
13.820
Arşivlenen Tez
35
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Aşırı tepki hipotezinin farklı süreler açısından BIST'te test edilmesi
Davranışsal finans, insanın her zaman rasyonel olmadığını bunun sonucunda da aldığı kararların her zaman en doğru kararlar olmadığını varsayarak insanların ekonomik ve finansal kararlarını incelemektedir. Davranışsal finans disiplini altında incelenen aşırı tepki hipotezine göre bir dönem düşük getiri sağlayan hisse senetleri takip eden dönemde normalin üzerinde getiri sağlarken, bir dönem yüksek getiri sağlayan hisse senedi takip eden dönemde düşük getiri sağlamaktadır. Aşırı tepki hipotezine göre piyasalar zayıf formda etkin değildir. Bu çalışmanın amacı, davranışsal finansın önemli bir yaklaşımı olan aşırı tepki hipotezinin incelenmesi ve BİST'te var olup olmadığını tespit etmektir. BİST'te Ocak 2002 ve Aralık 2019 dönemi arası sürekli işlem gören hisse senetlerinin verileri incelenerek gerçekleştirilen çalışmada beş, üç, iki, bir yıl ve altı aylık dönemler için kazandıran ve kaybettiren portföyler oluşturularak getiri performansları incelenmiştir. Portföy oluşturma ve test dönemleri incelendikten sonra elde edilen sonuçlar aşırı tepki hipotezini destekler niteliktedir. BİST'te kazanan portföyü satıp, kaybeden portföyü alma stratejisi uygulanarak (zıtlık stratejisi) normalin üstünde getiri sağlamak mümkün görünmektedir.
Çalışanların iş tatmini ve performansı arasındaki ilişkide beş faktör kişilik özelliklerinin rolü: Bir araştırma
Bu çalışmanın amacı, çalışanların iş tatmini ve performansı arasındaki ilişkide beş faktör kişilik özelliklerinin rolünü saptamaktır. Ayrıca demografik değişkenlerin bireylerin iş tatminleri ve performansları üzerinde herhangi bir etkisinin olup olmadığını belirlemek çalışmanın diğer bir amacıdır. Araştırmada öncelikli olarak literatür taraması yapılarak, teorik kısım oluşturulmuştur. Araştırmaya ilişkin olarak üç ana hipotez altında toplamda on yedi hipotez oluşturulmuştur. Birinci ana hipotezde çalışanların demografik değişkenleriyle iş tatmini arasındaki ilişkiye; ikinci ana hipotezde çalışanların demografik değişkenleri ile çalışan performansı arasındaki ilişkiye; üçüncü ana hipotezde ise çalışanların beş faktör kişilik özellikleri, iş tatmini ve performans arasındaki ilişkiye yönelik oluşturulmuştur. Araştırma İzmir ili Çiğli Belediyesi çalışanlarıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada anket yöntemi kullanılmış; 48'i kadın ve 60'ı erkek olmak üzere toplam 108 çalışana uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda dört hipotez (H1.7: Çalışanların iş tatmin düzeyleri kurumdaki görevlerine göre farklılık göstermektedir. H2.5: Çalışanların performans düzeyleri gelire göre farklılık göstermektedir. H3.2: İş tatmini ve Beş Faktör Kişilik arasında anlamlı ilişki vardır. H3.3: Beş Faktör Kişilik ve Performans arasında anlamlı ilişki vardır) kabul edilmiştir. Geriye kalan on üç hipotez reddedilmiştir. Sonuç olarak çalışanların demografik değişkenlerden olan gelir durumu ile performans arasında ve kurumdaki görevin alt boyutu olan çalışma ortamı ile iş tatmini arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmektedir. Ayrıca çalışanların beş faktör kişilik özelliklerinin iş tatmini ve performans arasında anlamlı ilişki olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Beş faktör kişilik özellikleri, İş tatmini, Performans
Lüks tüketim algısı ile içsel ve dışsal değerler arasındaki ilişki: Uşak ili örneği
Lüks, geçmişten günümüze tarihsel ve kültürel olayların etkisiyle farklı tanımlarla ifade edilmiş ve kişiden kişiye değişen bir olguya dönüşmüştür. Günümüzde ise, çağın getirdiği yenilikler ve toplumu oluşturan kuşakların farklı talepleri doğrultusunda yeni lüks olarak tanımlanan çok daha farklı bir lüks kavramı ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda bu araştırmanın amacı lüks tüketim algısı ile içsel ve dışsal değerler arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Başka bir ifade ile tüketicilerin pazarda yer alan çeşitli sektörlerdeki lüks marka ve ürünlere olan mevcut marka bağlılıklarının tespit edilerek, kısa ve orta dönemde lüks tüketim tercihleri konusunda oluşacak durumun öngörülmesini amaçlanmaktadır. Bu amaçlarla çalışmada 18-65 yaş arasında ve Uşak'ta yaşayan 453 kişiye anket uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda yeni lüks algısı ve geleneksel lüks algısı ile içsel ve dışsal değerler arasında pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir. Çalışmada ayrıca tüketicilerin demografik özelliklerine göre yeni lüks algısı ve geleneksel lüks algısı farklılaştığı ortaya konmuştur.
Yönetim muhasebesi açısından yapay sinir ağları kullanılarak başabaş noktası analizi: Tehlikeli madde taşımacılığı alanında bir uygulama
Bu çalışmada, uluslararası bir yönetmelik olan ADR Anlaşması'na (European Agreement Dangereous Goods By Road) tabi bir işletmenin geleceğe yönelik olarak başabaş noktası, yapay sinir ağları yöntemi kullanılarak hesaplanmıştır. ADR Anlaşması'na tabi ilgili üretim işletmesinin geleceğe yönelik olarak başabaş noktası hesaplanmasından dolayı bir aylık gerçek üretim verileri baz alınıp, belirli aralıklar dahilinde uniform dağılım fonksiyonuna göre veri türetimi yapılmıştır. Tehlikeli maddelerle ilgili uluslararası bir yönetmelik olan ADR Anlaşması ve klasik maliyet-hacim-kar analizlerine alternatif bir analiz tekniği olarak kullanılan yapay sinir ağları yöntemi tez çalışmasının özgünlüğünü oluşturmaktadır. Tez çalışmasında çok katmanlı ileri beslemeli geri yayılımlı algoritma kullanılarak yapay sinir ağı oluşturulmuştur. Bu ağ yapısı bir giriş katmanı, her gizli katmanında 10 nöron bulunan üç gizli katman ve bir çıkış katmanından oluşmaktadır. Veri setinin % 85'i ağın eğitimi için, % 15'i eğitimi gerçekleştirilen ağın simülasyonu için kullanılmıştır. Eğitimi gerçekleştirilen yapay sinir ağı simülasyonu sonucunda, geleceğe yönelik başabaş noktası satış tutarı tahmin performansı % 86,66 ve başabaş noktası miktar tahmin performansı % 70 olarak hesaplanmıştır. Analiz sonucu ulaşılan bulgular çok katmanlı yapay sinir ağının başarılı olduğunu göstermektedir.
Hastane personeli seçiminin çok kriterli karar verme yöntemleriyle karşılaştırmalı analizi
İnsan kaynakları yönetiminin en önemli problemlerinden olan personel seçimi, işletmeler için verilmesi gereken kararlardan bir tanesidir. Personel seçimi, işin gerektirdiği çeşitli kriterleri içinde barındırması gereken çok ölçütlü bir karar problemidir. İşletmelerde personel seçiminde gerekli bütün kriterlerin ele alınması, aynı zamanda alternatiflerin arasında kıyaslama yapılarak doğru seçim kararının verilmesi gerekmektedir. Bu nedenle çalışmada personel seçim problemi üzerinde durulmuş ve çok kriterli karar verme yöntemlerinden yararlanılmıştır. Bu tezin amacı, işletmeler için önemi büyük olan personel seçimi konusunun çok kriterli karar verme yöntemleri yardımı ile çözülmesi ve kullanılan yöntemlerin sonuçlarının karşılaştırılmasıdır. Bu kapsamda kamuda faaliyet gösteren bir hastanenin dahiliye bölümünde çalışmakta olan yedi hemşire AHP ve GİA yöntemlerine göre değerlendirilmiş ve elde edilen sıralama sonuçları karşılaştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda en yüksek ağırlığa sahip olan kriter, mesleki yeterlilik olarak bulunurken iki yöntem için de en yüksek mesleki yeterlilik puanına sahip olan alternatifin birinci olduğu bulgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Personel Seçimi, Çok Kriterli Karar Verme, Analitik Hiyerarşi Prosesi, Gri İlişkisel Analiz.
Sinizm ve iş tatmini arasındaki ilişki: Uşak ili kamu çalışanları örneği
İş tatmini, çalışanın işine karşı olumlu ve olumsuz duyguları ile ilgiliyken; örgütsel sinizm ise, çalışanın örgütüne ve yöneticilerine yönelik olumsuz tutumudur. Çalışmanın amacı, Uşak il merkezinde faaliyet gösteren kamu kuruluşlarında çalışanların iş tatmini ve örgütsel sinizm düzeyleri arasındaki ilişkinin olup olmadığını ortaya çıkarmaktır. Çalışmanın evren 9.699 olup 525 örnekleme yüz yüze anket yöntemi gerçekleştirilmiştir. Bunlardan sadece 23 anket çalışmaya dahil edilmemiştir. Toplanan veriler SPSS 23 Paket Programı kullanılarak Güvenirlilik ve Faktör Testleri, T- Testi, Tek Yönlü ANOVA ve Korelasyon analizleri ile değerlendirilmiştir. Çalışmanın analiz sonucunu belirlemek amacıyla iş tatmini/boyutları ve örgütsel sinizm/boyutları ile ilişkili kurulan 10 hipotezin bütününde negatif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. İş tatmini ile örgütsel sinizm arasında ters yönlü bir ilişki saptanmıştır. Diğer bir ifadeyle örgütteki çalışanlarda iş tatmininde artma gösterdikçe örgütsel sinizm azalma gösterecektir.
Stratejik yönetimde misyon ve vizyon ifadelerinin önemi: Türkiye ve Japonya karşılaştırması
İşletmelerin başarılı olabilmesi, ayakta kalmaları ve güçlü rekabet edebilmeleri için stratejik olarak yönetilmeleri, stratejik olarak doğru yönetilmek içinde bu alandaki ifadeleri iyi oluşturmaları oldukça önemlidir. Bu bakımdan başarılı işletmelerin misyon ve vizyon ifadelerinin incelenmesi bakımından çalışmanın önemi yadsınamaz. Bu çalışmanın amacı, işletmelerin stratejik yönetiminde misyon ve vizyon ifadelerinin önemi ile birlikte işletmelerde kullanım şekli ve bu ifadelerde bulunması gerekli unsurlara ne derece yer verildiği konusunda detaylı analiz yapmak, Türk-Japon başarılı işletmelerini bu yönden karşılaştırmaktır. Özellikle işletmelerde misyon ve vizyon ifadeleri oluşturulurken bulundurulması gereken unsurlar konusundaki anlam karmaşasını gidermek ve bu ifadelerin gerçek değerini bulması yönünde bir çalışma yapmaktır. Kapsam olarak sadece vizyon ve misyon ifadeleri ele alınmıştır. Nitel içerik analizi ve yorumlama yöntemine başvurulmuştur. Çalışma evrenini İstanbul Sanayi Odası 2015 yılı ilk 500 işletmesi ile Japan Times 2015 yılı ilk 200 işletmesi oluşturmaktadır. Bu işletmelerden ilk 100'e girme başarısını göstermiş işletmeler incelenmektedir. Elde edilen bu veriler ışığında içerik analizi ile iki ülke arasında karşılaştırma yapılarak, tablo ve grafikler ile desteklenmektedir. Çalışmanın stratejik yönetim alanında çalışan araştırmacı ve akademisyenlere yararlı olması beklenmektedir. Çalışmada Türk ve Japon işletmelerce misyon ifadesinde felsefe, ürün/hizmet, işletme yetkinliği ve müşteri unsurlarına yarıdan fazla işletme yer vermektedir. Ancak yer/pazar, teknoloji, kârlılık/büyüme/süreklilik, sosyal sorumluluk ve çalışanlar unsuru geri planda kalmıştır. Vizyon için ise; özgün olma, yönetim felsefesi, gelecek odaklı olma ve işletme imajı önemli görülürken, ilham verici olma ile çekici olma unsurları geri planda kalmıştır. Sonuç olarak Türk ve Japon işletmelerinin misyon ve vizyon ifadelerini oluştururken yer alması gerekli görülen unsurlar konusunda eksiklikler ve karmaşıklık gözlemlenmiştir. Anahtar kelimeler: Strateji, Stratejik Yönetim, Misyon, Vizyon, İçerik Analizi
Stratejik yönetimde misyon ve vizyon ifadesinin önemi: Türkiye ve Hollanda lojistik sektörü karşılaştırması
Sürekli bir değişim içinde olan dünyanın önemli ve hızlı bir değişimin yaşandığı sektörlerinden biri olan lojistik sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin dinamik olması süreklilikleri için gereklidir. Rekabetin beraberinde getirdiği farklılık yaratma çabası içinde olan işletmeler için stratejik yönetimde yer alan misyon ve vizyon ifadeleri örgütün iç ve dış çevresinde önemli fırsatlar sağlayacaktır. Bu araştırmanın amacı, önemli farklılıklar barındıran Türkiye ve Hollanda lojistik sektöründe faaliyet gösteren ilk 100 şirketin stratejik yönetim sürecinin önemli bir parçası olan misyon ve vizyon ifadelerinde kullanılan kavramların farklılaştığı alanların MAXQDA 2018 programıyla yapılan karşılaştırmalı içerik analizi ile belirlenmesidir. Araştırmada ilk 100 Türk lojistik şirketlerinin 40'ında misyon ve vizyon ifadesi bulunmamaktadır, 52 şirketin hem misyon hem de vizyon ifadesi bulunmaktadır, 4 şirketin sadece misyon ifadesi, 4 şirketin sadece vizyon ifadesi kullandığı tespit edilmiştir. Türkiye'de faaliyet gösteren şirketlerin 3 tanesinin internet sitesi bulunamamış, 3 firmanın internet sitelerinde ise bakım - onarım çalışması yapıldığı için misyon ve vizyon ifadeleri olmadığı varsayımı ile analiz yapılmıştır. Hollanda lojistik sektöründe faaliyet gösteren ilk 100 şirketin 44'ünün misyon ve vizyon ifadelerini kullanmadığı, 12 şirket sadece misyon ifadesi, 9 şirket sadece vizyon ifadesi, 35 şirket misyon ve vizyon ifadelerinin her ikisini de kullanmıştır. Ayrıca Hollanda da faaliyet gösteren işletmelerin tümünün internet sitesi bulunmuştur. Araştırma sonucu iki ülkenin misyon ve vizyon ifadeleri üzerinde durdukları konuların farklılıkları ve benzerlikleri detaylı bir şekilde incelenmiştir.
