlarını öldürmede Ca(OH)2+Serum Fizyolojik ve Ca(OH)2+Gliserin patlarına göre daha etkilidir.C.albicans izolatların hepsi ketokanozole direnç gösterdi. Solüsyonlardan %5 NaOCl C.albicans'ı öldürmede daha etkilidir ve diğer solüsyonlara göre daha büyük çapta inhibisyon zonu oluşturmuştur. Ca(OH)2+Gliserin patı diğer patlara göre hem C.albicans'ı ödürmede hem de inhibisyon zonu oluşturmada daha üstündür.Tedavi sonrası hastalarda görülen alevlenme reaksiyonları araştırıldı. Nekrotik kanallı 100 hastanın 4 (%4)'ü ve inatçı periapikal lezyona sahip başarısız kanal tedavili dişlere sahip 70 hastanın 6 (%9)'sında 2 gün içinde şiddetli ağrı oluştuğu saptandı.Anahtar kelimeler: Birincil kök kanal enfeksiyonu, İkincil kök kanal enfeksiyonu, E.faecalis, C.albicans, Antimikrobiyal maddeler, İrrigasyon solüsyonları

Aysin Dumani
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Endodontide kök kanalı hazırlanmasında kullanılan nikel-titanyum döner hareket ve resiprokasyon hareketi yapan sistemlerin karşılaştırılması

Kök kanallarının şekillendirilmesinde döner hareketin yanında resiprokasyon hareketini kullanan enstrüman sistemleri de bulunmaktadır. Reciproc ve WaveOne sistemler yakın zamanda farklı firmalar tarafından geliştirilerek piyasaya sürülmüş tek-kullanım ve tek-eğe konseptine sahip resiprokasyon sistemleridir. Bu çalışmada, Reciproc ve WaveOne NiTi tek-eğe resiprokasyon sistemleri ile ProTaper NiTi döner sistemin hazır şeffaf akrilik blokların eğimli yapay kanallarını şekillendirme yetenekleri ve güvenilirliklerinin karşılaştırılması ve akrilik blokların eğimliyapay kanallarında döner hareket ve resiprokasyon hereketiyle kullanılan NiTi enstrümanların kullanım sonrası yüzeylerinde meydana gelen topografik değişikliklerin incelenmesi amaçlanmıştır.Çalışmamızın ilk bölümünü oluşturan şekillendirme yeteneği deneyinde, 90 adet akrilik blok üç gruba ayrıldıktan sonra yapay kanalların şekillendirme öncesi çalışma boyları tespit edilmiş, kanal eğim açıları ölçülmüş ve blokların meziyodistal, bukkolingual ve apikokoronal yönde işlem öncesi dijital görüntüleri alınmıştır. Oluşturulan üç grup, üç farklı enstrüman sistemiyle etkin çalışma süreleri kaydedilerek şekillendirilmiştir(1. grup ProTaper SX-F2 enstrümanlar, 2. grup Reciproc R25 enstrüman,3. grup WaveOne Primary enstrüman ile). Şekillendirme işleminden sonra,yapay kanalların çalışma boyları ve kanal eğim açıları tekrar ölçülmüş ve blokların meziyodistal, bukkolingual ve apikokoronal yönde işlem sonrasıdijital görüntüleri alınmıştır. İşlem öncesi ve sonrasında alınan görüntüler özel bilgisayar programları kullanılarak çakıştırılmış ve elde edilen görüntüler üzerinde ölçümler yapılmıştır. Meziyodistal yön göz önünde bulundurulduğunda, eğimin iç kısmında ProTaper sistem; eğimin dış 187kısmında ise WaveOne sistem, diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda madde uzaklaştırmıştır. Bukkolingual yön göz önünde bulundurulduğunda, kanalın bukkal ve lingual kısmında WaveOne sistem, diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda madde uzaklaştırmıştır. Meziyodistal yön göz önünde bulundurulduğunda ProTaper sistem; bukkolingual yön göz önünde bulundurulduğunda WaveOne sistem, diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, daha fazla miktarda genişletme yapmıştır. Meziyodistal yönde en az miktarda kanal transportasyonu Reciproc sistem ile; bukkolingual yönde en az miktarda kanal transportasyonu ProTaper sistem ile elde edilmiştir. Şekillendirme süresi bakımından Reciproc ve WaveOne sistemler daha etkin; çalışma boyu değişimi açısından ProTaper ve Reciproc sistemler daha güvenilir; kanal eğim açısı değişimi açısından Reciproc sistem daha güvenilir bulunmuştur. Şekillendirme sırasında hiçbir grupta enstrüman kırığı meydana gelmediğinden, tüm sistemler enstrüman kırığı bakımından güvenilir bulunmuştur.Çalışmamızın ikinci bölümünü oluşturan AFM deneyinde,birer adet yeni PoTaper F2, Reciproc R25 ve WaveOne Primary enstrüman ve eğimli yapay kanala sahip 3 adet hazır şeffaf akrilik blok kullanılmıştır. Her bir enstrüman şekillendirme işleminde kullanılmadan önce AFM cihazına yerleştirilmiş ve dinamik modda uç 3 mm?lik kısımları boyunca 5 farklı nokta ve 2 farkli alan taranmıştır. Her bir enstrüman için şekillendirme işlemi öncesi 3-boyutlu AFM görüntüleri ve RMS ve Ra analiz verileri kaydedilmiştir. Her bir enstrüman yapay kanalların şekillendirilmesinde kullanıldıktan sonra AFM cihazına tekrar yerleştirilmiş ve şekillendirmeden önce taranan nokta ve alanlar taranmıştır. Her bir enstrüman için şekillendirme işlemi sonrası 3-boyutlu AFM görüntüleri ve RMS ve Ra analiz verileri kaydedilmiştir. Şekillendirme işleminden sonra tüm enstrümanlarda incelenen tüm alanlarda RMS ve Ra değerleri değişmiş ve yüzey bozukluğu meydana gelmiştir. İncelenen alanlarda en 188fazla yüzey bozulması WaveOne Primary enstrümanda; en az yüzey bozulması ProTaper F2 enstrümanda meydana gelmiştir. İncelenen yüzey alanının boyutu değiştikçe elde edilen bulgular da değiştiğinden, birden fazla alanın incelenmesinin elde edilen bulgu ve sonuçlar üzerinde etkili olduğu sonucuna varılmıştır.Anahtar kelimeler: Resiprokasyon hareketi, akrilik blok, şekillendirme yeteneği, transportasyon, atomik kuvvet mikroskobu.189

Dental aygıtlarEndodontiKök kanal tedavisi+1
Fatma Yalpı Altun
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Oval kök kanallı dişlerde farklı mekanik işlemler ve post sistemleri kullanımının kök kanal dentinine bağlanma üzerine etkilerinin incelenmesi

Kök kanal tedavisi görmüş dişlerde yapılan restorasyonlar, diş aşırı harabiyet gösterdiğinde kök kanalından tutuculuk amaçlı post kullanarak destek almayı gerektirir. Kök kanalından tutuculuk amaçlı destek almakta kullanılan postların kök kanalında uzun süre tutuculuğunu devam ettirebilmesi, restorasyonun uzun dönem başarısında önemli bir faktördür. Oval kök kanallı dişlere destek amaçlı post uygulamaları bazı zorluklar yaratabilir. Bu zorlukları aşabilmek için oval kanallarda farklı preparasyon teknikleri ve farklı post materyal ve şekilleri uygulanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, oval kök kanallarına sahip aşırı kron harabiyeti gösteren dişlerde kullanılan farklı kök kanal preparasyon teknikleri ve farklı fiber post materyal ve şekillerinin post tutuculuğu üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Bu çalışmada 90 adet oval, tek köklü diş kullanıldı. Çekilmiş dişlerin dış yüzeyleri temizlendikten sonra, kronlar mine sement sınırından uzaklaştırıldı. Örnekler çalışma boyutu (ÇB) belirlenmesinden sonra, 3 gruba ayrılarak sırası ile el, ProTaper ve SAF ile prepare edildi ve devamında guta-perka ile doldurudu. 3 ana gruba ayrılan örneklerin her birine de post preparasyonu yapılıp 3 alt gruba ayrılarak alt gruplara sırası ile geleneksel fiber post, ışık geçiren post (Luminex) ve oval fiber post (Ellipson) bağlayıcı ajan gerektirmeyen rezin siman ile simante edildi. Örnekler uygulamadan 24 saat sonra kesme cihazı kullanılarak kesildi ve push out testi uygulandı. Elde edilen sonuçlarda gruplar tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Post Hoc Tukey HSD testi kullanılarak istatistiksel olarak kullanılarak karşılaştırıldı. Preparasyon teknikleri karşılaştırıldığında, Snowpost, Luminex ve Ellipson gruplarının hepsinde en yüksek bağlanma değerleri SAF ile şekillendirilen örneklerde elde edildi ancak gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmedi. El eğeleri, ProTaper ve SAF ile şekillendirilen her bir post grubunda koronal orta ve apikal üçlüdeki bağlanma dayanımları karşılaştırıldığında, en yüksek bağlanma direnci koronal üçlüde, en düşük bağlanma direnci ise apikalde izlendi. Bütün gruplar arasında istatistiksel olarak fark bulundu. El eğeleri, ProTaper ve SAF ile şekillendirme yapılan ve farklı post sistemleri kullanılan örneklerde en yüksek bağlanma değerleri Luminex ışık geçiren post sistemi kullanılan örneklerde izlendi. Sonuç olarak, oval enine kesitli dişlerde ışık geçiren post sistemi (Luminex) kullanımının dentine bağlanma direncini artırdığı bulgulanmıştır. Farklı şekillendirme sistemlerinin oval kök kanallarına bağlanma direncini etkilemediği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: SAF, oval şekilli kanallar, fiber post, Ellipson post, Luminex post.

Dental bondingDentinKök kanal dolgu materyalleri+2
Özer Yavaş
Gazi University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı etkenlerin endodontik tedavi görmüş dişlerde stres oluşumu üzerine etkilerinin sonlu elemanlar analizi ile değerlendirilmesi

Endodontik tedavi sonrası dişler vital dişlerden daha kırılgan hale gelmektedir. Endodontik tedavi sonrası üst küçük azı dişlerinde kırıkların sıklıkla görüldüğü bildirilmiştir. Bu tez çalışmasının amacı; endodontik olarak tedavi görmüş üst 2. küçük azı dişlerinin farklı kompozit restorasyon yapım tekniklerinin, kompozit restorasyon altına farklı kaide materyallerinin kullanılmasının ve farklı yöndeki okluzal kuvvetlerin kalan diş dokularında oluşan stres üzerine etkilerini 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile incelemektir.Çalışmamızda, öncelikle üst 2. küçük azı dişin modeli bilgisayarda özel bir yazılım (Rhinoceros 4.0, USA) kullanılarak elde edildi. Daha sonra elde edilen model üzerinde MOD kavite, endodontik giriş kavitesi ve takiben kök kanal dolgusu modellendi. Ana model üzerinde on beş farklı restorasyon modeli hazırlandı. Kaide materyali olarak rezin modifiye cam iyonomer siman ve akışkan kompozit rezin kullanıldı. Restorasyon olarak ise iki tüberkülün kaplanması, palatinal tüberkülün kaplanması, standart MOD restorasyon, okluzal bölgede fiber ağ kullanımı ve fiber ağ ile birlikte palatinal tüberkülün kaplanmasını temsil eden modeller hazırlandı. Daha sonra, hazırlanan modellere oblik veya vertikal yönden iki farklı okluzal kuvvet uygulanarak diş dokularında oluşan stres 3 boyutlu sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile değerlendirildi.Çalışmanın sonucunda, tüm modellerde oblik kuvvetlerin vertikal kuvvetlerden daha fazla stres oluşumuna neden olduğu gözlendi. Tüm modellerde en yüksek stres değerleri akışkan kompozit rezinin kaide olarak kullanıldığı modellerde, en düşük stres değerleri ise kaide materyalinin kullanılmadığı modellerde elde edildi. Endodontik tedavi görmüş üst 2. küçük azı dişlerin restorasyonunda fiber ağ ve tüberkül kaplama gibi ek uygulamaların stres oluşumunu azaltmada etkisinin olmadığı görüldü.

BiyomekanikCam iyonomer çimentolarıDental restorasyon+6
İhsan Yıkılgan
Gazi University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Lazer kullanımının koronal ve kök kanal dentini üzerine uygulanan adezivlerin bağlanma dayanımı üzerine etkilerinin incelenmesi

Er:YAG lazer, diş hekimliğinde frezlerin yerine kullanılmaya çalışılsa da adezivlerin dentine bağlanmasında frez preparasyonları kadar iyi sonuç vermemektedir. Bu çalışmada, Er:YAG lazerle prepare edilmiş dentin yüzeylerine uygulanan 4 farklı adezivin (Scotchbond Multi-Purpose, Adper Single Bond, Clearfil SE ve Clearfil S3) Nd:YAG lazer uygulanarak ısıtılmasıyla, koronal dentine bağlanma dayanımlarında bir farklılık olup olmadığının incelenmesi ve frezle prepare edilmiş yüzeylerdeki bağlanma dayanımlarıyla kıyaslanması amaçlanmıştır. Çalışmada ayrıca post boşluklarına uygulanan adezivlerde aynı işlemin yarar sağlayıp sağlamadığı araştırılmıştır.Araştırmanın birinci bölümünde, koronal dentin, tungsten karbid frez veya Er:YAG lazer ile hazırlandı. Er:YAG lazer grubundaki dişlerin bir kısmına uygulanan adezivler polimerizasyondan önce Nd:YAG lazer (100 mJ, 10 Hz) uygulanarak ısıtıldı. Grupların bağlanma dayanımı mikrogerilim deneyiyle incelendi. Frez grupları beklendiği gibi Er:YAG lazer gruplarından iyi bulundu. Nd:YAG lazer uygulamasının bütün adezivlerde bağlanma dayanımını arttırdığı, nominal olarak daha düşük değerler elde edilse de frez gruplarıyla aradaki istatistiksel anlamlı farklılığın ortadan kalktığı saptandı.Araştırmanın ikinci bölümünde, kök kanalı prepare edildi ve dolduruldu. Post boşluğu bir post frezi ile hazırlandı. Daha sonra post boşluğuna uygulanan adezivin üzerine polimerizasyondan önce Nd:YAG lazer uygulandı. Bağlanma dayanımı push-out deneyi ile incelendi. Nd:YAG lazer uygulamasının yine tüm adezivlerde bağlanma dayanımını arttırdığı bulundu.SEM incelemelerinde kök ve koronal dentinde adeziv üzerine polimerizasyondan önce Nd:YAG lazer uygulamasının adezivin tübül penetrasyon derinliğini arttırdığı gözlendi.Bu çalışmanın sonunda adezivin ısısının arttırılmasının dentine bağlanma dayanımını geliştirdiği bulundu.

Dental bondingDentinLazerler
Zeliha Gonca Bek Kürklü
Gazi University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Başarısız kök kanal tedavilerinde dezenfeksiyon amacıyla kullanılan üç farklı yöntemin mikrobiyolojik açıdan değerlendirilmesi

Bu çalışma, başarısız kök kanal tedavisi olgularında, geleneksel kimyasal yıkayıcılarla, lazerin ve bunların kombine kullanımının kök kanalındaki mikroorganizmaları yok etmedeki etkinliklerinin karşılaştırılması amacıyla yapıldı.Genel sağlık durumu iyi, en az 4 yıllık kanal tedavisine sahip, apikal radyolüsensi bulunan, kanal dolgusu apikal daralımdan en fazla 4 mm kısa olan 43 olgu klinik çalışma için seçildi. Kanal içi dezenfeksiyon olarak sodyum hipoklorit + EDTA (Grup 1), Nd:YAG lazer (Grup 2) ve Nd:YAG lazer + sodyum hipoklorit + EDTA (Grup 3) uygulandı. Kanallar 50 numaraya kadar genişletildi. Kanal dolgusu çıkarıldıktan, kanal genişletmesi yapıldıktan, dezenfeksiyon yöntemlerinden biri uygulandıktan ve kanal içi ilaç pansumanı yapıldıktan sonra kanal içinden kağıt konlarla kültür örnekleri alındı (sırasıyla S1, S2, S3, S4). Kanal içinden alınan bu örnekler geleneksel kültür yöntemi ve biyokimyasal ve enzimatik yöntemlerle tiplendirildi ve sayıları belirlendi.Tekrarlayan kanal tedavisi sırasında olguların % 55,8'inde Corynebacterium spp, % 39,5'inde Bacillus spp, % 25,5'inde Enterococcus faecalis, % 25,5'inde Streptococcus mutans ve % 25.5'inde tanımlanamamış oral streptokoklar belirlendi. Üç dezenfeksiyon yönteminde de anlamlı derecede bakteri azalması görüldü (t-testi; p<0.05). sodyum hipoklorit + EDTA uygulamasının (Grup 1) ve Nd:YAG lazer + sodyum hipoklorit + EDTA kombinasyonunun (Grup 3) daha etkili dezenfeksiyon yöntemleri olduğu fakat aradaki farkın istatistiksel olarak anlam taşımadığı belirlendi (Kruskal-Wallis testi; p>0,05). Lazer uygulamasının olasılıkla kök kanalı dentin duvarında yaptığı etkiden dolayı, pansuman maddesi olarak yerleştirilen kalsiyum hidroksitin antibakteriyel etkinliğini bir miktar azalttığı tespit edildi. Yalnızca sodyum hipokloritin uygulanıp ardından kalsiyum hidroksit pansumanın yapıldığı Grup 1'de en yüksek mikroorganizma azalması olduğu fakat diğer gruplarla aradaki farkın istatistiksel açıdan bir farklılık göstermediği belirlendi. (Kruskal-Wallis testi; p>0.05)

DezenfeksiyonEndodontiEnterococcus faecalis+5
Burak Sadık
Gazi University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni geliştirilen deney materyali ve Mineral Trioksit Agregat'ın biyouyumluluklarının in vivo olarak değerlendirilmesi

Mineral Trioksit Agregat kök ucu dolgusunda, direkt pulpa tedavisinde, perforasyon tamirinde ve diğer endodontik tedavi işlemlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır. MTA ve yeni geliştirilen deney materyalinin benzer kimyasal ve fiziksel özelliklere sahip olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, MTA ve yeni geliştirilen deney materyalinin biyouyumluluklarının değerlendirilmesidir21 Sprague Dawley (SD) cinsi rat, üç deney grubuna ayrıldı. Grup 1 ve Grup 2 sırasıyla ProRoot MTA ve deney materyalini içermektedir. Materyaller steril salin solüsyonu ile karıştırıldı ve polietilen tüplere yerleştirildi. Tüpler hayvanların sırt bölgesine subkutan olarak implante edildi. İmplante edilen tüplerin boş bırakıldığı Grup 3, kontrol grubu olarak ayrıldı. Tüplerin implantasyonunu takiben 7, 14 ve 28. günlerde hayvanlar feda edildi ve implantlar çevre dokularla birlikte çıkartıldı. Örnekler biyouyumluluklarının değerlendirilmesi amacı ile rutin histolojik inceleme için hazırlandıTest materyallerine karşı doku reaksiyonlarında belirgin bir farklılık bulunmadı (Group I and II; p>0.05). Tüm zaman periyotlarında hem ProRoot MTA ve hem de yeni geliştirilen materyal implantlarına karşı birbirine yakın minimal inflamatuar cevap gözlemlendi. Kontrol grubu da benzer sonuçlar gösterdi(p>0.05MTA ve yeni geliştirilen materyal in vivo olarak değerlendirildiğinde karşılaştırılabilir biyouyumluluk gösterdi. Sonuç olarak yeni geliştirilen materyalin, ProRoot MTA'nın araştırılan özellikleri göz önüne alındığında, kullanılabildiği klinik durumlarda uygulanabilme potansiyeli olduğunu ortaya çıkartmıştır. Sonuçlar deney materyalini desteklemekle birlikte, materyalin güvenli klinik kullanımından önce daha fazla çalışmanın yapılması gerekliliği bulunmaktadır.

