Yıldız Technical University
Department

Department of Engineering Sciences

Yıldız Technical University

13

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Archived Theses

10 Theses
Master'sOpen AccessTR

Üretim otomasyonunda görüntü tabanlı hata tanıma sistemi

Endüstriyel üretim sistemleri günümüzde hızla gelişmektedir. Bununla beraber üretimde kalite ve verime olan talep de artmakta, ürünlerin kalite denetimleri önem kazanmaktadır. Bu denetimler, önceleri insan gözlemiyle oldukça yavaş ve düşük verimle yapılırken günümüzde otomasyon sistemleri kullanılarak bu işlemleri tamamıyla otomatikleştirme çabası doğmuştur.Özellikle görselliği ön planda olan ürünlerde yüzeysel hataların saptanabilmesi için görüntü işleme teknolojisinin kullanılması hem hız hem de verimlilik açısından oldukça önemlidir. Belirtilen önemi çıkış noktası alan bu çalışma, hareketli üretim bantlarından akan ürünlerin kameralar vasıtasıyla video görüntülerinin alınması ve görüntü işleme yöntemlerini kullanarak hızlı bir şekilde, üretimi aksatmadan hata tespitlerinin yapılmasını sağlamıştır. Bu hata tespiti değişik aşamalardan oluşmaktadır. İlk aşama görüntünün alınmasıdır. Görüntüler bant üzerinde sağlanan sabit ışık seviyeli ortamda alınırlar. Uygun bir kamera ile çekilen video görüntüleri içerisinden ürünlerin net olarak görüldüğü kareler alınır. Ancak ürünler üretim bandı üzerinde rasgele bir konumda bulunurlar. Bu nedenle ürünlerin görüntüleri konumdan bağımsız hale getirilmelidir. Geliştirilen tarama algoritması ile resmin herhangi bir noktasındaki ürün doğru koordinata taşınır. Elde edilen resimler hata analizinin yapılabilmesi için bazı ön işlemlerden geçirilir. İlk olarak resimdeki arka planlar, arındırma algoritması ile yok edilir ve RGB resim gri seviyeye çevrilir. Bu sayede resim boyutları küçültülerek yazılımın daha hızlı çalışması sağlanır. Sonrasında malzeme birden çok parçadan oluşuyor ise bu parçalar tek tek ayrılır. Elde edilen resimlerde Canny algoritması, Otsu eşikleme yöntemi ve morfolojik operatörler kullanılarak çizik taraması yapılır. Çizik saptamada en önemli problemlerden biri uyarlamalı eşikleme problemidir. Bu problemi aşmak için otsu uyarlamalı eşikleme yöntemi kullanılmıştır. Hata analizi sonrasında ise ortaya çıkarılan çiziklerin boyut ve sayıları belirlenir. Son olarak elde edilen bu verilerle ürünün hatalı veya hatasız olduğu bir mesajla belirtilir, ürün banttan ayrılır veya sınıflandırılır.

GörüntüGörüntü işlemeGörüntü işleme-bilgisayarlı+2
Kadir Balcı
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Jeodezik uygulamalarda tek frekanslı GPS alıcılarının kullanılabilirliğinin araştırılması

Günümüz jeodezik uygulamalarının vazgeçilmez bir parçası olan GPS' in (Global Positioning System-GPS) her geçen gün kullanım alanı genişleyerek yaygınlaşmaktadır. Amaçlar doğrultusunda yapılacak GPS gözlemlerinden, amaca uygun doğrulukta, kısa sürede ve ekonomik sonuçların elde edilmesi beklenmektedir.Bu çalışmanın amacı, GPS ağlarının sıklaştırılmasında çift frekanslı GPS alıcılarına göre düşük maliyetli tek frekanslı GPS alıcılarının kullanımını sağlamak ve bu alıcıların özellikle jeodezik çalışmalarda kullanılabilirliğini araştırmaktır. Ayrıca bu çalışma ile, tek frekanslı GPS alıcılarının çift frekanslı GPS alıcılarına göre performansları ortaya konmuştur.Değerlendirme sonucunda farklı zaman aralıklarının konum doğruluğuna etkisi incelenmiştir ve farklı frekans tiplerinden faydalanılarak frekans tipi-zaman-mesafe ilişkisi araştırılmış ve bu sayede düşük maliyetli tek frekanslı GPS alıcılarının Jeodezik uygulamalarda kullanılabilirliğinin araştırılması hedeflenmiştir. Çalışmamızda, uzunlukları 1 km ile 38 km arasında değişen 8 baz ile 6 güne ait veriler kullanılmıştır. Her bir güne ait veriler 1, 2, 4, 6, 8 ve 10 saatlik dilimlere bölünüp ayrı ayrı değerlendirmeye alınarak tek ve çift frekanslı GPS alıcıları için; ölçüm süresinin ve baz uzunluklarının konum doğruluğu üzerindeki etkileri belirlenmeye çalışılmıştır.