Sağlık çalışanlarının örgütsel adalet algıları üzerinde kişilik özelliklerinin etkisi
Bu çalışmanın temel amacı, örgütsel adalet algıları üzerinde kişilik özelliklerinin etkisini tespit etmektir. Bu çerçevede çalışmada temel belirleyiciler olarak, büyük beş kişilik özelliği ve örgütsel adalet algısı ele alınmıştır. Bu doğrultuda, örgütsel adalet algısı ile büyük beş kişilik özellikleri arasındaki ilişkiler, büyük beş kişilik özelliklerinin örgütsel adalet algısı üzerinde etkisinin olup olmadığı, örgütsel adaletin alt boyutları ve kişilik özelliklerinin alt boyutları ile çeşitli demografik özellikler arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini Uşak ilinde bulunan 2 farklı kamu kurumunda görev yapan 400 sağlık personeli oluşturmaktadır. Çalışanlara demografik bilgileri, kişilik özellikleri, örgütsel adalet algıları ile ilgili ifadeler içeren anket formu uygulanmıştır. Araştırma sonuçları SPSS paket programı yardımıyla analiz edilmiştir. Verilerin analizinde; frekans analizi, güvenilirlik analizi, normallik testi, faktör analizi, korelasyon analizi, t-testi, tek yönlü varyans analizi ve regresyon analizi kullanılmıştır. Korelasyon analizi sonucunda, örgütsel adalet ile kişilik özellikleri arasında anlamlı ilişki derecesi olduğu tespit edilmiştir.T-testi ve Anova analizi sonucunda, yaş, medeni durum, çalışma süresi ve mesleki unvan değişkenleri ile örgütsel adaletin alt boyutları ve kişilik özelliklerinin alt boyutları arasında bazı boyutlarda anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür. Regresyon analizi sonucunda ise, örgütsel adaletin alt boyutları ile kişilik özellikleri alt boyutlarının oluşturduğu modelin bir bütün olarak anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre; sağlık çalışanlarının örgütsel adalet algıları üzerinde kişilik özelliklerinden en etkili olan boyutun dışadönüklük ve uyumluluk olduğu söylenebilir.
Yöneticilerin etik liderlik davranışları ile çalışanların örgütsel sinizm algılamaları arasındaki ilişki: Azerbaycan Devlet Petrol Şirketi (SOCAR) örneği
Bu çalışmada Azerbaycan Devlet Petrol şirketinde yöneticilerin etik liderlik davranışları ve çalışanların örgütsel sinizm algısı saptanmaya çalışılmıştır. İlk bölümde liderlik ve etik liderlik üzerine yapılan araştırmalar incelenmiştir. İkinci bölümde Örgütsel sinizim üzerine yapılan araştırmalar incelenmiş, üçüncü bölümde ise bu iki değişkenler arasında istatiksel ilişkiler ortaya konmuştur. Çalışmanın araştırma kısmında anket yöntemi kullanılmıştır. Anketin birinci bölümünde demografik sorular, ikinci kısmında 44 sorudan oluşan etik liderlik ve 13 sorudan oluşan örgütsel sinizm ile ilgili sorular yer almaktadır. Daha sonra değişkenlere faktör analizi yapılmış ve yöneticilerin etik liderlik davranışlarına yönelik 6 değişken, örgütsel sinizim ölçeğinde ise iki boyut bulunmuştur. Tezin üçüncü bölümünde yer alan araştırma kısmında öncelikle demografik veriler, etik liderlik ve özrgütsel sinizm arasında ilişki olup olmadığı incelenmiş, daha sonra regresyon ve korelasyon analizi yapılarak boyutlar arasındaki ilişkiler saptanmaya çalışılmıştır. Araştırmanın temel amacı olarak kabul görülen yöneticilerin etik liderlik davranışları ve çalışanların örgütsel sinizm algılarını incelendiğinde "davranışsal sinizm boyutunu" "çözüm üretmede etik" boyutu olumlu etkilediği ortaya çıkmıştır. Aynı şekilde "örgütsel sinizm" ölçeğinin boyutu olan "duygusal sinizim" boyutunu da "çözüm üretmede etik" ve "karar vermede etik" boyutu olumlu şekilde etkilediği ortaya çıkmıştır.
Tüketicilerde marka aşkının marka memnuniyeti ve marka sadakatine etkisi: Uşak Üniversitesi çalışanları örneği
Tüketici ile marka arasında duygusal anlamda oluşan bağ marka aşkı olarak değerlendirilmektedir. Tüketicilerin markaya aşkla bağlanması marka ile ilişkilerini uzun süreli olarak devam ettirmesini sağlamaktadır. İşletmelerin varlıklarını sürdürebilmeleri için oluşan bu bağ önem taşımaktadır. Tüketici ile marka arasında oluşan marka aşkının güçlü olması, tüketicilerin kendi markalarının rakip işletme markalarından güvenli olması ve işletmelerin kendilerini değiştirerek yeniliklere açık olmasına bağlıdır. İşletmeler güçlü bağı sağladıklarında tüketici memnuniyeti, yeniden satın alma niyeti ve başkalarına tavsiye etme davranışı sağlanmaktadır. Bu çalışmada marka aşkı, marka memnuniyeti ve marka sadakatinin etkilerinin tespit edilmesi için Uşak Üniversitesi (akademik personel ve idari personel) çalışanları arasından kolayda örnekle yöntemi ile belirlenen bir kitle üzerinde saha çalışması yürütülmüştür. Anket sonuçlarının analizi SPSS 23 ve AMOS 18 programları ile analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, marka aşkının, marka memnuniyeti; marka memnuniyetinin ise marka sadakatinin boyutları olan tekrar satın alma niyeti ve başkalarına tavsiye niyeti üzerinde pozitif ve anlamlı bir etkisi olduğunu göstermektedir.
Çok kriterli karar verme ile finansal performansın belirlenmesi: Halka açık kurumsal şirketler üzerine bir araştırma
Şirket sahibi ya da ortaklarının en önemli sorumluluklarından bir tanesi finansal performansın analiz edilmesidir. Bu nedenle şirketlerde sağlıklı kararların alınması ve denetim fonksiyonlarının doğru olarak sürdürülmesi finansal performansın analiz edilmesine bağlıdır. Şirketlerin nakit sıkıntısı yaşamaları durumunda borsaya kayıtlı iseler halka açılma kararı verebilirler. Bu noktada halka açılma şirketleri bir adım daha ileriye taşıyan bir karardır. Halka açılma kavramı, kurumsallaşma sürecini daha fazla hızlandırarak, şirketlerin finansman kaynağı elde etmesinde, finansman kuruluşları ve bankalardaki kredi likiditelerinin arttırılmasında önemli rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, kurumsallaşma sürecini tamamlamış ve BİST'de kayıtlı olarak faaliyet gösteren 48 adet şirketin finansal performanslarını Çok Kriterli Karar Verme Yöntemleri içinde yer alan PROMETHEE, COPRAS ve TOPSİS yöntemleriyle belirlenmesidir. Çalışmada 2013-2017 yılları esas alınmış olup, çalışmanın ele alındığı son yıl olan 2017 yılı Çok Kriterli Karar Verme Yöntem sonuçları tablolar hâlinde sunulmuştur. Çalışmanın analiz kısmında, ilk olarak araştırmaya dâhil olan 48 adet şirketin mali tablolarından yararlanılarak oran analizi yapılmıştır. Daha sonrasında Çok Kriterli Karar Verme Yöntemlerinden PROMETHEE, COPRAS ve TOPSİS yöntemleri kullanılarak finansal durum analizi yapılmış ve şirket performansları matematiksel olarak sıralanmıştır. Çalışmanın sonunda üç farklı analiz için üç farklı sonuç tespit edilmiştir. Sonuçların birbirlerine yakın olduğu belirlenmiştir. Garanti Yatırım Ortaklığı A.Ş. PROMETHEE VE COPRAS yöntemlerinin her ikisinde de ikici sırada yer alırken TOPSİS yönteminde birinci sırada yer almaktadır. Aynı şekilde Akmerkez Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş, PROMETHEE yöntemine göre birinci sırada yer alırken COPRAS yönteminde ise üçüncü sırada yer almaktadır. Mistral Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. ise PROMETHEE ve COPRAS yöntemlerinin her ikisinde de üçüncü sırada yer aldığı sonucuna ulaşılmıştır.
Veri madenciliği ile kütüphane kullanımı ve ders başarısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bilişim teknolojilerinde yaşanan olağanüstü gelişmeler birçok sektörde veriyi üretme, toplama ve depolama oranlarını arttırmaktadır. Anlık olarak depolanabilen yüksek hacimli veriler analiz edilmediği sürece anlam ifade etmemekte ve veri yığınına dönüşmektedir. Öte yandan verinin doğru yöntemlerle analiz edilmesi sonucunda karar vericiler için kullanışlı bilgiler elde edilmektedir. Ancak veriyi klasik yöntemlerle analiz etmek ayrıntılı ve yararlı sonuçlara ulaşılabilmesi için yetersiz kalmaktadır. Bu aşamada mevcut veri kaynaklarını kullanışlı, anlaşılır hale getirme, yararlı bilgiye dönüştürme ve ham veri içerisinden potansiyel bilgileri elde etmede veri madenciliği yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biridir. Bu çalışmada, Uşak Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi (İİBF) İşletme bölümü öğrencilerinin, Uşak Üniversitesi Merkez Kütüphanesinden ödünç almış oldukları zorunlu ders içerikli kitaplar ile zorunlu dersler arasındaki başarı ilişkisi, veri madenciliği tanımlayıcı modellerinden birliktelik analizi kullanılarak incelenmiştir. Birliktelik analizi, açık kaynak kodlu WEKA veri madenciliği yazılımı ile uygulanmıştır. Analiz WEKA yazılımı içerisinde mevcut olan ve yaygın olarak kullanılan Apriori algoritması ile gerçekleştirilmiştir. Analiz'de 17 adet zorunlu ders üzerine odaklanılmıştır. Analiz sonucunda ders harf notu, ders başarı durumu ve kitap kullanımına ait çeşitli birliktelik kuralları elde edilmiştir. Böylelikle öğrencilerin ödünç almış olduğu zorunlu ders içerikli kitaplar ile dersten geçme – kalma durumu ve harf notu arasındaki ilişkiler yüzdelik değerlerle ortaya konulmuştur. Ayrıca birliktelik kuralları sonucunda 17 adet dersin tamamında kitap ödünç alımı ile dersten geçme durumu arasında ilişki tespit edilmiştir.