BiyouyumlulukDental implantasyonDental implantlar+2
Sibel Koçak
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Distal çürüklü üst birinci büyük azı dişlerinde açılan modifiye giriş kavitesinin ve akışkan kompozit kullanımının kök kanal tedavisi sonrası dişlerin kırılma direnci üzerine etkisi

Çalışmanın amacı distal çürüklü üst birinci büyük azı dişlerinde çapraz sırt korunarak açılan modifiye giriş kavitesinin ve akışkan kompozit kullanımının dişlerin kırılma direncine etkisinin araştırılmasıdırÇalışmada 140 adet çürüksüz üst birinci büyük azı dişi kullanıldı. 20 diş negatif kontrol grubu olarak ayrıldı. Diğer dişler rastgele 2 gruba ayrıldı. Bir grupta disto-oklüzal giriş kavitesi çapraz sırt korunarak diğer grupta ise çapraz sırt kaldırılarak hazırlandı. Dişlerin kök kanalları, K tipi eğe ile 40 numaraya kadar genişletildi. Ana gruplar rastgele üçer alt gruba ayrıldı ve birer tanesi pozitif kontrol olarak ayrıldı. Kontrol grupları hariç tüm dişlerin kök kanalları Ah plus ve gutta-perka ile lateral kondenzasyon tekniği ile dolduruldu ve kaide materyali olarak cam iyonomer siman kullanıldı. Birer alt gruba cam iyonomer siman üzerine 1 mm akışkan kompozit kullanıldı. Kök kanalları doldurulan tüm dişlerin onarımları kompozit ile tamamlandı. 140 diş akrilik bloklar içine gömüldü ve dişlere 1mm/ dak ile ünüversal test cihazında kuvvet uygulandı. Veriler kaydedildi ve istatistiksel analizleri Tukey ve Bonferroni testleri ile yapıldı. Sonlu elemanlar stres analiz yöntemi için bilgisayar ortamında modeller oluşturuldu. Diş yapılarının ve kullanılan malzemelerin değerleri bilgisayara aktarılarak dişlere kuvvet uygulandıİstatistiksel analiz sonucunda çapraz sırtın korunduğu ve akışkan kompozitin kullanıldığı grup, kavite açılan gruplar içerisinde istatistiksel olarak en iyi grup oldu. Sonlu elemanlar analizi bu bulguyu desteklediAkışkan kompozit kullanımı ve çapraz sırtın korunması dişlerin kırılmaya karşı direncini artırmaktadır. Çapraz sırtın korunduğu dişlerde oluşan kırık şekilleri daha kolay onarılabilir.

Cam iyonomer çimentolarıDental materyallerDental stres analizi+5
Şebnem Erol
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı ışık kaynakları ile polimerize edilen farklı kompozit rezin restoratif materyallerin monomer değişim derecelerinin mikrosertlik ölçümü ile değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, iki farklı ışık cihazı ile üç farklı mesafe ve iki farklı ışık uygulama süresi kullanımı ile polimerize edilen iki farklı kompozit rezinin monomer değişim derecelerinin mikrosertlik ölçümü ile değerlendirilmesidir.Çalışmada 120 adet çekilmiş insan alt 3. büyük azı dişi kullanıldı. Dişlere 3 mm derinlikte standart Sınıf I kaviteler açıldı. Kavite duvarlarına kendinden pürüzlendiren bağlayıcı sistem uygulandı. A2 renginde, biri estetik diğeri akıcı, iki farklı kompozit rezin; tek kütle uygulama tekniği ile kavitelere yerleştirildi. Materyallerin polimerizasyon işlemleri, QTH ve LED ışık cihazları ile gerçekleştirildi. Işık cihazları, 20 sn ve 40 sn, iki farklı sürede ve ışık cihazının ucunun dişlerin tüberkül tepesine olan uzaklığı 0 cm, 0.5 cm ve 1 cm olmak üzere 3 farklı mesafede kullanıldı. Hazırlanan örnekler sert doku kesme cihazı yardımıyla bukko lingual yönde ikiye ayrıldı. Elde edilen örneklerin mikrosertlik ölçümleri, mikrosertlik ölçüm cihazı (HMV-II, Shimadzu, Japonya) kullanılarak 0 mm yüzeyden başlanarak 2.5 mm derinliğe kadar, 6 farklı derinlikte her derinlikte 3 ölçüm yapılarak gerçekleştirildi. Elde edilen değerler istatistiksel analizi yapılmak üzere kaydedildi.İstatistiksel analiz tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tamhane testleri ile %95 güven aralığında değerlendirildi.Bu çalışmanın sonucunda, tüm test gruplarında, hibrit kompozit rezin akıcı kompozit rezinden daha yüksek sertlik değerleri gösterdi. Işık uygulama süresinin 20 sn'den 40 sn'ye arttırılması (her iki ışık cihazı için), yüzey sertlik ve monomer değişim derecesi değerlerinde artma sağladı. Işık ucu ile test örneği yüzeyi arasındaki mesafesinin artması, yüzey sertlik ve monomer değişim derecesi değerlerinde azalmaya neden oldu. LED ışık cihazı, QTH ışık cihazlarına oranla daha yüksek yüzey sertlik değerleri ve monomer değişim derecesi gösterdi.

Kompozit reçinelerMikrosertlikPolimerleşme
Suat Özcan
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı irrigasyon solüsyonlarının ve yumuşak dokudaki histopatolojik etkilerinin incelenmesi

?FARKLI RR GASYON SOLÜSYONLARININ ANT FUNGALVE YUMUŞAK DOKUDAK H STOPATOLOJ K ETK LER N NNCELENMES ?Dt. Gulnara Alimzhanova-KoyluÖZETKök kanallarının kemomekanik preparasyonundairrigasyon solüsyonlarının büyük önemi vardır. MTAD solüsyonu,endodontik tedaviler için yeni geliştirilmiş antibiyotik-asit-deterjankarışımı bir kök kanal temizleyicisidir. Bu solüsyonun antifungaletkisi yeterince araştırılmamıştır.Bu araştırmada MTAD içindeki maddelerlehazırlanmış bir deneysel solüsyonla, bu deneysel solüsyonafluconazole eklenerek hazırlanmış bir başka solüsyonunmikrobiyolojik ve histopatolojik davranışları NaOCl'li ve tekbaşlarına olarak MTAD ve EDTA'le kıyaslanmıştır.Mikrobiyolojik deneylerde Ørstavik &Haapasalo'nun geliştirdiği, in vitro model 346 diş üzerindeuygulanmıştır. MTAD, Deneysel Solüsyon I, Deneysel Solüsyon IIve EDTA'nın C. albicans üzerindeki etkileri tek başlarına veNaOCl ile birlikte 1, 5, 30 ve 60 dakikalık uygulamalarlaaraştırılmıştır. C. albicans kolonilerinin tam yok olmasıNaOCl+EDTA'ın 30 dakika veya sadece EDTA'nın 60 dakikauygulamasıyla sağlanmıştır. Bu süreler klinik olarak anlamlıdeğildir. Makul süreler olan 1 ve 5 dakikalık uygulamalarda C.albicans üzerindeki en anlamlı etki, fluconazole ekleyerekhazırladığımız Deneysel Solüsyon II ile elde edilmiştir. MTAD vebu maddenin içerdiği maddelerle tarafımızdan hazırlananDeneysel Solüsyon I ile elde edilen etkiler aşağı yukarı birdiğerinin aynıdır.Deneysel Solüsyon II'nın kullanımdaki solüsyonlargibi kullanılıp kullanılamayacağını araştırmak üzere ratlarlayapılan biyouyumluluk deneylerinde bütün maddelere karşı 48saat içinde benzer bir akut inflamatuar cevabın oluştuğu, 1. ve 4.haftalarda inflamasyonun yerini fibrotik aktivasyonun, yaniiyileşmenin aldığı görülmüştür. Deneysel Solüsyon II'ye karşıoluşan reaksiyonun iyileşmesi için MTAD ve Deneysel Solüsyon I'egöre biraz daha uzun bir süre gerekmiştir.

Gulnara Alimzhanova Koylu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessEN

Investigation of infection and survival mechanisms held by Enterococcus faecalis (strain A197A): with respect to endodontic disease

Investigation of infection and survival mechanisms held by Enterococcus faecalis (strainA197A): with respect to endodontic diseaseGüven KayaoğluThe aim of this thesis was to explain how Enterococcus faecalis becomes adherent to collagen(the major organic component of the dentine) and survives endodontic disinfection withcalcium hydroxide (Ca(OH)2). Three hypotheses were tested: 1) growth under stress increasesbacterial adhesion to collagen, 2) adhesion to collagen protects the bacterium againstCa(OH)2, 3) growth under stress increases bacterial resistance against Ca(OH)2. E.faecalisA197A, a persistent endodontic infection isolate, was used for the experiments. 1) Bacteriawere grown at 37ºC in broth of adjusted pHs varying between 7.1 and 9.5, and also in brothof 7.1, but at 46ºC (an established stressful growth condition). Bacterial suspensions wereadded to collagen-coated wells. Bacteria adhering to the surfaces were stained with crystalviolet and quantified spectrophotometrically. Adherence to collagen was significantly more inpH 8.0 and 8.5 groups (the latter was also found to be a stressful condition) and in 46ºC-grown group than the other groups (p<0.05). 2) Bacteria were grown at 46ºC and pre-treatedwith collagen or PBS. The bacteria were then challenged with Ca(OH)2. Samples were drawnthroughout 24h and cultured. Bacteria adhering to collagen survived the Ca(OH)2 challengebetter than the control groups at 12h (p<0.01). 3) Bacteria were grown at 37ºC or 46ºC, andchallenged with Ca(OH)2. Samples were drawn throughout 24h and cultured. Bacteria grownat 46ºC survived the Ca(OH)2 challenge better than bacteria grown at 37ºC, at 6h, 12h and18h (p<0.01). The hypotheses were thus confirmed. These may be critical mechanisms bywhich E.faecalis predominates in persistent endodontic infections.

Güven Kayaoğlu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı kök kanal aletleri ile hazırlanan kök kanallarında çeşitli dolgu materyallerinin tıkama özelliklerinin koronal ve apikal mikrosızıntı ile değerlendirilmesi

Bu çalısmada, farklı kök kanal enstrümanları ile hazırlanan, farklı açılı güta perka konlar kullanılarak lateral kompaksiyon ve tek kon teknigi ile doldurulan kanallarda koronal ve apikal tıkama etkinlikleri sıvı filtrasyon yöntemi ile degerlendirildi. Çalısmada 168 adet çekilmis üst kesici dislerin kökleri kullanıldı. Dislerin 9 tanesi pozitif, 9 tanesi negatif kontrol grubu olmak üzere 18 dis ayrıldı. Kalan 150 dis üç gruba ayrıldı. Grup 1'de 30 adet dis paslanmaz çelik enstrümanlar kullanılarak genisletildi. Kanallar .02 açılı güta perka konlar kullanılarak lateral kompaksiyon teknigi ile dolduruldu. Grup 2'de 60 adet dis ProFile nikel titanyum enstrümanlar kullanılarak genisletildi ve 30 adet dis .02 açılı güta perka lateral kompaksiyon teknigi ile, 30 adet dis ise .06 açılı güta perka kullanılarak tek kon teknigi ile dolduruldu. Grup 3'te 60 adet dis ProTaper nikel titanyum enstrümanlar kullanılarak genisletildi ve 30 adet dis .02 açılı güta perka lateral kompaksiyon teknigi ile, 30 adet dis ise .06 açılı güta perka kullanılarak tek kon teknigi ile dolduruldu. Tüm dislerin apikal ve koronal sızıntıları sıvı filtrasyon teknigi kullanılarak sızıntı degerleri belirlendi. Elde edilen veriler tek yönlü ANOVA analizi ile karsılastırıldı. Paslanmaz çelik ve nikel titanyum enstrümanlar ile genisletilen ve doldurulan disler arasında apikal mikrosızıntı açısından anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0.05). Kök kanal dolgu teknikleri karsılastırıldıgında tek kon teknigi ile doldurulan tüm örnekler ile lateral kompaksiyon teknigi ile doldurulan tüm örneklerin mikrosızıntıları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlemlenmedi (p>0.05). Sonuç olarak tüm gruplar içinde koronal sızıntılar degerlendirildiginde nikel titanyum ProFile ve ProTaper enstrümanlar ile genisletilerek lateral kompaksiyon metodu ile doldurulan gruplar, paslanmaz çelik enstrümanlar ile genisletilerek lateral kompaksiyon teknigi ile doldurulan gruptan belirgin olarak istatistiksel olarak daha az sızıntı gösterdigi belirlendi (p<0.05). Apikal sızıntı degerleri arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlemlenmedi (p>0.05).

Mustafa Murat Koçak
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Enfekte kök kanallarında treponema denticola, porphyromonas gingivalis ve bu bakterilere ait virulans faktörlerinin moleküler mikrobiyolojik teknikler ile incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, enfekte kök kanallarında Treponema denticola, Porphyromonas gingivalis ve bu patojenlerin msp ve prtC genlerinin varlığı ve prevalanslarının Real-time PCR ile belirlenmesidir. Bu iki endodontopatojen ve virulans genleri ile klinik semptomlar arasındaki ilişki de çalışmamızda değerlendirilmiştir. 60 hastadan elde edilen enfekte pulpalar, akut apikal periodontitis, kronik apikal periodontitis ve akut apikal abse olmak üzere üç gruba ayrıldı. DNA ekstraksiyonunun ardından örnekler, T.denticola ve P.gingivalis için özgül primer ve problar kullanılarak Real-time PCR ile incelendi. P.gingivalis DNA'sının pozitif saptandığı örneklerde, kollajenaz geninin belirlenmesi amacıyla prtC'ye özgül bakteriyel primerler ve TaqMan problar kullanılarak Real-time PCR gerçekleştirildi. T.denticola'nın pozitif saptandığı örneklerde, msp geninin belirlenmesi amacıyla konvansiyonel PCR uygulandı. T.denticola, incelenen tüm örneklerin % 44.1'inde, akut apikal periodontitis grubundaki 26 vakanın 12'inde, akut apikal abse grubundaki 7 vakanın birinde, kronik apikal periodontitis grubundaki 27 vakanın 12'inde saptandı. P.gingivalis, incelenen tüm örneklerin %16.7'inde, akut apikal periodontitis grubundaki 26 vakanın 3'ünde, akut apikal abse grubundaki 7 vakanın ikisinde, kronik apikal periodontitis grubundaki 27 vakanın 5'inde saptandı. msp DNA'sı T.denticola'nın pozitif saptandığı 26 adet örneğin 7'inde, prtC DNA'sı P.gingivalis'in pozitif saptandığı 10 örneğin 9'unda saptandı. Bakteriler ve virülans genleri ile üç klinik patolojik durum arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. (p>0.05) Anahtar sözcükler: Kollajenaz, ana yüzey proteini, Porphyromonas gingivalis, Real-time PCR, Treponema denticola