GPS
Veysel Erhan Baysal
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Deniz seyir haritalarının üretimi

Üç tarafı denizlerle çevrilmiş olan ülkemizde, denizciliğin gelişimini yakından takip etmek, bu gelişime katkıda bulunmak için artan bir çaba vardır. Bu amaçla ticaret ve taşımacılıktaki maliyetleri düşürmek, denizlerimizdeki seyirleri daha güvenli bir hale getirmek, su altı ve su üstü zenginliklerinden maksimum faydaları sağlamak için sürekli Hidrografik, Oşinografik ölçümler yapılmakta, Seyir Haritaları üretilmektedir. İnsan hayatının ön planda tutulması prensibiyle sağlıklı ve güvenilir deniz haritaları üretilmeli ve her türlü yardımcı kaynakları ile birlikte teknolojiyle paralel bir gelişim içerisinde kullanıcılara sunulmalıdır.Bu çalışmada Osmanlı İmparatorluğu'ndan günümüze deniz haritacılığının gösterdiği gelişim, deniz seyir haritalarının nasıl üretildiği, teknolojinin yeni bir ürünü olan Elektronik Seyir Haritaları (ENC)'nın üretimi ve de deniz haritacılığının nasıl bir geleceğe doğru gitmekte olduğu anlatılmaya çalışılmıştır.Halen kullanımda olan klasik kağıt seyir haritalarının, planlanmasından basımına kadar olan üretim süreci çeşitli standartların da yardımıyla açıklanmış, ardından günümüzün en yeni gelişimlerini içeren, en az kağıt seyir haritaları kadar güvenilir olan, maliyeti düşüren ve zamandan tasarruf sağlayan, GPS (Global Konum Belirleme Sistemi) uyduları, ARPA Radar vb. teknolojik ekipmanlar ile uyumlu ve kendine özgü bir gösterim ve bilgi sistemiyle (ECDIS ile) vektörel olarak çalışan, uluslararası standartlarda elektronik seyir haritalarının üretimi açıklanmıştır.Anahtar Kelimeler: Deniz Haritacılığı, Radar, Elektronik Seyir Haritası (ENC), Kağıt Harita, Hidrografi, Oşinografi, Elektronik Seyir Haritası Gösterim ve Bilgi Sistemi (ECDIS).

Mehmet Burhan Çevik
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Dış mekan aydınlatmalarının bazı bitki türlerine etkisi

Dış mekan aydınlatmasının bazı bitki türlerine etkisini ortaya koymayı hedefleyen bu çalışma Çukurova Üniversitesi yerleşke alanında farklı 2 alanda yürütülmüştür. Yapılan deneme sonucunda gece sürekli aydınlatma yapılan alanda en çok olumlu etkilenen türler sırasıyla Hibiscus mutabilis, Robinia pseudoacacia'nın küçük bireyleri ve Hibiscus syriacus' tur. Sonuç olarak; aydınlatma yapılan alanlarda ve yollarda söz konusu türler güvenle kullanılmak üzere önerilebilir.