Üretim ve hizmet işletmeleri kapsamında çalışanlara uygulanan motivasyon araçlarının kıyaslanması: Uşak ili örneği
Motivasyon, bir işin varlığında kişiyi o işi yapma yolunda güdüleyen, ilgi ve istek temelli bir kavramdır. Personel motivasyonu ise, çalışanların iş yaşamlarında yer alan çalışanları yaptıkları işi severek yapmalarını sağlayan iş tatmini ve verimlilik odaklı bir kavramdır. Çalışmanın evreninin kompleks bir yapıya sahip olması veri elde edinimini zorlaştıracağı, veri elde edinim sürecini uzatacağı gerekçesiyle araştırmacı tarafından çalışma evreni belirlenmiştir (Alnıaçık ve İslamoğlu, 2016) . TC Uşak Valiliği'nden alınan bilgilere göre, çalışmanın evrenini, toplamda 11.000 istihdam sayısıyla, Uşak Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren tekstil işletmeleri çalışanları ve Uşak'ta bulunan; 125 yiyecek-içecek işletmesi, 21 konaklama işletmesi ve 17 seyahat-ulaşım işletmesi konularında faaliyet veren toplam 163 işletme oluşturmaktadır (Yüzbaşıoğlu, Ören ve Şahin, 2016). Çalışmanın amacı doğrultusunda oluşturulan anket formu veri toplama aracı olarak kullanılmıştır (Ören, Arman ve Şahin Ören, 2017), (Sevinç, 2015). Ulaşılan 328 çalışana gönüllülük esası örnekleme yöntemiyle yüz-yüze anket tekniği uygulanmıştır. Sonraki aşamada, elde edilen veri seti istatistik paket programı ile hesaplanmıştır. Ulaşılan verilerin tutarlılığı Güvenirlilik ve Faktör Testleri, Tek Yönlü ANOVA ve T Testi uygulanarak değerlendirilmiştir. Çalışmanın analizleri sonucunda, çalışanlara uygulanan motivasyon araçlarının cinsiyete, yaşa, eğitime, medeni duruma ve kıdeme göre çeşitli farklılıkları ortaya koyacak bir sonuç elde edilmiştir.
Sürdürülebilirlik raporlaması: Bist sürdürülebilirlik endeksi'nde yer alan şirketler üzerine bir uygulama
Bu çalışmada sürdürülebilirliğin ve sürdürülebilirlik raporlamasının oluşumu, sürdürülebilirlik endekslerinin gerekliliği üzerine bilgiler sunulmuştur. Sürdürülebilirlik endekslerine girmenin işletmeler üzerinde sağladığı faydaların, işletmelerin ekonomik, çevresel ve sosyal performansları itibariyle ölçülmesi başta işletmeler için daha sonra paydaşları için önemlidir. Bu sebeple 2014 yılında kurulan Borsa İstanbul (BİST) Sürdürülebilirlik Endeksi'nin ilk döneminde endekse giren 15 işletmenin sürdürülebilirlik endeksine girmelerinin finansal performanslarındaki değişimin ölçülmesine çalışılmıştır. Ölçüm alanı olarak işletmelerin endekse girmeden önceki 12 çeyreklik dönemleri ile endekse girdikten sonraki 12 çeyreklik dönemleri baz alınmıştır. İşletmelerin yayınladıkları bilanço ve gelir tablolarından belirlenen oranlar ile elde edilen veriler, TOPSIS yöntemiyle analiz edilerek dönemler itibariyle tek bir puana çevrilmiştir. Söz konusu 15 işletmenin bilanço ve gelir tablolarındaki farklılık nedeniyle işletmeler dört banka ve bankalar dışında kalan 11 işletme şeklinde bir ayrıma tâbi tutulmuştur. TOPSIS yöntemiyle puanlaştırılan dönemler endeks öncesi ve sonrası aritmetik ortalamaları alınarak karşılaştırma yapılmıştır. Bankaların dönemleri itibariyle yapılan karşılaştırmada sürdürülebilirlik endeksine girmenin bankaların finansal performanslarında bir artışa neden olmadığı fakat banka dışı işletmelerin dönemleri itibariyle yapılan karşılaştırmada ise bu işletmelerin sürdürülebilirlik endeksine girmenin finansal performanslarında artışa neden olduğu gözlemlenmiştir. Genel anlamda 15 işletmenin tümünün finansal performansları ölçüldüğünde endeks sonrası dönemde işletmelerin finansal performanslarının arttığı, böylelikle sürdürülebilirlik endeksine girmenin işletmelerin finansal performanslarında olumlu bir etki yarattığı tespit edilmiştir.
Yükseköğretim kurumları döner sermaye işletmeleri bütçe yapısı ve işleyişi: Uşak Üniversitesi döner sermaye işletmesi örneği
Küreselleşen dünyada rekabetin artması ile özel teşebbüslerin yanında kamu kurumlarının da rekabete katılma zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda faaliyet gösterecek kurumlara bağlı olarak kurulacak döner sermaye işletmeleri için bütçe kavramı önemli bir yere sahip olacaktır. Maliyet unsurlarının planlanarak bütçelerin hazırlanıp uygulamaya alınması gerekecektir. Bir süreç olarak ele alınan bütçe işlemleri, rekabet için tek başına yeterli olmamakla birlikte döner sermaye işletmelerinin yeniden yapılandırılması konusuyla ilgili düzenlemelerin de varlığına ihtiyaç olacaktır. Bu açıdan ortaya konulan düzenlemeler genel sorunların tamamına yönelik olmadığından gerçekleştirilecek değişikliklerin akabinde dikkate alınmayan noktalarda sorunların yaşanmasına devam edilecektir. Döner sermaye işletmelerinin tekrardan yapılandırma düzenlemeleri genel anlamda mali süreçlerle ilgili çalışmaları içermektedir. Bu işletmelerde idari anlamda düzen ve iş akışları ile ilgili problemlere çözüm sunabilecek herhangi bir düzenlemeye ait çalışma ortaya konulmamıştır. Bu çalışmanın amaçlarından biri Yükseköğretim Kurumu olan Uşak Üniversitesi Döner Sermaye İşletmesinin bütçe yapısının ortaya konması, 2013-2017 mali yılları arasındaki bütçe tahminleri ile bütçe gerçekleşmelerine ait verilerin karşılaştırılması, başarı oranlarının hesaplanması sonucunda performansının ölçülmesidir. 2003 yılında yasalaşarak yürürlük tarihi 2006 yılı olan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu ile yeni tanımlamalar yapılmış ve kavramlar belirlenmiştir. Adı geçen kanun kapsamında döner sermayeli işletmelerin yeniden düzenlenmesine ait çalışmalar sürmektedir. Çalışmalar dahilinde 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunun döner sermaye konulu maddelerinin 5018 sayılı Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Kanunu doğrultusunda revize edilmesi zorunluluk haline gelmiştir. Uşak Üniversitesi Döner Sermaye İşletmesinin hazırladığı bütçenin; ekonomik kodları itibariyle basit yapıda, potansiyel etkilere açık bir bütçe olduğu görülmüştür. 2013-2017 mali yılarına ait beş yıllık tahmini bütçe verileri ve gerçekleşen bütçe verileri kullanılarak bunlar arasındaki ilişkiler bir takım oranlamalar yardımıyla incelenmiştir. Değerlendirmeye esas bütçenin her geçen yıl daha da geliştiği ancak tahmin edilen bütçenin gerçekleşen bütçe ile karşılaştırıldığında başarı oranın düşük olmasıyla birlikte bütçe performansının da düşük olduğu yapılan tespitler arasında yer almaktadır. Ayrıca adı geçen birimdeki çalışanlarla mülakat-görüşme tekniği kullanılarak görüşme sorularına cevaplar alınmış olup literatürle ilişkilendirilerek çalışmamız sonuçlandırılmıştır. Bunun yanı sıra üniversitelere bağlı olarak kurulan döner sermaye işletmelerinin yönetim, örgüt yapısı ve işleyişi yetki sorumluluk paradigmasında açıklanmıştır.
BIST'de işlem gören imalat sanayi sektöründe faaliyette bulunan işletmelere ait finansal performansların TOPSIS yöntemi ile analizi
İşletme sahipleri, yöneticiler, işletmeye fon sağlayan kurumlar, yatırımcılar gibi birçok kişi ve kurum işletmelerin performanslarını analiz etmek için çeşitli finansal analiz tekniklerinden yararlanmaktadırlar. Piyasada en çok kullanılan tekniklerden bir tanesi de oran analizidir. Oran Analizi işletmelerin karlıkları, geri ödeme kabiliyetleri, varlıkları, kaynakları ve sermayelerini ne derece verimli kullandıkları gibi konularda gerekli bilgileri sağlaması açısından oldukça önemli bir analiz türüdür. Bu çalışmada önce BIST'de işlem gören imalat sanayi işletmelerinin dört yıllık finansal performansları değerlendirilmiş, daha sonra Çok Kriterli Karar Verme Yöntemlerinden olan TOPSIS yöntemi ile işletmeler arasında bir karşılaştırma yapılmıştır. Çalışmada öncelikle imalat sanayi işletmelerinin 2013, 2014, 2015 ve 2016 dönemlerine ait finansal oranları hesaplanarak ortalamaları alınmış ve bir değerlendirme yapılmıştır. Daha sonra söz konusu işletmelere ait finansal oranlar TOPSIS yöntemi ile karşılaştırılarak işletmeler arasında başarı sıralaması yapılmıştır. Yapılan bu uygulama İmalat Sanayi Sektörünün dokuz adet alt dalı için ayrı ayrı olarak yapılmıştır.
Üniversite öğrencilerinin perspektifinden şehir marka kişiliğinin belirlenmesi: Uşak ve İzmir ili örneği
Modernleşen dünyada bireylerin istek ve arzularının artması beraberinde daha iyi şartlarda yaşama ve farklı yerler keşfetme isteğini ortaya çıkarmaktadır. Bireylere uygun bir yaşam olanağı sunan şehirlerin rekabet etmesine yol açan başlıca etkenler; ekonomik kalkınmaya katkı sağlama, sosyokültürel gelişme ve hedef kitlelere kendini tanıtma çabası olarak gösterilmektedir. Rekabet arenasındaki şehirler, pazarlama ilke ve yöntemlerinden faydalanarak rekabet avantajı elde etmeyi hedeflemektedir. Şehir pazarlamasının amacı ziyaretçiler, yatırımcılar, şehir sakinleri, ihracat pazarları ve öğrenciler gibi farklı hedef kitlelerden kendi amaç ve koşullarına uygun olanı çekebilmektir. Şehir pazarlamasının en önemli hedef kitlelerinden birini yükseköğretim kurumlarının bünyesinde yer alan öğrenciler oluşturmaktadır. Öğrencilerin şehre ekonomik, sosyokültürel vb. katkıları yadsınamayacak bir gerçektir. Bu bağlamda yükseköğretim pazarı ile şehir pazarlama faaliyetleri koordineli bütünlük ve tutarlılık içinde yürütülmesi gerekmektedir. Nitekim şehirler ve yükseköğretim kurumlarının aynı amaca hizmet etmesi ve öğrencileri çekme çabaları birbirleriyle benzerlik göstermektedir. Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin şehir marka kişiliği algılamaları ve demografik özelliklere göre bu algılardaki farklılıkları ortaya koymaktır. Bu bağlamda Uşak ilinden 458 ve İzmir ilinden 463 öğrenci kolayda örnekleme yöntemiyle seçilerek çalışmaya dâhil edilmiştir. Bu çalışmada ilk olarak şehir pazarlaması ve yükseköğretim pazarı kavramsal çerçevede incelenmiştir. Daha sonra marka ve şehir markalaşmasına ilişkin temel kavramlara değinilerek şehir marka kişiliği kavramı incelenmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında öğrencilerin şehir marka kişiliği algısının gruplar arası farklılıklarını incelemek üzere faktör analizi, bağımsız örneklem t-Testi, Anova Analizi ve Tukey Testi kullanılmıştır. Demografik özelliklere uygulanan testler sonucunda Uşak ili marka kişiliği boyutlarından yaratıcı ve yetkin boyutunun algılanması cinsiyete göre farklılık gösterirken İzmir ilinde seçkin, yaratıcı, zeki, yetkin ve bilinçsiz boyutunun algılanması cinsiyete göre farklılık göstermektedir. Memleketi Uşak olan öğrencilerin Uşak ili marka kişiliği boyutlarının algılanması ile memleketi İzmir olan öğrencilerin İzmir ili marka kişiliği boyutlarının algılanması da farklılık göstermektedir. Aylık gelir durumu ve şehirde kalma süresi ile marka kişiliği boyutları arasında bir farklılık tespit edilmemiştir. Çalışmanın sonucunda Uşak ili marka kişiliği "inançlı" ve "huzurlu" olarak belirlenirken İzmir ili marka kişiliği "popüler" ve "özgür" olarak nitelendirilmiştir.