Özgür İlke Atasoy Ulusoy
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Mineral trioksit agregat (MTA) ve yeni geliştirilen deney materyalinin fiziksel özelliklerinin in vitro olarak karşılaştırılması

dis hekimligine tanıtılan ve kök kanal tedavisi uygulamalarına yeni ufuklar kazandıran MTA benzerinin ülkemiz sartlarında daha uygun kosullarda üretilerek, yaygın sekilde kullanılabilir hale gelmesi için planladık. Bu amaçla beyaz MTA ve deney materyalinin fiziksel özelliklerini in vitro deneyler yardımıyla karsılastırdık. X-ısını kırınım faz analizi ile içerdikleri bilesenleri, günlük pH degisimlerini inceleyerek alkali özelliklerini, alüminyum step wedge kullanarak radyografik özelliklerini karsılastırdık. Toplam 41 disin apikal mikrosızıntılarını sıvı filtrasyon yöntemi ile, özel kalıplarda hazırlanmıs 16 örnegin sertlik degerlerini Vickers sertlik ölçüm cihazı ile degerlendirdik. Yaptıgımız in vitro çalısmalar sonucunda, deney materyalinin beyaz MTA'dan daha az sızıntı gösterdigini bulguladık. Sızdırmazlık, özellikle kök ucu dolgu maddeleri için gerekli olan en önemli özelliklerden biridir. Dokularla uyumlulugun ve antimikrobik özelligin karakteristigi olan alkali pH'yı, deney materyalinde ve beyaz MTA'da benzer bulduk. çerdikleri bilesenlerin x-ısını kırınım faz analizleri ile birbiriyle uyumlu oldugunu belirledik. Bu materyallerden deney materyalinin radyoopasite ve sertlik degerlerinin beyaz MTA'dan daha az oldugunu tespit ettik. Deney materyalinin radyoopasite degeri, beyaz MTA'dan daha az bulunmakla birlikte ISO standartlarını karsılayabilen degerlerdir. Klinik uygulama alanları göz önüne alındıgında, sertlik degeri fonksiyonel bölgeleri içermedigi için önem tasımamaktadır. Beyaz MTA benzeri deney materyali ile yaptıgımız bu çalısmanın sonuçları materyalin ülkemiz sartlarında üretilebilir olması nedeniyle klinik uygulamaları arttırıcı rol oynayabilir. Ancak ilerleyen dönemlerde klinik olarak kullanılabilir hale gelmesi için gelistirdigimiz bu deney materyalinin diger fiziksel ve biyolojik özelliklerinin de arastırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: MTA, radyoopasite, mikrosızıntı,sertlik

Serkan Çınar
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı dentin bağlayıcı sistemlerin antimikrobiyal özelliklerinin ve genotoksik potansiyellerinin in vitro değerlendirilmesi

Dentin baglayıcı sistemlerin dentin ve çevre dokularla olan sürekli ve yakın teması ile olusan biyolojik etkilerinden dolayı günümüzde baglayıcı sistemlere olan ilgiyi artırmıstır. Bu çalısmanın amacı, farklı dentin baglayıcı sistemlerin antimikrobiyal özelliklerini ve mutajenik potansiyellerini degerlendirmektir. Bu çalısmada gerçeklestirilen birinci deneyde, Clearfil SE Bond, SL Bond, i-Bond, Clearfil Protect Bond, %2 klorheksidin (pozitif kontrol) ve serum fizyolojigin (negatif kontrol), L.casei (ATCC4646) C.albicans (ATCC10231) ve S.mutans'a (NCTC10449) karsı antimikrobiyal etkileri agar disk difüzyon testi ve seri mikrodilüsyon yöntemi ile tespit edilmistir. kinci deneyde, dentin baglayıcı sistemlerin genotoksik aktiviteleri, farklı elüsyon konsantrasyonunda, insan lenfositlerinde alkalin tek hücre jel elektroforez yöntemi ile incelenmistir. Agar disk difüzyon deneyi ve MK/MBK ölçümü sonucuna göre, Clearfil Protect Bond primer, test edilen her üç bakteriye karsı diger baglayıcı sistemlerden anlamlı derecede, fazla inhibisyon göstermistir Çalısmada test edilen diger sistemlerden, Clearfil SE Bond sadece S.mutans'a karsı zayıf bir inhibisyon gösterirken, SL Bond tüm mikroorganizmalarda inhibisyon olusturmustur. i-Bond ise test edilen her üç mikroorganizma türüne karsı çok düsük inhibisyon etkisi göstermistir. Genotoksisite çalısma sonuçlarına göre, Clearfil Protect Bond primer, kuyruk uzunlugunu 50 ?l ve 100 ?l'de anlamlı derecede arttırmıs, kuyruk momenti ve yogunlugu ise sadece 100 ?l'lik en yüksek konsantrasyonda artıs göstermistir. Kuyruk uzunlugu, yogunlugu ve momenti Clearfil Protect Bond baglayıcıda 100 ?l'lik konsantrasyonda belirgin olarak arttırmıstır. Clearfil SE Bond primer 50 ?l'de, Clearfil SE bond baglayıcı ise 100 ?l'de DNA hasarını artırmıslardır. Fakat SL bond ve i-Bond belirgin bir DNA hasarı olusturmamıstır. Bu çalısmada tasarlanan 2 deneyin sonuçları, test edilen dentin baglayıcı sistemlerden, antimikrobiyal monomer içeren Clearfil Protect Bond primerin, klinikteki etkili uygulama dozlarında, güçlü bakterisid/fungusid etki ve düsük genotoksik potansiyele sahip oldugunu göstermistir. Anahtar kelimeler; dentin baglayıcı sistemler, MDPB, antimikrobiyal aktivite, genotoksisite.

Genotoksisite
Alev Ateşağaoğlu Kaya
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Mandibulanın posterior bölgesine dental implant yerleştirilebilmesi için mandibular kanalın lokalizasyonunu belirlemede üç farklı görüntüleme yönteminin kullanılması

Bu çalışmanın amacı, mandibulanın posterior bölgesine implant yerleştirilmesi öncesi mandibular kanalın yerinin belirlenmesinde panoramik radyografi, geleneksel (enine kesitli) ve bilgisayarlı tomografi (BT) görüntülerinin etkinliğini araştırmaktır. Bu çalışma için 6 adet kuru, tam dişsiz erişkin insan mandibulası kullanıldı. Her bir mandibula üzerinde 1. premolar dişlerden 3. molar dişler bölgesine kadar 12 kesit bölgesi belirlendi. Kesit bölgelerinden panoramik radyografi, geleneksel ve bilgisayarlı tomografi görüntüleri elde edildi. Panoramik radyograflar üzerinde Mı ve M2 mesafeleri ölçüldü. Mj: Mandibula kret tepesi ve mandibula alt kenarı arası mesafe M2 : Alveoler kret tepesi ile mandibular kanalın üst sının arasındaki mesafe Geleneksel tomografi için OP100 panoramik cihazın lineer tomografi opsiyonu kullanılarak enine kesitli görüntüler elde edildi. BT görüntüleri için 1 mm kalınlıkta elde edilen aksiyel kesitler, DentaScan (General Electric Medical System, UK) yazılımı ile yemden düzenlenerek reformat görüntüler elde edildi. Geleneksel ve bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinde Mı ve M2 mesafelerinin yanısıra şu mesafeler ölçüldü: M3: Mandibula kret tepesinden 5 mm aşağıdaki bukko-lingual genişlik. Mi; Mandibular kanal çevresindeki bukko-lingual genişlik.81- Tüm görüntüler elde edildikten sonra mandibula kemikleri kesit bölgelerinden 1 mm kalınlıkta bir karbon separe ile kesilerek altın standart belirlendi. Görüntüler üzerinden yapılan ölçümler ile gerçek mandibula değerleri karşılaştırıldı. Sonuçta, mandibulanın posterior bölgesindeki preoperatif implant planlamasında en etkin yöntemin BT olduğu görüldü, ancak BT'nin yüksek radyasyon dozu, çoğu dental ofiste bulunmaması gibi dezavantajları vardır. Öte yandan cerrahi öncesi bukko-lingual yönde bilgi edinilmesi açısından geleneksel enine kesitli görüntülerin de yararlı olduğu izlendi. Bu yöntem panoramik radyografi görüntülerinde bulunmayan bukko-lingual yönde bilgi sağlamakta ve BT'ye kıyasla oldukça düşük radyasyon dozu içermektedir. Geleneksel enine kesitli tomografi, bu çalışmada kullanılan panoramik cihazda olduğu gibi, son yıllarda üretilen birçok panoramik cihazda da mevcuttur. Bu da çoğu zaman dişhekimlerine kolay ulaşım için önemli bir avantaj sağlamaktadır. Ancak bu cihazlarla enine kesitli görüntüler elde ederken tomografik projeksiyon açılarını ayarlamada zorluklarla karşılaşılmakta ve dar tomografik açı nedeniyle bulanık görüntüler meydana gelmektedir. Bu dezavantajları minimuma indirebilmek için, hem görüntüleri elde eden personel, hem de görüntüleri yorumlayan hekimler tecrübeli olmalıdır. Böylece daha iyi sonuçlar alınabilir.

İlkay Çelik
Gazi University · Institute of Health Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Nd: YAG lazerlerin farklı frekans ve güçlerde uygulanmasının insan osteoblast hücreleri üzerindeki etkisinin incelenmesi

Lazerler cerrahi, periodontoloji, ortodonti, endodonti ve konservatif tedavi gibi dişhekimliğinin pek çok dalında yaklaşık 30 yıldır kullanılmaktadır. Nd:YAG lazerler ince fiber optik iletim sistemleriyle kök kanal tedavilerinde konvansiyonel tedavi yöntemlerine ek olarak, kök kanal sterilizasyonu, debrislerin uzaklaştırılması ve smear tabakanın eliminasyonu gibi işlemler için tercih edilmektedir. Bu çalışmanın amacı Nd:YAG lazerlerin farklı frekans ve güçlerde uygulanmasının periapikal bölgede, özellikle alveoler kemik dokuda, hücresel boyutta meydana getirebileceği değişikliklerin hücre kültür yöntemleri kullanılak incelenmesidir. Çalışmada insan osteoblast benzeri devamlı hücre kültürü Saos-2 kullanıldı. Nd:YAG lazer hücre kültürleri üzerine temassız şekilde 20-120 mj, 10-30 Hz ve 0.2-3.6 W ayarlarında 10 saniye süreyle uygulandı. Aynı şekilde Nd:YAG lazerin rehber ışığı olarak kullanılan He-Ne lazer, hücre kültürleri üzerine temassız şekilde 10 saniye süreyle uygulandı. 7, 14 ve 21 günlük inkübasyon döneminden sonra hücresel artış ve canlılık MTT metoduyla, hücresel aktivite ise ALP ve osteokalsin ölçümleriyle değerlendirildi. Ayrıca hücresel mineralizasyonu değerlendirmek için ALP ve kalsiyum boyamaları yapıldı. Çalışmanın bulgularına göre MTT abzorbans ortalamaları karşılaştırıldığında yalnız 20 mj, 10 Hz, 10 saniye ( Grup 1) ve He-Ne lazer (Grup 14) uygulanan gruplar ile kontrol grubu (Grup 15) arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Diğer gruplar arasındaki fark anlamlı bulundu (p<0.05). ALP aktiviteleri karşılaştırıldığında ise 20 mj, 10 Hz, 10 saniye (Grup 1) ve kontrol grubu (Grup 15) arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Diğer gruplar arasındaki fark anlamlı bulundu (p<0.05) MTT abzorbans ortalamaları ve ALP ve osteokalsin ortalama değerlerine göre bir değerlendirme yapıldığında lazerin atım enerjisi ve enerji çıkışının arttırılmasının osteoblast hücre kültürleri üzerinde negatif bir etki oluşturduğu görüldü. Sonuç olarak; eğer atım enerji miktarı ve enerji çıkışı amaçlanan tedavi için yeterliyse en düşük ayarları seçmek doğru yöntem olacaktır.

Hacer Deniz Arısu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Devamlı dalga kondensasyon yöntemi ile uygulanan kök kanal dolgu tekniğinde kök yüzeyinde oluşan ısı etkisinin sonlu elemanlar yöntemi ile incelenmesi

-107- ÖZET Bu çalışmanın amacı ısı ile uygulanan bir kök kanal dolgu tekniği olan devamlı ısı ile obturasyon yönteminin diş ve çevre dokularda oluşturacağı termal etkileri sonlu elemanlar yöntemi ile değerlendirmektir. Bu çalışmada devamlı dalga obturasyon tekniği ile kök kanalı doldurulan üst kanin dişte, periodontal ligament ve kemik dokularda oluşan sıcaklık değişimleri sonlu elemanlar yöntemi kullanılarak incelendi. Bu amaçla önce dişin 3-boyutlu sonlu elemanlar modeli, Wheeler65^ belirttiği kanin diş ölçüleri temel alınarak ve MSC/PATRAN® yazılımı kullanılarak hazırlandı. Dişin kök kanalının System B ısı kaynağı kullanılarak doldurulduğu varsayıldı. Doldurma sürecinde oluşan ısı transferinin analizi MSC/NASTRAN® yazılımı ile yapıldı. Periodontal ligament, mine, dentin, sement, spongioz ve kompakt kemiklerin sıcaklıktan başlangıçta normal vücut sıcaklığı olan 36°C olarak alındı. Kronun yüzeyinden ağız içine doğru serbest ısı taşınımı olduğu kabul edildi. Ağız içi normal oda sıcaklığı olan 22°C olarak alındı. Böylece hastanın ağzı açıkken hekimin işlemini sürdürdüğü durum benzeştirildi. İlk olarak apikal 5 mm'lik bölüme guta perka konulduğu varsayıldı. Guta perka, System B ısı kaynağı ile benzeştirilecek şekilde 200°C ısıtıldı ve 5 saniye soğuması beklendi. Böylece dişte bulunan tüm elemanların ilk sıcaklıkları değişti. İkinci basamakta dişin kök kanalına 4 mm guta perka daha ilave edildi. Üçüncü basamakta vertikal kondensasyon yöntemini benzeştirecek şekilde System B ısı kaynağı 100°C'ye ayarlanarak sıcaklık uygulandı. 5 saniye daha soğutulmaya bırakıldı. Benzer şekildeki uygulamalarla toplam yedi basamakta tüm kök kanalının doldurulduğu kabul edildi. Her basamakta dişte oluşan sıcaklık değişimleri belirlendi.-108- Çalışmanın ikinci safhasında, işlemler en kritik olan birinci adım için System B ısı taşıyıcı sistemin başlangıç sıcaklığı 250°C'ye ayarlı olacak şekilde tekrar edildi. Sonuç olarak, 250°C'de System B ısı cihazının kullanımında periodontal ligament için kritik değer olan 10°C sıcaklık artışına ulaşıldığı saptandı.

Özgür Er
Gazi University · Institute of Health Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Aşırı harabiyet gösteren endodontik tedavili dişlerin farklı materyaller ile restorasyonu

66 ÖZET Aşırı harabiyet gösteren kanal tedavisi görmüş tek köklü dişlerin restorasyonunda maksimum tutuculuk ve direnç sağlayacak post sistemlerinin seçilmesi önemlidir. Son yıllarda estetik gereksinimler göz önüne alınarak metal olmayan seramik ve fiber esaslı post sistemleri kullanıma sunulmuştur. Bu çalışmada aşırı harabiyet gösteren tek köklü dişlerin farklı adeziv sistemler ve dual sertleşen kompozit rezin yapıştırma simanı ile yapıştırılan üç farklı postun kırılma dayanıklılığı açısından incelenmesi amaçlandı. Çalışmamızda yeni çekilmiş tek köklü 63 adet diş kanal preparasyonları tamamlandıktan ve kanallar doldurulduktan sonra rastgele 3 gruba ayrıldı. Birinci gruptaki örneklerde hazırlanan kanal boşluğuna titanyum kanal postu olan Filpost yerleştirildi. İkinci gruptaki örneklerde kanal boşluğunda cam fiber post olan Mirafit White ve üçüncü gruptaki örneklerde ise seramik post olan Cosmopost kullanıldı. Postları yapıştırmak için dual sertleşen Rely X ARC ve farklı 3 bağlayıcı ajan (Single Bond, Clearfil SE Bond, Prompt L Pop) kullanıldı ve kompozit rezinle (Clearfil Photocore) tamamlandı, örneklere 5 ve 55 °C'de 500 kez ısısal değişim testine tabi uygulandı, örnekler 1 mm/dk hızda Llyod marka test cihazında makaslama testine tabi tutuldu. Çalışmanın sonucunda postlar arasındaki farklılıkların bağlayıcı ajanlara göre farklılık oluşturduğu bulundu. Her bağlayıcı grubunda kırılma direnci açısından fiberle güçlendirilmiş post Mirafit White dirençli bulunurken, titanyum post Filpost en az direnç gösterdi.

Bağdagül Helvacıoğlu Kıvanç
Gazi University · Institute of Health Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Ni-Ti enstrümanlarla devamlı ısı ile obturasyon yöntemi (system B) kullanımına uygun hazırlanan kök kanal kavitelerinin değerlendirilmesi

92 ÖZET Bu araştırmada kök kanal tedavisinde kanal dolgusunda kullanılan, System B cihazının kullanımına uygun kök kanal preparasyonu Profile GT, Quantec sistemleri ve paslanmaz çelik el enstrümanları ile farklı eğimlerdeki köklerde yapılarak, preparasyon işlemi sırasında çalışma boyutunda olan farklılıklar, enstrüman deformasyonları ve yapılan preparasyon öncesinde ve sonrasında kullanılan örneklerden alınan bilgisayarlı tomografi görüntülerinin bilgisayar ortamında karşılaştırılması ile köklerde kaldırılan dentin miktarı, kalan dentin miktarı ve kök kanalında oluşan transportasyon miktarları hesaplanarak 3 enstrüman setinin istenilen preparasyonu sağlamadaki yeterliliği ve güvenilirliği belirlendi. Çalışma sonucunda her üç enstrüman seti istenilen ebatlardaki preparasyonu hazırlamada yeterli bulundu. İstenilen ebatlardaki preparasyonda hiçbir örnekte strip perforasyon olgusuna rastlanmadı. Çalışmamızda en çok deformasyon gösteren enstrüman seti olarak paslanmaz çelik el eğesi setleri bulundu. Çalışmamızda en çok çalışma boyutu kaybı el eğesi kullanılan gruplarda belirlendi. Kaldırılan dentin miktarı değerlendirmesinde enstrüman setleri arasında önemli farklar bulunmazken kök kanalının transportasyonu en çok el eğesi grubunda belirlendi, Quantec seti ve Profile GT seti arasında belirgin farklılıklar görülmedi.