Elif Aksoy
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Mersin kenti için alternatif katı atık düzenli depolama alanlarının araştırılması

Düzenli depolama yöntemi, güvenli ve ekonomik oluşu ile yaygın olarak kullanılan bir atık depolama yöntemidir. Bu depolama yönteminde en önemli unsur atık depolanacak yerin belirlenmesidir. Mersin ili 709.848 nüfusu ve sanayi potansiyeli ile Türkiye'nin önemli yerleşim yerlerinden biridir. Şehirde oluşan günlük atık miktarı yaklaşık 650 tondur. Mevcut depolama alanı ömrünü doldurmuş hem toplum hem de çevreyi tehdit eder hale gelmiştir. Mevcut depolama alanının yerleşim yerine olan mesafesinin azalması ile toplum sağlığı açısından da risk taşıyan bir durum ortaya çıkmıştır. Bu olumsuzluklardan ötürü Mersin ili yerleşim yeri için yeni bir atık depolama sahasının belirlenmesi ihtiyacı doğmuştur.Bu çalışma ile yer seçiminde önemli kriterler, öngörülen 4 alternatif alan için değerlendirilmiştir. Yapılan çalışmalar ile en uygun alan belirlenerek projelendirme safhasına geçilmiştir. Bu amaçla, üzerinde bir çimento fabrikasının da ocak olarak işlettiği saha değerlendirilerek katı atık depolama için elverişli görülmüştür. Depolama alanı CH, CL türü ince taneli birimlerden oluşan Handere Formasyonu üzerinde yer almaktadır. Birimin kısmen geçirimsiz olması da olumlu özelliklerinden biri olarak değerlendirilmiştir.

Cumhur Karaca
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Benzinli motorun hava görüşüne yerleştirilen türbülatörün yanma ve emisyon üzerindeki etkisinin deneysel olarak incelenmesi

Günümüz otomotiv sektöründe motor teknolojisi üzerindeki gelişmeler sadece motor hızını,gücünü ve performansını artırmak amacıyla yapılan çalışmalarla sınırlıdır. Bu tip yenilikler beraberinde bir çok sorunu da ortaya çıkarmaktadır. Motorlu taşıtların hepsi fonksiyonlarını yerine getirebilmesi için gerekli olan enerjiyi büyük ölçüde petrolden almaktadır. Dünyada ki petrol rezervlerinin sınırlı olması ve günümüz motorların petrole bağımlı olarak çalışmasından dolayı motor teknolojisinde yakıt ekonomisi çok önem kazanmaktadır. Bu yüzden bütün motor üretici firmalar motordan en yüksek verimi alabilmek için araştırmaya ve gelişmeye büyük yatırımlar yapmaktadırlar.Bu çalışmada hava girişine türbülatör yerleştirilmiş benzinli motorun yanma ve performans üzerindeki etkisi deneyler yapılarak incelenmiştir. Yapılan deneylerde benzinli motor farklı yüklerde türbülatörlü ve türbülatörsüz çalıştırılarak özgül yakıt tüketimi ve egzoz emisyonlarının ölçümü yapılmıştır.Sonuç olarak hava girişine eklenen türbülatörün düşük devirlerde yanmayı olumlu olarak etkileyerek emisyon değerlerini ve yakıt sarfiyatını düşürdüğü ancak yüksek devirlerde Yanmayı yüksek yük altında, ateşlemeyi geciktirmeden hızlandırmanın silindir içi basıncının çok daha yüksek olmasına yol açacağı yanmayı çok erken gerçekleştirdiği, Bunun sonucu olarak da vuruntu oluşturduğu görülmüştür.Ateşleme sistemi daha hızlı bir yanma için ayarlanmalıdır aksi halde bu sistemlerin yakıt ekonomisi üzerine etkileri kötüleştirici olabilir.Ateşleme geciktirilmediği taktirde tam yükteki türbülans artışı motora zarar verebilir.