Kişilik özelliklerinin girişimcilik eğilimleri üzerindeki etkileri: Yüksek lisans öğrencileri üzerine bir uygulama
Günümüzde girişimcilik ekonominin gelişiminde itici bir güç olarak görülmekte ve ekonominin gelişmesi için girişimcilere ihtiyaç duyulmaktadır. Ekonomideki boşlukları görerek bunları fırsata çevirip kar elde edebilen ve yeni istihdam olanakları yaratabilen kimseler girişimci bireylerdir. Gelişmekte olan ülkelerde ekonomik gelişmenin sağlanması, işsizlik probleminin giderilmesi ve çalışma hayatında inovasyonun sağlanabilmesi için girişimcilere ihtiyaç vardır. Girişimci bireyler girişimcilik eğilimine sahip olan kimselerdir. Girişimcilik eğilimi ise birçok unsurun etkisi ile şekillenebilmektedir. Bu çalışmada Uşak Üniversitesi ve Kütahya Dumlupınar Üniversitesi'nde yüksek lisans eğitimi almakta olan öğrencilerin kişilik özellikleri ile girişimcilik eğilimi ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bunun için anket yöntemi uygulanarak elde edilen veriler istatistik programı ile analiz edilmiştir. Kişilik özellikleri ve girişimcilik eğilimi ölçeklerine faktör analizi uygulanarak yapı geçerliliği test edilmiştir. Oluşturulan hipotezlerin test edilmesi amacıyla korelasyon, regresyon analizleri ile t-testi ve anova analiz yöntemleri uygulanmıştır. Uygulanan analizler neticesinde öğrencilerin kişilik özelliklerinden kontrol odağı, yenilikçilik, başarma ihtiyacı, risk alma ve kendine güven düzeyi girişimcilik eğilimini arttırırken, öğrencilerin belirsizliğe tolerans düzeyi ile girişimcilik eğilimi arasında ilişkinin yeterli düzeyde olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Öğrencilerin girişimcilik eğilimleri üzerinde öğrenim gördükleri ana bilim dalının ve iş kurma isteklerinin etkisinin olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırma sonucuna göre kişilik özelliklerinin girişimcilik eğilimini pozitif yönde etkileyecek şekilde geliştirilmesinin bireyleri girişimcilik faaliyetlerine yönlendirebileceği ortaya çıkmıştır.
Müşteri tatmininin müşteri sadakati üzerine etkisi
İşletmeler geçmiş yıllarda üzerinde çok durdukları müşteri kazanma faaliyetlerine ek olarak artık elde edilmiş müşteriyi işletmeye sadık hale getirmeye çabalamaktadırlar. Bu çabaların sebebi olarak ise sadık müşterilere sahip olmanın yeni müşteri kazanmak için yapılan harcamalardan daha az maliyetli olması başta gelmektedir. Bu bağlamda araştırmada Uşak ilinde ulunan bir alışveriş merkezi müşterilerinin tatmin seviyelerinin belirlenmesi, tatmine etki eden faktörlerin düzeylerinin ölçülmesi ve hem bu faktörlerin hem de genel müşteri tatmininin müşteri sadakati üzerine etkisi incelenmeye çalışılmıştır. Araştırmaya esas veriler yüz yüze anket yöntemiyle elde edilerek korelasyon ve regresyon analizleri uygulanarak müşteri tatmini ile müşteri tatminini oluşturan faktörlerin, müşteri sadakati üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırma sonucunda müşteri tatmini ile müşteri sadakati değişkenleri arasında pozitif yönlü kuvvetli bir ilişkinin varlığı tespit edilmiştir. Ayrıca müşteri tatminini oluşturan faktörlerin de ayrı ayrı müşteri sadakati üzerinde pozitif yönlü etkisinin var olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Retro pazarlama uygulamalarının marka bağlılığı ve satın alma niyeti üzerindeki etkisi
Gelişen ve değişen pazarlama anlayışlarıyla birlikte tüketici davranışlarında da değişimler yaşanmaktadır. Değişimlerle birlikte birçok farklı pazarlama stratejileri geliştirilmiş ve günümüzde geçmişe duyulan özlem duygusu pazarlama alanında kullanılmaya başlanmıştır. İçinde bulunulan postmodern dönemde tüketicilerin geçmişe olan özlemi artmakta ve yaşadığı eski güzel günleri yeniden yaşamak istemektedir. Bu sebeple pazarlama alanında retro pazarlama, retro marka ve nostalji pazarlaması gibi kavramların önemi giderek artmaktadır. Bu araştırmada retro pazarlama uygulamalarının marka bağlılığı ve satın alma niyeti üzerindeki etkileri incelenmiştir. Araştırmanın temel amacı, retro pazarlama uygulamaları başlığı altında marka imajı, marka güveni ve tüketicilerin nostalji eğiliminin marka bağlılığı ve satın alma niyeti üzerindeki doğrudan ve dolaylı etkilerinin tespit edilmesidir. Araştırmanın ana kütlesini, Uşak ilinde yaşayan tüketiciler oluşturmaktadır. Araştırmada kolayda örnekleme yöntemi ile belirlenen 408 kişiye ulaşılmış ve yüz yüze anket yöntemi ile veriler toplanmıştır. Anket sonuçlarından elde edilen veriler SPSS 18 ve AMOS 22 programları ile analiz edilmiştir. Araştırmanın hipotezleri yapısal eşitlik modelinden yararlanılarak test edilmiştir. Araştırma verilerinin analizi sonucunda; nostalji eğilimi ve retro markaya duyulan güvenin marka bağlılığını, marka bağlılığının da satın alma niyetini doğrudan etkilediği gözlemlenmiştir. Ayrıca, nostalji eğiliminin ve retro markaya duyulan güvenin marka bağlılığı üzerinden satın alma niyeti üzerinde dolaylı etkilerinin olduğu sonucuna varılmıştır.
Veri zarflama analizi ile banka etkinliklerinin değerlendirilmesi: 2006-2017 dönemi uygulaması
Bankacılık sektörü finansal sistemin işleyişinde aracılık fonksiyonu sayesinde aktif rol oynamaktadır. Dengeli bir ilerleme kaydeden ülke ekonomisi için güçlü ve sağlam bir bankacılık sistemi gerekmektedir. Ancak bankacılık sektörü finansal piyasalarda aniden ortaya çıkan bozulmalardan ve olumsuz durumlardan hızlı bir şekilde etkilenmektedir. Buna göre ekonomide meydana gelen krizlerin neden olduğu sorunlar ile başa çıkmak ve istikrarın sağlanması amacıyla 'Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı' uygulanmıştır. Yeniden yapılanma sonucunda sektör dayanıklı bir yapıya kavuşturulmuştur. Günümüzde bilgi teknolojilerindeki gelişmeler ve finansal ortamda yaşanılan rekabet bankaları etkin çalışmaya zorlamaktadır. Bankaların etkinliği, kullanılabilir kaynaklarını kârlı yatırımlara dönüştürmelerine bağlıdır ve belirlenmesinde etkinlik analizleri kullanılmaktadır. Bu sayede hem bankaların performans düzeyleri belirlenmektedir hem de etkinlikleri hesaplanmaktadır. Bu çalışmada Türk Bankacılık Sektörü'nde 2006-2017 dönemi içerisinde sürekli faaliyet gösteren birtakım kısıtlara göre belirlenen 16 bankanın veri zarflama analizi (VZA) ile sermaye kaynakları bakımından etkinlikleri analiz edilmiştir ve performansları kıyaslama yapılarak değerlendirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre yorumlar getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bankacılık Sistemi, Güçlü Ekonomiye Geçiş, Bankacılık Sektörü Etkinlik Analizi, Veri Zarflama Analizi
Bulanık ve duru çok kriterli karar verme yöntemleri ile çevrimiçi alışveriş sitelerinin karşılaştırmalı performans değerlendirmesi
Çevrimiçi alışveriş, tüketicilerin ihtiyaçları doğrultusunda internet üzerinden satın aldıkları mal veya hizmetlerin bütünüdür. Teknolojik gelişmeler sonucunda internetin yaygınlaşması ile beraber internet üzerinden alışveriş yapma oranı hızla artmaktadır. Bu durum internet üzerinden satış yapan mağazalar için yeni rekabet koşullarının oluşmasını sağlamıştır. Tüketici beklentilerini karşılamak, tercih edilebilir olmak, tüketici sadakatini kazanmak çevrimiçi alışveriş sitelerinin başlıca hedeflerini oluşturmaktadır. Bu nedenle tüketici beklentilerini iyi saptamak ve analiz etmek oldukça önemlidir. Bu çalışmada çevrimiçi alışveriş sitelerinin performanslarının çok kriterli karar verme yöntemleriyle değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Veriler Uşak Üniversitesi akademik ve idari personeline yapılan anketler yardımıyla elde edilmiştir. Veri analizleri ise Excel'de yapılmıştır. Değerlendirme, 6 alternatif için 7 ana kriter ve 21 alt kriter altında TOPSIS, VIKOR, MOORA ve WASPAS yöntemlerinin hem normal hem de bulanık halleriyle yapılmıştır. Performansı en iyi alternatif N11 çevrimiçi alışveriş sitesi olmuştur. En önemli kriter güvenlik/güvenilirlik/gizlilik olurken, önem düzeyi en düşük kriter kampanya olmuştur. Hesaplamalarda yöntemlerin bulanık halleri ve normal halleri arasında sıralama bakımından büyük bir fark olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Örgütsel stres ile beş faktör kişilik özellikleri arasındaki ilişki: Bir araştırma
Bu çalışma günümüz işletmelerinde büyük bir problem olarak tanımlanan ve giderek önemli bir konu haline gelen örgütsel stres ve çalışanların sahip oldukları beş faktör kişilik özelliklerini incelemek ve aralarındaki ilişkiyi ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Çalışma için literatür taraması yapılmış, birçok bilimsel veriden yararlanılmış ve öncelikle teorik kısım ele alınmış, daha sonra uygulamaya geçilmiştir. Araştırma için iki ana başlık altında toplamda on iki hipotez oluşturulmuştur. Birinci başlık altında toplanan hipotezler örgütsel stres düzeyleri ile demografik özelliklere ilişkin hipotezleri; ikinci başlık altında toplanan hipotezler de kişilik özellikleri ile örgütsel stres düzeyine ilişkin hipotezlerden oluşmaktadır.
Endüstri 4.0 - iş sağlığı ve güvenliği entegrasyonu: İmalat sektörü üzerine bir inceleme
Endüstri 4.0, hızlı gelişen teknoloji, rekabet koşullarının giderek artması, artan tüketici ihtiyaçlarına hızlı ve esnek çözümler getirilmesi açısından her sektörü etkilemektedir. Endüstri 4.0, yeni kavramlarla tanışmamızı sağlamıştır. Nesnelerin İnterneti, Büyük Veri, Bulut Bilişim, Siber Fiziksel Sistemler, Otonom Robotlar, Yatay ve Dikey Sitem Entegrasyonu, Katmanlı Üretim, Simülasyon, Arttırılmış Gerçeklik, Endüstri 4.0'ın dokuz temel direğidir. Bu kavramlarla birlikte, ülkeler Endüstri 4.0 için yol haritaları belirlemekte, işletmeler dijital yatırımlar yaparak, organizasyon yapılarını değiştirmektedir. Endüstri 4.0 ile birlikte teknolojiye olan yatırımların artması sonucu işletme içinde verimliliğin artması, bu konuda yatırım yapan ülkelerinde ekonomilerinde büyüme beklenmektedir. Tüm bu dönüşümlerle birlikte eğitimli, kalifiye çalışana olan ihtiyaç artacak, istihdam durumu da buna göre şekillenecektir. Endüstri 4.0, tüm bu değişimlerin yanında İş Sağlığı ve Güvenliğini de etkileyecektir. Çalışmamızda, değişen dijital yaklaşımla birlikte, iş ekipman ve aletleri, iş organizasyon ve yönetimi, hiyerarşi, işgücü özellikleri, çalışanların becerileri ve bilgi düzeyleri, işveren ve çalışanların sorumlulukları, İş Sağlığı ve Güvenliği açısından ele alınacaktır. Endüstri 4.0 kavramlarının bu konulara olan etkisi detaylı olarak değerlendirilecektir. Konuyla alakalı olarak, bir tekstil fabrikası olan Hugo Boss'dan Endüstri 4.0 ile ilgili yaptığı yenilikler konusunda hem firmadan hem de basından bilgiler edinilmiş, yapılan bu yeniliklerin İş Sağlığı ve Güvenliği bakımından değerlendirilmesi yapılmıştır.