Özgür Uzun
Gazi University · Institute of Health Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Servikal çürüklerin restorasyonunda kullanılan estetik restoratif materyallerin in vitro ve in vivo incelenmesi

-164- ÖZET Servikal restorasyonların koronal kenarı genellikle minede, servikal kenarı ise sement ve dentinde yer almaktadır. V. Sınıf kaviteler adı verilen bu tip kavitelerin restorasyonlarında farklı yapıda adeziv sistem ve estetik dolgu maddeleri kullanılabilir. Bu restoratif sistemlerin, mine ve dentine eşit şekilde iyi bağlantı kurması arzu edilir. Bu çalışmanın amacı, farklı yapıdaki adeziv sistem ve ışıkla sertleşen rezin modifiye cam iyonomer restoratif materyal, poliasit modifiye rezin kompozit, mikrodolduruculu kompozit rezin ve hibrit tip kompozit rezin gibi diş rengindeki dolgu materyallerinin in vivo ve in vitro değerlendirilmesidir. In vitro değerlendirmeler adeziv arayüzey kalınlığının ölçülmesi ve mikrosızıntı esas alınarak yapıldı. Örneklerin adeziv arayüzey kalınlığım belirlemek için SO adet çekilmiş çürüksüz premolar dişin bukkal yüzeyine mine sement bileşiminde V. Sınıf kaviteler (meziodistal genişliği 3 mm, okluzogingival uzunluğu 2mm ve derinliği 2mm) okluzal kenarı minede, gingival kenarı dentin ve sementte olacak şekilde açıldı. Prepare edilen dişler her grupta 10 adet olacak şekilde S gruba ayrıldı. Gruplar aşağıdaki gibidir:-165- Grup 1: Tek aşamada smear tabakasını modifıye eden sistem (Compoglass SCA primer/adheziv sistem) + poliasit modifiye rezin kompozit (Compoglass) Grup 2: Üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Scotchbond Multi Purpose Plus Adheziv Sistem) + microdolduruculu kompozit rezin (Silux Plus) Grup 3: Üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Scotchbond Multi Purpose Plus Adheziv Sistem) + hibrit tip kompozit rezin (Z 100) Grup 4: Florit ile doldurulmuş iki aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Syntac Single-Component Adheziv Sistem) + florit içeren hibrit tip kompozit rezin (Tetric) Grup 5: Florit ile doldurulmuş üç aşamada smear tabakasını uzaklaştıran sistem (Optibond) + hibrit tip kompozit rezin (XRV Herculite) Restorasyon esnasında bütün materyaller okluzal tabaka önce olacak şekilde iki tabaka halinde yerleştirildi. Her tabaka 40 saniye görünür ışık ile sertleştirildi. Restorasyonlar 12 numaralı karbit frez ile hızlı dönen su soğutmalı el aleti yardımı ile bitirildi ve kalından inceye doğru Sof-Lex diskler kullanılarak parlatıldı. Restorasyonları tamamlanan dişler, yavaş hızla dönen kesme aletiyle bukkolingual yönde kesilmeden önce 37°C su içinde 24 saat saklandı. Adeziv arayüzey kalınlığı yüzey tarama elektron mikroskobu ile 10 farklı ölçüm noktası esas alınarak ölçüldü.-166- Sonuç olarak, adeziv arayüzey kalınlığının tüm test edilen sistemlerde homojen olmadığı gözlendi. Diğer sistemlerle karşılaştırıldığında, tek aşamalı smear tabakasını modifiye eden sistem en fazla adeziv arayüzey kalınlığı gösterdi (p<0.05). Test edilen diğer sistemler benzer adeziv arayüzey kalınlık ölçümleri gösterdi(p>0.05). Farklı diş renginde restoratif materyallerin mikrosızıntılannı değerlendirmede, 240 adet çekilmiş çürüksüz premolar dişlerin bukkal yüzeylerine V. Sımf kaviteler (meziodistal genişliği 3mm, okluzogingival uzunluğu 2mm ve derinliği 2mm) okluzal kenarı minede, gingival kenan dentin ve sementte olacak şekilde açıldı. 120 kavitenin okluzal kenarlarına ince elmas frez ile bizotaj (45°,0.5mm) yapıldı. Daha sonra 60 bizotajlı ve 60 bizotaj sız kaviteleye restoratif materyal yerleştirilmeden önce görünür ışık ile sertleşen rezin modifiye kaide materyali yerleştirildi. Kaviteler altı farklı restoratif materyal ile bizotajlı, bizotajsız ve kaideli, kaidesiz olacak şekilde restore edildi. Her test grubu için 10 kavite aşağıdaki gibi restore edildi: Grup 1 A: bizotajlı, kaideli + Fuji II LC Grup IB: bizotajlı, kaidesiz + Fuji II LC Grup İC: bizotajsız, kaideli + Fuji II LC Grup İD: bizotajsız, kaidesiz + Fuji II LC?167- Grup 2A: bizotajh, kaideli + Compoglass Grup 2B: bizotajlı, kaidesiz + Compoglass Grup 2C: bizotajsız, kaideli + Compoglass Grup 2D: bizotajsız, kaidesiz + Compoglass Grup 3 A: bizotajlı, kaideli + Silux Plus Grup 3B: bizotajlı, kaidesiz + Silux Plus Grup 3C: bizotajsız, kaideli + Silux Plus Grup 3D: bizotajsız, kaidesiz + Silux Plus Grup 4A bizotajlı, kaideli + Z 100 Grup 4B: bizotajlı, kaidesiz + Z 100 Grup 4C: bizotajsız, kaideli + Z 100 Grup 4D: bizotajsız, kaidesiz + Z 100 Grup 5A: bizotajlı, kaideli + Tetric Grup 5B: bizotajlı, kaidesiz + Tetric Grup 5C: bizotajsız, kaideli + Tetric Grup 5D: bizotajsız, kaidesiz + Tetric Grup 6A: bizotajlı, kaideli + XRV Herculite Grup 6B: bizotajlı, kaidesiz + XRV Herculite Grup 6C: bizotajsız, kaideli + XRV Herculite Grup 6D: bizotajsız, kaidesiz + XRV Herculite Restorasyon esnasında bütün materyaller okluzal tabaka önce olacak şekilde iki tabaka halinde yerleştirildi. Her tabaka 40 saniye görünür ışık ile-168- sertleştirildi. Restorasyonlar 12 numaralı karbit frez ile hızlı dönen su soğutmalı el aleti yardımı ile bitirildi ve kalından inceye doğru Sof-Lex diskler kullanılarak parlatıldı. Restorasyonları tamamlanan dişler, 37°C su içinde 24 saat süre ile bekletildi ve daha sonra restorasyonların kenarlarının 1 mm uzağından başlayarak tüm diş yüzeyleri tırnak cilası ile örtüldü. Dişler, yavaş hızla dönen kesme aletiyle bukkolingual yönde kesilmeden önce, mikrosızmtı değerlendirmesi için % 2'lik metilen mavisi solüsyonunda 24 saat bekletildi. Kavite şekli düşünüldüğünde, tüm test edilen materyaller için bizotaj ve kaide uygulaması mikrosızmtı değerlerini etkilemedi. Buna rağmen, test edilen materyaller karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık bulundu (p<0.05). Rezin modifiye cam iyonomer restoratif materyal, Fuji n LC, en fazla mikrosızmtı değerleri gösterdi. Ancak, okluzal ve gingival kenarlardaki mikrosızmtı değerlerinde bir farklılık gözlenmedi (p>0.01). Bütün kompozit rezin materyaller tipine bağlı olmaksızın en az mikrosızmtı değerleri gösterdi. Ancak, okluzal kenarlarda gingival kenarlardan daha az sızıntı değerleri gözlendi In vivo değerlendirmeler, dişlerin bukkal yüzeyinde aktif çürük lezyonlannın restorasyonunda rezin modifiye cam iyonomer, poliasit modifiye rezin?169- kompozit, mikrodolduruculu kompozit rezin ve hibrit tip kompozit rezin kullanımı üzerine kurulmuştur. Her test grubu için 30 olacak şekilde, 180 servikal lezyon 50 hastada tek bir hekim tararından restore edilmiştir (23 kadın, 27 erkek ve 35-45 yaş arası). Çürüğün uzaklaştırılması sırasında, kavite kenarlarına bizotaj yapılmadı ve kavite preparasyonundan sonra kaide materyali uygulanmadı. Tüm restorasyonlar yerleştirildikten 6 ay, 1 yıl, 2 yıl ve 3 yıl sonra iki deneyimli gözlemci tarafından değerlendirildi. Araştırıcılar, dentin ve mine adeziv materyalleri için Amerika Dişhekimleri Birliği Kilinik Protokol Tüzüğü Kriterlerini esas alarak retansiyon, marjinal bütünlük, marjinal renk değiştirme, renk uyumu, anatomik form, yüzey yapısı, yüzey boyanması, sekonder çürük, dişeti cevabı ve hassasiyet yönünden değerlendirdi. Elde edilen veriler, tüm restorasyonların incelenen kriterleri sağladığını göstermiştir. Ancak, uygun adeziv sistem kullanılan restoratif materyaller, adeziv sistem kullanılmayan Fuji n LC gibi restoratif materyallerden daha iyi sonuç vermiştir. Restorasyonların 3 yıllık klinik kullanımından sonra test edilen restoratif materyallerden 10 'ar adet ölçü ahndı ve replika modeller epoksi rezinden elde edildi. Epoksi replika model kullanılarak materyallerin marjinal bütünlüğü ve yüzey yapısı yüzey tarama elektron mikroskobu altında incelendi. Replika modellerden elde edilen marjinal bütünlük ve yüzey yapısı sonuçlan restorasyonların klinik bulgularıyla uyumluluk göstermiştir.

Cam iyonomer çimentolarıDiş çürükleriKompozit reçineler
Mine Betül Üçtaşlı Kaya
Gazi University · Institute of Health Sciences
1999
00
DoctorateOpen AccessTR

Çürük aktivitesi yüksek olan bireylerde çeşitli antimikrobiyal ağız çalkalama solüsyonlarının tükrük ve plak biyokimyası ve mikrobiyolojisi üzerine etkinlikleri

Bu çalışmada, Snyder Testi kullanılarak çürük aktivitesi yüksek olan 60 birey tespit edilmiş tir. Bireylerin tükrük ve plak örnekleri alınarak gerek Streptokokların sayı ve dağılımları gerekse tükrük bikarbonat, pH, laktat dehidrojenaz enzim aktiviteleri ile plak pH'ları üzerine kullanılan antimikrobiyal ağız çalkalama solüsyonlarının etkinlikleri çift kör deneyi ile incelenmiştir. Bu solüsyonlar %0.12'lik Klorheksidin ve %0. 03 Sanguinarin-Zn içermektedir. Kontrol grubunda ise %0,9'luk Sodyumklorür içeren Serum fizyolojik kullanılmıştır. Klorheksidin ve Sanguinarin içeren ağız çal kalama solüsyonlarının her ikisininde bakteri plağının diş yüzeyinden uzaklaştırılmasına yardımcı olduğu ve hem tükrük hem de bakteri plağı içindeki mikro organizmaların sayı ve dağılımlarında önemli bir düşüşe neden olduğu saptanmıştır (p<0.05). Bu iki solüsyon tükrük ve plak pH değerlerinde artmaya neden olurken, tükrük laktat dehid rojenaz enzim aktivitelerinde bir değişme saptanama mıştır (p>0,05). Sanguinarin ve Klorheksidin içeren ağız çal kalama solüsyonu ile Serum fizyolojik kullanılan grubun tükrük bikarbonat değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır (p>0.05).

Dental plakDiş çürükleriDiş çürüğünü önleyici ajanlar+1
Hülya Can Erten
Gazi University · Institute of Health Sciences
1995
00
DoctorateOpen AccessTR

Dört farklı laminate veneer restorasyon materyalinin bağlanma direncinin değerlendirilmesi

Dişlerde görülen estetik problemler çoğunlukla travma, erken doğum, hamilelik veya bebeklik sırasında geçirilen enfeksiyonlar ve genetik bozukluklar sonucunda ortaya çıkmaktadır. Bu tür vakaların tedavisinde; öncelikle hassasiyet giderici ajanlar, takiben diş renginde restoratif materyaller, ardından laminate veneer restorasyonlar ve son olarak full seramik restorasyonlar tercih edilmektedir. Doğal dişlerde renk, şekil ve gelişim bozukluğu gibi nedenlerle meydana gelen estetik problemlerin tedavisinde en az doku kaybına neden olan yöntemlerin seçilmesi başarı şansını arttıracaktır. Renk değiştirmiş, fraktüre, malforme veya malpoze anterior dişlerin estetik tedavisinde full seramik kronlar yerine, laboratuvar işlemi gerektirmeyen direkt kompozit laminate veneer yöntemi tercih edilmektedir. Laminate veneerler; estetik, biyouyumlu, stabil, tedavi sonuçları tahmin edilebilir ve gingival iritasyon yaratma riski minimal olan restorasyon seçenekleridir. Uygulama kolaylığı ve tedavi süresinin kısa olması gibi avantajlara sahip olan kompozit rezinler, son yıllarda önemli ölçüde ilerleme sağlayan nanofil teknolojisi ve gelişmiş bonding sistemleri sayesinde sıklıkla kullanılmaya başlamıştır. Bu in-vitro çalışma; prepare edilen labial diş yüzeylerine yerleştirilen dört farklı kompozit rezin materyalinin makaslama dayanım kuvvetlerini karşılaştırmalı olarak değerlendirmek üzere planlanmıştır. Araştırmamız; ortodontik veya periodontal nedenlerle yeni çekilmiş, çürüksüz, restorasyonsuz 60 adet üst santral diş kullanılarak gerçekleştirildi. Kavite preparasyonları tamamlanan dişler rastgele 15'erli dört gruba ayrıldı. Birinci gruba Grandio, ikinci gruba Gradia, üçüncü gruba Amaris ve dördüncü gruba Tetric ceram restoratif materyalleri üretici firmaların önerileri doğrultusunda yerleştirilerek görünür ışık ile polimerize edildi. Instron test cihazına yerleştirilen dişlerdeki restorasyonlar üzerine farklı yükler uygulanarak materyallerin doğal dişten ayrılma değerleri Newton cinsinden kaydedildi. İstatistiksel olarak ANOVA Tek Yönlü Varyans Analizi ve TUKEY HSD testleri kullanılarak değerlendirilen materyaller arasında, kırılma direnci bakımından istatiksel olarak anlamlı bir fark gözlenmezken, en yüksek bağlanma dayanımı değerine sahip olan materyal Grandio olarak belirlendi (P<0,05). Anahtar kelimeler: Laminate veneer, kompozit rezin, bağlanma dayanımı.

Suzan Cangül
Dicle University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Geleneksel kavite dezenfektanı ve ozonun, güncel restoratif materyal uygulanmış dişlerde makaslama bağlanma dayanımına etkisi

ÖZET Amacı; Enfekte dentinin mekanik uzaklaştırılması sonrası kavitede ve smear tabakasında kalması muhtemel mikroorganizmaların eliminasyonu amacıyla kullanılan kavite dezenfektanı klorheksidin glukonat ve ozonun, güncel restoratif materyallerde (kompozit, siloran) dentine bağlanma dayanıklılık etkisinin incelenmesidir. Materyal ve metot; Çalışmamızda 90 adet çürüksüz, restorasyonsuz üçüncü molar diş kullanıldı. Dişler dentin yüzeyi yere paralel olacak şekilde 2 cm çapında, 3 cm boyunda silindirik kalıplara kökleri içinde kalacak şekilde soğuk akril yardımıyla yerleştirildi. Orta koronal düz dentin yüzeyleri elde edilinceye kadar aşındırıldı. Örnekler rastgele üç ana gruba (n=30) ayrıldı. Her bir grup daha sonra kendi içinde rastgele üç alt gruba (n=10) ayrıldı. Ana gruplardan birincisine dentin yüzeylerine klorheksidin (Ceraxidin-C), ikincisine ozon (Prozone ) uygulandı, üçüncü grup ise kontrol grubu olarak hazırlandı. Alt gruplardaki örneklerin dentin yüzeylerine çapı 3 mm, yüksekliği 4 mm olan silikon şeffaf kalıplar içerisine üç farklı restoratif dolgu materyali kullanılarak restore edildi (Filtek Silorane, Gradia Direct, Quıxfil). Kontrol gruplarına dezenfeksiyon işlemi uygulanmadan restorasyon tamamlandı. İnstron universal test cihazına yerleştirilen örnekler 1 mm/dak. hızda makaslama kuvveti uygulanarak kırılıncaya kadar kuvvet uygulandı. Elde edilen değerler MPa cinsinden kaydedildi. Kırılan yüzeyler, x40 büyütmede stereo mikroskopta incelenerek kırık tipleri tespit edildi. Bulgular: Çalışmamızın istatistiksel değerlendirilmesinde Veriler Kolmogorov-Smirnov testine göre normal dağılış göstermediğinden tüm grupların karşılaştırılmasında Non-parametrik testlerden Kruskal Wallis varyans analiz yöntemi uygulandı. Grupların kendi aralarında ikişerli karşılaştırmalarında ise çoklu karşılaştırma testlerinden Bonferroni Düzeltmeli Mann-Whitney U testi kullanıldı. Çalışmanın makaslama bağlanma dayanımı incelenmesinde gruplar arasındaki farklılık istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (P<0,05). Sonuç: Kavite dezenfeksiyonu amacıyla uygulanan klorheksidinin restoratif materyallerin makaslama bağlanma dayanımını kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak etkilemediğinden restorasyon öncesinde kullanılabileceği sonucuna varıldı. Ozon uygulamasının makaslama bağlanma dayanımı kontrol gruplarıyla karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı düşüş görüldü. Bu nedenle restoratif tedaviler öncesi kavite dezenfeksiyonu amacıyla ozon uygulamasına kuşkuyla yaklaşılmalı ve sebeplerinin araştırılması için ileri in vitro/ in vivo deneysel ve klinik çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.. Anahtar Kelimeler: Ozon, klorheksidin, bağlanma dayanımı, kompozit

Yasemin Yavuz
Dicle University · Institute of Health Sciences
2015
11
DoctorateOpen AccessTR

İki farklı ışık kaynağı ile polimerize edilen beş bulk-fill restoratif materyalin mikrosızıntı açısından değerlendirilmesi