Yavuz Demir
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
DoctorateOpen AccessTR

Metal matrisli kompozit malzemelerin elektro erozyon ile işlenme performanslarının deneysel incelenmesi

ÖZETMetal matrisli kompozit (MMK) malzemelerin geleneksel olmayan işleme yöntemleriyle işlenebilirliği, araştırmacıların ve malzeme geliştiricilerin yoğun ilgisi altındadır. Bu tez çalışması kapsamında Al427915 Al/Cu MMK malzeme, AE109 Al-MMK malzeme ve AlMg1SiO,6TiH20,8 MMK malzeme olmak üzere üç farklı MMK ve referans değerlendirmeleri için ETIAL 20 ticari alüminyum malzeme ve 1.2210 115CrV3 kodlu malzemenin elektro erozyonda işlenebilirliği, deneysel olarak incelenmiştir. Deneyler, elektro erozyon ile işlemede, farklı boşalım akımı ve vurum süreleri olan değişken işleme parametreleri, tüm malzemeler için aynı değerde ayarlanarak gerçekleştirilmiştir. Elektrot takımında meydana gelen aşınma; elektrot aşınma hızı (EAH), işparçasında meydana gelen aşınma; işparçası işleme hızı (İİH) ve malzeme çiftindeki aşınma ilişkisi; bağıl aşınma (BA) gibi temel performans çıktıları, üç farklı girdi değişkenlerine bağlı olarak, deneysel çalışmayla elde edilmiştir. Yapay sinir ağları kullanılarak beş ayrı malzeme için boşalım akımı, vurum süresi ve işleme süresine bağlı, (EAH), (İİH) ve (BA) performans çıktılarının matematiksel modelleri türetilmiştir. Ayrıca her malzemeden aynı şartlarda elde edilen numunelerin bir serisinin tarama elektron mikroskobunda (SEM), yüzey oluşumu, mikro yapıları ve elektriksel iletkenlikle ilişkili malzeme difüzyonu incelenmiştir. Üç farklı MMK malzemede BA performansını iyileştirecek işleme parametreleri belirlenmiştir.

Oğuz Poyrazoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Pamukta bor toksitesine dayanıklılık

Bu Araştırma 2006 yılında Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Uygulama serasında yürütülmüştür. Perlit kum karışımında yetiştirilen pamuk çeşitlerinin farklı düzeylerde uygulanan bor (B) dozlarına olan reaksiyonları incelenmiştir. Çalışma, dört farklı bor dozu ( 0.5, 7.5, 15, 22.5 mg B L-1 ) ve sekiz pamuk çeşidi (Barut 2005, Gossipolsüz Nazilli, Gürel Bey, Nazilli 143, Nazilli 342, Nazilli 39, Nazilli-503, STN 8A ) ile faktöryel deneme deseni düzeninde kurulmuştur.Bor uygulama dozlarına paralel olarak bor toksitesinden zarar görmüş yaprak sayısı, kök, gövde ve yaprak bor içerikleri artmış buna karşın bitkilerde taze ağırlık, kuru ağırlık, boy ve yaprak sayıları azalmıştır. Yapılan regresyon analizi ve mevcut çeşitlerin içinde Gürel Bey ve Gossipolsüz Nazilli bor toksitesine dayanıklı, Nazilli ise hassas çeşit olarak belirlenmiştir.

BorPamukToksisite
Ümit Harite
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Aydın ili Kuyucak ilçesinde yetiştirilen göbekli portakalların muhafazası üzerine farklı meyve iriliği ve derim zamanlarının etkisi

Aydın ili Kuyucak ilçesinde yetiştirilen Washington Navel ve Frost Navel göbekli portakallarından üç farklı boyda (küçük, orta, büyük) ve üç farklı zamanda (22 Kasım, 03 Aralık, 10 Aralık 2005) derilen meyveler iki farklı depo tipinde (doğal şartlarda 6 ay, soğuk havada 4 ay) muhafaza edilmiştir. Doğal şartlarda depolanan Washington Navel ve Frost Navel'de 6. ayda ortalama ağırlık kaybı % 29,32 ve % 25,85, fizyolojik ve patolojik bozulma % 37,78 ve % 40,00, usare % 42,71 ve % 40,61, SÇKM % 11,8 ve % 11,7, TA 0,64 ve 0,59, SÇKM/TA 18,98 ve 20,43, pH 3,83 ve 3,92'dir. Soğuk havada (5±1oC) depolanan Washington Navel ve Frost Navel'de 4. ayda sırası ile % 12,79 ve % 11,51, % 66,30 ve % 86,11, % 36,57 ve % 35,39, % 10,4 ve % 10,4, 0,79 ve 0,82, 14,10 ve 14,54, 3,50 ve 3,65'tir. Her iki depo şartında meyve büyüklüğü arttıkça ve derim zamanı geciktikçe ağırlık kaybı, SÇKM ve TA azalmıştır. Doğal depoda meyve dış kabuk renk L ve b değerleri daha yavaş, renk a değeri daha hızlı düşmüş; soğuk hava deposunda L değeri daha hızlı düşüş gösterirken, a değeri dalgalı seyirmiştir. Washington Navel'de tüm depolama şartlarında; Frost Navel'de doğal şartlardaki 1. ve 4. aylar ile soğuk havadaki 1. ay hariç diğer depolama şartları ve sürelerinde TA ile olgunluk indisi arasında ters orantılı ilişki vardır. Meyveler doğal şartlarda 5 ay, soğuk hava deposunda 3 ay kalitesinden fazla kayıp olmadan muhafaza edilebilmiştir.