Bankacılık sistemi ve sermaye piyasasının finansal gelişme endeksinde kullanılan değişkenler ile analizi (2008-2017 dönemi)
Finansal sistemin varlık sebebi, yatırım fırsatları için gereken kaynakların bulunmasına yardımcı olmasıdır. Finansal sistemin bileşenleri ise finansal piyasalar ve finansal araçlardır. Bankalar, finansal sistem içinde çok önemli yere sahip kuruluşlardır. Türk Bankacılık Sistemi, Türk Finans Sektörünün en büyük ve en önemli bileşeni durumunda ve ulusal finans sistemlerinin ülke ekonomilerindeki yüksek paya sahiptir. Ayrıca bankalar, finans sisteminde olduğu kadar ekonominin bütününde de yadsınamayacak ağırlık ve güce bahip oldukları söylenebilir. Çalışmada Dünyada ve Türkiye'de bankacılık sistemi irdelenmiş ve 2008-2017 yılları arasındaki sermaye piyasasının finansal gelişme endeksinde kullanılan değişkenler ile analizi yapılmıştır.
Bankacılık sisteminde risk kavramı, mevduat bankalarında sürdürülebilirlik raporlaması uygulamaları
Finans piyasalarında bankaların önemi ciddi bir yere sahiptir. Bankalar sadece fon fazlalığını toplayarak fon talebinde bulunanlara aracılık etmekten ziyade, tasarruf ve yatırımlar arasındaki dengeyi de gözetmektedirler. Banka fonksiyonlarının güçlü olması hem hissedarlar hem paydaşlar hem de ülke ekonomisi ve sanayileşmeye büyük katkı sağlamaktadır. Bu açıdan bakıldığında da bankacılığın gelişmesi ve büyümesi ülke açısından büyük önem arz etmektedir. Ayrıca bankalar fon transferini sağlamanın yanı sıra para ve maliye politikalarında, kaydî para yaratmada, gelir ve servet dağılımını şekillendirmemde de görev üstlenmektedirler. Dört bölümden oluşan tezin birinci bölümünde, Türk bankacılık sektörünün doğuşu ve tarihsel gelişimine, literatürdeki tanım, görev ve türlerine yer verildikten sonra kısaca kamu sermayeli bankalara değinilmiştir. İkinci bölümde ise; bankacılık sektöründe artan yoğunlaşmanın etkisi ile ortaya çıkan finansal kırılganlık kavramına, kırılganlığın bir sonraki aşaması olarak değerlendirebileceğimiz risk kavramının, doğuşu, tanımı, özellikleri ve yönetimine, yine bunlara bağlı olarak ortaya çıkan kriz karamı, çeşitleri ve Türkiye'de yaşanan krizler ele alınmıştır. Üçüncü bölüme gelindiğinde, bankaların kaynak yaratma ve yurtdışından sağlanan kredilere değinilmiştir. Son bölümde ise, sürdürülebilirlik raporlaması ele alınarak sürdürülebilir kalkınmanın tarihçesine, literatürdeki anlamına, unsurlarına değinilmiş, daha sonra entegre raporlama kavramının tanımı yapılarak ortaya çıkış sebepleri dikkate alınmıştır. Türkiye'deki kamu bankalarının sürdürülebilirlik raporları incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Risk kavramı, kırılganlık, bankacılık sistemi, sürdürülebilirlik raporlaması, entegre raporlama
Finansal krizlerin reel sektöre etkilerinin incelenmesi "Otomotiv sektörü üzerine bir uygulama"
Küreselleşen dünyada rekabetin de artmasıyla pek çok kriz meydana gelmekte ve bu krizlerin etkileri dönemler, hatta yıllar boyunca devam etmektedir. Krizler bazı sektörleri derinden etkilemiştir. Otomotiv sektörü de kriz dönemlerinde en çok tahribat yaşayan sektörlerin başında gelmektedir. Otomotiv sektörünün pek çok sektörle bağlantılı olması krizden etkilenme hızını da arttırmaktadır. Araştırmada kriz dönemlerinde otomotiv sektöründe yaşanan sıkıntılar ele alınmış, otomotiv sektörü ile bankacılık sistemi arasındaki ilişki ve bankacılık sisteminin araç alımına etkileri incelenmiştir. Kredi kullanım maliyetlerinin otomobil alımlarına etkisi incelenmiştir. Tüketicilerin satın alma kararlarının kriz döneminde azalmakta ve otomotiv sektöründe satışlarda azalma görülmektedir. Araştırmada genel ekonomik durum içerisinde otomotiv sektörü incelenmiş ve çeşitli verilerle bu dönemlerde otomotiv arz ve taleplerinde azalma görüldüğü tespit edilmektedir.
Psikolojik sermaye farkındalığı ve yönetici beklentisi
Sürekli değişim ve rekabet içindeki işletmelerin en önemli bileşenlerinden birinin de insan faktörü olduğunu söylemek mümkündür. Çalışanların başarısını ve motivasyonunu, dolayısıyla işletmenin başarısını etkileyen unsurlar ise çalışanın fiziksel ve psikolojik gücü, becerileri, yetenekleri ve bütün bunları etkileyen psikolojik sermayesidir. Bireylerin psikolojik sermayelerinin farkında olmaları hayata bakışlarını dolayısıyla işe bakışlarını etkilemektedir. Psikolojik sermayenin ve bunun farkındalığının işletme çalışan veyönetici başarısındaki önemi açıktır. Kişilerin kendi psikolojik sermayelerinin farkında olmaları hem kendilerini hem de işletmeyi etkilemektedir. Bu çalışmanın amacı psikolojik sermaye farkındalığı düzeyini ve yöneticilerde aranan özellikler bakımından beklentilerini anlayabilmek ve varsa bu beklentilerin neler olduğunu kategorize ederek yorumlamaktır. Bu araştırmada örneklem olarak çalışmayan bireyler tercih edilmiştir. Araştırma Uşak Üniversitesi öğrencileri ile yapılmıştır. Araştırmaya katılım, gönüllülük esasına dayalı olarak uygulanmıştır. Bu çalışma çalışmayan bireyler ve kısa zamanda çalışmayı umut eden bireylerin, bu bireyleri psikolojik sermaye farkındalıklarını ve yönetici beklentilerini kapsamaktadır. Konunun çalışmayan bireyleri kapsaması nedeniyle demografik özelliklerde yaş, medeni durum, eğitim düzeyi çeşitliliğinin az olduğu görülmüştür. Bu çalışmanın yönetim ve organizasyon, örgütsel davranış alanlarında çalışan akademisyenlere, yöneticilere ve yönetici adaylarına yararlı olması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: Pozitif psikoloji, psikolojik sermaye, yönetici becerileri
Örgüt kültürü odağında ayrımcılık olgusunun irdelenmesi ve örnek alan uygulaması
Yorumlayıcı yaklaşım disiplini benimsenerek yapılan bu çalışmanın amacı; işletmelerde ki hâkim kültürün, işe alımdan emeklilik sürecine kadar geçen zaman diliminde iş yeri ayrımcılığına olan etkisinin araştırılmasıdır. Araştırmanın evreni İzmir il sınırlarında faaliyet gösteren büyük, orta ve küçük ölçekli işletmelerdir. Araştırmanın örneklemi ise "kümelere göre örnekleme yöntemi" ile seçilen 410 katılımcıdan oluşmaktadır. Katılımcılardan 2 farklı ölçek ile elde edilen veriler betimsel istatistikler, faktör analizi ve regresyon analizine tabi tutulmuştur. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda örgüt kültürünün genel anlamda işyeri ayrımcılığına pozitif yönde ve anlamlı bir şekilde etkilediğini ortaya koymuştur
Agresif muhasebe ve muhasebede manipülasyon yöntemleri: Bir işletme örneği
Gelişen teknoloji ile muhasebe politikalarında bir takım değişiklikler meydana gelmiştir. Muhasebe kayıtları bilgisayar ortamında tutulmaya başlamış, bilgisayar programlarının kullanılması ile yapılan hatalarda önemli miktarda azalma görülmeye başlamıştır. Küçük ölçekli işletmeler defter beyan sistemine geçmiş ve yapılan hileler en aza indirilmeye çalışılmıştır. Büyük ölçekli işletmelerde e – fatura ve e – arşiv fatura sistemine geçilerek hem kağıt israfı azaltılmış hem de agresif muhasebe uygulamaları en aza indirilmeye çalışılmıştır. Agresif muhasebe kanun, yönetmelik ve muhasebe ilke ve standartlarında meydana gelen belirsizlik ve esnekliklerden faydalanılarak işletme amaçlarına ulaşmayı sağlayan uygulamadır. Hile ve muhasebe manipülasyon uygulamalarına karşı önlemler alınsa da işletmeler farklı amaçlar için birçok yönteme başvurmaya devam etmektedir. Çalışmada bu yöntemlerden ayrıntılı olarak bahsedilmiş ve örnek bir uygulama ile pekiştirilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde hata, hile ve agresif muhasebe kavramları tanıtılmıştır. Hata, hile ve agresif muhasebe uygulamalarının nedenleri, amaçları ve çeşitlerinden bahsedilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde manipülasyon kavramı üzerinde durulmuştur. Finansal bilgi manipülasyonunun çeşitlerinden, tekniklerinden ve önleme yöntemlerinden bahsedilmiştir. Üçüncü bölümde ise bir işletmenin hile, finansal bilgi manipülasyonu ve agresif muhasebe uygulamalarını içeren bir uygulama yapılmıştır. Bu uygulamanın devletin vergi kaybı, işletmenin kar marjındaki değişim miktarı ve üçüncü kişilerin yatırım politikalarının nasıl etkilediği incelenmiştir. Bu konuda görüş ve öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Manipülasyon, Agresif Muhasebe, Finansal Bilgi, Hata, Hile.
Monte Carlo simülasyon yönteminin stokastik finans argümanlarına uygulanması: Opsiyon fiyatlama
Doğa bilimlerinde ve ekonomide kullanılan matematiksel modellerin büyük çoğunluğu diferansiyel denklemler vasıtasıyla oluşturulurlar. Fakat yapılan kabuller çoğunlukla sistemin girdilerinin tam olarak bilindiği ve ölçümlerin kesin yapıldığı varsayımına dayalıdır. Bu tür modeller deterministik modeller olarak adlandırılır ve sistemin ancak kısıtlı bir betimlemesini yapabilirler. Olasılık teorisinin kullanılmasıyla bu modellerde ölçümlerden ve başlangıç koşullarından kaynaklanan belirsizlikler diferansiyel denklemlerde gürültü terimi ile ifade edilirler. Bu tür denklemlere stokastik diferansiyel denklemler denir. Finansal piyasalarda yatırımcılar riskten kaçınmaktadır. Türev Piyasalarındaki finansal ürünler bu amaçla üretilmiştir. Bu ürünlerin fiyatlandırılması ise her iki tarafın haklarını korumak için önemli bir problem oluşturur. Dolayısıyla belirsizliklerin fiyatlamaya katıldığı Geometrik Brown sürecine sahip modellerin simülasyonu sorunu çözmek için önemli bir adımdır. Bu çalışmanın temel amacı, finansal türev ürünlerden biri olan opsiyonların fiyatlandırmasında kullanılan, Black-Scholes metodu ile Monte Carlo metodu kullanarak oluşturulan opsiyon primleri arasındaki farklılıkları ortaya koymaktır. Bu çalışmada yapılan hesaplamalar Monte Carlo ile Black-Scholes modelleri arasında opsiyon primleri açısından önemli bir farklılık olmadığını göstermiştir.