Amaç: Bu in-vitro çalışmanın amacı iki farklı ışık kaynağı ile polimerize edilen beş bulk-fill restoratif materyalin mikrosızıntı açısından değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda periodontal ve ortodontik nedenlerle yeni çekilmiş 100 adet çürüksüz ve restorasyonsuz insan molar dişi kullanıldı. Dişler tek tek incelenerek kron kısımlarında çürük, kırık, çatlak veya daha önceden yapılmış bir restorasyon bulunmamasına dikkat edildi. Daha sonra dişler üzerindeki yumuşak eklentiler bir kretuvar yardımıyla uzaklaştırılıp tüm yüzeyler pomza ve politür lastiği ile temizlendi. Çalışma yapılıncaya kadar geçen sürede dişler distile su içerisinde, oda sıcaklığında bekletildi. Bütün dişlerin bukkal yüzeyine hava ve su soğutması altında silindirik elmas frezlerle (Boshphorus, High Technology Dental Burs, Türkiye ) standart Sınıf V kaviteler açıldı. Her kavite mezio–distal genişliği 3 mm, oklüzo-gingival genişliği 2 mm ve derinliği 2 mm olacak şekilde hazırlandı. Kavite sınırları mine-sement sınırının 1mm altına kadar uzatıldı. Daha sonra dişler iki farklı LED ışık kaynağından oluşan rastgele 2 gruba ayrıldı. Ardından bu iki grup da 5 farklı bulk-fill kompozit materyalinden oluşan 5 ayrı alt gruba ayrıldı. Her alt grup 10 adet dişten oluştu. Grup 1-LED ışık kaynağı ile SDR, X-tra fil, Beautifil Bulk, Venus Bulk Fill ve Filtek Bulk Fill restorasyon materyallerinden oluştu. Grup 2-Valo LED ışık kaynağı ile SDR, X-tra fil, Beautifil Bulk, Venus Bulk Fill ve Filtek Bulk Fill materyallerinden oluşan gruplar şeklinde hazırlanarak üretici firmaların talimatları doğrultusunda restorasyonlar tamamlandı. Restorasyonların bitirme ve polisaj işlemleri 24 saat sonra elmas içerikli cila lastikleri (CLEARFIL Twist Dia, Kuraray Europe GmbH, ALMANYA) ile yapıldı. Ardından örnekler 5 ± 2 ºC ve 55 ± 2 ºC arası ısı banyolarında 30 sn bekleme zamanı olmak üzere 1.500 kez termal siklus işlemine tabi tutuldu. Daha sonra tüm dişlerin kök uçları kompozit rezin ile kapatıldı ve örnekler restorasyon sınırlarının 1 mm dışında kalacak şekilde aside dirençli tırnak cilası ile kaplandı. Tüm örnekler % 0.5' lik bazik fuksin boya solüsyonuna daldırılarak 24 saat boyunca bekletildi. Boyadan çıkarılan dişler musluk suyu altında yıkanarak fazla boyanın uzaklaştırılması sağlandı. Sonrasında dişler bukko-lingual/palatinal yönde restorasyonu ortalayacak şekilde su irrigasyonu altında ikiye ayrıldı ve toplamda 100 adet dişten 200 adet örnek elde edildi. Elde edilen kesit yüzeylerindeki oklüzal ve gingival sızıntı değerleri stereooptik mikroskopta (Leica Z16 APO, Almanya) bağımsız bir araştırmacı tarafından x40 büyütmede incelenip skorlar kaydedildi. Ayrıca her gruptan rastgele birer diş seçilerek rezin materyal ile kavite duvarı arasındaki ilişki SEM mikroskobu ile çeşitli büyütmelerde fotoğraflanarak incelendi. Son olarak elde edilen veriler istatistiksel olarak ANOVA ve Student's t testleri ile değerlendirildi. Bulgular: SDR, X-tra fil, Beautifil, Filtek bulk-fill ve Venus bulk-fill' den oluşan kompozitlerin sızıntı açısından istatistiksel olarak karşılaştırılmasında, oklüzal kenarlarlarda hem Optima-10 LED ışık kaynağı hem de Valo LED ışık kaynağı ile polimerizasyon arasında fark bulunmadı (p> 0,05). Kompozitler gingival sızıntı değerleri açısından değerlendirildiğinde ise hem optima LED hem de Valo LED ile polimerize edilen iki grupta da Beautifil, Filtek ve X-tra fil kompozitleri arasında fark bulunmazken SDR ve Venus bulk-fill kompozitleri diğerlerine oranla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha fazla sızıntı gösterdi (p< 0,05). Optima LED ve Valo LED ışık kaynaklarıkarşılaştırıldığında ise tüm kompozitlerde oklüzal kenarlarda, ışık kaynakları arasında fark bulunmazken gingival kenarlarda Valo LED ile polimerize edilen kompozitler OptimaLED ile polimerize edilenlere göre anlamlı derecede daha az sızıntı gösterdi. Sonuç: Çalışmamızdan elde ettiğimiz verilere bakacak olursakValo LED ile polimerize edilen restorasyonların Optima LED ile polimerize edilen restorasyonlara oranla daha iyi sonuçlar verdiği görülmüştür. Kompozitler arasında ise Beautifil, Filtek ve X-tra fil materyallerinden SDR ve Venus bulk-fill' e göre mikrosızıntı açısından daha iyi sonuçlar elde edilmiştir.

Dental materyallerDental restorasyonDental sızma+3
Yadigar Hüseyin Yılmaz
Dicle University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı solüsyonlara daldırılan geleneksel kompozitler ile CAD/CAM kompozit blokların renk değişimlerinin değerlendirilmesi

1.1. Türkçe Özet Amaç: Bu çalışmanın amacı uzun dönemli olarak renklendirici solüsyonların CAD/CAM bloklara, geleneksel kompozitlere ve seramik blok materyale olan etkilerinin in vitro ortamda incelenmesidir. Gereç ve Yöntem: Örnek olarak birer adet lityum disilikat cam seramik (IPS E-max), rezin nanoseramik blok (Lava ultimate), hibrit seramik (Vita Enamic), 3 adet de geleneksel anterior kompozit (3M Filtek ultimate, Clearfil Majesty Esthetic, G-aenial anterior) kullanılmıştır. Örnekler 1,2 mm kalınlığında ve 7 x 7 mm'lik kareler halinde hazırlanmıştır. 4 farklı solüsyon (siyah çay, kahve, distile su ve kırmızı şarap) içerisinde bekletilmiştir (n:10). Başlangıç LAB değerleri dijital spektrofotometre ile ölçülmüştür. Numuneler renklendirici solüsyonlara batırılmış ve bir inkübatörde 37 °C ve 120 gün süreyle bekletilmiştir. Sonrasında renk değişiminin tekrar değerlendirilmesi yapılmış ve başlangıçtaki kaydedilen değer ile arasındaki fark hesaplanmıştır. Kruskal Wallis-H testi, Shapiro Wilk's', Post-Hoc çoklu Karşılaştırma testi gruplar arasındaki farkı tanımlamak için kullanılmıştır. Bulgular: Materyaller karşılaştırıldığında 120. gün itibariyle distile su (p>0,05) haricindeki tüm solüsyonlarda renk değişimleri anlamlı sonuçlar vermiştir (p<0,05). Renklendirici solüsyonlar arasında en yüksek renklenme değeri kırmızı şaraba aittir. En fazla renklenen materyal ise kırmızı şarap solüsyonu içerisindeki G-aenial anterior kompozittir. Vita Enamic rezin içerikli bloklar arasında Lava ultimate blok'a göre daha az renklenme göstermiştir. Clearfil majesty esthetic ise geleneksel kompozitler arasında renklenmeye karşı daha dirençli bir görüntü sergilemiştir. Sonuç: Farklı çalışmalar benzer şekilde bu çalışma sonuçlarına göre de rezin içerikli bloklar seramik bloklar kadar renklenme direnci gösterememiştir. Fakat alternatif olarak Clearfil Majesty Esthetic, Vita Enamic ile birlikte IPS E-max'ın yerine kullanılabilir. Anahtar Sözcükler: Renklenme, Kompozitler, CAD/CAM bloklar, Seramik blok, Renk

CAD/CAMDental materyallerDental porselen+3
Muhammed Sayan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı yüzey hazırlama yöntemlerinin, CAD/CAM blokların tamir kompozitlerine bağlanma direnci üzerine etkisinin karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı; 3 farklı CAD/CAM bloğun (2 farklı rezin içerikli ve 1 tane seramik içerikli) kompozit rezin ile tamiri öncesinde yapılan yüzey işlemlerinin, makaslama bağlanma direnci üzerine etkilerini değerlendirmek, frez ile pürüzlendirme işleminin diğer yüzey işlemlerine olan katkısını araştırmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, IPS e-max CAD, Vita Enamic ve Lava Ultimate blokların her birinden 63 adet olmak üzere toplamda 189 adet 2 mm kalınlığında örnekler hazırlandı. Test materyalleri yüzey işlem tekniğine göre dokuz alt gruba (kontrol, kumlama, Cojet, HF asit, fosforik asit, frez+ kumlama, frez+ Cojet, frez+ HF asit, frez+ fosforik asit) ayrıldı. Termal siklus işlemi uygulandıktan sonra, tüm örnek yüzeylerine silan+ bond+ kompozit rezin uygulandı. Sonrasında, örnekler makaslama bağlanma direnç testine tabi tutuldu. Kırık tipleri, stereomikroskop ve SEM kullanılarak değerlendirildi. Veriler, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve post-hoc testler ile analiz edildi. Bulgular: Bağlanma direnci açısından, kullanılan blok tipi ve yüzey işlemleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,001). Tüm gruplar arasında en yüksek bağlanma değeri Vita Enamic HF asit, en düşük değer Lava Ultimate kontrol grubunda gözlenmiştir. Frez uygulanmasının, bağlanma direncine istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmamaktadır (p>0,05). Seramik çeşitleri arasında bağlanma direnci bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmaktadır (p<0,05). En yüksek değerler Vita Enamic grubunda, en düşük değerler IPS e-max seramik çeşidinde görülmüştür. Sonuç: CAD/ CAM blokların kompozit rezin ile tamiri öncesi yapılan yüzey işlemleri bağlanma direncini arttırmaktadır. Frez uygulaması bağlanma direncini artırdı ancak istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı. Anahtar Sözcükler: CAD/ CAM, kompozit rezin, tamir, yüzey işlemi, bağlanma direnci

CAD/CAMDental bondingDental materyaller+4
Şule Sayan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessEN

Evaluation of bond strength in different CAD/CAM laminate veneer restorations with ceramic and resin content

Aim: In recent years, computerized milling-based CAD/CAM restorations have become popular. Zirconia has been used in esthetic cases often. Because of its brittleness new materials are developed like hybrid ceramic and resin nano ceramic. The aim of this study examine and evaluate bond strenght of eight different CAD/CAM restoration materials was restored with the help of an optical reader by milling the blocks in an advanced lathing machine by means of information recorded in the computer memory by measurements taken directly from the preparation teeth (Cerec in Dental Office). Material and Method: In this study, 80 freshly extracted, non-decayed, non-restorated and no cracks maxillar central teeth has been used. Teeth before use, stored in 10% neutral formalin and distilled water solutions until cavity preparation is made, polishing was made to clean soft tissue on all teeth and to remove the storage solution using micromotor mounted tires with pumice brush. Chamfer style standard cavities was prepared 0,5mm on labial surfaces of all teeth, 0,2mm on mesial and distal contact points, 0,3mm in gingival step. 80 anterior teeth which are prepared cavities, has been divided into nine groups that a different CAD/CAM blocks to be used in each group and each group was restored in accordance recommended procedures by the manufacturer. After cementation of restorations, all samples has been subjected to 1000 cycles in the thermal cycle device which remained open the crowns of the teeth has been embedded vertically into acrylic blocks and subjected to shear forces in the Instron tester, tearing resistance value was determined in Newton. Results were evaluated at statistical significance level of p<0,05. Results and Conclusion: A statistically significant difference was observed between the ANOVA One-Way Variance Analysis and TUKEY HSD tests in terms of fracture resistance (P<0,05). The material with the highest bond strength average was determined as Lava Ultimate. Keywords: CAD/CAM, laminate veneer, ceramic block, resin block, bond strength

Dental bondingDental materialsDental porcelain+3
Metin Bakır
Dicle University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Dört farklı tek aşamalı self etch adezivin biyouyumluluklarının hayvan deneyi yöntemiyle değerlendirilmesi

Amaç: Diş hekimliğinde kullanılan materyallerin başarısı, biyolojik güvenilirlikleriyle yakın ilişkilidir. Son yıllarda, restoratif diş tedavisinde oldukça sık kullanılan self-etch adezivlerin biyouyumlulukları konusundaki endişeler artmıştır. Bu çalışmanın amacı; dört farklı tek aşamalı self-etch adeziv materyalin (Prime&bond one select, Optibond All-in-one, Clearfil universal bond, Single bond universal) biyouyumluluklarının hayvan deneyi yöntemiyle karşılaştırılması ve histopatolojik olarak değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Deney materyalleri 10mm uzunluğunda, 2mm çapındaki poliüretan tüplere doldurularak polimerize edildi. Her adeziv için, 21 adet tüp kullanıldı. Tüpler, 21 adet yetişkin erkek albino ratın sırt bölgesinde dört farklı insizyonla oluşturulan subkutan ceplere yerleştirildi. Ratlar; 7, 30 ve 60. günlerde incelenmek üzere rastgele üç gruba ayrıldı. Bu süreler sonunda, tüp ve onu çevreleyen 2cm2'lik doku birlikte kesilerek çıkarıldı. Alınan kesitler, preparat haline getirildi ve Hematoksilen&Eosin ile boyandı. Oluşan inflamasyonun şiddeti, iltihabi hücre sayısı ve fibröz kapsül kalınlığı histopatolojik olarak ışık mikroskobuyla değerlendirildi. Bulgular: 7. gün örneklerinde, akut inflamasyona bağlı lezyonlara, ödeme ve PMNL infiltrasyonuna rastlandı. 30. gün örneklerinde, tüm materyallere karşı inflamasyonun azaldığı ve fibrokollajen dokuda artış olduğu gözlendi. 60. gün örneklerinde, inflamasyon şiddetinin daha da azaldığı, rejenerasyon ve reperasyon süreçlerine bağlı granülasyon ve fibröz doku artışı izlendi. 60. gün inflamatuar hücre sayısının 7. güne oranla anlamlı derecede düştüğü belirlendi. Fibröz doku formasyonu değerlendirildiğinde ise, 7. gün skorunun, 60. gün skoruna oranla anlamlı derecede düşük olduğu belirlendi. Sonuç: Tüm materyallerin başlangıçta sergiledikleri iltihabi reaksiyonun şiddeti, artık monomer salınımı ve cerrahi travma etkisiyle açıklanabilir. Anahtar Kelimeler: Self-etch adeziv, biyouyumluluk, hayvan deneyi.

Biyouyumlu materyallerDental materyallerDental çimentolar+2
Mehmet Salih Aydın
Dicle University · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yeni nesil self-etchıng adeziv sistemlerin rezin kompozit restorasyonlarında mikrosızıntılarının karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, yeni nesil beş self-etching adeziv sistemin sınıf V restorasyonlarda mikrosızıntı miktarlarını in vitro koşullarda karşılaştırmalı olarak değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada ortodontik veya periodontal sebeplerle çekilmiş 100 adet çürüksüz insan molar dişi kullanıldı. Çekim sonrasında dişler üzerindeki yumuşak dokular ve artıklar bir kretuar uzaklaştırıldı, pomza ve fırça yardımıyla parlatıldı. Çalışmada kullanılacakları güne kadar dişler distile suda, oda sıcaklığında bekletildi. Dişlerin bukkal yüzeylerinde, mine sement birleşiminin (servikal) 1 mm altında sonlanacak şekilde silindirik elmas frezler (Diatech, Swiss Dental Instruments, Heerbrugg, Switzerland) yardımıyla mezio-distal genişliği 3 mm, okluzo-gingival genişliği 2 mm ve derinliği 1.5 mm olan standardize sınıf V kaviteler hazırlandı ve mine kenarları 0.5-1 mm genişliğinde olacak şekilde elmas rond frezlerle (Diatech, Swiss Dental Instruments, Heerbrugg, Switzerland) bizote edildi. Dişler her grupta 20'şer adet olacak şekilde rastgele beş gruba ayrıldı. 1.grup: Clearfil S3 Bond (Kuraray Medical Inc., Japonya), 2.grup: Xeno V (Dentsply DeTrey, Konstanz, Almanya), 3.grup: G Bond (GC, America), 4.grup: Optibond All In One (Kerr Corporation, Orange, CA), 5.grup: iBond (Heraeus Kulzer, Almanya) uygulandıktan sonra hazırlanan kavitelere üretici firmaların tavsiyeleri doğrultusunda kompozit rezinler yerleştirildi ve LED (Light Emitting Diode-Elipar Freelight, 3M ESPE, Germany) cihazı ile polimerize edildi. Bitirme ve cila işlemlerinden sonra dişler önce 24 s 37 oC de etüvde (Nüve Incubator EN 120, Ankara, Türkiye) distile su içerisinde bekletildi. 24 saat sonra restorasyonların parlatılma işlemi su altında elmas bitirme frezleri (Diatech Dental AG, Heerbrugg, Switzerland) ile yapıldı ve alüminyum oksit kaplı diskler (Sof-Lex, 3M ESPE, St. Paul, MN, USA) yardımıyla tamamlandı. Ardından dişler 5 ± 2 ºC ve 55 ± 2 ºC de termal siklus cihazında (NOVA, Konya, Türkiye) 10.000 kez termal siklus işlemine tabi tutuldu. Daha sonra dolguların 1mm çevresi hariç dişler tamamen 2 kat aside dirençli tırnak cilası ile kaplandı ve ardından 24 s 37 oC de (Nüve Incubator EN 120, Ankara, Türkiye) % 0.5'lik metilen mavisinde bekletildi. Bu süre sonunda boyadan çıkartılan örneklerden isomet 1000 cihazında (Isomet 1000 Precision Saw, BUEHLER, USA) alınan kesitler stereomikroskop (Olympus SZ 40, SZ-PT, Japan) altında x15 büyütmede incelenerek fotoğrafları alındı. Gingival ve okluzal mikrosızıntı dereceleri standart bir skala ile 0-4 arasında skorlandı. Ayrıca, her gruptan rastgele birer örnek seçildi ve rezin-diş sert dokusu ara yüzeyi SEM ( JSM-5600 JEOL SEM, Jeol Co., Tokyo, Japan) altında farklı büyütmelerde incelenip fotoğraflandı. Elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak Kruskal-Wallis ve Mann Whitney U testleri ile değerlendirildi.Bulgular: Gruplar arasındaki okluzal ve gingival mikrosızıntı farkları istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05)(p=0.043, p=0.005). Clearfil S3 Bond ve Optibond All In One gruplarında okluzal mikrosızıntı değerlerinin diğer üç gruptan oldukça düşük olduğu gözlendi. iBond grubunda mikrosızıntı değerlerinin en yüksek olduğu tespit edilirken Xeno V ve G Bond grupları arasında istatistiksel olarak bir farklılık olmadığı gözlenmiştir (p>0.05). iBond grubunda gingival kenarda mikrosızıntı değerlerinin en yüksek olduğu tespit edilirken diğer gruplar arasında istatistiksel olarak bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0.05).Sonuç: Çalışmamızda termal siklus ile ağız ortamı taklit edilmeye çalışıldı. Hazırlanan sınıf V kavitelerde self-etching adezivlerin okluzal ve gingival mikrosızıntı skorlarının bir grup haricinde başarılı olduğu saptanmıştır.