Fatih Özdemir
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00
DoctorateOpen AccessEN

Management of phosphorus removal in municipal wastewater treatment plants

As a result of uncontrolled discharge of wastewaters containing high levels of phosphorus to the receiving bodies could create adverse effects on water quality. Therefore phosphorus should be eliminated prior to discharging into aquatic environment together with carbon and nitrogen to reduce eutrophication risk. Control of effluent phosphorus level by enhanced biological methods became a standard wastewater treatment application due to its high wastewater purification efficiency and its enhancing effect on overall biological treatment stages. In enhanced biological phosphorus removal (EBPR) processes, carbon, nitrogen and phosphorus could be removed simultaneously with higher efficiencies as compared to the conventional biological treatment methods.Another common method applied in wastewater treatment plants (WWTPs) for removal of phosphorus is chemical precipitation method in which aluminum and ferrous salts, lime were used as coagulants. Although these methods are not able to remove phosphorus completely from the theoretical aspect, significant phosphorus removal efficiencies could also be achieved. However chemical phosphorus removal methods could increase sludge production rate significantly in WWTPs. Investigations indicated that characteristics of this chemical sludge are very different from typical activated sludge. It was also reported that sludge treatment applications including thickening ? dewatering, anaerobic digestion, thermal drying and incineration could be more complex and costly as compared to the non-chemical sludge.In this study, fundamental characteristics of EBPR were investigated in a large wastewater treatment plant by full-scale and laboratory scale methods. The process configuration in which investigations were carried out was very similar to 5-Stage Modified Bardenpho process. To obtain accurate results mass balances were established around biological treatment units performing detailed influent and effluent characterization. In addition to the wastewater characterization, phosphorus content of both activated sludge and phosphorus accumulating organisms (PAOs) were examined under variable nutrient loading ratios and variable operational conditions. Anaerobic phosphorus release rate, soluble substrate utilization rate, anoxic phosphorus uptake rate, simultaneous denitrification rate and aerobic phosphorus uptake rate were also determined by laboratory-scaled batch tests in addition to the full-scale investigations. Importance of particulate substrate forms in EBPR was also studied using both full-scale and batch-scale methods.Results of the investigations proposed that EBPR method could be the main phosphorus management method in WWTPs. However it was also observed that the stability of the EBPR processes could not be maintained continuously since the process influences by several wastewater and operational parameters. Therefore EBPR processes could be supported by chemical phosphorus removal methods to achieve target effluent phosphorus level.It was also demonstrated that COD/TP ratio of the influent is very important for the optimization of the EBPR processes. Obtained results indicated that COD/TP ratio of 65 could be required for the domination of phosphorus accumulating microorganisms (PAOs) that are perquisites EBPR processes in the scale of İzmir WWTP. Serious adverse effects of electron acceptors, present in both influent and return sludge line, on EBPR performance were also determined. In the scope of this thesis, several operational strategies for the optimization of the EBPR plant were also developed.

Activated sludge systemElectron donor acceptor
Tolga Tunçal
Dokuz Eylül University · Institute of Graduate Studies in Science
2008
00