Örgütsel sinizm ile iş tatmini arasındaki ilişki: Bir araştırma
Örgütsel sinizm; bir kişinin çalıştığı örgüte karşı geliştirdiği, bilişsel, duygusal ve davranışsal boyutları içeren olumsuz bir tutumdur (Dean vd., 1998, s.346). İş tatmini, kişinin işini veya iş deneyimini değerlendirmesinden kaynaklanan hoşa giden veya olumlu duygusal durumdur (Vroom 1964, s.99). Bu çalışmanın amacı; kamu kurumlarında çalışanların örgütsel sinizm ile iş tatmini düzeyleri arasında bir ilişkinin olup olmadığını ortaya koymaktır. Araştırmanın örneklemini Uşak il merkezinde faaliyet gösteren 15 kamu kurumundan 332 çalışan oluşturmaktadır. Araştırmada anket uygulaması yapılmış olup toplanan veriler SPSS 23 Paket Programı kullanılarak, Güvenirlilik ve Faktör Testleri, Bağımsız Örneklem T- Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Korelasyon ve Regresyon analizleri ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, kamu kurumunda çalışanların örgütsel sinizm ile iş tatmini düzeyleri arasında orta düzeyde ve negatif yönlü anlamı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Örgütsel sinizm ve iş tatmininin birbirini negatif etkilediği görülmekle birlikte, iş tatminin örgütsel sinizmi daha yüksek olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. Demografik özelliklere göre ise kamu kurumunda çalışanların cinsiyetleri ve iş tatmini düzeyleri arasında anlamlı bir farklılık olduğu, ayrıca kamu kurumunda çalışanların kadro durumları ve örgütsel sinizm düzeyleri ile kadro durumları ve iş tatmini düzeyleri arasında da anlamlı bir farklılık olduğu ortaya çıkmıştır.
Kamuda çalışanların motivasyonunu etkileyen unsurlar: Adalet Bakanlığı İcra Daireleri örneği
Bu araştırma, Adalet Bakanlığı İcra Daireleri özelinde çalışanların motivasyonunu etkileyen unsurların tespit edilmesi amacıyla gerçekleştiriliştir. Bu amaçla, kamu çalışanlarının motivasyon düzeyleri (motive edici faktörler ve hijyen motivasyon faktörleri dahil) ortaya konmuş ve bu düzey ile katılımcıların cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, ünvanı ve görev süresi özellikleri bağlamında anlamlı bir farklılık olup olmadığı tespit edilmiştir. Bu alanda yapılan çalışmalara baktığımızda Küçük, (2007) Şanlıurfa Belediyesinde çalışanlar üzerinde yaptığı çalışmada, ücret ve iş güvenliğinin önemli bir motivasyon aracı olduğu kaydedilmiştir. Baş ve Ardıç'ın (2000) Kamu ve Vakıf Üniversitelerindeki Akademik Personelin İş Tatmin Düzeyinin Karşılaştırılması adlı çalışmasında ise vakıf üniversitesi çalışanlarının kamudakilere kıyasla daha yüksek düzeyde motivasyona sahip olduğu ortaya konmuştur. Çıkrak'ın (2018) kadın öğretmenlerin motivasyonuna etki eden faktörleri tespit ettiği çalışmasında nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojiden yararlanılmıştır. Motivasyon, iş tatmini ile ilişkili bir kavramdır ve iş tatmini üzerinde olumlu etkisi bulunmaktadır. Özellikle motivasyon sağlamak için kullanılan çeşitli araç ve yöntemler çalışanların iş tatmin düzeylerinin artmasına da olanak sağlamaktadır. Bu çalışmada ise öncelikle, motivasyon ve iş tatmini kavramları incelenmiştir. Bununla birlikte motivasyon ve iş tatmini ilişkisi üzerinde durulmuştur. Motivasyon sağlayıcı bazı araç ve yöntemler de açıklanarak konu ile ilgili olarak hizmet sektöründe yer alan bir işletmede iş tatmin düzeyi ölçümünü amaçlayan bir alan araştırması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Motivasyon, iş tatmini, Kamu
Uşak üniversitesi personelinin finansal okuryazarlığı üzerine bir araştırma
Son yıllarda, bir ülke ekonomisinin istikrarı için finansal okuryazarlık çok önemli bir kavram haline gelmiştir. Bu kavram sadece finansal piyasalardaki insanları değil tüm bireyleri ilgilendirmektedir. Özellikle üniversitelerdeki eğitimcilerin ve çalışanların finansal bilgi düzeyi oldukça önemlidir ve bu bilgi seviyenin yüksek olması üniversite öğrencilerinin finansal eğitiminde de etkili olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Uşak Üniversitesi akademik ve idari personelinin finansal okuryazarlık düzeyini ölçmektir. Bunun için hazırlanan bir anket Uşak Üniversitesi personeline uygulanmış ve elde edilen veriler istatistikî programlar aracılığıyla analize tabi tutulmuştur. Çalışmanın sonuçları, Uşak Üniversitesi personelinin büyük çoğunluğunun temel düzeyde finansal bilgiye sahip olduklarını ancak aldıkları kararlar açısından finansal konularda başarılı olmadıklarını göstermektedir. Bunun yanında, personelin sahip oldukları finansal bilgilerin demografik özelliklerden etkilendiği tespit edilmiştir. Buna göre personelin cinsiyeti, kişisel geliri, eğitim düzeyi, daha önce finans eğitimi almış olması, kredi kartı kullanması ve BES'e katılımı ile finansal okuryazarlık başarı düzeyi arasında anlamlı bir farklılığın olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Finansal Okuryazarlık, Üniversite Personeli, Finansal Bilgi, Tutum ve Davranış
Franchising veren işletmelerin çok ölçütlü karar verme teknikleriyle değerlendirilmesi
Türkiye'de istihdam yaratılması için işletme sahiplerine verilen destek ve teşviklerin artması sebebiyle Türkiye'de birçok girişimci farklı iş alanlarına ve kendi işletmelerini kurma teşebbüsünde bulunmaktadırlar. Küreselleşen ticaret ortamında sürekli değişim ve gelişimlerin yaşanması sebebiyle işletme sahibi olmak isteyen girişimciler fazla risk almadan franchising veren işletmelere yönelmektedirler. Böylelikle, marka imajı sayesinde kaliteli bir işletme adına, tanınmış markaların sağladığı sürekli müşteri potansiyeline, uzman personel desteğine, ekonomi, ticari ve personel konularında sağlanan destekten faydalanmaya, riskli yatırımlardan kaçınarak sağlıklı bir işletme yapısına kavuşmak istemektedirler. Franchising veren işletme alternatiflerinin günümüzde artması ve franchising veren işletmelerin değerlendirilirken birden çok ölçüt ile değerlendirilecek olması karmaşık yapılı problemlerin doğmasına neden olacaktır. Alternatifler arasından en uygun seçimin yapılması girişimcilerin daha sağlıklı bir tercihte bulunmasını sağlayarak yapmış oldukları yatırımların boşa gitmesini engelleyecektir. Birden fazla alternatif ve bu alternatifleri etkileyen ölçütlerin birden fazla oluşu karar vericilerin kararını etkilemektedir. Bu problemlerin çözümünde matematiksel olarak geliştirilen Çok Ölçütlü Karar Verme (ÇÖKV) tekniklerine başvurulmaktadır. Çalışmada ÇÖKV tekniklerinden Analitik Hiyerarşi Süreci (AHS) ve ELECTRE (Elemination and Choice Translating Reality English) metotları ile girişimci adaylarının sağlıklı bir seçim yapabilmesi sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Franchising, Girişimcilik, Çok Ölçütlü Karar Verme Teknikleri
Süreç katkı muhasebesi ve üretim işletmesinde bir uygulama
İşlemelerin, yoğun rekabet ortamında varlıklarını sürdürebilmek ve kârlılıklarını artırabilmek için yaşanan değişimlere ayak uydurmaları gerekmektedir. Günümüzde teknolojinin hızla gelişmesi ile birlikte üretim sistemlerinde de değişiklikler meydana gelmiştir. Modern üretim yöntemlerine göre üretim yapan işletmeler için geleneksel muhasebe sistemleri yetersiz kalmıştır ve yeni sistemler geliştirilmiştir. Bu sistemlerden birisi de Süreç Katkı Muhasebesidir. Bu sistemin temelleri 1980 yılında Dr. Eliyahu Goldratt tarafından ortaya konulan Kısıtlar Teorisi'ne dayanmaktadır. Kısıtlar teorisine göre her işletmede en az bir kısıt vardır ve her işletmenin amacı kâr elde etmektir. İşletmelerin temel amacına ulaşabilmeleri için sistemde meydana gelen kısıtları tespit edip ortadan kaldırmaları gerekmektedir. Kısıtlar Teorisi'nin uygulama ve muhasebe ayağı olan Süreç Katkı Muhasebesi kısıtların maliyetini dikkate alarak kısıtın önemini vurgulamaktadır. Bu çalışmanın amacı, süreç katkı muhasebesinin işletme kârına nasıl etki yapacağını ortaya koymaktır. Bu amaçla bir üretim işletmesinde tanımlayıcı ve keşifsel olay çalışması yapılmıştır. Tanımlayıcı olay çalışması çerçevesinde işletmenin üretim ve maliyet bilgileri ortaya konmuştur. Keşifsel olay çalışması ile de Süreç Katkı Muhasebesi uygulaması yapılmış ve işletme kârlılığına etkisi araştırılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre; süreç zamanı ve ürünlerin fiyatı dikkate alınarak hesaplandığında geleneksel yönteme göre, X ve Z ürünlerinin birim başına kârlılığı artarken Y ürünün kârlılığı ise azalmıştır. Süreç zamanı ve kısıtların maliyeti yöntemi dikkate alınarak hesaplandığında ise geleneksel yönteme göre, Y ve Z ürününün kârlılığı azalırken, X ürününün kârlılığı artmıştır. Anahtar Kelimeler: Maliyet Sistemleri, Süreç Katkı Muhasebesi, Kısıtlar Teorisi, Üretim Yönetimi
Faaliyete dayalı maliyetleme ve kaynak tüketim muhasebesi yöntemlerinin karşılaştırılması: Bir imalat işletmesi örneği
Teknolojik gelişmeler ve değişen pazar ortamı işletmeleri rekabet koşullarında geri kalmamak amacıyla yeni maliyet belirleme sistemleri arayışına itmiştir. Bu koşullarda geleneksel maliyetleme sistemleri işletmelerin beklentilerini ve ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Bu yüzden 1980'lerde yeni maliyetleme sistemleri arayışına girilmiştir. Bu arayışların neticesinde ortaya çıkan Faaliyete Dayalı Maliyetleme (FDM) sistemi faaliyetleri esas alan bir sistemdir. Ancak FDM'nin uygulama aşamasının zahmetli, pahalı ve karmaşık olması birçok işletme için uygulanabilirlik düzeyini azaltmıştır. Bu sebeple FDM sistemi ve Alman Maliyet Muhasebesinin (Grenzplankostenrehnung) birleşiminden doğan Kaynak Tüketim Muhasebesi sistemi geliştirilmiştir. Kaynak Tüketim Muhasebesi, maliyet dağıtımında kaynakları esas alır. Maliyetleri sabit ve orantısal olarak ayırarak hesaplar ve atıl kapasiteyi belirleyerek kullanılmayan kapasiteyi maliyet hesaplarına dâhil etmemektedir. Bu yüzden Kaynak Tüketim Muhasebesi işletme yöneticilerine daha detaylı, doğru ve güvenilir bilgi sağlamaktadır. Çalışmamızda seramik üretimi yapan bir işletmede faaliyete dayalı maliyetleme ve kaynak tüketim muhasebesi uygulanarak ortaya çıkan maliyetler karşılaştırılmıştır. Böylece üretilen ürünlerin gerçek maliyetleri belirlenmeye çalışılmıştır. Kaynak tüketim muhasebesi işletmeye uygulandığında toplam giderin %1lik kısmını atıl kapasitenin oluşturduğu ve toplam orantısal maliyet toplam sabit maliyetin yaklaşık 4 katı olduğu gözlemlenmiştir. Analizler sonucunda üretilen ürünler incelendiğinde atıl kapasite farkının en çok yer karosunda ortaya çıktığı belirlenmiştir.