Dental bondingDental sızmaKompozitler+1
Mehmet Dallı
Dicle University · Institute of Health Sciences
2009
00
DoctorateOpen AccessTR

Kök kanallarında kullanılan farklı kanal aletlerinin ve irrigasyon solüsyonlarının smear tabakası üzerine etkilerinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı üç farklı kök kanalı şekillendirme aleti ve üç farklı irrigasyon solüsyonunun kök kanalının apikal, orta ve koronal bölgesinde smear tabakası üzerine etkisinin incelenmesidir.Kök kanalı şekillendirme aleti olarak el aleti (Hedström eğe), döner alet olarak Protaper ve Mtwo eğe sistemleri kullanılmıştır. İrrigasyon solüsyonu olarak ise % 2,5 NaOCl, % 17 EDTA +%2,5 NaOCl ve % 2,5 NaOCl+BioPure MTAD kullanılmıştır.Çalışmamızda 72 adet üst kesici diş rastgele 9 gruba ayrılmıştır. Grup 1, 2 ve 3 Hedström eğe ile grup 4, 5 ve 6 Protaper eğe sistemi ile Grup 7, 8 ve 9 ise Mtwo eğe sistemi ile şekillendirilmiştir. Tüm gruplarda her eğe değişiminden sonra % 2,5'luk NaOCl kullanılmıştır. Grup 1, 4 ve 7 kontrol grubu olarak belirlenmiş olup, final yıkamada % 2,5 NaOCl kullanılmıştır. Grup 2, 5 ve 8 için final yıkamada % 17 EDTA+% 2,5 NaOCl ve Grup 3, 6 ve 9 için final yıkamada % 2,5 NaOCl+ BioPure MTAD kullanılmıştır.Tüm bu işlemler tamamladıktan sonra dişler, bukko-lingual yönde oluklar açılarak ikiye ayrılmış ve kökün apikalden 2, 6 ve 10 mm seviyelerinde Taramalı Elektron Mikroskobu ile incelenmiştir. Apikal bölgedeki en etkili kombinasyonun Mtwo/MTAD, orta bölgede en etkili kombinasyonun El aleti/EDTA ve Mtwo/EDTA, koronalde ise en etkili kombinasyonun Mtwo/EDTA olduğu bulunmuştur.Sonuç olarak kullanılan aletlerin ve irrigasyon solüsyonlarının kök kanal tedavisinin başarısında oldukça önemli olduğu tespit edilmiştir.

Dental aygıtlarEDTAKök kanal dolgu materyalleri+6
Selengül Ganidağlı Ayaz
Dicle University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessEN

Evaluation of the efficiency of different irrigation systems used in root canal treathment on smear layer

Aim: The aim of this study is to investigate the effect of three different irrigation technics on smear layer occured during root canal preparation of maxillary incisors that has endodontic treatment indications.Materials and Method: Freshly extracted 60 maxillary incisors because of periodontal problems were used in this study. In preferring teeth such criterias as; nearly similar root lengths, no inclination of roorts and the same pulpal width were used. Debridement on roots were removed with a cretuar after extraction. Root surfaces were cleaned with brushes. Teeth were protected at room temperature in distilled water until usage day in study. Teeth were sectioned vertically to long axis 2 mm over enamel cement junction. Teeth were randomly divided into three groups of each 20. Coronal access of teeth were extended by the help of Gates Glidden to No V. Root canal preparation was started by using endodontic device and Protaper rotary instruments. Firstly root canal lengths were measured by K type root canal insturment and working lengths were determined as 1 mm shorter than foramen apicale. Extending operation was first started with SX among rotary instruments and then continued respectively as S1,S2,F1,F2 and resulted with F3. Different irrigation technics were used for each group. In group 1 irrigation was done with ultrasonic device. Irrigation was done at a regulated frequency for endodontic operation and by using specially prepared E4 and E11 instruments. First tank was filled with 5.25% NaOCl and second tank was filled with 17% EDTA as irrigation solution. When between each instrument changes 5.25% NaOCl was used, distilled water was used for final irrigation. In second group irrigation was done with classical method. After using SX instrument, irrigation was done by 27-gauge plastic syringe with 5.25% NaOCl. Irrigation was repeated after every instrument and finally was done with distilled water. In third group irrigation was done by Endo-Vac device. After every rotary instrument irrigation was done by MDT (master delivery tip) and macro canula with 5.25% NaOCl. And then was done by micro canula with 17%EDTA and 5.25 NaOCl. Distilled water was used for final irrigation. After irrigations root canals were dried with paper points. After preparation teeth were bucco-lingually and longitudinally sectioned by opening thin tunnels (hollows) burs by aerator device. Coronal, middle and apical parts of roots were analyzed under SEM . Obtained data was assessed with one way Kruskal-Wallis variance analysis (p<0.05).Results: Among Group 1 (Ultrasonic), Group 2 (Classic) and Group 3 (Endo-Vac) in terms of capacity of cleaning root surfaces statistically a significance was determined. That means presence of smear layer in three groups and in terms of whether dentine tubules are open and not; on coronal, middle and apical regions af root surface variability was determined.Conclusion: When capacity of cleaning of root canal surfaces of teeth were investigated; in coronal region irrigation by ultrasonic system, in middle region irrigation by classical syringe method and in apical region irrigation by Endo-Vac device determined successful.Key Words: Ultrasonic irrigation, Endo-Vac, Smear layer, NaOCl, EDTA, SEM

Microscopy-electron scanningSodium hydroxideUltrasonic waves+2
Cafer Şahbaz
Dicle University · Institute of Health Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Dört farklı laminate veneer restorasyon materyalinin mikrosızıntı açısından değerlendirilmesi

Restoratif dişhekimliğinin amacı, doğru tanı ve eksiksiz bir tedavi sonunda, fonksiyon ve fonasyonun yanı sıra, doğal diş görünümünün yeniden kazandırılmasıdır.Laminate veneer tekniğinde en sık kullanılan materyaller, kompozit rezinler ve dental porselenlerdir. Ancak, direkt kompozit rezin restorasyonların polimerizasyon büzülmesi sonucunda restorasyon kenarlarında sızıntı oluşması gibi dezavantajları bulunmaktadır.Bu çalışmada; dört farklı laminate veneer restorasyon materyalinin insizal ve gingival mikrosızıntı miktarları karşılaştırılmalı olarak değerlendirildi. Bu in-vitro araştırma; yeni çekilmiş, çürüksüz, restorasyonsuz ve çatlak olmadığı tespit edilen 60 adet anterior diş kullanılarak gerçekleştirildi.Tüm dişlerin labial yüzünde 0.5mm, mesial ve distal kontakt noktalarında 0.2mm ve gingival basamakta 0.3mm derinliğinde chamfer tarzında standart kavite preparasyonları hazırlandı. Kavite preparasyonları tamamlanan 60 adet anterior diş, 15'erli dört gruba rastgele ayrıldı. Birinci gruba Valux Plus, ikinci gruba Herculite XRV, üçüncü gruba Admira ve dördüncü gruba Tetric Ceram materyalleri üretici firmaların önerileri doğrultusunda yerleştirilerek görünür ışık ile polimerize edildi.Restorasyon sınırının 1.5-2mm. alt seviyesinden 2 kat tırnak cilası ile kaplanan dişler 24 saat süreyle %2'lik bazik fuksin boya solüsyonu içerisinde bekletildi. Boya solüsyonundan çıkarılan dişler, parafin bloklar içerisine gömüldü. Dişler; restorasyonların ortasından geçecek şekilde, bukko-palatinal yönde kesilerek inceltildi ve mikroskop altında lineer boya penetrasyon derinlikleri ölçülerek değerlendirildi.İnsizal ve gingival boya penetrasyon miktarları, Tetric Ceram örneklerinde diğer materyallerle doldurulmuş örneklere oranla anlamlı olarak daha az bulundu (P<0,05).

Dental materyallerDental porselenDental sızma+4
Elif Pınar Bakır
Dicle University · Institute of Health Sciences
2012
00
DoctorateOpen AccessTR

Ozon uygulaması,diyot lazer ışınlaması ve geleneksel kavite dezenfektanlarının mikrosızıntıya etkilerinin in-vitro koşullarda incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı ozon gazı uygulaması, lazer ışınlaması ve geleneksel kavite dezenfektanlarının mikrosızıntıya olan etkilerinin in vitro koşullarda değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem:Bu çalışmada yeni çekilmiş 90 adet insan 3.molar dişi kullanılmıştır. Çekim sonrasında, köklerin üzerindeki dokular bir kretuar yardımıyla uzaklaştırılıp dişler pomza ve politür fırçasıyla temizlendi. Dişler çalışmada kullanılacak güne kadar distile su içerisinde, oda sıcaklığında bekletildi. Bütün dişlerin bukkal yüzeylerine su soğutması altında silindirik elmas frezler (Diatech, SwissDental Instruments, Heerbrugg, İsviçre) yardımıyla standart sınıf V kaviteler hazırlandı. Her kavite mesio-distal genişliği 3mm, oklüzal-gingial genişliği 2mm ve derinliği 1,5mm olarak hazırlandı. Kavitenin mine kenarlarına 0,5-1mm genişliğinde bizotaj yapıldı. Daha sonra her grupta 15?er diş olacak şekilde dişler rastgele altı gruba ayrıldı. 1.grup: benzalkonyum klorür (Zefiran,Türkiye), 2.grup: klorheksidin glukonat (Ceraxidin-c, IMICRYL,Türkiye), 3.grup: sodyum hipoklorit (Vision,Türkiye), 4.grup: diyot lazer (smart 980-5,DEKA lazer, İtalya), 5.grup: ozon (Prozone,W&H,Avusturya) ve 6.grup: kontrol grubu olacak şekilde kavitelere uygulandı. Ardından sırasıyla kavitelere üretici firmanın önerileri doğrultusunda primer (Clearfil protect bond, Kuraray Medical Inc. Japonya) ve adeziv ajan (Clearfil protect bond, Kuraray Medical Inc. Japonya) uygulanıp, 10 sn süre ile LED (Light Emitting Diode-Elipar Free light, 3M ESPE, Almanya) ışık kaynağı kullanılarak polimerize edildi. Kavitelerde restoratif materyal olarak bir hibrit kompozit olan Clearfil AP-X (Kuraray Medical Inc, Japonya) kullanıldı, 20 sn süre ile LED (Light Emitting Diode-Elipar Freelight, 3M ESPE, Almanya) ışık kaynağı kullanılarak polimerize edildi. Bütün örnekler bitirme işlemi öncesinde 24 s süre ile 37 oC?deki etüvde (Nüve Incubator EN 500, Ankara, Türkiye) bekletildi. Örneklerin bitirme ve polisaj işlemleri, restorasyonların tamamlanmasından 24 s sonra su altında elmas bitirme frezleri (Diatech Coltene/Whaladent AG, İsviçre) ile yapıldı ve restorasyonlar alüminyum oksit kaplı disklerle (Sof-Lex, 3M ESPE, St. Paul, MN, ABD) parlatıldı. Örnekler 24 s süre ile 37 ºC?deki etüvde (Nüve Incubator EN 500, Ankara, Türkiye) bekletildikten sonra 5 ± 2 ºC ve 55 ± 2 ºC arası ısı banyolarında 1.000 kez (30 sn bekleme zamanı) termal siklus işlemine tabi tutuldu. Daha sonra örneklerin kök uçları kompozit rezinle kapatıldı ve dişler iki kat aside dirençli tırnak cilası ile restorasyon sınırlarının 1 mm dışında kalacak şekilde kaplandı. Tüm örnekler % 0.5?lik bazik fuksin solüsyonuna daldırılarak 24 s 37oC de etüvde (Nüve Incubator EN 500, Ankara, Türkiye) bekletildi. Bu süre sonunda boyadan çıkartılan örneklerden alınan kesitler stereo mikroskop (Olympus SZ 40 SZ-X7, Olympus Corporation, Tokyo, Japonya ) altında x15 büyütmede incelenerek fotoğrafları alındı. Gingival ve okluzal mikrosızıntı dereceleri standart bir skala ile 0-4 arasında skorlandı. Her gruptan rastgele 1?er diş seçildi. Dişler iyon kaplama ünitesinde (BAL-TEC SCD 050 (Capovani Brothers Inc., Scotia, NY, ABD) Pt ile kaplandı. Daha sonra örneklerin rezin-diş sert dokusu arasındaki yüzeyin morfolojisi taramalı elektron mikroskobunda (Scanning Electron Microscope) (LEO EVO 40 (LEO Ltd., Cambridge, İngiltere) çeşitli büyütmelerde incelendi ve fotoğraflandı. Elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak Kruskal-Wallis testi ile değerlendirildi. Bulgular:Gruplar arasında yapılan incelemede hem oklüzal kenara ait hem de gingival kenara ait mikrosızıntı değerleri arasında anlamlı bir fark olmadığı görüldü (p>0.05). Oklüzal kenar için grupların mikrosızıntı değerleri karşılaştırıldığında en az sızıntı ozon grubunda saptanmıştır (p>0.05). Gingival kenarlar içinde en başarılı grup ozon grubu olarak bulunmuştur. Sonuç:Gruplar arasında istatistiksel olarak bir anlamlılık bulunmadı. Ancak gruplar arası ortalamalarda farklılıklar tespit edildi. En az mikrosızıntı ozon uygulanan grupta bulundu. En çok mikrosızıntı kontrol grubunda gözlendi.

Ağız mukozasıDental sızmaDezenfektanlar+4
Şifa Güneş
Dicle University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Sınıf I Restorasyonlarda stres dağılımının sonlu elemanlar metodu ile analizi

Amaç: Restoratif diş hekimliğinin temel hedefi, doğru tanı ve eksiksiz bir tedavi sonunda, doğal diş görünümünün yeniden kazandırılmasıdır. Bu çalışma, beş farklı restoratif materyalin bası yükü altında diş ve restorasyon üzerinde meydana gelen farklı gerilmelerin Sınıf I kavitelerde sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile değerlendirilmesi ve karşılaştırılması amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma için Rhinoceros 4.0'da yapılan modellemeler, 3 boyutlu koordinatlar korunarak stl formatında sonlu elemanlar yöntemi esaslı ANSYS yazılımına aktarıldı. Kullanılan restoratif materyaller; Grup 1: Fiber ile güçlendirilmiş kompozit,rezin(Vectris Pontic, İvoclar), Grup 2: Amalgam (Dispersalloy, Johnson and Johnson,USA), Grup 3: Filtek Z 100 Kompozit Rezin (Z 100,3M ESPE Dental Product,USA), Grup 4: Charisma Kompozit Rezin (Heraeus Kulzer, Hanau, Germany) ve Grup 5: Herculite Kompozit Rezin (Kerr Corp. Orange, Calif) ile restore edilmiş dişte gerilme analizi yapıldı. Bütün materyaller standart ve açılı olarak hazırlanmış Sınıf I kavilerde modellere yüklendi. Model; restorasyon, dişin sert dokusu, mine ve dentin bölgelerinden oluşmaktadır. Bu model kullanılarak 90° ve 45°'lik açı ile 250 N'luk kuvvet altında beş farklı restoratif materyal için sayısal deneyler yapıldı. Sonlu elemanlar stres analizi sonucunda elde edilen değerler, varyansı olmayan matematiksel hesaplamalar sonucunda ortaya çıktığından istatistiksel analizler yapılmadı. Amaç, elde edilen değerlerin ve stres dağılımlarının dikkatli bir şekilde yorumlanması ve incelenmesidir. Bulgular:Bütün gruplar için maksimum ve minimum gerilmeler ayrı ayrı hesaplandı. Özellikle restorasyonlarda oluşan maksimum değerler incelendiğinde farklı sonuçlar ortaya çıktı. Bütün gruplar incelendiğinde oluşan maksimum kuvvetlerin minede, minimum kuvvetlerin ise dentinde yoğunlaştığı gözlendi. Genel olarak 45° ile gelen kuvvetlerin oluşturdukları stres 90° ile oluşanların yaklaşık 3 katı kadar olduğu tespit edildi. Restorasyonlar içinde en başarılı grubun Fiber kompozit grubu olduğu tespit edildi. En başarısız grubun ise Herculite grubu olduğu gözlendi. Sonuç: Kullanılan materyaller içinde en ideali fiber ile güçlendirilmiş kompozit rezin oldu. Tabanı açılı olarak hazırlanan kaviteler standart kavitelere göre daha az stres birikmesi ve gelen stresler kavite tabanına daha fazla yayıldığı gözlendi. En fazla stres biriktiren ve stresi dişe ileten materyal herculite kompozit oldu. Anahtar Kelimeler: Sonlu Elamanlar Metodu, Restoratif Materyal, Stres Dağılımı, Sınıf I Kavite, Elastik Modülü

Dental materyallerDental restorasyonDental stres analizi+3
Mehmet Akdoğan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Sınıf v restorasyonlarda beş farklı restoratif materyalin stres dağılımının sonlu elemanlar yöntemi ile analizi

Amaç: Bu araştırmada, Sınıf V restorasyonlarda beş farklı restoratif materyalin basma yükü altında diş ve restorasyon üzerinde oluşan farklı gerilmelerin sonlu elemanlar stres analiz yöntemi ile değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada mandibular birinci molar dişlerde sınıf V restorasyonlarda kullanılan beş farklı materyalin sonlu elemanlar yöntemiyle stres analizleri yapıldı. Grup1: amalgam, Grup 2: Clearfil photo core, Grup 3: filtek Z 100, Grup 4: grandio ve Grup 5:filtek supreme XT. Dişler mine, dentin ve restorasyon kısımları olacak şekilde 3 tabaka olarak modellendi. Dişlerde standart sınıf V kaviteler oluşturuldu. Kavitelerin tabanları dik ve yuvarlatılmış (Radius) olmak üzere iki farklı şekilde modelleme yapıldı. Diş üzerine 90 ve 45 derece olmak üzere iki farklı açıdan yükleme yapıldı. Her bir yükleme değeri 250 N'dur (Newton). 250 N'luk yük diş üzerinde 3 bölgeye yayılmıştır (mine, dentin ve restorasyon). Çalışmada mine, dentin ve restorasyon üzerinde oluşan gerilmeler hesaplanmış ve hesaplamalar eşdeğer von-Mises gerilmesi olarak alınmıştır. Modelleme için Rhinoceros 4.0 programı kullanılmıştır. Her farklı restoratif materyale, 90 ve 45 derece olmak üzere 2 farklı kuvvet uygulanmış ve bu kuvvetler yuvarlatılmış ve dik köşeli kavitelere de ayrı ayrı uygulanarak 4 farklı sonuç elde edilmiştir. Her restorasyon, dentin ve mine için 20 farklı sonuç ve toplamda 60 farklı sonuç elde edilmiştir. Bulgular: Beş farklı restoratif materyalin sonlu elemanlar yöntemiyle stres analizinin yapıldığı çalışmada minede, dentinde ve restorasyonlarda farklı yöndeki kuvvetler farklı gerilmeler oluşturmuştur. Bütün gruplar incelendiğinde oluşan kuvvetlerin minede ve dentinde birbirine benzer olduğu gözlendi. Restorasyonlarda ise amalgam grubunda oluşan stresin diğer gruplardan çok daha fazla olduğu görüldü. Minimum stres Filtek Z 100 ile restore edilen grupta tespit edildi. Genel olarak 45 dereceyle gelen kuvvetlerin oluşturdukları stres 90 dereceyle oluşanların yaklaşık 3 katı kadar olduğu tespit edildi. Sonuç: Bu çalışmanın sonuçlarına göre Sınıf V restorasyonlar için bütün gruplar içinde en ideal restoratif materyal Filtek Z 100 olarak bulundu. Amalgam grubunda oluşan stresin diğer gruplardan çok daha fazla olduğu görüldü. Tabanı yuvarlatılmış olarak hazırlanan kaviteler standart dik açılı kavitelere göre daha az stres birikmesi gösterdi.

Dental materyallerDental restorasyonDental stres analizi+3
Ramazan Kara
Dicle University · Institute of Health Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Self-etch adezivlerin mineral trioksit agregat'ın yüzey sertliğine etkisi ve makaslama bağlanma dayanımı

Bu çalışmada farklı asiditeye sahip monomer içeren self-etch adezivlerin; MTA'ya makaslama bağlanma dayanımının (MBD) belirlenmesi ve bu adezivlerin MTA'nın yüzey sertliğine etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Çalışmada MTA/Adeziv MBD testi için 84 adet MTA örneği hazırlandı. MTA örnekleri adezivlere göre rastgele gruba ayrıldı. Grup 1:Prompt L-pop, Grup 2:AdheSE, Grup 3:Clearfil SE, Grup 4:G Bond, Grup 5:Clearfil S3,Grup 6:Single Bond (kontrol), Grup 7:Prime&Bond NT (kontrol). Adezivler MTA yüzeyine uygulandıktan sonra kompozit rezin (Filtek 250, 3M ESPE) yerleştirildi. Instron'da MTA/Adeziv MBD'ı test edildi.Self-etch adezivlerin MTA yüzey sertliğine etkisini incelemek amacıyla, 54 MTA örneği hazırlandı. Örnekler rastgele 9 gruba ayrıldı. Grup 1:Prompt L-pop, Grup 2: AdheSE, Grup 3:Clearfil SE, Grup 4:G bond, Grup 5:Clearfil S3, Grup 6:Single Bond (kontrol), Grup 7:Prime & Bond NT (Kontrol), Grup 8:Yanlızca MTA (kontrol), Grup9: %37 fosforik asit (kontrol). Adezivler uygulandıktan sonra Vickers Mikrosertlik(VHN) belirlendi. Ayrıca MTA/Adeziv arayüzü SEM'de incelendi. MTA/Adeziv MBD değerleri(MPa); Clearfil S3(10,6), G Bond(6,3), Clearfil SE Bond(9,7), AdheSE(10,8), Prompt L-pop(4,6), Single Bond(11,2) ve Prime & Bond NT(12,6) olarak tespit edildi. MBD değerleri total-etch adezivlerde daha yüksek bulundu. Prompt L-pop ve G Bond dışında gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmadı (p>0.05).Grupların VHN'leri; Clearfil S3(50,3), G Bond (51,6), Clearfil SE Bond (47,3), AdheSE (52), Prompt L-pop (32,5), Single Bond (67), Prime&Bond NT (68), yalnız MTA (70) ve %37'lik fosforik asit (39,7) idi. Çalışma ile kontrol grupları arasında anlamlı farklılık belirlendi (p<0.05).Total-etch adezivler, self-etch adezivlerden MTA'ya daha yüksek MBDgöstermekle birlikte, bazı self-etch adezivler total-etchlere benzer nitelikte MTA'ya MBD gösterebilir. Self-etch adezivler asidik monomer içerikleri nedeniyle MTA yüzey sertliğini olumsuz etkileyebilir.Anahtar sözcükler: MTA, bağlanma dayanımı, self-etch adeziv, SEM, EDX, yüzey sertliği

AdezyonlarDental bondingKök kanal dolgu materyalleri+3
Cemile Kedici Alp
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

Diabetli hastaların diş ve dişetlerindeki patolojik oluşumların farklılıkları yönünden incelenmesi

Seyit Aydın
Dicle University
1983
00
DoctorateOpen AccessTR

Diş çekimi sonrası iyileşme bozukluklarının önlenmesinde, antifibrinolitik etkili epsilon amino kaproik asid´in klinik ve deneysel olarak uygulanması

Selahattin Özer
Dicle University
1983
00
DoctorateOpen AccessTR

Diyarbakır yöresinde 15-24, 25-34, 35-44 yaş gruplarında çürük prevalansı ve radyolojik değerlendirilmesi

Bu araştırmada 150 hastanın klinik ve radyolojik olarak aproksimal çürük değerlendirilmesi yapılmış ve ayrıca 1000 hastanın da yaş grupları cinsiyet, sosyo-ekonomik durum ve eğitim düzeylerine göre çürük prevalansı incelenerek kadın ve erkeklerde ortalama DMF ve PI tespit edilmiştir. Diş gruplarıda çürük affinitesi yönünden incelenmiştir. Aproksimal çürüklerin tespitinde klinik muayeneye ilaveten alınan periapikal ve bite-wing teknikleri arasın da bir fark bulunmamıştır.Yaşın ilerlemesi ile ortalama DMF değerinin de arttığı örnekteki tüm kadınlarda ortalama DMF ve PI değerinin erkeklerden daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sosyo-ekonomik seviyenin çürük üzerinde etkili bir faktör olmadığı eğitim düzeyinin yükselmesiyle orantılı olarak ağız ve diş sağlığının da olumlu yönde etkilendiği tespit edilmiştir. Çürük affinitesi en fazla alt ve üst çene birinci büyük azılarda, en az ise alt ve üst ön grup dişlerde saptanmıştır. 82

DiyarbakırDiş çürükleriEpidemiyoloji
Mehmet Çolak
Dicle University · Institute of Health Sciences
1991
00
DoctorateOpen AccessTR

Üç farklı retrograd dolgu materyalinin mikrosızıntı değerlendirilmesi

Şeyhmus Bakır
Dicle University · Institute of Health Sciences
1997
00
DoctorateOpen AccessTR

Değişik sodyum perborat ve sodyum perkarbonat materyallerinin yapay olarak boyanmış devital dişlerin beyazlatılmasındaki etkilerinin değerlendirilmesi

ÖZET Doğal diş estetiğinin hastaya yeniden kazandırılması, dişhekimliğinin en önemli amaçlarından biridir. Günümüzde uygulanan konservatif tekniklerle; estetik sorunlara neden olan diş renklenmelerini gidermenin yanı sıra, diş ve dişeti sağlığı da korunmaya çalışılmaktadır. Restoratif dişhekimliğinin bu amaca yönelik çalışmaları sonucunda, değişik beyazlatma teknik ve materyalleri geliştirilmiştir. Bu araştırma; değişik sodyum perborat ve sodyum perkarbonat materyallerinin, yapay olarak boyanmış devital dişlerin beyazlatılmasındaki etldnliWerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmamız, periodontal ve ortodontik amaçlarla çekimi yapılan 60 adet çürüksüz ve restorasyonsuz anterior diş üzerinde gerçekleştirildi. Kökleri minesement sınırının 3mm. altından kesilerek uzaklaştırılan dişlerin, standart lingual giriş kaviteleri hazırlandı. Tüm dişlerin kanalları gates glidden frezleri kullanılarak genişletildi ve doğal renkleri dental kolorimetre cihazı ile tespit edildi. İnsan hemoglobini dolu test tüplerine yerleştirilen dişler, üç gün boyunca santrifüje edildi. Renklendirilmiş dişlerin başlangıç L* değerleri belirlendikten sonra, her grupta farklı bir beyazlatma materyali kullanılmak üzere, 1 5 ' erli dört eşit gruba rastgele ayrıldı. Birinci gruba Sodyum perborat + %35'lik H2O2, ikinci gruba Sodyum perborat + %3'lük H2O2, üçüncü gruba Sodyum perkarbonat + %35'lik H2O2 ve dördüncü gruba Sodyum perkarbonat + %3'lük H2O2 materyalleri, üretici firmaların önerileri doğrultusunda yerleştirildi. Tüm dişlerin 3, 7 ve 11. günlerdeki L* parlaklık değerleri CIELAB renk analiz sistemine göre kaydedildi. Ölçümler sonucu elde edilen veriler, istatistiksel olarak Tek Yönlü Varyans Analizi ve Tukey HSD testi kullanılarak değerlendirildi. Kullanılan dört farklı tip materyal arasında; birinci grup en yüksek beyazlatma etkinliğine sahip karışım olurken, onu sırasıyla ikinci, üçüncü ve dördüncü grupta yer alan karışımlar izlemiştir. Anahtar Kelimeler: Beyazlatma etkinliği, devital beyazlatma, sodyum perborat, sodyum perkarbonat.

Özkan Adıgüzel
Dicle University · Institute of Health Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Enfekte kök kanallarından izole edilen mikroorganizmalar üzerinde farklı yıkama solüsyonlarının antibakteriyel etkinliği

Pulpa ve periapikal doku hastalıklarının en önemli nedenlerinden biri olan mikroorganizmaların elimine edilmesinde, biyomekanik preparasyonun yanında kimyasal dezenfeksiyondan da yararlanılması gerekmektedir. Periapikal dokuların sağlıklı yapılarına kavuşabilmesi için, endodontik tedavi sırasında yıkama işlemlerinin uygulanmasına da ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla kullanılacak yıkama solüsyonlarının, inorganik dokuları çözme özelliğine sahip olması yanında periapikal dokulara karşı toksik olmaması da gerekmektedir. Bu araştırma, dört farklı yıkama solüsyonunun, enfekte kök kanallarından izole edilen mikroorganizmalar üzerindeki antibakteriyel etkinliklerinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmamız, pulpal ve periapikal rahatsızlık tanısı konulmuş 80 adet enfekte, kesici ve premolar diş üzerinde gerçekleştirildi. Standart endodontik giriş kaviteleri hazırlandıktan sonra 20 nolu kanal eğesi yardımıyla tüm dişlerin apekslerine kadar ilerlendi. Steril kağıt koniler ile kök kanallarından alman bakteri kültürleri deney tüpleri içerisinde 37°C'de 72 saat süreyle inkübe edildi. Ekimi yapılan bakteriler içerisinde en çok üreyen aerob ve anaerob mikroorganizmalardan toplam 5 tanesinin çalışmaya katılmasına karar verildi. Hastalar, her grupta 20 birey olacak şekilde 4 gruba ayrıldı. Tüm dişlerin kanalları step-back tekniğiyle, 55 no'lu eğeye kadar genişletildi. Birinci grupta %5'lik Sodyum Hipoklorit, ikinci grupta %2'lik Klorheksidin Glukonat, üçüncü grupta Kalsiyum Hidroksit + Distile su karışımı ve dördüncü grupta %3'lük Hidrojen Peroksit olmak üzere dört farklı kök kanal yıkama solüsyonuyla yıkama yapıldı ve geçici olarak kapatıldı. Aynı işlemlerin tekrarlandığı 3 ve 6. günlerde, yine kağıt koniler yardımıyla alman örnekler mikrobiyolojik olarak incelendi. Elde edilen veriler hangi tip solüsyonun antibakteriyel etkinliğinin daha fazla olduğunu belirlemek üzere, istatiksel olarak Chi-square testi kullanılarak değerlendirildi. Kullanılan dört farklı yıkama solüsyonu arasında; klorheksidin en yüksek antibakteriyel etkinliğine sahip materyal olurken, onu sırasıyla sodyum hipoklorit, kalsiyum hidroksit ve hidrojen peroksit izlemiştir. Bununla birlikte, E.faecalis dışındaki tüm mikroorganizmalar üzerinde ilk üç grup arasında elde edilen fark, istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p>0.05). E.faecalis üzerinde ise ilk iki grup arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir (p>0.05). Anahtar Kelimeler: irrigasyon solüsyonu, antibakteriyel etki, enfekte kök kanalı

Ertuğrul Ercan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2004
00
DoctorateOpen AccessTR

Devital beyazlatma uygulanmış dişlerde kullanılan dört farklı restoratif materyalin mikrosızıntı açısından değerlendirmesi

ÖZET Devital dişlerin beyazlatılması, hasta psikolojisini estetik yönden etkileyen önemli bir gereksinimdir. Dişhekimliğinde uygulanan konservatif beyazlatma teknikleriyle; estetik sorunlara neden olan diş renkleşmelerini gidermenin yanı sıra, diş ve dişeti sağlığı da korunmaya çalışılmaktadır. Günümüzde, dişhekimliğinde restorasyon amacıyla birçok materyal kullanılmaktadır. Dişlerin restorasyonunda kullanılacak materyallerin taşıması gereken fonksiyonel, estetik, ekonomik ve direnç gibi özelliklerin yanısıra minimal mikrosızıntı göstermeleri de önemlidir. İn vitro olarak yapılan bu çalışma; periodontal veya ortodontik nedenlerle çekilmiş ve yapay olarak boyanmış, çürüksüz ve restorasyonsuz 60 adet ön grup dişte devital beyazlatma işlemi yapıldıktan sonra kullanılan 4 farklı restorasyon materyalinin mikrosızıntı açısından karşılaştırılarak değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Tüm dişlerin lingual yüzeylerine endodontik giriş kaviteleri açılmış ve ardından, kökler mine-sement sınırının 3 mm aşağısından bir fissür frezle kesilerek uzaklaştırılmıştır. Her bir kanal gates glidden kök kanal frezleri kullanılarak genişletilmiştir. Her bir diş; yapay olarak boyanmak üzere %50'si taze insan kam ile dolu test tüplerine yerleştirilerek santrifüje edilerek her grupta aynı beyazlatma materyali kullanılmak üzere, rastgele 15' erli dört gruba ayrılarak walking bleach tekniği ile beyazlatılmıştır. Birinci gruptaki dişlerin giriş kavitelerine Valux Plus, ikinci gruptakilere Tetric Ceram, üçüncü gruptakilere Herculite XRV ve dördüncü gruptakilere ise Adrnira kompozit rezin restoratif materyalleri üretici firmaların önerileri doğrultusunda uygulanmıştır. Mikrosızıntının ölçümü için kesitler alınarak, lam yüzeylerine yapıştırılmış ve elde edilen kesitler, mikroskop altında ideal bir görüntü sağlamak amacıyla inceltilmiştir. Kesitlerdeki boya penetrasyon miktarları; x25 büyütmede stereo mikroskop kullanılarak lineer olarak ölçülmüştür. Ölçümler sonucu elde edilen veriler, istatistiksel olarak Kruskal-Wallis non- parametrik testi kullamlarak değerlendirilmiştir. Kullanılan dört farklı tip kompozit materyali arasında; Adrnira en az mikrosızıntı gösteren materyal olurken, onu sırasıyla Herculite XRV, Tetric Ceram ve Valux Plus izlemiştir. Anahtar Kelimeler: Mikrosızıntı, devital beyazlatma, kompozit

Sadullah Kaya
Dicle University · Institute of Health Sciences
2005
00
DoctorateOpen AccessTR