Muhasebe meslek mensuplarının mesleğe bakışı, beklentileri, sorunları ve çözüm önerileri Güneydoğu Anadolu bölgesinde bir uygulama
Ülke ekonomilerinde önemli işlevleri olan muhasebe meslek mensupları uygulamada bazı sorunlarla karşılaşmakta ve yaptıkları iş gereği mükellefler, kurumlar, kuruluşlar ve meslek odasından bazı beklentileri olmaktadır. Meslek mensuplarının beklenti ve sorunlarının çözüme kavuşturulması daha iyi hizmet vermelerini sağlayacak ve ürettikleri finansal bilginin kalitesini arttıracaktır. Bu çalışma ile Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde faaliyet gösteren muhasebe meslek mensuplarının mesleğe bakışı, sorunları ve beklentilerinin araştırılması ve beklentileri ile sorunlarına çözüm önerilerinin sunulması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ikamet eden muhasebe meslek mensuplarına internet üzerinden iletişim sağlayan telefon uygulaması aracılığı ile anket uygulanmıştır. Araştırma kapsamında 417 muhasebe meslek mensubuna ulaşılmıştır. Anketlerden elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Çalışmada muhasebe, muhasebe mesleği, meslek mensuplarının mesleğe bakışı, beklentileri ve sorunları detaylı bir şekilde yer almaktadır. Çalışmanın bulgular kısmında meslek mensuplarının sorunlarının ve beklentilerinin yüksek görülmüştür. Çalışmanın sonuç ve öneriler kısmında ise meslek mensuplarının başlıca beklentileri ile sorunlarına çözüm önerisi sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Muhasebe, Muhasebe Mesleği, Muhasebe Meslek Mensubu, Meslek Mensuplarının Mesleğe Bakışı, Meslek Mensuplarının Beklentileri, Meslek Mensuplarının Sorunları, Çözüm Önerileri.
Vatandaşların trafik ve kasko branşlarındaki hasar süreçlerine yönelik algılarının belirlenmesi (Uşak ili örneği)
Küreselleşmeye bağlı olarak ulusal ve uluslararası alanda rekabetin arttığı bir ortamda gerek şirketlerin hizmet kaliteleri konusundaki çalışmalar gerekse sigortalıların şirketlerin hasar süreçlerini yönetim biçimlerine ilişkin beklentileri değişmeye başlamıştır. Gerek ekonomik kayıpların yaşanmaması ve ülkedeki ekonomi dengelerinin bozulmaması gerekse de rekabet ortamında ayakta kalmayı başarmak için, sigorta firmalarının, müşterilerinin ne beklediği konusunda sürekli olarak araştırma yapmaları ve kendilerine buna göre yön vermeleri gerekmektedir. Bu çalışmada, vatandaşların trafik ve kasko branşlarındaki hasar süreçlerine yönelik algıları araştırılmıştır. Araştırmanın verileri anket tekniği ve kolayda örnekleme yöntemi ile elde edilmiştir. Ankette yer alan ölçekle bireylerin trafik ve kasko branşlarındaki hasar süreçlerine yönelik algı ve tutumları ölçülmüştür. Hasar süreçlerine yönelik algı ve tutumlar keşfedici faktör analizi ile ortaya çıkartılmıştır. Araştırmanın diğer değişkenleri trafik sigorta veya kasko durumlarına yönelik değişkenlerden oluşmaktadır. Keşfedici faktör analizi ile ortaya çıkartılan algı ve tutumlarla araştırma değişkenlerinin özellikleri (kategorileri) arasındaki uyumluluklar veya ilişkiler çoklu uyum analizi ile incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, eğitim düzeyi yüksek, evli ve kadın bireylerin sigorta sistemlerine daha fazla güvendiği, bunları faydalı bulduğu görülmüştür. Daha önce sigorta ürünü satın almış kimselerin suistimal algıları yüksektir. Bekar, erkek ve diğer katılımcılara göre genç olan kişilerin ise sigorta sistemlerine daha az güvendiği, bu sistemleri yavaş ve pahalı buldukları görülmüştür.
İndirgenmiş nakit akımları analizi ile firma değerleme: BİST otomotiv sektöründe bir uygulama
Günümüz finans dünyasının en fazla tartışılan konulardan biri şirket değerlemeleridir. Halka arz, birleşme, satın alma veya hisse senedi seçimlerinde analistler başta olmak üzere tüm piyasa aktörleri şirketlerin en doğru şekilde değerlerini tespit etmeye çalışmaktadır. Birçok şirket değerleme yöntemi bulunmasına karşın bunlardan en çok kullanılanı indirgenmiş nakit akımları yöntemidir. Bu yöntem şirketin gelecekte üretileceği düşünülen nakit akımlarını belirli bir iskonto oranıyla bugünkü değerine indirgeyerek şirket değeri hakkında bilgi sunmaktadır. Türkiye'de otomotiv sektörü, ekonominin lokomotif sektörlerinden biridir. Otomotiv sektörü hem yarattığı katma değer hem de istihdama katkısı açısından Türkiye ekonomisindeki rolü yadsınamaz. Otomotiv sektörü aynı zamanda diğer sektörlerin alıcısı veya tedarikçisi olması sebebiyle bu sektörlerinde gelişimi için stratejik öneme sahiptir. Bunların yanında cari işlemler dengesinde de kilit rol oynamaktadır. Bu çalışmanın amacı, en çok kullanılan firma değerleme yöntemlerinden olan indirgenmiş nakit akımları yöntemi ile Borsa İstanbul'da yer alan otomotiv şirketlerinin değerlemesini yapmaktır. Bunun için BIST'te yer alan beş otomotiv şirketinin 2014-2020 yılları arasındaki finansal tabloları kullanılarak gelecek projeksiyonları oluşturulmuştur. Çalışma sonuçları dört şirketin firma değerinin borsa fiyatlarına yakın ancak altında olduğunu, buna karşın bir şirketin firma değerinin ise borsa fiyatlarının üstünde olduğunu göstermiştir. Ancak firmaya serbest nakit akımları yönteminin tüm otomotiv şirketleri için anlamlı sonuçlar vermediği gözlenmiştir.
Melez ürünlerin ülke orijini boyutlarının tüketici değerlendirmelerine etkileri
Uluslararasılaşmanın getirdiği artan ürün çeşitliliği ve rekabet nedeniyle işletmelerin, pazarlama kararlarında tüketici istek ve beklentilerini temel almaları gerekmektedir. Kompleks bir yapıya sahip olan tüketici davranışları; psikolojik, sosyo-kültürel, demografik ve ekonomik pek çok faktörden etkilenmektedir. Uluslararası ticaretin artması ile birlikte bu faktörlere ek olarak ürün ülke orijini de tüketici satın alma kararlarında önemli bir faktör haline gelmiştir. Ülke orijini ürünlerin; üretildiği, markanın ait olduğu, montajlandığı ve tasarlandığı ülkeler ile ilgili tüketicilerin zihninde oluşan olumlu veya olumsuz çağrışımların bütünüdür. Literatürde ülke imajının tüketici satın alma kararları üzerinde etkili olduğu konusunda birçok araştırma bulunmaktadır. Bununla birlikte ülkelerin uyguladığı bazı politikalar, üretim maliyetleri, ulaşım koşulları, zaman vb. birtakım sebeplerden dolayı bir ürünün marka orijini, üretim ve/veya tasarım orijini ile aynı olmayabilir. Marka orijini ile tasarım ve/veya üretim orijini farklı olan bu ürünler melez (hibrit) ürünler olarak anılmaktadır. Literatürde ülke orijinlerinin tüketici satın alma kararına etkisini ayrı ayrı ele alan pek çok araştırma bulunsa da hibrit ürünlere ilişkin çalışma oldukça sınırlıdır. Bu nedenle bu araştırmada; hibrit ürünleri oluşturan marka, üretim ve tasarım orijinlerinin hem ana etkilerinin hem de ortaklaşa etkilerinin tüketici değerlendirmelerini hangi yönde etkilediği tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda Uşak Üniversitesi öğrencilerinden kolayda örnekleme yöntemi ile belirlenen toplam 400 öğrenciye yüz yüze anket uygulanarak araştırma verileri elde edilmiştir. Araştırma amacı doğrultusunda cep telefonu ve otomobil ürün kategorisi olarak seçilerek 4 farklı senaryo oluşturulmuştur. Senaryolarda marka orijini, üretim orijini ve tasarım orijini için de Almanya, İtalya ve Macaristan seçilmiştir. Tekrarlı Ölçüm ANOVA kullanılarak gerçekleştirilen veri analizi sonucunda cep telefonu ve otomobil için; marka, üretim ve tasarım faktörlerinin ana etkileri ile cep telefonu için marka-üretim ve marka-tasarım ortaklaşa etkilerin anlamlı olduğu görülmüştür. Buna karşılık otomobil için marka-tasarım ortaklaşa etkisi anlamlı iken marka-üretim ortaklaşa etkisi anlamlı bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Tüketici tercihleri, Ülke orijini, Melez ürünler, Tekrarlı ölçüm ANOVA
Kurumsal yönetimin Afrika'da firmaların finansal performansına etkisi: Ortak Hukuk (Common Law) ülkelerinin perspektifi
Bu çalışmanın temel amacı, kurumsal yönetim mekanizmalarının Afrika'daki borsaya kayıtlı şirketlerin finansal performansı üzerindeki etkisini incelemektir. Afrika'daki Ortak Hukuk ülkelerine özellikle önem verilmiştir. Bu çalışmada, Botsvana, Mısır, Gana, Kenya, Malavi, Moritiyus, Namibya, Nijerya, Güney Afrika Ülkesi, Tanzanya, Uganda, Zambiya ve Zimbabve dahil olmakla 13 ülkeden 156 şirketin kurumsal yönetim mekanizmaları ile finansal performansı arasındaki ilişkiyi analiz etmek için 2013'ten 2019'a kadar olan 7 yıllık döneme ait ülke başına 84 şirket olmak üzere toplam 1.092 şirket yılı gözlemi toplanıp, araştırmada ikincil veriler kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan bağımsız değişkenler, kapsamlı kurumsal yönetim endeksi (KYE) ve Yönetim Kurulu Alt Endeksi, Yönetim Kurulu Komiteleri Alt Endeksi, Pay Sahipleri Hakları Alt Endeksi ve Açıklama Alt Endeksi olamak üzere dört (4) alt endeksdir. KYE‟de, hem OECD Kurumsal Yönetim ilkelerini hem de Ortak Hukuk ülkelerinin en iyi uygulama kurallarının en önemli tavsiyelerini temsil eden toplam 50 öneri ibarettir. Bu çalışmada kullanılan bağımlı değişkenler, finansal performansın muhasebe ölçütleridir. İki muhasebe ölçütü kullanılmıştır, Bunlar; Aktif Kârlılığı (ROA) ve Özkaynak Kârlılığı'dır (ROE). Dışlanan yanlılığı (omitted bias) kontrol etmek için Kaldıraç, şirketin Büyüklüğü, Sermaye Yoğunluğu Oranı, şirketin Yaşı ve ikincil Borasada işlem Görme, kontrol değişkenleri olarak kullanılmıştır. Panel regresyon analizleri, bağımlı değişkenler ile bağımsız değişkenler arasında pozitif veya negatif bir ilişkinin olup olmadığını ve ayrıca ilişkinin anlamlı olup olmadığını tespit etmek için kullanılmıştır. Ayrıca, içselliği kontrol etmek için, sonuçların sağlamlık kontrolü açısından dinamik Genelleştirilmiş Momentler Yöntemi (GMM) kullanılmıştır. Çalışmada Afrika'daki şirketlerin kurumsal yönetim ile finansal performansı arasında önemli bir pozitif ilişki bulunmuştur. Ayrıca, Yönetim kurulu yapısı ve işlevleri, kurul komitesinin oluşumu ve bağımsızlığı, hissedarların haklarının korunması ve ilgili finansal ve finansal olmayan bilgilerin açıklanması, Afrika'daki kurumsal finansal performansla anlamlı ve önemli ölçüde pozitif ilişkili olduğunu bulunmuştur. Son olarak, Afrika'daki şirketler tarafından ilgili bilgilerin şeffaf bir şekilde açıklanmasının, diğer kurumsal yönetim mekanizmalarına kıyasla şirketlerin finansal performansı üzerinde en yüksek olumlu etkiye sahip olduğunu bulunmuştur.