Güta-perka-kor-aracılı ultrasonik aktivasyonun kalsiyum-silikat ve rezin-bazlı patların bağlanma dayanımı ve dentintübül penetrasyonuna etkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, güta-perka kon aracılı ultrasonik aktivasyonun yeni geliştirilmiş kalsiyum silikat esaslı ve rezin esaslı kök-kanal dolgu patının tek kon tekniğiyle doldurmada dentin tübül penetrasyonu ve bağlanma dayanımının incelenmesidir. Çalışmada 160 adet tek köklü insan alt premolar dişi kullanıldı. Dişlerin boyları 14mm olacak şekilde kronları kesilip dişler standart hale getirildi. Kemomekanik preparasyon %2,5 NaOCl ile ve Mtwo 40/.04 döner eğe sistemi ile yapıldı. Son yıkama işlemi için %2,5 NaOCl ve %17 EDTA kullanılıp solüsyon etkinliğini sonlandırmak için kanallar distile su ile yıkandı. Daha sonra örnekler uygulanacak teste göre rastgele önce 2 ana gruba daha sonra kullanılan patın çeşidine ve dolum tekniğine göre 4 alt gruba (n=20) ayrıldı. A grubundaki örnekler için hazırlanan kök kanal dolgu patları üretici talimatlarına göre karıştırıldı. B grubu örneklerinde ise konfokal mikroskop incelemesi için hazırlanan kök kanal dolgu patlarına %0,1 Rhodamin B boyası eklendi. Grup A1: Silikat esaslı pat Grup A2: Silikat esaslı pat / UA Grup A3: Rezin esaslı pat Grup A4: Rezin esaslı pat / UA Grup B1: Silikat esaslı pat Grup B2: Silikat esaslı pat / UA Grup B3: Rezin esaslı pat Grup B4: Rezin esaslı pat / UA Obturasyon sonrası tüm örnekler apeksten 3, 7 ve 11 mmlerden horizontal olarak kesildi. Grup A push-out testi için universal test cihazına bağlandır. Kuvveti dolgu materyallerine dikey olarak uygulamak için sırasıyla apikal, orta ve koronal bölüme karşılık gelen 3 farklı çapta (0.5-0.6-0.8) paslanmaz çelik pistonlar kullanıldı. Kanal dolum materyalinin yerinden çıkmasının meydana geldiği Newton'da (F-max) maksimum kuvvet kaydedilip her bir örnek megapaskal (MPa) cinsinden itme bağ gücü hesaplandı. Daha sonra örneklerde oluşan hatalar 40x büyütme altında incelendi. Grup B için örneklera cam slaytlara monte edilip konfokal lazer tarama mikroskobu ile 10x'te 560-600 nm dalga boyunda fotoğraflandırıldı. Kanalın tamamı tek bir görüntüde incelenemediğinde, kısmi görüntüler çekilip ardından Photoshop kullanılarak tek bir görüntü olarak birleştirildi. Toplam dentin tübül penetrasyon alanını ölçmek için dijital görüntüler ImageJ programına aktarıldıktan sonra dentin tübül penetrasyon alanı, mikrometre (mm) olarak ölçülmüş ve istatistiksel analiz için milimetre kareye (mm2) çevrildi. Elde edilen verilere göre Ah Plus ile NeoMTA Pus arasında ultrasonik aktivasyon dahil ve hariç tutulduğunda bağlanma dayanımı açısından fark görülmedi. Ah plus patı kullanılan durumda apikaldeki bağlanma dayanımı düşüklüğü dışında ultrasonik aktivasyonun bağlanma dayanımına etkisi görülmedi. İncelenen hata modlarında istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmedi. Uygulanan ultrasonik aktivasyon NeoMTA Plus patının penetrasyon alanını ve penetrasyon derinliğini arttırırken Ah Plus kök kanal dolgu patınınkini azaltmıştır.

Dental bondingDental materyallerDental stres analizi+5
Barış Kandemir
Başkent University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Kök kanal tedavisinin yenilenmesinde başarıyı etkileyen faktörlerin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, primer kök kanal tedavisi başarısızlığına sebep olabilecek faktörleri değerlendirmek ve kök kanal tedavisi yenilenmesinin (retreatment) başarısında etkili olabileceği düşünülen prognostik faktörlerlerin, dişin sağ kalımı ve tam iyileşmesi açısından tedavi başarısına etkilerini değerlendirmektir. Başkent Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Endodonti Kliniği'ne Nisan 2013-Ocak 2021 tarihleri arasında başvuran ve tek bir endodontist tarafından kök kanal tedavisi yenilenen 423 hastanın 541 kök kanal tedavili dişinin başlangıç radyografları ve uygulamadan en az 6 ay sonra yapılan klinik ve radyografik değerlendirme sonuçları retrospektif olarak incelendi. Dahil edilme kriterlerini karşılayan 181 hasta 240 diş (%64,1 (116) kadın, %35,9 (65) erkek, ortalama yaş 43±13 yıl) çalışmaya dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen dişlerin başlangıç ve takip randevularındaki periapikal durumları ve klinik bulguları araştırıldı. Periapikal durumun değerlendirmesi, Periapikal İndeks (PAİ) skorlama sistemine göre iki bağımsız araştırmacı tarafından yapıldı. Retreatment uygulanan dişlerin %92,1'inde tam iyileşme gözlenirken, %6,3'ünde iyileşmenin devam ettiği, %1,7'sinde ise iyileşme gözlenmediği bulunmuştur. Retreatment uygulanan dişlerde değerlendirilen; cinsiyet, sistemik hastalık varlığı, diş tipi, kanal sayısı, preoperatif semptom varlığı, önceki tedavide tespit edilmemiş kanal varlığı, preparasyon tekniği, seans sayısı, postoperatif restorasyon türü, yaş faktörlerinin tam iyileşme üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmamıştır (p>0,05). Primer kök kanal tedavisi sonrası uygulanan restorasyon türüne göre tam iyileşme oranları karşılaştırıldığında, primer kanal tedavisi sonrası kompozit restorasyon yapılan dişlerde, retreatment uygulaması sonrası başarı yüzdesi (%14,8) diğerlerine göre anlamlı düzeyde düşük bulunmuştur (p<0,05). Önceki kanal dolgusunun kalitesi ile retreatment uygulaması sonrası tam iyileşme durumu arasındaki ilişki incelendiğinde, kanal dolgusu taşkın olan 5 dişin 3 (%60)'ünde tam iyileşme sağlanamadığı ve bu grupta tam iyileşme yüzdesinin diğer gruplardakinden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olduğu saptanmıştır (p<0,05). Retreatment uygulanan dişlerde preoperatif lezyon varlığı ve boyutu ile tam iyileşme arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,001). PAİ 3 olanlarda tam iyileşme yüzdesi %96,3, PAİ 4 olanlarda %80,6 ve PAİ 5 olanlarda %66,7 olarak tespit edilmiştir. Dişlerin %92,1'inde tam iyileşme gözlenirken, %6,3'ünde iyileşmenin devam ettiği, %1,7'sinde ise iyileşme gözlenmediği bulunmuştur. Retreatment uygulaması sonrası sağkalım oranı %98,4 bulunmuştur. Sonuç olarak bu çalışma; retreatment uygulamasının başarısının primer tedavideki taşkın kanal dolgusundan, periapikal lezyon varlığı ve boyutundan ve preoperatif restorasyon tipinden etkilenebileceğini göstermektedir.

Elif Coşkun Şahin
Başkent University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Pulpa taşı ve böbrek taşı ilişkisinin retrospektif incelenmesi

Pulpanın sert doku reaksiyonları; kalsifikasyonlar, artan dentin oluşumları ve rezorpsiyonlardır. Pulpada kalsifiye oluşumlara sıklıkla rastlanmaktadır. Pulpa taşı kökün koronal veya apikal kök kısmında görülebilen, pulpa odasında olduğunda kanala girişi ve kanalların lokalizasyonunu zorlaştırabilen, kök pulpasında olduğunda ise kanal tedavisinin fizyolojik foramene kadar yapılmasını engelleyebilen kalsifik oluşumlardır. Yaşlanma, çürük, dental işlemler, periodontal hastalıklar, pulpada epitel artıkları varlığı, ortodontik hareketler, idiyopatik veya genetik faktörlerle oluşabildiği düşünülmektedir ancak kesin nedeni tam olarak bilinmemektedir. Pulpa kalsifikasyonlarının dental nevraljiye neden olduğu öne sürülmektedir ve gelişimde bir bozukluk veya pulpa dokusu içinde lokal bir patoloji olarak değerlendirilmelidir. Patolojik yapılarına rağmen vücuttaki tüm ektopik kalsifikasyonlar içinde en küçük ve zararsız olanlarıdır. Literatürde pulpa taşı ile böbrek taşı arasındaki ilişki varlığını inceleyen çalışmaların bir kısmında pulpa taşı ve böbrek taşı varlığı arasında anlamlı bir ilişki bulunurken bazılarında herhangi bir ilişki gözlenmemiştir. Sonuçta, bu konuda kapsamlı çalışmaların yapılması gerektiği ortaya konmuştur. Çalışmamızda 2013-2022 yılları arasında Başkent Üniversitesi Hastanesi ve Diş Hekimliği Fakültesine başvuran hastalardan ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi ile böbrek taşı tanısı alan ve panoramik radyografı olan hastalar seçilmiş, retrospektif olarak panoramik görüntüleri incelenip, pulpa taşı varlığı açısından değerlendirilmiştir. Çalışmamızda 18-60 yaş aralığında 558 kadın, 528 erkek toplam 1086 hastanın panoramik görüntüsü incelenmiştir. Hastalar 543 vaka ve 543 kontrol grubu olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Kontrol grubu olarak vaka grubuyla aynı yaş ve cinsiyette hastalar rastgele seçilmiştir. Kontrol grubu ile vaka grubu arasında yaş ortalamaları ve kadın-erkek dağılımı yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,922 ve p>0,999). Öte yandan tanıdan bağımsız olarak pulpa taşı tespit edilmeyen olgulara göre pulpa taşı tespit edilen olguların yaş ortalamaları istatistiksel anlamlı olarak daha yüksek idi (p<0,001). Buna karşın pulpa taşı tespit edilen ve edilmeyen gruplar arasında cinsiyet dağılımı yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p=0,834). Kontrol grubuna göre vaka grubunda pulpa taşı görülme sıklığı istatistiksel olarak anlamlı oranda daha fazla idi (p<0,001). Ayrıca, böbrek taşının varlığı pulpa taşı gelişme riskini 84,162 kat artırmaktaydı (p<0,001).

Berna Ulutekin
Başkent University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Farklı kurulama protokollerinin kalsiyum silikat ve epoksi rezin esaslı kök kanal patlarının tekrarlayan kök kanal tedavilerinde dentine bağlanma dayanımı üzerine etkisinin değerlendirilmesi

Kanal tedavisi kök kanal sisteminin temizlenmesi, şekillendirilmesi ve doldurulmasıdır. Bu tedavi için günümüzde guta-perka ve kök kanal dolgu patları birlikte kullanılmaktadır. Kök kanallarının doldurulması sonrası kök kanal sistemi bakterilerin giriş ve çıkışına engel olacak şekilde kapatılmış olur. Kök kanalının irrigasyonu sonrasında üç boyutlu olarak tüm anatomik düzensizliklerinin doldurulması kanal tedavisinin başarısı açısından çok önemlidir. Kök kanal dolgusu yeterli düzeyde yapılamaz ise tedavinin başarı şansı düşer. Bu amaçla guta-perka adlı kök kanal dolgu materyali, farklı içeriklere sahip çeşitli kök kanal dolgu patlarıyla kombine olarak kullanılmaktadır. Epoksi rezin esaslı bir kök kanal patı olan AH Plus, antibakteriyel etkisi, üstün fiziksel özellikleri ve kök dentinine bağlanma gücünün yüksekliği nedeniyle altın standart olarak kabul edilmektedir. Kalsiyum silikat esaslı simanlar ise biyouyumlulukları, toksisite göstermemeleri, boyutsal stabiliteleri ve biyolojik ortamda bozulmamaları nedeniyle perforasyon tamirinde, endodontik cerrahide, pulpa kuafajında ve rejeneratif endodontide kullanılmaktadır. Bu simanların üstün fiziksel ve biyolojik özelliklerinden yola çıkılarak yeni tür kalsiyum silikat esaslı patlar geliştirilmiştir. Geliştirilen bu patlar üstün fiziksel özellik, yeterli biyouyumluluk, yüksek bağlanma dayanımı, minimal renk değişimi ve üstün sızdırmazlık göstermiştir. AH Plus Biyoseramik bu özelliklere sahip olan yeni geliştirilen patlardan biridir. İrrigasyon sonrası kök kanalını doluma hazırlayabilmek için kurulamak gereklidir ve kök kanalını kurutmak için çeşitli protokoller geliştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı kök kanal tedavisi sırasında irrigasyon solüsyonlarının kullanımını takiben kanalları kurulamak için uygulanan protokollerinin, kalsiyum silikat ve epoksi rezin esaslı kök kanal patlarının tekrarlayan kök kanal tedavilerinde dentine bağlanma dayanımı üzerine etkilerini araştırmaktır. Sıfır hipotezi, farklı kurulama protokollerinin, istatistiksel olarak iki patın tekrarlayan kök kanal tedavilerinde dentine bağlanma dayanımı üzerine etkisinin olmamasıdır.

Derin Buğu Yüzer
Başkent University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Deproteinizasyonun çürükten etkilenmiş dentin yüzeyine adezyona etkisinin değerlendirilmesi

Bu in-vitro çalışmanın amacı çürükten etkilenmiş dentinin NaOCl ile deproteinizasyonunun, farklı adeziv sistemler kullanılarak yerleştirilen rezin kompozit ile çürükten etkilenmiş dentin arayüzünün mikro-BT ile değerlendirilmesidir. Bu çalışmada yakın zamanda çekilmiş 96 adet çürüklü insan molar dişi kullanılmıştır ve dişler oda sıcaklığında salin solüsyonunda bekletilmiştir. Dişler, 10 mm x 10 mm x 10 mm silikon ölçü materyalinden hazırlanan kalıplar içerisine mine-sement sınırına kadar soğuk akril (Meliodent, Heraeus Kulzer, Almanya) dökülerek yerleştirilmiştir. Çürük dentine ulaşabilmek için dişlerin mine dokusu uzaklaştırılarak çürük dentin ekskavatör ve çelik rond frez yardımıyla temizlenmiştir. Çürükten etkilenmiş dentin sond ile muayene, renk değerlendirmesi ve gözle muayene sonucu sert, parlak ve koyu renkli tespit edilmiştir. Çürükten etkilenmiş dentin yüzey sertlikleri mikrosertlik testiyle mikrosertlik cihazında, her örnek için minimum uzaklık 40 μm olacak şekilde 3 farklı noktadan 15 sn süre ile 1 Newton kuvvet uygulanarak kontrol edilmiştir. Hazırlanan örnekler rastgele deproteinizasyon işlemi uygulanmayan (Grup A; n =48; kontrol grubu) ve deproteinizasyon işlemi uygulanan (Grup B; n =48; deneysel grup) örnekler olacak şekilde iki ana gruba ayrılmıştır. Bu ana gruplar, uygulanan adeziv sistemlere göre 4 alt gruba ayrılmıştır: Grup ASB ve BSB örneklerine iki aşamalı etch and rinse adeziv sistem uygulanmış; Grup ASE ve BSE örneklerine iki aşamalı self-etch adeziv sistem uygulanmış; Grup AQER ve BQER örneklerine universal adeziv sistem etch and rinse modunda uygulanmış; Grup AQSE ve BQSE örneklerine üniversal adeziv sistem self-etch modunda uygulanmıştır. Grup ASB, ASE, AQER ve AQSE örneklerine üreticinin talimatlarına göre adeziv sistemler uygulanmıştır. Grup BSB örnekleri 15 sn %37'lik fosforik asit ile pürüzlendirilip su ile yıkandıktan sonra aplikatörle 15 sn %6 NaOCl ile deproteinizasyon uygulanmış, su ile durulanmış ve adeziv sistem uygulanıp 10 sn ışıkla polimerize edilmiştir. Grup BSE örneklerine aplikatörle 15 sn %6 NaOCl ile deproteinizasyon uygulanmış, su ile yıkanmış ve adeziv sistem uygulanıp 10 sn ışıkla polimerize edilmiştir. Grup BQER örneklerine 10 sn K-etchant uygulanıp yıkandıktan sonra aplikatörle 15 sn %6 NaOCl ile deproteinizasyon uygulanmış, su ile durulanmış ve adeziv sistem uygulanıp 5 sn ışıkla polimerize edilmiştir. Grup BQSE örneklerine aplikatörle 15 sn %6 NaOCl ile deproteinizasyon uygulanmış, su ile yıkanmış ve adeziv sistem uygulanıp 5 sn ışıkla polimerize edilmiştir. Adeziv uygulanan örneklere plastik kalıplar kullanılarak 4 mm çap ve 4 mm yükseklik olacak şekilde IV A renginde bulk fill rezin kompozit bulk tekniği ile yerleştirilerek üreticinin talimatlarına göre 20 sn LED ışık cihazıyla polimerize edilmiştir. Hazırlanan tüm örnekler mikro-BT analizinden önce 37°C' de distile su içerisinde bekletilmiştir. Mikroboşluk oluşumunun değerlendirmesi, mikrotomografi Skyscan 1174® cihazı ile yapılmıştır. Mikroboşluklar mm3 cinsinden değerlendirilmiştir ve taramalar TIFF formatında kaydedilmiştir. Sonuçlar istatistiksel olarak Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testleri ile belirlendi.. Buna göre, deproteinizasyon uygulanmayan kontrol ve deproteinizasyon uygulanan deneysel gruplar arasında sadece Grup A Kontrol 1(ASB) ile Grup B Deneysel 1(BSB) örnekleri arasında mikroboşluk hacmi açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur(p=0,043) . Test edilen adeziv sistemlere göre mikroboşluk hacimleri arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır.

AdezyonlarDentinDiş çürükleri+2
Begüm Berkmen
Başkent University · Institute of Health Sciences
2020
00