Kendi kendine liderlik ve örgütsel vatandaşlık davranışı arasındaki ilişkide öz yeterliliğin aracı rolü
"Kendi kendine liderlik ve örgütsel vatandaşlık davranışı arasındaki ilişkide öz yeterliliğin aracı rolü" başlıklı yüksek lisans tez çalışması uygulamasının temel amacı tez çalışmasında ele alınan örgütlerdeki kendi kendine liderlik, örgütsel vatandaşlık ve öz yeterlilik duygu ve davranışlarının yurt dışı lojistik sektöründeki uygulaması gözetilerek örgüte sağladığı katkıyı değerlendirmek ve böylece kendi kendine liderlik, örgütsel vatandaşlık davranışında aynı zamanda öz yeterlilik duygusunun ne denli bireyler/çalışanlar/örgüt üyeleri üzerinde etki bıraktığını, örgüte somut katkısıyla birlikte ele almaktır. Bu tez çalışmasının araştırma bölümünde Ankara'da yurt dışı lojistik sektöründe faaliyet gösteren firmalarda çalışan 300 kişiye ulaşılmış ve anket çalışması yapılmıştır. Yapılan anket çalışmasının sonucunda elde edilen bulgulara göre kendi kendine liderlik ile örgütsel vatandaşlık davranışı arasında, kendi kendine liderlik ile öz yeterlilik arasında ve öz yeterlilik ile örgütsel vatandaşlık davranışı arasında pozitif yönde bir ilişki bulunmaktadır. Ek olarak kendi kendine liderlik ile örgütsel vatandaşlık davranışı ilişkisinde öz yeterliliğin kısmi aracılık rolü bulunmaktadır.
Toplumsal cinsiyet rol tutumları ve öz yeterliliğin tükenmişliğe etkisi
Geçmişten günümüze gelişen yaşam koşulları, sosyoekonomik ve toplumsal değişimler bireylerin daha fazla tükenmişliğe maruz kalmasına sebep olmaktadır. Bireylerin tükenmişlik düzeyleri örgütsel ve bireysel faktörlerden etkilenmekte olup, hem toplumsal hem de bireysel çıktıları açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bu çalışmada; toplumsal cinsiyet rol tutumları ve tükenmişlik arasındaki ilişkide, öz yeterliliğin düzenleyici rolü incelenmiştir. Çalışma Ankara ilinde görevli olan Uzman/ Uzman Yardımcısı ve yönetici pozisyonunda çalışan 200 kişi ile yürütülmüştür. Veri analizinde kullanılacak anketler çalışanlara mail yoluyla ulaştırılmıştır. Çalışmada SPPS 21, AMOS 22 kullanılmış ve araştırmanın hipotezleri SPSS Process (Model 1) kullanılarak regresyon analizleri ile test edilmiştir. Yapılan analizler ile elde edilen bulgular sonucunda çalışanların toplumsal cinsiyet rol tutumları ve tükenmişlik düzeyleri arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yani bireyin eşitlikçi cinsiyet rol tutumu arttıkça, tükenmişlik düzeyinin arttığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, toplumsal cinsiyet rol tutumları ve tükenmişlik ilişkisinde, öz yeterliliğin düzenleyici etkisinin olduğu anlaşılmıştır. Buna göre öz yeterliliğin değişkenler arasındaki ilişkinin yönünü değiştirdiği saptanmıştır. Araştırma bulguları sonuç bölümünde yorumlanmış, araştırmanın kısıtları ve önerilere yer verilmiştir.
Endüstriyel satın almada dijital teknolojilerin kabulü: TAM ve TOE modelleri kapsamında havacılık sektöründe bir uygulama
Satın alma ve tedarik zincirinde kullanılan dijital teknolojiler, süreçlerin verimliliğinin artırılması, risklerin en aza indirilmesi, tasarruf sağlanması, şeffaf, güvenilir ve denetlenebilir bir süreç kurgulanması gibi önemli faydalar sunmaktadır. Söz konusu faydalara rağmen, satın almada dijital teknolojilerin kabulüne ilişkin tutum, bireylerin risk algısı ve teknolojinin özelliklerine yönelik değerlendirmeleri çerçevesinde farklılık gösterebilmektedir. Bu çalışmada endüstriyel satın alma sürecinde dijital teknolojilerin kabul edilmesinde etkili olan unsurların Teknoloji Kabul Modeli (Technology Acceptance Model, TAM) ve Teknoloji-Organizasyon-Çevre modeli (Technology-Organization-Environment, TOE) kapsamında ortaya konması amaçlanmıştır. Bu çerçevede, göreceli avantaj, uyumluluk, karmaşıklık, algılanan risk ve organizasyonel yetkinlik değişkenlerinin algılanan fayda ve algılanan kullanım kolaylığı üzerindeki etkileri ile algılanan fayda ve algılanan kullanım kolaylığının tutum üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Veri, Türkiye'de havacılık sektöründe faaliyet gösteren ve satın alma süreçlerinde dijital teknolojileri aktif olarak kullanan işletmelerin satın alma birimlerinde çalışan 134 katılımcıdan anket yöntemiyle elde edilmiştir. Hipotezlerin test edilmesi amacıyla Yapısal Eşitlik Modellemesi kullanılmıştır. Analiz sonucunda, uyumluluk, göreceli avantaj ve organizasyonel yetkinliğin algılanan kullanım kolaylığı üzerinde; algılanan kullanım kolaylığı ve algılanan faydanın da tutum üzerinde pozitif etkilerinin olduğu ortaya konmuştur. Bunlara ek olarak karmaşıklığın algılanan kullanım kolaylığı ve algılanan fayda üzerinde; algılanan riskin, algılanan kullanım kolaylığı ve algılanan fayda üzerinde negatif etkiye sahip olduğu belirlenmiştir.
2008 kriz sürecinde çalışma sermayesini etkileyen muhasebe değişkenlerinin değerlendirilmesi
Çalışmada farklı sektörlerde aktif olarak faaliyet gösteren şirketlerin, küresel kriz döneminde çalışma sermayesi gereksinimlerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmanın analiz ufku olarak 2005 – 2015 yılları arası kullanılmıştır. 2005 – 2015 yılları arasındaki dönemin kullanılmasının sebebi 2008-2010 yılları arasında ABD'de konut kredilerine dayalı olarak ortaya çıkan ve tüm dünyada etkili olan küresel finansal kriz ve 2010-2012 yılları arasında etkisini gösteren Avrupa Borç Krizi dönemlerinde Türk şirketlerinin çalışma sermayesi gereksinimlerini etkileyen faktörlerin belirlenmek istenmesidir.
İşletmelerin dijitalleşmesi ve COVID-19 salgınına verdikleri tepki arasındaki ilişkinin ölçülmesi
Dünyayı etkisi altına Covid-19 salgını küresel bir krizdir ve ortaya çıktığı 2019 yılından itibaren işletmeler üzerinde derin bir tahribata neden olmuştur. Salgının beklenmedik bir biçimde ortaya çıkışı ve gidişatının öngörülemez oluşu sebebiyle faaliyetlerini sürdüremeyecek noktaya gelen çoğu işletme, salgınla mücadelede ciddi güçlükler yaşamış ve batma noktasına gelmiştir. Covid-19 salgını, yer yüzünde meydana gelen ne ilk ne de son küresel krizdir. Bu nedenle işletmelerin bu gibi krizlerle mücadeleye her daim hazırlıklı olması, varlıklarını devam ettirebilmeleri açısından son derece önemlidir. Dijitalleşme ise, bu tip krizlerle başa çıkmada önemli araçlardan birisidir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de işletmelerin dijitalleşmesi ile Covid-19 salgını sırasında salgına verdikleri tepki arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışmanın mevcut literatürden farkı, işletmeler açısından dijitalleşme ve Covid-19 salgın süreci arasındaki ilişkiyi ampirik olarak incelemesi bakımından bilinebildiği kadarıyla Türkiye'de yapılan ilk çalışma olmasından kaynaklanmaktadır. Bu çalışma kapsamında, Ankara'da faaliyet gösteren 123 adet işletmeden anket aracılığı ile veri toplanmıştır. Yapılan fark testleri neticesinde; işletmelerin dijital teknolojileri benimseme düzeyinin işletme ölçeğine göre, işletmelerin Covid-19 müdahale stratejilerini uygulama düzeyinin ise dijitalleşme derecesine göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Yapılan korelasyon ve regresyon analizi sonucunda ise; işletmelerin dijitalleşme düzeyleri ile Covid-19 müdahale stratejileri arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu ve dijitalleşme düzeyinin Covid-19 müdahale stratejisi üzerinde anlamlı bir etkisi olduğu saptanmıştır. Çalışmanın bulguları itibariyle literatüre ve uygulamaya katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Covid 19 pandemi sürecinde uzaktan çalışmada iş-yaşam dengesi ve iş doyumu: Bir kamu bankasında uygulama
Çalışma hayatı, sanayi devriminden günümüze kadar sürekli değişim göstermektedir. Sosyo -ekonomik nedenler, değişen teknoloji çalışma biçimlerini de etkilemektedir. Günümüzde ise beklenmeyen bir şekilde yayılan Covid 19 bulaşıcı hastalığı nedeniyle çalışma hayatı köklü bir değişime uğramak zorunda kalmıştır. Salgın süreci, uzaktan çalışma ya da tele çalışma olarak adlandırılan çalışma şeklinin artmasına neden olmaktadır. Türkiye'de belli sektörler haricinde neredeyse hiç kullanılmayan bu çalışma şekli hızla yaygınlaşmaktadır. Kurumlar ve firmalar için maliyeti minimize etmek amacıyla bu çalışma şeklini kalıcı hale getirmek istemektedir. Özellikle bankacılık sektöründe kalıcı olarak uzaktan çalışma süreçlerine geçiş yaşanmaktadır. Fakat bu süreç çalışanlar açısından iş yaşam dengesi sorunu da getirmektedir. Bu değişim nedeniyle bireylerin kişisel ve çalışma hayatları arasında bir denge kurma sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu sorunun çözümünde farklı arayışlara gidilmektedir. Bu çalışma içerisinde uzaktan çalışma sürecinde çalışanların iş yaşam dengesi iş doyum ele alınacaktır. Covid 19 pandemisinden itibaren uzaktan çalışma deneyimi yaşayan personellerin iş yaşam dengesini nasıl sağladığı ve iş doyumu ele alınacaktır. Bu çalışmanın birinci bölümünde çalışma kavramı, çalışma kavramının geçirdiği değişim ve uzaktan çalışma kavramı üzerinde durulacaktır. İkinci bölümde ise iş- yaşam dengesi kavramı anlatılacaktır. İş-yaşam dengesi tanımlanmış, iş-yaşam dengesine etki eden faktörler ve bireyin iş yaşam dengesini sağlamaya yönelik çabaları, iş yaşam dengesi sağlanamadığında ortaya çıkan çatışma incelenecektir. Üçüncü bölümde ise iş doyumu ele alınacaktır. Uzaktan çalışma sürecinde iş doyumunun nasıl sağlandığı, iş yaşam çatışması ve iş doyumu ele alınacaktır. Bu çalışmada uzaktan çalışma sürecinde personellerin iş yaşam dengesi ve iş doyumu incelenektir. Uygulama alanı olarak bir kamu bankası seçilmiştir. Daha önce yapılan çalışmaların özel sektörde yapılması nedeniyle kamu bankası seçilmiştir. Litaretüre katkı sağlamak amacıyla çalışma kamu sektöründe yapılacaktır. Anahtar kelimeler: Uzaktan çalışma, iş-yaşam dengesi, evden çalışma, kamu bankası
Turizm sektöründe müşterinin olumsuz davranışını etkileyen faktörler: 4, 5 yıldızlı otellerde bir araştırma
Bu çalışmanın amacı turizm sektöründe özellikle otelcilik alanında karşılaşılan müşterinin olumsuz davranışlarını hangi faktörlerin etkilediğini belirlemeye çalışmaktır. Bu amaç doğrultusunda müşterinin olumsuz davranışlarını etkilediği ifade edilen; çalışanın algılanan olumsuz davranışları, algılanan hizmet tatminsizliği, sosyal istenirlik ve müşterinin geçmişteki olumsuz davranışları arasındaki ilişki ölçülmektedir. Çalışmanın amacına uygun olarak belirlenen hipotezleri test etmek için kullanılacak veriler, nicel araştırma tekniklerinden birincil veri toplama yolu olan anket yöntemi ile toplanmıştır. Bu amaçla, 4 veya 5 yıldızlı otellerde konaklamış olan 396 müşteriyle anket gerçekleştirilmiştir. Anket sonucunda sorulara verdikleri cevaplar ile olumsuz müşteri davranışı gösterdiğini kabul eden 233 müşterinin verileri analiz edilmiştir. Çalışma sonucunda çalışanın algılanan olumsuz davranışlarının, müşterinin olumsuz davranışı üzerinde etkisi bulunmamaktadır. Çalışanın algılanan olumsuz davranışları algılanan hizmet tatminsizliğini olumlu yöne etkilemektedir. Algılanan hizmet tatminsizliğinin müşterinin olumsuz davranışlarını artırmaktadır. Diğer taraftan algılanan hizmet tatminsizliğinin, çalışanın olumsuz davranışları ile çalışanın algılanan olumsuz davranışları arasında bir aracılık rolü bulunmamaktadır.